Kategori: Haberler ve Gündem

İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı

irpc

Türkçe’ye çevirisi IPR Gezgini’nin yeni yazarı Avukat Selin Kaledelen tarafından yapılan “İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı” (Internet Rights & Principles Charter), İnternet Hak ve İlkeleri Dinamik Koalisyonu (The Internet Rights and Principles Dynamic Coalition) tarafından hazırlanmıştır.

“İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı”nın Türkçe çevirisine http://internetrightsandprinciples.org/site/wp-content/uploads/2014/08/IRPC_Booklet_Turkish_final.pdf bağlantısından erişebilirsiniz.

İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı’nın amacı anlaşılabilir/farkedilebilir bir bağlamda uluslararası insan haklarının sanal ortamda elde edilmesinin ve gelişmesinin sağlanmasıdır. Üç ana hedefin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır:

  • İnternetin tasarımı erişimi ve dünya çapındaki kullanımı hususlarında farklı hak sahiplerinin öncelikleri arasında diyalog ve işbirliği için referans noktası sağlamak.
  • Global, ulusal ve yerel boyutlardaki internet yönetimi için hak odaklı normlar ile internet politikaları için verilecek kararlar nezdinde güvenilir bir metin oluşturmak.
  • Devletler işletmeleri ve sivil toplum kuruluşları için insan hakları odaklı internet için karar mekanizmaları ve uyarı araçları oluşturmak.

İnternet Hak ve İlkeleri Dinamik Koalisyonu, uluslararası birey ve kuruluşlarla açık iletişim ağı olan, sanal ortamda kural koyucu ülkeler nezdinde faaliyet gösteren bireyleri destekleyen bir birliktir. 2008 yılından beri İHİDK, hak temelli bir internet yönetimi gerçekleştirmek üzere bölgesel olduğu kadar global toplantı ve etkinliklerde de aktif olarak rol oynamaktadır. İHİDK içerisinde her meslek grubu ve statüden bireyler ve kuruluş/örgütler yer almaktadır. Bugüne kadar İHİDK’nin ana çalışması insan haklarını internet ortamına aktarması olmuştur. Bunun nedeni, internet hak ve ilkeleri çerçevesinde paylaşıma açık olan mobilizasyon platformununun farkındalığını arttırmaktır. Yol gösterici belge niteliğinde olan İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şart’ı (Charter of Human Rights and Principles for the Internet, http://internationalbillofhumanrights.com) Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi (Universal Decleration of Human Rights) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi de dahil olmak üzere (UN Internetional Bill of Human Rights) tamamlayıcı her türlü mevzuatı kapsamaktadır. Yukarıda yer verilen bağlantıda bilgilerinize sunulan kitapçık söz konusu olan iki dokümanı da içermektedir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin internet ortamına uyarlanmış hali olarak adlandırılabilecek “İnternette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı”nı tüm IPR Gezgini okurlarının dikkatle değerlendirmesini ve çevresine yaymasını öneririz.

Av. Selin KALEDELEN

İç Pazar Uyumlaştırma Ofisi (OHIM)

Selin.KALEDELEN@ext.oami.europa.eu

“Ateistler Hadi Bunu da Açıklayın” – Dindarlık Düzeyi ve Dijital Korsanlık Tercihi Arasındaki İlişki

piracy

Yazının başlığı internet dünyasını yakından takip etmeyenlere tuhaf ve saldırgan gelmiş olabilir. Bu nedenle ilk olarak, “Hadi Ateistler bunu da açıklayın” ifadesinin internette tartışmalarda ateistlerden açıklama talep edildiğinde kullanılan sorgulayıcı bir ifade olduğunu, ancak ifadenin sonradan yaygınlaşarak karikatürize edilmiş – dalga geçilen bir kullanım kalıbı haline geldiğini belirtmek yerinde olacak.

İlgi çekme dışında bir amacı olmayan başlığı bir tarafa bırakarak, bize oldukça ilginç gelen bir bilimsel araştırma hakkındaki haberi aktaralım.

Torrent Freak sitesinde yer alan ve https://torrentfreak.com/god-can-stop-piracy-research-finds-160207/ bağlantısından erişebileceğiniz habere göre yeni yapılan bir bilimsel araştırma “korsan ürün tercihi ile dindarlık” arasındaki bağlantıyı araştırmaktadır. “Dindarlık ve Dijital Korsanlık: Bir Ampirik İnceleme” başlıklı bilimsel araştırma Riza Caisdy, Ian Phu ve Michael Lwin tarafından yayınlanmıştır (bkz. http://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/15332969.2015.1112172).

Araştırmanın tüm metninin ücretli abonelik gerektiren Taylor & Francis Online sitesinden görülmesi mümkün olmakla birlikte, siteye aboneliğim olmadığı için maalesef araştırmayı inceleme fırsatım olmadı. O nedenle Torrent Freak sitesinde yer alan haberi esas alarak araştırmanın sonuçlarını okuyucularımıza kısaca iletmek istiyorum. Açıklamalara geçmeden önce, dijital korsanlıkla kast edilenin internetten izinsiz film, kitap, dizi, vb. indirmek olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

Araştırma, Endonezya’da bulunan oldukça büyük bir kilisenin cemaati arasında yapılmıştır. Araştırmacılar, öncelikle kilise cemaatini inançlarının güçlülüğüne göre gruplara ayırmıştır. Araştırmada, katılımcılara dini inançlarla korsan ürünlere yaklaşım arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını ölçmeye yönelik sorular yöneltilmiştir.

Ortaya çıkan ilk sonuç, katılımcıların korsan ürünlere yaklaşımı ile dini inançlarının gücü arasında korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Buna göre, daha dindar olan kişilerin dijital korsanlığa karşı daha olumsuz görüşleri bulunmaktadır. Araştırmacıların ifadeleriyle; “Beklentilerimize uygun olarak, daha dindar katılımcıların dijital korsanlığa karşı, daha az dindar katılımcılara kıyasla, güçlü bir tutumu olduğu ortaya çıkmıştır.” Korsanlığa karşı oluşan genel tutumu ortaya çıkartmak için sorulan sorular, korsancılığın müzik endüstrisini etkileyip etkilemediği, hukuka aykırı olup olmadığı, vb. içeriktedir.

Katılımcılara yöneltilen bir diğer soru grubu ise, korsanlığa karşı davranış biçiminin dışsal etkiyle değişip değişmediğini ölçmeye yöneliktir. Bu davranış biçimini ölçmek için katılımcılara, korsan ürünlere karşı yaklaşımlarının X adlı dış etkenden gelecek yönlendirmeye göre değişip değişmeyeceği sorulmuştur. X dış etkeni farklı sorularda, arkadaşlar, rahip, din, Tanrının kendisi olarak tanımlanmıştır.

Araştırma sonucunda, yalnızca Tanrının kendisinin insanların korsan ürünlere karşı yaklaşımında güçlü bir etki doğurabileceği görülmüştür: “Bu çalışmada esas alınan dört referans noktasından (arkadaşlar, rahip, din, Tanrının kendisi) yalnızca Tanrının kendisinin katılımcıları korsan ürün almaktan vazgeçirebilecek derecede güçlü etkiye sahip referans olduğu ortaya çıkmıştır.”

Tanrı; daha az dindar, orta derecede dindar ve yüksek derecede dindar kişilerin tamamının davranışlarını etkileyebilecek konumdadır ve en güçlü etkiyi en dindar kişiler üzerinde ortaya çıkartmaktadır. Bununla birlikte oldukça ilginç biçimde, en dindar kişiler bile rahip veya din tersini söylese de, korsan ürünlere karşı olumlu tutumlarını değiştirmeyecektir. Araştırmada çıkan bir diğer sonuç, rahip ve din dış etkenlerine göre ortaya çıkan davranış biçimlerinin birbirinden farklılaşmadığı ve bu iki dışsal etkenin etkisinin katılımcıların dindarlık derecesine göre değişmediğidir.

Araştırmacılara göre bu durum birçok kişinin korsancılığı etik dışı bir davranış olarak görmemesiyle ilgilidir. Diğer başka araştırmalarda da ortaya çıktığı üzere katılımcılar korsancılığı genellikle günahkar bir davranış biçimi olarak görmemektedir. Araştırmacıların ifadesiyle; “Önceki çalışmalarından da gösterdiği üzere dijital korsanlık yapan kişilerin çoğunluğu, korsanlığı yasadışı veya etik dışı bir davranış olarak değerlendirmemektedir. Amerikalı gençlerin yalnızca %10’u dijital korsanlığın ahlaki olarak yanlış olduğuna inanmaktadır.” Araştırmacıların, bu duruma karşı önerisi dijital korsanlığa karşı ahlaki değerlerin küçük yaşlardan itibaren gençlere aşılanmasıdır: “Dini kuruluşlar, eğitim kurumlarıyla birlikte dijital korsanlık hakkında güçlü bir mesaj iletmek için çalışabilirler.”

Görülen o ki, araştırma sonucuna göre, ne din adamları ne de din, dijital korsanlığı engelleme konusunda etki sahibi değil, inananlar dijital korsanlıktan sadece Tanrı’dan doğrudan iletilecek bir mesaj üzerine vazgeçecek gibi gözüküyorlar. Aslında yazının başlığını “Ateistler hadi bunu da açıklayın” olarak seçmiş olsak da, araştırma gördüğünüz üzere sadece inanç sahibi olanlar üzerinde yapılmış ve ateistlerle herhangi bir ilgisi yok. Araştırmanın kendisini görmemiş olsam da, katılımcı grubunda Tanrı inancı olmayanlar bulunmadığı sürece, dini inançlar ile dijital korsanlık arasındaki bağlantıyı ortaya koymak bana pek mümkün gözükmedi. Bu tip bir araştırmanın ülkemizde yapılması da muhtelemen ilginç sonuçlar ortaya koyacaktır.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2016

unsalonderol@gmail.com  

 

 

“Monkey Selfie” Tartışması – Hayvanlar Telif Hakkı Sahibi Olabilir mi?

monkeyselfie5

 

Uzun süredir hakkında yazmaya niyetlendiğim, ancak bir türlü sırası gelmeyen “Monkey Selfie” tartışmasını bugün IPR Gezgini okuyucularına aktarmak istiyorum.

2014 yılından bu yana fikri mülkiyet dünyasını meşgul eden bu sevimli tartışma, hayvan hakları savunucusu PETA örgütünün de taraflar arasında yerini almasıyla oldukça ilginç bir hal almıştır. Ülkemizde basında da yer bulan bu tartışmayı IPR Gezgini’nin atlamasının doğru olmayacağını düşünerek öncelikle olayı kısaca özetlemek istiyorum.

2011 yılında İngiliz doğa fotografçısı “David Slater”, Makak cinsi maymunların fotoğraflarını çekmek amacıyla Endonezya’ya gider. Slater çekimler sırasında, -kendi iddiasına göre- bilinçli olarak tripod üzerinde kamerasını ayarlar ve uzaktan çekim yapmayı sağlayacak kumandayı maymunların erişebileceği bir noktaya bırakır. Dişi bir makak maymunu kumandaya yanaşır ve kendisinin birkaç fotoğrafını çeker. (Slater’ın iddiası bu yönde olsa da, diğer iddia maymunların Slater’ın başıboş bıraktığı ekipmanla oynarken kendi fotoğraflarını çektiği yönündedir.)

Slater ülkesine döndüğünde, maymunun çektiği birkaç fotoğrafı “Monkey Selfie (maymun özçekimi)” adıyla yayınlar ve fotoğrafların yayın lisansını “Caters News Agency” isimli bir ajansa verir. Slater’a göre, fotoğrafları maymun çekmiş olsa da, fotoğraf makinesini o amaçla kendisinin ayarlamış olması, açı – donanım gibi hususları kendisinin tasarlamış olması, çekimin kendisinin gözünü önünde olması ve fikrin kendisine ait olması nedenleriyle, fotoğrafın telif hakları kendisine aittir ve fotoğrafın lisansını vermesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.

Slater’ın maymunlarla birlikte bir fotoğrafı (maymun tarafından çekilenlerden değil) aşağıdadır:

slater

Fotoğrafların ilgi görmesinin ardından olaylar gelişir.

Wikipedia bağlantılı sitelerinden birisi olan Wikimedia Commons fotoğraflardan en çok ilgi göreni (yazının başındaki fotoğrafı) 2011 yılında online koleksiyonuna ekler. Bilmeyenler için Wikimedia Vakfı‘nın bir projesi olan Wikimedia Commons’ın; kullanımı serbest olan resim, ses ve diğer çoklu ortam belgelerinin deposu olduğunu, bu depoya yüklenen belgelerin, Wikimedia sunucularındaki diğer tüm ortamlarda kendi belgeleriymiş gibi kullanılabildiğini belirtmek yerinde olacaktır.

Slater, fotoğrafın telif haklarının kendisine ait olduğu, fotoğrafın Wikimedia Commons’a konulmasının ardından kullanım için kimsenin kendisine ödeme yapmadığı ve dolayısıyla finansal kayba uğradığı iddialarıyla Wikimedia Vakfı’na başvuruda bulunur ve fotoğrafın kaldırılmasını talep eder.

Wikimedia Vakfı, Slater’ın fotoğrafı çeken kişi olmadığını belirterek, Slater’ın telif hakkı sahibi olamayacağını öne sürer ve fotoğrafı Wikimedia Commons’tan kaldırmaz.

Wikimedia’ya göre, insan olmayanların telif hakkı sahibi olması mümkün değildir, dolayısıyla Wikimedia fotoğrafı aşağı notla birlikte yayınını sürdürür: “Bu dosya, bir hayvana ait bir eser olduğundan ve telif hakkına sahip olabilecek eser sahibi bir insan olmadığından kamu mülkiyetindedir.” https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Macaca_nigra_self-portrait_(rotated_and_cropped).jpg

monkeyselfie2

 

Belirtilen nedenlerle Wikimedia Vakfı, Slater’ın talebini kabul etmez. Bu aşamada, tartışma fikri mülkiyet camiasının ilgisini çekmeye başlar ve gelişmeler üzerine Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakkı Ofisi, inceleme kılavuzunu güncelleyerek takip eden değerlendirmeyi kılavuzuna ekler: “Eser sahipliğine konu olabilecek bir eserden bahsedilmek için eserin bir insan tarafından yaratılmış olması gerekir. Bu şartı yerine getiremeyen eserler telif hakkına konu olamaz.” (http://copyright.gov/comp3/chap300/ch300-copyrightable-authorship.pdf , bkz. s.22). Bu noktada durum için verilen örnekler arasında “Bir maymun tarafından çekilmiş selfie.” örneğinin yer aldığı da belirtilmelidir.

Konu hakkında görüş bildiren fikri mülkiyet uzmanları da görünüşe göre bölünmüş durumdadır: Bir grup uzmana göre, fotoğrafçı kamerayı kurmuş, tripodu yerleştirmiş, dolayısıyla ışık ve sahneyi seçmiştir, maymunun tek yaptığı düğmeye basmaktır, dolayısıyla eğer fotoğrafçı tüm bu işleri maymuna bu fotoğrafı çektirmek niyetiyle yapmışsa telif hakkı fotoğrafçıya ait olmalıdır. Buna karşın fotoğrafçı bu işlemleri bu niyetle yapmadıysa fotoğrafçının telif hakkından bahsetmek mümkün olmayacak ve eserin sahipliğinin tamamen maymuna ait olduğunu söylemek gerekecektir. Üçüncü görüşe göre ise, maymunun telif hakkı sahibi olma ehliyeti bulunmamaktadır, aynı şekilde fotoğrafçı da eserin sahibi değildir, dolayısıyla kimseye ait değildir ve kamu mülkiyetindedir. Bu ilginç tartışma hakkındaki detayları http://ipkitten.blogspot.com.tr/2015/09/it-could-only-happen-in-america-peta.html ve http://ipkitten.blogspot.com.tr/2014/08/the-case-of-black-macaque.html bağlantılarından görebilirsiniz.

Tüm bu tartışmalar devam ederken bir anda PETA (Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler Örgütü) da devreye girer. (Bu duruma internet jargonunda sanırım “Diego dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık.” deniyor.)

PETA, 22 Eylül 2015 tarihinde A.B.D. Kuzey Kaliforniya Bölge Mahkemesi’nde bir dava açar. PETA’nın talebi, fotoğrafa ilişkin telif haklarının maymuna verilmesi ve fotoğraftan elde edilecek gelirleri maymun adına PETA’nın yönetmesidir. Elde edilecek gelir ise, eser sahibi maymun ve diğer makak maymunlarının Sulawesi rezerv alanındaki yaşam şartlarının iyileştirilmesi için kullanılacaktır.

PETA’nın açtığı davada, davalılar fotoğrafçı David Slater ve yayıncısıdır. Davanın konusu ise selfieyi çeken (Naruto ismi takılan) maymunun telif haklarının ihlal edilmesidir. Bu davaya karşı davalı avukatının yaptığı savunmalardan birisi ise olayı iyice komikleştirmiştir. Avukata göre, adına dava açılan Naruto, selfieyi çeken maymun değildir, şöyle ki Slater’ın notlarına göre selfie çeken maymun dişidir, ancak PETA’nın dilekçesindeki davacı Naruto erkek bir maymundur. Dolayısıyla, davalıya göre PETA davayı yanlış maymun adına açmıştır. Slater’ın avukatının dilekçesi PETA ile dalga geçen argümanlarla doludur.

Dava, 28 Ocak 2016 tarihinde görülür ve hakim William Orrick davanın reddine karar verir. Hakime göre, mevcut mevzuat çerçevesinde hayvanlar telif hakkı sahibi olamaz.

PETA avukatı Jeff Kerr karara karşı yaptığı yorumda mücadeleden vazgeçmeyeceklerini ve kararı temyiz edeceklerini belirtir. “Bu yenilgiye rağmen, hukuki olarak bir zafer kazandık, şöyle ki federal bir mahkeme önünde Naruto’nun başkasının mülkiyetinin parçası olarak görülmesini değil, kendisinin telif hakkı sahibi olarak görülmesi gerektiğini savunduk… Bu dava aynı zamanda kendi kazançları için hayvanları sömürenlerin ikiyüzlülüğünü ortaya koymaktadır.” (http://www.dailymail.co.uk/news/article-3388623/We-ll-definitely-APE-peal-Monkey-selfie-legal-team-vow-fight-judge-rules-animal-t-copyright-famous-photograph.html)

Mahkeme kararını okumak isteyenlerin http://www.courthousenews.com/2016/01/29/monkey%20selfie.pdf bağlantısından karara erişimi mümkündür.

Naruto’nun davacı olarak anıldığı kararın ilk sayfasını tarihi bir belge olarak IPR Gezgini’nde biz de yer verelim.

monkeyselfie3

Temyiz Mahkemesi’nin kararını merakla beklediğimizi şimdiden belirtelim.

Slater’ın atacağı bir sonraki adım muhtemelen Wikimedia Vakfı’na karşı A.B.D.’nde telif hakkı ihlali davası açmak olacak, o davayı da merakla bekliyoruz.

Böylesine yaratıcı argümanlarla dolu ve inovatif (!) davaların ülkemizde de görülmesini umut ediyoruz.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2016

unsalonderol@gmail.com  

“Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” Semineri Gerçekleştirildi ve Seminer Sunumları MAPADER Sitesinde Yayınlandı

IMG_1133

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) ve Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Turkey) işbirliğiyle düzenlenen “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” semineri 22 Ocak 2016 tarihinde Türk Patent Ensitüsü‘nün (TPE) evsahipliğinde Ankara’da TPE Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Olumsuz hava koşullarına rağmen şehir dışından gelenler dahil olmak üzere çok sayıda dinleyicinin katıldığı seminer oldukça dikkat çekti.

IMG_0832

Seminer hakkında MAPADER sitesinde yayınlanan habere http://www.mapader.org/#!seminer22ocak/ch2u bağlantısından, seminerde yapılan sunumlardan sahipleri tarafından yayınına izin verilen sunumlara ise https://drive.google.com/a/mapader.org/file/d/0BzcN0UGjkmdGNUxDUEUtOVlOX1k/view?pref=2&pli=1 bağlantısından erişilmesi mümkündür.

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

IPR Gezgini Arşivi

archivo

 

IPR Gezgini‘nde şu ana dek yayınlanmış tüm yazıların koleksiyonuna http://wp.me/P43tJx-1P bağlantısından veya IPR Gezgini anasayfasında “Makaleler – Denemeler” sekmesinden erişebilirsiniz.

Bilgilendirme ve duyuru amaçlı birkaç tanıtıcı yazıyı hariç tutarsak IPR Gezgini’nde şu ana dek 225 yazı yayınlanmıştır.

Bu yazıların 27’si Gülcan Tutkun Berk’e, 4’ü H. Tolga Karadenizli’ye, 1’i Bekir Güven’e, kalan 193’ü ise Önder Erol Ünsal’a aittir.

Yazılarımızın birçok metinde, dava dilekçesinde, bilirkişi raporunda kullanıldığını biliyoruz ve bu amacımıza ulaştığımız anlamına geliyor. Yapılan alıntılarda kaynak belirtildiği zaman bizi daha da teşvik etmiş oluyorsunuz, bundan dolayı bize atıfta bulunanlara teşekkür ediyoruz ve tüm alıntılarda yazarlara ve siteye atıfta bulunulmasını umuyoruz.

Yukarıda verdiğimiz bağlantıyı kullanmak istemeyenler için yazı koleksiyonumuzu aşağıya kopyalıyoruz.

Bizi izlemeye devam edin!

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

(Yazarların ismi yazıların yanında belirtilmiştir, yazar adı belirtilmemiş tüm yazılar Önder Erol Ünsal‘a aittir.)

  • Sloganlardan Oluşan Markaların Ayırt Edici Niteliği –  Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Innovation for the Real World” kararı (T-515/11) http://wp.me/p43tJx-2
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Colloseum v. Levi Strauss” Ön Yorum Kararı  –  Bileşke Markalarda Gerçek Kullanım Sorunu http://wp.me/p43tJx-V
  • Korsan Parti Hareketi – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasında Aşırılığa Karşı Toplumsal Tepki http://wp.me/p43tJx-1a
  • Soyadlarının Marka Olarak Tescil Edilebilirliği Konusunda A.B.D. Mevzuatında Yer Alan Düzenleme ve USPTO Uygulama Esasları http://wp.me/p43tJx-2f
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Tescil Başvurularının Tespit Edilmesinde Uygulanabilecek Bazı İlkeler Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Ön Yorum Kararı (C-320/12) http://wp.me/p43tJx-2l
  • Günlük Yaşama Ait Terimlerin Ayırt Edici Niteliği – Birleşik Krallık’ta “The Works” ve “The Basics” Kararları http://wp.me/p43tJx-2q
  • Ses Markalarının İşlevsel Niteliğinin Belirlenmesine İlişkin Değerlendirme İlkeleri – USPTO Temyiz Kurulu “SUTRO” Kararı http://wp.me/p43tJx-2t
  • OHIM Temyiz Kurulu “Tony Montana” Kararı – Kurgu Karakterlerin İsimlerinden Oluşan Markalar ile Telif Haklarının İhtilafı ve Kötü Niyetli Başvuru Sonucu Tescil Edilmiş Markalar Hususu http://wp.me/p43tJx-2y
  • Adalet Divanı “Céline” kararı (C-17/06) –  Tescilli Markanın Üçüncü Kişiler Tarafından Ticaret Unvanı, Şirket veya Dükkan İsmi Olarak Kullanımı ve Taslak Direktifle Öngörülen Düzenleme http://wp.me/p43tJx-2C
  • İhtilaf Dışı Üçüncü Kişiler Adına Önceden Tescilli Markaların Karıştırılma İhtimaline Etkisi – A.B.D. Örneği http://wp.me/p43tJx-2J
  • “du Pont” Faktörleri – Karıştırılma Olasılığının Tespitinde A.B.D.’nde Kullanılan Testler http://wp.me/p43tJx-2M
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Uluslararası Marka Tescillerinde Sınıflandırma Sorunları http://wp.me/p43tJx-2O
  • Madrid Protokolü Yoluyla Uluslararası Marka Tescil Sistemi http://wp.me/p43tJx-2Q
  • Adalet Divanı “Bravo” kararı çerçevesinde Topluluk Marka Direktifi 3(1)(d) bendinin analizi ve 556 sayılı KHK 7/1-(d) bendi ile içerik karşılaştırması http://wp.me/p43tJx-2U
  • Tescilsiz Markalara Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Sağlanan Koruma ve Kapsamı http://wp.me/p43tJx-2Z
  • Muvafakat Mektubu (Letter of Consent) Üzerine Tescil Sorunu http://wp.me/p43tJx-35
  • “Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a
  • Elimizde Karıştırılma İhtimali Kalmamış, Onun Yerine Size İlişkilendirilme İhtimali Verelim http://wp.me/p43tJx-3g
  • Marka İncelemesinde Mutlak Ret Nedenleri http://wp.me/p43tJx-3j
  • Topluluk Marka Hukuku http://wp.me/p43tJx-3o
  • Topluluk Markası Sistemi http://wp.me/p43tJx-3s
  • Nicé Sınıflandırmasının Genel Yapısı, Etkisi ve Sınıflandırma İlkeleri http://wp.me/p43tJx-3y
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Esas Tescile veya Başvuruya Bağımlılık http://wp.me/p43tJx-3C
  • “Kapatmak” ve “Veni Vidi Vici” http://wp.me/p43tJx-3G
  • Paris Sözleşmesi Birinci Mükerrer Altıncı Maddesi Anlamında Tanınmış Markalar – “Sınai Mülkiyetin Korunması Hakkında Paris Sözleşmesi’nin Uygulamasına ilişkin Rehber”de Maddenin Analizi http://wp.me/p43tJx-3O
  • Marka Kanunları Hakkında Singapur Andlaşması – Andlaşmanın Amacı, Geçmişi ve Yapısı http://wp.me/p43tJx-3U
  • “Streamserve” kararı – Aynı Markanın Farklı Ülkelerde Önceden Tescil Edilmesi Hususunun ve İnceleme Ofisinin Önceki Kararlarının Marka İncelemesine Etkisi – http://wp.me/p43tJx-3Y
  • Paris Sözleşmesi’nin Dördüncü Mükerrer Altıncı Maddesine (Article 6quinquies) Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Organı Tarafından Getirilen Yorum http://wp.me/p43tJx-42
  • Irkçı – Ayrımcı Kelimelerden / Sembollerden Oluşan Markalar ve Kamu Düzenine Aykırılık – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “PAKI” kararı ve Türkiye Özelinde Bazı Görüşler http://wp.me/p43tJx-4c
  • Ayırt Edici Nitelikten Yoksun ve Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesi – Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-90/11 sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-4k
  • “What About Transits?” – Transit Mallar Hakkında Adalet Divanı’ndan Geç Kalmış Yanıt http://wp.me/p43tJx-4p
  • OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal) hakkında http://wp.me/p43tJx-4s
  • Tanınmışlık Benzer Marka Değerlendirmesini Ne Derecede Değiştirebilir? “NC NICKOL & NIKE Kararı” http://wp.me/p43tJx-4w
  • “Tosca Blu” ve “El Corte Ingles” Kararları ve Tanınmış Markaların Adalet Divanına göre Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-4C
  • Kullanım Sonucu Kazanılmış Ayırt Edicilik İddiasının İspatlanmasında Tüketici Anketleri – İsviçre’den bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4H
  • Marka İtirazlarında Açık Büfe veya Fiks Menü Tarifeler http://wp.me/p43tJx-4L
  • Üç Boyutlu Markalarda Grafik Gösterim ve Ayırt Edici Nitelik Tartışması  – Almanya’dan bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4R
  • Bir Marka Türü olarak “Marka Serileri” http://wp.me/p43tJx-4U
  • Sabel v. Puma ; Canon v. MGM ; Lloyd Schuhfabrik Meyer v. Klijsen Handel ; Marca Mode v. Adidas Davaları ve Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesinin Temel İlkeleri http://wp.me/p43tJx-4Y
  • “IP TRANSLATOR” Davası ve Nicé Sınıflandırmasında Sınıf Başlıklarının Kapsamı Sorunu http://wp.me/p43tJx-54
  • IP TRANSLATOR I – İlahlar Böyle İstedi – C-307/10 sayılı ECJ Kararı http://wp.me/p43tJx-59
  • IP Translator II – OHIM Reaksiyonu yani 2/12 sayılı OHIM Başkanlık Genelgesi http://wp.me/p43tJx-5i
  • IP Translator III – Birinci Dalga Eleştiriler http://wp.me/p43tJx-5o
  • IP Translator IV – “Sınıf Kapsamları” Çalışması – Avrupa Birliğinde Sınıf Başlıklarının Revizyonu Projesi http://wp.me/p43tJx-5u
  • IP Translator V – Alman Patent ve Marka Ofisinin Reaksiyonu http://wp.me/p43tJx-5z
  • IP Translator VI –  AB Üyesi Ülkelerin ve OHIM’in “IP Translator” Kararının Uygulamasıyla ilgili Ortak Bildirisi http://wp.me/p43tJx-5D
  • Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor – Peki Katı Marka Uzmanları Ne Oluyor? http://wp.me/p43tJx-5H
  • Madrid Protokolü kapsamındaki Uluslararası Marka Başvurularına ilişkin Ret Kararları, İlgili Düzenlemeler ve Süre Limitleri http://wp.me/p43tJx-5L
  • Madrid Protokolü’nde Statü Bildirim Yazıları ve Kesin Karar Bildirimleri http://wp.me/p43tJx-5Q
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Royal Shakespeare” kararı – Tiyatro Yapımları
  • Madrid Protokolü Kapsamında Uluslararası Tescili Ulusal Başvuruya Dönüştürme (Transformation) İşlemi http://wp.me/p43tJx-5Z
  • SBB vs. Apple – İsviçre Demiryolları Saati İhtilafı http://wp.me/p43tJx-63
  • Avrupa Birliği İlerleme Raporu 2012 “Fikri Mülkiyet Hukuku” Kısmı – Sisyphos Söylencesinin Zirveye Yaklaşma Bölümü mü? http://wp.me/p43tJx-69
  • Avrasya Markası mı Geliyor? http://wp.me/p43tJx-6c
  • Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı? http://wp.me/p43tJx-6i
  • Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da “Pablo Emilio Escobar Gaviria” Başvurusu http://wp.me/p43tJx-6m
  • Gareth Bale Gol Sevincini Birleşik Krallık’ta Marka Olarak Tescil Ettirdi – Peki Benzer Gol Sevinçleri Ne Olacak? http://wp.me/p43tJx-6r
  • Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı http://wp.me/p43tJx-6y
  • “NUTELLA” mı yoksa “NUGTELLA” mı tercih edersiniz? http://wp.me/p43tJx-6B
  • HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme http://wp.me/p43tJx-6F
  • Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası http://wp.me/p43tJx-6K
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması http://wp.me/p43tJx-6N
  • OHIM Temyiz Kurulu “Sharbati” Kararı – Yabancı Dillerdeki Kelimelerin Tanımlayıcı Niteliğine İlişkin Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-6R
  • Adalet Divanı Birinci Derece Mahkemesi “Eurohealth” Kararı – Kapsayıcı Terimin İçeriğinin Yalnızca Bir Bölümüne İlişkin Tanımlayıcılık Hali http://wp.me/p43tJx-6W
  • Yabancı Dillerdeki Tanımlayıcı Markalar Hakkında USPTO Uygulaması – Yabancı Eşitler Doktrini http://wp.me/s43tJx-435
  • Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliğine İlişkin USPTO İnceleme Esasları http://wp.me/p43tJx-74
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Halloumi – Hellim” Kararı http://wp.me/p43tJx-79
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “3D eXam” Kararı – Tanımlayıcı Markalar Konusunda Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok http://wp.me/p43tJx-7f
  • PHOTOS.COM Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesinin Ayırt Edici Olmayan ve Tanımlayıcı Nitelikteki İnternet Alan Adlarından Oluşan Markalara Yönelik Değerlendirmesi http://wp.me/s43tJx-453
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Babilu” Kararı – “IP Translator” sonrası OHIM Başkanlık Genelgesi Uygulama Alanı Buluyor http://wp.me/p43tJx-7o
  • “Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma” (Max Planck Enstitüsü) – İstemediğiniz kadar bilgi ve veri http://wp.me/p43tJx-7t
  • AB Üyesi Ülkelerin Marka Tescil Sistemlerine İlişkin Bazı Temel Bilgiler http://wp.me/p43tJx-7x
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “FCI” Ön Yorum Kararı – Tescil Zırhı Önceki Markadan Kaynaklanan Hakların Uygulanmasını Engeller mi? http://wp.me/s43tJx-473
  • “Halloumi” Kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı Tarafından Onandı http://wp.me/p43tJx-7P
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı WINTERS v. RED BULL Kararı (C-119/10) – Hizmet Sağlayıcının Üçüncü Kişinin Talimatı Üzerine Benzer Markayı Kullanımı Hangi Tip Durumlarda Marka Sahibince Yasaklanabilir? http://wp.me/p43tJx-7T
  • A.B.D. Marka Hukukunda Esas Sicil ve Ek Sicil Ayrımı http://wp.me/p43tJx-7X
  • A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Topluluk Marka Ofisi (OHIM)’in Marka Tescil Başvuruları Hakkında Ret Kararı Oranları –  Harmonizasyon Bir Hayal mi? http://wp.me/p43tJx-82
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1) http://wp.me/p43tJx-8e
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2) http://wp.me/p43tJx-8q
  • OHIM Temyiz Kurulu, OHIM İnceleme Kılavuzuyla Ne Derecede Bağlıdır? Avrupa Birliği Adalet Divanının C-53/11 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-8u
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Bainbridge Kararı (C-234/06) – Bir Marka Serisine veya Marka Ailesine Dahil Olma Gerekçesiyle Karıştırılma veya Çağrıştırma İhtimali http://wp.me/p43tJx-8x
  • Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor http://wp.me/p43tJx-9q
  • OHIM Marka İnceleme Kılavuzu Güncelleniyor http://wp.me/p43tJx-9x
  • Ülke Bayraklarını Kısmen İçeren Marka Başvurularının Tescil Edilebilirliği Sorunu – Portekiz’den Winhouse Kararı http://wp.me/p43tJx-9G
  • OHIM Uygulaması – Mutlak Ret Nedenleri Kapsamında Reddedilen Markalara İlişkin İtirazlarda Kabul Edilmesi Mümkün Olmayan Argümanlar http://wp.me/p43tJx-9N
  • Bileşke Kelime Markalarında Kelime Unsurlarından Birisinin Önceden Tescilli Olması Durumunda Karıştırılma İhtimalinin Varlığı – Adalet Divanı “Medion v. Thomson” Kararı (C-120/04) http://wp.me/p43tJx-9S
  • Bileşke Kelime Markalarında Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi – Topluluk Marka Ofisi (OHIM) Uygulaması http://wp.me/p43tJx-a2
  • Tanınmış Tescilli Markanın Kullanımı v. İfade Özgürlüğü Çatışması – LEGO Markasının Kullanımı ile ilgili bir Örnek Olay http://wp.me/p43tJx-ah
  • Yabancı bir Ülkeden İnternet Üzerinden Alışveriş Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüzü Engeller mi? Adalet Divanı “Blomqvist v. Rolex” Önyorum Kararı (C-98/13) http://wp.me/p43tJx-au
  • Tanınmış Markanın Üçüncü Kişilerce Kullanımında “Haklı Neden” Kavramı – Adalet Divanı “Leidseplein Beheer v. Red Bull” Ön Yorum Kararı (C-65/12) http://wp.me/p43tJx-aF
  • Ahlaka Aykırı Kelimelerden Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Ficken” Kararı (T-52/13, T-54/13) http://wp.me/p43tJx-aO
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Vogue” Kararı – Kapsamı Belirsiz Terimler Bakımından Malların veya Hizmetlerin Benzerliğinin Değerlendirilmesi (T-229/12) http://wp.me/p43tJx-aU
  • A.B.D. Uygulamasında Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-b3
  • Morehouse Savunması – A.B.D. Uygulamasında Çok Taraflı İşlemlerde Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? (2) http://wp.me/p43tJx-b7
  • IP Translator VII – AB Üyesi Ülkeler ve OHIM’in İkinci ve Üçüncü Ortak Bildirileri – Nicé Sınıflandırması Sınıf Başlıkları Tabirlerinden Hangileri Yeterince Açık ve Kesin Değildir? http://wp.me/p43tJx-bf
  • Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Çalışabilecek En İyi Federal Bağlı Kuruluş Olarak Seçildi http://wp.me/p43tJx-bq
  • Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları http://wp.me/p43tJx-bt
  • İtiraz Dilekçesinde İnceleme Uzmanına Kişisel Saldırıda Bulunulması ve Ahlaka Aykırı Markaların Değerlendirilmesi – USPTO Temyiz Kurulu “FOK’N HURTS” Kararı http://wp.me/p43tJx-bB
  • “Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu http://wp.me/p43tJx-bJ
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Başvuruları Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararlarında Yer Alan Temel İlkeler http://wp.me/p43tJx-bQ
  • “Stop the Islamisation of America” Marka Tescil Başvurusu – Halkın Bir Bölümünü Aşağılayıcı Markalar Hakkında USPTO Temyiz Kurulu ve Federal Daire Temyiz Mahkemesi Kararları http://wp.me/p43tJx-bX
  • USPTO Temyiz Kurulu “SpiderGraph” Kararı – Başvuru Sahibinin Önceki Tarihli Tescilli Markasının Yeni Başvuruların İncelenmesine Etkisi http://wp.me/p43tJx-c3
  • Tek Rengi Münhasır Ayırt Edici Unsur Olarak İçeren Markaların Benzerliğine Dair Değerlendirme – USPTO Temyiz Kurulu “Cook Medical Technologies” Kararı http://wp.me/p43tJx-c8
  • Kişi İsim ve Soyisimlerinden Oluşan Markalarda Karıştırılma Olasılığı İncelemesinin Esasları – Avrupa Birliği Adalet Divanı “Barbara Becker” Kararı (C-51/09) http://wp.me/p43tJx-cf
  • Honda Super Cup Modeli Motosikletin Şekli Japonya’da Üç Boyutlu Marka Olarak Tescil Edildi http://wp.me/p43tJx-cy
  • “Giysiler” ile “Giysilerin Perakendeciliği Hizmetleri”nin Benzerliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “ENI v. EMI” Kararı (T-599/11) ve Konu Hakkında OHIM Karar Kılavuzu Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-cs
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Aris” Kararı – Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi (T-247/12) http://wp.me/p43tJx-cl
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Perakende Satış Mağazalarının Görsel Düzenlerinin Marka Olarak Tescil Edilebilirliğine İlişkin C-421/13 Sayılı Ön Yorum Kararı http://wp.me/p43tJx-cM
  • “L. Skywalker” İmzasının Kullanımı Pasaport Alımına Engel Teşkil Eder mi?  http://wp.me/p43tJx-cZ
  • Hizmetlerin Perakendeciliği Bir Hizmet Midir? Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “Netto” Kararı (C-420/13) http://wp.me/p43tJx-d3
  • Nicé Sınıflandırmasının Sınıf Başlıklarının Kapsamı Hakkında A.B.D. ve Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerin Uygulamaları ve Türkiye Bakımından Kısa Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-da
  • Sigara Ambalajlarına İlişkin Tek Tip Paketleme (Plain Packaging) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Tescilli Marka Haklarıyla Bağlantısı http://wp.me/p43tJx-dn
  • Kara Şövalye Engellere Rağmen Yükselmeye Devam Ediyor! Sinema Filmindeki Kurgusal Marka Kullanımı Tescilli Marka Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? A.B.D.’nde “Clean Slate” Davası http://wp.me/p43tJx-dt
  • Fare Kulakları İhtilafı! “Deadmau5” v. “Disney” – Yeni Bir “Celebrity Deathmatch” http://wp.me/p43tJx-dA
  • Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması http://wp.me/p43tJx-dN
  • Sert Kovboy John Wayne, Duke Üniversitesi’nin Hakkından Gelebilecek mi? http://wp.me/p43tJx-dS
  • Ayak Giysileri ile Parfümler Bağlantı Mallar mıdır? Malların Benzerliği Konusunda İlgi Çekici Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı http://wp.me/p43tJx-e0
  • Isis Markasının Seçim ve Terk Edilme Hikayesi – Uluslararası Terör Bir Çikolata Markasını Nasıl Etkileyebilir? http://wp.me/p43tJx-e9
  • “Lambretta” Kararı (T-51/12) – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “IP Translator” Kararının Uygulama Alanını Açıklığa Kavuşturmaya Devam Ediyor http://wp.me/p43tJx-e3
  • İsviçre Federal Fikri Mülkiyet Enstitüsü “SC Studio Coletti” Kararı – Gelişmiş Ülke Ofisi Kararı Her Zaman Mutlak Doğruyu Gösterir mi? http://wp.me/p43tJx-el
  • USPTO Temyiz Kurulu “Barton Family Winery” Kararı – Aynı Soyismini Farklı Kelime Unsurlarıyla Birlikte İçeren Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali İncelemesi http://wp.me/p43tJx-ey
  • USPTO Temyiz Kurulu “The Egg” Kararı – Malların Şeklini Tarif Eden Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği http://wp.me/p43tJx-eL
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KAATSU” Kararı – “Piyasada İlk Kez Kullanım” veya “Piyasada Tanımlayıcı Kullanımın Fiilen Bulunmaması” Argümanları Tanımlayıcılık Halini Ortadan Kaldırır mı? http://wp.me/p43tJx-eG
  • Ayırt Edici Gücü Olmayan veya Ayırt Edici Gücü Zayıf Olan Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi http://wp.me/p43tJx-eS
  • Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-eY
  • Çizgi Dizi Kahramanı ile Aynı İsme Sahip Olmak Gerçek Kişinin İtibarını Zedeler mi? İtalya’da “Peppa Pig” Vakası http://wp.me/p43tJx-fc
  • Rubik Küp Şekli Üç Boyutlu Bulmacalar İçin Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-450/09 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-f4
  • IPR Gezgini’nde Yenilik – “Mevzuat ve Bağlantılar” Ana Menüsü – http://wp.me/p43tJx-g9
  • Çikolata Şekillerinin veya Ambalajlarının Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-440/13 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-gi
  • Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesine İlişkin Genel İlkeler Tekrar Ediliyor – Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “REHABILITATE” Kararı (T-712/13) – http://wp.me/p43tJx-gp
  • “I Can’t Breathe” Sloganı A.B.D.’nde Marka Olarak Tescil Edilecek mi? Toplumsal Nitelik Kazanmış Sloganları veya Politik Olayların İsimleri Ticarileştirmek Para Kazanmanın En Kolay Yolu mu Olacak? http://wp.me/p43tJx-gv
  • USPTO Temyiz Kurulu “THE SLANTS” Kararı – Irkları Aşağılayıcı Terimlerin Marka Olarak Tescili Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-gD
  • “Tomorrowland” Kimin Markası? Disney’in İşi Bu Kez Her Zamankinden Daha Zor http://wp.me/p43tJx-gK
  • “Je Suis Charlie” Sloganının Marka Olarak Tescil Edilmesi Talepleri – Konu Hakkında OHIM ve INPI Duyuruları http://wp.me/p43tJx-gS
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Tripp Trapp” Kararı (C-205/13) – Ürünlerin Doğasından Kaynaklanan veya Ürünlere Esasa İlişkin Değer Katan Şekillerin Marka Olarak Tescili Taleplerine Yönelik Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-h5
  • OHIM Temyiz Kurulu Kararı Yeteri Derecede Gerekçeli Olmazsa Ne Olur? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-605/13 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-hl
  • “Sandviçler” ve “Sebze Salataları” Bağlantılı Mallar mıdır? USPTO Temyiz Kurulu “THE LAFAYETTE” Kararı http://wp.me/p43tJx-hr
  • “I ❤ Paris” Sloganı Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Fransa’dan Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-hy
  • Tanınmış Markanın Ününden Haksız Fayda Sağlanması Kavramı Ne Şekilde Değerlendirilmelidir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KENZO” Kararı (T-322/13) http://wp.me/p43tJx-hH
  • Organizasyon veya Etkinlik İsminden Oluşan Markaların Tescil Edilebilirliği Hakkında Güncel Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı – “International Air and Space Program” Markası http://wp.me/p43tJx-hR
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) Kuruldu – http://wp.me/p43tJx-i2
  • USPTO Temyiz Kurulu “CLETAXI” Kararı – Tanımlayıcı Markalara Yönelik Uygulama Bir Kez Daha İrdeleniyor – http://wp.me/p43tJx-i8
  • Sloganlardan Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Wet Dust Can’t Fly” Kararı (T-133/13) – http://wp.me/p43tJx-if
  • Yabancı Dillerdeki Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği – İtalyan Yüksek Mahkemesi “SLIMMER” Kararı – http://wp.me/p43tJx-il
  • IPR Gezgini Yeni Yazarlar Arıyor – http://wp.me/p43tJx-it
  • USPTO Temyiz Kurulu’nun Karıştırılma Olasılığı Hakkındaki Kararları Mahkemeler İçin Tecavüz Davalarında Önleyici Etkiye Sahip midir? A.B.D. Yüksek Mahkemesi “Sealtite” Kararı (No. 13-352) – http://wp.me/p43tJx-io
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “FORCE” Kelimesinin Ayırt Edici Gücünü Değerlendiriyor – “FSA K-FORCE” Kararı (T-558/13) – http://wp.me/p43tJx-iy (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Sloganların Ayırt Edici Niteliği Konusunu Yeniden Değerlendiriyor – “So What Do I Do With My Money” Kararı (T-609/13 ) – http://wp.me/p43tJx-iW
  • “Rienergy Cola” – “Coca Cola”ya Karşı – Ayırt Edici Gücü Zayıf Kelimelerin Tertip Tarzlarının ve Tanınmışlığının Karıştırılma Olasılığına Etkisi  (Adalet Divanı Genel Mahkemesi – T-384/13) – http://wp.me/p43tJx-j7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “GREEN” Sadece Bir Renk Adı Değildir – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “GREENWORLD” Kararı (T-106/14) –  http://wp.me/p43tJx-jj  (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Amerikan Patent ve Marka Ofisi, Bir “Moda İkonu” Olan “Prenses Kate” Adının Marka Olarak Tescil Edilebilirliğini Tartışıyor (85179243) – http://wp.me/p43tJx-jA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “DIGITAL COUPONS” v. “DG DIGITAL QPONS” Ayırt Edici Gücü Zayıf Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – USPTO Temyiz Kurulu Kararı – http://wp.me/p43tJx-jt
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “SMARTER SCHEDULING” Başvurusunu Değerlendiriyor (T-499/13) – http://wp.me/p43tJx-jJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SKYPE”, Adalet Divanı’nda Marka Tescili Sınavından Geçemiyor (T-423/12) – http://wp.me/p43tJx-jQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • USPTO Temyiz Kurulu “MASTERBAITER” Kararı – Mallar Aynı veya Benzerken, Malların Fiili Kullanımının Farklılığı Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesini Etkiler mi? – http://wp.me/p43tJx-jW
  • Adalet Divanı Temyiz Mahkemesi’nin “ASOS” Kararı (C-320/14 P) – “Sulh İçinde Birlikte Var Olma (Peaceful Coexistence)” Olgusunun İspatı Neredeyse “İmkansız”… – http://wp.me/p43tJx-k0 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? – http://wp.me/p43tJx-k7
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar – http://wp.me/p43tJx-kc
  • Meşhur “Paskalya Tavşanı” Kararı – Adalet Divanı “Lindt Goldhase” Tescilindeki Kötü Niyet İddiasını Tartışıyor (C-529/07) – http://wp.me/p43tJx-ko (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • MAPADER Genel Kurulu Toplandı – http://wp.me/p43tJx-kw
  • Tanınmış Marka Olmak Her Zaman Yeterli Değildir! Adalet Divanı’nın “SWATCH/SWATCHBALL” Kararı (T-71/14) – http://wp.me/p43tJx-kM (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor – http://wp.me/p43tJx-l2
  • “Perakendecilik Hizmetleri” Nedir? Marka Tescilinde Somut Karşılığı Ne Şekilde Ortaya Çıkar? – http://wp.me/p43tJx-l8
  • Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi Tanınmışlık Değerlendirmesi Yapıyor / SPA Kararı (T-131/12) – http://wp.me/p43tJx-ld (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Divan, Temyiz İncelemesinde Birliğin Üniter Yapısını Vurguluyor, C-445/12 P – http://wp.me/p43tJx-lp (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka İncelemesinde Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisinin Tespitine Yönelik İlkeler – USPTO Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-ly
  • Lego’nun Küçük Adamları Marka Olarak Korunuyor! Genel Mahkeme’den Yeni Bir Lego Kararı (T‑396/14) – http://wp.me/p43tJx-lE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği Marka Mevzuatı Değişiyor – Taslak Direktif ve Taslak Tüzük’le Getirilen Yeni Düzen – http://wp.me/p43tJx-lL
  • Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Tebliğ Çağrısı – 2. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 2. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Düzenleniyor – http://wp.me/p43tJx-lY
  • AB Marka Hukuku ve OHIM Uygulaması Bağlamında Karıştırılma İhtimali Kavramı: Genel İlkeler ve Metodoloji – http://wp.me/p43tJx-lU (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Haziran 2015 Tarihli  “TEFLON” Kararı (T-660/11) – http://wp.me/p43tJx-mk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Birliğin Resmi Dilleri Dışında Kelimeler İçeren Topluluk Markalarında Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesi Nasıl Yapılır? Genel Mahkeme 25 Haziran 2015 Tarihli Kararı İle Arapça Topluluk Markaları Hakkında Görüş Bildiriyor, (C 147/14) – http://wp.me/p43tJx-ms (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Karıştırılma İhtimali: AB Adalet Divanı İçtihatları ve Dava Hukuku Kaynaklı Genel İlkeler – http://wp.me/p43tJx-mQ (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Bir Ortağın, Şirketten Habersiz Kendi Adına Marka Tescili Başvurusu Yapması “Kötü Niyet” Olarak Değerlendirilmiştir. Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin, “Bol Aktörlü” Bir Hükümsüzlük Davasına İlişkin 16 Haziran 2015 Tarihli Kararı, (T-306/13) – http://wp.me/p43tJx-mZ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 101 ve 501 Markaları Benzer Mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 3 Haziran 2015 Tarihli Levi’s 501 Kararı, (T-604/13) – http://wp.me/p43tJx-n7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi 15 Temmuz 2015 Tarihli Kararı İle Ayırt Ediciliği Çok Düşük “HAPPY HOURS/HAPPY TIME” Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesinde Bulunuyor. (T‑352/14) – http://wp.me/p43tJx-nd (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerinin Ekonomik Maliyeti” Konusunda AB Gözlemevi Raporu – http://wp.me/p43tJx-np
  • The Simpsons Gangsterlere Karşı – Çizgidizi Karakterlerinin Gerçek Kişilere Görsel Benzerliği Hakkında Bir Dava – http://wp.me/p43tJx-nv
  • Cezayir de Madrid Protokolü’ne Katıldı – Elveda Madrid Andlaşması! – http://wp.me/p43tJx-nD
  • Olimpiyat İlkeleri Arasında Telif Hakkı İhlali de Var mı? 2022 Pekin Kış Olimpiyatları Resmi Şarkısı Hakkında Telif Hakkı İhlali İddiası – http://wp.me/p43tJx-nH
  • Coğrafi İşaretin Ününden Haksız Fayda Sağlanması – Parmigiano Reggiano Peynir Birliği Pornhub’a Karşı – http://wp.me/p43tJx-nM
  • 7/1-(b) Bendi Anayasa’nın 91. Maddesine Aykırı mıdır? Anayasa Mahkemesi Kararı Öncesi Kafa Karıştırıcı Yeni Bir Soru – http://wp.me/p43tJx-nT
  • Tescilli Markanın Ayırt Edici Karakterini Değiştirmeden Farklı Unsurlarla Birlikte Kullanılması Halinde de Marka Kullanımından Bahsedilir. Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 15 Temmuz 2015 Tarihli, Tescilli Markanın 5 yıl Süreyle Kullanılmaması İddiası İle Açılan İptal Davası Kararı/T‑215/13 – http://wp.me/p43tJx-o4 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Seçim Kampanyasında Kullanılan Afişlerle Marka Hakkına Tecavüz Mümkün müdür? Örnek Olay A.B.D.’nde HERSHEY Davası – http://wp.me/p43tJx-ob
  • Dismaland, Disneyland İçin Sıkıntı mı? Dismaland: Çocuklar İçin Uygun Olmayan Aile Parkı – http://wp.me/p43tJx-om
  • “IP Finance” İnternet Bloğu – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasının Ekonomik Boyutu ile İlgilenenler için Zengin Bir Kaynak – http://wp.me/p43tJx-oy
  • Alman Federal Mahkemesi, 9 Temmuz 2015 tarihli “Nivea/Blau” Kararı ile Soyut, Tek Renk Markasının Ayırt Ediciliğini Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-oC (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Yemek Tarifleri Telif Hakkı Kapsamında Korunabilir mi? A.B.D. Temyiz Mahkemesi “Pechu Sandwich” Kararı – http://wp.me/p43tJx-oL
  • Anzak Markasının 1. Dünya Savaşı Döneminde Avustralya’da Kullanımına İlişkin Düzenleme – Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi 1. Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Araştırmaları – http://wp.me/p43tJx-oP
  • ABD Federal Temyiz Mahkemesi 19 Ağustos 2015 Tarihli Kararında Jack Wolfskin’in Pençe İzi Markasını Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-oY (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa’da Markaların Kullanılmamasından ve Mal ve Hizmet Listelerinin Genişliğinden Kaynaklanan Sorunlar – Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi Raporu – http://wp.me/p43tJx-p6
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) İnternet Sitesi Yayında – http://wp.me/p43tJx-pe
  • Almanya’da “PINAR SOSİS” Markası EGETÜRK’ün! Alman Federal Yüksek Mahkemesi, 17 Kasım 2014 Tarihli Kararı İle “PINAR SOSİS” Markasını Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-pk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Sevgilinize Süpermarketten Pırlanta Yüzük Alır mısınız? “Tiffany v. Costco” Davası – http://wp.me/p43tJx-ps
  • OHIM Büyük Temyiz Kurulu’nun “PAPAGAYO ORGANIC” Kararı: Fransız Tüketiciler için “Şarap” ve “Rom” Benzer midir? – http://wp.me/p43tJx-pE (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Patent Uzmanına Hakaret Eden Patent Vekilinin Yetkileri USPTO’da 6 Ay Süreyle Askıya Alındı – http://wp.me/p43tJx-q0
  • “DüsseldorfCongress” Hizmet Markası Tanımlayıcıdır! Almanya Federal Yüksek Mahkemesi “DüsseldorfCongress” Markasının Ayırt Ediciliğini Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-pz (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka Başvurularında İhtiyaç Duyulmayan Mal ve Hizmetlere Yer Verilmesi Sorunu ve Çözüm Önerileri – http://wp.me/p43tJx-qf (Yazar: Bekir Güven)
  • Adalet Divanı “Nestlé Kit Kat”ın Çikolata Şekli Hakkında Ön Görüş Bildiriyor – http://wp.me/p43tJx-qt (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “XPRESSO” ve “ENERGY” Kelimeleri Karıştırılma İhtimaline Neden Olmaz. Adalet Divanı Genel Mahkemesi Kararı – http://wp.me/p43tJx-qA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Video Paylaşımında “Adil Kullanım İlkesi”nin Uygulanması – “Dancing Baby” Davası – http://wp.me/p43tJx-qJ
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “DELL / LEXDELL” KARARI (T 641/14) – http://wp.me/p43tJx-qE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SO…?” Ön Ekli Seri Markasına İlişkin AB Adalet Divanı Temyiz Kararı – http://wp.me/p43tJx-qQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Ünlü Futbolcu Bastian Schweinsteiger Nazi Askerine Benzetildiği Oyuncak Figürlerin Üreticisine Dava Açmaya Hazırlanıyor – http://wp.me/p43tJx-qZ
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KARIS” Kararı – Malların ve Hizmetlerin Benzerliğinde Nicé Sınıflarının Etkisi (T-720/13) – http://wp.me/p43tJx-qV
  • “GOssIP” Marka, Patent ve Endüstriyel Tasarım Dergisiyle Henüz Tanışmayan Var mı? – http://wp.me/p43tJx-re
  • Üç Boyutlu Ürün Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nden Remi Oyunu Ambalajına İlişkin Güncel Bir Karar (T-547/13) – http://wp.me/p43tJx-ro
  • HARIBO VE LINDT Altın Ayıcık Savaşında Karşı Karşıya! Alman Federal Yüksek Mahkemesinin Temyiz Kararı İle HARIBO Davayı Kaybediyor – http://wp.me/p43tJx-rC (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nun Fikri Mülkiyet Hakları Bölümü ve Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-rJ
  • 7/1-(b) Bendi İptal Edilecek mi? Nefesler Tutuldu, Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Bekleniyor – http://wp.me/p43tJx-rT
  • Anayasa Mahkemesi Kararı Biraz Daha Beklenilmesi Gerektiğini mi Söylüyor? – http://wp.me/p43tJx-s1
  • Adalet Divanı tanınmış markanın sulandırılması iddiasının ispatını tartışıyor: ‘WOLF ’ kararı – http://wp.me/p43tJx-sa (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • “Anne Frank’ın Günlüğü” İlginç Bir Telif Hakkı Tartışması – http://wp.me/p43tJx-sn
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi 18 Kasım 2015 Tarihli Kararında, “PORTO ŞARABI” Coğrafi İşareti ile “PORT CHARLOTTE” Markasını Karşılaştırıyor (T-659/14) – http://wp.me/p43tJx-sJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • The Pirate Bay’de Yayınlanan Korsan Videolardan İnternet Servis Sağlayıcısı Firma Sorumlu Değildir – Stockholm Bölge Mahkemesi Kararı – http://wp.me/p43tJx-sS
  • Türkiye’nin YouTube Yasağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce İfade Özgürlüğünün İhlali Olarak Değerlendirildi – http://wp.me/p43tJx-sV
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2015/98 ve 2015/99 Sayılı Kararları – 7/1-(b) Bendinin İptali Talebinin İncelenmesini Beklemeye Devam Edeceğiz – http://wp.me/p43tJx-t4
  • Marka Hükümsüzlük Davası Sonucunun Beklenmesindeki Hukuki Yarar, Tescil/İtiraz Sürecinde Göz Ardı Edilemez. Adalet Divanı Genel Mahkemesinin 12 Kasım 2015 Tarihli Nestlé ALETE/ALETA Kararı, (T‑544/14) – http://wp.me/p43tJx-tb (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Otomobil Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği Hakkında Adalet Divanı Genel Mahkemesi Kararı (T-629/14) – http://wp.me/p43tJx-te
  • Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu Yayınlandı – http://wp.me/p43tJx-tw
  • Şerit Şekilleri Ayakkabılar için Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-3/15 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-tI
  • Kırmızı Başlıklı Kız Markalar Diyarında – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Red Riding Hood” Kararı (T-128/15) – http://wp.me/p43tJx-tX
  • Markanın Ulusal Düzeyde Tescilli Olması Aynı Markanın Diğer Ülkelerde Tescil Edilebilmesi için Dayanak Teşkil Eder mi? Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararları Işığında Değerlendirme – http://wp.me/p43tJx-ul
  • David Bowie ve Queen’in Vanilla Ice’a Karşı Telif Mücadelesi – David Bowie’ye Veda Yazısı – http://wp.me/p43tJx-uq
  • Ünlü Çete Lideri -Joaquin “El Chapo” Guzman-ın İsminin Tescil Talebi Meksika’da Reddedildi – http://wp.me/p43tJx-uw

 

Ünlü Çete Lideri -Joaquin “El Chapo” Guzman-ın İsminin Tescil Talebi Meksika’da Reddedildi

elchapo2

 

Meksikalı ünlü uyuşturucu baronu –Joaquin “El Chapo” Guzman-ın ismini muhtemelen tüm okuyucularımız duymuştur.

17 ay kaldığı cezaevinden geçtiğimiz yıl kaçan, ancak Meksika güvenlik güçlerinin operasyonu sonucu bir önceki hafta yakalanarak yeniden cezaevine gönderilen “El Chapo” Meksika’yı kana bulayan uyuşturucu kartellerinden birisinin lideridir.

İngiliz “The Telegraph” gazetesinde bugün yer alan bir haber “El Chapo”nun isminin marka olarak tescil ettirilmesi talebiyle ilgili olduğundan hemen dikkatimi çekti. http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/centralamericaandthecaribbean/mexico/12096517/Mexican-druglord-El-Chapo-tried-to-trademark-his-name.html bağlantısından okuyabileceğiniz haberi, gazete Reuters haber ajansına dayandırmaktadır, ancak haberin içeriği henüz “Meksika Sınai Mülkiyet Ofisi (IMPI)” tarafından doğrulanmamıştır. Bu nedenle günahı Reuters haber ajansına bırakarak, haberin detaylarına giriyoruz.

Habere göre IMPI, El Chapo’nun kızı olduğu tahmin edilen “Alejandrina Gisselle Guzman” tarafından yapılan ve “giysiler” için tescil talebi içeren “Joaquin El Chapo Guzman” ve “El Chapo Guzman” ibareli iki marka tescil başvurusunu, Joaquin El Chapo Guzman’ın aranan bir suçlu olması ve başvuruların bu kişinin isminden oluşması nedeniyle reddetmiştir. Haberden anlaşıldığı kadarıyla, tescil başvuruları El Chapo cezaevinden kaçmadan önce yapılmıştır.

Hayat hikayesini filmleştirmek isteyen El Chapo’nun ismini marka olarak tescil ettirerek “ilk” ticari adımlarını attığı yerel otoriteler tarafından ifade edilmektedir.

Benzer bir konu hakkında 2013 yılında yazdığım bir diğer yazıyı incelemeyek isteyen okurlar “Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da -Pablo Emilio Escobar Gaviria- Başvurusu” başlıklı yazıma http://wp.me/p43tJx-6m bağlantısından erişebilir.

Acımasız cinayetleriyle ünlü Meksika uyuşturucu karteli liderinin kızı tarafından yapılan ve çete liderinin isminden oluşan başvuruyu reddeden IMPI uzman ve yetkililerinin aslan yürekli kişiler olduğunu kabul etmek gereklidir. Bir uzmanın karar verirken en büyük endişesi kararın yanlış olması veya konu hakkında pek de fikri olmayan bir müfettişe hesap vermektedir. Ancak, kim bilir El Chapo’nun kafası kızarsa başvuruyu reddeden IMPI uzmanının kaderi belki de hayatını kaybetmek olabilir ☺

Gerçi ülkemizde “oluk oluk kan akıtıp, akan kanlarla duş almak” gibi ifadelerin rahatlıkla kamuoyuna açık tehdit unsuru olarak kullanıldığını göz önüne alırsak, yukarıdaki gülen surat figürü yerine sersemleşmiş bir yüz ifadesi kullanmak belki de daha yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

unsalonderol@gmail.com    

 

David Bowie ve Queen’in Vanilla Ice’a Karşı Telif Mücadelesi – David Bowie’ye Veda Yazısı

bowie-mercury

Bugün hayatını kaybeden David Bowie‘nin sıkı bir dinleyicisi veya takipçisi değildim. Bununla birlikte sevdiğim birkaç şarkının sahibi olan ve sıradışı tavır ve görünümüne her zaman saygı duyduğum Bowie’nin ölümü üzerine onun da içerisinde olduğu bir telif hakkı tartışmasını yazarak IPR Gezgini‘nden de kendisine veda etmek istedim.

Lise yıllarımın favori gruplarından birisi (hatta birincisi) olan Queen‘in David Bowie ile birlikte yazıp bestelediği ve muhtemelen hepimizin hayatında en az bir kez dinlemiş olduğu “Under Pressure” şarkısı muhteşem bass melodisi ile grubun hafızaya en kolay yerleşen şarkılarından birisiydi. “Under Pressure” şarkısını aşağıda David Bowie ve Queen’den birlikte dinleyebilirsiniz.

80’lerin sonunda ortaokul-lise yıllarını yaşayanlar bir anda ortaya çıkan rap furyasını ve furyanın başlangıcını oluşturan Mc Hammer‘i ve Vanilla Ice‘ı hatırlayacaktır. Mc Hammer ve hit şarkısı “U Can’t Touch This” bana ne kadar sevimli geldiyse de, beyaz rapçi olarak piyasaya sürülen Vanilla Ice ve şarkısı “Ice Ice Baby” de benim için aynı derecede sevimsizdi. Şarkıyı aşağıdaki videoda izleyince “Under Pressure”la benzerliğini kolaylıkla fark edebilirsiniz.

Sevimsiz Vanilla Ice’ın kendisi gibi sevimsiz “Ice Ice Baby” şarkısını ilk dinlediğimde şarkının ana melodisinin “Under Pressure” şarkısıyla ne kadar benzer olduğunu fark edip, çocuk aklımla bile her halde Queen’den izin alıp öyle kullanmıştır demiştim.

Lakin durum öyle değilmiş ve “Vanilla Ice”, ne “Queen” ne de “David Bowie”den izin almadan “Under Pressure” şarkısının ana melodisini alıp kendi şarkısına yerleştirmiş. Bunun sonucundaysa, Billboard listelerinde ve birçok ülkede bir numaraya yükselen “Ice Ice Baby” şarkısının “Under Pressure” şarkısıyla benzerliği, dünyanın en bilinen şarkı telifi anlaşmazlıklarından birisi olarak tarihe geçmiş.

Kulağı olan herkesin kolaylıkla fark edebileceği benzerliği Vanilla Ice başta reddetmiş ve parçanın melodisinin “Under Pressure”dan farklı olduğunu iddia etmiştir. Buna karşılık olarak, David Bowie ve Queen grubunun muhteşem dörtlüsü Freddie Mercury, Brian May, Roger Taylor ve John Deacon haklarını korumak için Vanilla Ice’a karşı hukuki mücadeleye girişmiştir. Bunun sonucunda Vanilla Ice, Bowie ve Queen grubu üyelerine telif hakkı ücreti ödemeyi kabul etmiş ve ayrıca şarkının künyesinde belirtilen isimlere yer vermek zorunda kalmıştır.

Yazıyı ani bir kararla David Bowie’yi anmak amacıyla yazmaya karar verdiğimden ihtilaf konusunda daha fazla detaya girmeden yazıyı sonuçlandırmayı tercih ediyorum. Billboard listelerinde bir numaraya yükselmiş bir şarkının ana melodisinin başkasına ait olması ve ondan izinsiz kullanılması rezalet kategorisinde, ancak gene benim kuşağımın iyi hatırlayacağı “Milli Vanilli” rezaletiyle kıyaslanabilir sanırım.

David Bowie her nereye gittiysen rahat edersin umarım ve gittiğin yerde görürsen Freddie Mercury’ye de benden selam söyle lütfen.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

unsalonderol@gmail.com

 

 

MAPADER – AIPPI Türkiye Ortak Semineri – “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” (22 Ocak 2016)

mapader.logoaiipilogo

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) ve Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI) işbirliğiyle organize edilen ve 22 Ocak 2016 Cuma günü Türk Patent Enstitüsü’nün evsahipliğinde TPE Konferans Salonu‘nda gerçekleştirilecek “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” seminerine ilişkin duyuru aşağıdadır.

Seminer dışarıdan katılıma açıktır.

mapader

MAPADER ve AIPPI etkinliğe katılımınızdan mutluluk duyacaktır.

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

Anayasa Mahkemesi 7/1-(b) Bendinin İptali Talebini Reddetti

anayasamah7b

 

Beklenen karar sonunda açıklandı.

Anayasa Mahkemesi 23 Aralık 2015 tarihinde aldığı kararla 2015/118 sayılı kararla 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin iptali için Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan talebi oybirliği ile reddetti. Karar, bugün yani 7 Ocak 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı.

Gerekçeli karara http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/01/20160107.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/01/20160107.htm bağlantısından erişim mümkündür.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında aşağıdaki ifadelere yer verildi:

2015118

Bir diğer deyişle, Anayasa Mahkemesi, 7/1-(b) bendinin çalışma ve sözleşme hürriyeti, ticari özgürlükler gibi konularla ilgisi bulunmadığı değerlendirmesini kararın 18. paragrafındaki tek bir cümleyle tespit ederek ve 7/1-(b) bendinin 5194 sayılı Kanunla değiştirilmiş olması ve dolayısıyla KHK ile düzenlenmemiş olmasından hareketle Anayasa’nın 91. maddesine aykırılıktan bahsedilemeyeceğini belirterek, iptal talebini redddetmiştir.

Hüküm iptal edilmediğinden, artık yeni bir senaryodan bahsetmeye gerek kalmadı görüşündeyiz. Buna ilaveten karardaki tespitler de üzerinde yorum yapılamayacak derecede kısa olduğundan şu an için tartışılacak bir argüman da yok gibi gözüküyor.

Büyük merak ortadan kalktı, marka inceleme sistemimiz için şimdilik değişen birşey yok diyebiliriz.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

7/1-(b) Bendi Anketimizin Sonuçları – Bakalım Yeni Gün Ne Getirecek?

surveysays

 

Beklenen gün geldi.

Bugün yani 23 Aralık 2015 günü, siz bu yazıyı okurken Anayasa Mahkemesi muhtemelen 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin iptali talebini görüşüyor olacak. Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıklandıktan sonra sizlerle paylaşacağız.

Karar henüz açıklanmamışken, iptal kararı konusundaki tahminlerinizi öğrenmek için geçtiğimiz günlerde yaptığımız anketin sonuçlarını açıklıyoruz:

Ankete 68 okuyucumuz katıldı.

“556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendi sizce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilecek mi?” şeklindeki ilk sorumuzu 65 okuyucumuz yanıtladı, 3 okuyucumuz bu soruyu pas geçti. Yanıt veren okuyucularımızdan 39’u (%60) bendin iptal edilmeyeceği, 26’ı ise (%40) bendin iptal edileceği yönünde görüş bildirdi.

anket1

 

“556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendi sizce Türkiye için gerekli bir hüküm müdür? Yoksa, yeni bir marka başvurusunun, önceden tescilli / başvuru halindeki markalarla aynı veya ayırt edilecek derecede benzer olması halinde ret kararı yalnızca ilana itiraz üzerine mi verilmelidir?” şeklindeki ikinci sorumuzu 68 okuyucumuz yanıtladı. 36 okuyucumuz (% 52,94) “7/1-(b) bendi Türkiye için gerekli bir hükümdür ve mevzuatta kalmalıdır.” yanıtını verirken, 32 okuyucumuz (%47,06) 7/1-(b) bendi kapsamında resen sağlanan korumaya Türkiye’de günümüzde ihtiyaç yoktur ve bu inceleme yalnızca ilana itiraz üzerine yapılmalıdır.” yanıtını verdi.

anket2

 

Aldığımız yanıtlar okuyucularımızın 7/1-(b) bendinin mevzuatta kalmasının gerekliliği konusunda neredeyse %50 oranında ortadan ikiye ayrıldığını göstermektedir. Buna karşın aradaki fark çok yüksek olmamakla birlikte, ankete katılan okuyucularımızın çoğunluğu (%60) Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmeyeceğini düşünmektedir.

Ben bunları yazarken bir okuyucumuz daha anketi yanıtlamış ve Anayasa Mahkemesi 7/1-(b) bendini iptal etmeyecek yanıtlarının sayısı 40’a, 7/1-(b) bendi mevzuatta kalmalıdır yanıtlarının sayısı ise 37’ye çıkmış.

Yazıya son vermeden kendi tahminimi de yazayım.

Anayasa Mahkemesi bence 7/1-(b) bendini iptal etmeyecek, buna karşın 7/1-(b) bendinin içinde bulunduğumuz günlerde gerekli bir hüküm olmadığını düşünüyorum. Bununla birlikte, 7/1-(b) bendi mevzuattan çıkarılacaksa marka iptal ve hükümsüzlüğünün idari yollarla da talep edilebilmesi için mevzuat değişikliği yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Bakalım Anayasa Mahkemesi bugün ne karar verecek, merakla bekliyoruz.

IPR Gezgini

iprgezgini@gmail.com

Aralık 2015

 

Anketimize Katılır mısınız? Sizce 7/1-(b) Bendinin Akıbeti Ne Olacak?

SurveyTime

 

Anayasa Mahkemesi, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmüde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin iptali için yapılan talebi 23 Aralık 2015 günü esastan görüşüp karara bağlayacak.

Merakla beklenen karar hakkında sizin görüşünüzü de merak ediyoruz ve bu konuda 2 sorudan oluşan çok kısa bir anket hazırladık.

Sadece bir dakikanızı ayırarak https://tr.surveymonkey.com/r/8Q67YM8 bağlantısından erişebileceğiniz anketimizi yanıtlar mısınız?

Anket sonuçlarını kararla eşzamanlı olarak duyuracağız.

Katkılarınızdan dolayı şimdiden teşekkürler.

IPR Gezgini

iprgezgini@gmail.com

Aralık 2015

Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu Yayınlandı

europol

 

“Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu”, İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) ve EUROPOL tarafından hazırlanmış ve Nisan 2015’te yayınlanmıştır.

70 sayfalık raporda, Avrupa Birliği’ne  giren taklit ürünlerin kaynağı ülkeler, transit ülkeler, tedarik ağı, taklit ürünlerin piyasaya sürülmesini sağlayanlar ve kolaylaştırıcılar, organize suç örgütleriyle bağlantılar gibi konularda detaylı bilgi ve istatistikler sunulmaktadır.

Okuyucularımızın rapora https://oami.europa.eu/ohimportal/documents/11370/80606/2015+Situation+Report+on+Counterfeiting+in+the+EU bağlantısından erişimi mümkündür.

Sınai ve fikri mülkiyet hakları korumasının sadece modern bir mevzuata sahip olma veya iyi bir sicil tutma yükümlülüğüyle sınırlı olmadığı, asıl meselenin hakların etkin biçimde korunmasının sağlanması noktasında ortaya çıktığı açıktır. “Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu” konuya bu açıdan yaklaşmakta ve objektif verilere dayalı olarak tabloyu okuyuculara sunmaktadır.

Raporda Türkiye’nin adının sıklıkla geçtiğini belirtmek, okuyucularımız için muhtemelen sürpriz olmayacaktır.

Okuyucularımızın raporu dikkat çekici bulacağını düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2015

unsalonderol@gmail.com

 

 

Anayasa Mahkemesi’nin 2015/98 ve 2015/99 Sayılı Kararları – 7/1-(b) Bendinin İptali Talebinin İncelenmesini Beklemeye Devam Edeceğiz

anayasamah7b

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin, Anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptali için Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce yapılan 2015/92 ve 2015/93 sayılı talepler, hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesi’nin 2015/98 ve 2015/99 sayılı kararları ile reddedilmişti.

