İtalyan Futbol Takımı Milan’ın, Alman Ortalama Tüketicisi ile Sınavı…

10 Kasım 2021 tarihli, T-353/20 sayılı “EUIPO / InterES Handels- und Dienstleistungs Gesellschaft mbH & Co. KG – Associazione Calcio Milan SpA (AC Milan)” kararı[1] ile, Genel Mahkeme markalar arasındaki görsel benzerliğin, işitsel ve kavramsal açıdan olan benzerliklerle bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.   

Söz konusu karara konu olayda, AC Milan aşağıdaki tabloda yer alan marka için başvurusunda bulunmuştur; yayını takiben, InterES firması önceki tarihli markasına dayanarak bu başvuruya itiraz etmiştir. AC Milan tarafından kullanım ispatı savunması gelmiş, nihayetinde InterES’in itirazı tümden kabul edilmiştir.


Bunun üzerine ise AC Milan EUIPO Temyiz Kurulu’nda bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. EUIPO Temyiz Kurulu, kullanım ispatının gerçekleştiğini ve İlgili kamuoyunun dikkat seviyesi az ile orta seviye arasında olan Alman halkı olduğunu, söz konusu malların kısmen aynı kısmen yüksek derecede benzer olduğunu, markalar arasında görsel açıdan orta derecede olmak üzere işitsel ve kavramsal benzerlik olduğunu ve karıştırılma ihtimali doğacağını söyleyerek itiraz talebini reddetmiştir. Sonrasında AC Milan Genel Mahkeme’ye başvurarak kararın iptalini EUIPO ise davanın reddini talep etmiştir.

AC Milan önceki tarihli markaya ilişkin gösterilen delillerin somut ve kesin deliller teşkil etmediğini, önceki tarihli markanın piyasada ve tescilde yer alan versiyonlarının farklılaştığını ve bu nedenle ayırt edici unsurun piyasadaki versiyonunda yer alan şekil unsuruna kaydığını, markaların baskın ve ayırt edici unsurlarının yanlış değerlendirildiğini, şekil unsurunun kelime ögesine kıyasla ayırt edicilik yaratan kısım olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin hatalı değerlendirildiğini söyleyerek itiraz etmiştir.

Mahkeme ise, daha önceki markanın, belirttiği kırtasiye ürünlerinin büyük bir kısmının ilgili dönemde bu kataloglarda sunduğunu, 2010’dan 2016’ya kadar önceki markanın kapsadığı mallar için satış rakamları, 2008’den 2014’e kadar kağıt ve karton için yıllık satış rakamları ve özellikle 2008-2015 yıllarına ait satış rakamları ile desteklenen toplam satış rakamları gibi somut ve kesin delil niteliğinde olan belgeler sunduğunu ve kullanım ispatını kanıtladığını değerlendirmiştir.

Genel Mahkemeye başvurarak AC Milan kararın iptalini talep ederken, EUIPO ise davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme öncelikle kullanım ispatına ilişkin Temyiz Kurulu kararındaki tespitlerin yerinde olduğunu belirlemiştir.

Bunun yanı sıra, önceki markanın piyasada kullanılan versiyonuyla tescil edilmiş versiyonu arasında farklılar olduğu ve piyasada kullanılan versiyonuna bir şekil eklenerek yazı karakterinin de (yukarıda görseli yer alan pazarda kullanılan değişmiş markanın görseli) değiştiği için başvuru sahibi markadaki ayırt edicilik unsurunun da değiştiği, markada yer alan şekil unsurunun ayırt edici unsur olduğu iddiası da incelenmiştir. Aynı zamanda, kuş şeklinin markada yer alan “Milan” kelime unsurunu tanımlamadığı için de ayırt edicilik kattığı iddia edilmiş ve Temyiz Kurulu’nun verdiği karardaki çelişkiye dikkat çekilmiştir[2].

Mahkeme önceki markanın ayırt edici karakterinin değiştiği iddiasına ilişkin olarak verdiği kararda şunları söylemiştir: “Kural olarak bir şekil ve kelimenin yer aldığı markalarda, şekil kelimeden daha çok ayırt edicilik ortaya çıkarır çünkü ortalama tüketicinin dikkatini daha çok çeker. Ancak bir unsurun ihmal edilebilir olmamasının onun baskın unsur olduğu anlamına gelmediği gibi, bir unsurun baskın olmaması da onun ihmal edilebilir olduğu anlamına gelmez ve bu da içtihatlardan açıkça görülebilir”.

Mevcut davada, Mahkeme’ye göre piyasada kullanıldığı şekliyle önceki markanın ek şekil unsurunun, büyüklüğü ve konumu bakımından ihmal edilebilir olmadığı doğru olmakla birlikte, bu unsur, başvuranın iddialarının aksine, baskın olarak kabul edilemez. Şekil ögesinin boyutu, işaretin yarısından fazlasını kaplayan “Milan” kelime öğesinin boyutundan önemli ölçüde daha küçüktür. Önceki markanın şekil ögesinin, kelimenin ilk harfini biraz aşması, ilgili halkı bu kelime ögesinden uzaklaştıramaz. “Milan” kelimesi, kolayca okunabilen bir yazı tipinin kullanılması nedeniyle açıkça tanımlanabilir kalır. Ayrıca kararda herhangi bir çelişki bulunmadığı zira Temyiz Kurulu’nun bir paragrafta “Milan” kelimesinin potansiyel anlamlarından sadece birine atıfta bulunurken, diğer paragrafta o kelimenin ilgili kamuoyunun bir kısmı tarafından nasıl algılanacağının söylendiği Mahkemece ifade edilmiştir. Bu nedenle Mahkemeye göre Temyiz Kurulu, kelime ögesini oluşturan harflerin stilinin değişmesinin ve şekil unsurunun eklenmesinin önceki markanın ayırt edici karakterini etkilemediğini tespit etmekte haklıdır.

Mahkeme itiraza konu marka başvurusundaki ayırt edici unsur değerlendirmesini yaparken şekil unsurunun göz ardı edilemeyecek olsa da “AC” ve “Milan” kelime unsurlarının tüketicinin dikkatinin yoğunlaşacağı baskın unsurları olacağını söylemiştir. Şekil unsuru tescil aranan mallarla ilgili bir tanımlayıcılığa sahip olmadığı için ayırt edici olduğunu, “AC” kelime unsurunun hiçbir şey çağrıştırmayan kesim tarafından her halükarda ama bu unsuru ‘associazionecalcio’ (futbol federasyonu) kısaltması olarak algılayan kesim nezdinde de tescil aranan mallar bakımından tanımlayıcı olmadığı için ayırt edici olduğunu söylemiştir. “Milan” kelime unsurunun ise malların üretildiği Milan şehrini çağrıştırması mümkün olduğundan buradaki en zayıf ayırt ediciliğe sahip unsur olduğunu değerlendirmiştir. Ancak Mahkeme bileşke bir markanın bir unsurunun zayıf ayırt ediciliğinin, özellikle işaretteki konumu veya boyutu nedeniyle, markanın baskın bir unsurunu oluşturabileceğini söyleyerek bu noktada da Temyiz Kurulu’nu haklı bulmuş ve buradaki baskın unsurların “AC ve Milan” olduğu konusunda hemfikir olmuştur. Görsel, işitsel ve kavramsal benzerlikleri değerlendirirken de Temyiz Kurulu’nun gerekçelerini de benimseyerek, EUIPO’yu haklı bulmuştur.

Karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde ise başvuru sahibi bu değerlendirmede görselliğin ön planda olması gerektiğini çünkü söz konusu malların kırtasiye malları olduğunu söylemiştir. Mahkemeye göre her ne kadar Temyiz Kurulu söz konusu malların pazarlama koşullarını değerlendirmeden bir karar vermiş olsa da, markalar arasındaki görsel benzerlik de ortalama olduğu için ve bu işitsel ve kavramsal açıdan olan benzerliklerle bir bütün olarak değerlendirileceği için, Mahkeme Temyiz Kurulu’nun haklı olduğuna karar vermiştir.

Sonuç olarak, Mahkeme başvuru sahibinin dayandığı iki savunmayı da tümden reddederek davanın reddine karar vererek, her iki markada da “Milan” ibaresi geçtiğinden taraf markalarını benzer buluyor ve AC Milan’ın başvurusunu reddini teyit etmiştir.

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Ocak 2022

guldenizdogan@hotmail.com


[1]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=EABCBE35723D988AF1C685CFEB467304?text=&docid=249031&pageIndex=0&doclang=en&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=588253   

[2] İtiraz edilen kararın bir paragrafında Temyiz Kurulu’nun “Milan” ibaresinin ilgili kamuoyu tarafından bir kuş türü olarak algılanacağını söylerken bir başka paragrafta da bu kelimenin İtalya’nın bir şehri, bir İngiliz ismi ve bir kuş türü olarak algılanabileceğini söylediği iddia edilmiştir.

“LVV” ve “LAV” Karıştırılabilir Mi? EUIPO İkinci Temyiz Kurulunun Kısa Markaların Karıştırılma İhtimaline Yönelik R 848/2021-2 Sayılı Kararı

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) İkinci Temyiz Kurulu, 9 Aralık 2021 tarih ve R 848/2021-2 sayılı kararında, LVV ve LAV ibareli kısa markaların benzerliğini değerlendirmiş ve aralarında karıştırılma ihtimali olup olmadığını incelemiştir. Söz konusu karara şu linkten ulaşabilirsiniz.

Uyuşmazlığı özetlersek, marka başvuru sahibi 6 Aralık 2019 tarihinde aşağıdaki şekil markasının 21.sınıfta çanak çömlek; ayakkabı çekecekleri; temizlik bezleri; kürdanlar; ayakkabı kalıpları; şarap tadım pipetleri; ayakkabılar için fırçalar; fırçalar; cam şişeler [kaplar]; şişeler; ev veya mutfak kullanımı için kaplar; ev amaçlı seramikler; içme kapları; yemekler için termal yalıtımlı kaplar; kozmetik aletleri için tescilini istemiştir:

İtiraz sahibi, tüm mallar bakımından aşağıdaki markalarına dayanarak itiraz etmiştir:

2017 yılında tescil edilmiş ve 21.sınıfta ev veya mutfak alet ve kapları; tarak ve süngerler; fırçalar (boya fırçaları hariç); fırça yapma malzemeleri; çelik yünü; işlenmemiş veya yarı işlenmiş cam (inşaat için olanlar hariç); diğer sınıflara dahil olmayan züccaciye, porselen ve toprak işi; bulaşıklar, kavanozlar, kurabiye kavanozları, bardaklar, kupalar, tepsiler, yumurta tutacakları, kahve kupaları, sos tavaları, karaflar, kek kalıpları, çaydanlıklar, cam ve porselenden yapılmış yemek takımı (bıçaklar, çatallar ve kaşıklar dışında), özellikle kaseler, kupalar, tabaklar, tuzluk ve biberlik, sos kapları, sürahi ve vazolar; cam ve porselenden heykelcikler, heykeller ve sanat eserlerini içeren AB şekil markası ile,

2013 yılında tescil edilmiş ve 21.sınıfta ev veya mutfak alet ve kapları; tarak ve süngerler; fırçalar (boya fırçaları hariç); fırça yapma malzemeleri; temizlik amaçlı gereçler; çelik yünü; işlenmemiş veya yarı işlenmiş cam (inşaat için olanlar hariç); diğer sınıflara dahil olmayan züccaciye, porselen ve toprak işi; bulaşıklar, kavanozlar, kurabiye kavanozları, bardaklar, kupalar, tepsiler, yumurta tutacakları, kahve kupaları, sos tavaları, karaflar, kek kalıpları, çaydanlıklar, cam ve porselenden yapılmış yemek takımı (bıçaklar, çatallar ve kaşıklar dışında), özellikle kaseler, kupalar, tabaklar, tuzluk ve biberlik, sos kapları, sürahi ve vazolar; cam ve porselenden heykelcikler, heykeller ve sanat eserlerini içeren AB şekil markası.

<a href=”https://www.vectorfair.com/details/iFK9pHoB_Pp8jhvS7_Iw/crockery-dishes-pattern&#8221; >Designed by Vectorfair – <a href=”https://www.vectorfair.com&#8221; title=”Vectorfair – Free Vectors”> www.vectorfair.com</a></a>

İtiraz Birimi, 17 Mart 2021 tarihli kararıyla, her ne kadar malları aynı kabul etse de itirazı tamamen reddetmiştir. İşaretler 3 harften oluştuğu için kısa marka olarak nitelendirilmiş ve marka ne kadar kısaysa toplumun da markanın tüm münferit unsurlarını o kadar kolay ayırt edebileceği belirtilmiştir. Bu anlamda görsel benzerlik ortalamanın altında olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, önceki markanın bir kelime olarak algılanacağı, sonrakinin ise bir kısaltma olduğunun düşünüleceği de belirtilmiştir. Zaten, biraz da bu nedenle, işaretler arasında işitsel olarak da benzerlik düşük bulunmuştur (biri LAV veya LAEV gibi tek hecede, diğeri L-V-V olarak ilgili dile bağlı şekilde harf harf okunacaktır). Bu nedenle de Birim tarafından, somut olayda olduğu gibi kısa işaretlerde küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği öne sürülmüştür. Bundan hareketle de uzun markalarda toplum, farklılıkların daha az farkında olacaktır. Burada ayrıca önemle belirtilmelidir ki İtiraz Birimi, “Lav” ibareli diğer önceki markayla yaptığı karşılaştırmada ise daha da az benzerliğin olduğunu, zira bu önceki işaretin küçük harfler içermesinin farklılıkları artırdığını, çünkü ortada yer alan büyük V’nin büyük A ile az da olsa benzerlik taşımasına rağmen bunun küçük a için geçerli olmadığını ve görsel olarak farklılık yarattığını öne sürmüştür. Sonuç itibariyle uyuşmazlık konusu başvuru ile önceki markalar arasında İtiraz Birimi tarafından karıştırılma ihtimali bulunmamıştır.

İtiraz sahibi, markaların oluştuğu üç harften ikisi olan L ve V harflerinin ortak olması ile aynı L harfiyle başlamalarının karışıklık yaratacağını, kısa olan bu markaların harflerinin aynı dizilimde olduğunu ve tek heceye sahip olduklarını, şekli unsurları da farklılık yaratmaya yeterli olmadığını öne sürerek karara itiraz etmiştir. Ayrıca, LAV ibaresinin de başlı başına bir kelime olduğunun varsayılması için bir sebep olmadığını, onun da bir kısaltma olabileceğini, bu anlamda önceki itirazı inceleyen uzmanın belirttiği gibi İngilizce okunuş dikkate alındığında LAV’ın “el-ei-vi” ve LVV’nin ise “el-vi-vi” olarak okunacağını; aynı ritim, tonlama ve uzunluğa sahip olarak işitsel anlamda da çok benzer olacağını savunmuştur.

Temyiz Kurulu incelemesinde de uyuşmazlık konusu markaların kapsamındaki malların aynı olduğunu varsayılmıştır. İşaretler bakımından, sırasıyla L ve V harflerinin ortak olduğu belirtilmiş, ortalarındaki harflerin A ve V olmasında farklılaştıkları ortaya konulmuştur. Stilizasyon, yazı tipi ve renklerde farklılık olduğu belirtilmiştir. Temyiz Kurulu tarafından vurgulanan husus, somut olayda işaretlerin kısa olduğu, kısa işaretlere uygulanan kuralların farklı olduğu ve bunların kurulu bağlayıcı içtihatlarla oluştuğudur. Buna göre, işaretler arasındaki önemsiz farklılıklar bile farklı bir genel izlenim yaratabilmektedir. Bu sebeple de Temyiz Kurulu, İtiraz Biriminin görsel olarak ortalamanın altı benzerlik bulgusuna ve işitsel olarak varsa bile çok düşük benzerlik görüşüne katılmıştır.

Temyiz Kurulu ayrıca, karıştırılma ihtimalindeki genel değerlendirmenin işaretlerin ve malların benzerliği arasındaki birbirine bağımlılığın da dikkate alınarak yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Buna ek olarak, işaretler arasındaki benzerlik veya farklılıkların kendine özgü özellikleri veya satış koşullarına da bağlı olabileceği belirtilmiştir. Buna göre, somut olayda ilgili mallar tüketicilerin görsellere dayanarak kendileri seçerek aldığı şekilde satıldığı için görsel benzerliğin daha önemli olduğu söylenebilir. Burada tüketicilerin görsel olarak malları alırken incelediğinde LAV olup olmadığını hemen fark edebilecekleri değerlendirilmiştir. Karşılıklı bağımlılık ilkesine göre, mallar birebir aynı olsa dahi işaretlerin düşük derece benzerliğinin en azından bir ölçüde kazanılmış ayırt edicilik gerektirmekte olduğu ifade edilmiştir. 

Küçük harfler içeren diğer önceki markayla ilgili İtiraz Birimi değerlendirmeleri Temyiz Kurulu tarafından da uygun bulunmuştur. 

Sonuç itibariyle Kurul, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olmadığına ve bu sebeple itirazın reddine karar vermiştir. 

<a href=”https://www.vectorfair.com/details/Y7NGFHEBQ_YJXG3M1euS/people-shopping-cartoons&#8221; >Designed by Vectorfair – <a href=”https://www.vectorfair.com&#8221; title=”Vectorfair – Free Vectors”> www.vectorfair.com</a></a>

EUIPO, Marka Kılavuzunda itiraz incelemelerinde işaretlerin benzerliği bölümünde yer alan kısa markalar başlığı altında üç harften oluşan kısa markalarda tek harf farklılığının benzerlik ihtimalini ortadan kaldırmayacağını özellikle bu harfin işitsel olarak benzer olduğu durumlar için belirtmiştir[1].  Bunun için örnek olarak İLS – ELS markaları ile Ran – R.U.N. markalarına ilişkin olaylar verilmiştir. Ne var ki, aşağıdaki markalar için yapılan karşılaştırmada ilk harflerin ilgili tüm dillerde farklı okunduğunu, harflerin birbirinden çok farklı olduğunu ve şekli unsurların birbirine benzemediğini belirterek karıştırılmayacakları değerlendirmesi yapılmıştır:

Aynı şekilde kılavuzda belirtildiği gibi Genel Mahkeme, ile COR markalarının yalnızca düşük derecede işitsel olarak benzediğine ve ilgili Almanya halkının kesinlikle işaretlerin başlarındaki farklılıkları fark edeceğine karar vermiştir.

Nitekim TÜRKPATENT’in Marka İnceleme Kılavuzunda da “İki veya üç harften oluşan marka başvuruları arasında yapılacak benzerlik değerlendirmesinde, marka örneğinde yer alan diğer ilave unsurlar ve şekil unsurları birlikte dikkate alınır. Karşılaştırılan işaretlerin her birinde ilave unsurların yer alması durumunda kural olarak, markaların bütünsel olarak farklılaştığı kabul edilir. Harfler arasında “&”, “!” gibi sembollerin kullanılmasının da, markaların birbirinden yeterince farklılaşmasını sağlayabileceği dikkate alınarak, ayırt edilemeyecek kadar benzerliği ortadan kaldırdığı kabul edilecektir.” ifadesi yer almaktadır. Bunun yanı sıra, örnek olarak verilen Yargıtay kararında (Yargıtay 11. HD, 14.12.2015 tarih ve 2015/6222 E- 2015/13415 K sayılı karar) aşağıdaki işaretler değerlendirilmiş, harflerin diziliminden dolayı biraz benzerlik bulunmasına rağmen, markaların yazım biçimleri, içerdikleri şekiller, renkler ve sözcükler dikkate alınarak bıraktıkları genel izlenim değerlendirildiğinde birbirlerinden farklı oldukları sonucuna varıldığı belirtilmiştir:

Sonuç olarak, kısa markalarda işaretlerin benzerliği değerlendirmesinin uzun markalara göre biraz daha farklı yapıldığı, bu anlamda kısa markalarda ufak farklılıkların da karıştırılma ihtimalini önleyeceği ve toplum nezdinde markaların birbirinden ayırt edilebileceğini sağlayabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle, kısa markalarda yalnız tek harfin değiştiği durumda dahi markaların bir arada var olabileceği ve ticari kaynağının doğru olarak algılanabileceği anlaşılmaktadır.

Alara NAÇAR

Ocak 2022

nacar.alara@gmail.com


[1] https://guidelines.euipo.europa.eu/1922895/1927189/trade-mark-guidelines/3-4-6-3-short-signs

Minimum Unsurlarla Patent Başvurusu Yapılması ve Başvuru Unsurlarının Sonradan Tamamlanması

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

Bu yazıda TÜRKPATENT’e minimum unsurlarla (asgari gereklilik ile) bir patent başvurusunun nasıl yapılacağı ve eksik unsurların nasıl tamamlanacağı örnekler üzerinden açıklanacaktır.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun (SMK) amaçlarından biri patent verilme süreçlerinin basitleştirilmesi ve kısaltılmasıdır. Bu amaca uygun olması bakımından Türkiye’nin 2000 yılında imzaladığı Patent Kanunu Antlaşmasında (PLT) bulunan bazı hükümler[1] SMK ile patent mevzuatımıza girmiştir.

Bilindiği üzere patent başvuru sahibi açısından başvuru tarihinin bir an önce alınabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, SMK’da başvuru tarihinin kesinleşmesi için bulunması gereken şartlar minimum seviyede tutulmuştur.[2] Mülga 551 sayılı KHK’ya göre buluşlara patent verilebilmesi için, aşağıda belirtilen unsurlar ile başvuruda bulunmak şarttı[3]:

a – Başvuru dilekçesi;

b – Tarifname;

c – İstemler;

d – (varsa) Resimler;

e – Özet;

f – Başvuru ücreti dekontu.

Buna göre yukarıda sayılan (a-d) unsurlarının sunulduğu tarih başvuru tarihi olarak kabul edilmekteydi.[4] Ayrıca buluş konusunun kısmen veya tamamen değiştirilmesi halinde, başvuru tarihi değişikliğin yapıldığı tarih olarak değiştirilebiliyordu.[5]

SMK ile birlikte ise aşağıdaki unsurların tamamının Kuruma verildiği tarih itibarıyla patent başvuru tarihi kesinleşmekte ve başvuru işleme alınmaktadır[6]:

a) Patent verilmesi talebi.

b) Başvuru sahibinin kimlik ve iletişim bilgileri.

c) Türkçe veya kabul edilen yabancı dillerden biri ile yazılmış tarifname veya önceki bir başvuruya yapılan atıf.

Görüldüğü üzere, istemler, resimler ve özet gönderilmeden, yalnızca tarifname (ve başvuru sahibinin kimlik ve iletişim bilgilerini içeren patent verilmesi talebi dilekçesi) ile başvuru tarihi alınabilmektedir. Buna minimum unsurlarla yapılan başvuru (asgari gereklilik ile başvuru) denilmektedir.

Ancak Kuruma verildiği tarihte tarifname, patent verilmesi talebi veya kimlik ve iletişim bilgileri bulunmuyorsa başvuru işleme alınmaz[7] ve bu durum talep sahibine bildirilir. Bu unsurların sonradan tamamlanması mümkün değildir.[8] Böyle bir durumda yeni bir başvuru yapılmalıdır. Talep bir başvuru olarak işleme alınmadığı için rüçhan hakkı da doğurmayacaktır. Talep edildiği takdirde işleme alınmadığı bildirilen başvurularda başvuru ücreti iade edilebilir.

Örneğin başvuru dilekçesi, istemler, özet ve resimler bulunan bir başvuru yapıldığını farz edelim. Bu durumda tarifname bulunmadığı için talep işleme alınmayacak ve başvuru sahibinin yeni bir başvuru yapması gerekecektir. Bir başka örnekte başvuru yapılırken tarifname yerine yanlışlıkla istemler mükerrer olarak yüklenmiş olsun. Bu durumda başvurunun bir tarifnamesi bulunmadığı için talep işleme alınmayacaktır. Zira SMK m.90(3)’e göre yapılan bir başvuruda tarifname mutlaka bulunmalıdır. İki ay içinde yapılacak başvuru unsurlarını tamamlama talebi sırasında yeni bir tarifname gönderilmesi mümkün değildir.[9]

6769 SMK’ya göre bir patent başvurusu:

a) Başvuru formunu,

b) Tarifnameyi,

c) İstemleri,

ç) (varsa) Resimleri,

d) Özeti,

e) Başvuru ücreti dekontunu kapsamalıdır.[10]

Bu yazıda “tarifname takımı” ifadesi tarifname, istemler, özet ve resimleri kapsayacak şekilde kullanılacaktır. Minimum unsurlarla yapılan bir başvurudan itibaren iki ay içinde yukarıdaki listeye (a-e) uygun şekilde eksiklikler giderilmelidir. Aksi takdirde, başvuru geri çekilmiş sayılır.[11] Bu eksiklik giderme işlemine “başvuru unsurlarının tamamlanması” denmektedir. Örneğin sadece başvuru formu, dekont ve tarifnameyle yapılan bir başvuru sonrası iki ay içinde istemler, resimler ve özet gönderilmelidir. Ya da başvuru formu, dekont ve İngilizce tarifname ile yapılan bir başvuru sonrası iki ay içinde Türkçe tarifname takımı sunulmalıdır. Başvuru formunda eksik bilgiler varsa ya da başvuru ücreti dekontu sunulmamışsa bunlar da iki ay içinde tamamlanmalıdır.[12] Eksikliklerin giderilmesi tamamen başvuru sahibinin sorumluluğunda olup Kurumdan eksikliklerle ilgili bir bildirim yapılması beklenmemelidir.[13]

Minimum unsurlar tamamlanırken esas olan, başvurudan itibaren iki ayın sonunda bütün eksik unsurların tamamlanmış olmasıdır. Bu bakımdan eksikliklerin bir defada tamamlanması zorunlu değildir. Örneğin eksik olan dekont iki hafta sonra, istemler birinci ayın sonunda, resimler de ikinci ayın sonunda ayrı ayrı sunulabilir.

Mevzuata göre çeviriler sunulacaksa, Türkçe çevirilerin yabancı dilde verilen metin ile aynı olduğuna dair beyan[14] da sunulmalıdır. Ancak EPATS sisteminden yüklenen evraklara ait üstyazı formunun başında matbu olarak “Ekte sunulan belgelerin aslına uygun olduğunu kabul ve beyan ederim.” cümlesi bulunduğu için ayrıca bir beyan gönderilmesine gerek yoktur. Ancak seçilen formun bu yazıyı içerdiğinden emin olunmalıdır.

Başvuru sırasında önceki bir başvuruya atıf yapılması durumunda önceki başvurunun başvuru tarihi, başvuru numarası ve hangi ülkede yapıldığı belirtilir. Önceki başvurunun tarifnamesinin ve varsa resimlerinin atıf yapılan kısımları da beyan edilir.[15] Atıf yapılan önceki başvurunun tarifname, istemler, özet ve varsa resimlerini içeren onaylı bir sureti ve onaylı suretin yabancı dilde olması durumunda Türkçe çevirisi herhangi bir bildirime gerek olmaksızın başvuru tarihinden itibaren iki ay içinde Kuruma sunulmalıdır. Atıf yapılırken önceki başvurunun bazı resimlerine veya kısımlarına atıfta bulunulmaması halinde sonradan tamamlanan tarifname, atıfta bulunulan başvurunun tarifnamesinden atıfta bulunulmayan resimlerle veya kısımlarla ilgili referanslar ve açıklamalar çıkarılarak düzenlenmelidir.[16]

Atıf yapılan önceki başvuru bir patent ya da faydalı model başvurusu olmalıdır. Ancak bu başvuru, yeni başvuru için rüçhan olarak gösterilmek zorunda değildir.[17] Eğer rüçhan olarak gösterildiyse, tek bir kopya onaylı suret yeterlidir. Tarifname ve resimler dışında önceki başvurunun istemlerine de atıfta bulunulabilir.

EPATS sisteminde bir tarifname dosyası yüklenmeden işlem yapılamadığı için önceki bir başvuruya atıf yapılarak başvuru yapılmak isteniyorsa yazarın hazırladığı ancak resmi olmayan ve şuradan ulaşabileceğiniz atıf formunu doldurarak tarifname dosyası olarak sunabilirsiniz.

Minimum unsurlarla yapılan başvuruyu bir uçak bileti rezervasyonuna benzetebiliriz. Tarifnameyi Kuruma sunduğunuz tarihi Kurum size başvuru tarihi olarak rezerve eder ve iki aylık bir opsiyon süresi verir. Eğer bu süre içinde eksikleri tamamlamazsanız rezervasyonunuz iptal olur, bir başka deyişle başvuru tarihini kaybedersiniz. Yeniden bir başvuru yapmanız gerekir ve başvuru tarihiniz yeni başvurunuzun tarihi olur.

Minimum unsurlarla yapılan başvurular çok çeşitli şekilde gerçekleşebilir. Aşağıdaki tabloda bunlardan bazıları gösterilmiştir:

SMK m.90(3)’e göre tarifnamenin verilmesiyle başvuru tarihi kesinleşeceği için başvuru unsurları tamamlanırken tarifnamede, istemlerde ya da resimlerde başvurunun orijinaline göre kapsam aşımına yol açacak bir değişiklik yapılamaz.[18] Örneğin başvuru esnasında sadece tarifname verilmesi durumunda sonradan verilen istemlerde tarifname tarafından desteklenmeyen, tarifnamede bulunmayan özellikler bulunamaz. Bu yeni istemlerde yer alıp orijinal tarifnamede yer almayan teknik özellikler tarifnameye eklenemez.[19] Başvuru unsurları tamamlanırken kapsam aşan eklemeler yapılmak isteniyorsa yeni bir başvuru yapılmalıdır. SMK bu yönü ile EPC’den ayrılmaktadır. EPO’da minimum unsurlu bir başvurunun unsurları tamamlanırken kapsam aşımı yapılırsa, başvuru tarihi unsurların tamamlandığı tarih olarak değiştirilmektedir. (bkz. EPC Yön. m.55)

Bu bakımdan özet niteliğinde hazırlanmış kısa bir tarifnameyle minimum unsurlu başvuru yapılmamalıdır. Zira çok kısa bir tarifname sunarak sonrasında iki ay içinde tarifnameyi kapsamlı bir şekilde genişletmek mümkün değildir.[20] Örneğin, başvuru unsurları tamamlanırken tarifnameye kapsam aşımına yol açmayacak şekilde yazılmış aşağıda listelenen bilgiler eklenebilir:

  • Tekniğin bilinen durumu hakkında bilgi ve teknikte bilinen örnek dokümanlar[21]
  • Buluşun önceki tekniğe göre avantajları ve etkisi[22]
  • Sonradan eklenen resimlerde gösterilen referans numaraları

Ancak yukarıda sayılan bu eklemeler, yapılan eklemenin kapsamına bağlı olarak kabul edilmeyebilir. Her dosya kendi içinde değerlendirilmelidir.

Minimum unsurlarla başvuru yapılmasının temel amacı başvuru formatıyla vakit kaybetmeden elinizde mevcut olan bilgiyi en kısa sürede Kuruma sunarak başvuru tarihi almaktır. Bu bakımdan şöyle bir örnek verebiliriz: Nevresimlerinizi ve havlularınızı dolaba kaldıracaksınız ama şu anda vaktiniz yok, hepsini dolaba sığacak şekilde rasgele dolduruyorsunuz (bkz. şekil 1, soldaki görsel) Vaktiniz olduğunda geri dönüp hepsini düzgün bir biçimde katlayıp gruplayıp yerleştiriyorsunuz (bkz. şekil 1, sağdaki görsel). Ancak bunu yaparken dolaba yeni bir nevresim/havlu eklemiyorsunuz. Sadece size verilen sınırlar içinde (sepetler, düzenleyiciler) düzenleme yapıyorsunuz.

Şekil 1: Minimum unsurla yapılan başvuru (solda) ve başvuru unsurları tamamlandıktan sonra (sağda)

Ancak başvuru unsurları tamamlanırken bir odayı yeni mobilyalarla yeniden dekore eder gibi bir yaklaşımdan kaçınılmalıdır. (bkz. Şekil 2) Bu tür bir yaklaşım kapsam aşımına neden olacağı için kabul edilmeyecektir.

Şekil 2: Başvuru unsurları tamamlanırken daha önce sunulmayan kapsam aşıcı bilgi eklenmemelidir.

Bir başka analoji de şöyle olabilir: Yeni taşındığınız evin salonuna (tarifname) bütün kolileri yığdınız (Minimum unsurlu başvuru). Şu an kolileri açıp evi düzenlemeye vaktiniz olmadığı için öylece bırakıp otele gittiniz. Ertesi gün geldiğinizde, dışarıdan yeni bir eşya getirmeksizin, içinde mutfak eşyaları bulunan kolileri mutfağa (istemler), içinde yatak odası eşyaları bulunan kolileri yatak odasına (resimler) götürdünüz ve içindekileri ilgili yerlere yerleştirdiniz (Başvuru unsurlarının tamamlanması).

Şekil 3: Salonda (tarifname) kolilerin yığılmış olduğu evdeki eşyaları (minimum unsurlu başvuru), dışarıdan yeni bir eşya getirmeksizin ilgili odalara (istemler, resimler) yerleştirebilirsiniz. (Başvuru unsurlarının tamamlanması)

Örneğin akademik bir makale taslağı olarak ya da makale formatına benzer biçimde içinde şekiller ve makale bölümleri bulunan bir tarifnameyle minimum unsurlu bir başvuru yapıldığını farz edelim. İki ay içinde başvuru sahibi kapsam aşımına yol açmamak koşuluyla şunları yaparak başvuru unsurlarını tamamlayabilir:

  • Tarifnamedeki şekilleri resimler bölümüne taşımak
  • Orijinal tarifnamedeki bilgilere dayanarak istemleri oluşturmak
  • Tarifnameyi SMK Yönetmelik m.75(1)’de anlatılan formata uyumlu hale getirmek[23] (örn. tekniğin bilinen durumu hakkında bilgi ve teknikte bilinen örnek dokümanları tarifnameye eklemek)

Ancak yukarıda bahsettiğimiz “makale formatına benzer bir biçimde” yazdığınız tarifname başvuru yaptığınız tarihe göre 12 aydan daha eski bir tarihte yayınlanmış bir makalenize dayanıyorsa bu makalenin başvurunuzun patentlenebilirliğini ortadan kaldıracağı unutulmamalıdır.[24] Örneğin 2018/13910 nolu başvuruda tarifname olarak buluş sahibinin yazarları arasında bulunduğu ve başvurudan 15 ay önce yayınlanmış bir makale orijinal haliyle gönderilmiş, iki ay içinde bu makalenin içeriğine dayalı olarak oluşturulan tarifname, istemler, özet ve resimler sunularak başvuru unsurları tamamlanmıştır. Ancak araştırma aşamasında uzman aynı makaleyi kullanarak başvurunun yeni olmadığını ileri sürmüştür.

Yalnızca tarifname ile minimum unsurlu bir başvuru yaptığımızı ve iki aylık sürede diğer unsurları tamamlayamadığımızı farz edelim. Bu durumda, başvuru geri çekilmiş sayılır.[25] Henüz yayımlanmamış bir patent başvurusu geri çekilmiş sayıldığı takdirde aynı buluş konusu için yeni bir patent başvurusu yapılabilir.[26] Böyle bir durumda geri çekilen ilk başvurunuzu eksik kısımlarını tamamladıktan sonra yeniden başvuru yapabilirsiniz. Böylece başvuru tarihiniz yeni başvurunuzun tarihi olacaktır. İlk başvurunuzdaki tarifnamenin buluşunuzu kısmen ya da tamamen kapsadığını düşünüyorsanız, bu başvuruyu rüçhan göstererek ilk başvuru tarihinizi korumaya çalışabilirsiniz. Böylece ilk başvurudaki tarifnameden çıkarılabilen istemler ilk başvurunun efektif tarihine sahip olabilecektir.

EPATS Üzerinden Minimum Unsurlu Başvuru Yapılması

TÜRKPATENT EPATS sisteminde minimum unsurlarla (asgari gereklilik ile) başvuru yapmak için öncelikle EPATS “Benim Sayfam” ekranında “Yeni Başvuru” bölümünde başvuru türü (patent veya faydalı model) seçilerek “Git” butonuna basılır. Ardından gerekli bilgiler doldurulduktan sonra çıkan ekranda “Başvuru Şekli” kısmı “Asgari Gereklilik ile Başvuru” olarak seçilir. (bkz. Şekil 4) Asteriks (*) bulunan tüm bilgiler doldurulduktan sonra çıkan ekranda tarifname takımının ilgili bölümleri yüklenir.

İster minimum unsurla ister tam başvuru yapıyor olun, tarifnamenin doğru bir şekilde yüklendiğinden mutlaka emin olunuz. Aynı gün içinde bile olsa tarifnameyi diğer unsurlar gönderildikten sonra yüklemeyiniz, başvurunun ilk yapıldığı anda tarifnamenin de olduğundan emin olunuz. Diğer tarifname takımı unsurları sonradan tamamlanabilse bile tarifname sonradan tamamlanamaz. Başvuruyu yaptıktan sonra yüklenen dosyaları mutlaka kontrol ediniz.

Şekil 4: EPATS üzerinden minimum unsurlarla başvuru yapılması

Örnekler

Şimdi TÜRKPATENT’e minimum unsurla yapılan başvurulara örnekler verelim.

2019/13570 nolu başvuru bir cümlelik bir tarifnameyle yapılmıştır. Ardından başvuru unsurları tamamlanarak şekli inceleme aşamasına geçilmiş, istenen şekli düzeltmeler yerine getirildikten sonra başvurunun şekli bir eksikliği olmadığı bildirilmiştir. Başvuru sahibinin araştırma talebinin ardından araştırma uzmanı başvuruyu değerlendirmiş ve başvurunun ilk haline göre kapsam aştığını tespit etmiş, söz konusu değişiklikleri (tamamlanan unsurları) dikkate almamıştır. Başvurunun ilk haliyle tarifname ve istemlerin yetersizliği nedeniyle SMK m.96(3)’e göre araştırma raporu düzenlenememiştir.

2020/17215 nolu patent başvurusu ile 2020/22791, 2019/22180 ve 2020/06515 nolu faydalı model başvuruları için de benzer sebeplerden rapor düzenlenememiştir.

Başvuru unsurlarını tamamlama talebi yapılacaksa başvurunun şekli aşamasında kapsam aşımı değerlendirmesi yapılmayacağı ve söz konusu değerlendirmenin ancak araştırma aşamasında yapılacağı unutulmamalıdır. Bir başka deyişle başvuru unsurlarınızı tamamladıktan sonra şekli eksikliğinizin olmadığına dair bildirim almanız, yaptığınız değişikliğin kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Kapsam aşımı değerlendirmesi (araştırma raporu) yapılmadan önce başvurunun yayınlanması söz konusuysa araştırma uzmanına rapor öncesi bir ön değerlendirme olarak kapsam aşımının söz konusu olup olmadığına dair görüş sormak faydalı olacaktır. Aksi takdirde, başvurunuz yayınlandıktan sonra uzman kapsam aşımı olduğuna kanaat getirirse başvuruyu orijinal haline göre değerlendirecek, bu da başvurunuza araştırma raporu düzenlenememe ihtimalini ortaya çıkaracaktır. Eğer rapor düzenlenememenin gerekçesi olan yetersizliği gideremezseniz başvurunuz reddedilecektir. Bu durumda (özellikle de rüçhan süresini kaçırdıysanız) aynı başvuruyu yeniden yapmanız durumunda yayınlanan ilk başvuru yeni başvurunuzun patentlenebilirliğini ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle minimum unsurlarla başvuru yapacaksanız erken yayın talebi yapmanız tavsiye edilmez.

2018/08025 nolu başvuru tarifname, özet ve resimler ile yapılmış, iki hafta sonra başvuru unsurları tamamlama talebi yapılarak istemler gönderilmiştir.

2018/04174 nolu başvuru tarifname, özet, istemler ve resimler olarak yapılmış, ancak istem sayfalarının bir kısmı eksik gönderilmiş ve özet sayfası da istem sayfalarından biri olarak gönderilmiştir. Üç gün sonra yapılan başvuru unsurlarını tamamlama talebiyle eksik olan istem sayfaları ve özet tamamlanmıştır.

Burada bir hususa değinelim. Yukarıda örnekte olduğu gibi istem sayfalarının sonradan tamamlanması mümkün olsa bile, tarifnamenin bazı sayfalarının eksik olması durumunda bunların başvuru unsurlarını tamamlama yoluyla sonradan tamamlanması pratikte pek mümkün değildir. Eksik sayfalardaki bilgilerin hiçbirinin kapsam aşacak nitelikte olmaması çok düşük bir ihtimaldir. Bu nedenle genellikle bu tür düzeltme talepleri kabul edilmez ve dosya bir başvuru olarak işleme alınmaz. Ancak çok istisnai durumlarda, örneğin tarifnamenin son sayfası eksikse ve bu sayfa da kapsam aşımına neden olmayacak içerikte kısa bir paragraftan oluşuyorsa, tarifnamenin tam gönderildiği kabul edilerek eksik sayfa tamamlatılmadan işlemlere devam edilebilir. Tarifnamede kapsamlı bir eksiklik varsa vakit kaybetmeden yeni başvuru yapılması tavsiye edilir.

Örneğin bir başvuruda yabancı dilde sunulan tarifnamenin sadece 9 ve 10. sayfalarının verildiği, başlangıcında yer alan diğer sayfaların verilmediği görüldüğünden talep bir başvuru olarak işleme alınmamıştır.[27]

Bir patent başvurusu yaptığınızı, ancak aynı gün içinde aslında yüklediğiniz tarifname takımının yanlış olduğunu fark ettiğinizi varsayalım. Böyle bir durumda izlenecek en iyi yol hemen yeni bir başvuru yaparak asıl tarifname takımının yüklenmesidir. Hatalı yapılan başvurunun unsurlarını tamamlamak ya da hata düzeltme talebi yapmak gibi yollar (genellikle başvuru ücreti ödememek için denenir), değerlendirme sürecinin uzaması durumunda vakit kaybına, hatta hak kaybına yol açabilir.

Bir başka başvuruda tarifname takımı yüklenirken istemler yerine tarifname mükerrer olarak yüklenmiştir. Ardından başvuru sahibi iki ay içinde istemleri göndererek başvuruyu tamamlamıştır. Bu tür bir hatanın başvuru sahibi tarafından iki ay içinde fark edilmesi mümkün olmayabilir, zira Kurum istemlerin eksik olduğu yönünde bir uyarı yapmayacaktır. Bu nedenle başvurunuzu yaptıktan sonra mutlaka EPATS’ta başvurunun yüklenen evraklarını kontrol ediniz. Eğer hatalı bir yükleme yapıldıysa vakit geçirmeden düzeltme talep ediniz.

2018/03311 nolu başvuru tarifname ve istemler ile yapılmış, iki gün sonra başvuru unsurları tamamlama talebi yapılarak resim eklenmiştir. Tarifnamede buluş konusu solar şezlong kolçağının

  • Kullanıcının talebine göre içeceğinin sıcak veya soğuk olarak muhafaza edilmesini sağlamak için termos özellikli içecek haznesi (3),
  • İçecek haznesi (3) ısısını, saati ve batarya (7) şarj durumunu kontrol etmek için Kolçak tablası (1) üzerinde ekran (8),
  • Şezlongdan ayrıldığında ve/veya dinlenirken özel eşyalarını muhafaza edebilmesi, güneş ve ıslak zeminden eşyalarını koruyabilmesi için kapaklı saklama bölmesi (4),
  • Cep telefonu, tablet vb. elektronik cihazları şarj etmeyi sağlayan USB çıkışı (2),
  • Güneş enerjisinin toplamak için güneş paneli (5), güneş enerjisini USB çıkışı (2) gibi birimlerde kullanımını sağlamak için batarya (7),
  • Kullanıcı konforunun azami seviyede sağlanması için garson çağırma butonu (9) ve LED ışıklandırma (10),
  • Tüm unsurları üzerinde bulunduran kolçak tablasının (1) üzerinde bulunduğu metal büküm sehpa ayağı (6)

unsurlarından oluştuğu açıklanmıştır. Söz konusu resim ekleme talebi kabul edilmiştir. (bkz. Şekil 5)

Şekil 5: 2018/03311 nolu başvuruya sonradan eklenen Şekil 1

Sonradan tamamlanan resimlerde orijinal başvurunun kapsamını aşacak nitelikte detaylar olmamalıdır. Zira bir başvuruya tamamen yeni resimler eklemek SMK m.103(1) kapsamında normalde pek olası değildir, çünkü çoğu durumda yeni bir resim sadece tarifnameden açık bir şekilde türetilemeyecektir. Bu nedenle, başvuru unsurlarını tamamlamak maksadıyla gönderilen yeni resimler SMK m.103(1)’e uygunluk açısından dikkatlice kontrol edilir.[28]

Şimdi yukarıdaki örnekle ilgili hayali bir durum yaratalım. Başvuru sahibi buluşun teknikten farklılaşması amacıyla şekil 1’den destek alarak güneş panelinin (5) kolçak tablasının (1) yarısını kapladığını istemlere eklemek istesin. Böyle bir durumda orijinal başvuruda desteği olmayan bu talep kabul edilmeyecektir. Yazarın kişisel görüşü çoğu durumda yeni bir resmin sadece tarifnameden açık bir şekilde türetilemeyeceği yönünde olduğu için yazar resimlerin sonradan tamamlanmasını tavsiye etmemektedir. İmkân varsa elle çizilmiş bile olsa resimlerin başvuruyla birlikte sunulması, sonrasında şekli eksiklik giderme aşamasında düzeltilmesi tavsiye edilir.

2018/14089 nolu başvuru tarifname, istemler ve özet olarak yapılmış, ertesi gün tarifnamede atıf yapılan resim başvuru unsurlarını tamamlama talebi olarak sunulmuş, söz konusu talep kabul edilmiştir. (bkz. Şekil 6)

Şekil 6: 2018/14089 nolu başvuruya sonradan eklenen Şekil 1

2019/22951 nolu başvuru tarifname ile yapılmış, sonradan istemler, özet ve resimler tamamlanmıştır. Gönderilen istemlerin tarifnamede aynen bulunduğu görülmektedir. Gönderilen resimlerle ilgili bilgiler ve referans numaraları da orijinal başvuruda bulunmaktadır. Söz konusu başvuru unsurları tamamlama talebi kabul edilmiştir.

Başvuru ücretinin yattığını gösterir dekont da patent başvurusunun bir unsuru[29] olduğu için başvuru anında dekont sunulmadıysa iki ay içinde başvuru unsurlarını tamamlama kapsamında dekont gönderilmelidir. Örneğin 2018/10280, 2018/12077, 2018/12080 nolu başvurularda dekont başvuru anında sunulmamış, sonradan tamamlanmıştır.

Başvuruya ait tarifname yabancı dilde verildiyse minimum unsurla yapılmış başvuru olarak kabul edilir ve iki ay içinde tarifname takımının tamamına ait Türkçe çevirilerin sunulması beklenir.

Minimum Unsurlarla Başvuru Yapmanın Faydalı Olduğu Durumlar

Hangi unsuru sonradan tamamlayacağınıza bağlı olarak minimum unsurlarla başvuru yapmanın çeşitli faydaları olabilir.

Minimum unsurlarla başvuru yapılması, buluşunuzu yeterince eksiksiz ve kapsamlıca anlatan bir tarifnameniz varsa istem yazımı ve diğer format düzenlemeleri için vakit kaybetmeden başvuru tarihi almanızı sağlayabilir. Bu da buluş konunuzla ilgili gerçekleşmesi mümkün olası başka başvurular ya da açıklamalar karşısında size avantaj sağlayacaktır. Özellikle çok sayıda başvurunun yapıldığı ve teknolojinin hızla geliştiği alanlarda erken başvuru tarihi almak önemlidir. Başvuru tarihi içinde bulunulan yıl bitmeden alınırsa bunun bir başka avantajı şudur: Örneğin 31.12.2021’de TÜRKPATENT’e tarifname ile minimum unsurlu başvuru yaparsanız iki ay içinde başvurunuzu tamamlayabilirsiniz. Böylece başvurunuz 2021 yılında yapıldığı için 2021 yılı ücretlerine tabi olur. 2022 yılındaki ücret artışlarından etkilenmez.

Minimum unsurla başvuru yapmanın yararlı olduğu bir başka durum da şöyle olabilir. Patent vekili olarak TÜRKPATENT’e Japonya’dan bir başvuru sahibinin başvurusunu yapacaksınız. Ancak dokümanlar henüz elinize ulaşmadı. Eğer başvuru numarası, ofisi ve başvuru tarihini biliyorsanız, yalnızca bu başvuruya atıf yaparak (başvuru sahibi bilgileri ve patent verilmesi talebi ile) başvuru tarihi alabilir, iki ay içinde Japon başvurusunun onaylı suretini ve Türkçe çevirilerini sunabilirsiniz.

EPATS’tan sisteme başvurunuzu yüklerken sehven istemler yerine resimleri yeniden yüklediğinizi varsayalım. Böyle bir durumda başvurudan itibaren iki aylık süre geçmeden SMK m.90(1) ve 95(2)’ye dayanarak minimum unsurları tamamlama talebi kapsamında gerçek istemler sunulabilir. Ancak istemlerin başvuru kapsamını aşıp aşmadığı kontrol edilecektir ve kapsam aşımı söz konusuysa istemler kabul edilmeyecektir.

SONUÇ

Mümkünse tüm unsurlarla başvuru yapınız. Minimum unsurlarla yapacaksanız sonradan kapsam aşacak bilgi eklemeyeceğiniz nitelikte bir tarifnameyle başvuru yapınız. İstemleri ve/veya resimleri sonradan tamamlarken çok dikkatli olunuz. İstemleri tarifnameden dayanak alarak yazmak nispeten daha kolay olsa da yeni resimler için tarifnameden dayanak elde etmek oldukça zordur ve kolaylıkla kapsam aşıldığı ileri sürülebilir.

TÜRKPATENT’e Ocak 2017 – Aralık 2021 arası yapılan başvurulardan yaklaşık binde 8’inin minimum unsurlarla başvuru yapıp, başvuru unsurlarını sonradan tamamladığı görülmektedir.[30] Bu istatistikten başvuru sahiplerinin minimum unsurlu başvuru yapma konusunda tereddütlü davrandığı ya da böyle bir imkânın farkında olmadığı sonuçları çıkarılabilir.

Bir patent başvurusu belge olduktan sonra üçüncü kişiler SMK m.99(1)(c) kapsamında patent konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığını ileri sürerek itiraz edebilir. Eğer başvuru unsurlarını sonradan tamamlayarak yaptığınız başvuruda unsurlar tamamlanırken böyle bir kapsam aşımı söz konusu olduysa patent belgeniz (kapsam aşımının olduğu istemler itibariyle) hükümsüz kılınacaktır. Bu açıdan başvuru unsurları tamamlanırken büyük hassasiyet gösterilmelidir. Faydalı model belgelerinde ise SMK m.144(1)(c) kapsamında üçüncü kişiler Mahkemeye başvurarak faydalı model konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığını ileri sürerek belgenin hükümsüzlüğünü talep edebilir. Patent belgesi için de aynı gerekçeyle SMK m.138(1)(c) kapsamında Mahkemede hükümsüzlük davası açılabilir.

Minimum unsurla başvuru yapılmış bir patent belgesine TÜRKPATENT nezdinde hükümsüzlük talebinde bulunacak üçüncü kişilerin de bu bakımdan itirazlarını yalnızca yenilik ve buluş basamağı ile sınırlı tutmayıp, başvuru unsurları tamamlanırken bir kapsam aşımının söz konusu olup olmadığını iyi irdelemesinde de fayda vardır. Eğer bir başvuruda “6769-Başvuru unsurları tamamlama talebi” ve “6769-P/FM Başvurusu Geldi (Minimum Unsurlar Tam)” kodları bulunuyorsa, bu o dosyanın minimum unsurlarla başvuru yaptığını ve sonrasında başvuru unsurları tamamladığını gösterir.

Kapsam aşımı nedeniyle hükümsüzlük kararı verilirken yalnızca kapsam aşımına neden olan unsurların bulunduğu istemler hükümsüz kılınacaktır. Orijinal başvurudan dayanak alan istemler bundan etkilenmeyecektir. Ancak örneğin istem 1’de kapsam aşımı varsa ve diğer tüm istemler ona bağlıysa tüm istemlerin hükümsüzlüğü söz konusu olacaktır.


Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Ocak 2022

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] PLT m.5, https://wipolex.wipo.int/en/text/288996

[2] 6769 SMK Gerekçesi

[3] 551 Sayılı KHK m.42.

[4] 551 Sayılı KHK m.43(1).

[5] 551 Sayılı KHK m.43(2).

[6] 6769 SMK m.90(3).

[7] 6769 SMK m.95(1).

[8] 6769 SMK Yönetmelik m.71(4).

[9] SMK Yönetmelik m.72(1); ayrıca bkz. EPO  BoA T1963 / 17.

[10] 6769 SMK m.90(1).

[11] 6769 SMK m.95(2).

[12] 6769 SMK Yönetmelik m.72(1)(a) ve (d).

[13] 6769 SMK Yönetmelik m.72(1).

[14] 6769 SMK Yönetmelik m.72(2).

[15] 6769 SMK Yönetmelik m.71(3).

[16] 6769 SMK Yönetmelik m.72(3).

[17] EPO Guidelines for Examination, Part A – Chapter II – 4.1.3.1 Reference to a previously filed application, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/a_ii_4_1_3_1.htm

[18] 6769 SMK m.103 ve Yönetmelik m.72(4).

[19] 6769 SMK Yönetmelik m.76(8).

[20] Tarifnameyi kapsamlı bir şekilde genişletmek mümkün değildir derken, küçük bir kapsam aşımı yapılsa kabul edilebilir demek istemiyoruz 🙂

[21] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 1.11.5 Adding prior art citations to the description, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_1_11_5.htm

[22] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 1.11.6 Addition of advantages and effects to the description, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_1_11_6.htm

[23] Minimum unsurlu başvurudaki tarifname, SMK Yönetmelik m.75’e uygun bir şekilde hazırlanabileceği gibi, buluşun uygulanabilmesini sağlayacak nitelikte açık, ayrıntılı ve eksiksiz olarak açıklandığı yazılı bir metin olarak da verilebilir. Başvuru unsurları tamamlanırken Yönetmeliğe uygun hale getirilir.

[24] Ayrıntılı bilgi için bkz: Buluş Yapana Ait Önceki Tarihli Açıklamalarının Patent Sürecine Etkisi, Mustafa Güney Çalışkan,

[25] 6769 SMK m.95(2).

[26] 6769 SMK m.105(3).

[27] 6769 SMK m.95(1), Yön. m.71(4).

[28] 6769 SMK Yönetmelik m.72(4), son cümle. Ayrıca bkz. EPO  Guidelines for Examination, Part H – Chapter V – 5. Amendments to drawings, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/h_v_5.htm

[29] 6769 SMK m.90(1)(e).

[30] Kaynak: TÜRKPATENT veritabanı

2022’ye Merhaba Derken!

Welcome 2022 2022 New Year Happy New Year Sparkling Black ba - pling.com

Kral Öldü Yaşasın Yeni Kral!

2020 yılı biterken 2021 yılını büyük beklenti ve umutla karşılamıştık. Çok muhtemelen 2021 yılı da beklentilerimizi yerine getiremedi ve bizi tam anlamıyla mutlu edemedi. Her şeyden önce Pandemi devam ediyor ve yaşama ilişkin kısıtlılık halleri halen hayatımızın merkezindeki yerini koruyor. Neyse ki 2021 yılı bize Covid-19 aşılarını da getirdi ve tahminimizce bu satırları okuyanların çoğu aşılarını olup gelecek günlere bir nebze de olsun güvenle bakmaya başladı.


Pandeminin ilk yılı, yani 2020, IPR Gezgini için rekorlar yılıydı, evde geçen karantina günleri, çoğumuzu daha fazla okumaya, üretmeye ve yazmaya yöneltti. Bunun bize yansıması da rekor sayıda yazı yayımlanması ve ziyaretçi istatistiği oldu. 2021 yılının başlarında da durum aynıydı, ancak Mayıs 2021’de başlayan karantina gevşemesi ve bahar / yaz rahatlaması halleri site istatistiklerine de doğrudan yansıdı. Gene de 2021 yılını tüm yıllardan daha fazla sayıda ziyaret sayısıyla kapatıyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor.

Yazı sayımız 2020 yılına kıyasla düşmüş olsa da, 2021 yılında yayımladığımız toplam 139 adet içerik (yazı, haber, duyuru), haftasonları yayın yapmadığımızı da düşününce, yaklaşık iki günde bir içerik yayımlamak demek ve yazdıklarımızın niteliği düşünülünce bu gerçekten önemli bir sayı. Dolayısıyla, yazarlarımızı, siteye katkı sağlayanları, site editörlerini tebrik ediyor ve şımarıkça da olsa kendimizi alkışlıyoruz.


2021 yılına ilişkin bir diğer gözlemimiz ise dışarıdan aldığımız katkılarla ilgili. IPR Gezgini, yeni mezunlardan ve hatta halen üniversitesi öğrencisi olan kişilerden yazılar aldı. Bu daha önce karşılaştığımız bir durum değildi, sitenin konuk yazarları arasına katılan bu yeni grup bizi fazlasıyla memnun etti. Bunu hem sitenin izlenirliğinin artmasına hem de fikri mülkiyet alanının yeni mezunlarda ve öğrencilerde artan oranda rağbet görmesine yoruyoruz.


