Kategori: Tasarım Koruması

Alternatif Bir “Roma Tatili” Mümkün Mü? – ABAD Genel Mahkemesi’nin Tasarımlar Hakkında T-219/18 Sayılı Kararı

Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) 24.09.2019 tarih ve T-219/18 sayılı kararında kült “Roma Tatili” filminin yardımcı oyuncusu ve İtalyan yaşam stili ikonu Vespa motorlarının üreticisi Piaggio & C. SpA’in (“Piaggio”), Zhejiang Zhongneng Industry Group Co. Ltd.’e (“Zheijang”) ait topluluk tasarımının hükümsüz kılınması yönündeki talebini reddederek tabiri caizse alternatif bir “Roma Tatili”ne yeşil ışık yaktı.

Müdahil Zhejiang Zhongneng Industry Group Co. Ltd., 19 Kasım 2010 tarihinde Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (“EUIPO”) aşağıda görsel anlatımına yer verilen “motosiklet” için topluluk tasarım başvurusunda bulunmuş ve başvuru 23 Kasım 2010 tarihinde ilgili bültende yayınlandıktan sonra tescil edilmiştir.

Zheijang’a ait topluluk tasarım tesciline ilişkin görsel anlatımlar

Piaggio ise 06 Kasım 2014 tarihinde tescile konu tasarımın 6/2002 sayılı Tüzük md. 25/f.1 (b) bendi atfıyla aynı Tüzük md. 5 ve 6 uyarınca yeni ve ayırt edici olmadığı gerekçesiyle EUIPO tarafından hükümsüz kılınmasını talep etmiştir. Piaggio bu talebine gerekçe olarak daha önce ilk olarak 2005 yılında kamuya arz edilen ve piyasada “Vespa LX” ismi ile bilinen önceki tarihli tasarımını göstermiştir.

Piaggio’ya ait “Vespa LX” model motosikletlere ilişkin görseller

Piaggio’ya göre hükümsüzlük talebine konu tasarım kendilerine ait önceki tarihli tasarım ile aynı olup genel anlamda yenilik ve ayırt ediciliği bertaraf eden düzeyde önceki tarihli tasarıma benzer bir izlenim bırakmaktadır ve en başta bu nedenle hükümsüz kılınması gerekmektedir.

Piaggio yukarıdaki talebinin yanı sıra “Vespa LX” modelinin 2005 yılından bu yana İtalya’da tescilsiz üç boyutlu marka olarak korunduğunu da öne sürmüş ve bu kapsamda 1945-1946 yıllarından günümüze kullanım yoluyla yüksek ayırt edicilik kazandığını ifade etmiş; söz konusu markanın tanınmış olduğunu ve ilgili tüketici kitlesi nezdinde hükümsüzlüğe konu tasarım tescili ile karıştırılma ihtimali bulunduğunu da eklemiştir.

Üçüncü ve son olarak, Piaggio 6/2002 sayılı Tüzük’ün md. 25/f.1, (f) bendini dayanak göstermek suretiyle İtalyan ve Fransız hukukundan doğan eser sahipliği haklarını öne sürerek tasarımın telif haklarını da ihlal ettiği iddiasında bulunmuştur.

23 Haziran 2015 tarihli kararında EUIPO İptal Birimi, ilgili tasarımın yeni olduğu şeklinde bir değerlendirme yapmakla birlikte ayırt edici nitelikten yoksun olduğu yönünde hüküm kurmuş ve diğer hükümleri incelemeye geçmeden tasarımın hükümsüzlüğüne karar vermiştir.

27 Temmuz 2015 tarihinde temyiz yoluna başvuran müdahil Zheijang’ın talebi EUIPO Üçüncü Temyiz Kurulu (“Temyiz Kurulu”) tarafından 19 Ocak 2018 tarihinde kabul edilmiş ve bu vesileyle Piaggio’nun hükümsüzlük talebi reddedilmiştir. Temyiz Kurulu hükümsüzlüğün reddine gerekçe olarak olaya konu tasarımlar arasındaki farklılıkları ve bilgilenmiş kullanıcı nezdinde tasarımlar arasındaki genel izlenim bakımından belirgin benzerlik bulunmamasını göstermiştir. Marka hakkı ihlali iddiaları ise, Temyiz Kurulu’nca söz konusu marka ile hükümsüzlük talebine konu tasarım arasındaki açık stil farklılıkları bulunması ve ilgili tüketici kitlesinin dikkatinin yüksek olması nedeniyle reddedilmiştir. Telif Hukuku bakımından yapılan değerlendirmede de estetik algı ve bırakılan izlenimin farklı olduğundan hareketle ihlal gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.

Piaggio söz konusu Temyiz Kurulu kararına karşı üst yargı yoluna başvurarak uyuşmazlığı Genel Mahkeme önüne taşımış ve Genel Mahkeme de 24 Eylül 2019 tarihli kararıyla Temyiz Kurulu kararını onayarak Piaggio’nun yeniden inceleme talebini reddetmiştir.

24 Eylül 2019 tarihinde Genel Mahkeme, Piaggio’nun gerekçelerini dikkate alarak konuyu üç ana başlık altında toplamış ve bu doğrultuda değerlendirmelerine yer vermiştir.

I- Hükümsüzlük Talebine Konu Tasarımın Ayırt Edici Niteliğine İlişkin Açıklamalar

Piaggio, öncelikle, Temyiz Kurulu’nun tasarımlar arasında ayniyet bulunmadığını ve tasarımlar arasındaki farklılığın “küçük ayrıntılar”da olmadığını hatalı bir şekilde tespit ettiğini ve 6/2002 sayılı Tüzük md. 6 yani ayırt edici nitelik bakımından hatalı bir yorum yaptığını öne sürmüştür.

Genel Mahkeme bu kapsamda bir tasarımın ancak dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış olması ve tasarımların sadece küçük ayrıntılarda farklılık göstermemesi halinde yeni kabul edileceğini hatırlatarak Piaggio’nun Temyiz Kurulu kararına Zheijang’a ait motosiklet tasarımının “yeniliği” bakımından tam olarak itiraz etmediğini tespit etmiştir.