IPR Gezgini’nde tarihinde yayınlanan “Anayasa Mahkemesi Kararı Biraz Daha Beklenilmesi Gerektiğini mi Söylüyor?” (http://wp.me/p43tJx-s1) başlıklı yazımızda, Anayasa Mahkemesi kararının muhtemel gerekçesini tahmin etmiş ve kanaatimizce ret gerekçesinin, Anayasa Mahkemesi önünde halihazırda beklemekte olan aynı içeriğe sahip, yani 7/1-(b) bendinin iptali talebini içeren 2015/15 esas sayılı talep olduğunu ifade etmiştik.

Anayasa Mahkemesi internet sitesinde, 2015/98 ve 2015/99 sayılı kararlarını yayınladı ve tahminiz yanlış çıkmadı.

anayasamahk.7bgerekçesi

Anayasa Mahkemesi kararlarında, “4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından, itiraz konusu kural hakkında daha önce de Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulduğu anlaşılmakta olup Mahkememizin E.2015/15 esasına kayıtlı olan bu başvurunun,  bakılmakta olan dava dosyası için de bekletici mesele sayılması gerekirken, tekrar başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır. 5. Açıklanan nedenlerle, 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun, Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin reddi gerekir.” ifadelerini kullanarak, 7/1-(b) bendinin Anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptali için yapılan 2015/92 ve 2015/93 sayılı talepleri reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararlarının; http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/Karar/Content/e93ae013-dca3-46a3-bdff-ccaf203bcb69?excludeGerekce=False&wordsOnly=False ve http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/Karar/Content/6729fafc-1851-40bc-abe6-8585aa5f2c02?excludeGerekce=False&wordsOnly=False bağlantılarından görülmesi mümkündür.

7/1-(b) bendinin akıbetini Anayasa Mahkemesi’nce muhtemelen bu ay (Aralık 2015) görüşülecek 2015/15 esas sayılı iptal talebi belirleyecektir.

Okuyucularımızla birlikte 2015/15 esas sayılı iptal talebine ilişkin kararı merakla beklemeye devam edeceğiz.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2015

unsalonderol@gmail.com

Türkiye’nin YouTube Yasağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce İfade Özgürlüğünün İhlali Olarak Değerlendirildi

europea_court_of_human_rights_big

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bugün (1 Aralık 2015) verdiği kararla, Türkiye Cumhuriyeti’nin YouTube video paylaşım sitesini 2008-2010 yılları arasında 2 yıl süreyle erişime kapatmasını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde yer alan “İfade Özgürlüğü”nün ihlali olarak değerlendirdi.

Serkan Cengiz, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak isimli akademisyenler tarafından yapılan başvuruların (48226/10 ve 14027/11) incelenmesi sonucunda verilen kararın metninin http://hudoc.echr.coe.int/eng#{“itemid”:[“001-158948”]} bağlantısından (şimdilik sadece Fransızca) incelenmesi mümkündür. Karar hakkındaki basın açıklamasıysa, İnsan Hakları Mahkemesi’nin internet sitesinde file:///C:/Users/pc/Downloads/Judgment%20Cengiz%20and%20Others%20v.%20Turkey%20-%20blocking%20of%20access%20to%20YouTube.pdf bağlantısı aracılığıyla görülebilir.

2008 – 2010 yılları arasında YouTube video paylaşım sitesinin kapalı kaldığı dönemi okuyucularımız hatırlayacaktır. Özetlemek gerekirse, YouTube’un bir açılıp bir kapandığı 2008 yılında, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi 5 Mayıs 2008 tarihinde, Atatürk’ün hatırasına hakaret içeren 10 adet videonun varlığı nedeniyle YouTube’a erişimin engellenmesine karar verir ve YouTube Türkiye’de 30 Ekim 2010 tarihine kadar erişime kapalı kalır. Bu karara karşı, Serkan Cengiz, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak haber alma özgürlüklerinin engellenmesi nedeniyle itiraz eder ve erişim engelinin kaldırılmasını talep eder. Başvuru sahipleri taleplerinde, erişim yasağının profesyonel akademik kariyerlerini etkilediğini ve YouTube’a erişim sağlanmasının kamu yararıyla ilintili olduğunu belirtir. Buna ilaveten itirazda, yasağa gerekçe 10 videodan altısının silindiği ve kalan dördüne Türkiye’den erişimin mümkün olmadığına bilgisine de yer verilir.

İtirazı inceleyen mahkeme, erişimin engellenmesi kararının hukuka uygun şekilde alınması ve erişim engelinin sadece başvuru yapan kişilere yönelik olmaması, dolayısıyla itiraz sahiplerinin dava açma haklarının bulunmaması gerekçeleriyle itirazı reddeder. Bu karara karşı yapılan itiraz ise üst mahkeme tarafından reddedilir.

17 Haziran 2010 tarihinde YouTube’a karşı bir daha erişimi engelleme kararı alınır ve Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak buna karşı gene itiraz eder. Bu itiraz da reddedilir ve ret kararı üst mahkeme tarafından gene onanır.

Serkan Cengiz, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak bu kararlara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde 20/07/2010 ve 27/12/2010 tarihlerinde itiraz eder.

İtiraz gerekçeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesinin ihlalidir (bilgi alma özgürlüklerinin engellenmesi). İtiraz sahipleri, buna ilaveten adil bir yargılamanın söz konusu olmadığını, dolayısıyla sözleşmenin 6. maddesinin de ihlal edildiğini öne sürmektedir.

İnsan Hakları Mahkemesi, bu davayı Başkan Paul Lemmens (Belçika) ve üyeler Işıl Karakaş (Türkiye), Nebojša Vučinić (Karadağ), Ksenija Turković (Hırvatistan), Robert Spano (İzlanda), Jon Fridrik Kjølbro (Danimarka), Stéphanie Mourou-Vikström (Monako)’den oluşan heyetle 1 Aralık 2015 tarihinde karara bağladı ve Türkiye’nin İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine oybirliğiyle karar verdi.

Mahkemeye göre, YouTube’a erişimin engellenmesi kararı itiraz sahiplerini kişisel olarak hedef almadığından, ilk olarak itiraz sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre mağdur statüsünde olup olmadığı belirlenmelidir. Bu aşamada, itiraz sahiplerinin YouTube’u profesyonel amaçlarla, özellikle de akademik çalışmaları için video indirme ve videolara erişim sağlama amacıyla yoğun biçimde kullandığı tespit edilmiştir. Mahkemeye göre, YouTube özel ilgi alanlarında, özellikle de politik ve sosyal meselelerde bilgi sağlayan münferit bir platformdur. Bu nedenle, YouTube önemli bir iletişim kaynağıdır ve bu platformda yer alan bilgilere başka bir biçimde erişim imkanı bulunmadığından, YouTube’a erişimin engellenmesi bu bilgilere erişim imkanını ortadan kaldırmaktadır. Buna ilaveten YouTube, “vatandaş gazeteciliği”nin ortaya çıkmasını ve geleneksel medyada yer bulmayan politik bilginin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu çerçevede, YouTube şikayetçilerin bilgi ve fikirlere ulaşmasına ve bunları oluşturmasına imkan veren önemli bir ortamdır ve şikayetçiler doğrudan hedef alınmamış olsa da, YouTube’a erişimin engellenmesi nedeniyle, bu kişilerin etkilenmiş olduklarını öne sürmeleri meşrudur.

Mahkemeye göre erişim yasağı, İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İfade Özgürlüğü başlıklı 10. maddesince koruma altına alınmış haklarına bir kamu otoritesince müdahale anlamına gelmektedir.

Erişim yasağı 5651 sayılı kanunun 8(1) maddesi uyarınca verilmiş olsa da, İnsan Hakları Mahkemesi’nde göre, belirtilen kanun, içeriği nedeniyle bir internet sitesinin tamamen kapatılmasına imkan vermemektedir (İnsan Hakları Mahkemesi’nin “3111/10 sayılı Ahmet Yıldırım v. Türkiye” sayılı önceki kararı da aynı yönde tespitleri içermektedir.). Belirtilen madde Mahkemeye göre, suç şüphesi içeren spesifik yayınlara uygulanabilecektir, dolayısıyla anılan madde kullanılarak YouTube’a erişimi tamamen engelleyen “battaniye erişim yasağı” konulması yerinde değildir.

Belirtilen gerekçeler doğrultusunda İnsan Hakları Mahkemesi, incelenen vakadaki devlet müdahalesinde, İnsan Hakları Sözleşmesi’nde öngörülen hukuka uygunluk şartının yerine getirilmediği ve şikayetçilerin yeterli derecede hukuki koruma altına alınmadığı sonuçlarına ulaşmıştır.

İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, yukarıda sayılan nedenlerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde yer alan “İfade Özgürlüğü” ihlal edilmiştir.

Mahkeme, 10. madde kapsamındaki ihlali tespit etmiş olduğundan, 6. maddede düzenlenmiş “Adil Yargılanma Hakkı”nın ihlali gerekçeli şikayeti ayrıca incelememiştir.

Şikayetçiler, Sözleşme’nin 46. maddesinde yer alan “Kararların Bağlayıcılığı ve Uygulanması” maddesine de şikayetlerinde yer vermiş olmakla birlikte, İnsan Hakları Mahkemesi , 5651 sayılı kanunda yapılan değişikliklerle, bir internet sitesinin tümüyle erişime kapatılması ayrı şartlara bağlanmış olduğundan, bu madde çerçevesinde ayrıca bir karar vermemiştir.

IPR Gezgini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararını memnuniyetle karşılıyor ve internet erişim yasakları yoluyla bilgiye erişimin engellenmesi kararlarının ülkemizde bundan sonra eskisi kadar kolay alınmayacağını umut ediyor. Davacılar Serkan Cengiz, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak’a hepimizin özgürlüğü için verdikleri mücadele nedeniyle teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2015

unsalonderol@gmail.com

 

The Pirate Bay’de Yayınlanan Korsan Videolardan İnternet Servis Sağlayıcısı Firma Sorumlu Değildir – Stockholm Bölge Mahkemesi Kararı

piratebay

 

Korsan video yayınlama hakkında açılan bir davada Stockholm Bölge Mahkemesi, 27 Kasım 2015 tarihinde verdiği kararla, telif hakkı ihlali niteliğindeki içeriğin yayınlanmasında internet hizmet sağlayıcı firmaların herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığına ve servis sağlayıcıların telif hakkı ihlali yapan siteleri bloke etmek zorunda bırakılamayacaklarına karar verdi.

Universal Music, Sony Music, Warner Music, Nordisk Film ve İsveç Film Sanayi’nin geçtiğimiz aylarda toplu olarak internet servis sağlayıcısı Telenor Sweden firmasına karşı açtığı dava geçtiğimiz günlerde İsveç’te Stockholm Bölge Mahkemesi’nde karara bağlandı. Dava, korsan videoların yayınlandığı bir platform niteliğindeki The Pirate Bay sitesinin, internet servis sağlayıcısı firma tarafından erişime kapatılması talebini içeriyordu.

Davalı internet servis sağlayıcısı firma bu talebi kabul etmemiş ve kendi rollerinin müşterilerine internet erişimi sağlamak ve bilginin özgürce akışını sürdürmek olduğunu belirtmiştir.

The Pirate Bay sitesi, birçok Avrupa ülkesinde erişime kapatılmış olmasına ve hatta Almanya gibi bazı ülkelerde internet servis sağlayıcılar telif hakkı ihlali içeren içerikten sorumlu tutulmuş olmasına rağmen, sitenin anavatanı İsveç’te işler telif hakkı sahiplerinin umduğu gibi gitmemiştir.

Mahkemenin kararına göre, internet servis sağlayıcıları, internette gerçekleşen suçlarda suç ortağı konumunda değildir ve müşterilerinin yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla, internet servis sağlayıcılar, Pirate Bay veya Swefilmer gibi korsan video yayınlayan siteleri erişimi bloke etmeye zorlanamaz.

Davacılar, bu kararı temyize götüreceklerini açıklamış ve Temyiz Mahkemesi’nin kararı kendi lehlerine bozacağını umduklarını belirtmiştir.

Kasım ayı başında açıklama yapan davalı firma CEO’suysa, kararın aleyhlerine çıkması durumunda özgür ve açık internetin riske gireceğini belirtmişti.

Temyiz Mahkemesi’nin ne karar vereceğini şu aşamada kestirmek mümkün olmasa da, The Pirate Bay kendi ülkesinde bir süre daha rahat edecekmiş gibi gözüküyor.

http://www.theguardian.com/technology/2015/nov/30/pirate-bay-stockholm-district-court-sweden-refuses-order-isp-block-site

http://www.broadbandtvnews.com/2015/11/30/swedish-isps-win-piracy-case/

http://www.tripwire.com/state-of-security/latest-security-news/isps-cannot-be-forced-to-block-customers-access-to-the-pirate-bay-finds-swedish-court/

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

IPR Gezgini’ni Facebook Arkadaşlarınız Arasına Ekler misiniz?

social-media-management

IPR Gezgini, facebook hesabında sadece yeni yazıları duyurmuyor; aynı zamanda yazıya dönüştürmediği dünyadaki önemli IPR haberlerini, sınai ve fikri mülkiyetle ilgili toplantı duyurularını ve sizden gelecek bilgileri paylaşıyor.

Facebook kullanıcısı okuyucularımızın https://www.facebook.com/profile.php?id=100008346701691 bağlantısından erişebilecekleri IPR Gezgini facebook hesabını arkadaş olarak eklemelerinden ve mümkünse çevrelerine de önermelerinden memnuniyet duyacağız.

Bizi arkadaşlarınız arasına eklerseniz çok seviniriz.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

“Anne Frank’ın Günlüğü” İlginç Bir Telif Hakkı Tartışması

anne-frank-diary-amsterdam

 

İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan Yahudi Soykırımı’nın sembolik isimlerinden birisi “Anne Frank”tır.

1929 yılında doğmuş bir kız çocuğu olan Anne Frank, Nazilerin Yahudi avı sırasında yakalanmamak için ailesiyle birlikte 2 yıl boyunca Amsterdam’da bir odada saklanmış, saklanırken tuttuğu günlüğe bir kız çocuğunun diliyle hislerini aktarmıştır. Anne Frank, 1944 yılında yakalanmış, ailesiyle birlikte toplama kampına gönderilmiş ve 1945 yılında kampta tifüsten hayatını kaybetmiştir.

 

AnneFrankSchoolPhoto

 

Anne Frank’ın günlüğü, gizlenmelerinde yardımcı olan bir kişinin çabasıyla toplama kampından sağ kurtulan babası Otto Frank’a ulaştırılır, günlüğü yayına hazır hale getiren baba yakın çevresinin de etkisiyle günlüğü kitap olarak bastırır. “Genç Bir Kızın Günlüğü” adıyla ilk olarak Fransa ve Almanya’da1950 yılında basılan kitap kısa sürede sansasyonel bir etki doğurur ve Türkçe dahil birçok dile çevrilerek büyük ticari başarıya ulaşır. Otto Frank, kitabın ilk basımına yazdığı önsözde günlüğün Nazilerden saklanırken Anne Frank’in kendi sözleriyle yazıldığı hakkında teminat verir.

Okuyucularımızın bildiği gibi birçok ülkede eser sahibinin telif hakkı, eser sahibinin ölüm tarihinin ardından 70 yıl geçince sona ermektedir. Anne Frank 1945 yılında öldüğünden, eserin telif hakkı koruması 2016 yılının başında sona erecek ve eser kamu malı haline gelecektir.

Anne Frank günlüğünün yayın haklarını elinde bulunduran “Anne Frank Vakfı”, 1980 yılında ölen baba Otto Frank’ı bu yıl günlüğün diğer yazarı olarak ilan ederek, günlüğün telif hakkı korumasını 2055’e dek uzatmaya niyet etmiştir. Bu niyet birçok hukuki ve etik tartışmayı yanında getirmiştir. Şöyle ki önceden kitabın sadece editörü olarak anılan Otto Frank, bir anda kitabın diğer yazarı haline getirilmek istenmekte ve bu yolla vakfın en önemli gelir kaynağı olan “Anne Frank’ın Günlüğü” kitabının yayın tekelinin 40 yıl daha elde tutulması amaçlanmaktadır.

Konu hakkında detaylı açıklamaların New York Times gazetesinden http://www.nytimes.com/2015/11/14/books/anne-frank-has-a-co-as-diary-gains-co-author-in-legal-move.html?_r=0 bağlantısı aracılığıyla edinilmesi mümkündür.

New York Times’a göre, “Anne Frank Vakfı” yaklaşık 5 yıl önce çeşitli telif hakkı uzmanlarına danışarak, telif hakkı süresinin dolacağını dikkate alarak nasıl bir strateji izleyebileceklerini araştırmıştır. Vakfa verilen tavsiyeye göre, günlüğü düzenleyip bütünleştiren ve kızının defter ve notlarındaki farklı metinleri kesip birleştirerek tek metin haline getiren baba Otto Frank yeni bir eser yaratmıştır ve bu nedenle metin üzerinde kendisinin de telif hakları mevcuttur. Vakıf bu iddia üzerinden giderek günlüğün diğer yazarının baba Otto Frank olduğunu iddia etmek niyetindedir.

Vakfın takip etmek yola yöneltilen eleştiriler iki ana eksendedir.

Birinci eleştiri, yıllar boyunca günlüğü Anne Frank’ın tuttuğunu söyleyip, bir anda babasını kitabın diğer yazarı ilan etmek, okuyuculara yıllar boyunca yalan söylemiş olmak anlamına gelmektedir.

Diğer eleştiri ise telif hakkını kötüye kullanarak kitabın kamu malı haline gelmesi engelleme ve bu yolla fikri mülkiyet haklarını sürekli tekelci ve cezalandırıcı biçimde kullanma çabasıdır.

İşin ilginç tarafı, “Anne Frank Vakfı”, Otto Frank’ı kitabın diğer yazarı olarak ilan edip telif hakkını uzatma çabası gösterirken, ayrı bir tüzel kişilik olan Hollanda’daki “Anne Frank Evi Müzesi”nin Otto Frank’ın diğer yazar olduğunu kabul etmemesidir. 5 yıldır günlüğün web versiyonu üzerinde çalışan ve günlüğün tarihi ve metinsel analizini yayınlamak için telif hakkı süresinin dolmasını bekleyen “Anne Frank Evi Müzesi” yetkilileri “Otto Frank’ın veya herhangi bir diğer kişinin günlüğün diğer yazarı olmadığını” belirtmektedir.

Buna karşılık, “Anne Frank Vakfı” yetkilileri yapmak istedikleri şeyin telif hakkını uzatmak yoluyla daha fazla maddi kazanç elde etmek isteği olmadığını, eserin sömürülmesini engelleyerek Anne Frank’ın özgün haliyle kalmasını arzuladıklarını belirtmektedir.

1 Ocak 2016’dan itibaren günlük, telif hakkının dolduğunu iddia eden yeni yayıncılar tarafından basılınca ve vakıf bunlara karşı dava açınca, bu ilginç durumun mahkemelerce nasıl değerlendirileceğini göreceğiz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Anayasa Mahkemesi Kararı Biraz Daha Beklenilmesi Gerektiğini mi Söylüyor?

breaking-news

Anayasa Mahkemesi’nden beklenen karar aşağıda, ancak anlaşılan o ki, bu karar 7/1-(b)’nin akıbetini tam olarak ortaya koymuyor:

“İtiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) ve 41. maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,”

(bkz. http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/detay/genelkurul/691.pdf )

anayasamahkemesi.7bret

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun

Madde 40

(4) Evrakın kayda girişinden itibaren on gün içinde başvurunun yöntemine uygun olup olmadığı incelenir. Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.

Madde 41

(2) İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır.

Karardan anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesi’nin önünde itiraz konusu kuralın uygulanacağı aynı mahkemeye ait başka bir dava dosyası bulunmaktadır ve 7/1-(b) bendinin iptali 2015/15 esas sayılı bu iptal talebinin esastan görüşülmesi sonucu anlaşılacaktır. (http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/detay/genelkurul/657.pdf)

anayasamah.2015-15

Görülen o ki, bir süre daha bekleyeceğiz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

7/1-(b) Bendi İptal Edilecek mi? Nefesler Tutuldu, Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Bekleniyor

Anayasa Mahkemesi onunde balyoz davasi avukati sule nazlioglu'nun baslattigi Adalet Nobeti devam ediyor. 7 mayis 2014 / ali unal

 

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname‘nin resen benzerlik incelemesini düzenleyen 7/1-(b) bendinin anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptali için Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi‘nce yapılan talep, aşağıdaki programdan görülebileceği gibi Anayasa Mahkemesi‘nce bugün (12/11/2015) görüşülecek. (http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/genelkurul.html)

anayasamahk

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ne yönde olacağını tahmin edebilmek şu an benim için oldukça güç. Eğer karar iptal yönünde çıkarsa, Ay’a ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong’un “Bir insan için küçük, insanlık için dev bir adım.” sözü hemen aklıma gelecek.

Konu hakkında fazlaca yorum yapmaksızın, IPR Gezgini‘nde 7/1-(b) bendi ve iptal talebi hakkında önceden yayınlanan yazılarımızdan birkaçının başlık ve bağlantılarını aşağıda veriyoruz. Konu hakkındaki görüşlerimizi merak eden okuyucularımızın bu yazıları incelemesi yerinde olacaktır:

  • Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlarhttp://wp.me/p43tJx-kc
  • 7/1-(b) Bendi Anayasa’nın 91. Maddesine Aykırı mıdır? Anayasa Mahkemesi Kararı Öncesi Kafa Karıştırıcı Yeni Bir Soruhttp://wp.me/p43tJx-nT

Nefeslerimizi tutup günün sonunu bekleyelim ve bakalım Türk Marka İnceleme sistemi, bugünden sonra yeni bir yöne gidecek mi, yoksa 7/1-(b) bendi sayfası halen açık mı kalacak?

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Avrupa Birliği 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nun Fikri Mülkiyet Hakları Bölümü ve Değerlendirmesi

progressreport2015

 

Avrupa Birliği Komisyonu, 2015 yılı Türkiye İlerleme Raporu’nu 10 Kasım 2015 tarihinde yayınladı.

IPR Gezgini, İlerleme Raporu’nun 7 numaralı başlığını oluşturan Fikri Mülkiyet Hukuku bölümünü vakit geçirmeksizin sizlerle paylaşıyor. Raporun ilgili bölümüne, http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2015/20151110_report_turkey.pdf bağlantısının 40. ve 41. sayfalarında erişmeniz mümkündür. Yazının devamında rapordaki dil kullanılacak ve ifadeler anahatlarıyla çevrilerek bilgilerinize sunulacaktır. (Yazıdaki çevirilerin tümü yazara aittir, başka bir kuruluşun resmi çevirisi esas alınmamıştır, bu bağlamda yapılacak atıflarda bu hususun dikkate alınması yerinde olacaktır.)

Raporun fikri mülkiyet hukuku bölümü, Türkiye’nin bu alanda iyi hazırlıkları olduğu tespitiyle başlamaktadır.

Fikri mülkiyet hukuku alanında geçmiş yıl içerisinde bazı gelişmeler olmakla birlikte, taklitçilik ve korsan ürünler halen oldukça yaygındır. Türkiye gelecek yıl öncelikle; halen bekleyen fikri ve sınai mülkiyet mevzuatlarını kabul etmeli, taklit ve korsana karşı mücadelede alınan tedbirleri daha da geliştirmeli; fikri mülkiyet koruması bilincini mevcut inisiyatiflerin ötesinde artırmalıdır.

Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar alanında, hakların kolektif yönetimi, özellikle yabancı yapımcılara muamele, umuma temsil hakları ve çoğaltma haklarının lisansı konularında sorunlar halen devam etmektedir. Telif Hakları yasası tasarısı halen Kültür Bakanlığı önünde beklemektedir.

Sınai mülkiyet hakları kanununun kabul edilmesi halen beklenmektedir ki, bu durum hak sahipleri için belirsiz bir hukuki ortam oluşturmaktadır. Türk patent mevzuatı, halen Avrupa Birliği (AB) mevzuatı ve Avrupa Patent Ofisi’nin ilaç buluşlarıyla ilgili standartları ile uyumlu değildir. Türk Patent Enstitüsü, İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) tasarım veritabanına da katılarak çevrimiçi hizmetlerini geliştirmiştir, Enstitü bunun yanında yönetsel kapasitesini de artırmıştır. Enstitü’nün kötü niyetli marka ve tasarım başvuruları hakkındaki kararlarının kalitesi artmıştır. Enstitü, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla birlikte düzenlediği bilinç artırma ve işbirliği faaliyetlerini geliştirmiştir. AB – Türkiye IPR Çalışma grubu, Mart 2015 toplantısına çok sayıda fikri mülkiyet hakları (IPR) bağlantılı sanayi temsilcisi katılmıştır. IPR haklarının sahipleriyle, kemikleşmiş IPR problemleri yapılandırılmış ve kapsamlı biçimde tartışılmalıdır. IPR ve coğrafi işaretler ulusal strateji belgeleri ve buna ilaveten 2015-2018 yılları faaliyet planı Temmuz 2015’te yayınlanmıştır. Bununla birlikte, coğrafi işaretler, yeni bitki çeşitleri ve ilaçlar için veri koruması alanlarında daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Hakların hukuk yoluyla etkin korunması alanıyla ilgili olarak, bir ihtisas mahkemesi daha kurulmuştur. Bununla birlikte, mevcut 25 ihtisas mahkemesi, IPR konusunda eğitimler yoluyla güçlendirilmelidir. Patentlenebilirlik kriterlerinde tutarlılık, yargıçlar ve bilirkişilerle işbirliği halinde sağlanmalıdır. Patent davalarında bilirkişilerin profesyonelliği ve tarafsızlığı, bilirkişilerin nitelikleri ve yükümlülükleri hakkında hazırlanacak kılavuzlarla birlikte güçlendirilmelidir. Hakların Etkin Korunması Direktifi’yle uyum, özellikle taklit ürünlerin ihlali gerçekleştirenlere iadesi, hak sahiplerinin el konulan ürünleri depolaması ve ihtiyati tedbir kararlarının alınmasındaki uyumsuzlukların giderilmesi konularında sağlanmalıdır. Taklit ürünlere karşı gümrüklerde etkin koruma daha da ilerlemiştir ve gümrüklerde el koyma uygulamalarının sayısı artmıştır. Korsan ürünlere karşı mücadele, daha fazla el koymaya imkan veren şifreli lazer kod sistemi yoluyla güçlendirilmiştir. Resen veya şikayete dayalı büyük ölçekli polis baskınlarına rağmen, taklitçilik ve korsan ürünler halen yaygındır ve bu durum kamu sağlığına, tüketici korumasına ve kayıtlı ekonomiye zarar vermektedir. Gümrüklerde hakların korunması birlik mevzuatı ile daha da uyumlu hale getirilmelidir. Fikri mülkiyet haklarının etkin korunması hakkında daha güçlü politik iradeye ihtiyaç bulunmaktadır.

2015 İlerleme Raporu’nun oldukça kısa sayılabilecek Fikri Mülkiyet Hukuku bölümü bundan ibarettir. Özetin özetini yapmak gerekirse, raporda oldukça genel ifadeler kullanılmıştır. AB mevzuatına uyum konusunda özellikle altı çizilen konular, hakların kollektif yönetimi konusu ve patent mevzuatıdır. Bunun yanında, hakların etkin korunması hakkında, hakimlerin eğitimi ve patent bilirkişilerinin durumu konularına özellikle dikkat çekilmiştir. Elbette, bölümün en başında yer verilen fikri ve sınai haklar mevzuatlarında yenilik ve değişiklik getiren kanun tasarılarının bir an önce kanunlaşması gerekliliği de atlanmamalıdır.

Birkaç yıl öncesinin raporları hatırlanınca, 2015 raporunun özellikle Türk Patent Enstitüsü açısından başarılı bir tabloyu ortaya çıkardığı söylenebilir. Bununla birlikte, fikri ve sınai haklar mevzuatları güncellemelerinin artık sabırsızlık yarattığı, rapordaki nazik dile rağmen kolaylıkla anlaşılmaktadır. Kanun tasarılarının kanunlaşması sadece Avrupa Birliği’nin değil, tüm hak sahiplerinin ve konu hakkında çalışan herkesin beklentisidir.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi) Programı Açıklandı

yıldırımbe

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 27 Kasım 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenecek II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu’nun programı ve sunum başlıkları açıklandı.

Marka Hukuku temalı sempozyumun programını, buna ilaveten oldukça güncel ve iddialı sunum başlıklarını aşağıda görebilirsiniz.

semp

Sempozyuma kayıt için http://www.ybu.edu.tr/hukuk/tfmsempozyum/ bağlantısını kullanabilirsiniz.

Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen uluslararası sempozyumda önceden sunulan bildiriler, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından çıkartılan hakemli akademik hukuk dergisi TFM – Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi’nde yayınlanmıştır. Okuyucularımızın dergiye http://www.ybu.edu.tr/hukuk/custom_page-427-son-sayi.html bağlantısı aracılığıyla erişimi mümkündür.

Fakülte dekanı Prof. M. Fatih Uşan, dergide yer alan sunuş yazısında, “Yıldırım Beyazıt Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Merkezi”ni açmak için hazırlıkları sürdürdüklerini belirtmiştir ki, bu da IPR tutkunları için oldukça sevindirici bir gelişmedir.

IPR Gezgini yazarları, 27 Kasım 2015 tarihinde sempozyuma dinleyici olarak katılacaktır. Okuyucularımızın da sempozyumda koltuklarını alacaklarını düşünüyor ve sizlerle orada karşılaşmayı umut ediyoruz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

“GOssIP” Marka, Patent ve Endüstriyel Tasarım Dergisiyle Henüz Tanışmayan Var mı?

gossip39

 

Bir yazıyı bitirdikten sonra “Yayınla” komutuna basmak, blog yazarlarının günlük yaşamlarındaki en zevkli anlardan birisini oluşturmaktadır. Bir internet sitesini uzun süre boyunca düzenli yayın yapabilir biçimde tutmaksa, zevkli olmanın ötesinde adanmışlık da gerektirmektedir.

IPR Gezgini, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında, güncel konularda düzenli yayın yapmayı uzun süre boyunca sürdürebilen tek internet bloğudur. Bununla birlikte, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında, uzun süredir düzenli biçimde yayın yapmaya devam eden bir de basılı yayın bulunmaktadır.

“GOssIP”, 3 ayda bir okuyucularına ulaşan ve son olarak 39. sayısını yayınlamış ücretsiz bir IPR dergisidir. Türkiye’nin sektöründeki büyük vekillik firmalarından birisi olan Grup Ofis Marka Patent tarafından yayınlanan GOssIP dergisinde, güncel marka, patent ve endüstriyel tasarım haberleri, yaratıcı tasarımlar, marka, tasarım ve buluşlara ilişkin röportajlar, mucit ve marka hikayeleri yer almaktadır.

gossip38

 

Kendisini sektörünün tek dergisi olarak tanımlayan GOssIP’nin dağıtımı, Türkiye’nin her yerindeki okuyucularına, alan uzmanlarına, üniversitelere, ticaret ve sanayi odalarına, teknoloji transfer ofislerine, alışveriş merkezlerine, restoran ve kafelere yapılmaktadır. GOssIP, 6.000 adet basılmakta ve bunun yanında 16.000 okuyucusuna da dijital formatta ulaşmaktadır.

Dergiyi incelemek isteyen okuyucularımız, GOssIP’nin son sayılarına aşağıdaki bağlantıları kullanarak erişebilir. Ayrıca, aşağıda yer verilen sosyal medya hesapları aracılığıyla da GOssIP’nin takip edilmesi mümkündür.

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_37_yksk

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_38

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_39

facebook.com/gossipdergi

twitter.com/gossipdergi

instagram.com/gossipdergi

IPR Gezgini, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında yayına devam eden tüm elektronik ve basılı yayınları kardeş yayın olarak kabul etmekte ve ülkemizde yayın bakımından oldukça bakir bir alan sayılabilecek IPR sahasındaki her yayını mutluluk ve heyecanla takip etmektedir.

GOssIP’ye uzun süredir devam etmekte olan yayın hayatında daha önemli başarılar diliyoruz ve gelecek günlerde IPR alanında benzer yayınların artmasını umutla bekliyoruz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015  

unsalonderol@gmail.com

 

Video Paylaşımında “Adil Kullanım İlkesi”nin Uygulanması – “Dancing Baby” Davası

LetsGoCrazy

 

İçinde bulunduğumuz günlerin moral bozucu ve hazmetmesi zor gelişmeleri, hepimizin günlük yaşamını olduğu kadar, IPR Gezgini’nin üretim ve paylaşım düzenini de etkiledi. Yıllardır belirli bir düzende yazıp paylaşmaya çalışan bu satırların yazarı, son haftalarda elini klavyeye sürecek enerjiyi bulmakta doğrusu güçlük çekiyor. Biz durduğumuz yerde dönüp dolaşıp aynı kısır politik tartışmaları yaşar ve çok değerli canlarımızı kaybederken, yurtdışında IPR evreninde gelişmeler hız kesmeksizin devam ediyor ve dünyada çok farklı konular tartışılıyor. Yazacak konular o kadar birikti ki, yılgınlığa son vermek artık zorunlu hale geldi. Gelecek ayların ülkemize barış ve huzur getirmesi dileğiyle, kendimi biraz zorlayarak yazdığım, A.B.D.’ndeki oldukça önemli ve yakın tarihli “Dancing Baby (Dans Eden Bebek)” davasını paylaşmak istiyorum.

A.B.D.’nde “adil kullanım (fair use) doktrini” telif hakkı sahibinin eserini kullanımı üzerindeki en önemli kısıtlamayı oluşturmaktadır. Wikipedia’daki en basit tanımı ödünç alacak olursak, “adil kullanım”, A.B.D. Telif Hakları Yasası’nda bulunan, telif hakkına konu eserlerin, telif hakkı sahibinden izin istenmeden, kısıtlı olarak kullanılmasına imkan veren bir doktrin olarak tanımlanmaktadır.

Adil kullanım ilkesinin oluşturulmasının nedeni, sınırsız bir koruma sağlanması halinde, fikri haklar korumasının amacını aşacağı ve toplumsal gelişimin önünde engel teşkil edebileceğidir.

Elektronik iletişimin gelişimi ve internet, adil kullanım kapsamında değerlendirilebilecek kullanım biçimlerinin tanımlanmasını güçleştirmiştir. Son yıllarda, A.B.D.’nde çeşitli elektronik iletişim biçimlerinin ve medya paylaşım ortamlarının adil kullanım ilkesi kapsamına girip girmediği sıklıkla dava konusu olmakta ve bu yolla adil kullanım ilkesinin kapsamı netleştirilmeye çalışılmaktadır.

14 Eylül 2015 tarihinde San Francisco Temyiz Mahkemesi tarafından verilen oldukça yeni bir karar, adil kullanım ilkesini ifade özgürlüğüyle ilintili bir hak olarak değerlendiren kullanıcıları sevindirici niteliktedir. Tam metnine http://cdn.ca9.uscourts.gov/datastore/opinions/2015/09/14/13-16106.pdf bağlantısından erişebileceğiniz karar, Youtube’da paylaşılan bir amatör videonun arka planında çalan şarkı nedeniyle telif hakkı ihlalinin oluşup oluşmadığı konusu ile ilgilidir.

Youtube, muhtemelen hepimizin bildiği, içeriği kullanıcılar tarafından yüklenilen, videolardan oluşan ve herkesin kullanımına açık bir internet sitesidir.

7 Şubat 2007’de, davalı Stephanie Lenz, Youtube’a iki çocuğunun evinin mutfağında dans etmelerini gösteren 29 saniyelik amatör bir ev videosu yükler. Çocuklar dans ederken arka planda Prince isimli A.B.D.’li şarkıcının “Let’s Go Crazy” isimli şarkısı çalmaktadır. Dava konusu videoyu aşağıda izlemeniz mümkündür:

Videonun yayınlanmasının ardından Prince’in o dönemdeki temsilcisi “Universal Music Group”, Youtube’a “Dijital Milenyum Telif Hakkı Yasası (Digital Millennium Copyright Act – bundan sonra DCMA olarak anılacaktır)” kapsamında bir uyarı gönderir ve Lenz’in Youtube’da yayınlanan amatör videosunun, Price’in “Let’s Go Crazy” şarkısından kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini iddia eder.

Youtube uyarı mektubunu almasının ardından Lenz’in videosunu yayından kaldırır ve 5 Haziran 2007 tarihinde, Lenz’e durumu açıklayan bir e-posta gönderir. Lenz, buna karşılık olarak 7 Haziran 2007 tarihinde gönderdiği bir e-postayla videonun tekrar yüklenmesini talep eder. Bu talep, Youtube tarafından Universal Music Group’a iletilir. Universal, videonun yeniden yüklenmesine karşı protesto çeker ve videonun telif hakkına tecavüz içerdiğini tekrar eder. Lenz, buna karşı bir kez daha karşı bildirimde bulunur ve tüm bunların sonucunda video Temmuz 2007 ortasında Youtube’da yeniden yayınlanır.

Sonrasında Lenz, “Electronic Frontier Foundation (Elektronik Hudutlar Vakfı – bundan sonra EFF olarak anılacaktır)”ın desteği ile Universal’a karşı “hukuka uygun nitelikteki adil kullanımın engellenmeye çalışılması” gerekçesi ile dava açar. “Dancing Baby (Dans Eden Bebek)” adıyla anılan dava büyük yankı getirir ve kamuoyunca yakından takip edilir. Davanın ilerleyen aşamalarında, Temyiz Mahkemesi “Telif hakkı sahipleri, DMCA kapsamında kendilerine tanınan yayından kaldırtma prosedürünü kullanırken, ilk olarak tecavüz içerdiği iddia edilen kullanımın adil kullanım olup olmadığını değerlendirmezlerse, bu durumun hakkın kötüye kullanımı sayılıp sayılamayacağı” sorusunu davanın ana çerçevesini oluşturacak şekilde irdeler. Bu noktada, taraflar arasındaki anlaşmazlığın asıl noktasının adil kullanımın bir hak teşkil edip etmediği, DMCA’nın bu tip kullanıma yetki verip vermediği noktasında düğümlendiği ortaya çıkmaktadır.

“Universal Music Group” adil kullanımın kanunca tanınan bir yetki olmadığını, tersine tecavüz iddiasına karşı bir savunma olduğunu öne sürmektedir. Buna karşılık, gerek Bölge Mahkemesi gerekse de Temyiz Mahkemesi, DMCA’nın adil kullanımın kanunen tanınan bir yetki olduğu görüşüne ulaşmıştır: “Adil kullanım kanunda sadece istisna olarak tanımlanmamıştır, kanunen tanınmış bir yetkidir… Telif hakkına konu bir eserin adil kullanımı tecavüz teşkil eden bir kullanım biçimi değildir.”

Temyiz Mahkemesi bundan sonra; “Adil kullanımın kanunen tanınmış bir yetki olması nedeniyle, telif hakkı sahibinin yayından kaldırma uyarısı göndermeden önce kullanımın adil kullanım olup olmadığını değerlendirmeye alması gerektiğini” belirtmiştir.

“Universal Music Group” gibi birkaç büyük firma çok sayıda eser sahibini temsil etmekte ve bu kişilere ait eserleri içeren videoları gelişmiş algoritmalar içeren bilgisayar yazılımlarını kullanmak suretiyle tespit etmektedir. Buna karşın, tespit edilen videolardaki kullanım biçiminin adil kullanım kapsamına girip girmediğini incelemeksizin,  paylaşımı yapan internet kullanıcılarına otomatik yayından kaldırma bildirimleri gönderilmektedir. “Dancing Baby” davasının sonucu, bu tip otomatik yayından kaldırma bildirimi yapan büyük firmalar bakımından kötü bir haberdir, şöyle ki, otomatik bildirim gönderme yönteminin mevcut hali “Dancing Baby” kararı sonrası, A.B.D.’nde ortadan kalkacaktır. Bundan böyle, telif hakkına tecavüz iddiasında bulunan hak sahipleri, yayından kaldırma bildirimi göndermeden önce her vakayı tek tek inceleyecek ve kullanımın “adil kullanım” kapsamına girip girmediğini değerlendirecektir.

EFF Hukuk Direktörü karar sonrası yaptığı açıklamada, “Bugünkü karar, meşru ifade biçimlerinin, telif hakkı kanunu kullanılarak düşüncesizce sansürlenemeyeceği yönünde güçlü bir mesaj vermiştir. Mahkemenin, adil kullanım hakkının göz ardı edilmesi halinde doğacak zararlardan telif hakkı sahiplerinin sorumlu olacağını kabul etmesinden memnuniyet duyuyoruz.” ifadelerini kullanmış ve “Dancing Baby” davasını ifade özgürlüğü ile bağdaştırarak sansüre karşı bir zafer olarak ilan etmiştir. https://www.eff.org/tr/press/releases/important-win-fair-use-dancing-baby-lawsuit

Buna karşılık, Amerika Plak Sanayi Derneği (RIAA) sözcüsü, “Mahkemenin DMCA hakkında yaptığı yoruma ve yayından kaldırma bildirimi öncesi tüm sorumluluğun telif hakkı sahiplerine bırakılmasına katılmıyoruz.” açıklamasını yapmıştır. http://www.nytimes.com/2015/09/15/business/media/youtube-dancing-baby-copyright-ruling-sets-fair-use-guideline.html?_r=2

Karar sonrası kafa karıştıran noktalardan birisi de, telif hakkına tecavüz iddiasına konu videoların adil kullanım kapsamına girip girmediğinin tespitinde, bundan böyle bilgisayar yazılımlarının kullanımının mümkün olup olmayacağıdır. Mahkeme, DMCA kapsamında tanımlanan adil kullanımının tespitinde bilgisayar yazılımlarının kullanılabileceği görüşündedir, mahkemeye göre, çok fazla sayıdaki içeriğin denetlenmesinde, DMCA’daki adil kullanım şartlarını takip edebilecek bilgisayar algoritmaları geçerli ve iyi niyete dayalı orta bir yol oluşturabilir. Mahkeme örnek olarak, yayından kaldırma bildirimi gönderilmesi öncesi kullanılabilecek bir algoritmaya ilişkin üç şart saymıştır: (i) Videonun, içerik sahibine ait olan ve telif hakkıyla korunan bir videoyla eşleşmesi, (ii) Ses kaydının, telif hakkına konu aynı eserin ses kaydıyla eşleşmesi, (iii) Videonun neredeyse tamamının telif hakkına konu tek bir eserden oluşması.

“Dancing Baby” davasının sonuçlarının video paylaşanlar bakımından bir zafer olduğu kanaatimizce de açıktır. Öyle gözüküyor ki bundan sonra, A.B.D.’nde hak sahipleri yayından kaldırma bildirimi göndermeden önce, adil kullanımın olup olmadığını tespit edebilmek için bir hayli zaman harcayacaklar. Kendimize dönecek olursak, normalleşmiş bir ülkede, bu tip tartışmaları derinlemesine yapabilmenin umudunu halen taşıyoruz.

Önder Erol Ünsal

Ekim 2015

unsalonderol@gmail.com

 

IPR Gezgini Facebook Hesabıyla Daha Geniş Çevrelere Yayılmak İstiyor

social-media-management

IPR Gezgini, dikkatli okuyucularımızın muhtemelen fark etmiş olduğu üzere, şu ana dek sosyal medya kanallarını etkin olarak kullanmamış ve daha çok yazarlarının kişisel sosyal medya hesaplarını kullanmak suretiyle yazılarını yaymaya çalışmıştır.

Bugünlerde sosyal medya olmadan daha geniş kitlelere yayılmanın ve yaygınlaşmanın imkansız olduğunun bilincinde olarak, IPR Gezgini’ni sosyal medyada daha etkin biçimde tanıtmanın yerinde olacağını düşündük. Bunun ilk adımını da Facebook ‘ta IPR Gezgini adına açtığımız sayfa oluşturacak.

Facebook kullanıcısı okuyucularımızın https://www.facebook.com/profile.php?id=100008346701691 bağlantısından erişebilecekleri IPR Gezgini facebook hesabını arkadaş olarak eklemelerinden ve mümkünse çevrelerine de önermelerinden memnuniyet duyacağız.

Sayfa içeriği henüz tam olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, kısa süre içerisinde sayfada eski yazılarımıza, güncel haberlere, yerli – yabancı duyurulara yer vermeyi ve sayfayı mümkün olduğu ölçüde dinamik bir duyuru ve tartışma platformu haline getirmeyi planlıyoruz. Facebook hesabına yakın zamanda Twitter hesabını da eklemek niyetindeyiz.

Bizi arkadaşlarınız arasına eklerseniz çok seviniriz.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

Marka Başvurularında İhtiyaç Duyulmayan Mal ve Hizmetlere Yer Verilmesi Sorunu ve Çözüm Önerileri

tpebinası

 

Bilindiği gibi marka tescil başvurularında marka koruması talep edilen mal veya hizmetlerin belirtilmesi gerekmektedir. Ülkemizde mal veya hizmetlerin belirtilmesi sırasında başvuru sahipleri ve marka vekillerinin çoğunluğu tarafından kullanılan ve aşağıda detaylı olarak açıklanacak olan “kopyala-yapıştır” yöntemi yıllardır bir çok soruna neden olmaktadır. Bu yazının amacı söz konusu yöntemin yol açtığı sorunlara değinerek bu sorunlara ilişkin çözüm önerisi ortaya koymak ve ortaya konan çözüm önerisi ile ilgili okuyucuları her türlü katkı ve eleştiride bulunmaya davet etmektir.

Ülkemizde marka başvuruları Türk Patent Enstitüsü’nce her sene yayımlanan ücret tebliği çerçevesinde yine Enstitüce yayımlanan Marka Tescil Başvurularına Ait Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ’de yer alan mal ve hizmet sınıfları esas alınarak başvurularda yer alan mal ve hizmet sınıfı sayısına göre ücretlendirilmektedir. 2015 yılı için bu tutar tek sınıflı ve fiziki evrak ile yapılan marka başvurusu için 255 TL, tek sınıflı ve çevrimiçi sistemle yapılan marka başvurusu için 180 TL olarak belirlenmiştir. Her sınıf için, sınıf içindeki mal veya hizmetlerin sayısına veya alt grup sayısına bakılmaksızın standart sınıf ücreti uygulanmaktadır.

Başvuru sahipleri ve marka vekillerinin çoğunluğu, başvurularında sadece markanın kullanıldığı veya kullanılması planlanan mal ve hizmetlere yer vermek yerine, “kopyala-yapıştır” yaparak Tebliğ’de ilgili olan mal veya hizmetin bulunduğu sınıfta yer alan tüm mal ve hizmetler ile başvuru yapmayı tercih etmektedir (Her ne kadar çevrimiçi hizmetlerde yapılan değişiklik sonucunda mal/hizmetler seçilirken kopyala-yapıştır işlemi şu anda yapılamasa da bu alışkanlığın çevrimiçi hizmetler ile başvuru yapılmaya başlanmadan önce kazanılması sebebiyle bu adlandırmanın kullanılmasında beis görülmemektedir.). Örneğin, bir markayı “gözlük” emtiası için tescil ettirmek isteyen başvuru sahibi veya vekili Tebliğ’de “gözlük” emtiasının yer aldığı 9. sınıfta yer alan tüm mallara başvurusunda yer vermektedir.

Belirtilen uygulama birçok soruna yol açmaktadır. Öncelikle ilgili sınıfta yer alan mal veya hizmetlere başvuruda blok halinde yer verilmesi neticesinde marka uzmanlarının sağlıklı bir inceleme yapması büyük ölçüde zorlaşmaktadır. Örneğin bir ya da birkaç mal veya hizmet için ayırt edici nitelikte olmayan ve tanımlayıcı olan bir ibare, ilgili sınıfta yer alan diğer bazı mal veya hizmetler için tescil edilebilir nitelikte olabilir. Bu nedenle özellikle çok sayıda alt gruptan oluşan sınıfları ihtiva eden başvurular için marka uzmanlarının ağır iş yükü düşünüldüğünde sağlıklı bir inceleme yapılması hayli güç olmaktadır.

Bahse konu uygulama özellikle benzerlik incelemesinde ciddi problemlere neden olmaktadır. Bilindiği gibi 556 sayılı KHK’nın 8/1 maddesi çerçevesinde yapılan karıştırılma ihtimali incelemesinde ele alınması gereken temel unsurlardan biri başvuruya konu markanın eşya listesinde yer alan mal veya hizmetler ile itiraza gerekçe olarak gösterilen marka/markaların eşya listesinde yer alan mal veya hizmetler arasındaki benzerliktir. Mal veya hizmetlere hem başvuruda hem de itiraza gerekçe marka/markalarda blok halinde yer verilmesi sağlıklı bir benzerlik değerlendirmesini neredeyse imkansız kılmaktadır. Şöyle ki; başvuruda ihtiyaç duyulan bir ya da birkaç mal veya hizmete yer verilmesi yerine onlarca mal veya hizmetin bulunduğu tüm sınıfa yer verilmesi durumunda, tüm bu mal veya hizmetler ile aynı şekilde başvurusu yapılmış olan itiraz gerekçesi marka/markaların kapsadığı onlarca mal veya hizmet arasındaki benzerliğin ele alınması gerekmektedir. Başvuruda ve itiraz gerekçesi marka/markalarda, birden çok mal veya hizmet sınıfının yer alması durumunda yüzlerce mal veya hizmet arasındaki benzerliğin incelenmesi gibi kısıtlı zaman içerisinde mümkün olmayan bir durumla karşılaşılmaktadır.

Enstitü için belirtilen inceleme zorlukları haliyle mahkemeler için de geçerlidir. Ancak hem Enstitü hem de mahkemeler için ortaya çıkan inceleme zorlukları bir yana, söz konusu uygulama büyük ölçüde mevcut ve potansiyel başvuru sahiplerine zarar vermektedir. 556 sayılı KHK’nın 7/1(b) ve 8/1 maddeleri incelemenin markaların ve mal/hizmetlerin benzerliği ile sınırlı tutulacağı yönündeki lafzı sebebiyle, ayrıca KHK’nın 14. maddesinin marka sahiplerine iştigal alanı ne olursa olsun tescil ettirmiş olduğu markayı eşya listesinde belirtilen mal ya da hizmetler için kullanması için 5 yıl süre tanıması nedeniyle muhtemelen piyasada birbiriyle hiç bir zaman ihtilaf içinde olmayacak markalar reddedilmektedir. 7/1(b) ve 8/1 maddeleri çerçevesinde yapılan incelemenin önemli bir bölümü ticaret unvanlarına bakıldığında, gerçekte ticaret alanında ihtilaf yaşaması olası görünmeyen kişilere ait marka başvuruları veya tescillere ilişkindir. Yani başvuru sahipleri, Enstitü ve mahkemeler ticari hayatın olağan akışında var olmayan “sanal ihtilaflar” için para, emek ve zaman harcamaktadır. Bunun ülkemiz için büyük bir kaynak israfı olduğu açıktır.

Ayrıca potansiyel başvuru sahipleri kullandıkları ya da kullanmayı planladıkları markanın aynısının veya benzerinin farklı sektörde faaliyet gösteren bir kişi tarafından tescil edilmiş olması sebebiyle başvuru yapmaya teşebbüs etmemektedir.

Belirtilen sorunların ortadan kaldırılması ya da minimize edilmesi için marka inceleme sistemimizde bazı değişiklikler yapılması yerinde olacaktır. Bunlardan biri çok sayıda ülkede olduğu gibi benzerlik incelemesini sadece nispi ret nedeni olarak ele alarak halen yürütülen re’sen benzerlik incelemesine son vermektir. Yapılması gereken bir diğer değişiklik ise Topluluk Marka Tüzüğü’nün 15. maddesinde belirtildiği gibi karıştırılma ihtimali incelemesinde itiraza gerekçe olarak gösterilen ve tescil tarihinden itibaren 5 yıl geçmiş markalar için kullanım şartının aranmasını gerektirecek yasal düzenlemenin yapılmasıdır.

Ülkemizde yasama değişiklikleri ile ilgili yapılan çalışmaların ve sürecin zorluğu, 7/1(b) maddesi üzerinde yapılan tartışmaların halen devam etmesi,  itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar için kullanım şartı aranmasının Enstitü’nün zaten fazla olan iş yükünü artıracak olması sebebiyle söz konusu mevzuat değişikliklerinin yakın zamanda ele alınması mümkün görünmemektedir. Ayrıca 7/1(b) maddesi mevcudiyetini korurken itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar için kullanım şartı aranmasını içeren bir düzenlemenin tek başına yapılması marka inceleme sistemimizde çok sınırlı bir düzelme sağlayacaktır.

Öte yandan Enstitü’nün ücret politikasında değişikliğe giderek başvuruları alt grup esasına göre ücretlendirmesi bir başka çözüm yolu olarak değerlendirilebilir. Yani Enstitü başvuru ücretini başvuruda yer alan mal veya hizmet sınıfının sayısına göre değil bu sınıfların altında yer alan alt grupların sayısına göre ücretlendirebilir. Bu değişiklik idari düzenlemenin daha kolay olması, Enstitü’nün çevrimiçi hizmetleri sayesinde kolayca uyum sağlanabilecek olması, ayrıca iş yükünün azalmasına katkı sağlayacak olması sebebiyle yukarıda zikredilen sorunların önüne geçilmesi için pratik bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır.

Başvuruların alt grup esasına göre ücretlendirilmesi sonucunda başvuru sahipleri kullanmadıkları ya da kullanmayı planlamadıkları mal veya hizmetler için fazladan ücret ödemek istemeyeceği açıktır. Bu sayede marka inceleme sistemimiz daha sağlıklı işler bir yapıya kavuşacak ve birçok yapay ihtilaf ortadan kalkacaktır.

Ancak başvuruların alt grup esasına göre ücretlendirilmesi sadece yeni başvurular için geçerli olacağından mevcut başvurular ve tescilli markalar düşünüldüğünde yapılacak değişiklik ile sağlanacak katkı sınırlı olacaktır. Bu sorunun bertaraf edilmesi için şu anda olduğu gibi yenilemesi yapılacak tüm markalar için standart bir ücret talep edilmesi yerine markaların eşya listelerinde yer alan alt grup sayısına göre marka yenileme ücretinin hesaplanması isabetli olacaktır. Ayrıca geniş eşya listesine sahip tescilli markaların daha geniş bir korumadan faydalandığı açık olup bu markalar için daha fazla yenileme ücreti talep edilmesi hakkaniyete uygun olacaktır. Kaldı ki tescilli marka sahipleri genel olarak sadece kullandıkları mal veya hizmetler için yenileme yapmak isteyecek olup yapılacak düzenlemenin içeriğine göre marka sahiplerinin karşı karşıya kalacakları yenileme ücretinde bir artış olmayabilecektir.

Sonuç olarak, marka başvuruları ve yenilemeleri sırasında alınacak ücretin alt grup esasına göre hesaplanması başvuru sahiplerinin ve Enstitü’nün kolay uyum sağlayabileceği pratik bir çözüm olup bu sayede başvuru sahiplerinin önündeki birçok engelin ortadan kalkmasının yanı sıra Enstitü’nün ve mahkemelerin karşı karşıya kalacakları ihtilaflı dosya sayısında ciddi oranda düşüş gerçekleşecek, marka başvuruları ve tescilli markalar üzerinde daha sağlıklı değerlendirme yapılabilecektir.

Yazının başında belirtildiği gibi bu yazının amacı marka başvurularında mal/hizmet belirlenmesi sırasında başvurulan “kopyala-yapıştır” yönteminin yarattığı sorunlara dikkat çekmek ve ortaya konan “alt grup esasına göre ücretlendirme” önerisini tartışmaya açmaktır. Yazı hakkında siteye yapacağınız her yorum ve bekirguven@yahoo.com e-posta adresine gönderilecek her türlü çekince, eleştiri ve katkınız memnuniyetle karşılanacaktır.

Bekir GÜVEN

Marka Uzmanı – Türk Patent Enstitüsü

bekirguven@yahoo.com

Patent Uzmanına Hakaret Eden Patent Vekilinin Yetkileri USPTO’da 6 Ay Süreyle Askıya Alındı

badwords

Patent ve marka uzmanlarının kararları ve değerlendirmeleri çoğu kez hak sahiplerini ve temsilcilerini memnun etmemektedir. Memnuniyetsizlik halinin sadece Türkiye ile sınırlı olmaması ve dünya üzerindeki neredeyse hiçbir inceleme ofisinin bir türlü kimseyi memnun etmeyi başaramaması, uzmanların kendilerini kötü hissetmelerini bir ölçüde de olsa engellemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) Patent ve Marka Ofisi (USPTO) dünyanın muhtemelen en yerleşik ve kendi geleneğine sahip sınai mülkiyet inceleme ofisidir. USPTO da belirtilen şanlı geçmişine karşın kullanıcılarının tamamını memnun etmeyi başaramamıştır. Aşağıda okuyacağınız olay, memnuniyetsizlik halinin hakarete dönüşmesi durumunda USPTO’nun nasıl tepki verdiğini göstermesi bakımından ilginçtir. Yazıda anlatılan olay http://ipethicslaw.com/uspto-suspends-attorney-for-six-months-for-derogatory-patent-filings/ bağlantısından erişilebilecek haber esas olarak aktarılmıştır.

Andrew Schroeder isminde bir patent vekili 2011 yılında müvekkili adına USPTO’ya bir patent başvurusu dosyalar, USPTO 2013 yılında başvuruyu tekniğin bilinen durumunun aşılmamış olması nedeniyle reddeder. Schroeder bu karara karşı aşağıdaki ifadeleri içeren dilekçeyi sunar:

“Sarhoş musunuz? Patent başvurularını incelerken kokain eşliğinde İskoç viskisi mi içiyorsunuz? Evinizde birleştirdiğiniz ret mektuplarını mı gönderiyorsunuz? Vergi ödeyenler, ödemeleri karşılığında hizmet olarak bunu mu alıyor? Gerçekten patent başvurusunu hiç okudunuz mu? Merak ediyorum. Çünkü ya patent başvurusunu okumamışsınız veya siz “ÖZEL”siniz (burada R ile başlayan kelimeyi kullanmak istemediğim için özelsiniz yazdım.” (Schroeder’in bahsettiği R ile başlayan kelime muhtemelen Gerizekalı anlamına gelen Retard kelimesidir, y.n.)

Schroeder dilekçesine şöyle devam eder: “USPTO ne zamandan beri basit bir iş programına dönüştü? 2000 kaşe yeterli olacakken hangi gerekçeyle 2000 ek uzman istihdam ettiniz? Bana söyler misiniz bir patent başvurusunun onaylanması için ne gereklidir. Patent başvurularını pastel boya ile mi yazalım ya da başvurular süslü bir kitabın içinden mi çıksın? Ailenizin ferdi veya sizi özel bir anlaşmayla teşvik edecek büyük bir hukuk firması mı olmamız gerekiyor? Ne lazım bana söyler misiniz? Belki de sadece işinizi ciddiye almanız ve işinizle ilgili bir halt etmeniz gerekir… Siz gerizekalılar küvetinizde osurup burnunuzu karıştırırken, şunu bilin ki kariyerleri, işleri ve hayalleri hakkında bir halt etmeye çalışan insanlar var.”

USPTO bu dilekçeyi uygunsuz bir yanıt olarak değerlendirmiş ve sonrasında başvuru hükümden düşmüştür.

Schroeder yukarıdaki dilekçeyi yazdığı gün, bir diğer patent başvurusunun reddi kararına karşı USPTO’ya başka bir yanıt sunmuştur. Bu başvuru da tekniğinin bilinen durumunun aşılmaması nedeniyle reddedilmiştir.

“Anlaşılan o ki bu başvuruyu inceleyen uzman A.B.D.’nin anadilini konuşmamaktadır. Belki Farsça’da, belki Latince’de veya Vulcan dilinde (bkz. Uzay Yolu’ndaki Vulcan ırkı) “stud” kelimesi “ridge” kelimesi ile eşanlamlı olabilir. Ama, bu ülkede, yani bu uzmanın maaşını aldığı ülkede, “stud” ve “ridge” kelimeleri iki ayrı ve birbirinden farklı anlama sahiptir.”

Schroeder bunun yanında kararı veren uzmanın USPTO uzmanlarıyla ilgili bir sitede “Down sendromlu, idiot, tembel, yetersiz, kör, aptal ve işe yaramaz” olarak tanımlanmış olduğunu da belirtmiştir.

Yeri gelmişken bu yazıyı okurken haberdar olduğum bir internet sitesinden bahsetmek yerinde olacaktır. http://www.usptoexaminers.com/default.aspx bağlantısından erişilebilecek USPTO Uzmanları sitesi, marka ve patent profesyonellerinin kendi isimlerini belirtmeden USPTO’da çalışan marka ve patent uzmanları hakkında yorum yapabileceği, onları derecelendirebileceği veya onlar hakkında bilgi alabileceği bir internet sitesidir. “Uzmanları inceliyoruz (We examine the examiners)” sloganına sahip siteye biraz göz gezdiren herkes sitenin uzmanlar hakkında atış serbest içerikli ve oldukça da dedikodu içeren bir ortam olduğunu fark edecektir. Türkiye’de böyle bir site olmadığı için şanslıyız sanırım, olsaydı da camiaya bu kadar hizmetten sonra reytingim fena olmazdı herhalde.

Schroeder’in marifetlerine dönecek olursak; USPTO ikinci dilekçeyi de uygunsuz yanıt olarak kabul eder ve ikinci başvuru da hükümsüz kılınır.

Bu işlemlerin ardından Schroeder hakkında disiplin soruşturması başlatılır.

USPTO bünyesinde bir birim olan “Kayıt ve Disiplin Ofisi (Office of Enrollment and Discipline – bundan sonra kısaca OED olarak anılacaktır)”, USPTO nezdinde işlem yapmaya yetkili marka ve patent vekillerini kaydetmek ve vekillik sınavını yapmaktan sorumludur. OED bu görevlere ilaveten, vekillerin yetkilerini kötüye kullandıkları yönündeki iddiaları inceleme yetkisine de sahiptir.

Schroeder hakkındaki soruşturma, OED tarafından yürütülür, OED soruşturma sonucunda Schroeder’e karşı dava açar.

Schroeder, soruşturma hakkında yazılı tebligatı almaz (veya almaktan kaçınır), bunun üzerine kendisine yayın yoluyla soruşturma tebliğ edilir. Buna karşın, Schroeder soruşturmaya karşı yanıt vermez. Aynı şekilde Schroeder davaya karşı da yanıt vermez.

Davayı gören idari hakim, Schroeder’in Ofis nezdinde kaba ve saygısız davranışlar sergilediğini belirtmiş ve Schroeder’in davranışlarının idareyi itibarsızlaştırma ve yetkiyi kötüye kullanma niteliğinde olduğu sonucuna ulaşmıştır. Hakime göre, Schroeder’in davranışları profesyonellik dışı davranış biçiminin kat kat ötesindedir. Hakim kendi tespitleri çerçevesinde, OED’in talep ettiği 1 aylık yetkinin askıya alınması yerine Schroeder’in yetkilerinin 6 ay süreyle askıya alınmasına karar vermiştir. Hakime göre, modern teknoloji anlık tepkinin elektronik biçimde gönderilmesini kolaylaştırmıştır, bu yolla da yeni bir tehdit biçimi ortaya çıkartmıştır. Hakimin ifadesiyle günümüzde İngilizce’deki en tehlikeli 4 harfli kelimenin “send (gönder)” kelimesi olduğu söylenebilir. Hakim Fernandez’e göre, “USPTO’ya dokümanların elektronik yolla sunulabilmesi imkanı, vekillerin gönder komutuna basmadan önce kelimelerini dikkatlice seçmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.”

1997 yılının sonunda bu yana, yani 17 yılı aşkın süredir Türk Patent Enstitüsü’nde görev yapan yazar, başvuru sahipleri veya vekillerle kişisel hakaret boyutuna varmış bir tartışmanın içerisine şu ana dek girmemiş olmakla birlikte, hakaret ve küfür içeren çok sayıda tartışmanın gerçekleştiğinden haberdardır. Bu tip durumlarda alınacak idari tedbirlerin ve disiplin müeyyidelerinin tanımlanmamış olması kimi zaman hakaret sahibinin yaptıklarının yanına kar kalmasına yol açmaktadır. Buna karşılık, Schroeder davasında görüldüğü üzere, USPTO gibi geleneğe sahip kurumlarda hakaret kimsenin yanına kar olarak kalmamakta ve gerekli cezalar tereddütsüz verilmektedir.

Önder Erol Ünsal

Eylül 2015

unsalonderol@gmail.com

 

 

Sevgilinize Süpermarketten Pırlanta Yüzük Alır mısınız? “Tiffany v. Costco” Davası

costco
Görsel http://www.bloomberg.com/bw/articles/2013-05-06/tiffany-vs-dot-costco-which-diamond-ring-is-better adresinden alınmıştır.

 

“Tiffany” mücevher mağazası, her ne kadar 1837 yılından başlayan köklü bir geçmişse sahip olsa da, dünya çapındaki ününü büyük ölçüde klasik olarak adlandırılabilecek “Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s)” filmine borçludur. Truman Capote’nin aynı adlı romanından uyarlanan Blake Edwards’ın yönettiği 1961 yapımı romantik film, “Audrey Hepburn”un canlandırdığı kült haline gelmiş “Holly Golightly” karakteri ile birçoğumuzun zihninde unutulmazlar arasına girmiştir. Audrey Hepburn hayranı olan bu satırların yazarı için Holly Golightly görünümü itibarıyla güzelliğin saf tanımını oluşturmaktadır.

 

mollygolightly

 

Elbette, IPR Gezgini yazarın estetik anlayışını, unutamadığı filmleri veya Audrey Hepburn hayranlığını dile getirme amaçlı bir platform değildir. Tiffany mağazasının tarafı olduğu ve geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir marka davası bu yazının konusu olacaktır.

Başlangıçta da belirttiğim gibi, Tiffany oldukça ünlü bir mücevher mağazasıdır ve muhtemelen filmin de etkisiyle romantizmin ikonlarından birisi haline geline gelmiştir. Tiffany mağazasında satılan ve mavi bir kutu içerisinde paketlenen pırlanta yüzükler, hiç şüphesiz pek çok evlilik teklifinin başarıyla sonuçlanmasını sağlamıştır.

Yazar, çoğu erkek gibi, pırlanta dahil olmak üzere, mücevheratı anlamsız bulsa da, her erkeğin kaçınılmaz kaderinin hayatında en azından bir kez, bir mücevhercide pırlanta yüzük seçmek olacağının da bilincindedir. Belirtilen bilince ortalama zekaya sahip herkes, dolayısıyla pazarlama uzmanları da sahip olduğundan, A.B.D.’nde bir toptan satış mağazası evlilik teklifinin kült simgelerinden “Tiffany” ibaresini kendi ürünleri için de kullanmak istemiştir.

“Costco” mağazası, A.B.D.’nin en büyük toptan satış zincirlerinden birisidir ve uygun fiyatlarıyla tercih edilmektedir. Toptan satış mağazasından pırlanta yüzük almak pek anlamlı gelmese de, araştırmalar göstermiştir ki bu tip bir alışveriş A.B.D.’nde oldukça ekonomiktir. Bu tespite sonradan dönmek üzere, şu aşamada Tiffany v. Costco ihtilafını ana hatlarıyla açıklamak yerinde olacaktır.

Costco’nun pırlanta yüzükler üzerinde kendi markasını kullandığını iddia eden Tiffany şirketi, Şubat 2013’de Costco’ya karşı marka hakkına tecavüz iddialı bir dava açmıştır.

Costco karşı iddia olarak, “Tiffany” kelimesinin mücevherler için jenerik hale geldiğini, yani ayırt edici bir marka olarak algılanma işlevini kaybettiğini öne sürer. Costco, belirtilen iddiasını kanıtlamak için mücevher derecelendirmesi konusunda sertifikasyon işlemi yapan “Mücevher Sertifikasyon ve Teminat Lab. (Gem Certification and Assurance Lab)” isimli bir kuruluşun başkanından “Tiffany kelimesinin pırlanta yüzüklerin biçimini – türünü simgeleyen, herkesin müştereken kabul ettiği tek kelime olduğu” yönünde bir beyan almış ve www.dictionary.com sitesinin üst düzey bir yetkilisinin “Tiffany ve Tiffany biçimi terimlerinin yerleşik tanımlayıcı anlamı bulunduğu” yönünde beyanını kanıtları arasına eklemiştir.

Tiffany’nin kanıtları arasında ise Costco ürünlerini orijinal Tiffany ürünleri oldukları zannıyla satın aldıklarını iddia eden 6 tüketicinin beyanı ve bir üniversitenin pazarlama bölümü profesörünce hazırlanmış bir alan araştırması yer almaktadır. Bu araştırmaya göre, Costco’dan ilgili pırlanta yüzükleri satın alan her beş tüketiciden ikisi ürünlerin orijinal Tiffany firmasınca temin edildiğini düşünmektedir.

Davayı gören New York Bölge Mahkemesi, Tiffany’nin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet taleplerini yerinde bulur ve 8 Eylül 2015 tarihinde Tiffany lehinde karar verir.

Mahkeme’ye göre, Costco’da satılan yüzükler karıştırılmaya yol açar niteliktedir. Mahkeme kararında, karıştırılmaya yönelik açık kanıtların mevcut olduğu, Tiffany’nin tüketicilerin yanıldığına ilişkin kanıtlarının aksinin ispatlanamadığı ve somut duruma ilişkin deliller ortadayken Costco’nun savlarının somut delilleri yanlışlamak için yeterli olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme’ye göre, Costco, ilgili tüketici kitlesinin Tiffany ibaresini bir markadan ziyade jenerik bir adlandırma olarak algıladığını gösterir nitelikte yeterli somut kanıt sunmamıştır. Belirtilen gerekçelerle, Tiffany’nin davası kabul edilmiş, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin varlığına hükmedilmiştir.

Yazının başlangıcında belirttiğim maliyetlerin karşılaştırılması kısmına dönecek olursak, http://www.bloomberg.com/bw/articles/2013-05-06/tiffany-vs-dot-costco-which-diamond-ring-is-better bağlantısından erişilebilecek bilgiye göre; normal bir mücevhercide 10.500 Amerikan Dolarına alınabilecek bir pırlanta yüzük, Tiffany’de 16.600 Dolara satılırken, piyasa değeri 8.000 Dolar civarında bir pırlanta yüzüğü, Costco’dan 6.000 Dolara almak mümkündür. Bu durumda, Tiffany mağazası ismi ve prestijiyle %58 oranında daha pahalıyken, Costco’nun ise piyasadan %17 oranında daha ucuz olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, bir evlilik sitesinde bu konuda açılan bir foruma verilen yanıtlar, birçok kadının Costco’dan alınacak pırlanta yüzükler konusunda şüpheli olduğunu göstermiştir. Yorumculardan birisi “Costco’yu manav ürünleri için seviyorum, fakat mücevher bölümüne gitmeyi hiç düşünmedim.” derken, bir diğeri “Costco’dan pırlanta yüzük alabiliriz, ama yüzüğü nereden aldığımızı sorduklarında ne diyeceğim konusunda endişeliyim.” demiştir. Bu yanıtlar, hiçbirimiz için sürpriz olmasa da, muhtemelen A.B.D.’li hemcinslerim açısından gene de hayalkırıklığı yaratmıştır.

Bir an için Türkiye’ye dönüp, BİM marketler zincirinde piyasadan çok daha ucuza, ama aynı kalitede pırlanta yüzükler satıldığını varsayalım. IPR Gezgini’nin kadın okuyucuları, beyaz atlı prensiniz önünüzde diz çöküp, BİM poşetinden bir pırlanta yüzük çıkartıp size evlenme teklif ederse ne yanıt verirsiniz? Ya da erkek okuyucularımızdan bu riski göze alacak kimse var mıdır?

Yazıya, “Tiffany’de Kahvaltı” filminde Audrey Hepburn’un kendisinin seslendirdiği “Moon River” şarkısı ile son vermek, yazının ruhuna uygun olacak sanırım.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2015

unsalonderol@gmail.com    

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) İnternet Sitesi Yayında

mapader.logo

 

Kuruluşunu okuyucularımızla paylaştığımız Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER)‘nin internet sitesi http://www.mapader.org adresinde yayına başladı.

MAPADER; Türk Patent Enstitüsü (TPE)’nde çalışan marka ve patent uzman ve uzman yardımcılarının mesleki örgütü olarak kurulmuştur.

Üyeleri arasında birlik ve beraberliği, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak ve geliştirmek; üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek; üyelerinin mesleki bilgi birikiminin arttırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak; üyelerinin meslekleriyle ilgili konularda araştırmalar ve incelemeler yapmak ve yayınlamak; üyelerinin meslekleriyle ilgili alanlarda ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak ve mesleki sorunların çözümüne ilişkin önerilerde ve yayınlarda bulunmak amaçlarıyla 2015 yılı ilk yarısında kurulan MAPADER, kuruluşa ilişkin bürokratik işlemleri tamamlamıştır ve 2015 yılı sonbaharından itibaren faaliyetlerine hızlı biçimde devam etmeyi öngörmektedir.

MAPADER’in amaçları ve yapısı hakkında detaylı bilginin www.mapader.org adresi ve sitede belirtilen iletişim yolları kullanılarak edinilmesi mümkündür.

MAPADER, sınai mülkiyet hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleriyle ve diğer kurumlarla temasa geçerek, ortak çalışma, eğitim ve işbirliği alanlarının belirlenmesini amaçlamaktadır ve bu konularda her türlü işbirliğinden memnuniyet duyacaktır.

MAPADER’in ülkemizde sınai mülkiyet haklarının daha iyi anlaşılması, uygulanması ve geliştirilmesi amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren tüm paydaşlar arasında bir köprü vazifesi kurması temennisiyle IPR Gezgini olarak MAPADER‘e faaliyetlerinde başarılar diliyoruz.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2015

unsalonderol@gmail.com

 

Avrupa’da Markaların Kullanılmamasından ve Mal ve Hizmet Listelerinin Genişliğinden Kaynaklanan Sorunlar – Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi Raporu

cluttering

Kullanılmayan veya kullanılması olası olmayan mal ve/veya hizmetler için marka tescil ettirmek suretiyle, marka sicilini kullanılmayan mal ve hizmetlerle dolu bir çöplüğe dönüştürme pratiği ülkemizde yerleşik hale gelmiştir. Bu tip kullanılmayan markalar, sonraki dönemlerde iyi niyetli üçüncü kişilerin yeni marka tescil başvurularının reddedilmesine gerekçe teşkil ederek, ilana itirazlara gerekçe gösterilip gereksiz iş hacmi yaratarak ve kullanılmama nedeniyle hükümsüzlük davalarına konu olup mahkemelerin iş yükünü artırarak, her aşamada sorunlara ve verim kaybına neden olmaktadır.