2021 yılına ilişkin bir diğer gözlemimiz, fikri mülkiyet alanında yayın yapan / yazı yayımlayan platformların sayısındaki artış oldu. Farklı formatlarda (blog, şirket web sitesi, eğitim platformu benzeri yapılar) yayın yapan bu platformların sayısındaki artış bizi doğrusu mutlu etti, hepsine “Welcome to the Club!” diyoruz ve kendilerine uzun yıllar sürecek özgün ve objektif yayın hayatları diliyoruz.


2018-2019 yıllarında birkaç kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmalarına 2020 yılında Pandemi nedeniyle ara vermiştik, 2021 yılının sonlarına doğru Kasım ayında Ankara’da yeni bir buluşma yaptık. Tahmin ettiğimizin üzerinde katılımın (yaklaşık 60-70 kişi) gerçekleştiği buluşma, birkaç paragraf önce belirttiğimiz teorinin sağlaması gibiydi, çünkü katılanların yarısına yakını, alana henüz başlayan veya ilgi duyan yeni mezun arkadaşlarımızdı ve Türkiye’de fikri mülkiyet camiası ile tanışmanın adresi olarak bizim etkinliğimizi seçmişlerdi. Buluşmadan sonra bizim kulağımıza gelen bir Covid-19 vakası olmadı, umarız da öyledir :)) 2022 yılında buluşmalara Ankara ve İstanbul’da devam etmeyi planlıyoruz, farklı planlarımız da olabilir.


2021 yılında başladığımız Söyleşiyoruz serisi de çok dikkat çekiciydi. Türkiye’de fikri mülkiyet dünyamızın önde gelen, simge isimleriyle gerçekleştirdiğimiz söyleşiler 2022 yılının başında da devam edecek. (https://iprgezgini.org/category/soylesiyoruz/)


2021 yılının ilk yarısında çokça ilgi gören Clubhouse buluşmaları da yaptık ve güncel fikri mülkiyet konularını Clubhouse platformunda canlı olarak tartıştık. Buluşmalara 2021 yılının ikinci yarısında ara verdik, ancak 2022 yılında da bu buluşmalara devam etmek niyetindeyiz.


Her zaman söylediğimiz gibi IPR Gezgini yeni yazarların katkılarına açık, bizlerle iprgezgini@gmail.com adresinden temasa geçmekten çekinmeyin, yazılar standartlarımızı karşıladığı sürece sitede yer bulacaktır.


Son olarak; bizler IPR Gezgini’nde karşılık beklemeden yazıyor ve bunu yıllardır yapıyoruz. Yazılarımızın birçoğu yurtdışındaki önemli mahkeme kararları ve güncel gelişmelerle ilgili, bu kararları / gelişmeleri yabancı dillerden okuyup, analiz etmek ve sonrasında da aktarmak yoğun emek gerektiriyor. Yazdıklarımızın herhangi bir referans gösterilmeksizin kitaplarda, makalelerde, bloglarda ve bilirkişi raporlarında kullanılması bizi gerçekten üzüyor. Yazılarımızı kullananların bize referans vermelerini özellikle rica ediyoruz, halihazırda bunu yapanlara da çok teşekkür ediyoruz.


Sözü daha fazla uzatmadan 2022 yılının tüm okurlarımıza ve IPR Gezgini ekibine sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz. Umarız ki 2022 yılında site buluşmalarında görüşebiliriz.

Yeni yılınız kutlu olsun!

IPR Gezgini

Aralık 2021

iprgezgini@gmail.com

NFT ile MARKA HAKLARI BIRKIN ÇANTALARI İÇİN ÇATIŞIYOR: HERMÈS v. METABIRKINS

MetaBirkins" and bootleg fashion in the metaverse - HIGHXTAR.

2021 yılında hayatımıza hızlı bir giriş yapan NFT (non-fungible token) kavramının ne olduğu, nasıl kullanılacağı, gelecekte hayatımızı hangi biçimde şekillendirebileceği ve en nihayetinde ne tip hukuki sorunlara yol açabileceği konusunda bugüne dek çok sayıda yazı yazıldı ve konu hakkında kısa sürede, soyutlamalar düzeyinde de olsa, bir yazın oluştu.

Gelinen günde NFT’lere ilişkin hukuki sorunlar, bizim ilgi alanımız olan fikri mülkiyet hakları konusunda yavaşça kendini göstermeye başladı. IPR Gezgini’nde geçtiğimiz günlerde NFT’lerin telif hakları boyutunda yol açtığı güncel bir ihtilaf (Quentin Tarantino v. Miramax) sizlere aktarılmıştı. Bu yazıda ise NFT’lerin marka haklarıyla çatışmasına ilişkin güncel bir ihtilaf okuyucularla paylaşılacaktır.

Tekrarlardan kaçınmak ve meselenin özünü en yalın haliyle aktarabilmek amacıyla, bu yazıda NFT kavramına ilişkin tanımlar, açıklamalar yapılmayacaktır; bunları okuyup öğrenmek isteyenlerin IPR Gezgini’nde önceden yayımlanan “NFT ve Telif Hakkı” veya “NFT ve Sanal Mülkiyet” başlıklı yazıları incelemeleri yerinde olacaktır.


NFT’lerin tescilli marka haklarıyla çatışmasına ilişkin ilk ve dikkat çekici ihtilaflardan birisi Aralık 2021 itibarıyla, dünyaca ünlü moda devi “Hermès” ile NFT yaratıcısı “Mason Rothschild” arasında yaşanmaktadır. İnternette NFT alım satımına aracılık eden “OpenSea” isimli satış platformu da ihtilafın tarafların birisidir.

Hermès’in en ünlü ürünlerinden birisi “Birkin” modeli kadın çantalarıdır. İsmini İngiliz aktris/şarkıcı Jane Birkin’den alan çantalar, statü sembolü haline gelmiş, oldukça pahalı (fiyatlar yaklaşık 10.000 Dolar’dan başlamaktadır) ve kimi modelleri için yıllarca süren bekleme listelerine sahip ürünlerdir. Elbette ki, Birkin çantaların taklitleri de bir hayli fazladır ve Hermès bu taklitlerin engellenmesine yönelik büyük çaba harcamaktadır.

Types Of Birkin Bags Online Sale, UP TO 50% OFF

Mason Rothschild, MetaBirkins isimli NFT serisinin yaratıcısıdır ve kendisini sanatçı olarak tanımlamaktadır. MetaBirkins, bir NFT pazarı olan OpenSea’de satışa sunulmuş 100 adet Birkin çanta görünümlü NFT’den oluşan bir koleksiyondur.


MetaBirkins’in ilk NFT satışı yaklaşık 10 Ethereum’a (yaklaşık 40.000 Dolar) yapılmıştır.


Rothschild, bu satışın ardından 6 Aralık 2021 tarihinde Yahoo Finance’e verdiği görüntülü röportajda (röportaj için bkz.: https://news.yahoo.com/nft-artist-metabirkins-project-aims-200930209.html) Birkin çanta temalı NFT’leri yaratmasının nedenini “… benim için Hermes’in Birkin çantalarından daha ikonik bir şey yok. Çantaların gerçek hayatta sahip olduğu illüzyonun aynısını dijital toplulukta yaratıp yaratamayacağıma ilişkin bir deney yapmak istedim.” sözleriyle açıklamaktadır. Rothschild aynı röportajda kendisine ait MetaBirkins koleksiyonunun Opensea’da satışa sunulmasının ardından kendi koleksiyonunu taklit eden NFT’lerin ortaya çıktığını belirterek bu durumdan da şikayet etmekte ve taklit bir ürüne 40.000 Dolar harcanmaması gerektiğini ifade etmektedir. (…Actually, like before my collection dropped, there was a bunch of like counterfeit NFTs that weren’t from my collection. We’re in the process of like verifying mine on OpenSea. But we had like $35,000, $40,000 in volume of people buying fake versions of my MetaBirkin. So, yeah, like counterfeits are definitely there. I’m hoping that these platforms have more of a connection with the artists moving forward, so, you know, they don’t lose out on that kind of hype and people don’t get scammed and end up spending, you know, $40,000 on a fake.)

Rothschild’ın MetaBirkins ismiyle piyasaya girişi, Birkin modeli çantaların NFT’lerini satışa sunması, Yahoo Finance’e röportaj vermesi ve bu röportajda taklitlerden şikayet etmesi(!) gibi hususlar, Hermès’i bu konuda bir açıklama yapmaya ve devamında tedbir almaya yöneltmiştir.

Bir Hermès yetkilisi 10 Aralık tarihinde Financial Times’a yaptığı açıklamada, Hermès’in Mason Rothschild’ı Birkin çantalarını metaverse’de ticarileştirmek konusunda yetkilendirmediğini veya buna onay vermediğini belirterek, Rothschild’in NFT’lerinin Hermès’in fikri mülkiyet ve marka haklarını ihlal ettiğini ve Hermès ürünlerinin metaverse’teki taklitlerine örnek teşkil ettiğini ifade etmiştir. (bkz. https://decrypt.co/88431/birkin-handbag-creator-hermes-calls-metabirkin-nfts-trademark-infringement)

Hermès’e göre, MetaBirkins tüketicileri yanıltacak ve MetaBirkins NFT’leri resmi Hermès ürünleri olmakları halde müşterilerde o yönde bir algıya yol açacaktır. Diğer yandan da olayın maddi bir boyutu vardır, MetaBirkins koleksiyonunun değeri OpenSea’ye göre yaklaşık 936.000 Dolar’dır ve hukuki tedbir almadığı takdirde Hermès bu paradan tek bir Dolar bile alamayacaktır.

Hermès bu açıklamayla yetinmemiş, OpenSea ve Rothschild’a ihtarname göndermiştir. Bu ihtarnameler sonucunda OpenSea’de MetaBirkins satışları durdurulmuştur.

Rothschild, bunun üzerine 23 Aralık 2021 tarihinde Instagram’daki kişisel ve MetaBirkins hesaplarından herkese açık 3 ayrı mektup yayımlar. Mektuplardan biri OpenSea’ye, biri Hermès’e, birisi de genel olarak kullanıcılara yöneliktir. Sırayla okuyalım:

1- OpenSea mektubu:

Rothschild bu mektupta; OpenSea’nin MetaBirkins koleksiyonunu ihtarnameyi aldıktan sonra ve fakat bir yargı kararı olmadan platformdan kaldırmasını ve kendisine bu aksiyon öncesinde bir uyarı gönderilmemesini eleştirmektedir. Buna ilaveten OpenSea’nin sanatçılar ve koleksiyonerler için yenilikçi bir platform olarak oluşturulmuşken ve gelişimi sanat camiasının desteğine bağlıyken, sanatçıların yanında durması gerektiğini de ifade etmektedir.

2- Hermès mektubu:

Rothschild, “atarlı” olarak tarif edebileceğimiz ve fakat Hermès’e işbirliği için göz kırpan mektubunda, kendisinin sanatçı kimliğini ve sanatçının özgürlüğü fikrini ön plana çıkartmakta, Hermès’e de dünyadaki gelişmeleri kaçırmamasını önermektedir.

Satırbaşları:

– İhtarnamenizi aldım. Sanatımdan rahatsızlık duyduysanız üzgünüm, ama bir sanatçı olarak sanatımı yarattığım için özür dilemeyeceğim.

– Farkında olduğunuz gibi Anayasa bana dünyayı yorumlama biçimim temelinde sanat yaratmaya ilişkin her hakkı vermektedir… Bu anlayış çerçevesinde MetaBirkins bir moda – kültür simgesinin oyun içeren bir soyutlamasıdır. Ünlü bir kültürel temas noktasının biçimini, maddeselliğini ve ismini yeniden yorumladım… Amacım her zaman kültüre olumlu katkısı bulunan sanat projeleri yaratmaktır.

– Sanat söz konusu olduğunda, MetaBirkins’lerimi NFT olarak satmak onları fiziksel sanat ürünleri olarak satmak gibidir. Dünyadaki ve sanat kültüründeki gelişmeler hakkında sizi eğitmek benim işim olmamalıdır.

– Hareket halinde olan bir yenilik ve evrim dalgası var, moda alanında bir güç merkezi olarak rolünüz, yaratıcıların ve sanatçıların başını ezmek değil, onları güçlendirmek olmalıdır. Yapacaklarınız, metaverse’de sanatın geleceğinin belirlenmesine yardım edecektir. Bu inanılmaz hareketin parçası olabilirsiniz.

3- Halka sesleniş:

Rothschild son olarak kamuya seslenmektedir:

– … Bana güvendiğiniz ve bu yolculuğun bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim.

– Sanat ve NFT alanında önemli bir geçiş anına çok çabuk ulaştık. Burada karşımıza iki seçenek çıkıyor.

– İlki benim Hermès’in tehditleri karşısında geri adım atmam ve MetaBirkins’e son vermem. İkincisi ise benim de takip etmeye meyilli olduğum seçenek, yani bulunduğum noktada direnmem.

– Büyük bir kurumsal şirket olarak Hermès benim kaynaklarımı gölgede bırakıyor, ancak güçlerini kötüye kullanmalarına izin verilemez.

– O halde buradan nereye gidiyoruz? Bu soru sadece ben, siz, NFT yaratıcıları veya onların patronlarından oluşan topluluk için değil. Bu soru yeni ve gelişen alanlarda güçlü oyuncular olmak isteyen platformlar ve şirketler için.

– Hermès’le birlikte tüm seçenekleri incelemeye hazırım. Bununla birlikte, sanat camiasının bir platformla, örneğin OpenSea’yle, bir ilişki kurduğunda ve bu ilişkiyi büyüttüğünde, ilgili platformun da karşılık olarak sanatın ve sanatçıların güçlenebileceği güvenli bir ekosistem yaratacağından emin olmak istiyorum.


Rothschild üç ayrı mektubuyla üç ayrı gruba kendi mesajlarını iletmiş ve kendisine çok açık biçimde, bir sanat özgürlüğü öncüsü rolü biçmiştir.

Benim bulunduğum yerden ise tablo tam anlamıyla öyle gözükmemektedir. Şöyle ki, Rothschild’in bahsettiği Anayasa’da da yer alan ifade / sanatçı özgürlüğü kavramının, fikri mülkiyet haklarıyla çatışma oluşması halindeki konumu, yani bu olaydaki yeri, ilgili olayın kendi koşulları çerçevesinde farklılık gösterebilmektedir. Bu noktada, yazıyı daha da uzatmamak için olası argüman ve savunmaları başka bir yazıya bırakarak duruyoruz.


Hermès ihtarnamesinin ardından şu ana dek bir dava açmamıştır, ancak açacağı olası davanın gidişatının ve kararın tüm fikri mülkiyet camiası tarafından merakla takip edileceği açıktır. Bununla birlikte, NFT karşısında marka hakkı konulu davaların yakın gelecekte karşımıza sıklıkla çıkacağı bugünden kolaylıkla kestirilebilir. Buna ilaveten, tüm dünyada ikon haline gelmiş bir lüks tüketim ürününü, üründen daha pahalıya (incelenen olayda yaklaşık 40.000 Dolar’a) NFT olarak satmak mümkünse, NFT pazarının lüks markalara, lüks tüketim ürünlerine benzerlikleri ön plana çıkartarak gelecekte daha da genişleyeceğini tahmin etmek hiç güç değildir.

Bana öyle geliyor ki, yakın gelecekte, özellikle tanınmış markaların sahiplerine, yeni başvurular yapmaları ve önceden tescilli ettirdikleri markaların mal listelerine ilgili malın sanal veya NFT versiyonunu da eklemelerini önermek gerekecek.

Bakalım dünyada ve Türkiye’de NFT ve marka haklarının çatışması konusunda yakın gelecekte ne gibi ihtilaflar ve davalar göreceğiz. Yakın takipte kalacağız!

Önder Erol ÜNSAL

Aralık 2021

unsalonderol@gmail.com

MARKA İLETİŞİMİ VE ONE SECOND POINT TEORİSİ

Prolog olarak Wittgenstein’ın büyük sorusu ile başlamak sanırım doğru olur: Hiç kelime ve rakam kullanmadan bir insan hesap yapabilir mi?  Bazı felsefeciler buna ilkel kabilelerde belki cevabını verseler de, çağdaş dünyada bu mümkün mü? Burada devreye giren imgelem kavramını irdelemekte fayda var. İngilizcede ‘imagination’ kelimesi etimolojik olarak Latince ‘imaginatio’ kavramına temellenmekte. Türkçe karşılığı imgelem olan ‘imagination’ hayaldeki resim, benzerini taklit etmek, kopyalamak anlamına geliyor. Alman etimolojisinde ise ‘einbildung’ olan imgelem ‘fantezi, illüzyon, kuruntu, hayal, halüsinasyon’ kavramlarına da denk gelmektedir. Dilsel süreç içinde anlam yüklemelerinin değişim göstermesi dil doğasında vardır. Yukarıdaki çözümlemeye imge ‘image’ eklendiğinde ise yirminci yüzyılda başka bir fotoğraf çıkıyor karşımıza. Dilbilim ve göstergebilimdeki çözümlemeler ile felsefenin ilişkisi bu dönemde en yüksek düzeyini yaşamıştır. Öyle ki ‘image’ kavramını Platon’un ‘idea’sından başlatma cüretkarlığını gösterdiğinizde bir felsefe tarihi kronolojisi çizmiş olursunuz. 

Markanın bilgisinin saçaklı (İng. fuzzy) olması onu çoğu bilgi dallarından ayıran bir özelliktir. Bilgi felsefesi açısından baktığımızda ise, bilimsel bilginin akışı gündeliğin bilgisini değiştirir. Bu paradigma değişimi kişi çağında hissetmese bile bu değişim onun gündeliğini oluşturur. Farkında olma durumu bile onun gündelik davranış örüntülerinde zorlama bir değişimi öngörür.

Avustralya fiziki coğrafyası gereği zorlu bir kıta. Kıyılarındaki büyük yarlar onu güvenlik açısından bazı tedbirler almaya zorlar. Gelgitlerin hızlı olduğu kıtada insan yerleşimlerinden uzakta balık tutmaya gidenleri bir tabela karşılar. Tabelanın birinci grafiğinde balık tutan mutlu bir adam vardır. İkinci grafikte adam yoktur. Büyük harflerle ‘One Second Point’ yazar tabelada. Alttaki açıklama ise nereye geldiğinizin farkında mısınız? diye sorar. Metin devam eder: ‘Bundan sonra yapacaklarınız sizin sorumluluğunuzdadır. Avustralya hükümeti bundan sonra atacağınız adımlardan sorumlu değildir.‘ En önemli uyarıyı da sona saklamışlar: Hiçbir yardım çağrınıza cevap verilmeyecektir. Bu olguyu marka iletişimine yordadığımızda ise bize yeni ufuklar açmaktadır.  Tıpkı yanlış pazarlama iletişimi stratejileri yapan bir markanın zihinde anlık yok olması gibi.

One Second Point (Olup Olmama Durumu) Teorisi: Pazarlama iletişimi araçlarında sözel ve görsel mesaj iletilirken markanın kişinin algısından (hedef kitleden) düşme (yok olma) durumudur. Markanın bu düşme durumu hedef kitlesinin görsel hafızasında silinmesidir. Bu markanın hedef kitle açısından öldüğü anlamı çıkmasa da, bulunduğu yere gelmesi için daha fazla pazarlama iletişimi yapması anlamına gelir. Markalar açısından ‘one second point’ durumu marka bilgisinin kişide arkeolojik bir kalıntıya dönüşmesidir. Bunun bilgisinin somut verisi ise satışlarında gözlemleniyor olması onun bu olguyu ‘rasyonel’ çözümleneceği anlamına gelmiyor. Marka bunu çoğu zaman pazarlama stratejileri ile dengelese de onun hedef kitle ile artık bağı kopmuştur. Yani ‘one second point’ bir anlamıyla da hedef kitlenin zihin kütüphanesinde olan markanın iletişim kazasına uğramasıdır. Günümüzde emosyonel olarak işleyen markanın bilgisini aşırı rasyonelleştirmek ona zarar vermektedir. Ben sevmem/kullanmam/hoşlanmam tutumlarının altında markanın kişide düşme durumunu imler.

Teoriye en uygun örneği markalar üstünden vermek gerekir ama yasal zorunluluktan dolayı bu mümkün değil. Teoriye denk olmasa da aşağıdaki örnek sanırım yeterli olur. Çünkü marka görselinin/imgesinin hedef kitlede düşmesi onun kör noktasına denk gelmektedir.  Örnek olarak sağlıklı bir toplum hedefini desteklemek için yapılan sigarayı bırakma kampanyalarını gösterebiliriz.  Bu kampanyaların en büyük stratejilerinden biri olan sigara kutularına sigaradan hastalananların görsellerinin basılmasıdır. Kampanya önce ‘kabul edilebilir’ görseller içermekteydi. Beklenen etki görülmemiş olacak ki görsellerin etki dereceleri artırıldı. Bu noktada ise ‘one second point’ sarmalına düştü kampanya. Bu durum hala devam etmektedir. Yapılan körleme araştırmada içiciler her an tüketmek için taşıdıkları sigara kutularındaki görselleri hatırlamıyorlar. Verilen cevaplar irdelendiğinde iki grup karşımıza çıkıyor. Birinci grup sigaranın zararını gören fotoğraflara ilk çıktıklarında dikkatlice baktıklarını, sonrasında ise ara sıra gözleri takıldığını belirtiyorlar. İkinci grup ise ilk çıktıklarında şöyle bir incelediklerini ama daha sonra hiç bakmadıklarını (Tr. bakarkör) belirtmişlerdir. İkinci grubu içtikleri sigara kutusu ile kontrol testi yaptığımızda ise sigara kutusu üstündeki imgeyi %93 bilemedikleri ortaya çıkmıştır.

Biliyoruz ki artık karşımızda yirminci yüzyılın insanı yok. Yirmi birinci yüzyılın pazarlama iletişimi ‘cemaati-marka’ olgusuyla karşı karşıyadır. Marka toplulukları sınır tanımadığı gibi kişide benzer davranış örüntüleri ve tutumları geliştiriyor. X (Vosvos vb.) araba kullananlar başka bir coğrafyada o markayı kullanan topluluklarla ilişki geliştirebildikleri gibi, aralarındaki kopmaz duygusal bağ ile gündelik akışlarını da düzenleyebiliyorlar.  Markaların gelecekte nasıl ve neye evrileceğini gösteren bu olgu yeni bir pazarlama iletişiminin de kapılarını aralamaktadır. Pazar araştırmalarında ve marka test deneylerinde: Neden satın alıyoruz? sorusuna verilen ‘bilmiyorum, ama seviyorum’ cevaplarının altında tutuma ve tutundurmaya ilişkin tüm çözümlemeler bizi markanın hedef kitle ile kurduğu duygusal bağa götürmektedir. Onun yerine bunu denemek ister misiniz sorusundaki keskin ‘hayır’ı sadece risk kavramı ile açıklamak yeterli değildir.

Bu olguyu markaya yordadığımızda ise hedef kitlenin markayı silme durumunu onu ortadan kaldırma olarak çözümleyemeyiz. Fiil olarak ortadan kaldırma gerektiğinde kullanmayı içerir. Rafa kaldırma tüketicide saklama anlamına gelir. Bunu Hegel’in temel diyalektik kavramı ‘Aufhebung’ (ortadan kaldırma) ile temellendirmek mümkündür. Hegel’e göre doğanın yadsıması ile Ruh’un yadsıması arasında fark vardır.  Bu fark Ruh’un öldürümünün diyalektik olmasında yatar. Doğa öldürdüğünü tamamen yok eder; geriye bir şey kalmaz öldürülenden. Ruh öyle değildir; bir biçimde saklar öldürdüğünü. Ruhun diyalektik öldürümününe karşılık gelen sözcük Aufhebung’dur. Ona göre ortadan kaldırılmış olan aynı zamanda saklanmıştır. Saklanmış olan dolayımsızlığını yitirmiştir; ancak yok edilmemiştir. Her tarih kesitinde farklı anlam yüklemeler ve yorumlara uğrayan imgelemi İngiliz dil felsefecisi Peter Frederick Strawson (1919-2006) üç semantik alana indirger:

  1. Zihinsel imgelem,
  2. İcat olarak imgelem,
  3. İnanç ve yanılsama olarak imgelem.

Bu kategorik çözümlemeyi yaparken Strawson İngilizceden yola çıkar ve Platon’nun hem hakiki temsil hem de yanıltıcı görünüm anlamına gelen phantasia’dan yararlanır. Phantazesthai (görünme, ortaya çıkma, görünür olma) fiili ve phantasis (vizyon) phantasma (fantazma) sözcükleri doğrudan yanıltmacayla ilgili değildir. Bunlar doğrunun ve yanlışın koşullarıdır. Phantasma özünde ‘imge’ değil ‘görünen şeydir’, ‘temsil’den önce ‘sunuş’ ile ifade edilir. Bu durum Helenistik çağa kadar imgeyi uyku ile uyanıklık arasında kişiyi ziyaret eden görünümleri ifade eder. Sonuçta imgenin sunuştan (presentation), (representation) temsile dönüşmesi görünür olma halinin bir öncülü değil sonucudur.

Marka açısından ise olup olmama durumu ile ortadan kaldırma durumu aynı değildir. Ortadan kaldırma Türkçede de ilerde lazım olur düşüncesiyle bir tarafta tutulur, saklanır, korumaya alınır. One second point teorisine göre düşme geri gelmeyecek şekilde yok olmaktır. Düşme durumundan dönme ise markanın başka bir şeylere bürünüp gelmesidir ki; artık ilk tözden bahsedilemez.

Beynimizin kötü anıları silme ve olumluya dönüştürme özelliği düşünüldüğünde kopyacı beyin kütüphanesinde marka rafları oluştururken nasıl davrandığı nöro-psikolojinin araştırma alanı olsa da; buradan çıkaracağımız sonuç beynimizin olumlu marka deneyimlerine özel raflar açtığıdır. Marka imgesi ile karşılaşan beyin kütüphanesinde ‘one second point durumu’ yaşamışsa kişi marka için harekete geçmemektedir.

Epilog olarak; marka tutundurma öncüller üstüne bir kabul dizgesidir. Öncüller yaratılmak istenen ihtiyacın şiddeti değil, söylemin hedef kitlenin anlam dünyasında yer bulmasıdır.

Kemal ÇİFÇİ

Aralık 2021

cifcikemal@gmail.com

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Ceza Hükümlerinde Yapılan 21.12.2021 Tarihli Değişiklik ve Muhtemel Etkileri

25.12.2021 tarihli ve 31700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 21.12.2021 tarihli ve 7346 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe giren Çerçeve Madde 1 hükmü ile 05.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) ceza hükümlerinden biri olan m.72 hükmü, başlığı ile birlikte değiştirilmiştir.

FSEK m.72 hükmü, 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.139 hükmüyle değiştirilerek bu yazıda inceleyeceğimiz değişiklikten önceki hâlini almıştı. FSEK m.72 hükmünde yapılan son değişiklikle birlikte, suç için öngörülen cezada bir değişiklik olmamasına rağmen suçu oluşturan eylemlerin ve hükümle koruma altına alınan hakların kapsamı genişletilmiştir.

Yapılan değişikliğin, bir kapsam genişlemesi olduğuna ilişkin ilk işaret, hükmün başlığında karşımıza çıkmaktadır. Nitekim değişiklikle birlikte “koruyucu programlar” ibaresi “teknolojik önlemler” olarak değiştirilmiştir. Başlıktaki “etkisiz kılmaya yönelik hazırlık hareketleri” ifadesinin, “etkisiz kılma” şeklinde değiştirilmesinin ise ceza hukuku terminolojisine uygun olsa da amaca uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Zira Kanun Koyucu, teknolojik önlemleri etkisiz kılacak araçların kullanılıp kullanılmadığına, etkisiz kılmanın gerçekleşip gerçekleşmediğine bir önem atfetmeksizin, bizatihi bazı ürün ve araçların varlığına ve bunların çeşitli işlemlere tabi tutulmasına sonuç bağlamıştır.

Yapılan değişiklikle birlikte, maddenin korumasına dâhil olan hakların kapsamı genişletilmiştir. Değişiklikten önce yalnız bilgisayar programları hükmün kapsamında iken, değişiklikten sonra FSEK’te yer alan hakların tamamı kapsama alınmıştır.

Değişiklikten önce yalnız hukuka aykırı çoğaltmanın önüne geçilmesine yönelik programlar kapsamda iken değişiklikten sonra hukuka aykırı kullanım kontrolünü sağlamaya yönelik, sınırlı sayıda olmamak üzere erişim kontrolü ve şifreleme gibi koruma yöntemleriyle çoğaltım kontrol mekanizmalarıyla sağlanan teknolojik önlemlerin tamamı kapsama alınmıştır.

Değişiklikten önce program ve teknik donanımları üretmek, satışa arz etmek, satmak veya kişisel kullanım amacı dışında elde bulundurmak suçu oluşturan eylemlerken, değişiklikten sonra korumayı işlevsiz kılacak ürün ve araçları imal veya ithal etmek, dağıtmak, satmak, kiraya vermek, ticari amaçla elde bulundurmak, ürün ve araçların reklamını, pazarlamasını, tasarımını veya uygulamasını yapmak suçu oluşturan eylemler olarak belirlenmiştir. Bu aşamada dikkat çekici değişikliklerden biri, “kişisel kullanım dışında elde bulundurmak” istisnasının, “ticari amaçla elinde bulunduranlar” ibaresinin mefhumu muhalifinden çıkarılabilecek örtülü bir istisnaya dönüştürülmesidir.

Değişiklikle birlikte suçu oluşturan eylemlerin sayısında artış olsa da eylemler karşısında öngörülen ceza miktarı değişmemiştir. 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m.7/2 hükmüne göre; yapılan değişikliğin, önceki düzenlemeye göre lehe hükümler içermemesi nedeniyle devam eden soruşturma, kovuşturma ve infazlar ile değişiklikten önce işlenen ancak henüz soruşturmasına başlanmamış suçlar bakımından bir etkisinin olmayacağı değerlendirilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki TCK m.7/1 hükmüne göre; değişiklikten önce gerçekleşen ve kanun değişikliğiyle birlikte ilk kez suç sayılan eylemlerden birini işleyenlere, FSEK m.72 kapsamında herhangi bir ceza verilmesi mümkün değildir. İncelemeye konu kanun değişikliğine ilişkin karşılaştırma tablosu aşağıda yer almaktadır:

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Aralık 2021

YER SAĞLAYICILARIN TELİF HAKKI İHLALİNDEN SORUMLULUĞU: ABAD’IN YOUTUBE VE CYANDO KARARI


How To Properly Upload Videos To YouTube in 2021 - YouTube

Yer sağlayıcı, 5651 sayılı İnternet Kanunu uyarınca, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan ve işleten kişidir. Diğer bir ifadeyle, içeriklerin belirli bir sunucuda depolanması veya kaydedilmesi faaliyetleri yer sağlamadır [1]. Sosyal medya platformları ile video, görsel, ses ve benzeri içeriklere ev sahipliği yapan web siteleri yer sağlayıcıdır.

Pek çok yerel ve uluslararası mevzuatta, yer sağlayıcıların, dijital alan sağladıkları içeriklere ilişkin sorumluluğunun bulunmadığı veya sınırlı sorumluluğunun bulunduğu düzenlenmiştir. Bu kapsamda, içerik sağlayıcıların erişime sunduğu içeriklerin üçüncü kişilerin telif hakkını ihlal etmesi halinde, yer sağlayıcıların herhangi bir denetim yükümlülüğü bulunmadığı ve yalnızca içerik sağlayıcıya ulaşılamayan bildirimlerde, ilgili içeriklere yönelik aksiyon alabileceği sıklıkla görülmektedir.

Yer sağlayıcıların sağlanan içeriklere yönelik denetim yükümlülüğüne ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Özellikle yer sağlayıcılar ve diğer İnternet aktörleri, sağlanan içeriklerin hem sayı hem de hacim bakımından çok fazla olması ve İnternet’in kişilerin özgürce paylaşım yapabileceği sanal bir alan olarak değerlendirilmesi sebebiyle; denetim yükümlülüğünün gerçekçi ve uygulanabilir olmadığını savunmaktadır. Gerçekten de, YouTube’a her dakika toplam 300 saatlik video içerik yüklendiği düşünüldüğünde, YouTube’un her bir içeriği eser sahipliği bakımından denetlemesi mümkün olmayacaktır [2].

Öte yandan; yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin hiçbir denetim yükümlülüğü olmaması, eser sahipleri bakımından kaçınılmaz olarak hak kayıplarına neden olacaktır. Öyle ki, halihazırda yayınlanmış veya henüz umuma arz edilmemiş eserlerin içerik sağlayıcılar bakımından denetimsiz surette paylaşımı, eserlerden haksız yararlanılmasıyla sonuçlanacaktır. Bu durum da fikri hakların korunmasının temel mantığına tezat düşecektir.

22 Haziran 2021 tarihli ve C:2021:503 sayılı Avrupa Birliği Adalet Divanı (Adalet Divanı)  ön kararında (preliminary ruling), yer sağlayıcının telif hakkı ihlali teşkil eden eserlere ilişkin sorumluluğu değerlendirilmiştir. Ön kararda, C-682/18 ve C-683/18 sayılı davalar birlikte değerlendirilmiş; yer sağlayıcıların statüsü, içerik sağlayıcıların aktivitelerine katılımı ve ihlallere karşı mevcut durumda aldıkları önlemler incelenmiştir [3].

Adalet Divanı, 2001/29/EC sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Belirli Yönlerinin Uyumlaştırılması Hakkında Direktif (“Telif Hakları Direktifi”) ile 2001/31/EC sayılı E-Ticaret Direktifi kapsamında iki farklı bakış açısı ile değerlendirme yapmıştır. Zira, iki direktifin arasındaki ilişkinin, kişilerin hak ve menfaatleri arasındaki dengeden kaynaklandığını ifade edilmiştir.

Telif Hakları Direktifi’nin 3.maddesi uyarınca, eser sahiplerinin menfaatini korumak adına, üye devletlerin aracılara (sağlayıcılara) karşı gerekli tedbir ve önlemleri belirlemesi zorunludur. E-Ticaret Direktifi uyarınca ise; yer sağlayıcılar, içerik sağlayıcılara teknik, otomatik ve edilgen biçimde aracılık hizmeti sağlamalı; içerik sağlayıcının faaliyetlerine etken biçimde katılmamalıdır. Ancak ihlalin açıkça bilinebilir (belirgin) olması veya yer sağlayıcının ihlal konusunda bilgisi olması halinde, sağlanan içeriklere ilişkin gerekli önlemleri bizzat alması gerektiği düzenlenmiştir.

C-682/18 sayılı davada, yayın hakları Frank Peterson’a ait Nemo Studios’da bulunan A Winter Symphony albümünün 2008 turnesindeki performansın ses kayıtlarının YouTube’da izinsiz yayımlanması, uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır. YouTube ilgili uyuşmazlıkta yer sağlayıcı olduğunu ve buna rağmen fikri hakların korunması için yeni teknolojiler ve kurumsal politikalar ile gerekli önlemleri aldığını savunmuştur. Öyle ki, YouTube Topluluk Kuralları ve kullanım koşulları kapsamında fikri hakların önemine ilişkin kullanıcısını bilgilendirdiğini ve Content Verification Program sayesinde ihlal içerikli videoların eser sahibi tarafından tespit edilip raporlanabileceğini ifade etmiştir. Peterson ise YouTube’un Öne Çıkan Videolar gibi seçeneklerle ihlal teşkil eden içerikleri öne çıkararak paylaşımına dahil olduğunu belirtmiştir.

C-683/18 sayılı davada ise, Cyando adlı görsel içerik platformunda yayın hakları Elsevier’de olan eserlerin yayınlanması uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. Cyando’ya anonim kullanıcılar video yükleyebilmekte ve platformda yer alan videoları genellikle ücretsiz olarak indirebilmektedir. Cyando’nun kullanıcı politikasında her ne kadar telif hakkına tâbi bir içeriğin platformda paylaşılması yasak olsa da, anonimlik ve videoları ücretsiz yükleme ve indirme seçenekleri dolayısıyla, ihlal teşkil eden içerikler platformda yer alabilmektedir. İki davada da yargılama aşaması, yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin önbilgisinin olmaması ve paylaşımda aktif katılımının bulunmaması sebebiyle yer sağlayıcılar lehine sonuçlanmıştır.

Adalet Divanı, ön kararında içerik sağlayıcıların ve yer sağlayıcıların faaliyetlerinin kesişim noktalarını yorumlamıştır. Video paylaşım platformundaki içerik sağlayıcıların faaliyetini umuma iletim olarak değerlendirmiştir. Bu kapsamda yer sağlayıcının faaliyetinin, içeriklerin sağlanması bakımından teknik, otomatik ve edilgen (pasif) kalması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla yer sağlayıcının içerikten sorumlu olmaması için ilk kriter, içerik sağlama faaliyetinde aktif rol almamasıdır.

İkinci kriter ise, yer sağlayıcının ihlale ilişkin spesifik bilgisi olmamasıdır. Başka bir deyişle, yer sağlayıcı; ilgili içeriğin telif hakkı ihlali teşkil ettiğini açıkça bilebilecek durumda olup, içeriğin kaldırılmasına yönelik herhangi bir aksiyon almadıysa, içeriğin barındırılmasında aktif rol almış olur. Zira, ihlal teşkil eden içerik bilinçli olarak web sitesinde sunulmaya ve bu nedenle eser sahibinin eserden kaynaklanan haklarını ihlal etmeye devam edilmekte ise, bilmeme durumu söz konusu olmayacaktır. Bu kapsamda alınması gereken aksiyona ilişkin E-Ticaret Direktifi’nin 14. maddesi uyarınca içerik kaldırma ve erişim engelleme biçimlerinin tayini üye devletlere bırakılmıştır.

Pek tabii, ihlal teşkil ettiği öne sürülen bir içeriğin ifade özgürlüğü sınırları içinde kalması da mümkündür. Bu nedenle ihlal hakkında bilgilendirilen yer sağlayıcının doğrudan aksiyon alması da bazı durumlarda içerik sağlayıcının haklarını ihlal edebilecektir.

Adalet Divanı, yukarıdaki hususları değerlendirerek, video paylaşım platformlarının videoların paylaşım ve dolaşımına açıkça katkıda bulunmaması halinde yer sağlayıcı sıfatını devam ettirmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, yer sağlayıcı, yalnızca ihlale ilişkin spesifik bir bilgisinin olması, bildiği halde ihlal teşkil eden içeriği kaldırmaktan veya teknolojik raporlama mekanizmaları sunmaktan imtina etmesi veya içeriği kontrol edecek biçimde sağlaması hallerinde sorumlu tutulabilecektir.

Sonuç olarak, her ne kadar yer sağlayıcıların bildirim sonrası içeriğe yönelik önlem alma veya önleyici çözüm mekanizmaları sunmaları beklense de; içeriğin paylaşımında aktif rolün bulunmaması halinde, telif hakkı ihlalinden sorumlu tutulmayacakları anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, ön karar, yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin sürekli denetim yükümlülükleri bulunmadığını göstermektedir.

Anlaşılacağı üzere bu yaklaşım, yer sağlayıcılarının dijital alan sağladığı içeriklerin hacmi ve e-ticaret hayatının gereklilikleri gözetilerek benimsenmiştir. Ancak gitgide yaygınlaşan video, müzik ve sosyal medya platformlarının sayıca artışı düşünüldüğünde, pek çok eser sahibinin bu kapsamda hak kaybına uğraması muhtemeldir. Zira, eser sahiplerinin sürekli içerik takibi yapması ve her seferinde yer sağlayıcılara karşı aksiyon alması da, eser sahiplerinin menfaatini olumsuz etkileyecektir.

Nur Sena SEVİNDİ

Aralık 2021

senasevn@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Harun Demirtaş, Hizmet Sağlayıcıları ve Aracı Hizmet Sağlayıcılarının Yükümlülükleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015.

[2] https://fortunelords.com/youtube-statistics/ adresi üzerinden erişilmiştir.

[3] Judgment of the Court (Grand Chamber), C-682/18 – YouTube and Cyando, 22 June 2021, https://curia.europa.eu/juris/liste.jsf?num=C-682/18 adresi üzerinden erişilmiştir.


QUENTIN TARANTINO İLE MIRAMAX ŞİRKETİ, PULP FICTION FİLMİNİN NFT KOLEKSİYONU KONUSUNDA DAVALIK OLDU!

NFT: il manoscritto di Pulp Fiction all'asta, Tarantino in tribunale


Dünyaca ünlü yönetmen Quentin Tarantino, kültleşmiş filmi “Pulp Fiction”ın daha önce görülmeyen yedi sahnesini ve orijinal el yazısı senaryosunu Gizli NFT formatında satışa çıkaracağını duyurunca filmin yapım şirketi Miramax, Tarantino’ya telif hakkı, marka ve sözleşme ihlali gibi birçok suçlama ile dava açtı. Hollywood’un ünlü avukatlarını karşı karşıya getiren bu davanın sonucu Non-Fungible Token’lar adına da emsal bir karar olacağa benziyor. Peki Fikri Mülkiyet kapsamında hangi taraf haklı?



“Tarantino’nun zihninden sırlara sahip olacaksınız.” ifadesi ile satışa sunulan NFT’ler Opensea üzerinden satılacak. Oldukça talep gören bu NFT’lerden şu an satın almak isterseniz bekleme listesine adınızı yazdırmanız gerekiyor. Bu sanat eserleri Pulp Fiction’ın daha önce görülmemiş el yazısı senaryosundan sahneler ve Tarantino’nun sesli yorumunu içeriyor.  Söz konusu sanat eserlerinin ‘’Gizli NFT’’ formatında satışa sunulacağı belirtildi. Gizli NFT veri gizliliğine sahip ilk blok zinciri olma özelliğini taşıyor ve kullanıcılar ile sahip olunan eserin güvenliğini sağlıyor. Özetle Tarantino’nun Gizli NFT’leri yalnızca film yapımcısının daha önce hiç görülmemiş “Pulp Fiction” içeriğini korumakla kalmıyor, aynı zamanda nihai sahiplerin kimliğini de koruyor. Bu özelliği ile de Pulp Fiction NFT’leri ‘’Bugüne Kadarki En Büyük NFT Koleksiyonu’’ nitelendirmesini hak ediyor. Ancak henüz satılamıyor çünkü önce görülmesi gereken bir davası var.

1994 yılında filmin yapımını üstlenen Miramax adlı yapım şirketi, filmin yönetmeni olan Tarantino’nun bu eser üzerinden bireysel olarak kazanç sağlamasını hukuka aykırı bularak yaklaşmakta olan satışın durdurulmasını talep ediyor. Filmin yapımını üstlenen taraf olduğu için bu koleksiyonun da sahibi olarak anılabileceğini herhangi bir sorunda bunun ticari markalarına zarar verebileceğini iddia ediyor. Bunun yanında Tarantino’nun yönetmen olarak filmin senaryosundan kesitler yayınlama hakkı olduğunu kabul ediyor ancak bunun NFT’leri kapsamadığını söylüyor. Tarantino ise kendisine tanınan hakkı kullandığını, kullanmamış olsa dahi yeni bir alan olan dijital pazarın düzenlenmediğini iddia ediyor. Tam bu noktada bu davanın sonucu bundan sonraki davalar açısından NFT’lerin hukuki statüleri ve bundan sonra nasıl pazarlanacakları konusunda önem arz ediyor.

Tüm dünya ‘’Sinema eseri yapımcının mıdır, yönetmenin midir?’’ sorusuna  cevap aramıştır. Günümüzde yönetmenler, hem ülkemizde, hem Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında, hem de işin başkası için yapıldığı haller (work made for hire) istisna olmak üzere ABD’de, eser sahibi olarak kabul edilmektedirler. Çünkü çekilen görüntüye hususiyeti yönetmen katar ve sanat eserini de hususiyet oluşturur.

Yapımcı ise esere hususiyetini katmaz ya da yaratıcı bir katkıda bulunmaz ancak oluşacak zararlardan sorumlu olması sebebi ile kanunen önem atfedilmiştir. Bu durumda yapımcı bağlantılı hak sahibi olarak eserin çoğaltılması, dağıtılması, satılması, kiralanması çoğaltma ve yayma hakkı hususlarında izin verme veya yasaklama; ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletime ve yeniden iletime izin verme hususunda hak sahibidir.  Yönetmen ise eser sahibi olarak bu haklara sahiptir. Dolayısı ile somut olayda da karşılaşıldığı gibi faaliyet alanlarında ortaklık olması sebebiyle tarafların uyuşmazlık yaşaması çok olağandır. İlgililerin arasındaki anlaşmalar ile çözülebilecek olan bu sorun dijital sanatın hayatımıza yeni girmiş olması sebebiyle 1994 yılına ait Pulp Fiction filmi bakımından taraflar arasında düzenlenmemiştir. Bu sebeple söz konusu davanın sonucu daha da merak uyandırmaktadır.

Davanın sonucunu bizler de merakla bekliyoruz!

Beste BAYRAK

Aralık 2021

bayrakbeste@gmail.com


KAYNAKÇA

http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46625.pdf

https://tarantinonfts.com/

https://www.google.com.tr/amp/s/www.nytimes.com/2021/11/17/business/miramax-tarantino-nft-pulp-fiction.amp.html

https://www.google.com.tr/amp/s/www.cnbc.com/amp/2021/11/02/quentin-tarantino-to-offer-seven-uncut-scenes-from-pulp-fiction-as-nfts.htmlhttps://www.google.com.tr/amp/s/deadline.com/2021/11/quentin-tarantino-lawsuit-pulp-fiction-nft-miramax-1234875529/amp/

Marka ve Patent Vekilliği Sınavları Hakkında Birkaç Not ve İzlenim



Marka ve/veya Patent Vekilliği unvanını elde etmek Türkiye’de son yıllarda bir hayli zorlaştı. 2015 yılı öncesinde başvuru kitapçıklarına kısaca göz gezdirerek katılan neredeyse herkesin kazandığı sınavlar, 2015 yılından bu yana % 3- 4 arasında gezinen başarı oranlarıyla iyice göz korkutur hale dönüştü. Bu yazıda, 2015 yılı sonrasında sınavların evrildiği hal, çoğunlukla serbest akış biçiminde bir tarzla değerlendirilecektir.



5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un 30. maddesine göre; “Sınai mülkiyet hakları ve geleneksel ürün adları ile ilgili danışmanlık yapma ve Kurum nezdinde başvuru sahipleri adına işlem yapma yetkisinde olan gerçek veya tüzel kişiler patent, faydalı model ve entegre devre topoğrafyası konularında patent vekilleri; marka, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları konularında marka vekilleri; tasarım konusunda ise hem patent vekilleri hem de marka vekilleridir.”

Aynı maddenin ikinci fıkrasının (f) bendine göre, gerçek kişilerin patent vekili veya marka vekili olabilmesi için gerekli şartlardan birisi de “Patent vekilliği veya marka vekilliği sınavlarında başarılı olmak”tır. Dördüncü fıkraya göre patent vekilliği ve marka vekilliği sınavları, iki yılda bir Türk Patent ve Marka Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla yapılır. Anılan sınavlara ilişkin usul ve esaslar ise Kanuna göre bir Yönetmelik’le düzenlenecektir.

Sınavlara ilişkin düzenlemeleri de içeren Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınav, Sicil ve Disiplin Yönetmeliği ise https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=38501&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 bağlantısından görülebilir.

2015 yılından bu yana sınavlar iki aşamalı olarak düzenlenmektedir. Çoktan seçmeli sorulardan oluşan Genel Yeterlik Sınavının ardından, bu sınavda başarılı olanların katılabileceği açık uçlu sorulardan oluşan Mesleki Yeterlik Sınavı yapılmaktadır. Mesleki Yeterlik Sınavında da başarılı olanlar başarılı oldukları sınavın türüne göre Marka veya Patent Vekilliği unvanını kullanmaya hak kazanmaktadır.

Patent ve Marka Vekilliği Sınavlarının soruları 2015 yılından bu yana Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) tarafından hazırlanmaktadır ve anılan yıldan bu yana sınav soruları önceki yıllara kıyasla oldukça zorlaşmıştır. 2015 yılı öncesinde çeşitli üniversiteler tarafından hazırlanan sınavlar, gerek soruların özensizliği ve basitliği, gerekse de maddi hatalar nedeniyle iptal edilen soru sayısının fazlalığı gibi gerekçelerle yoğun biçimde eleştirilmiş ve Kurum son kertede sınav sorularını kendisi hazırlamaya başlamıştır.

2015 yılı öncesinde sınavlara biraz hazırlanarak giren neredeyse herkesin başarılı olduğu bir zorluk derecesi söz konusu iken; 2015, 2017, 2019 ve son olarak 2021 yılı sınavları birbirinden zorlu olmuştur ve başarı oranı 2015 yılı öncesine kıyasla dramatik derecede düşmüştür.

Sınav sorularının 2015 yılı öncesine kıyasla nitelikli hale gelmesi neredeyse kimse tarafından eleştirilmese de, başarı oranlarının 2015 yılından bu yana %5’in altında olması ve soruların büründüğü zorluk derecesi özellikle sınavlara girenler tarafından kıyasıya eleştirilmektedir.

Yazının devamında 2015 sonrası dönemdeki sınavlara ilişkin izlenimler maddeler halinde belirtilecektir. Bu noktada, bu satırlarının yazarının 2017 yılında Marka Vekilliği Sınavına girip başarılı olduğu, gerek geçmiş gerekse de güncel dönem soruları hakkında bilgi sahibi olduğu da belirtilmelidir.



A- Genel Yeterlik Sınavında başarı oranı bu denli düşükken Mesleki Yeterlik Sınavına neden ihtiyaç duyulmaktadır?

İki aşamalı sınavların mantığı genel olarak; ilk aşamada genel bilgi düzeyinin ölçülmesi ve yeterli düzeyde genel bilgiye sahip olmayan grubun elenmesinin ardından, ikinci aşamaya kalan adayların teknik/mesleki yeterliği sahip olup olmadığının ölçülmesidir.

2015, 2017, 2019 ve başarı oranını henüz bilmesek de tahmin ettiğimiz kadarıyla 2021 yılı Marka ve Patent Vekilliği Sınavlarında birinci aşama sınavları o denli zor ve başarı oranları öylesine düşüktür ki, ikinci aşama sınavlara neden ihtiyaç duyulduğu sorusu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Sınavlara katılan kişi sayısı Marka veya Patent başlıklarına göre değişmekle birlikte, kabaca 3000-4000 kişi arasından yalnızca 100-200 kişinin birinci aşamayı geçtiği sınavlar açısından, ikinci aşama sınavının varlık nedeni sorgulamaya açık hale gelmektedir.

B- Yeni ve Zor vs Eski ve Kolay

“Kazanılmış hak” veya “dün dündür bugün bugündür” denilebilir ve elbette ki kazanılmış haklara saygı gösterilmesi gerekir; ama hakkaniyet gereği bu meselenin üzerinde ciddi biçimde düşünülmelidir. Şöyle ki, 2015 öncesi dönemde patent veya marka vekilliği unvanını elde etmiş olanların yeni sınav dönemi soruları ile karşılaşması halinde dramatik sonuçların görüleceği çok açıktır.

Türkiye, 2010’lu yıllardan başlayarak sınai mülkiyet hakları başvurularındaki sayıların artışı ile gururlanmakta ve bunu olumlu bir gösterge olarak kullanmaktadır. Bunun karşısında ise 2015 yılından başlayarak vekillik unvanını elde edebilenlerin sayısında büyük bir azalma bulunmaktadır. Bu durum uzun vadede piyasanın bozulmasını ve sektörde çalışıp vekillik unvanını elde edemeyenlerin rekabet gücünün düşmesi sorununu yanında getirebilir mi emin değiliz. Ancak, şunu görebiliyoruz ki, sektörde faaliyet gösteren veya göstermek isteyen bazı firmalar, sadece adlarını ve elektronik imzalarını kullanacakları yetkili vekiller aradıklarını belirterek internette ilan vermeye başlamıştır.

Bir diğer deyişle, sınavların zorluk derecesinin yükseltilmesi daha nitelikli başvuru veya işlem yapılması sonucunu otomatikman sağlamamakta, sektör kendi dinamikleri içerisinde farklı ve daha tehlikeli arayışlar içerisine de girmektedir.

Tehlikeli sulara girmeden burada duruyorum, ancak üzerinde düşünmeye ve çalışmaya değer bir konu öyle değil mi?

C- Sınırlı Mevzuat vs Yeni Soru Üretilmesi İkilemi

2021 yılı Marka Vekilliği Genel Yeterlik Sınavına baktığımızda çok sayıda sorunun Kurum İnceleme Kılavuzu esas alınarak hazırlandığını kolaylıkla görebiliyoruz.

Kurum İnceleme Kılavuzunun, Mahkemeleri bağlamadığı açıkken ve bu tip Kılavuzların sınai mülkiyet ofislerinin Temyiz Kurulları bakımından bağlayıcı olup olmadığı tartışılırken (https://iprgezgini.org/tag/marka-inceleme-kilavuzu/), yanıtları ancak bu Kılavuzlarda bulunabilecek soruların objektif ölçücülüğü kanaatimizce tartışmaya açıktır.

Diğer yandan mevzuatın kapsamı ve sınırları belliyken çoktan seçmeli yeni soru hazırlamanın zorluğu da ortadadır.

Bu noktada, açık uçlu ve uygulamaya yönelik soruların yoğunlaştığı Mesleki Yeterlik Sınavının, yani ikinci basamak sınavının daha belirleyici olduğu bir sınav yöntemi kurgulanması gerekliliği kanaatimizce ortaya çıkmaktadır. Burada asıl ölçümün ikinci basamak sınavında yapılması üzerine kurgulanmış bir sınav sisteminden bahsetmekteyiz. Aksi durum gelecek yıllarda birinci aşama sınavında aynı zorluk derecesinin korunması endişesiyle, yanıtını Kurum veya WIPO uzmanlarının bile bir anda veremeyeceği sorular türetilmesi anlamına gelecektir.

D- Yanıtını kimsenin bilemediği soru iyi ve ölçücü bir soru mudur?

Soru; yabancıların dediği şekliyle self-explanatory yani kendisini açıklıyor.

Sınavlara katılanlar sınav süresi, soruların uzunluğu ve zorluğu gibi hususları sıklıkla şikayet konusu etmektedir. Sektörde 20 küsur yıldır çalışan, devlet, özel sektör ve uluslararası örgüt tecrübesi olan birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki sorular Türkiye standartları ve hakkaniyet çerçevesinde gerçekten oldukça zordur. Soruların zor olması elbette sınavdaki başarı düzeyinin düşüklüğünün tek başına açıklaması olmayacaktır (o zaman daha fazla çalışılsın denebilir). Bununla birlikte; bu tip sorular için verilen sınav süresinin darlığı ile soruların uzunluk ve zorluk derecesinin karşılaştırılması ve sürenin buna göre tayin edilmesi yerinde olacaktır.

E- Gerçekçi Hazırlık Yöntemleri

Birinci aşama soruları, yani Genel Yeterlik Sınavı soruları ise ilan edilmektedir. Bu sınava hazırlık için; sınava hazırlık kitapları ve kurslar bulunmaktadır.

Sınav sorularına kabaca baktığımızda, soruların detaylarda, Kurum Kılavuzunda yoğunlaştığı ve gittikçe zorlaştığı görülmektedir. Buna karşın, piyasada mevcut hangi kursun veya kitabın bu soruların yanıtları hakkında bilgi içerebileceği konusunda gerçekten kuşkumuz mevcuttur. Şöyle ki, marka vekilliği sınavı esas alınırsa, sınav sorularının marka mutlak ve nispi ret nedenlerinin ve uluslararası marka tescilinin detayları konularında yoğunlaştığı bir sınav bakımından, marka mutlak ve nispi ret nedenlerinin ve uluslararası marka tescilinin birkaç saatlik PPT sunumlarıyla aktarıldığı bir kursun veya üçer-beşer sayfayla anlatıldığı bir kitabın, mevcut sınav formatı bakımından amaca hizmet ettiğinin iddia edilmesi imkansızdır. Bu noktada susup, yanıtı sınava hazırlanan ve girenlere bırakmak yerinde olacaktır.

İkinci aşama, yani Mesleki Yeterlik Sınavı soruları kamuya ilan edilmediğinden ve halihazırda 2021 yılında bu sınavlar için hazırlıklar devam ettiğinden, konu hakkında bu aşamada yorum yapmamayı tercih ediyoruz.



Başlıkların ve tartışılması gereken konuların sayısı kesinlikle artırılabilir, ancak yazdıklarımızı bir başlangıç noktası olarak kabul ederek bu aşamada ekleme yapmayacağız.

Buna ilaveten, Aralık ayı sonunda Mesleki Yeterlik Sınavına katılacak tüm adaylara başarılar diliyor ve sonraki yılların sınavlarında yukarıda bahsettiğimiz, kanaatimizce yapısal hale dönüşmüş sorunların giderilmesini umuyoruz.