Genel Mahkeme, ayırt edici niteliğin tespitinde bir tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenim ile herhangi bir tasarımın böyle bir kullanıcıda yarattığı genel izlenim arasında belirgin bir farklılığın tespit edilmesi gerektiğinin önemini vurgulamış ve bir tasarımın ayırt edici niteliği değerlendirilirken tasarımcının tasarımı geliştirmede sahip olduğu tasarım özgürlüğünün de dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Tüm bu bilgiler ışığında yapılan ayırt edici nitelik incelemesinde Genel Mahkeme Temyiz Kurulu’nun tasarımın tescil edildiği Lokarno sınıfını da dikkate alarak belirlediği ilgili bilgilenmiş kullanıcının seyahat için yer değiştiren ve ticarette farklı model motosikletlerin bulunduğunu ve bu ürünlerin parçalarını bir miktar bilen “motosiklet kullanıcıları” olarak kabul edilmesini doğru bulmuş ve zaten Piaggio’nun da buna itirazı olmadığını belirtmiştir. Tasarımcının özgürlük ölçüsü kapsamında yapılan incelemede ise Temyiz Kurulu’nun bunun özünde aracın tipi ve fonksiyonuna bağlı olduğu yönündeki tespitine katılmıştır. Zira motosikletler için önemli olan sürücünün konforu olarak kabul edilmeli ve buna göre de yaratım özgürlüğü konfor ve kullanım için parçaların tasarlanmasında aranmalıdır.

Önemle vurgulamak gerekir ki Genel Mahkeme’nin içtihatları uyarınca ayırt edici nitelik hakkında karar verilirken bilgilenmiş kullanıcı bakımından genel izlenim itibarıyla önceki tasarımın “déjà vu” etkisini doğurup doğurmadığı yani yeni tasarımın eskisi ile kıyaslanınca “zaten görülmüş” olup olmadığı belirlenmelidir. Tam da bu kapsamda karara konu olaydaki tasarımlar, Zheijang’a ait yeni tasarım ile Piaggio’nun öne sürdüğü önceki tarihli “Vespa LX” tasarımı, arasında Genel Mahkeme tarafından bir karşılaştırma yapılmıştır. Buna göre hükümsüzlük talebine konu tasarım özünde daha dörtgensel bir yapı barındırırken önceki tarihli tasarım daha kavisli bir yapıyı haizdir. Dolayısıyla motosikletin tasarımı ve estetiğine özel bir önem ve özen gösterecek olan bilgilenmiş kullanıcı nezdinde bütünüyle farklı bir izlenim oluşacaktır. Genel Mahkeme’ye göre her ne kadar Piaggio ilgili tasarımda “Vespa LX”i diğerlerinden ayırt eden pek çok karakteristik özelliğin benzer şekilde önceki tasarımda da yer aldığını öne sürse de bunun bilgilenmiş kullanıcı gözünde de böyle olduğunu açıklayamamıştır.

Öte yandan, Piaggio her ne kadar 1945-1946 yıllarına dek uzanan farklı Vespa tasarımlarını da benzer niteliklerin bulunduğu gerekçesiyle Zheijang’ın tasarımıyla kıyas etse ve söz gelimi sunulan Vespa modellerinden “Vespa S” gerçekten de benzer şekilde kare farlar ve dörtgensel özellikler taşısa da temelde gerekçe gösterilen “Vespa LX”  olduğundan farklı tasarımların Zheijang tasarımı ile karşılaştırılması hükümsüzlük talebi bakımından etkisiz bulunmuştur.

Sonuç itibarıyla, Piaggio tasarımı ile Zheijang tasarımı bir bütün olarak değerlendirildiğinde genel izlenimlerin farklı olduğu ve bu farklılıkların bilgilenmiş kullanıcının dikkatinden kaçmayacağı anlaşılacağından Zheijang tasarımının ayırt edici niteliği haiz olduğuna karar verilmiştir.

II- Tasarımın Önceki Tarihli Ayırt Edici İşaret Karşısındaki Durumuna İlişkin Açıklamalar

6/2002 sayılı Tüzük md 25/f.1, (e) bendi uyarınca sonraki bir tasarımda ayırt edici bir işaretin kullanılması ve bu işaret ile ilgili AB hukukunun ya da Üye Devlet hukukunun işaretin hak sahibine bu kullanımı yasaklama hakkını vermesi halinde de tasarımın hükümsüz kılınması mümkün kılınmıştır.

Piaggio tarafından yukarıdaki hükme atıfla hükümsüzlük talebine 2005 tarihinden bu yana İtalya’da kullanılan ve Temyiz Kurulu kararı tarihine kadar tescil edilmemiş olan önceki tarihli üç boyutlu bir marka dayanak gösterilmiştir. Her ne kadar söz konusu marka tescilli olmasa da İtalyan Sınai Mülkiyet Kanunu (Codice della proprietà industriale) md. 2 uyarınca sınai mülkiyet haklarının ilgili kanun tarafından öngörülen şekillerde, diğer bir ifadeyle tescilli olmayan bir işaretin tescilli bir marka gibi yenilik ve orijinallik unsurlarını taşıması halinde korunması mümkün kılınmıştır. Piaggio iddialarını desteklemek üzere Vespa’nın ilgili tüketici kitlesi nezdinde ünlü bir marka konumunda olduğunu da öne sürmüş ve bu kapsamda pek çok delil sunmuştur.

Temyize konu kararı inceleyen Genel Mahkeme ilk olarak ilgili tüketici kitlesinin bakımından bir inceleme yapmış ve motosikletler hakkında makul düzeyde bilgili ortalama nitelikteki tüketici olduğunu tespit etmiştir. Genel Mahkeme ayrıca ilgili tüketici kitlesinin ilgili ürünler bakımından dikkat seviyesinin de değerlendirmede temel alınması gerektiğine parmak basmıştır. Bu doğrultuda Genel Mahkeme ilgili ortalama tüketici kitlesinin dikkat seviyesinin yüksek olduğunu; zira motosikletlerin nispeten uzun ömürlü ve pahalı ürünler olduğunu belirtmiştir.  