Kullanılmayan mal ve hizmetlerin tescili sonrasında yaşanan problemler, sadece Türkiye’ye özgü değildir. Problem Avrupa’da da yaşanmaktadır ve sorunun nedenlerinin tespitinin yanısıra, çözüm olarak geliştirilecek stratejiler de tartışılmaktadır. Problemin en net biçimde tanımlandığı ve tartışıldığı sayısal verilere dayalı rapor, 25 Ağustos 2015 tarihinde Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (UKIPO) tarafından yayınlanmıştır. “Avrupa’da Markaların Yığılması ve Kullanılmaması (Cluttering and Non-use of Trade Marks in Europe)” başlığını taşıyan rapora https://www.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/455252/TM-cluttering-report.pdf bağlantısından erişim mümkündür. UKIPO raporu, Georg von Graevenitz, Richard Ashmead ve Christine Greenhalgh isimli alan uzmanlarına (akademisyen ve marka vekili) hazırlatmıştır. Soruna ilişkin nedenlerin, yasal çerçevenin, niceliksel – niteliksel verilerin ve tespitlerin ve vekil görüşlerinin yer aldığı rapor kanaatimizce örnek bir çalışma niteliğindedir ve dikkatle değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

Raporda yer alan tespitleri ve sonuçları burada özetlemek yerine raporu öncelikle okuyucularımızın inceleyip değerlendirmesini tercih ediyor ve ulaştıkları sonuçları zihinlerinde Türkiye’ye de uyarlamalarını umuyoruz.

Ülkemizde, aynı problemin dramatik boyutlara ulaştığı ve marka incelemesinin büyük oranda, “hiç kullanılmayacak malları / hizmetleri içeren markalara karşı, hiç kullanılmayan malları / hizmetleri içeren markalarca yapılan itirazları değerlendirme” şeklinde bir hayali oyununa dönüşmekte olduğu ortadadır. Bu haliyle, 12. sınıf için marka tescil başvurusu yapan her başvuru sahibinin hava taşıtlarını, trenleri, 9. sınıfta başvuru yapan her kişinin bilgisayarları tescil ettirdiği, ancak gerçek yaşamda böyle markaların var olmadığı ülkemizde, konu hakkında bazı tedbirlerin alınması gerektiği açıktır. Şöyle ki, vardığımız noktada fantezi dünyalarda geçen TV dizilerinin gerçeklikle bağlantısı, Türkiye’deki marka tescil başvurularının mal listesi kapsamlarının gerçeklikle bağlantısıyla neredeyse eşit durumdadır.

Gerçeklikle bağlantısını yitirmiş temsili marka uzmanı.
Gerçeklikle bağlantısını yitirmiş temsili marka uzmanı.

 

Marka tescil başvurusu hazırlayıp müşterilerini yönlendiren marka vekili ve avukat okuyucularımızın konuyu gerçeklik ve gerçekçi kullanım niyeti perspektiflerinden değerlendirip, aşağıda yorumlar bölümünde görüşlerini paylaşmalarından IPR Gezgini memnuniyet duyacaktır.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

 

Anzak Markasının 1. Dünya Savaşı Döneminde Avustralya’da Kullanımına İlişkin Düzenleme – Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi 1. Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Araştırmaları

auip

Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi (yazı boyunca “AUIP” olarak anılacaktır), coğrafi olarak bizden oldukça uzak olduğundan olsa gerek, ülkemiz sınai mülkiyet camiasında çok bilinen veya takip edilen bir ofis değildir. Yabancı ofislere yönelik konsantrasyonunu USPTO ve OHIM üzerinde yoğunlaştırmış sınai mülkiyet camiamıza AUIP’nin faaliyet ve yayınlarını http://www.ipaustralia.gov.au/ sitesi üzerinden takip etmelerini öneriyorum. Şüphem yok ki oldukça doyurucu bir içerikle karşılaşacak ve siteyi sürekli takip edeceksiniz.

AUIP, internet sitesinde Çanakkale Kara Savaşları’nın bu yılki yıldönümünde, yani 27 Nisan 2015 tarihinde bizim için de oldukça dikkat çekici bir makale yayınlandı. “1. Dünya Savaşı sırasında Markalar – Anzak Markası (Trade marks during WW1 – The Anzac Brand” başlığını taşıyan makale, adından da anlaşılacağı üzere 1. Dünya Savaşı sırasında savaşla ilgili isimlerin marka olarak tescil ettirilmeye çalışılması ve devletin bu konudaki düzenlemelerini konu alıyor. Bu ilginç makaleye http://www.ipaustralia.gov.au/about-us/news-media-and-events/feature-articles-listing/tm-during-wwi bağlantısı aracılığıyla erişebilirsiniz.

Makaleyi kapsamında; Anzac, Returned Soldier (Geri dönen asker), Aussie (Avustralyalı), Our Wounded Soldiers (Yaralı askerlerimiz), Repatriation (Ülkeye Geri Dönüş), AIF ve Australian Imperial Force (Avustralya İmparatorluk Kuvvetleri) gibi kelimelerin herhangi bir şekilde ticaret alanında, ticari unvan olarak, meslek ismi olarak kullanımının yasaklandığını ve bu tip terimleri içeren marka başvurularının Marka Ofisi’nce reddedileceğini belirten 18 Mayıs 1916 tarihli Savaş Önlemleri Yönetmeliği’nden de bahsedilmiştir.

1916 yılında savaş olanca şiddetiyle devam ederken marka ofisince yapılacak düzenlemeleri de içeren bir Yönetmeliğin çıkartılmış olması, fikri mülkiyet haklarının Pasifik ötesinde 1916 yılında bile ne derece ciddiye alındığının bir göstergesidir. (Bu hız ve azmin, mevzuat çalışmaları bağlamında ülkemize de yansımasını ümit ediyoruz.)

Aşağıdaki görseller, AUIP internet sitesinden http://www.ipaustralia.gov.au/about-us/news-media-and-events/feature-articles-listing/tm-during-wwi bağlantısından alınmıştır ve Ymnetmeliğin ilgili maddesinin yanısıra, savaş dönemi reklamlarından bazılarını göstermektedir:

anzak.yön

 

anzak.lever

 

anzak.rexona

 

AUIP’in “Fikri Mülkiyet Haklarının 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana 100 Yılı” başlıklı çalışmaları Anzak markasıyla sınırlı değildir. Benzer diğer çalışmaların başlıkları ve bağlantılarına aşağıda yer verilmiştir:

“1. Dünya Savaşı sırasında Tasarımlar – Destek Sembolleri”http://www.ipaustralia.gov.au/about-us/news-media-and-events/feature-articles-listing/designs-during-wwi

“1. Dünya Savaşı sırasında Patentler ve İnovasyon – Cephedeki İnovasyonlar” – http://www.ipaustralia.gov.au/about-us/news-media-and-events/feature-articles-listing/Patents-and-innovations-during-WWI-Battlefront-innovations

Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları, daha üst bir başlık olarak 1. Dünya Savaşı ve hemen ardından gelen Kurtuluş Savaşı, ulusal kimliğimizin üzerine inşa edildiği yakın tarih olaylarıdır. Ulusal kimliği belirleyen bu olayların, tarihsel, askeri ve siyasi perspektifin ötesinde diğer disiplinler bakımından da incelenmesi gereklidir. Bu haliyle, AUIP’in yaptığı çalışmanın benzerinin ülkemizde de yapılması, fikri ve sınai mülkiyet haklarının tarihsel gelişiminin takibi ve rutin dışı bilimsel çalışmaların yapılması bakımından şüphesiz ilginç olacaktır. Bu konudaki yönlendirici rolün devlet kurumlarına ve akademiye düştüğü ise kanaatimizce açıktır.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Yemek Tarifleri Telif Hakkı Kapsamında Korunabilir mi? A.B.D. Temyiz Mahkemesi “Pechu Sandwich” Kararı

pechuchicken

 

A.B.D. 1. Bölge Temyiz Mahkemesi, 21 Ağustos 2015 tarihinde verdiği bir kararda yemek tariflerinin telif hakkı ile korunamayacağı yönündeki ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

Davanın altyapısını oluşturan ihtilaf kısaca aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Norberto Colon Lorenzana isminde bir kişi, 1987 yılında “South American Restaurants Corporation (SARCO)” firmasında işe başlamıştır. Lorenzana iddiasına göre işe başladıktan sonra patronlarına yeni bir tavuklu sandviç çeşidi önermiş ve bu sandviçin mönüye girmesini sağlamıştır.

1991 yılında mönüye giren sandviçe “Pechu Sandwich” adı verilmiştir. “Pechu Sandwich”, sandviç ekmeği arasında kızarmış tavuk göğsü, marul, domates, Amerikan peyniri ve ekmeğin üzerine sürülmüş sarımsaklı mayonezden müteşekkil bir yiyecektir. “SARCO” firması, “Pechusandwich” markasını 2006 yılında A.B.D.’nde marka olarak da tescil ettirmiştir.

Takip eden yıllarda “SARCO”dan ayrılan Lorenzana, Pechu Sandwich’in ticari başarısının kendi yaratıcılığı ile ilgili olduğunu öne sürerek, sandviçten elde edilen karın bir kısmının kendisine aktarılması amacıyla dava açmıştır. Dava ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş ve sonrasında karar Lorenzana tarafından temyiz edilmiştir. Yazı çerçevesinde aktarılacak tespitler, temyiz talebini inceleyen A.B.D. 1. Bölge Temyiz Mahkemesi’ne aittir. İlgilenen okuyucularımızın temyiz mahkemesi kararının tam metnine http://media.ca1.uscourts.gov/pdf.opinions/14-1698P-01A.pdf bağlantısından erişimi mümkündür.

Lorenzana’nın davası iki ayrı temel üzerine kuruludur: (i) Telif hakkı ihlali, (ii) marka hakkına tecavüz.

Temyiz Mahkemesi, Lorenzana’nın iki iddiasını da haksız bulmuş ve temyiz talebini reddetmiştir. Marka hakkına tecavüze ilişkin iddia ve tespit yazı kapsamında aktarılmayacak, sadece bize daha ilginç gelen Telif Hakkı ihlali iddiası hakkındaki tespitler aktarılacaktır.

Bir eserin telif hakkı koruması kapsamına girmeye uygun olup olmadığı değerlendirilirken “telif hakkı korumasının etkisinin, eser sahibinin yaratıcı emeğine karşılık adil bir getiri elde edebilmesini güvence altına almak, nihai amacının ise genel kamu yararı için sanatsal yaratıcılığı teşvik etmek” olduğu dikkate alınmalıdır (Twentieth Century Music Corp. v. Aiken, 422 U.S. 151, 156 (1975). Bu bağlamda yasa koyucu telif hakkı korumasına konu olabilecek eserleri sekiz kategoride saymıştır: (i) edebi eserler, (ii) müzik eserleri, içerdikleri sözler dahil (iii) tiyatro eserleri, eşlik eden müzik dahil, (iv) pantomim ve koreografik eserler, (v) resimler, grafik ve heykel niteliği taşıyan eserler, (vi) sinema filmleri ve diğer görsel işitsel eserler, (vii) ses kayıtları ve (viii) mimari eserler.

İlk derece mahkemesi davacının talebinin aksi yönünde karar vererek, tavuklu sandviç tarifini telif hakkı korumasına konu olabilecek eserler kapsamına sokmamıştır. Temyiz mahkemesi de bu tespiti paylaşmaktadır. İncelenen vakada, ne sandviçin tarifi ne de “Pechu Sandwich” ismi yukarıda sayılan kategoriler kapsamına girmektedir ve dolayısıyla Telif Hakkı Kanunu çerçevesinde koruma konusu olmaları mümkün değildir.

Tavuk, marul, domates, peynir ve mayonezin kombinasyon olarak ekmek üzerine konulması suretiyle oluşturulan bir tarif veya benzeri bir talimat oldukça açık biçimde telif hakkıyla korunabilir bir eser değildir. 7. Temyiz Mahkemesi’nce daha önceden belirtildiği üzere, yemek tarifleri bir sonuca varılmasını sağlayan işlevsel talimatlardır ve dolayısıyla telif hakkı kapsamına girmezler (Publ’ns Int’l Ltd. v. Meredith Corp., 88 F.3d 473, 480-81 (7th Cir. 1996)). “Pechu Sandwich” ismi bakımından değerlendirme yapılacak olursa, mahkeme tarafından daha önce de belirtildiği üzere “telif hakkı koruması, isimler, başlıklar ve sloganlar gibi sözcüklere ve kısa ifadelere genişletilemez.” (bkz. CMM Cable Rep, Inc. v. Ocean Coast Props., Inc., 97 F.3d 1504, 1520 (1st Cir. 1996))

Belirtilen nedenlerle, Temyiz Mahkemesi’ne göre, “Pechu Sandwich” ismi ve sandviçin tarifi telif hakkı korumasının konusu olamaz ve bu bağlamda incelenen vakada telif hakkı ihlalinden bahsedilmesi mümkün değildir.

Temyiz Mahkemesi, Lorenzana’nın marka hakkı ihlali iddialarını da yerinde bulmamış ve davanın reddi yönündeki kararı onamıştır.

Son dönemlerde marka tescil başvurularına karşı yapılan çok sayıda itirazda telif hakkı iddiasına dayanıldığı gözlemlenmektedir. Telif hakkı korumasına konu olabilecek eserlerin sınırının yeterince iyi çizilmemiş olmasından veya geniş yorumlardan kaynaklanan sorunlarla bu bağlamda ülkemizde de karşılaşılmaktadır. Yemek tariflerinin telif hakkı korumasına konu olamayacağı yönündeki A.B.D. Temyiz Mahkemesi kararının ülkemizdeki sorunlu alanlarla bağlantısı bulunmamakla birlikte, güncel bir kararın aktarılması bağlamında okuyucularımızın ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

“IP Finance” İnternet Bloğu – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasının Ekonomik Boyutu ile İlgilenenler için Zengin Bir Kaynak

recommended

IPR Gezgini, fikri ve sınai mülkiyet hakları korumasının genellikle hukuki boyutunu ve konu hakkındaki güncel gelişmeleri değerlendirmektedir. IPR korumasının hukuki boyutunun yanısıra ekonomik boyutu da önemlidir ve bu alan ekonomistler tarafından derinlemesine irdelenmektedir.

IPR korumasının ekonomik ve finansal boyutunu ilgi çekici bulanlara “IP Finance” internet bloğunu şiddetle tavsiye ediyoruz. http://ipfinance.blogspot.co.uk/ alan adı üzerinden yayın yapan “IP Finance” kendisini “Para meselelerinin fikri mülkiyet hakları ile buluştuğu yer.” sloganıyla tanımlamaktadır.

Ocak 2008’den bu yana yayında olan ve İngilizce yayın yapan “IP Finance” bloğunda şu ana dek 1500’e yakın yazı ve haber yayınlanmıştır ve bloğun konuyla ilgilenen okuyucularımıza ilginç geleceği hususunda şüphemiz bulunmamaktadır. Okuyucularımıza IP Finance’i takip etmelerini öneriyoruz.

Fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda güncel gelişmeleri – önemli davaları yazan ve sürekli tekrar edilen klişelerden uzak durmaya gayret eden IPR Gezgini, aynı alanda yazılan Türkçe blogların gelişimini de merakla izlemekte ve beklemektedir. IPR konusunda Türkiye’nin entelektüel birikiminin yüksek olduğunu veya yurtdışındaki güncel gelişmelerin yeterince takip edildiğini söylemek doğru olmayacaktır. Bu bağlamda, Türkçe internet bloglarının sayısının artması, orta vadede hiç şüphesiz daha güçlü bir entelektüel birikimin ve merakın oluşmasına katkıda bulunacaktır. IPR Gezgini’nin kapıları fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda tecrübelerini aktarmak isteyen yeni yazarlara her zaman açıktır ve IPR Gezgini yeni internet bloglarıyla işbirliği yapmaktan memnuniyet duyacaktır.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Dismaland, Disneyland İçin Sıkıntı mı? Dismaland: Çocuklar İçin Uygun Olmayan Aile Parkı

dismaland.logo

Geçtiğimiz haftasonu haber bültenleri dikkatle takip edenler, İngiltere’de sokak sanatçısı “Banksy” tarafından açılan “Dismaland” sergisini mutlaka duymuştur. Bu önemli serginin, sanat ve kültür haberlerini genellikle es geçen medyamızda bile yer bulmuş olması, serginin önemi ve etkisi konusunda size ufak da olsa fikir verecektir.

Gerçek ismi ve doğum yeri bilinmeyen “Banksy” takma isimli sanatçı, graffiti sanatçısı, politik aktivist ve ressam olarak ün yapmıştır. Banksy’nin eserlerini dünyanın çeşitli ülkelerinde sokaklarda ve duvarlarda görmek mümkündür. Banksy, gerilla sanatçı olarak da anılmaktadır ve eserlerinde verdiği savaş karşıtı, politik, çevreci mesajlarla ün kazanmıştır.

Banksy’nin son projesi kısa sürede büyük yankı yaratmıştır. Banksy, 21 Ağustos 2015 tarihinde İngiltere’de terk edilmiş bir tatil köyünde “Dismaland” adında bir sanat projesi ortaya çıkarmıştır. “Dismaland”, dünyaca ünlü eğlence parkı “Disneyland”in hicvedilmiş hali niteliğindeki bir tema parkı görünümdedir. Banksy’nin kendisi Dismaland’i, “Çocuklar için uygun olmayan bir aile tema parkı” olarak tanımlamaktadır.

dismaland

http://www.dismaland.co.uk/ adresinden erişilebilecek Dismaland web sayfasında serginin beş hafta süreceği belirtilmekte ve aşağıdaki ilginç uyarıya yer verilmektedir: “Park’ta aşağıdakiler kesinlikle yasaktır: Sprey boya, marker kalem, bıçak ve Walt Disney firmasının yasal temsilcileri.” Bu uyarıdan kolaylıkla tahmin ettiğiniz üzere Banksy dahil birçok kişinin tahmini, Walt Disney firmasının “Dismaland”den memnun olmayacağı yönündedir. Disney’in Dismaland’den memnun olmayacağı açık olmakla birlikte, Dismaland’e karşı hukuki yaptırım arayışı içerisine girip girmeyeceği şimdilik merak konusudur.

Dismaland, yukarıda yer verdiğimiz logosu (Disney şatosunun bakımsız, virane hali) dahil olmak üzere, Disneyland’a ilişkin birçok referans barındırmaktadır. Cinderella’nın kaza yapmış balkabağı arabası, virane Disney şatosu, Mickey Mouse kulaklıkları takmış hayatından bezmiş görünümlü park çalışanları, bu referanslar arasında sayılabilir.

dismaland-2

dismaland4

dismaland3

http://www.worldtrademarkreview.com/Blog/Detail.aspx?g=d48eb8f3-e136-41ae-a1cf-454c861db734 yer alan habere göre, “Dismaland” markasının tescil edilmesi için de OHIM’e bir topluluk markası başvurusu yapılmış durumdadır. Aynı haberde yer alan bilgiler aktarılmaya devam edilecek olursa; bugüne dek Disney, Dismaland’a ilişkin herhangi bir açıklama yapmamıştır. Buna karşılık alan uzmanlarına göre, Disney’in logosunun, şato şeklinin, Mickey Mouse şeklinin tescilli markalar olması dikkate alındığında, Disney tescilli markalarını öne sürerek, Dismaland’da kullanılan unsurlar nedeniyle marka haklarına tecavüzün gerçekleştiğini iddia edebilecek pozisyondadır. World Trademark Review’in görüşlerine başvurduğu, Burges Salmon isimli IP avukatı: “Disney’in hukuki mücadeleden elde edebileceği fazla bir şey söz konusu olmayacaktır. Banksy’nin hiciv içeren çalışmaları iyi tanınmaktadır ve kamu nezdinde karıştırılma ihtimali düşüktür. Dismaland kısa süreli bir etkinliktir ve olası bir hukuki müdahale ters tepki doğuracaktır. Banksy, İngiltere’nin güney bölgelerinde bir kahraman konumundadır…Buna karşın, Dismaland’in Disney için utanç olduğunu söyleyen ve hukuk biriminin bu işle uğraşmasını isteyen yöneticiler de olacaktır.” açıklamasını yapmıştır. Salmon’un görüşleri bu yönde olsa da, farklı fikirleri savunacak ve Disnery’i doğrudan davaya yönlendirecek avukatları bulmak, Disney bakımından hiç güç olmayacaktır.

OHIM’e yapılan “Dismaland” marka tescil başvurusu da oldukça yeni tarihlidir ve Walt Disney’in bu başvuruya karşı itiraz edip etmeyeceğini ilerleyen günler gösterecektir.

Dismaland’ı gidip göremeyecek olsak da, IPR Gezgini’nin gözleri bu çarpıcı sanat olayının üzerinde olmaya devam edecektir.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Seçim Kampanyasında Kullanılan Afişlerle Marka Hakkına Tecavüz Mümkün müdür? Örnek Olay A.B.D.’nde HERSHEY Davası

hershey.statesenate

Sadece iki ay önce seçim atmosferinden çıkmış olmasına rağmen, birkaç gün içerisinde muhtemelen yeniden seçim psikolojisine girecek ülkemizin ruhuna yakışır bir konu hakkında yazmayı tercih ettim.

Öncelikle soru gelsin: “Seçim kampanyası sırasında kullanılan afişler herhangi bir malın veya hizmetin satışına veya reklamına ilişki olmasa da, bu afişlerin kullanımı suretiyle tescilli marka haklarına tecavüz mümkün müdür?”

Yazıyı okumaya başlamadan önce birkaç saniye düşünüp bu sorunun kendinizce yanıtını bulmanızı tavsiye ediyorum.

Okuyacağınız yazı, http://www.trademarkandcopyrightlawblog.com/2014/07/big-chocolate-gets-injunction-against-whack-a-mole-senator-trademark-services-include-political-activities/ adresinden erişilebilecek David Kluft tarafından yazılmış 21 Temmuz 2014 tarihli yazı ve aynı yazar tarafından http://www.jdsupra.com/legalnews/political-speech-trademarks-and-the-39935/ adresinde 2 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan yazı temel alınarak hazırlanmıştır.

Dünyaca ünlü HERSHEY’S çikolata firması ürünleri üzerinde uzun yıllardır aşağıda yer alan ticari takdim şeklini kullanmaktadır ve bu biçim marka olarak da tescil edilmiştir:

hersheys

2002 yılında, yaşadığı şehrin komisyon üyeliği için adaylığını koyan A.B.D. vatandaşı “Steve Hershey”, seçim kampanyası için Hershey’s markasının yukarıda yer verilen ticari takdim şekline çok benzer kampanya afişleri hazırlatır. Afişler kahverengi renktedir ve kelime unsurları bold beyaz karakterlerle yazılmıştır. HERSHEY’S firması bu kullanım biçiminden şikayetçi olsa da kampanya kısa sürede sonlandırılır ve şikayet ortadan kalkar.

Bununla birlikte geçen sürede Steve Hershey’in yükselişi devam eder. 2010 yılında Hershey, Maryland Eyalet Meclisi üyeliğine aday olur ve kampanyasında gene benzer nitelikte bir afiş kullanır. Çikolata firması şikayetçi olmasına rağmen, sonrasında adayın basılı evraklarını seçim kampanyası süresince kullanmasına izin verir.

hersheystatesenate.1

Steve Hershey, 2014 yılında Maryland Eyalet Senatörü olur ve kampanyasında gene çikolata şirketinin ticari takdim biçimine benzer afişleri kullanır. HERSHEY’S çikolata firması bu kez kullanıma karşı 6 Haziran 2014 tarihinde dava açar. Davanın gerekçeleri, marka hakkına tecavüz, markanın sulandırılması ve yanlış ticari kaynak bildirilmesidir. Davacı ihtiyati tedbir talep etmektedir. Steve Hershey davaya karşı, yeni bir afiş hazırlatır ve afişte aynı renk ve görsel tasarımı kullanarak “Hershey Eyalet Senatörü .. Bizim Senatörümüz Koca bir Çikolata Değildir … Karıştırmıyoruz” ifadelerine yer verir.

hersheynotbigchocolate

Steve Hershey davaya verdiği yanıtta, kendi kullanımının malların veya hizmetlerin satışı veya reklamı ile ilgili olmadığını ve ticari nitelik arz etmediğini de belirtir.

Mahkeme 17 Temmuz 2014 tarihinde verdiği kararla çikolata şirketinin tedbir talebini kabul eder. Mahkeme, halkın senatörü bir çikolata barıyla karıştırmayacağına katılsa da, karıştırılma kavramı sponsorluk veya bağlantı yoluyla karıştırılmayı da kapsadığından, karıştırılma olasılığının var olduğu sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, senatörün, kendi kullanımının, malların veya hizmetlerin satışı veya reklamı ile ilgili olmadığı ve ticari nitelik arz etmediği iddialarına yönelik olaraksa, hizmet teriminin politik faaliyetleri de kapsadığını belirtir ve bu iddiayı da kabul etmez. Sonuç olarak, tedbir talebi kabul edilir ve Senatör Hershey’in, HERSHEY veya HERSHEY’S kelimesini koyu kahve veya kestane rengi zemin üzerinde kullanımını ve bunun yanısıra herhangi renkte bir zemin üzerinde HERSHEY’S firmasının ticari takdim biçimine benzer fontlarda ilgili kelimeleri kullanımını yasaklar.

Senatör Hershey kararı temyiz eder, ancak temyiz talebi görüşülmeden 18 Mayıs 2015 tarihinde temyiz talebinden vazgeçer ve çikolata şirketinin renk ve fontlarını çağrıştıran kullanım biçimlerini bundan sonra kullanmayacağını beyan eder.

Türkiye’de seçim süreçlerinde fikri – sınai mülkiyet ihlalleri konusunda aklıma gelen tek örnek “Dombra” şarkısının kullanımı olmakla birlikte, bu yöndeki iddia, hepimizin hatırladığı üzere resmi bir şikayete dönüşmeden ortadan kalkmıştır. Kim bilir, belki olası Kasım 2015 erken seçimi, fikri ve sınai mülkiyet hakları ihlalleri bakımından bereketli bir seçim olur ve IPR Gezgini için haber kaynağı oluşturur. Umalım ki, seçimdeki tek tartışma konusu fikri – sınai mülkiyet hakları ihlalleri olsun.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

7/1-(b) Bendi Anayasa’nın 91. Maddesine Aykırı mıdır? Anayasa Mahkemesi Kararı Öncesi Kafa Karıştırıcı Yeni Bir Soru

anayasamah7b

 

Anayasa Mahkemesi’nin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hakkında bu yıl ardarda verdiği birkaç iptal kararı ve iptal istemine konu 7/1-(b) bendi hakkında beklenen karar, IPR Gezgini’nde önceden değerlendirilmiştir.

  • Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor (http://wp.me/p43tJx-l2)
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar (http://wp.me/p43tJx-kc)
  • 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? (http://wp.me/p43tJx-k7)

başlıklı yazılara hemen yanlarında yer verilen bağlantılar aracılığıyla erişilmesi mümkündür.

Anayasa Mahkemesi’nin 556 s. KHK ile ilgili son kararında, 7/1-(ı) bendi Anayasa’nın 91. maddesine aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiştir. Kararın gerekçesine göre; mülkiyet hakları kanun hükmünde kararnamelerle düzenlemez, marka hakkı da bir mülkiyet hakkıdır ve dolayısıyla marka hakkına ilişkin düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle yapılamayacağından, ilgili hüküm (556 s. KHK’nın 7/1-(ı) bendi) Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır ve iptali gerekir.

 

anayasamah.7-ıAnayasa Mahkemesi’ne iptal talebiyle götürülen 7/1-(b) bendi için de herkes benzer bir kararın, yani 91 .maddeye aykırılık gerekçesiyle iptal kararının verileceğini tahmin etmekte ve sadece kararın zamanlamasını merak etmektedir.

Bununla birlikte, bizim de içinde bulunduğumuz grubun bu yöndeki beklentisinin yanlış bir varsayım üzerine kurulmuş olabileceği konusunda bir şüphe ortaya çıktı. Acaba, 556 sayılı KHK 7/1-(b) bendinin Anayasa’nın 91. maddesine aykırılık gerekçesiyle iptal edileceği beklentisi yerinde midir?

Yorumu aşağıdaki tespitler çerçevesinde size bırakıyoruz:

556 s. KHK’nın ilk halini hatırlayanlar, kararnamenin bu halinde 7/1-(b) bendinin “Aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan markaların tescil edilmeyeceği hükmünü içerdiğini anımsayacaktır.

7/1-(b)’nin belirtilen ilk halinde yer alan “ayırt edilemeyecek kadar aynı” ifadeleri kanun koyucuya anlamsız gelmiş olacak ki, 7/1-(b) bendi 22/06/2004 tarihinde 5194 sayılı kanunun 13. maddesiyle değiştirilmiştir:

“MADDE 13. — 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

b) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,

Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (a), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez.”

7/1-(b) bendinin yukarıdaki yer verilen 5194 sayılı kanunla düzenlenmiş son hali, 2004 yılından bu yana aynıdır ve değiştirilmemiştir. (http://www.tpe.gov.tr/TurkPatentEnstitusu/resources/temp/278DBB34-1019-4E75-89DC-2010AD63F627.pdf;jsessionid=0B721E8188F241F22A77C90A7CB4B3C7)

Bu çerçevede 7/1-(b) bendi, şu anda 556 sayılı KHK içerisinde kanunla düzenlenmiş az sayıdaki hükümden birisi konumundadır ve bent kanunla düzenlenmiş olduğu için, bu bendin Anayasa’nın 91. maddesine aykırılığından bahsedilmesi tartışmaya açık niteliktedir. Bu konuda getirilecek yorumlar konunun daha net anlaşılmasını sağlayacaktır.

Bununla birlikte, 7/1-(b) bendinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasının tek gerekçesinin 91. maddeye aykırılık olmadığı da bilinmektedir. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırılık iddiasını diğer gerekçeler (hukuk devleti ilkesine aykırılık ve çalışma ve sözleşme hürriyetine aykırılık) bakımından inceleyerek vereceği karar, hiç şüphesiz çok daha ilgi çekici olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

 

Coğrafi İşaretin Ününden Haksız Fayda Sağlanması – Parmigiano Reggiano Peynir Birliği Pornhub’a Karşı

parmesan

 

The IPKAT internet bloğu (http://ipkitten.blogspot.co.uk/), hiç şüphesiz fikri mülkiyet hakları tutkunlarının dünya üzerindeki bir numaralı haber ve bilgi kaynağı konumundadır. Şu ana dek bu siteyi duymamış ve ziyaret etmemiş okuyucularımızın sitenin takipçisi olmalarını şiddetle tavsiye ediyoruz.

IPKAT’de dün yayınlanan bir haber, tescilli bir coğrafi işaretin, koruma konusuyla hiçbir bağlantısı olmayan bir alandaki kullanımının hak sahibini ne derecede rahatsız edebileceğine güncel ve güzel bir örnek teşkil ediyor.

Ülkemizden porno yayın içeren birçok internet sitesine erişim engellenmiş olsa da, birçok kişinin farklı yöntemleri kullanarak Türkiye’den porno sitelere erişim sağladığı bir gerçektir. Bu bağlamda www.pornhub.com sitesinin ülkemizde ne derecede tanındığı konusunda yorum yapmamayı tercih ediyoruz. Bununla birlikte, site sahibi şirketin, 2016 yılında uzayda bir porno film çekmeyi planladığını (https://en.wikipedia.org/wiki/Pornhub) belirtmek, sitenin büyüklüğü ve gelirleri konusunda muhtemelen fikir sahibi olmanıza yardımcı olacaktır.

Pornhub sitesi geçtiğimiz günlerde sadık izleyicileri için yeni premium bir abonelik sistemi başlatmış ve bu sistem için bir reklam videosu yayınlamıştır. Reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz (reklam içeriğinde +18 görüntüler bulunmadığından okuyucularımız videoyu gönül rahatlığıyla açabilir):

Videoda bir çift süpermarkette birlikte alışveriş yapmaktadır ve kadın erkeğe biraz peynir almasını söyler. Bunun üzerine adam raftan bir ürün alır ve “Neden yıllanmış Parmigiano Reggiano almıyoruz?” sorusunu yöneltir. Buna karşılık kadının alaycı “Ne zaman böylesine gurme oldun?” sorusuna adam “Onun peynirler arasında Porhhub Premium değerinde olduğunu söylüyorlar.” yanıtını verir ve reklam kadının şaşırmış yüz ifadesi ile sona erer.

Bu noktada, çoğunuzun bildiğini tahmin etmekle birlikte, gene de, ilk olarak “Parmigiano Reggiano” hakkında okuyucularımıza bilgi vermek yerinde olacaktır. Ülkemizde “Parmesan peyniri” olarak anılan “Parmigiano Reggiano” dünyaca ünlü bir İtalyan peyniridir. Avrupa Birliği’nde coğrafi işaret olarak korunan “Parmigiano Reggiano” peyniri, İtalya’nın birkaç şehrinde üretilmiş olmadığı sürece bu isimle piyasaya sürülememektedir. “Parmigiano Reggiano” isminin koruması, ismin kullanımının kontrolü ve peynirini üretim ve satışının denetimi “Parmigiano Reggiano Cheese Conzorzio” ismindeki Birlik tarafından sağlanmaktadır.

parmigiano-reggiano-map

Kolaylıkla tahmin ettiğiniz üzere, ismin korumasından sorumlu “Parmigiano Reggiano Cheese Conzorzio”, “Parmigiano Reggiano” isminin bir porno sitenin reklamında kullanılmasına sessiz kalmamıştır.

“Parmigiano Reggiano Cheese Conzorzio”, http://www.parmigianoreggiano.it/news/2015/consorzio_mandato_legali_contro_sito_porno.aspx bağlantısından görülebilecek bir basın açıklamasını 12 Ağustos 2015 tarihinde yayınlamıştır. IPKAT çevirisini ödünç alacak olursak, Birlik açıklamasında, Pornhub’a karşı ceza davası açma niyetinde oldukları ifade edilmektedir. Birliğe göre, Pornhub, “Parmigiano Reggiano” ismini ve ürünün ününü, makul bir neden olmaksızın reklamında kullanmış ve ismin kendisi tarafından sağlanan müstehcen hizmetlerle özdeştirilmesini sağlamaya çalışmıştır. Bu bağlamda Pornhub, “Parmigiano Reggiano” peynirinin ününden, çaba veya karşılık vermeksizin fayda elde etmiş durumdadır.

İngiliz The Guardian gazetesinde yer alan habere göre (http://www.theguardian.com/world/2015/aug/12/pornhub-legal-action-advert-parmigiano-reggiano-cheese), Birlik, videonun “Parmigiano Reggiano” peynirinin elde ettiği ünün sömürülmesi amaçlı olduğunu söylemektedir. Birlik sözcüsü Igino Morini, reklamda, A.B.D.’nde jenerik olarak kullanılan “Parmesan” teriminin değil “Parmigiano Reggiano” ibaresinin kullanıldığını belirtmektedir. Bununla birlikte, gazeteye göre reklamda kullanılan terimin değiştirilmesi, reklamın derhal kaldırılmasını talep eden Birliği durdurmayacak gibi gözüküyor. The Guardian’a göre, İtalyan peynir üreticileri, halihazırda İtalyan ve Avrupa otoritelerini destek için göreve çağırdı.

Coğrafi işaretlere ve koruma biçimlerine oldukça mesafeli yaklaşan bu satırların yazarı, doğrusunu söylemek gerekirse, İtalyan “Parmigiano Reggiano” peynir birliğinin bu derecede büyük ve uluslararası tepkisinden oldukça etkilenmiş durumdadır ve ihtilafın sonucunu merakla beklemektedir.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Olimpiyat İlkeleri Arasında Telif Hakkı İhlali de Var mı? 2022 Pekin Kış Olimpiyatları Resmi Şarkısı Hakkında Telif Hakkı İhlali İddiası

pekinkışolimp.

“World IP Review” internet sitesinde yer alan bir haber (http://www.worldipreview.com/news/beijing-olympics-song-removed-by-youtube-after-copyright-complaints-8714), 2022 Pekin Kış Olimpiyatları için işlerin iyi başlamadığını gösteriyor.

2022 Pekin Kış Olimpiyatları’nın resmi şarkılarından birisi olarak ilan edilen ve YouTube’da da yayınlanan “The Ice and Snow Dance (Buz ve Kar Dansı)” isimli şarkı, telif hakkına tecavüz iddiaları üzerine Youtube tarafından yayından kaldırıldı.

Pekin’in 2022 yılı Kış Olimpiyatları için ev sahibi şehir seçilmesinin ardından, Çin Olimpiyat Komitesi, oyunlar için “The Ice and Snow Dance” isimli şarkı da dahil olmak üzere 10 resmi şarkı belirledi.

Bununla birlikte, “The Ice and Snow Dance”in YouTube’da yayınlanmasının ardından şarkının, Disney’in 2013 yılı yapımı “Frozen” filminde yer alan “Let it Go” şarkısının neredeyse kopyası olduğu yönünde çok eleştiri ve dinleyici yorumu alındı.

Şikayetin kimin tarafından yapıldığı açıklanmamış olmakla birlikte, “Bu videoyla ilişkili YouTube hesabı, üçüncü kişilerin telif hakkı ihlaliyle ilgili çok sayıda bildirimde bulunması nedeniyle feshedildi.” açıklamasıyla YouTube, “The Ice and Snow Dance” isimli şarkının videosunu gösterimden kaldırmıştır.

Şarkıları karşılaştırmalı olarak sunan aşağıdaki videoyu, IPR Gezgini okuyucularına sunarak değerlendirmeyi sizlere bırakmak istiyoruz.

Aday şehir olarak kabul edilme ve seçim dahil tüm aşamalarda olimpiyat oyunlarının prestijini üst düzeyde tutmak isteyen Olimpiyat Komitesi’nin bu durumu nasıl değerlendirdiği halen merak konusudur, şöyle ki konu hakkında ne uluslararası Olimpiyat Komitesi ne de Çin Ulusal Olimpiyat komitesi halen bir açıklama yapmamıştır.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Cezayir de Madrid Protokolü’ne Katıldı – Elveda Madrid Andlaşması!

Madrid-WIPO

Yıllardır süren bekleyiş nihayet sona erdi!

Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) internet sitesinde 7 Ağustos 2015 tarihinde yapılan duyuruya göre (http://www.wipo.int/madrid/en/news/2015/news_0016.html), Cezayir Madrid Protokolü’ne katılıyor.

Markaların uluslararası tescili amaçlı Madrid Sistemi, 1892 yılında yürürlüğe giren Madrid Andlaşması ve 1996 yılında yürürlüğe giren Madrid Protokolü’nden oluşan iki anlaşmalı bir yapıyla sürdürülmektedir.

Madrid Andlaşması’nın dezavantajlarını ortadan kaldırma amacıyla Madrid Protokolü kabul edilmiş olmasına rağmen, Andlaşma tarafı ülkelerin bir kısmının Prokotol’e taraf olmaması nedeniyle, WIPO iki anlaşmayla çalışma sisteminin zorluklarını yaklaşık 20 senedir yaşamaktaydı.

Protokol’e taraf olmayan tek andlaşma ülkesi olarak kalan Cezayir, 31 Temmuz 2015 tarihinde, Protokol’e katılım belgesini WIPO Genel Müdürü’ne teslim etti. Protokol Cezayir bakımından 31 Ekim 2015 tarihinde yürürlüğe girecek.

31 Ekim 2015 tarihinden itibaren, Madrid Sistemi çerçevesinde yapılacak tüm uluslararası tesciller sadece Madrid Protokolü hükümleri çerçevesinde yürütülecek ve bu yolla iki anlaşmalı bir sistemi yürütmenin bürokratik zorlukları WIPO açısından ortadan kalkacak.

Madrid Sistemi an itibarıyla 95 üye ülkeye ulaşmış durumda ve WIPO’nun en etkin ve yaygın biçimde kullanılan uluslararası tescil sistemi konumunda.

madridüye

1999 yılında Madrid Protokolü, Türkiye bakımından yürürlüğe girdiğinde, bu satırların yazarı Türk Patent Enstitüsü’nün Madrid Protokolü işlemlerini yürüten biriminde çalışmaktaydı ve Türkiye, Protokol’ün 29. üye ülkesiydi. Protokol’ün 20 yıldan kısa süre içerisinde ulaştığı yaygınlık göz önüne alındığında, yakın gelecekte uuslararası marka tescil sistemine dahil olmayan çok az sayıda ülke kalacağı kolaylıkla öngörülmektedir.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

The Simpsons Gangsterlere Karşı – Çizgidizi Karakterlerinin Gerçek Kişilere Görsel Benzerliği Hakkında Bir Dava

 

franksivero

 

Yalnızca fikri mülkiyet hukuku meraklılarının değil, aynı zamanda “The Simpsons” çizgidizisinin ve “Sıkı Dostlar (Goodfellas)” filminin hayranlarının da ilgisini çekecek bir dava geçtiğimiz günlerde A.B.D.’nde Kaliforniya’da görüldü.

Davaya ilişkin ve bu yazıya temel teşkil eden bilgiler, http://www.hollywoodreporter.com/thr-esq/goodfellas-actor-loses-250m-lawsuit-813560, http://deadline.com/2015/08/simpsons-goodfellas-lawsuit-dismissed-fox-frank-sivero-actor-1201493434/, http://deadline.com/2015/03/simpsons-goodfellas-lawsuit-fox-actor-frank-sivero-1201400030/, http://www.theguardian.com/tv-and-radio/2014/oct/22/goodfellas-actor-frank-sivero-lawsuit-the-simpsons adreslerinden derlenmiştir.

Kıvırcık saçları ve sıradışı görünümüyle zihinlerde kolaylıkla yer edinen aktör “Frank Sivero”, “Sıkı Dostlar” ve “Baba II” gibi kült mafya filmlerinde oynadığı gangster rolleriyle, özellikle de “Sıkı Dostlar”daki “Frankie Carbone” rolüyle hatırlanmaktadır. Her ne kadar yardımcı rollerde yer alsa da, Sivero’nun aşağıda da görebileceğiniz karakteristik dış görünümü, kendisinin kolaylıkla diğer oyunculardan ayırt edilmesini ve hatırlanmasını sağlamaktadır.

grid-cell-15771-1414031011-13

Sivero, “Sıkı Dostlar” filminde canlandırdığı “Frankie Carbone” karakterinin kolaylıkla akılda kalan dış görünümünün, dünyaca ünlü “The Simpsons” çizgidizisinde gansgster “Louie” karakterinin görünümü olarak kopyalandığını öne sürerek çizgidizinin yapımcısı “Fox” şirketine karşı dava açmıştır.

louie

Louie karakteri, Simpsons’un 15 bölümüne ilaveten, “Simpsons Filmi” adındaki sinema filminde ve Simpsons video oyunlarında da yer almıştır. Frank Sivero, Louie karakterinin görünümünün kendisiyle benzerliğinin tesadüf olmadığını da öne sürmektedir. Aktöre göre, 1989 yılında, “Sıkı Dostlar” filminde oynayacağı karakteri geliştiren Sivero’nun kapı komşuları, “The Simpsons” çizgidizisinin yazarlarıdır ve yazarlar Louie karakterini kendisini temel alarak oluşturmuştur. Sivero, sonrasında defalarca Simpsons yazarlarından James L. Brooks’la görüştüğünü, birlikte çalışmayı teklif ettiğini ve Brooks’un da bu isteğe olumlu yaklaştığını ifade etmektedir.

Frank Sivero, çizgidizideki Louie isimli gangsterin karakteristik özelliklerinin diğer gangster karakterlerinin tipik özelliklerine benzer olmadığını, tersine karakterin görsel özelliklerinin, özellikle kıvırcık saçlarının ve favorilerinin biçiminin kendi görünümüyle çok benzer olduğunu iddia etmektedir. Sivero, iddialarını desteklemek için bir karikatürist tarafından hazırlanan ve kendisi ile Louie’nin görsel özelliklerinin benzer olduğunu gösteren belgeleri kanıt olarak sunmuştur. Sivero, bu iddialarının karşılığında “Twentieth Century Fox Films” firmasından 250.000.000 Amerikan Doları (yanlış okumadınız 250 milyon dolar- 50 milyon dolar benzerlikten kaynaklanan zarar için, 100 milyon dolar kanunsuz girişim için, 50 milyon dolar gizli fikrinin kullanımı için, 50 milyon dolar gizli fikrinin örnek teşkil eden diğer kullanımları için ve diğer masraflar ve vekalet ücreti)) tazminat talep ederek dava açmıştır.

Enteresan hukuk davalarının başlıca adresi A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde geçtiğimiz Perşembe günü yani, 5 Ağustos 2015 tarihinde görülen davanın sonucu Sivero’nun umduğu şekilde olmamıştır.

Los Angeles Yüksek Mahkemesi, davayı “Anti-SLAPP” kanunu çerçevesinde reddetmiştir. Türkçe’ye Kamu Katılımına Karşı Stratejik Davalar (Strategic Lawsuit Against Public Participation (SLAPP)) olarak çevrilebilecek dava türünün amacı, kamuya sunulmuş eleştirileri, hukuki yolları kullanarak, genellikle tazminatla tehdit ederek sildirtmek, sansürlemek veya susturmaktır. Anti-SLAPP kanunları ise bu tür davaların hukuki sınırlarını çizip, ifade özgürlüğünü korumak amacıyla oluşturulmuştur.

Louie davasında, Hakim Rita Miller, ifade özgürlüğü kapsamında oluşturulmuş bir esere karşı açılan davada, Anti-SLAPP kanunu çerçevesinde, davacının iddialarının geçerli olduğu olasılığını gösterme yükümlülüğünün bulunduğunu, ancak görülen davada bunun gösterilemediğini belirterek davayı reddetmiştir.

Frank Sivero, kendi fiziksel görünümü ile Louie çizgi karakterinin görünümünün çok benzer olduğunu iddia etse de, hakim bu iddaya katılmamış ve takip eden soruyu yöneltmiştir: “Genç bir kız olsaydım ve müvekkilinize tutulsaydım, Louie karakterinin posterini görmek beni tatmin edecek miydi?” Sivero’nun avukatı, bu soruya karşılık olarak “Muhtemelen.” yanıtını vermiş ve benzerliğin jüri tarafından değerlendirilmesi gereken gerçekçi bir sorun olduğunu belirtmiştir.

Buna karşın, hakim Miller, Louie karakterinin Sivero ile benzerliklerinin, SLAPP kavramının hukuki çerçevesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Hakime göre, Louie karakteri, gangster karakterlerinin parodisi niteliğindedir ve benzerlikten kaynaklı hak iddialarına karşılık olarak korunması gereken bir dönüştürülebilir kullanım hali söz konusudur. Hakim, “Bay Sivero’nun yüzü Louie karakteri üzerinde olsaydı bile, kullanım parodi niteliğinde oldukça ve dava kapsamında tartışılan diğer karakteristik özellikler ortada oldukça, kazanmanız mümkün olmayacaktır.” ifadesini kullanmıştır.

Davada, Sivero’nun fikirlerinin kötüye kullanımı gerekçeli argümanları ayrıca değerlendirilmemiştir. Bu noktada, Fox’un bu iddialara karşılık olarak, bu iddiaların bir sözleşme ile ispatlanmamış olduğu savunmasını yaptığı belirtilmelidir.

Kanaatimizce, Louie karakteri ile Frank Sivero’nun (veya Frankie Carbone karakterinin)  görünümleri arasında belirli düzeyde benzerlik olduğu açıktır, ancak yan karakterlerden birisi olan Louie karakterinin görünümünün Simpsons çizgidizisinin ticari başarısı üzerinde etkisi olduğu ispatlanmadığı sürece, davacının tazminat taleplerinin ne derece gerçekçi olacağı şüphelidir. Kaldı ki, davanın reddedilmesinin asıl gerekçesinin ifade özgürlüğü – parodi kavramları olduğu dikkate alındığında, benzerliğin (veya derecesinin) ifade özgürlüğü sınırları kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

Davacının bu karara karşı temyiz yolunu kullanacağı tahmin edildiğinden, bu ilginç davanın sonraki perdesini yakında göreceğimizi ve sonucu okuyucularımızla paylaşacağımızı şimdiden belirtiyoruz.

 

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

“Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerinin Ekonomik Maliyeti” Konusunda AB Gözlemevi Raporu

euobservatory

 

Fikri ve sınai mülkiyet hakları ihlallerinin ekonomik açıdan da zararları olduğu sürekli dile getirilse de, bu zararların büyüklük ve ekonomik etkisine yönelik niceliksel ölçüm çalışmalarına ülkemizde fazlasıyla rastlanmamaktadır.

2009 yılında kurulan ve 2011 yılından bu yana İç Pazarda Harmonizasyon Ofisi (OHIM) bünyesinde faaliyet gösteren “Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüz Hakkında Avrupa Gözlemevi” (yazıda bundan sonra kısaca “AB Gözlemevi” olarak anılacaktır), taklit ve korsan ürünlerin Avrupa Birliği ekonomisine etkisi konusunda önemli ölçüm raporları hazırlamaktadır. AB Gözlemevi ve çalışmaları hakkında detaylı bilginin https://oami.europa.eu/ohimportal/en/web/observatory/home bağlantısından edinilmesi mümkündür.

AB Gözlemevi’nin, çok sayıdaki çalışmasının arasında “Fikri Mülkiyet Hakkı Yoğun Sanayilerin Ekonomik Performansa ve İşsizliğe Etkisi” (https://oami.europa.eu/ohimportal/documents/11370/80606/IP+Contribution+study) ve “Avrupa Birliği Vatandaşları ve Fikri Mülkiyet: Algı, Farkındalık ve Davranış” (https://oami.europa.eu/tunnel-web/secure/webdav/guest/document_library/observatory/documents/IPContributionStudy/25-11-2013/european_public_opinion_study_web.pdf) başlıklı iki çalışma kanaatimizce öne çıkmaktadır. AB Gözlemevi, bu kez taklit ve korsan ürünlerin 12 farklı sektördeki ekonomik etkisinin değerlendirilmesine yönelik bir çalışma başlatmıştır.

AB üyesi ülkeler için yapılan çalışmanın ilk iki sektöre yönelik raporları 21 Temmuz 2015 tarihinde Gözlemevi’nin internet sitesinde yayınlanmıştır:

“Kozmetik ve Kişisel Bakım Ürünleri Sektöründe Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerinin Ekonomik Maliyeti” başlıklı rapora, https://oami.europa.eu/tunnel-web/secure/webdav/guest/document_library/observatory/resources/research-and-studies/quantification-of-infringement-cosmetics_en.pdf bağlantısından,

“Giysiler, Ayak Giysileri ve Giyim Aksesuarları Sektöründe Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerinin Ekonomik Maliyeti” başlıklı rapora ise https://oami.europa.eu/tunnel-web/secure/webdav/guest/document_library/observatory/resources/research-and-studies/ip_infringement/study2/the_economic_cost_of_IPR_infringement_in_the_clothing_footwear_and_accessories_sector_en.pdf bağlantısından erişilmesi mümkündür.

Her iki çalışmanın da okuyucularımızın ilgisini çekeceğini tahmin ediyor ve AB Gözlemevi’nin aynı amaçlı çalışmasının gelecek günlerde valiz, çanta, saat, mücevherat, spor malzemeleri, ilaç, tütün, alkollü içecekler, oyun ve oyuncaklar, bilgisayarlar ve otomobil parçaları sektörlerinde devam edeceği bilgisini veriyoruz.

Ülkemizde, fikri mülkiyet hakları ihlallerinin ekonomik etkisinin “büyük” olduğu sürekli dile getirilmekle birlikte, bu “büyük” etkilerin sektörel bazda ölçümüne yönelik bilindik fazla sayıda çalışma bulunmamaktadır. AB Gözlemevi’nin çalışmalarının ülkemizdeki benzer içerikli çalışmalara model teşkil edebileceği düşüncesiyle, bu kapsamlı çalışmaları okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

IPR Gezgini Arşivi ve Geleceğe Yönelik Planımız

iprgezgini.logo.yeni

 

IPR Gezgini’nin şimdilik 170’i aşkın yazıdan oluşan arşivini, yazı başlıkları ve bağlantılarıyla birlikte aşağıda bulacaksınız.

İçerik ve yayın formatı anlamında Türkiye’de şu anda benzeri bulunmayan ve yazarlarınca herhangi bir karşılık beklenmeksizin hazırlanan IPR Gezgini bundan sonra da aynı amatör ruhla yayına devam edecek.

2015 başlarında 2 kişiye (Önder Erol Ünsal, Gülcan Tutkun Berk) ulaşan kadrosuna, Haziran 2015’te üçüncü yazarını (H. Tolga Karadenizli) dahil eden IPR Gezgini, yeni katılımlardan memnuniyet duyacaktır. Sürekli yazı veremeyecek durumda olsalar da, yazılarını yayınlatmak isteyen kişilere de, IPR Gezgini‘nin kapısı her zaman açık olacak ve bu yazarlar “katkı sağlayan” sıfatıyla yazılarını sitede yayınlayabilecektir.

Okuyucularımızdan beklentimiz bizi heyecanla takip etmeye devam etmeleri, IPR Gezgini‘ni mümkün olduğu ölçüde çevrelerine duyurmaları ve siteyi veya yazıları sosyal medyada (Facebook, Twitter, LinkedIn, vd.) paylaşmak suretiyle, siteyi henüz haberdar olmayanlara tanıtmalarıdır. Özellikle akademisyen okuyucularımızın siteyi öğrencileri ile paylaşmalarından, diğer tüm meslek gruplarındaki okuyucularımızın ise meslektaşlarına ve ilgililere siteden bahsetmelerinden memnuniyet duyacağız.

Arşivimizi ileride daha da genişletmek, konularımızı çeşitlendirmek ve yazar sayımızı artırmak temennileriyle, koleksiyonumuzu bilgilerinize tekrardan sunuyoruz: 

  • Sloganlardan Oluşan Markaların Ayırt Edici Niteliği –  Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Innovation for the Real World” kararı (T-515/11) http://wp.me/p43tJx-2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Colloseum v. Levi Strauss” Ön Yorum Kararı  –  Bileşke Markalarda Gerçek Kullanım Sorunu http://wp.me/p43tJx-V (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Korsan Parti Hareketi – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasında Aşırılığa Karşı Toplumsal Tepki http://wp.me/p43tJx-1a (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Soyadlarının Marka Olarak Tescil Edilebilirliği Konusunda A.B.D. Mevzuatında Yer Alan Düzenleme ve USPTO Uygulama Esasları http://wp.me/p43tJx-2f (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Tescil Başvurularının Tespit Edilmesinde Uygulanabilecek Bazı İlkeler Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Ön Yorum Kararı (C-320/12) http://wp.me/p43tJx-2l (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Günlük Yaşama Ait Terimlerin Ayırt Edici Niteliği – Birleşik Krallık’ta “The Works” ve “The Basics” Kararları http://wp.me/p43tJx-2q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ses Markalarının İşlevsel Niteliğinin Belirlenmesine İlişkin Değerlendirme İlkeleri – USPTO Temyiz Kurulu “SUTRO” Kararı http://wp.me/p43tJx-2t (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu “Tony Montana” Kararı – Kurgu Karakterlerin İsimlerinden Oluşan Markalar ile Telif Haklarının İhtilafı ve Kötü Niyetli Başvuru Sonucu Tescil Edilmiş Markalar Hususu http://wp.me/p43tJx-2y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı “Céline” kararı (C-17/06) –  Tescilli Markanın Üçüncü Kişiler Tarafından Ticaret Unvanı, Şirket veya Dükkan İsmi Olarak Kullanımı ve Taslak Direktifle Öngörülen Düzenleme http://wp.me/p43tJx-2C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İhtilaf Dışı Üçüncü Kişiler Adına Önceden Tescilli Markaların Karıştırılma İhtimaline Etkisi – A.B.D. Örneği http://wp.me/p43tJx-2J (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “du Pont” Faktörleri – Karıştırılma Olasılığının Tespitinde A.B.D.’nde Kullanılan Testler http://wp.me/p43tJx-2M (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Uluslararası Marka Tescillerinde Sınıflandırma Sorunları http://wp.me/p43tJx-2O (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü Yoluyla Uluslararası Marka Tescil Sistemi http://wp.me/p43tJx-2Q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı “Bravo” kararı çerçevesinde Topluluk Marka Direktifi 3(1)(d) bendinin analizi ve 556 sayılı KHK 7/1-(d) bendi ile içerik karşılaştırması http://wp.me/p43tJx-2U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tescilsiz Markalara Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Sağlanan Koruma ve Kapsamı http://wp.me/p43tJx-2Z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Muvafakat Mektubu (Letter of Consent) Üzerine Tescil Sorunu http://wp.me/p43tJx-35 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Elimizde Karıştırılma İhtimali Kalmamış, Onun Yerine Size İlişkilendirilme İhtimali Verelim http://wp.me/p43tJx-3g (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka İncelemesinde Mutlak Ret Nedenleri http://wp.me/p43tJx-3j (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Topluluk Marka Hukuku http://wp.me/p43tJx-3o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Topluluk Markası Sistemi http://wp.me/p43tJx-3s (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Nicé Sınıflandırmasının Genel Yapısı, Etkisi ve Sınıflandırma İlkeleri http://wp.me/p43tJx-3y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Esas Tescile veya Başvuruya Bağımlılık http://wp.me/p43tJx-3C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Kapatmak” ve “Veni Vidi Vici” http://wp.me/p43tJx-3G (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Paris Sözleşmesi Birinci Mükerrer Altıncı Maddesi Anlamında Tanınmış Markalar – “Sınai Mülkiyetin Korunması Hakkında Paris Sözleşmesi’nin Uygulamasına ilişkin Rehber”de Maddenin Analizi http://wp.me/p43tJx-3O (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka Kanunları Hakkında Singapur Andlaşması – Andlaşmanın Amacı, Geçmişi ve Yapısı http://wp.me/p43tJx-3U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Streamserve” kararı – Aynı Markanın Farklı Ülkelerde Önceden Tescil Edilmesi Hususunun ve İnceleme Ofisinin Önceki Kararlarının Marka İncelemesine Etkisi – http://wp.me/p43tJx-3Y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Paris Sözleşmesi’nin Dördüncü Mükerrer Altıncı Maddesine (Article 6quinquies) Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Organı Tarafından Getirilen Yorum http://wp.me/p43tJx-42 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Irkçı – Ayrımcı Kelimelerden / Sembollerden Oluşan Markalar ve Kamu Düzenine Aykırılık – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “PAKI” kararı ve Türkiye Özelinde Bazı Görüşler http://wp.me/p43tJx-4c (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayırt Edici Nitelikten Yoksun ve Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesi – Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-90/11 sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-4k (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “What About Transits?” – Transit Mallar Hakkında Adalet Divanı’ndan Geç Kalmış Yanıt http://wp.me/p43tJx-4p (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal) hakkında http://wp.me/p43tJx-4s (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmışlık Benzer Marka Değerlendirmesini Ne Derecede Değiştirebilir? “NC NICKOL & NIKE Kararı” http://wp.me/p43tJx-4w (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Tosca Blu” ve “El Corte Ingles” Kararları ve Tanınmış Markaların Adalet Divanına göre Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-4C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kullanım Sonucu Kazanılmış Ayırt Edicilik İddiasının İspatlanmasında Tüketici Anketleri – İsviçre’den bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4H (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka İtirazlarında Açık Büfe veya Fiks Menü Tarifeler http://wp.me/p43tJx-4L (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Üç Boyutlu Markalarda Grafik Gösterim ve Ayırt Edici Nitelik Tartışması  – Almanya’dan bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4R (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bir Marka Türü olarak “Marka Serileri” http://wp.me/p43tJx-4U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sabel v. Puma ; Canon v. MGM ; Lloyd Schuhfabrik Meyer v. Klijsen Handel ; Marca Mode v. Adidas Davaları ve Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesinin Temel İlkeleri http://wp.me/p43tJx-4Y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “IP TRANSLATOR” Davası ve Nicé Sınıflandırmasında Sınıf Başlıklarının Kapsamı Sorunu http://wp.me/p43tJx-54 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP TRANSLATOR I – İlahlar Böyle İstedi – C-307/10 sayılı ECJ Kararı http://wp.me/p43tJx-59 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator II – OHIM Reaksiyonu yani 2/12 sayılı OHIM Başkanlık Genelgesi http://wp.me/p43tJx-5i (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator III – Birinci Dalga Eleştiriler http://wp.me/p43tJx-5o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator IV – “Sınıf Kapsamları” Çalışması – Avrupa Birliğinde Sınıf Başlıklarının Revizyonu Projesi http://wp.me/p43tJx-5u (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator V – Alman Patent ve Marka Ofisinin Reaksiyonu http://wp.me/p43tJx-5z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator VI –  AB Üyesi Ülkelerin ve OHIM’in “IP Translator” Kararının Uygulamasıyla ilgili Ortak Bildirisi http://wp.me/p43tJx-5D (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor – Peki Katı Marka Uzmanları Ne Oluyor? http://wp.me/p43tJx-5H (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü kapsamındaki Uluslararası Marka Başvurularına ilişkin Ret Kararları, İlgili Düzenlemeler ve Süre Limitleri http://wp.me/p43tJx-5L (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü’nde Statü Bildirim Yazıları ve Kesin Karar Bildirimleri http://wp.me/p43tJx-5Q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Royal Shakespeare” kararı – Tiyatro Yapımları (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü Kapsamında Uluslararası Tescili Ulusal Başvuruya Dönüştürme (Transformation) İşlemi http://wp.me/p43tJx-5Z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • SBB vs. Apple – İsviçre Demiryolları Saati İhtilafı http://wp.me/p43tJx-63 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği İlerleme Raporu 2012 “Fikri Mülkiyet Hukuku” Kısmı – Sisyphos Söylencesinin Zirveye Yaklaşma Bölümü mü? http://wp.me/p43tJx-69 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrasya Markası mı Geliyor? http://wp.me/p43tJx-6c (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı? http://wp.me/p43tJx-6i (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da “Pablo Emilio Escobar Gaviria” Başvurusu http://wp.me/p43tJx-6m (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Gareth Bale Gol Sevincini Birleşik Krallık’ta Marka Olarak Tescil Ettirdi – Peki Benzer Gol Sevinçleri Ne Olacak? http://wp.me/p43tJx-6r (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı http://wp.me/p43tJx-6y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “NUTELLA” mı yoksa “NUGTELLA” mı tercih edersiniz? http://wp.me/p43tJx-6B (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme http://wp.me/p43tJx-6F (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası http://wp.me/p43tJx-6K (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması http://wp.me/p43tJx-6N (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu “Sharbati” Kararı – Yabancı Dillerdeki Kelimelerin Tanımlayıcı Niteliğine İlişkin Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-6R (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Birinci Derece Mahkemesi “Eurohealth” Kararı – Kapsayıcı Terimin İçeriğinin Yalnızca Bir Bölümüne İlişkin Tanımlayıcılık Hali http://wp.me/p43tJx-6W (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı Dillerdeki Tanımlayıcı Markalar Hakkında USPTO Uygulaması – Yabancı Eşitler Doktrini http://wp.me/s43tJx-435 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliğine İlişkin USPTO İnceleme Esasları http://wp.me/p43tJx-74 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Halloumi – Hellim” Kararı http://wp.me/p43tJx-79 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “3D eXam” Kararı – Tanımlayıcı Markalar Konusunda Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok http://wp.me/p43tJx-7f (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • PHOTOS.COM Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesinin Ayırt Edici Olmayan ve Tanımlayıcı Nitelikteki İnternet Alan Adlarından Oluşan Markalara Yönelik Değerlendirmesi http://wp.me/s43tJx-453 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Babilu” Kararı – “IP Translator” sonrası OHIM Başkanlık Genelgesi Uygulama Alanı Buluyor http://wp.me/p43tJx-7o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma” (Max Planck Enstitüsü) – İstemediğiniz kadar bilgi ve veri http://wp.me/p43tJx-7t (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • AB Üyesi Ülkelerin Marka Tescil Sistemlerine İlişkin Bazı Temel Bilgiler http://wp.me/p43tJx-7x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “FCI” Ön Yorum Kararı – Tescil Zırhı Önceki Markadan Kaynaklanan Hakların Uygulanmasını Engeller mi? http://wp.me/s43tJx-473 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Halloumi” Kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı Tarafından Onandı http://wp.me/p43tJx-7P (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı WINTERS v. RED BULL Kararı (C-119/10) – Hizmet Sağlayıcının Üçüncü Kişinin Talimatı Üzerine Benzer Markayı Kullanımı Hangi Tip Durumlarda Marka Sahibince Yasaklanabilir? http://wp.me/p43tJx-7T (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Marka Hukukunda Esas Sicil ve Ek Sicil Ayrımı http://wp.me/p43tJx-7X (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Topluluk Marka Ofisi (OHIM)’in Marka Tescil Başvuruları Hakkında Ret Kararı Oranları –  Harmonizasyon Bir Hayal mi? http://wp.me/p43tJx-82 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1) http://wp.me/p43tJx-8e (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2) http://wp.me/p43tJx-8q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu, OHIM İnceleme Kılavuzuyla Ne Derecede Bağlıdır? Avrupa Birliği Adalet Divanının C-53/11 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-8u (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Bainbridge Kararı (C-234/06) – Bir Marka Serisine veya Marka Ailesine Dahil Olma Gerekçesiyle Karıştırılma veya Çağrıştırma İhtimali http://wp.me/p43tJx-8x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor http://wp.me/p43tJx-9q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Marka İnceleme Kılavuzu Güncelleniyor http://wp.me/p43tJx-9x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ülke Bayraklarını Kısmen İçeren Marka Başvurularının Tescil Edilebilirliği Sorunu – Portekiz’den Winhouse Kararı http://wp.me/p43tJx-9G (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Uygulaması – Mutlak Ret Nedenleri Kapsamında Reddedilen Markalara İlişkin İtirazlarda Kabul Edilmesi Mümkün Olmayan Argümanlar http://wp.me/p43tJx-9N (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bileşke Kelime Markalarında Kelime Unsurlarından Birisinin Önceden Tescilli Olması Durumunda Karıştırılma İhtimalinin Varlığı – Adalet Divanı “Medion v. Thomson” Kararı (C-120/04) http://wp.me/p43tJx-9S (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bileşke Kelime Markalarında Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi – Topluluk Marka Ofisi (OHIM) Uygulaması http://wp.me/p43tJx-a2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Tescilli Markanın Kullanımı v. İfade Özgürlüğü Çatışması – LEGO Markasının Kullanımı ile ilgili bir Örnek Olay http://wp.me/p43tJx-ah (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı bir Ülkeden İnternet Üzerinden Alışveriş Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüzü Engeller mi? Adalet Divanı “Blomqvist v. Rolex” Önyorum Kararı (C-98/13) http://wp.me/p43tJx-au (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Markanın Üçüncü Kişilerce Kullanımında “Haklı Neden” Kavramı – Adalet Divanı “Leidseplein Beheer v. Red Bull” Ön Yorum Kararı (C-65/12) http://wp.me/p43tJx-aF (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ahlaka Aykırı Kelimelerden Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Ficken” Kararı (T-52/13, T-54/13) http://wp.me/p43tJx-aO (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Vogue” Kararı – Kapsamı Belirsiz Terimler Bakımından Malların veya Hizmetlerin Benzerliğinin Değerlendirilmesi (T-229/12) http://wp.me/p43tJx-aU (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Uygulamasında Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-b3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Morehouse Savunması – A.B.D. Uygulamasında Çok Taraflı İşlemlerde Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? (2) http://wp.me/p43tJx-b7 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator VII – AB Üyesi Ülkeler ve OHIM’in İkinci ve Üçüncü Ortak Bildirileri – Nicé Sınıflandırması Sınıf Başlıkları Tabirlerinden Hangileri Yeterince Açık ve Kesin Değildir? http://wp.me/p43tJx-bf (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Çalışabilecek En İyi Federal Bağlı Kuruluş Olarak Seçildi http://wp.me/p43tJx-bq (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları http://wp.me/p43tJx-bt (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İtiraz Dilekçesinde İnceleme Uzmanına Kişisel Saldırıda Bulunulması ve Ahlaka Aykırı Markaların Değerlendirilmesi – USPTO Temyiz Kurulu “FOK’N HURTS” Kararı http://wp.me/p43tJx-bB (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu http://wp.me/p43tJx-bJ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Başvuruları Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararlarında Yer Alan Temel İlkeler http://wp.me/p43tJx-bQ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Stop the Islamisation of America” Marka Tescil Başvurusu – Halkın Bir Bölümünü Aşağılayıcı Markalar Hakkında USPTO Temyiz Kurulu ve Federal Daire Temyiz Mahkemesi Kararları http://wp.me/p43tJx-bX (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “SpiderGraph” Kararı – Başvuru Sahibinin Önceki Tarihli Tescilli Markasının Yeni Başvuruların İncelenmesine Etkisi http://wp.me/p43tJx-c3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tek Rengi Münhasır Ayırt Edici Unsur Olarak İçeren Markaların Benzerliğine Dair Değerlendirme – USPTO Temyiz Kurulu “Cook Medical Technologies” Kararı http://wp.me/p43tJx-c8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kişi İsim ve Soyisimlerinden Oluşan Markalarda Karıştırılma Olasılığı İncelemesinin Esasları – Avrupa Birliği Adalet Divanı “Barbara Becker” Kararı (C-51/09) http://wp.me/p43tJx-cf (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Honda Super Cup Modeli Motosikletin Şekli Japonya’da Üç Boyutlu Marka Olarak Tescil Edildi http://wp.me/p43tJx-cy (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Giysiler” ile “Giysilerin Perakendeciliği Hizmetleri”nin Benzerliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “ENI v. EMI” Kararı (T-599/11) ve Konu Hakkında OHIM Karar Kılavuzu Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-cs (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Aris” Kararı – Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi (T-247/12) http://wp.me/p43tJx-cl (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Perakende Satış Mağazalarının Görsel Düzenlerinin Marka Olarak Tescil Edilebilirliğine İlişkin C-421/13 Sayılı Ön Yorum Kararı http://wp.me/p43tJx-cM (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “L. Skywalker” İmzasının Kullanımı Pasaport Alımına Engel Teşkil Eder mi?  http://wp.me/p43tJx-cZ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Hizmetlerin Perakendeciliği Bir Hizmet Midir? Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “Netto” Kararı (C-420/13) http://wp.me/p43tJx-d3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Nicé Sınıflandırmasının Sınıf Başlıklarının Kapsamı Hakkında A.B.D. ve Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerin Uygulamaları ve Türkiye Bakımından Kısa Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-da (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sigara Ambalajlarına İlişkin Tek Tip Paketleme (Plain Packaging) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Tescilli Marka Haklarıyla Bağlantısı http://wp.me/p43tJx-dn (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kara Şövalye Engellere Rağmen Yükselmeye Devam Ediyor! Sinema Filmindeki Kurgusal Marka Kullanımı Tescilli Marka Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? A.B.D.’nde “Clean Slate” Davası http://wp.me/p43tJx-dt (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Fare Kulakları İhtilafı! “Deadmau5″ v. “Disney” – Yeni Bir “Celebrity Deathmatch” http://wp.me/p43tJx-dA (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması http://wp.me/p43tJx-dN (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sert Kovboy John Wayne, Duke Üniversitesi’nin Hakkından Gelebilecek mi? http://wp.me/p43tJx-dS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayak Giysileri ile Parfümler Bağlantı Mallar mıdır? Malların Benzerliği Konusunda İlgi Çekici Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı http://wp.me/p43tJx-e0 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Isis Markasının Seçim ve Terk Edilme Hikayesi – Uluslararası Terör Bir Çikolata Markasını Nasıl Etkileyebilir? http://wp.me/p43tJx-e9 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Lambretta” Kararı (T-51/12) – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “IP Translator” Kararının Uygulama Alanını Açıklığa Kavuşturmaya Devam Ediyor http://wp.me/p43tJx-e3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İsviçre Federal Fikri Mülkiyet Enstitüsü “SC Studio Coletti” Kararı – Gelişmiş Ülke Ofisi Kararı Her Zaman Mutlak Doğruyu Gösterir mi? http://wp.me/p43tJx-el (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “Barton Family Winery” Kararı – Aynı Soyismini Farklı Kelime Unsurlarıyla Birlikte İçeren Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali İncelemesi http://wp.me/p43tJx-ey (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “The Egg” Kararı – Malların Şeklini Tarif Eden Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği http://wp.me/p43tJx-eL (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KAATSU” Kararı – “Piyasada İlk Kez Kullanım” veya “Piyasada Tanımlayıcı Kullanımın Fiilen Bulunmaması” Argümanları Tanımlayıcılık Halini Ortadan Kaldırır mı? http://wp.me/p43tJx-eG (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayırt Edici Gücü Olmayan veya Ayırt Edici Gücü Zayıf Olan Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi http://wp.me/p43tJx-eS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-eY (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Çizgi Dizi Kahramanı ile Aynı İsme Sahip Olmak Gerçek Kişinin İtibarını Zedeler mi? İtalya’da “Peppa Pig” Vakası http://wp.me/p43tJx-fc (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Rubik Küp Şekli Üç Boyutlu Bulmacalar İçin Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-450/09 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-f4 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IPR Gezgini’nde Yenilik – “Mevzuat ve Bağlantılar” Ana Menüsü – http://wp.me/p43tJx-g9 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Çikolata Şekillerinin veya Ambalajlarının Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-440/13 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-gi (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesine İlişkin Genel İlkeler Tekrar Ediliyor – Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “REHABILITATE” Kararı (T-712/13) – http://wp.me/p43tJx-gp (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “I Can’t Breathe” Sloganı A.B.D.’nde Marka Olarak Tescil Edilecek mi? Toplumsal Nitelik Kazanmış Sloganları veya Politik Olayların İsimleri Ticarileştirmek Para Kazanmanın En Kolay Yolu mu Olacak? http://wp.me/p43tJx-gv (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “THE SLANTS” Kararı – Irkları Aşağılayıcı Terimlerin Marka Olarak Tescili Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-gD (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Tomorrowland” Kimin Markası? Disney’in İşi Bu Kez Her Zamankinden Daha Zor http://wp.me/p43tJx-gK (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Je Suis Charlie” Sloganının Marka Olarak Tescil Edilmesi Talepleri – Konu Hakkında OHIM ve INPI Duyuruları http://wp.me/p43tJx-gS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Tripp Trapp” Kararı (C-205/13) – Ürünlerin Doğasından Kaynaklanan veya Ürünlere Esasa İlişkin Değer Katan Şekillerin Marka Olarak Tescili Taleplerine Yönelik Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-h5 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu Kararı Yeteri Derecede Gerekçeli Olmazsa Ne Olur? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-605/13 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-hl (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Sandviçler” ve “Sebze Salataları” Bağlantılı Mallar mıdır? USPTO Temyiz Kurulu “THE LAFAYETTE” Kararı http://wp.me/p43tJx-hr (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “I ❤ Paris” Sloganı Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Fransa’dan Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-hy (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Markanın Ününden Haksız Fayda Sağlanması Kavramı Ne Şekilde Değerlendirilmelidir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KENZO” Kararı (T-322/13) http://wp.me/p43tJx-hH (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Organizasyon veya Etkinlik İsminden Oluşan Markaların Tescil Edilebilirliği Hakkında Güncel Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı – “International Air and Space Program” Markası http://wp.me/p43tJx-hR (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) Kuruldu – http://wp.me/p43tJx-i2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “CLETAXI” Kararı – Tanımlayıcı Markalara Yönelik Uygulama Bir Kez Daha İrdeleniyor – http://wp.me/p43tJx-i8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sloganlardan Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Wet Dust Can’t Fly” Kararı (T-133/13) – http://wp.me/p43tJx-if (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı Dillerdeki Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği – İtalyan Yüksek Mahkemesi “SLIMMER” Kararı – http://wp.me/p43tJx-il (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IPR Gezgini Yeni Yazarlar Arıyor – http://wp.me/p43tJx-it (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu’nun Karıştırılma Olasılığı Hakkındaki Kararları Mahkemeler İçin Tecavüz Davalarında Önleyici Etkiye Sahip midir? A.B.D. Yüksek Mahkemesi “Sealtite” Kararı (No. 13-352) – http://wp.me/p43tJx-io (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “FORCE” Kelimesinin Ayırt Edici Gücünü Değerlendiriyor – “FSA K-FORCE” Kararı (T-558/13) – http://wp.me/p43tJx-iy (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Sloganların Ayırt Edici Niteliği Konusunu Yeniden Değerlendiriyor – “So What Do I Do With My Money” Kararı (T-609/13 ) – http://wp.me/p43tJx-iW (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Rienergy Cola” – “Coca Cola”ya Karşı – Ayırt Edici Gücü Zayıf Kelimelerin Tertip Tarzlarının ve Tanınmışlığının Karıştırılma Olasılığına Etkisi  (Adalet Divanı Genel Mahkemesi – T-384/13) – http://wp.me/p43tJx-j7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “GREEN” Sadece Bir Renk Adı Değildir – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “GREENWORLD” Kararı (T-106/14) –  http://wp.me/p43tJx-jj  (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Amerikan Patent ve Marka Ofisi, Bir “Moda İkonu” Olan “Prenses Kate” Adının Marka Olarak Tescil Edilebilirliğini Tartışıyor (85179243) – http://wp.me/p43tJx-jA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “DIGITAL COUPONS” v. “DG DIGITAL QPONS” Ayırt Edici Gücü Zayıf Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – USPTO Temyiz Kurulu Kararı – http://wp.me/p43tJx-jt
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “SMARTER SCHEDULING” Başvurusunu Değerlendiriyor (T-499/13) – http://wp.me/p43tJx-jJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SKYPE”, Adalet Divanı’nda Marka Tescili Sınavından Geçemiyor (T-423/12) – http://wp.me/p43tJx-jQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • USPTO Temyiz Kurulu “MASTERBAITER” Kararı – Mallar Aynı veya Benzerken, Malların Fiili Kullanımının Farklılığı Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesini Etkiler mi? – http://wp.me/p43tJx-jW (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Temyiz Mahkemesi’nin “ASOS” Kararı (C-320/14 P) – “Sulh İçinde Birlikte Var Olma (Peaceful Coexistence)” Olgusunun İspatı Neredeyse “İmkansız”… – http://wp.me/p43tJx-k0 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? – http://wp.me/p43tJx-k7 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar – http://wp.me/p43tJx-kc
  • Meşhur “Paskalya Tavşanı” Kararı – Adalet Divanı “Lindt Goldhase” Tescilindeki Kötü Niyet İddiasını Tartışıyor (C-529/07) – http://wp.me/p43tJx-ko (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • MAPADER Genel Kurulu Toplandı – http://wp.me/p43tJx-kw (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Marka Olmak Her Zaman Yeterli Değildir! Adalet Divanı’nın “SWATCH/SWATCHBALL” Kararı (T-71/14) – http://wp.me/p43tJx-kM (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor – http://wp.me/p43tJx-l2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Perakendecilik Hizmetleri” Nedir? Marka Tescilinde Somut Karşılığı Ne Şekilde Ortaya Çıkar? – http://wp.me/p43tJx-l8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi Tanınmışlık Değerlendirmesi Yapıyor / SPA Kararı (T-131/12) – http://wp.me/p43tJx-ld (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Divan, Temyiz İncelemesinde Birliğin Üniter Yapısını Vurguluyor, C-445/12 P – http://wp.me/p43tJx-lp (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka İncelemesinde Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisinin Tespitine Yönelik İlkeler – USPTO Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-ly (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Lego’nun Küçük Adamları Marka Olarak Korunuyor! Genel Mahkeme’den Yeni Bir Lego Kararı (T‑396/14) – http://wp.me/p43tJx-lE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği Marka Mevzuatı Değişiyor – Taslak Direktif ve Taslak Tüzük’le Getirilen Yeni Düzen – http://wp.me/p43tJx-lL (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Tebliğ Çağrısı – 2. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 2. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Düzenleniyor – http://wp.me/p43tJx-lY (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • AB Marka Hukuku ve OHIM Uygulaması Bağlamında Karıştırılma İhtimali Kavramı: Genel İlkeler ve Metodoloji – http://wp.me/p43tJx-lU (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Haziran 2015 Tarihli  “TEFLON” Kararı (T-660/11) – http://wp.me/p43tJx-mk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Tebliğ Çağrısı – 2. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 2. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Düzenleniyor

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi oldukça genç bir eğitim kurumu olmakla birlikte, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku ve Ticaret Hukuku alanlarında oldukça iddialı hamleler yapmaktadır. (http://www.ybu.edu.tr/hukuk/)

Bu hamlelerden en önemlileri, fakültenin geçtiğimiz yıl Kasım ayında düzenlediği 1. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 1. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu’dur. Kişisel olarak katılıp takip ettiğim 1. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu’nun oldukça başarılı geçtiğini ve sempozyumda Türk akademisyenlerin yanısıra, yabancı akademisyenleri dinleme şansını bulduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Güzel haber şu ki, her iki sempozyumun ikincisi de, bu yıl 26 ve 27 Kasım 2015 tarihlerinde düzenlenecek. Aşağıda duyurularını göreceğiniz sempozyumlara dinleyici olarak katılmak için şu an oldukça erken bir tarih olsa da, sempozyumlarda Tebliğ sunmak isteyen akademisyen ve araştırmacılar için çalışmalara başlamanın vakti gelmiş durumda.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Tebliğ Çağrılarına aşağıda yer veriyoruz. Fakültenin IPR Gezgini’nden bu konuda duyuru yapmasını istemesinden biz çok memnun olduk, umarız tebliğ sunmak isteyecek birkaç araştırmacıya bu etkinliği duyurmuş ve bu yolla sempozyuma ufak da olsa katkıda bulunmuş oluruz.