Tehlikesiz sulara ve birinci dünya sorunlarına dönelim; nerede kalmıştık, yapay zeka eser veya buluş sahibi olabilir mi acaba :))

Önder Erol ÜNSAL

Aralık 2021

unsalonderol@gmail.com

WIPO FİKRİ HAKLAR GÖSTERGELERİ 2021





2020 yılı patent, faydalı model, marka, endüstriyel tasarım, bitki çeşitleri, coğrafi işaret, yaratıcı ekonomiler konularındaki verileri içeren göstergeler, WIPO tarafından “WIPO Intellectual Property Indicators 2021” olarak yayınlanmıştır.

Söz konusu göstergelere; https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_941_2021.pdf adresinden ulaşılabilir.

Göstergeler birden çok konuyu içerdiği için çok kapsamlıdır. Bu nedenle bu yazımızda, yalnız patentler ve faydalı modeller konusuna yer verilecek ve diğer konular ayrı yazılarda ele alınacaktır.

WIPO Göstergelerinde patentler ve faydalı modeller konusunda tablolar ve grafikler kullanılmış, açıklayıcı ifadelere yer verilmiştir.

Bir ön bilgi vermek amacıyla tablo ve grafiklerde yer alan konuların başlıkları aşağıda sunulmuş ve kolay bulunması için paragraf numaraları yanlarına yazılmıştır.

WIPO göstergelerinde patentler ve faydalı modeller konusunda sunulan bazı konular aşağıda yer almaktadır:

[1] Patentler ve faydalı modeller konusunda, dünya çapında gerçekleşen başvurular ilk üç ülkenin sayıları ve % oranları (Key Numbers)

[2] Patent başvurularında ilk 20 ülke ve yabancı başvuruların yüzdesi

[3] Patentler, markalar ve tasarımlar konularında yurt içinde ve yurt dışına yapılan başvuru sırası (Tablo 1) ile yurt içinde yapılan başvuru sırası (Tablo 2)

[4] 2020 yılında yapılan başvuru, verilen patent, yaşayan patent ile bekleyen başvuru sayıları

[5] Dünya çapında yerli ve yabancı yapılan başvuru ve verilen patent sayıları 2006-2020

[6] Patent başvuru ve verilen patent sayılarında kıtaların durumu 2010 ve 2020

[7] Teknoloji alanlarında yayınlanmış dünya çapında patent başvuruları 2009, 2014 ve 2020

[8] Enerji teknolojilerinde ilk 10 patent başvuruları 2010-2019

[9] Kadın buluşçuların PCT başvurularında durumu 2006-2020

[10] Yaşayan patent sayıları ve yabancıların yüzdesi 2020

[11] İlk 20 ofiste potansiyel olarak bekleyen başvurular ve incelemeci sayıları, 2020

[12] PCT başvuru sayıları ve ilk 20 ofis, 2020

[13] PPH Hızlandırılmış Patent İşlemleri, 2020

[14] Faydalı model başvuru sayıları ve ilk 20 ülke



[1] Buluşlara verilen belgelerden biri olan patentler konusunda, 2019 ve 2020 yıllarında gerçekleşen dünya çapındaki başvuru sayılarında ilk üç ülke, bu ülkelerde yıllık artış oranı ve toplam üzerinden aldığı pay aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Açıklanan bu verilere göre 2020 yılında dünya çapında patent başvurusu 3,278,700 olup, bu başvuruların %46,7 kadarı Çin’de yapılmıştır.  ABD ve Japonya’da yapılan patent başvuruları bu yüzdeye eklenince %73,7 gibi çok yüksek bir orantı oluşmaktadır.  Yaklaşık 170 kadar olan diğer ülkelerin patent başvurularından aldığı payın toplamı ise yalnız %27,3 kadardır. Bu değerler patent başvuruları konusunda ileri teknolojiye sahip ülkelerin sayısal üstünlüğü göstermektedir. 

Dünya çapında yapılan patent başvuruları buluşlar konusundaki rekabeti açıklamaktadır. 2016 yılından itibaren dünya çapında yapılan toplam patent başvuruları üç milyondan fazladır. Faydalı model başvurularında, Çin’den kaynaklanan artış nedeniyle, üç milyon sayısı ilk kez aşılmıştır.  Konunun önemi nedeniyle söz konusu tablo, önceki dört yıl da eklenerek, aşağıda sunulmuştur.

2020 yılında yapılan patent ve faydalı model başvuruları toplamının 5,276,810 olması Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyeti yapanların dikkat etmeleri gereken bir konu olmuştur. Bu başvuruların yayınlananları tekniğin bilinen durumuna dahil olacağı için yeni başvurularda karşı referans olabilecektir. 


[2] WIPO yayınında patent başvurularında ilk 20 ülke ve yabancı sahipli başvuruların yüzdesi, A8 grafiğinde gösterilmiştir. 1,497,159 başvuru ile Çin ilk sırada ve 8,158 başvuru ile Türkiye 20 inci sırada yer almıştır.

Patent başvurularında yabancı sahipli başvuruların yüzdeleri de aynı grafikte gösterilmiştir.  Hong Kong 98,0 ile ilk sırada ve Türkiye %2,9 ile yirmi ülke içinde son sırada yer almıştır. Yerli ve yabancı sahipli patent başvurularına ilişkin yüzdeler, yabancıların Türkiye’ye çok az başvuru yaptıklarını göstermektedir.

2020 yılında Çin’de yapılan 2,926,633 faydalı model başvurusundan Türkiye’ye yapılan faydalı model başvurusu yalnız 8 adettir. WIPO göstergelerinde Çin’in bir yılda yurt dışına yaptığı başvuru sayısı yaklaşık 100 bin kadardır. Türkiye bu sayı içinden fazla pay alamamıştır. Örneğin, Türk Patent ve Marka Kurumu Resmi İstatistiklerine göre, 2020 yılında Türkiye’ye Çin’den yapılan patent başvuru sayısı 299 olmuştur.


[3] Patentler, markalar ve tasarımlar konularında, yurt içinde ve yurt dışına yapılan başvuru sırası    (Tablo 1) ile yurt içinde yapılan başvuru sırası (Tablo 2) göstergelerde ayrı ayrı verilmiştir. Türkiye yurt içi ve yurt dışına sıralamasında 23 üncü ve yurt içi sıralamasında 14 üncü sıra yer almıştır.

WIPO patent başvurularını değerlendirirken, yurt içinde yapılan patent başvuruları ile yurt dışına yani diğer ülkelere yapılan patent başvurularının toplamını alarak bir sıralama yapmak ve bu sıralamayı yalnız yurt içinde yapılan sıralamayı ayrıca vermektedir.  

Yurt içinde ve yurt dışına yapılan patent, marka, tasarım başvuru sıralaması

Yurt içinde yapılan patent, marka, tasarım başvuru sıralaması


[4] WIPO göstergelerinde 2020 yılında yapılan patent başvuru sayılarına ek olarak aynı yıl ne kadar patent verildiği, yaşayan patent sayıları ile bekleyen başvuru sayıları da açıklanmıştır. 20 ülkenin yer aldığı Tablo, azalan patent başvuru sayılarına göre sıralanmıştır:

Patent başvurularına ilişkin WIPO tarafından açıklanan verilere göre, 2020 yılında işlem yapılan başvurular, verilen patentler, reddedilen ve geri çekilen başvurular, incelemeci sayıları ile ilk ve son karar süreleri aşağıdaki Tabloda düzenlenmiştir.  Tabloda işlem yapılan başvuru sayılarına göre sıralama yapılmıştır. Çin’in 1,085,208 işlem sayısı ile ilk sırada yer aldığı Tabloda Türkiye 6,232 işlem sayısı ile 16 ıncı sırada yer almıştır.


[5] Dünya çapında yerli ve yabancı yapılan başvuru ve verilen patent sayıları 2006-20

Yukarıda verilen iki grafik, yerli ve yabancı sahipli patent başvuruları ve verilen patentlerde,  yerli sahipli patent başvuru sayılarına oranla yabancı sahipli patent başvuru sayılarının fazla değişmediğini göstermektedir. Konuya dünya çapında toplam sayılar açısından bakıldığında, 15 yıllık dönemde yabancı sahipli başvuru oranının %29 ila %40 aralığında olduğu görülecektir. Bu sonuç yerli sahipli patent başvurularının daha çok olduğunu göstermektedir.


[6] Patent başvuru ve verilen patent sayılarında kıtaların durumu 2010 ve 2020

WIPO Göstergelerinde yer alan 2010 ve 2020 yıllarına ilişkin verilere göre, gerek patent başvuruları ve gerekse verilen patentlerde sayısal olarak sıralama Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa olarak gerçekleşmiştir.

Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarında başvuru ve patent sayılarının artmasına karşılık Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarının yerli sahipli başvuru oranı ve dünya toplamındaki payı azalmıştır.  Çin Halk Cumhuriyeti’nin patent başvuru ve verilen patentlerdeki artışına paralel olarak, Asya Kıtasının da sayıları ve payı artmıştır.  

2020 yılında Asya kıtasının dünya toplamındaki payı, patent başvurularında %66,6 ve verilen patentlerde %58,1 olmuştur.  


[7] Teknoloji alanlarında yayınlanmış dünya çapında patent başvuruları 2019

Teknolojinin tüm alanlarında buluşlar gerçekleştiği ve buluşların bazılarına patent başvurusu yapıldığı ve patentlerin alındığı istatistiklerde görülmektedir. WIPO IP Indicators 2021 yayınında, hangi teknoloji alanlarında patent başvurularının yoğunlaştığı konusunda da istatistikler yer almıştır. Yayınlanmış patent başvurularının 2009, 2014 ve 2019 yıllarına ilişkin istatistikleri, elektrik mühendisliği, enstrümanlar ve kimya alanlarında yoğunlaşma olduğunu göstermektedir. WIPO yayınındaki istatistiklere göre düzenlenen aşağıdaki Tabloda, 100 binden çok patent başvurusu yapılan teknoloji alanları gösterilmiştir.


[8] Enerji teknolojilerinde ilk 10 patent başvuruları 2010-2019

WIPO IP Indicators 2021 yayınında 2010 – 2019 enerji teknolojileri konusundaki, yakıt hücreleri, jeotermal, rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi olmak üzere dört teknoloji alanında patent başvurusu yapan ilk 10 şirket ve bu şirketlerin patent başvurusu sayılarını açıklanmıştır.

WIPO yayınında açıklanan dört enerji teknolojisi alanında Japon şirketlerinin toplamda en çok patent başvuru yapanlar olduğu görülmektedir. Söz konusu enerji ile ilgili teknolojiler alanında yedi ülkenin patent başvuruları listeye girmiştir.    


[9] Kadın buluşçuların PCT başvurularında durumu 2006-2020

WIPO IP Indicators 2021 yayından kadın buluşçuların yaptığı uluslararası patent başvurularında artış olduğunu belirtmektedir. Kadın buluşçuların teknoloji alanlarında yapılan başvurulardaki payı A36 grafiğinde gösterilmiştir.

Çeşitli teknoloji alanlarında kadınların uluslararası patent başvurularında %7,7 ila %29,5 yer aldıkları grafikte görülmektedir.


[10] Yaşayan patent sayıları ve yabancıların yüzdesi 2020

Yaşayan patentlerin sıralamasında ABD ilk sırayı almıştır. Verilen patentlerin yerli-yabancı sahipli olması bakımından konu değerlendirildiğinde ABD’deki yaşayan patentlerin %51.6 sının yabancılara ait olduğu görülmektedir. WIPO tarafından yayınlanan yukarıdaki grafik incelendiğinde, verilen patentlerin yerli-yabancı sahipli olması durumunun ülkeye göre değiştiği görülecektir. Örneğin, yabancıların yaşayan patentlerdeki payı Çin’de %25,5, Birleşik Krallık’ta %92,6 kadardır. Grafikte yer alan Almanya, İrlanda ve Belçika toplam sayıları beyan etmiş; Çin, Japonya, Kore, İtalya ve Rusya’da yerli patent oranı yüksek, grafikteki diğer ülkelerde yerli patent sayıları çok düşüktür. Yaşayan patent sayılarının 100 binden çok olduğu ülkeler listeye alındığı için, Türkiye (88,753)  bu listede yer almamıştır.  


[11] İlk 20 ofiste potansiyel olarak bekleyen başvurular ve incelemeci sayıları, 2020

Bir ülkeye yapılan patent başvurusu, bir yıllık süreçte yapılan işlemler,  patent incelemeci ile bekleyen patent başvurusu sayıları arasında bağlantı söz konusudur. Örneğin Çin’de 2020 yılında 1,497,159 patent başvurusu yapılmış, aynı yıl 1,085,208 başvuru incelenmiş ve 1,024,935 başvuru bekleyen (pending) olarak beyan edilmiştir. Bu konuyu değerlendirirken geçmiş yıllardan kalan başvuruları da dikkate almak gerekecektir.  Bu kadar çok patent başvurusu yapılan bir ülkede patent incelemeci sayısının da yeterli olması gerekirdi.  Çin’de bu sayı 13,704 olup, en çok incelemeci çalıştıran patent ofisinin  Çin  olduğu gerçektir.

Grafik A46, 20 ülkenin patent incelemeci sayılarını  vermektedir. Türkiye’de beyan edilen patent incelemeci sayısı 193 olup, grafikte 13 üncü sırada yer almıştır.


[12] PCT başvuru sayıları ve ilk 20 ofis, 2020

Patent İşbirliği Andlaşması kapsamında uygulanan Uluslararası Patent Başvuru Sistemi’ne 154 ülke üyedir. Birden çok ülkede patent almak isteyen buluş sahiplerine kolaylık sağlayan bu sistemi tercih edenlerin sayısı yıllar itibariyle artmaktadır. WIPO istatistiklerine göre, 2019 yılında 265,800 uluslararası patent başvurusu yapılmıştır.

Araştırma ve ön inceleme işlemleri uluslararası aşamada tamamlanan uluslararası patent başvuruları, genellikle 30 uncu ayda ulusal aşamaya geçerek ulusal patent alabilmektedir. 

2020 yılında Çin, ABD, Japonya, Kore ve Almanya’nın 10 binden çok uluslararası patent başvurusu yaptığı bu sistemde, ilk 20 ülke grafikte belirtilmiştir. Türkiye 1,705 uluslararası patent başvurusu ile grafiğin 16 ıncı sırasında yer almıştır.


[13] PPH Hızlandırılmış Patent İşlemleri, 2020

Hızlandırılmış Patent İşlemleri (PPH), bazı patent ofisleri arasında uygulanan bir düzenlemedir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, istemleri bir ofiste patent verilebilir olduğu tespit edilen bir patent başvurusu, diğer ofiste hızlandırılmış bir incelemeden geçmeye hak kazanır. Kısaca PPH olarak adlandırılan Patent Prosecution Highway; patent ofislerinde karşılıklı işlem gören ve belirli şartları sağlayan başvuruların işlemlerinin ofisler arasında imzalanan ikili anlaşmalar yoluyla hızlandırıldığı bir sistemdir.

WIPO IP Indicators 2021 adlı yayının A51 grafiğinde PPH uygulanan ülkeler ve bu ülkelerdeki patent başvurusu sayıları belirtilmiştir. Söz konusu grafik, 2020 yılında 15 ülkede PPH uygulandığını ve uygulanan toplam patent başvuru sayısının 30,686 olduğunu belirtmektedir.


[14] Faydalı model başvuru sayıları ve ilk 20 ülke

Buluşları korumak üzere verilen bir diğer sistem olan faydalı model kapsamında yapılan başvurularında 2020 yılı dünya çapında toplam sayı 3,000,110 olmuştur. Bu faydalı model başvuru sayısı içinde, 2,926,633 başvuru ile Çin liderdir ve %97,6 paya sahiptir. Faydalı model başvurularında ilk üçe giren Almanya (12,318) ve Rusya Federasyonu (9.195) ülkelerindeki başvuru sayıları Çin’in bu konudaki üstünlüğü kanıtlamaktadır.

WIPO IP Indicators 2021 adlı yayında, 2020 yılında 3,000,110 faydalı model başvurusu yapıldığı ve bu sayının 2,980,440 kadarının yerli sahipli ve 19,670 kadarının yabancı sahipli olduğu belirtilmiştir.

WIPO IP Indicators 2021 adlı yayının A54 grafiğinde faydalı model başvuru sayıları, yerli ve yabancı durumları ve gelişim yüzdeleri belirtilmiştir.  Buluşları korumak için verilen bir belge türü olan faydalı model belgesi sistemi, patent belgesi sistemi kadar aktif değildir. Faydalı model sisteminde yerli sahipli başvurular karşısında yabancı sahipli başvurular azdır.

Faydalı model belgesi sisteminin de uygulandığı Türkiye, WIPO göstergelerinde ilk 20 ülke arasında, 3,627 başvuru ile 8 inci sırada yer almıştır.


Mehmet Kaan DERİCİOĞLU

Aralık 2021

Aydınlanma An’ı Yanılgısı

“Sonucu uzun zamandır biliyorum, ancak ona nasıl ulaşacağımı henüz bilmiyorum.”

Carl Friedrich Gauss

Newton’ın kafasına elma düşmüş ve bir anda yerçekimini bulmuş. Arşimet hamamda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini bulup Evreka diye bağırarak dışarı fırlamış. Hepimizin küçükken öğrendiği bu hikâyeler kulağa gerçekten hoş geliyor. Hatta çocuklara bilimi sevdirmek için ilginç hikâyelerin etkili olduğu da söylenebilir. Eskiden dinlediğimiz bu hikâyelere günümüzde güncel yenileri ekleniyor ve biz bunlara inanmaya devam ediyoruz. Ancak hemen hemen her çığır açıcı buluş, keşif ya da fikri böyle bir aydınlanma an’ı (“Epifani”, “Evreka an’ı” ya da “Aha! an’ı”) ile ilişkilendirmek ne derece doğrudur?

Şekil 1: Sosyal medyada karşılaştığım Newton’la ilgili bir görsel

Hepimiz güzel ve çarpıcı hikâyelerden hoşlanırız. Dâhi bir bilim insanının bir aydınlanma an’ı ile bir anda daha önce kimsenin aklına bile gelmeyen bir şeyi düşünüp alanında çığır açmasına dair bir hikâye gerçekten heyecan vericidir. Ne de olsa dâhi olmak, çalışkan olmaktan çok daha havalıdır. Son 20 yılını tekdüze bir şekilde sabah akşam evinde tek bir konuda çalışarak geçiren, sürekli alanıyla ilgili kitaplar okuyan birisinin hikâyesi ise -sonunda çığır açan bir buluşa imza atsa bile- bırakın heyecanı bizde esneme hissi yaratabilir. Bu tür bir hikâye, pek heyecan verici olmayabilir, ancak kahramanların gerçek yolculuğu her zaman birçok zorluk, sıkı çalışma ve öğrenme ile dolu olmuştur.[1]

eBay kurucuları aslında bireylerin birbirleriyle serbestçe ticaret yapabilecekleri bir piyasa ekonomisi yaratmak isteğiyle hareket etmişlerdi ancak bu amaç gazetecilere çok ilginç gelmediği için tanıtımlarında pek bir fayda sağlamamıştı. Daha sonra kurucularının nişanlısının PEZ şeker kutularını satabilmesi için şirketi nasıl yarattığı hakkında uydurulan aşk dolu hikâye sayesinde basında istedikleri gibi yer alabildiler. Gerçek hikâye, âşıklar arasında oluşan ilham perisi gibi bir hikâye kadar güzel değildi.[2]

Genellikle TÜRKPATENT’le ilgili röportaj yapmak için gelen gazetecilerin çoğunun da ilk sorduğu sorulardan biri “İlginç buluşlar geliyor mu?” oluyor. Yaptıkları haberi ilgi çekici kılmanın bir yolunu bulmaları gerekiyor, zira Kurum istatistikleri ya da güncel hukuki gelişmeler sıradan okuyucuyu pek çeken unsurlar değil.

2018’de bir İngiliz Telekom şirketinin ortaya koyduğu istatistiklere göre insanlar uyanık oldukları süre boyunca ortalama 12 dakikada bir cep telefonlarını kontrol etmektedir.[3] Artık konsantrasyonumuzu uzun süre korumak günümüz koşullarında oldukça zor. İnsanların dikkatini çekmek için artık daha çok çaba gerekiyor. Bir yerde sunum yaparken, karşımızdakine ilgi çekici bir şeyler anlatmak isterken, ya da yazdığımız yazıyı daha ilgi çekici hale getirmek için çarpıcı hikâyelerden yararlanırız. Günümüz koşullarına da oldukça uygundur bu tavrımız. Her gün bize sunulan tonlarca bilginin bombardımanı altındayız. Hiçbir şeye vaktimiz yok. Bu nedenle bilgiyi bir an önce edinmek istiyoruz. Zira pek kimsenin zorunlu olmadıkça 500 sayfalık bir kitabı okuyacak, hatta 2 saatlik bir filmi izleyecek kadar tahammülü bile kalmadı. Çoğumuz bir dakikalık videoların, tek sayfalık infografiklerin esiri olduk. On beş dakikada kuantum mekaniği, iki haftada İngilizce öğrenin, mutlu bir yaşam için beş basit kural vb. iddialarla ortaya çıkanlar oldukça ilgi görüyor. Peki her şeyi böylesine aşırı basitleştirmenin (oversimplification) bir zararı var mı?

İnsanlar bu aydınlanma anlarına ve bir gecede elde edilen başarı hikâyelerine devamlı maruz kaldıkça, bunlara inanmaya başlıyorlar. Bu hikâyeler mucitlerin hiç de gerçekçi olmayan beklentiler oluşturmasına neden oluyor. Bu da bugünlerde pek çok mucidin yaşadığını gördüğümüz çok yaygın bazı sorunlara yol açıyor. Örneğin bazı mucitler, işe koyulmaya başlamadan önce genellikle mükemmel fikrin veya ilhamın gelmesini bekliyorlar, ki bunun ne yazık ki hiçbir anlamı yoktur. Sorunun ne olduğunu bile bilmiyorsanız, birdenbire nasıl mucizevi bir çözüm bulabilirsiniz? Fikirler, gerçekten anlamlı bir problem üzerinde çalışmaya başladığınızda size gelecektir. Mikroişlemcinin (Intel 4004) mucitlerinden biri olan Marcian Hoff şöyle söylemiş: “Her zaman müthiş bir aydınlanma an’ı veya bir atılım beklentisi içindeyseniz, muhtemelen bu asla olmayacak. Bunun yerine, yapmanız gereken konunun üzerinde çalışmaya devam etmek. İyi görünen bir şey bulursanız, devam edin.”[4]

Bu hikâyelerin yol açtığı bir başka sorun da mucitlerin işin zor kısmının fikri bulmak olduğunu düşünmesine sebep olmasıdır. Müthiş fikirlerin aniden bir gecede başarıya dönüşmesini beklerler ve bu gerçekleşmediğinde, fikirde yanlış bir şeyler olduğunu düşünürler ya da fikirden tamamen vazgeçerler.[5]

Üstelik bu yanılsamalar sadece mucitlerle de sınırlı değildir. Yöneticiler de bu hikâyeleri bilirler ve üstelik harika fikirlerin kısa sürede çok para kazandırması gerektiğine inanırlar. Oysa başarı için uzun vadeli planlama, bütçe ayırma, yıllarca sıkı çalışma ve ısrarcılık gerekir. Şimşek hızında büyümenin simgesi olan Facebook’un bile, büyük bir işletme olması zaman almıştı. İlk sürümün piyasaya çıkmasından sonra, genel halkın kaydolmasına bile izin verilmesi üç yıl sürmüştü ve şirketin anlamlı gelir elde etmeye başlaması daha uzun yıllar almıştı.[6]

Bu hikâyeler farklı kişilerde farklı etkiler yaratabiliyor. Bazı insanlar büyük icatların/parlak fikirlerin yalnızca dâhiler tarafından geliştirilebileceğini düşünmeye başlıyor. Bazıları ise şansı olan, doğru zamanda doğru yerde olan herkesin bunu başaracağına inanmaya başlıyor. Her iki durumda da formülün en önemli bileşeni göz ardı ediliyor: Çok çalışmak.

Bilimsel makale sayısının 50 milyonu[7] (her yıl 2.5 milyon artıyor), patent başvuru sayısının 150 milyonu (her yıl 3.3 milyon artıyor)[8] geçtiği günümüzde yenilikleri takip ederek bunların üzerine çığır açıcı nitelikte bir şeyler eklemek giderek zorlaşıyor. ABD Patent Ofisinin eski Başkanlarından biri tarafından 1899’da söylendiği iddia edilen (ancak sonrasında doğru olmadığı ortaya çıkan) o meşhur “icat edilebilecek her şey icat edildi” sözü[9] elbette hiçbir zaman gerçek olmayacak ancak günümüzde artık bilim insanları aynı konuda uzun yıllar çalışarak çok spesifik bir alanda belki insanlığa çok küçük de olsa bir katkı sağlayabiliyor. (bkz. Şekil 2) Mucitler yine belki ömür boyu çalışarak ve birikimlerinin çoğunu harcayarak kendilerini adadıkları icatlarını gerçekleştirmek istiyorlar ancak yaptıkları bazen zaten mevcut çok sayıda çözüm yoluna bir alternatiften ya da pek kimsenin ilgisini çekmeyecek yeni bir geliştirmeden öteye gidemeyebiliyor.

Şekil 2: “Bilginin sınırlarını genişletmek” (Matt Might)[10]

Bu tür ani başarı hikâyelerini dinlemek bizi motive mi ediyor, yoksa gerçeklerle karşılaştığımızda bizi yıldırıyor mu? Oysa aydınlanma an’ı hikâyeleriyle büyümüştük, belki biz de bir anda bir deha pırıltısı göstererek çığır açan bir buluş/girişim/yenilik ortaya koyabiliriz?

Maalesef hiçbir şey bu kadar basit olmuyor. Bu aşırı basitleştirme yanılgısı bizi hiç çalışmadan çabalamadan başarıya ulaşabileceğimize inandıran bir başka etken. Yalnızca parlak bir fikir bulmak da yetmiyor. Başarıya ulaşmak için yatırımcı bulmak, ikna etmek, boş zamanları feda etmek, reddedilme karşısında ısrar etmek ve bütün bunları bir başarı garantisi olmadan yapmak gerekebilir. Bunları yaparken hala “sanayide devrim yaratacak”, “milyar dolarlık bir iş yaratacak” veya “bir gecede zengin edecek” bir fikir peşinde koşmak ise kişiyi kısa zamanda bıkkınlığa sürükleyebilir. A.B.D.’de yapılan bir araştırmaya göre start-up dünyasında, oldukça başarılı bir start-up başlatma ihtimalinin 10.000’de bir olduğu tahmin ediliyor.[11]

Da Vinci’nin, Edison’un ya da Jeff Bezos’un hayatını sığ bir şekilde tamamen farklı koşullar altında taklit ederek başarıya ulaşmak mümkün değildir.[12] Elizabeth Holmes’un başına gelen de bir bakıma budur.[13] Yalnızca parlak bir fikrinizin olması başarı için yeterli değildir. Örneğin 1960’larda yayınlanan Star Trek televizyon dizisinde cep telefonu fikri kullanılmıştı. Ancak söz konusu teknolojinin gelişmesi ve kullanılabilir hale gelmesi on yıllar aldı, dizideki fikirden yola çıkan dâhi biri diziyi izler izlemez bir aydınlanma an’ı yaşayarak hemen cep telefonunu icat etmedi.

Hatta bazen doğru kişilerin doğru yerde olması, çok çalışması ve sebat etmesi de başarıya ulaşmada yeterli olmayabiliyor. İlk akıllı telefonu geliştiren ekip olarak kabul edilen General Magic’in hikâyesi buna iyi bir örnektir. 1990’ların başında dönemin en parlak mühendislerini bir araya getiren şirket dokunmatik ekranlı akıllı telefonların pek çok özelliğini geliştirdikleri bir modeli piyasaya sürmüştür ancak başarılı olamayıp batmıştır. Bu başarısızlıkta kuşkusuz en büyük sebep pazarın o dönemde henüz hazır olmamasıdır, zira kullanıcılar akıllı telefona ilgi duymamıştı çünkü o tarihte henüz internet altyapısı akıllı telefonların özelliklerini desteklemekte yetersizdi. Çok az web sitesi vardı ve akıllı telefonun şu anda en çok kullanılma sebepleri arasında olan internetten video izleme, müzik dinleme ya da sosyal medyayı kullanma vb. pek çok özellik o tarihte mevcut değildi. Her ne kadar General Magic başarılı olamasa da onun açtığı yoldan devam eden diğer firmalar 15 yıl kadar sonra piyasanın da hazır olmasıyla büyük başarılara ulaşmaya başlamıştır.[14]

Şu sıralar popüler olan “Billion Dollar Code” dizisinde Google Earth’ün 2001 yılında piyasaya sürülmesinden yıllar önce aynı özellikleri kendilerinin geliştirdiğini iddia eden bir grup Alman gencin hikâyesi anlatılıyor.[15] Hikâyeleri çok farklı olsa da diziyi izlerken aklıma General Magic geldi.

Elmaya geri dönelim. Newton elmanın düştüğünü görünce yerçekimini bulmadı. Çiftliğin bahçesindeki bir elma ağacının altında oturmuş, Ay’ı Dünya’nın yörüngesinde tutan şeyin ne olduğunu düşünüyordu. O düşüncelere dalmışken yere bir elma düştü. Kafasına çarpmadı ama şu içgörüyü tetikledi: Elmaları düşüren kuvvet aynı zamanda Ay’a da etki eden kuvvet olabilir mi? İnsanlar elmaları yere düşüren şeyin “yerçekimi” olduğunu zaten biliyordu. Newton’un merak ettiği şey ise şuydu: Yerçekimi sadece dünyaya özgü bir olgu mu, yoksa uzay boyunca uzanıp Ay’ı da etkileyebilir mi?[16] Newton’ın yerçekimi üzerinde çalışan birçok başka çağdaşı da vardı ve Newton kesinlikle onların çalışmalarına oldukça aşinaydı, hatta bazıları onun teorisinin anahtar kavramları haline geldi. Ancak kütle çekiminin matematiksel olarak nasıl işlediğini ispatlaması 20 yıllık yoğun bir çalışmanın ardından yayınladığı Principia kitabıyla gerçekleşebildi.[17]

Şekil 3: Newton’un Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica’sının ilk baskısının bir kopyası

Sıkı çalışma, kişisel risk ve fedakârlık yerine, doğru zamanda doğru yerde olacak kadar şanslı insanlara harika fikirlerin geldiğini düşünmek daha rahatlatıcıdır. Newton’ın hikâyesinde başrol Newton’a bile ait değildir: Üzgün, isimsiz, intihara meyilli bir elmadır![18]

Arşimet’in hikayesinin de anlatılandan farklı olduğu Galileo dahil pek çok kişi tarafından dile getirilmiştir.[19] Olay, gerçekleştiği iddia edilen tarihten 200 yıl sonra ilk kez kaleme alınmıştır ve anlatılan yöntemle Arşimet’in problemi çözmesinin pratikte mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.[20] Arşimet’in hidrostatiğin gelişimindeki rolü elbette yadsınamaz, ancak uzun zaman alan çalışmaları bir anlık aydınlanmayla açıklamak pek doğru olmayacaktır.

Eski hikâyelerde geçen olayların yaşandığı koşulları tam hayal edemiyor oluşumuz da bu hikâyelerdeki çabayı hafife almamıza neden olabiliyor. Arşimet’in zamanı bize o kadar eski geliyor ki, zaten o dönemde doğru dürüst hiçbir şey keşfedilmemiş ki düşüncesiyle Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bir bakışta bulmasını normal karşılıyoruz. Onun şartlarını kendi çağından koparıp günümüz şartlarında değerlendiriyoruz. Neredeyse onun devrinde yaşasaydık kesin bizim de aklımıza gelirdi diyeceğiz. Oysa “günümüzde o kadar çok şey keşfedilmiş ki, icat yapmak eskisi gibi kolay değil” yanılgısı her devirde mevcuttu.

Steve Jobs’ın Xerox’u ziyareti, 3M firmasının post-it’i icadı, Nespresso kapsüllerinin, cırt-cırtın, lazerin icadı… Bütün bunların hikayesi gerçekten etkileyici ama hiçbirinde bir anlık bir aydınlanmayla ortaya konan bir buluş yok. Hepsinde uzun yıllar süren çalışma, girişimcilik, başarısızlık, yeniden deneme, ısrar, özveri ve çok çalışmak var.

World Wide Web’i (WWW) icat eden kişi olarak bilinen Tim Berners-Lee gazetecilerin kendisine her zaman Web’in icat edilmesini sağlayan o aydınlatıcı fikrin ne olduğunu sorduklarını söylediğini, onlara bir Evreka an’ının olmadığını söylediğinde ise hüsrana uğradıklarını anlatır. Berners-Lee yaptığı buluşun uzun süreli bir birikim sonucu kademeli şekilde oluştuğunu ifade eder.[21]

Her Şeyin Teorisi (The Theory of Everything) filminde, Stephen Hawking bir şöminede parlayan közlere bakarken ısı yayan kara delikleri hayal ediyor ve bir sonraki sahnede, önceki teorinin aksine, kara deliklerin parçacıklar sızdıracağını, küçüleceğini ve sonra patlayacağını söylüyor. Gerçekte ise, Hawking parlayan korlardan değil, iki Rus fizikçinin çalışmalarından ilham almıştır. Sonuca ulaşmak için Hawking, kuantum teorisinin ilgili öğelerini ve Einstein’ın yerçekimi teorisini dikkatli bir şekilde birleştiren zor matematiksel hesaplamalar yapmak zorunda kalmıştır.[22]

1928’de Alexander Fleming laboratuvarına geldiğinde gizemli bir küfün petri kaplarını kirlettiğini ve büyütmeye çalıştığı bakteri kolonilerini yok ettiğini fark etti, kalıbı incelemeye karar verdi. Fleming bu şekilde penisilinin kâşifi olarak bilinmeye başladı. Parlak bir zihin, çok önemli bir aydınlanma anıyla karşılaşır ve “Evreka!” Dünya sonsuza dek değişir. Ne yazık ki, işler gerçekten böyle yürümüyor. Pasteur’ün de söylediği gibi “gözlem alanında şans, yalnızca hazırlıklı zihinlerden yanadır.”[23] Gerçek şu ki, inovasyon asla tek bir olay değil, bir keşif, mühendislik ve dönüşüm sürecidir. Penisilin 1945’e kadar ticari olarak mevcut değildi ve ilaç aslında Fleming’in keşfettiğinden farklı bir küf türüydü. Semmelweis, Pasteur ve Koch’un çalışmalarıyla ortaya çıkan deneyimlerin Fleming’in sonuca ulaşmasında rol oynadığı yadsınamaz. Üstelik penisilin günümüzde çığır açan bir buluş olarak kabul edilse de icat edildiği dönemde pek ses getirmemiştir ve insanlarda hastalıkların tedavisinde kullanılması için çok sayıda farklı disiplinden bilim adamının büyük laboratuvarlarda uzun yıllar çalışması ve deneyler yürütmesi gerekmiştir. Aslında, penisilinin geliştirilmesi bir değil, bir dizi aydınlanma an’ını içeriyordu. Dünyayı gerçekten değiştiren tek bir Evreka an’ı değil, birçoğudur.[24] Otomobilin, radyonun, telefonun, ampulün, uçağın vb. mucidi olarak kitaplarda yalnızca birer kişinin isminin geçmesi aslında biraz yanıltıcıdır. Bu icatların gelişim sürecini incelediğimizde aslında gerçekten kimin icat ettiğini bulmanın ne kadar zor olduğunu fark ederiz.

Bir bilim müzesini gezdiğimizde teknolojinin bir alanındaki gelişmelerin nasıl yüzyıllar boyunca şekillendiğine tanıklık ederiz. Patent dokümanları da teknolojinin nasıl geliştiğinin en canlı örneğini sunar. Patent veritabanlarında[25] belli bir alanda yapılacak basit bir aramayla bile teknolojinin zaman içinde nasıl evrildiğini fark edebilirsiniz. Çamaşır makinesi ile ilgili buluşları ele alalım. Kasım 2021 itibariyle çamaşır makinesi patent sınıflarına dahil olan başvuru sayısı dünyada yaklaşık 200.000 civarındadır.[26] Bir cihaz üzerinde 200.000’e yakın fikir üretilmiş!  Şekil 4’te 200.000 patent arasından benim seçtiğim 7 tanesini sıraya konmuş şekilde görüyorsunuz. Bir başkası farklı sayıda ve farklı yıllara ait başka patentleri de seçebilirdi. Her sıralamada oluşan gelişim süreci farklı ilerlerdi. Zira teknolojinin gelişimi düz bir çizgide gerçekleşmez. Örneğin bir cihazın bazı dönemler daha hızlı bir gelişim gösterdiği, bazı dönemler yavaşlama yaşadığı olur. Gelişim de hep aynı yönde olmaz, zamanla farklı yönlere gidebileceği gibi aynı zaman içinde farklı bölgelerde farklı şekilde de gelişebilir. Örneğin üstten yüklemeli çamaşır makineleri A.B.D.’de, önden yüklemeliler Avrupa’da daha popüler olmuştur. Bazen de belli bir özellik cihaza dahil edilir ve sonrasında terk edilir.  

Şekil 4: Çamaşır makinesinin son 250 yıldaki evrimine patent dokümanları üzerinden şahit olabilirsiniz

Evimizde kullandığımız çamaşır makinesinde belki yüzlerce buluşun etkisi vardır ve bunların çoğu bir çamaşır makinesi üretmek amacıyla icat edilmemiştir. Günümüzün çamaşır makinesi plastik, elektronik devreler, elektrik, motor, tambur vb. pek çok unsurun geliştirilmesiyle ortaya çıkmış bir cihazdır. Bu tür bir cihazın geliştirilmesi sırasında bir tane “sihirli an” yoktur, bu cihazlar çok sayıda buluş fikrinin üst üste konulmasıyla ortaya çıkmıştır. İnternet, Tim Berners-Lee’nin World Wide Web’i oluşturmak için kullandığı sisteme yaklaşmadan önce elektronik, ağ oluşturma ve paket anahtarlama yazılımlarında yaklaşık 40 yıl süren bir gelişimi gerektirmişti.

Google’ın kurucuları ilk arama motorunu icat etmediler, arama motoru yıllar önce icat edilmişti. Amazon’un kurucuları da internetten alışverişi icat etmemişti. Tıpkı Apple’ın ilk akıllı telefonu icat etmediği gibi. Çoğu yenilikçi gibi, bilimsel, teknolojik veya girişimcilik anlamında bir dizi fırsatı fark ettiler ve bunlardan yararlanmaya başladılar.[27]

Aydınlanma an’ı diye bir şey yoktur demiyorum elbette vardır, ancak bu size bir anda durduk yere gelmez. Aydınlanma yaşayan kişi büyük ihtimalle uzun süredir düşündüğü bir probleme bir çıkış yolu bulmuştur ve bu yol uzun sürecek bir çalışmanın daha başlangıcıdır. Aydınlanma anlarının rolüne aşırı değer veriyoruz, çünkü bizi iyi hissettiriyor, ancak bunların anlatılma biçimleri, yaratıcılığın ve başarının nasıl gerçekleştiğine dair iyi belgelenmiş tarihi çarpıtıyor. Aydınlanma anları, sadece bir ilham kaynağı değil, ortaya konan çabanın bir sonucudur. Aydınlanma anından önce genellikle uzun süreli bir düşünme ve çalışma söz konusudur. Bu çalışmaların çoğunda ilgili konuda önceden ortaya konan çalışmaların incelenmesi ve değerlendirilmesi de vardır. Aydınlanma anından sonra gelişen fikri başarılı kılmak için de uzun süreli çalışma gerekir.

Bu hikâyelerin yaratıcılıktan çaldıkları şey, herhangi bir aydınlanma an’ı gerçekleşmeden önce yapılması gereken sıkı çalışma ve disiplinin es geçilmesidir. Yaratıcılık, aramızda yaşayan, icat eden, yenilik yapan bazı süper insan türlerine özgü bir şey değildir. Dâhi olarak gördüğünüz ve hayranı olduğunuz birinin hayatına ayrıntılı bir şekilde baktığınızda, sergilediği yaratıcılık düzeyine ulaşmak için tüm hayatı boyunca inanılmaz derecede sıkı çalışmış olduğunu ve kendisinden pek çok fedakârlık yaptığını görürsünüz.[28]

Bir patent başvurusu değerlendirilirken de mucidin buluşu ne şekilde yaptığı irdelenmez. Buna bir istisna geçmişte ABD Patent sisteminde bir süreliğine gerçekleşmişti. 1941-1952 tarihleri arasında buluş basamağı değerlendirmesinde kullanılan kriterlerden biri “deha parıltısı” (flash of genius[29]) testiydi. Buna göre bir mucidin aklına yaratıcı bir eylemin, bir şeyleri kurcalarken değil, bir “deha parıltısı” ile gelmesi gerekiyordu.[30]

1952 yılında gerçekleştirilen patent yasası revizyonunun ardından buluş basamağı ile ilgili maddeye eklenen şu ifade ile bu testin kullanımı sona ermiştir: “Patentlenebilirlik, buluşun yapılma şeklinden olumsuz etkilenmez.”[31]

Aslında daha 1800’lerde bir buluşun ne şekilde gerçekleştirildiğinin Kanun önünde bir öneminin olmadığı ifade edilmiştir: “Bir şeyin basit ya da karmaşık olmasının bir önemi yoktur; icat ister tesadüfen, ister uzun ve zahmetli bir süreç sonunda, isterse bir anlık bir zihin çakmasıyla gerçekleşmiş olsun, Kanun icadın gerçekleşme sürecine değil, gerçeğe bakar.”[32]

EPO’nun buluş basamağının objektif olarak değerlendirilmesi amacıyla geliştirdiği “problem- çözüm yaklaşımı”nda buluşun nasıl gerçekleştirildiği (uzun yıllar çalışma sonucu mu yoksa bir aydınlanma anında mı ortaya çıktığı) dikkate alınmaz. Zira değerlendirme çözümden ve buluşun hangi şartlarda gerçekleştiğinden arındırılmış olmalıdır ki bir geri görüş yanılgısına (hindsight bias) düşülmesin.

Gerçekten de buluşun bir aydınlanma an’ı, bir deha parıltısı ile mucide bir anda gelip gelmediği son derece sübjektif bir bakış açısıdır. Zira burada anlatılan örneklerde olduğu gibi çoğu çığır açıcı buluş sanki bir anda mucidinin aklına gelmiş gibi görünmesine rağmen aslında altında uzun yıllar alan bir hazırlık süreci vardır. Üstelik bir buluşun patentlenebilmesi için illa da çığır açıcı olması gerekmez. Dünyada gelmiş geçmiş 150 milyona yakın patent dokümanı olduğu düşünüldüğünde bunların kaç tanesinin alanında çığır açtığını söyleyebiliriz?

Aydınlanma an’ını, yapılan işin son parçasının yerine oturduğu an olarak görebiliriz. Ancak, son parça diğerlerinden daha büyülü değildir ve diğer parçalarla bağlantısı olmadan hiçbir büyüsü yoktur. Son parçayı önemli kılan yerine oturmuş diğer parçalardır. Yapbozu yeni baştan yaptığınızda son parça da değişecektir. Asıl olan elma ya da sihirli bir an değil, onun öncesinde ve sonrasında yapılan çalışmadır.[33] Yapbozu bitirdiğinizde oluşan resim size yol gösterecek uzun bir çalışmanın kapısını açacaktır.

Şekil 5[34]: Aydınlanma an’ı, yapılan işin son parçasının yerine oturduğu andır. Ancak, son parça diğerlerinden daha büyülü değildir ve diğer parçalarla bağlantısı olmadan hiçbir büyüsü yoktur.

Aslında son parça yerine oturduğunda oluşan his iki nedenden ileri gelir. İlki, saatlerce (veya yıllarca) süren yatırımın ödülü olmasıdır. Yapboz parçasını yerine oturtmak gibi basit bir eylemle karşılaştırıldığında, yüzlerce parça değerindeki çalışmanın getirisini daha çok hissederiz. İkinci neden, yenilikçi çalışmanın yapbozlar kadar öngörülebilir olmamasıdır,  son yapboz parçasını yerleştirirken bu an’ın farkındasınızdır ama aydınlanma anının ne zaman geleceğini bilmenin bir yolu yoktur. Yoğun sisin içinde bir dağa tırmanmak gibi, zirveye ulaşmak için ne kadar gitmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz. Aniden hava temizlendiğinde ve zirvede olduğunuzda, müthiş bir hisse kapılırsınız.[35]

Ayrıca yapbozların aksine fikirler evreni sonsuz farklı şekilde birleştirilebilir, bu nedenle buluş yapmanın zor olmasının bir sebebi, sadece çözümü değil, çözülmesi gereken sorunu bulmaktan ileri gelir. Bir gün belirli bir soruna yönelik buluş yapmak için kullanılan parçalar, bir başka gün farklı bir sorunu çözmek amacıyla tekrar buluş yapmak için yeniden kullanılabilir.[36]

Aydınlanma an’ını kabaca “öncesi”, “o an” ve “sonrası” olarak üç safhaya ayırabiliriz. Aydınlanma öncesinde, sorunu anlamak ve konuya vakıf olmak için saatler veya günler harcanır. Bir mucit, “Dünyada buna benzer başka neler var?” ve “Benimkine benzer bir problemi kim çözdü?” gibi sorular sorabilir, ilgili alanda öğrenebildiği her şeyi öğrenmeye çalışır. Sonra, bilginin sindirildiği, deneylere ve zorlu çözümlere yönelik girişimlere yol açan bir kuluçka dönemi başlar. Bazen kuluçka sırasında ilerleme durduğunda ve güven azaldığında uzun duraklamalar olur. Bu, “ilham perisini kaybetmek” olarak adlandırılan bir deneyimdir. Büyük aydınlanmalar, eğer gerçekleşirse, kuluçkanın derinliklerinde meydana gelir; duraklamaların sebebi, mucidin gözlemlediklerini yakalamaya çalışan zihninden kaynaklanıyor olabilir. Derin sessiz dönemler, ilgisiz şeyler yapmak için harcanan zaman genellikle yeni fikirlerin yüzeye çıkmasına yardımcı olur. Umut verici bir fikir bilinçaltımızdan çıkıp aktif zihnimize yükseldiğinde, başka bir yerden gelmiş gibi hissedebiliriz çünkü örneğin araba kullanırken bilinçaltı düşüncelerimizin farkında olmayız.[37]

Uzun yıllar Microsoft’ta mühendislik ve yöneticilik yapan Scott Berkun, tutkuyla çalışmanın başarıya ulaşmada en önemli unsur olduğunu, ancak çalışma sırasında mola vermenin de önemini vurgular. Newton gibi ağaçların altında oturmak ya da Arşimet gibi banyoda dinlenmek, zihnin dolaşmasına ve bilinçaltını serbest bırakmasına izin verir. Bazen aylaklık da yaratıcılık için gereklidir. Tabi kastettiğimiz tembellik değil. Bazı işkolik mucitler/sanatçılar, aynı anda birden fazla proje üzerinde çalışarak, bir proje üzerinde çalışmayı bırakıp diğerine geçmek suretiyle mola vererek zamanı etkin bir şekilde kullanırlar. Edison, da Vinci, Michelangelo ve van Gogh, düzenli olarak farklı projeler arasında geçiş yaparak muhtemelen zihinlerini yeni aydınlanmalar için hazırladılar.[38]

Aydınlanma an’ından bu kadar bahsetmişken sizi bu duyguyu hissetmeden bırakmayalım. Şekil 6’da meşhur dokuz nokta problemini görüyorsunuz. Kaleminizi kaldırmadan dört adet düz çizgi çizerek ve geçtiğiniz yerden bir daha geçmeden bütün noktaları birbirine nasıl bağlarsınız?

Şekil 6: Dokuz nokta problemi

Aydınlanma an’ını daha iyi hissedebilmek için mümkün olduğunca çok (3-4 dakika) vakit ayırarak kafa yormanızı tavsiye ederim. Soruyu çözemedikten sonra cevabı buradan inceleyebilirsiniz. Cevabı gördüğünüzde bir aydınlanma an’ı yaşayıp yaşamadığınızı yorumlara yazabilirsiniz. 100 yıl kadar önce ortaya atılan bu problem iyi tanımlanmış bir problemdir, açıkça belirtilmiş bir amacı vardır ve problemi çözmek için gerekli tüm bilgiler mevcuttur. Bu problem aynı zamanda psikologlar tarafından aydınlanma an’ını incelemek için kullanılan klasik bir uzaysal problemdir. 2-3 dakikalık bir zaman sınırı olan bir laboratuvar ortamında, beklenen çözüm oranının %0 olduğu bildirilmiştir.[39]

Küçükken oynadığım dört parçalı bir tangram setinde bütün şekilleri oluşturmayı başarmıştım ancak günlerce uğraşmama rağmen T şeklini çıkaramamıştım. Cevabı gördüğümde tam anlamıyla bir aydınlanma yaşadığımı dün gibi hatırlarım.

Eskiden bu tür anları daha güçlü yaşardım. Şimdilerde sosyal medya yalnızca bir kibriti oynatıp eşitliği sağlayın, boş kutuya hangi sayı gelmeli vb. bilmecelerle dolu ve hiçbirinin cevabı beni artık şaşırtmıyor. Yoksa bir aydınlanma an’ı körlüğü mü yaşıyorum bilmiyorum. Belki de aydınlanma eşiği yükselmiştir.

Başarının üç sırrı merak, çok çalışma ve sebattır vb. bir sloganla bitirebilmeyi çok isterdim ama yazı boyunca eleştirisini yapmaya çalıştığım aşırı basitleştirme yanılgısına düşürürdü beni bu. Zaten başarıdan ne kastettiğinize göre (çok para kazanmak, çok ünlü olmak, büyük bir ödül almak, alanında en iyi olmak, adını tarihe yazdırmak, statü kazanmak vb.) de cevaplar değişir.

Nasıl iyi bir girişimci ya da mucit olunur bilmiyorum ama geçmişteki başarılı insanların hayatına baktığımızda hepsinde ortak olan tek şeyin hayatları boyunca çok çalışmış olduklarını görüyoruz. Çalışmanın önemini zaten herkes bilir ancak kimse hatırlamak istemez. Üstelik çalışmak size başarıyı garanti etmeyecektir, zira başarı için çalışmak gerek koşul olsa da maalesef çoğu zaman yeter koşul değildir. Ancak bu durum çalışmanın önemini azaltmaz. Yazıyı Edison’un meşhur sözüyle bitirelim:

“İcatlarımın hiçbiri tesadüfen ortaya çıkmadı. Karşılanmaya değer bir ihtiyaç gördüğümde onu çözene kadar deneme üstüne deneme yaparım. Başarının yüzde biri ilham ve yüzde doksan dokuzu terdir.”

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Aralık 2021

guneycaliskan@gmail.com



DİPNOTLAR

[1] The Fallacy of the Aha Moment & Overnight Success in Innovation, Jesse Nieminen, Mar 19, 2020, https://www.viima.com/blog/the-aha-moment-fallacy

[2] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.6.

[3] The lost art of concentration: being distracted in a digital World, Harriet Griffey, Sun 14 Oct 2018, https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2018/oct/14/the-lost-art-of-concentration-being-distracted-in-a-digital-world

[4] Kenneth A. Brown, Inventors at Work: Interviews with 16 Notable American Inventors (Microsoft Press, 1988).

[5] The Fallacy of the Aha Moment & Overnight Success in Innovation, Jesse Nieminen, Mar 19, 2020, https://www.viima.com/blog/the-aha-moment-fallacy

[6] The Fallacy of the Aha Moment & Overnight Success in Innovation, Jesse Nieminen, Mar 19, 2020, https://www.viima.com/blog/the-aha-moment-fallacy

[7] 21st Century Science Overload, http://blog.cdnsciencepub.com/21st-century-science-overload/

[8] World Intellectual Property Indicators 2019, https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_941_2019-chapter1.pdf

[9] Tracing the Quote: Everything that can be Invented has been Invented, Dennis Crouch, January 6, 2011, https://patentlyo.com/patent/2011/01/tracing-the-quote-everything-that-can-be-invented-has-been-invented.html

[10] https://matt.might.net/articles/phd-school-in-pictures/

[11] Why ‘Overnight Success’ Is A Myth, Carolyn Gregoire, 09/08/2014, https://www.huffpost.com/entry/the-illusion-of-overnight_n_5759966

[12] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.8.

[13] Bkz: Theranos Davası – Patent Sisteminin Suçu Var mı?, Mustafa Güney Çalışkan,

[14] Konuyla ilgili “General Magic (2018)” belgeseli izlenebilir: https://www.imdb.com/title/tt6849786/

[15] The Billion Dollar Code (2021), https://www.imdb.com/title/tt15392100/

[16] Q&A: Discovery of Gravity, November 20, 2017, https://sky-lights.org/2017/11/20/qa-discovery-of-gravity/

[17] The Fallacy of the Aha Moment & Overnight Success in Innovation, Jesse Nieminen, Mar 19, 2020, https://www.viima.com/blog/the-aha-moment-fallacy

[18] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.4.

[19] Arşimet’in Evraka Anının Hikayesi Ne Kadar Doğru?, https://www.matematiksel.org/arsimedin-evreka-aninin-hikayesi/

[20] Fact or Fiction?: Archimedes Coined the Term “Eureka!” in the Bath, David Biello on December 8, 2006, https://www.scientificamerican.com/article/fact-or-fiction-archimede/

[21] Tim Berners-Lee, Weaving the Web (HarperCollins, 1999)

[22] It Is, in Fact, Rocket Science; Leonard Mlodinow; May 15, 2015, https://www.nytimes.com/2015/05/16/opinion/it-is-in-fact-rocket-science.html

[23] In the fields of observation chance favors only the prepared mind.

[24] The Eureka Moment Myth, GREG SATELL, https://www.inc.com/greg-satell/why-you-shouldnt-wait-for-a-eureka-moment.html

[25] Şu siteyi deneyebilirsiniz: https://worldwide.espacenet.com/

[26] 04.11.2021 tarihinde EPO patent veritabanlarında (D06F1, D06F3, D06F5, D06F7, D06F9, D06F11, D06F13, D06F15, D06F17, D06F18, D06F19, D06F21, D06F23, D06F25, D06F27, D06F29, D06F31, D06F33, D06F34, D06F35, D06F37, D06F39, D06F41) sınıfları sorgulanarak yapılmıştır.

[27] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.14.

[28] The Problem with Epiphany, Newton, Archimedes and Creativity, https://barriebramley.com/epiphany-newton-archimedes-creativity/

[29] Aynı isimli film patent konusuyla ilgili ender filmlerden biridir: Flash of Genius (2008), https://www.imdb.com/title/tt1054588/ ; Ancak filmde geçen olay 1960’larda gerçekleştiği için aslında deha parıltısı testinin çoktan kalktığı bir dönemle ilgilidir. Sanırım dikkat çekici bir başlık olması açısından filmin ismini bu şekilde koydular.

[30] Cuno Engineering Corp. v. Automatic Devices Corp., 314 U.S. 84 (U.S. 1941)

[31] 35 U.S. Code § 103

[32] Earle v. Sawyer, 4 Mason 16 (C. C. D. Mass. 1825).

[33] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.8.

[34] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.9, Şekil 1-2.

[35] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.8.

[36] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.9-10.

[37] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.10-11.

[38] The Myths of Innovation, Second edition, Scott Berkun, s.11-12.

[39] Eureka effect, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Eureka_effect ; ayrıca bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Thinking_outside_the_box

BATMAN KARAKTERİNİN YARASA SEMBOLÜ KOSTÜMLER İÇİN AYIRT EDİCİ MİDİR?

EUIPO TEMYİZ KURULU HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİNİ REDDETTİ



En ünlü kurgusal süper kahramanlardan biri olan Batman, zengin iş insanı Bruce Wayne’in gizli kimliğidir. Anne-babasının trajik ölümüne tanık olduktan sonra kendisini suçla savaşmaya adayan Bruce Wayne, gizli kimliğinin ilhamını penceresine çarpan bir yarasadan almıştır.

İlk defa 1939 yılında ortaya çıkan süper kahraman, o zamandan bu yana çizgi roman serisi devam ettiği gibi, onlarca film, televizyon dizisi ve video oyununda yer almıştır. Batman figürleri ve meşhur yarasa amblemi de zamanla ticarileşmiş, Batman evreninden birçok unsur tasarım ve marka tesciline konu olmuştur. Batman’e ilişkin markalar, oyuncaklardan, oyun konsollarına, kırtasiye eşyalarından kostümlere kadar geniş bir şemsiyedeki birçok mal üzerinde kullanılmıştır.

Batman’in kostümü Batsuit’ün yarasadan aldığı ilhamı, kostümün başlık, pelerin ve kol kısımlarında görmek mümkündür. Bunlara ek olarak kostümün göğsünde de elips içine alınmış kolları açık bir yarasa figürü yer almaktadır.

Bahsi geçen figür, bilinen adıyla, “Bat-insignia” elips içine alınmış kolları açık bir yarasa temsilinden oluşmaktadır:

Söz konusu yarasa amblemi, en çok tanınan popüler kültür sembollerinden biridir.