Bu verilerden hareketle ilgili tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali doğup doğmadığını inceleyen Genel Mahkeme Temyiz Kurulu kararını yerinde bulmuştur. Genel Mahkeme’ye göre önceki tarihli marka ile talebe konu tasarım arasında görsel ve şekilsel farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim Piaggio’nun da bu farklılıkların kendisine ait markanın ayırt edici özellikleri olduğunu ifade ettiğine dikkat çekilmiştir. Bu doğrultuda ilgili tüketicinin dikkat seviyesinin yüksek ve estetik algısının seçimlerinde daha etkili olduğu da hatırlatılarak marka ve tasarım arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

III- Telif Hakkı İddiasına İlişkin Açıklamalar

Piaggio 6/2002 sayılı Tüzük’ün md. 25/f.1, (f) bendi uyarınca “Vespa Formu” ve bizatihi “Vespa”nın “Vespa” motosikletlerinin artistik ve yaratıcı çekirdeğini oluşturduğunu ifade etmiş ve 1945 yılına dek uzanan yaratıcılığın eser olarak Fransa ve İtalya’da korunduğunu ileri sürmüştür. Bu iddialarını desteklemek üzere Piaggio Fransa ve İtalya’da aynı kapsamda aldığı kararları EUIPO’nun değerlendirmelerine sunmuş ancak tüm bunlara rağmen Temyiz Kurulu telif hakkı ihlali iddiasını reddetmiştir.

Genel Mahkeme ise yapmış olduğu incelemede klasik Vespa’nın genel görünüm ve özellikleri itibarıyla artistik nüvesini oluşturan ve kavisli, vitage, feminen karakterli “Vespa LX”in bu özellikleri barındırmaması sebebiyle Zheijang tasarımı tarafından izinsiz kullanılmadığına kanaat getirmiştir.

Sonuç itibarıyla Genel Mahkeme Piaggio’nun talebini reddetmiş ve Temyiz Kurulu kararını onamıştır. Genel Mahkeme kararına karşı iki ay içerisinde bir üst merci olarak Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (“ABAD”) başvuru mümkün olup Genel Mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir.

Av. Can Tabak

Ekim 2019

mcantabak@gmail.com

ORİJİNAL OLMAYAN TASARIMLAR ESER OLAMAZ! G-STAR V. COFEMEL

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), Portekiz Yüksek Mahkemesi’nden gelen soru üzerine çok beklenen Cofemel (C-683/17) kararını verdi. ABAD verdiği karar ile, kümülatif koruma ilkesine tekrar vurgu yapmış ve Avrupa Birliği’nde yeknesak uygulamanın önemini ortaya koyarak InfoSoc Direktifi olarak da bilinen 2001/29/EC sayılı Direktife göre telif koruması şartlarını taşıyan tasarımların aynı zamanda telif korumasından da bütün Avrupa Birliği üye ülkelerinde korunacağını ortaya koymuştur. Karar metninin tamamına http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=217668&pageIndex=0&doclang=DE&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=698043 linkinden ulaşabilirsiniz.

Mahkeme daha önce vermiş olduğu kararlar (örn; C-168/09, C-5/11) ile aynı çizgide olan bu kararını açıklarken AB Temel Haklar Anlaşması’nda fikri mülkiyet hakkının temel bir hak olarak düzenlenmesine de vurgu yapmış ve telif koruması şartlarını taşıyan her şeyin bu korumadan yararlanmasının önlenemeyeceğine işaret etmiştir.

G-STAR, Cofemel’e Karşı

Dünyada yaygın olarak da bilindiği üzere G-Star giyecek sektöründe faaliyet göstermekte ve bu ürünlerini de G-STAR, G-STAR RAW, G-STAR DENIM RAW, GS-RAW, G-RAW ve RAW markaları altında satışa sunmaktadır. Bu markalar altında aynı zamanda ARC isimli kot modelini ve ROWDY isimli kazak (sweatshirt) modelini de satışa sunmaktadır.

Cofemel ise yine giyecek sektöründe TIFFOSI markası altında faaliyet gösteren bir şirkettir.

G-STAR, Cofemel’in 30 Ağustos 2013 tarihinde ARC ve ROWDY isimli modelleri ile aynı çizgide ürünler ürettiğini ve bu fiillerin ürünler üzerindeki telif korumasını ihlal ettiğini Portekiz mahkemelerinde dava etmiş ve zararlarının tazminini talep etmiştir.

Cofemel ise davacının bu iddialarına karşılık bu modellerin ‘eser’ olarak tanımlanamayacağını ve bu nedenle de telif korumasından yararlanamayacağı cevabını vermiştir.

Portekiz mahkemeleri davayı kabul etmiş ve Cofemel’i tazminata mahkum etmişlerdir. Buna karşılık, Portekiz Yüksek Mahkemesi, InfoSoc Direktifi’nin ülke mevzuatından öncelikli olarak uygulanıp uygulanmayacağı ve bu doğrultuda bu tasarımların telif korumasından yararlanabilip yararlanamayacakları konusunda ABAD’a danışmayı uygun görmüştür.

Burada Portekiz Yüksek Mahkemesi ABAD’a iki soru yöneltmiştir ve sorular şu şekildedir:

  1. Mahkeme InfoSoc Direktifi’nin 2 (a) maddesi çerçevesinde, ulusal mevzuatta yer alan; uygulamalı sanat eserlerini, endüstriyel tasarımları ve sanat eserlerinin telif olarak korunabilmesi için kullanım amaçlarına ek olarak estetik açıdan çarpıcı görsel etki yaratması şartının orijinalite şartı ile eşdeğer olduğu şeklinde yorumlanabilir mi? Başka bir deyişle üye ülkeler tasarımların telif olarak korunabilmesi için orijinalite şartının dışında başka bir şart getirebilirler mi?
  2. Mahkeme InfoSoc Direktifi’nin 2 (a) maddesi çerçevesinde, ulusal mevzuatta yer alan; uygulamalı sanat eserleri ve endüstriyel tasarımlar da, sanatsal karakterleri sıkı bir değerlendirmeden geçtikten sonra telif ile korunan sanat eserleri gibi sanatsal yaratım veya sanat eseri olarak sınıflandırmayı hak ediyor mu?