Duyuru afişlerinin altında her iki sempozyum için talep edilen tebliğlere ilişkin detaylı açıklamaları da görebilirsiniz.

Umuyoruz ki her iki sempozyum da geçen yılkinden çok daha başarılı geçer ve ülkemiz Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Koruması alanında gelenekselleşmiş bir uluslararası etkinliğe sahip olur.

II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu Tebliğ Çağrısı AfişiII. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Tebliğ Çağrısı Afişi

TEBLİĞ ÇAĞRISI


“II. FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”

(2015 – MARKA HUKUKU)


ANKARA, 27 KASIM 2015

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk fakültesi tarafından 27 Kasım 2015 tarihinde düzenlenecek olan II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumunda, Sempozyumunun konusunu oluşturan “Marka Hukuku”na ilişkin tebliğ sunmak isteyen akademisyen ve araştırmacıların, hazırladıkları tebliğ özetlerini pdf formatında 10 Ağustos 2015 tarihine kadar commerciallaw@ybu.edu.tr adresine göndermeleri gerekmektedir. Seçilen tebliğler 1 Eylül 2015 tarihine kadar bildirilecektir. Sempozyumun kesinleşmiş programının 1 Ekim 2015 tarihine kadar duyurulması planlanmaktadır. 27 Kasım 2015 tarihinde Ankara’da yapılacak olan Sempozyumda sunulacak tebliğlerin tam metinlerinin 9 Kasım 2015 tarihine kadar iletilmesi gerekmektedir.

Gerek tebliğ özetleri gerek tebliğlerin tam metinleri hakem incelemesine tabi tutulacaktır. Sempozyumda sunulan tebliğlerin Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku (TFM) Dergisi yazım kurallarına uygun ve makale formatında hazırlanması gerekmektedir. Hakem incelemesi neticesinde uygun görülen tebliğ metinleri 2016 yılı içerisinde Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku (TFM) Dergisi’nde yayımlanacaktır.

Tebliğlerin Türkçe ve İngilizce dillerinde sunulacağı ve katılımcılar için Türkçe’den İngilizce’ye ve İngilizce’den Türkçe’ye simultane çevirinin de yapılacağı Sempozyum, konuyla ilgilenen akademisyen ve araştırmacıların katılımına açıktır. Konuşmacıların konaklama (en fazla 2 gece) ve ulaşım masrafları Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından karşılanacaktır.

Ayrıntılı bilgi için: commerciallaw@ybu.edu.tr

 

TEBLİĞ ÇAĞRISI

“II. TİCARET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”

(2015 – ANONİM ŞİRKETLERDE YÖNETİM)

ANKARA, 26 KASIM 2015

 

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 26 Kasım 2015 tarihinde düzenlenecek olan II. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumunda, Sempozyumunun konusunu oluşturan “Anonim Şirketlerde Yönetim”e ilişkin tebliğ sunmak isteyen akademisyen ve araştırmacıların, hazırladıkları tebliğ özetlerini pdf formatında 10 Ağustos 2015 tarihine kadar commerciallaw@ybu.edu.tr adresine göndermeleri gerekmektedir. Seçilen tebliğler 1 Eylül 2015 tarihine kadar bildirilecektir. Sempozyumun kesinleşmiş programının 1 Ekim 2015 tarihine kadar duyurulması planlanmaktadır. 26 Kasım 2015 tarihinde Ankara’da yapılacak olan Sempozyumda sunulacak tebliğlerin tam metinlerinin 9 Kasım 2015 tarihine kadar iletilmesi gerekmektedir.

Gerek tebliğ özetleri gerek tebliğlerin tam metinleri hakem incelemesine tabi tutulacaktır. Sempozyumda sunulan tebliğlerin Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi (TFM) yazım kurallarına uygun ve makale formatında hazırlanması gerekmektedir. Hakem incelemesi neticesinde uygun görülen tebliğ metinleri 2016 yılı içerisinde Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi’nde (TFM) yayımlanacaktır.

Tebliğlerin Türkçe, İngilizce ve Almanca dillerinde sunulacağı ve katılımcılar için simultane çevirilerin de yapılacağı Sempozyum, konuyla ilgilenen akademisyen ve araştırmacıların katılımına açıktır. Konuşmacıların konaklama (en fazla 2 gece) ve ulaşım masrafları Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından karşılanacaktır.

Ayrıntılı bilgi için: commerciallaw@ybu.edu.tr

 

Önder Erol Ünsal

Haziran 2015

unsalonderol@gmail.com

Avrupa Birliği Marka Mevzuatı Değişiyor – Taslak Direktif ve Taslak Tüzük’le Getirilen Yeni Düzen

eulegislative

 

Anayasa Mahkemesi’nin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini, anayasaya aykırılık gerekçesiyle birbiri ardına iptal etmesi, ülkemizde yeni bir marka mevzuatı hazırlanması veya mevcut KHK’yı kanuna çevirme gerekliliği tartışmalarını alevlendirmiştir. Ülkemizde marka mevzuatının güncelleştirilmesi tartışmaları, belirtilen nedenle gündeme gelmiş olmakla birlikte, Avrupa Birliği’nde aynı tartışmalar farklı bir nedenle uzun süredir gündemdedir.

IPR Gezgini’nin dikkatli takipçileri, Avrupa Birliği Marka Mevzuatı’nın güncelleştirilmesi çalışmalarıyla ilgili olarak Aralık 2013’te sitede yayınladığım iki yazıyı hatırlayacaktır:

  1. Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? http://iprgezgini.org/2013/12/19/avrupa-birligi-marka-rejimi-degisiyor-mu/
  2. Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2) http://iprgezgini.org/2013/12/19/avrupa-birligi-marka-rejimi-degisiyor-mu-avrupa-birligi-komisyonunun-taslak-direktif-ve-tuzuk-metinleri-ve-degerlendirmesi-2/

Yukarıda bağlantılarına yer verilen iki yazıda belirtildiği üzere, Avrupa Birliği (AB) uzun süredir marka mevzuatını güncelleştirme çalışmalarını sürdürmektedir. Bu yazı kapsamında, AB Marka Reformu olarak da anılan mevzuat güncelleme çalışmalarından, çalışmalarda gelinen aşamadan ve öngörülen önemli değişikliklerden bahsedilecek ve okuyucularımızın konu hakkında özet biçimde de olsa bilgilenmesi sağlanmaya çalışılacaktır.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin marka mevzuatlarında yer alması zorunlu hususlar 2008/95 (eski 89/104) sayılı Direktif kapsamında düzenlenmiştir.

Topluluk Markası (CTM) sistemi ve OHIM marka incelemesine ilişkin hususlar ise 207/2009 (eski 40/94) sayılı Tüzük kapsamında yer almaktadır.

2008/95 (eski 89/104) sayılı Direktif ve 207/2009 (eski 40/94) sayılı Tüzük’le getirilen düzen 20 yılı aşkın süredir uygulama alanı bulmuştur ve geçen bu süre içerisinde her iki düzenlemenin eksik, aksayan veya güncellenmesi gereken yönleri anahatlarıyla ortaya çıkmıştır.

Mevcut iki düzenlemenin aksayan yönlerinin tespit edilmesi, AB marka mevzuatının Adalet Divanı kararları da dikkate alınarak güncellenmesi ve piyasa ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla hazırlıklar yapılmıştır. Çalışmanın ana iskeleti Max Planck Enstitüsü tarafından 2009 – 2011 yılları arasında hazırlanan bir rapordur. OHIM, ulusal ofisler ve ilgili tüm taraflarla işbirliği içerisinde hazırlanan çalışma AB Marka Mevzuatının geleceğine yön verecektir.

2013 yılı içinde kamuoyunun bilgisine sunulan ilk taslaklar geçen iki yıllık süre içerisinde birçok değişiklik geçirmiş ve Haziran 2015’te taslaklar son halini almıştır.

Taslak Direktif’in son halinin:

http://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-9547-2015-ADD-2/en/pdf bağlantısından,

Taslak Tüzüğün son halinin ise:

http://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-9547-2015-ADD-1/en/pdf bağlantısından,

görülmesi mümkündür.

Her iki metin çok sayıda değişiklik içerdiğinden, bu yazı kapsamında Taslak Direktif’le getirilen önemli değişikliklere yer verilecek, Taslak Tüzük inceleme konusu yapılmayacaktır.

Okuyucularımızın her iki metnin de halen “Taslak” olduğunu dikkate alması ve bu yazının taslak metinlerin içeriğinin özetlenmesi amaçlı olduğunu unutmaması önemlidir. Buna ilaveten, yazı kapsamındaki değerlendirmelerin resmi bir çeviriye dayanmadığı, yazının bu satırlarının yazarının kendi yaptığı çeviriler esas alınarak hazırlanmış olduğu da dikkate alınmalıdır.

Taslak Direktifle getirilen önemli değişiklikler, aşağıda maddeler halinde sunulmaktadır:

  • Marka Tanımı

Taslak Direktif, marka tanımında yer alan “grafik gösterim” zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.

Direktif’in bu haliyle yürürlüğe girmesi durumunda, grafik gösterimin sunulması marka olmanın şartlarından birisi olmaktan çıkacaktır. Bu durum geleneksel olmayan marka türlerinden bazılarının tesciline yönelik önemli zorluklardan birisini bertaraf edecektir.

Taslak hükümde, marka tanımı aşağıdaki şekli almaktadır:

“Bir marka, işaretin aşağıda sayılan şartları yerine getirmesi koşuluyla, kişisel isimleri dahil kelimeler, şekiller, sayılar, renkler, malların veya ambalajlarının şekilleri veya sesler başta olmak üzere her tür işaretten oluşabilir:

a- İşaretin, bir işletmenin mallarının veya hizmetlerinin diğer işletmelerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması.

b- İşaretin, yetkili makamların veya kamunun, marka sahibine sağlanan korumanın kesin konusunu anlamalarını sağlayabilecek şekilde sunulmuş olması.”

  • Mutlak Ret Nedenleri

Mutlak ret nedenlerini düzenleyen maddeye eklenen (i),(j),(k) ve (l) bentleri ile tescilli coğrafi işaretler, koruma altındaki geleneksel ürün isimleri, geleneksel şarapçılık terimleri ve tescilli bitki çeşidi isminden oluşan markaların tüm üye ülkelerce reddedileceği hükme bağlanmıştır.

Bu yolla, tescilli coğrafi işaretlere, bitki çeşidi isimlerine ve koruma altındaki geleneksel ürün isimlerine, geleneksel şarapçılık terimlerine daha etkin bir koruma sağlanacaktır.

  • Kötü Niyetle Tescil Edilen Markalar

Taslak Direktif Madde 4(3) kapsamında mutlak ret nedenleri ile ilgili olarak takip eden düzenlemeye yer verilmiştir:

“(3) Marka başvurusu, başvuru sahibi tarafından kötü niyetle yapılmış ise marka hükümsüz kılınmaya tabi olacaktır. Her üye ülke bu tip bir markanın tescil edilemeyeceği yönünde düzenleme de yapabilir.”

Taslak Direktif’e eklenen bu madde, önceki Direktif’te “may” kalıbı ile birlikte kullanılan, yani üye ülkelerin takdirine bırakılmış, kötü niyetli başvuru durumundaki hükümsüzlük halini, “shall” kalıbına, yani tüm üye ülkeler bakımından zorunlu bir hükümsüzlük nedeni haline getirmiştir.

  • İlana İtiraz Prosedürleri

Taslak Direktif’in, ilana itiraz konusunu düzenleyen 45. maddesinin 3. paragrafı kapsamında, ilana itiraz işlemleri sırasında, tarafların birlikte talepte bulunmaları halinde, taraflara sulh yoluyla uzlaşmaları için minimum 2 aylık süre verilmesi zorunluluğu hükme bağlanmıştır.

Buna ilaveten, ofisler nezdinde, etkin ve hızlı bir ilana itiraz prosedürü sağlamak tüm üye ülkeler bakımından zorunlu hale getirilmiştir.

OHIM uygulamasında ilana itiraz halinde, başvuru sahibinin tescil süresinin üzerinden 5 yıl geçmiş itiraz gerekçesi markaların kullanılmadığını öne sürerek itirazın reddedilmesini talep etme hakkı bulunmaktadır. İlana itiraz sahipleri bu tip durumlarda, itiraz gerekçesi markalarının kullanıldığını ispatlayamazsa itiraz reddedilmektedir.

Taslak Direktif’in 46. maddesi, ilana itiraz gerekçesi markaların Topluluk Markası olması halinde, bu uygulamayı tüm üye ülkeler bakımından zorunlu hale getirmektedir.

  • Ofislere Tescilli Markaları İdari Yollarla Hükümsüz Kılma Yetkisi Verilmesi

Taslak Direktif’in 47. maddesi ile tüm üye ülkelere, tescilli markaların ofis nezdinde hükümsüzlük veya iptalini sağlayacak idari prosedürler oluşturulması zorunluluğu getirilmektedir.

Bu yolla, tescilli markaların hükümsüzlük veya iptalinin sadece mahkemeler nezdinde uzun ve pahalı yollarla gerçekleştirilmesinin önüne geçilecek ve ofisler nezdinde daha hızlı, basit, ucuz ve etkili prosedürler oluşturulacaktır.

  • Marka Sahibinin Engelleyebileceği Kullanım Biçimleri

Bu hükme (yeni taslak Madde 10(3)(d)) eklenen bir bentle, “tescilli işareti ticaret unvanı veya şirket ismi veya bunların parçası olarak kullanmamın marka sahibince engellenebileceği” hükmü getirilmek istenmektedir.

Aynı maddeye eklenen (f) bendi ile “tescilli işareti, karşılaştırmalı reklamda Direktif 2006/114’e aykırı biçimde kullanma halinin marka sahibince engellenebileceği” hükmü getirilmektedir.

Taslak Direktif madde 10(5), Avrupa Birliği Adalet Divanının C-495/09 sayılı Philips-Nokia kararı sonrası endişelenen marka sahiplerinin sıkıntılarını gideren ve marka sahiplerinin kullanımı yasaklama hakkının kapsamını, serbest dolaşıma açılmamış transit mallar bakımından da güçlendiren bir düzenleme getirmiştir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, C-561/11 sayılı 21 Şubat 2013 tarihli “FCI” ön yorum kararı: 207/2009 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü madde 9(1) uyarıca, bir topluluk markası sahibine tanınan, tüm üçüncü kişilerin kendi markasıyla aynı veya benzer işaretleri ticaret sırasındaki kullanımını engelleme hakkı, sonraki tarihli bir topluluk markasının sahibi olan üçüncü kişilere karşı da, sonraki tarihli topluluk markasını öncelikle hükümsüz kılma zorunluluğu olmaksızın, öne sürülebilir.”

Bu karar marka sahiplerini çok memnun etmemiş olsa gerek, Taslak Direktif’e takip eden madde eklenmiştir:

Marka sahiplerinin, tescilli markanın başvuru veya rüçhan tarihinden önceden elde edilmiş haklarına halel getirmeksizin, aşağıdaki durumlarda tescilli marka sahipleri, kendisinden izin almayan üçüncü kişilerin mallara veya hizmetlere işaretleri ilişkin kullanımlarını engellemeye yetkili olacaktır: ….. (Without prejudice to the rights of proprietors acquired before the filing date or the priority date of the registered trade mark, the proprietor of a registered trade mark shall be entitled to prevent all third parties not having his consent from using in the course of trade any sign in relation to goods or services where: ….)”

  • Ambalaj veya Diğer Araçların Kullanımıyla ilgili olarak Hazırlık Fiilerini Yasaklama Hakkı

Taslak Direktif madde 11 uyarınca, mallar üzerinde veya hizmetler için kullanılacak ambalajın, etiketlerin, güvenlik amaçlı veya orijinallik gösteren özellik veya cihazların, tescilli marka sahibinin haklarına tecavüz oluşturacağı riskinin ortaya çıkması halinde, tescilli marka sahibine bu tip unsurlar üzerinde markanın kullanılmasını yasaklama hakkı verilmektedir. Bu yolla, mallara uygulanmaları halinde tecavüz oluşturacakları açık olan, etiket, vb. araçların ele geçirilmeleri halindeki, yani tecavüz hazırlığı aşamasındaki hukuki durum belirlilik kazanacaktır.

  • Yeni Düzenlemeler

Direktif’in mevcut halinde yer almayan, devir, rehin, haciz, tasfiye gibi durumlara Taslak Direktifte kısa maddeler halinde yer verilmiş ve markaların bu tür işlemlere konu olabileceği belirtilmiştir.

Mevcut Direktif kapsamında detaylı biçimde düzenlenmemiş “kolektif markalar” hakkında Taslak Direktif kapsamında oldukça detaylı hükümler getirilmiştir.

  • Sınıflandırma

“IP Translator” kararı sonrası AB üyesi ülkeler bakımından öncelikli sorun haline gelen ve çözülmesi için büyük çaba sarf edilen, Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıkları konusunda ve malların ve hizmetlerin sınıflandırılması alanında Taslak Direktif madde 40 kapsamında detaylı düzenlemeler getirilmiştir.

Düzenlemeye göre, başvuru sahipleri, mal ve hizmet listelerini, yetkili otoriteler ve tacirlerce yeterli kesinlik ve açıklıkta anlaşılabilecek terimleri kullanarak hazırlayacaktır, bu terimler seçilirken açık ve kesin olmaları koşuluyla Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıklarının kullanılması mümkündür, ayrıca sınıf başlığının kapsamı kullanılan ifadenin kelime anlamının kapsamıyla sınırlı olacak, ifadenin kelime anlamı kapsamına girmeyen malların veya hizmetlerin, sınıf başlığınca kapsandığı kabul edilmeyecektir.

Taslak hükümde, sınıflandırmanın yalnızca idari amaçlara hizmet ettiği, malların veya hizmetlerin sadece aynı sınıfta yer almaları nedeniyle benzer veya sadece farklı sınıflarda yer almaları nedeniyle benzemez olarak kabul edilemeyecekleri açık olarak belirtilmiştir.

Bu noktada, bir an için Taslak Tüzük’le getirilen paralel düzenlemeden bahsedilecektir:

Taslak Tüzük madde 28’e göre; “IP Translator” kararının verildiği 22/06/2012 tarihinden önce, Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıkları kullanılarak başvurusu yapılmış CTM başvurularının sahiplerine, Tüzüğün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacak 6 ay içerisinde, sınıf başlıklarını kullanarak başvuru yaparlarken niyetlerinin sınıf başlığının kelime anlamı dışında kalan Nicé sınıflandırmasının alfabetik listesine dahil olan malları veya hizmetleri de kapsamak olduğunu belirtme hakkı sağlayacaktır. Taslak Tüzük maddesinin bu haliyle kabul edilmesi halinde, yukarıdaki düzenlemede öngörülen 6 aylık süre içerisinde, marka sahipleri, sınıf başlığı kullanarak başvuru yaparken mal veya hizmet listesi kapsamına girdiği niyetiyle başvuruyu gerçekleştirdikleri, ancak sınıf başlığının kelime anlamı dışında kalan malları veya hizmetleri açık olarak OHIM’e sunacaktır. OHIM de sicilinde bu taleplere uygun olarak gerekli kaydı yapacaktır. Belirtilen süre içerisinde, bu yönde bir talebin sunulmaması halinde, sınıf başlığının yalnızca kelime anlamı kapsamına giren malları veya hizmetleri kapsadığı kabul edilecektir.

  • Taslak Tüzük

Taslak Direktif’le birlikte, Topluluk Markası Sistemi’ni ve OHIM inceleme prosedürlerini yenileyen Taslak Birlik Markası Tüzüğü de hazırlanmıştır.

Bu yazı kapsamında Taslak Tüzük’le getirilen değişiklikler açıklanmayacaktır, konuyu derinlemesine incelemek isteyen okuyucularımızın http://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-9547-2015-ADD-1/en/pdf bağlantısından, taslağı detaylarıyla incelemeleri mümkündür.

Bununla birlikte, bir fikir verilmesi bakımından,Taslak Tüzük kapsamında OHIM’in ismi başta olmak üzere, topluluk markası sisteminin birçok yapıtaşının değiştiği belirtilmelidir.

OHIM’in yeni adı, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi olacak, Topluluk Markası ismi bundan Avrupa Birliği Markası olarak değişecektir.


http://www.worldtrademarkreview.com/blog/Detail.aspx?g=049c8597-eed3-43b8-a6aa-2a62ada56c4c bağlantısından erişilebilecek bir habere göre, AB Marka Reformu çalışmalarının koordinasyonunu sağlayan AB Parlamentosu üyesi Cecilia Wikström, Hamburg’ta düzenlenen ECTA konferansında yaptığı konuşmada, bu aşamadan sonra metinlerin 24 resmi AB dilinde aynı olduklarının kontrolüne yönelik teknik çalışmalar yapılacağını, taslakların kabulüne ilişkin yasama çalışmalarının bu yıl sonbahar ortalarında tamamlanmasını beklediğini ifade etmiştir. Wikström’e göre, uygulamada üye ülkelerin uyumlu hale gelmesi ise birkaç yıl alacaktır. Bununla birlikte, Wikström, reformun, özellikle üye ülke sistemlerinin uyumlu hale getirilmesine yönelik olarak umduğu kadar iddialı olmadığını da belirtmiştir.

Muhtelemen Wikström’ün kastettiği en önemli eksiklik, taslak Direktif’in ilk halinde yer alan, ancak nihai taslaktan çıkartılan “resen inceleme” başlıklı 41. maddedir. Taslaktan çıkartılan düzenleme takip eden hükmü içermekteydi:

“(Birlik üyesi ülke) Ofisler(i), resen yaptıkları incelemeyi, markanın madde 4’te düzenlenmiş mutlak ret nedenlerine uygunluğu hususuyla sınırlandıracaktır.”

Bu madde Taslak Direktif’ten çıkartılmamış olsaydı, önceki markalarla aynılık veya benzerlik halinde ortaya çıkacak ret kararlarının Ofisler tarafından resen verilemeyeceği, yani tüm AB üyesi ülke marka ofislerinin, tıpkı OHIM gibi, resen incelemelerini mutlak ret nedenleri ile sınırlı tutacağı, nispi ret nedenlerini, yani önceki markalarla aynılık veya benzerlikten kaynaklanacak ret nedenlerini ise resen inceleyemeyeceği sonucu ortaya çıkacaktı. Anlaşılan o ki, resen benzerlik incelemesi yapmaya devam eden, yani bizdeki 7/1-(b) bendinin muadiline mevzuatlarında yer veren AB üyesi ülke ofisleri, sistemlerini bu aşamada istenilen yönde değiştirmek istememişler ve 41. madde taslaktan çıkartılmış.

Yazımın sonucuna yaklaşırken altını çizmek istediğim nokta; 28 üye ülke, AB kurumları, AB bürokrasisi, çelişen üye ülke çıkarları, daha kozmopolit bir yapı, daha gelişmiş bir sanayi ve daha çeşitli çıkar grupları içeren Avrupa Birliği’nde yeni bir mevzuat oluşturulması ve köklü değişiklikler yapılması mümkünken, ülkemizde eskidiği apaçık ortada olan, Anayasa Mahkemesi tarafından hükümleri birer birer iptal edilen, geçen yirmi yılda boyunca kanunlaşması sağlanamamış ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle işleyen sınai mülkiyet sisteminin güncellenmesi için, hak sahiplerinden ve alan profesyonellerinden (vekiller, akademi) yeteri derecede yüksek sesin duyulmuyor olmasıdır.

Yukarıdaki tespitin ardından, yazımı takip eden sonuç ve önerilerle sonlandırmak istiyorum:

  • Avrupa Birliği marka mevzuatının ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenmesinin zamanı gelmiştir. Güncelleme çalışmaları; AB komisyonu, akademi, iş çevreleri, profesyonel sivil toplum örgütleri, idare ve yargıyı bir araya getiren platformlar çerçevesinde uzun soluklu bir çaba olarak sürdürülmüş, bunun sonucunda ayrıntıları yukarıda verilen Taslak Direktif ve Tüzük ortaya çıkmıştır. 28 üye ülke, AB kurumları, AB bürokrasisi, çelişen üye ülke çıkarları, oldukça kozmopolit bir yapı, gelişmiş bir sanayi ve çok çeşitli çıkar gruplarının varlığında ortaya çıkan AB Marka Reformu taslağı bir başarıdır ve örnek bir çalışma olarak kabul edilmelidir.
  • 24 Haziran 1995 tarihli 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname oluşturulurken, o dönemdeki AB Direktifi ve Topluluk Marka Tüzüğü model olarak alınmış olsa da, eski kanundan gelen kavramlar (ayırt edilemeyecek derecede benzerlik, esas unsur, vb.) yeni mevzuata eklenerek ve model mevzuatta yer almayan prosedürler oluşturularak (tanınmış marka listesi, Türk koruma listesi), yeni mevzuatın genetiği ile oynanmıştır. Şu anda tartışılan ve sistemi aksatan unsurların çoğunluğu mehaz mevzuatta yer almadığı halde, 556 sayılı KHK’ya eklenen hükümlerdir.
  • Mehaz Avrupa Birliği mevzuatı güncellenirken, Türkiye’nin ihtiyacı da farklı değildir. Hele ki Anayasa Mahkemesi’nin, mülkiyet haklarının kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyeceği gerekçesi ile marka mevzuatı hükümlerini peşpeşe iptal ettiği içinde bulunduğumuz günlerde, mevzuatın güncellenmesi gerekliliği kaçınılmazdır. Kanaatimizce, AB mevzuat değişikliklerinin ana rotası takip edilerek, Taslak Direktif’e uygun olarak hazırlanmış ve Türkiye’nin ihtiyaçlarının gözetildiği bir çalışma esasında, marka mevzuatımız güncellenmeli, en azından kanun haline getirilmelidir. Mevcut mevzuat yenilenmediği sürece uygulamaya ilişkin sorunların artarak devam etmesi kanaatimizce kaçınılmazdır.

Önder Erol Ünsal

Haziran 2015

unsalonderol@gmail.com

Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor

çöl

 

Sürpriz gerçekleşmedi ve Anayasa Mahkemesi, beklendiği gibi, 2 Haziran 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2015/33 esas sayılı kararı ile 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(ı) bendini Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık gerekçesiyle iptal etti.

Karar metni için bkz. http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/06/20150602.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/06/20150602.htm

anayasamah.7-ı556 sayılı KHK’nın anılan 7/1-(ı) bendi, “Sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesine göre tanınmış markalar”ın marka olarak tescil edilmeyeceği düzenlemesini içermekteydi.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı sonrası,tanınmış markalara 7/1-(ı) bendi kapsamında resen sağlanan koruma ortadan kalkmış durumdadır. Görünen o ki, tanınmış marka sahipleri bundan sonra, tescil kapsamlarında yer alan mallar veya hizmetlerle aynı veya benzer olmayan mallar ve hizmetler bakımından, 556 sayılı KHK madde 8/4 kapsamında ilana itiraz yoluyla haklarını koruyabilecekler.

IPR Gezgini, yaklaşan kasırgaya, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? http://wp.me/p43tJx-k7 ve Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar http://wp.me/p43tJx-kc yazılarıyla dikkat çekmiştir.

Bu noktadan sonra, 7/1-(b) bendi konusunda beklenen iptal kararının ne zaman verileceği merak konusudur. Olası iptal kararı hakkındaki görüşlerimiz yukarıda bağlantısı verilen yazılarda açıklanmış olduğundan, bu yazıda tekrar edilmeyecektir, dolayısıyla ilgilenen okuyucuların görüşlerimizi belirtilen yazılarda okuması mümkündür.

Marka ve sınai mülkiyet camiasını sıcak bir yaz bekliyor gibi gözüküyor.

Önder Erol Ünsal

Haziran 2015

unsalonderol@gmail.com

MAPADER Genel Kurulu Toplandı

mapader.gk1

 

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) 1. Genel Kurulu, 26 Mayıs 2015 tarihinde toplanmıştır.

Derneğin kuruluş faaliyetlerini tamamlayan Geçici Yönetim Kurulu’nun görev ve yetkilerini, yeni seçilecek Yönetim Kurulu’na devretmesi ve Denetim Kurulu’nun seçilmesi gündemleriyle yapılan toplantı sonucunda, seçime giren tek liste oybirliği ile görevi devralmıştır.

 

mapadergk2

Derneğin,Yönetim ve Denetim Kurulu asil ve yedek üyeliklerine aşağıdaki isimler seçilmiştir:

Yönetim Kurulu Asil Üyeler:

  1. Önder Erol ÜNSAL (Marka Uzmanı)
  2. Ali Bülent DALOĞLU (Patent Uzmanı)
  3. Özhan ÜNAL (Marka Uzmanı)
  4. Işıl KARATAŞ YILMAZ (Marka Uzman Yardımcısı)
  5. Fatih KARAHAN (Patent Uzmanı)
  6. Kubilay ÖZDEMİR (Marka Uzmanı)
  7. Ali KÜÇÜKŞAHİN (Marka Uzmanı)

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler:

  1. Hakan BAYRAM (Patent Uzmanı)
  2. Hasan Tolga KARADENİZLİ (Marka Uzmanı)
  3. Bayram DAŞBAŞI (Patent Uzmanı)
  4. Ayşe Göksu KAYA ÖZSAN (Patent Uzman Yardımcısı)
  5. Şenay DEMİRKAN DELİCE (Marka Uzman Yardımcısı)

Denetim Kurulu Asil Üyeler:

  1. Gonca ILICALI (Marka Uzmanı)
  2. Aysun ALTUNKAYNAK (Patent Uzmanı)
  3. Yaşın Gizem ERDOĞAN (Marka Uzman Yardımcısı)

Denetim Kurulu Yedek Üyeler:

  1. Veysel BELEK (Marka Uzmanı)
  2. Murat DÖNERTAŞ (Marka Uzman Yardımcısı)
  3. Mustafa Hakan SANDIK (Patent Uzman Yardımcısı)

Yönetim Kurulu kendi içinde görev dağılımını en kısa sürede yapacak ve MAPADER faaliyetleri kesintisiz olarak devam edecektir.

MAPADER Hakkında:

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER), Türk Patent Enstitüsü’nde çalışan marka ve patent uzmanları ve uzman yardımcıları arasındaki birlik ve beraberliği, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak, üyelerin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek, üyelerin mesleki bilgilerinin artırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak, marka ve patent uzmanlığı mesleğiyle ilgili konularda araştırmalar ve incelemeler yapmak ve yayınlamak, üyelerin meslekleriyle ilgili alanlarda ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak ve mesleki sorunların çözümüne ilişkin önerilerde ve yayınlarda bulunmak amacıyla 20 Ocak 2015 tarihinde kurulmuştur.

MAPADER üyeliği, Türk Patent Enstitüsü’nde çalışan marka ve patent uzmanlarına ve uzman yardımcılarına ve Enstitü’de marka veya patent uzmanı unvanıyla görev yaptıktan sonra kurumdan ayrılmış kişilere açıktır.

MAPADER’in öncelikli amacı; üyeleri arasında dayanışma ve birlikteliği sağlamak, üyelerinin ortak mesleki sorunları hakkında çözüm üretmek ve üyelerini gerekli merciler nezdinde temsil etmektir. MAPADER’in diğer öncelikli amacı ise, sınai mülkiyet hakları alanında araştırma, inceleme ve diğer bilimsel faaliyetlerde bulunmak, konu hakkında literatürün geliştirilmesine katkı sağlamak, eğitim ve yayın gibi faaliyetlerde bulunmaktır.

MAPADER amaçlarını gerçekleştirmek için üyelerine ve paydaşlarına yönelik toplantı, seminer, yayın, mesleki eğitim gibi faaliyetlerde bulunmakta ve bunun yanında üyeleri arasındaki dayanışma ve birlikteliği geliştirmek için çeşitli sosyal faaliyetler organize etmektedir.

MAPADER, fikri ve sınai mülkiyet hakları konularında faaliyet gösteren yerli veya yabancı mesleki örgütleri, sivil toplum kuruluşlarını, üniversiteleri, akademik merkezleri, ticaret odalarını, baroları ve kamu kurumlarını paydaş platformlar olarak kabul etmektedir. Paydaş platform ve kuruluşlarla ortak faaliyetler yürütmek ve projeler geliştirmek MAPADER’in hedefleri arasındadır. Bu bağlamda, talep edilmesi halinde MAPADER uzman kadrolarını, fikri ve sınai mülkiyet haklarının geliştirilmesi veya yaygınlaştırılması ile ilgili projelere tahsis etmeye hazırdır.

Dernek internet sitesi çok yakında http://www.mapader.org adresinde yayına başlayacaktır.

İşbirliği önerilerinizi ve sorularınızı info@mapader.org adresine gönderebilir veya telefonla 532 5242615 numarasını arayarak MAPADER’e ulaşabilirsiniz.

 

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar

 

Anayasa Mahkemesi onunde balyoz davasi avukati sule nazlioglu'nun baslattigi Adalet Nobeti devam ediyor. 7 mayis 2014 / ali unal

 

1453 yılında İstanbul kuşatması devam ederken ve şehir düşmek üzereyken, Bizans entelektüelleri konumundaki rahip ve aydınların, kiliselerde toplanıp hararetli biçimde meleklerin cinsiyetini tartıştıkları söylenegelir. Söylencenin doğru olup olmadığını bilmemekle birlikte, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri, anayasaya aykırılık gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilirken ve inceleme sisteminin belkemiğini oluşturan 7/1-(b) bendi de iptal tehdidi altındayken, konu hakkında görüşlerimi yazmadan geçmek istemedim. Şöyle ki, bu konu yokmuş gibi davranarak, bir yabancı mahkeme kararını yazmak, İstanbul düşerken meleklerin erkek mi yoksa dişi mi olduklarını tartışmak gibi olacaktı ve bunu kendi adıma doğru bulmadım.

IPR Gezgini’nin takipçileri site içeriğinin, marka başta olmak üzere sınai mülkiyet hakları konusundaki yabancı ofis ve mahkeme kararlarının aktarımı ve konu hakkında yurtdışındaki önemli gelişmelerin değerlendirilmesi yönünde olduğunun farkındadır. Site kurucusunun, yani bu satırlarının yazarının Türk Patent Enstitüsü’nde görevli bir kamu çalışanı olması nedeniyle site kapsamında ulusal uygulamalar çoğunlukla değerlendirme konusu yapılmamaktadır. Bu durum bilinçli bir tercih olsa da, şu günlerde Türk marka sistemi hakkında sessiz kalmak yazarı rahatsız etmektedir, şöyle ki içinde bulunulan günler Türk marka tescil sisteminin geleceği açısından kritik günler niteliğindedir.

Peşinen ifade etmeyelim ki, 7/1-(b) bendinin uygulamadan kalkmasını, marka tescil sistemimizin geleceği açısından yararlı görüyorum. Bununla birlikte, tescil sisteminin ve tescilli hakların ve yeni başvuruların hukuki güvenliğin sağlayacak mevzuat değişiklikleri olmaksızın, 7/1-(b) bendinin ortadan kalkmasının faydadan çok zarar getirmesi oldukça olasıdır. Bu nedenle kanaatimizce, olası iptal halinde nelerin yapılması gerektiği detaylı olarak masaya yatırılmalı ve değerlendirme ilgili tarafların görüşleri alınarak yapılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi’nin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin beşinci fıkrası hakkında verdiği iptal kararı (detaylar için bkz. http://iprgezgini.org/2015/05/20/556-sayili-kanun-hukmunde-kararnamenin-165-fikrasi-anayasaya-aykirilik-gerekcesiyle-iptal-edildi-sira-71-b-bendinde-mi/ ) ve sonrasında 7/1-(b) bendi hakkında beklenen ve oldukça olası gözüken iptal kararı, Türk marka inceleme sistemi hakkında alternatif planların oluşturulmasını ve sistemin geleceğinin masaya yatırılmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu zorunluluk çoktan beri mevcut olmakla birlikte, Enstitü tarafından defalarca hazırlanmasına rağmen kanunlaşamadan geri dönen tasarılar ve sonuca ulaşamayan diğer çabalar, beklenen sonun sinyallerini belirgin biçimde vermiştir.

Türk marka inceleme sisteminin karakteristik özelliklerinden birisi niteliğindeki resen benzerlik incelemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendi kapsamında yapıldığından, söz konusu bendin iptal edilmesi şüphesiz önemli bir sistem değişikliği getirecek ve gerektirecektir. Şöyle ki, Enstitü aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer mallar veya hizmetler için önceden tescilli veya başvurusu yapılmış aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaları, şu anda 7/1-(b) bendi kapsamında reddetmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmesi halinde resen yapılan inceleme ortadan kalkacak ve hak sahiplerinin önceki aynı veya benzer markalarından kaynaklanan hakları yalnızca ilana itiraz edilmesi halinde incelenecektir. Bu durum şüphesiz önemli bir sistem değişikliğini ifade etmektedir.

7/1-(b) bendinin yani idare tarafından resen yapılan benzerlik incelemesinin, ortadan kalkmasının yararlı olup olmayacağı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, olası iptal kararı halinde ne tür bir sistem oluşturulması gerektiği kanaatimizce, geniş bir platformda tartışılmalıdır. Bu platform bize göre, sadece idare ve yargıyı kapsamamalı, bunlarla birlikte hak sahipleri, onların temsilcileri olan marka vekilleri ve akademiyi de içermelidir.

Eğer, 7/1-(b) bendi, Anayasa Mahkemesi’nce anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilirse, kanaatimizce aşağıdaki soruların yanıtları çerçevesinde yeni bir sistemin oluşturulması planlanmalıdır:

  • Resen benzerlik incelemesinin devamı niteliğinde bir sistem öngörülerek, bu sistemin kanunlaştırılması mı sağlanacaktır? Eğer, tercih bu yönde olacaksa:

♦ “Ayırt edilemeyecek derecede benzer” markalar ve “aynı tür” mal / hizmet gibi, modern marka mevzuatlarında yeri olmayan, -en kibar tanımlamayla- “ilginç” kavramlar kullanılmaya devam edilecek midir?

♦ Yoksa, resen benzerlik incelemesi için benzer marka ve benzer mal / hizmet gibi 8 inci maddede yer alan terimler tercih edilerek, 8 inci madde incelemesine benzer bir inceleme sisteminin resen yapılması mı öngörülecektir?

♦ Veya, 7/1-(b) bendinin kapsamı aynı marka ve aynı mal / hizmetle sınırlanarak kapsamı daha kısıtlı bir inceleme mi düşünülecektir?

  • Olası iptal kararı sonrasında, resen benzerlik incelemesinin devamı niteliğinde yeni bir düzenleme ön görülmeden ve resen benzerlik incelemesi terk edilerek yola devam edilmesi bir diğer seçenektir. Bu seçenek tercih edilerek, Avrupa Birliği genelinde geçerli olan ve OHIM’ce de uygulanan, önceki haklarla benzerlik değerlendirmesinin yalnızca ilana itiraz üzerine yapılması sistemi kabul edilecekse:

♦ OHIM ve birçok diğer AB üyesi ülke marka ofisinde olduğu gibi tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verme yetkisi, kanunla Türk Patent Enstitüsü’ne verilecek midir? Eğer verilecekse bu yetkinin kapsamı hangi hükümsüzlük halleriyle sınırlanacaktır?

♦ Hükümsüzlük yetkisi Enstitü’ye de verilecekse kurum içerisinde bu işlem için kanunla bir birim mi tesis edilecek, yoksa konu hakkında YİDK görevlendirilerek onun kararlarına karşı doğrudan mahkeme yolu mu açılacaktır?

♦ Tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verme yetkisi Enstitü’ye verilmeyecekse ve 7/1-(b) bendinin iptalinden beklenen kaçınılmaz sonuç ilana itirazların patlaması ise, ilana itirazların incelenmesi veya YİDK incelemesi sonucu verilen kararlarda kaybeden tarafın tüm masrafları ödemesi gibi, gereksiz itirazları caydırıcı tedbirler kanunla alınacak mıdır? Ya da bir diğer tedbir niteliğindeki, tescil tarihinden itibaren 5 yıl geçmiş markalara dayalı itirazların, yalnızca itiraz gerekçesi markanın kullanımı halinde kabul edilebileceği yönünde bir hüküm kanunla getirilecek midir?

  • Seçeneklerden sonuncusu, olası iptal kararı halinde hiçbir düzenleme yapılmadan kalan maddelerle yola devam edilmesidir. Böyle bir halin tercih edilmeyeceğini tahmin etmekle birlikte, bu durumdaki olası senaryoyu aşağıdaki şekilde öngörebiliriz:

♦ İptal kararının ardından, 7/1-(b)’nin yerini alacak yeni bir düzenleme yapılmadan başvuru yaparak bir an önce tescil elde edelim düşüncesiyle, daha önce reddedilen veya reddedileceği için yapılmayan onbinlerce başvuru bir anda Enstitü’ye ulaştırılır. Bu başvurular 7/1-(b) bendi olmadığı için ilan edilir ve ilana itiraz sayısında patlama yaşanır. İlana itirazı kaçıran çok sayıda kişi Enstitü’yü resen inceleme sisteminin ortadan kaldırılması konusunda tedbir almamakla suçlar ve süreç boyunca önlemlerin neden alınmadığı sonradan sorgulanmaya başlanır. İlana itiraz birimi ve YİDK itirazlarla bloke olur ve inceleme süreleri uzar. İlana itiraz süresinin kaçırılması ve reddedilen itirazlar gibi nedenlerle hükümsüzlük davaları sayılarında patlama yaşanır, başka bir düzenlemeyle Enstitü’ye hükümsüzlük yetkisi de verilmemiş olduğundan, mahkemelerin iş yükü artar ve sistemin bütün olarak hantallığı artar. Hak sahipleri kendileri adına resen koruma sağlayan bir sistem mevcutken kendi görüşleri sorulmaksızın sistemden neden vazgeçildiğini veya neden ek bir düzenleme yapılmadığını sonradan sorgular, idare ve iptali talep eden yargıya güven sarsılır. Bu konu hakkında hiçbir görüş-eser vermemiş veya uyarı yapmamış akademi bir anda aydınlanır ve herşey olup bittikten sonra makaleler yayınlanmaya ve eleştiriler yapmaya başlar.

İstanbul düşerken meleklerin cinsiyetini tartışan aydınların pozisyonunda bulunmak istemeyen sınai mülkiyet camiası mensuplarının, Anayasa Mahkemesi’nin olası iptal kararı halinde olacaklar hakkında hassasiyet göstermeleri kanaatimizce yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi?

anayasamahkemesi

Anayasa Mahkemesi, 13 Mayıs 2015 tarihli 2015/49 sayılı kararı ile 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin beşinci fıkrasını Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık gerekçesiyle iptal etti.

Karar metni için bkz. http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150515.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150515.htm

556 sayılı KHK’nın anılan hükmü “Tescilli bir markanın devri sırasında aynı markanın veya ayırt edilemeyecek derecede benzerinin, aynı veya halkı yanılgıya düşürecek derecede benzeri mallar veya hizmetler için başka marka tescillerinin bulunması halinde, bu markaların da devredilmesi şarttır.” düzenlemesini içermekteydi.

Bu hükmün iptali, bundan sonra, aynı sahibe ait aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaların, aynı mallar veya hizmetler için tescilli olsalar da diğer markalardan bağımsız biçimde farklı bir kişiye devredilebileceği anlamına gelmektedir.

İptal talebini yapan Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 556 sayılı KHK’nın 16/5 maddesinin anayasanın 2., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu öne sürmüş olsa da, Anayasa Mahkemesi 91. madde kapsamında anayasaya aykırılığı tespit ettikten sonra, diğer maddeler bakımından değerlendirme yapmamıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin hükmü iptal gerekçesi, marka hakkının bir mülkiyet hakkı olduğu, mülkiyet haklarının ise kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği değerlendirmesine dayanmaktadır. Bu haliyle, 556 sayılı KHK’nın sonradan kanunla düzenlenmemiş tüm maddeleri kanaatimizce iptal tehdidi altındadır ve kararname kanuna dönüştürülmediği sürece bu tehdit devam edecektir.

Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendinin de çok benzer gerekçelerle anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmesi talebinde bulunmuştur ve Anayasa Mahkemesi’nin 16/5 fıkrası hakkında verdiği karar, 7/1-(b) bendinin de yüksek olasılıkla, yakında iptal edileceğinin göstergesi niteliğindedir.

Türk marka inceleme sisteminin karakteristik özelliklerinden birisi niteliğindeki resen benzerlik incelemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendi kapsamında yapıldığından, söz konusu bendin iptal edilmesi şüphesiz önemli bir sistem değişikliği getirecek ve gerektirecektir.

Daha açıkça ifade etmek gerekirse, Enstitü aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer mallar veya hizmetler için önceden tescilli veya başvurusu yapılmış aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaları, şu anda 7/1-(b) bendi kapsamında reddetmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmesi halinde resen yapılan inceleme ortadan kalkacak ve hak sahiplerinin önceki aynı veya benzer markalarından kaynaklanan hakları yalnızca ilana itiraz edilmesi halinde incelenecektir. Bu durum şüphesiz önemli bir sistem değişikliğini ifade etmektedir.

Bu satırların yazarı, 2011 yılında yazdığı bir yazıda (Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a) ifade ettiği üzere, 7/1-(b) bendinin uygulamada dönüştüğü hal göz önüne alındığında, hükmün ortadan kalkmasını zorunlu olarak görmektedir. Dolayısıyla, hükmün iptalinin Türk marka inceleme sisteminin tutarlılığı açısından yerinde olacağı görüşündedir. Bununla birlikte, 7/1-(b) bendinin iptali halinde neler yapılacağının ve kararnameye yeni hükümlerin eklenmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. Bu değerlendirme şüphesiz, yalnızca idare veya yargı boyutuyla değil, asıl olarak hak sahipleri, vekiller ve akademi perspektifiyle gerçekleştirilmelidir.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

 

IPR Gezgini Yeni Yazarlar Arıyor

gandalf

 

IPR Gezgini, beş seneyi aşkın süredir yayında ve 320 civarında yazıyı içeren bir arşive sahip. Marka başta olmak üzere fikri ve sınai mülkiyetin farklı alanlarında yazıları içeren site, çok sayıda alan profesyoneli tarafından takip ediliyor ve referans kaynağı olarak kullanılıyor.

IPR Gezgini’nin yazı koleksiyonu, fikri ve sınai mülkiyet alanında ulusal düzeydeki gelişmelerden, mevzuat değerlendirmelerinden, yurtdışındaki ofis ve mahkeme kararlarından ve haberlerden oluşuyor.

Türkiye’de fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında en kapsamlı ve zengin site konumundaki IPR Gezgini, başlangıçtan bu yana herkese açık ve ücretsiz olarak yayına devam ediyor ve öyle kalacak.

Eğer, fikri ve sınai mülkiyet haklarının herhangi birisine ilişkin bilgi ve deneyimlerinizi paylaşmak isterseniz, ki bunlar mahkeme veya ofis kararları, konu hakkındaki haberler veya kendi yorumlarınız olabilir, IPR Gezgini’yle, unsalonderol@gmail.com veya iprgezgini@gmail.com adreslerinden iletişime geçerek site yazarları arasına katılabilirsiniz.

Birkaç şartımız var: Sitede Türkiye’de devam etmekte olan davalar veya incelenmekte olan başvurular hakkında yazmıyoruz, hiçbir şekilde danışmanlık yapmıyoruz, okuyuculardan herhangi bir karşılık talep etmiyoruz ve gönüllü olarak yazıyoruz. Yazarlar elbetteki kendi eserlerinin sahibi olarak kalacaklar ve eserlerini diledikleri zaman yayından çekebilirler.

İlgilenenlerden yukarıda belirttiğimiz e-posta adreslerine dönüş bekliyoruz. Daha fazlasını sonrasında karşılıklı olarak konuşuruz.

İlginiz için teşekkürler.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

Yabancı Dillerdeki Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği – İtalyan Yüksek Mahkemesi “SLIMMER” Kararı

slimmingtablets

İnceleme ofisinin ana dilinde herhangi bir anlamı bulunmayan, ancak yabancı bir dilde tanımlayıcı anlama gelen kelimelerden oluşan markaların tescil edilebilir nitelikte olup olmadığı hususu, dünya genelinde inceleme ofislerinin gündemini meşgul eden önemli konulardan birisidir.

Okumakta olduğunuz kısa yazının kapsamında, İngilizce dilinde tanımlayıcı nitelikte olan bir sözcüğün, İtalya’da ne şekilde değerlendirildiği bir İtalyan Yüksek Mahkemesi kararı çerçevesinde açıklamaya çalışılacaktır.

Yazının içeriği her zaman merakla takip ettiğim https://www.marques.org/Class46/ sitesinde 20/02/2015 tarihinde Edith Van den Eede tarafından yayınlanan “SLIM SLIMMER SLIMIX” başlıklı yazıdan alınmıştır.

Davacı “Baif International Product New York di Aurelio Iurilli e C.” firması (bundan sonra BAIF olarak anılacaktır) İtalya’da tescilli “SLIMMER” kelime markasının sahibidir. Markanın kapsamında 5. sınıfa dahil “Kilo verme amaçlı diyet takviyeleri” malları yer almaktadır. Marka piyasaya “Mec sas Medicinali e Cosmetici di Maurizio Maestri” firması (bundan sonra MEC olarak anılacaktır) tarafından sürülmektedir.

Geçen zaman içerisinde “MEC” piyasaya benzer amaçlı bir diyet takviye ürünü sürer ve ürünü üzerinde “SLIMIX” markasını kullanmaya başlar. Ürünün piyasaya sürülmesinin ardından “BAIF”, “SLIMIX” markasının kendi marka haklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle Milan mahkemelerinde tecavüz davası açar ve “MEC”in “SLIMIX” markasının kullanımının durdurulmasını talep eder.

“MEC” bu davaya karşı, “BAIF”in “SLIMMER” markasının hükümsüzlüğü talebiyle bir karşı dava açar. “MEC”e göre, “SLIMMER” ibaresi tanımlayıcı niteliği ve İtalya dahil olmak üzere yaygın kullanılan bir tabir olması nedeniyle hükümsüz kılınmalıdır.

Milan mahkemesi, 05/09/2005 tarihinde verdiği kararla “BAIF”in talebini haklı bulur ve davalının kullanımının durdurulmasına karar verir. Buna karşılık, Milan mahkemesi “MEC”in karşı davasını reddeder.

Mahkemeye göre, “SLIM” köküne “_MER” son ekinin eklenmesiyle oluşturulan “SLIMMER” ibaresi İtalya’da yalnızca çağrıştırıcı nitelikte kabul edilebilir, ancak tanımlayıcı nitelikte değildir. Dolayısıyla, mahkeme “SLIMMER” ibaresinin İtalya’da ayırt edici niteliğe sahip bir ibare olduğuna karar verir. Milan Temyiz Mahkemesi, 07/05/2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onar ve “MEC” bu karara karşı İtalya Yüksek Mahkemesi nezdinde temyiz yolunu kullanır.

İtalya Yüksek Mahkemesi 09/02/2015 tarihinde verdiği kararla (karar no: 2045), Milan Temyiz Mahkemesi’nin kararını bozar.

Yüksek Mahkeme’ye göre, Temyiz Mahkemesi kararının gerekçesini, “_MER” son ekinin eklenmesinin, İtalyan tüketiciler nezdinde ibarenin anlamını değiştirmek ve inceleme konusu mallar için ibareyi hayali bir terime dönüştürmek için yeterli olacağı hususu üzerine kurarak hata yapmıştır.

Yüksek Mahkeme’nin kararında takip eden değerlendirmelere yer verilmiştir:

Yabancı terimlerden oluşan kelime markalarının ayırt edici niteliği incelenirken, bu terimlerin İtalya topraklarındaki yaygınlığı ve algılanış biçimi (bu değerlendirme ürünün türü veya niteliği ile sınırlı değildir, ürünlerin amacı ve özellikleri de dikkate alınmalıdır) birlikte değerlendirilmelidir. Bunun sonucu olarak Yüksek Mahkeme, ürünle gerektiği ölçüde somut ve doğrudan bağlantı içeren, yaygın kullanılan dilin parçası haline gelen ve buna bağlı olarak, yeteri derecede bilgili ve gözlemci ortalama İtalyan tüketiciler nezdinde, yukarıda belirtilen bağlantıyı doğrudan ve derhal ortaya çıkaran terimlerin tanımlayıcı kabul edilmesi gerektiğini tekrarlamıştır.

Yüksek Mahkeme’ye göre, Milan Temyiz Mahkemesi “SLIMMER” ibaresini yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde incelememiş ve “SLIM” köküne “_MER” ibaresinin eklenmesinin, İtalyan tüketiciler nezdinde ibarenin anlamını değiştirmek ve inceleme konusu mallar için ibareyi hayali bir terime dönüştürmek için yeterli olacağını kabul ederek, hatalı bir gerekçelendirme yapmıştır. Bu çerçevede, Yüksek Mahkeme davayı Temyiz Mahkemesi’ne iade etmiş ve davanın bir önceki paragrafta belirtilen ilkeler çerçevesinde yeniden incelenmesine ve bu ilkeler doğrultusunda, “SLIMMER” ibaresinin tescil kapsamında bulunan mallar için İtalya’da ayırt edici nitelikte olup olmadığının yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir.

Karardan açıkça görüldüğü üzere, İtalyan Yüksek Mahkemesi, Milan Temyiz Mahkemesi’nin kabaca “ortalama İtalyan tüketiciler İngilizce SLIMMER teriminin anlamını bilmez, dolayısıyla terim ayırt edici niteliğe sahiptir” anlamına gelen ve bunun ötesinde somut gerekçelendirme içermeyen kararını yerinde bulmamıştır. Bu tip kaba çözümlemelere kimi zaman ülkemizde de rastlanılmakta ve çeşitli kararlarda ilgili sektörü ve alışkanlıklarını dışlayan, ortalama tüketiciyi yeteri derecede bilgili ve gözlemci tanımlamasının ötesinde, bilgisiz ve cahil tüketici pozisyonuna indirgeyen veya yabancı dildeki kelimelerin piyasadaki ortak kullanım biçimini önemsemeyen yaklaşımlar gözlemlenebilmektedir. Bununla birlikte, konunun sadece Türkiye’de değil, birçok yabancı ülkede de tartışmalı bir alan olduğunun altı çizilmelidir.

Yabancı dillerdeki terimlerin ayırt edici ve tanımlayıcı niteliklerine yönelik inceleme ilkeleri bu satırların yazarının yakından takip ettiği ve önemsediği bir konudur. Konu hakkında yabancı ofis değerlendirmeleri, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ve OHIM yaklaşımı daha detaylı yeni yazıların içeriğini teşkil edecektir.

Önder Erol Ünsal

Mart 2015

unsalonderol@gmail.com

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) Kuruldu

mapader.logo

 

Türk Patent Enstitüsü (TPE)’nde çalışan marka ve patent uzman ve uzman yardımcılarının üye olabileceği, Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER), 2015 yılının ilk ayında kuruldu ve dernek Mart 2015’ten itibaren üye kayıtlarına başladı.

Dernek tüzüğünde MAPADER‘in amacı;

(a) Üyeler arasında birlik ve beraberliği, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak ve geliştirmek,

(b) Üyelerin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek,

(c) Üyelerin mesleki bilgi birikiminin arttırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak,

(ç) Üyelerin meslekleriyle ilgili konularda araştırmalar ve incelemeler yapmak ve yayınlamak,

(d) Üyelerin meslekleriyle ilgili alanlarda ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak,

(e) Meslekî sorunların çözümüne ilişkin önerilerde ve yayınlarda bulunmak,

olarak tanımlanmıştır.

Şu an görevde bulunan Geçici Yönetim Kurulu, üye kayıtlarını tamamlayacak, kuruluş çalışmalarını sonuçlandıracak, tanıtım başta olmak üzere çeşitli faaliyetleri başlattıktan sonra, 2015 yılının ilk yarısında yapılması planlanan Genel Kurul’la görev ve yetkilerini, yeni Yönetim Kurulu’na devredecektir.

Dernek internet sitesi henüz erişime açılmamış olduğundan, dernek ve faaliyetleri şu an için sosyal medya aracılığıyla takip edilebilir.

Dernekle temas için aşağıdaki bağlantıların ve e-posta adresinın kullanımı mümkündür:

mapader@outlook.com

http://www.mapader.org (site yapım aşamasında)

https://www.facebook.com/pages/Marka-ve-Patent-Uzmanlar%C4%B1-Derne%C4%9Fi-MAPADER/380415092140083

https://twitter.com/mapadernegi?s=04

Ayrıca, arzu eden ilgililerin, dernek hakkında unsalonderol@gmail.com adresinden benimle temasa geçmesi de mümkündür.

MAPADER kısa süre içerisinde, sınai mülkiyet hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve diğer kurumlarla temasa geçerek, ortak çalışma ve işbirliği alanlarının belirlenmesini sağlayacaktır.

Derneğin faaliyet alanı, TPE’nde görevli marka ve patent uzman ve yardımcılarının mesleki birliktelik veya menfaatlerinin sağlanması ile sınırlı tutulmamış ve mesleki alanda yayın, araştırma, inceleme yapılması ve mesleki sorunlara çözüm üretilmesi de amaçlar arasında sayılmıştır. Bu çerçevede, MAPADER‘in gelecek dönemlerde sınai mülkiyet hakları alanında önemli faaliyetlerde bulunacağı beklenmekte ve arzulanmaktadır.

MAPADER‘in kuruluşunun tüm sınai mülkiyet hakları camiası için hayırlı olmasını diliyor ve derneğe gelecekte başarılar diliyoruz.

 

Önder Erol Ünsal

Mart 2015

unsalonderol@gmail.com

 

“I ❤ Paris” Sloganı Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Fransa’dan Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı

iloveparislogoÜniversite yıllarında ilgimin üzerinde yoğunlaştığı başlıca konu Fransız Devrimi’ydi ve devrim hakkında o kadar fazla okumuştum ki, 1789–1794 arası dönemde Fransa’da olup bitenleri neredeyse günü gününe anlatabilecek konumdaydım. Bu kadar okumanın doğal sonucu ise, devrimin merkezi Paris’i –görmeden- mahalle, sokak düzeyinde öğrenmek oldu. Görmeden tanışıklığın gerekçesi elbette Fransız Devrimi tarihi ile sınırlı değildi, “Sefiller”, “Üç Silahşörler” ve “Pardayanlar” başta olmak üzere romanlar, sonrasında varoluşçular ve yaşamları, Paris Komünü okumaları ve gene çok sevdiğim II. Dünya Savaşı Fransız Direnişi romanları ve filmleri, Paris bilgisi ve merakını iyice artırdı. O kadar ki, yıllar sonra Paris’i ilk kez gördüğümde, içinde yaşadığım ancak uzun süredir gitmediğim bir şehre dönmüş gibi hissettim.

2014 yılında dünyanın en fazla turist çeken üçüncü şehri olan Paris’i, sadece belirtilen yılda 15.570.000 turist ziyaret etmiştir. Bu bağlamda, Paris tutkusu aynı zamanda popüler bir turistik destinasyonun ziyareti olarak da ortaya çıkmaktadır ve turizm şehri kalkındıran ana damar niteliğindedir.

Son yıllarda çoğu şehir kendisi için türetilen özel slogan veya sembollerle dünyaya tanıtılmakta ve sempati puanını artırmaya çalışmaktadır. Bu tip sloganların en popülerlerinden birisi “I LOVE XXX” veya “I ❤ XXX” olarak ortaya çıkan, “XXX’İ (şehrini) SEVİYORUM” sloganıdır.

1977 yılında New York için oluşturan “I LOVE NEW YORK” (I ❤ NY)” sloganı ve aşağıda yer alan logo, bu kullanımın sanırım ilk örneğidir. Marka olarak da tescil edilen bu logonun sahibi kamu yararına hareket eden “New York Empire State Development” şirketidir. (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/I_Love_New_York)

iloveny

Slogan ve logo o kadar popüler olmuştur ki, çok sayıda taklitçi ortaya çıkmış ve New York şehri taklitçilere karşı binlere dava açmıştır (daha detaylı bilgi için https://www.techdirt.com/articles/20130531/02201223267/new-york-continues-its-trademark-bullying-ways-threatens-coffee-shop-with-bogus-threats.shtml, http://observer.com/2011/09/new-york-loves-i-love-new-york-logo/ bağlantıları incelenebilir.).

Elbette sloganın ünü New York’la sınırlı kalmamıştır, dünya üzerinde çok sayıda şehirde bu slogan kullanılmakta ve sloganın üzerinde kullanıldığı turistik ürünler satılmaktadır.

iloveamsterdamilovelondonilovemunichiloverome

Ve hatta, -ben dahil- kimilerine komik gelecek olsa da:

iloveankara

Yukarıda verilen örneklerden görüldüğü üzere, “I ❤ XXX” şeklinde sembolize edilen “I LOVE XXX” sloganı, değişken niteliğindeki farklı şehir isimleri ile birlikte kullanılan, turistik şehirlerin promosyon ürünlerinde sıklıkla görülen ve ticari kaynak gösterme vasfı oldukça tartışmalı bir slogan durumundadır.

Bu noktada, tekrar Paris’e dönerek, bu yazının asıl konusunu oluşturan Fransız Yargıtay’ının güncel bir kararını sizlere aktarmak istiyorum. Yazının konusu mahkeme kararı hakkındaki bilgiler, https://www.marques.org/Class46/ sitesinde 06/02/2015 tarihinde yayınlanmış ve Yvonne Onomor tarafından yazılmış “I love Paris, no more” başlıklı yazıdan alınmıştır. Fransızca bilenlerin konuyla ilgili olarak Le Figaro gazetesinde yayınlanan ve takip eden bağlantıdan erişilebilecek, http://www.lefigaro.fr/societes/2015/01/08/20005-20150108ARTFIG00105-j-aime-paris-un-slogan-tombe-dans-le-domaine-public.php yazısını incelemeleri de mümkündür.

“Laurent Zilberberg”, 1980 yılında J’ PARIS” sloganını marka olarak tescil ettirir ve sonrasında I PARIS” markasının tescilini de yaptırır (J’ ❤ Paris = J’adore Paris = I ❤ Paris = I Love Paris = Paris’i seviyorum).

Zilberberg markaların lisansını “France Trading” firmasına verir ve 30 yılı aşkın süre boyunca, “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” gibi markaların münhasır haklarına sahip olarak gelir elde eder. Tescil sahibi bununla da yetinmeyerek, “J’ ❤ Deauville”, “J’❤ Monaco” vb. gibi markalara karşı itiraz eder. Class 46 yazarı “Yvonne Onomor”a göre, “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markaları, ilk olarak 1977 yılında New York şehrine ilişkin olarak ortaya çıkan “I ❤ NY” markasından esinlenilerek oluşturulmuştur. Markaların Fransa’daki tesciliyle yetinmeyen Zilberberg, Madrid Protokolü yoluyla markaların uluslararası tescilini de yaptırır.

“I La Tour Eiffel” ve “Paris je t’ markalarını tescil ettirmek için başvuruda bulunan “PARIS WEAR DIFFUSION” firması da Zilberberg’in itirazlarından nasibini alır. Bununla birlikte, “PARIS WEAR DIFFUSION” firmasının itirazlara tepkisi daha farklı olur ve firma, Zilberberg’in “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markalarının ayırt edici nitelikte olmamaları gerekçeleriyle hükümsüzlüğü yönünde dava açar. Kısmen hükümsüzlük istemli davalar, 9, 14, 16, 18, 21, 24, 25, 28, 33, 34 ve 35. sınıflara dahil mallar ve hizmetler bakımından, “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markalarının hükümsüzlüğü içeriklidir.

Zilberberg markalarının ayırt edici nitelikte olduklarını iddia eder ve bu hususu kanıtladığını düşündüğü delilleri de sunar. Davayı gören Paris Yüksek Mahkemesi hükümsüzlük taleplerini haklı bulur ve davalının “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” gibi markalarını yukarıda belirtilen mallar ve hizmetler bakımından kısmen hükümsüz kılar. Mahkemeye göre, markalar ayırt edici nitelikte değildir ve davalı tarafından sunulan kanıtlar kamuoyu anketi içermediğinden aksi durumu ispatlar içerikte değildir.

Davalı bu kararı temyiz eder ve dava bu kez Temyiz Mahkemesi’nde görülür. Temyiz Mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını yerinde bulunca, davalı bu kez Yargıtay nezdinde kararı temyiz eder. Zilberberg’e göre, mahkemeler, hükümsüzlük talebinin konusu markaları, markaların kapsadığı mallar ve hizmetler bakımından değil, marka sahibinin ticari faaliyetinin niteliği ile bağlantılı olarak incelemişlerdir ve karar bu nedenle yerinde değildir.

Fransız Yargıtayı, Şubat 2015’de verdiği kararla kısmi hükümsüzlük kararlarını onar. Yargıtay’a göre, “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markalarında açık olarak Paris şehrine ilişkin bir mesaj verilmektedir. Ayrıca, inceleme konusu malların – hizmetlerin ortalama tüketicisi, Paris ziyaretinde şehre ilişkin hediyelik eşya almak isteyen yeteri derecede gözlemci ve dikkatli turistlerdir. Bu tüketiciler, inceleme konusu “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markalarını –marka sahibinin ismi etikette yazılı olsa da-, ticari kaynak bildiren bir işaret olarak algılamayacaklar, dekoratif bir unsur olarak değerlendireceklerdir. “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” işaretlerinin anlamı neredeyse herkes tarafından anlaşılabilir niteliktedir, çünkü ❤ sembolü aşık olmak, sevmek fiilinin karşılığı olarak yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bu markalar, bir tişört veya yukarıda sayılan sınıflara dahil mallar üzerinde kullanıldığında, malların ticari kaynağını gösteren bir marka olmaktan ziyade, kullanıcının Paris’i ziyaret ettiğini veya oradan hediye aldığını gösteren ve üzerinde bir şehrin ismini taşıyan bir obje olarak algılanacaktır. Dolayısıyla, “J’❤ Paris”, “I ❤ Paris” markalarının ticari kaynak gösterme işlevini yerine getiren ayırt edici niteliğe sahip işaretler olarak değerlendirilmeleri mümkün değildir. Sonuç olarak Yargıtay hükümsüzlük kararlarını onar.

Bu karar kanaatimizce Paris’teki hediyelik eşya satıcılarına rahat bir nefes aldırmıştır, şöyle ki yukarıda gösterdiğimiz üzere “J’❤ XXX”, “I ❤ XXX” işaretleri son derece popülerdir ve turistler gerek kendileri gerekse de ülkelerindeki yakınları için sıklıkla bu işaretleri taşıyan ürünleri tercih etmektedir. Kanaatimizce, bu tip markaların kullanım biçimleri esas alındığında, ayırt edici nitelikte olmayan slogan veya dekoratif unsurlar oldukları sonucuna ulaşmak çok zor değildir. Benzer nitelikte örnekler çoğaltılabilir ve turistik sloganlardan veya turistlere yönelik dekoratif unsurlardan oluşan markaların tescil edilmesi talepleri hakkında daha detaylı bir değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2015

unsalonderol@gmail.com

“Je Suis Charlie” Sloganının Marka Olarak Tescil Edilmesi Talepleri – Konu Hakkında OHIM ve INPI Duyuruları

jesuischarlie

Toplumu sarsan politik olaylara veya şiddet eylemlerine karşı oluşan halk tepkisi kimi zaman olayla özdeşleşmiş sloganları da ortaya çıkarmaktadır. Kimin ortaya çıkardığı genellikle belli olmayan bu tip sloganlar anonim nitelik kazanmakta ve politik duruşu simgeleyen genel ifadeler niteliği kazanmaktadır.

Topluma mal olmuş politik sloganların marka olarak tescil edilmesi talepleri ile son yıllarda sıklıkla karşılaşılmaktadır. IPR Gezgini’nde benzer örnek olayları incelediğimiz önceki tarihli birkaç yazı mevcuttur. “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” sloganlarını içeren markalara ilişkin Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) değerlendirmelerini açıklayan yazının http://wp.me/p43tJx-bt bağlantısından, daha güncel bir olay olan “Eric Garner”ın ölümünün ardından A.B.D.’nde gerçekleşen siyahi ayaklanmasına ilişkin “I can’t Breathe” sloganının marka olarak tescil edilmesi talebinin aktarıldığı yazının ise http://wp.me/p43tJx-gv bağlantısından incelenmesi mümkündür.