Bu yazıda sizlere, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) Temyiz Kurulu’nun, yarasa ambleminin Batman kostümleri açısından tanımlayıcı olduğu iddiasına dayanılarak yapılan hükümsüzlük talebine ilişkin kararından (R 1447/2020-2 sayılı karar) bahsedeceğiz.

“Detective Comics”, veya bilinen kısaltılmış adıyla “DC Comics” (marka sahibi), aşağıdaki görselden müteşekkil tescilli birlik markasının sahibidir.

Marka 2 Şubat 1998’de EUIPO nezdinde tescil edilmiş ve süreleri içinde yenilenmiştir. Tescil kapsamında 9, 14, 16, 21, 24, 25, 28, 30, 32 and 41. sınıflardaki mal ve hizmetler bulunmaktadır.

2019 yılında ise tasfiye halindeki “Commerciale Italiana S.R.L.” (hükümsüzlük talebi sahibi), EUIPO İptal Birimi nezdinde markanın ayırt edicilikten yoksun ve tanımlayıcı olduğundan bahisle kısmen hükümsüzlüğünü talep etmiştir.

İptal Birimi öncelikle tarafların iddia ve savunmalarına değinmiş ve sonrasında tanımlayıcılığa ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.

Uyuşmazlığın bu aşamasını aşağıdaki gibi özetlememiz mümkündür:

  • İki tarafa göre de ihtilaf konusu markanın, tüketici tarafından Batman karakteriyle ilişkilendirildiği hususunda tartışma bulunmamaktadır. İptal Birimi bu noktada Batman’in 1939’da yaratılışından beri yayımcısı DC Comics ile yakından ilişkili olduğunu belirtmiştir. Karakter’in uzun ömrü, kitap, çizgi roman, TV dizisi ve sinema filmi uyarlamaları göz önünde bulundurularak ilgili kamunun markadaki “yarasa sembolünü” tanıyacağı görüşü yerinde kabul edilmiştir. Batman kelimesi ve ona ait “yarasa sembolü”, kamu tarafından Bill Finger ve Bob Kane tarafından yaratılan çizgi karaktere yapılan gönderme şeklinde anlaşılmaktadır.
  • Hükümsüzlük talebi sahibine göre işaret, kamu tarafından bir ticaret markası olarak değil Batman karakterine ilişkin bir süsleme olarak algılanacaktır. Bu itibarla işaret, bir Batman kostümü giymeye, yani malın kullanım amacına gönderme yapmaktadır.
  • Fakat, marka sahibi, markayı, kendi franchise’ına ait mallar ile diğer firmalara ait malları ayırmak için kullandığını belirtmiştir. Birlik markası başka bir çizgi roman karakteriyle değil, Batman’le ilişkilendirilecektir ve bu sebeple doğal olarak ayırt edicidir. İptal Birimi, bu konuda marka sahibiyle aynı fikirde olmuş ve ihtilaf konusu markanın bir yarasanın doğal tasviri olmaktan öte yüksek derecede stilize edilmiş bir işaret olduğunu belirtmiştir.
  • Marka sahibi ayrıca, DC Comics’in, seksen yıla dayanan geçmişi düşünüldüğünde, dünyaca ünlü bir çizgi roman yayımcısı olmasından ve Batman dahil birçok ünlü süper kahraman karakterini içeren materyaller üretmesinden bahisle, bu yayınlar ve içerdikleri karakterler bakımından, Avrupa Birliği’nin geneli de dahil olmak üzere dünya çapında bilinir olduklarını iddia etmiştir. Batman ve sembolleri  DC Comics tarafından birçok eşya ve lisanslı tüketici ürünleri üzerinde ticari olarak kullanılmaktadır. Marka sahibine göre, 25. ve 28. sınıflardaki ilgili malların tüketicileri, yarasa ambleminin herhangi bir kullanımını, DC Comics’ten kaynaklanan bir kullanım ve/veya DC Comics ile olan bir ilişkiden kaynaklanan kalite göstergesi olarak algılamaktadır.
  • Her iki tarafça sunulan deliller de Batman karakterinin ortaya çıkışı ve tarihini açıklamakta ve onu yayımcısı DC Comics ile illişkilendirmektedir. Deliller, yarasa ambleminin mallar için tanımlayıcı olabileceğine işaret etmemektedir. Kaldı ki tüm atıflar Batman karakterinin Birlik dahil dünya genelindeki itibarını gösteren oldukça önemli ve bilinir kaynaklardan oluşmaktadır. Sonuç olarak İptal Birimi ihtilaf konusu Birlik markasının, marka sahibinin yoğun kullanımı nedeniyle ilgili kamu tarafından yalnızca DC Comics’in Batman karakteri ile ilişkilendirileceği ve başka herhangi bir çizgi roman veya süper kahraman hikayesi veya franchise ile ilişkilendirilmeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
  • Bu durumda yarasa ambleminin kamu nezdinde bilinir olması ihtilafa konu markanın da ayırt edicilikten yoksunluk iddiası için bir temel oluşturmayacağı ortadadır. Hükümsüzlük talebi sahibinin bu iddiaları esas olarak Temyiz Kurulu’nun Pinokyo kararına dayanmaktadır. Ancak İptal Birimi’ne göre, marka sahibince de belirtildiği üzere “Pinokyo” kararı uyuşmazlığa uygulanabilir değildir. “Pinokyo”, çocuklara yönelik bir öykünün başlığı olup sadece bu öyküye referans eden bir ibare olarak “dile girmiştir”. Böylece marka özellikle bu öyküye atıfta bulunabilecek mallar bakımından hükümsüz kılınmıştır. Mevcut uyuşmazlıkta, marka yalnızca DC Comics’in Batman karakteriyle ilişkilendirilecektir. Zira hem görünüşte hem de davranışta onu halk tarafından tanınabilir kılan belirli özellikler taşıması, herhangi bir kurgusal karakterin özüdür. Mevcut uyuşmazlıkta tüketiciler ilgili malların marka sahibinin izniyle satışa çıkarıldığını varsayacaktır.
  • Kurgusal karakterin ‘yarasa amblemi’ taşıyan bir kostümle ilişkilendirilmesi, uyuşmazlık konusu markanın ihtilaflı malların özellikleri hakkında bilgi aktardığı anlamına gelmemelidir. Bir amblemin ticari marka olarak gerçek kullanımı, onun mallara veya ambalajlarına iliştirildiği anlamına gelir. Amblem ayırt edici olduğundan, tescil edilmemesi için yasal bir gerekçe yoktur. Markanın gerçek kullanımının değerlendirilmesi, bir geçersizlik gerekçesi değil, iptal gerekçesidir ve bu nedenle mevcut yargılamayla ilgisi yoktur.
  • Hükümsüzlük talebi sahibi ayrıca, markanın ürünlere eklendiğinde yalnızca dekoratif bir işlev göreceğini ve bu nedenle malların menşeinin bir göstergesi olarak algılanamayacağını ileri sürmüştür. İptal Birimi, markanın dekoratif bir işlevi yerine getirebilmesinin, herhangi bir ayırt edici özelliği reddetmek için tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir. Tipik dekoratif öğeler, şeritler, noktalar ve/veya herhangi bir desen türü gibi tüketicilerin ortak kullanımları nedeniyle ayırt edemediği öğelerdir. Hükümsüzlük talebine konu markanın belirli özellikleri göz önüne alındığında, tüketicilerin markayı giyim eşyaları veya diğer herhangi bir tür mal üzerine basıldığında tamamen dekoratif olarak algılayacaklarını varsaymak için hiçbir neden yoktur. Dekoratif amaçlar için kullanılsalar bile, öğeler halk tarafından ayırt edici olarak kabul edilebilir ve bu nedenle ticari bir kökene işaret edebilir.
  • Hükümsüzlük talebi sahibi uyuşmazlık konusu markanın tanımlayıcı niteliğine ilişkin argümanları ayırt edicilik iddialarının tekrarından ibarettir ve itiraz edilen işaretin ayırt edici olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Ancak, yukarıda görüldüğü gibi, marka İptal Birimi tarafından ilgili mallar için ayırt edici görülmüştür; bu nedenle, hükümsüzlük talebi sahibinin markanın tanımlayıcılığına ilişkin argümanı temelsiz bulunmuştur.

İptal Birimi’nin, 21 Mayıs 2020 tarihli kararında hükümsüzlük talebini reddetmesi üzerine hükümsüzlük talebi sahibi bu kararı temyiz etmiştir. Dosya, EUIPO 2. Temyiz Kurulu’nun önüne gelmiştir.

Hükümsüzlük talebi sahibi temyiz aşamasında önceki argümanlarını tekrar etmekle birlikte aşağıdaki iddialarda bulunmuştur:

  • Yarasa ambleminin, Batman kostümünün bir parçası olduğu, karakterin çıkışından beri açıkça ortadadır. Sembol ilgili kamu kesimince derhal, malların bir süsleme unsuru ve ürünlerin amacını veya özelliklerini belirten tanımlayıcı bir işaret olarak algılanacaktır.
  • Bir kostümün göğüs kısmındaki  markası kaynak gösterir şekilde değil, çizgi filmlerdeki orijinal Batman kostümünün bir kopyasının parçası olarak anlaşılacaktır.
  • Marka başvurusu hükümsüzlük talebinin yöneltildiği mallar bakımından kullanım sonucu ayırt edicilik (ikinci bir anlam) kazanmamıştır.
  • Marka sahibi, markasının doğrudan bir karakterle ilişkilendirmesini önlemek için hiçbir faaliyette bulunmamaktadır. Zira belirli durumlarda -markanın ticari kaynak olarak algılanmama ihtimali bulunduğunda- bu sembolleri kullanma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak marka sahibinin, bu zorunluluğa rağmen markasını TM ve ® sembolleri olmadan kullandığı görülmektedir.
  • Bu gibi durumlarda ürünler üzerinde kullanılanacak bazı ibarelerin/şekillerin marka hakkı gibi münhasır haklardan arındırılmış olması, kamu yararı gereğidir. Batman’in ünlü karakterinin telif haklarının sona ermesinden sonra herkes onun ünlü kostümüne gönderme yapan kostümler üzerinde uyuşmazlık konusu markayı kullanmakta özgür olmalıdır.

Marka sahibinin bu iddialara karşı yanıtları ise aşağıdaki şekilde olmuştur:

  • Yarasa ambleminde bulunan son derece stilize yarasa tasviri, doğası gereği ayırt edicidir ve marka sahibi tarafından mallarını diğer teşebbüslerin mallarından ayırmak için yaygın olarak kullanılmaktadır.
  • Tüketiciler yarasa amblemini marka sahibinin mallarını diğer eğlence franchise’larından ayıran bir özellik olarak görmektedir ve tüketicilere belirli mal ve hizmetlerin marka sahibi tarafından lisanslandığı bilgisi verilmektedir. Üçüncü kişiler yarasa amblemini giysiler üzerinde kullanmakta serbest olsaydı, bu durum marka sahibinin yarasa ambleminin kaynak gösterme işlevini (ve muhtemelen yatırım, reklam ve iletişim işlevlerini de) etkilerdi. Batman’in bir karakter olarak popülerliği, markayı geçersiz kılmamakta aksine kaynak gösterme işlevini güçlendirmektedir. Bu nedenle tüketiciler yarasa sembolünün kaynağını tanımakta ve DC Comics’in markası olarak güvenmektedir.
  • Markanın ayırt edicilikten yoksun olduğu düşünülse bile kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığı sunulan delillerden anlaşılacaktır.

Temyiz Kurulu yukarıda özetlenen bilgi, iddia, delil ve dokümanların ışığında temyiz talebini incelemiş ve aşağıda belirtilen gerekçelerle talebi reddetmiştir:

  • Markanın Batman’in göğsündeki sembolle ilişkilendirileceği hususu tartışmasızdır. Ancak Batman karakteri her zaman yayımcısı DC Comics ile ilişkilendirilmiştir. Hükümsüzlük talebi sahibi, uyuşmazlık konusu markanın başvuru tarihinde piyasada marka sahibinden izin alınmadan kullanıldığına dair kanıt sunmamıştır.
  • Hükümsüzlük talebi sahibi, yarasa ambleminin bir kostüm üzerinde kullanılması durumunda kaynak gösterme işlevi sağlamayacak ve orijinal Batman kostümünün süslemesi olarak anlaşılacak kadar ünlü olduğuna dair iddialarını, Adalet Divanı’nın C-48/05 sayılı Opel kararına dayandırmaktadır. Bu iddia da yine, yarasa ambleminin diğer firmalar tarafından belirtilen mallar üzerinde kullanıldığı kanıtlanmadığı için Kurul tarafından dayanaksız görülmüştür.
  • Temyiz Kurulu’na göre Batman karakterinin popülerliği markayı geçersiz kılmamaktadır, aksine yarasa ambleminin kaynak gösterme işlevini güçlendirmektedir. Tüketiciler yarasa ambleminin kaynak gösterme işlevini tanımakta ve onun DC Comics’in markası olduğuna güvenmektedir.
  • Markanın ® sembolü ile birlikte ya da sembol olmadan kullanılmasının bir önemi yoktur. Zira bu sembolün kullanımı, müşterilere işaretin marka olarak kullanıldığına ilişkin bilgi verme amaçlıdır ve isteğe bağlıdır.

Yukarıda yer verilen tüm açıklamalar ve gerekçeler doğrultusunda EUIPO Temyiz Kurulu, tescilli markanın ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle hükümsüz kılınması yönündeki talebi reddetmiştir.

Kurul tarafından incelenen bir diğer husus da hükümsüzlük talebinin kapsamına yönelik sınırlandırmanın İptal Birimi tarafından kabul edilmemesi kararına karşı yapılan itirazdır.

Hükümsüzlük talebi başlangıçta 25. sınıftaki “şapkalar ve başlıklar; ceketler; gömlekler; sweatshirtler; tişörtler; kısa bluzler; eldivenler ve tek parmaklı eldivenler; pantolonlar; kostümler; terlikler; terlik çorapları; çoraplar; tangalar; sandaletler; ayakkabı ve botlar; kumaş kemerler.” ve28. sınıftaki “maskeler (spor için olanlar hariç); tuhafiye düğmeleri; tuhafiye eşyaları ve parti şapkaları” mallarına yöneliktir.

Hükümsüzlük talebi sahibi, talep tarihinden sonraki görüşlerinde incelemenin kapsamını aşağıdaki şekilde daraltmak istemiştir:

25. sınıf: Batman karakteriyle ilgili ve/veya Batman karakterini temsil edecek şekilde giyilmesi amaçlanan kostümler, tiyatro kostümleri, maskeli balo kostümleri, dans kostümleri, Cadılar Bayramı kostümleri, karnaval kostümleri, maskeli balo kostümleri, maskeler ve/veya tam elbiseler, başlıklar, korseler, pantolonlar, tulumlar, külotlu çoraplar, kemerler, ayakkabılar, galoşlar ve pelerinler.

28. sınıf: Batman karakteriyle ilgili ve/veya Batman karakterini temsil edecek şekilde giyilmesi amaçlanan maskeler, süs düğmeleri, kotilyonlar için eşyalar ve parti şapkaları.

Hükümsüzlük talebi sahibi her ne kadar talebin kapsamını daraltma hakkına sahip olsa da güncel uyuşmazlıkta sınırlanmak istenen terimler, İptal Birimine göre tescilli markanın kapsamı ile tam olarak örtüşmemektedir. Bu çerçevedeki İptal Biriminin kapsamdaraltmayı gerekli görmediği yönündeki değerlendirmesi Kurul tarafından yerinde bulunmuştur.

Kurul’a göre “baş giysileri” terimi, “şapkalar ve başlıklar”a kıyasla daha geniş bir kategoridir. Ayrıca marka 25. sınıftaki “korseler, pantolonlar, tulumlar, külotlu çoraplar, kemerler, galoşlar ve pelerinler”  ile 28. sınıftaki “kotilyonlar için eşyalar” için tescilli değildir. Bu sebeple bu mallar üzerinde hükümsüzlük talebinde bulunulamaz.

İkinci olarak, markanın yalnızca belirlenen mallar bakımından hükümsüz kılınması durumunda, daraltmada kullanılan ifadeler hukuki belirsizliğe yol açacaktır. Bir ürünün Batman karakteriyle ilgili olup olmadığının ve/veya Batman karakterini temsil edecek şekilde giyilmesinin amaçlanıp tasarlanmadığının tanımlanması özneldir ve malların açık ve kesin bir özelliği değildir. Bir bütün olarak “kostümler”in hükümsüz kılınması, Batman karakteriyle ilgilli ve/veya Batman karakterini temsil edecek şekilde giyilmesi amaçlanan belirli kostüm türlerinin hükümsüz kılınması ile kyaslandığında, hükümsüzlük talebi sahibinin lehinedir.

Bu sebeplerle İptal Birimi’nin incelemeyi talep formunda belirtilen mallar üzerinden devam ettirmesi de, Temyiz Kurulu’nca haklı bulunmuştur.


En nihayetinde, Temyiz Kurulu hükümsüzlük talebi sahibinin itirazlarını yerinde bulmamış, itirazı reddetmiş ve İptal Biriminin kararını onamıştır. Karar çıkartılan birincil sonuç, EUIPO’ya göre,  bir işaretin popüler kültürün ünlü figürlerinden olmasının tek başına bu işaretin ayırt edicilikten yoksun bulunması için yeterli bir sebep teşkil etmeyeceğidir.

Cansu ÇATMA BİLEN

cansucatma1@gmail.com

Melike Gülşah YARDIMCI

mgulsahyardimci@gmail.com

Aralık 2021

SÖYLEŞİYORUZ # VIII- Prof. Dr. HAMDİ YASAMAN BİZLERLE!


IPR Gezgini’nin bu ayki SÖYLEŞİYORUZ  konuğu Prof. Dr. Hamdi YASAMAN. Hocamıza bizimle söyleşmeyi kabul ettiği için teşekkür ediyoruz. Bu söyleşimizi IPR Gezgini adına yazarlarımızdan  Özlem FÜTMAN gerçekleştirdi.


Ö.F- Hocam  merhabalar. Böyle bir Söyleşi yapmaktan ne kadar memnun olduğumu belirteyim önce. Fakültedeyken sizden Kıymetli Evrak dersi almıştım, şimdi bunca yılın ardından  böyle karşılıklı hasbihâl edebilmek çok güzel bir tesadüf oldu benim için, ama sizinle söyleşirken kendimi hala biraz fakültede amfideymiş gibi hissettiğimi de itiraf edeyim doğrusu! İsminiz camiamızda yakinen biliniyor elbette, kütüphanesinde sizin Marka Hukuku kitaplarınızın bulunmadığı bir ofis düşünemiyorum. Ama fırsat bu fırsat okurlarımız sizi biraz daha yakından tanısın isterim, bu minvalde önce bize kendinizi biraz tanıtmanızı istesem neler söylersiniz? Mesela nerede doğdunuz büyüdünüz, nasıl bir eğitim hayatınız oldu, nasıl zaman geçirmeyi seversiniz, kişisel zevkleriniz nelerdir? Hayat yolculuğunda  sizi en çok etkileyen kişiler kimdir (mesleki ve/veya kişisel olarak)?

H.Y– 2 Ocak 1947 tarihinde İstanbul’da doğdum. İlkokulu ve liseyi Galatasaray Lisesinde okudum. 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdim, 1972 yılında mezun oldum. 1973 yılında İÜ Hukuk Fakültesi Kara Ticareti Kürsüsüne asistan olarak girdim. 1980 yılında “İsviçre ve Fransız Hukukunda Yatırım Fonları ve Türk Hukukunda Uygulanma İmkanları” adlı tezim ile doktor; 1987 yılında “Anonim Ortaklıkların Birleşmesi” tezi ile doçent; 1992 yılında “Menkul Kıymetler Borsası Hukuku” adlı tez ile profesör oldum.

Lisede ve üniversite döneminde spor ile çok uğraştım. Futbol, basketbol ve voleybol oynadım. Galatasaray Voleybol takımında yer aldım;  ancak asistan olduğum ve görev oldukça zor olduğu için voleybolu biraz erken bırakmak zorunda kaldım. GS Lisesi okul takımı kalecisiydim. Turgay Şeren’in antrenör olduğu dönemde eski milli futbolculardan spor hocam beni Galatasaray kulübüne götürdü; bir ay Ali Sami Yen’de antrenmana çıktım. Kral Metin Oktay’ın son senesi idi. Ancak devamsızlık sebebi ile ya okul, ya da futbol arasında tercih yapmam gerekti. Ben okulu tercih ettim ve kulübü bıraktım.

Babam Ekrem Yasaman İÜ Hukuk Fakültesi mezunu idi; hakimlik yaptı, ben ve ablamın İstanbul’daki eğitimi sebebiyle emekli oldu ve vefat edene kadar avukatlık yaptı. Ben de, babamla birlikte çalışmak zevkini tattım.

1976 yılında Ceylan ile evlendim. Zeynep ve Ayşe adlı iki kız evladım var. Zeynep Paris II’de Administration Economique et Sociale’i bitirdi; daha sonra Sorbonne Hukuk Fakültesini bitirdi. Geçen yıl da “Infringement of Trademark Rights on the Internet in the European Union and Turkish Law” adlı tez ile doktor oldu. Halen benimle birlikte çalışıyor. Üçüncü nesil olarak hukukçu aile geleneğini teessüs etmiş bulunuyor. Küçük kızım Ayşe’de iç mimar oldu ve Floransa’da tasarım yüksek lisansı yaptı. Her ikisinde de birer olmak üzere 2 torunum bulunmaktadır.

Zevklerimin arasında sporun dışında, seyahat etmek ve iyi  yemek gelir. Edebiyata, müziğe  ve sinema sanatına çok merakım vardır. Gençliğimde çok kitap okudum; sinematek’e üye idim, çok film seyrettim. Müziğin her türünü severim. Klasik müzik ve caz’ı sevdiğim gibi, Türk Sanat Müziği ve Klasik Türk Pop müziğini dinlerim. Gittiğim restoranlarda müzikli olanı tercih ederim. Asistan olduktan sonra biraz edebiyattan uzak kaldım; zira hukuk ile ilgili mesleki kitapların okunması ön plana çıktı.


Ö.F– Hukuk fakültesine gitmeye nasıl karar verdiniz, akabinde akademisyenlik yapma konusundaki kararınız nasıl şekillendi ve elbette ki Fikri Mülkiyet alanında yoğunluklu çalışmaya evrilmeniz nasıl oldu?

H.Y Ben aslında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine girmek istiyordum. Galatasaray Lisesi edebiyat bölümünde geleneksel olarak hariciyeci olmak düşüncesi hakimdir. Yıllarca Galatasaray Lisesinden çok önemli hariciyeciler yetişmiştir.

GS Lisesinde en yakın arkadaşım Mehmet Ürgüplü’nün amcası eski başbakanlardan, dışişleri bakanlığı ve büyükelçilik yapmış Hayri Ürgüplü bu fikrimizi değiştiren kişi olmuştur. Bizi karşısına almış ve hariciyenin bir meslek olmadığı; bu meslekten herhangi bir şekilde ayrılmak zorunda kalındığında sorun yaşanacağını; hukuk fakültesine gidip, hariciye sınavına katılmanın dahadoğru olduğunu; kendisinin de bu şekilde hareket ettiğini söyledi. Bu önemli ve tecrübeli bir şahsiyetin fikri doğrultusunda Mehmet Ürgüplü ile ben İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdik.

O dönem yüksek lisans dersleri 3. ve 4. sınıfta alınabiliyordu. 3. sınıfta medeni hukuk ile medeni usul hukukunu seçtim. Medeni Usul Hukukunda Prof. Dr. Yavuz Alangoya “Dava Şartları” adlı görevimi çok beğendi, henüz 3. sınıf talebesi olmama rağmen, fakülteyi bitirmiş birçok lisans yapanlardan daha iyi çalışma olduğunu söyledi  ve bana asistanlık teklif etti. Bu benim gururumu yüceltti ve bu tekliften sonra akademisyen olmaya karar verdim.

Fakülteyi bitirdikten sonra Medeni Usul Hukuku kürsüsü bana kadro bulmak için çok uğraştı, ancak kadro bulunamadı. Bunun üzerine İsviçre’de Cenevre Hukuk Fakültesinde doktora yapmaya karar verdim. Cenevre Hukuk Fakültesine kaydımı yaptırdım; o dönemde Galatasaray Kulübünde voleybol oynuyordum. İsviçre’de Servette kulübüne transferim konuşuldu ve buradan alacağım para ile de oradaki eğitimimi ve yaşantımı sürdürecektim. Döviz tahsisimi almak için Maliye Bakanlığı Kambiyo Müdürlüğüne gitmek üzere Kadıköy-Karaköy vapuruna bindim; burada İÜ Hukuk Fakültesinden Doç. Dr. Hüseyin Ülgen ile asistan Ömer Teoman’a rastladım. Medeni Usul Hukukunda kadro bulamadığım için İsviçre’ye gideceğimi söylediğimde, Ticaret Hukuku kürsüsündeki bayan asistanın bir hariciyeci ile evlendiği ve yurtdışına gittiği ve bir kadronun bulunduğunu söylediler. En iyi arkadaşlarımdan Mehmet Okur’un ağabeyi Av. Dr. Yiğit Okur bana Reha Poroy’dan randevu aldı. Reha Poroy ile görüştüm; talebe iken yüksek lisansta Prof. Dr. Ünal Tekinalp’den ders alıp, ona da güzel bir çalışma yapmış idim. Ünal Tekinalp ile telefon ile konuştu ve benim asistanı olmamı istedi. Bu şekilde, İsviçre’den vazgeçerek İÜ Hukuk Fakültesine girdim. Hariciyeci olamadım; ancak bir hariciyecinin ticaret hukuku asistanı ile evlenmesi vesilesi ile kadro buldum.

Fikri Hukuk, Ticaret Hukuku ana bilim dalı kapsamında idi. Seçimlik ders olarak okutuluyordu. Bu sebeple, fikri hukuk ile ticaret hukuku kürsüsüne girmem ile tanıştım. İlk önceleri daha çok Sermaye Piyasası Hukuku ile ilgilendim ve doktora tezimi bu alanda yazdım. Daha sonra, bu hukuk dalına olan ilgim arttı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bu dersi verdim.


Ö.F– KHK’ler döneminden yani 1995’ten başlayarak fikri haklar alanında önemli yol aldık, gelişme fikri mülkiyetin özellikle sınai haklar alanında yoğunlaştı ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun kabulü de önemli aşamalardan biri oldu. Siz alanın tecrübeli isimlerinden olarak geçilen yolu ve vardığımız noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye iyi yol aldı mı bu süreçte?

H.Y Avrupa Birliği Hukuku ile uyumlaştırma hareketi ile Gümrük Birliğine girme koşulu olarak Avrupa Birliğinin zorlaması ile 1995 yılında Kanun Hükmünde Kararnameler ile sınai mülkiyet hukuku düzenlendi. Avrupa Topluluğu-Türkiye Ortaklık Konseyinin 6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı  kararında Türkiye, Avrupa Topluluğunda yürürlükte bulunan koruma düzeyine eşit koruma düzeyini teminat altına alarak fikri, sınai mülkiyet haklarını etkin bir şekilde korumayı kabul etmiştir. Bu bağlamda, 27.6.1995 tarih ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında KHK; 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK; 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması hakkında KHK; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’lar yürürlüğe konulmuştur. Ancak bu süreç içinde, KHK’nin uygulanmasında birçok sorun çıkmış ve bazı maddeleri, bilhassa mülkiyetin KHK ile kaldırılamayacağı ve KHK ile ceza verilemeyeceği gerekçeleri ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

KHK’ların Kanun haline gelmesi 21 yıl sonra 22.12.2016 tarih ve 6769 Sınai Mülkiyet Kanunu ile gerçekleşti. Kanun ile belirtilen sorunların ortadan kalkacağı bir vakıadır. Bunun gibi, AB mevzuatında bu dönem içinde yapılan değişiklikler de, AB hukukuna uyum sağlama süreci içinde, bu Kanunla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Yapılan birçok değişiklik ve yeni hükümler AB ile uyumun sağlanması amacı ile yapılmıştır.

Örneğin, marka olabilecek işaretler olarak konvansiyonel olmayan marka türlerinin tescilinin önü açılmış, renkler ve sesler açıkça madde hükmünde yer verilmiş ve AB ile uyumlu olarak çizimle görüntülenebilme yani grafik temsil şartı kaldırılarak işaretin açık ve kesin olarak anlaşılabilecek şekilde sicilde gösterilme şartı getirilmiştir. Bunun gibi marka tescilinde mutlak ve nispi ret sebepleri de güncellenmiştir. Yeni müesseseler Kanun’a dahil edilmiş, kullanmama def’i/kullanım ispatı talebi, muvafakatname, marka tescilli olduğu sürece tecavüz teşkil etmez savunmasını ortadan kaldıran m.155 gibi.

Gelinen nokta itibari ile Türkiye’nin sınai mülkiyet alanında önemli gelişmeler gösterdiğini söyleyebiliriz. Tabii hala içinin doldurulması gereken noktalar var. Bu noktada da özellikle AB Adalet Divanı’nın içtihatları önem arz ediyor. Sayfalarca karar yazıyorlar, hepsi uzun uzun gerekçeli, somut olay ile ilgili mevzuattan başlayıp içtihata kadar çok bilgi veriliyor, çok öğretici oluyor. Bunlardan faydalanmamız gerekir. 


Ö.F– Üçüncü sorunun devamı olarak şunu sormak isterim; geçtiğimiz aşamalara rağmen sizce fikri haklar konusunda, mevzuat alanındaki eksiklikler de dahil olmak üzere, sistemin nerelerinde hala iyileştirmeler gerekiyor, sizce sistemin nereleri diğer bölümlere göre daha iyi çalışıyor?

H.Y Mevzuat bakımından, belirttiğim üzere her ne kadar önemli gelişmeler söz konusu ise de, sorunlu noktalar hala var. Örneğin, marka hukuku ile ilgili olarak, SMK madde 5/1-ç hükmüne göre, “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler” mutlak ret nedeni olarak sayılmakta. Ancak, bu hükmün nispi ret sebepleri arasında yer alması gerekirdi. Keza bu, önceki hakka bağlı bir ret sebebi olmalıdır. Belki de marka sahibi başkasının da aynı markayı kullanmasına bir itirazı yok. Ayrıca, marka başvurusu yapan kişi, üçüncü kişinin itirazı ile karşılaştığında, SMK md.19/2’ye göre “kullanım ispatı” talep edebiliyor. Oysa, önceki bir marka eğer mutlak ret sebebi yapılırsa, marka 5 yıl, 10 yıl kullanılmamış olsa dahi, markası itiraza uğrayan kişinin kendisini savunma hakkı ve “kullanım ispatı” talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bundan dolayı, önceki marka ile aynı markanın varlığı, mutlak değil, nispi ret sebebi olmalıdır. Bu hükmün SMK madde 5/1-ç’den kaldırılması gerekir. Bunun gibi, markanın 5 yıl boyunca kullanılmaması halinde markanın iptalinin talep edilmesi bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2017 tarihli kararından sadece 4 gün sonra 10.01.2017 tarihli SMK ile tekrar getirildi. Bu konuda, 5 yıllık kullanmama süresinin 10.01.2017 tarihinden itibaren mi başlayacağı, yoksa bundan önceki tarihte mi başlayacağı konusunda birçok tartışmalar ve tereddütler yaşandı. Bundan dolayı Kanuna bir hükmün konulması gerekirken konulmadı ve tereddütler kesin bir dille çözülemedi. Olay yine Yargı’ya bırakıldı. Oysa en başta bir madde eklenseydi, yıllarca süren bu belirsizlik sona ererdi.

Patent Hukuku ile ilgili de en büyük sorunlardan birisi, “Üniversite-Sanayi” işbirliklerinde üniversite hocalarının meydana getirdikleri buluşlar üzerindeki hak sahipliğinin tespitidir. SMK madde 121/9 hükmü, hak sahipliğinin sözleşmeler ile düzenlenmesine izin vermiştir. Oysa gerçekte bu konuda büyük sorunlar yaşanıyor. Sanayi kuruluşları, işbirliği sonucunda çıkan buluşun üzerindeki kullanım ve ticarileştirme haklarının kendilerinde olmasını istiyor. Diğer yandan öğretim üyesi, genel olarak buluşun Sanayi kuruluşuna geçmesi konusunda izin vermektedir. Buradaki sorun, Üniversitelerin de buluş üzerinde tam hak sahipliği istemeleridir. Gerçekte buluşu ticarete dökebilecek olan kişi Sanayi  kuruluşudur;  ancak üniversite tam hak sahipliği konusunda ısrar edince, taraflar arasında kopukluklar ve sorunlar baş göstermektedir. Fikrimce, buluşun sanayi kuruluşu tarafından ticarileştirilmesi en doğru yaklaşımdır, bunun yanında Üniversite’ye satışlardan pay verilebilir. Alternatif olarak patent sahipliği konusunda ortaklık ve ticarileştirme konusunda Sanayi kuruluşuna münhasır bir hakkın verilmesi de kabul edilebilecek makul bir çözümdür.

Bunun gibi, ilaç patentleri konusunda, hala kesinlik kazanmayan bir konu: ikinci tıbbi kullanım konusu. İkinci tıbbi kullanım konusunda SMK’da da bir açıklık olmamakla beraber, bu konuda hala yayınlanmasını beklediğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı bulunmaktadır.

İlaçlar hakkında zorunlu lisansa bazı çok kritik hallerde ihtiyaç duyulabilir. Bu konuda Türkiye’de Covid hastalığı sırasında dahi zorunlu lisans hakkı işletilmedi. Bu yetki gerçekten de çok sınırlı olarak verilen bir yetki olmakla beraber, yine de acil durumlarda başvurulabilecek bir yoldur.

Özellikle patente veya endüstriyel tasarıma ilişkin koruma süresini dolduran buluşlarla ve tasarımlar ilgili olarak şirketler, marka tescil başvuruları yapmaya çalışmaktadır. Oysa bu fikri hakların koruma alanları farklıdır. En son olarak İsviçre Federal Mahkemesi tarafından 7 Eylül 2021 yılında verilen karar, patent koruması sona eren Nespresso kapsülüne ilişkin olarak Nestle şirketinin marka almasına ilişkin karardı. Bu kararda da patentin ve markanın koruma konuları ayrıştırıldı ve koruması sona eren patent için marka korumasının tanınmaması gerektiğine hükmedilerek, markanın hükümsüzlüğüne karar verildi. Bu sorun Türkiye’de  olduğu kadar bütün dünyada da mevcuttur. Patent ve tasarım gibi haklara ilişkin korumanın süreyle sınırlı olmasından dolayı, şirketlerin patente veya tasarıma konu olan hakkı marka ile korumaya çalışmaktadır. Bu sorunun Mahkemeler aracılığı ile çözülmesi gerekiyor. Mahkemelerin bu gibi ihlallere geçit vermemesi gerekir.

Konuya sistemsel olarak baktığımızda, Türkiye’de konusunda uzman hakim sayısı çok olmadığından, gerek ilk derecede, gerek istinaf ve Yargıtay seviyesinde, AB’deki gibi gerekçeli, belirli bir mantık silsilesi içerisinde ihtilafa konu uyuşmazlık ile ilgili derinlemesine bir inceleme içeren kararlar çıkmadığını görüyoruz. Böylelikle yeni gelişmeler karşısında mevzuatın uygulanması anında adaletsiz kararlar çıktığı gibi, içtihat da oluşmuyor. Dosyalar halen bilirkişi raporlarının ışığında karara bağlanıyor. Bu bakımdan, uygulamada, akademisyenler arasında fikri ve sınai mülkiyet konusunda önemli çalışmalar yapılmakta ise de, karar mercilerinde yer alan hakimlerin de bu konuda uzmanlaşmasının bu alanın gelişmesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Bundan yıllarca önce seçilen 10 hakim Avrupa’da eğitime ve araştırmaya gönderildi. Bu hakimler Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerinde büyük performans gösterdiler. AB Adalet Divanı emsalinde kararlara imza attılar. Bunlardan Uğur Çolak, “Türk Marka Hukuku” adlı çok önemli temel bir kitap yazdı. Bunun 4. basısı yapıldı. Canan Küçükali “Fikri Hakların İhlalinden Kaynaklanan Tazminat Davası” adlı tezi ile doktor oldu. Levent Yavuz/Türkay Alıca/Fethi Merdivan, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu” adlı 2 ciltlik 2944 sahifelik önemli bir eser verdiler. Ne yazık ki, bir defa yapılan bu Avrupa’daki eğitim sonraki yıllarda devam etmedi. Son yıllarda gerçekleşen hakim tayinlerindeki aksaklıklar sebebiyle birçok hakim uzman olunmayan mahkemelere tayin edildiler veya emekli olmayı tercih ettiler. Bunun Devletin büyük hatası ve kaybı olduğunu düşünüyorum.


Ö.F– Bir akademisyen olarak akademi dünyasını Fikri Mülkiyet alanında nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu artılarıyla-eksileriyle soruyorum. Sizin akademisyenliğe başladığınız zamanla şimdiki zaman arasında nasıl farklılıklar görüyorsunuz?

H.Y Ben akademisyenliğe başladığım zaman (1973) fikri hukuk alanında çalışan hemen hemen hiç kimse yoktu. İÜ Hukuk Fakültesinde Prof. Dr. Reha Poroy’un teksir halindeki Fikri Hukuk Ders notları okutuluyordu.

O günden bugüne kadar Fikri Hukuk alanında çok büyük gelişmeler oldu. Bu alana gerek öğrenciler tarafından, gerek uygulamada ilgi arttı ve bu konuda yazılan eserler çığ gibi arttı. 2004 yılında yayınladığımız Marka Hukuku 556 sayılı KHM Şerhi’deki bibliyografyada zikrettiğimiz eserlerin sayısına baktığımızda 2021 yalında yayınladığımız Sınai Mülkiyet Hukuku Şerhi’ndeki zikrettiğimiz eser sayısında önemli artış görülmektedir. Bu dönemde temel kitapların yanında birçok doktora tezi yazıldı. İÜ Hukuk Fakültesinde 1000-1200 kişi olan sınıfta 15-20 talebe fikri hukuku seçerken, bugün bu sayı çok arttı; GSÜ Hukuk Fakültesinde hemen hemen bütün öğrenciler bu dersi seçmektedir.


Ö.F– Bizden önceki ve hatta bizim jenerasyonumuza göre ben bugünün öğrencilerini daha şanslı görüyorum, mesela bilgi kaynağına ulaşma konusunda sayısız imkana sahipler. Peki sizce öğrenciler arasında Fikri Mülkiyete yaklaşım nasıl? Bu alana olan ilgi düzeylerini nasıl buluyorsunuz? Camiamızı öğrenciler açısından daha  çekici kılmak için sizce neler yapılabilir?  Ve genel olarak öğrenciler arasında Fikri Mülkiyet konusunda kariyer yapmak isteyenlere tavsiyeleriniz olur mu? 

H.Y Fikri ve Sınai Mülkiyet hakları konusunda büyük gelişme oldu ve bu alana ilgi çok arttı. Üniversitedeki öğrencilerin çoğunluğu  bu dersi seçmektedir. Bu konuda yüksek lisans programları yapılmakta ve bu dersler de rağbet görmektedir. Bazı fakültelerde fikri hukuk mecburi ders haline geldi. Bunun diğer hukuk fakültelerine de yayılacağına inanıyorum. Doktrinde bu konuda genel eserler, monografiler ve makale adedinde büyük artış oldu. Fikri haklar konusunda birçok sempozyum ve paneller yapıldı.

Bu konuda kariyer yapmak isteyenler için bu doktrin çalışmaları çok büyük bir kaynak. Lisanı olan öğrencilerin yabancı doktrin ve mahkeme kararlarını takip etmeleri gerekir. İmkanları olursa, yüksek lisans veya doktoralarını Avrupa ya da ABD’deki hukuk fakültelerinde yapmalarını öneririm. Bu hem lisanlarının pekişmesini, hem de vizyonlarının genişlemesini sağlayacaktır. Ayrıca bu alanda kariyer yapmak isteyenlerin son dönemlerde hayatımıza giren e-ticaret, internet, NFT vs. gibi teknolojik gelişmeler ışığında fikri mülkiyeti ele almalarını tavsiye ederim.


 Ö.F– Yaklaşık iki yıldır insanlık Covid19 pandemisi ile uğraşıyor. Gördüğüm kadarıyla bir hayli ilerleme kaydettik virüse karşı. Ancak nihayetinde bu işten etkilendiğimiz de aşikar. Pandemi sizi ve çalışma hayatınızı nasıl etkiledi? Bu süreci nasıl geçirdiniz, geçiriyorsunuz? Bunu hem kişisel anlamda hem de mesleki açıdan soruyorum. Gerçi benim gördüğüm kadarıyla siz bu süreci çok efektif geçirmişsiniz çünkü çok yakın zamanda Marka Hukuku şerhinizin yeni basımı çıktı! Bu kitabınızda diğerlerinden farklı olarak ağırlık verdiğiniz bir husus oldu mu?

H.Y SMK Şerhi Ekim 2021’de 3 cilt halinde  çıktı, sadece marka hükümleri ile ilgili maddeler ve sınai mülkiyet hakları ile ilgili ortak hükümler var. Bu şerh tasarımlar ve patentlerle ilgili hükümlerin şerhi ile devam edecek ve SMK Şerhi tamamlanmış olacak.

Pandemi döneminin bize şu faydası oldu. Bu dönemde dersler online yapıldığı ve davaların olmadığı  dönemde mesaimizin hemen hemen tümünü bu şerhin yazılmasına hasrettik. Bu da, şerhin kapsamını ve içeriğini olumlu etkiledi ve 3472 sahifelik bir eser ortaya çıktı.


Ö.F– Marka Hukuku şerhinizin bu son basımında IPR Gezgini’nde yayımlanmış yazılara da atıflar gördük ve bu bizi çok mutlu etti. IPR Gezgini’ni düzenli takip ediyor musunuz yoksa şerh için hazırlık aşamasındaki taramada mı baktınız?  Sizce sitenin Türkiye’de fikri haklar alanına etkileri, olumlu veya olumsuz boyutlarıyla, ne yönde? Alana daha fazla katkı sağlamak için bizlere öneri veya tavsiyeleriniz olur mu?

H.Y Şerhin hazırlanmasından önce de takip ediyorduk, özellikle ABAD kararlarından haberdar olmamız, güncel kararları takip edebilmemiz adına çok faydalı yazılar var IPR Gezgininde. Newsletter’ına üye olduğumuz için güncel yazılar mail olarak da geliyor, iyi oluyor. Böyle blog tarzı fikri mülkiyet hukuku alanında yurt dışında da örneklerini takip ediyoruz. Türkiye’de böyle bir platformun olmasını çok yararlı görüyorum. Artık sosyal medyanın da yardımıyla burada yayınlanan yazıların geniş kitlelere erişilebiliyor olması daha da iyi oluyor gerek bu alanda çalışanlar gerekse bu alana ilgi duyanlar için. Biz de internet sitemizde özellikle fikri mülkiyet alanında yazılara başlamıştık ama SMK Şerhi’nin çalışmaları çok yoğun olduğundan biraz aksattık, kitabın yayınlanması ile sitemizde Blog kısmında gerek fikri mülkiyet, gerek diğer hukuk alanlarında yazılarımıza biz de devam edeceğiz. Bu şekilde daha geniş kitlelerin konu hakkında bilgi sahibi olması daha kolay ve pratik oluyor.



Sayın Hocamıza bize ayırdığı vakit ve verdiği samimi yanıtlar için çok teşekkür ediyoruz. SÖYLEŞİYORUZ ilerleyen günlerde camiamıza katkı veren başka değerli isimlerle devam edecek. Takipte kalın!

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

SÖYLEŞİYORUZ #VIII – 30 Kasım’da Sizlerle – Konuğumuz Prof. Dr. HAMDİ YASAMAN

IPR Gezgini’nin Türkiye’de fikri haklar alanına katkı vermiş önemli isimlerle söyleşileri devam ediyor.

SÖYLEŞİYORUZ’un Kasım  ayı konuğu fikri haklar dünyamızın önemli isimlerinden Prof. Dr. Hamdi Yasaman .

Üç ciltlik SMK Şerhi Ekim ayında yayımlanan ve çoğumuzun kütüphanesinde yerini alan Hocamızla yaptığımız söyleşinin böyle bir zamanlamaya denk gelmesi mutluluk verici oldu.    

Profesör Dr. Hamdi Yasaman’ın IPR Gezgini adına Özlem FÜTMAN’ın yönelttiği soruları yanıtladığı söyleşi 30 Kasım Salı günü sizinle buluşacak.

Hocamıza  verdiği içten yanıtlar için teşekkür ediyor ve tüm okurlarımızı bu keyifli söyleşiyi okumak için 30 Kasım Salı günü IPR Gezgini’ne davet ediyoruz.

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

NFT ve SANAL MÜLKİYET

Non-fungible token (NFT) definition | Currency.com


Son on yıldır özellikle finansal teknolojiler alanında adını duyduğumuz blokzincir (blockchain) kavramı, ‘’Code is new art&code ise new money’’ (Kod yeni sanat & kod yeni para) anlayışı ile sanat alanında da başrole geçmek üzere. Dijital ortamdaki içerikler üzerinde mülkiyet hakkı yaratma arzusundan doğan NFT’ler diğer kripto varlıklardan farklı olarak ‘’biriciklik’’ unsurunu barındırdığı için sanat eseri olarak nitelendirilebiliyor. Dünyada ve ülkemizde birçok ünlü sanatçı ve markanın kullanmaya başladığı bu token kişisel verilerin korunması, telif hakları, devir sorunu ve vergilendirmeye tabi olup olmaması gibi birçok hukuki problem barındırıyor.



Herhangi bir otoriteye bağlı olmayan ve internet aracılığı ile kullanılan kripto paranın aksine ‘’token’’ mevcut bir kripto para biriminin blokzincirine bağlıdır. Adını çok sık duyduğumuz Bitcoin, Ethereum gibi kripto paralar ile NFT (Non-Fungible Tokens) arasındaki temel fark burada kendisini gösterir. Bir diğer ayırt edici fark ise kripto paraların misli olmasıdır. Kripto paralar birbirleri yerine ikame edilebilir ve tükenmez niteliktedir ancak Türkçeye misli olmayan kripto varlıklar olarak çevirebileceğimiz NFT’ler birbirlerine benzemeyen, eşsiz olarak nitelendirilen varlıklardır. NFT bölünemez, silinemez ve değiştirilemez olduğundan dijital ortamda üretilen bir içeriğin teklik ve orijinalliğine dair belge vasfındadır. Tablo, heykel, kitap gibi fiziki tüm sanat eserleri NFT’ye dönüştürülerek artık yeni bir ‘’pazar’’ olan Kripto/Dijital Sanat kapsamına girebilir. Herhangi bir ana ait video görüntüleri, ses kayıtları, dijital platformlarda paylaşılan fotoğraflar, birçok ünlü markanın tasarladığı sanal ayakkabı-çantalar ve hatta atılan bir Tweet dahi bu pazarda yer bulabilir.

Telif Hakkı Bakımından Kripto/Dijital Sanat

Kripto/Dijital Sanat kavramını 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” bağlamında değerlendirmek gerekir. FSEK, ilim ve edebiyat eserlerini, musiki eserlerini, güzel sanat eserlerini, sinema eserlerini ve bunların yanında mektup, portre, ad ve alamet gibi eser konumunda olmayan konuları koruma kapsamına almaktadır. Söz konusu korunan haklar eser sahibinin manevi ve mali haklarıdır. Eser sahibi ise örneğin bir heykeli meydana getiren, veri tabanına kodları yazan, fotoğrafı çeken yanı eseri meydana getiren kişidir.

Bununla beraber ortaya konulan bir ürünün eser sayılması için belli şartlar ön görülmüştür. Eser onu meydana getiren kişinin özelliklerini barındırmalı, sahibinin hususiyetini taşımalıdır. Maddi bir varlığı olmalıdır, henüz fikir aşamasındaki bir ürün diğer şartları sağlasa dahi FSEK kapsamında eser sayılamaz. Son olarak ise kanunda bahsedilen ve yukarıda sayılmış olan eser türlerinden birinin kapsamına girmelidir.

NFT olarak sanal ortamda bulunan bir sanat eserinin sahibi blockchain teknolojisi ile doğrudan tespit edilebilmektedir. Dolayısıyla bir eserin kime ait olduğunun tespiti oldukça kolaydır kaldı ki blockchain sayesinde herhangi bir eserin taklit edilmesi mümkün değildir. Eserin orijinalliği sabittir. Bir ürünün sanal ortamdaki halinin -bu amaç için geliştirilen uygulamalar kullanılarak- NFT’ye dönüştürülmesinden itibaren ürünün sanal ortamdaki maddi varlığı saptanmış olur. NFT bunu gösteren belge niteliğindedir. Son olarak ise sahibinin özelliklerini taşıması ve tek olması sebebi ile NFT’ler eser vasfını haizdir. Dolayısıyla NFT olarak hazırlanmış ya da NFT’ye dönüştürülmüş eserler gerek Türk hukuku gerek uluslararası mevzuat gereği eser olarak kabul edilir ve hukuki korumaya sahiptir.

Eser üzerindeki manevi haklar eser sahibine ait olmakla birlikte eser üzerindeki işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim hakkı gibi mali haklar eser ile birlikte süreli veya süresiz olarak devredilebilir. Bir satım işlemi söz konusu olduğunda mali hakların durumu eser sahibi ve satın alan arasında belirlenmelidir. NFT’lenen eser için de durum benzerdir. Eserin satılması ile telif hakkı sahibi değişmez, eser sahibi haklarının kullanımını lisans sözleşmesi ile devretmediği sürece satın alan yalnızca NFT’lenmiş eserin kendisini satın almış olacaktır.

Dijital ortamda var olmayan ve var olma amacı ile yapılmayan fiziki eserlerin de NFT haline getirilmesi mümkündür. Eserin mali haklarına sahip olan kişi NFT şeklini üretme hakkına sahiptir ancak eserin yalnızca NFT’sine sahip olmak fiziki hali üzerinde mülkiyet hakkı vermez. Buradan anlaşılacağı üzere bir kişi başkasının eserini NFT’ye dönüştürebilir ama telif hakkı sahibi kimseden bunun için izin alması gerekir.

NFT’lerin Akıllı Sözleşmeye Bağlı Olması

Eser hakkındaki önemli konulardan biri mali hakların geçişi sırasında hak sahiplerini korumaktır. Kripto/Dijital eserin devri mümkün olduğundan bu durum NFT’ler içinde geçerli bir sorundur. NFT eser sahibi bu tür eserlerin aslının satıldığı siteler ile blokzinciri bazlı akıllı sözleşme yaparak eserin her el değiştirmesinden haberdar olup ödemeden pay alabilir. FSEK madde 45’de yer verilen ‘’Güzel sanat eserlerinin satış bedellerinden pay verilmesi’’ düzenlemesi de bu duruma hukuki dayanak sağlamaktadır. Bu durum NFT’lenmiş eserin, eser sahibinden hiçbir zaman kopmamasının ve eser sahibinin kodlarla sabit olmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkar.

Vergilendirme Sorunu

Ticari faaliyet alanı fark etmeksizin gelir elde eden her vatandaş bunun vergisini ödemekle yükümlü tutulmaktadır. Vergilerin çeşitleri, ödenmesi gereken dönemler, verilmesi gereken verginin oranları kanunla düzenlenmiş durumdadır ve ülkemizde vergide beyan usulü benimsenmiştir. Kripto para dünyası diğer birçok alanda olduğu gibi Vergi Hukuku açısından da henüz bir düzenleme içermemektedir. Durum böyle iken henüz Türk Hukuku tarafından resmi olarak tanımı yapılmayan NFT’lerin vergilendirme yöntemi için yorum yapmak güçtür. Ayrıca hem kripto para borsalarının hem de NFT’lerin uluslararası çapta işlem görmesi de bu durumu zorlaştırmaktadır.

Kripto para birimlerinin ödeme yöntemi olarak yıllardır kullanıldığı ABD’de, ABD Gelir İdaresi kripto para kullanılarak alım yapılan NFT’lerin vergisinin ödeneceğini bildirmiştir. Bu düzenleme yalnızca ABD sınırları içerisinde geçerli olduğundan şu ana kadar dünyanın birçok yerinde gerçekleşen milyonlarca dolar değerindeki satışlardan vergi elde edilmemiştir.

Uyuşmazlıkların Çözüm Yöntemi

NFT’nin bir eser olarak nitelendirilmesi ve NFT eserin sahibinin, FSEK kapsamındaki eser sahibi hükmünde olması sebebi ile doğabilecek uyuşmazlıkların da FSEK kapsamında çözümlenmesi gerekir. Eser sahibinin mali ve manevi haklarının ihlali söz konusu olduğunda hak sahiplerinin açabileceği davalar mevcuttur. Söz konusu ihlalin tespiti için tespit davası açılabilir, henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşeceğine dair şüphe olan hallerde ihlalin önlenmesi için tecavüzün men’i davası, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmeye devam eden ihlaller durumunda ise tecavüzün ref’i davası açılabilir. Diğer yandan zarar meydana gelmiş ise her zaman maddi ve manevi tazminat davaları açmak mümkündür.

Beste BAYRAK

Kasım 2021

bayrakbeste@gmail.com


Kaynakça

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2005-57-130

https://fikrimulkiyet.com/nft-sanat-eserleri-ve-telif-hukuku/

https://teknolojihukuk.com/dijital-dunyada-yeni-donem-nft-non-fungible-token/

http://www.tilegal.com/Assets/Upload/nft.pdf

https://mihci.av.tr/nft-fikri-mulkiyet-hukuku/

COĞRAFİ YER ADLARININ TANIMLAYICILIĞI – EUIPO TEMYİZ KURULU BÜYÜK KURULU “INMOBILIARIA PORTIXOL” KARARI

Portixol | Neighborhood Guide


Bu yazı ilk olarak Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Türkiye)’nin Fikri Gündem dergisinin Kasım 2021 tarihli 21. sayısında yayımlanmıştır. (Bkz.: https://www.aippiturkey.org/fikri-gundem/)



A- GİRİŞ

Münhasıran coğrafi yer adlarından oluşan veya coğrafi yer adlarını asli ayırt edici unsur olarak marka tescil başvurularının hangi hallerde tanımlayıcı markalar olarak kabul edileceği, marka incelemesinin tartışmalı alanlarından birisini oluşturmaktadır.

Bu yazıda incelenecek olan Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Temyiz Kurulu Büyük Kurulu “INMOBILIARIA PORTIXOL” kararında; konu, tescili talep edilen coğrafi yer adının kamunun ilgili kesimince bilinirlik düzeyinin ne olması gerektiği sorusu ekseninde incelenmiş ve EUIPO Temyiz Kurulu uygulamasını birleştirme yönünde bir adım atılmıştır. Yazıda belirtilen karar, arka planı ve gerekçeleri çerçevesinde detaylarıyla aktarılmaya çalışılacaktır. 

B- HÜKÜMSÜZLÜĞÜ TALEP EDİLEN MARKA ve EUIPO İPTAL BİRİMİ İNCELEMESİ

26 Kasım 2013 tarihinde Concominvest SLU tarafından “INMOBILIARIA PORTIXOL” kelime markasının 36. sınıftaki “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” bakımından tescili için başvuru yapılmıştır. 11 Nisan 2014 tarihinde bu başvuru tescil edilmiştir.

12 Haziran 2015 tarihine gelindiğinde, Mallorca Mietboerse S.L. tarafından söz konusu markanın tescilli olduğu tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğü talep edilmiştir. Hükümsüzlük talebinin dayandırıldığı sebeplerin başında; “PORTIXOL” ibaresinin İspanya’nın Palma de Mallorca şehrinde bulunan eski bir yerleşim yerinin adı olması ve bu yerin, bu bölgeden taşınmaz satın almak isteyen yabancılar tarafından da oldukça iyi bilinen bir yer olmasından dolayı “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” bakımından tanımlayıcı olması ve ayırt ediciliğe sahip olmaması iddiaları gelmektedir.

Hükümsüzlük talebinde söz konusu markanın sadece hizmetin verildiği coğrafi yere atıfta bulunduğu ve kullanılan grafik unsurların da markaya ayırt edicilik kazandırmadığı belirtilmiştir. “Emlakçı” anlamına gelen “INMOBILIARIA” kelimesi ile bir coğrafi yer adı olan “PORTIXOL” kelimesinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan “INMOBILIARIA PORTIXOL” ibaresi; hükümsüzlük talebi sahibine göre, aynı hizmetle iştigal eden üçüncü kişilerin kendi işleri kapsamında genel bir ifadeyi kullanmasını engelleyeceğinden, tek bir kişinin tekeline verilemeyecek niteliktedir ve tescil edilmesi hukuka aykırıdır. Ayrıca Mallorca Mietboerse S.L, 15 yılı aşkın süredir bu ibareyi kullanarak hizmet verdiğini ve marka sahibinin bundan haberdar olarak aynı sektörde aynı ibarenin tescilini talep ettiğini bu sebeple, kötü niyetli olduğunu da vurgulamıştır. Talep sahibi, belirtmiş olduğumuz iddiaları kanıtlamak adına birçok delil sunulmuştur.