ABAD bu iki sorudan yalnızca ilkine cevap vermeyi uygun bulmuş ve ilk soruya verilen cevaptan sonra ikinci soruya cevap verilmesinin gereksiz olduğunu belirtmiştir.

ABAD birinci soruya vermiş olduğu cevapta, AB hukukunun ve böylece InfoSoc Direktifi’nin 2 (a) maddesinin ulusal düzenlemeyi önleyici bir şekilde yorumlanması gerektiğini ifade etmiştir.

Kararda telif korumasının tüm üye ülkelerde ve AB kurumlarında yeknesak bir şekilde uygulanmasının önemi ve gerekliliğinden bahsedilmiş ve bir nesneye/ yaratıma telif koruması sağlanabilmesi için iki şartın birlikte aranacağını öngörmüştür. Bu iki şart şu şekildedir:

  • Özgür yaratıcı kararlar ile sahibinin hususiyetini içermesi (orijinal olması).
  • Eser olarak nitelendirilmesi için gerekli şartları taşıması; eser olması.

Cofemel davasında, Portekiz ulusal hukukunda telif korumasından yararlanabilecek yaratımlar arasında tasarımlar da sayılmış olduğundan ikinci şart için olumsuz bir durum yoktur. Bununla birlikte, sahibinin hususiyetini içermesi koşulu ile sağlanan orijinalite koşulu, çeşitli üye ülkelerde farklı koşullar ile düzenlenmiş ve buna ilişkin farklı davalar yine ABAD’ın önüne gelmiştir (örn; C-168/09, C-5/11). ABAD bu davada da aynı görüşünü sürdürmüş ve AB mevzuatı ve direktifler ile düzenlenen koşulların ulusal mevzuattan öncelikli olarak uygulanarak yeknesak bir uygulamanın sağlanması gerekliliğini vurgulamıştır.

ABAD ilk soruya olumlu yanıt vermiş ve bir tasarımın çarpıcı görsel etki yaratmasının, telif koruması sağlanması için gerekli olan orijinalite (sahibinin hususiyetini taşıması gerekliliği) koşulunu tek başına sağlamadığına hükmetmiştir. Bununla birlikte, çarpıcı görsel etkinin orijinalite koşulunu sağlamaya yönelik bir delil olabileceğini de belirtmiştir.

Böylelikle ABAD Cofemel kararında özet olarak; tasarımların kümülatif koruma ilkesi kapsamında aynı zamanda telif olarak da korunabileceğine ve tasarımların telif olarak korunması için yukarıda belirtilen iki şartı (orijinal olması ve eser olması) yerine getirmesi ve bu şartlardan farklı şartlar getirilmemesi gerektiğine hükmetmiştir.

Turan KOCAKAYA

Ekim 2019

turankocakaya@gmail.com

PH5 ve HENNINGSEN; JAPONYA’DAN İKİ KARAR

Tasarım sevenler ve özellikle İskandinav tasarımlarına meftun olanlar için POUL HENNINGSEN ismi efsaneler arasındadır. 1894-1967 yılları arasında yaşamış, Danimarka’nın  milli ikonlarından biri olan   Henningsen’in tasarımları bugün de güncelliğini koruyan ve çağının çok ötesinde işlerdir. Henningsen binalar yanında Kopenhag’ın ünlü Tivoli bahçelerinin bir kısmını ve  bazı tiyatroların  dekorlarını tasarlamakla beraber, global ölçekte adını hafızalara asıl kazıyan lamba tasarımlarıdır.  (Kuzey ülkelerinden lamba üzerine çalışan bu kadar çok sayıda ünlü tasarımcı çıkması  ayrı bir yazının konusu olmayı hak ediyor aslında. Bu muhtemelen bir  tesadüf değil, bilakis  Kuzey’in ışık ile olan meselesinin yarattığı bir dinamik olabilir. )     

 Bir odanın doğru aydınlatılması için para gerekmez, sezgi ve kavrayış lazımdır”.

Henningsen’i lamba tasarlamaya iten şey o vakitlerde (1920’ler) alışkanlığı olduğu  üzere yaptığı tren yolculuklarından birinde görüp düşündükleridir. Trende giderken gördüğü  evlere bakarak  der ki;Akşam vakti trende giden birisi birinci kattaki evlere baktığında onların ne kadar kasvetli olduğunu görüp sarsılabilir. Mobilyalar, stil halılar vs evdeki her şey aslında ışıklandırmanın yanında tali unsurlardır. Bir odanın doğru aydınlatılması için para gerekmez, sezgi ve kavrayış lazımdır”

Henningsen’in lamba tasarımlarından özellikle üç tanesi dünya çapında meşhurdur ve bunlar bugün de halen ciddi satış rakamlarına ulaşmaktadır. Yaratılış zamanlarına göre, görece olarak, “eski tarihli” ama zevk-kullanım pratiği ve estetik açısından “yepyeni” olan bu tasarımlar PH5, Artichoke (enginar) ve Snowball (kartopu) diye adlandırılır. 

“Lamba yahu altı üstü, nedir ki yani” demeyin lütfen, bu lambalar Danimarka kültürünün bir parçası ve Henningsen’in tasarımları birer modern klasik aslında.