2015 yılına ilişkin iyimser beklentileri yeni yılın ilk haftasında ortadan kaldıran ve ülkemizin de derinden hissettiği politik ve toplumsal sarsıntıları fişekleyen 7 Ocak 2015 Paris katliamı da kendi sloganını, yani “Je suis Charlie”yi yaratmıştır.

“Je suis Charlie” sloganı Türkçe’ye “Ben Charlie’yim” şeklinde çevrilebilir. Sloganın vermek istediği mesaj oldukça basit olmakla birlikte, söz konusu mesaj bu yazının konusu değildir. Yazının konusu, “Je suis Charlie” sloganını marka olarak tescil ettirmek için yapılan başvurular ve İç Pazarda Harmonizasyon Ofisi (OHIM) ile Fransız Ulusal Fikri Mülkiyet Enstitüsü (INPI)’nün bu tip başvurulara karşı internet sitelerinden yaptığı, bugüne dek benzerine rastlanmamış uyarı yazılarıdır.

“Boston Strong”, “Occupy Wall Street”, “I can’t Breathe” sloganlarının marka olarak tescili taleplerini değerlendirdiğimiz önceki yazılardan anlaşılacağı üzere, bu satırların yazarı, toplumsal nitelik kazanmış sloganların marka olarak tescili taleplerini, slogana sahip çıkma şeklinde ortaya çıkan “masumane” istekler olarak değil, topluma mal olmuş sloganları ticarileştirerek üzerlerinden maddi çıkar elde etme stratejisi olarak değerlendirmekte ve durumu etik bulmamaktadır. Etik açıdan değerlendirmeyi her okurun kendisine bırakarak, bu aşamada “Je suis Charlie” sloganının tescili taleplerinin detaylarını aktarmaya başlamak yerinde olacaktır.

“Je suis Charlie” sloganının marka olarak tescil edilmesi ile ilgili ilk talep Benelüks Marka Ofisi (BOIP)’ne yapılmıştır. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg devletlerinin ortak marka tescil ofisi olan BOIP’e yapılan başvuru 8 Ocak 2015 tarihlidir ve bu tarih katliamın hemen bir gün sonrasına karşılık gelmektedir. (Bu satırların yazarı, başvuru tarihini gördüğünde kanının çekildiğini hissetmiştir, ticari kazanç için insanlıktan çıkmak bu olsa gerek diye düşünmemek elde değil.)

jesuischarlie.benelüks

Sloganın marka olarak tescil edilmesi talebi takip eden günlerde haberleşmiş ve büyük tepki toplamıştır. Tepkilerin sonucunda, başvuru sahibi Belçikalı “Yanick Uytterhaegen” başvurusunu 14 Ocak 2015 tarihinde geri çekmiştir.

Uytterhaegen başvurusunu geri çekme kararından önce, “The Independent” gazetesine açıklamalarda bulunmuş ve markayı tescil ettirme talebine ilişkin niyetini açıklamıştır (http://www.independent.co.uk/news/world/europe/charlie-hebdo-belgian-seeking-to-trademark-je-suis-charlie-says-he-wants-to-help-victims-9975783.html .

Uytterhaegen’e göre; “Je suis Charlie, Dior, Guess veya Adidas gibi bir markadır. Birçok büyük markanın ürünlerini satmak için Je suis Charlie ifadesini kullanmak isteyeceklerini tahmin ediyorum.”

Bununla birlikte Uytterhaegen, slogandan ticari kullanımından kazanç elde etmek peşinde olmadığını da ifade etmiştir: “Bu korkunç terörist saldırının kurbanlarına yardım etmek için bir şeyler yapmak istedim. Je suis Charlie markasının lisansını vererek derginin para kazanmasına ve faaliyetine devam etmesine yardım etmeyi arzuluyorum. Ürünlerden elde edeceğim paranın Charlie Hebdo’ya ve kurbanların ailelerine gitmesini istiyorum.”

Uytterhaegen’in ulvi açıklamaları bununla da sınırlı kalmamıştır: “Sloganın, benim yapmak istediklerimden farklı şeyleri planlayan kişilerin eline geçmesini istemedim. Charlie Hebdo ile iletişime geçeceğim… Sloganı ürünleri üzerinde kullanmak isteyen büyük markalara satabiliriz. Ürünler için çalışan kişiler gelir elde edecek, ama finansal gelirin bir bölümü Charlie Hebdo’ya gidecek.

Uytterhaegen’in açıklamaları kimseyi tatmin etmemiş olacak ki, Uytterhaegen bu açıklamalardan bir gün sonra, 14 Ocak 2015 tarihinde tepkilere dayanamayarak başvurusunu geri çekmiştir.

Fransa’da da “Je suis Charlie” sloganının marka olarak tescil edilmesi talepleriyle karşılaşılmıştır. Fransa’da başvuruları yapan kişilerin isimleri belirtilmemiş olsa da, marka tescilinden sorumlu Fransız Ulusal Fikri Mülkiyet Enstitüsü (INPI) internet sitesinden 13 Ocak 2015 tarihinde resmi bir açıklama yapmış ve bu sloganın tescili için yapılmış talepleri reddettiğini açıklamıştır.

jesuischarlieinpi

 

http://www.inpi.fr/fr/l-inpi/espace-presse/communiques-de-presse/detail-communique/article/marque-je-suis-charlie-5968.html?cHash=29c53578373d677cdc62bca45557f40f adresinden incelenebilecek açıklama takip eden ifadeleri içermektedir: “7 Ocak’tan bu yana “Je suis Charlie” sloganından oluşan veya bu slogana atıfta bulunan çok sayıda marka tescil başvurusu alınmıştır. INPI, ayırt edicilik kriterini yerine getirmedikleri gerekçesiyle bu başvuruları tescil etmeme kararı almıştır. Esasen, toplumun bu sloganı yaygın kullanımı dikkate alındığında, bu slogana tek bir ekonomik aktör tarafından sahip olunamayacaktır.”

Avrupa Birliği nezdinde geçerli bölgesel tesciller yapmaya yetkili İç Pazarda Harmonizasyon Ofisi (OHIM)’in açıklaması ise 16 Ocak 2015 tarihinde gelmiştir.

jesuischarlieohim

 

https://oami.europa.eu/ohimportal/en/web/guest/news/-/action/view/1787585 adresinden görülebilecek açıklamaya takip eden içeriktedir: “OHIM politikası kural olarak, inceleme esnasında veya başvurunun ve tescilin herhangi bir aşamasında, marka veya tasarım başvuruları hakkında herhangi bir yorum yapmamaktır. Bununla birlikte, “Je suis Charlie” markasının tesciline ilişkin fikri mülkiyet tartışmaları kamu yararının ön planda tutulmasını gerektirir niteliktedir. Dolayısıyla, Topluluk Markalarının incelenmesine ilişkin OHIM karar kılavuzu (Bölüm B, Kısım 4) uyarınca, “Je suis Charlie” ibaresinden oluşan veya bu ibareyi içeren markaların tescili talepleri, muhtemelen, Topluluk Marka Tüzüğü madde 7(1)(f) bendi uyarınca “kamu düzenine veya genel kabul gören ahlak ilkelerine aykırılık” gerekçesiyle ve aynı zamanda 7(1)(b) bendi uyarınca “ayırt edici nitelikten yoksunluk” gerekçesiyle reddedilecektir.”

OHIM açıklamasında da belirtildiği üzere, OHIM’in incelenmemiş başvurular hakkında inceleme öncesi yorum yapması veya kararını önceden ifşa etmesi şu ana dek karşılaşılmış bir durum değildir. Açıklamada “muhtemelen” kelimesine yer verilmiş olmakla birlikte, açıklamadan OHIM’in bu tip başvuruları reddedeceği net olarak anlaşılmaktadır.

Önceden benzeri görüImemiş INPI, OHIM açıklamaları ve Benelüks Ofisi’ne yapılan başvurunun geri çekilmesi (başvuru sahibinin tepkiler sonrası muhtemelen başvuruyu zorunlu olarak geri çekmesi), “Je suis Charlie” sloganının Avrupa için ne denli önemli hale geldiğinin ve katliama karşı Avrupa halkı ve kurumları nezdinde oluşmuş tepkinin göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Atlantik ötesine gidilecek olursa, bir “Je suis Charlie” başvurusu da A.B.D.’nde karşımıza çıkmaktadır. 9 Ocak 2015 tarihli başvurunun detayları http://tsdr.uspto.gov/#caseNumber=86499802&caseType=SERIAL_NO&searchType=statusSearch bağlantısında yer almaktadır.

USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” sloganlarını içeren markalara ilişkin ret kararları göz önüne alındığında, “Je suis Charlie” başvurusunun USPTO tarafından reddedilmesi kanaatimizce sürpriz olmayacaktır.

“Je suis Charlie” sloganının neden bu denli iştah kabartıcı olduğu konusunda, http://www.worldtrademarkreview.com/blog/Detail.aspx?g=d4bcc4d6-b033-4740-9bfb-5d4c81b59490 bağlantısından edindiğim bir veriyi okuyucularla paylaşmak yerinde olacaktır. 14 Ocak 2015 tarihi itibarıyla (yani saldırıdan yalnızca 1 hafta sonra), “Je suis Charlie” sloganıyla ilgili olarak eBay’da 5500, Amazon’da 550, Etsy’de 350, Alibaba’da 50 parça ürün satışa sunulmuş durumdadır.

“Je suis Charlie” sloganını saldırıdan 30 dakika sonra yaratarak, Twitter’da paylaşan “Joachim Roncin” ise gelişmelerden dolayı son derece üzgündür. http://www.parismatch.com/Actu/Societe/Joachim-Roncin-Recuperer-mon-logo-pour-le-fric-c-est-honteux-686816 bağlantısından görülebilecek habere göre Roncin, “…İnsanlar delirmiş olmalı ne yaptıklarını düşünmüyorlar. “Je suis Charlie”yi ticari amaçlarla kullanmak utanç verici. Benimle temasa geçenler, reddettiğim talepleri sunanlar oldu.” Roncin, yeni bir tweet’inde “Mesaj ve şekil serbestçe kullanılabilir, ancak ticari kullanımı esefle karşılıyorum.” ifadelerini kullanmıştır.

Türk Patent Enstitüsü (TPE) online kayıtlarına bakılacak olursa, bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla Türkiye’de henüz “Je suis Charlie” sloganının marka olarak tescili için başvuruda bulunulmamış durumdadır. Türkiye’de bu sloganın marka olarak tescil edilmesinin, marka sahibine finansal kazanç sağlayıp sağlamayacağı oldukça şüpheli olduğundan, bu başvurunun henüz yapılmamış olması kanaatimizce normaldir. Buna karşılık, anonim hale gelmiş politik sloganların, politik olayların isimlerinin, siyasi parti lideri sözlerinin, siyasi proje isimlerinin üçüncü kişilerce marka olarak tescili talepleriyle Türkiye’de sıklıkla karşılaşıldığından, “Je suis Charlie” sloganının tescili talebinin ülkemizde de yapılması sürpriz olmayabilir.

Marka incelemesinin kendi dinamikleri olan, durağan biçimde değerlendirilmesi mümkün olmayan ve günlük yaşamla içiçe geçmiş bir alan olduğunun bir diğer kanıtı da “Je suis Charlie” sloganının tesciline ilişkin olarak olaydan yalnızca bir hafta sonra gerçekleşen bu tartışma ve gelişmelerdir. Konunun okuyuculara ilginç geldiğini umuyorum.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2015

unsalonderol@gmail.com

“Tomorrowland” Kimin Markası? Disney’in İşi Bu Kez Her Zamankinden Daha Zor

tomorrowland2

 

“Walt Disney” veya kısaca “Disney” firması markalarını koruma konusundaki agresif tavrıyla bilinen, filmlerini ve filmlerindeki karakterlerin isim veya çizimlerini korumak için sürekli yeni başvurularda bulunan ve kendi markalarıyla benzer olduğunu düşündüğü üçüncü kişi başvurularına neredeyse istisna tanımaksızın itiraz eden bir firmadır. Kısaca firmanın marka hakları konusunda oldukça titiz ve organize bir yapısının olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Tüm bu özene karşın Disney’in 2015 yılında gösterime girecek yeni filmlerinden birisi, başkasına ait önceden tescilli bir marka nedeniyle, Benelüks ülkelerinde diğer ülkelerden farklı bir isimle gösterime girecek gibi gözüküyor.

World Intellectual Property Review (WIPR) internet sitesinde yer alan bir habere göre (http://www.worldipreview.com/news/belgian-music-festival-forces-disney-film-to-change-name-7590#.VK1Y7t8ucNQ.twitter), Disney’in dünya genelinde 2015 yılında gösterime girmesi planlanan “Tomorrowland” filmi, Benelüks ülkelerinde (Belçika, Hollanda, Lüksemburg) muhtemelen farklı bir isimle izleyicilerle buluşacak.

22 Mayıs 2015 tarihinde gösterimi tasarlanan ve gizemli bir bilimkurgu macerası olarak tanımlanan “Tomorrowland” filminin yönetmeni “Brad Bird”, başrol oyuncuları ise “George Clooney”, “Britt Robertson” ve “Hugh Laurie”. Oyuncular arasında “Hugh Laurie” ismini duymak, “House MD” fanı olan beni, bu film için şimdiden heyecanlandırmış durumda. (Filmin fragmanını bu yazının sonunda görebilirsiniz.)

Konumuza yani olayın marka hakları ile bağlantısına dönülecek olursa, “Tomorrowland” markası, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ülkelerinin ortak marka ofisi olan Benelüks Marka Ofisi’nde halihazırda, “Tomorrowland” isimli bir müzik festivalinin organizatörlerince 2005 yılında marka olarak tescil ettirilmiş durumdadır.

tomorrowland

“Tomorrowland” müzik festivali, 2005 yılından bu yana her yıl Belçika’nın Boom kasabasında düzenlenen ve üç gün süren bir elektronik müzik etkinliğidir. Wikipedia’da yer alan bilgilere göre, festivale 2014 yılında 400.000’ü aşkın kişi katılımıştır ve festival elektronik müzik alanında dünyanın en büyük festivali olarak anılmaktadır (http://en.wikipedia.org/wiki/Tomorrowland_(festival)).

Müzik festivali organizatörleri adına açıklama yapan Debby Wilmsen, “Tomorrowland bir dünya festivali haline gelmiştir. Disney filminin fragmanının gösterime girmesinin ardından bazı kişilerin karışıklığa düştüğünü fark ettik.” ifadelerini kullanmıştır.

“Tomorrowland” markası taraflar arasında daha önce de ihtilaf konusu olmuştur. 2013 yılında “Tomorrowland” festivalini A.B.D.’nde düzenlemek isteyen müzik festivali organizatörleri, markanın A.B.D. Patent ve Marka Ofisi’nde “Disney” adına önceden tescil edildiğini görünce ve “Disney” markanın kendilerince kullanımına izin vermeyince, festivalin ismini A.B.D.’nde “Tomorrow World” olarak değiştirmek zorunda kalmıştır.

“Disney”, “Tomorrowland” filmini bazı ülkelerde yeniden adlandırmanın getireceği ek maliyetlerden kaçınmak amacıyla, müzik festivaliyle uzlaşmayı tercih eder mi veya daha önemlisi, müzik festivali organizatörleri bu tip bir teklifi kabul eder mi? Bu soruların yanıtını şimdilik bilmiyoruz, ama muhtemelen en geç Mayıs 2015’te yanıtı almış olacağız. Takipte kalalım.

 

Önder Erol Ünsal

Ocak 2015

unsalonderol@gmail.com

USPTO Temyiz Kurulu “THE SLANTS” Kararı – Irkları Aşağılayıcı Terimlerin Marka Olarak Tescili Mümkün müdür?

slants3

 

2015 yılının ilk yazısı için seçtiğim konu, Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.)’nde görülmekte olan, bana oldukça ilgi çekici gelen ve henüz sonuçlanmamış “THE SLANTS” davası.

Davanın detaylarına geçmeden önce, “SLANTS” kelimesinin A.B.D.’nde sokak dilindeki karşılığının “çekik gözlüler” veya “çekikler” olduğu ve kelimenin “Asya kökenli kişilerin gözlerinin şekline atıfta bulunarak onları aşağılamak amacıyla kullanılan” argo bir terim niteliğinde olduğu belirtilmelidir.

Davanın ilginç yönü, başvuruyu yapan ve ilgili müzik grubunun kurucusu olan kişinin ve grubun diğer üyelerinin Asya kökenli kişiler olmasıdır. Başvuru sahibinin ifadeleri kullanılacak olursa: “İnsanların bizim hakkımızda düşündükleri, “çekik gözlü” gibi kalıp yargılara sahip çıkmak ve onların sahibi olmak istiyoruz. Asyalı olmaktan dolayı onur duyuyoruz ve bu hususu saklamayacağız. Asyalı camiasından aldığımız tepki her zaman olumlu oldu.” Bir diğer deyişle, bu davayı ilginç kılan yön, başvuru sahibinin bu terim kullanılarak aşağılandığı varsayılan kişiler arasında bulunması, terimi bu yönüyle sahiplenmek istemesi ve aşağılandığı öne sürülen grup içerisinde yer aldığından başvurunun aşağılayıcı bir terim olarak kabul edilmemesi gerektiğini öne sürmesidir.

Başvuru sahibi “Simon Shiao Tam”, 14/11/2011 tarihinde “THE SLANTS” markasının tescil edilmesi talebiyle A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO)’ne başvuruda bulunur. Başvurunun kapsamında “Sınıf 41: Bir müzik grubu tarafından canlı performanslar yoluyla sağlanan eğlence hizmetleri.” yer almaktadır.

slants

USPTO uzmanı, başvuruyu marka kanununun 2(a) maddesi uyarınca, başvurunun “kişilere, kurumlara, inançlara veya ulusal sembollere yönelik aşağılama, hakaret veya itibarsızlaştırma içeren işaretlerden oluşan veya bu tip işaretleri içeren markalardan” olması gerekçesiyle reddeder.

Başvuru sahibi bu karara karşı USPTO Temyiz Kurulu nezdinde itiraz eder, ancak bu itiraz aşağıda detaylı olarak açıklanacak gerekçelerle 26/09/2013 tarihinde reddedilir. Yazının bundan sonraki kısmında, Temyiz Kurulu’nun vaka hakkındaki tespit ve görüşleri yer almaktadır:

İnceleme uzmanınca tespit edildiği üzere, “THE SLANTS” ibaresi Asya kökenli kişilere yönelik yüksek düzeyde aşağılama içeren bir terimdir ve başvuru kapsamında bulunan hizmetler için kullanımı halinde de bu anlamını muhafaza edecektir. Uzman bu tespitini ortaya koyarken çok sayıda sözlüğe referansta bulunmuştur (örneğin; Slant: … 4. Offensive Slang Used as a disparaging term for a person of East Asian birth or descent. The American Heritage Dictionary of the English Language retrieved from Credo Reference www.credoreference.com and Wordnik www.wordnik.com).

Temyiz Kurulu’na göre bir markanın kanunun 2(a) maddesi uyarınca aşağılayıcı olup olmadığı tespit edilirken iki aşamalı bir test uygulanmalıdır:

  1. İnceleme konusu başvurunun, sözlük anlamı dışında kalan diğer anlamları, başvurudaki diğer unsurlarla ilişkisi, malların veya hizmetlerin niteliği, markanın piyasada mallara veya hizmetlere ilişkin olarak ne şekilde kullanıldığı da dikkate alındığında, olası anlamları nedir?
  2. Eğer bu anlamlar, belirlenebilen kişilere, kurumlara, inançlara veya ulusal sembollere atıfta bulunuyorsa, bu anlamlar, ilgili grubun önemli bir bölümünü aşağılayıcı nitelikte midir?

A.B.D. mahkemeleri ve USPTO içtihadına göre, bir markanın aşağılayıcı nitelikte olup olmadığı, kamunun ilgili kesiminin içindeki önemli bir bölümün güncel bakış açısıyla değerlendirilmelidir (bu önemli bölümün ilgili grubun çoğunluğu olması şart değildir).

İnceleme konusu vakanın kendi şartlarına göre, başvuruya konu marka; (1) Masum (rahatsızlık vermeyen), ancak inceleme konusu mallar veya hizmetler bakımından aşağılayıcı nitelikte, (2) Anlamı aşağılayıcı nitelikte olsa da, özel bir bağlamda aşağılayıcı nitelikte olmayan, (3) Aşağılayıcı anlamı dışında herhangi bir anlamı bulunmayan, başvuru sahibinin fiilen kullanımı veya kullanım niyeti bulunsa da, aşağılayıcı niteliği değişmeyen, bir terim olabilir.

Bir terimin birkaç anlamının bulunması, bu anlamlardan bazıları masumane (zararsız) olsa da, bu terimin bir grup insan bakımından aşağılayıcı nitelikte olması olasılığını ortadan kaldırmaz. Başvuru kapsamındaki malların veya hizmetlerin niteliği değerlendirildiğinde, incelenen vakada “Sınıf 41: Bir müzik grubu tarafından canlı performanslar yoluyla sağlanan eğlence hizmetleri.”yle karşılaşılmaktadır. Dolayısıyla, hizmetler açısından yaklaşıldığında tanımlanabilir bir insan grubu söz konusudur ve bu insanlar, canlı performansı sergileyen müzik grubudur. Bu çerçevede, canlı performansları dinleyen kişilerin “THE SLANTS” ibaresini müzik grubunu oluşturan kişilere yönelik bir terim olarak algılayacakları açıktır. Markanın piyasada hizmetlere ilişkin olarak ne şekilde kullanıldığına bakıldığında, kullanımın “Slants” ibaresinin argo anlamını çağrıştıracak biçimde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, terimin anlamının yol açacağı olası algıya ilaveten, ilgili müzik grubunun performanslarına katılanlarca ve etkinliklere yer sağlayanlarca terimin belirtilen anlamıyla algılandığı anlaşılmaktadır. İlgili müzik grubu, reklamlarında ve web sitesinde, ibarenin Asya kökenli insanlara yönelik yarattığı olası anlamı destekleyici nitelikte yayın yapmaktadır, şöyle ki, grubun web sitesinde “THE SLANTS” ibaresine yükselen bir güneş şekliyle ve stilize bir dragon şekliyle birlikte yer verilmiştir. Buna ilaveten, başvuru sahibi hizmetlerini fiilen belirtilen anlamla bağdaştırarak kullanarak argo anlamı benimsemekte ve “THE SLANTS” terimiyle ortaya çıkan kalıp yargıyı sahiplenmektedir. Başvuru sahibi, aşağılayıcı nitelikteki terimi müzik grubunun ismi olarak seçerek, terimi aşağılayıcı nitelikten çıkarma veya terimin sahipliğini alarak, onu aşağılayıcı anlamıyla kullanabileceklerin eline bırakmama niyetinde olsa da, hatta, kamunun ilgili kesiminin bir bölümü başvuru sahibinin niyetini yerinde bulsa da, bu durum kamunun ilgili kesiminin tamamının başvuru sahibinin niyetini paylaştığını göstermez.

Temyiz Kurulu’nun önceden verdiği bir diğer kararda belirtildiği üzere, başvuru sahibinin terimi kullanırken iyi niyetli olması, kamunun ilgili kesiminin önemli bir bölümünün markayı uygunsuz bulması halini ortadan kaldırmaz.

Başvuru sahibinin bir diğer iddiası, inceleme esnasında başvuru sahibinin Asya kökenli olmasının dikkate alınmasıdır. Başvuru sahibine göre, kendi etnik kökeni göz önüne alındığında, USPTO’nun markayı Asya kökenlileri aşağılama nedeniyle reddetmesinin gerekçesi ortadan kalkmaktadır, şöyle ki başvuru sahibi, kendisinin de dahil olduğu, kamunun ilgili kesimine yönelik olarak aşağılayıcı kullanım niyetinde değildir, tersine başvuru sahibi terimi olumlu biçimde yeniden tanımlamaktadır.

Temyiz Kurulu’na göre, bir markanın aşağılayıcı nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken, başvuru sahibinin ırkı değil, başvurunun olası anlamının kamunun ilgili kesimince ne şekilde algılandığı esas alınmalıdır. İncelenen vakada, başvuru sahibinin kullanım biçimi esas alındığında, kamunun ilgili kesiminin, kullanım biçimine küçültücü anlamı atfedeceği ve kullanım biçimini uygunsuz bulacağı düşünülmektedir. Başvuruda bu algıyı ortadan kaldıracak başka herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bu çerçevede, Temyiz Kurulu, ret kararının, başvuru sahibinin veya müzik grubu üyelerinin etnik kökenleri göz önüne alınarak değil, kamunun ilgili kesiminin algısı çerçevesinde verildiği ve bu yaklaşımın yerinde olduğu görüşündedir.

Temyiz Kurulu, son olarak başvuru sahibinin “SLANT” markalarının daha önceden tescil edilmiş olduğu yönündeki iddiasını değerlendirmiştir. Kurula göre USPTO incelemesi, potansiyel tüketicilerin markayı aşağılayıcı nitelikte bulup bulmayacağını esas alınarak yapılmaktadır. Başvuru sahibince öne sürülen üçüncü kişilere ait tescillerin hiçbirisi kişilere atıfta bulunmamaktadır. Temyiz Kurulu’na göre, bu karar yalnızca başvuru sahibinin markayı tescil ettirmesini engellemektedir ve USPTO’nun markalara ilişkin ret kararları, başvuru sahiplerinin markalarını kullanmalarını engellememektedir. Hiçbir fiil yasaklanmamıştır ve somut hiçbir ifade biçimi engellenmemiştir. Dolayısıyla, markanın reddedilmesi yoluyla başvuru sahibi hiçbir anayasal özgürlüğünden men edilmemektedir (bkz. In re McGinley, 211 USPQ at 672, citing Holiday Inn v. Holiday Inn, Inc., 534 F.2d 312, 189 USPQ 630, 635 n.6 (CCPA 1976), Mavety, 31 USPQ2d at 1928).

Temyiz Kurulu, yukarıda belirtilen tüm gerekçelerle başvuru hakkındaki ret kararını 26/09/2013 tarihinde onamıştır. Temyiz Kurulu kararının http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-85472044-EXA-12.pdf bağlantısından görülmesi mümkündür.

Bununla birlikte, hikaye bu kararla sona ermemiştir, şöyle ki Temyiz Kurulu kararına karşı dava açılmıştır ve dava şu anda A.B.D. Federal Bölgesi Temyiz Mahkemesi (CAFC)’nde görülmektedir. Bu yazının hazırlanmasından birkaç gün önce 9 Ocak 2015 günü, davanın duruşmalarından birisi gerçekleştirilmiştir. Davacı, yukarıda detaylı biçimde aktarılan argümanlarını mahkeme önünde de tekrarlamış ve markası hakkındaki ret kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dava henüz sonuçlanmamış olmakla birlikte, bu ilgi çekici dava hakkındaki CAFC kararını takiben IPR Gezgini okuyucularını sonuç hakkında bilgilendirecektir.

“THE SLANTS” grubu Oregon çıkışlı Rock müzik yapan bir gruptur ve başvuru sahibi (davacı) “Simon Tam” grubun kurucusudur. “THE SLANTS” tarzlarını “Çin mahallesi dans rock (Chinatown dance rock)” olarak tanımlamaktadır. Aşağıda grubun Youtube’da en çok izlenen videosunu göreceksiniz. Tarz ve müzik hoşunuza gidecek mi bilmiyorum, ama dava hatırına bir kez olsun dinlemeye değer sanırım.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2015

unsalonderol@gmail.com

“I Can’t Breathe” Sloganı A.B.D.’nde Marka Olarak Tescil Edilecek mi? Toplumsal Nitelik Kazanmış Sloganları veya Politik Olayların İsimleri Ticarileştirmek Para Kazanmanın En Kolay Yolu mu Olacak?

(Stephen Lam/Reuters)
(Stephen Lam/Reuters)

 

Sansasyonel siyasi sloganların veya gündemi işgal eden politik olay veya hareketlerin isimlerinin marka olarak tescil edilmesi taleplerini incelemek marka tescil ofisleri için artık rutin hale gelmiştir. Siyasal gündemi işgal eden olayların – demeçlerin veya hükümet yetkililerince açıklanan büyük projelerin hemen ardından yapılan bu tip başvurular incelemede çoğunlukla sıkıntıya yol açmaktadır. Normal şartlarda marka olarak tescil edilmelerinin önünde engel bulunmayan slogan veya terimler, inceleme tarihinde politik olaylarla özdeşleşmiş olarak o denli sık kullanılır hale gelirler ki, bunların inceleme tarihi itibarıyla ayırt edici niteliklerinin varlığından bahsedilmesi oldukça zordur.

Bu bağlamda, geçtiğimiz yıllarda vuku bulan siyasi olay ve sloganların isimlerini Enstitü çevrimiçi aramasını kullanarak araştıracak okuyucular, araştırdıkları olayların isimlerinden oluşan marka tescil başvuruları ile şüphesiz karşılaşacaklardır.

Sitemde daha önce yayınladığım “Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları” (http://wp.me/p43tJx-bt) başlıklı yazının içeriğinden de anlaşılabileceği gibi bu başvuru pratiği sadece Türkiye’ye özgü değildir. A.B.D.’nde de bazı kişiler siyasi gündemi meşgul eden “Boston Strong”, “Occupy Wall Street” gibi hareketlerin isimlerini vakit kaybetmeksizin marka olarak tescil ettirmek için başvuruda bulunmuşlardır. A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) belirtilen başvuruları ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddetmiş ve toplum vicdanını rahatsız eder nitelikteki markaların tescil edilmesini engellemiştir.

Geçen hafta http://www.worldipreview.com/news/i-can-t-breathe-trademark-application-filed-7575 adresinde rastladığım bir haber belirtilen ret kararlarının, A.B.D.’nde parlak girişimci zekaları(!) tam anlamıyla caydırmadığını ve bu tip başvuruların halen yapıldığını göstermiştir.

Dünya politik gündemini takip edenler, geçtiğimiz Temmuz ayında New York’ta polis tarafından göz altına alınırken yüzü sertçe yere bastırılan astım hastası siyahi “Eric Garner”ın kameralarca kaydedilen “I Can’t Breathe (Nefes alamıyorum)” yakarışını hatırlayacaktır. Eric Garner bu görüntülerin ardından hayatını kaybetmiş ve New York adli tıp yetkilisi Garner’ın ölümüne “göğsüne yapılan baskının ve kelepçeleme sırasında yüzüstü yatırılmasının neden olduğunu” ifade ermiştir. Eric Garner’ın ölümünün ardından, jürinin gözaltı işlemini yapan polisi Aralık ayında suçsuz bulması ülke çapında ve yurtdışında oldukça büyük boyutta protesto gösterilerine yol açmış ve Garner’ın “I Can’t Breathe” sözleri bu protestoların simgesi haline gelmiştir. Le Bron James gibi NBA yıldızları da “I Can’t Breathe” sloganını taşıyan tişörtlerle maçlara çıkarak protestolara destek vermiştir.

Elbette ki sloganı ticarileştirmek isteyenlerin uyanması çok uzun zaman almamıştır.

“Catherine Crump” adında 57 yaşındaki A.B.D.’li bir kadın 13 Aralık 2014 tarihinde “I Can’t Breathe” sloganını “Giysiler, yani erkekler, kadınlar ve çocuklar için kapşonlu giyecekler, tişörtler.” malları için marka olarak tescil ettirmek amacıyla USPTO’ya başvuruda bulunmuştur. Başvuruya ilişkin detaylar aşağıdaki şekildedir:

icantbreathe

“Catherine Crump”, http://www.thesmokinggun.com/buster/woman-files-for-I-Cant-Breathe-trademark-798432 adresinden görülebilecek açıklamasında, “Eric Garner’ın ailesiyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, başvuruyu yapmadan önce onlara danışmadığını, bununla birlikte başvuruyu ticari kazanç elde etmek amacıyla yapmadığını” belirtmiştir. Crump markadan ticari kazanç elde etmek istemediğini belirtmiş olsa da, başvuruyu hangi amaçla yaptığını açıklamamıştır.

Başvuru USPTO tarafından henüz incelenmemiş olsa da, kanaatimizce “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” kararlarına bakıldığında, bu başvurunun da ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi sürpriz olmayacaktır. USPTO’nun bu yöndeki değerlendirmeleri bana göre de oldukça yerindedir ve topluma mal olmuş veya siyasi nitelik kazanmış sloganların –ilgili ülkede- markasal ayırt ediciliğinden bahsedilmesi pek mümkün gözükmemektedir.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2014

unsalonderol@gmail.com

IPR Gezgini’nde Yenilik – “Mevzuat ve Bağlantılar” Ana Menüsü

legislation

 

IPR Gezgini’nin sevgili okuyucuları,

IPR Gezgini’nde geçen haftadan itibaren, “Mevzuat ve Bağlantılar” ana menüsü kullanımınıza sunulmuştur.

Belirtilen menü altında ilk olarak “Marka Mevzuatı ve Bağlantılar” alt menüsü oluşturulmuştur. Bu sayfaya http://wp.me/P43tJx-fF linkinden erişmeniz mümkündür.

Sayfa içeriğinde, Türkiye’de başka herhangi bir yerde bir arada bulmayacağınız ulusal marka mevzuatına, seçme yabancı ülkelerin marka mevzuatına, uluslararası andlaşmalara, çeşitli ofislerin marka inceleme kılavuzlarına ve marka arama, sınıflandırma veritabanlarına ilişkin bağlantılar yer almaktadır.

Sayfanın içeriğinin yeni kaynaklarla ve diğer sınai mülkiyet haklarına ilişkin benzer sayfalarla geliştirilmesi planlanlanmaktadır.

Olumlu veya olumsuz geri dönüşleriniz memnuniyetle karşılanacaktır.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2014

unsalonderol@gmail.com

 

Çizgi Dizi Kahramanı ile Aynı İsme Sahip Olmak Gerçek Kişinin İtibarını Zedeler mi? İtalya’da “Peppa Pig” Vakası

peppapig

Son dönemlerde Türkiye’ye ilişkin çok sayıda habere gösterdiğim refleks, acaba bu haber gerçek mi yoksa Zaytung haberi mi şeklinde oluyor. Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım bir haber gerçeklikle Zaytung arasına sıkışmış yaşamın sadece Türkiye’ye özgü olmadığını bana gösterdi. Okurken çok eğlendiğim bu gerçek olayın size de ilginç geleceğinden eminim.

“Peppa Pig” İngiltere menşeili, çok sayıda ülkede gösterilen, dünya çapında oldukça popüler bir çizgi dizinin ismi. Bir domuz ailesinin maceralarını anlatan çizgi dizide, “Peppa Pig” domuz ailesinin küçük kızının ismi. “Peppa Pig” ve ailesi insanlar gibi konuşuyor, giyiniyor, evlerde yaşıyor ve çizgi dizi bir domuz ailesinin ilişkilerini, maceralarını, diğer ülkelere seyahatlerini ve diğer hayvanlarla tanışmalarını konu alıyor. Okul öncesi çocuklara yönelik dizide, hayvanlar insanlar gibi konuşsa da, konuşmalarında hayvanların çıkarttıkları karakteristik seslere de yer veriliyor. Tüm bu yazdıklarım çizgi dizi hakkında yaptığım kısa araştırmaya dayanıyor, kendi adıma bu yazıdan önce ne “Peppa Pig” ismini duymuştum, ne de çizgi dizinin popülaritesinden haberdardım. Belki küçük çocuk sahibi okuyucular, “Peppa Pig” ve ailesini yakından tanıyordur.

“The Telegraph” gazetesinde 16 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan haberin (http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/italy/11234102/Woman-to-sue-Peppa-Pig-creators-after-sharing-name-with-baby-goat-character.html) konusunu, çizgi dizinin bir bölümünde “Peppa Pig” ve ailesinin İtalya’ya yaptıkları ziyaret ve sonrasında yaşananlar oluşturuyor.

“Peppa Pig” ve ailesi çizgi dizinin bir bölümünde İtalya’ya giderler ve orada “Keçi (goat)” ailesini ziyaret ederler. “Keçi” ailesinin fertlerinden birisi, ailenin küçük kızı “Gabriella Goat”, yani İtalyanca karşılığı ile “Gabriella Capra”dır. Bu arada, “goat (keçi)” kelimesinin İtalyanca karşılığının “capra” kelimesi olduğunu açıkça belirtmek yerinde olacaktır. Küçük Gabriella, domuz ailesi ile tanışırken kendisini dizinin İngilizce aslında Hello. I am Gabriella Goat. Baaaaa” (Merhaba. Ben Gabriella Keçi. Baaaaa (baaaaa = keçi sesi))şeklinde tanıtır. Dizinin İtalya’daki gösteriminde, bu kısım “Buon giorno, sono Gabriella Capra. Baaaaa.” şeklinde çevrilir ve gösterilir. Bu tanışmanın ardından küçük Gabriella, Peppa’yı teyzesinin turistik dükkanına ve amcasının restoranına götürür ve bölüm devam eder.

Olanlar bu bölümün İtalya’da gösterilmesinden sonra meydana gelir.

Gerçek yaşamda “Gabriella Capra” İtalya’da yaşayan, önemli bir firmada çalışan 40 yaşında bir iş kadınıdır. “Gabriella Capra” bu bölümün gösteriminin ardından arkadaşlarının kendisiyle sıkça dalga geçtiğini, içinde bulunduğu ortamlarda “Buon giorno, sono Gabriella Capra.” denmesinin ardından, keçi sesi (Baaaaa) çıkartıldığını, bu şekilde çevresinde itibarsızlaştırıldığını öne sürerek, “Peppa Pig” çizgi dizisinin yapımcılarına karşı hukuki girişimlere başlamıştır.

Davacı “Gabriella Capra”nın yasal temsilciliğini “Ulusal Tüketiciler Vakfı” yapmaktadır. Vakıf temsilcileri, The Telegraph gazetesine yaptıkları açıklamada hukuki girişimleri doğrulamış ve İtalyan yasalarının kişilerin isim ve soyisimleri için özel koruma sağladığını belirtmiştir. Vakfa göre, İtalya’da televizyon dizilerinin sonunda, dizide yer alan kişilerin ve olayların gerçek kişi ve olaylarla bağlantısının bulunmadığını ve eğer böyle bir çakışma söz konusuysa bunun tamamıyla rastlantısal olduğunu belirtmek genel bir teamül niteliğindedir. Elbette, bir çizgi dizi olan “Peppa Pig” dizisinin sonunda böyle bir açıklamaya yer almamaktadır.

Vakfa göre, “Peppa Pig” yapımcılarının bu tip bir önlemi almamış olması, gerçek yaşamda büyük sorumluluklar gerektiren ciddi bir işe sahip olan ve tamamen masum olduğu halde, kamusal bir eğlence kaynağı haline dönüştürülen gerçek “Gabriella Capra”nın özel hayatının ve itibarının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu çerçevede, Vakfa göre, çizgi dizi yapımcıları gerçek “Gabriella Capra”nın özel hayatını ve itibarını ihlal etmelerinden dolayı hukuken sorumludur ve uğranılan manevi zararı tazmin etmelidir. “Gabriella Capra”nın dizi yapımcılarından tazminini talep ettiği miktar ise 100.000 Euro’dur.

Gerçek yaşamdaki “Gabriella Capra” ünlü bir kişi olmadığı veya çizgi dizideki “Gabriella Capra” ile gerçek “Gabriella Capra” arasında bağlantı kurulmasını sağlayacak gerçekçi veriler olmadığı sürece, kanaatimizce dizi karakteri ile gerçek kişi arasında gerçekçi bir bağlantı kurulması ihtimali çok zayıftır. Dolayısıyla, bu vakada, karakterlerden birisinin çocuk dizisindeki masum çocuk keçi, diğerinin 40 yaşındaki bir iş kadını olması ve gerçek Gabriella Capra’nın ünlü bir kişi olmaması dikkate alındığında, gerçek yaşam “Gabriella Capra”sının çizgi dizi yapımcılarından tazminat kazanması ihtimali çok da güçlü gözükmemektedir. Gene de ihtiyatlı davranıp beklemek ve hukuki girişimlerin ne şekilde sonuçlanacağını görmek yerinde olacaktır.

Türkiye’deki Zaytung benzeri bir internet sitesi, eğer İtalya’da da varsa, muhtemelen bu haberi gerçek yaşam Zaytung’u olarak yayınlamıştır. Aşağıda ilgilenen okuyucular için “Peppa Pig”in, İtalyan arkadaşı “Gabriella Capra” ile tanışmasının İtalyanca versiyonunun bağlantısını (bkz. 23-29.saniyeler) veriyorum. Bu şanssız tesadüfün öznesi benim arkadaşım olsa, muhtemelen ben de kendisiyle çokça dalga geçerdim. Olanlara gülüp geçmek yerine çizgi dizi yapımcısına dava açmaksa, hangi arkadaşımın aklına gelirdi, onu pek bilemiyorum.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2014

unsalonderol@gmail.com

Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı

brucelee2

 

Çocukluğunda sokaklarda koşturma şansını yaşamış, “karatecilik” isminde oyunlar oynayıp, video film dükkanlarından dövüş filmleri kiralayarak, onları hipnotize biçimde izlemiş kuşaktansanız, “Bruce Lee” ismi size hiç yabancı gelmeyecektir. Çin asıllı A.B.D. vatandaşı Bruce Lee, oynadığı filmlerde sergilediği olağanüstü performansla dövüş sporlarını Türkiye’de sevdiren en önemli kişilerin başında gelmektedir. 1973 yılında 33 yaşında ölmüş olsa da Bruce Lee’nin filmleri 1980 ve 1990’lar boyunca merakla takip edilmiştir. Kendi adıma “karate” filmlerini izlemeyi 1980’lerin sonunda bırakmış olsam da, Bruce Lee benim için halen efsane bir isimdir.

Bruce Lee’nin oldukça genç yaşta ölümü denli büyük bir diğer trajediyse, oğlu Brandon Lee’nin, 1993 yılında, başrolünü oynadığı “The Crow” filminin çekimi sırasında kaza sonucu 28 yaşında ölmesidir. Görünen o ki, Kennedy ailesinin üzerinde dolaşan kabusun benzeri Bruce Lee’nin ailesi üzerinde de tur atmakta. Bu yazıda bahsedeceğimiz haber, ölüm gibi trajik bir konuyla ilgili değil, tersine Bruce Lee isminin halen yaşamakta olduğunu gösteren, kendisini yücelten hukuki bir ihtilaf.

Çin Halk Cumhuriyeti, taklit ürünlerin dünya üzerinde en yaygın biçimde üretildiği ve diğer ülkelere yayıldığı, dünya taklit merkezi sayılabilecek nitelikte bir ülke. Yoğun uluslararası baskı Çin’i bu konuda önlemler almaya itse de, kağıt üzerinde kalan önlemlerin ne derecede uygulanabildiği büyük bir soru işareti teşkil ediyor. Marka taklitçiliği Çin’de sadece taklit ürün üretmekle sınırlı kalmıyor, buna ilaveten Çin’de tescilli olmayan uluslararası üne sahip markaları veya kişi isimlerini yetkisiz biçimde tescil ettirmek de taklitçilerin sıklıkla kullandığı bir yöntem niteliği gösteriyor. Aynı durumla Türkiye’de de sıklıkla karşılaştığımız için, bu yöntem Türk okuyuculara da yabancı gelmeyecektir. “Bruce Lee” ismi Çin’de yukarıda belirtilen içerikte bir ihtilafın konusu olmuştur ve bu yazı belirtilen ihtilafa ilişkin bir habere dayanılarak yazılmıştır.

http://www.chinaiplawyer.com/bruce-lees-daughter-won-trademark-opposition-chinese-name-late-bruce-lee/ linkinden erişilebilecek bir habere göre “Bruce Lee” isminin marka olarak tescil edilmesi talebiyle Çin Halk Cumhuriyeti Marka Ofisi (SAIC)’ne başvuruda bulunulur. “Bruce Lee” isminin Çin yazım karakteriyle yazımından (李小龍) oluşan başvuru “Zhang Chaoqin” isminde bir gerçek kişi tarafından yapılmıştır ve 12. sınıfa dahil “otomobiller ve motorlu bisikletler” mallarını kapsamaktadır. Başvuru sahibinin ünlü aktör Bruce Lee ile herhangi bir ilintisinin bulunmadığı da özellikle belirtilmelidir.

Başvuru, SAIC tarafından ilan edilir ve Bruce Lee’nin varisleri tarafından kurulan “Bruce Lee Enterprises, LLC” firması başvuruya karşı itiraz eder. İtiraz, SAIC tarafından reddedilir, ancak bu karara karşı da itiraz edilmesi sonucunda, itirazı bu kez “Marka Yeniden İnceleme Kurulu” (Trademark Review and Adjudication Board – TRAB) inceler. TRAB yeniden inceleme sonucunda, 27 Ağustos 2012 tarihinde “Bruce Lee Enterprises, LLC” firmasının itirazını haklı bulur, itirazı kabul eder ve başvuruyu reddeder. Haberde aktarıldığı haliyle başvurunun ret gerekçesi, Çin Halk Cumhuriyeti Marka Kanunu Madde 10, fıkra 1, bent 8’dir. SAIC web sayfasında yaptığım incelemeye (http://www.saic.gov.cn/sbjenglish/flfg1_1/flfg/201012/t20101227_103092.html) göre belirtilen bent, “Toplumsal ahlaka veya geleneklere aykırı olan veya diğer kötü etkilere sahip markaların tescil edilemeyeceği (The following signs shall not be used as trademarks: (8)those detrimental to socialist morals or customs, or having other unhealthy influences.)” hükmünü içermektedir.

Başvuru sahibi TRAB kararını yerinde bulmadığından, karara karşı dava açar ve ihtilaf mahkeme tarafından incelenir. Davayı gören mahkeme ve temyiz mahkemesi TRAB’nin ret kararını yerinde bulur. Mahkemelere göre, “Bruce Lee” dövüş sanatı ustası ve film aktörü olarak yüksek derecede ün kazanmış birisidir ve kendi alanında devam eden etkiye sahiptir. İnceleme konusu başvuru “Bruce Lee” ibaresinin Çin karakteriyle yazımından oluşmaktadır ve ortalama dikkate sahip tüketiciler bu ibareyi kolaylıkla ünlü aktörün ismiyle ilişkilendirebilecektir. Bu yolla, ortalama dikkate sahip tüketicilerin malların Bruce Lee’nin ailesinden, ilgili hak sahiplerinden veya Bruce Lee ile herhangi bir şekilde bağlantısı olan kişilerden geldiğini düşünmesi mümkündür. Bu durum, mahkemeye göre, Çin Halk Cumhuriyeti Marka Kanunu Madde 10, fıkra 1, bent 8 uyarınca kamu çıkarı ve düzeni üzerinde dolaylı ve olumsuz etkiler ortaya çıkarabilecektir. Dolayısıyla, mahkemelere göre de, başvurunun Toplumsal ahlaka veya geleneklere aykırı olan veya diğer kötü etkilere sahip markaların tescil edilemeyeceği” hükmü çerçevesinde reddedilmesi yerindedir ve bu yöndeki TRAB kararı onanmıştır.

Haberi aktardığımız http://www.chinaiplawyer.com/ sitesinde yer alan yoruma göre, TRAB ve Mahkeme yorumu, ünlü kişi isimlerinin yetkisiz kişilerce tescili taleplerinin, Marka Kanunu madde 10(1)(8) uyarınca “kötü etkiye (unhealthy influence) sahip işaretler” olarak değerlendirilip reddedilebileceğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Ünlü kişi isimlerinin yetkisiz biçimde tescili taleplerinin kötü niyetli başvurular olarak kabul edilip reddedilebileceği pratiğine karşılık gelen bu yorum dikkat çekici niteliktedir. Sitede yer alan bir diğer önemli yorum, eğer başvuru sahibinin adı da “Bruce Lee” olsaydı (ki bu isim Çin’de yaygın bir isim olarak kabul edilebilirmiş), mahkeme kararının ne yönde olacağının merak konusu olmasıdır. Muhtemelen benzer nitelikteki yeni markalar ve ret kararları, Çinli dostlarımızın bu konudaki meraklarını giderecektir.

Twitter’da rastladığım ve bana ilginç gelen bu haberi sadece tek kaynağa dayanarak aktardığım ve Çince bilmediğimden alternatif kaynaklardan doğrulayamadığım için derin bir nefes alıp kaynağımın doğru olduğunu umuyorum. Aktardığım haliyle bana oldukça dikkat çekici gelen “Bruce Lee” ihtilafının sizler için de ilginç olduğunu varsayıyorum. Her ne olursa olsun, bu vesileyle Bruce Lee’yi anmak ve çocukluğumun “karatecilik” oyunlarını hatırlamak bana oldukça iyi geldi.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2014

unsalonderol@gmail.com

Isis Markasının Seçim ve Terk Edilme Hikayesi – Uluslararası Terör Bir Çikolata Markasını Nasıl Etkileyebilir?

libeert

Ülkemizin yanıbaşında tüyler ürperten cinayetler işleyen radikal terör örgütü IŞİD, yurtdışında ISIS (isis) kısa ismiyle bilinmektedir. Yabancı dillerdeki yazım biçimiyle Isis (isis) terimi, eskiden bulmacalarda karşımıza sıklıkla Mısır mitolojisinde bir Tanrı isminin karşılığı olarak çıkarken, son aylarda doğrudan ve refleksif olarak korkunç cinayetler işleyen uluslararası bir terör örgütünün karşılığı olarak hafızalarımızda yer edinmiştir.

Isis kelimesinin bu yıl itibarıyla yurtdışında birçok ülkede yaptığı çağrışım, sadece radikal terör örgütünün ismi haline dönüşmüş ve bu nedenle, bazı firmalar markalarını değiştirmek zorunda kalmıştır. Aşağıda okuyacağınız yazı bu içerikte bir marka değişikliği hikayesini aktarmaktadır.

1923 yılında kurulan ve her yıl yaklaşık 5000 ton çikolata üreten Belçika menşeili “Libeert” firması çikolatalarını geçmişte “Italo Suisse” markasıyla piyasaya sürerken, geçtiğimiz yıl markasını “isis” olarak değiştirmiştir. Firma kurucusu, çikolata yapma sanatını İtalya ve İsviçre’de öğrenmiş olduğundan, bu ülkeleri onore etme amacıyla başlangıçta “Italo Suisse” markasını seçmiştir. Belirtilen bağlantı sonradan ortadan kalkmış olduğundan, “Libeert” firması geçtiğimiz yıl markasını “isis” olarak değiştirme kararını almıştır.

“Libeert” firmasının geçtiğimiz yıl yaptığı değişiklikle çikolatalarına “isis” markasını vermesinin hemen ardından, ISIS (IŞİD) terör örgütü özellikle bu yaz yükselişe geçmeye ve tüm dünyanın nefretini kazanmaya başlamıştır. Terör örgütünün yükselişe geçmesiyle paralel olarak, “Libeert” firması çikolata satışlarında büyük düşüşler yaşamaya başlamış ve aynı zamanda tüketicilerden negatif reaksiyon almıştır.

Brüksel merkezli “Libeert” firması; bahsedilen negatif tepkiler, alıcıların “isis” kelimesini bir marka olarak görmekten ziyade sadece uluslararası bir terör örgütünü simgeleyen bir isim olarak algılamaya başlaması ve satışlardaki düşüş üzerine, tüketicilerin ürünle olumsuz bir ilişki sağlamasına gerekçe olan “isis” markasını değiştirme kararı almıştır. Firmanın pazarlama müdürü “Desiree Libeert”, Reuters’e yaptığı “Pralinlerimiz ve tabletlerimiz “isis” markalı olduğu için çikolatalarımız için de “isis” ismini marka olarak seçmiştik. Eğer, aynı isimde bir terörist örgütün varlığından haberdar olsaydık bu ismi asla seçmezdik. Uluslararası müşterilerimiz, tüketicilerin markayla yalnızca negatif bağlantılar kurduklarını ifade ettiler ve bu nedenle ürünlerimizi stoklarına almak istemediler.” açıklamasıyla, firmanın markasını bir kez daha değiştirmek istemesinin (zorunda kalmasının) gerekçesini ortaya koymuştur (http://www.reuters.com/article/2014/10/23/us-belgium-chocolate-isis-idUSKCN0IC11G20141023).

Belirtilen açıklama doğrultusunda, “Libeert” firması ürünlerini bundan sonra kendi şirket ismini marka olarak kullanarak piyasaya sürme kararı almış ve “isis” markasını terk etmiştir.

“Libeert” firmasının “isis” markasını seçme ve ardından hızla terk etme hikayesi, şüphesiz tarihin en talihsiz marka seçimlerinden birisini işaret etmektedir. Yurtdışında insanların “isis” markasıyla tamamen negatif bağlantılar kurarak, terörle hiçbir bağlantısı bulunmayan bir firmayı bile markasından vazgeçmek zorunda bırakması kanaatimizce insani hassasiyetler bakımından iyi bir haber niteliğindedir. “Libeert” firması ise muhtemelen dramatik bir marka seçimi hikayesiyle ders kitaplarında ve konferanslarda uzun yıllar boyunca yerini garanti altına almıştır.

Önder Erol Ünsal

Ekim 2014

unsalonderol@gmail.com

Sert Kovboy John Wayne, Duke Üniversitesi’nin Hakkından Gelebilecek mi?

johnwayne4

 

Bloğumu oluşturmakla başlıca amacım, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) kararlarını aktarmak ve yorumlamaktı. Aylar geçtikçe A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve A.B.D. mahkeme kararlarını takip etmek bana daha ilginç gelmeye başladı ve içeriği bu yönde de geliştirmeye başladım. Birleşik Devletler’de olup bitenlerin bana ilginç gelmesinin başlıca iki nedeni var; (i) İhtilafların bir kısmı Türkiye’de karşılaşılan inceleme problemleri ile benzerlik gösteriyor, (ii) Ünlülerle veya ünlü filmlerle, müzik eserleriyle ilgili çok sayıda ihtilaf mevcut. Belirttiğim iki temel neden, beni Birleşik Devletler’de karşılaşılan ihtilaflarla ilgili daha fazla yazmaya teşvik ediyor ve doğrusunu söylemek gerekirse, Birleşik Devletler’de olup bitenler bana şu anda Avrupa’dan daha ilginç geliyor.

Bu girişten ve başlıktan da tahmin etmiş olduğunuz üzere, okumakta olduğunuz yazı gene bir ünlü ile bağlantılı ve bu ünlü efsanevi kovboy “John Wayne”.

“Duke (Dük)” lakabıyla da bilinen “John Wayne” , 1979’da ölmüş olmasına rağmen, kendim dahil olmak üzere 35-40 yaş üzeri Türk insanının zihnine kahraman bir kovboy, silahşör veya süvari subayı imajıyla kazılı durumda. Wayne’in hafızalarımızda bu denli yer etmesi muhtemelen tek kanal dönemi ve pazar sabahlarının vazgeçilmez western filmleri kuşağıyla da ilintili olsa gerek. Kendi adıma, babamın mesleği nedeniyle Türkiye’nin farklı yerlerinde taşrada geçen ve bu nedenle film izlemek için tek fırsatımın televizyon olduğu çocukluğuma dair en net hatırladığım ve özlemle andığım anlardan birisinin, ailecek izlediğimiz pazar sabahı western kuşağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

“John Wayne” çocukluğumun güzel hatıralarıyla birlikte ve özellikle süvari subayı rolleriyle zihnimde “iyilerin” tarafında bir yer edinmiş olsa da, bu yazı için hazırlık yaparken hakkında okuduğum birkaç metin, kendisiyle ilgili olumlu düşüncelerimi bir hayli değiştirdi. Bunların ilki kendisinin sıkı bir Cumhuriyetçi Parti yandaşı, Vietnam Savaşı yanlısı ve anti-komünist olması ki, bunlar çok sayıda insanda mevcut olan anlaşılabilir özellikler, dolayısıyla tek başlarına bir insanı kötü bir insan yapmaları mümkün değil. Bununla birlikte, aşağıda okuyacağınız ve John Wayne’in Mayıs 1971’de Playboy dergisine verdiği röportajda yer alan ifadeler, bir insana yönelik sempatinin kaybolması için tek başına yeterli olabilir: “Siyahlar belirli bir sorumluluk noktasına ulaşana dek eğitilene kadar, beyazların üstünlüğüne inanıyorum. Sorumsuz insanlara liderlik ve hüküm verme yetkisinin ve otoritesinin verilmesinin yerinde olmadığına inanıyorum… Bu büyük ülkeyi Amerikan yerlilerinden alarak yanlış yaptığımıza inanmıyorum… Bu ülkeyi onlardan sözde çalmış olmamız bir varoluş meselesidir. Yeni topraklara ihtiyacı olan çok sayıda insan vardı ve yerliler bu toprakları bencilce sadece kendileri için saklamak istiyordu.” Türkiye’nin içinde bulunduğu kaotik ve ırkçılığın tavan yaptığı şu günlerde, ırkçılığa göz kırpan ve belirli ırkların üstünlüğü savunan görüşleri duymak ve okumak beni rahatsız ediyor. Dolayısıyla da, bu yazıya hazırlık yaparken John Wayne’e ait bu sözleri okumak beni oldukça mutsuz etti.

Yazmak veya daha kapsayıcı bir ifadeyle üretmek, bana Türkiye’nin genel kaotik atmosferinin dışında olma hissi verdiğinden ve kendimi özgür hissetmemi sağladığından önceki paragrafı bir tarafa koyarak, yazının sınai mülkiyet haklarıyla ilgili bölümüne konsantre olmak sanırım daha yerinde olacak.

Yukarıda da belirttiğim üzere John Wayne, “The Duke” veya kısaca “Duke” lakabıyla da bilinmektedir. Bu lakabın gençlik yıllarında sahip olduğu bir köpeğin isminden kaynaklandığı söylenmektedir. John Wayne’in ailesi aktörün ölümünden sonra, Kaliforniya’da “John Wayne Enterprises” isminde bir şirket kurmuş ve aktörün lakabıyla, yani “Duke” markasıyla viski başta olmak üzere çeşitli alkollü içkileri üretmeye ve pazarlamaya başlamıştır.

dukejohnwayne2

Uyuşmazlığın diğer tarafında ise özellikle kolej basketbolu (NCAA) severlerin yakından tanıdığı “Duke Üniversitesi” yer almaktadır. North Carolina eyaletinde bulunan “Duke Üniversitesi” A.B.D.’nin seçkin ve bilinen üniversitelerinden birisidir ve özellikle basketbol takımı nedeniyle dünyanın diğer ülkelerinde de oldukça tanınmaktadır.

dukeuni

Geçtiğimiz yıl “John Wayne Enterprises” firması, “The Duke”, “Duke John Wayne” gibi markaları viskiler ve alkollü içecekler için marka olarak tescil ettirmek amacıyla A.B.D. Patent ve Marka Ofisi’ne başvuruda bulunmuştur. Firmanın önceden tescilli “Duke” markasının da bulunduğu ayrıca belirtilmelidir. Yeni başvuruların ilanına karşı “Duke Üniversitesi” itirazda bulunmuş ve tescilli markanın da iptal edilmesini talep etmiştir.

“Duke Üniversitesi”nin iddiası, “The Duke”, “Duke John Wayne” markalarının kendisiyle bağlantılı markalar olduğu izlenimine yol açması ve bu durumun tüketicileri yanıltacağı argümanıdır. Üniversite kendi politikasına uygun olarak ve “Duke Üniversitesi” markasının itibarının zedelenmesini engellemek amacıyla kendi markasıyla benzer markaların, kalitesi belirsiz ve/veya kalitesi üniversite tarafından denetlenmeyen mallara veya hizmetlere ilişkin kullanımına izin vermemektedir.

Buna karşı “John Wayne Enterprises”, “Duke Üniversitesi”nin alkollü içecekler sektörüyle bağlantısının bulunmadığını ve üniversitenin “Duke (Dük)” kelimesinin tüm mallara veya hizmetlere yönelik olarak tek sahibi olmadığını iddia etmektedir. “The Duke”, “Duke John Wayne” markalarına karşı yapılan itiraz ve hükümsüzlük talebi henüz USPTO tarafından incelenmemiştir ve talepler USPTO Temyiz Kurulu tarafından değerlendirilecektir.

USPTO itirazları henüz değerlendirmemiş olmakla birlikte, “John Wayne Enterprises” elini çabuk tutmuş ve Kaliforniya eyaletinin Santa Ana şehrindeki federal mahkemeye başvurmuştur.

“John Wayne Enterprises” mahkemede, “Duke Üniversitesi”nin marka başvurularına ve tescilli markalarına karşı harekete geçmesinin ileride kendi faaliyetlerine karşı harekete geçileceğinin sinyalini verdiğini belirtmiş ve mahkemeden kendi markalarının, “Duke Üniversitesi”nin markasına tecavüz içermediği yönünde karar vermesini talep etmiştir.

Santa Ana Mahkemesi davanın reddine karar vermiş ve ilanına itiraz edilen ve hükümsüzlüğü talep edilen markalarla ilgili kararın kendisi tarafından değil, USPTO Temyiz Kurulu tarafından verileceğini belirtmiştir. Mahkemeye göre, davacının ileride bana karşı dava açabilirler şeklinde sübjektif bir görüşü olmakla birlikte, ortada gerçek bir tehdit (dava) olmadığı sürece, USPTO’nun bu tip ihtilaflar hakkında vereceği karar yeterli olacaktır. Bu çerçevede, Santa Ana Mahkemesi, görev ve saha bakımından kendisinin yetkisiz olduğuna karar vererek davayı reddetmiştir.

Santa Ana Mahkemesi’nin yetkisizlik kararı elbette ihtilafın sona erdiği anlamına gelmemektedir ve USPTO Temyiz Kurulu’nun ilerleyen aylarda vereceği kararın beklenmesi gerekmektedir. Temyiz Kurulu’nun vereceği karar hiç şüphesiz oldukça zor bir karar olacaktır. Bir tarafta “Duke” ismiyle özdeşleşmiş “Duke Üniversitesi”, diğer tarafta birçok A.B.D. vatandaşının “Duke (Dük)” lakabıyla andığı ve hatırladığı “John Wayne” kültü. Bununla birlikte, kanaatimce “Duke Üniversitesi” alkollü içecekler ile kendi kurumsal kimliği arasında ortalama tüketicilerce ne gibi bir bağlantı kurulacağını gösteremediği sürece, üniversitenin ret ve iptal taleplerinin kabul edilmemesi olasılığı güçlenmektedir. Tabii ki, elimizde taraflarca sunulan argümanlar ve kanıtlar bulunmadığı sürece tahminlerde bulunmak pek anlamlı gözükmemektedir. Dolayısıyla, ilk etapta USPTO Temyiz Kurulu kararını beklemek yerinde olacaktır.

Temyiz Kurulu kararından haberdar olduğum anda, karara burada yer vererek, bu ilgi çekici ihtilafın sonucu sizlerle de paylaşacağım.

Önder Erol Ünsal

Ekim 2014

unsalonderol@gmail.com

Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması

eminem

 

“The New York Times”da 16 Eylül 2014’de yayınlanan habere göre (http://www.nytimes.com/aponline/2014/09/16/world/asia/ap-as-new-zealand-eminem.html?hp&action=click&pgtype=Homepage&version=WireFeed&module=pocket-region&region=pocket-region&WT.nav=pocket-region&_r=0), A.B.D.’li ünlü rap şarkıcısı “Eminem”in yayın haklarını elinde bulunduran firma, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne karşı dava açmıştır. Davanın nedeni seçimler öncesinde iktidarda bulunan “Ulusal Parti”nin seçim kampanyasında “Eminem”in ünlü “Lose Yourself” şarkısını izinsiz biçimde kullanmasıdır.

NY Times haberinde, Detroit merkezli Eight Mile Style ve Martin Affiliated isimli davacıların sözcüsü olan Joel Martin’in açıklamalarına yer verilmiştir. Martin, “Müzik yayıncılarının haklarını Yeni Zelanda’da savunmaktan sorumlu olan siyasal partinin telif haklarına bu derecede düşük saygı göstermesi hayal kırıklığı yaratmaktadır ve üzücü olduğu kadar ironiktir…Eminem’in haklarını korumak için hiç vakit kaybetmeden gerekli işlemleri yapacağız.” ifadelerine yer kullanmıştır. Buna ilaveten, zararların telafisi amacıyla Yeni Zelanda Yüksek Mahkemesi nezdinde dava açıldığı da belirtilmiştir.

Ulusal Parti tarafından yapılan açıklamada, partinin kullandığı eserin orijinalinin Los Angeles’ta yerleşik Spider Cues Music tarafından yayınlandığı ve partiye Avustralya merkezli bir tedarikçi tarafından satıldığı belirtilmiştir. Bu çerçevede parti kendisini sonuna dek savunacaktır. “Ulusal Parti, seçim kampanyasında tanıtım amacıyla kullandığı müzik parçasının herhangi bir sanatçının telif hakkıyla korunan eserine tecavüz içerdiği iddialarını tamamen reddetmektedir.” Bununla birlikte, Ulusal Parti, seçimlerden iki hafta önce anlaşmazlık konusu müzik parçasını kullanmayacağını belirtmiştir.

Davanın ne şekilde gelişeceğini şu andan tahmin etmek zor olsa da, sivri dilli rapçi Eminem’in bir sonraki albümünde Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nden bir iki satırla da olsa bahsedebileceğini düşünebiliriz.

Youtube’da yaptığım aramada, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nin seçim kampanyasında kullandığı videonun silinmiş olduğunu tespit ettim, gene de merak eden okurların şarkının kullanım biçimi hakkında fikir elde etmesi amacıyla, konu hakkında yapılan – ve seçim kampanyasında kullanılan reklamı da içeren – bir haber videosunu ve şarkının orijinal halini paylaşıyorum.

Bu arada merak edenler için, 20 Eylül 2014’de gerçekleşen seçimin sonucunda, Ulusal Parti’nin oyların %48’ini alarak seçimden birinci parti olarak çıktığını da belirtelim.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2014

unsalonderol@gmail.com

Fare Kulakları İhtilafı! “Deadmau5” v. “Disney” – Yeni Bir “Celebrity Deathmatch”

deadmau5

Eğlence ve animasyon devi “Disney”, hiç şüphesiz fikri ve sınai mülkiyet haklarını, dünya genelinde en agresif biçimde koruyan firmalardan birisidir. Agresif koruma stratejisi pahalı hukuk bürolarını kiralamaya yetecek bütçe ve uzun davalara ayrılabilecek zamanın bolluğu ile birleştiğinde, görece küçük davalı firmalar genellikle Disney karşısında direnememektedir. Ancak, görülen şu ki, geçtiğimiz ay karşılaştığı rakip Disney’i bir hayli uğraştıracak ve kolayca pes etmeyecek.

Elektronik müzikle uğraşan 33 yaşındaki Kanadalı DJ “Deadmau5” yaklaşık 10 yıldan bu yana performanslarında aşağıda görebileceğiniz fare kulaklarına sahip başlığı kullanmaktadır.

deadmau5.2

 

deadmau5.3

 

Geçen zaman içerisinde Deadmau5’ı simgeleyen bir sembol haline gelen bu başlık, Birleşik Krallık, İrlanda, Japonya ve Almanya dahil olmak üzere 30’a yakın ülkede Deadmau5 adına tescilli bir markadır. Buna karşın, Deadmau5’ın bu şekli A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO)’nde marka olarak tescil ettirmek için başvuruda bulunması Disney’le ihtilafı başlatan adım olmuştur. Başvuru kapsamında bisikletler, oyuncaklar, gıdalar, elektronik ürünler, çantalar, içecekler, eğlence hizmetleri başta olmak üzere çok sayıda mal ve hizmet bulunmaktadır. Disney, bu başvuruya karşın yaklaşık 171 sayfadan oluşan bir itiraz dilekçesi sunmuş ve başvurunun kendisine ait Mickey Mouse kulakları markalarına benzerliğini gerekçe göstererek başvurunun reddedilmesini talep etmiştir.

Deadmau5, yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu itiraza karşı sessiz kalmamıştır. Deadmau5’ın avukatı, markayı 10 yılı aşkın süredir kullanmalarına rağmen, Disney’in neden şimdi harekete geçtiğini anlayamadıklarını belirtmiştir. Deadmau5’ın kişisel tepkisi ise twitter üzerinden daha sert niteliktedir. Deadmau5 tweetlerinde “Disney, sizlerin tanınmış bir elektronik müzisyenle, bir çizgi fareyi karıştırabileceğinizi düşünüyor. Bu sizleri ne denli aptal yerine koyduklarını göstermektedir.” ve “Avukatlarını topla Disney.” ifadelerine ve bir takipçisine verdiği yanıtta “Üzgünüm. Bir saçmalık nedeniyle paraya aç bir şirketin altına yatacak küçük bir kaltak değilim.” ifadesine yer vererek hukuki savaşa bilenmiş olduğunu göstermektedir.

deadmau5.4

Disney avukatları ise iddialarında “Deadmau5’ın kullandığı fare kulaklarının görünüm, çağrışım ve bütün olarak oluşturdukları izlenim itibarıyla Disney’in ikonik fare kulakları ile neredeyse aynı olduğunu öne sürmekte ve bu nedenle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceğini ifade etmektedir.

Deadmau5, savunma pozisyonunda kalmakla yetinmemiş ve Disney’e karşı yeni bir ihtilaf başlatarak, bu kez kendisi Disney’in tecavüzünün giderilmesini talep etmiştir. Deadmau5 kendisine ait “Ghosts ‘n’ Stuff” şarkısından bölümlerin, Disney internet sitesinde Mickey Mouse’un rol aldığı bir videoda kendisinden izinsiz biçimde kullanıldığını öne sürerek, Disney’in kendisine ait telif haklarını ve iki tescilli markadan kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini belirtmiştir. Buna karşılık Disney videoyu internet sitesinden kaldırmış, ancak videonun usulüne uygun biçimde lisanslanmış olduğunu iddia etmiştir. Bu hamleden de anlaşılabileceği üzere, Deadmau5, Disney’e karşı sessiz kalmak yerine (şimdilik) mücadeleyi tercih etmiş gibi gözükmektedir.

USPTO’nun itiraz hakkında nasıl bir karar vereceği şimdilik belli olmamakla birlikte, Deadmau5’ın savaş baltalarını çıkartmış olması ve Disney’e karşı meydanı kolayca terk etmemesi, tersine Disney’e meydan okuması, onun bir kahraman(!) gibi görünmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte, twitter üzerinde yapılan kahramanlıkların ve şimdiden celebrity deathmatch (ünlülerin hayali ölümüne kavgalarını konu alan bir MTV animasyonu) havasına bürünen bu hukuki ihtilafın magazinel niteliğinin USPTO kararını çok da etkilemeyeceği görüşündeyim. Birkaç ay içerisinde itiraz sonuçlandığında tekrar bu ihtilafa döneceğimden, yazıyı virgülle bitirmek daha yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Eylül 2014

unsalonderol@gmail.com

Kara Şövalye Engellere Rağmen Yükselmeye Devam Ediyor! Sinema Filmindeki Kurgusal Marka Kullanımı Tescilli Marka Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? A.B.D.’nde “Clean Slate” Davası

darkknight

 

Marka hukukuna ilişkin kavramların güncel yaşama ilişkin popüler medya öğeleriyle, özellikle sinema ve müzik alanlarıyla birlikte harmanlandığı uyuşmazlık ve davalar, marka incelemesini kimi zaman daha keyifle takip edilebilir hale getirebiliyor. Kendi açımdan son günlerde en zevkle takip ettiğim ve okuduğum marka hukuku ihtilafı, Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen “Clean Slate” davası oldu.

“Clean Slate” davasını ilgi çekici hale getiren ayrıntı davanın konusu olduğu kadar, davanın oldukça popüler “Kara Şövalye Yükseliyor (The Dark Knight Rises)” filmine ve dolayısıyla süper kahraman “Batman”e ilişkin olmasıydı. Muhtemelen tüm okurların izlediği veya en azından hakkında bilgi sahibi olduğu “Kara Şövalye Yükseliyor”, Christopher Nolan’ın “Batman” üçlemesinin 2012 yılında çekilen son filmidir ve tüm dünyada büyük ilgi toplamıştır. Filmin konusunu hatırlatmak gerekirse; Gotham City son 8 yıldır bayağı sakindir ve Batman bu süre boyunca ortada gözükmemektedir, ta ki azılı suçlu Bane ortaya çıkana ve Gotham City’i tekrardan terör ve korkuya boğana kadar. Milyarder Bruce Wayne yani Batman bunun üzerine sevdiği şehri tekrar kurtarmaya karar verir ve burada belirtmeyeceğimiz nice iç hesaplaşma ve çaba sonucunda, bir dönem kendisine ihanet ederek Bane’le işbirliği yapan Catwoman (Kedi Kadın)’ın da desteğiyle Bane’le mücadeleye girişir. Sonunda da genellikle olduğu gibi iyiler kazanır.

Filmde, Batman’le işbirliği yaparak iyilerin tarafında yer almayı tercih eden Catwoman aslında bir suçludur ve hırsızlıkta uzmanlaşmıştır. Filmdeki baş kötü Bane, hizmetleri karşılığında Catwoman’a “Rykin Data Corporation” tarafından geliştirilmiş “Clean Slate” ismindeki bir yazılımı kullanmayı ve bu yolla Catwoman’ın tüm dünyadaki suç kayıtlarını silmeyi önerir. Bu teklifi kabul eden Catwoman kendisinden istenenleri yapar, ancak sonrasında kendisine “Clean Slate” yazılımının olmadığı söylenir ve ödülünü alamaz. Sonrasında Catwoman, Bane’in Gotham City’i nükleer bomba ile yok etme planından haberdar olur ve taraf değiştirerek iyilerin yani Batman’in safına geçer. Batman yani Bruce Wayne, Catwoman’a yardımları karşılığında, “Clean Slate” yazılımını verir (Batman bu yazılımı ele geçirmiş ve saklamıştır). Filmin sonunda, Catwoman’ı gerçek kimliğiyle yani Selina Kyle olarak, Batman’ın gerçek kimliğiyle yani Bruce Wayne’le Floransa’da yemek yerken görürüz ve anlarız ki Catwoman, “Clean Slate” yazılımını kullanmış ve tüm dünyadaki suç kaydını silerek, gerçek kimliğiyle normal bir yaşam sürmeye başlamıştır.

Filmin öyküsünü ve “Clean Slate” teriminin filmde ne şekilde kullanıldığını aktardıktan sonra, uyarı vermeden filmin sonunu söylediğimiz için, filmi henüz izlemeyenlerden özür dilemek yerinde olacaktır. Şöyle ki, okuyuculara ilginç ve belki komik gelecek olsa da, filmin sonu mahkeme kararında bile “Spoiler Alert” uyarısıyla birlikte verilmiştir. (karar için bkz. http://iplaw.hllaw.com/uploads/file/177475.PDF, “spoiler alert” kararın 4. sayfasında görülebilir.)