İptal Birimi tüm iddiaları, sunulan delilleri ve bunlara karşı verilmiş olan cevapları incelemiş ve 17 Aralık 2015 tarihinde bir karar vermiştir. Bu karar sonucunda;

Tanımlayıcılık ve ayırt edicilik bakımından

  • Sunulan deliller ile markayı oluşturan ibarelerden coğrafi yer adı olan “PORTIXOL”’un, halk arasında yaygın olarak bilindiğine dair bir kanı oluşmadığına ve bu yaygın bilinirlik ve kullanımın kanıtlanamadığına karar verilmiştir.
  • Ayrıca tescil kapsamındaki “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” ile markanın arasındaki ilişkiyi kanıtlamak amacıyla sunulan delillerin, hizmetler ile marka arasındaki ilintiyi ve ileride tüketiciler bakımından ortaya çıkabilecek olan ilişkilendirmeye dair öngörülebilir bir tehlikenin söz konusu olduğunu ispat edecek yeterlilikte olmadığı belirtilmiştir. “PORTIXOL” ibaresinin de “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” ile doğrudan bağlantılı olmadığı ve bu ibareyi gören tüketicilerin aklında “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri”nin canlanmadığı kanısına varılmıştır.

Her ne kadar “INMOBILIARIA” ibaresi taşıdığı anlam gereği “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” bakımından tanımlayıcı olsa da incelemeye konu markanın bütünsel olarak incelenmesi gerektiğinden markanın tanımlayıcı olmadığına ve ayırt edici olduğunun kabulüne karar verilmiştir.

Kötü niyet iddiaları bakımından

Kötü niyetin kabul edilmesi için aranan koşulların oluşmadığı ve Mallorca Mietboerse S.L. tarafından kötü niyetin yeterli deliller ile kanıtlanmadığı görüldüğünden bu iddianın da reddine karar verilmiştir.

Tescilsiz kullanıma dayalı hak sahipliği iddiaları bakımından

Mallorca Mietboerse S.L., tescilsiz kullanımına ve korunmasına ilişkin koşullar hakkında hiçbir bilgi vermediğinden, dayanmış olduğu iddialarını kanıtlayamamıştır. Bu nedenle söz konusu iddia reddedilmiştir.

C- TEMYİZ KURULU BÜYÜK KURULU İNCELEMESİ

16 Şubat 2016 tarihinde Mallorca Mietboerse S.L. aleyhine verilmiş olan karara karşı itiraz etmiştir. Bu aşamada İptal Birimine sunulan deliller tekrar sunulmuş ve markanın tanımlayıcı olduğuna, ayırt edici olmadığına ilişkin iddialar ile kötü niyet iddiası yinelenmiştir. Sunulan tüm bilgi ve belgeler ışığında Temyiz Kurulu inceleme aşamasına geçmiştir.

İtirazın havale edildiği EUIPO 1. Temyiz Kurulu, münhasıran coğrafi yer adlarından oluşan veya bir coğrafi yer adını ayırt edici unsur olarak içeren markaların tanımlayıcılığı hakkında önceden verilmiş birbirleriyle çelişen kararların varlığını tespit ettiğinden ve bu konuda bir uygulama birliğinin bulunmadığını tespit ettiğinden, itiraz hakkında bir karar vermeden itilafı EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu’na iletmiştir.

Bu noktada, Grand Board olarak da anılan EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu’nun, dokuz üyeden oluşan ve Temyiz Kurullarının çözümlemekte güçlük çektiği, önemli bulduğu veya çelişki tespit ettiği meseleleri taşıdığı bir nevi üst kurul olduğu belirtilmelidir. Belirtilen Kurul, bu yazının devamında kısaca “Büyük Kurul” olarak anılacaktır.

Büyük Kurul’un itiraz hakkında, 10 Haziran 2021 tarihinde verdiği, https://euipo.europa.eu/eSearchCLW/#basic/*///number/0368%2F2016 bağlantısından görülebilecek karar, aşağıda ana hatlarıyla özetlenecektir:

İptal Birimi tarafından, “INMOBILIARIA” ibaresinin ayırt edici olmadığı, birçok farklı dilde benzer şekilde kullanımların söz konusu olduğu ve her birinin “gayrimenkul hizmetleri (emlakçılık) ofisi” anlamı taşıdıkları, bu sebeple tanımlayıcı olup, ayırt edici olmadığı yönünde yapılmış olan değerlendirme Büyük Kurulca da onaylanmıştır.

“PORTIXOL” ibaresi ile ilgili olarak yapacağı incelemede ise; bir ibarenin ayırt edici olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken kriterler olduğunu vurgulayan Büyük Kurul, Mallorca Mietboerse S.L. tarafından “PORTIXOL” ibaresi bakımından tüketici kitlesinin ‘Portixol’ bölgesinde bir mülk satın almak veya kiralamak isteyen ortalama tüketici olduğuna dikkat çekilmiş olmasına rağmen; hükümsüzlüğü talep edilen markanın bir Avrupa Birliği Markası olması nedeniyle, Avrupa Bölgesindeki ilgili tüm tüketicilerin ortalama tüketici kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle, hükümsüzlük talebinde bulunanın iddialarının aksine, mevcut değerlendirmenin, Avrupa Birliği kapsamındaki ilgili tüketici kitlesinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturan “Portixol” bölgesinde yer alan mülklerle ilgilenen tüketicilerle sınırlı tutulamayacağını kabul etmiştir. Ayrıca gayrimenkul sektöründen hizmet alacak olan tüketicilerin tamamının oldukça yüksek düzeyde dikkatli bir tüketici kitlesi olduğunun kabul edilmiş bir gerçek olduğu da vurgulamıştır.

Coğrafi yer adlarının tescil edilebilirliği ile ilgili olarak da iki kriterin altı çizilmiştir:

  1. İlk olarak, coğrafi yer adlarının tescili, ilgili mal veya hizmet kategorisi için halihazırda ünlü veya bilinir olan ve bu nedenle ilgili tüketicilerin zihninde o kategoriyle ilişkilendirilmiş olan coğrafi yer adları bakımından mümkün değildir.
  2. İkinci olarak, ilgili mal veya hizmet kategorisinin coğrafi menşeinin göstergesi olarak herkes tarafından kullanılması olası olan ve bu nedenle herkesin kullanımına açık kalması gereken coğrafi yer adlarının tescili mümkün değildir.

Fakat bu kriterler kapsamına girmeyen, ilgili tüketici kesimi tarafından malların veya hizmetlerin coğrafi kaynağı olarak bilinmeyen ya da ilgili tüketici kesimince hiç bilinmeyen coğrafi yer adlarının tescil edilmesinde bir engel bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, hükümsüzlüğü talep edilen “INMOBILIARIA PORTIXOL” markasının tanımlayıcılığına ve ayırt ediciliğine ilişkin değerlendirmede bu ana ilkeler çerçevesinde yapılmalıdır.

Hükümsüzlük talebi sahibi “PORTIXOL” isimli bölgenin bilinir bir turistik lokasyonun adı olduğunu iddia etse de Büyük Kurul, tıpkı İptal Birimi, bu görüşü paylaşmamaktadır. Büyük Kurul’a da göre de incelemede görüşü esas alınması gereken kesim Avrupa Birliği’ndeki genel kamudur ve bu kamunun bu kesimi Palma de Mallorca şehrinin bir bölgesi (köyü) olan “PORTIXOL” ibaresini bilinen bir coğrafi yer adı olarak tanımamaktadır. Palma de Mallorca şehrinin genel tüketici kesimi tarafından bilinmesi veya yerel halkın “PORTIXOL” ibaresini bir coğrafi yer adı olarak bilmesi faktörleri de bu yöndeki tespiti değiştirmeyecektir, çünkü “PORTIXOL” ibaresinin tek başına coğrafi bir yer adı olarak Avrupa Birliği’nin genel tüketicilerince bilindiğini ispatlar kanıtlar sunulmamıştır.

Sunulan deliller ışığında yapılan değerlendirmede; “PORTIXOL” ibaresi ile sunulacak olan hizmetin ilişkinin ve coğrafi yerin tüketiciler arasında bilinirliğinin somut deliller ile kanıtlanmadığı göz önünde bulundurulduğunda tanımlayıcılığa ve ayırt edicilikten yoksunluğa dair iddiaların reddedilmesi gerekmiştir. Kaldı ki, Mallorca Mietboerse S.L. tarafından bir bütün olarak itiraz edilen “INMOBILIARIA PORTIXOL” ibaresi ile “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetlerinin” gelecekte de ilişkilendirilme ihtimallerinin olacağına dair yeterli delil sunulmamış, sunulan deliller de başvuru tarihinde “gayrimenkul (emlakçılık) hizmetleri” ile ilgili olarak marka ile hizmetlerin ilişkilendirildiğini kanıtlayamamıştır.

Kötü niyetin somut şartlarının olmadığı görüldüğünden İptal Birimi tarafından verilmiş olan, kötü niyetli iddiasının reddedilmesi yönündeki karar da yerinde bulunmuştur.

Ayrıca eskiye dayalı hak sahipliği iddiasıyla ilgili olarak, hükümsüzlük talebi sahibi yeni bir delil sunmamış ve itirazında ayırt edicilik ve tanımlayıcılık kavramları üzerinde durmuştur. Bu sebeple Büyük Kurul İptal Biriminin bu konuda verdiği kararı da onamıştır.

Büyük Kurul, itirazı reddederken marka sahiplerinin, üçüncü kişilerin dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde markayı kullanımının engellenemeyeceği hususu üzerinde özellikle durmuştur. Bu hususun incelenen vakadaki yansıması üçüncü bir kişinin ticarette “Portixol” kelimesini tanımlayıcı bir şekilde kullanması halidir ve bu kullanımın da dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Büyük Kurul, üçüncü kişilerin belirtilen şekildeki kullanımının marka tescilli olsa da marka sahibince engellenemeyeceğini kararında özellikle belirtmiştir.

Sonuç olarak, Büyük Kurul tescilli markanın hükümsüz kılınmasına dair tüm iddiaları haksız bularak, itirazı reddetmiş ve İptal Birimi’nin kararını onamıştır.

D- SONUÇ

EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu’nun “INMOBILIARIA PORTIXOL” kararı, coğrafi yer adlarından oluşan veya bunları asli ayırt edici unsur olarak içeren markaların değerlendirilmesinde ele alınması gereken faktörlerden birisinin, inceleme konusu coğrafi yer adının, kamunun ilgili kesimince bilinirlik düzeyi olduğunu belirgin biçimde ortaya koymuştur. Bu bağlamda, kamunun ilgili kesimi bir coğrafi yer adını yeteri derecede bilmediği sürece, bu yer adının mal ve hizmetlerle bağlantısı bulunsa dahi, başvurunun tanımlayıcılık gerekçesiyle reddedilmesi (veya tescil edilmişse hükümsüz kılınması) mümkün olmayacaktır.

Cansu ÇATMA BİLEN

cansucatma1@gmail.com

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Kasım 2021

Kitap Tanıtımı: “Teknoloji Transfer Sözleşmeleri ve Rekabet Hukuku Uygulamaları”





Av. Dr. Gülmelahat DOĞAN tarafından kaleme alınan “Teknoloji Transfer Sözleşmeleri ve Rekabet Hukuku Uygulamaları” isimli kitap Eylül 2020 tarihinde Turhan Kitabevi tarafından yayımlanmıştır. Doktora tezi olarak savunulmuş bu eserin kapsamı ve amacı Yazarın kaleminden aşağıdaki gibi özetlenmiştir:

Teknoloji transferi geliştirilen teknolojinin ticari ürün veya sürece dönüştürülmesi, bilgi ve tecrübenin diğer tarafa geçirilmesi olarak tanımlanabilmektedir. Teknolojinin açık ve anlaşılır şekilde aktarılmasının yanı sıra buna ilişkin hukuki düzenlemelerin ayrı önem arzettiği lisans sözleşmesi niteliğine haiz teknoloji transfer sözleşmeleri çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Fikri mülkiyet haklarını konu alan teknoloji transfer sözleşmeleri gayri maddi bir hakkın veya know-how’ın kullanma yetkisinin belirli bir süreliğine, bir bedel karşılığında lisans alana verildiği sözleşmelerdir. Türk Hukukunda “teknoloji transfer anlaşması” ifadesine kavram olarak yer verilerek, tanımının yapıldığı tek mevzuat olan 2008/2 sayılı Teknoloji Transferi Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nde teknoloji transfer sözleşmesi, marka hariç sınai mülkiyet hakları, yazılım ve know-how’ın birlikte ya da birbirinden bağımsız olarak lisansının verildiği anlaşmalar olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle fikri mülkiyet hakları arasında transfer sözleşmesine en fazla konu olan patent lisans sözleşmeleri, yazılım lisans sözleşmeleri ve know-how sözleşmelerinin hukuki incelemesi Eserde ayrıntılı olarak yapılmıştır.

Teknoloji transfer sözleşmelerine ilişkin rekabet kuralları Avrupa Birliği’nin ilgili müktesebatı ile uyumlu olarak 2008/2 sayılı Teknoloji Transferi Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nde ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4 ve 5 inci Maddelerinin Teknoloji Transferi Anlaşmalarına Uygulanmasına Dair Kılavuz’da düzenlenmiştir.Bu kapsamda eserde sadece teknoloji transfer anlaşmaları değil, teknoloji transfer anlaşmalarının uygulamasını sınırlandıran rekabet hukuku düzenlemeleri de esas alınarak inceleme yapılmıştır.

Bu çerçevede kitapta öncelikle teknoloji transferi kavramı ve fikri mülkiyet haklarının türleri incelenmiş, İkinci Bölümde teknoloji transferi sözleşmeleri, teknoloji transfer sözleşmesinin tanımı, türleri, hukuki niteliği, şekli ve kapsamı üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde temelini lisans sözleşmelerinin oluşturduğu teknoloji transfer sözleşmelerinde tarafların hak ve yükümlülükleri, Dördüncü Bölümde teknoloji transfer sözleşmesinin sona erme halleri incelenmiştir. Beşinci Bölümde ise teknoloji transfer sözleşmelerinin rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar olarak değerlendirildiği haller dikkate alınarak Rekabet Hukuku yönünden inceleme yapılmış ve 2008/2 sayılı Teknoloji Transferi Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında açık rekabet sınırlaması sayılan haller ve muafiyetten yararlanabilecek teknoloji transfer sözleşmelerinin niteliği Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da 24.06.2020 tarihinde yapılan değişiklikler de dikkate alınarak ayrıntılı olarak incelenmiştir.Bunun yanı sıra Avrupa Birliği’nin konu ile ilgili Tüzük ve Uygulama Rehberleri gibi mevzuatları da kapsamlı olarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu çerçevede konu ile ilgili Rekabet Kurumu ve ulusal mahkeme kararlarının yanında Avrupa Komisyonu, Adalet Divanı ve uluslararası mahkemelerin kararlarına da eserde geniş yer verilmiştir. 


Kitap hakkında daha detaylı biçimde fikir edinmek isteyen okurlarımız için kitabın “İçindekiler” kısmını paylaşıyoruz:


Yazarı çalışmasından dolayı tebrik ediyor ve çalışmanın konuyla ilgili tüm kesimlere faydalı olmasını diliyoruz.

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

BİRLEŞİK KRALLIK YÜKSEK MAHKEMESİ’NDEN DABUS KARARI: YAPAY ZEKA BULUŞ SAHİBİ OLARAK KABUL EDİLEMEZ!



Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, Dabus davasında yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin nihai kararını verdi. İlk derece mahkemesinin kararıyla paralel olarak, yapay zekanın buluş sahibi olamayacağı şeklindeki nihai kararını veren Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, fikri mülkiyet hukuku alanında uzun süredir varlığını sürdüren güncel bir tartışmaya yön vermiş oldu.



DABUS ADLI YAPAY ZEKA SİSTEMİ VE PATENT BAŞVURUSUNA KONU OLAN BULUŞLAR

Dabus, Dr. Stephen Thaler tarafından icat edilen ve geliştirilen bir yapay zeka sistemidir. Thaler, daha önce pek çok farklı ülkede Dabus adına patent başvurusu yapma girişiminde bulunmuştur. Örneğin Avustralya Dabus’u mucit olarak kabul ederken, A.B.D. bu yöndeki talebi reddetmiştir.

Dabus’un herhangi bir insanın müdahalesine ya da yönlendirmesine gerek olmaksızın yeni fikirler üretebiliyor ve geliştirebiliyor olması, bu yapay zeka sisteminin en önemli özelliklerinden birini teşkil etmektedir. Dr. Thaler, Dabus’un kendiliğinden yeni fikirler üretebilmesini sağlamak için söz konusu yapay zeka sisteminde birlikte işleyen iki ayrı nöral ağ kullanmıştır. Bu ağlardan biri yeni fikirlerin oluşturulmasında görev alırken, diğeri ise oluşturulan bu fikirlerin özellikle getirdikleri yenilik bakımından ikincil bir değerlendirmesini gerçekleştirmektedir.

Dr. Thaler’ın Dabus’un işletim sisteminde kullandığı ikili nöral ağ yapılanması, bu yapay zeka sisteminin patentlenebilme potansiyeline sahip iki ayrı buluş geliştirmesiyle ilk meyvelerini vermiş oldu. Bu buluşlardan ilki, bir tür yiyecek ve içecek saklama kabı olan “Fraktal Konteyner“di (“Fractal Container“). Bu yiyecek ve içecek saklama kabını mevcut saklayıcılardan daha özel ve yenilikçi hale getiren inovasyon ise, birkaç saklama kabının kolaylıkla üst üste dizilerek kenetlenebilmesi ve böylelikle hem çok daha kolay taşınabilmesi hem de yiyecek ve içeceklerin ısı korumasını çok daha üst düzeyde tutabilmesiydi.

Dabus’un diğer buluşu ise acil durumlarda dikkat çekmek üzere geliştirilmiş bir çeşit uyarı ışığı olan “Sinirsel Alev“di (“Neural Flame“).

Dr. Thaler, yaratıcılığını üstlendiği yapay zeka tarafından üretilen ve patentlenebilirlik kriterlerini sağlayan bu buluşların, patent korumasından yararlanmasını sağlamak amacıyla İngiltere, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’nin yetkili otoriteleri ve Avrupa Patent Ofisi nezdinde, buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zeka sistemini göstererek başvurularda bulundu. Dr. Thaler’ın yapmış olduğu bu patent başvurularını, standart patent başvurularından ayıran özellik ise buluş sahibi olarak bir gerçek kişinin değil, yapay zekanın gösterilmiş olmasıydı. Nitekim, gerek bahsi geçen devletlerin yetkili makamlarıyla yargı organları nezdinde gerekse küresel çapta fikri mülkiyet camiasında hararetle tartışılan husus da bir yapay zeka sisteminin buluş sahibi olarak nitelendirilmesinin mümkün olup olamayacağıydı.

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, 21 Eylül 2021 tarihinde söz konusu tartışmanın gidişatına yön veren oldukça önemli bir karara imza attı. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, 21 Eylül 2021 tarihli kararında, -tıpkı temyize konu ilk derece mahkemesi kararında olduğu gibi- yapay zekanın hiçbir şekilde buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetti. Belirtilmelidir ki, her ne kadar yetkili merciler ve yargı organları tarafından yapay zekanın buluş sahibi olarak nitelendirilmesi sorununa ilişkin olarak İngiltere’de bunun şu an için mümkün olmadığına dair nihai bir çözüme varılmışsa da; Dr. Thaler’ın Avustralya’da yapmış olduğu başvuruya ilişkin olarak Federal Mahkeme tarafından başvurunun Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi tarafından yeniden değerlendirmeye alınması gerektiği yönünde hüküm kurulmuştur.

Her ne kadar yapay zekanın buluş sahibi olarak nitelendirilebilirliği sorununa ilişkin olarak dünya genelinde fikir birliğine varılmış değilse de yazımızda, İngiltere’nin yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilemeyeceği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmasını sağlayan 21 Eylül 2021 tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı irdelenecektir.

DR. STEPHEN THALER’IN DABUS’U BULUŞ SAHİBİ OLARAK GÖSTERDİĞİ, BİRLEŞİK KRALLIK FİKRİ MÜLKİYET OFİSİ NEZDİNDE YAPMIŞ OLDUĞU BAŞVURULAR VE YETKİLİ MERCİİN KARARI

Dr. Thaler, yaratıcılığını üstlendiği Dabus adlı yapay zeka sistemi tarafından geliştirilen “Fraktal Konteyner” ve “Sinirsel Alev” buluşlarına yönelik olarak Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (“UKIPO“) nezdinde patent başvurularında bulunmuş; her ne kadar başvuru sahibi olarak kendisini belirtmiş olsa da buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zeka sistemini göstermiştir. UKIPO nezdinde yaptığı bu patent başvurusunda Dr. Thaler, buluş sahipliğinin yalnızca gerçek kişilere indirgenmemesi gerektiğini, zira buluş sahipliğinin buluş meydana getirme becerisine sahip olan her varlığı kapsayacak şekilde geniş yorumlanması gerektiğine yönelik bir beyanda bulunmuş; Dabus’u buluş sahibi olarak gösterdiği iki patent başvurusunu bu gerekçeye dayandırmıştır. Buna ek olarak Dr. Thaler, buluşu gerçekleştirenin bir gerçek kişi olmadığı -örneğin bir yapay zeka sistemi olduğu- durumlarda, söz konusu buluş için patent başvurusunda bulunmaya,  buluşu meydana getiren yapay zeka sisteminin mucidi olan gerçek kişinin yetkili olacağını savunmuştur.

Dr. Thaler tarafından yapılan bu açıklamaları pozitif hukuk bağlamında isabetli bulmayan UKIPO, Dr. Thaler’ın Kasım 2018’de yapmış olduğu bu patent başvurularını takiben Patent Uygulaması Kılavuzu‘na Ekim 2019’da şu şekilde bir ekleme yapmıştır:

“Patent başvurusunda belirtilen buluş sahibinin bir yapay zeka olduğu durumlarda, Şekli İnceleme Denetçisi buluş sahibi bilgisinin değiştirilmesini talep etmelidir. Bir yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir çünkü bu, yasaların gerektirdiği gerçek bir kişiyi karşılamaz. Bu koşulun sağlanmamasının sonucu, başvurunun (1977 tarihli Patent Kanunu’nun) 13(2) bölümü uyarınca geri çekilmiş sayılmasıdır.”

Böylelikle UKIPO 4 Aralık 2019 tarihinde, Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Dr. Thaler’ın başvurusunun geri çekilmiş sayılması yönündeki kararını vermiştir. Nitekim UKIPO’ya göre Dr. Thaler, buluş sahibi olarak bir “gerçek kişinin” adını belirtmemiş ve bu yüzden patent başvurusuna konu edilen buluşların mucidi olduğuna inandığı kişiyi ve bu kişinin patent alma hakkını nasıl edindiği konularında yeterli tespiti yapamamıştır. UKIPO özellikle, Patent Kanunu’nun amacı ve ruhu dikkate alındığında gerçek kişi olmayan Dabus’un buluş sahibi olarak kabul edilemeyeceğinin altını çizmiştir. Son olarak UKIPO, bir yapay zeka olan Dabus’un gerek hak ehliyetinin bulunmadığını gerekse bir hakkı başkasına temlik etmeye ehil olmadığını belirtmiş ve bundan dolayı da Dr. Thaler’ın söz konusu buluşlar için patent başvurusunda bulunma hakkının olmadığını vurgulamıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI

Dr. Thaler, UKIPO tarafından verilen karara ilişkin olarak pek çok ilk derece mahkemesi nezdinde itirazda bulunmuştur. Dr. Thaler’ın, Patent Uygulaması Kılavuzu‘nda yapılan güncellemenin, kendisinin adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmasına yol açtığına ve UKIPO’nun Patent Kanunu’na ilişkin yürüttüğü amaçsal yorumun isabetsiz olduğuna ilişkin ilk argümanı mahkeme tarafından evleviyetle reddedilmiştir. Mahkemeye göre, Dr. Thaler’ın Dabus’un buluş sahibi olduğuna yönelik subjektif kanaati, tek başına Dabus’u patent hakkı elde etmeye yetkin hale getirememektedir. Keza mahkeme, bu argümandan ziyade Dr. Thaler’ın Patent  Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrasına uygun şekilde başvuruda bulunduğu, nitekim patent başvurusuna konu edilen buluşların mucidi olduğuna inandığı kişiyi ve bu kişinin patent alma hakkını nasıl edindiğine ilişkin tespitleri yaptığı yönündeki iddialarını değerlendirmeye almayı uygun görmüştür.

Değerlendirme esnasında mahkeme, patent başvurusunda bulunma hakkının yalnızca “kişilere” tanındığına ilişkin temel prensipten hareket ederek Dabus’un ne gerçek ne de tüzel kişi olduğunu göz önünde bulundurmuş ve bu bağlamda UKIPO ve Dr. Thaler arasındaki görüş ayrılığını ele almıştır. Dr. Thaler başvuru sahibi konumunda bulunan bir gerçek kişi olduğundan, mahkemeye göre ilk handikap aşılmış görünüyordu. Bunun üzerine mahkeme, başvuru sahibi olan gerçek kişinin;

(a) buluş sahibi olması,

(b) buluş üzerinde mülkiyet hakkını haiz kişilerden biri olması ya da

(c) bu iki gruptaki kişilerden birinin halefi olması

gerektiğini belirterek incelemeyi bu sorun üzerine yoğunlaştırmıştır.

Dr. Thaler’ın, patent başvurularına konu edilen buluşların sahibinin kendisi değil Dabus olduğuna ilişkin iddiası karşısında mahkeme, buluş sahibinin yalnızca gerçek kişiler olabileceğine ilişkin UKIPO tarafından savunulan görüşü benimsemiştir. İkinci olarak mahkeme, Dr. Thaler’ın söz konusu buluşlar için patent başvurusunda bulunmaya yetkili olup olmadığı sorunu üzerinde yoğunlaşmıştır. Mahkeme, buluş sahibinin aksine (b) ve (c) alt başlıklarında bahsi geçen kişilerin gerçek kişi olma zorunluluklarının bulunmadığını, bu bağlamda tüzel kişilerin de (b) ve (c) alt başlıklarında ele alınan kişilerden biri olmak kaydıyla patent başvurusunda bulunabileceklerini vurgulamıştır. Mahkemeye göre, Dr. Thaler (b) ve (c) alt başlıklarında belirtilen kişiler arasında değerlendirilebilecek, patent başvurusunda bulunmaya ehil bir gerçek kişidir. Buna karşın, Dabus bir fikri mülkiyet hakkını haiz olmaya ve bu hakkı bir başkasına devretmeye ehil olmadığından mahkeme, Dr. Thaler’ın patent başvurusunda bulunmasına temel teşkil edecek başvuru sahipliği sıfatının yoksun olduğuna dikkat çekmiştir.

Dolayısıyla ilk derece mahkemesi UKIPO tarafından verilen karara paralel yönde hüküm kurmuştur. Nitekim her iki merci de buluş sahibinin bir yapay zeka olamayacağı hususunu temel alarak nihai kararlarını vermiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ DR. THALER TARAFINDAN TEMYİZİ ÜZERİNE BİRLEŞİK KRALLIK YÜKSEK MAHKEMESİ TARAFINDAN VERİLEN KARAR

Dr. Thaler, UKIPO tarafından başvurunun işleme alınmamasını, buluş sahibi olarak bir gerçek kişi gösterilmediği ve Dr. Thaler’ın başvuru sahipliği sıfatına sahip olmadığı gerekçeleriyle haklı bulan ilk derece mahkemesi kararına karşı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi (“Yüksek Mahkeme“) nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Temyiz başvurusu üzerine Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğu ile verilen 21 Eylül 2021 tarihli karar uyarınca, bir yapay zeka sisteminin buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi Dr. Thaler’ın başvuru sahipliği sıfatını haiz olmadığı belirtilmiş ve böylelikle Dr. Thaler’ın temyiz başvurusu reddedilerek ilk derece mahkemesinin bahsi geçen kararı onanmıştır.

Yüksek Mahkeme nezdinde ele alınan hukuki sorunlar, üç başlık altında aşağıdaki şekilde toparlanabilir:

  • Patent Kanunu uyarınca başvuru sahibinin gerçek kişi olması zorunlu mudur?
  • Patent Kanunu’nun 13. maddesi neyi ifade etmektedir ve hangi durumlara/nasıl uygulanır?
  • Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak Dr. Thaler’ın ileri sürdüğü argümanlara yönelik doğru yanıt nedir?

Yüksek Mahkeme’nin inceleme konusu yaptığı ilk hususa ilişkin olarak yargıçlar, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan çıkarımı isabetli bulmuş, nitekim Patent Kanunu’nda buluş sahibinin buluşun “gerçek mucidi” olarak tanımlanmasından yola çıkarak yalnızca gerçek kişilerin buluş sahibi sayılabileceğine yönelik saptamayı tekrarlamışlardır. Bu husus, temyiz başvurusunu incelemekte olan üç yargıç tarafından oybirliğiyle kabul edilerek nihai karara yansıtılmıştır.

Patent Kanunu’nun 13. maddesiyle ilişkili ikinci ve üçüncü hususlarda ise yargıçlar oy çokluğuyla temyiz başvurusunun reddedilmesi gerektiği yönünde hüküm kurmuşlardır. Bu hususa ilişkin olarak yargıçlar, Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvuru sahibinin belirtilmesindeki dürüstlük ve iyiniyet kurallarını aşmayan hataların başvuru sahibinin patent almasını engellemeyeceği hususunda hemfikir olduklarını belirtmişlerdir. Buna karşın, çoğunluk görüşü uyarınca söz konusu fıkra başvuru sahibinin buluş sahibini saptamaya yönelik subjektif bir görüşe sahip olmasının bir adım ötesine geçmekte ve UKIPO nezdinde yapılacak incelemede bu ifadelerin buluş sahibi olan bir kişiyi ve Patent Kanunu’nda belirtilen yasal gerekçeler dahilindeki bir sıfatı tanımlayıp tanımlamadığını incelemesini gerektirmektedir.

Yüksek Mahkeme’nin temyiz yargılamasındaki çoğunluk görüşü uyarınca, her ne kadar Dr. Thaler buluş sahibi olarak Dabus’u belirtirken kendi dürüst subjektif görüşünü ifade etmişse de Dabus’un buluş sahibi olarak nitelendirilişi, Patent Kanunu’nun buluş sahibinde aradığı nitelikleri taşımayan bir belirleme olmuştur. Dolayısıyla UKIPO’nun bahsi geçen patent başvurularına ilişkin kararı Yüksek Mahkeme nezdinde de isabetli bulunmuştur. Buna paralel olarak, oy çokluğuyla Dr. Thaler’ın ilgili buluşlar için başvuru sahibi sıfatını haiz olabileceğine ilişkin yeterli bir temellendirmenin sunulamadığı da Yüksek Mahkeme tarafından belirtilmiştir.

Dr. Thaler, Dabus’un meydana getirdiği buluşların da kendi mülkiyetinde sayılabileceğini, nitekim kendisi Dabus’un sahibi olduğundan Dabus’un buluşlarının da doğrudan sahibi olacağını, bu sebeple de başvuru sahibi sıfatıyla patent başvurularında bulunabileceğini ileri sürmüştür. Bu iddiasını “bir meyve ağacının sahibinin aynı zamanda ağacın ürettiği meyvelerin de doğrudan sahibi sayılacağı” prensibiyle açıklayan Dr. Thaler’ın argümanı, Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğuyla reddedilmiştir. Nitekim yargıçlar, eşya hukukuna tabi olan bu durumun yalnızca Dr. Thaler’ın Dabus’un mülkiyetini kazandığı hukuk sistemine göre irdelenebileceğini; kaldı ki bu prensibin maddi varlığı haiz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı açısından hüküm ve sonuç doğurabileceğini, buna karşın fikri mülkiyet hakları gibi gayrimaddi varlıklar üzerindeki mülkiyet hakkı bakımından sonuç doğurmayacağını belirtmiştir.

SONUÇ

Tüm bu değerlendirmelerin ışığında Yüksek Mahkeme de Dabus’un buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğini, herhangi bir hakka sahip olmaya ve bunları devretmeye ehil bulunmayan yapay zeka sisteminin bu iki buluştan doğan haklarını Dr. Thaler’a devrettiğini kabule olanak bulunmadığını belirtmiş ve böylelikle son zamanların en tartışmalı konularından birinde çoğunluk görüşüne katılmıştır. Yapay zeka tarafından yaratılan veya geliştirilen fikri mülkiyet haklarının hak sahipliği konusunda, gelecekte daha çok tartışma ile karşılaşacağımız tartışmasız, ancak şimdilik hukuk sistemleri çoğunlukla robotlardan değil insanlıktan yana diyebiliriz. Robotlar bu mücadeleyi kazancak mı? Bunu da izleyerek ve yaşayarak göreceğiz.

Mine GÜNER SUNAY

mine.guner@gmail.com

Selin Umay ÖZMEN

selinumay@gmail.com

Kasım 2021


KAYNAKÇA

Stilize Tek Harflerden Oluşan Markaların Benzerliği – EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu “A” Harfi Kararı


Bu yazı ilk olarak Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Türkiye)’nin Fikri Gündem dergisinin Kasım 2021 tarihli 21. sayısında yayımlanmıştır. (Bkz.: https://www.aippiturkey.org/fikri-gundem/)


Ulusal uygulamamızda; standart karakterlerle ifade edilen tek harften oluşan markalar ayırt edici kabul edilmemekle birlikte, özgün bir tasarıma sahip ve/veya stilize biçimde yazılmış tek harf markaları ayırt edici bulunarak tescile konu edilebilmektedir.

Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yayımlanan Marka İnceleme Kılavuzu’nun “Tek Harf ve Rakamdan Oluşan Başvuruların Benzerlik Değerlendirmesi” başlığı altında (5/1-(ç) bendi anlamında aynılık ve ayırt edilemeyecek kapsamında) yapılan değerlendirme  şu şekildedir [1]:

“Marka örneğinin tek harf veya tek basamaklı sayıların özgün tasarımından oluştuğu durumlarda, benzerlik değerlendirmesi aynılık derecesinde bir benzerlik eşiği aramak suretiyle yapılacaktır. Bu tarz başvurulara getirilen ufak eklemelerin işaretleri 5/1(ç) anlamında birbirinden farklılaştırmaya yeterli olduğu kabul edilecektir.”

Yine, aynı kılavuzun “Tek Harften veya Rakamdan Oluşan Markaların Karşılaştırılması” başlığı altında yapılan değerlendirmede konu 6. madde (karıştırılma olasılığı) bakımından ele alınmıştır [2]. Bu kısımdaysa; stilize edilmiş tek harften oluşan bir işaretin günlük hayatta yaygın bir şekilde kullanılan standart harfe yakınlığının ayırt edici gücünü belirlemede etkili olacağı belirtilmiştir. Yani, tek harften oluşan markaların stilize ediliş biçimi ve tasarımlarının özgünlüğü ayırt edici gücünü belirlemede başlıca etken olarak kabul edilmektedir.

Kılavuza göre; genel kabul olarak tek harften oluşan işaretler kısa işaretler olmaları nedeniyle tüketiciler tarafından bütünsel olarak algılanacağından işaretlerin görsel benzerliği ancak markaların genel izlenimleri itibarıyla benzer olmaları durumunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan, aynı harften oluşan markaların tertip tarzı itibariyle görsel olarak farklılaşmaları durumunda, işaretlerin benzer olmadıkları kabul edilmektedir.

Bu kapsamda; stilize tek harflerin benzerliğine ilişkin Avrupa Birliği uygulamasına baktığımızda da EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu (Grand Board) tarafından verilen, 26 Mart 2021 tarihli R 551/2018-G sayılı kararda [3] yer alan değerlendirmeler ulusal uygulamamıza benzer bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bu noktada belirtmek gerekir ki Büyük Kurul; EUIPO Temyiz Kurullarının çözümlemekte güçlük çektiği, önemli bulduğu veya farklı zamanlarda farklı kararlar verdiği meseleleri taşıdığı bir nevi üst kuruldur ve bu nedenle Büyük Kuruldan çıkan kararların benzer meselelerin çözümlenmesindeki bakış açısını ortaya koyan bir yönü bulunmaktadır.

Söz konusu kararda karşılaştırılan markalar aşağıda yer almaktadır:

İtiraz edilen marka 36. sınıfta: “Hayat sigortası ile ilgili mali danışmanlık hizmetleri; sigorta ile ilgili finansal hizmetler” için tescil ettirilmek istenmektedir.

İtiraza mesnet markaların kapsamı ise yine 36. sınıfta yer alan: “Sigorta, risk analizi de dahil olmak üzere sigorta ile ilgili danışmanlık ve bilgilendirme; finansal ilişkiler, bankacılık, parasal işler, emlak işleri” hizmetleri yer almaktadır.

Bir diğer deyişle, başvuru ile itiraz gerekçesi markaların aynı veya benzer hizmetleri kapsadığı açıktır.

EUIPO İtiraz Birimi, itiraza ilişkin verdiği kararda markaların görsel olarak ortalama bir benzerliğe sahip olduğu ve somut olayda işitsel ve kavramsal karşılaştırma yapılamadığı gerekçesiyle markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğuna ve itirazın kabulü ile sonraki markanın reddedilmesine karar vermiştir.

Başvuru sahibi, söz konusu karara karşı bir üst kurula başvurarak, ret kararının iptalini  talep etmiştir. İtirazın havale edildiği EUIPO Temyiz Kurulu, stilize tek harflerin benzerliği hakkında önceden verilmiş birbirleriyle çelişen kararların varlığını ve bu konuda bir uygulama birliğinin bulunmadığını tespit ettiğinden, itiraz hakkında bir karar vermeden itilafı EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu’na iletmiştir.

Bunun üzerine dosya Büyük Kurul önüne gelmiş ve konu detaylı olarak incelenmiştir. Bu yazıda, kararın tamamına yer verilmeyecek, yalnızca stilize tek harf benzerliğinde Büyük Kurul’un dikkate aldığı bir kısım önemli noktalara değinilecektir. Dolayısıyla, aşağıda Büyük Kurul tarafından yapılan incelemede öne çıkan değerlendirmeler maddeler halinde sıralanmaktadır:

  • Tek harflerden oluşan işaretler genellikle stilize biçimlerde ifade edilir. Ancak, işaretleri karşılaştırmadan önce, ilgili tüketicinin karşılaştırılan işaretleri tek bir harften ibaret olarak algılayıp algılamadığı son derece önemlidir.
  • Karşılaştırılan her iki işarette de ‘A’ harfinin normal grafik temsilinin temel bir bileşeni olan yatay çizgi eksiktir. Dolayısıyla, işaretlerin her ikisi de hemen ve herhangi bir zihinsel çaba olmadan bir harf olarak kabul edilmeyecektir. İşaretlerin tüketici tarafından yalnızca bazı temel figüratif unsurların birleşimi olarak algılanması daha olasıdır. Yani, karşılaştırılan markalarda; tüketici ancak derinlemesine bir analizden sonra, işaretleri büyük ‘A’ harfinin stilize temsili olarak algılayabilir.
  • Markaların görsel olarak karşılaştırılması: İşaretlerin bazı ortak özellikleri bulunmasına rağmen marka görselleri arasında farklılıklar hakimdir. İşaretler farklı renklere sahip olmasının yanı sıra, soldaki çubuklar farklı boyutlardadır ve farklı bitiş noktalarına sahiptir. Başvuru konusu işaret, önceki markada bulunmayan ve sağda yer alan çubukla örtüşen bir üçgen içermektedir. Bu nedenle işaretler görsel olarak farklı kabul edilmelidir.
  • Markaların işitsel olarak karşılaştırılması: Somut olayda olduğu gibi, yalnızca stilize öğelerden oluşan işaretler telaffuz edilemeyeceğinden ve tüketicinin işaretleri telaffuz etmeye çalışması olası olmadığından işitsel karşılaştırma yapılması mümkün değildir.
  • Markaların kavramsal olarak karşılaştırılması: Somut olayda, işaretler açık ve hemen algılanabilir bir kavramı çağrıştırmamaktadır ve bu nedenle basit figüratif araçlar olarak algılanmalıdır. Bu nedenle kavramsal karşılaştırma yapılması da mümkün gözükmemektedir. Ancak, her iki taraf da tüketicinin hatırı sayılır bir kesiminin söz konusu işaretleri “A” harfi olarak algılayacağını belirttiğinden Büyük Kurul bu çerçevede karşılaştırma yapmıştır. Şöyle ki: Genel Mahkeme kararlarına bakıldığında üç farklı yaklaşımın benimsendiği görülmektedir: İlki, tek harf olarak stilize edilen işaretlerin, harfin kendisini ifade etme kabiliyetine sahip olduğu; ikincisi, tek harften oluşan işaretlerin söz konusu mal ve hizmetlerle ilgili bir anlamı varsa bir kavramı çağrıştırabileceği; üçüncüsü ise tek harflerin herhangi bir kavram ifade etmeyeceği yönündedir. Tek harflerle ilgili belirsizlikler ve çelişkili kararlar nedeniyle Büyük Kurul, kavramsal karşılaştırmaya ilişkin içtihatlarda verilen gerekçeleri incelemiş ve karşılaştırılan işaretlerde her iki işaretin de alfabenin aynı harfine gönderme yaptığı kabul edildiği taktirde kavramsal olarak özdeş olabileceği belirtilmiştir. Huzurdaki dosyada, büyük A harfinin matematikte bir değişken, elektrik temel birimi olan Amper, otoyol belirteci, Avusturya’nın uluslararası plaka kodu gibi pek çok farklı kavramı ifade edebileceği belirtilmiştir. Ancak, tüketicilerin huzurdaki dosyaya konu olan hizmetleri satın alırken bu çağrışımları yapmaları muhtemel olmadığından söz konusu kavramlara ilişkin bir karşılaştırma yapılamayacağı ortaya konulmuştur. Stilize işaretler söz konusu olduğunda bunların grafik unsurlarının çağrıştırdığı kavramlar da dikkate alınması gereken bir diğer husustur. Bu nedenle, somut olayda önceki işaret çadır şeklinde bir büyük A harfi olarak algılanabilecekken, başvurusu konusu işaret; iskambil kartlarından bir ev şeklinde büyük A harfi olarak tanımlanabilecektir. Dolayısıyla işaretler aynı harfe atıfta bulunsa bile kavramsal olarak benzer kabul edilemeyecektir. Yani, iki işaretin alfabenin aynı harfine atıfta bulunması, işaretler arasındaki kavramsal karşılaştırmada sınırlı bir öneme sahiptir. Zira aksi durumda hiçbir anlamı olmayan fantezi ibarelerin bile kavramsal olarak özdeş kabul edilmesi mümkündür ki, bu durum karşılaştırmada işaretlerin bir bütün olarak dikkate alınması prensibine aykırı olacaktır. Özetle; tarafların iddia ettiği gibi tüketicinin büyük bir kesimi tarafından işaretler “A” harfi olarak algılansa dahi, bu durum her iki işaret arasında kavramsal benzerlik kurmak için yeterli olmayacaktır.

Büyük Kurul tarafından tüm bu değerlendirmeler ortaya konulduktan sonra, karşılaştırılan işaretlerin benzer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen nedenle, başvuru sahibinin itirazı kabul edilmiş ve başvuru hakkında aksi yöndeki tespit çerçevesinde İtiraz Birimince verilen ret kararı iptal edilmiştir.

Yukarıda yer verilen Büyük Kurul kararından da açıkça görülmektedir ki, EUIPO uygulamasında, ulusal uygulamamızla benzer olarak stilize tek harflerin karşılaştırılmasında markaların genel izlenimleri dikkate alınmalıdır. Tek harf markalarının ayırt edici niteliğinin görece zayıf olması nedeniyle farklı stilize biçimlerde ifade edilen markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması için; markaların alfabenin aynı harfini içeriyor olmasının yeterli görülmediği, aynı zamanda karşılaştırılan markaların grafik unsurlarının da ciddi benzerlikler içeriyor olması gerektiği sonucu da inceleme konusu Büyük Kurul kararından çıkartılabilecektir.

Gülçen ATASEVER BAŞCI

Kasım 2021

gulcenatasever@gmail.com


[1] Türk Patent ve Marka Kurumu, Marka İnceleme Kılavuzu (2021), s. 287. https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/resources/temp/CFF1AE84-9563-42D6-BC18-1EF3597D01CC.pdf

[2] Türk Patent ve Marka Kurumu, Marka İnceleme Kılavuzu (2021), s. 662. https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/resources/temp/CFF1AE84-9563-42D6-BC18-1EF3597D01CC.pdf

[3] Karar metni için bkz. https://euipo.europa.eu/eSearchCLW/#basic/*///number/0551%2F2018

15 Kasım Pazartesi Akşamı IPR Gezgini Ankara Buluşması – Son Çağrı





IPR Gezgini’nin 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30 civarı başlayacak Ankara Buluşmasını bu yazıyla hatırlatıyor ve katılmak isteyenlerin iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza gönderecekleri mesajlarla katılım taleplerini iletmelerini bekliyoruz. Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub – https://goo.gl/maps/9MXrLaDcTgo9Qk8J8). Yazının devamı ise geçen hafta yaptığımız çağrı mesajından oluşuyor.



IPR Gezgini son buluşmasını Aralık 2019’da Ankara’da yapmıştı. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında Ankara veya İstanbul’da kısa süre içerisinde bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.

Ve sürpriz: Biz yeni buluşma için harekete geçemeden hepimizin hayatını alt üst eden Pandemi başladı!! Çoğumuz birbirimizi göremeden neredeyse iki sene geçirdik.



Hayatın nispeten normalleştiği bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz ve bu yılın ilk (ve belki de son) IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30’da başlayacak şekilde yapacağız.

Pazartesi gecesini seçtik çünkü kalabalıktan kaçınmak ve kendi kendimize kalmak istiyoruz.

Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (üstü açılıp havalandırma yapılabiliyor).

Katılım taleplerini 13 Kasım Cumartesi gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen.

Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.

Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, IPR Gezgini bilgilendirmesi, siteden beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, pandemi başlangıcından beri birbirlerini görmeyenlerin kavuşması… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.

Dönüşlerinizi bekliyoruz ve sizleri görmekten mutlu olacağız.

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

Islahçı Haklarının Tescili ve Bitki Çeşitlerinin Kayıt Altına Alınması Sürecinin Elektronik Ortama Taşınmasına İlişkin Güncel Mevzuat Değişikliklerinin İncelenmesi

Türkiye’deki uygulama alanı ve konu oldukları tescil sayısı bakımından diğer fikrî mülkiyet haklarına nazaran daha geri planda kalan yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının (ıslahçı hakları), ticari değeri ve her geçen gün artan önemi göz önüne alındığında, söz konusu haklara ilişkin tescil başvurularının artacağı ve bu hak türünün adını daha çok duyacağımız şüphesizdir. Islahçı haklarıyla bağlantılı olarak, tarımsal bitki türlerinin kayıt altına alınması da her geçen gün daha önemli hâle gelmektedir.

Türk hukuk sistemi içerisinde ıslahçı hakları; 08.01.2004 tarihli ve 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun ile 12.08.2004 tarihli ve 2551 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına Dair Yönetmelik (Islahçı Hakları Yönetmeliği) hükümlerine göre düzenlenmektedir.

Türk hukuk sistemi içerisinde tarımsal bitki türlerinin kayıt altına alınması; 31.10.2006 tarihli ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu, 21.12.1967 tarihli ve 969 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Merkez ve Taşra Kurumlarına Döner Sermaye Verilmesi Hakkında Kanun, 13.01.2008 tarihli ve 26755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bitki Çeşitlerinin Kayıt Altına Alınması Yönetmeliği (Kayıt Yönetmeliği) hükümlerine göre düzenlenmektedir.

Islahçı haklarının tescili ile tarımsal bitki türlerinin kayıt altına alınması işlemlerini yürütmekle yetkili ve görevli idari merci olan Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin dijital dönüşüm süreci kapsamında, 2021 yılının Eylül ayı içerisinde,  Islahçı Hakları Yönetmeliği ile Kayıt Yönetmeliğinin tescil ve kayıt bölümlerinde esaslı değişiklikler yapmıştır. Türkiye’nin idari teşkilatındaki bir kısım değişikliklere uyum sağlanmasına ilişkin başkaca hükümler de içeren, 15.09.2021 tarihli ve 31599 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve 25.09.2021 tarihli ve 31609 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bitki Çeşitlerinin Kayıt Altına Alınması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümleri ile ıslahçı haklarının tescili ve tarımsal bitki çeşitlerinin kayıt altına alınması için fiziki başvuru yanında elektronik başvuru yapılmasına da hukuki dayanak oluşturulmuştur.

Her ne kadar elektronik başvurunun normatif temele dayandırılması güncel bir gelişme olsa da ıslahçı haklarına ilişkin başvuru sürecinin elektronik yolla gerçekleştirilmesi, Türkiye’deki ıslahçı hakkı tescil sürecine yabancı bir uygulama değildir. Nitekim Türkiye; 28.07.2007 tarihli ve 26596 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 09.07.2007 tarihli ve 2007/12433 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, 10 Kasım 1972, 23 Ekim 1978 ve 19 Mart 1991 Tarihlerinde Cenevre’de Gözden Geçirilen 2 Aralık 1961 Tarihli Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Uluslararası Sözleşmesi’ne taraf olan 65. ülke olmuştur. Türkiye, 2017 yılında ise Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliğinin (UPOV) Elektronik Başvuru Formu Projesi’ne (PRISMA) dâhil olan 21 ülke arasında yer almış ve böylelikle UPOV PRISMA Sistemi üzerinden elektronik ortamda başvuru yapılabilmesinin önü açılmıştır. 2018 yılında ise UPOV PRISMA Elektronik Başvuru Sistemi üzerinden başvuru alınmaya başlanmıştır. Mevcut uygulamada, yeni bitki türlerine ilişkin ıslahçı hakkı başvuruları, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğüne (BÜGEM) fiziki evrak ile ya da UPOV PRISMA Sistemi üzerinden elektronik yolla yapılabilmektedir. Yönetmelik değişiklikleri ile hukuki altyapısı oluşturan uygulama ile çeşit sahibi, gerekli bilgi ve belgelerle fiziki olarak ya da elektronik ortamda BÜGEM’e başvurabilecek; imzalanması gereken belgeleri ise ıslak veya elektronik imzayla imzalayabilecektir. Elektronik ortamdan temin edilemeyen bilgi ve belgelerin ise başvuru sahibi tarafından fiziki olarak sunulması uygulamasına devam edilecektir.

Islahçı haklarına ilişkin elektronik başvuru imkânının tanınması; başvuru sürecinin kolaylaştırılması, daha güvenli hâle getirilmesi, benzer şekilde tarımsal bitki türlerinin kayıt altına alınması sürecinin elektronik ortama taşınması, Türkiye’nin uluslararası tescil sistemine uyum sağlaması açısından önem arz etmektedir. Başvurular ve başvurusu sonrası işlemlerin fiziki yolla gerçekleştirilmesi usulü henüz devam ediyor olsa da incelememize konu mevzuat değişiklikleri; işlemlerin fiziki ve elektronik yolla gerçekleştirildiği karma bir geçiş modelinden sonra, yakın bir gelecekte bu işlemlerin, tamamen elektronik yolla gerçekleştirilebileceğine işaret etmektedir.

Yönetmeliklerde yapılan şekli ve esaslı değişikliklere ilişkin karşılaştırma tabloları aşağıda yer almaktadır:

Melis ABACIOĞLU VİSKUŞENKO

melis@abacioglu-ip.com

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Kasım 2021

BİR PATENT BELGESİNE TÜRKPATENT NEZDİNDE HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİNDE BULUNULMASI

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

GİRİŞ

Bu yazıda kurmaca bir patent belgesine üçüncü kişiler tarafından TÜRKPATENT nezdinde hükümsüzlük talebinde bulunulmasına bir örnek verilmektedir. Yazıda ayrıca buluş basamağı kriteri için en yakın dokümanın seçimi üzerine bir değerlendirme yapılmakta ve itiraz sonrası sürecin nasıl işlediğinden ve TÜRKPATENT nezdinde yapılan itiraz ile Mahkemeye yapılan hükümsüzlük talebi arasındaki farklardan da bahsedilmektedir.

Hukuki bir sorun yaratmamak adına gerçek bir TÜRKPATENT başvurusunun değerlendirilmesinden kaçınılmış, nispeten anlaşılması kolay bir alanda EQE sınavından[1] bir örnek seçilmiş ve bu örnek TÜRKPATENT’e ve 6769 nolu Sınai Mülkiyet Kanununa (SMK) adapte edilmiştir. Firma isimleri ve patent numaraları uydurma olup gerçek firmalarla ve patentlerle bir ilgisi yoktur. Örnekte bahsi geçen malzeme isimleri de çoğunlukla uydurmadır.

Verilen model itiraz, mevcut durumda olası en iyi itiraz olarak değerlendirilebilir. Bu bakımdan alıştırma yapmak maksadıyla kullanılmak istenirse, okuyucunun itirazı okumadan önce patent belgesini ve önceki tekniğe ait dokümanları okuyarak tüm istemlere yönelik bir itiraz metni oluşturması ve sonucu model itiraz ile karşılaştırmasında fayda olacağına inanılmaktadır. Ancak, bu örnekte gerçek bir itirazdan farklı olarak, yapılan değerlendirme yalnızca verilen patent belgesi ve tekniğin bilinen durumunda sunulan beş dokümandaki bilgilerle sınırlı kalmış, okuyucunun kendi teknik bilgisini, başka bir dokümanı veya dokümanlarda geçmeyen yaygın teknik bilgiyi kullanmasına izin verilmemiştir.

İtiraz Süreci

6769 sayılı SMK ile patent sistemimizde yapılan en önemli değişikliklerden biri TÜRKPATENT nezdinde bir patent belgesinin hükümsüzlüğünün talep edilebilmesi olmuştur. Böylelikle üçüncü kişiler bir patent belgesini hükümsüz kılmak için Mahkemeye gitmek zorunda kalmadan TÜRKPATENT’e gerekçeleriyle ve belgeleriyle birlikte hükümsüzlük talebinde bulunabilmektedir.

Buna göre üçüncü kişiler, patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasından itibaren altı ay içinde ücretini ödeyerek söz konusu patente;

a) Patent konusunun patent verilebilirlik şartlarını taşımadığı,

b) Buluşun, buluş konusunun ilgili olduğu teknik alanda uzman bir kişi tarafından buluşun uygulanabilmesini sağlayacak şekilde yeterince açık ve tam olarak patent başvurusunda açıklanmadığı,

c) Patent konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığı

gerekçelerinden en az birini ileri sürerek itiraz edebilmektedir.[2]

Burada “patent verilebilirlik şartları” ifadesinin içine yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirliğin yanı sıra, buluş niteliğinde olmayan konular[3] ve patent verilemeyecek buluş konuları[4] da girmektedir. Ancak bu son iki tür patent başvurusu hem sayısal olarak fazla değildir hem de bunların belge olma olasılıkları düşük olduğu için bu kapsamda itiraz nadiren gerçekleşir.[5] (bkz. Şekil 1) Ülkemizde henüz patente itiraz sistemi yeni olduğundan itiraz sayılarının azlığı nedeniyle en çok hangi gerekçeyle patente itiraz edildiğine dair bir istatistik çıkarmak pek mümkün değildir. Ancak fikir vermek açısından EPO’ya yapılan itirazlarda hangi gerekçelerin en çok kullanıldığına dair istatistik Şekil 1’de sunulmuştur. Görüldüğü üzere buluş basamağının yokluğu en çok kullanılan itiraz türüdür.

Şekil 1: EPO’da 2010-2013 yılları arasında yapılan itiraz işlemlerinde kullanılan gerekçelerin oranları[6]

TÜRKPATENT’e yapılan bir patent başvurusu Patent Dairesinde ilgili alanda çalışan bir uzman tarafından incelenir. Patent başvuru süreci Patent Dairesi ile başvuru sahibi arasında yapılan karşılıklı yazışmalarla devam eder. Süreç sonunda başvurunun veya değiştirilmiş halinin Kanuna uygun bulunması halinde patent belgesi verilir, aksi halde başvuru reddedilir. Patent Belgesi verildiğine dair yayın Bültende yapıldıktan sonra üçüncü kişiler 6 ay içinde patentin hükümsüzlüğü talebinde bulunabilir. Bu talep TÜRKPATENT’te Patent Dairesi tarafından değil, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi (YİDD) tarafından oluşturulan bir Kurul tarafından değerlendirilir. Bu Kurul, YİDD Başkanı ve itiraza konu kararda görevli bulunmayan en az iki uzman üyeden oluşur.[7] Ancak Kurul, itirazları incelerken taleple ve gerekçeyle bağlıdır.[8] Bu nedenle itirazınızı yaparken belgeyle ilgili hükümsüzlük gerekçesi olabilecek tüm hususları dilekçenizde ele aldığınızdan emin olunuz. Zira Kurul sizin talep etmediğiniz bir hususu resen incelemeyecektir.