Henningsen’in lambalarını ilginç ve arzulanır kılan tek şey tasarımların cezbedici ve ilginç hatları değil, esasen bunların ışığı geçirme/ışıkla oynama ve daha doğrusu ışığı ehlileştirme  halleri. Henningsen hayatı boyunca ışığın doğrudan yüzeye düşmemesi gerektiği fikrine sahip olmuş ve buna göre tasarımlar yapmış birisi. Zaten 1925 yılında Paris’teki Dünya Tasarım Fuarı’nda ödül alan lambaları da bu düşünüşle katlı tasarlanmış işlerden oluşuyor. Paris’ten döndükten sonra Henningsen Louis Poulsen şirketiyle bir anlaşma imzalıyor, bu anlaşma çerçevesinde de PH5 adı verilen lambaları 1958 yılında yaratıyor. Yaratıldığı 1958 yılından bugüne kadar PH5 lambalar  hep aynı şirket tarafında üretilip pazarlanıyor; Louis Poulsen. Ne acayip değil mi Henningsen ile Louis Poulsen arasındaki anlaşma yapılalı  tam 61 yıl olmuş ve sistem aynen ilk günkü gibi yürüyor! Bu lambalara neden PH5 dendiğini  sanırım tahmin ettiniz; PH tasarımcının ad ve soyadının ilk harflerinden geliyor, 5 rakamı ise lambadaki en geniş parçanın çapının 50 cm olmasını ifade ediyor. En büyük parçanın çapına göre PH3 vs diye adlandırılan değişik büyüklüklerde olanları da mevcut. 

PH5 lambaların sadece sarkıt şeklinde olanları yok, ayaklı olanları var, çalışma masası lambası formunda olanları var,duvar lambası şeklinde olanı var vs .

Yukarıda yazının girişindeki resimde yer alan değişik renklerdeki modeller PH5’in yaratılmasının 60. yılı şerefine  piyasaya sürülen  yeni renk skalasındaki  ürünlerden bazılarını gösteriyor.

Bu kadar başarı cezasız kalmıyor elbette(!),  Henningsen’in lambaları  dünyanın en çok taklit edilen tasarımları arasında. İşte bugünkü yazının konusu olan Japonya kararları da bu taklitlerin son örneklerinden birine ilişkin.

İHTİLAF

Louis Poulsen A/S (LP) şirketi “PH5” lambaları Japonya pazarında 40 yıldır satıyor ve lamba 3 boyutlu marka olarak Japon Patent Ofisi nezdinde 2016 yılından beri 11.sınıfta aşağıdaki şekilde tescilli.

Taklit Ürünler

Davalı “R&M Japan” şirketi ise aşağıda fotoğraflarını göreceğiniz taklit PH5 lambaları Japonya’ya ithal edip satıyor.

Davalı taraf,  davacının PH5 lambalar üzerindeki tasarım hakkının sona ermesi sebebiyle tasarımın harcı alem hale geldiğini söylüyor, ayrıca davacının kendisinin yaptığı satışlardan herhangi bir zarara uğramadığını iddia ediyor çünkü tüketicilere açık biçimde davalının sattığı lambaların harcı alem hale gelmiş tasarımlar olduğu veya replika olduğunun bildirildiğini söylüyor. Bunun yanında davalı kendisinin sattığı PH5 lambalarla davacının ürünleri arasında çok ciddi bir fiyat farkı bulunmasından dolayı da davacının kendisi yüzünden zarara uğraması ihtimali bulunmadığını belirtiyor.

Tokyo Bölge Mahkemesi Kararı

Mahkeme davacı LP lehine verdiği kararda şunları söylüyor kısaca

  1. Davalının eylemleri açıkça davacının 3 boyutlu marka tesciline tecavüzdür.
  2. PH5 lambaların görünümünün 3 boyutlu marka olarak tescil edildiği göz önüne alınırsa davacının tasarım hakkının sona ermiş olmasının bir ehemmiyeti yoktur.
  3. Her ne kadar tecavüz teşkil eden lambalar satılırken bunların replika olduğu belirtiliyorsa ve dahi bu malların fiyatı orijinal lambalara göre daha düşükse de şu açıktır ki bu taklit lambalar davacının orijinal lambalarıyla  rekabet etmektedir.

Neticeten Mahkeme ortada bir marka tecavüzü bulunduğuna hükmedip davalıyı 4.4 milyon Japon Yeni tazminata mahkum ediyor.

AYNI TARAFLAR ARASINDA BİR DİĞER İHTİLAF

Aslında yukarıda bahsettiğim ihtilafın bir başka yönü de var, şöyle ki; R&M Japan şirketi 2013 yılında 35. sınıfta aydınlatma aparatlarının toptan ve perakende satışı hizmetleri için aşağıdaki şekilde bir marka başvurusu yapıyor

Marka JPO tarafından 2014 yılında tescil ediliyor. Tescilden  3 yıl geçtikten sonra 2017 yılında  LP şirketi JPO nezdinde hükümsüzlük talebinde bulunuyor ve  diyor ki, bu tescil benim Henningsen tarafından tasarlanmış meşhur PH5 lamba için mevcut 3 boyutlu marka tescilimi ihlal ediyor ve kesinlikle kötü niyetle bize zarar vermek amacıyla yapılmış bir tescil.

Dosyaya LP şirketi tarafından sunulan delillere göre PH5 lambalar Japonya’da 1976 yılından beri satılıyor. PH5 lambalardan LP şirketi tarafından bugüne kadar global bazda 500.000 adet üretilip satılmış. Dosyaya Japonya’nın Danimarka Büyükelçisi tarafından hazırlanıp imzalanmış bir mektup da sunulmuş ki burada lambanın ve LP şirketinin ne kadar meşhur olduğuna vurgu yapılıyor (dedim ama size bu lambalar milli mesele Danimarka’da diye) . Ayrıca dosyada LP’nin 3 boyutlu markasının tescili sırasında ciddi kullanım yoluyla işaretin ayırt edicilik ve kaynak gösterme fonksiyonu kazandığına karar verilmiş olduğuna da vurgu yapılıyor. 