Davaya ve davanın marka hukukuyla bağlantısına geçmeden önce, “Clean Slate” teriminin sözlük anlamının verilmesi de yerinde olacaktır. “Clean Slate” terim olarak “Yeni Bir Başlangıç”, “Yeni Bir Sayfa”, “Temiz Bir Sayfa” anlamlarına gelmektedir ve yeni başlangıçları işaret etmek için sıklıkla kullanılan bir terim niteliğindedir.

Tüm bunlara ilaveten, film pazarlanırken, filmde geçen “Clean Slate” yazılımının kurgusal sahibi “Rykin Data Corporation”la bağlantı kurulmasını sağlayacak iki web sitesi kurulmuştur. Bu web sitelerinde “Clean Slate” hacking yazılımına ilişkin bilgi ve kurgusal bir patent belgesi yer almaktadır. Web sitelerinde satın alma veya yüklemeye konu olabilecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır, bir diğer deyişle web siteleri kurgusal Gotham City evreninin bir yansıması niteliğindedir.

Yazının sinema filmi özeti kıvamındaki kısımlarını bitirerek, filmin hangi gerekçeyle bir marka ihtilafına konu olduğu açıklayacak olursak:

Filmin yayına girmesinin ardından “Fortres Grand Corporation” isminde bir firma marka haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle “Kara Şövalye Yükseliyor” filminin yapımcısı “Warner Bros Entertainment Inc.” firmasına karşı dava açar.

“Fortres Grand Corporation”, Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO)’nde tescilli “Clean Slate” markasının sahibidir ve marka “Yeniden başlatmanın ardından bilgisayarları orijinal ayarlarına döndürerek bilgisayar sürücüsünün temizlenmesini sağlayan kamuya açık bilgisayarları koruma amaçlı bilgisayar yazılımı.” için tescillidir. Bu yazılım, kamu erişimine açık bilgisayarlarda (okullar, hastaneler, internet cafeler, vb. yerlerde kullanılan bilgisayarlar örnek olarak verilebilir) kullanıcılar tarafından yapılan değişiklikleri her yeniden başlatmada temizleyerek, bu bilgisayarların düzgün ve sorunsuz çalışmasını sağlama amaçlıdır. “Fortres Grand Corporation”, “Clean Slate” yazılımını piyasada kullanmaktadır ve bu ürünüyle piyasada güven kazanmıştır.

“Fortres Grand Corporation”, “Kara Şövalye Yükseliyor” filminin gösterime girmesinin ardından kendisine ait “Clean Slate” yazılımının satış miktarında çok hızlı bir düşüş olduğunu ifade etmektedir. “Fortres Grand Corporation”a göre, bu düşüşün nedeni “Kara Şövalye Yükseliyor” filminde kendisine ait “Clean Slate” markasının kullanımıdır. Davacıya göre, “Clean Slate” ibaresinin filmdeki kullanım biçimi tüketicilerin yazılımın yasadışı veya düzmece olduğunu düşünmesine yol açmıştır. “Fortres Grand Corporation”, filmde “Clean Slate” ibaresinin kullanımının kendisine ait markaya tecavüz teşkil ettiği görüşündedir ve filmdeki kullanım biçiminin kendisine ait markayla karıştırılma ihtimaline yol açabileceğini ifade etmektedir. İlk Derece Mahkemesinin davayı reddetmesinin ardından, “Fortres Grand Corporation” kararı temyiz eder ve dava Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi (7. Çevre) tarafından görülür.

Temyiz Mahkemesi’nin davaya ilişkin değerlendirmeleri ve kararı takip eden biçimdedir:

Temyiz Mahkemesi’ne göre, “Fortres Grand Corporation”ın iddialarının tamamı, filmdeki kullanım biçimi ile davacı markasının karıştırılacağı iddiasına dayanmaktadır ve dolayısıyla, esasen bu iddia incelenmelidir. Davacı, “havada kalmış” klasik karıştırılma olasılığı (davacıya ait mallarla davalıya ait malların karıştırılacağı) iddiasına değil, kaynak konusunda karıştırılma iddiasına dayanmaktadır. Burada kullanılan kaynak konusunda karıştırılma terimi, yalnızca ticari kaynak nedeniyle bağlantı kurulması ihtimalini değil, aynı zamanda sponsorluk veya rıza üzerine kullanım gibi bağlantılar kurulması nedeniyle karıştırılma ihtimalini de kapsamaktadır.

“Fortres Grand Corporation”, kaynak konusunda karıştırılma iddiasını “tersine karıştırılma (reverse confusion)” teorisine dayandırmaktadır. A.B.D. mahkemelerinin kabul ettiği “tersine karıştırılma” teorisinde, önceki tarihli tescil sahibine (önceki kullanıcı) ait malların veya hizmetlerin, sonraki tarihte kullanıma başlayan kullanıcıya (sonraki kullanıcı) ait mallar veya hizmetler oldukları zannıyla alımı söz konusudur. Bu tip durumlar, sonraki kullanıcının piyasaya çok hızlı ve yoğun biçimde girerek kısa sürede bilinir bir marka hale geldiği ve bu yolla daha küçük ölçekteki önceki kullanıcıyı piyasada bastırdığı hallerde ortaya çıkabilir. “Tersine karıştırılma” durumunda ortaya çıkabilecek zarar, önceki kullanıcının markasının değerini, ürününün kimliğini, ürünün üzerindeki kontrolünü, ticari itibarını veya ününü kaybetmesi ve yeni piyasalara girme kabiliyetinin ortadan kalkmasıdır. Bu çerçevede, davacının tersine karıştırılma iddiasında başarılı olabilmesi için; davalı “Warner Bros Entertainment Inc.”in “Kara Şövalye Yükseliyor” filminde “Clean Slate” ibaresini “hacking yazılımı”nın ismi olarak kullanımı nedeniyle, tüketicilerin, davacı “Fortres Grand Corporation” ait “Clean Slate” yazılımının, davalı “Warner Bros Entertainment Inc.”e ait veya bu firmayla veya bu firmanın sponsorluğunda piyasaya sürülen bir ürün olduğu algısına kapıldığını, bu yolla tüketiciler açısından karıştırılmanın ortaya çıktığını makul kanıtlarla göstermesi gerekmektedir.

Temyiz Mahkemesi, değerlendirmeye geçmeden önce, içtihat bakımından durumu özetlemiş ve benzer durumlarda, yani önceki marka sahibinin markasının, sonraki kullanıcının sinema filminde kullanması halindeki ihtilafları kıyaslamıştır. Buna göre, önceden görülen bir davada (Davis. v. Walt Disney) önceki marka ile Disney’in filmine ilişkin sunulan hizmetler arasındaki ihtilaf değerlendirilmiş; bir diğer davada (Ocean Bio-Chem, Inc. v. Turner Netwok Television, Inc.) ise önceki hak sahibinin markasıyla sonraki kullanıcının sinema filmi arasındaki ihtilaf karara bağlanmıştır. Buna karşın, incelenen davada olduğu gibi, önceki hak sahibinin markasıyla, sonraki kullanıcının sinema filminde yer alan kurgusal bir ürün arasındaki ihtilafın değerlendirildiği bir davaya rastlanılmamıştır.

Yüksek Mahkeme içtihadı ise, ticari kaynak, sponsorluk ve rıza gösterme anlamındaki karıştırılmanın piyasada satışa sürülen somut mallara (tangible goods) ilişkin olması gerektiğini göstermektedir.

Doğrudan karıştırılma ihtimalinde, mahkemeler, sonraki kullanıcının filminde önceki hak sahibinin markasının kullanımına bakarak tecavüzün olup olmadığına karar vereceklerdir. Buna karşın, tersine karıştırılma ihtimalinde durum bu denli açık değildir. Şöyle ki, tersine karıştırılma ihtimalinde, karıştırılma sonraki kullanıcının somut ürününe ilişkin olarak ticari kaynak, sponsorluk, rıza gösterme açılarından bağlantı kurulmasıyla ilgilidir. İncelenen vakada, sonraki kullanıcının somut bir ürünü bulunmadığından, tersine iddia sinema filmindeki kurgusal kullanıma ilişkin olduğundan, önceki hak sahibinin markasıyla, sonraki kullanıcının filmindeki kullanımın ne şekilde karşılaştırılabileceği açık değildir. Bu çerçevede, Temyiz Mahkemesi, sonraki kullanıcının somut ürününün sinema filmi olduğunu kabul etmiş ve malların benzerliği iddiasını buna göre incelemiştir. İncelemede, filmin reklamı için oluşturulan “Rykin Data” web siteleri de somut ürünün reklamına ilişkin unsurlar olarak dikkate alınmıştır.

Mahkemeye göre, sinema filmleri ile masaüstü yönetim yazılımları farklı mallar olmakla birlikte, malların farklı olması, karıştırılma olasılığı incelemesinde malların benzerliği değerlendirilirken tek başına etkili değildir. Bu incelemede esas soru, inceleme konusu malların kamunun ilgili kesimi tarafından tek bir kaynaktan geldikleri yönünde bir algıya konu olup olmayacaklarıdır. Markalar, tüketicilerin zihninde tek bir üreticinin malları ürettiği olasılığını ortaya çıkarabilecek mallar üzerinde kullanılmışsa, tecavüz ortaya çıkabilecektir.

Temyiz Mahkemesi’nin daha önce incelediği bir davada, önceki marka sahibi McGraw-Edison “TRON” markalı elektrik sigortaları üretirken, sonraki kullanıcı Disney, “TRON” isimli bir filmin ardından piyasaya bu markayı taşıyan video oyunları, oyuncaklar ve lisanslı telefonlar sürmüştür. Söz konusu davada, “TRON” markası piyasaya sürülen ürünler üzerinde kullanılmış ve Mahkeme, pratik elektrik ürünlerinin, eğlence amaçlı elektrikli ürünlerle aynı kaynaktan geldiklerinin kabul edilebileceğini belirtmiş, ürünlerin her ikisinin de “TRON” markasını taşımaları durumunda markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği sonucuna ulaşmıştır.

Bununla birlikte, incelenen davada, “TRON” davasında olduğu gibi sonraki kullanıcı tarafından kullanılan gerçek ürünler söz konusu değildir. Davacının iddiaları markanın sinema filminde ve kurgusal ürünün reklamı amaçlı iki web sitesinde kullanımına dayanmaktadır. “Fortres Grand Corporation”, davalı “Warner Bros”un video oyunları sattığını öne sürse de, bu ürünler üzerinde “Clean Slate” markasının kullanıldığını ispatlamamıştır. Bu durumda, karşılaştırılabilir yegane ürünler, davacının yazılımları ile davalının sinema filmidir ve bu ürünler oldukça farklıdır. “Fortres Grand Corporation”, yazılımlar ile sinema filmleri ürünlerinin, kamunun ilgili kesiminde tek bir kaynaktan geldikleri yönünde algı yaratacaklarını gösterebilecek nitelikte kanıtlar sunmamış durumdadır.

Bu tespitlerin ardından, Temyiz Mahkemesi, davacı markası ile davalı kullanımını, karıştırılma olasılığının belirlenmesinde kullanılan diğer faktörler bakımından da değerlendirmiş ve fiili karıştırılmaya ilişkin gerçekçi kanıtların sunulmamasını esas alarak, karıştırılmanın olası olmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, bu sonuca ulaşırken, “Yeni Bir Başlangıç” anlamına gelen “Clean Slate” ibaresinin filmdeki kullanımının, suçluların suç kayıtlarını silerek yeni bir başlangıca imkan veren tanımlayıcı bir kullanım olmasını da dikkate almıştır. Tersine karıştırılma teorisinin kullanıldığı önceki bir davada belirtildiği üzere, “Tersine karıştırılma vakalarında, sonraki kullanıcının ürünleri üzerinde kullanılan markanın söz konusu ürünlere ilişkin ayırt edici gücünün dikkate alınması daha da önem kazanmaktadır.”.

Son olarak, “Fortres Grand Corporation”ın internette yapılan sohbetlerde “Clean Slate” yazılımına ilişkin görüşleri öne sürerek yaptığı değerlendirme irdelenmiştir. Davacıya göre, internette çok sayıda kişi filmdeki “Clean Slate” yazılımının gerçek olup olmadığı veya filmdeki gibi çalışıp çalışmadığını konuşmaktadır ve bu durum fiili karıştırılmaya delil teşkil etmektedir. Buna karşın, Temyiz Mahkemesi’ne göre, böyle bir durum ancak tüketicilerin davacının yazılımının bir hacking programı olduğunu düşündüklerini gösterebilir ve bu, kaynağa ilişkin tersine karıştırılmayı işaret eden bir hal değildir. Bu farazi ve alışılmadık derecede saf (ahmak) tüketiciler her kimse, bu tüketicilerin davacının Warner Bros. lisansıyla şeytani bir hacking programı sattığı biçiminde bir yanılgıya düştüğü, davacı tarafından makul biçimde ispatlanamamıştır. Anlaşıldığı kadarıyla, davacının asıl iddiası, davalı “Warner Bros.”un markayı kullanımının, davacının “Clean Slate” markasının yasadışı bir yazılımla bağdaştırılması suretiyle, davacı markasının itibarına zarar vermesidir. Ancak, bu tür zarar sadece üne sahip markalar bakımından “sulandırma (dilution)” doktrini çerçevesinde ortaya çıkabilir ve davacının öne sürdüğü “tersine karıştırılma” – “bağlantılı mallar” gibi doktrinler yoluyla, sulandırma doktrini çerçevesinde sağlanan korumanın üne sahip olmayan markalara genişletilmesi mümkün değildir. Bir diğer deyişle davacı markası üne sahip, bilinir, tanınmış bir marka olmadığından, bu markanın sulandırma doktrini çerçevesinde sağlanan korumadan yararlanması ve davacı markasının itibarına zarar verildiği argümanına dayanılması mümkün değildir.

Davacının elle tutulur tek argümanı, davacı markası ile davalı kullanımına konu markanın benzer oldukları iddiasıdır. Markalar benzer olsa da, karıştırılmayı ortaya çıkaracak diğer faktörlerin eksikliği veya zayıflığı nedeniyle Temyiz Mahkemesi’ne göre, davacı markası ile davalı kullanımı arasında karıştırılma ihtimali söz konusu olmayacaktır. Bu çerçevede, Temyiz Mahkemesi’ne göre, davacı “Fortres Grand Corporation”, kendi markasıyla davalı kullanımı arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceğini makul bir biçimde ispatlayamamış durumdadır ve bu nedenle marka hakkına tecavüz iddiasının reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararı yerindedir. Sonuç olarak, davacı “Fortres Grand Corporation”ın marka hakkına tecavüz iddiasının reddedilmesine karar verilmiştir.

Oldukça uzun ve detaylı biçimde aktarmaya gayret ettiğim karar, kendi açımdan “tersine karıştırılma” doktrinin tartışılması ve bir sinema filminde kullanılan kurgusal bir ürünle gerçek dünyaya ait fiili kullanımı bulunan bir ürünün benzerliğinin tartışılması bakımında oldukça ilgi çekici niteliktedir. Elbette, bu tartışmanın modern bir kült seri olarak adlandırılabilecek Christopher Nolan’ın Batman üçlemesinin “Kara Şövalye Yükseliyor” filmine ilişkin olması kararı daha da ilginç kılmaktadır. Tüm bunlara ilaveten, Temyiz Mahkemesi’nin kararında ısrarla gerçek karıştırılmanın önemine vurgu yapması ve davacının kurgusal düzeyde kalan karıştırılma iddiaları ile bir anlamda dalga geçerek, “bu farazi ve alışılmadık derecede saf (ahmak) tüketiciler her kimse…” tabirini kullanması benim için özellikle dikkat çekici olmuştur. Şöyle ki, Türkiye’de bilirkişi raporları ve bu raporlar esas alınarak verilen kararlar sonucunda, neredeyse her markayı ve her malı ve/veya hizmeti birbiriyle benzer bulan ve karıştıran sıradışı bir tüketici profili ortaya çıkmıştır ve gerçek yaşamda nerede yaşadıkları bilinmeyen bu tüketici profilinin varsayılan bakış açısı marka hukuku uygulamasının temelini oluşturmaya başlamıştır. Bu enteresan konunun ise başka bir yazıda değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

Sabrederek bu uzun yazıyı okuyanlara, “Kara Şövalye Yükseliyor”daki en favori sahnemle, yani kuyu biçimindeki hapishaneden kaçış sahnesiyle teşekkür etmek istiyorum.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2014

unsalonderol@gmail.com

Sigara Ambalajlarına İlişkin Tek Tip Paketleme (Plain Packaging) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Tescilli Marka Haklarıyla Bağlantısı

plainpackaging.görsel

Sigara kullanımına ilişkin yasaklayıcı ve kısıtlayıcı devlet projeleri ve kampanyaları son yıllarda tüm dünyada yaygınlaşmıştır. Türkiye’de de yaşadığımız yasaklayıcı kampanyaların kapsamı genişledikçe, kısıtlama ve yasakların hukuki boyutu da tartışma konusu olmaktadır. Kısaca, sigara karşıtı devlet kampanyaları artık sadece sigara kullanımının kısıtlanması bağlamında değil insan hakları ve özgürlükleri boyutunda da tartışılmaktadır.

IPR Gezgini, fikri ve sınai haklar ve bunların korunması alanında yayın yapan bir site olduğundan, bu yazıda devlet eliyle yürütülen sigara karşıtı proje ve kampanyaların, tescilli marka haklarıyla çatıştığı bir alan olduğu iddia edilen “plain packaging” uygulaması ve kavram açıklanmaya çalışılacak ve bu uygulamanın hangi açıdan tescilli marka haklarıyla çatıştığı değerlendirilecektir.

Başlangıç olarak “plain packaging” kavramını tanımlamak ve terimin yazıda hangi Türkçe karşılıkla anılacağını belirlemek yerinde olacaktır.

“Plain packaging” en basit şekilde, farklı markalarda olsalar da, tüm sigara paketlerinin tek tip hale getirilmesi olarak tanımlanabilir. Uygulama doğrultusunda, üreticiler paket üzerinde sigaraların markalarına, sadece kelime markası olarak ve izin verilen tek tip ölçü, font ve alanı kullanarak yer verebilecektir. Paketin kalan kısmı boş kalacak veya sağlık uyarılarıyla (yazı, resim, fotoğraf, sigarının zararlarına ilişkin bilgi, vb.) doldurulacaktır. Paketlerin tek tip hale getirilmesi, sigara paketleri üzerindeki logolar, şekil markaları, renkler dahil olmak üzere tüm ayırt edici unsurların kaldırılmasını kapsamaktadır. Paketlerin tek tip hale getirilmesi, paket üzerindeki markaların ve ayırt edici işaretlerin kaldırılması ile sınırlı değildir, paketlerin boyutları, kapakları, açılış biçimleri, dokuları, vb. tüm bileşenlerini de kapsamaktadır.

“Plain packaging” teriminin üzerinde uzlaşılmış bir Türkçe karşılığına rastlanılmamış olmakla birlikte, terimin çeşitli yerlerde “düz paketleme, kara paketleme, standart paketleme, tek tip paketleme” olarak anıldığı görülmüştür. Bu terimler arasından, “tek tip paketleme” daha doğru bir tanım olarak gözüktüğü için, “plain packaging” kavramını yazı boyunca “tek tip paketleme” olarak anacağız.

Sigaralara ilişkin tek tip paketleme önerileri 1990’lı yıllardan itibaren farklı ülkelerde tartışılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, tek tip paketlemeyi kanunlaştıran ilk ülke 2012 yılında Avustralya olmuştur. Avustralya yasalarına göre, Aralık 2012’den itibaren piyasaya sürülen tüm sigara paketleri tek tiptir. Avustralya’nın ardından, benzer içerikte yasal düzenlemeler, Avrupa Birliği ülkelerinden bazıları dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde gündeme gelmiştir. İrlanda hükümeti bu konuda bir düzenleme yapma niyetinde olduğunu ifade etmiştir ve çeşitli ülkelerde de konu aktif biçimde tartışılmaktadır. Buna karşın, çok uluslu sigara devlerinin ve bunları destekleyen çeşitli lobilerin de tek tip paketlemeye karşı aktif bir kampanya yürüttükleri ve uygulamanın daha fazla ülkede kanunlaşmasını engellemeye çalıştıkları da ifade edilmelidir.

Avustralya’da tek tip paketleme kanununun kabul edilmesi bu kanuna karşı mücadelenin sonu olmamış, ancak kanuna karşı açılan dava Avustralya Yüksek Mahkemesi tarafından hükümet lehine karara bağlanmıştır. Buna ilaveten, Ukrayna, tek tip paketleme yasasının TRIPS ve GATT hükümlerine aykırılık içermesini gerekçe göstererek Avustralya’yı Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’ne şikayet etmiştir. Şikayetin, WTO tarafından incelenmesi amacıyla bir panel oluşturulmuştur ve çok sayıda ülke panele katılma isteklerini beyan etmiştir. Panel henüz ihtilafı incelememiştir. (Ayrıntılı bilgi için, bkz. http://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds434_e.htm)

Sigaralara ilişkin tek tip ambalajlama projesine karşı öne sürülen argümanlardan birisi, uygulamanın marka haklarına ve mülkiyet hakkına aykırı olduğu iddiasıdır. Bu yazıda belirtilen argümanlar açıklanmaya gayret edilecektir.

Tek tip ambalajlama karşıtlarının görüşlerine göre, tek tip ambalajlama, tescilli markalardan kaynaklanan hakların ortadan kaldırılması ve bu haliyle marka sahiplerinin yasal haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.

Topluluk Marka Direktifi veya Tüzüğü esas alınarak ifade edilecek olursa, tescilli markaların sahiplerine münhasır haklar sağladığı açıktır. Buna ilaveten, ilgili mevzuatta bir işaretin mutlak veya nispi ret nedenleri çerçevesinde reddedilmesi veya hükümsüz kılınması gerekmediği sürece marka olabileceği de belirtilmiştir. Ek olarak, markanın asli işlevinin bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlamak olduğu da ortadadır. Bu hükümler esas alındığında, tek tip ambalajlama karşıtlarına göre, tek tip ambalajlamanın kabul edilmesi markanın ayırt edicilik işlevinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Şöyle ki, birçok sigara markası renk, şekil veya logolarıyla birlikte tescil edilmiş ve bu halleriyle kullanılarak tüketicilerce bir firmayla özdeşleştirilmiş hale gelmiştir. Tek tip ambalajlama çerçevesinde, sigara paketlerinde renk, logo, şekil gibi unsurların ortadan kaldırılması gündeme geldiğinde, marka sahiplerinin tescilli markalarını tescil ettirdikleri haliyle kullanmaları ve dolayısıyla kanuni hakları engellenecektir. Markaların tescil edildikleri halleriyle kullanılmalarının engellenmesi ise tescilli markanın sağladığı münhasır hakların ve markanın ayırt edicilik işlevinin ortadan kaldırılması ile eş anlamlıdır. Buna ek olarak, renkler ve şekiller marka olabilecek işaretler arasında sayılmışken, bunların başka bir düzenlemeyle (tek tip paketleme düzenlemesi ile) marka olarak kullanımının engellenmesi, marka oluşturabilecek işaretler sayılarak yapılan ve mevzuatta yer alan marka tanımının ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir ve tek tip paketleme düzenlemesi bu anlamda da hukuka aykırıdır.

Kısaca, tek tip ambalajlama karşıtları, marka sahiplerinin tescilli markalarından kaynaklanan haklarının tek tip ambalajlama ile ihlal edileceği görüşündedir.

Sigara markası sahiplerinin, tek tip ambalajlamaya hukuken karşı duruşunun bir diğer gerekçesi ise Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’nü kuran uluslararası anlaşmalardan kaynaklanmaktadır. Tek tip ambalajlamanın Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşması’na aykırı olduğunu öne süren sigara markası sahipleri, genel olarak takip eden argümanlara dayanmaktadır:

(i) Tek tip ambalajlama, TRIPS madde 20’de yer alan “Bir markanın ticaretin seyri içinde kullanılması, bir başka marka ile birlikte kullanma, özel bir biçimde kullanma veya bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırma özelliğine zarar verecek şekilde kullanma gibi özel koşullarla haksız yere engellenmeyecektir.” hükmünün ihlali anlamına gelmektedir. Şöyle ki, TRIPS anlaşmasının hükümlerinde ve genel ruhunda, marka haklarına ilişkin olarak sigaraya veya daha genel ifadelerle sağlığa yönelik bir istisna tanımlanmamıştır. Bu haliyle, tek tip ambalajlamayla marka haklarının kullanılmasına getirilecek kısıtlamalar TRIPS hükümlerinin ihlaliyle eş anlamlı olacaktır.

(ii) Korunabilir markalar konusunu düzenleyen TRIPS madde 15(1) “Bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayıran herhangi bir işaret veya işaret kombinasyonu bir marka oluşturabilecektir. Bu tür işaretler, özellikle kişisel adları, harfleri, sayıları, mecazi unsurları içeren sözcükler, renk kombinasyonları ve bu tür işaret kombinasyonları, marka olarak tescil edilmek için uygun addedilecektir…” hükmünü içerdiğinden, tek tip ambalajlama ile getirilen kullanıma ilişkin sınırlamalar, bu hükmün kapsamının daraltılması anlamına gelecektir.

(iii) TRIPS madde 15(4) “Uygulanacak mal veya hizmetlerin niteliği markanın tesciline hiçbir şekilde engel oluşturmayacaktır.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm gereğince, malların ve hizmetlerin niteliği bunların tescil edilebilirliğini etkilemeyecek ve malların ve hizmetlerin niteliği nedeniyle marka başvuruları reddedilmeyecektir. Sigara şirketlerine göre, tek tip ambalajlamaya yönelik mevzuat, malların (sigara) niteliği nedeniyle tescilli markaların tescil edildikleri haliyle kullanımına engel teşkil edeceğinden, TRIPS madde 15(4)’ün ihlali olarak görülmelidir.

(iv) TRIPS madde 16, tescilli marka sahiplerine verilen hakları düzenlemektedir. Tescilli marka sahiplerinin markalarını kullanım biçimlerinin, tek tip ambalajlama mevzuatı ile sınırlanması, marka sahiplerinin markalarını tescil ettirdikleri biçimde kullanmalarını engelleyecek ve marka korumasının kapsamını daraltacaktır. Dolayısıyla, tek tip ambalajlama mevzuatı TRIPS madde 16’ya da aykırı niteliktedir.

Sigara şirketleri, tek tip ambalajlamanın Sınai Mülkiyetin Korunması için Paris Sözleşmesi’nin birinci mükerrer 10 uncu maddesine de aykırı olduğu görüşündedir. Belirtilen madde, “Bir rakibin ticarethanesini, ürünlerini veya sınai veya ticari faaliyeti ile herhangi bir vasıtaya başvurularak bir karışıklığa yer verecek bütün her türlü olaylar”ın yasaklanacağı hükmünü içermektedir. Sigara şirketlerine göre, tek tip ambalajlama mevzuatı, tescilli markaların kelime unsuru dışındaki tüm ayırt edici unsurlarını ortadan kaldıracağından ve kelime unsuruna da sadece belirlenen ölçü ve fontlar dahilinde izin vereceğinden, markaların ayırt edici özellikleri ortadan kaldırılacak ve bu yolla tütün ürünlerinin tüketicileri alım sırasında ciddi karıştırma riskiyle karşı karşıya bırakılacaktır. Sigara şirketlerine göre bu durum Paris Sözleşmesi üyesi ülkelerin sözleşmeden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmeyecekleri anlamına gelmektedir.

Tek tip ambalajlamaya yöneltilen bir diğer eleştiri ise daha genel niteliktedir ve uygulamanın İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu savunmaktadır.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1. Protokol’ün 1 inci maddesi, Mülkiyetin Korunması başlığını taşımakta ve takip eden düzenlemeyi içermektedir: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” Buna ilaveten, devletlerin kişilerin yasalarla korunan mülkiyet haklarını dikkate alarak düzenlemelerde bulunmaları gerektiği de açıktır. Bu bağlamda, mülkiyet hakları kapsamına giren marka hakkının kullanımının tek tip ambalajlama yoluyla kısıtlanması ve buna ilişkin olarak marka hakkı sahibine herhangi bir tazminat ödenmemesi, sigara şirketlerine göre, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yle korunan mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelmektedir.

Sigara şirketlerinin mülkiyet hakkının ve özel olarak sınai mülkiyet haklarının ihlali gerekçeli argümanları, yukarıda bahsedilen Avustralya Yüksek Mahkemesi önündeki davada da dile getirilmiştir. Bununla birlikte, Avustralya Yüksek Mahkemesi’nin belirtilen argümanları kabul etmediği ve tek tip ambalajlama kanununu iptal etmediği de ifade edilmelidir. Yüksek Mahkemenin kararının http://www.austlii.edu.au/au/cases/cth/HCA/2012/43.html bağlantısından incelenmesi mümkündür ve bu karar yazı kapsamında ayrıca irdelenmeyecektir.

Türkiye’de son yıllarda devlet eliyle yürütülen sigara karşıtı kampanya ve projelerin yoğunluğu dikkate alındığında, tek tip ambalajlama tartışmalarının yakın vadede Türkiye’de de karşımıza çıkması büyük sürpriz olmayacaktır. Buna karşın, çok uluslu sigara şirketlerinin dünyada genelinde sahip oldukları büyük güç ve Avrupa Birliği’nde konu hakkında yaşanan büyük tartışmalar göz önünde bulundurulduğunda, tek tip ambalajlamanın kabul edilmesi durumunda dahi marka hakkı sahiplerinin haklarını ısrarla savunacakları görülmektedir. Bu satırların yazarı, sigarayı yaklaşık 5 yıl önce bırakmış olmasına karşın, kendisini sigara karşıtı olarak tanımlamaktan özellikle kaçınmakta ve sigara içenlerin toplumdan soyutlanmasına varabilecek önlemleri aşırı bulmaktadır. Bununla birlikte, tek tip ambalajlama düzenlemelerine karşı mülkiyet hakkı ve daha dar anlamda tescilli marka hakları öne sürülerek yapılan itirazlar konuyu yazar açısından entelektüel anlamda daha da ilginç kılmaktadır. Bu çerçevede, bu yazıyı ilgi çekici ve daha derinlemesine irdelenmesi gereken bir konuya ilişkin başlangıç yazısı olarak tanımlamak ve sonradan gelecek daha detaylı yazıların sinyalini şimdiden vermek kendi adıma yerinde olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2014

unsalonderol@gmail.com

“L. Skywalker” İmzasının Kullanımı Pasaport Alımına Engel Teşkil Eder mi?

skywalker

Ortalama bir Türk vatandaşının bir günde karşılaşabileceği ilginç haber sayısına, herhangi bir Avrupa ülkesi vatandaşının ancak birkaç ayda erişebileceğini düşünüyorum. Bununla birlikte bugün karşılaştığım İngiltere kaynaklı bir haber son yıllarda karşılaştığım en ilginç haberlerden birisi oldu.

Haberle ilgili detayların,

http://www.bbc.com/news/uk-england-essex-28559872,

http://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/woman-with-skywalker-as-middle-name-has-passport-application-rejected-by-home-office-9638043.html

adreslerinden incelenmesi mümkündür.

“Star Wars” serisinin ana kahramanlarından “Luke Skywalker”ın ismini duymayan muhtemelen yoktur. Bu kült serinin tutkunlarının sayısı dünya genelinde oldukça fazladır ve bu tutku bazı insanların yaşamlarında, bizim için, anlaşılması güç değişikliklere yol açabilmektedir.

İngiltere’nin Essex şehrinde yaşayan 29 yaşındaki “Laura Elizabeth Matthews” isminde bir kadın, altı yıl önce arkadaşlarıyla sohbet sırasında eğlence amacıyla “Skywalker” ismini de almaya karar verir. Kararının ardından ilgili mercilere başvurarak ismini “Laura Elizabeth Skywalker Matthews” olarak değiştirir. Bu değişiklik, Bayan Matthews’un sürücü ehliyeti, kredi kartları dahil birçok belgesine yansır.

Yaşamda her şeyin yolunda gitmeyeceği gerçeğiyle “Laura Elizabeth Skywalker Matthews” pasaportunun süresi dolunca yaptığı yenileme başvurusu sırasında karşılaşır. İngiliz İçişleri Bakanlığı, Bayan Matthews’un yeni imzasını gerekçe göstererek, pasaport talebini reddeder. İçişleri Bakanlığına göre, pasaport yenilebilir mahiyette değildir, çünkü Bayan Matthews’un, “L. Skywalker” şeklindeki yeni imzası tescilli bir markaya tecavüz içermektedir. İçişleri Bakanlığı yetkilileri BBC’ye yaptıkları açıklamada “Telif hakkı veya marka hakkıyla korunduğu sürece isim değişikliklerini tanımayacaklarını belirtir.” Bakanlıktan bir sözcüye göre, “Birleşik Krallık pasaportunun itibarını sorgulatacak veya itibarını düşürecek durumların ortaya çıkmasını engelleme görevleri bulunmaktadır.” Bunun sonucunda, Bayan Matthews’a eski imzasını kullanarak yeni bir pasaport yenileme talebinde bulunması gerektiği, ancak pasaportta yeni ismini kullanabileceği söylenir. Bayan Matthews, karşılaştığı problemlere rağmen ismini değiştirmiş olduğundan dolayı pişman değildir ve pasaport bürosu dışında herkesin durumdan memnun olduğunu belirtmektedir.

Bu ilginç olay, tescilli markalardan kaynaklanan problemlerle günlük hayatta da kimi zaman karşılaşılabileceğini göstermesi bakımından kayda değer niteliktedir. Bunun ötesinde Birleşik Krallık pasaportunun itibarı öne sürülerek, marka veya telif hakkına tecavüzden bahsedilmesi ve bu nedenle pasaport yenileme talebinin kabul edilmemesi anlamında da, disiplinler arası ilginç bir yorum içermesi bakımından dikkat çekici niteliktedir. Haber benim için gülümsetici nitelikte olsa da, marka hakkına tecavüz iddiasının günlük yaşamın, ticari olmayan diğer alanlarına da sirayet edebileceğini göstermektedir. Bunun ne kadar tercih edilir bir durum olacağı ise, muhtemelen durduğumuz yere veya marka veya telif hakları öne sürülerek yaşamın ticari olmayan diğer alanlarına ne derece girildiğine göre değişecektir.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2014

unsalonderol@gmail.com

Honda Super Cup Modeli Motosikletin Şekli Japonya’da Üç Boyutlu Marka Olarak Tescil Edildi

supercup1

 

IPR Gezgini’nin dostları son zamanlarda kendilerine ilginç gelen haberleri, dikkatimizi çekmek için bize de göndermeye başladı. Aşağıdaki haberi IPR Gezgini’ne ileten Güney Çalışkan dostumuza teşekkür ederek, bu ilgi çekici haberi sizlerle de paylaşıyoruz.

 

Japon Patent Ofisi’nin, geleneksel olmayan markaların tescili konusunda yeniliklere çok açık olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bununla birlikte, motosiklet severlerin klasik bir model olarak gördükleri söylenen (motosiklet tutkunu olmadığım için fikrim olmayan bir konu) Honda’nın “Super Cup” modelinin görselleri, Japon Patent Ofisi tarafından Mayıs 2014’de marka olarak tescil edilmiştir.

 

supercup

 

“Honda Motor Co., Ltd.” tarafından 26 Mayıs 2014 tarihinde yapılan bir basın açıklamasına göre, Japon Patent Ofisi, Honda’nın popüler ve uzun süredir satılan “Super Cup” modelinin şeklini üç boyutlu marka olarak tescil etmiştir. Açıklamaya göre, bu tescil, Japonya’da, bir motosiklet veya otomotiv ürününün şeklinin üç boyutlu marka olarak korunduğu ilk tescil niteliğindedir ve diğer ürünler bakımından da bu tip tescillere Japonya’da oldukça nadiren rastlanmaktadır.

 

Marka başvurusu, incelemenin ilk aşamasında ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmiş olmakla birlikte, karara karşı yapılan itiraz sonucunda, üç temyiz uzmanından oluşan kurul, şeklin uzun süreli yaygın kullanım neticesinde, ayırt edici nitelik kazandığı tespitine ulaşmış ve üç boyutlu marka kullanım yoluyla kazandığı ayırt edici nitelik gerekçesiyle tescil edilmiştir.

 

“Super Cup” modelinin 1958 yılında ilk kez piyasaya sürülmesinin ardından, modelin genel tasarımı muhafaza edilerek, motosikletin işlevleri sürekli biçimde geliştirilmiştir. Bunun sonucunda, çoğu tüketici açısından, “Super Cup” modeli anında bir “Honda” ürünü olarak algılanmaya başlanmıştır ki, Japon Patent Ofisi’nin kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik yönündeki kararının temel nedeni de bu husustur.

 

“Super Cup” modeli şu anda 160’tan fazla ülkede satılmaktadır ve Mart 2014 itibarıyla dünyadaki toplam üretim 87 milyon adede ulaşmıştır. Bu rakam, Honda’ya göre, dünya üzerindeki herhangi bir motosikletin üretiminden fazladır.

 

(Haber için bkz. http://world.honda.com/news/2014/c140526Cub-Trademark-Registration/index.html)

 

Sizlere ilginç gelen haberleri veya davaları bize iletmenizden memnuniyet duyuyoruz. Belki de, bize iletmek yerine kendiniz yazmayı tercih edersiniz, bu durumda daha da mutlu oluruz.

 

Önder Erol Ünsal

Haziran 2014

unsalonderol@gmail.com

“Stop the Islamisation of America” Marka Tescil Başvurusu – Halkın Bir Bölümünü Aşağılayıcı Markalar Hakkında USPTO Temyiz Kurulu ve Federal Daire Temyiz Mahkemesi Kararları

handsbanner

 

A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Temyiz Kurulu tarafından 2013 yılında “Stop the Islamisation of America” başvurusu hakkında verilen ret kararı, A.B.D. Federal Daire Temyiz Mahkemesi’nin 13/05/2014 tarihli kararı ile onandı.

 

Mahkeme kararına konu başvuru hakkındaki süreçler ve kararın içeriği bu yazı boyunca açıklanmaya çalışılacaktır.

 

Şubat 2010’da “Stop the Islamisation of America” kelime unsurlarından müteşekkil bir marka başvurusunun tescili amacıyla USPTO’ya başvuruda bulunulur. Türkçe’ye “Amerika’nın İslamlaşmasını Durdurun” şeklinde çevrilmesi mümkün başvurunun kapsamında “Terörizmin anlaşılması ve önlenmesi hakkında bilgi sağlanması.” hizmetleri yer almaktadır.

 

USPTO uzmanı, başvuruyu A.B.D. Marka Kanununun 2(a) maddesi uyarınca, başvurunun Müslümanları aşağılayıcı içerikte olması nedeniyle reddeder. A.B.D. Marka Kanunu madde 2(a)’da sayılan ret hallerinden birisi; “yaşayan veya ölü kişileri, kurumları, inançları veya ulusal sembolleri aşağılayan veya onlara yönelik hakaret içeren veya itibarsızlaştıran içeriğe sahip markaların reddedileceği” içeriğine karşılık gelmektedir.

 

Başvuru sahibinin ret kararına karşı yaptığı itiraz, öncelikli olarak USPTO Temyiz Kurulu’nda görüşülür ve Temyiz Kurulu, uzman tarafından verilen ret kararını onar. USPTO Temyiz Kurulu kararı aşağıdaki tespitleri içermektedir:

 

“Stop the Islamisation of America” ibareli başvuru hakkında A.B.D. Marka Kanununun 2(a) maddesi uyarınca verilen ret kararı, başvurunun Amerikalı Müslümanları aşağılayıcı içerikte olması gerekçesine dayanmaktadır. Bir başvurunun madde 2(a) çerçevesinde, yaşayan veya ölü kişileri, kurumları, inançları veya ulusal sembolleri aşağılar içerikte olup olmadığı değerlendirilirken uygulanacak test, Kurul tarafından önceden verilen ”re Lebanese Arak Corp.” kararında takip eden şekilde belirlenmiştir:

 

 

  1. İnceleme konusu işaretin muhtemel anlamları nedir? Bu anlam tespit edilirken, sözlük anlamının yanısıra, inceleme konusu işaretin markadaki diğer unsurlarla ilişkisi, malların veya hizmetlerin niteliği ve markanın, mallara ve hizmetlere ilişkin olarak piyasada ne şekilde kullanılacağı da dikkate alınmalıdır. 
  2. Tespit edilen anlamın, tanımlanabilir kişilere, kurumlara, inançlara veya ulusal sembollere ilişkin olduğu belirlenirse, bu anlam ilişkili olduğu grubun önemli bir kısmını aşağılar nitelikte midir?

 

Yazının başında belirtildiği üzere, “Islamisation” terimi “İslamlaşma” anlamına gelmektedir. Başvuru sahibi, başvurusunda terimin yalnızca politik anlamına referansta bulunduğunu, bu anlamıyla “İslamlaşma” teriminin mevcut kanunları İslam dinine ait hukukla değiştirme amaçlı politik ve askeri bir süreci işaret ettiğini, bu hususta çok sayıda kanıt bulunduğunu, incelemede bu kanıtların göz ardı edildiğini, dolayısıyla ret kararının yerinde olmadığını iddia etmektedir.

 

USPTO Temyiz Kurulu başvuru sahibinin bu yöndeki tespitlerine katılmamaktadır. Şöyle ki, başvuruya konu terimin sözlük anlamları ve kullanımı esas alındığında, ret kararını veren uzmanca da belirtildiği üzere, başvuru, terörizmle bağlantılı yıldırıcı tehditleri ve vahşeti önlemek için İslamiyet’e geçişin (din değiştirmenin) ve uyumun durdurulması gerektiğini ifade etmektedir. Başvuru sahibinin internet sitesi bu içerikte çok sayıda kanıt, makale ve yorum içermektedir. Bu kanıtların tamamı, başvurunun inceleme uzmanınca da belirtildiği üzere, “Amerika’da terörizmi yok etmek amacıyla İslamiyet’e geçişin veya ona uyum sağlamanın durdurmak” anlamına karşılık geldiğini göstermektedir.

 

Başvuru sahibi, “İslamlaşma” teriminin politik anlamından hareket ettiğini, kanunlara uyan ve vatansever Müslümanların bu anlamdan dolayı aşağılanmayacağını ifade ettiği etse de, Kurul bu argümanı yerinde bulmamıştır. Şöyle ki, Müslümanların önemli bir kesiminin başvuruyu bu şekilde algılayacağını gösteren hiçbir kanıt bulunmamaktadır ve “Islamisation” teriminin daha genel ve bilinen bir anlamı bulunmaktadır. Müslüman olmayan nüfus terimi, “İslamiyet’e geçiş” anlamına gelen daha genel anlamıyla algılar ve başvuruyu “Amerika’da İslam’ın yayılmasını engelleyin” şeklinde değerlendirirse, bu durum, terimi ne şekilde algıladıklarından bağımsız olarak, Müslümanların önemli kesimini rahatsız edecektir. Başvuruda yer alan “durdurmak” anlamına gelen, “Stop” kelimesi de, başvuruya olumsuz bir ton yüklemekte ve İslamlaşma’nın arzu edilmeyen ve Amerika’da sona erdirilmesi gereken bir husus olduğu intibaını uyandırmaktadır.

 

Sonuç olarak, USPTO Temyiz Kuruluna göre, “Stop the Islamisation of America” markasının başvuru kapsamındaki hizmetler için kullanımı, Amerika’daki Müslümanların önemli bir kesimi bakımından küçük düşürücü nitelikte olacaktır ve bu nedenle başvuru hakkında verilen ret kararı yerindedir.

 

Başvuru sahibinin bir diğer itiraz gerekçesi ise ret kararıyla “ifade özgürlüğünün” sınırlandırılmış olmasıdır. USPTO Temyiz Kurulu, bu argümanı da kabul etmemiştir. Şöyle ki, başvuru sahibinin markasının reddedilmesine yönelik karar, başvurunun tescil edilmemesine yöneliktir ve başvurunun kullanılmasına engel teşkil etmemektedir. Benzer şekilde ret kararı, başvuru sahibinin fikirlerini veya bakış açısını açıklamasına yönelik herhangi bir engel veya sınır getirmediği gibi, ifade şekline ilişkin somut bir engelleme de içermemektedir.

 

Başvuru sahibi yukarıda detaylı olarak açıklanan gerekçelerle verilen USPTO Temyiz Kurulu kararına karşı dava açmıştır. Davayı gören A.B.D. Federal Daire Temyiz Mahkemesi 13/05/2014 tarihli kararı ile başvuru hakkında verilen ret kararını onamıştır. Karar içeriğinde genel olarak Temyiz Kurulu tespitleri sıralanarak bunların yerinde olduğu belirtilmiş ve başvuru sahibinin, Temyiz Kurulu nezdinde öne sürüp mahkeme önünde tekrarladığı iddialar, Temyiz Kurulu argümanlarının yerindeliği karşısında kabul edilmemiştir. Dolayısıyla, yazının önceki bölümlerinde özetlenen argümanlar burada bir kez daha tekrar edilmeyecektir.

 

Yazar, başvuru hakkından A.B.D. federal organlarınca verilen ret kararlarını değerlendirirken okuyucuların kendilerini yerel düzeydeki siyasi görüşlerinden soyutlamaları ve A.B.D. siyasi atmosferi dikkate almaları gerektiği görüşündedir. Özellikle, 11 Eylül sonrası, A.B.D. başta olmak üzere, Batı toplumlarında İslam karşıtı siyasi hareketlerin popülarite ve azımsanmayacak derecede yandaş kazandığı açıktır. Bu hareketlerin hedefinde yer alan kişiler ise siyasi görüşlerine bakılmaksızın İslamiyetle ilişkilendirilen ülkelerin (Türkiye dahil) vatandaşlarıdır. “Terörizmin anlaşılması ve önlenmesi hakkında bilgi sağlanması.” hizmetlerini içeren “Stop the Islamisation of America” başvurusu hakkında sırasıyla USPTO, USPTO Temyiz Kurulu ve A.B.D. Federal Daire Temyiz Mahkemesi tarafından verilen ret kararları, kanaatimizce ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı A.B.D. federal kurumlarınca verilen ciddiye alınması gereken yanıtlar niteliğindedir. Marka tescili süreçlerinin ve incelemesinin genel hatları ve amaçları itibarıyla, politik konularla bağlantısı bulunmamakla birlikte, devlet aygıtının genel atmosferini yansıtması bağlamında dikkate alınması gereken doneleri içerdiği şüphesizdir. Bu bağlamda, ayrımcı ve ötekileştirici, “Stop the Islamisation of America” başvurusu hakkında A.B.D. makamları tarafından verilen ret karar(lar)ının kanaatimizce önemsenmesi gerekmektedir.

 

Merak edenlerin USPTO Temyiz Kurulu kararına http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-77940879-EXA-15.pdf bağlantısından; Federal Daire Temyiz Mahkemesi kararına ise http://home.comcast.net/~jlw28129/Geller.pdf bağlantısından erişmesi mümkündür.

 

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2014

unsalonderol@gmail.com

“Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu

matrix

 

Son yıllarda hepimizin aşina hale geldiği “Bu fikrin asıl sahibi benim” veya “Bu film (veya reklam) benim eserimden esinlenilerek çekildi” içerikli iddialar, suç isnat edilen taraf ünlü bir kişi veya büyük bir firma olduğu sürece, suçun gerçekten oluşup oluşmadığından bağımsız olarak, iddia sahibine kısa yoldan şöhret imkanı sağlamaktadır. Kanaatimce, Andy Warhol’un “Gelecekte herkes 15 dakikalığına dünya çapında ünlü olacaktır. (In the future everyone will be world-famous for 15 minutes.)” deyişine giden en kısa yol, popüler bir filme veya kitaba yöneltilecek “Ana fikir aslında bana ait.” suçlamasıdır. Suçlamanın gerçekliğinden bağımsız olarak, herkes öncelikle bu iddiayı haberleştirmeye çalışacağından, ortada gerçek bir esinlenme veya kopyalama olmasa da, suçlanan taraf öncelikli olarak kopyacı damgasını taşımaya başlayacak ve iddia sahibine her türlü karalamayı serbestçe yapabileceği platformların ve kısa süreli şöhretin kapılarını açacaktır. İddiaların gerçekliğinin tartışılacağı ve kesin hükmün verileceği makam yargı olsa da, yargı süreçleri sonuçlanana dek geçecek uzun süre, popüler eser üzerindeki sis bulutunun dağılmasını engelleyecektir.

 

Dünyaca ünlü ve kült haline gelmiş “Matrix” filmi de bu iddialardan nasibini almıştır. 2013 yılında “Thomas Althouse” isminde bir yazar, Matrix filminin kendi eserlerinden birisinden kopyalandığı gerekçesiyle dava açmıştır. Thomas Althouse, kendisine ait “The Immortals (Ölümsüzler)” senaryosunu, Matrix filminin yapımcısı “Warner Brothers” şirketine 1993 yılında verdiğini ve kendi eseriyle sonradan izlediği Matrix üçlemesinin çok sayıda benzerlik içerdiğini iddia etmektedir. Matrix üçlemesinin ilk filmi 1999 yılında çekilmiş ve dava 2013 yılında açılmış, bir diğer deyişle Althouse’un farklılıkları tespit etmesi 14 yıl almış olsa da, iddia kült haline gelmiş bir filme yönelik olduğundan yankı uyandırmıştır.

 

Althouse’un, “The Immortals” hikayesinin ana fikri, ölümsüzlük ilacı içip ölümsüz hale gelen ve yeniden uyandığı 2235 yılında tekrar canlanan Hitler ve Nazileriyle savaşan bir CIA ajanının hikayesini içermektedir. Matrix üçlemesinin en azından ilk filmini herkesin izlediğini varsayarak Matrix filminin hikayesini burada özetlemek istemiyorum, ama en azından senaryonun ana fikrinin, Althouse’un senaryosuyla herhangi bir benzerlik içermediğini belirtmek yerinde olacaktır. Bununla birlikte, Althouse, kendi senaryosuyla Matrix filmi arasında 100’den fazla benzerlik olduğunu iddia etmektedir.

 

A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde görülen ve 28 Nisan 2014 tarihinde karar verilen davada, mahkeme Althouse’u haksız bulmuştur. Mahkemeye göre, Althouse tarafından listelenen 119 benzerliğin tamamı, telif hakkı koruması için çok genel nitelikte, bir tarza ilişkin olarak kullanımı zorunlu olan veya alışagelmiş nitelikte ve yaygın biçimde kullanılan, orijinal nitelikte olmayan hususlardır. İki hikaye arasındaki tek benzerlik, her iki hikayede de, itaatkar bir gruba eziyet eden ve o grubu yok etmeye çalışan baskın bir grubu durdurmaya çalışan bir kahramanın varlığıdır. Yargıç Klausner’e göre, Matrix üçlemesinin ve Ölümsüzler senaryosunun temelleri o kadar farklıdır ki, hikayelerin kurgusunun esasen benzer olduğunu düşünmek mantıksız olacaktır.

 

Bu hususa ilaveten Warner Brothers firmasının, Matrix üçlemesine ilişkin olarak yönetmen Wachowski kardeşlerin çalışmasının 1992 yılında başladığını ve üçlemenin ilk taslağının 1993 yılında ortaya çıktığını belirttiği de ifade edilmelidir.

 

Althouse, Ölümsüzler senaryosundaki ana kahraman ile Matrix’in ana karakteri Neo arasında benzerlikler bulunduğunu öne sürmektedir (her iki karakter de (Jim ve Neo) insanları özgürleştirmek istemektedir, her iki karakter de diğer kimliklerinin ölümünden korkmaktadır, her iki karakterin de nefret ettikleri bir düşmanı vardır). Yargıç Klausner, bu iddialara ilişkin olarak, bu özelliklerin filmlerde ve edebiyatta sıklıkla rastlanan standart unsurlar olduğunu belirtmiştir. Althouse, iddiasında dine ilişkin imalar ve referanslarda bulunmuş ve her iki hikayede de bu unsurların yer aldığını belirtmiştir. Buna karşılık, mahkeme, Hıristiyanlığa ve mesihe imaların edebiyatta yüzyıllardır yapıldığını ve bu imaların esasen korunabilir mahiyette olmadığını ifade etmiştir.

 

Mahkeme sonuç olarak, her iki eserin konularını oldukça farklı biçimde işlediğini ve ifade ettiğini belirtmiş ve davacıyı haksız bulmuştur. Davacının temyiz veya itiraz gibi yolları kullanıp kullanmayacağı konusunda ise bilgim olmadığını belirtmeyelim.

 

Davanın detaylarını merak edenlerin Google’da “Thomas Althouse Matrix” şeklinde bir arama yapması yeterli olacaktır. Benim alıntılarım esasen http://www.worldipreview.com/news/warner-brothers-victorious-in-matrix-copyright-suit-6574 yazısından oldu.

 

1999 yılında peşpeşe izlediği “Matrix” ve “Fight Club” filmlerinin ağır etkisi altında kalan ve her iki filmi de dokunulmaz kabul eden bu satırların yazarı, Matrix filminin bu suçlamalardan temiz biçimde kurtulmasına doğrusu oldukça sevinmiştir. Buna karşılık, başta belirttiğimizi sonda da ifade edecek olursak, kısa yoldan şöhret olmak istiyorsanız popüler bir esere sahip çıkın, eser sahibi kendini temize çıkartana kadar siz şöhreti tadar, belki bunu ticari kazanca dönüştürebilir ve 15 dakikalığına da olsa dünya çapında ünlü olabilirsiniz. Benden duymuş olmayın!

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

unsalonderol@gmail.com

İtiraz Dilekçesinde İnceleme Uzmanına Kişisel Saldırıda Bulunulması ve Ahlaka Aykırı Markaların Değerlendirilmesi – USPTO Temyiz Kurulu “FOK’N HURTS” Kararı

fokn-hurts-85748810

 

“FICKEN” kelimesinin ahlaka aykırı anlamı nedeniyle marka olarak tescil edilemeyeceği hükmünü içeren Adalet Divanı Genel Mahkemesi kararını aktardığımız yazının üzerinden henüz bir ay geçmeden bu kez A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USTPO)’nin Mart 2014 tarihli “FOK’N HURTS” kararı hakkında açıklamalarda bulunacağız. Bu durum yazarın kafayı “ficken” veya benzeri anlama gelen terimlerle bozmasından değil, tesadüften kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, bu yazıda ahlaka aykırılık veya USPTO terimleriyle ifade edilecek olursa utanç verici içerik nedeniyle reddedilen “FOK’N HURTS” markasının neden bu şekilde değerlendirildiği açıklanmakla kalmayacak, aynı zamanda, başvuru sahibinin itiraz dilekçesinde yer verdiği karar uzmanına kişisel saldırı niteliğindeki ifadeler ve bu ifadelere karşı USPTO Temyiz Kurulunca verilen yanıt aktarılacaktır. Kararı orijinal metninden okumak isteyenler http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-85748810-EXA-10.pdf linkini kullanabilir.

 

Vaka kısaca açıklanacak olursa, “FOK’N HURTS” teriminin “şok tabancaları” için tescil edilmesi için amacıyla USPTO’ya başvuruda bulunulur ve USPTO uzmanı, “FOK’N HURTS” teriminin ahlaka aykırı ve utanç verici içeriği nedeniyle başvuruyu Marka Kanunu madde 2(a) uyarınca reddeder.

 

Başvuru sahibi karara karşı itiraz eder ve bu itiraz USPTO Temyiz Kurulu tarafından incelenir. USPTO Temyiz Kurulu kararında esasen iki konu değerlendirilmiştir: Ahlaka aykırılık yönündeki kararın yerindeliği ve itiraz dilekçesinde ve önceki yazışmalarda başvuru sahibi tarafından inceleme uzmanına yöneltilen kişisel suçlamalar. Bu yazıda her iki konu hakkında USPTO Temyiz Kurulu tarafından yapılan değerlendirmeler kısaca aktarılacaktır:

 

A.B.D. Marka Kanunu madde 2(a), “Ahlaka aykırı, yanıltıcı veya utanç verici içerikten oluşan veya bu içeriği kapsayan markalar”ın tescil edilmeyeceği hükmünü içermektedir. Ahlaka aykırı veya utanç verici içerik zaman içerisinde değişebilir ve içtihat haline gelen bir kararda Federal Mahkemece belirtildiği üzere “Sürekli değişen sosyal tutumlar ve duyarlılıklar hakkında dikkatli olmak gerekmektedir.” Federal Mahkeme aynı kararında, bugünün utanç verici içeriğinin yarın muğlak bir içerik haline gelebileceğini, bugün haberler ve sosyal medya aracılığıyla gösterildiği haliyle popüler hale gelen şiddet ve cinsellik derecesinin bir kuşak önceki ortalama halk kitlesini dehşet içerisinde bırakabileceğini belirtmiştir. Sosyal gelişim bu şekilde devam etse de, Marka Kanunu madde 2(a) kapsamında ret kararları tutarlılık göstermeye devam etmiştir.

 

USPTO’nun bu madde kapsamında ret kararı verebilmesi için, ofisin başvuruya konu markanın “hakikat, namus veya görgü algıları bakımından şok edici olduğunu; yüz kızartıcı, hakaret içeren, itibarsızlaştırıcı veya vicdan ve ahlaki duygular açısından incitici olduğunu veya suçlayıcı ifadeleri dile getirdiğini” göstermesi gerekmektedir. Bu bağlamda, özellikle incelenen vakada kullanılabileceği haliyle, ofisin markanın müstehcen olduğunu göstererek markanın utanç verici içeriğini ispatlaması gerekmektedir. Bu tespitin, günümüze ait tutumlar, başvuru kapsamındaki mallara ilişkin pazar dikkat alınarak ve her zaman çoğunluk açısından değil, kamu genelinin hatırı sayılır orandaki bir kısmı bakımından yapılması gerekmektedir. Başvuruya konu terimin, kamunun hatırı sayılır kısmı tarafından müstehcen içerikteki sözlük anlamıyla algılanacağı hallerde marka tescil edilebilir nitelikte değildir. Başvuru sahibinin markanın mizahi olarak algılanması niyetinde olması veya bazı kişilerin markayı gerçekten mizahi bulması incelemenin esasını etkiler mahiyette değildir.

 

Başvuruyu oluşturan kelimelerden “hurts” ibaresi “acıtmak” anlamına gelen “hurt” fiilinin çekilmiş halidir. Başvurunun diğer kelime unsuru olan “fok” kelimesi ise sözlüklerde “fuck” kelimesi ile eşanlamlı bir argo kelime olarak belirtilmiştir. “Fuck” kelimesinin anlamına bu yazıda yer verilemeyecek olmakla birlikte, bu kelimenin Türkiye’de dahi argo ve kaba cinsel içerikli anlamıyla bilindiği belirtilmektedir. “Fok’n” terimi ise argoda ve sokak ağzında “fucking” kelimesiyle aynı anlamda kullanılmaktadır ve bu husus inceleme uzmanınca çok sayıda kanıt kullanılarak gösterilmiştir. “FOK’N HURTS” tabiri Türkçe’ye çevrilecek olursa en terbiylei çeviri muhtemelen “Kahrolası acıtıyor” şeklinde olacaktır, buna ilaveten çevirinin çok daha kaba kelimelerle yapılması da mümkündür. Temyiz Kurulu, USPTO inceleme uzmanının yaptığı değerlendirmeyi yerinde bulmuş ve “FOK’N HURTS” tabirinin içerisinde “fucking” anlamına gelen “fok’n” terimini içermesi nedeniyle, başvuruyu utanç verici içerikte değerlendirmiş ve madde 2(a) uyarınca verilen ret kararını yerinde görmüştür.

 

USPTO Temyiz Kurulu kararı bu ana kadar çok ilginç veya sıradışı bir nitelik taşımamakla birlikte, kararı bu satırların yazarı bakımından ilgi çekici hale getiren husus, itiraz dilekçesinde ve önceki yazışmalarda, başvuru sahibince inceleme uzmanına karşı yöneltilen suçlamalar ve bu suçlamalara karşı Temyiz Kurulunca verilen yanıttır.

 

Başvuru sahibi ret kararına karşı sunduğu görüşte “FOK’N ibaresinin anlamlı bir kelime olmadığını, 1927 yılından kalma bir mahkeme kararına atıfta bulunulmasının yerinde olmadığını, 1927 yılından kalma bir mahkeme kararına atıfta bulunmak yerine gazete okumanın, internet kullanmanın veya pencereden dışarı bakmanın yerinde olduğunu, ülkenin 1927 yılındaki ülkeyle aynı olmadığını, 1927 yılından kalma bir zihniyetle başvurusunun değerlendirilmesinin absürt olduğunu, Temyiz Kurulunun başvurusunu sağduyuyla inceleyeceğini umduğunu, başvurunun incitici olmadığını, tersine komik ve hatırlanmayı sağlar içerikte olduğunu, kendi başvurusu reddedilirse tescil edilmiş benzer nitelikteki markaların da iptal edilmesi gerektiğini, diğer markalar nasıl tescil edildiyse kendi markasının da tescil edilmesi gerektiğini, diğer durumda tarafsızlık ilkesinin çiğneneceğini ve ayrımcılık yapılmış olacağını” öne sürmektedir. Buna ilaveten, Markalar Birim Yöneticisine gönderdiği bir diğer mektupta ve karşı görüş yazısında, “ret kararının saçma olduğunu, ret kararının ilk dili İngilizce olmayan bir uzman tarafından verilmesinin kendisini gücendirdiğini, inceleme uzmanının yeteneksizliği nedeniyle şuana dek ödediği ücretlerin iade edilmesi gerektiğini, inceleme uzmanının bu iş yerine bina sorumluluğu (hademelik) yapmasının daha uygun olacağını (bunu söylerken incittiği hademelerden özür dilediğini ayrıca belirtmiştir), kendisinin işini geliştirmeye ve yaratıcı fikirlerini korumaya çalışan bir işkadını olduğunu, 17 trilyon dolarlık bir ulusal borç mevcutken USPTO’nun girişimcileri cesaretlendirmek yerine bu tip bir muamele yapmasının yerinde olmadığını” belirtmektedir.

 

USPTO Temyiz Kurulunun bu iddia ve suçlamalar karşısındaki yanıtına geçmeden önce, inceleme uzmanının soyisminin yabancı kökenli bir A.B.D. vatandaşı izlenimini verdiğini, karar içerisinde yer verilen ve bizim de yazıda atıfta bulunduğumuz içtihat haline gelmiş Federal Mahkeme kararının 1927 tarihli olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

 

Temyiz Kurulu, başvuru sahibince öne sürülen eşdeğer tescilli markalar argümanının yerinde bulmamıştır, şöyle ki, bu markalardan hiçbirisi “fok’n (veya fok)” kelimesini içermemektedir ve farklı kelimelerden müteşekkil markaların tescil edilmiş olması, kamunun “FOK’N” terimi hakkındaki algısını değiştirecek bir husus değildir. Buna ilaveten, yerleşik içtihatta belirtildiği üzere, “Önceden tescil edilmiş üçüncü kişilere ait markaların hepsinin aslında reddedilmiş olması gerekse de, bu tip hatalar USPTO’nun başvuru sahibinin uygun olmayan markalarını kabul etmesini sağlamayacaktır.” veya “Önceki tarihli bazı tescilli markalar incelenen başvuruyla benzer özellikler içerse de, USPTO’nun bu markaları tescil etmiş olması, Temyiz Kurulunu veya Mahkemeleri bu tip markaların kabul edilmesi konusunda bağlamaz.”

 

Buna ilaveten, Temyiz Kurulu, başvuru sahibinin inceleme uzmanına yönelik kişisel saldırıları görmezden gelmesi ve bunları yanıt vermemesi halinde ihmalkar davranacağını belirtmiştir: “Başvuru sahibinin (inceleme uzmanına kişisel saldırı içeren) yorumları, başvurusunun incelenmesinin esasına ilişkin herhangi bir katkı sağlamamıştır. USPTO ve Temyiz Kurulu, vekil tarafından temsil edilen veya işlemlerini kendi adına yürüten tarafların tümünün işlemlerini terbiyeli ve nezakete uygun biçimde sürdürmesini şart koşmaktadır. Başvuru sahibi USPTO’yla gelecekte gerçekleşecek her tür iletişiminde, USPTO personeline yönelik şahsi saldırılardan kaçınmalıdır.”

 

USPTO Temyiz Kurulu, yazı içeriğinde ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle “FOK’N HURTS” başvurusu hakkında verilen ret kararını yerinde bulmuştur. Bu karara karşı dava açılıp açılmayacağını bilmemekle birlikte, USPTO’nun karar içeriğinde yaptığı açıklamaların tatmin edici nitelikte olduğunu kendi adıma söyleyebilirim. Buna ilaveten, itirazda ve diğer yazışmalarda, başvuru sahibince inceleme uzmanına yöneltilen kişisel suçlamalara ve saldırıya ilişkin olarak USPTO Temyiz Kurulunun nezaketini kaybetmeden yanıt vermesinin de son derece yerinde olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Başvuru sahipleri, vekilleri ve inceleme ofisi personeli arasında gerçekleşecek sözlü ve yazılı iletişimin nezaket kuralları çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiği açıktır. Bu konuda ölçülerin kimi zaman kaçtığı ise bilinen bir gerçektir. İletişimde nezaket dışına kayma çoğunlukla kişisel düzeydeki problemlerle ilgili olsa da, bunun süreklilik arz etmesi ve artan biçimde diğer tarafı yetersizlikle suçlayan mahiyete bürünmesi, muhtemelen iletişim kanallarının ve biçiminin kendisine ilişkin bir sıkıntıyı işaret etmektedir.

 

Okurken ve yazarken beni oldukça eğlendiren “FOK’N HURTS” kararının bana en çok anımsattığı şey ise, Robert de Niro ve Ben Stiller’in oynadığı “Meet the Parents” filminde Gaylord M. Focker (Ben Stiller) ile sevgilisinin babası Robert de Niro’nun tanışma sahneleri oldu. İlk izlediğimde pek de komik gelmeyen “Fockers” esprilerinin şu anda benim için daha anlaşılır hale geldiğini de ayrıca belirtmeliyim.

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

unsalonderol@gmail.com

Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları

bostonstrong

Marka sicilinin çevrimiçi erişimle herkesin kullanımına açılması, Türk basını için yeni bir habercilik yönteminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Türk toplumunu iyi tanıyan muhabirler, toplumsal öneme sahip olayların-projelerin hemen arkasından çevrimiçi marka sicilinde bir araştırma yaparlar ve mutlak surette o olayın-projenin isminin tescili için yapılmış birkaç marka tescil başvurusuyla karşılaşırlar. Bunun ardından gelen yazı ise hepimizin artık aşina olduğu “XYZ marka oldu”, “XYZ Markalı Tuvalet Kağıdı Geliyor”, vb. içerikte artık klişe olarak nitelendirilebilecek haberlerdir.

 

Okumakta olduğunuz yazı bu haberlerden rahatsızlığı veya haberlerin aktarım biçimini eleştirmek amacıyla yazılmamıştır. Tersine, bu tip haberler, kendilerini ticari zeka olarak adlandıran, bu satırların yazarına göre ise -kelimenin kötü anlamıyla- fırsatçı olan kişilerin, toplumca tanınmasını sağladıkları için iyi bir amaca hizmet etmektedir.

 

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da rastladığım bir haber, bu tip başvurularla A.B.D.’nde de karşılaşıldığını bana gösterdi ve kısa bir araştırmayla, A.B.D. Patent ve Marka Ofisi’nin konu hakkındaki değerlendirme ve kararlarına ulaşmam mümkün oldu. Bu yazının ülkemizde marka incelemesinde sıkıntılı ve güncel bir alan olarak tanımlanabilecek, toplumsal olayların isimlerinin veya toplumsal olaylarla özdeşleşmiş kelimelerin-sloganların marka olarak tescil edilebilirliği konusunda, USPTO uygulamasını aktararak okuyuculara fayda sağlayabileceğini düşünüyorum.

 

15 Nisan 2013 tarihinde A.B.D.’nin Boston şehrinde düzenlenen maraton sırasında bomba patlatılmış, bunun sonucunda 3 kişi hayatını kaydetmiş yaklaşık 260 kişi yaralanmıştır. Patlamanın terörist bir saldırı olduğu sonradan anlaşılmış ve saldırıda hayatını kaybedenler terör kurbanı olarak nitelendirilmiştir. Terörizm konusunda 11 Eylül saldırılarından sonra oldukça hassaslaşan A.B.D. toplumunun olaya reaksiyonu, ilk olarak birkaç üniversite öğrencisinin örgütlediği, sonradan kitlesel nitelik kazanan “Boston Strong” hareketi olmuştur. “Boston Strong”, saldırıda hayatını kaybeden veya yaralananlara yardım amacıyla düzenlenen ve şehrin terörizme karşı tek vücut haline gelmesini çeşitli etkinliklerin genel ismi ve bu amaçla kullanılan slogan haline gelmiştir. Çok sayıda kişi bu sloganı tişörtlerinin üzerine basmış, çıkartmalar hazırlanmış ve Aerosmith, New Kids on the Block gibi grupların sahne aldığı bir Boston Strong konseri düzenlenmiştir.

 

Girişimci zekaların ortaya çıkıp bu sloganı ticarileştirmek istemesi ise çok zaman almamıştır. Saldırıdan ve sloganının ortaya çıkışından sadece iki gün sonra “Boston Strong” ibaresini marka olarak tescil ettirmek için USPTO’ya iki başvuru yapılmıştır. Bunu sonraki günlerde yapılan 8 başvuru daha takip etmiştir. Başvurulardan tişörtler, giyim eşyaları, mücevherat, kahve, bira gibi malları ve tişörtlere baskı yapılması gibi hizmetleri kapsamaktadır.

 

“Boston Strong” kelimesini kendi adlarına marka olarak tescil ettirmek için gerçek ve tüzel kişilerin başvuruda bulunduğunun duyulması, A.B.D.’nde tepkiye yol açmıştır. Bu tip başvurularda bulunan kişilerin “kazanacaklarının çok az olduğu, buna karşın itibarlarından çok şey kaybedecekleri” dile getirilmiş ve başvurular “incitici ve saldırgan” kelimeleriyle nitelendirilmiştir.

 

USPTO, “Boston Strong” başvurularını bu atmosferde incelemiştir. İnceleme sonucunda şu ana dek 10 başvurudan 8’i reddedilmiş durumdadır ve kalan 2 başvurunun da reddedileceği tahmin edilmektedir.

 

USPTO’nun başvurular hakkında verilen ret kararlarını dayandırdığı temel gerekçe, ayırt edici nitelikten yoksunluktur. USPTO’ya göre, “Boston Strong” ibaresi, sosyal, politik, dini veya benzeri tipte bir mesaj iletmektedir ve bir işletmenin mallarını veya hizmetlerini, diğer işletmelerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt etmenin sağlanması şeklinde tanımlanabilecek marka işlevini yerine getirmemektedir. USPTO’ya göre, bir terimin ve sloganın ayırt edici olup olmadığı değerlendirilirken kamunun ilgili kesiminin algısı dikkate alınmalıdır. Bir terim veya sloganın günlük dilde kullanımı artıkça, kamunun o terim veya sloganın tek bir ticari kaynakla ilişkilendirmesi ve marka olarak tanıması olasılığı azalır. İnceleme konusu, “Boston Strong” ibaresi bakımından da durum aynıdır, sloganın kullanımının yaygınlığı neticesinde, slogan her yerde karşılaşılabilir niteliğe kavuşmuştur. “Boston Strong” sloganı, bu niteliği nedeniyle kamu tarafından ayırt edici bir işaret olarak değil, toplumsal bir mesaj ileten slogan olarak algılanacaktır. Sayılan tüm nedenlerle “Boston Strong” sloganı ayırt edici nitelikten yoksundur.

 

Bunun yanısıra, giyim eşyaları gibi malları içeren başvurular bakımından USPTO bir ret gerekçesi daha kullanmıştır. USPTO’ya göre, tişört ve giyim eşyaları üzerinde “Boston Strong” sloganının kullanılması durumunda, kamu bunu marka olarak değil, giysiler üzerinde süs veya dekor olarak kullanılan bir slogan olarak değerlendirecektir ve bu nedenle slogan markasal ayırt edici işlevini yerine getirmeyecektir.

 

USPTO benzer nitelikte değerlendirmeleri “OCCUPY WALL STREET” başvuruları için de yapmıştır.

occupy-wall-street

 

“Wall Street’i İşgal Et” anlamına gelen “Occupy Wall Street”, okuyucuların muhtemelen hatırlayacağı üzere, Eylül 2011’de A.B.D.’nin New York şehrinin finansal merkezi olarak adlandırılabilecek Wall Street caddesinin işgali ile başlayan, ekonomik ve sosyal eşitsizliği hedef alan ve çok sayıda şehir – ülkeye yayılan büyük çapta bir politik başkaldırı hareketidir. USPTO’ya “Occupy Wall Street” teriminin marka olarak tescil edilmesi amacıyla 2 başvuru yapılmıştır ve her iki başvuru da yukarıda “Boston Strong” markaları hakkında yapılan açıklamalara eşdeğer değerlendirmelerle reddedilmiştir. USPTO’ya göre, kamu “Occupy Wall Street” ibaresini tek bir ticari kaynak belirten bir işaret olmaktan öte, politik başkaldırı hareketinin ismi olarak algılayacaktır ve yalnızca bilgi içeren bir mesaj olarak değerlendirilecek terim markanın ayırt etme işlevini yerine getiremeyecektir.

 

Ülkemizdeki marka başvurularının genel akışını takip edenler, son yıllarda toplumsal olayları, yankı uyandıran politik demeçleri veya ulusal düzeydeki önemli projeleri takiben, bu olayların – projelerin isimlerinin veya politik demeçlerinden cımbızlanan sloganların marka olarak tescil edilmesiyle amacıyla başvurular yapıldığının farkındadır. Bu tip başvuruların değerlendirilmesi genellikle çok kolay olmamaktadır. Şöyle ki, aslen tescilinde sorun olmaması gereken terimler, içinde bulunulan gün ve toplumsal koşulların belirleyiciliğinde, dönemsel olarak markasal ayırt edicilik işlevlerini kaybedebilmektedir. Bu hususun tespit edilebilmesi güçlük arz etmektedir, bunun ötesinde incelemeyi yapacak uzmanlar için karar verirken nesnelliği sağlayabilme zorunluluğu ortadadır ve söz konusu olan toplumsal olaylar, politik demeçler olduğunda değerlendirmenin daha da dikkatli yapılması gerekmektedir. Hele ki, Türkiye gibi, kuşkuculuğun doruklarda yaşandığı toplumsal atmosferlerde, inceleme ofisinin bu tip başvuruları her zaman olduğundan daha dikkatli incelemesi gerektiği açıktır.