TÜRKPATENT İnternet Sitesi Üzerinden Patent Belgesine İtiraz Edilmesi

İtiraz işlemlerini gerçekleştirmeden önce, hatta argümanların hazırlanmasından önce TÜRKPATENT web sitesinde “Patent Araştırma” kısmından[9] itiraz edilecek dosyayı aratarak dosyanın durumunu ve dosyaya ait evrakları detaylıca incelemek gerekir. Örneğin işlemlerde “6769-Tarifname İstem Değişikliği Talebi Kabul Edildi” kodu bulunuyorsa başvuruda ne tür bir değişiklik yapıldığını “6769-Ulusal P/FM Başvurusu Geldi (Tüm Unsurlar Tam)” kodu altındaki orijinal başvuru evrakıyla karşılaştırarak tespit etmenizde fayda vardır. Eğer bir kapsam aşımı söz konusuysa SMK m.99(1)(c) itirazında da bulunulmalıdır. Yine sistemdeki kodlardan başvuruda değişiklik yapıldığı anlaşılıyor ancak belge olan evrakta bu değişiklik görünmüyorsa ya da kodlarda bir çelişki söz konusuysa TÜRKPATENT’te dosyanın uzmanı aranarak ya da “patent dosyası yerinde inceleme ücreti” yatırılarak fiziki dosyayı incelemek suretiyle[10] dosyanın durumu hakkında sağlıklı bilgi alınmasında fayda vardır.

Üçüncü kişiler patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasından itibaren altı ay içinde EPATS içinde yer alan “Üçüncü Kişi İşlemleri” bölümündeki “Patent Verilmesi Kararına İtiraz(YİDD)” işlemi ile itiraz ücretini de ödeyerek ilgili karara itiraz edebilir. Patent verilmesi kararı yayıma itiraz ücreti 2021 yılı için 805 TL’dir.[11] Sisteme:

https://epats.turkpatent.gov.tr/

adresinden e-devlet şifrenizle giriş yaparak erişebilirsiniz.

Şekil 2: EPATS ana ekranı

Şekil 2’de görüldüğü gibi EPATS’ta “Benim Sayfam” ekranında sayfayı aşağı doğru kaydırdığınızda “Üçüncü Kişi İşlemleri” bölümüne ulaşabilirsiniz. Burada “SMK 99. Madde Uyarınca Patente İtiraz (YİDD)” seçeneğini işaretleyerek “Git” butonuna basınız. (bkz. Şekil 3)

Şekil 3: EPATS Üçüncü Kişi İşlemleri seçenekleri

Çıkan ekranda bilgilerinizi girdikten sonra itiraz edilmek istenen patentin başvuru numarası istenecektir. Başvuru numarasını yazdıktan sonra eğer “Bülten tarihinden itibaren 6 ay içerisinde Patent Verilmesi Kararına İtiraz işlemini gerçekleştirebilirsiniz.” uyarısı alıyorsanız büyük ihtimalle itiraz süresini kaçırmış olabilirsiniz. Dosyanın durumunu detaylıca inceleyerek durumu teyit etmenizde fayda vardır. Böyle bir durumda geriye kalan tek seçenek olarak ilgili patente karşı Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde hükümsüzlük davası açabilirsiniz.[12]

Eğer “Dosyanız bültene çıkmadığı için işlemi gerçekleştiremezsiniz.” uyarısı alıyorsanız başvuru henüz belge olmamış[13] olabilir ya da 10.01.2017’den önce başvuru tarihi bulunan ve SMK’ya tabi olmayan bir patent belgesidir. Belgenin bir faydalı model olması da bu uyarıyla karşılaşmanıza neden olabilir, zira belgeye itiraz sistemi yalnızca patentlerde bulunmakta olup faydalı model belgesine itiraz imkânı TÜRKPATENT nezdinde yoktur. Faydalı model belgesine karşı Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde hükümsüzlük davası açabilirsiniz.[14] Eğer faydalı model henüz belge olmamışsa araştırma raporunun yayımlanmasından itibaren üç ay içinde ilgili belgeleri de eklemek suretiyle üçüncü kişiler görüş bildirebilmektedir.[15]

Eğer yukarıdakiler gibi uyarı alıyorsanız dosyanın durumunu detaylıca inceleyerek sebebi tespit etmenizde fayda vardır. Herhangi bir uyarı almadıysanız bir sonraki adımda sistem itiraz sahibine ait bilgileri sizden isteyecektir. Bu adımın ardından itiraz evrakınızı (itirazın gerekçeleri ve bu gerekçeleri kanıtlayan bilgi veya belgeler) sisteme yükleyebilirsiniz. Daha sonra da itiraz ücreti ödemesi yapılarak itiraz işlemi tamamlanacaktır. Tüm bilgilerinizin eksiksiz olduğundan emin olmak için aşağıdaki listeyi kontrol ediniz[16]:

– İtiraz edenin kimlik ve iletişim bilgileri.

– İtiraz eden vekil atamışsa vekilin kimlik ve iletişim bilgileri.

– İtiraz edilen patentin numarası, buluş başlığı ve patent sahibinin kimlik bilgileri.

– İtirazın gerekçeleri ve bu gerekçeleri kanıtlayan bilgi veya belgeler.

– İtiraz ücretinin ödendiğine ilişkin bilgi.

Üçüncü Kişi İtirazı Örneği

Bu bölümde kurmaca bir patent belgesine üçüncü kişiler tarafından TÜRKPATENT nezdinde hükümsüzlük talebinde bulunulmasına bir örnek verilmektedir. Patent belgesiyle ilgili bilgiler aşağıdadır:

Patent belgesi sahibi: Keratip Ev Aletleri A.Ş.

Patent başvuru no: 2018/999999

Patent belge No: TR 2018 999999 B

Başvuru tarihi: 14.02.2018

Rüçhan tarihi: 14.02.2017 (2017/876543 nolu patent başvurusu)

Başvurunun yayın tarihi: 22.08.2018

Belge kararının Bültende yayınlanma tarihi: 21.08.2020

Patent belgesine itiraz süresi bitim tarihi: 21.02.2021

Patent Belgesinin PDF haline buradan ulaşılabilir.

Tekniğin bilinen durumunda kullanılan dokümanlara üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz:

D1: EP987654321 (Başvuru tarihi: 23.03.2002, Yayın Tarihi: 21.10.2002)

D2: US123456789 (Başvuru tarihi: 08.11.2015, Yayın Tarihi: 12.05.2017)

D3: Buharsız ütülerin kaplanmış metalik taban plakalarının özellikleri, Kevin Fabullon, Harika Ev Dergisi, 1996, cilt 3, s.14-16

D4: CN87654321 (Başvuru tarihi: 27.08.2010, Yayın Tarihi: 17.03.2012)

D5: TR2005/99999 (Başvuru tarihi: 14.07.2007, Yayın Tarihi: 19.01.2008)



PATENT BELGESİNE İTİRAZ VE HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ

Patent Belge No: TR 2018 999999 B

Buluş Başlığı: Bir Ütüleme Cihazı

Patent Belgesi Sahibi: Keratip Ev Aletleri A.Ş.

İtiraz Sahibi: Ubukayo Buharlı Ütü Ltd. Şti.

İtiraz Tarihi: 14.01.2021

6769 sayılı SMK m.99 kapsamında TR 2018 999999 B nolu patent belgesinin aşağıdaki gerekçeler nedeniyle tüm istemler itibariyle hükümsüzlüğünü talep ediyoruz:

1. Patent konusu patent verilebilirlik şartlarını taşımamaktadır.

2. Patent konusu başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşmıştır.

Buna göre, patent belgesine konu 1 ve 6 nolu istemlerin yeni olmaması, 2-5 ve 7 nolu istemlerin ise buluş basamağı içermemesi nedeniyle patent belgesinin 1-7 nolu tüm istemler itibariyle SMK m.82(1)’deki patentlenebilirlik kriterlerini sağlamadığı ve bu nedenle SMK m.99(1)(a) kapsamında hükümsüzlüğü;

İstem 1’de inceleme aşamasında yapılan değişiklikle başvuru kapsamının aşıldığı, yeni eklenen alternatifin SMK m.103(1)’e aykırılık teşkil ettiği ve bu nedenle söz konusu alternatifin de SMK m.99(1)(c) kapsamında hükümsüzlüğü

talep edilmektedir.

Detaylı gerekçelerimiz ve argümanlarımız aşağıda sunulmaktadır.

Patent Belgesinin İçeriği

TR 2018 999999 B nolu patent belgesine rüçhan olarak gösterilen 14.02.2017 tarihli 2017/876543 nolu başvuruda, patentte bulunan istem 6 ve 7 ile tarifnamenin [0017] ve [0018] nolu paragrafların bulunmadığı görülmektedir. Bu durum istemlerin efektif tarihlerinin tespitini gerektirmektedir.

Ayrıca inceleme sırasında istem 1’de başvuru sahibi tarafından değişiklik yapıldığı anlaşılmaktadır.

Patente konu buluş, ütüleme cihazlarıyla ilgilidir ve iki bağımsız cihaz istemi içermektedir.

Bağımsız istem 1, Kera tipi bir katmanla kaplanmış bir taban plakasına sahip bir ütüleme cihazına yöneliktir ve üç alternatif içerir. Bağımlı istemler 2 ve 3, bir ütüleme cihazının özel bir örneği olarak bir buharlı ütü ile ve bir KeraMa tabakasına sahip alternatif ile sınırlıdır. Bağımlı istem 3 ayrıca olukları ve bunları yapma sürecini tanımlar.

Bağımsız istem 4, homojen olmayan bir buhar çıkışı dağılımına sahip olan dahili su deposuna sahip bir buharlı ütüye yöneliktir. Bağımlı istemler 5 ila 7, buhar çıkışlarına giden buhar dağıtım kanallarının düzenlenmesi, buhar çıkışlarının dağılımı ve su haznesini doldurmak için kullanılan açıklık ile ilgili diğer ayrıntıları tanımlar.

İstemlerin Efektif Tarihleri

İstem 1, “ve/veya” ifadesi nedeniyle üç alternatif içermektedir: biri KeraMa, biri KeraMa ve KeraSi ve son olarak KeraSi.

İstem 1a (KeraMa), istem 1b (KeraSi) ve istemler 2-5, rüçhan dokümanındaki haliyle başvuruda bulunmaktadır. Bu nedenle söz konusu istemlerin efektif tarihi rüçhan tarihi olan 14.02.2017’dir.

İstem 1c (KeraMa ve KeraSi) ise dosyalandığı şekliyle başvurunun kapsamını aşmaktadır. Zira istem 1’in orijinal hali ile ve belge olmuş hali karşılaştırıldığında “ve” alternatifinin inceleme sırasında eklendiği görülmektedir. Bu durum kapsam aşımına neden olmaktadır, zira başvuruda KeraMa ve KeraSi kaplamanın birlikte olduğu bir yapılanmadan bahsedilmemektedir.

İstem 6 ve 7 ile tarifnamenin [0017] ve [0018] nolu paragrafları rüçhan dokümanında yer almamaktadır ve başvuru esnasında eklenmiştir. Bu nedenle 6. ve 7. istemler rüçhan tarihine hak kazanmaz ve söz konusu istemlerin efektif tarihi başvuru tarihi olan 14.02.2018’dir.

Tekniğin Bilinen Durumu

Patent belgesine konu istemlerin patentlenebilirlik kriterlerini taşımadığını göstermek amacıyla tekniğin bilinen durumundaki aşağıdaki dokümanlar kullanılmıştır:

D1: EP987654321 (Yayın Tarihi: 21.10.2002)

D2: US123456789 (Başvuru tarihi: 08.11.2015, Yayın Tarihi: 12.05.2017)

D3: Buharsız ütülerin kaplanmış metalik taban plakalarının özellikleri, Kevin Fabullon, Harika Ev Dergisi, 1996, cilt 3, s.14-16

D4: CN87654321 (Yayın Tarihi: 17.03.2012)

D5: TR2005/99999 (Yayın Tarihi: 19.01.2008)

D1, D3, D4, D5 dokümanları itiraza konu patentin rüçhan tarihinden önce yayınlanmıştır ve bu nedenle tüm istemler için SMK m.83(2) kapsamında tekniğin bilinen durumunda kabul edilmiştir.

D2 dokümanı itiraza konu patentin rüçhan tarihi ile başvuru tarihi arasında yayınlanmıştır, ancak bir ABD patent başvurusu olması sebebiyle SMK m.83(3) kapsamında önceki teknik olarak kullanılamasa da, yukarıda belirtilen sebepten ötürü rüçhan tarihinden yararlanamayan 6 ve 7 nolu istemler için SMK m.83(2) kapsamında tekniğin bilinen durumunda kabul edilir.

Aşağıda patent konusu her bir istemle ilgili gerekçeli değerlendirmeler sunulmaktadır.

İstemlere ait özellik tablosuna buradan ulaşabilirsiniz.

İstem 1

İlk alternatif (İstem 1a)

İstem 1’in ilk alternatifi, Kera tipi kaplama olarak bir KeraMa katmanını tanımlar ve aşağıdaki gibi ifade edilebilir:

“Buluş bir ütüleme cihazı olup, özelliği ütüleme tarafında KeraMa tabaka ile kaplanmış bir alüminyum taban plakası (1) içermesidir.”

D3’te birinci test serisinde kullanılan, KeraMa ile kaplanmış bir alüminyum taban (patent belgesindeki paragraf [0001]’de bahsedilen taban plakası) içeren bir prototip buharsız ütüleme cihazı açıklanmaktadır.

D3’te kaplama, “ütülenecek giysi ile temas eden” “taban plakasının alt tarafı”ndadır, (bkz. paragraf [0002]- [0003]) Dolayısıyla kaplama taban plakasının ütüleme tarafındadır. İstem 1a’nın konusu, D3 açısından SMK m.83(2) kapsamında yeni değildir.

İkinci alternatif (İstem 1b)

İstem 1’in ikinci alternatifi, Kera tipi katman olarak bir KeraSi katmanını tanımlar ve aşağıdaki gibi ifade edilebilir:

“Buluş bir ütüleme cihazı olup, özelliği ütüleme tarafında KeraSi tabaka ile kaplanmış bir alüminyum taban plakası (1) içermesidir.”

D3’ün ilk test serisinin ütüleme cihazları, aynı tip cihazlarla, yani kaplanmış metalik tabanları olan ütüleme cihazlarıyla (örneğin D3’ün başlığına bakınız) ilgili oldukları ve patent belgesindeki aynı problemle ilgilendikleri (koruyucu metalik taban plakaları) için en yakın önceki tekniktir. (bkz. patent belgesi paragraf [0006] ve D3 paragraf [0003]). Bu cihazlar, ütüleme tarafında KeraMa veya KeraTix kaplama ile kaplanmış bir alüminyum taban içerir.

İstem 1b, kaplamanın bir KeraSi tabakası olması bakımından D3’teki cihazlardan farklıdır. Kera tipi kaplamanın bir örneği olarak KeraSi’nin teknik etkisi, alüminyum tabanın ütüleme tarafını bozulmaya karşı korumaktır (bkz. Patent belgesi paragraf [0006]). D3’ün tabanının ütüleme tarafındaki kaplamalar, D3’te açıklandığı gibi (paragraf [0003]) metali koruma etkisine zaten ulaşır. Bu nedenle, istem 1b ile D3’ün ilk test serisinin ütüleme cihazları üzerinde ek bir teknik etki elde edilmemektedir. Objektif teknik problem, alüminyum tabanın ütüleme tarafında alternatif bir koruyucu kaplamanın nasıl sağlanacağı olarak formüle edilmelidir.

Teknikte uzman kişi, metalik taban plakalarının koruyucu kaplamalarını içerdikleri için D3’ün ikinci test serisinin ütüleme cihazlarını dikkate alacaktır. Bu ikinci test serisinde KeraSi, koruyucu kaplamanın bir örneği olarak açıklanmıştır (bkz. D3 paragraf [0007] ve Tablo 2). Uzman kişi böylece birinci test serisinin Kera kaplamasını sorunsuz bir şekilde bir KeraSi kaplaması ile değiştirecektir. İlk test serisinde açıklanan Yur52, Yur54, Yur56 veya Yur58 ara kaplamaları Kera tipi kaplamalarla uyumlu olduğundan, bu değiştirme birinci test serisinin ütüleme cihazında daha fazla değişiklik gerektirmeyecektir (bkz. D3 paragraf [0006]).

Bu nedenle istem 1b, D3 karşısında SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

Üçüncü alternatif (İstem 1c)

İstem 1’in üçüncü alternatifi (1c), Kera tipi katman olarak bir KeraMa katmanını ve bir KeraSi katmanını tanımlamaktadır ve aşağıdaki gibi ifade edilebilir:

“Buluş bir ütüleme cihazı olup, özelliği ütüleme tarafında KeraMa ve KeraSi tabaka ile kaplanmış bir alüminyum taban plakası (1) içermesidir.”

Bu alternatif, orijinal istem 1’in bir parçası olmayıp inceleme sırasında eklenmiştir.

Patent belgesinin orijinal halinde, tabanın ütüleme tarafında Kera tipi bir kaplama olabilen bir kaplama açıklanmaktadır. Kera tipi kaplamaların özel örnekleri KeraSi veya KeraMa olarak sıralanmıştır. Bununla birlikte, Kera tipi kaplamanın hem KeraMa hem de KeraSi’yi içerebileceğine dair hiçbir bilgi yoktur. Taban plakası ve Kera tipi kaplama arasına bir ara kaplama uygulanabilir ve Kera tipi kaplama olarak KeraMa ve ara kaplama olarak Yur56 kombinasyonu patent belgesinde paragraf [0007]’de açıklanmıştır. Kaplamalara ilişkin patent belgesinde açıklamaların bulunduğu tek yer olan paragraf [0006]-[0007], KeraMa ve KeraSi kombinasyonu için bir dayanak sağlamamaktadır.

Bu nedenle, istem 1c dosyalandığı şekliyle başvurunun içeriğinin ötesine geçen bir konuyu içermekte, dolayısıyla SMK m.103(1)’e aykırı olarak başvuru kapsamını aşmaktadır.

İstem 2

D1, bir buharlı ütüyle ilgili olduğundan ve hâlihazırda üç malzemeden oluşan bir taban içerdiğinden en az yapısal değişiklik gerektirmesi bakımından istem 2 için tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak alınmıştır.

D1 ayrıca hafif ütülere yönelik olması bakımından istem 2 ile aynı amaçla ilgilidir (bkz. patent belgesi paragraf [0005] ve D1 paragraf [0002]).

D1, düşük yoğunluklu bir metalden (paragraf [0003]) yapılmış bir taban plakasına sahip bir buharlı ütüyü (bkz. istem, buluş başlığı veya paragraf [0001]) açıklamaktadır. Taban plakası, tabandan başlayarak sırayla bir Yur56 tabakası ve bir KeraTix tabakası ile kaplanır (bkz. paragraf [0014] “önce bir Yur56 tabakası ve sonra bir KeraTix tabakası uygulamayı…”). Yine paragraf [0014]’te KeraTix kaplamanın estetik açıdan çekici parlak bir yüzeye sahip olduğuna atıfta bulunulması, kaplamanın tabanın ütüleme tarafında olduğunu göstermektedir.

İstem 2’nin konusu, D1’deki cihazdan şu şekilde farklıdır:

a) taban plakası alüminyum bir tabandır,

b) Ütüleme tarafı KeraMa ile kaplanmıştır.

Birinci farkın teknik etkisi, hafif ütü üretimine imkân vermektir. (bkz. patent belgesi paragraf [0005]). Bu etki, D1’deki jenerik düşük yoğunluklu metal ile zaten elde edilmiştir. Birinci farkın ortaya koyduğu objektif teknik problem, spesifik bir hafif ütünün nasıl ortaya konacağı olarak yeniden formüle edilmelidir.

İkinci farkın teknik etkisi, patent belgesinde paragraf [0006]’da açıklandığı gibi kaymayı iyileştirmektir. Daha iyi kayma, örneğin D3, paragraf [0002]’de teyit edildiği gibi ütülemeyi kolaylaştırır. İkinci farkın yarattığı objektif teknik problem, ütülemeyi kolaylaştırmaktır. İki fark birlikte bir kombinasyon halinde ele alındığında iki ayırt edici özellik tarafından elde edilen sinerjik bir teknik etki yoktur, bunun yerine bağımsız olarak çözülen iki farklı kısmi problem vardır. Sonuç olarak, iki farklı kısmi problemle ilgili buluş basamağı ayrı ayrı değerlendirilebilir.[17]

İkinci farka (b) ait objektif teknik problemi çözmek için, teknikte uzman kişi, ütülemeyi kolaylaştırmakla ilgili olduğu için D3’e bakmaya motive olacaktır (bkz. paragraf [0002]). D3’te Tablo 1, ilk test serisine ait ütülerin kayma özelliklerini göstermektedir. KeraMa katmanının kayma özellikleri KeraTix katmanından daha iyidir. Teknikte uzman kişi böylece D1’deki ütünün KeraTix tabakasını bir KeraMa tabakası ile değiştirecektir.

Birinci farka (a) ait objektif teknik problemi çözmek için, teknikte uzman kişi D3’e başvuracaktır çünkü D3, düşük yoğunluklu metal taban plakalarını açıklamaktadır. Birinci test serisinin ütüleri için kullanılan düşük yoğunluklu metal alüminyumdur (D3 paragraf [0004]). D3’ün birinci test serisinde her iki kısmi problem için sağlanan çözümler, D3’ün aynı uygulamasında açıklandığı için birbiriyle de uyumludur.

Ayrıca bu düzenleme, ara katman (D3 paragraf [0005] ve [0006]) olarak bir Yur56 katmanı içerir. Teknikte uzman kişi, hafif bir ütü yapmak için uygun bir düşük yoğunluklu malzeme olarak alüminyumu seçecek ve Yur56’nın ara katmanını değiştirmeden D1’in KeraTix kaplamasını KeraMa ile değiştirecektir.

Bu nedenle, istem 2’nin konusu, D3 ile D1 beraber düşünüldüğünde SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

İstem 3

D1, istem 2 ile aynı nedenlerle istem 3 için de tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak alınmıştır. Ek olarak, D1 ayrıca tercih edilen ikinci düzenleme için olukları açıklar ve bu nedenle ortak özelliklerin çoğuna sahiptir.

D1’in tercih edilen ikinci düzenlemesi, patent belgesinde paragraf [0009]’da oluklar tanımını karşılayan açık kanalları (26) olan bir buharlı ütü ile ilgilidir. Bu kanallar D1’de paragraf [0011] veya [0013]’te gösterildiği gibi buhar çıkışlarından (25) başlarlar.  D1 paragraf [0014]’te geçen “yukarıdaki düzenlemeler” ifadesi, kaplamalı metalik taban plakasının tercih edilen ikinci düzenleme için de kullanılabileceğini ima etmektedir.

Bu nedenle D1, buhar çıkışlarından başlayan olukları ve ütüleme tarafında önce bir Yur56 katmanı ve ardından bir KeraTix katmanı ile kaplanmış düşük yoğunluklu metalik bir taban plakası olan bir buharlı ütüyü açıklamaktadır.

D1 (paragraf [0012]), oluklara sahip taban plakasının, 4 barlık bir basınçta karşı basınçlı döküm ve ardından cebri hava soğutması ile yapıldığını açıklamaktadır. Ürün istemi 3’te ayrıca, olukların düşük basınçlı döküm ve cebri hava soğutması ile elde edilebildiği özelliği de bulunmaktadır. Bu nedenle, istem 3’te tanımlanan proses, D1’de paragraf [0012]’den bilinen prosesle aynı değildir. İstem 3’ün bu özelliği, bir yöntem sonucu elde edilen ürün (product by process) olarak kabul edilir. Ancak bir ürün istemi, ürünün yalnızca farklı bir işlemle üretilmiş olması sayesinde yenilik niteliği kazanamaz[18]. Patent belgesi, isteme konu yöntemle bağlantılı herhangi bir spesifik ürün özelliği açıklamamaktadır, yöntemin tek avantajı uygulama kolaylığıdır (paragraf [0010]).

Başvuru tarihi 08.11.2015 olan D2, istem 3 için önceki teknik değildir ancak paragraf [0007]’de yıllardır mevcut olan yöntemlere atıfta bulunmaktadır, dolayısıyla bu yöntemlerin patent belgesinin rüçhan tarihinden (14.02.2017) önce mevcut olduğu kabul edilebilir. İstem 3’te tanımlanan yöntem ve D1’de kullanılan yöntem D2 paragraf [0007]’de belirtilmiştir. Bu paragrafta, “metalin mikro yapısının ve dolayısıyla özelliklerinin münhasıran cebri hava soğutması tarafından belirlendiğini” ifade edilmektedir. D2, istem 3’ün efektif tarihinden sonra yayınlanmış olsa bile, bu gerçeği teyit etmede dolaylı bir kanıttır.

İstem 3 ve D1’deki yöntemler ortak olarak cebri hava soğutmaya sahiptir ve bu nedenle aynı mikro yapıya sahip olukların bulunduğu taban plakalarını ortaya koyarlar. İstem 3’ün yöntemine göre oluşturulan bir oluk, D1’in yöntemiyle yapılan bir oluktan farklı değildir. Sonuç olarak, istem 3’ün ürün bazında D1’den farklı ayırt edici bir özelliği yoktur.

İstem 3’ün konusu ile D1 arasındaki farklar, istem 2’dekiyle aynıdır, dolayısıyla burada istem 2’deki buluş basamağı değerlendirmesiyle aynı mantık geçerlidir.

KeraMa’nın oluklu taban plakasının üzerine uygulanmasında herhangi bir engel yoktur, çünkü D1, Kera tipi kaplamalar ve yapılandırılmış metalik taban plakaları arasındaki uyumluluğu açıklamaktadır (paragraf [0014]).

Bu nedenle, istem 3’ün konusu, D3 ile D1 beraber düşünüldüğünde SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

İstem 4

D5’teki ütü, istem 4’teki ütü ile aynı şekilde evde kullanım amacına yönelik olduğundan, D5 bu istem için tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak alınmıştır. (bkz. D5 paragraf [0002] ve patent belgesi paragraf [0011]). Dahili su tankına sahip bir buharlı ütüyü açıklayan mevcut tek dokümanın D5 (bkz. Şekil 1) olması sebebiyle, istem 4’e ulaşmada en az yapısal değişiklik gerektiren dokümandır.

D5’te (istem 1 veya paragraf [0007]) dahili su rezarvuarı olan bir buharlı ütü (61) açıklanmaktadır. Bu rezervuar su depolamak içindir (D5, paragraf [0001]), dolayısıyla bu rezervuar patent belgesinde paragraf [0002]’de bahsi geçen bir haznedir. D5’te ayrıca tabandaki (62) buhar çıkışları açıklanmaktadır.

İstem 4’ün konusu, D5’teki bilinen ütüden, taban plakasının, tabanın ucunda yüksek yoğunluklu buhar çıkışları olan bir bölge ve tabanın arkasında buhar çıkışlarından yoksun bir bölge içermesiyle farklıdır.

Bu farkın yarattığı teknik etki, buhar israfını önlemek (bkz. patent belgesi, paragraf [0012]) veya düşük buhar akış hızı ile iyi bir ütüleme kalitesi sağlamaktır (bkz. patent belgesi, paragraf [0014]).

Objektif teknik problem, buna göre, buhar israfını önlemek veya su tüketimini azaltırken iyi ütüleme kalitesine imkân vermektir.

Teknikte uzman kişi, su tasarrufu sağlarken iyi bir ütüleme kalitesine de sahip buharlı ütülerle ilgili D1’e başvuracaktır (D1 paragraf [0005], [0009]).

D1’in tercih edilen birinci düzenlemesi, uç kısmında 5 cm2 başına 3 veya 4 çıkış yoğunluğuna sahip tabanı olan bir buharlı ütü ile ilgilidir (bkz. paragraf [0007]). Bu yoğunluk 10 cm2 başına 6 veya 8 çıkışa karşılık gelir. Bu değer, patent belgesindeki paragraf [0012]’de gösterildiği gibi ütüleme cihazları alanında kabul edilen “yüksek yoğunluklu” tanımına uygun düşmektedir (“10 cm2 başına en az 5 çıkış”).

Aynı düzenlemede taban plakası, buhar çıkışları olmayan bir arka bölgeye sahiptir. (paragraf [0008])

D1’in tercih edilen birinci düzenlemesi, su tasarrufu sağlarken (paragraf [0009]) iyi bir ütüleme kalitesi elde etmeyi de sağlar ve böylece objektif teknik problemi çözer.

D2 paragraf [0011], patent belgesinin rüçhan tarihinden önce mevcut olan yaygın genel bilginin kanıtı olarak kullanılabilecek 2001 yılında yayınlanan bir El Kitabına atıfta bulunmaktadır. Bu nedenle teknikte uzman kişi, D5’e göre bir ütüdeki buhar çıkış dağılımına ilişkin D1’deki öğretinin kullanılmasında herhangi bir engel olmadığının farkında olacaktır.

Teknikte uzman kişi, ortaya çıkan sorunu çözmek için D1’in tercih edilen birinci düzenlemesinden bilinen buhar çıkış dağılımını kullanacaktır. Buna göre, istem 4’ün konusu, D5 ile D1 beraber düşünüldüğünde SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

İstem 5

D5, istem 4 ile aynı nedenlerle istem 5 için de tekniğin bilinen durumunda en yakın dokümandır. D5, taban plakasında bir dahili su rezervuarı ve buhar çıkışları bulunan bir buharlı ütüyü açıklamaktadır.

İstem 5’in konusu, D5’teki buharlı ütüden şu bakımdan farklıdır:

(a) taban plakasının ucunda, yüksek yoğunluklu buhar çıkışlarına sahip bir bölge ve taban plakasının arkasında buhar çıkışlarından yoksun bir bölge bulunur ve

(b) buhar çıkışları, boylamasına eksenleri tabanın ütüleme yüzeyine göre 25° ve 35° arasında bir açıyla eğimli olan buhar dağıtım kanallarının bir parçasıdır.

Fark (a) istem 4 ile aynıdır, bu nedenle buradaki teknik etki ve objektif teknik problem de istem 4 ile aynıdır.

Fark (b) buharın kumaşın içinden geçerek kumaşı zorlaması yerine buharın kumaşın yüzeyi boyunca kısmen akmasına yol açan bir teknik etkiye sahiptir (patent belgesi paragraf [0015], [0016]).

Buna göre fark (b)’nin ortaya koyduğu objektif teknik problem hassas kumaşlara zarar vermemektir.

(a) ve (b) farklarının birlikte yarattığı sinerjik bir teknik etki yoktur, bunun yerine bağımsız olarak çözülen iki farklı kısmi problem vardır. Sonuç olarak, iki farklı kısmi problemle ilgili buluş basamağı ayrı ayrı değerlendirilebilir.[19]

(a) farkına dayalı objektif teknik problemin çözümü, D1’in tercih edilen birinci düzenlemesinden gelen istem 4’ünkü ile aynıdır.

(b) farkına dayalı objektif teknik problem ile ilgili olarak teknikte uzman kişi, bu objektif teknik problemi ele almış olması bakımından D4’e başvuracaktır (bkz. D4 paragraf [0003]).

D4, taban plakası boyunca uzanan buhar geçitlerini tanımlar. (bkz. D4 istem 1 veya paragraf [0004]) Bu geçitler D4’te kanallar olarak da adlandırılır (bkz. paragraf [0002]) ve buharı ütüleme yüzeyine ve kumaşa yönlendirme işlevine sahiptir. Dolayısıyla bu geçitler, patent belgesindeki istem 5’e göre buhar dağıtım kanalları olarak kabul edilebilir.

D4, uzunlamasına eksenleri ile ütüleme yüzeyi arasında 15° ila 45°, tercihen 20° ila 30°’lik bir açı oluşturulacak şekilde geçitleri eğerek ikinci teknik problemi (b) çözmektedir (bkz. paragraf [0004], [0005], istem 1). D4 için tercih edilen aralığın 30° bitiş değeri, istem 5’in 25° ila 35° aralığına girer; dolayısıyla bu özellik D4’ten bilinmektedir.

D4, eğimli geçitlerin her tür ütüleme cihazında kullanılabileceğini öğretir (paragraf [0001]), bu nedenle sadece D4’teki ütü presinde değil, D5’teki buharlı ütü için de 30°C’lik eğimli geçitlerin kullanılmasında herhangi bir engel yoktur.

Buna göre teknikte uzman kişi, iki objektif teknik probleme yönelik iki çözümü birleştirerek, istem 5’in konusuna ulaşacaktır. İstem 5’in konusu, D1 ile D4 ve D5 beraber düşünüldüğünde SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

İstem 6

D2’de (bkz. D2 istem 1) dahili bir su kabı olan bir buharlı ütü, yani patent belgesinde paragraf [0002] anlamında bir hazne açıklanmaktadır. D2’deki buharlı ütü, uç tarafında yüksek yoğunluklu buhar deliklerine sahip bir taban levhası içerir (istem 1). Taban plakası ve taban levhası, patent belgesi paragraf [0001]’e göre eşanlamlıdır ve yine buhar delikleri ile buhar çıkışları da eşanlamlıdır.

D2’deki paragraf [0008] şeklin ölçeğe göre çizildiğini belirttiğinden, şekilde temsil edilen cetvel kullanılarak XX’ yönündeki şekilden ölçümler elde edilebilir. Tabanın arkasındaki çıkıntıların ötesindeki bölgenin uzunluğu yaklaşık 6 cm olup, istemdeki “en az 4 cm” şartını sağlamaktadır. D2 paragraf [0010]’da, şekilde gösterilen düzenleme için nervürlerin ötesindeki bölgede buhar delikleri olmadığı belirtilmiştir. Buna göre D2’deki ütünün tabanı, tabanın arkasında buhar çıkışlarından yoksun bir bölgeye sahiptir, ve bu bölge, tabanın uzunlamasına ekseni boyunca en az 4 cm uzanır.

D2, istem 6’nın tüm özelliklerini açıkladığı için, istem 6, D2 karşısında SMK m.83(2) kapsamında yenilikten yoksundur.

İstem 7

D2, istem 7 için tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak alınmıştır, çünkü D2 de istem 7 (bkz. patent belgesi, paragraf [0011]) gibi ütüleme verimliliği (bkz. D2 paragraf [0002]) sorunuyla ilgilenir. D2 ayrıca dahili su hazneli buharlı ütülerle ilgilidir ve dahili su hazneli ütüleri açıklayan diğer doküman olan D5’ten daha fazla ortak özelliğe sahiptir.

D2, istem 6’nın tüm özelliklerini açıklamaktadır (yukarıdaki istem 6’ya bakınız), bu nedenle istem 7’nin konusu, ütünün arka kısmında su haznesinin doldurulabileceği bir açıklık olması bakımından D2’deki bilinen buharlı ütüden farklıdır.

Teknik etki, hazneyi yeniden doldurmak için daha büyük bir açıklık için daha fazla alan sağlamaktır (bkz. patent belgesi, paragraf [0018]).

Buna bağlı olarak objektif teknik problem, dahili su haznesinin yeniden doldurulmasını daha uygun hale getirmektir.

D5, dahili su hazneli buharlı ütüler (şekil 1) ile ilgilidir ve su doldurmayı kolaylaştırmak için ortaya çıkan sorunu ele almaktadır (bkz. D5, paragraf [0004]). D5, su haznesini doldurmak için kullanılan açıklığın daha büyük yapılabilmesi için açıklığın ütünün arka kısmında konumlandırılmasını öğretmektedir (istem 1, şekil 1 veya paragraf [0005] veya [0007]).

Teknikte uzman kişi böylece ortaya çıkan problemi çözmek için, D6’daki öğretiyi göz önüne alarak herhangi bir engelle karşılaşmaksızın D2’deki ütünün arka kısmına su doldurma açıklığını konumlandıracaktır.

Bu nedenle, istem 7’nin konusu, D2 ile D5 beraber düşünüldüğünde SMK m.83(4) kapsamında buluş basamağı içermemektedir.

Sonuç ve Talep

Yukarıda sunulan gerekçeler ışığında patent belgesine konu

1 ve 6 nolu istemlerin yeni olmaması, 2-5 ve 7 nolu istemlerin ise buluş basamağı içermemesi nedeniyle patent belgesinin 1-7 nolu tüm istemler itibariyle SMK m.82(1)’deki patentlenebilirlik kriterlerini sağlamadığı gerekçesiyle SMK m.99(1)(a) kapsamında hükümsüzlüğünü;

İstem 1’de inceleme aşamasında yapılan değişiklikle başvuru kapsamının aşıldığı, yeni eklenen alternatifin SMK m.103(1)’e aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle söz konusu alternatifin de SMK m.99(1)(c) kapsamında hükümsüzlüğünü

saygılarımızla talep ederiz.



Buluş Basamağı Kriteri İçin En Yakın Dokümanın Seçimi Üzerine Bir Değerlendirme

Buluş basamağını değerlendirirken tekniğin bilinen durumundaki en yakın dokümanı tespit etmek kolay olmayabilir. Yukarıdaki itirazlarda buluş basamağı değerlendirmesi sırasında istemlere karşı kullanılan en yakın doküman seçimlerini farklı şekilde yapabilir miydik?[20]

Değerlendirmeye geçmeden önce istemlerin ve dokümanlarımızın ne tür ütülerle ilgili olduklarını listeleyelim:

İstem 1: Alüminyum plakalı genel ütüleme cihazı

İstem 2: Alüminyum plakalı buharlı ütü + kaplama özellikleri

İstem 3: Alüminyum plakalı buharlı ütü + Buhar çıkışları ve oluklara ait özellikler

İstem 4–7: Dahili su hazneli buharlı ütü + Buhar çıkışları ve hazneye ait özellikler

D1: Harici su tanklı buharlı ütü

D2: Dahili su hazneli buharlı ütü (sadece istem 6-7 için önceki teknik)

D3: Buharsız ütüleme cihazı

D4: Profesyonel buharlı ütü makinesi

D5: Dahili su hazneli buharlı ütü

Bu yazıdaki itirazda bağımsız istem 4’e karşı en yakın doküman olarak D5 alınmış ve istemin D1 ışığında buluş basamağı içermediği ileri sürülmüştür. Peki bu istem için en yakın dokümanı D1 alarak buluş basamağına saldırabilir miydik?

Her ne kadar D1’deki buhar çıkışları istem 4’te bahsedilene benzese de istem 4 ev tipi dahili su hazneli buharlı ütülerle ilgiliyken D1 harici su tanklı profesyonel buharlı ütülerle ilgilidir. Buluş basamağı saldırısı için teknik olarak isteme yakın bir başlangıç dokümanı bulmaya çalışılmalıdır. Patent belgesinde (bkz. paragraf [0011]) ütünün ev kullanımı için tasarlandığı belirtilmiştir. D1 ise profesyonel kullanıma yönelik bir ütüdür. Eğer D1’den başlayarak istem 4’e ulaşmaya çalışırsak teknikte uzman kişinin D1’deki harici su tankının ütüye nasıl dahil edileceği problemini çözmesi gerekecektir. Ve bunu D5’ten yararlanarak gerçekleştirmesi pek mümkün değildir, zira ütüde çok sayıda yapısal değişiklikler yapması gerekecektir ve bunlar D5’ten çıkarılamamaktadır. Üstelik D1’in amacı daha hafif bir ütü gövdesi yapmak olup (paragraf [0002]) harici su tankını ütüye dahil etmek bu amacın tersi yönde yol almak olacaktır. Oysaki D5 ev kullanımına uygun olması açısından istem 4 ile aynı amaçla kullanılmaktadır ve dahili su hazneli buharlı ütü olması sebebiyle istem 4’e en yakın doküman olarak seçilirse, teknikte uzman kişi yukarıdaki itirazda açıklandığı şekilde en az yapısal değişiklikle D1’deki buhar çıkışları yapılanmasını D5’e adapte edecektir.

Bir istem için tekniğin bilinen durumunda en yakın dokümanı seçerken buluşla aynı alanda olan ve benzer amaca, teknik etkiye sahip bir dokümanla başlanmasında fayda vardır. Ancak burada amaç ve teknik etkiden kastedilen objektif teknik problem ortaya konurken kullanılan farklı unsurun ortaya koyduğu teknik etki değildir. Burada kastedilen genel olarak buluşun amacı ve ortaya koyduğu etkidir.[21] Buluşun amacı ile objektif teknik problem karıştırılmamalıdır. Zira objektif teknik problem, en yakın doküman seçildikten sonra ortaya çıkar ve seçilen dokümana bağlı olarak problem de değişebilir, ancak buluşun amacı daha geneldir. Örneğin buluşun amacı evde kullanım amacıyla geliştirilen bir buharlı ütü olarak düşünülebilir. Fakat buluşun amacını buhar israfını ve su tüketimini önlemek olarak ortaya koyarsak ve bu problemi çözen D1 dokümanını en yakın doküman olarak seçersek istem 4’e ulaşmakta zorluk çekeriz.

“En yakın doküman” (closest prior art) ifadesi aslında oldukça yanıltıcıdır.[22] Böyle ifade edilince sanki yalnızca tek bir doküman buluşa en yakın doküman olabilir zannedilmektedir. Oysaki birden fazla doküman “en yakın doküman” olma özelliğine sahip olabilir. Bu nedenle EPO kararlarında “en yakın doküman” kavramının sıklıkla “en umut verici başlangıç ​​noktası” ya da “en umut verici sıçrama tahtası” ifadeleriyle eşanlamlı kullanıldığı görülmektedir.[23] Buna göre asıl kriter “yakın”lıktan çok elverişliliktir. (feasibility) Buluş basamağı olmadığını gösterirken belirleyici olan, başlangıç noktasının buluşa yakınlığı değil, başlangıç noktası veriliyken oluşan yolun gerçekleşme olasılığıdır.[24] (bkz. Şekil 4)

Şekil 4[25]: Buluş basamağı olmadığını gösterirken belirleyici olan, başlangıç noktasının buluşa yakınlığı değil, başlangıç noktası veriliyken oluşan yolun gerçekleşme olasılığıdır. Şekilde Doküman 1, uzaklık olarak aşikârlık şatosuna en yakın doküman gibi görünse de gidilecek yol bakımından Doküman 3 en elverişli seçenektir.

Bu bakımdan bazen istemle pek çok ortak özelliği bulunsa da, bir doküman en yakın olarak seçilemeyebilir. Örneğin istem 2’ye karşı yukarıdaki itirazda en yakın doküman olarak D1 seçilmiş ve D3 ışığında buluş basamağı olmadığı ileri sürülmüştür. Peki D3 en yakın doküman olabilir miydi? D3’ün özelliklerine baktığımızda, istem 2’den farklı olarak cihazın buharlı ütü değil buharsız ütü olduğunu görüyoruz. Diğer özelliklerin hemen hepsi D3’te bulunuyor. D1’de ise istem 2’yle karşılaştırıldığında alüminyum taban ve KeraMa kaplama farklılıkları sebebiyle aslında daha az ortak özellik var gibi gözüküyor. O halde neden D3’ü en yakın doküman olarak seçmeyelim? D3’ü en yakın doküman alan teknikte uzman kişi için aradaki tek fark ütünün buharlı olması gibi gözüküyor. D5 paragraf [0001]’de belirtilen buharlı ve buharsız ütülerle ilgili bilgiyi kullanarak istem 2’ye ulaşılması mümkün müdür?

Gerçekten de istem 2 ile D3 arasındaki tek fark ütünün “buharlı” olması gibi görünüyor ancak farkın tek bir kelime olması bizi teknikte uzman kişinin her zaman bu farka D1’de eksik olan iki farktan daha kolay ulaşacağı anlamına gelmeyecektir. Zira D5 paragraf [0001]’de buharlı ütülerin buharsızlardan çok farklı ve daha sofistike bir yapıya sahip olduğu belirtilmektedir. Buna göre burada buluşun alanını “ütüleme cihazları” olarak almak yerine “buharlı ütüler” olarak almak daha mantıklı olacaktır zira buharsız ütüden buharlı ütüye ulaşmak için çok sayıda yapısal değişiklik gerekecektir. Yine istemin amacını, teknik alandan bağımsız olarak değerlendirerek ona göre en yakın dokümanı seçmek de hatalı sonuç verebilir. Örneğin istem 2’nin amacını taban plakasının korunması olarak değerlendirip D3’te de aynı amacı gerçekleştiren katmanlar bulunması sebebiyle D3’ü en yakın doküman seçmek doğru olmayacaktır, zira bu seçimde teknik alan dikkate alınmamıştır. Seçim yapılırken buluşun amacı ve teknik alan da dikkate alınmalıdır. Farklılıkları kodlayarak gösterelim:

Buharlı ütüler: A

Buharsız ütüler: B

Alüminyum tabaka: c

Yur56 ve KeraMa kaplı taban: d

İstem 2: A + c + d = A’

D1: A + c’ + d’ = A’’

D3: B + c + d = B’

Görüldüğü gibi istem 2 buharlı ütülerde bir geliştirme (A’) ile ilgilidir. D1 yine buharlı ütülerde bir başka geliştirme (A’’) ile ilgiliyken D3 buharsız ütülerde bir geliştirme (B’) ile ilgili olması sebebiyle aslında farklı bir yapılanmadır. Buharsız ütüyle başlayıp buharlı ütüde bir geliştirmeye ulaşmak pek olası değildir.[26] Burada hataya düşülmesinin bir başka sebebi de istemdeki her özelliğin aynı ağırlığa sahip olduğunu varsayarak dokümanlar arasında oluşan fark adedinin içeriğe bakılmaksızın karşılaştırılmasıdır. Örneğin sayısal olarak istem 2 ile D1 arasında iki fark varken istem 2 ile D3 arasında tek fark vardır. Ancak bu tek farktan dolayı ortaya çıkan diğer yapısal/işlevsel farklılıklar (su tankı, buhar üretim ünitesi, buhar çıkışları, kontrol ünitesi, elektronik devreler vb.) hesaba katılmazsa en yakın doküman yanlış seçilebilir. Bu nedenle en yakın doküman seçilirken istemle maksimum sayıda aynı teknik özelliklere sahip olmak tek ve ilk belirleyici kriter olmamalı, öncelikle buluşun amacı, amaçlanan kullanım ve elde edilecek etkiler vb. açılardan en yakın doküman tespit edilmeye çalışılmalıdır.[27]

En yakın dokümanın seçiminde birincil kriter istemle aynı amaç için tasarlanmış veya aynı amaca yönelik, benzer bir kullanıma karşılık gelen veya aynı veya benzer bir teknik etkiyle ilgili olmalı veya en azından aynı veya yakından ilgili bir teknik alana ait olmalıdır.[28] İkincil önemdeki kriter ise dokümanın isteme konu buluşa ulaşmak için minimum yapısal ve işlevsel modifikasyon gerektiren nitelikte olması ve en çok ortak teknik özelliğe sahip olmasıdır.[29]

Sonuç olarak “en yakın doküman” tespitinde “maksimum sayıda aynı teknik özellikler” vb. bir soyut metrik kavramı ilk belirleyici faktör olarak kullanmak doğru olmayacaktır. Buluş basamağının bulunmadığına ilişkin her itirazın kendi esasları içinde değerlendirilmesi gerekir ve başlangıç ​​noktası olarak seçilmesi düşünülen bir doküman, yalnızca görünüşte daha umut verici olan önceki tekniğe ait bir başka doküman mevcut olduğu için hariç tutulmamalıdır.[30] Eğer seçilmiş bir en yakın doküman ile istemin buluş basamağı olmadığı gösterilebiliyorsa, bu dokümanın neden en yakın doküman olarak seçildiğini gerekçelendirmeye gerek kalmayacaktır.[31] Sonuç olarak, başvuru sahibi, daha umut verici bir sıçrama tahtasının mevcut olduğunu (en yakın doküman seçiminin yanlış olduğunu) ileri sürerek, istem konusunun buluş basamağından yoksun olduğu iddiasını çürütemez. İstem konusu buluşun aşikâr olmadığı sonucuna ulaştıran bir doküman, onu aşikâr gösteren dokümandan “daha yakın” olamaz, çünkü bu durumda ilk dokümanın, buluşa ulaşmak için en umut verici sıçrama tahtasını temsil etmediği açıktır.[32]

En yakın doküman seçerken dikkate alınan bir başka husus da seçilen dokümandaki problemin tanımıyla ilgilidir. Örneğin patent belgesinde (paragraf [0006]) KeraMa kaplamanın kaymayı diğer kaplamalara kıyasla iyileştirdiğinden bahsetmektedir. İstem 2 ile D1 karşılaştırıldığında D1’de KeraMa kaplama bulunmadığı görülmektedir. Buna göre D1’deki ütüde kaymayla ilgili bir problem olduğundan (ya da en azından iyileştirilmesinin mümkün olduğundan) bahsedilebilir. Bu problemi göz önüne alan teknikte uzman kişi D3’te bu problemi çözen tabaka yapılanmasını dikkate alarak istem 2’ye konu çözüme ulaşacaktır.[33] Ancak en yakın doküman olarak D3’ü alırsak, istem 2 ile arasındaki fark buharlı/buharsız ütü olması sebebiyle D3’ün yalnızca taban plakasını alıp ütünün kalan tüm diğer kısımlarını D1’den karşılamamız gerekecektir. Ancak buradaki sıkıntı, aslında D3’teki taban plakasında geliştirme yapmak için bir sebep olmamasıdır. D3’teki buharsız ütünün taban plakasında nasıl bir geliştirme yapalım ki istem 2’deki buharlı ütüye ulaşalım? Teknikte uzman kişinin bu soruya cevap vermesi zordur.[34] Buharlı bir ütüde geliştirme yapmak isteniyorsa buharlı ütüden başlamak daha mantıklıdır. Bilinçli şekilde başlangıç noktası olarak seçilen doküman yalnızca buluş konusunu seçmeyi sağlamaz, aynı zamanda geliştirme yapılacak konuyu da tanımlar.[35]

Bir dokümanın yenilik değerlendirmesi açısından ilgili isteme en yakın olarak değerlendirilmesi, onu otomatik olarak buluş basamağı değerlendirmesinde de en yakın doküman yapmaz, zira doküman benzer bir alanda değilse veya benzer bir problemle ilgili değilse teknik özelliklerdeki benzerlikler tesadüfi nitelikte olabilir. Yenilik değerlendirmesi sadece teknik özelliklerin bulunup bulunmadığına yönelik bir değerlendirme iken, buluş basamağında teknikte uzman kişinin yalnızca bilinen bir cihazı değiştirip değiştiremeyeceğine göre değil, bunu teknik bir fayda beklentisiyle yapıp yapmayacağına karar verilir. Bu nedenle belirtilen bir teknik problemi çözme beklentisi, bu tür bir değişiklik için tek teşvik olabilir. Böyle bir durumda, bu tür bir modifikasyonla çözülecek problem göz ardı edilemez, çünkü bu, önceki tekniğin kabul edilemez bir ex-post facto analizine yol açacaktır.[36] D3’teki buharsız ütünün taban plakasının tüm üst yüzeyini kaplayan ısıtma elamanını [paragraf 0004] kaldırıp yerine buharı ütüye ait unsurları  (örneğin su tankı, buhar üretim ünitesi, buhar çıkışları, kontrol ünitesi, elektronik devreler vb.) yerleştirmek suretiyle istemdeki buharlı ütüye ulaşılması mümkün değildir. Teknikte uzman kişinin bunu yapabilmesi için çözümü bilerek hareket etmesi gerekir ki bu kabul edilemez. Zira bir problemin çözümü size gösterildiğinde ve onu artık benimsediğinizde çözüm size basit gelecektir.

İstem 1b üzerinden bir başka değerlendirme yapalım. İstem 1b alternatifinde KeraSi kaplı alüminyum taban plakasına sahip bir ütüleme cihazından bahsedilmektedir. D3’ün birinci yapılanmasında (birinci test serisi) KeraMa kaplı alüminyum taban plakasına sahip bir ütüleme cihazından bahsedilmektedir. D3’ün ikinci yapılanmasında (ikinci test serisi) KeraSi kaplı Medur alaşımlı taban plakasına sahip bir ütüleme cihazından bahsedilmektedir. [Burada yenilik değerlendirmesi ile ilgili bir parantez açalım: İki yapılanmayı birleştirerek tek bir yapılanma gibi düşünüp istem 1b’nin D3 karşısında yeni olmadığını ileri sürmek doğru olmayacaktır. Zira aynı dokümanın içinde bile olsa farklı yapılanmalara ait özellikler birleştirilerek istemin yeniliğine saldırılamaz.[37]] Peki isteme en yakın doküman olarak hangi yapılanmayı almalıyız?

Eğer ikinci yapılanmayı (ikinci test serisi) en yakın önceki teknik olarak alırsak istem 1b ile arasındaki fark alüminyum yerine Medur alaşımı kullanımı olacaktır. Ancak bu yapılanmada Yur74 ve KeraSi kullanılmaktadır (paragraf [0007]) ve Yur74’ün alüminyuma yapışmadığından bahsedilmektedir. (paragraf [0005]) Bu durumda ikinci yapılanmadan yola çıkarak ilk yapılanmadaki alüminyumu Medur ile değiştirmek istediğimizde Yur74 problemiyle karşılaşırız. Buluş basamağı değerlendirilirken, iki dokümandaki öğretilerde çelişki/uyuşmazlık varsa bu dokümanlar birleştirilmemelidir.[38] Oysaki birinci yapılanmayla başladığımızda, istem 1b ile aradaki fark KeraMa yerine KeraSi kullanımı olacaktır. KeraSi’nin teknik etkisi, alüminyum tabanın ütüleme tarafını bozulmaya karşı korumaktır (bkz. Patent belgesi paragraf [0006]). D3’ün tabanının ütüleme tarafındaki kaplamalar, D3’te açıklandığı gibi (paragraf [0003]) metali koruma etkisine zaten ulaşmaktadır. Bu nedenle, istem 1b ile D3’ün ilk test serisinin ütüleme cihazları üzerinde ek bir teknik etki elde edilmemektedir. Objektif teknik problem, alüminyum tabanın ütüleme tarafında alternatif bir koruyucu kaplamanın nasıl sağlanacağıdır. Teknikte uzman kişi, metalik taban plakalarının koruyucu kaplamalarını içerdikleri için D3’ün ikinci yapılanmadaki ütüleme cihazlarını dikkate alacaktır. Bu ikinci yapılanmadaki KeraSi, koruyucu kaplamanın bir örneği olarak açıklanmıştır (bkz. D3 paragraf [0007] ve Tablo 2). Uzman kişi böylece birinci test serisinin Kera kaplamasını sorunsuz bir şekilde bir KeraSi kaplaması ile değiştirecektir. İlk test serisinde açıklanan Yur52, Yur54, Yur56 veya Yur58 ara kaplamaları Kera tipi kaplamalarla uyumlu olduğundan, bu değiştirme birinci test serisinin ütüleme cihazında daha fazla değişiklik gerektirmeyecektir (bkz. D3 paragraf [0006]).

Buluş basamağı değerlendirmesi sırasında başlangıç ​​noktası olacak dokümanı seçmekte her ne kadar esasen özgür olsanız da, yaptığınız seçimin ilgili alanda uzman kişinin teknik bilgisi üzerindeki etkileri de hesaba katılmalıdır. Örneğin buluş, bir motorlu taşıtta kullanım için bir aktüatörün ve mahfazanın sabitlenmesi için bir cihazla ilgiliyse ve tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak çamaşır kurutma makinesi için bir sabitleme cihazı kullanılırsa teknikte uzman kişinin çamaşır kurutma makinelerinde uzman olduğu kabul edilecektir. Bu durumda da bu uzmanın motorlu taşıtlar için geliştirilen buluş konusu cihaza ulaşması beklenemez. Problem-çözüm yaklaşımının mantığı, teknikte uzman kişinin kendi teknik alanına giren bilinen bir nesneyi geliştirmeyi veya değiştirmeyi amaçladığı ilkesinden başlar. Söz konusu bilinen nesne, ilgili teknikte uzman kişinin bilgisine ait olması gerektiğinden, bu konuda uzman olması gereken kişi ile başlangıç ​​noktası olarak kabul edilen şey arasında belirli bir ilişki vardır ve bunun tersi de geçerlidir. Otomotiv teknolojisi alanında uzman bir kişinin çamaşır kurutma makinelerinin iç detayını bilmediği kabul edilir. Bir çamaşır kurutma makinesi sabitleme cihazını otomotiv teknolojisinde kullanmak üzere modifiye ederek buluşa ulaşmaya çalışan otomotiv konusunda uzman kişi böyle bir durumda ex post facto analizi yapmış olma hatasına düşecektir ki bu kabul edilmez bir durumdur.[39] Otomotiv konusunda uzman kişi çamaşır kurutma makinelerinin iç detayını bilmediği için çözüm ona gösterilmelidir ki buluş konusu isteme ulaşabilsin. Ancak bir problemin çözümü size gösterildiğinde ve onu artık benimsediğinizde çözüm size basit gelecektir ve buluş basamağı değerlendirmesinde buna izin verilemez.

Aslında buluş basamağı değerlendirmesinde bir ikilem vardır. Uzman, önce buluş hakkında detaylı bilgi sahibi olarak tekniğin bilinen durumundaki en yakın dokümanı tespit eder. Daha sonra bu dokümana göre “nesnel olarak” çözülen sorunu belirler. Bütün bunları da buluşa iyice hakim olarak yapar. Ancak sonraki adımda aşikârlık sorusunu değerlendirirken buluşu tamamen unutması gerekir. Bu, kullanılan metodolojiden bağımsız olarak, buluş basamağının belirlenmesinde muhtemelen en zor iştir.[40] “Problem-çözüm yaklaşımı” buluş basamağı değerlendirmesinde, her durumda mükemmel çalıştığı söylenemese de, mümkün olduğu kadar objektif bir bakış açısı sunmayı amaçlaması açısından oldukça faydalıdır.