JPO, LP lehine yani R&M Japan şirketinin tescilinin hükümsüzlüğüne karar veriyor. JPO kararında özellikle aşağıdaki hususlara işaret ediyor;

  1. PH5 lambanın 3 boyutlu şekli hükümsüzlük talebine konu marka tescilinden evvel yani LP’nin 1976 yılından bu yana Japonya’da yaptığı kesintisiz pazarlama faaliyetleri neticesinde ilgili tüketiciler nezdinde LP’yi  işaret eden meşhur bir işaret haline gelmiştir.
  • Taraf markaları  karşılaştırıldığında hükümsüzlüğü istenen tescilin PH5 lambaya benzerliği tartışmasızdır. Hükümsüzlüğü istenen markada ilgili tüketiciler ve bu alanda ticaretin içinde bulunanlar tarafından pendant lamba şeklinin konu markada öne çıkan/algılanan baskın unsur olacağı açıktır.
  • Hükümsüzlüğü istenen markanın sahibinin mallarını satarken “PH5 lambanın reprodüksiyonu” şeklinde pazarlama faaliyetinde bulunması göstermektedir ki kendisi de taraflar arasında bir ihtilaf doğabileceğini öngörmektedir ve karşı tarafın işine zarar verebilecek bir eylem gerçekleştirdiğinin farkındadır.
  • Dolaysıyla hükümsüzlüğü istenen markanın sahibi LP’ye ait meşhur PH5 lambanın şeklini içeren bir tescil alarak kötüniyetli şekilde karşı tarafın markasından haksız kazanç elde etme veya ona zarar verme kastıyla hareket etmiştir.

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Mayıs 2019

DOCERAM VS CERAMTEC: BİR ÜRÜNÜN GÖRÜNÜM ÖZELLİKLERİNİN YALNIZCA TEKNİK İŞLEVDEN KAYNAKLANIP KAYNAKLANMADIĞI NASIL BELİRLENMELİDİR ÜZERİNE ABAD GÖRÜŞÜ

8 Mart 2018 tarihinde Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), bir ürünün görünüm özelliklerinin yalnızca teknik işlevden kaynaklanıp kaynaklanmadığının nasıl belirlenmesi gerektiği konusundaki görüşünü açıklayan önemli bir karar verdi.

Taraflardan Doceram GMBH teknik seramik bileşenleri üreten ve üç farklı geometrik şekle sahip kaynak merkezleme pimleri için topluluk tasarım tescilleri olan bir Alman şirketidir. Diğer taraf Ceramtec GMBH de Doceram’in tasarım tescilleri ile korunanlarla aynı türde merkezleme pimleri üreten yine bir başka Alman şirketidir. Ceramtec, Doceram’in kendisine Düsseldorf ilk derece mahkemesi nezdinde tasarım tecavüzü davası açması üzerine, karşı argüman olarak Doceram’in topluluk tasarım tescillerinin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.

Bunun üzerine Mahkeme, geçersiz olduğu iddia edilen tasarımların görünüm özelliklerinin yalnızca tasarımın teknik işlevinden ileri geldiğini ve bu yüzden de tasarım korumasına tabi olmadığını dolayısıyla Doceram’in topluluk tasarım tescillerinin 6/2002 sayılı Topluluk Tasarımlarına İlişkin Tüzüğün(CDR) 8(1)’inci maddesi kapsamında geçersiz olduğuna hükmetmiştir. (6/2002 sayılı Topluluk Tasarımlarına İlişkin Tüzüğün (CDR) 8(1)’inci maddesine göre, ürünün “yalnızca teknik işlevinin zorunlu kıldığı” görünüm özelliklerine tasarım koruması sağlanmaz.)

Doceram bu karara temyiz başvurusunda bulunmuş ve temyiz mahkemesi 6/2002 sayılı Topluluk Tasarımlarına İlişkin Tüzüğün (CDR) 8(1)’inci maddesinin nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin iki farklı yaklaşım olduğunu ve maddenin yorumlanmasının davanın sonucu açısından belirleyici olduğunu göz önünde bulundurarak “yorum kararı” (preliminary ruling) için ABAD’a başvurmaya karar vermiştir.

Peki bu iki yaklaşım nedir?

“Formların çeşitliliği” (multiplicity of forms) yaklaşımına göre eğer aynı işlevi ifa eden alternatif bir tasarım mevcutsa, söz konusu tasarımın yalnızca ürünün teknik işlevinden kaynakladığı sonucuna varılamaz.

“Estetik kaygının yokluğu” (no-aesthetic-consideration) yaklaşımına göre ise sorulması gereken soru şudur; ürünün tasarımı oluşturulurken sadece teknik sebepler mi göz önünde bulundurulmuştur. Diğer bir anlatımla, tasarımı oluştururken aynı zamanda estetik kaygılar da göz önünde bulundurulmuş mudur sorusunun cevabı aranmalıdır. Eğer bulundurulmuşsa, söz konusu tasarımın yalnızca ürünün teknik işlevinden kaynakladığı sonucuna varılamaz.

Bunlar doğrultusunda ABAD’a aşağıda belirtilen sorular yöneltilmiştir:

1. 6/2002 sayılı Tüzüğün 8(1)’inci maddesi kapsamında koruma dışı kalan bir ürünün görünüm özellikleri, yalnızca ürünün teknik işlevinden mi kaynaklanıyor, aynı zamanda tasarım etkisinin ürünün görünümünde hiçbir önemi yok mu, yoksa teknik işlev tasarımı belirleyen tek etken midir?  

2. Eğer mahkemenin ilk soruya yanıtı olumlu ise; bir ürünün münferit görünüm özelliklerinin, yalnızca ürünün işlevi göz önünde bulundurularak seçilip seçilmediği hangi bakış açısından değerlendirilmelidir? “Objektif bir gözlemci” mi gerekir ve ,eğer öyleyse, böyle bir gözlemci nasıl tanımlanacaktır?