 

Bu bakımdan USPTO’nun toplumsal olayların isimlerinden veya bu olaylarla özdeşleşmiş sloganlardan oluşan başvuruların değerlendirmesinde takındığı tavrın ve inceleme sonuçlarının aktarılması kanaatimizce önem arz etmektedir ve USPTO kararları bu başvuruların markasal olarak ayırt edici nitelikte olmadığı iddiasına dayanmaktadır.

 

“Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” başvuruları hakkında daha detaylı bilgi ve belgenin USPTO’nun çevrimiçi marka inceleme sayfası aracılığıyla edinilmesi mümkündür, incelemenizi tavsiye ederim.

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

onderolunsal@gmail.com

Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Çalışabilecek En İyi Federal Bağlı Kuruluş Olarak Seçildi

uspto.n1

 

Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) web sitesinde 18/12/2013 tarihinde yayınlanan 13-40 sayılı basın bildirisi (http://www.uspto.gov/news/pr/2013/13-40.jsp), USPTO’nun 2013 yılında federal hükümet bünyesinde faaliyet gösteren 300’ü aşkın bağlı kuruluş arasında çalışabilecek en iyi bağlı kuruluş sıralamasında 1. sıraya yükseldiğini göstermiştir.

 

Sıralama, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Kamu için Ortaklık (Partnership for Public Service – PPS) tarafından, çeşitli kamu kurumlarına veya bakanlıklara bağlı olarak faaliyet gösteren 300’ü aşkın bağlı kurum arasında yapılmıştır ve hazırlanan raporun http://bestplacestowork.org/BPTW/rankings/overall/sub adresinde görülmesi mümkündür. Rapora dayanak araştırma, 371 federal kurum ve bağlı kuruluşta çalışan 700.000’den fazla kamu görevlisi arasında yapılmıştır. USPTO, 2009’dan bu yana sürdürmekte olduğu yükselişini devam ettirmiş ve geçtiğimiz yıl 5. olduğu araştırmada, bu yıl ilk sıraya yükselmiştir.

 

Basın açıklamasında, USPTO Patent Bölümü Müdürü Margaret A. (Peggy) Focarino; “Bu, çok çalışan elemanlarımızın, sendikalarımızın ve birim liderlerimizin kendilerini yorulmaksızın adayışları için olağanüstü bir takdirdir… Çalışanlarımız, tamamen kendi gelirleriyle finanse olan bir kurum olmamıza rağmen karşılaştığımız bütçe müsaderesinin ve nesillerden bu yana ulusal patent sistemimizdeki en kapsamlı revizyon olarak adlandırılabilecek Leahy-Smith Amerika Mucitler Yasasının uygulamasının tamamlanmasının etkileri dahil olmak üzere önemli sıkıntılarla karşılaştılar. Bu sıkıntılara rağmen, çalışanlarımız tarafından federal hükümet bünyesinde çalışabilecek en iyi yer olarak seçilerek yükselen momentumumuzu sürdürdük.” ifadelerini kullanmıştır.

 

USPTO’nun başarısının nedenlerinden birisi olarak, ofisin bir süredir yüksek başarıyla uyguladığı uzaktan çalışma (teleworking) programı gösterilmiştir. Kurumun uzaktan çalışma programı, çalışanların iş yapma mekanı konusunda esnekliği geliştirmiş, uzmanlarda bekleyen iş miktarını tarihsel olarak düşük düzeylere indirmiş, uzman verimliliğini artırmış ve kurumun genel giderlerle ilgili olarak milyonlarca dolar tasarruf etmesini sağlamıştır.

 

Basın bildirisine göre, projeler konusunda ortak çalışmaya dayalı takım esaslı yaklaşımların geliştirilmesi ve teknik alanlarda ve kişisel gelişim konularında eğitim fırsatlarının artırılması yollarıyla USPTO’nun yüksek beceriye sahip işgücünün morali ve etkinliği artırılmıştır. USPTO Patent Bölümü Müdürü Margaret A. (Peggy) Focarino, USPTO yönetiminin, Patent Ofisi Profesyonel Birliği Sendikasıyla birlikte ofiste tarihi değişiklikler konularını görüşmesini ve uygulamasını koordine etmesi nedeniyle 2013 yılında, Samuel J. Heyman Amerika’ya Hizmet Ödüllerine aday gösterilmiştir. Bu değişiklikler, uzmanlara daha fazla zaman ve esneklik tanımış, uzmanlar ve yöneticiler için yeni performans ölçütleri getirmiş ve çalışanların eğitim ve liderlik geliştirme fırsatlarını artırmıştır.

 

USPTO geçtiğimiz iki yıl boyunca, kurumun ve çalışanlarının işbirliğinin ve fikir paylaşımının geliştirilmesine gayret etmiş ve kurum yönetiminin çalışan sendikalarıyla işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla, çalışanların kurumu geliştirmek için fikir öne sürebileceği ve oy kullanabileceği interaktif çalışan forumu oluşturulmuştur.

 

USPTO basın açıklaması, kurumun kendi başarılarını övücü bir dille anlatması bakımından mevcut yönetimi yüceltme içerikli bir metin olsa da, USPTO’nun, A.B.D.’nde çalışılabilecek en iyi federal bağlı kuruluş olarak seçilmesi takdire şayan bir durumdur. Bu bağlamda, USPTO tarafından uygulanan uzaktan çalışma ve interaktif çalışan forumları gibi yöntemler, kanaatimizce çalışan verimliliğini yükseltme ve motive etme potansiyeli yüksek yönetsel araçlar niteliğindedir.

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

unsalonderol@gmail.com

Tanınmış Tescilli Markanın Kullanımı v. İfade Özgürlüğü Çatışması – LEGO Markasının Kullanımı ile ilgili bir Örnek Olay

legoblackpearl

Yazdığım konuların oldukça teknik ve çoğunlukla da sıkıcı olduğu yönünde çevremden kimi zaman eleştiriler alıyorum. Bu eleştiriler yazdığım konulara yabancı olanlar bakımından büyük oranda doğru olmakla birlikte, çalışma alanımın teknik yönü dikkate alındığında, yazdıklarımı daha ilginç veya eğlenceli hale getirmek için elimden maalesef çok şey gelmiyor.

Gene de, internette bazen rastladığım marka veya genel hatlarıyla fikri ve sınai haklar konularıyla ilgili ilginç haberler, konunun yabancılarına da ilginç gelebilecek özellikler içeriyor. Bana çok dikkat çekici gelen, ama okuyucular için ne denli ilginç olacağını tahmin edemediğim aşağıdaki haberi de sizlerle paylaşmak istedim.

Çocuk sahibi olsaydım, çocuğuma alacağım, ama daha çok kendi oyuncağım olarak kullanacağım başlıca ürünler  “LEGO” markalı oyuncak yapı blokları olurdu. Küçük yaşlardan bu yana hayranlıkla takip ettiğim ve özellikle son yıllardaki “Star Wars” serilerini hayranlıkla vitrinlerden izlediğim “LEGO” ürünleri benim için bir oyuncaktan fazla anlama geliyor.

“LEGO” hayranlarının sadece birkaç kişiyle sınırlı olmadığının farkında olan kişiler içinse “LEGO” markasının kullanımı kimi zaman kişisel reklam aracı olabiliyor. Aşağıda aktaracağım ihtilaf, gerek “LEGO” markasını gerekse de “marka hakkına tecavüz iddiasını” içerdiği için benim için özellikle dikkat çekici oldu. İhtilafı anahatlarıyla, World Trademark Review dergisinin internet sitesinde 05/02/2014 tarihinde John van der Luit-Drummond tarafından yayınlanan haberden (www.worldtrademarkreview.com) ve yabancı gazetelerin internet sayfalarından aktardığımı öncelikle belirterek, konuya giriyorum.

Yıldızı son yıllarda parlayan bir porno film oyuncusu olan “Christy Mack” kişisel twitter hesabından 23 Ocak 2014 tarihinde takip eden duyuruyu yapar: “Lego’ları kullanarak beni en iyi biçimde oluşturacak kişiye blow job yapacağım.”; “Yarışma 1 Mart’ta sona erecektir.” (Blow job’un anlamını bilmeyenler internetten araştırabilir.) Söz konusu iki tweet’in ekran çıktıları aşağıda yer almaktadır (anlaşılabilir nedenlerle Christy Mack’in profil resmini keserek yayınlıyorum. bkz. http://elitedaily.com/news/world/porn-star-christy-mack-announces-shell-give-a-to-whoever-makes-best-lego-creation-for-her/mack

Christy Mack’in popüler gündemde kalmak amacıyla yapıldığı aşikar olan yarışmasından haberdar olan LEGO hukuk departmanı derhal harekete geçer. LEGO hukuk departmanı Mack’le iletişime geçer ve LEGO markasının kullanımından vazgeçilmesini talep eder. Mack, LEGO’dan gelen uyarı üzerine yarışmaya ilişkin tweet’ini kaldırır ve 28 Ocak 2014 tarihinde takip eden tweeti yayınlar: “Blow job yarışması, avukatların twitter içeriğimi beğenmemesi nedeniyle iptal edilmiştir. Bana kalırsa bunun nedeni yarışmayı kazanamamış olmalarıdır.”

 mack

World Trademark Review dergisinin görüştüğü Frank Jorgensen isminde bir avukata göre, Christy Mack ve LEGO arasındaki ihtilaf, fikri haklarla – ifade özgürlüğü arasında ortaya çıkan çatışmanın belirgin bir örneğidir. Jorgensen’e göre; “Christy Mack bir porno yıldızıdır ve ifade özgürlüğünü kullandığı öne sürülebilir. Faaliyeti kendi açısından yarışma yoluyla halkın ilgisini çekme anlamında bir pazarlama başarısı olmakla birlikte, (tartışmaya açık olarak) LEGO markasından haksız avantaj sağlamaktadır.”

Jorgensen, yarışma bir birey tarafından başlatılmış olsa da, Christy Mack’in kendisinin de bir marka olduğunu, yarışmanın ticari yönünün bulunduğunun kabul edilebileceğini, bunun ise hizmetlerin değişimi olarak adlandırılabileceğini belirtmektedir. Bunun ötesinde, Mack, ürünlerin genel ismi olarak kabul edilebilecek “yapı blokları” terimini kullanmak yerine açık olarak “LEGO” markasını kullanmıştır. Ürünün ismi olan “yapı blokları” teriminin yerine dünyaca ünlü “LEGO” markasının kullanılması daha fazla dikkat çekecektir ve bu tanınmış “LEGO” markasının ayırt edici karakterinden veya ününden haksız fayda sağlanması anlamına gelecektir. Bu yolla, tanınmış markanın cazibesinden, ününden ve prestijinden hiçbir çaba sarf edilemeden faydalanılacak ve finansal karşılığı ödenmeden,  LEGO’nun markasını yaratmak ve geliştirmek için sarf ettiği emek sömürülecektir.

Christy Mack’in, LEGO hukuk biriminin uyarısı üzerine yarışmayı iptal etmesi ve LEGO markasının “kullanımına” son vermesi taraflar arasındaki ihtilafın mahkeme önüne taşınması engellemiştir. Bir marka profesyoneli olarak, işin doğrusu, bu tip bir davanın sonucunu görmeyi ve mahkemenin yorumunu öğrenmeyi tercih ederdim. Bu tip bir davanın sonucunun, sosyal medyada marka haklarının korunması, ifade özgürlüğü karşısında sınai mülkiyet haklarının durumu ve tanınmış markanın itibarından haksız fayda sağlanması gibi birbirinden bağımsız konuların bir arada değerlendirilmesi anlamında dikkat çekici olacağı muhakkaktır.

Umarım bu kez sıkıcı olmayan bir konuda yazmayı başarabilmişimdir. Kendi adıma yazarken çok eğlendim.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2014   

Ülke Bayraklarını Kısmen İçeren Marka Başvurularının Tescil Edilebilirliği Sorunu – Portekiz’den Winhouse Kararı

 

Avrupa Birliği marka gündemine yakından takip etmek isteyenlerin izlemesi gereken bir numaralı internet kaynağı bana göre Class 46 internet bloğudur. MARQUES (Avrupa Marka Sahipleri Derneği) bünyesinde yayınlanan Class 46 içeriğinde, Avrupa Birliği sınırları dahilinde marka hukuku alanında gerçekleşen gelişmeleri yakından takip etmek mümkündür. İlgilenenler Class 46’e http://www.marques.org/class46/ adresinden erişebilir.

Class 46’te geçtiğimiz gün yayınlanan bir haber, marka uzmanları tarafından sıklıkla tartışılan ülke bayraklarını veya bayrakların benzerlerini içeren markalar konusu hakkında Avrupa Birliği üyesi bir ülke mahkemesi tarafından getirilen bir yorumu içermesi ve aynı zamanda dava konusu markanın bir Türk firmasına ait olması nedenleriyle dikkatimi çekti. Belirtilen haberin yukarıda linki verilen internet sayfasının Ocak ayı arşivinde görülmesi mümkündür.

Pedro Malaquias tarafından yazılan habere (bu yazı büyük ölçüde belirtilen haberin çevirisinden oluşmaktadır) göre, bir Türk firması tarafından Madrid Protokolü kapsamında yapılan ve Portekiz’e de yönlendirilen “winhouse” ibareli marka başvurusu (uluslararası tescil no: 929046) 2008 yılında Portekiz Sınai Mülkiyet Ofisi tarafından reddedilir.

Aşağıda yer verilen görsel unsurdan oluşan başvurunun ret gerekçesi, Portekiz Sınai Mülkiyet Kanununun (2003) 239(a) maddesidir.

 

winhouselogo

 

Portekiz Sınai Mülkiyet Kanununun (2003 yılında geçerli olduğu haliyle) 239(a) maddesi, “Paris Sözleşmesinin 6ncı mükerrer maddesi kapsamına girip girmediğini bakılmaksızın, gerekli izinler alınmadığı sürece, devletlerin, belediyelerin veya Portekiz veya diğer ülke kamu kurumlarının bayraklarını, sembollerini, armalarını, amblemlerini veya diğer işaretlerini kısmen veya tamamen kurucu unsurlarından birisi olarak içeren markaların reddedileceği” hükmünü içermektedir. Pedro Malaquias mevcut 2008 tarihli Sınai Mülkiyet Kanununun küçük değişikliklerle halen benzer bir hükmü içerdiğinin altını çizmektedir.

Portekiz Ofisi belirtilen maddeye dayanarak, başvuruda Avrupa Birliği bayrağının benzeri bir şeklin bulunması nedeniyle başvuruyu reddetmiştir.

AB bayrağı aşağıdaki şekilden oluşmaktadır:

euflag

Başvuru sahibi bu karara karşı dava açmıştır. Başvuru sahibine göre başvurusunun baskın unsuru “winhouse” kelime unsurudur ve başvurudaki şekil Avrupa Birliği bayrağının taklidi değildir. Buna ilaveten, başvuru sahibi, başvurudaki şeklin AB bayrağına yönelik saygısızlık veya itibarsızlaştırma içermediğini belirtmektedir.

Dava 2013 yılında sona ermiş ve dava hakkındaki karar 249/2013 sayılı Sınai Mülkiyet Bülteninde yayınlanmıştır.

Mahkemeye göre markadaki unsurlardan herhangi birisi baskın konumda değildir. Başvurunun şekil unsuru 10 yıldız içeren renkli bir çizimden oluşmaktadır, ancak kamunun ilgili kesimi, başvuruda yer alan kelime unsurunun daireyi tamamlayacak iki yıldızın yerini kapladığını kolaylıkla varsayabilecektir. Bunun sonucu olarak, başvuruyu oluşturan işaret ortalama tüketicilerce kolaylıkla Avrupa Birliği bayrağı olarak algılanabilecektir. Bu çerçevede, Mahkemeye göre, başvuru sahibi Avrupa Birliği bayrağını (veya bir kısmını) markasında kullanmak için izin de almamış olduğundan başvurunun reddedilmesi kararı yerindedir. Sonuç olarak, Mahkeme, Portekiz Sınai Mülkiyet Ofisinin ret kararını onamıştır.

Ülke bayraklarını tamamen içeren başvuruların Paris Sözleşmesi kapsamında reddedilmesi gerekliliği konusunda şüphe olmamakla birlikte, ülke bayraklarını kısmen içeren veya ülke bayraklarıyla aynı olmasa da bunları çağrıştıran veya bunların taklidi niteliğinde olan işaretler hakkında yapılması gereken muamele hakkında tartışmalar mevcuttur. Portekiz Ofisinin ilgili mahkeme tarafında onanan ret kararı bu konudaki bir yaklaşımı gösterse de ROMARIN kayıtlarından (http://www.wipo.int/romarin/) görülebileceği üzere aynı marka bazı AB üyesi ülkelerde de tescil edilmiş durumdadır. Dolayısıyla, marka uygulamalarında pek çok durumda olduğu gibi bu halde de, inceleyici ofisin veya mahkemenin bakış açısının belirleyici olduğu görülmektedir.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2014

OHIM Marka İnceleme Kılavuzu Güncelleniyor

OHIM-GUidelines-on-the-practice-of-the-OHIM1

İç Pazarda Harmonizasyon Ofisi (bundan sonra OHIM olarak anılacaktır), topluluk markası tescil işlemlerini yürütürken oldukça kapsamlı bir inceleme kılavuzu çerçevesinde işlemlerini yürütmektedir.  İnceleme kılavuzları belirli aralıklarda güncellenmekte ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın getirdiği yeni ve ek yorumlar göz önüne alınarak, OHIM inceleme pratikleri değiştirilmektedir.

OHIM inceleme kılavuzunda yapılacak en son düzenleme 1 Şubat 2014 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu konudaki bilgilendirme OHIM’in aylık haber online bülteni olan “Alicante News”in Aralık 2013 sayısında yapılmıştır (bkz. https://oami.europa.eu/tunnel-web/secure/webdav/guest/document_library/contentPdfs/about_ohim/alicante_news/alicantenewsdecember2013_en.pdf).

Bu yazı kapsamında OHIM marka inceleme kılavuzunda yapılacak değişikliklerin mutlak ret nedenleri ile ilgili kısmı, Alicante News içeriğinde yapılan açıklamalar ekseninde özetlenecek ve bilginize sunulacaktır.

İnceleme kılavuzunun mutlak ret nedenleri ile ilgili kısmında yapılacak değişikliklerin temel başlıkları; renk adlarından oluşan markalar, tek harften oluşan markalar, kısaltmalar, sloganlar, ünlü kitapların isimleri, ayırt edici olmayan şekilleri içeren markalar, asli değer katan şekiller, olarak özetlenebilir. Belirtilen konulardaki yeni OHIM değerlendirmesi aşağıdaki içerikte olacaktır:

Renk adlarından oluşan markalar: OHIM’in önceki uygulamasında renk adlarından oluşan marka başvuruları, başvurunun mal listesinde boyaların veya benzer nitelikte renklendiricilerin yer alması durumunda reddediliyordu. Güncellenmiş kılavuza göre, bu tip markaların değerlendirmesinde, ret kararları yalnızca boyalar veya renklendiricilerle sınırlı kalmayacak, renk adından oluşan bir başvuru, ilgili renk adının, mal listesinde yer alan bir malın özelliğini bildirir biçimde algılanması halinde, ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle reddedilecektir. Bu konuda, Alicante News’te verieln örnekler, peynirler için “blue (mavi)” ve çay için “green (yeşil)” markalarının reddedileceği yönündedir. Bir diğer deyişle, bu tip markaların tanımlayıcı olarak kabul edilmesi için, başvurunun “Yeşil Çay” şeklinde olması gibi bir zorunluluk aramayacak, sadece “Yeşil” ibaresinden oluşan bir başvuru, “çay” malı için ayırt edici nitelikten yoksun ve tanımlayıcı bir ibare olarak değerlendirilecektir.

Tek harften oluşan markalar: OHIM’in önceki uygulaması, standart karakterlerle yazılı ve grafik unsur içermeyen tek harften ibaret markaların reddedilmesi yönündeydi. Avrupa Birliği Adalet Divanının, “α” harfinden (alpha harfi) ibaret bir marka hakkında verdiği C-265/09P sayılı kararda yapılan “bu tip işaretler bakımından yapılması gereken ayırt edicilik testinin, diğer işaretler için yapılan ayırt edicilik testinden farklı olmaması gerektiği, bu işaretlerin de başvuru kapsamındaki mallar ve hizmetlere odaklı somut faktörler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği” tespitleri çerçevesinde, OHIM, standart karakterlerle yazılı ve grafik unsur içermeyen tek harften ibaret markalarla ilgili yeni bir uygulama oluşturmuştur.

Yeni uygulama çerçevesinde, standart karakterlerle yazılı ve grafik unsur içermeyen tek harften ibaret markalar, tüketicilerin bu tip işaretleri ayırt edici işaretler olarak değerlendirmeyeceği şeklinde genel bir varsayımla reddedilmeyecektir. Ofis, standart karakterlerle yazılı ve grafik unsur içermeyen tek harften ibaret markalarla ilgili her vakanın kendine özgü şartlarını dikkate alarak, vaka bazında işareti ne gerekçeyle ayırt edici bulmadığını açıklamakla mükellef olacaktır.

Kısaltmalar: Bu tip başvurular, sadece kısaltmadan oluşan başvurular ve kısaltmayla birlikte kısaltmanın karşılığı olan terimin birlikte kullanıldığı başvurular olarak, iki genel başlık altında incelenebilir.

Sadece kısaltmadan oluşan başvurular, kısaltmanın, kısaltmanın karşılığı olan tanımlayıcı terimle aynı anlamda kullanılması veya bu şekilde kullanılmasının mümkün olması halinde ve kamunun ilgili kesiminin kısaltmayı, kısaltmanın karşılığı olan terimin tanımlayıcı anlamıyla aynı şekilde algılaması halinde, tanımlayıcı olarak kabul edilecektir.

Tanımlayıcı terim ve tanımlayıcı terimi oluşturan sözcüklerin ilk harflerinden oluşan kısaltmanın (acronym) birlikte kullanıldığı başvurular ise yeni uygulama kılavuzunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tanımlayıcılık gerekçesiyle reddedilecektir. OHIM’in bu konudaki yeni uygulaması, Adalet Divanının, C-90/11 sayılı “Multi Markets Fund MMF” kararından kaynaklanmaktadır. Karar hakkında detaylı bilginin, bu site içeriğindeki http://iprgezgini.org/2013/12/16/ayirt-edici-nitelikten-yoksun-ve-tanimlayici-markalarin-degerlendirilmesi-avrupa-birligi-adalet-divaninin-c-9011-sayili-karari/ bağlantısından edinilmesi mümkündür. Yeni uygulama, tanımlayıcı terim ve tanımlayıcı terimi oluşturan sözcüklerin ilk harflerinden oluşan kısaltmanın (acronym) birlikte kullanıldığı hallerde, bu terimlerin birbirini açıklaması ve birbirleriyle bağlantılı oldukları olgusuna dikkat çekmesi gerekçesine dayandırılmaktadır.

Sloganlar: Sloganlar konusunda daha açık hale getirilen uygulama temelini Adalet Divanının C-398/08 sayılı “Vorsprung durch Technik” (teknoloji yoluyla yenilik) kararından almaktadır. Buna göre sloganlar, sadece bir promosyon mesajı olarak algılandıkları halde reddedilebilecektir, buna karşın promosyon mesajı olmanın ötesinde, malların ticari kaynağını gösterir bir algı yaratmaları halinde ayırt edici oldukları kabul edilecektir. Bu konuda ayrımın nasıl yapılacağına ilişkin açıklamalar ve sloganların ayırt edici oldukları bazı özel hallere ilişkin değerlendirmeler (sözcük oyunu, kavramsal şaşırtıcılık, çoklu anlam, zihni çaba gerekliliği, vb.) yeni kılavuzda yer alacaktır.

Ünlü kitapların isimleri ve malları veya hizmetlerin konusu bakımından tanımlayıcılık: OHIM’e göre, bazı öyküler veya bunların isimleri o kadar bilinir hale gelmiştir ki, bunlara ilgili öykü dışında başka bir anlam yüklenmesi mümkün değildir ve bunların “dile girdiklerinin” kabul edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, yeni kılavuza göre, münhasıran ünlü bir öykü veya kitap isminden markalar, ilgili öyküyü konu olarak içerebilecek mallar veya hizmetler bakımından ayırt edici nitelikte kabul edilmeyecektir. Örneğin, “Cinderella” ibaresi kitaplar ve filmler gibi mallar bakımından ayırt edici nitelikte bulunmayacaktır.

Yeni kılavuz, malların veya hizmetlerin konusu veya içeriği ile ilgili olarak ayırt edici nitelikten yoksun veya tanımlayıcı olan işaretlerle ilgili açıklamalar da içerecektir. Bu konudaki açıklamalar, ret kararının kapsamı konusunda (ilgili mallar veya hizmetler, bunların ne şekilde tarif edildiği [özel bir konuya karşılık gelip gelmediği]) yoğunlaşacaktır.

Ayırt edici olmayan şekilleri içeren markalar: Bu başlık, aynı zamanda OHIM ve Birlik üyesi Ülkeler Yakınlaşma Programının başlıklarından birisi olan ayırt edici olmayan şekil unsurlarını içeren markaların değerlendirilmesi konusunda  detaylı açıklamalar içerecektir. Yeni kılavuzda, bu tip unsurların, varsa ayırt edici unsurlarının ne şekilde tespit edileceği ve bunun markanın bütünsel değerlendirmesine etkide bulunup bulunmayacağı haller açıklanacaktır.

Bu satırların yazarı da, bu açıklamaları merakla beklemektedir, Alicante News’te daha detaylı ipucu bulunmadığından, şimdilik 1 Şubat 2014 tarihini beklemekle yetineceğiz.

Mala asli değer katan şekillerden oluşan başvurular: Bu tip başvuruların reddedileceği yönündeki düzenleme Topluluk Marka Tüzüğünün 7(1)(e)(iii) paragrafında yer almaktadır. Yeni kılavuza göre, Adalet Divanının T-508/08 sayılı (hoparlör) kararı doğrultusunda, bu madde kapsamında ret kararı verilecekse, inceleme konusu şeklin, satın alma kararını etkileyen temel faktör olması (tek faktör olması şart değildir) şartı aranacaktır. Bu değerlendirme, temel olarak, sanat eserleri, mücevherat, vazolar, vb. nitelikte, şekilleriyle birlikte ortaya çıkan estetik değerleri nedeniyle satın alınan ürünler bakımından yapılacaktır.

OHIM’in yeni inceleme kılavuzunun resmi olarak yayınlanmasının ardından, bu yazı kapsamında, Alicante News içeriğindeki kısa açıklamaları aktararak özetlediğimiz değişikliklere, daha detaylı şekilde yeni bir yazı içeriğinde yer vermeye çalışacağız.

 

Önder Erol Ünsal

Aralık 2013

Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor

Taht Kavgaları Devam Ediyor Ama “Game of Thrones” Korsan İzlenme Tahtını Terk Etmiyor

game_of_thrones

Her yıl sonunda olduğu gibi 2013 sonunda da bitmekte olan yılın en’leri gazete ve dergi sayfalarını doldurmaya başladı. Bu tip yazılar genellikle pek ilgimi çekmemekle birlikte, twitter’da görmemin ardından hemen okuduğum ve sizlerle de paylaşmak istediğim bir liste bana oldukça ilginç geldi.

http://torrentfreak.com/game-of-thrones-most-pirated-tv-show-of-2013-131225/ adresinde görebileceğiniz bir araştırma 2013’ün korsan biçimde en çok indirilen TV dizilerini konu alıyor. Bağımlılık derecesinde takip ettiği birkaç TV dizisi (Game of Thrones, Dexter, vd.) olan ve  -itiraf etmek gerekirse- yurtdışında olduğu ve kablolu TV aboneliğine sahip olduğu dönemlerde korsan biçimde dizi izlemeyi alışkanlık haline getiren yazar bakımından bu listenin ilginç olması kaçınılmazdı.

Araştırma, 2013 yılı içerisinde korsan olarak en çok indirilen TV dizilerinin bölüm başına ortalama indirme sayısından ve aynı dizilerin bölüm başına A.B.D.’ndeki tahmini yasal izleyici sayısından oluşmaktadır. Rakamlar, çeşitli BitTorrent takip edicilerin derlediği, indirme sayısı istatistikleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklara dayanılarak, TorrentFreak tarafından tahmini olarak belirlenmiştir.

dizizleme(Kaynak www.torrentfreak.com)

İndirme sayısını gösteren istatistiklerin, online akış (online streaming) ve merkezi dosya paylaşım sistemleri (cyberlocker downloads) yoluyla yapılan izlemeleri içermediği özellikle belirtilmelidir. Bunun nedeni, bu tip izlemelerin sayısını ölçecek kaynakların bulunmamasıdır. Bu tip izlemelere ilişkin rakamların eklenmesi durumunda korsan izleme sayısının ne kadara çıkacağının tahminini ise sizlere bırakıyorum.

İstatistiğe dönülecek olursa, Gam of Thrones’un açık ara korsan indirme birinciliğini elinde bulundurduğu görülmektedir. Dizinin fanı olarak bu duruma sevinmem mi gerekli onu pek bilmiyorum, ama torrentfreak.com’a göre, Game of Thrones geçen yılda birinci olduğu bu alanda liderliği kolaylıkla kaybedecek gibi gözükmüyormuş. İkinci, üçüncü ve dördüncü sıralarda takip etmediğim Breaking Bad, The Walking Dead ve The Big Bang Theory dizileri yer alıyor. Beşinci sırada ise tüm zamanlar favorim Dexter bulunuyor, her şehre bir tane lazım dediğim Dexter, her ne kadar bizlerle vedalaşmış olsa da bir klasik olarak kalplerimizde yeri her zaman birinci kalacak diyebiliriz.

Torrentfreak.com, dizilerin korsan olarak indirilmesi konusunda tek sorumluluğun indirenlerde aranmaması gerektiği, özellikle Game of Thrones yapımcısı HBO kanalının dizinin haklarını hiçbir şekilde yasal online yayıncılarla paylaşmaması durumunun, bu dizinin korsan biçimde izlenmesini artırdığı görüşündedir.

Bununla birlikte, dizi yaratıcıları korsan indirme konusunda çok da rahatsız olmadıklarını belirten açıklamalar yapmaktadır. Torrentfreak.com’da yer alan yazıya göre Game of Thrones yönetmeni David Petrarca “korsan izleme veya indirmenin dizi hakkında ihtiyaç duyulan kültürel uğultuyu fazlasıyla yarattığını” kabul etmiştir (http://torrentfreak.com/piracy-doesnt-hurt-game-of-thrones-director-says-130227/). Benzer şekilde, HBO’nun ortak şirketi Time Warner’ın CEO’su Jeff Bewkes, “korsan izleme veya indirmenin firmasına daha çok abonelik sonucuna yol açtığını ve en çok korsanlığa konu olma unvanının Emmy ödülü kazanmaktan daha iyi olduğunu” belirtmiştir (http://torrentfreak.com/game-of-thrones-piracy-better-than-an-emmy-time-warner-ceo-says-130808/)

Buna karşın “The Walking Dead” dizisinin yapımcısı Gale Anne Hurd tersi görüştedir ve “korsan izlemenin en sonunda yasal izlemeye dönüşecek bir alışkanlık oluşturması anlamında iyi olduğu” kanaatine katılmamaktadır. Hurd’ın görüşünü destekler nitelikte bir veri, The WalkingDead’in sezon prömiyerinin AMC tarafından ücretsiz yayınlanmasına rağmen bu bölümü korsan yolla indirmeyi tercih edenlerin büyük oranda olmasıdır (http://torrentfreak.com/pirates-jump-on-the-walking-dead-despite-legal-options-131014/).

Korsan dizi izlemenin engellenmesi veya tamamen ortadan kaldırılması oldukça güç olduğundan ve internetin yasaklanması veya kısıtlanması gibi sansürcü tedbirler 21. yüzyılın ruhuna uygun olmayacağından,  kanaatimizce dizi yapımcılarının, meslek birliklerinin veya kanun koyucuların konuyu bu gözle de değerlendirmesi daha yerinde olacaktır. Benzer bir konu hakkındaki değerlendirmemiz http://iprgezgini.org/2013/12/17/hadopi-yasasi-catirdiyor-fransada-internet-uzerinden-yasadisi-dosya-paylasimi-ve-dosya-indirme-hakkinda-yasal-duzenleme/ adresinden incelenebilir.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2013

OHIM Temyiz Kurulu, OHIM İnceleme Kılavuzuyla Ne Derecede Bağlıdır? Avrupa Birliği Adalet Divanının C-53/11 Sayılı Kararı

r10(Görsel http://dyn.com/blog/defining-rules-vs-guidelines-errors-and-empowerment/  adresinden alınmıştır.)

 

Marka tescil işlemlerinden sorumlu kamu kurumlarının, başvuruların tescil edilebilirliğine yönelik değerlendirmelerini içeren ve diğer işlemler bakımından da süreçleri açıklayan inceleme kılavuzları, başvuru sahipleri ve marka vekilleri için olduğu kadar, inceleme uzmanları için de önemli metinler niteliğindedir.

 

Başvuru sahipleri ve marka vekilleri, inceleme kılavuzlarında yer alan değerlendirmelerin incelenmesi neticesinde, yapacakları veya yaptıkları başvuruların akıbetlerini aşağı yukarı tahmin edebilmekte veya başvuru hakkında verilen kararın gerekçelerini kılavuzda yer alan verilerle eşleştirerek, kararın yerindeliğini sorgulayabilmektedir. Aynı şekilde, inceleme uzmanları da, inceleme kılavuzlarında kendilerine çizilen hareket alanının sınırları içerisinde karar vererek, kurum tarafından belirlenen politikayı uygulamaktadır. Her iki durumda da, inceleme kılavuzlarının, kurum kararlarının tahmin edilebilirliğini ve karar tutarlılığını (birlikteliğini) mümkün olduğu ölçüde artırarak, sistemin tüm aktörleri için maksimum fayda sağladığı açıktır.

 

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan marka karar kılavuzunun, bu amaca olabildiğince hizmet ettiği ortadadır. http://www.turkpatent.gov.tr/dosyalar/haber/Marka_Karar_Kriteri_TR.pdf adresinden erişilebilecek kılavuzun, yurtdışındaki denkleriyle karşılaştırıldığında, mutlak ve nispi ret nedenleri incelemesinin esasları konusunda kapsamlı ve -tamamen olmasa da- büyük ölçüde yeterli olduğunun iddia edilmesi mümkündür. Bununla birlikte, kılavuz, mutlak ve nispi ret nedenleri incelemesi dışındaki konularda (şekli inceleme, başvuru tarihinin belirlenmesi ile ilgili ilkeler, sınıflandırma, arama, devir, lisans, unvan-adres-nevi değişikliği gibi işlemler, vb. konular) yetersiz kalmaktadır ve bu eksikliklerin kısa sürede giderileceği umulmaktadır.

 

İç Pazarda Uyum için Ofis (OHIM) tarafından hazırlanan ve kullanıcılara sunulan inceleme kılavuzu ve talimatnamesi (http://oami.europa.eu/ows/rw/pages/CTM/legalReferences/guidelines/OHIMManual.en.do & http://oami.europa.eu/ows/rw/pages/CTM/legalReferences/guidelines/guidelines.en.do), OHIM tarafından gerçekleştirilen iş süreçlerinin neredeyse tamamı hakkında detaylı bilgi ve düzenleme içermektedir. Kapsamları mutlak ve nispi ret nedenleri incelemesi ile sınırlı olmayan kılavuz ve talimatnamenin, OHIM kararlarının ve işlem süreçlerinin tahmin edilebilirliğini artırdığı, kurumun daha şeffaf işlem süreçlerine sahip olmasını sağladığı ve kurum çalışanları açısından da işlemlerde kolaylık sağladığı şüphesizdir.

 

Kurum, inceleme kılavuzlarının, sistemin tüm bileşenleri bakımından fayda sağladığı açık olmakla birlikte, kılavuzların kullanımıyla birlikte eş zamanlı bir soru da ortaya çıkmaktadır:

 

İnceleme kılavuzlarının ne derecede bağlayıcıdır ve bu bağlayıcılık kimler açısından geçerlidir?

 

Bu sorunun yanıtına yönelik tespitler içeren ve esası itibarıyla oldukça karışık olan bir davanın sonucunda, Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından verilen 19/01/2012 tarihli C-53/11 sayılı karar, okumakta olduğunuz yazının konusunu oluşturmaktadır.

 

Konunun bütünlüğünden kopmamak ve son derece karışık davanın detayları içerisinde kaybolmamak amaçlarıyla, yazı kapsamında, davanın konusu kısaca özetlenecek ve asıl olarak, Adalet Divanının, inceleme kılavuzlarının bağlayıcılığı konusundaki yorumuna yer verilecektir.

 

OHIM tarafından ilan edilen “Aurelio Munoz Molina”ya ait “R10” ibareli başvurunun ilanına karşı, “DL Sports & Marketing Ltda” tarafından itiraz edilir. İtiraz gerekçesi, ticaret sırasında bu işaretin itiraz sahibi tarafından eskiye dayalı olarak kullanımıdır. OHIM ilana itiraz birimi, eskiye dayalı kullanımı gösteren kanıtları itiraz sahibinden talep eder, ancak verilen süre ve ek süre içerisinde kullanımı gösterir kanıtlar sunulmaz. Ancak, verilen süre ve ek sürenin dolmasının ardından, “Nike International Ltd” itiraz gerekçesi markayı devraldıklarını belirten bir sözleşme sunar. OHIM, ilana itiraz birimi, ilana itirazı reddeder ve ret kararında önceki kullanımı gösterir yeterli kanıt bulunmadığını belirtir. “Nike International Ltd”  karara karşı itiraz eder ve OHIM Temyiz Kurulu, itirazı, “Nike International Ltd”’in itiraz prosedürlerine taraf olduğunu gösterir kanıt sunmaması, bu nedenle itiraz etme yetkisinin bulunmaması nedeniyle reddeder. Temyiz Kurulu, “Nike International Ltd”nin, itiraz gerekçesi tescilli olmayan markayı devraldığını gösterir kanıtlar sunmadığını, karara itiraz aşamasında da bunu kanıtlamadığını belirtir. Temyiz Kuruluna göre, devir sözleşmesi, “Nike International Ltd”nin bazı topluluk markalarını devraldığını göstermektedir, ancak itiraz gerekçesi tescilli olmayan marka, özel olarak bunlar arasında belirtilmemiştir.

 

“Nike International Ltd”, bu karara karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından T-137/09 sayı ile görülür.

 

“Nike International Ltd”nın öne sürdüğü 4 gerekçeden ikisi reddedilir, birisi kabul edilir, sonuncusu ise diğer iddianın kabul edilmesi nedeniyle incelenmez. Dolayısıyla, yazı kapsamında kabul edilen iddia açıklanacaktır.

 

Adalet Divanı Genel Mahkemesi, öncelikli olarak itirazın, “Nike International Ltd”nin itiraz prosedürlerine taraf olduğunu gösterir kanıt sunmaması, bu nedenle itiraz etme yetkisinin bulunmaması nedeniyle reddedildiğini belirtir. Buna karşın, OHIM’in ilke olarak uymakla yükümlü olduğu İnceleme Kılavuzunun, ilana itirazla ilgili prosedürel işlemler kısmında “Eskiye dayalı (önceki) bir ulusal hakkın yeni sahibinin, OHIM’i devir konusunda bilgilendirmesi, ancak buna ilişkin yeterli kanıt sunmaması durumunda, yeni sahibe bu işleme ilişkin kanıt sunması için iki aylık süre verilir ve bu süre zarfında işlemler askıya alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.  Bu düzenlemeyi ve bağlantılı diğer gerekçeleri dikkate alan Genel Mahkeme, davayı kabul eder ve OHIM Temyiz Kurulunun kararını iptal eder.

 

OHIM bu karara karşı, Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açar ve dava C-53/11 sayı ile görülür. OHIM, esasen konu hakkında özel bir düzenleme mevcutken (Topluluk Marka Tüzüğüne ilişkin Yönetmelik kural 49 ve Topluluk Marka Tüzüğü madde 58) ve Temyiz Kurulu kararı bu hükümlere dayanırken, Genel Mahkemenin bu hükümleri göz ardı ederek ve ilintisiz hükümlerle analoji yoluyla karar verdiğini ileri sürmektedir.

 

Davada öne sürülen argüman çerçevesinde OHIM’e göre, OHIM Marka İnceleme Kılavuzu, uzmanlar ve diğer OHIM birimlerince alınan kararlarda dayanak olarak kullanılan OHIM personeli talimatnamesi niteliğindedir. Buna karşın, OHIM uzmanları ve birimleri tarafından verilen kararların Topluluk Marka Tüzüğü ve Yönetmeliği ile uyumunu (tutarlığını) kontrol etmekle yükümlü olan OHIM Temyiz Kurulunun, bu kılavuzları uygulama zorunluluğu bulunmamaktadır. Bunun ötesinde, OHIM Temyiz Kurulunun kararları sınırları çizilmiş yetkiler çerçevesinde alınır ve bu kararlar takdir yetkisinin kullanılması olarak değerlendirilemez. Buna bağlı olarak, OHIM Temyiz Kurulunun kararlarının hukuka uygunluğu, OHIM’in önceki karar verme pratiği çerçevesinde değil, yalnızca, Avrupa Birliği Mahkemeleri tarafından yorumlandığı haliyle Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelik çerçevesinde değerlendirilmelidir. İncelenen vakada, OHIM’e göre, tartışma konusu yönetmelik maddesi, idari talimatnamelere göre değil, Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelikte yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

Buna karşılık, “Nike International Ltd”e göre, OHIM kararlarda tutarlılık ihtiyacı doğrultusunda, az ya da çok bağlayıcılığı bulunan, uygulama kılavuzlarını kabul etmiştir ve Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmeliği, OHIM Uygulama Kılavuzunda belirtilen ilkeler çerçevesinde uygulamalıdır.

 

Adalet Divanı, yukarıda yer verilen argümanları değerlendirdikten sonra, konuyu takip eden biçimde yorumlamıştır:

 

İncelenen davada, Adalet Divanı Genel Mahkemesi, OHIM Temyiz Kurulunun OHIM İnceleme Kılavuzunu uygulaması gerektiğini belirtmiş olmakla birlikte, OHIM tarafından öne sürüldüğü üzere, bir işaretin Topluluk Markası olarak tescil edilmesiyle ilgili olarak OHIM Temyiz Kurulunun kararları, sınırları çizilmiş yetkiler çerçevesinde alınır, bu kararlar takdir yetkisinin kullanılması olarak değerlendirilmez ve buna bağlı olarak, OHIM Temyiz Kurulunun kararlarının hukuka uygunluğu, yalnızca, Avrupa Birliği Mahkemeleri tarafından yorumlandığı haliyle Topluluk Marka Tüzüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

Bu çerçevede, Avrupa Birliği Adalet Divanı, OHIM’in iddialarını, Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirmiş ve Adalet Divanı Genel Mahkemesinin kararını yerinde bulmamıştır. Yazı içeriğinde, Adalet Divanının bu davaya ilişkin olarak hangi gerekçeyle hangi Yönetmelik hükmünün uygulanmasının gerektiğini tespit ettiği belirtilmemiş olmakla birlikte, kararı bu yönüyle değerlendirmek isteyenlerin C-53/11 sayılı kararı detaylı biçimde incelemeleri yerinde olacaktır.

 

Kararın, bu yazının amacı bakımından önemli yönü, Adalet Divanının OHIM Temyiz Kurulunun hareket alanını, inceleme kılavuzuna uygun karar vermekle sınırlamamış olması, OHIM Temyiz Kurulunun kararlarının hukuka uygunluğunun Avrupa Birliği Mahkemeleri tarafından yorumlandığı haliyle Topluluk Marka Tüzüğü göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş olmasıdır.

 

Bu durumda, davada OHIM tarafından öne sürülen argüman dikkate alınırsa, OHIM Marka İnceleme Kılavuzu, uzmanlar ve diğer OHIM birimlerince alınan kararlarda dayanak olarak kullanılması zorunlu OHIM personeli talimatnamesi niteliğindedir. Dolayısıyla, OHIM personeli karar verirken bu kılavuza uymakla yükümlüdür. Buna karşın, OHIM Temyiz Kurulu, OHIM’in diğer birimlerince verilen kararları, Topluluk Marka mevzuatına uygunluk anlamında kontrol etmekle yükümlüdür ve Temyiz Kurulunun inceleme kılavuzuna uygun karar verme yükümlülüğü bulunmamaktadır.

 

OHIM Temyiz Kurulunun yapısı, üyelerinin seçim yöntemi ve statüsü (bkz. Topluluk Marka Tüzüğü madde 125, maddeler 135-137)  dikkate alındığında, oluşturulan farklılaşma bir dereceye kadar anlam kazanmaktadır. Şöyle ki, OHIM Temyiz Kurulu başkanı ve üyeleri, OHIM İdari Kurulunun önerisi üzerine Avrupa Birliği Konseyi tarafından atanmaktadır. Üyeler, 5 yıllık süre için (yenilenebilir) atanmakta ve ciddi nedenler olmadıkça bu süre içerisinde görevden alınamamaktadır.  Topluluk Marka Tüzüğü madde 136(4)’e göre, OHIM Temyiz Kurulu başkanı ve üyeleri görevlerinde bağımsızdır ve kararlarında herhangi bir talimatname ile bağlı değildir. Bu çerçevede, OHIM Temyiz Kurulu, OHIM’in parçası olmakla birlikte, yapısı ve çalışma biçimi itibarıyla kurum içerisinde ayrı bir kurum izlenimini ortaya çıkartmaktadır.

 

Özetlendiği haliyle, OHIM Temyiz Kurulunun yapısı ve statüsü, Kurulu, OHIM’in İnceleme, İtiraz ve İptal birimlerinden belirgin biçimde farklılaştırmakta ve bu hususların tümü dikkate alındığında, Adalet Divanının bu yazı boyunca aktarmaya gayret ettiğimiz kararı belirli bir derecede anlam kazanmaktadır.

 

Bununla birlikte, kişisel olarak yerinde bulduğumuz yorum biçiminin Adalet Divanı Genel Mahkemesinin -üst mahkemece yerinde bulunmayan- yorumu olduğu, yani OHIM’in bir parçası olan, OHIM Temyiz Kurulunun da, OHIM inceleme kılavuzu ile bağlı olması gerektiği yönünde olduğu belirtilmelidir. Buna dayanak olarak ilkin, kurumlar tarafından hazırlanan uygulama kılavuzlarının, istisnai haller dışında, ilgili mevzuata uygun olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Ofisler tarafından hazırlanan uygulama kılavuzlarının amacının kurum içi karar tutarlılığını ve ofislerin tahmin edilebilir kararlar vermesini sağlamak olduğu ve kullanıcı gruplarının (başvuru sahipleri – vekiller), tescil ofislerini ayrı kriterlere göre çalışan ayrı kurumlar olarak değil, –haklı biçimde- tek bir kurum olarak gördükleri dikkate alındığında; Temyiz Kurullarına -uygulama kılavuzunun kanuna açıkça aykırı olması hali dışında- uygulama kılavuzuna aykırı hareket etme serbestisi tanınmaması, kanaatimizce –en azından kendisine sunulan kılavuzla uyumlu uygulamalar bekleyen kullanıcı grupları açısından- daha anlamlı olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Haziran 2013

 

Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2)

Change_Is_Good_You_Go_First_(Görsel http://www.sodahead.com/living/some-people-prefer-consistency-and-get-very-anxious-when-confronted-with-the-concept-of-change-are/question-2473607/?link=ibaf&q=&esrc=s adresinden alınmıştır.)

 

Önceden yayınladığım “Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1)” başlıklı yazıda (http://wp.me/p43tJx-8e ) , 2008/95 (eski 89/104) sayılı Topluluk Marka Direktifi (bundan sonra Direktif olarak anılacaktır) ve 2007/2009 sayılı Topluluk Marka Tüzüğünde (bundan sonra Tüzük olarak anılacaktır) önemli değişiklikler öngören Taslak Direktif ve Tüzük hakkında bilgi vermiştim. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan Taslak Direktif ve Tüzük, beklenen takvimde sıkıntı yaşanmazsa 2014 ilkbaharında yürürlüğe girecektir.

 

Konu hakkında yayınladığım ilk yazıda, öngörülen değişikliklerin bir bölümü hakkında bilgi vermiş ve değişikliklerin bazılarına başka bir yazıda yer vereceğimi belirtmiştim. Dolayısıyla, yazının bütünselliği içerisinde değerlendirilebilmesi için öncelikle, konu hakkında yazdığım ilk yazının gözden geçirilmesi yerinde olacaktır. 

 

Önceki yazıda belirttiğim üzere, Taslak Direktifte öngörülen değişiklik doğrultusunda, önceki markalarla aynılık veya benzerlik halinde ortaya çıkacak ret kararları Ofisler tarafından resen verilemeyecektir. Taslak hükmün kabul edilmesi halinde, tüm Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke marka ofisleri, tıpkı İç Pazarda Uyum Ofisi (OHIM) gibi, resen incelemelerini mutlak ret nedenleri ile sınırlı tutacak, nispi ret nedenlerini, yani önceki markalarla aynılık veya benzerlikten kaynaklanacak ret nedenlerini ise resen inceleyemeyecektir.

 

Buna karşılık olarak, Taslak Direktifle getirilen 47. madde kapsamında getirilen bir diğer düzenleme, AB üyesi ülkelerin tamamına, marka ofisleri nezdinde hükümsüzlük ve iptal prosedürleri sağlama zorunluluğu getirmektedir. Bir diğer deyişle, Taslak Direktifin bu haliyle yürürlüğe girmesi halinde, tescilli markalara ilişkin hükümsüzlük ve iptal prosedürleri marka tescil ofisleri nezdinde idari yollarla da gerçekleştirilebilecektir. Bu düzenlemenin gerekçesi, önceden tescilli markalar nedeniyle ilana itirazla karşılaşan, ilana itiraz gerekçesi markaların hükümsüzlüğü için çoğu üye ülkede mahkemelere başvurmak zorunda olan ve bu nedenle uzun ve pahalı mahkeme süreçleriyle baş etmeleri gereken, Topluluk Markası başvurusu sahiplerine, daha ucuz ve kısa idari prosedürlerin kullanımı yoluyla önceki markaların hükümsüzlüğü veya iptali imkanını sağlamaktır. OHIM başta olmak üzere, bazı üye ülke ofislerince sağlanan idari yollarla hükümsüzlük ve iptal sistemi, prosedürleri hızlı ve ucuz hale getirerek, marka sahipleri tarafından tercih edilen bir sistem halini almıştır. Dolayısıyla, Taslak Direktif madde 47 hükmü uyarınca, marka ofisleri nezdinde hükümsüzlük ve iptal prosedürleri sisteminin, tüm üye ülkeler tarafından sağlanması istenmektedir.

 

Taslak Direktif madde 46 kapsamında getirilen hükümle, ilana itiraz prosedürlerinde önemli bir değişiklik öngörülmektedir. Halihazırda, OHIM’de uygulamada olan sistem doğrultusunda, bir Topluluk Markası (CTM) başvurusunun ilanına itiraz halinde, ilana itiraz gerekçesi markanın başvuru tarihiyle ilana itiraz tarihi arasında 5 yıldan fazla sürenin bulunması durumunda, CTM başvurusu sahibinin karşı argüman olarak itiraz gerekçesi markanın kullanılmadığını öne sürmesi mümkündür. Bu tip durumlarda, ilana itiraz sahibinin itiraz gerekçesi markayı kullandığını ispatlaması gerekmektedir, kullanımın ispatlanmaması halinde ilana itiraz tamamen veya kısmen (kullanıma konu olmayan mallar – hizmetler bakımından) reddedilmektedir. Taslak Direktif, bu uygulamanın tüm üye ülkeler bakımından kabul edilmesini zorunlu hale getirmekte ve dolayısıyla, CTM başvurusu sahiplerinin lehine, markayı her tür mal / hizmet için tescil ettirip kullanmayan tescilli marka sahiplerinin ise aleyhine bir düzenleme öngörmektedir. Benzer içerikte düzenleme madde 48 kapsamında hükümsüzlük için de getirilmiştir.

 

Taslak Direktif, madde 10(1) kapsamında getirilen düzenleme, Avrupa Birliği Adalet Divanının C-561/11 sayılı kararında getirdiği yorumu, Direktife yansıtmakta ve tescilli marka sahiplerine, kendisinden izin almamış tüm üçüncü kişilerin, kendi markasıyla karıştırılma olasılığına yol açabilecek işaretleri ticaret sırasında kullanımını engelleme hakkı vermektedir, hükmün getirdiği yenilik, bu hakkın kullanımının üçüncü kişilerin önceki haklarına halel getirmeyeceğini açık olarak belirtmesidir. Konu hakkında detaylı bilgi için, C-561/11 sayılı karar hakkında önceden yayınladığım http://wp.me/s43tJx-473 yazısının incelenmesi yerinde olacaktır.  

 

Taslak Direktif, madde 10(3)(d) uyarınca, tescilli marka sahibine işaretin, ticari isim veya firma ismi olarak veya ticari isim veya firma isminin parçası olarak kullanımını yasaklama hakkı verilmektedir. Aynı maddenin (f) paragrafı uyarınca, tescilli marka sahibine, işaretin 2006/114 sayılı direktife aykırı biçimde karşılaştırmalı reklamlarda kullanımını yasaklama hakkı da tanınmaktadır. Bu iki yeniliğin tescilli marka sahibinin üçüncü kişilere karşı kullanabileceği hakların kapsamını genişlettiği şüphesizdir.

 

Taslak Direktif madde 10(4) uyarınca, ithalatçının ticari amaçlarla hareket etmemesine rağmen, malı gönderenin ticari amaçlarla hareket ettiği hallerde, tescilli marka sahibi, malların ithalatını engelleme hakkına sahip olacaktır.

 

Taslak Direktif madde 10(5), Avrupa Birliği Adalet Divanının C-495/09 sayılı Philips-Nokia kararı sonrası endişelenen marka sahiplerinin sıkıntılarını gideren ve marka sahiplerinin kullanımı yasaklama hakkının kapsamını, serbest dolaşıma açılmamış transit mallar bakımından da güçlendiren bir düzenleme getirmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanının C-495/09 sayılı Philips-Nokia kararı hakkında yazdığım yazıya http://wp.me/p43tJx-4p adresinden erişilerek, kararın incelenmesi ve sorunun anlaşılması mümkündür.

 

Taslak Direktif madde 11 uyarınca, mallar üzerinde veya hizmetler için kullanılacak dış görünümün (get-up), ambalajın veya diğer unsurların, marka sahibinin haklarına tecavüz oluşturacağı kanaatine varılması halinde, marka sahibine dış görünümün (get-up), ambalajın veya diğer unsurların kullanımını yasaklama hakkı verilmektedir. Bu yolla, mallara uygulanmaları halinde tecavüz oluşturacakları açık olan, etiket, vb. araçların ele geçirilmeleri halindeki hukuki durum belirlilik kazanmıştır.

 

Taslak Direktif madde 14 kapsamında önerilen düzenleme, tescilli markadan kaynaklanan hakların kapsamındaki istisnayı netleştirmektedir. Direktif, önceden üçüncü kişinin kendi adının kullanımının engellenemeyeceği hükmünü içerirken, Taslak Direktif, üçüncü kişinin kendi şahsi adının kullanımının engellenemeyeceği hükmünü getirerek, düzenlemeyi bireylere ait kişisel isimlerle sınırlı hale getirmektedir. Ayrıca, madde eklenen yeni bir fıkra kapsamında, özellikle hangi tür kullanımın ticaret alanında dürüst kullanım sayılmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, üçüncü kişi ile marka sahibi arasında ticari bağlantı olduğu izlenimini doğuran veya haklı nedenler olmaksızın, tescilli markanın ayırt edici karakterinden veya ününden haksız avantaj sağlayan veya tescilli markanın ayırt edici karakterine veya ününe zarar veren üçüncü kişi kullanımları dürüst kullanım sayılmayacaktır.

 

Direktifin mevcut halinde yer almayan, devir, rehin, haciz, tasfiye gibi durumlara Taslak Direktifte kısa maddeler halinde yer verilmiş ve markaların bu tür işlemlere konu olabileceği belirtilmiştir.

 

Mevcut Direktif kapsamında detaylı biçimde düzenlenmemiş “kolektif markalar” hakkında Taslak Direktif kapsamında oldukça detaylı hükümler getirilmiştir.

 

“IP Translator” kararı sonrası AB üyesi ülkeler bakımından öncelikli sorun haline gelen ve çözülmesi için büyük çaba sarf edilen, Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıkları konusunda ve malların ve hizmetlerin sınıflandırılması alanında Taslak Direktif madde 40 kapsamında detaylı düzenlemeler getirilmiştir. Düzenlemeye göre, başvuru sahipleri, mal ve hizmet listelerini, yetkili otoriteler ve tacirlerce yeterli kesinlik ve açıklıkta anlaşılabilecek terimleri kullanarak hazırlayacaktır, bu terimler seçilirken açık ve kesin olmaları koşuluyla Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıklarının kullanılması mümkündür, ayrıca genel ifadelerin kapsamı kullanılan ifadenin kelime anlamının kapsamıyla sınırlı olacak, kullanılan genel ifade kapsamına girmeyen malların veya hizmetlerin kapsandığı kabul edilmeyecektir (konu hakkında daha detaylı bilgi ve açıklama bloğumda “IP Translator” kararı ile ilgili olarak yazdığım önceki 7 adet yazı incelenerek edinilebilir). Taslak hükümde, sınıflandırmanın yalnızca idari amaçlara hizmet ettiği, malların veya hizmetlerin sadece aynı sınıfta yer almaları nedeniyle benzer veya sadece farklı sınıflarda yer almaları nedeniyle benzemez olarak kabul edilemeyecekleri açık olarak belirtilmiştir. Taslak Tüzükte getirilen paralel düzenleme, “IP Translator” kararının verildiği 22/06/2012 tarihinden önce, Nicé sınıflandırmasının sınıf başlıkları kullanılarak başvurusu yapılmış CTM başvurularının sahiplerine, Tüzüğün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacak 4 ay içerisinde, sınıf başlıklarını kullanarak başvuru yaparlarken niyetlerinin sınıf başlığının kelime anlamı dışında kalan Nicé sınıflandırmasının alfabetik listesine dahil olan malları veya hizmetleri de kapsamak olduğunu belirtme hakkı sağlayacaktır. Taslak Tüzük maddesinin bu haliyle kabul edilmesi halinde, yukarıdaki düzenlemede öngörülen 4 aylık süre içerisinde, marka sahipleri, sınıf başlığı kullanarak başvuru yaparken mal veya hizmet listesi kapsamına girdiği niyetiyle başvuruyu gerçekleştirdikleri, sınıf başlığının kelime anlamı dışında kalan malları veya hizmetleri açık olarak OHIM’e sunacaktır. OHIM de sicilinde bu taleplere uygun olarak gerekli kaydı yapacaktır. Belirtilen süre içerisinde, bu yönde bir talebin sunulmaması halinde, sınıf başlığının kelime anlamı kapsamına giren malları veya hizmetleri kapsadığı kabul edilecektir.

 

Taslak Direktif madde 42, başvurunun mutlak ret nedenlerine aykırılık nedeniyle reddedilmesi için üçüncü kişi görüşü prosedürünü tüm üye ülkeler bakımından uygulanacak bir prosedür olarak belirtmiştir.

 

Taslak Direktif madde 44 kapsamında getirilen düzenleme, marka başvurusu ücretlerinin bir sınıf ve bir sınıftan sonraki her ek sınıf için ek ücret şeklinde olacağını öngörmektedir. Dolayısıyla, OHIM başta olmak üzere, bazı AB üyesi ülke ofisleri tarafından sürdürülen üç sınıf için sabit ücret, üç sınıftan fazla olan sınıflar başına ek sınıf ücreti uygulaması, Taslak Direktife göre terk edilecektir.

 

Taslak Direktif madde 45, tescil Ofisi nezdinde etkin ve süratli ilana itiraz prosedürlerini, tüm üye ülkeler bakımından zorunlu hale getirmektedir. 

 

Taslak Direktifin 38. ve 39.  maddeleri, marka başvurularına başvuru tarihi verilmesi için sunulması gerekli dokümanları, Singapur Andlaşmasına uygun biçimde, tescil talebi, başvuru sahibinin kimliğine ilişkin bilgiler, tescil talebine konu mallar veya hizmetler, tescili talep edilen marka, başvuru ücreti (varsa ek sınıf ücreti) olarak belirlemiştir.  

 

Taslak Direktif madde 43 kapsamında, marka başvurularının veya tescilli markaların sahipleri tarafından Ofise talep üzerine bölünebileceği belirtilmiştir.

 

Taslak Direktif derecesinde detaylı olmamakla birlikte, Taslak Tüzükte öngörülen değişikliklerden de kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. Taslak Tüzükte öngörülen değişikliklerin büyük çoğunluğu, Taslak Direktifteki değişikliklerin Tüzüğe yansıması şeklinde olduğundan, yazı kapsamında yalnızca çok önemli değişiklikler başlıklar ve kısa açıklamalar şeklinde sayılacaktır.

 

Taslak Tüzük, kapsamında ilk olarak Topluluk Markası (CTM) tanımı ortadan kaldırılmış ve Avrupa Markası (European trade mark) tanımı getirilmiştir. Benzer şekilde, İç Pazarda Uyum Ofisi (OHIM) yerini “Avrupa Birliği Markalar ve Tasarımlar Ajansı (European Union Trade Marks and Designs Agency)” kurumuna bırakmıştır.

 

Taslak Tüzük çerçevesinde, Avrupa Markası başvurularının ulusal ofisler aracılığıyla yapılması prosedürü ortadan kaldırılmıştır. Aynı şekilde, Avrupa Markası başvuruları için ödenmesi gereken ücretlerin başvuru tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenmesi imkanı ortadan kaldırılmış ve başvuru ile birlikte ödeme yapılması şartı getirilmiştir.

 

Taslak Tüzük madde 40, üçüncü kişi görüşlerinin başvurunun ilanından sonra yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla, üçüncü kişi görüşlerinin başvuru tarihinden itibaren gönderilmesi mümkün olacaktır. Üçüncü kişi görüşleri için gönderim süresinin dolduğu tarih ise, ilana itiraz süresinin bittiği tarih veya ilana itiraz yapıldıysa ilana itiraz hakkındaki nihai kararın alınmasından önceki tarihtir.

 

Ayrıca, Taslak direktif kapsamında yapılan ve bu yazı ve bu yazının öncesindeki yazımız çerçevesinde detaylı biçimde açıklanan değişiklikler de Taslak Tüzüğe yansıtılmıştır.

 

Mevcut Direktif 19 maddeyken, Taslak Direktifin 57 maddeden oluşması ve Taslak Tüzükle getirilen çok sayıdaki yeni tanım, işlem ve hüküm, Avrupa Birliği Komisyonunun Taslak Direktif ve Tüzükle öngördüğü değişikliklerin kapsamının genişliği ve etkisi hakkında fikir vermektedir. Bu yazı kapsamında öngörülen değişikliklerden, önemli bulduklarıma veya gözüme ilk çarpanlara yer vermiş olmakla birlikte, ilk bakışta gözden kaçırdığım önemli değişikliklerin de bulunduğu şüphesizdir.

 

Taslak Direktif ve Tüzük öngörülen takvimin sorunsuz işlemesi halinde 2014 ilkbaharında yürürlüğe girecek ve üye ülkelere mevzuatlarını yeni Birlik mevzuatıyla uyumlu hale getirmeleri için muhtemelen 2 yıllık geçiş süreci tanınacaktır. Belirtilen takvim göz önüne alındığında, Türkiye’nin öngörülen değişiklikleri incelemek ve en azından değişikliklerle uyumlu bir taslak hazırlamak için yeterli süresi bulunduğu düşünülmektedir. Takvim olarak, öncelikle taslak AB mevzuat önerilerinin nihai hallerini almalarının ve AB tarafından kabul edilmelerinin beklenmesi daha yerinde bir yaklaşım olacaktır. Bununla birlikte, böylesine kapsamlı değişikliklerin yer aldığı Taslak Direktif ve Tüzüğün kamu kurumları başta olmak üzere ilgili tüm kuruluşlar, vekil birlikleri veya örgütleri ve özel sektör tarafından en kısa sürede dikkatli biçimde incelenmesi, Türk marka sisteminin doğrudan etkilendiği AB mevzuatıyla bağlantısının ortadan kalkmaması bakımından büyük önem arz etmektedir. 

 

Önder Erol Ünsal

Haziran 2013

Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu?

heraklit(Görsel http://www.zazzle.ca/heraclitus_no_man_ever_steps_in_the_same_river_mousepad-144909047183491390 adresinden alınmıştır.)

Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu?

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1)

Uzun süren bekleyiş sona erdi ve Avrupa Birliği Komisyonu, 2008/95 (eski 89/104) sayılı Topluluk Marka Direktifi (bundan sonra Direktif olarak anılacaktır) ve 2007/2009 (eski 40/94) sayılı Topluluk Marka Tüzüğünde (bundan sonra Tüzük olarak anılacaktır) önemli değişiklikler öngören Taslak Direktif ve Tüzüğü, 27 Mart 2013 tarihinde kamuoyunun bilgisine sundu.

Taslak Direktif ve Tüzük, mevcut mevzuattan önemli farklılıklar içerdiğinden, taslaktaki halleriyle kabul edilmeleri durumunda, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve Topluluk Marka Ofisinin uygulamalarında önemli değişiklikler meydana geleceği şüphesizdir.

Taslak Direktif ve Tüzüğün, Avrupa Birliği Parlamentosu ve Konsey tarafından kabulü için öngörülen takvim 2014 ilkbaharıdır. Birlik üyesi ülkelere kabul edilen yeni hükümleri ulusal mevzuatlarına veya uygulamalarına aktarıp yürürlüğe sokmaları için 2 yıllık uyum süresi verilecektir. Bununla birlikte, Tüzükte yapılacak değişiklikler, taslak Tüzüğün kabul edilmesiyle birlikte yürürlüğe girecektir. Taslak Direktif ve Tüzükle birlikte kamuoyunun bilgisine sunulan Ücret Tüzüğü ise farklı bir yöntemle kabul edilecektir. Ücret Tüzüğü, AB Komisyonu tarafından bir uygulama kanunu olarak kabul edildikten sonra, OHIM ücretleri konusunda yetkilendirilmiş Komitenin onayına sunulacak ve Komite tarafından onaylanması durumunda yürürlüğe girecektir. Taslak Ücret Tüzüğünün, 2013 yılı bitmeden yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

Bu yazı kapsamında, taslak Direktifte öngörülen değişikliklerin marka tanımına, mutlak ve nispi ret nedenlerine ilişkin olanları ve bunların Birlik üyesi ülkeler mevzuatlarındaki olası yansımaları açıklanmaya çalışılacaktır.

Taslak Direktif kapsamında öngörülen diğer değişiklikler, Taslak Tüzük kapsamında OHIM’ce incelenen Topluluk Markası (CTM) rejiminde öngörülen değişiklikler ve Taslak Ücret Tüzüğüyle getirilmesi planlanan değişiklikler ise başka yazılar kapsamında değerlendirilecektir.

AB Komisyonu tarafından oluşturulan taslaklara aşağıdaki linklerden ulaşmak mümkündür (her iki taslak da geçici metinler oldukları, nihai taslakların yakında yayınlanacağı notuyla yayınlanmıştır):

Taslak Direktif için:

http://ec.europa.eu/internal_market/indprop/docs/tm/130327_trademark-revision-proposal-directive_en.pdf

Taslak Tüzük için:

http://ec.europa.eu/internal_market/indprop/docs/tm/130327_trademark-revision-proposal-regulation_en.pdf

(Yazı içerisinde yer alan tüm çeviriler tarafıma aittir ve bunların herhangi bir resmi niteliği bulunmamaktadır.)

A-Taslak Direktifle Getirilmesi Planlanan Marka Tanımına, Mutlak ve Nispi Ret Nedenlerine İlişkin Değişiklikler

1-Marka tanımında yapılan değişiklik:

Mevcut Direktifteki marka tanımı, işaretlerin marka olarak tescil edilebilmesi için grafik gösterimin sunulmasını ön şart olarak belirlemiştir. Buna karşılık, taslak Direktifte marka tanımından grafik gösterim şartı çıkartılmış durumdadır.  Taslak Direktifin 3. maddesinde marka tanımı aşağıdaki biçimde yapılmıştır:

“Bir marka;

(i) Bir işletmenin mallarını veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt edilmesini sağlama,

(ii) Yetkili otoritelerin ve kamunun, marka sahibine tanınan korumanın kesin konusunu belirlemelerine sağlayabilecek biçimde gösterilme,

şartlarını yerine getirmiş her işaretten, özellikle kişi adları dahil olmak üzere kelimeler, şekiller, harfler, sayılar, renkler, malların biçimleri veya ambalajları veya seslerden, oluşabilir.”

Grafik gösterim şartını marka tanımından çıkartan ve onun yerine koruma konusunu belirlemeye imkan verebilecek biçimde gösterimin sağlanması koşulunu getiren yeni tanım, özellikle geleneksel olmayan marka türlerinde karşılaşılan grafik gösterimin sağlanması sorununu ortadan kaldırmak amacıyla oluşturulmuştur. Yeni tanım aracılığıyla, koruma konusunun gösterimini mümkün kılabilecek yeni teknolojik yollarının da kullanılmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Bir diğer amaç ise, grafik gösterim şartından kaynaklanan hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırılmasıdır.

 2- Mutlak Ret Nedenleri ile İlgili Maddede Yapılan Değişiklikler

Direktifin, mutlak ret nedenlerini düzenleyen maddesinde de değişiklikler söz konusudur. İlk olarak, iki yeni mutlak ret gerekçesinin taslak direktife eklendiği belirtilmelidir:

 “(1) Aşağıdakiler tescil edilmeyecek veya tescil edilmişlerse hükümsüz kılınabilecektir:

(a)…..

(i)Menşe işaretlerine veya coğrafi işaretlere koruma sağlayan Birlik mevzuatına veya Birliğin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre tescili mümkün olmayan veya kullanımına devam edilemeyecek markalar.

(j) Şaraplar için geleneksel terimlere ve koruma altındaki geleneksel ürünlere koruma sağlayan Birlik mevzuatına veya Birliğin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre tescili mümkün olmayan markalar.”

Mutlak ret nedenleri ile ilgili maddenin 2. paragrafı takip eden biçimde düzenlenmiştir:

“(2) 1. paragraf hükümleri, tescil edilemezlik (-işaretin tescil edilmesini engelleyen gerekçelerin- Ç.N.) gerekçelerinin aşağıdaki biçimde ortaya çıkmasına bağlı kalmaksızın uygulanacaktır:

(a)  (Tescil edilemezlik gerekçelerinin) Tescil başvurusunun yapıldığı üye ülkeden başka bir üye ülkede ortaya çıkması.

(b)  Yabancı dildeki bir markanın, Birlik üyesi ülkelerin kullandığı bir alfabeye veya Birlik üyelerinin resmi dillerine çevirisinin veya harf çevirisinin yapılmış olması.”

Yukarıdaki değişikliğin, ulusal mevzuatlara veya inceleme pratiğine yansıması, Birlik üyesi ülkelerce kullanılan dillerin herhangi birisinde ortaya çıkan ret nedenlerinin, tüm Birlik üyesi ülkelerce mutlak ret nedeni olarak kabul edilmesi şeklinde olacaktır. Bu haliyle, taslaktaki bu maddenin, kabul ettiği takdirde, üye ülkeler uygulamasında önemli değişikliğe yol açacağı şüphesizdir. Kanaatimce bu madde, taslak içerisinde en yoğun tartışmalara yol açabilecek maddelerden birisidir.

Mutlak ret nedenleri ile ilgili maddenin 3. paragrafı takip eden biçimde düzenlenmiştir:

“(3) Marka başvurusu, başvuru sahibi tarafından kötü niyetle yapılmış ise marka hükümsüz kılınmaya tabi olacaktır. Her üye ülke bu tip bir markanın tescil edilemeyeceği yönünde düzenleme de yapabilir.”

Taslak Direktife eklenen bu madde, önceki Direktifte “may” kalıbı ile birlikte kullanılan, yani üye ülkelerin takdirine bırakılmış, kötü niyetli başvuru durumundaki hükümsüzlük halini, “shall” kalıbına, yani tüm üye ülkeler bakımından zorunlu bir hükümsüzlük haline getirmiştir. Ayrıca, her üye ülkeye kötü niyetli başvuruları bir tescil engeli olarak da kabul etme imkanı sunulmuştur. Bu şekilde, kötü niyetli başvuruların tescillerinin engellenmesine (seçimlik olarak), tescil edilmişlerse hükümsüz kılınmalarına (zorunlu olarak) ilişkin mekanizmalar, üye ülkeler bakımından oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik istisnasını düzenleyen paragrafa ilişkin taslak ise aşağıdaki biçimdedir:

“(5) Bir marka, tescil başvurusundan önce veya tescil tarihinden sonra ve kullanımına bağlı olarak, ayırt edici nitelik kazanmış ise, paragraf (1)(b),(c) veya (d) bentleri uyarınca tescili reddedilemez veya hükümsüz kılınamaz.

(6)Her üye ülke, paragraf (5) hükümlerinin, ayırt edici karakterin başvuru tarihinden sonra ve tescil tarihinden önce kazanılmış olması durumunda da uygulanabileceği yönünde düzenleme yapabilir.”

Kanaatimce, kullanım sonucu kazanılmış ayırt ediciliğin, tescil tarihi sonrasında da elde edilebileceği yönündeki düzenleme ile tescil edildikten sonra kullanımla ayırt edici nitelik kazanan markaların hükümsüz kılınmasının engellenmesi amaçlanmaktadır.

3- Nispi Ret Nedenleri ile İlgili Maddede Yapılan Değişiklikler

Direktifin nispi ret nedenleri ile ilgili maddesi kapsamında da taslakla önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin başlıcaları takip eden içeriktedir.

“(3) Bir marka aşağıdaki durumlarda tescil edilmeyecek veya tescil edilmişse hükümsüz kılınacaktır:

(a)….

(b) Bir markanın sahibinin vekili veya temsilcisi, marka sahibinin izni olmaksızın, markanın kendi adına tescil edilmesi için başvuruda bulunursa ve vekil veya temsilci bu fiilin haklılığını gösteremezse.

(c)Marka Birlik dışında korunan önceki bir markayla karıştırılabilir nitelikteyse ve önceki marka, başvuru tarihinde gerçek kullanıma konu ise ve başvuru sahibi kötü niyetle hareket ediyorsa.