Şekil 5: Buluş basamağını değerlendiren uzman buluşun detaylarına hakim olup, en yakın dokümanı tespit edip farkları ortaya koyduktan sonra hafızasını silerek geri görüş önyargısına kapılmadan değerlendirmesini yapmalıdır.

Sonuç olarak buluş basamağı değerlendirmesinde tekniğin bilinen durumundaki en yakın dokümanın doğru seçilmesi büyük önem arz etmektedir. Dokümanın yanlış seçilmesi bazı durumlarda yanlış sonuca ulaşmaya neden olabilmektedir. Eğer en yakın doküman seçiminden emin olunamıyorsa, itiraz hazırlanırken, mevcut olasılıkları değerlendirerek en uygun dokümanın hangisi olduğu tespit edilmeye çalışılabilir. Örneğin D1 en yakın doküman alındığında ve D2 ile birleştirildiğinde buluş basamağı olduğu sonucuna varılıyorsa ve D2 en yakın doküman alındığında ve D1 ile birleştirildiğinde buluş basamağı olmadığı sonucuna varılıyorsa en yakın doküman olarak D2 alınmalıdır.[41] Ancak bu, itiraz sahiplerinin itirazlarında bütün olası saldırı kombinasyonlarını deneyerek bir sonuç elde etmeye çalışabileceği anlamına gelmemelidir.[42]

Mevcut örneklerden de görüldüğü üzere, yaptığınız itirazda buluş basamağına saldırırken birlikte kullanacağınız iki dokümanı doğru seçmiş olsanız bile hangi dokümanı başlangıç noktası olarak kullandığınıza bağlı olarak yine de yanlış sonuca ulaşmanız olasıdır. Buluş basamağı değerlendirmesinde 1+2 ile 2+1 çoğu zaman aynı sonucu vermeyecektir. Bir belgeyi hükümsüz kılmaya bu kadar yaklaşmışken sonuç alamamış olmak istemiyorsanız itirazlarınızda en yakın doküman seçimini dikkatlice yapınız. İtirazınızı değerlendirecek olan YİDD Kurulu, itirazları incelerken taleple ve gerekçeyle bağlıdır.[43] Bu nedenle eğer itirazınızda örneğin D1’i en yakın doküman alıp D2 ile birleştirmişseniz ve Kurul bu argümanı değerlendirip buluş basamağı olduğu sonucuna varmışsa, D2 en yakın doküman alındığında ve D1 ile birleştirildiğinde buluş basamağı olmadığını göstermek mümkün olsa bile siz böyle bir itirazda bulunmadığınız için Kurul bu olasılığı değerlendirmeyecektir.

İtiraz Sonrası Süreç

Kurum, patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasının ardından geçen 6 ayın bitiminden itibaren yapılan itiraz(lar)ı patent sahibine bildirir. Patent sahibi bu bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde görüşlerini sunabilir veya patentte değişiklikler yapabilir.[44]

Patent sahibinin, patentte değişiklik yapması durumunda değişen metin ile bu değişikliklerin metin içerisinde nerelerde yapıldığının açık ve anlaşılır bir şekilde gösterildiği sayfalar da Kuruma sunulur. Değişiklikler, içerik olarak açık ve anlaşılır nitelikte olmalıdır.[45]

İtiraz, patent sahibinin görüşleri ve patentte değişiklik talepleri de dikkate alınarak, YİDD Kurulu tarafından incelenir.

Kurul, patentin veya değiştirilmiş hâlinin SMK’ya uygun olduğu görüşündeyse patentin ya da varsa değiştirilmiş hâlinin devamına, uygun olmadığı görüşündeyse patentin hükümsüzlüğüne karar verir ve bu durumda SMK m.139’da belirtilen hükümsüzlük sonuçları doğar. Hükümsüzlük kararı Bültende yayımlanır.[46] Patentin hükümsüzlüğü kararının sonuçları geçmişe dönük olarak etkili olur ve patent veya patent başvurusuna SMK ile sağlanan koruma hiç doğmamış sayılır.[47]

Kurul, patentin veya değiştirilmiş hâlinin SMK’ya kısmen uygun olduğu görüşündeyse patentin bu kısım itibarıyla devamına karar vererek patent sahibinden bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde gerekli değişiklikleri yapmasını ister. Söz konusu değişikliğin yapılmaması veya yapılan değişikliğin kabul edilmemesi hâlinde patentin hükümsüzlüğüne karar verilir ve bu durumda SMK m.139’da belirtilen hükümsüzlük sonuçları doğar. Hükümsüzlük kararı Bültende yayımlanır.[48]

İtiraz sonucunda verilen nihai karar Bültende yayımlanır. Patentin değiştirilmiş hâliyle devamına karar verilmesi durumunda, patentin değiştirilmiş hâli Bültende yayımlanır.[49]

Kurul kararları Kurumun nihai kararı olup, bu kararlara karşı Kurum nezdinde tekrar itiraz edilememektedir.[50] Kurulun nihai kararlarına karşı, kararın bildiriminden itibaren iki ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir.[51]

Ancak, Kurul kararının tarafı olan kişiler, gerekçelerini yazılı olarak belirtmek suretiyle karardaki maddi hataların düzeltilmesini isteyebilir. Kurul, herhangi bir talep olmaksızın maddi hata tespit etmesi halinde, maddi hataları resen düzeltir.[52] Kurul, maddi hata düzeltme taleplerini, talebin ilgili kurula havale edildiği tarihten itibaren bir ay içinde karara bağlar ve sonuç ilgilisine tebliğ edilir.[53] Bu durumda Kurulun nihai kararlarına karşı, maddi hataların düzeltilmesine ilişkin kararın bildiriminden itibaren iki ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir.[54]

TÜRKPATENT Nezdinde Yapılan İtiraz ile Mahkemeye Yapılan Hükümsüzlük Talebi Süreçleri Arasındaki Bazı Farklar

Burada SMK m.99 itirazları ile Mahkemede açılan hükümsüzlük taleplerinin değerlendirilmesi arasındaki önemli bir farka dikkat çekmekte yarar var. SMK m.138 kapsamında Mahkemede hükümsüzlük davası açıldığında patent sahibi itiraza cevaben istemlerinde değişiklik yapamamaktadır. Oysa m.99 kapsamındaki itiraz karşısında böyle bir hakkı vardır ve Kurul değiştirilmiş istemler üzerinden değerlendirmesini yapar.[55]

Yapılan değerlendirme açısından da bazı farklılıklar vardır. SMK m.99 kapsamında yapılan itirazda Kurul, patentin veya değiştirilmiş hâlinin bu Kanuna kısmen uygun olduğu görüşündeyse patentin bu kısım itibarıyla devamına karar vererek patent sahibinden bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde gerekli değişiklikleri yapmasını ister.[56] Bir örnek verelim. Bu yazıdaki itiraza konu patent belgesinin istem 1’inde üç alternatif bulunuyordu ve bu alternatiflerden biri daha sonra eklendiği için başvuru kapsamını aştığı gerekçesiyle SMK m.99(1)(c) kapsamında hükümsüzlüğü talep edilmişti. Şimdi istem 1’deki diğer iki alternatifin patentlenebilir olduğunu varsayalım. Bu durumda Kurul SMK m.99(6)’ya dayanarak patent sahibinden kapsam aşan alternatifi çıkarmasını isteyecek ve yapılacak değişikliğin ardından kalan iki alternatifi içeren istem 1 belge olarak yoluna devam edecektir.

Ancak Mahkemede açılan hükümsüzlük davasında değerlendirme farklı olacaktır. Zira hükümsüzlük nedenleri patentin sadece bir bölümüne ilişkinse sadece o bölüm ile ilgili istem veya istemler iptal edilerek kısmi hükümsüzlüğe karar verilebiliyor olsa da bir istemin kısmen hükümsüzlüğüne karar verilememektedir.[57] Bu nedenle eğer istem 1’deki alternatiflerden biri için hükümsüzlük hali oluşuyorsa istem kısmen hükümsüz kılınamayacağı için ve istemde değişiklik yapma imkânı da bulunmadığı için istem tümüyle hükümsüz kılınacaktır.

Kimlerin patente itirazda bulunabileceği hususunda da farklılık vardır. Mahkemede patente karşı bir hükümsüzlük davası açabilecekler Kanunda şöyle açıklanmıştır: “Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları patentin hükümsüzlüğünü isteyebilir.”[58] SMK m.99 itirazları ise her türlü gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilmektedir zira ilgili maddede yalnızca “üçüncü kişiler” ifadesi yer almaktadır. Ancak YİDD Yönetmeliğinde “işlemlerin tarafı olan ve karar nedeniyle menfaati etkilenen kişiler”in itiraz edebileceği belirtilmiştir.[59] Kanaatimizce Kanuna uyumsuz olan bu Yönetmelik maddesinin değiştirilmesi gerekir ancak bu sefer de SMK m.20’yle Yönetmeliğin uyumsuzluğuna yol açmamak adına marka ve patentte kimlerin itiraz edebileceği Yönetmelikte ayrı ayrı ifade edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Kasım 2021

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] EQE 2019 Paper C, https://www.epo.org/learning/eqe/compendium/C.html

[2] 6769 SMK m.99(1).

[3] 6769 SMK m.82(2).

[4]6769 SMK m.82(3).

[5] EPO’da bu tür itirazlara https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/advanced-search.html adresinden “keyword” alanına “Exclusion from patentability” yazarak ulaşılabilir.

[6] Successful European oppositions (part II) Analysis for the patent information professional, Aalt van de Kuilen, World Patent Information Volume 45, June 2016, Page 59, Table 4.

[7] YİDD Yönetmelik m.5.

[8] YİDD Yönetmelik m.6(2).

[9] https://portal.turkpatent.gov.tr/anonim/arastirma/patent/dosya-takibi

[10] Pandemi koşulları nedeniyle TÜRKPATENT’te dosyaların fiziksel inceleme işlemine belirsiz bir süre boyunca ara verilmiştir.

[11] Güncel ücretlere https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/fees/informationDetail?id=117 adresinden ulaşılabilir.

[12] Ancak Mahkeme, patentin verilmesi hakkındaki nihai karar Bültende yayımlanmadan ya da itiraz sonucunda verilen nihai karar Bültende yayımlanmadan patentlenebilirliğe yönelik yapılan hükümsüzlük talebine ilişkin olarak karar veremez. Bkz. 6769 SMK m.138(2).

[13] Henüz belge olmamış patent başvurularına da itiraz edebilirsiniz: Patent başvurusunun yayımlandığı tarihten itibaren üçüncü kişiler, patent başvurusuna konu olan buluşun patent verilebilirliğine ilişkin görüşlerini sunabilir. Ancak bu kişiler, bu aşamada Kurum nezdindeki işlemlere taraf olamaz. Bkz. 6769 SMK m.97(2). Bu madde faydalı modeller için de kullanılabilir. Bkz. SMK Yönetmelik m.120(3).

[14] 6769 SMK m.143(11).

[15] 6769 SMK m.143(8).

[16] 6769 SMK Yönetmelik m.105(2).

[17] EPO Guidelines for Examination, G – VII, 5.2 Formulation of the objective technical problem, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_5_2.htm & G – VII, 6. Combining pieces of prior art, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_6.htm

[18] EPO Guidelines for Examination, F – IV, 4.12 Product-by-process claim, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_12.htm &  T150/82, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t820150ep1.html

[19] EPO Guidelines for Examination, G – VII, 5.2 Formulation of the objective technical problem, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_5_2.htm & G – VII, 6. Combining pieces of prior art, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_6.htm

[20] Bu bölümdeki örnekler EQE forumlarında yapılan tartışmalardan derlenmiştir. Bkz: Delta Patents Paper C 2019 Ironing device, http://eqe-c.blogspot.com/2019/02/paper-c-2019-ironing-device.html & Tutors‘ Report on the EQE 2019 Papers, https://information.patentepi.org/issue-4-2019/tutors-report-on-the-eqe-2019-papers.html

[21] T1148/15, Reason 4.7.2.

[22] T 0405/14, Reasons 19.

[23] Bkz. T 824/05, Reason 6.2; T1742/12, Reasons 6.5; T 1518/17. Ayrıca bkz: Is the “closest prior art” a misleading concept?; Daniel Wise, Peter Herrick & James Channer; 21 Oct 2020, https://www.carpmaels.com/is-the-closest-prior-art-a-misleading-concept/

[24] T 0694/15, Reasons 13.

[25] Görsel şu adresteki görselden değiştirilerek kullanılmıştır: Why Talk About Non-Traditional Assessment Models?, https://offices.depaul.edu/center-teaching-learning/assessment/assessing-learning/Pages/non-traditional-assessment-models.aspx

[26] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. D. 3.6. Consequences of choosing a certain starting point, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_d_3_6.htm & T 570/91, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t910570eu1.html : Teknikte uzman kişi belirli bir kompresör pistonundan başlamayı tercih ederse ve buna en yakın doküman olarak karar verirse, kompresör pistonunu daha da geliştirebilir, ancak bu geliştirmenin normal sonucu olarak bir içten yanmalı motor pistonuna değil, yine bir kompresör pistonuna ulaşacaktır.

[27] T 870/96.

[28] T1148/15, Reason 4.2.

[29] T1148/15, Reason 4.2.

[30] T 0405/14, Reasons 19. Ayrıca bkz. T1841/11, Reasons 4.1: İsteme konu buluşla aynı amaca ilişkin önceki tekniğin mevcut olmasına rağmen (burada: bir silikon-germanyum film içeren bir yarı iletken substratın üretilmesi), yine de benzer bir amaç ile ilgili en yakın önceki tekniğe ait bir başka dokümanın seçilmesi de mümkündür. (burada: bir germanyum film içeren bir yarı iletken substratın üretilmesi) Buluşun amacına karşılık gelen bu farklılık, meşru olarak buluş basamağını desteklemek için ileri sürülebilecek bir farklılık değildir. Problem-çözüm yaklaşımı, teknikte uzman kişinin, bu durumda bir silikon-germanyum film içeren bilinen tipte bir yarı iletken substratın üretimini içeren buluşa ait işlemin en başından beri aklında bir amaç olduğunu varsayar. Bu kavramsal çerçeve içinde, uzman kişinin silikon-germanyumu dahil etmek için hiçbir motivasyon bulamayacağı mantıklı bir şekilde tartışılamaz. Ayrıca, bu farklılığı önceki tekniğe en yakın olduğu düşünülen dokümanın öğretisine dahil etmenin kolay olmayacağı veya bunun yaygın genel bilgiden daha fazlasını gerektireceği argümanı, böyle bir durumda, buluş basamağı lehine değil, daha ziyade bu dokümanın aslında umut verici bir başlangıç ​​noktası olmadığına dair bir argümanı destekler.

[31] T 967/97.

[32] EPO Guidelines for Examination, G–VII–5.1 Determination of the closest prior art, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_5_1.htm

[33] T 487/95’te Kurul, en yakın önceki teknik olarak bir askeri koruyucu miğfer seçmiş, ancak bunun, farklı türden koruyucu kaskları (işçi kaskları gibi) açıklayan dokümanların teknikte uzman kişinin bilgisi dahilinde olamayacağı anlamına gelmediğine dikkat çekmiştir. Bilinen bir askeri koruyucu miğfer (D9) ile ilgili olan patentte yer alan bilgiler, temel bilgi kaynağını, yani teknikte uzman kişinin buluş konusu isteme ulaşmaya çalışacağı en umut verici hareket noktasını temsil ediyordu. Bununla birlikte, diğer dokümanlar, teknikte uzman kişinin ele alınan problemle ilgili göstergeler ve öneriler elde edebileceği önemli ikincil bilgi kaynaklarını (bu durumda: işçi güvenlik kaskları) temsil edebilir.

[34] Bkz. T 817/94, T 749/11, T 535/10.

[35] T 1228/08

[36] T 0267/88, Reasons 4.1.

[37] EPO Guidelines for Examination, G-VI– 1. State of the art pursuant to Art. 54(2), https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vi_1.htm

[38] Bkz. T 0176/89.

[39] T 25/13.

[40] The Problem of the “Closest Prior Art”, Kathrin Füchsle, Thorsten Bausch (Hoffmann Eitle); June 24, 2020, http://patentblog.kluweriplaw.com/2020/06/24/the-problem-of-the-closest-prior-art/

[41] T 967/97 (Catchword I) and T 21/08 (Reasons 1.2.3).

[42] EPO Guidelines for Examination, G–VII–5.1 Determination of the closest prior art, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_5_1.htm & T 320/15, Reasons 1.1.2.

[43] YİDD Yönetmelik m.6(2).

[44] 6769 SMK m.99(4).

[45] 6769 SMK Yönetmelik m.105(5).

[46] 6769 SMK m.99(5).

[47] 6769 SMK m.139(1).

[48] 6769 SMK m.99(6).

[49] 6769 SMK m.99(7).

[50] 6769 SMK Yönetmelik m.105(10).

[51] 5000 sayılı Kanun, m.15/C

[52] YİDD Yönetmelik, m.8(1).

[53] YİDD Yönetmelik, m.8(2).

[54] YİDD Yönetmelik, m.8(3).

[55] 6769 SMK m.99(4).

[56] 6769 SMK m.99(6).

[57] 6769 SMK m.138(4).

[58] 6769 SMK m.138(6).

[59] YİDD Yönetmelik, m.4.

Dergi Tanıtımı – FİKRİ GÜNDEM DERGİSİNİN 21. SAYISI YAYINDA



Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Türkiye)‘nin yıllardır yayımlanan “Fikri Gündem” dergisi 21. sayısıyla okuyucularının karşısına çıktı.

Fikri mülkiyet dünyasından önemli karar, bilgi, gelişme ve haberleri içeren dergi uzun süredir yayın hayatını sürdürüyor. Derginin başlangıçtan bu yana yayımlanmış tüm sayılarına https://www.aippiturkey.org/fikri-gundem/ bağlantısından erişim mümkün. Fikri Gündem’in 21. ve son sayısını da aynı bağlantıdan bilgisayarınıza indirip inceleyebilirsiniz.


21. sayının İçindekiler sayfası, sizlere derginin yeni sayısının içeriği konusunda fikir verecektir:


Derginin fikri mülkiyet camiamızın ilgisini çekeceğini düşünüyor ve derginin yayınında emeği geçen tüm ekibe teşekkür ediyoruz.

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

IPR Gezgini Ankara Buluşması: 15 Kasım Akşamını Ajandanızda İşaretleyin



IPR Gezgini son buluşmasını Aralık 2019’da Ankara’da yapmıştı. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında Ankara veya İstanbul’da kısa süre içerisinde bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.

Ve sürpriz: Biz yeni buluşma için harekete geçemeden hepimizin hayatını alt üst eden Pandemi başladı!! Çoğumuz birbirimizi göremeden neredeyse iki sene geçirdik.



Hayatın nispeten normalleştiği bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz ve bu yılın ilk (ve belki de son) IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30’da başlayacak şekilde yapacağız.

Pazartesi gecesini seçtik çünkü kalabalıktan kaçınmak ve kendi kendimize kalmak istiyoruz.

Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (üstü açılıp havalandırma yapılabiliyor).

Katılım taleplerini 13 Kasım Cumartesi gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen.

Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.

Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, IPR Gezgini bilgilendirmesi, siteden beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, pandemi başlangıcından beri birbirlerini görmeyenlerin kavuşması… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.

Dönüşlerinizi bekliyoruz, sizleri görmekten mutlu olacağız ve katılmak isteyenlerle e-postayla bağlantıda olacağız.

IPR Gezgini

Kasım 2021

iprgezgini@gmail.com

“ROUGE G DE GUERLAIN” RUJUNUN ÜÇ BOYUTLU MARKA KORUMASI MÜCADELESİ: ABAD GENEL MAHKEMESİ GUERLAIN KARARI (T-488/20)



1828 yılından beri sektörün en eskileri arasında yer alan ve sektördeki varlığını korumaya devam eden Fransa menşeli lüks kozmetik ve parfümeri şirketi Guerlain SA (“Guerlain”), diğer pek çok ürününün yanı sıra ikonik hale gelen “Rouge G de Guerlain” rujlarının da sahibidir. Bu ürünü ikonikleştiren ise elbette Guerlain marka değeri ve ürün kalitesi olmasının yanı sıra, aynı zamanda bu ürün ambalajının tasarımı yani bir diğer değişle, üç boyutlu şekli demek yanlış olmayacaktır.

Şüphesiz ki, Guerlain da bu durumun farkındalığı içerisinde, 2018 yılında Rouge G de Guerlain rujlarının üç boyutlu marka olarak tescil edilmesi amacıyla 3. sınıfta “ruj” ürünleri kapsamında Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) nezdinde tescil başvurusunda bulundu. Başvuru konusu üç boyutlu şeklin ayırt ediciliği haiz olduğu yönünde iddiada bulunduysa da EUIPO İnceleme Birimi tarafından Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (“EUTMR”) 7(1)(b) hükmü uyarınca, ayırt edici nitelik taşımadığı gerekçesiyle ilgili üç boyutlu marka başvurusu reddedildi.

Başvuru konusu üç boyutlu marka görseli

Marka başvurusunun reddi üzerine, Guerlain tarafından 14 Kasım 2019 tarihinde EUIPO Temyiz Kurulu’na başvuruldu. EUIPO Birinci Temyiz Kurulu (“Kurul”), İnceleme Birimi tarafından verilen ret kararı ile aynı doğrultuda ve başvuru konusu şeklin ayırt edici niteliği haiz olmadığı yönünde karar verdi.

Kurul kararında, söz konusu üç boyutlu şekil incelemesine ve ilgili ürün tüketici kitlesi tanımına yer verilerek, piyasadaki ücret skalasına göre ortalama seviyeden yüksek seviyeye kadar değişiklik gösteren dikkat düzeyine sahip oldukları belirtildi. Kurul, bu üç boyutlu şeklin piyasadaki aynı ürün şekilleri ile arasında önemli ölçüde bir farklılığının bulunmadığını, diğer ürün şekilleri gibi silindirik bir yapıda olduğunu ve ortalama tüketicinin de bu şekle aşina olduğunu belirtti. Netice itibarıyla da uyuşmazlığa konu üç boyutlu şeklin bütünsel değerlendirmesinde, sektörün norm ve geleneklerinden “önemli ölçüde” farklılaşmış bir şekil olmadığı kanaatine vardı.

Guerlain Tarafından Öne Sürülen İddialar

Kurul tarafından verilen kararın iptali ve söz konusu üç boyutlu marka başvurusunun tescili için Guerlain tarafından Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesine (“Genel Mahkeme”) başvuruldu. Guerlain başvurusunda, söz konusu şeklin piyasada bulunan diğer ruj şekillerinden neden önemli ölçüde farklı olduğu hususundaki açıklamalarını içerir aşağıda yer alan iddialarda bulundu:

  • Söz konusu üç boyutlu şekil, yapısı itibarıyla düz bir yüzeye sahip değildir ve bu nedenle dikey şekilde konumlandırılamamaktadır. Şeklin yapısından kaynaklanan bu özellik onun benzersizliğini pekiştirmekle birlikte ortalama tüketicinin algısını da etkileyeceği için önemlidir.
  • Başvuru konusu şekil bir tekne gövdesi, bebek arabası ya da ters biçimde ve kenarları yuvarlak hatlara sahip altın külçesini andıran alışılmadık bir yapıda ve ayırt edici niteliktedir.  
  • Üzerinde yer alan küçük ve oval kabartma biçimdeki yükselti, söz konusu ürünün şeklini sektörün norm ve geleneklerinden farklılaştırmaktadır.
  • Şekilde menteşeler bulunmaktadır ve bu kısım açıldığında çift taraflı bir ayna ortaya çıkmaktadır ki bu da şekli farklılaştıran bir başka özelliktir.
  • Şekilde yer alan özelliklerin her biri, şekli ilgili sektörün norm ve geleneklerinden farklılaştırmaktadır. Ayrıca şeklin yeni ve özgün olması da sektörün norm ve geleneklerinden önemli ölçüde uzaklaştığı hususunda bir emare niteliğindedir.
  • Son olarak, şeklin ortalama tüketici nezdinde akılda kalıcı mahiyette olması, ayırt edici niteliği haiz olduğunu göstermektedir.

Genel Mahkeme Kararı (T-488/20)

Genel Mahkeme, 14 Temmuz 2021 tarihli ve T-488/20 sayılı kararında, Guerlain tarafından öne sürülen iddiaları haklı bularak, aşağıda yer verilen gerekçelerle, söz konusu üç boyutlu şeklin ayırt edici niteliği haiz olduğunu belirterek sektörün norm ve geleneklerinden önemli ölçüde uzaklaştığı yönünde karar verdi:

  • Üç boyutlu bir markanın ayırt edici niteliğine dair yapılacak olan değerlendirme, markanın özgünlüğü veya ilgili mal ve hizmet alanı kapsamında kullanımının bulunmadığı yönündeki değerlendirmeler ile bağlı değildir.
  • Başvuru konusu şeklin sektörün norm ve geleneklerinden önemli ölçüde farklılaşmış olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak, şeklin sadece yenilik arz etmesi ayırt edici niteliği haiz olduğu anlamına gelmemekle birlikte, bu konudaki belirleyici kriter, ticari kaynağı belirtme işlevini yerine getirme yeterliliğine sahip olup olmadığıdır.
  • Ürünlerin yüksek kalitede bir tasarıma sahip olması, o üç boyutlu şekle sahip ürünleri sektördeki diğer ürünlerden ayırt etmek için şart değildir.
  • Üç boyutlu şeklin estetik yönü, ürünün göze güzel veya çekici görünmesi yönündeki bir değerlendirme anlamına gelmeyecek olup, söz konusu şeklin ilgili kitlenin algısında nesnel ve sıra dışı bir etki yaratma yeteneğine sahip olup olmadığına göre belirlenecektir.
  • Kurul kararında yer verilen ve sektörün norm ve geleneklerini oluşturduğu belirtilen ruj görselleri de dikkate alındığında, başvuru sahibinin belirttiği gibi ilgili uyuşmazlık konusu şekil, ruj ürünleri için alışılmışın dışındadır ve piyasada yer alan diğer ruj şekillerinden farklılık arz etmektedir.

     

Karar metninde yer verilen piyasadaki ruj görselleri
  • Üç boyutlu bir ürün şeklinin yalnızca piyasadaki diğer alışılmış şekillerin bir başka türü niteliğinde olması, onun ayırt ediciliği haiz olup olmadığının tespiti için yeterli değildir. Nitekim sektörün önemli bir şekil çeşitliliği ile nitelendirilmesi, yenilik içeren herhangi bir şeklin de mutlaka onlardan biri olarak algılanacağı anlamına gelmeyecektir.
  • Başvuru konusu şekil iç içe geçen iki parçadan oluşmakta olup, bunlardan biri küçük ve oval bir yükseltiye sahiptir. Şekil, herhangi düz bir hatta sahip değildir ve üst kısmının hafif kavisli olmasının yanı sıra sadece alt kısmında küçük bir yüzey alanı bulunmaktadır. Tek bir yanında ise dikdörtgen şeklinde bir yuva yer almaktadır.
  • Söz konusu şekil bir tekne gövdesini veya bebek arabasını andırmaktadır. Bu özelliği bir ruj şekli için sıra dışı ve alışılmadık olup, şekli sektörün norm ve geleneklerinden önemli ölçüde farklılaştırmaktadır. Şekilde yer alan küçük ve oval yükselti de alışılmışın dışındadır ve başvuru konusu üç boyutlu şeklin sıra dışı görünümüne katkıda bulunmaktadır.
  • Başvuru sahibi tarafından da iddia edildiği üzere, söz konusu ruj şekli piyasadaki diğer ruj şekillerinden farklı olarak dikey pozisyonda konumlandırılamamaktadır ve bu özellik, şeklin ortalama tüketicide yarattığı alışılmışın dışındaki görsel etkiyi pekiştirecektir.
  • Ayrıca ortalama seviyeden yüksek seviyeye kadar değişiklik gösteren dikkat düzeyine sahip ilgili tüketici kitlesi, söz konusu şekli gördüğünde şaşıracak olup, şekli sektördeki norm ve geleneklerden önemli ölçüde farklılaşmış olarak ve ticari kaynağı belirtebilecek nitelikte algılayacaktır.

Genel Mahkeme, ilgili Karar metninde geçen tüm bu açıklamalar doğrultusunda, Kurul’un EUTMR 7(1)(b) maddesi doğrultusunda uyuşmazlık konusu şeklin ayırt edicilik niteliğini haiz olmadığı yönünde verdiği kararın isabetsiz olduğu kanısına vardı ve Kurul kararının iptali yönünde hüküm kurdu.  

Genel Mahkeme Kararının önemi şu noktada ortaya çıkmaktadır ki, aslında bir üç boyutlu markanın ayırt ediciliğine dair yapılacak olan değerlendirme, diğer geleneksel markalara dair yapılacak olan değerlendirmeden farklı olmayacaktır. Ancak uygulamadaki genel algı, ortalama tüketicinin bir ürün veya ambalaj şeklinin üzerinde kelime ya da grafik unsur yer almadığı sürece o ürünün ticari kaynağı hakkında varsayımda bulunma alışkanlığının bulunmadığı ve bu nedenle de geleneksel markalara kıyasla üç boyutlu markalara ilişkin ayırt edicilik tespitinin çok daha güç olduğu yönündedir. Dolayısıyla, süregelen uygulamalar kapsamında konuyu ele alacak olursak, üç boyutlu markaların geleneksel markalara nazaran marka korumasından yararlanmasının daha zor olduğunu söylemek mümkündür. Genel Mahkeme tarafından verilen işbu kararın ise üç boyutlu marka tescili kapsamında sektördeki diğer firmalar için umut vadeder nitelikte olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Belce BARIŞ

Kasım 2021

belcebaris@gmail.com

KURUM KAMPÜSÜNÜN İNSAN OLMAYAN KADROSUYLA TANIŞMA VAKTİ


Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) da içinde bulunduğu kampüsün simge kedisi Mualla’yı geçtiğimiz aylarda bir trafik kazasında kaybettik. Kurum bahçesine, Kuruma, İhtisas Mahkemelerine yolu düşen herkes Mualla’yı bahçede, Kurum girişinde veya mahkeme koridorlarında dolanırken en az bir kez olsun görmüştür.

Mualla aramızdan ayrıldı, ama onun açtığı yol başka dostlarımızın Kurum bahçesinde nispeten rahat bir yaşam sürdürmesine neden oldu. Tabii ki bu yolun açılması çok kolay ve pürüzsüz olmadı. Dostlarımıza biraz olsun yaşam alanı açılmasını isteyenler Mualla için gerçek bir mücadele verdiler. Şanslıydık ki, Kurum Başkanı Prof. Dr. Habip ASAN bu konuda bizlere destek oldu ve Mualla sayesinde aşağıda bazılarının fotoğraflarını görüp hikayelerini okuyacağınız başka diğer dostlarımız da kampüste hayatlarını sürdürebiliyorlar.

Kurumda dostlarımızla ilgilenen bir grup var. Bu yazıyı okuyanlardan sahiplenme veya başka yollarla onlara destek olmak isteyenler çıkarsa, IPR Gezgini bu konuda aracı olmaktan onur duyacak. Bize iprgezgini@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Dostlarımız için büyük çaba gösteren Kurum uzmanlarından Şermin SAATÇİOĞLU SUNAY takip eden satırları paylaşıyor. Keyifle okuyacağınızı umuyoruz.


Mualla… Kurumda her fırsatta bina içine girmesinden, fare formunda minik ödüller getirmesinden bıkan da oldu, onu gördükçe hayvan sevgisini tadan da. Belki başka kardeşlerinin yuvalanmasına bile neden olmuşluğu vardır. Kurum bahçesinde (kimi zaman içerisinde) geçirdiği 2 küsur yıldan sonra bir kaza sonucu aramızdan ayrıldı. Gerçek bir kediydi, bir karakterdi. Varlığıyla, öğrettikleriyle ve onu korumak için verdiğimiz mücadeleyle birçok insanda iz bıraktığını düşünüyorum… Onun ardından bizimle beraber yaşamayı seçen birçok kedimiz oldu, ama hala Kurum girişindeki kapının önünde, ısıtıcının dibinde veya girişteki halıların altında gözlerin onu aradığı kesin…


Ardından gelen kediler demişken, onları da tanıtmakta fayda var zira Kurumun çeşitli yerlerinde karşınıza çıkabilirler. Örneğin kantin kedisi Sakız Hanım. Traşlı karnı ve patisiyle bir gün Kurum girişinde belirdi. Kemikleri sayılacak kadar zayıftı, tahminimizce uzun süre aç kalmıştı… Burada yiyecek olduğunu fark ettikten sonra bir daha hiç ayrılmadı, kendine yaşam alanı olarak da kantini seçti.


Büyük, nam-ı diğer Mahur Bey, de Sakız Hanım’la aynı zamanlarda bahçemize teşrif etti. O da ağzında yaralarıyla… Bir süre tedavi gördü, veteriner hekimler kısırlaştırılmış, bakımlı ve insancıl olmasından ötürü evden kaçtığını veya terk edildiğini düşünüyor. Ama şu an için bütün kedilerin patronu edasıyla dolandığı bahçemizde keyfi yerinde gibi duruyor.


Hophop ve Bitter, Büyük ile aynı zamanlarda geldiler, benzer hikayeleri paylaştıklarını düşünüyoruz zira onlar da bakımlı ve kendilerini sevdirmeye, karınlarını açıp önümüzde yuvarlanmaya bayılıyorlar.


Çolak ise ayrı bir hikaye, aslında Nisan ayında 4-5 aylıkken kırık bacağıyla Kuruma sığındı. Günlerce peşinden koşturdu, ağaçlara çıkarttırdı bizi. Yakalanmadı, ama bacağı kendi kendine kaynadı. Şimdi oldukça sağlıklı güzel bir erkek olarak, bahçedeki tüm yavrulara abilik yapıyor.


Sarılar ailesini temsilen Minicik Hanım ve Suratsız’ın görselini paylaşabiliyoruz, çünkü hepsi buralarda doğup büyüdükleri halde oldukça yabaniler. Minicik Hanım en güzelleri olmakla birlikte, en az 8 sarmanımız daha var.


Gelelim Kimoş ve Kömür‘e… Bu yavrular iki ay kadar önce Kurumun arka bahçesinde belirdi. Aileleri burada değil. Kimoş mesafeli ama sürekli miyavlayarak birşeyler isteyen tavrıyla, Kömür ise sürekli yanında insan istemesiyle dikkat çekmekte. Kömür’ün de diğerleri gibi bir ev geçmişi olduğunu düşünüyoruz, klinikte tedavi gördüğü sırada yuva da aradık ancak bulamadık. Tekrar Kurum bahçesine getirmek durumunda kaldık ama bütün öğle aralarında, çay molalarında insanların kucağına tırmanıyor. Belki bu yazıyı okuyan bir şanslı kişiyle yollarımız kesişir, Kömür de çok istediği insanına kavuşur.


Ufaklık neredeyse 2 yıldır bizimle, bizi terk eden köpeğimiz Kutup gibi yaramaz çıkmadı. Bahçeden hiç ayrılmıyor ve tam bir koruma köpeğine evrildi. Ürkek bakışlarla yaklaşıp biraz güvenince kendini sevdirmeye başlıyor ve mutlu olduğundan eminiz.


Son olarak da ciddi bir trafik kazası geçiren Pamuk‘tan bahsetmek istiyorum… Kurum önünde iki defa üst üste araba çarptığı için haberimiz oldu bu köpekten, belediye ekipleri gelip aldılar ancak ciddi kırıkları olduğu, bu durumun belediyeyi aştığı söylendi bize. Bunun üzerine Pamuk’u barınaktan teslim alıp özel bir klinikte ameliyat ettirdik. Kendini topladı, tedavisi hala sürüyor, bacakları iyileşene kadar klinikte kalmaya devam edecek. Sonrasında da sokakta tekrar benzer bir kaza geçirmesi Pamuk için çok riskli olacağı için ona uygun bir yaşam alanı arayışında olacağız.


Bu kısa yazıda dostlarımızın sadece bir bölümüne yer verdik ve de Mualla’yı andık. Sahiplenmek başta, dostlarımıza destek olmak isteyenler olursa bizlerle temasa geçebilir. Fikri Mülkiyet camiamız sadece kurumlardan, ofislerden ve insanlardan ibaret değil; insan olmayan dostlarımız iş yerlerimizdeki, sokaklardaki ve evlerimizdeki varlıklarıyla, bu camianın da huzurla dönmesini sağlıyorlar. Sizce de öyle değil mi?

Şermin SAATÇİOĞLU SUNAY

saatcioglusermin@gmail.com

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Kasım 2021

ÜÇ BOYUTLU ŞEKİL MARKALARINDA MUTLAK RET NEDENİ OLARAK TEKNİK ZORUNLULUK: İSVİÇRE FEDERAL MAHKEMESİ’NİN “NESPRESSO” KAHVE KAPSÜLLERİ KARARI



5A_910/2019 01.03.2021 - Tribunal fédéral


İsviçre Federal Mahkemesi, geçtiğimiz Eylül ayında, Nestle Anonim Şirketi adına, 30. mal ve hizmet sınıfında İsviçre’de tescilli “Nespresso” kahve kapsüllerine ilişkin üç boyutlu şekil markasının hükümsüzlüğüne karar verdi[1]. Mahkemenin temel dayanağı, dava konusu kahve kapsüllerinin sivri kesik koniden oluşan üç boyutlu şeklinin “teknik zorunluluk” olarak nitelemesidir.

Olay: 1970’li yıllarda Nestle şirketi, tüketicilere İtalyan kahvesi kalitesinde iyi espresso sunmak için araştırmalar yapar. Bir doz öğütülmüş kahve içeren hava geçirmez kapsüller ve bu kapsüllerle uyumlu kahve makineleri tasarlar. Nestle, bu kapsüllere ilişkin pek çok patent alır ve süreç içerisinde pek çok farklı görünüşlerde kapsüller tasarlar, fakat teknolojisi temelde hep aynı kalır. Bu esnada Nestle, İsviçre’de tek servislik kahve sektöründe çok başarılı olur ve en büyük distribütör unvanını alır.

Nestle, 2000 yılında İsviçre Federal Fikri Mülkiyet Enstitüsü’ne kahve, kahve özleri ve kahve bazlı preparatlara ilişkin 30 uncu sınıfta tescil edilmek üzere üç boyutlu marka başvurusunda bulunur. Ofis, ilk olarak, şeklin esaslı bir farklılık arz etmediği, tüketicilerin hafızasında önemli bir yer teşkil etmediği, bu şeklin kamusal alana ait olduğu ve kamunun serbest kullanımında kalması gerektiği gerekçeleriyle tescil başvurusunu reddeder. Fakat daha sonra edinilmiş ayırt ediciliğe dayanarak “la marque imposée” olarak tescil edilir[2] ve o zamandan itibaren en son 22.05.2020 tarihinde yenilenir.

Davalı Ethical Coffee Company şirketi, Nespresso makinelerinin sistemiyle uyumlu olan ve doğada çözünebilen materyallerden oluşan, bitkisel lifler ve nişasta bazlı kahve kapsülleri geliştirir ve 2011 yılından itibaren İsviçre’de satışa sunulur. Nestle şirketi, tescilli şekil markasına dayanarak Ethical Coffee Company kapsüllerinin pazarlanmasının yasaklanması için 2011 yılında İsviçre’de ihtiyati tedbir kararı alır; bu karar İsviçre Federal Mahkemesi tarafından şekli gerekçelerle geri gönderilir ve alt mahkeme, bu sefer yaptırdığı fizibilite çalışmalarına dayanarak, ikinci kararında kapsülün şeklinin teknik olarak gerekli olduğu gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebini reddeder.

Bunun üzerine Nestle, Ethical Coffee Company’e karşı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet temelli bir dava açar, davalı şirket de davacıya karşı markanın hükümsüzlüğü gerekçesiyle karşı dava ikame eder. Alt mahkeme ise Nestle şirketinin talebini reddeder ve davalının geçersizlik talebini kabul ederek Nespresso kahve kapsüllerine ilişkin şekil markasının hükümsüzlüğüne karar verir. Alt mahkeme, söz konusu markanın kamusal alana ait olduğu ve Nestle şirketinin markanın yeterince ayırt edici olduğunu yani empoze edildiğini ispatlayamadığı sonucuna varır. Bu karara karşı davacı taraf üst mahkemeye başvurur.

Karar: İsviçre Federal Mahkemesi, İsviçre marka hukukunda yer alan marka kavramı (LPM l’art. 1 – MSchG Art. 1) ve mutlak ret nedenlerinden işaretin kamusal alana ait olması (LPM l’art. 2/a – MSchG Art. 2/a) ile şeklin teknik zorunluluk sonucu olması (LPM l’art. 2/b – MSchG Art. 2/b) düzenlemeleri çerçevesinde bir değerlendirme yapar. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği ve Alman hukuku ile kıyaslamalara da yer verir.  Bu karşılaştırmalı analiz sonucunda, mahkeme, rakiplere ait alternatif çözümlerin Nespresso makineleriyle uyumlu olması halinde ancak şeklin teknik zorunluluk arz edeceğini vurgular.

Mahkeme öncelikle, üç boyutlu markanın kamusal alana ait olmasına rağmen yeterince ayırt edicilik kazanıp kazanmadığını inceler. Yargılama esnasında uzman bilirkişilerce anket yapılır ve anket sonuçlarına göre kamusal alana ait olan Nespresso kahve kapsüllerine ilişkin şekil markasının halk nezdinde yeterince empoze edilmediği, yani ayırt edicilik elde etmediği saptanır.

Mahkeme, daha sonra dava konusu üç boyutlu markanın teknik bir zorunluluk arz edip etmediğini inceler ve şu üç kriteri benimser: Teknik yapıyı değiştirmeden başka bir şeklin seçimi mümkünse ve bunu rakibin tercih etmesini beklemek, onun için (i) daha az pratik olmamalı, (ii) daha az sağlam/dirençli olmamalı, ve (ii) daha yüksek üretim maliyetlerine yol açmamalı. Diğer bir deyişle, rakiplere bu kriterleri sağlamayan alternatif bir çözüm dayatılmaz. Üstelik fark küçük de olsa en ufak bir üretim maliyetine katlanması rakipten beklenemez.

Federal Mahkeme; alt mahkemenin, alternatif şekillerin Nespresso makine sistemiyle uyumlu olması gerektiğine ilişkin kararını hukuka aykırı bulmaz ve netice olarak, dava konusu kahve kapsüllerine ilişkin üç boyutlu şekil markasının “teknik zorunluluk” olduğu gerekçesiyle hükümsüzlüğüne karar verir.

Değerlendirme: Esasen bu karar, Alman Federal Patent Mahkemesi tarafından Nespresso Kahve kapsüllerine ilişkin daha önce verilen kararın bir ekosu niteliğindedir. Alman Patent ve Marka Ofisi, 2003 yılında Nespresso kahve kapsüllerine üç boyutlu marka koruması sağlamıştı, fakat Ethical Coffee Campany’nin başvurusu üzerine bu korumayı 2014 yılında geri çekmişti. Bu karar ise Alman Federal Patent Mahkemesi tarafından, benzer şekilde, teknik fonksiyon mutlak ret nedenine dayanılarak 17.10.2017 tarihinde onaylanmıştı[3].

Nestle şirketinin, Nespresso kahve kapsüllerini ilk defa buluş olarak kaydettiği ve buluşların kanunda öngörülen sürelerle sınırlı olarak korunduğu göz önüne alındığında; kahve kapsüllerini üç boyutlu marka olarak tescil ettirmek suretiyle esasen yenilenebilen ve süresiz bir marka koruması elde ederek adeta kanun koyucunun iradesi dışına çıktığını söyleyebiliriz. Bu durum hukuken korunmaya değer değildir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın LEGO kararında da vurgulandığı gibi, bir üreticinin fikri mülkiyet sisteminde sadece sınırlı süreyle korunabilecek bir teknik çözümünü, münhasır haklar elde etmek ve bunu sürdürmek için marka hukuku düzenlemelerini kullanması önlenmelidir[4]. Üstelik rakiplerden aynı kullanım için farklı bir şekilde üretim yapmasını beklemek, serbest ve adil rekabet düzenini bozucu niteliktedir.

Marka hakkı, tescil edilmekle sahibine tekelci yetkiler sağlar. Bu kapsamda marka sahibi, markasının başkası tarafından kullanılmasını men edebilir. Esasen böylece piyasadaki rakipler arasındaki adil ve serbest piyasa rekabetine önemli ölçüde bir sınırlandırma getirilmiş olur. İşte bu noktada, incelediğimiz mahkeme kararının, madalyonun diğer yüzü olan adil ve bozulmamış piyasa rekabetinin korumasına ağırlık verdiğini söyleyebiliriz. Marka sahibinin menfaati ile piyasa rekabeti arasında bir denge oluştururken, orijinal ürüne kabul edilebilir alternatif şekillerin varlığı mahkemeler tarafından titizlikle incelenmeli ve kamu menfaati göz ardı edilmemelidir.

Sergül BALSEVER

Ekim 2021

sergulturkoglu@gmail.com


[1]Kararın orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz: https://bit.ly/3Cjdcqx

[2]La marque imposée”, belli bir teşebbüsün malları veya hizmetleri için piyasada belirli bir ayırt edicilik kazanmış olan kamusal alana ait bir işaretin marka olarak tescil edilebilmesi ve korunmasıdır. Bu tür işaretlerin zamanla ayırt edicilik kazanarak kendisini empoze etmesinden dolayı bu isim verilmiştir.

[3] Bkz. https://www.bundespatentgericht.de/SharedDocs/Pressemitteilungen/DE/08122017.html

[4] ABAD’ın 14.09.2010 tarihli LEGO kararı (ECLI:EU:C:2010:516), pg. 43 ve 46. https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=6E9A7E43C84AE1EE1373276552838CAF?text=&docid=82838&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=4272661

Ayrıca bkz. ABAD’ın 18.06.2002 tarihli PHİLİPS kararı (ECLI:EU:C:2002:377) https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=47423&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=4272771

Avrupa Birliği 2021 Yılı Türkiye İlerleme Raporu’nun Fikri Mülkiyet Hakları Bölümü





Türkiye, Avrupa Birliği (AB)’ne üyelik hedefinden uzaklaştıkça, AB’nin Türkiye hakkında her yıl hazırladığı İlerleme Raporları da ses getirici etkisini nispeten kaybetmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin hemen her alanda AB tarafından ne şekilde görüldüğünün yıllara göre fotoğrafı olarak da kabul edilebilecek İlerleme Raporları’nın ilgili alanların çalışanları bakımından dikkatlice incelenmesinde ve yıllara göre karşılaştırılmasında fayda bulunmaktadır. AB’nin Türkiye İlerleme Raporları’nın 1998 yılından başlayarak https://www.ab.gov.tr/ilerleme-raporlari_46224.html bağlantısından görülmesi mümkündür.

2021 yılı Türkiye İlerleme Raporu 19 Ekim 2021 tarihinde yayımlanmıştır ve bu rapor da İngilizce olarak https://www.ab.gov.tr/siteimages/birimler/kpb/turkey-report-2021-v2.pdf bağlantısında erişilebilir durumdadır.

İlgi alanımız Fikri Mülkiyet Hakları olduğundan, 2021 raporunun bu konuda çizdiği genel çerçeveyi bu yazı boyunca ana hatlarıyla özetlemeye çalışacağız.

Pandemi nedeniyle yaşamın diğer alanlarda olduğu gibi fikri mülkiyet alanında da Türkiye’de mevzuat ve yeni uygulamalar anlamında fazlaca gelişme olmadığından, raporun fikri mülkiyet hakları kısmı önceki İlerleme Raporlarından önemli düzeyde ayrışmamaktadır.

Raporun fikri mülkiyet kısmını maddeler halinde özetlemeye çalışırsak:

Türkiye fikri mülkiyet mevzuatı (sınai mülkiyet hakları da dahil olacak şekilde geniş anlamda fikri mülkiyet hakları kavramından bahsedilmektedir) bakımından iyi durumdadır, ancak raporlama döneminde mevzuatın geliştirilmesi anlamında bir yenilik olmamıştır. Gümrük çalışanlarına verilen eğitimlere ve hak sahiplerinin kullanabileceği online araçlarda gelişmelere rağmen, Türkiye kaynaklı taklit ürünlerde artış olmuştur.

Türkiye, taklit ve korsan ürünlerin online satışları dahil, fikri mülkiyet hakları ihlalleriyle mücadele etmek için daha etkili hak koruma önlemleri almalıdır, ihtisas mahkemelerinin uzmanlaşması ve arama-el koyma izinlerinin alt derece mahkemelerden elde edilebilmesi prosedürleri geliştirilmelidir. Türkiye bu hususlara ilaveten, kullanılmayan tescilli markaların iptali talepleri ve hızlı ve basitleştirilmiş imha prosedürleri hususları başta olmak üzere, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun verimli ve etkili biçimde uygulanabilmesi için fikri mülkiyet haklarının sahipleriyle yapıcı diyaloğu devam ettirmelidir (desteklemelidir). Fikri mülkiyet haklarına ilişkin eksikliklerin daha kolaylıkla analiz edilmesini sağlayacak doğru istatistiki bilgilerin (özellikle de fikri ve sınai mülkiyet hakları hakkındaki yargı kararlarının uygulanması konusunda) toplanması ve işlenmesi sağlanmalıdır.

Telif hakları ve bağlantılı haklar alanında, uzun süredir askıda olan taslak Telif Hakları Kanunu konusunda hiçbir gelişme olmamıştır. Kolluk güçleri ve korsan ürün karşıtı komisyon üyeleri için bazı eğitimler yapılmıştır. AB müktesabatına uyum düzeyi yüksek olsa da, kolektif hak yönetimine ilişkin sistematik bazı hususlar, telif hakları sisteminin bütüncül etkinliğini negatif yönde etkilemektedir. Pandemi nedeniyle sokaklarda korsan ürünlerin satışı azalsa da, bu tip ürünlerin online platformlarda kullanımı artmıştır. Korsan ürünleri pazarlayan tacirler iyi bilinen e-ticaret sitelerinde e-dükkanlar açmaktadır. Tüketicilerin ve üreticilerin ekonomik çıkarlarına, etkin bir telafi olmaksızın tecavüz edilmiştir.

Sınai mülkiyet hakları alanında uzun zamandır beklenen marka ve patent vekilleri hakkında düzenleme kabul edilmiş ve vekillerin denetimi dikkat çekici düzeyde geliştirilmiştir. Raporlama dönemi boyunca markaların etkin koruması daha hızlı ve etkin hale gelmiştir. Türk Patent ve Marka Kurumu online başvuruların kullanımını ve çağrı merkezi hizmetini geliştirmiştir.

Fikri haklar ihtisas mahkemelerinin deneyimli yargıç ve savcıları artık görevde değildir ve ihtisas mahkemelerinin sayısı yeterli değildir. Daha yüksek yaptırımların talep edilmesi mümkün olsa da, ceza mahkemeleri nadiren caydırıcı para cezalarına hükmetmektedir. Taklit malların aranmasına ve bunlara el konulmasına ilişkin talimatların alınmasında güçlükler, özellikle İstanbul’da artmıştır. Etkin koruma otoriteleri, başta kolluk güçleri ve hakimler, fikri hak tecavüzlerine ilişkin etkin önlemler alınması hususunda kaynaklar ve eğitim konusunda eksiklikler yaşamaktadır. Sınai mülkiyet mevzuatı hızlandırılmış imhaya izin verse de, bu yöndeki hükümler halen tam olarak uygulanmamaktadır. Türkiye’de fikri mülkiyet hakları; uzun yargı süreçleri, yetersiz düzeydeki tazminatlar, cezalar hakkında ertelenmiş hükümler ve hak sahipleri tarafından ödenen malların depolanması masrafları nedeniyle kösteklenmeye devam etmektedir. Markalara ilişkin iptal, hükümsüzlük ve itiraz prosedürleri orantısız derecede pahalı ve gereğinden fazla uzundur. Hakimler gerekli düzeyde uzmanlaşmamış olduğunda, yoğun biçimde bilirkişi görüşü almaya devam etmektedir. Bilirkişilerin çıkar çatışması meselesi halen çözülmemiştir.

Türkiye; taklit içeceklerin, parfümlerin, kozmetikleri, ayakkabıların, giysilerin ve kişisel aksesuarların başta gelen üreticilerinden birisi olmaya devam etmektedir. Taklit malların iyi bilinen web sitelerinde satışı ve bunlar hakkında şikayetler artmıştır. 100 civarında marka sahibinin katılımıyla gümrük memurlarına eğitimler verilmiştir. Tam olarak hazırlanmış fikri mülkiyet istatistikleri sağlanamamaktadır. Bunun ötesinde fikri mülkiyet hakkındaki yargı istatistiklerine kamu tarafından erişim mümkün değildir. Fikri mülkiyet yoğun sektörlerin ekonomik faydalarına, taklit ve korsan ürünlerin kamu sağlığına ve tüketici güvenliğine zararları hakkında fikri mülkiyetle ilgili kamu kurumları tarafından yürütülecek bilinçlendirme kampanyalarına ihtiyaç duyulmaktadır.

AB İlerleme Raporu’nun ilgili kısmı, 2021 yılı itibarıyla Türkiye’nin fikri mülkiyet hakları alanında yaşadığı bazı yapısal sorunları özet biçimde ortaya koymaktadır. Raporu bu yazıyla IPR Gezgini okuyucularının da bilgisine sunuyoruz.

Önder Erol ÜNSAL

Ekim 2021

unsalonderol@gmail.com

PORTO v PORTWO İHTİLAFINDA GENEL MAHKEME KARARI

Portekiz vatandaşı Joaquim José Esteves Lopes Granja 31 Ocak 2017 tarihinde EUIPO nezdinde PORTWO GIN kelime markasının 33. Sınıfta “spirits(beverages)”  yani “distile alkollü içecekler(içecek)” emtiasında tescili için başvuruda bulunmuştur.  Yayına çıkan başvuruya Instituto dos Vinhos do Douro e do Porto, IP (IVDP) tarafından tescilli PORTO ve PORT coğrafi işaretlerine dayalı olarak itiraz edilmiştir. Tahmin edeceğiniz üzere IVDP PORTO/PORT coğrafi işaretinin tescili, korunması ve işareti taşıyan ürünlerin promosyonunun yapılması amacıyla kurulmuş yetkili kuruluştur.

IVDP temelde üç itiraz gerekçesi öne sürmüştür ;

1-Coğrafi işaretlere ilişkin Portekiz mevzuatı

2-Avrupa Birliği 1308/2013 sayılı Direktifin 103(2) maddesi

3-TRIPS Anlaşması’nın 22 ve 23. Maddeleri

İtiraz EUIPO İtiraz Bölümü tarafından reddedilmiştir. IVDP tarafından yapılan üst itiraz üzerine EUIPO İkinci Temyiz Kurulu ilk itiraz üzerine verilen kararı bozarak konu başvurunun reddine karar vermiştir. Temyiz Kurulu kararında sadece 1308/2013 sayılı Direktifin 103(2)(a)(ii) hükmüne aykırılık bulunduğu tespitinde bulunmuştur. Bunun üzerine başvuru sahibi ABAD Genel Mahkemesi’ne başvurarak EUIPO Temyiz Kurulu kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

TEMYİZ KURULU KARARI

EUIPO Temyiz Kurulu’na göre konu başvuru 1308/2013 sayılı Direktifin 103(2)(a)(ii) maddesine aykırılık teşkil etmektedir zira;

1-PORTO dünyanın en prestijli ve güzel şaraplarındandır ve PORTO coğrafi işareti ünlüdür,

2-İlgili Direktif maddesi uyarınca “kullanımdan” bahsedilebilmesi için ya itiraza konu işaret tescilli coğrafi işareti aynen içermelidir  veya yazılış ve/veya fonetik olarak o denli benzeri olmalıdır ki coğrafi işaretten ayrıştırılamamalıdır,

3-PORTWO GIN markası PORTO coğrafi işaretiyle görünüm ve okunuş olarak çok benzerdir. PORTWO kelimesinin ilk dört harfi PORTO’nun ilk dört harfiyle birebir aynıdır, ki tüketicilerin kelimelerin başlangıç kısmına daha fazla odaklandığı bilinmektedir. İlgili tüketici kesiminin önemli bir bölümü PORTWO kelimesinde yer alan W harfinin PORTO’nun yazılışında yapılmış bir yazım hatası olduğunu düşünecektir. Fonetik olarak, en azından Fransızca’da, PORTWO ve PORTO aynı şekilde okunmakta ve duyulmaktadır.   

İlgili tüketici kesiminin PORTWO kelimesini PORT ve WO şeklinde yada POR ve TWO şeklinde okumayacağı değerlendirilmiştir.  

Markada yer alan GIN kelimesi ise, başvuruya konu mallar dikkate alındığında, tamamıyla tanımlayıcıdır.Bu sebepten dolayı büyük ihtimalle tüketiciler bu kelimeyi okumayacaktır bile.