ABAD 8 Mart 2018 tarihinde C-395/16 numaralı kararında aşağıdaki cevapları vermiştir:

Birinci soruya istinaden ABAD, hukuk sözcüsünün görüşüne paralel şekilde ürünün görünüm özelliklerinin yalnızca teknik işleviyle belirlenip belirlenmediğini tespit etmek için, teknik işlevin o özellikleri belirleyen tek etken olduğunun tespit edilmesi gerektiğini ve alternatif tasarımların mevcudiyetinin bu açıdan belirleyici olmadığını belirterek 8(1) maddesindeki “yalnızca” kelimesinin yorumuna ilişkin yıllardır süregelen tartışmayı sonlandırmıştır.

Yani aslında üzerinde durulması gereken husus, tasarımcı konu tasarımı yaratırken, yalnızca ürünün teknik işlevini mi göz önünde bulundurmuştur yoksa tasarımın nasıl görüneceği hususunu da dikkate almış mıdır.

Yine hukuk sözcüsünün görüşüne paralel olarak ABAD;  “Formların çeşitliliği” görüşünün kabulü durumunda, bir ürünün yalnızca teknik işlevden kaynaklanan görünümlerinin farklı formlarda bir başvuru sahibi tarafından tasarım tesciline konu edilebileceğini; bu durumda tasarım tescilinin şartlarını karşılamadığı halde patent tescilinin sağladığı korumaya eşit bir koruma sağlayacağını ve bunun diğer rakip şirketler tarafından adil olmayan sonuçlara yol açacağını belirtmiştir.

İkinci soruya cevaben ABAD her münferit davada ilgili tüm objektif koşulların dikkate alınması gerektiğini, yanideğerlendirmenin, ilgili tasarımın görünüm özelliklerini belirleyen sebepleri gösteren nesnel koşullar, ürünün kullanımıyla ya da aynı teknik işlevi yerine getiren alternatif tasarımların varlığıyla ilgili bilgiler ışığında yapılması gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu koşulların veya alternatif tasarımların varlığına ilişkin verilerin veya bilgilerin güvenilir kanıtlarla desteklenmesi şarttır. Dolayısıyla ABAD, değerlendirmenin “objektif bir gözlemci”nin algısına dayalı olarak yapılmasının gerekli olmadığını belirtmektedir.

Anılan kararında “estetik kaygının yokluğu” yaklaşımını benimseyen ABAD, alternatif tasarımların varlığının otomatikman bir ürünün görünüm özelliklerinin yalnızca teknik işlevden kaynaklanmadığı anlamına gelmeyeceğini söylemektedir. Bununla beraber ABAD bir ürünün görünüm özelliklerinin, yalnızca ürünün teknik işlevi göz önünde bulundurularak seçilip seçilmediği konusundaki değerlendirilmede alternatif tasarımların varlığının dikkate alınacak objektif koşullar arasında yer alabileceğini ifade etmiştir.

Damla DUYAN

damladuyan@yahoo.co.uk

Ocak 2019

JÄGERMEISTER – TASARIM BAŞVURULARINDA GÖRSELLERİN ÖNEMİNE İLİŞKİN İLGİNÇ BİR KARAR

 

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) 5 Temmuz 2018 tarihli C-217/17 sayılı kararıyla, Jagermeister’ın shot bardakları için yaptığı iki topluluk tasarım başvurusunun EUIPO tarafından reddedilmesi kararına ilişkin temyiz başvurusunu reddetti.

İhtilafın Kronolojisi :

1- 17 Nisan 2015 tarihinde Mast-Jagermeister SE şirketi, Locarno Sınıflandırmasına göre 7. sınıfa dahil “shot bardakları” tasarımı için iki topluluk tasarım tescili başvurusunda bulundu. (Tasarımların görselleri gizli olduğundan, bu görsellerin EUIPO veritabanında ve ABAD kararı dahil ihtilafa dair kararlarda görülmesi mümkün değildir. Dolayısıyla biz de görsellere yer veremiyoruz.)

2- Yine 17 Nisan 2015 tarihli ilk inceleme  raporuyla dosyayı inceleyen uzman aşağıdaki hususları Jagermeister’e bildirdi:

– Sunulan görsellerle koruma istenen ürün uyuşmamaktadır, çünkü görsellerde shot bardaklarının yanında şişeler de görünmektedir.

– Vaki eksikliğin giderilebilmesi için koruma talep edilen ürünün tanımına şişeler de eklenmelidir. Bu durumda ise shot bardakları ile şişeler Locarno Sınıflandırmasının farklı sınıflarında olduğundan çoklu hale gelen tasarımlar bölünmelidir ve buna ilişkin ek ücretler ödenmelidir.

– Eğer Jagermeister belirlenen süre içerisinde bahsi geçen eksiklikleri tamamlamazsa başvurular reddedilecektir.

3- Jagermeister ilk inceleme raporuna cevap vererek; şişelere ilişkin herhangi bir koruma talep etmediğini, başvurunun işlemlerinin devamı için ürün tanımındaki ifadeyi “ilgili bardakların bir parçası olan bir şişenin kabı olarak bardaklar (drinking beakers as receptacles for a bottle which is part of those beakers)” değiştirebileceğini ve bu tanımlamanın da yine Locarno Sınıflandırmasının 7. sınıfı içinde yer alacağını belirtmiştir.

4- Bunun üzerine uzman 25 Haziran 2015 tarihli ikinci inceleme raporuyla:

– Jagermeister’ın şişelere ilişkin koruma talep etmediğini anladığını, ancak görsellerde şişelerin muhafaza edilmesinin tasarımların içeriğinin yeterince açık olmamasına yol açtığını,

– Söz konusu eksikliklerin koruma talep edilen tasarımların noktalı çizgiler veya renkli sınırlar ile belirtileceği yeni görsellerin sunulması ile tamamlanabileceğini,

– Ancak, yeni görseller sunulması durumunda tasarımların başvuru tarihinin yeni görsellerin sunulduğu tarih olarak belirtileceğini,

– Bir kez daha eksiklikler giderilmediği taktirde tasarımlara başvuru numarası verilemeyeceğini belirtmiştir.