(d) Menşe işaretlerine veya coğrafi işaretlere koruma sağlayan Birlik mevzuatına veya Birliğin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre tescili mümkün değilse veya kullanımına devam edilemeyecekse.”

Aynı paragrafın (a) maddesinde yapılan değişiklikle, Birlik üyesi bir ülkede üne sahip olan veya söz konusu olan bir CTM ise Birlikte üne sahip olan önceden bir markanın itibarından haksız avantaj sağlayacak, ayırt edici karakterine veya ününe zarar verecek sonraki aynı veya benzer markaların reddedilmesine ilişkin hüküm, benzer olmayan mallar veya hizmetler terimi ile sınırlı tutulmamış, aynı veya benzer mallar veya hizmetlerde hükmün yeni halinde özel olarak belirtilmiştir. Bu şekilde, yukarıda sayılan ihtimallerin, yalnızca malların veya hizmetlerin benzer olmadığı durumlara ilişkin olduğu yönündeki algının ortadan kaldırılması hedeflenmiştir.

Paragraf (3)’ün diğer bentlerinde yapılan değişikliklerden özellikle (c) bendi dikkat çekicidir, çünkü taslak Direktifte öngörülen düzenleme, kötü niyetli başvuruların nispi ret nedeni olarak kabul edilmesini Birlik üyesi tüm ülkeler bakımından zorunlu hale getirmektedir. Direktifin önceki halinde, bu düzenleme, bilindiği üzere, “may” kalıbı ile kullanılan ve üye ülkelerin seçimine bırakılmış bir düzenleme niteliğindeydi.

Taslakta nispi ret nedenlerine ilişkin bir diğer düzenleme ise mevcut Direktifte bulunan madde (4) paragraf (4) (d) ila (g) bentlerinin silinmesidir.

4- Resen İnceleme ile İlgili Olarak Öngörülen Düzenleme

Taslak Direktife eklenen 41. madde “resen inceleme” başlığını taşımaktadır. Bu hüküm kapsamında getirilen düzenleme takip eden şekildedir:

“(Birlik üyesi ülke) Ofisler(i), resen yaptıkları incelemeyi, markanın madde 4’te düzenlenmiş mutlak ret nedenlerine uygunluğu hususuyla sınırlandıracaktır.”

Bilindiği üzere, (Türk mevzuatındaki yanlış kavram seti bir tarafa bırakılacak olursa), mutlak ret nedenleri markanın kendisinden kaynaklanan ret nedenleridir ve mutlak ret nedenlerinin önceden tescilli aynı veya benzer markalarla ilgisi bulunmamaktadır (önceki markalar dahil olmak üzere önceki haklarla çatışma durumunda ortaya çıkan ret nedenleri nispi ret nedenleridir). Taslak Direktifte öngörülen düzenleme, önceki markalarla aynılık veya benzerlik halinde ortaya çıkacak ret kararlarının Ofisler tarafından resen verilemeyeceği yönündedir. Taslak hükmün kabul edilmesi halinde, tüm AB üyesi ülke marka ofisleri, tıpkı OHIM gibi, resen incelemelerini mutlak ret nedenleri ile sınırlı tutacak, nispi ret nedenlerini, yani önceki markalarla aynılık veya benzerlikten kaynaklanacak ret nedenlerini ise resen inceleyemeyecektir.

Direktifte öngörülen düzenlemelerin sadece birkaç maddesi ile başladığım taslak metinlerin değerlendirmesi muhtemelen birkaç yazı boyunca sürecektir. Yukarıda yer verilen birkaç madde kapsamındaki değişiklikler bile, öngörülen düzenlemelerin kabulü halinde AB üyesi ülkelerin marka mevzuatlarının ve CTM rejiminin radikal biçimde değişeceğini göstermektedir. AB adayı bir ülke olan Türkiye bakımından da değişikliklerin aktif biçimde takip edilmesi oldukça yerinde olacaktır. Taslak metinler için öngörülen kabul takvimi 2014 ilkbaharı olduğundan ve bürokraside öngörülen takvimler, genellikle gecikmeli olarak reel hale geldiğinden ve bunun ötesinde üye ülkeler bakımından bile uyum amacıyla 2 yıllık bir süre öngörüldüğünden, Türkiye’nin taslak metinleri esas alarak bir değişikliğe gitmesi, şu anda, kanaatimce mümkün değildir. Bununla birlikte, taslak metinlerin yayınlanmasının, Türk sınai mülkiyet mevzuatında değişiklikler içeren kanun tasarısıyla neredeyse eşzamanlı olarak gündeme gelmesi talihsizlik olarak kabul edilmelidir. Netice itibarıyla, Avrupa Birliği tarafında, herşeyin planladıkları gibi gitmesi halinde, yeni marka mevzuatına 2014 yılında kavuşacak, Türkiye de muhtemelen kısa süre içerisinde, mevzuatını AB’nin yeni marka mevzuatına uyumlu hale getirmek için çalışmalara başlayacak ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, bu kez baştan aşağı değişecektir.

Serinin devam yazısında tasarılarla öngörülen diğer değişiklikleri açıklamaya çalışacağım, tekrar görüşmek üzere.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2013

“Halloumi” Kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı Tarafından Onandı

approved

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 21/03/2013 tarihli C-393/12 P sayılı kararı ile “Foundation for the Protection of the Traditional Cheese of Cyprus named Halloumi” adına yapılan temyiz talebini reddederek, Adalet Divanı Genel Mahkemesinin T-534/10 sayılı “Halloumi” kararını onamıştır.

 

“Halloumi” kararının detayları, içeriği ve Türkiye bakımında önemi bloğumda önceden, Ekim 2012 tarihinde yayınladığım başka bir yazı aracılığıyla incelenebilir. Bu yazıya http://wp.me/p43tJx-79 linkinden erişilebilir.

 

Adalet Divanının, onama kararı, Genel Mahkemenin; “Türkçe, Avrupa Birliğinin resmi dillerinden birisi olmasa da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (yazarın notu: Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımaktadır.) resmi dillerinden birisidir. Bu çerçevede, Türkçe’nin Kıbrıs nüfusunun belirli bir bölümü tarafından anlaşıldığı ve konuşulduğu kabul edilmelidir. Kavramsal benzerliğe ilişkin olarak dikkate alınması gereken, Avrupa Birliği sınırları içerisinde bulunan ve her iki kelimenin de anlam ifade ettiği tüketicilerin bakış açısıdır. Buna karşılık, incelemeye konu işaretleri oluşturan kelimelerin anlamlarına yönelik analizin, kelimelerin kamunun ilgili kesiminin dilinde net anlamları bulunması nedeniyle nötr olması mümkün değildir.” yönündeki yorumunun aksi doğrultuda bir tespit içermemektedir. Bu haliyle, Türkçe’nin üye ülkelerden birisinin (Kıbrıs) resmi dillerinden birisi olarak, OHIM’in mutlak ret nedenleri incelemesinde resen dikkate alınması gereken bir dillerden birisi olduğu sonucu iyice netlik kazanmaktadır.

 

Türkiye bakımından önemli bir karar olan “Halloumi” kararının detayları için Adalet Divanının C-393/12 P sayılı kararının, Adalet Divanı Genel Mahkemesinin T-534/10 sayılı kararının ve bloğumda önceden yayınladığım yukarıda linkini verdiğim yazının incelenmesi yerinde olacaktır.

 

Sonuç olarak, Türkiye henüz Avrupa Birliği üyesi olmasa da, Türkçe’nin OHIM nezdinde üye ülke dilleriyle eşdeğer bir statü kazandığını -şimdilik teorik olarak, zaman pratikteki uygulamayı gösterecektir- dile getirmek mümkündür.

 

Önder Erol Ünsal

Haziran 2013

“Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma” (Max Planck Enstitüsü) – İstemediğiniz kadar bilgi ve veri

sotofotets

Türkiye’de marka incelemesine ilişkin tartışmalarda kullanılan vazgeçilmez argümanlar arasında, “Bu konuda Avrupa Birliği üyesi ülkelerin uygulaması şu yöndedir” veya “OHIM uygulaması bu konuda şunu öngörmektedir” gibi ifadeler yer almaktadır. Bununla birlikte, bu tip iddiaların altyapısını oluşturan bilgi veya veriler, genellikle eksik, yanlış anlaşılmış veya artık geçerliliğini yitirecek derecede eskimiş niteliktedir.

 

Yurtdışındaki marka tescil sistemlerine dair iddialarda bulunmayı seven, ama aynı zamanda güncel ve doğru verilere dayanmak isteyen polemikseverlere, Max Planck Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Şubat 2011’de kamuoyuna sunulan “Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma (Study on the overall functioning of the European Trademark System)”yı önerebilirim. Oldukça ayrıntılı ve kapsayıcı olan çalışma Topluluk Markası sistemine ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerde uygulanmakta olan marka tescil sistemlerine ilişkin detaylı bilgiler içeriyor. Raporun tamamına pdf formatında ulaşabileceğiniz link ise:

http://www.ip.mpg.de/shared/data/pdf/mpi_final_report.pdf

 

Çalışma, Türkiye’de yürütülen tartışmalarda kullanılan ve yurtdışı uygulamalara atıf içeren bilgilerin güncelliğini test etmek ve doğru verilere dayanmak amacıyla kullanılabilir.

 

Önder Erol Ünsal

Kasım 2011

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması

The_Pirate_Bay_logo_svg(Görsel http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Pirate_Bay adresinden alınmıştır.)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Mart 2013’de, 40397/12 sayılı “Neij ve Kolmisoppi v. İsveç” başvurusu hakkında oybirliği ile verdiği başvurunun reddedilmesi yönündeki karar, internette dosya – bilgi paylaşımı, telif hakları çatışması hakkında uzun süredir süregelen ve bir anlamda özgürlük felsefesi ile de ilişkilendirilen tartışmalar hakkında, dünyanın en üst saygın mahkemelerinden birisinin yaklaşımını ortaya koymuştur.

 

Avrupa’nın en önemli internette dosya paylaşımı sitelerinden birisi olan “Pirate Bay” aleyhine 2008 yılında İsveç’te açılan dava, site yöneticileri Fredrik Neij ve Peter Sonde Kolmisoppi’nin Telif Hakları Kanununa aykırı suçlar işledikleri yönündeki kararla sonuçlanmıştır. Bu kararın ardından, Nisan 2009’da, başka firmalar tarafından açılan davalar sonucunda, Stockholm Bölge Mahkemesi, Neij ve Kolmisoppi’yi  bir yıl hapse mahkum etmiş ve başka davalılarla birlikte yaklaşık 3.3 milyon Euro tutarındaki zarardan sorumlu tutmuştur. Temyiz sonucu, Svea Temyiz Mahkemesi, Kasım 2010’da hapis cezalarını kaldırmış, ancak yol açılan zarar miktarını yaklaşık 5 milyon Euro olarak belirlemiştir. Son olarak, Yüksek Mahkeme 2012 yılında temyiz talebini reddetmiştir.

 

Bunun üzerine, Neij ve Kolmisoppi, Haziran 2012 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.  Neij ve Kolmisoppi, başvurularında, başlangıç amacı sadece internette veri paylaşımını kolaylaştırmak olan Pirate Bay sitesinin başkaları tarafından kullanımından kendilerinin sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Neij ve Kolmisoppi’ye göre, sadece, telif hakkıyla korunan materyalleri yasadışı biçimde paylaşan kullanıcılar suç işlemiştir. Bu çerçevede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesine dayanarak , Telif Hakları Kanununa aykırı fiiller işlenmesi suçuna iştirak etmekten kaynaklanan mahkumiyetlerinin, ifade özgürlüğü haklarının ihlali anlamına geldiğini öne sürmüşlerdir.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi takip eden düzenlemeyi içermektedir:

 

MADDE 10 – İfade özgürlüğü

 

1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

 

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin başvuru hakkındaki değerlendirmesi aşağıdaki içeriktedir:

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi herkesin internetten bilgi edinmesini veya internette bilgiyi yaymasını garanti altına alır. Neij ve Kolmisoppi’nin peşinde oldukları amaç kar elde etmek olsa da, telif haklarıyla korunan materyallerin değişimini kolaylaştıran bir web sitesiyle ilişkilerinin bulunması, sözleşmenin 10. maddesindeki “bilgi edinme ve bildirme” hakkı kapsamına girmektedir. Bunun sonucu olarak, Neij ve Kolmisoppi’nin  mahkumiyetleri ifade özgürlüklerine müdahale edilmesi anlamına gelmektedir.

 

Bununla birlikte, Neij ve Kolmisoppi’nin mahkumiyetlerinin sebebi olan paylaşılmış malzeme Telif Hakları Kanunu kapsamında korunmakta olduğundan, Mahkeme’ye göre İsveç otoritelerinin müdahalesi kanunla tayin edilmiş niteliktedir. Mahkemeye göre, Neij ve Kolmisoppi’nin mahkumiyeti, telif haklarının korunması meşru amacına hizmet etmektedir. Mahkeme, her ikisi de İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca korunan iki yarışan çıkarı dengelemek zorundadır: (i) Neij ve Kolmisoppi’nin internette bilgi değişimini kolaylaştırma hakkı ve (ii) telif hakkı sahiplerinin telif haklarına tecavüze karşı korunması hakkı.

 

İnsan Hakları Mahkemesi, İsveç otoritelerinin bu tip konularda karar verebilmek için geniş bir takdir marjı olduğunu yinelemiştir. Bunun asıl nedeni, tehlikede olan bilgiye, politik ifade ve tartışma özgürlüğüyle aynı derecede koruma sağlanmaması ve Telif Hakları Kanunu ve Sözleşme uyarınca telif haklarının korunması yükümlülüğünün, başvuru sahiplerinin ifade özgürlüğünün sınırlanması için ciddi bir neden oluşturmasıdır. Bunun ötesinde, Neij ve Kolmisoppi’nin, bu yönde talepte bulunulmasına rağmen telif hakkı ile korunan materyali web sitelerinden kaldırmadıkları dikkate alındığında, hapis cezasına ve zararların tazminine karar verilmesi aşırı (bir ceza) olarak değerlendirilemez.

 

Sonuç olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, Neij ve Kolmisoppi’nin ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesi, demokratik bir toplumda gereklidir ve başvuruları açıkça hatalı tesis edilmiş olma gerekçesiyle reddedilmelidir.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Pirate Bay kararı, internette telif hakları ile korunan materyallerin izinsiz yayımı konusunda, özgürlük felsefesi ile de ilişkilendirilmiş özgürlüklerin kısıtlanması v. telif hakları çatışması hakkında saygın bir mahkemenin yaklaşımını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, konu hakkındaki tartışmanın, yargısal, felsefik ve siyasi boyutu (merak edenler Korsan Parti konusunu inceleyebilir) da dahil olmak üzere, uzun süre devam edeceği kanaatimizce açıktır.

 

Önder Erol Ünsal

Mart 2013

Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası

nikita(Görsel http://www.vob-clip.com/clips-1990-1999/1386-elton-john-nikita-1990-vob.html adresinden alınmıştır.)

Yaşamımın herhangi bir aralığında sıkı bir Elton John takipçisi veya seveni olmamakla birlikte, sanatçının bazı şarkılarını (Rocket man, Your song başta olmak üzere) çok severim. Görsel hafızama kazınan başlıca Elton John videosu ise şüphesiz “Nikita” şarkısına ait olan videodur. 30’lu yaşlarının son yıllarını geçiren yaşıtlarımın da benden farksız olduklarını düşünüyorum.

 

1985 yılında piyasaya sürülen “Nikita” şarkısı gerek videosunun ilginç hikayesi, gerek videodaki Nikita karakterinin güzelliği (80’lere ait kıyafetler ne kadar çirkin olsalar da güzeli çirkine çevirememişler), gerekse de videonun başında Berlin Duvarı üzerinde görülen Türkçe “kahrolsun faşizm” yazısının yarattığı ilginçlik gibi nedenlerle, benim için her zaman şarkının kendisinden daha ilgi çekici olmuştur.

 

Şarkının videosunu aşağıdaki Youtube bağlantısından izleyecek okuyucuların şarkı hakkındaki hafızası tazelenecektir.

“Nikita” şarkısı son yıllarda, şarkının kendisinden veya videosundan çok Elton John aleyhine açılan bir intihal davasının konusunu teşkil ederek, gündemi meşgul etmiştir. Davaya ilişkin olarak 17 Temmuz 2013 tarihinde verilen karar Elton John’a muhtemelen rahat bir nefes aldırmıştır.

 

Davacı, Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşı Guy Hobbs, şarkı sözü yazarı ve fotografçıdır. Hobbs, 1982 yılında (soğuk savaş devam ederken), bir seyahat gemisindeki Rus kızıyla olan aşk öyküsünü konu olan “Natasha” isminde bir şakı yazar. Şarkıda, Rus kızının gemiyi terk etmesine izin verilmemektedir. Hobbs, şarkısının telif hakkını 1983 yılında kaydettirir ve şarkısını “Big Pig Music” dahil olmak üzere çeşitli plak şirketlerine gönderir, ancak şirketlerden yanıt alamaz. Bu arada “Big Pig Music” firmasının Elton John şarkılarının yayıncısı olduğu da belirtilmelidir. Hobbs, 2001 yılında Elton John”un “Nikita” şarkısının sözlerini inceler ve kendi şarkısıyla Elton John’un şarkısı arasındaki benzerlikler tespit eder. Hobbs, benzerliğe ilişkin görüşlerini bir çok kez Elton John’a yazar, ancak iddiasına göre kendisinden hiçbir yanıt alamaz. Bunun üzerine, Hobbs, Elton John aleyhine, 2012 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Illionis eyaletinde telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava açar.

 

Davacı Hobbs, mahkemenin dikkatini her iki şarkıda da yer alan bazı özgün unsurların benzerliğine çekmektedir: Her iki şarkıda da Batılı bir erkekle, komünist bir ülkenin vatandaşı bir kadının soğuk savaş sırasındaki imkansız aşkı konusu işlenmektedir, kadınların isimleri (Nikita – Natasha) fonetik olarak benzerlik göstermektedir, şarkılarda ortak olarak “you will never know”, “I need you” gibi sözler kullanılmıştır, her iki şarkıda da gerçek yaşamda gerçekleşmemiş olaylara referans yapılmaktadır, sevgilinin açık renkteki gözleri tarif edilmektedir ve sevgiliyle yazılı iletişim şeklinde ifade biçimi kullanılmıştır.

 

Hobbs’a göre, sayılan unsurlar ve daha başka unsurların benzerliği kendi şarkısı bakımından özgün bir ifade biçimi kombinasyonu olarak görülmeli ve özgün kombinasyon için telif hakkı korumasının ortaya çıktığı anlamında değerlendirilmelidir.

 

Illionis mahkemesi, davayı, Hobbs tarafından sayılan benzerliklerin tek başlarına telif hakkı korumasına konu olmasının mümkün olmamasını ve benzer oldukları öne sürülen, ancak tek başlarına telif hakkı kapsamında korunmaları mümkün olmayan unsurların kombinasyonu nedeniyle telif hakkı oluşmayacağı yönündeki içtihadı (bkz. Peters v. West, 692 F.3d 629, 632 (7th Cir. 2012)) öne sürerek reddeder. Mahkeme Peters v. West kararını belirtmenin yanısıra, incelenen vakada, benzer oldukları öne sürülen unsurların kombinasyonun da telif hakkı ihlaline yol açmayacağı kanaatine vardığını belirtmiştir. Hobbs mahkeme kararına karşı temyiz yoluna gider ve dava Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi 7. Dairesi tarafından görülür.

 

Hobbs, Temyiz Mahkemesinde özgün kombinasyon teorisini yineler. Bu teoriye göre, tek başlarına telif hakkı korumasına konu olamayacak unsurların, bir şarkıda özgün biçimde seçimi, uyarlanması ve birleştirilmesi telif hakkı korumasına konu olabilecektir. Hobbs’a göre, Peters v. West kararı buna engel değildir ve yukarıda paragraflarda saydığımız unsurların benzerliği Nikita şarkısının, kendisine ait Natasha şarkısından kaynaklanan telif hakkını ihlal ettiği sonucuna varmak için yeterlidir.

 

Temyiz Mahkemesi, Illionis mahkemesinin Peters v. West kararını doğru yorumlayıp yorumlamadığı tartışmasına girmeksizin (kararın dipnotlarında Illionis mahkemesinin kararı doğru yorumlamadığı işaret edilmektedir), davacının benzerlik iddialarını tek tek değerlendirir ve şarkıların benzer unsurların kombinasyonu olarak değerlendirilmesi halinde de esasen benzer olmadıkları sonucuna ulaşır.

 

Temyiz Mahkemesine göre, Hobbs’un iddiaları, telif hakkı korumasının iki temel ilkesi bakımından problem içermektedir. Bu genel ilkelere göre, Telif Hakkı kanunları, genel anlamda fikirleri değil, bu fikirlerin belirginleştirilmiş ifade biçimi korur ve belirginleştirilmiş ifade biçimleri açısından da, Telif Hakkı kanunları, belirli bir konu işlenirken kaçınılmaz veya standart biçimde yer verilmesi gereken olayları, karakterleri veya hikayelerin geçtiği yerleri korumaz. Belirtilen ilkeler göz önüne alınarak yapılan değerlendirme, “Natasha” ve “Nikita” şarkılarının sözleri dikkate alındığında, davacı Hobbs tarafındna öne sürülen benzerlik gerekçelerinin 4’ü bakımından ifade ediliş biçimi bakımından farklılık bulunduğu, kalan 2 benzer unsurun ise popüler aşk şarkılarında yer verilen vazgeçilmez, standart veya basit nitelikte unsurlar olduğu görülmüştür.

 

Temyiz Mahkemesi, kararında davacının iddialarını detaylı olarak incelemiş ve iki şarkının esasen farklı hikayeleri anlattığı ve birbirlerinden sadece küçük farklarla ayrılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkemeye göre, “Natasha” İngiliz bir erkekle Ukraynalı bir kadın arasında gerçekleşen, kısa ve romantik bir yakınlaşmayı konu alır. Tarafların somut ilişkisi kadının deniz seyahatine devam etmesi zorunluluğu nedeniyle sona erer. “Nikita” ise bunun tersine, bir kadını uzaktan gören ve seven bir erkeğin hikayesini anlatır. Bu aşk hiçbir zaman fiziksel olarak gerçekleşmez, çünkü taraflar birbirlerinden silahlar ve sınır kapılarıyla ayrılmıştır. Sonuç olarak, Temyiz Mahkemesi, “Natasha” ve “Nikita” şarkılarının, başkasının eserini kopyalamama kuralının ihlali anlamına gelebilecek yeterlilikte özgün benzerlikler içermediği görüşüne ulaşmıştır. Bu çerçevede, davacı Hobbs’un telif hakkına tecavüz iddiası reddedilmiş ve Illionis bölge mahkemesinin kararı onanmıştır. Kararın detaylarını merak edenlerin karara http://media.ca7.uscourts.gov/cgi-bin/rssExec.pl?Submit=Display&Path=Y2013/D07-17/C:12-3652:J:Manion:aut:T:fnOp:N:1169984:S:0 bağlantısı aracılığıyla erişimi mümkündür.

 

“Natasha” – “Nikita” uyuşmazlığı, telif hakkı tartışmalarının ünlü bir şarkı ve sanatçı açısından ortaya çıkması bakımından dikkat çekicidir. Oldukça başarılı bir kariyere sahip ve kraliçe tarafından sir unvanı ile taçlandırılmış Elton John’un, kariyerine gölge düşürebilecek iddianın mahkemece reddedilmesi nedeniyle derin bir nefes aldığını tahmin etmek ise güç değildir. Benzer yöndeki iddialar kimi zaman ülkemizde de ortaya çıktığından (bir içecek firması reklamına yönelik olarak gazetelerde yer alan rüyamı çaldılar iddiası, vb.), telif hakkı ihlali konusunda geniş bir içtihada sahip A.B.D. mahkemeleri kararlarının incelenmesi şüphesiz ilginç ve zevk veren bir araştırma alanı olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Temmuz 2013

 

HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme

hadopi-mortuaire(Görsel http://www.laquadrature.net/fr/hadopi-le-conseil-constitutionnel-censure-la-riposte-graduee  adresinden alınmıştır. (image (cc) BySa La Quadrature du Net))

Fransa, geçmiş hükümet döneminde çıkartılan “HADOPI” yasasından geri adım attı ve internet üzerinden yasadışı dosya paylaşımı ve dosya indirme hakkında düzenlenen, üç uyarı alan internet kullanıcılarının internet bağlantısının kesilmesi cezasından vazgeçildi.

2009 yılında önceki Fransa başbakanı Nicolas Sarkozy tarafından desteklenerek çıkartılan HADOPI yasası ve bu yasayla kurulan “Haute Autorité pour  la Diffusion des Oeuvres et la Protection des Droits sur Internet (HADOPI)” kurumu son günlerde en zor günlerini yaşıyor.

Türkçe’ye “İnternette Eserlerin Yayılması ve Hakların Korunması için Yüksek Otorite” şeklinde çevrilebilecek HADOPI, kuruluşundan başlayarak yoğun tartışmaların ve eleştirilerin konusu olmuştur. HADOPI’ye ilişkin eleştiriler, özellikle kuruma tanınan ceza yetkisinin içeriğinden kaynaklanmaktadır.

2009 yılında çıkan kanuna göre, telif hakkına konu eserleri kanuna aykırı biçimde paylaşan veya kendi cihazlarına indiren Fransız internet kullanıcılarına iki kez uyarıda bulunulacak (uyarı elektronik mesaj veya mektup yoluyla olabilir), uyarılara cevap vermeyip ihlale devam edilmesi halinde üçüncü uyarıyla kullanıcının internet erişimi askıya alınabilecek ve kullanıcıya 1500 Euro’ya varabilen para cezası verebilecektir. Sistemin organizasyonundan sorumlu olacak organ ise aynı kanunla kurulan HADOPI olacaktır.

hadopi(Görsel http://usavpngratuit.blogspot.com/2013/05/choisir-un-vpn-pour-contrer-hadopi.html adresinden alınmıştır.)

Sarkozy, HADOPI’yi ve getirilen sistemi takip eden cümlelerle savunmuştur: “Toplumumuzda hukuk dışı alanlar nasıl var olabilir? Herhangi birisi ekonominin düzenlenebileceğini ancak internetin düzenlenemeyeceğini aynı anda nasıl savunabilir? Toplum için uygulanan kuralların interneti bağlamayacağını nasıl kabul edebiliriz … Telif hakkını savunurken sadece sanatsal yaratımı savunmuyorum, aynı zamanda herkesin özgürlüğünün başkalarının haklarına saygı üzerine kurulu olduğu özgür toplum fikrimi savunuyorum. Aynı zamanda kültürümüzün geleceğini savunuyorum. Bu yaratıcılığın geleceğidir.” (bkz. http://www.guardian.co.uk/technology/2009/jun/10/france-hadopi-law-filesharing).

Sarkozy tarafından yukarıda yer verilen biraz da popülizm kokan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, HADOPI, Sarkozy hükümetinin sahip çıktığı ve desteklediği bir projedir. Ancak, HADOPI doğduğu andan itibaren toplumdan yeterli destek görmemiştir.

HADOPI kanunu çıktıktan hemen sonra ilk darbeyi, Haziran 2009 Fransız Anayasa Konseyinden almıştır. Anayasa Konseyi, internete ve çevrimiçi iletişime özgürce erişimin bir insan hakkı olduğuna ve bir yargıcın müdahalesi (kararı) olmaksızın engellenemeyeceğine karar vermiştir.  Konseye göre, interneti HADOPI yasasının öngördüğü şekilde denetlemek yurttaşların kişisel haklarını çiğneme niteliğindedir. (bkz. http://www.guardian.co.uk/technology/2009/jun/10/france-hadopi-law-filesharing). Bu çerçevede, Fransa’da internete erişimin HADOPI tarafından değil, ancak mahkemeler tarafından engellenebileceği ortaya çıkmıştır. 

Ortaya çıktığı anla eş zamanlı olarak yoğun eleştirilere konu olan HADOPI’nın uyguladığı ceza sistemi beklenen etkinlikte olmamış ve istenen sonuçları vermemiştir. HADOPI’nin 2,5 yıl süren çalışmaları sonucunda, hak sahipleri 4,7 milyon adet IP adresi tespit etmiş, bunlardan yalnızca 29 dosya hazırlanarak savcılığa gönderilmiş ve sadece 3 karar verilmiştir (bkz. http://ipkitten.blogspot.com/2013/07/hadopi-to-disappear-and-french.html). Yayınlanan bir rapora göre, yasa çerçevesinde mahkeme tarafından sadece bir kullanıcının internet erişimi iki hafta süreyle askıya alınmış ve kendisine 600 Euro tutarında para cezası verilmiştir. 1500 Euro tutarındaki para cezası ise mahkemeler tarafından hiç uygulanmamıştır. Bununla birlikte aynı rapor, HADOPI yasasıyla uygulanan üç kademeli uyarı / cevap sistemimin yasadışı indirme faaliyetinin engellenmesi anlamında olumlu etkisi olduğunu, ilk uyarı mesajını alan kullanıcıların %95’inin yasadışı indirme faaliyetini tekrarlamadığını ifade etmiştir (bkz. http://www.jdsupra.com/legalnews/recent-developments-regarding-french-onl-95064/).

Sarkozy hükümetinin yerini alan Holland hükümeti ise geçtiğimiz günlerde HADOPI yasasına ve kuruma son bir darbe vurmuştur. Yeni açıklanan bir raporda HADOPI kurumunu kapatma ve tüm yetkisini “Fransa Görsel-İşitsel Otoritesi (CSA – Conseil Superieur de l’Audiovisuel)”ne devretmenin yerinde olacağı belirtilmiştir (Lescure raporu için bkz. http://the1709blog.blogspot.fr/2013/05/lescure-report-on-cultural-exception-in.html). Planlanan yeni düzenlemeyle 60 Euro’yla başlayan ve tekrar halinde kademeli olarak artan para cezası sistemi getirilecek ve bireysel kullanıcıların yüksek para cezaları ödemeleri veya internet bağlantılarının kesilmesi yerine görece küçük mali cezalar ödemeleri sağlanacaktır.    

Kültür ve İletişim Bakanı tarafından yapılan ve http://www.culturecommunication.gouv.fr/Espace-Presse/Communiques/Publication-du-decret-supprimant-la-peine-complementaire-de-la-suspension-d-acces-a-Internet adresinden görülebilecek bir açıklamayla, hükümetin niyetinin bundan sonra, bireysel kullanıcılara ağır cezalar vermek yerine, ticari anlamda korsancılığı ve korsan içerikten kar elde eden internet sitelerini cezalandırmak olacağını belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında, bir anlamda ölü doğmuş ve toplumdan gerekli desteği bulmamış HADOPI yasasının ve kurumunun tabutuna son çivilerin çakılmakta olduğu söylenebilir ve kısa süre içerisinde yasanın ve kurumun ortadan kalkacağı beklenebilir. Türkiye’de telif haklarının internette korunması için hazırlanan taslak kanun maddelerinin HADOPI yasasına öykündüğü ve paralel düzenlemeler öngörüldüğü geçtiğimiz yıl sıklıkla dile getirilmiştir (bu konuda “HADOPI Türkiye” şeklinde bir aramanın sonuçları okuyuculara fikir verecektir). Türkiye’deki tasarının bütünü hakkında bilgi sahibi olmamakla birlikte, eğer tasarı gerçekten HADOPI’ye öykünerek hazırlandıysa, model yasanın Fransa’da yaşadığı sıkıntıların ve yol açtığı toplumsal tepkinin dikkate alınması yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Temmuz 2013

“NUTELLA” mı yoksa “NUGTELLA” mı tercih edersiniz?

nugtella1(Görsel http://www.lefigaro.fr/international/2013/08/20/01003-20130820ARTFIG00411-du-nutella-au-cannabis-en-vente-en-californie.php?page=&pagination=2 adresinden alınmıştır.)

 

“Nutella” markalı fındık ve kakao karışımı krem yiyeceği sevmeyen kimseyle şu ana dek tanışmadım. Tersine “nutella”ya tutkuyla bağlı çok sayıda insan tanıyorum.

 

“Nutella”nın sahibi İtalyan “FERRERO S.P.A.” firması kendi markalarına –doğal olarak- herkesten fazla –ticari- tutkuyla bağlı olduğu için, başka firmaların marka başvurularına yaptığı itirazlar ve kendi markaları için uyguladığı agresif olarak tanımlayabileceğimiz korumacı tutumuyla iş yaşamımda –kağıt üzerinde- hayli tanıdık olduğum bir firma niteliğinde. “FERRERO”, sahibi olduğu “nutella”, “kinder”, “ferrero rocher”, “tic tac”, vs. markalarını korumak için uyguladığı hayli etkin koruma politikasıyla, muhtemelen tüm sınai mülkiyet ofislerinin en önemli –moda terimle- müşterilerinden birisidir.

 

“FERRERO”nun A.B.D.’nin California eyaletindeki avukatlarının şu günlerde bir hayli meşgul olduğunu tahmin ediyorum. Ancak, bu kez işleri, -muhtemelen- rutinleşmiş marka tecavüzü veya ilana itiraz gibi faaliyetlerden oldukça farklı olacak gibi gözüküyor.

 

Özetlemek gerekirse:

 

Geçtiğimiz günlerde A.B.D.’nin California eyaletinde “nugtella” isimli yeni bir ürün piyasaya sürüldü. “Nutella” kavanozuna çok benzer bir kavanoza sahip olan ve yazım biçimi ve kullanılan renkler bakımından da “nutella” markasını doğrudan çağrıştıran (bkz. aşağıdaki görsel) “nugtella” markasının içeriği ise bir hayli ilginç. “Nugtella” sıradan bir kakaolu fındık ezmesi ya da çikolatalı ürün değil, “nugtella”, marihuana içeren bir kakaolu fındık ezmesi !!!

nugtella

Üniversite yıllarında nasıl zengin olmalı konulu geyik muhabbetlerinde, hamburger sosunda esrar kullanıp müşterileri dükkana bağlamak gibi dahiyane fikirler geliştirmiş olsam da, buna benzer fikirlerin gerçek yaşamda gerçekleştirilebileceğini pek düşünmemiştim doğrusu.

 

Ancak, görüldüğü üzere, “ORGANICARES” firması bunu düşünmekle kalmamış, piyasaya sürdüğü “NUGTELLA” ürünüyle gerçekliğe dönüştürmüş.

 

Yüksek kalitede marijuana anlamında kullanılan “nug” kelimesinin (bkz. http://www.urbandictionary.com/define.php?term=nug) ve “_tella” ibaresinin birleştirilmesinden oluşturulan “nugtella” markalı ürünler, şimdilik üretici firmanın Kaliforniya’daki tıbbi marihuana sağlık evlerinde satılıyor. Bilindiği üzere (gerçi nereden bilinecek ki), A.B.D.’nin Kaliforniya dahil bazı eyaletlerinde marihuananın tıbbi amaçlarla satışı serbest durumda. Heyecana gerek yok, bu tip ürünleri satın almak için, Kaliforniya’da olsanız da doktor reçetesi gerekiyor.

 

“Ferrero” avukatlarının “nutella”ya sadece kelime unsuruyla değil, ambalajı itibarıyla da çok benzer olan “nugtella”nın kullanımını engellemeleri kanaatimce çok zor olmayacaktır. Bununla birlikte, eğer davaya dönüşürse bu davada kullanılacak argümanları görmek ve süreci takip etmek muhtemelen oldukça eğlenceli olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2013

Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı

malibumedia1(Görsel http://www.ibtimes.co.uk/articles/366338/20120724/bittorrent-porn-malibu-media-jeff-fantalis-louisville.htm adresinden alınmıştır.)

 

Okuyucular arasında halen “The IPKAT” bloğunu takip etmeyenler varsa kendilerine www.ipkitten.blogspot.com adresinden “The IPKAT”i izlemelerini şiddetle öneriyorum. Twitter üzerinden çok sayıda IP haber sitesini ve kurumunu takip ederek, dünyada fikri-sınai haklar alanında neler olup bittiğini izlemeye çalışan birisi olarak, “The IPKAT”teki ölçüde kapsamlı ve yerinde yaklaşımlarla başka herhangi bir blog veya sitede karşılaşmadığımı kesinlikle belirtmem gerekiyor.

 

“The IPKAT”te bugün karşılaştığım bir yazı, bana oldukça dikkat çekici geldiği için yazının içeriğini sizlerle de paylaşmak istedim. Yazının konusunu oluşturan mahkeme kararı Almanca olduğu ve lise yıllarından kalma Almanca bilgim kararın aslını aktarmaya yeterli olmayacağından, mahkeme kararını “The IPKAT”te yer alan içerik üzerinden aktarmayı tercih ediyorum. Kararın Almanca aslını incelemek isteyenlerin karara http://www.wbs-law.de/wp-content/uploads/2013/06/LG-M%C3%BCnchen-7-O-22293-12.pdf bağlantısından erişmesi mümkündür.

 

Münih Bölge Mahkemesi, Mayıs 2013’de verdiği kararda (karar no: 7 O 22293/12), çevrimiçi porno film paylaşımına yönelik bir şikayeti değerlendirmiştir. Şikayetin ve kararın kendisi çok ilginç olmamakla birlikte, şikayet incelenirken mahkeme tarafından yapılan bir değerlendirme özellikle dikkat çekici niteliktedir. Şikayetin içeriğine girmeden önce, vakanın çoğaltma hakkıyla ilgili olmadığı belirtilmelidir.

 

Porno film yapımcısı “MALIBU MEDIA” şirketi, kendisine ait “Esnek Güzellik (Flexible Beauty)” ve “Genç Tutku (Young Passion)” filmlerini, internet üzerinden izinsiz biçimde paylaşan Almanya’da yerleşik dosya paylaşımcılarının IP adreslerinin tespit edilmesi için mahkemeden emir çıkarttırır. “MALIBU MEDIA” bu yolla, telif haklarını ihlal ederek izinsiz dosya indirdiklerini öne sürdüğü dosya paylaşımcılarından maddi tazminat talep etme niyetindedir.

 

Mahkemenin IP adreslerinin tespiti kararının ardından, dosya paylaşımcılarından ikisi, “MALIBU MEDIA”nın telif hakkı sahibi olmadığı gerekçesiyle Münih Bölge Mahkemesine şikayette bulunur. Münih Bölge Mahkemesi, incelemenin ardından 7 O 22293/12 sayılı kararı ile şikayetleri haklı bulur. Mahkemeye göre, “MALIBU MEDIA”nın ismi filmlerde geçmemektedir ve “MALIBU MEDIA” telif hakkı sahibi olduğunu ispatlayamamıştır. Filmlerin jeneriğinde, yapımcı olarak başka bir firma belirtilmiştir ve ayrıca, “MALIBU MEDIA” filmlerin Almanya’da piyasaya sürüldüğünü ve dolayısıyla Alman Telif Hakkı Kanunu kapsamına girdiğini ispatlayamamış durumdadır.

 

Yukarıda sayılan gerekçeler, bilinen veya tahmin edilebilen değerlendirmeler olmakla birlikte, mahkemenin asıl çarpıcı tespiti, filmlerin içeriğinin telif hakkına konu olup olamayacağı noktasında ortaya çıkmıştır.

 

 

Mahkemeye göre, uyuşmazlığın konusunu oluşturan ve tamamen pornografiden oluşan filmlerin, Alman Telif Hakları Kanunu madde 2(2)’de yer alan “kişisel fikri yaratım (personal intellectual creation)” tanımı kapsamına girip girmediği şüphelidir. Mahkeme, filmlerin cinsel birleşmeyi kaba biçimde gösteren içeriğe sahip olmaları nedeniyle, Alman Telif Hakkı Kanunu madde 94 kapsamındaki korumadan yararlanmalarının mümkün olmadığı görüşündedir.

 

Münih Bölge Mahkemesinin sergilediği yaklaşımın tersi bir yaklaşım ise, A.B.D.’nde, taraflarından birisi gene “MALIBU MEDIA” olan bir davada ortaya konulmuştur (“MALIBU MEDIA” telif hakkı trolü olarak bilinen bir firmadır, patent ve marka trolleri hakkında bloğumdaki önceki yazıları inceleyebilirsiniz.). http://phillylawblog.wordpress.com/2013/06/11/the-bellwether-trial-malibu-media-v-does-what-have-we-learned-my-five-takeaways-from-the-trial/ bağlantısında detaylarını görebileceğiniz bir davada, mahkeme takip eden tespitlerde bulunmuştur: “Telif hakkı kanunlarının eserin içeriğinden bağımsız olduğu açıktır. Ve, telif hakkı hukuku bakımından, cinsel içerikli materyal ile basılı bir eser arasında hiçbir ayırım yoktur. İçeriğin ne olduğunun hiçbir önemi bulunmamaktadır. Pornografi ve yetişkin filmleri herkesin zevkine uygun olmayabilir, bir hakim olarak, telif hakkı kanunlarının içerikten bağımsız olduğunu göz ardı ederek karar veremem, ve “MALIBU MEDIA”nın ürünlerinin içeriğini esas alarak önyargı veya ayrım oluşturamam.”

 

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye’de kimse porno film izlememesine rağmen (!), Türkiye, internet üzerinde “porno” ve benzeri içerikteki kelimelerin en çok arandığı ülkelerden birisidir. Bir diğer deyişle, porno karşıtı (!) olsak da, gelecekte yabancı porno film yapımcısı şirketlerin filmlerinin ülkemizde yasadışı biçimde internet üzerinden indirildiği, dolayısıyla telif haklarına tecavüz edildiği şikayetinde bulunmaları olasılığı mevcuttur. Bu tip şikayetlere karşı, şikayet edilen kişilerin, yukarıda yer verilen Münih Bölge Mahkemesi kararında kullanılan argümanı karşı tez olarak sunmaları mümkün olabilir. Münih Bölge Mahkemesinin argümanı, muhtemelen yerleşik hale gelmemiş veya bir daha tekrarlanmayacak ve hepsinden önemlisi şikayet konusu filmler için verilen genele yayılamayacak bir karar niteliğindedir (tersi yaklaşım yukarıda yer verildiği üzere A.B.D.’nde sergilenmiştir), bununla birlikte kararın, porno filmlerin telif hakkı kapsamında korunabilecek düzeyde yaratıcılık içerip içermedikleri konusunda dikkate değer bir yaklaşımı yansıttığı ortadadır.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2013

 

Gareth Bale Gol Sevincini Birleşik Krallık’ta Marka Olarak Tescil Ettirdi – Peki Benzer Gol Sevinçleri Ne Olacak?

balegolsevinci1(Görsel http://goalstage.net/2013/06/17/gareth-bale-is-about-to-get-richer-even-if-he-stays-at-spurs/ adresinden alınmıştır.)

 

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Tottenham Hotspur’dan, İspanyol Real Madrid takımına yaklaşık 100 milyon Euro bedelle transfer olarak, dünyanın en pahalı futbolcusu unvanını elde eden Gareth Bale, transferiyle neredeyse eş zamanlı biçimde Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (UKIPO)’nde iki tescilli markanın sahibi olmuştur.

 

Gareth Bale’in transferi İngiliz Premier Lig’de uzun yıllardır Spurs’u destekleyen beni biraz üzse de, üzüntümün bu yazının konusuyla herhangi bir ilintisi bulunmamaktadır.

 

Bale’i takip edenler mutlaka biliyordur ki, oyuncunun kendisiyle özdeşleşmiş bir gol sevinci bulunmaktadır. Yazının başındaki fotoğrafta yer alan gol sevinci, Bale’in her golden sonra tekrarladığı bir ritüel halini almıştır.

 

Bale’in gol sevincini, kelimelerle tanımlamamız gerekirse, buna “parmaklarla yapılan kalp şekli” dememiz uygun olacaktır. Bale, parmaklarla yapılan kalp şeklini içeren bir markayı ve ayrıca “Eleven of Hearts (Kalplerin Onbiri” kelime markasını, UKIPO’da sayılarla UK00002657917, UK00002657915 tescil ettirmiştir. Mart 2013’te başvuruları yapılan ve aşağıda görselleri yer alan markalar, özet olarak, mücevherler, takılar, çantalar, giysiler, ayak giysileri, baş giysileri malları için tescil edilmiş durumdadır (bkz. http://www.ipo.gov.uk/tmcase/Results/1/UK00002657917?legacySearch=False):

bale                                  bale2

 

Gareth Bale’in tescilli markalarını, özellikle giysiler üzerinde kullanarak, hayranlarını mutlu edeceği ve başkalarının kendisi üzerinden para kazanmasını engellemeye gayret edeceği açıktır. Bununla birlikte, bu aşamada bir diğer soru ortaya çıkmaktadır. Benzer gol sevincini kullanan başka futbolcular, gol sevinçlerini fotograflarını içeren ürünleri markanın tescilli olduğu ülkelerde piyasaya sürerlerse, Bale’in markasına tecavüz gerçekleşecek midir?

 

Moda hale gelen bir gol sevincinin futbolcular arasında hızla yayıldığı bilinmektedir. Bebeto’nun bebek sallama hareketi, çim üzerinde yüzüstü kayma, gangnam style dansı gibi sevinçler ilk yapanla sınırlı kalmadan hızla yayılmakta ve her ülkeden çok sayıda futbolcu tarafından tekrarlanan sevinç biçimleri halini almaktadır. Elimizde bu veri varken, Bale’in tescilli markası aynı sevinci tekrarlayan diğer oyuncuları ne derece etkileyecektir, bunu şimdilik bilmiyoruz.

 

Takımına gönülden bağlı bir Beşiktaşlı olarak, Bale’inkine benzer gol sevincini geçtiğimiz sezon yapan Olcay Şahan ve Hugo Almeida’nın farklı gol sevinçleri bulmalarını kendilerine tavsiye ediyorum.

almeida

(Görsel http://www.zaman.com.tr/spor_hugo-almeida-golunu-carvalhale-hediye-etti_1219034.html adresinden alınmıştır.)

olcay

(Görsel http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/super-lig-olcay-sahan-gollerine-devam-ediyor_sto3610451/story.shtml adresinden alınmıştır.)

 

Gerçi bu yıl Avrupa kupalarından men edildiğimiz için, Olcay Şahan ve Hugo Almeida’nın aynı sevinci İngiltere’de tekrarlayıp, potansiyel marka tecavüzcüsü konumuna gelmeleri şimdilik olasılık dahilinde gözükmüyor.  

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2013

 

Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da “Pablo Emilio Escobar Gaviria” Başvurusu

Pablo_Escobar

 

Uluslararası gündemi ve polisiye olayları takip etmeye meraklı okuyucuların hafızasında, 1990’lu yıllarda “Pablo Escobar” ismi muhtemelen yer edinmiştir.

 

Hemen her Güney Amerikalı Latin gibi uzun bir ismi olan “Pablo Emilio Escobar Gaviria”, “Pablo Escobar” kısa ismiyle tanınmıştır ve kendisi Kolombiya’nın (belki de 90’lı yıllarda dünyanın) en ünlü uyuşturucu baronudur. Uyuşturucu kaçakçılığında elde ettiği gelir, Forbes dergisine göre 1989 yılında kendisini dünyanın en zengin 227 kişisi arasına sokmuştur.  “Pablo Escobar” 2003 yılında polisle girmiş olduğu bir çatışmada öldürülmüş olsa da, büyük suç imparatorluğu nedeniyle ismi halen hatırlanmaktadır ve muhtemelen kendi ülkesinde çok uzun süre unutulmayacaktır.

 

http://abcnews.go.com/International/wireStory/pablo-escobar-trademark-denied-colombia-20243100 adresinde yer alan bir habere göre, “Pablo Escobar”ın ailesi de kendisini unutmamış olacak ki, Arjantin’de yaşayan dul karısı ve iki çocuğu, Escobar’ın tam ismini, yani “Pablo Emilio Escobar Gaviria” ismini marka olarak tescil ettirmek için Kolombiya makamlarına başvuruda bulunmuşlar.

 

Kolombiya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, uluslararası bir suçlunun isminden oluşan marka tescil başvurusunu kamu düzenini bozan ve ahlaka aykırı nitelikte bulduğu için reddetmiş ve habere göre aile bu karara karşı itiraz etmiş.

 

Dünya genelinde suçun ve suçlunun sıradanlaştırılarak günlük yaşamın parçası haline getirildiği günlerde, bu tip bir marka başvurusuyla karşılaşmak doğrusu pek şaşırtıcı değil. Bakalım daha nelerle karşılaşabiliriz.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2013

Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı?

patent_troll(Görsel http://www.extremetech.com/mobile/108719-apple-flips-from-product-defense-to-wholesale-patent-trolling alınmıştır.) (Photo: © Bob MacNeil)

A.B.D.  Başkanı Barack Obama’nın patent trolleri ile ilgili yaptığı açıklama, patent trolleri denilen agresif kümenin ticaret yaşamına verdiği zarar konusunda, A.B.D. yönetiminin de rahatsız olduğunu ve sorunun bilincinde olduğunu ortaya koymuştur.

Obama’nın açıklamasının detaylarına girmeden önce patent trolü tanımının açıklanması faydalı olacaktır.

Patent trolleri en basit anlatımla; ürün üretme veya pazarlama gibi herhangi bir amaçları olmaksızın, sahip oldukları patentleri oldukça agresif ve fırsatçı biçimde, patentlerine tecavüz ettiklerini iddia ettikleri kişi veya kişilere karşı kullanan firmalara verilen küçültücü bir terimdir (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Patent_troll). Patent trolleri, sahip oldukları patentleri genellikle satın aldıklarından, ilgili patentin araştırma ve geliştirmesinde de pay sahibi değillerdir. Satın alınan patentler de genellikle iflas etmiş firmalardan alınmaktadır. Patent trolleri, patentin kullanıldığı hiçbir ürünü üretme veya pazarlama niyetleri olmaksızın, tüm dünyada ilgili patenti kullanan firmaları takip ederler ve bu firmalara karşı dava açarlar. Trollerin tüm çabası patent hakkının daha etkin korunmasına yöneliktir ve amaçları dava açtıkları firmayı, hukuki süreç süresince agresif biçimde rahatsız ederek, lisans ücretleri veya tazminatlar yoluyla maddi kazanç elde etmektir.

Patent trolleri, özellikle hukuki mücadeleyi göze alamayan küçük – orta ölçekleri firmaları hedef olarak seçmektedir. http://www.bbc.co.uk/news/technology-18598559 adresinde yer alan bir değerlendirmeye göre, patent trollerinin 2011 yılında A.B.D. firmalarına doğrudan maliyeti (doğrudan maliyet sadece avukat masraflarını ve lisans ücretlerini kapsamaktadır) 29 milyar Amerikan Doları olmuştur. Aynı yazı içerisinde, patent trollerinin en önemlilerinden birisi olan “Intellectual Ventures” firmasının yetkilisi Nathan Mhyvrold değerlendirmesi de görülmektedir. Mhyvrold, “Bireysel buluş sahiplerinin para kazanması bir hayli güçtür. Patent alanında, çoğunun bir sonraki adımı atacak yeterli imkanı yoktur. Haklarınızı korumak için çaba göstermezseniz, bu çabayı sizin yerinize kimse göstermeyecektir.” diyerek faaliyetlerinin etik olarak yanlışlığına karşı getirilen eleştirilere yanıt vermiştir.

Barack Obama’nın 14 Şubat 2013 tarihinde yaptığı değerlendirmeye dönecek olursak, değerlendirmenin halka açık ikinci Google+ buluşmasında gerçekleştiğini belirtmeliyiz. Buluşma sırasında, yazılım sektöründe faaliyet gösteren katılımcılardan birisi Obama’ya takip eden içerikteki soruyu yöneltir:

“Meslektaşlarımla konuşurken, başarılı olmaktan korktuklarını duyuyorum, çünkü başarılı olmaları durumunda patent trollerinin hedefi haline gelmekten korkuyorlar. Patent trolleri, yazılım patentlerini sadece açmak amacıyla topluyor ve patent için savunma yapmaya ekonomik olarak gücü bulunmayan küçük firmalardan para topluyor. Patent reformu konusunda çok gelişme kaydettiğinizi biliyorum, ama yazılım patentlerinin kötüye kullanımını engellemek için bir projeniz var mı? Örneğin, yazılım patentlerinin korumasını 5 yılla sınırlamak konusuna destek olur musunuz?”.

Obama’nın soruya hemen verdiği karşılık, sorunun niteliği, içeriği ve önemi hakkında A.B.D. başkanının doğrudan bilgisi olduğunu göstermektedir. Başkan yanıtında, özet olarak takip eden hususları dile getirmiştir:

“Birkaç yıl önce patent reformu sürecine başladık. Patent mevzuatında bazı yenilikler yaptık, ancak bu yenilikler sistemdeki tüm problemleri çözmemiştir. Dile getirdiğiniz husus klasik bir problem niteliğindedir. Bu tip firmalar kendileri genellikle bir şey üretmemektedir ve başka birisinin fikrinden avantaj sağlamayı veya bu fikri gasp etmeyi deneyerek, fikirler aracılığıyla para sızdırmaya çalışmaktadır. Bu tip sorunların çözümü zor olabiliyor, çünkü, biz aynı zamanda patentlerin yeteri derecede uzun süreler için geçerli olmasını ve insanların fikri mülkiyetinin korunmasını istiyoruz. Aynı zamanda, koruma süresinin, inovasyonu azaltacak derecede uzun olmasını da engelleyerek bir denge tutturmamız gerekiyor. Reform çabaları gitmemiz gereken yolun yaklaşık yarısına kadar ulaşabilmiştir, yapmamız gereken daha akılcı patent kanunları konusunda daha geniş uzlaşı sağlamaktır.”  

Obama’nın konuşmasının http://www.youtube.com/watch?v=kp_zigxMS-Y&feature=player_embedded#! adresinde görülmesi mümkündür. Konuşmanın ilgili kısmı videonun 16.01 zamanında başlamaktadır.

A.B.D. başkanının spesifik bir konu olarak tanımlanabilecek patent konusunda sorulan son derece spesifik bir soruyu, konuya oldukça hakim biçimde anında cevaplaması, fikri mülkiyet konusunun A.B.D.’nde yönetim kademesinde de ne derece ciddiye alındığını göstermektedir.

Türkiye’de patent trolleri meselesi, patent konusunun uzmanı olmamakla birlikte, şimdiye kadar yoğun biçimde dile getirilen bir problem değildir. Türkiye’de karşılaşılan asıl sıkıntı, patent trollerinden ziyade marka trolleri olarak tanımlanabilecek, markalarını gerçekten kullanma niyeti olmaksızın tescil ettirerek veya başkalarına ait markaların kendi adlarına tescili için başvuruda bulunarak, süreçleri yavaşlatan, itiraz sistemini istismar eden ve bu yollarla sistemi bloke eden marka sahipleri ve onları bu yola yönlendiren temsilcileridir.

Marka trolleri, wikipedia’ya göre takip eden biçimde tanımlanmaktadır: “Markaları kullanma niyeti olmadan tescil ettiren ve o markayı kullanan diğer kişileri dava etmekle tehdit eden şirketleri tanımlamak için kullanılan küçültücü bir terimdir.” (http://en.wikipedia.org/wiki/Trademark_troll)

Marka trolleri konusu, özellikle ilana itiraz süreçlerinde, marka tescil sistemin işlerliğinin ve hızının bloke edilmesi anlamında karşımıza çıkmaktadır ve kanaatimizce, marka trolleri Türkiye bakımından özel bir incelemeyi hak edecek derecede sistematik bir işlerlik kazanmış haldedir.

Marka trolleri meselesine, sonradan başka bir yazıda daha geniş biçimde yer vermeyi umut ederek, hepimizin bir sabah marka ve patent trollerinin olmadığı bir fikri mülkiyet dünyasında uyanmamızı diliyorum.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2013

 

Avrasya Markası mı Geliyor?

eurasian(Görsel http://polit.uz/en/archives/9750adresinden alınmıştır.)

 

Avrupa Birliği benzeri uluslarüstü bir yapı olarak tasarlanan, Avrasya Ekonomik Birliğinin ilk adımı olarak değerlendirilen Avrasya Ekonomik Komisyonu (Eurasian Economic Commission), bilindiği üzere, Rusya, Kazakistan ve Belarus devletleri tarafından 1 Ocak 2012 tarihinde oluşturulmuştur. Bahsedilen ülkeler arasında gümrük birliği ve sonrasında ortak ekonomik pazar hedeflerine varmak için oluşturulan Avrasya Ekonomik Komisyonu (AEK)’nun ilk çalışmalarından birisi “Tek Ekonomik Alanda Sınırları Dahilinde Ticari Markalar, Hizmet Markaları ve Menşe İşaretleri Hakkında Andlaşma (Agreement on Trademarks, Service Marks and Appellations of Origin in the Territory of the Single Economic Space (SES))” taslağının hazırlanması olmuştur.

 

http://www.petosevic.com/resources/news/2013/01/001071 internet adresinde yayınlanan habere göre andlaşma yukarıda sayılan ülkelerce onaylanmanın ardından yürürlüğe girecektir. Taslak anlaşma; Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe giren “Fikri Mülkiyet Hakları Koruması Alanında Birleştirilmiş Uygulama İlkeleri Anlaşması”nda öngörülen uyumlu fikri mülkiyet hakları uygulamalarının daha üst düzeyde harmonizasyonunu amaçlamaktadır.

 

Andlaşmanın bir diğer amacı, ulusal marka haklarıyla birlikte var olacak “TEK markası”nın (TEK kısaltması Tek Ekonomik Alan yerine kullanılmıştır.) oluşturulmasıdır. “TEK markası”nın Avrupa Birliği sınırları çerçevesinde marka hakkı sağlayan Topluluk Markası (CTM) benzeri bir marka olarak düşünülmesi yerinde olacaktır.    

 

Taslak andlaşmanın 12. maddesine göre “TEK markaları” ayrı bir sicile kaydedilecektir. Andlaşma kapsamında OHIM (Topluluk Marka Ofisi) benzeri ayrı bir marka ofisinin kurulması öngörülmemiştir. Bu çerçevede, “TEK markaları”nın tescil işlemleri Rusya, Kazakistan ve Belarus ulusal marka ofislerince yürütülecektir. Taslak andlaşmanın 4. maddesine göre TEK üyesi ülkelerden herhangi birisinin ulusal ofisi nezdinde yapılabilecektir. Başvuruların ulusal yönetmeliklerce tanınan yerel dillerden herhangi birisinde yapılması mümkün olacaktır, bununla birlikte Rusça tercümenin her başvuru için sağlanması zorunludur. Başvuru sahibi ile ofis arasındaki yazışmalar ise her zaman Rusça olacaktır. “TEK markaları” için öngörülen koruma süresi 10 yıldır ve koruma şartları ile kurallarını içeren bir yönetmelik yürürlüğe sokulacaktır (taslak yönetmelik de yayınlamış durumdadır).

 

Andlaşma kapsamında sağlanacak haklarla ilgili anlaşmazlıklar, ulusal mahkemelerce veya ulusal mevzuat ve uluslararası andlaşmalarda öngörülecek diğer yetkili otoritelerce çözülecektir.

 

Avrupa Birliği bölgesinde geçerli CTM’le doruk noktasını yaşayan (önceki tarihli benzer bir sistem olarak Benelüks marka sistemi gösterilebilir), bölgesel tescil sistemlerinin yeni halkasını anlaşıldığı kadarıyla gelecek yıllarda “TEK Markası” sistemi oluşturacaktır. Türkiye’nin yanıbaşında işler hale gelen (veya gelecek) bölgesel tescil sistemleri kapsamında tescil edilen markalar, Türkiye bu sistemlere üye olmadığı sürece ülkemiz bakımından etki doğurmayacaktır. Avrupa Birliği veya yakın dönemde işlevsel hale geleceği varsayılan Avrasya Ekonomik Birliği veya ileride ortak ekonomik alana dönüşmesini beklenebilecek Şanghay İşbirliği Örgütü gibi birliklere üyelik durumunda Türkiye bakımından da bölgesel marka tescilleri etkili hale gelecektir.

 

Önder Erol Ünsal

Şubat 2013

Avrupa Birliği İlerleme Raporu 2012 “Fikri Mülkiyet Hukuku” Kısmı – Sisyphos Söylencesinin Zirveye Yaklaşma Bölümü mü?

SB102-esysiphos(Görsel http://www.udo-leuschner.de/energie/SB102-06.htm adresinden alınmıştır.)

 

“Sisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken; Yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve kollarıyla, bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı, varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına tam bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı tekmil kaslarını gere gere, kopan toz toprak habire aşarken başının üstünden, o da habire itiyordu kayayı, kan ter içinde.” (Homeros, Odysseia)

 

(Sisyphos, Yunan mitolojisinde Tanrılar tarafından cezalandırılan bir insandır. Kendisine verilen ceza, büyük bir kayayı yuvarlayarak bir tepeye çıkarmaktır. Ancak, her seferinde tepeye ulaşmak üzereyken kaya gerisin geri yuvarlanır ve Sisyphos yeniden en aşağıdan kayayı yukarı doğru yuvarlamaya başlar. Bu şekilde, Sisyphos’un cezası sonsuza dek aynı şekilde devam edecektir.)

 

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan 2012 yılı Türkiye İlerleme Raporu içerdiği siyasi değerlendirmeler ve demokratikleşmeye ilişkin eleştiriler bakımından son günlerde Türkiye’de gündemi belirleyen tartışmalardan birisini oluşturmuştur.

 

İlerleme Raporunun Fikri Mülkiyet Hukuku başlığında yer alan değerlendirmeler ve bu değerlendirmelerin geçtiğimiz yıla ait İlerleme Raporu ile karşılaştırılması bu yazının konusunu oluşturacaktır.  

 

10/10/2012 tarihli raporda (http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2012/package/tr_rapport_2012_en.pdf) Fikri Mülkiyet Hukuku başlığı altında değerlendirmeler, raporun 50-52. sayfaları arasında yer almaktadır. Değerlendirme, fikri mülkiyet hukuku alanında bir miktar ilerlemenin sağlandığı, ancak hakların etkin korunmasına yönelik siyasi iradenin zayıf olduğu yorumuyla başlamaktadır.

 

Telif Hakları ve Bağlantılı Haklarla ilgili değerlendirmede konu hakkındaki taslak kanunun halen askıda olduğu belirtilmiş ve Telif Hakları Genel Müdürlüğünün yeni yapısından bahsedilmiştir.

 

Sınai mülkiyet hakları konusunda da bazı ilerlemelerin yaşandığının değerlendirmesinin yapıldığı raporda, bu haklara ilişkin olarak bir taslak kanunun Ocak 2012’de görüşlerin alınması için kamuya açıklandığı belirtilmektedir. Bir diğer önemli gelişme olarak ise, marka, patent ve endüstriyle tasarım inceleme kılavuzlarının yayınlandığının altı çizilmekte ve bu kılavuzlar yoluyla Türk Patent Enstitüsünün karar uyum ve birlikteliğinin sağlanmasının, şeffaflık ve tahmin edilebilirlik düzeyinin artırılmasının beklendiği ifade edilmektedir.

 

Enstitünün kurumsal kapasitesinin güçlendirildiği ve diğer kurumlar için sağlanan amaca yönelik özel eğitimler, ziyaretler, toplantılar ve etkinliklerle bu kurumların konu hakkındaki idari kapasitesinin güçlendirildiğinin altının çizildiği raporda,  kuruma 30 yeni uzmanın alındığı da belirtilmektedir.

 

Rapordaki, en dikkat çekici noktalardan birisi, Enstitünün nihai kararları ile mahkemelerin kararları arasındaki uyumun arttığına ilişkin yorumdur. Bu yorumun altyapısını oluşturacak herhangi bir veri ve ek açıklama ise raporda yer almamaktadır. Enstitü tarafından kurulması planlanan Fikri Mülkiyet Akademisine ilişkin açıklamalar da raporda yer bulmuştur.

 

Raporda yer alan eleştirilerin odaklandığı nokta ise hakların etkin korumasına ilişkin yeterli olmayan yasal ve idari düzenlemelerdir. Bu konularda herhangi bir ilerleme kaydedilmediği belirtilmiş, marka dışında kalan sınai mülkiyet hakları için cezai müeyyidelerin olmadığının altı çizilmiş ve ilgili Avrupa Birliği mevzuatıyla (EU Enforcement Directive) paralel yeni bir kanunun kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, taklit malların ihlali gerçekleştirene iade edilmesi, el konulan malların hak sahibince muhafaza edilmesi, ihtiyati tedbir kararı alınmasına ilişkin zorluklar çözülmeyen problemler olarak ortaya konulmuştur.

 

Raporda altı çizilen bir diğer sorunlu konu ise, marka ve patent vekillerinin denetimine ilişkin yasal düzenlemenin halen oluşturulmamış olmasıdır.

 

İhtisas mahkemelerinin karar alma sürelerinin azalmış olması ve istatistiklerin daha kesin olarak aktarılması olumlu gelişmeler olarak kaydedilmiştir. Bununla birlikte, hakların etkin korumasına yönelik hukuki yapının daha da güçlendirilmesi ve bilirkişilik müessesesinin tartışılması gereklilikleri de raporda belirtilmektedir.

 

Gümrüklerde sağlanan koruma tedbir ve faaliyetlerinin istenilen düzeyde olmadığının ve Türkiye’nin fikri mülkiyet haklarını ihlal eden malların AB’ye girişinin yapıldığı ana noktalardan birisi olduğunun raporda altı çizilmiştir. Emniyet güçlerince sağlanan bilinçlendirme faaliyetlerinin ise artırılması gerektiği belirtilmiştir.

 

Raporun sonuç kısmında, fikri mülkiyet alanında bazı gelişmeler olmakla birlikte, mevzuata ilişkin güncellemeler yapılması ve hakların etkin korunması alanında AB mevzuatına uygun düzenlemelerin kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bunun yanısıra, hakların etkin korumasının sağlanması için yargının ve gümrük idaresinin kurumsal kapasitesinin artırılması, taklitle mücadelenin güçlendirilmesi, kurumlar ve hak sahipleri arasında yakın işbirliği ve koordinasyon sağlanması, bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmesi gereklilikler olarak belirtilmektedir.

 

2012 yılı İlerleme Raporu, Fikri Mülkiyet Hukuku konusunda geçmiş yılların raporlarına kıyasla, özellikle sınai mülkiyet haklarının korunması konusunda olumlu olarak nitelendirilebilecek içeriktedir. Şöyle ki, Enstitü kararlarının mahkeme kararlarıyla uyum düzeyinin arttığı belirtilmiş, geçmiş yılların raporlarında yer bulan kararları gerekçelendirme konusu 2012 raporunda kalkmış, 2011 raporunda özellikle belirtilen kötü niyetli marka ve tasarım konusunun çözümlenmemiş olduğu eleştirisi, 2012 raporunda görülmemiştir. Bu hususlar, raporun en azından Enstitü ile ilgili kısımlarında olumlu yönde gözlemler olduğunu göstermektedir, bu gözlemlerin dayandığı nesnel veriler ise muhtemelen raporları hazırlayanların elinde mevcuttur.

 

Avrupa Birliği tartışmalarının, Birliğe üye olup – olmama perspektifinden değil, Türkiye’de yaşayan insanların sahip oldukları hakların geliştirilmesi perspektifinden değerlendirilmesi gerektiği görüşünde olan ve bu bağlamda kendisini Avrupa Birliği yanlısı şeklinde tanımlayan birisi olarak, raporların Fikri Mülkiyet Hukukuna ilişkin bölümlerinin benim için her zaman hayal kırıklığı olduğunu, bu yıl da hayal kırıklığının değişmediğini belirtmem yerinde olacaktır. Geçmişten bu yana gelen raporlar esas alınırsa, raporların Fikri Mülkiyet Hukukuna ilişkin bölümlerindeki görüşlerin verilere dayanmaktan ziyade rivayet düzeyindeki aktarımlar olduğu, Birlik üyesi ülkelerdeki paralel durumlarla kıyas yapılmadan sadece Türkiye’de yapı, mevzuat veya düzenlemelerin rivayetler ekseninde eleştirilmesi mantığına dayandığı ve raporlarda herhangi bir veriye dayanılmadığından, olumlu gelişmelerin dahi neden kaynaklandığının anlaşılmasının mümkün olmamasıdır. Bu esas 2012 raporunda da değişmemiş olduğundan, Enstitü açısından geçmiş yıllara kıyasla olumlu olan raporun sevinçle karşılanması pek mümkün değildir. Şöyle ki, ilerleme raporlarının Fikri Mülkiyet Hukuku bölümleri herhangi bir veriye dayanmadığı sürece, gelecek yıllarda çok olumsuz raporlarla karşılaşılması kanaatimizce büyük bir sürpriz olmayacaktır ve bu nedenle de 2012 raporuna bakarak sorunlar büyük oranda çözülmüş demek yerinde değildir.

 

Önder Erol Ünsal

Ekim 2012

 

SBB vs. Apple – İsviçre Demiryolları Saati İhtilafı

clock_uhr_sbb_cff_01023-180x179     iPad-clock-001

Apple firmasının kendisine ait sınai mülkiyet haklarını en etkin biçimde korumaya yönelik çabası yalnızca çok bilinen “Apple v. Samsung” patent çatışmasıyla veya patent konusuyla sınırlı değildir. Marka ilana itirazlarına ilişkin inceleme yapan veya süreçleri takip eden herkes, Apple’in kendisine ait markalarla herhangi bir şekilde ilişkilendirdiği her markaya itiraz ederek marka haklarını da en etkin biçimde korumaya gayret ettiğini bilmektedir. Bununla birlikte, aşağıda detayları verilecek vakada, Apple, kendisini görmeye alışık olduğumuz hakkını korumaya gayret eden taraf kimliğinden sıyrılarak, bu kez önceki hak sahibinin karşısındaki tarafta yer almıştır.

 

 

Henüz bir iPhone veya başka bir akıllı mobil cihaz sahibi olmamakla birlikte, karımın iPhone’u dahil birçok akıllı telefonunu kurcalayarak, bu sevimli görünümlü aletleri tanımaya gayret etmiş bulunmaktayım. Muhtemelen, eski moda bir insan olarak, telefonu halen konuşma aracı olarak gören birisi olduğumdan, akıllı telefonların birbirinden farklı amaçlara yönelik çok sayıda uygulaması bana pratiklikten çok kaybolmuşluk hissi veriyor. Tüm kaybolmuşluk hissime ve ben bu kadar uygulamayı ne yapacağım fikrime rağmen, ilerlemeye ve daha da ötesi modaya muhalefet etmeyerek, 2013 yılına bir akıllı telefonla ve ilaveten ek akıllı cihazlarla girmeyi düşünüyorum.

 

 

Diğer tüm karmaşık uygulamalardan farklı olarak, bir akıllı (veya akılsız) telefonunun sahip olduğu en basit uygulama muhtemelen saattir. İsviçre Federal Demiryolları (SBB) ve Apple arasında ortaya çıkan marka ihtilafı, Apple akıllı cihazlarında kullanıma yönelik yeni mobil işletim sistemi IOS6’da kullanılan saat uygulamasının görünümünden kaynaklanmaktadır.

 

 

SBB tarafından İsviçre’deki tüm garlarda kullanılan ve başlıca ayırt edici özelliği, gar görevlilerinin trenlere durma-kalkma talimatı verirken kullandığı kırmızı işaret tabelasına benzeyen kırmızı saniye göstergesi olan, SBB saati 1944 yılından bu yana kullanılmaktadır. 1944 yılında SBB çalışanı Hans Hilfiker tarafından saati tasarlamış, saat sonradan İsviçre Demiryolları Resmi Saati olmuş ve İsviçre’deki tüm demiryolları garlarında kullanılmaya başlanmıştır. Saatin bir diğer önemli özelliği ise, saniye göstergesinin saat 12 hizasına 58,5. saniyede gelmesi, saat 12 hizasında 1,5 saniye beklemesi ve hareketine bu beklemenin ardından devam etmesidir. Bunun nedeni, muhtemelen kırmızı saniye göstergesinin tasarımıyla ilintili senkronizasyonun sağlanmasıdır. Yukarıda bahsedilen ayırt edici ve kendine özgü özellikleri SBB saatini bir ikon haline getirmiş ve SBB saati, önemli marka tasarımlarıyla birlikte anılır hale gelmiştir. Saatin, lisans hakları ise Mondaine firmasına verilmiştir. Mondaine firması uzun yıllardır SBB saatlerini lisanslı olarak kol saati biçiminde üretmekte ve piyasaya sunmaktadır.

 

 

SBB, bu ikonik saat tasarımını İsviçre’de tescilli marka olarak da korumaktadır.

sbb

Status aktive Marke
Marken Nr. P-512830
Hinterlegungsdatum 03.09.2002
Ablauf Schutzfrist 03.09.2022
Quelle erste Veröffentlichung SHAB-Nr.145 vom 31.07.2003
Gesuch Nr. 07606/2002
Marke
Inhaber/in Schweizerische Bundesbahnen SBB
Hochschulstrasse 6
3000 Bern 65
Waren und Dienstleistungen 14
Uhren und deren Bestandteile.
Nizza Klassifikation Nr. 14
Markenart Dreidimensionale Marke
Bemerkungen Durchgesetzte Marke
Eintragung ins Markenregister 17.07.2003
Widerspruchsstatus kein Widerspruch erhoben

 

Apple yukarıda görsel özellikleri tarif edilen saati, izinsiz ve lisanssız olarak akıllı telefonlarda kullanmaya başlayınca, SBB’den ihtar almıştır. İhtar üzerine taraflar görüşmüş ve saatin Apple tarafından iPad ve iPhone gibi cihazlarda kullanımı hakkında anlaşmaya varılmıştır. Taraflar arasındaki uzlaşma SBB web sayfasında ilan edilmekle birlikte, uzlaşmanın detaylarına ve lisans ücretinin miktarına açıklamada yer verilmemiştir. Taraflar lisans ücretini açıklamamış olmakla birlikte, bu miktarın 21 milyon Amerikan doları olduğuna yönelik iddialar, internette (http://www.forbes.com/sites/timworstall/2012/11/11/apple-actually-pays-for-some-intellectual-property-21-million-to-the-swiss/) yer almaya başlamıştır.

 

 

Bir saat tasarımı için 21 milyon Amerikan doları tutarında lisans bedeli ödemek biz fanilerin kulağına çok büyük bir rakam olarak gelmektedir, miktar muhtemelen Apple için aynı derecede büyük değildir veya Samsung’tan patent konusunda aldıkları tazminatı lisans bedelini ödemek için kullanabilirler. Bu işten en karlı çıkacak kesimin SBB’nin yeni trenleri, yenilenmiş istasyonları, daha konforlu vagonları (yeni hatları diyemiyorum çünkü neredeyse her köye tren gidiyor) ile hizmet alacak İsviçre vatandaşları (veya -benim gibi- geçici İsviçre misafirleri) olacağı ise kesin gibi gözüküyor. 

 

Önder Erol Ünsal

Kasım 2012