5- Başvuru sahibi 14 Temmuz 2015 tarihli cevabıyla, başvurularına numara verilmesi için gerekliliklerin tamamlandığını, çünkü başvuru numarası alma şartının sunulan görsellerin uygun kalitede olmasına göre belirlendiğini, yoksa görsellerin içeriğine dair bir inceleme kriteri bulunmadığını ifade etmiştir.

6- 16 Temmuz 2015 tarihli inceleme raporuyla uzman önceki görüşlerinde ısrar etmiştir.

7- Nihayet 31 Ağustos 2015 tarihine gelindiğinde, Jagermeister ile EUIPO arasındaki karşılıklı uzun yazışmalar ve telefon görüşmeleri sonunda, Jagermeister EUIPO’dan konuyla ilgili artık üst itirazda bulunabileceği bir karar vermesini talep etmiştir.  Bunun üzerine EUIPO, Jagermeister’ın iki tasarım başvurusunu belirlenen sürede gerekli eksikliklerin tamamlanmamış olması gerekçesi ile reddetmiştir. EUIPO kararına göre, Jagermeister talep edilen eksiklikleri süresinde tamamlamadığı için söz konusu tasarımlar işleme alınamamış, dolayısıyla bunlara birer başvuru numarası verilememiştir.

Jagermeister akabinde, bu kararın iptali için önce EUIPO Temyiz Kurulu’na ve sonrasında Genel Mahkeme’ye başvurmuş olsa da lehine bir sonuç elde edememiş ve nihayetinde ihtilafı ABAD nezdinde temyize götürmüştür.

ABAD KARARI

Jagermeister, temyiz başvurusunda tek bir gerekçeye dayanmıştır. Bu gerekçenin temelinde 6/2002 numaralı Tüzüğün  36(1)c maddesi yer almaktadır. Maddeye göre bir tasarıma başvuru numarası verilmesi, tasarıma ilişkin görselin fiziksel olarak çoğaltılabilme olanağının bulunup bulunmamasına bağlıdır. Jagermeister, tasarımlarına ilişkin sunduğu  görsellerin fiziksel olarak çoğaltılabilme olanağı bulunduğunu, dolayısıyla EUIPO’nun tasarımlarına başvuru numarası vermiş olması gerektiğini iddia etmektedir.

Davada 6/2002 numaralı Tüzüğün 36(1)c maddesi, aynı Tüzüğün 36(1)c maddesine atıfta bulunan 38, 45 ve 46. maddeleri ile beraber değerlendirilmiştir.

38. maddede: Bir topluluk tasarımının başvuru tarihinin 36. maddede belirtilen belgelerin sunulduğu tarih olarak belirlenmesi gerektiği,

45. maddede: Uzmanın başvuruya bir başvuru tarihi atfedilebilmesi için 36. maddedeki koşulların yerine getirilip getirilmediğini araştırması gerektiği,

46. maddede: Eğer 36. madde uyarınca uzman tarafından eksiklikler tespit edilmişse, bu eksikliklerin belirlenen zamanda başvuru sahibi tarafından tamamlanması durumunda, başvuru tarihinin eksikliklerin tamamlandığı tarih olacağı, eğer belirlenen zamanda eksiklikler tamamlanmazsa başvurunun bir topluluk tasarım başvurusu olarak işlem görmeyeceği belirtilmiştir.

ABAD’a göre;  Avrupa Birliği mevzuatı sadece maddelerdeki ifadeler göz önüne alınarak  değil, aynı zamanda bunların meydana geldiği durumların ve maddelerin koyuluş amacı da dikkate alınarak  yorumlanmalıdır. Tasarımların sicile kaydedilmesinin amacı söz konusu tasarımlara yetkili mercilerce ve kamu tarafından erişimin sağlanmasıdır ve her iki amacın da yerine getirilebilmesi için sunulan görsellerin açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin olması gerekir. Dolayısıyla, Tüzüğün ilgili maddelerinin; bir tasarıma başvuru numarası verilebilmesi için tek kritere yani, tasarıma ilişkin görselin fiziksel olarak çoğaltılabilme olanağının bulunup bulunmamasına indirgenmesi mümkün değildir.

ABAD anılan maddelerin amacını, tasarıma konu ürünü açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde tarif eden görsellerin sunulması gerekliliği olarak yorumlamaktadır. Buna ilaveten, tasarım görsellerinin açık olması gerekliliğinin önemini vurgulamak için, yeterince açık olmayan görseller içeren bir tasarım başvurusunun kabul edilmesinin, tasarım hakkı sahibinin sınırları belirli olmayan bir öncelik hakkına sahip olmasına sebep olacağını belirtmiştir.

Aynı zamanda ABAD kararında, bir tasarım başvurusunun sonradan görselinin değiştirilemeyeceği ya da üzerinde herhangi bir düzeltme yapılamayacağı hususunu hatırlatmış ve bu husus da göz önünde bulundurulduğunda, bir tasarım başvurusuna başvuru numarası verilmeden evvel koruma talep edilen tasarımı açık şekilde tarif eden görsellerin sunulmuş olması gerektiğini işaret etmiştir.

Sonuç olarak ABAD, EUIPO kararının doğru olduğuna kanaat getirmiş ve Jagermeister’ın belirlenen süre içerisinde talep edilen eksiklikleri gidermemesi sebebiyle EUIPO’nun inceleme konusu tasarımlara başvuru numarası vermemiş olmasını haklı bulmuştur.

ABAD’ın incelediğimiz kararı, tasarım başvurularında koruma talep edilen tasarıma ilişkin görsellerin ne denli önemli olduğunu vurgulamaktadır. Aslında verilen mesaj gayet net: Eğer koruma talep etmediğiniz bir unsur varsa ya onu görsellere hiç dahil etmeyin ya da bu unsur icin koruma talep etmediğinizi açık şekilde ifade edecek çizim yöntemleri kullanın.

Damla DUYAN

damladuyan@yahoo.co.uk

Ağustos 2018