Marka, PORTO coğrafi işaretinin doğrudan kullanımı niteliğindedir.

4- İlgili tüketicilerin konu markanın PORTO coğrafi işaretiyle bağlantılı olduğunu düşünmesi mümkündür.

5- Konu markanın kullanımı tüketicilerin tercihleri  üzerinde bir etki yaratabilecek ve başvuru sahibine ait malların ünlü PORTO coğrafi işaretli  mallarla aynı standartlarda ve kalitede olduğuna inanmalarına sebep olabilecektir. Böyle bir halde başvuru sahibi haksız bir avantaj sağlayacak ve PORTO coğrafi işaretinin ününü sömürmüş olacaktır. Tüm bu hususlar birlikte düşünüldüğünde itirazın 1308/2013 sayılı Direktifin 103(2)(a)(ii) maddesine aykırılık sebebiyle kabulüne karar verilmiştir.

GENEL MAHKEME’NİN 06/10/221 TARİH VE T-417/20 NOLU KARARI

Başvurunun yapıldığı tarih göz önüne alındığında  itiraz 207/2009 Sayılı Birlik Marka Tüzüğü’nün 8(4) maddesi uyarınca 1309/2009 sayılı Şarap Tüzüğü’nün 103(2) maddesine aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.

Kısaca özetlemek gerekirse 1308/2009 sayılı Şarap Tüzüğü’nün 103(2) maddesine göre bir coğrafi işaret ve dahi bu coğrafi işaret tescilindeki şartlara göre üretilmiş coğrafi işaretin kullanıldığı şaraplar aşağıdaki durumlara karşı korunacaktır;

(a)Korunan ismin (coğrafi işaretin) doğrudan veya dolaylı ticari kullanımına karşı

(i)korunan coğrafi işaretin şartlarına göre üretilmemiş karşılaştırılabilir ürünlere karşı

(ii) korunan coğrafi işaretin ününü sömüren kullanımlara karşı

(b)Ürünün veya hizmetin gerçek orijini belirtilmiş olsa bile veya korunan coğrafi işaret tercüme edilmiş, transkripti yapılmış, başka alfabeyle yazılmış (transliterated) veya yanında “stilinde” “tipinde” “metoduyla” “orada üretildiği biçimde” “benzeyen” “tadında” “gibi” biçiminde terimler içerse de bir coğrafi işaretin  herhangi bir şekilde istismarına, taklidine veya çağrıştırmasına karşı

Olayda Temyiz Kurulu vaki itirazı 103(2) (a)(ii) bendi uyarınca kabul ettiğinden ve Genel Mahkeme’nin görev tanımı Temyiz Kurulu kararlarının tetkiki olduğundan Mahkeme  sadece belirtilen bent uyarınca değerlendirme yapmıştır.

Başvuru sahibi olayda PORTO coğrafi işaretinin meşhur olduğu beyan ve görüşüne karşı bir iddiada bulunmamıştır. Buna karşın işaretler arasında ilişkilendirmeye sebep olacak  bir benzerlik bulunduğu ve konu markanın PORTO coğrafi işaretinin ününü sömüreceği yönündeki Temyiz Kurulu görüşüne karşı çıkmıştır Mahkeme nezdinde.

Başvuru sahibine göre PORTWO içerisinde PORTO işareti yer almamaktadır ve PORTWO hayali bir kelimedir. Ayrıca markada yer alan GIN kelimesi önemli/öne çıkan, ayırtedici, tüketicilerin derhal dikkatini çekecek bir ibaredir, ürünün adı olan GIN ise şarap emtiasından tamamen farklıdır. Diğer yandan tüketiciler ilk ve ikinci kelimeyi bir bütün olarak algılayacaktır. Bu iddiaların hiçbiri Genel Mahkeme tarafından kabul edilmemiş ve bu argümanlara karşı yukarıda belirttiğimiz Temyiz Kurulu’nun tüm analizleri Mahkeme tarafından uygun bulunmuştur.

Başvuru sahibinin temel iddialarından biri de Porto şarabı ile başvuruya konu distile alkollü içeceklerin ve bu bağlamda “cin” adı verilen içeceğin farklı olduğudur.  Bu konuda da Genel Mahkeme başvuru sahibine katılmamıştır, Mahkeme’ye göre 33. Sınıfta yer alan distile alkollü içecekler ile Porto şarabı arasında ciddi bir yakınlık mevcuttur çünkü her ikisi de alkollü içecektir, aynı tüketici kesimini hedeflemektedir, aynı okazyonlarda tüketilmektedir ve aynı dağıtım kanalları üzerinden satılmaktadır.

Diğer iddialarına bağlı olarak başvuru sahibi PORTO coğrafi işaretinin ününün sömürülmesi diye bir durumun söz konusu olmadığını, Portekiz’in ikinci büyük şehri olan PORTO’nun ismi üzerinde bir monopoli kurulamayacağını iddia etmiştir. Mahkeme buna karşın yine EUIPO ile aynı görüşü paylaşmış ve davaya konu markanın kullanımının tüketicilerin tercihleri  üzerinde bir etki yaratabileceğini, başvuru sahibine ait malların ünlü PORTO coğrafi işareti altında üretilen ürünlerle aynı kalite standartlarında ve aynı gerekliliklere uyularak üretildiğini  düşüneceğini altını çizmiştir. Mahkemeye göre konu markanın kullanımı ünlü PORTO coğrafi işaretinin imajını başvuru sahibine ait mallara transfer edecektir.  

Neticeten Genel Mahkeme başvuru sahibinin açtığı davayı tümden reddetmiştir.

Ekim 2021

Özlem Fütman

ofutman@gmail.com

İSPANYA’YA GİDELİM; EUIPO’NUN RIOJA ALAVESA KARARI

Bu yazının ana görselindeki fotoğrafta görülen bina dünyaca ünlü şarap evi Marques de Riscala ait bağların içindeki oteldir. Madem bugünkü kararda İspanya’da bulunan Rioja bölgesinden ve  RIOJA ALAVESA’dan bahsediyoruz, o zaman RIOJA ALAVESA’da bulunan dünyaca meşhur  Marques de Riscal’a ait binanın görselini kullanalım dedim. (hem yazıyı yazmak için bu kadar zaman harcadığıma göre görsel seçiminde bu kadarcık nazım geçsin artık!). Dünyanın lüks otelleri arasında yer alan bu otelde konaklanmasa dahi sadece binanın kendisini görmek için bile gitmeye değer bence. Meşhur Kanadalı mimar Frank O. Gehry tarafından tasarlanmış olan otel, mimarın kendi cümleleriyle söylersek “her yöne uçuşan saçlarıyla kendini bağların üzerine salmış harikulade bir varlık” gibidir gerçekten. Gehry’nin pırıltılı sanatsal yaratıcılığının bir tezahürü olan binadaki kıvrımlar titanyum ve çelik ile yapılmıştır. Aslında bu Gehry’nin İspanya’da ki tek işi değildir, siz onu muhtemelen Bilbao’da bulunan  Guggenheim Müzesi’nin mimarı olarak hatırlayacaksınız. İçindeki eserler bir yana kendisi başlı başına bir sanat eseri olan Guggenheim müze binası kalpte coşkulu çarpıntılar yaratan etkileyici bir yapıdır. Nitekim müze binası o kadar beğenilmiştir ki yeni bir otel inşa etmek istediklerinde Marques de Riscal’ın yatırımcıları Gehry’nin kapısını çalmışlardır. Göz alabildiğine uzanan üzüm bağlarının ortasına konumlandırılmış olan otel futuristik görünümüne rağmen doğanın içinde insanda hiçbir yadırgama duygusuna sebep olmaz. Görsel açıklamasını burada kesip kararımıza geçelim artık isterseniz, yoksa beni bırakırsanız daha sayfalarca yazarım bu otel ve Gehry hakkında!.

İspanyol orijinli Araex Rioja Alavesa, S.L. ve , Spanish Fine Wines, S.L., şirketlerinin ortak sahiplikle EUIPO nezdinde yaptığı 18 013 411 numaralı

marka başvurusuna Consejo Regulador de la Denominación de Origen Calificada ‘Rioja’ tarafından itiraz edilmiştir. Konu başvuru 35 ve 39. Sınıflarda aşağıdaki hizmetleri kapsamaktadır.

Sınıf 35: Reklamcılık  hizmetleri, iş yönetimi hizmetleri, iş idaresi hizmetleri, büro hizmetleri, promosyon hizmetleri, başkaları için satış promosyonu hizmetleri, La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri.

Sınıf 39: Taşımacılık hizmetleri, malların paketlenmesi ve depolanması hizmetleri; şarap ve damıtılmış içeceklerin teslimi  hizmetleri; La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin depolanması hizmetleri.

İtiraz RIOJA coğrafi işaret tescili dahil önceki haklara dayalı olarak yapılmıştır. Ancak neticeten EUIPO kararını coğrafi işaret tescili üzerinden temellendirerek diğer hakların incelenmesine gerek olmadığı yönünde görüş oluşturmuştur. İtiraza konu marka başvurusunun tarihi  23/01/2019 ve  Avrupa Birliği’nde ‘RIOJA’ coğrafi işaretinin tescil tarihi 13/06/1986’dır.

İtiraz sahibi, Consejo Regulador de la Denominación de Origen Calificada ‘Rioja’, RIOJA coğrafi işaretinin ve diğer fikri mülkiyet haklarının  tescili-korunması- coğrafi işareti taşıyan ürünlerin promosyonunun yapılması için kurulmuş resmi Konsey’dir. (bundan sonra Konsey olarak anılacaktır). Coğrafi işaret “şarap” için tescil olunmuştur.

Konsey itirazında;

  1. RIOJA coğrafi işaretli ürünlerin (şarap) son derece yüksek kalitede olduğunu ve bu coğrafi terimin 80 küsur yıldır koruma altında bulunduğunu, 
  • 09/06/2010 Tarih ve 138/09 sayılı Genel Mahkeme Beşinci Dairesi’nin RIOJAVINA kararıyla da kabul edildiği üzere RIOJA’nın meşhur bir coğrafi işaret olduğunu,
  • İtiraza konu markanın içinde birebir RIOJA coğrafi işaretini ihtiva ettiğini ve esasen Rioja Alavesa’nın RIOJA coğrafi işaretinin kapsamındaki coğrafi bölgede üretim yapılan bir yörenin adı olduğunu,dolayısıyla konu işaretin görünüm, okunuş ve kavramsal olarak iltibas doğuracak bir benzerlik içerdiğini,konu markanın RIOJA coğrafi işaretinin ününü sömüreceğini,
  • Tüketicilerin konu markayı taşıyan hizmetlerin RIOJA coğrafi işaret koruması altındaki şaraplarla bağlantılı olduğunu düşüneceğini veya en azından bunu sorgulayacağını, hizmetlerin La RIOJA ALAVESA’dan gelen şaraplarla bağlantılı olduğu zannına kapılacaklarını iddia etmiştir.    

EUIPO 06/08/2021 tarih ve  3 098 077 sayılı olaya ilişkin kararında önce hedef tüketici kitlesini, ABAD’ın geçmiş kararlarına atıfla, makul düzeyde bilgilenmiş , makul düzeyde gözlemci ve ihtiyatlı ortalama Avrupalı tüketici olarak belirlemiştir. Yine ABAD kararlarına atıfla tüketicilerin bütün AB ülkeleri tüketicileri olduğunun ve sadece coğrafi işaret ile ihtilafa düşen işaretin kaynaklandığı/üretimin yapıldığı  Üye ülkenin tüketicisinin göz önüne alınamayacağının altını çizmiştir. 

Konu markanın hizmetler için başvuruya konu edildiği düşünüldüğünde meselenin kritik noktalarından birinin mal/hizmet üzerinden temellendiği görülmektedir. EUIPO İtiraz Bölümü incelemesinde 1308/2013 Sayılı AB Tüzüğü’nün 103(2) (a) maddesinde “karşılaştırılabilir mal” kavramından bahsedildiğini ve bunun dar bir açıyla ele alınabileceğini, Canon kararıyla (20/09/1998 , 39/97) belirlenen markalardaki mal/hizmet benzerliği inceleme faktörlerinin coğrafi işaretler için  uygulanamayacağını işaret etmiştir.  Cognac kararına yapılan atıfla ise (14/07/2011,-4/10 and 27/10,-ager I Cognac, EU:C:2011:484) coğrafi işaretlerde karşılaştırılabilir maldan bahsedebilmek için bunların objektif biçimde ortak karakteristiklerinin bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bu objektif ortak karakteristikten kastedilen üretim metodu, ürünlerin fiziki görünümlerinin ortak olması ve aynı hammaddelerin kullanılması olabilir. İlgili tüketiciler açısından ise ortak karakteristik ürünlerin aynı okazyonlarda tüketilmesi, aynı dağıtım kanalları ve pazarlama metotlarına sahip olması gösterilebilir. Olaya dönüldüğünde coğrafi işarete konu  şarap emtiası ile marka başvurusuna konu hizmetlerin karşılaştırılabilir olmadığı izahtan varestedir.  

Diğer yandan aynı Tüzüğün 103(2)(a) (ii)  alt bendine göre ise  doğrudan veya dolaylı ticari kullanımın coğrafi işaretin ününü sömürmesi halinde bunun karşılaştırılabilir mallar ve hizmetler için olması gerektiğinden bahsedilmemiştir. Aynı hususa EUIPO Temyiz Kurulu’nun Champagnola kararında  (17/04/2020, R 1132/2019 4, Champagnola/Champagne, § 49 and 50) ve Tüzüğün 97 numaralı gerekçesinde de işaret edilmiştir. Dolayısıyla EUIPO huzurdaki olayda 103(2) (ii) bendinin uygulanma şartlarının mevcut olup olmadığını incelemiştir.  

Maddede geçen ün/repütasyondan kastedilen husus markalar hukukunda anladığımız ün/tanınmış olma kavramından farklıdır, zira coğrafi işaretlerdeki ün kavramı tüketicinin zihnindeki imaja bağlıdır ve bu da işarete konu ürünün belli karakteristikleri ve genel olarak kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır. Tüm tescilli coğrafi işaretler bir kalite güvencesi verir. Bu durumda , İtiraz Birimi’ne göre, itiraz sahibi Konsey RIOJA coğrafi işaretinin ününü değil bu ünün başvuru sahibi tarafından varsa ne şekilde sömürüldüğünü ispatla mükelleftir. Diğer yandan zaten başvuru sahibi RIOJA coğrafi işaretinin ünü olmadığına dair herhangi bir karşı argümanda da bulunmamıştır.

Olayda başvuru sahibi RIOJA ALAVESA’nın idari/yönetimsel  bir yerin adı olduğu,  bu idari yerin RIOJA coğrafi işaret tescilinden çok daha öncesinden beri  var olduğu, dolayısıyla mevcut tarihi ve idari sebeplerden dolayı tüketicinin konu marka ile tescilli coğrafi işaret arasında bir bağ kurmayacağı  savunmasını ileri sürmüştür.  Ancak aşağıda belirtilen sebeplerle bu argüman EUIPO tarafından kabul edilmemiştir;

–Her ne kadar itiraza konu marka örneğinde başkaca unsurlar mevcutsa da, konu işaretin RIOJA tescilli coğrafi işaretini doğrudan ve açık biçimde birebir içerdiği görülmektedir,

— İtiraz sahibi Konsey’in dosyaya sunduğu dokümanlardan ve RIOJA coğrafi işaret tescilinin içeriğinden anlaşıldığı üzere ; Rioja Alavesa,  Rioja Alta ve Rioja Oriental ile birlikte, RIOJA coğrafi işaretli ürünlerin üretildiği ana alt üretim yörelerinden biridir. Hem coğrafi işaret tescilinden ve hem de Konsey’in sunduğu etiketleme kurallarından anlaşıldığı kadarıyla bu  alt bölgelerde üretilen şaraplarda Rioja Alavesa,  Rioja Alta ve Rioja Oriental hiç belirtilmeden sadece  RIOJA yazabilir,

–İşarette yer alan “The Grand Wines” kelimeleri Avrupa Birliği’nde  en azından İngilizce konuşan tüketiciler için anlamı gayet açık bir ifadedir ve İspanyolcası da buna son derece yakın biçimde “Los Gran Wines” dır. Kaldı ki İngilizceye çok hakim olmayan tüketiciler dahi bunun anlamını kavrayabilir çünkü “the” ve şarap anlamına gelen “wine” kelimeleri İngilizcedeki anlamı bilinebilecek basit kelimelerdir. Diğer yandan “grand” kelimesinin İspanyolca versiyonu  “grande” dir yani “grand” kelimesine son derece yakındır, dolayısıyla anlamı kolaylıkla çıkarılabilir,

— Tüketicler ‘The Grand Wines’ kelimelerini gördüğünde, en azından başvuruya konu hizmetlerin bir kısmı açısından, bunun şarap dahil alkollü içeceklerin satışı-dağıtımı ve saklanması ile ilgili hizmetlerle bağlantılı olduğunu düşünecektir. Markada yer alan “RIOJA ALAVESA” kelimeleri de bu algıyı kuvvetlendirmektedir. Esasen unutmamak gerekir ki bir coğrafi işaret kaynaklandığı üye ülkenin dilinde tescil edilmekle beraber anlaşılabilmesi ve korunabilmesi için tercüme edilmesi gerekmez,  

–Marka başvurusuna konu hizmetlerin bir kısmı doğrudan şarap emtiasına ilişkin olmasa da işarette wine (şarap) kelimesinin ,coğrafi işaret RIOJA’nın ve üretim yapılan alt yörelerden RIOJA ALAVESA’nın varlığından dolayı bu hizmetler için de tüketici zihninde aynı bağlantı kurulacaktır.

Ünün Sömürülmesi Hakkında

Champagner Sorbet (20/12/2017,-393/16, , EU:C:2017:991) kararında işaret edildiği üzere ünün sömürülmesinden kastedilen özellikle imaj transferi yoluyla  tescilli coğrafi işaretin ününden haksız avantaj sağlama iradesidir.

İtiraz sahibi Konsey olaya özgü olarak bu konuda aşağıdaki argümanları ileri sürmüştür;

—Başvuru sahipleri sadece RIOJA değil dünyanın her yerinden şarap satışı ile iştigal etmektedir, https://www.thegrandwines.com/en/ dolayısıyla öyle yada böyle markaya konu hizmetleri şarapla bağlantılı olarak kullanacaklardır. Ayrıca bu durumda marka RIOJA’dan kaynaklanmayan şarap emtialarına ilişkin hizmetlerde de kullanılacaktır,

— Eğer marka tescil edilirse bunun spesifik olarak  RIOJA ALAVESA şarapları için kullanılıp kullanılmayacağı kontrol edilemez,

—Başvuru sahiplerinden birinin  web sayfasından alınan aşağıdaki görselde İspanya’da bulunan değişik şarap bölgelerine  işaret edilmiştir. Burada RIOJA’nın bulunduğu kısımda parantez içerisinde  ALAVESA yazılmıştır. Yani başvuru sahipleri RIOJA coğrafi işaretiyle ALAVESA arasında açık bir analoji kurmaktadır.  

.

EUIPO her ne kadar başvuruya konu hizmetlerin şarap emtiası ile karşılaştırılabilir nitelikte olmadığını belirtse de bunların bir kısmının yani  “ La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri ,şarap ve damıtılmış içeceklerin dağıtımı hizmetleri; şarap ve damıtılmış içeceklerin teslimi  hizmetleri; La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin depolanması hizmetleri” nin doğrudan şarap ile bir yakınlığı olduğunun altını çizmiştir.

EUIPO bu noktada şarap üreticilerinin iştigal alanlarıyla  ilgili olarak kendi üretimleri şarapları tedarik etmek , ürettikleri şarapları kendi mülklerinde satmak gibi hizmetler sunduğuna hatta bir çoğunun fiziki veya çevrimiçi şarap mağazası işletmek gibi faaliyetlerde bulunduklarına işaret etmiştir.  

Başvuru kapsamındaki “reklamcılık  hizmetleri, iş yönetimi hizmetleri, iş idaresi hizmetleri, büro hizmetleri, promosyon hizmetleri, başkaları için satış promosyonu hizmetleri” ne ilişkin olaraksa EUIPO bunların ilk bakışta profesyonelce sunulan ve şarap emtiası ile bağlantısız hizmetler olarak görünse de şarap üreticilerinin çoğunun da  promosyonel aktiviteler organize ettiklerini, yada bu tip organizasyonlara katıldıklarını, depolama ve taşıma  faaliyetlerinde bulunduklarını veya bunların nasıl yapılacağını bildiklerinin   açık olduğunu belirtmiştir. Diğer yandan konu işarette “wine” kelimesinin yer alıyor olmasının toplumun, profesyonel veya genel olarak, vaki hizmetlerin şarap sektörüne spesifik olarak sağlanacağını düşünmesine sebep olacağını söylemiştir.  

Tüketicinin Dikkat Seviyesi Hakkında

Başvuru sahibi EUIPO’nun İnceleme Kılavuzuna yaptığı atıfla 35.sınıfta yer alan hizmetlerin 3. Kişilere profesyonelce  sunulan hizmetler olduğunu, dolayısıyla hedef kitlesinin profesyoneller olduğunu ve bunlarında dikkat seviyesinin yüksek olduğunu dolayısıyla bir ilişkilendirme olamayacağını iddia etmiştir.

Buna karşın EUIPO “La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri” nin ne profesyonelleri hedeflediğini ne de diğer işletmelere sunulduğunu belirtmiş ve birçok üreticinin şaraplarını kendisinin doğrudan hem profesyonellere hem de dikkat seviyesi ortalama olan son tüketiciye sattığını bir kez daha vurgulamıştır. 

Diğer taraftan EUIPO bir an için dikkat seviyesinin yüksek olacağı varsayımında dahi bunun konu marka  ile coğrafi işaret arasında tüketicinin bir bağ kurmayacağı anlamına gelmeyeceğini  belirtmiştir.  Hatta özellikle şarap emtiasının ticareti-dağıtımı alanında çalışan profesyoneller RIOJA coğrafi işaretli şarapların üretim yerlerinden birinin   RIOJA ALAVESA olduğunu bildiklerinden markada yer alan RIOJA ALAVESA ibaresini gördüklerinde ve mal listesindeki “La Rioja Alavesa’dan gelen şarap” ifadesini fark ettiklerinde markayı RIOJA coğrafi işareti ile ilişkilendirmeleri ihtimalinin yükseldiğine işaret etmiştir. EUIPO’ya göre aynı ihtimal başvuruya konu sair hizmetler için de geçerlidir.

Başvuru sahiplerinin “iş yönetimi, iş idaresi, büro hizmetleri”nin şarap ile ilişkilendirilir şekilde spesifik olarak belirtilmediği ve alt sınıf başlığıyla genel şekilde yer aldığına ilişkin iddiasına karşı EUIPO yine aynı hususun altını çizmiştir;  mal/hizmet karşılaştırmasında Canon kararındaki iltibas ihtimali değerlendirmesine ilişkin mal/hizmet karşılaştırması kriterleri coğrafi işaret konusunda göze alınmaz, olaydaki inceleme kriteri bir markanın bir coğrafi işaretin ününden haksız yararlanıp yararlanmayacağıdır. Huzurdaki olayda, EUIPO’ya göre, RIOJA ALAVESA ibaresinin varlığı tüketicilerin tercihleri  üzerinde bir etki yaratacak, başvuru sahiplerince sunulan hizmetlerin RIOJA coğrafi işaretli şaraplarla bir bağlantısı olduğunu düşündürtecektir. Ayrıca konu markanın tescili halinde başvuru sahipleri Avrupa’da uzun bir tarihi geçmişi olan yerleşik, prestijli ve  geleneksel şaraplara ilişkin RIOJA coğrafi işaretinin imajını kendi lehlerine transfer edeceklerdir. Tüm bunların coğrafi işaretin ününün sömürülmesi olduğu açıktır EUIPO’ya göre.

Neticeten EUIPO itirazı kabul ederek konu başvuruyu tümden reddetmiştir.

Güzel güzel, beğeniyorum EUIPO’nun coğrafi işaretlere ilişkin son dönem kararlarını!              

Ekim 2021

Özlem Fütman

ofutman@gmail.com

DESIGNEUROPA TASARIM ÖDÜLÜ ADAYLARI AÇIKLANDI

Bu yıl üçüncüsü verilecek DESIGNEUROPA ödülü adayları EUIPO tarafından geçtiğimiz günlerde açıklandı. İki yılda bir verilen bu ödüllerde iki kategoride yarışılıyor; Küçük ve Gelişen Şirketler ile Endüstri. Bunun yanında bir de Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriliyor.

Kategorilerde aday olabilmek için EUIPO nezdinde Avrupa Birliği tasarım tescili sahibi olmak gerekiyor. Ödüllerin amacı AB Tasarım Tescili sistemini kullanan tasarımcı ve şirketleri kutlamak ve onurlandırmak. Bu yolla aynı zamanda AB tasarım sistemini teşvik etmek ve tasarım korumasına dair farkındalığı arttırmak da hedefleniyordur diye düşünüyorum.  Aday olabilmek için illa ki tasarımcının başvurması gerekmiyor, şirketler de bünyelerindeki tasarımlarla başvurabiliyor. Yaşam Boyu Başarı ödülü ise, adından da anlaşılacağı gibi,  birey olarak tasarımcılara açık sadece; burada tasarımcının önemli işlere imza atmış olması, kariyeri boyunca gelişim göstermiş ve tasarım konusunda dikkate değer bir etki bırakmış olması aranıyor. 

Daha önceki ödül törenleri 2016 yılında Milano’da ve 2018’de Varşova’da gerçekleşmişti. Bu yılki ödül töreni ise 19 Ekim 2021 tarihinde Hollanda’nın Eindhoven kentinde olacak ve kimlerin kazandığı o gece açıklanacak. Bu yılki törenler Hollanda Ekonomi ve Çevre Bakanlığı ile Benelux Marka ve Patent Ofisi işbirliğinde gerçekleşiyor. Ödülün verileceği tarih  aynı zamanda Hollanda Tasarım Haftasına denk geliyor, o tarihlerde yolu Hollanda’ya düşen ve tasarıma ilgi duyan takipçilerimiz  için güzel haber bence!

Geçmiş yıllarda Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü kazanalar arasında efsane otomobil tasarımcısı Giorgietto Giugiaro var mesela, Küçük ve Gelişen Şirketler kategorisinin kazananları arasında Caimi Brevetti ve Endüstri kategorisinde ödül kazananlar arasında Siemens Healthcare GmbH’yi görüyoruz.

Bu yılın adayları yedi ülkeden; Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri. Yarışan tasarımlar arasında Philips ve John Deere gibi şirketlerin portfolyosunda bulunan tasarımlar var. Tasarımlar belli bir sektöre ilişkin değil, sağlık sektöründen mobilyaya kadar farklı alanlardaki ürünlere ilişkin tasarımlar çıkıyor karşımıza.Bu yılın adaylarını görmek isterseniz https://euipo.europa.eu/ohimportal/designeuropa-2021-finalists linkine tıklayarak bakabilirsiniz. Diğer yandan ödüller için karar verecek jüriyi tanımak isterseniz o da şu linkten görülebilir  https://euipo.europa.eu/ohimportal/dea-jury

Diğer kategorilerde nefesler tutulmuş beklenirken Yaşam Boyu Başarı Ödülünün kime verileceği ise halihazırda açıklanmış durumda; Andre Ricard. 1929 Barselona doğumlu Ricard tasarım dünyasına  Katalanların bir hediyesi. Defalarca tasarıma ilişkin değişik ödüllere layık görüldüğü, devlet nişanlarıyla ödüllendirildiği, tasarım konusunda kitaplar yazdığı, tasarıma ilişkin ulusal ve uluslararası oluşumlarda başkanlıklar yaptığı uzun ve başarılı bir kariyerin sahibi kendisi. Tasarladığı objeler günlük yaşama dokunur ve bunları Batı tasarım kültürünün sembollerine dönüştürür nitelikte. 1963 yılından beri Puig koku şirketinin ürün ambalajlarının tasarımlarını da gerçekleştiren Ricard, bu İspanyol parfüm şirketini tasarımlarıyla hep bir adım öne taşımış birisi. Ama adı söylenince ilk olarak akla hangi tasarımı geliyor diye sorarsanız sanırım herkes 1992 yılı Barselona Olimpiyatları için tasarladığı Olimpiyat meşalesini söyler diye düşünüyorum, bu meşale  kariyerinde bir dönüm noktasıdır aynı zamanda. Nitekim bu başarı kendisine daha sonra 1993 yılında İsviçre’de  Olimpiyat Müzesi’nin Olimpiyat Ateşi kaidesini tasarlama ve yine 2001 Hokey Dünya Kupası’nın ateşinin yandığı kaideyi tasarlamasının da yolunu açmıştır.

Benim   İskandinav tasarımlarına olan hayranlığım malum, o sebeple gönlüm hep biraz İskandinav finalistlere kayar. Fakat bu yıl da diğer tasarımlar oldukça ilginç, bunu kabul etmeliyim. Bakalım kazanan kim olacak!

Özlem Fütman

Ekim 2021

ofutman@gmail.com 

MARKALARIN İLLÜZYONU; ABAD GENEL MAHKEMESİ “MUSEUM OF ILLUSIONS” KARARI (T-70/20)

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı tutar1.jpg


Metamorfoza d.o.o. isimli şirket, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) 29 Eylül 2017 tarihinde kelime ve şekil kombinasyonundan oluşan aşağıdaki markayı tescil ettirmek için başvuruda bulunmuştur:

Söz konusu başvuru 41. sınıfta yer alan aşağıdaki hizmetleri kapsamaktadır:

  • Müze hizmetleri; optik ve holografi bilimini teşvik etmek ve geliştirmek için tasarlanmış müzeler aracılığıyla eğitim hizmetleri;
  • Optik ve holografi bilimi alanındaki eserlerin sergilerini, eserlerin temsillerini ve eserlerin reprodüksiyonlarını ve optik bilimini ve holografi tekniklerini ve ilkelerini kültürel veya eğitim amaçlı açıklayan materyaller tasarlamak, düzenlemek ve sergilemek;
  • Optik ve holografi bilimi üzerine eğitim konferansları düzenlemek ve yürütmek;
  • Optik ve holografi bilimi alanında sergiler, seminerler, konferanslar, turlar, film ve video sunumları düzenleme gibi eğitim hizmetleri;
  • Eğitim hizmetleri, yani optik ve holografi bilimi alanında kütüphaneler ve çalışma merkezleri sağlamak; optik ve holografi bilimi alanında metinler, kitaplar ve dergiler gibi eğitim materyallerinin yayınlanması; optik ve holografi bilimi üzerine sergilerin doğasında eğlence hizmetleri;
  • Bilim sergilerinde yer alacak eğlence hizmetleri;
  • Hologram sergilerinde yer alacak eğlence hizmetleri;
  • Eğlence hizmetleri, kültürel etkinliklerin organizasyonu;
  • Doğum günü partileri, özel etkinlikler gibi sosyal eğlence etkinliklerine ev sahipliği yapmak hizmetleri için tescil edilmek istenmiştir.

Başvuru 25 Ekim 2017 tarihinde yayımlanıp itirazlara açık hale gelmiştir. Bunun üzerine, 9 Kasım 2017 tarihinde Litvanya vatandaşı Tiesios Kreivės tarafından başvuruya itiraz edilmiştir.

İtiraza mesnet olarak 16 Ağustos 2017 tarihinde 41. sınıfta tescil edilmiş olan 16647307 numaralı aşağıdaki marka gösterilmiş ve itiraz dayanağı olarak 2017/1001 sayılı Tüzüğün 8(1)(a) bendi gösterilmiştir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image-1.png

İtiraza dayanak marka aynı şekilde 41. sınıfta benzer birçok hizmeti kapsamakta olup, bu hizmetlerin içeriği https://euipo.europa.eu/eSearch/#details/trademarks/016647307 linkinden görülebilir.

Yapılan itiraz EUIPO İtiraz Bölümü tarafından 2017/1001 sayılı Direktif ’in 8(1)(b) maddesi uyarınca markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu gerekçesi ile haklı bulunmuş ve marka başvurusu tüm hizmetler bakımından reddedilmiştir.

Başvuru sahibi işbu kararı EUIPO Temyiz Kurulu’na taşımıştır.

EUIPO Temyiz Kurulu kararında benzerlik incelemesi yapılan iki markanın da Avrupa Birliği içerisinde kullanılacak olmasına rağmen, markaların asıl hedef kitlesinin Yunanistan’da yer alan tüketiciler olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, bu kitlenin hem ortalama tüketiciden hem de işin profesyonellerinden oluşan bir topluluk olduğunun da altını çizmiştir. Temyiz Kurulu, markaların tescilli bulundukları sınıflar açısından aynılık/benzerlik olduğuna işaret ederken, markalar görsel açıdan karşılaştırılmasında ikisinin de ortak ve baskın unsurunun “MUSEUM OF ILLUSION” ibaresi olduğunu, markalardaki görsellerin ortalama derece benzerlik gösterdiğini, önceki tarihli markanın tescilli bulunduğu sınıfta Yunan tüketiciler için ayırt edici niteliği bulunduğunu belirtmiştir.  Neticeten temyiz başvurusu markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.  

Bunun üzerine başvuru sahibi, Temyiz Kurulu kararının iptali talebiyle uyuşmazlığı Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkemesi’ne taşıyarak dava açmıştır.

Davacı, ilk olarak, dava konusu kararın 2017/1001 sayılı Direktif ‘in 95. maddesine aykırı olduğunu, zira itiraz talebinde itiraz eden 207/2009 sayılı Direktif ’in 8(1)(a) maddesine dayandığı halde Temyiz Kurulu’nun itirazı aynı Direktif ’in 8(1)(b) maddesine göre inceleyerek hatalı davrandığını iddia etmiştir.  Biraz daha açmak gerekirse, Temyiz Kurulu’nun itiraza dayanak olarak gösterilen fıkra kapsamında markalar arasında benzerlik olduğunu değil, birebir aynılık değerlendirmesi yapması gerekirken itiraz talebinin dışına çıkarak benzerlik incelemesi yaptığını belirtmiştir.  

Olayın kolay anlaşılması açısından bahsi geçen madde metninin tercümesine aşağıda yer verilmiştir;

Nispi red gerekçeleri

1. Daha önceki bir markanın sahibinin itirazı üzerine, başvurulan marka tescil edilmez:

(a) önceki marka ile aynı ise ve tescil başvurusu yapılan mal veya hizmetler, önceki markanın korunduğu mal veya hizmetlerle aynı ise;

(b) önceki marka ile özdeşliği veya benzerliği nedeniyle ve ticari markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin kimliği veya benzerliği nedeniyle, ilgili ülkede halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa, önceki ticari marka korunur; karıştırılma olasılığı, önceki ticari markayla ilişkilendirilme olasılığını da içerir.”

Mahkeme ise bu iddia karşında 2017/1001 sayılı Direktif ’in 72(1) maddesine atıf yapmıştır. İşbu madde uyarınca Genel Mahkeme, İtiraz Birimi kararında yer alan değerlendirmeler değil, ancak Temyiz Kurulu kararında yer alan ifadeler hakkında bir karar vermeye yetkili kılınmıştır. Bu sebeple, Genel Mahkeme söz konusu iddianın İtiraz Birimi kararında yapılan bir değerlendirme olduğunu, kendi görev alanın yalnızca uyuşmazlık konusu olan Temyiz Kurulu kararının hukuka aykırılığının değerlendirmesi sınırlı olduğunu vurgulayarak işbu iddianın yerinde olmadığına hükmetmiştir. Davacı taraf ikinci iddiasında itiraz edilen markada  yer alan “MUSEUM OF ILLUSIONS ” ibaresinin hem ayırt edici hem de baskın bir ifade olmadığını, Temyiz Kurulu’nun Yunan halkının “OF” ve “ILLUSIONS” ibarelerini anlamlandıramayacağı yönündeki tespitinin de hatalı olduğunu, aksine Avrupa Birliği ülkelerinde en yaygın olarak konuşulan yabancı dilin İngilizce olduğunu, Avrupa Birliği içinde bulunan bir ülkede yaşayan tüketicilerin de “OF” ve “ILLUSIONS” gibi temel İngilizce kelimelere  aşina olduğunu ayrıca davacının Yunanistan’ının başkenti Atina’da bu ibareleri barındıran bir müze açtığından dolayı “MUSEUM OF ILLUSIONS” ve “ILLUSION” gibi kelimelerin Yunan halkı tarafından bir bilinirliğe sahip olduğunu iddia etmiştir. Diğer yandan davacı “ILLUSION” ibaresinin Yunan piyasasında pek çok alanda sıkça kullanılan bir ifade olmasından dolayı da bir bilinirliğinin olduğunun  altını çizmiştir. Davacı bu görüşünü 16 Ocak 2008 tarihli “Inter-Ikea v OHIM – Waibel” (T‑ 112/06, EU: T:2008:10) kararı ile desteklemiştir. Bahsi geçen kararda markaların içerisinde yer alan kelime ya da bir ifadenin tescil edilmek istenen mal ve hizmetler için tanımlayıcı ibare olarak kabul edilmesi için tüm AB üyesi ülkelerde kullanılan dilde bir karşılığının olmasının gerekli olmadığı hüküm altına alınmıştır.

Buna ek olarak, “MUSEUM OF ILLUSIONS” ibaresinin ilgili sınıfta yer alan hizmetler için tanımlayıcı ve bahsedilen dillerde alışılagelmiş bir ibare olmasından dolayı markaların benzerlik incelemesinde dikkate alınmaması gerektiği, itiraza mesnet gösterilen markada baskın olan figürün markanın arka planını oluşturan sarı renk ve bir çift göz olduğu iddia edilmiştir.

Buna karşılık, davalı EUIPO, “ILLUSIONS” ibaresinin davacının iddia ettiği gibi basit genel kullanımı olan İngilizce bir ibare olmadığını ve Yunanca’ya yerleşmiş bir kelime de olmadığını ifade ederek, davacının iddialarının aksine, Temyiz Kurulu’nun “illusions” ibaresine Yunan halkının en azından bir kısmı tarafından bir anlam yüklenmeyeceği ve bu sebeple de ortalama derecede ayırt edici olduğunun tespitinin doğru olduğunu savunmuştur.

Bu iddia ve savunmalardan sonra Genel Mahkeme somut olayla ilgili benzerlik incelemesini yapmaya başlamıştır. İlk olarak, Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun “of” ibaresinin alışılagelmiş, temel bir İngilizce ibare/ilgeç olduğu yorumuna katılmıştır.  

İkinci olarak, itiraza konu markada yer alan “ILLUSIONS” ibaresinin ise Yunanca dilinde bulunmayan bir kelime olduğunu ve Temyiz Kurulu’nun söz konusu bu ibarenin temel bir İngilizce kelime olmadığı yönündeki kararının yerinde olduğu vurgulanmıştır. Buna ek olarak, davacının bahsettiği üzere Atina kentinde içinde “illusions” ibaresi yer alan bir müzenin açılmış olması ve yine bu ibarenin birçok sektörde kullanılıyor olmasına rağmen Yunan halkının yabancı dil olarak İngilizceye eşit şekilde hâkim olmağı ve bu yabancı dile yeterince hâkim olmayan Yunan tüketicilerin “ILLUSIONS” ibaresine bir anlam yüklemeyeceği ifade edilmiştir.

Nitekim Mahkeme, markalarda yer alan ibarelerin tek tek ayırt edici olmasının gerekli olmadığını ifade etmiş ve Temyiz Kurulu’nun benzerlik incelemesi yaparken söz konusu markalarda yer alan kelimelerin oluşturduğu genel ifadeye dikkat etmesi gerekirken, aksine bu ibarelerden her birini ayrı ayrı inceleyerek ayırt edicilik değerlendirmesi yapmasının hatalı olduğunun altını çizmiştir.

Yukarıda yapılan yorumların ışığında Mahkeme, EUIPO Temyiz Kurulu’nun söz konusu ibarelerin unsurlarının ilgili kamuoyu üzerinde mecazi unsurlarından daha güçlü bir izlenim bırakmasının muhtemel olduğunu tespitinin hatalı olduğunu, ayrıca itiraz edilen markada yer alan figüratif unsurların markada yer alan kelimelerden belirgin şekilde daha büyük ve dikkat çekici olduğunu ifade ederek  itiraza mesnet gösterilen markada yer alan unsurların ise parlak sarı karenin içinde yer alan bir çift iri açık gözün temsilinin de bu işaretin markanın tüketici nezdinde asıl dikkat çeken noktası olduğunu vurgulamıştır.

Görsel benzerlik incelemesi yapılan markalarda yer alan “MUSEUM OF ILLUSIONS” ibaresinin birebir aynı olmasına rağmen, bu ifadenin ilgili Yunan kamuoyunun dikkatini ancak sınırlı ölçüde çekeceğini ve söz konusu markalar arasındaki görsel benzerlik derecesinin, Temyiz Kurulu’nun kararında yer aldığı gibi ortalamanın üzerinde olmaktan ziyade düşük veya muhtemelen ortalama olarak sınıflandırılması gerektiğine karar verilmiştir.

Buna karşılık olarak, bahsi geçen markaların kavramsal ve işitsel açından ise tamamen aynı olduğunun ifade edilmesine rağmen Mahkeme, söz konusu markalar ile bunların işitsel ve kavramsal unsurları arasındaki görsel benzerliğin “MUSEUM OF ILLUSIONS” ibaresinin markaların kapsamları açısından betimleyici olması nedeniyle ilgili Yunan kamuoyunun dikkatini çekmeyeceğini vurgulayarak markaların karıştırılma ihtimalinin düşük olduğuna karar vermiştir.

Sonuç olarak, Genel Mahkeme bu kararda kanaatimizce, birebir aynı ibareleri içeren ve aynı/benzer sınıflarda tescil edilmek istenen markaların baskın unsurları hakkında önemli bir karara imza atmıştır. Söz konusu markalarda yer alan ibarelerin işitsel ve kavramsal olarak benzerliği kabul edilmesine rağmen anadili İngilizce olmayan bir Avrupa Birliği ülkesinde bu hususların markaların görsellerine oranla tüketiciler açısından daha az baskın unsurlar olabileceğini görmekteyiz bu karar ile.

Onurcan TUTAR

Ekim 2021

tutaronurcan@gmail.com

MARKA VEKİLLİĞİ DOLANDIRICILIĞINA İLİŞKİN BİR A.B.D. BÖLGE MAHKEMESİ KARARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRME VE GÖRÜŞLER (United States v. Suhorukovs)

fraud-alert-scam


Marka veya patent vekilliği, son yıllarda ülkemizde çokça tercih edilen meslek gruplarından bir tanesidir. Her ne kadar 2021 yılının ilk yarısı sayılarına göre Türk Patent ve Marka Kurumu Vekil Sicili’ne kayıtlı ve dolayısıyla yetkili yaklaşık 1200 marka ve patent vekili bulunsa da Sicile kayıtlı olmadan bu alanda çalışan kişi sayısının bundan çok daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Ancak, vekillik mesleğine ilişkin yasal düzenlemeler, mesleğin yükselen rağbeti ile doğru orantılı şekilde yapılamamış ve bu durum birçok boşluğu beraberinde getirmiştir. Zira, marka veya patent vekili unvanı ile çalışan fazla sayıda kişi olmasına rağmen mesleğin halen yasal olarak bir meslek grubu statüsünde olmaması birçok denetim eksikliğine neden olmaktadır.

Bu çerçevede hem sınai mülkiyet hakları tesciline artan rağbet hem de yaşanan denetim eksiklikleri nedeniyle, meslek adının kötüye kullanıldığı ve hatta yalnızca dolandırıcılık amacıyla kullanıldığı durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Örneğin; eğer bir marka sahibiyseniz her an telefonunuzun çalması ve marka vekili olmayan bir kişiden şu sözlerden birini duymanız mümkündür: ‘‘Merhaba, TÜRKPATENT’ten arıyorum “Sizin markanıza benzer bir marka başvurusu talebi aldık ama önce sizi arayarak bu işlemi sizin adınıza yapalım istedik…” veya “Başvurunuzun tescil ücreti hala yatırılmamış/süresi dolmak üzere…”, “Yenileme işleminiz/yıllık ücret ödeme işleminiz hala yapılmamış…” ya da “Başvuruyu yapmazsanız ürünlerinizi toplatırız…””.

Marka veya patent vekili olarak hizmet veren birçok meslektaşımız da kendi çabaları veya alanda faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri yoluyla bu duruma çözüm bulmaya ve hem şirketleri hem de bireyleri bilinçlendirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’de durum böyle iken, A.B.D’de de benzer sorunlarla mücadele edildiğini görüyoruz. Tüm metnine buradan ulaşabileceğiniz güncel bir A.B.D Bölge Mahkemesi kararında, aslında yetkili bir vekil olmayan ama yetkili bir vekilmiş gibi hareket ederek sayısız kişiyi dolandıran Viktors Suhorukovs adlı kişi aleyhine dört yıldan fazla olmak üzere hapis cezası ve ayrıca 4.5 milyon Dolar para cezasına hükmedilmiştir. Suhorukovs söz konusu eyleminde Columbia ve New York’ta “Patent and Trademark Office, LLC” isimli şirketler kurarak, A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) adı ile iltibas yaratacak şekilde marka sahiplerine yenileme talimatı mektubu gönderdiğini ve mektup içeriğinde de ilgili kişilere ‘‘tescilli markalarının süresinin sona erdiğini ve yenilemenin yapılabilmesi için yüklü bir miktar ücret ödemeleri gerektiğini’’ bildirdiğini itiraf etmiştir. Bu yenileme talimatı mektupları sayesinde Suhorukovs’un 2017-2020 yılları arasında toplam 900 ödeme aldığı ve 1.2 milyon Dolar gelir elde ettiği tespit edilmiştir.

A.B.D’de ilgili suça ilişkin verilen cezanın adaletinden söz edilebilecekken, maalesef Türkiye’de benzer suçun cezalandırılması için aynı derecede aktif bir yaklaşımla karşılaşılmamaktadır. Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu bu tarz dolandırıcılıkların önüne geçmek adına kamuoyu ile paylaştığı duyurular kapsamında; ücret ödeme bildirimi ve talebiyle ilgili tereddüt yaşanması durumunda Kurumun çağrı merkezinin aranmasını, kendilerini marka veya patent vekili olarak tanıtan kişilerin marka veya patent vekili olup olmadıklarının Kurumun paylaştığı bağlantıdan araştırılıp teyit edilmesini, yapılan araştırma sonucunda ilgili kişilerin marka veya patent vekili olmadıklarının tespit edilmesi halinde, bu kişilerle hiçbir şekilde iletişime geçilmemesini ve iş ilişkisi kurulmamasını,  ayrıca marka veya patent vekili oldukları halde tavır ve davranışları vekillik meslek kurallarına aykırılık teşkil edenlerin, konunun Patent ve Marka Vekilleri Disiplin Kurulunda görüşülebilmesi için Kuruma şikayet edilmesini tavsiye etmekle yetinmektedir. 

Yetki alanı Sicile kayıtlı marka veya patent vekillerinin eylemleri ile sınırlı olan Patent ve Marka Vekilleri Disiplin Kurulu kararlarında ise bu durumun müeyyidesinin genellikle 5000 sayılı Kanunun 30/A maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde ve Türk Patent ve Marka Kurumu Patent Vekilleri ve Marka Vekilleri Meslek Kuralları ve Disiplin Yönetmeliğinin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Uyarma’’ cezasıyla ya da ilgili kanun ve yönetmelikteki diğer cezalar olan ‘‘kınama, geçici olarak vekillik faaliyetinden alıkoyma veya vekillikten çıkarma’’ cezalarıyla sonuçlandığını görüyoruz. Bununla birlikte, marka ve patent vekili gibi davranmak suretiyle şirket ve şahısların dolandırılması eylemi ise, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebilecek bir suç olmakla birlikte ülkemizde benzer şekilde planlanarak yapılan diğer dolandırıcılık suçları gibi bu eylem de henüz cezasız ve takipsiz durumdadır.

Bu çerçevede, bu eylemin doğrudan mağdurlarının yanında mesleki itibarın zedelenmesi nedeniyle biz marka ve patent vekillerinin de bu suç eylemlerin takipçisi olmamız ve gerekli hukuki mücadeleleri birlik olarak vermemiz gerektiği açıktır. Yakın bir gelecekte, A.B.D.’de verilen cezalar gibi benzer caydırıcı cezaların ülkemizde de verilmesi dileğiyle yazımızı sonlandırıyoruz.

Ekin KARAKUŞ ÖCAL

ekinkarakus@gmail.com

Polen ARKÖSE

arkose.polen@gmail.com

Ekim 2021

Sınai Mülkiyet Hak İhlallerinde e-Ticaret Firmalarının Sorumluluğu

Online Retail - banner image


Yaklaşık 1.5 senedir hayatımızı etkisi altına alan Covid-19 salgınının belki de en büyük etkilerinden bir tanesi alışveriş sektöründe gerçekleşti. Pandemi öncesinde de sektörde giderek daha fazla yer kaplayan online alışveriş sağlayıcıları ve e-Ticaret firmaları bu süreç içerisinde birtakım hukuki sorunlarla karşılaştı. Bu yazıda yüzlerce, belki binlerce satıcıyı aynı internet sitesi altında toplayan ve tüketicilere daha kompakt bir alışveriş tecrübesi sunan e-Ticaret firmalarının bünyesinde faaliyet gösteren satıcıların sınai mülkiyet hakkı ihlallerinde e-Ticaret firmasının sorumluluğu üzerinde durulacak, Dünyanın bazı bölgelerinden dava örnekleri ile konu pekiştirilmeye çalışılacaktır.

A.            e-Ticaret

e-Ticaret, farklı kurumlar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Avrupa Birliği, e-Ticareti “mal ve hizmetlerin internet üzerinden satılması” olarak tanımlarken Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ise “internet üzerinden yapılan ticari işlemler” olarak tanımlayıp, söz konusu ticari işlemleri “işletmeler arası ve işletmelerle son kullanıcı arasında olan ticari işlemler” olarak ikiye ayırmıştır.[1] Bu ayrıma ek olarak, son kullanıcılar arası ticari işletmelerin de eklenmesi mümkündür.[2] Ülkemizde ise, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2/a maddesinde elektronik ticaret, “fiziki olarak karşı karşıya gelmeksizin, elektronik ortamda gerçekleştirilen çevrimiçi iktisadi ve ticari her türlü faaliyet” olarak tanımlanmıştır.

Dünya’da önde gelen ve uluslararası hizmet veren e-Ticaret firmaları olarak Amerika Birleşik Devletleri menşeili Amazon ve eBay, Çin Halk Cumhuriyeti menşeili Alibaba Grup örnek olarak verilebilir. Ülkemizde ise Hepsiburada, Gittigidiyor, Trendyol, N11 gibi pek çok firma uzun yıllardır hizmet vermekte ve yukarıda da bahsedilen Covid-19 pandemisi sırasında işlem hacimlerini büyük ölçüde artırmış şirketler olarak bilinmektedir.

B.             Sınai Mülkiyet Hak İhlalleri

2017 yılında yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında, önceki dönemlerde KHK’lar ile koruma altında alınan marka, patent, faydalı model, tasarım, coğrafi işaretler ve geleneksel ürün adları koruma altına alınmıştır.[3] Anılan kanunun tecavüz saydığı fiilleri gerçekleştiren kişiler karşısında sınai mülkiyet hak sahipleri korunmuş ve tecavüz sayılan fiiller söz konusu kanunun 29, 53, 54, 81, 141. maddelerinde açıklanmıştır. Her ne kadar tecavüz fiillerinin sayıldığı maddelerde genel anlamda sınai mülkiyet hak sahibinin izni olmaksızın söz konusu hakkı haiz ürünü ticari amaçla kullanmak yasaklanmış olsa da satıcılarla alıcıları buluşturan, arz ve talebi aynı mecrada birleştiren ve çoğu zaman ürünleri görmeden alıcıya ulaşımını sağlayan e-Ticaret firmalarının böyle bir tecavüz durumundaki sorumluluğu kanun tarafından açıklığa kavuşturulmamıştır.

Açıklanmasında fayda bulunan bir diğer husus ise yer sağlayıcı ve içerik sağlayıcı tanımlarıdır. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un Tanımlar başlığını taşıyan 2. maddesinde içerik sağlayıcı ve yer sağlayıcı tanımları yapılmıştır. Bu madde uyarınca ‘internet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişiler’ içerik sağlayıcı olarak tanımlanırken; ‘hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişiler’ ise yer sağlayıcı olarak tanımlanmıştır. Örnek üzerinden gidilecek olursa, Facebook, YouTube, Hepsiburada gibi internet siteleri yer sağlayıcı, söz konusu internet sitelerinde içerik üreten, ürün satan, fotoğraf paylaşan kişiler ise içerik sağlayıcı olarak tanımlanabilir.[4] Her ne kadar yer sağlayıcının sorumluluğu üzerinde birtakım çalışmalar yapılmış olsa da, bu çalışmalar genel itibarıyla marka hakkının internet üzerinden ihlali gibi genel bir konsept üzerine yoğunlaşmış, doğrudan e-Ticaret firmaları bünyesinde ihlal içeren bir emtianın satışı neticesinde hakkı ihlal edilen kişilerin SMK’dan doğan tazminat hakkını kime yönelteceğine ilişkin detaylardan yoksun kalmıştır. Kural olarak, içerik sağlayıcıların hukuka aykırı fiillerinden yer sağlayıcının sorumluluğu olmamakla birlikte, uyar-kaldır sistemi olarak adlandırılan tedbir kapsamında yer sağlayıcıya üçüncü kişilerce söz konusu içeriğin hukuka aykırı olduğunun bildirilmesi halinde içeriğin kaldırılması gerekmektedir.[5]

Dava örneklerine geçmeden önce, doğrudan ve dolaylı sorumluluk ilkelerinden bahsetmek sonrasında yapılacak açıklamaların ve konunun daha iyi kavranmasında etkili olacaktır. Doğrudan yahut birincil sorumluluk, e-Ticaret firmasının ihlal fiillerini doğrudan kendisinin işlediği durumlarda ortaya çıkacaktır.[6] Avrupa Birliği, ihlalin derecesini tayin etmek için kendi mevzuatına ek olarak L’Oréal v. eBay içtihadına sıklıkla başvurmaktadır.[7] İngiltere’de görülen davada, ihlalin eBay tarafından mı yoksa L’Oréal markasını ihlal eden ürünlerin satışını yapan kişi tarafından mı yapıldığının tespiti için dosya Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) sevk edilmiştir. ABAD, Avrupa Birliği marka mevzuatı çerçevesinde, son kullanıcının pazardaki ürüne fiyat teklifi yapmak suretiyle satın aldığı bir sistemde marka kullanımının e-Ticaret firması tarafından değil bizatihi ürünü pazara koyan satıcı tarafından gerçekleştirildiğini belirterek eBay’in doğrudan sorumluluğu olmadığına hükmetmiştir.[8] ABAD aynı zamanda aracı statüsündeki firmalara marka ihlallerinde sorumlu yahut sorumluluklarını bertaraf edebilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın ihlal içerir ürünlerin satışının durdurulması ve gelecekte de ihlallerin önlenmesi adına ihtar çekilebileceğini belirtmiştir.[9]

Doğrudan sorumluluğun mevcut olmadığı durumlarda ise e-Ticaret firmalarının dolaylı yoldan ya da satıcı ile birlikte ihlalden müteselsil sorumlu olup olmadığı incelenmelidir. Amerikan Mahkemelerinde uzun bir süre boyunca dolaylı/müteselsil sorumluluğun belirlenmesi için “Inwood Standardı” denilen iki aşamalı bir test uygulanmaktaydı.[10] Bu teste göre davalının (1) bir markanın ihlali için kasıtlı olarak teşvikinin veya (2) marka ihlalinin mevcudiyetini bilen veya bilmesi gereken birine ürünün tedarikini sağladığının ispat edilmesi gerekiyordu.[11] Ancak davalının yukarıda anılan fiillere karıştığının ispatlanamadığı ve marka ihlalinin açıkça ortada olduğu durumlarda bu test yetersiz kaldığından bu test kullanılmamaya başlanmış ve “ihlal içeren eylemler üzerinde e-Ticaret firmasının kontrol derecesi” aranmaya başlanmıştır.[12] Almanya’da ise “stroerhaftung” adı verilen ve Türkçeye aracının sorumluluğu olarak çevrilebilecek kusursuz sorumluluk doktrini çerçevesinde, sorumluluğun doğmasında ihlali bilme veya ihlalden haberdar olma unsuru göz ardı edilmekte, yalnızca zararın ve illiyet bağının varlığı aranmaktadır.[13] Türkiye’de ise haksız rekabet teşkil eden fiiller veya markanın ihlali sebebiyle açılacak tecavüzün men’i ve ref’i davalarında da bilme unsuru aranmamakta, yer sağlayıcının kusursuz sorumluluğu olduğu doktrinde belirtilmektedir.[14] Ancak aşağıda detaylı bir şekilde incelenecek olan Yargıtay içtihatları çerçevesinde bu doktrinin kabul edilmediğini de belirtmek gerekir.[15]

C.             Dava Örnekleri

1.          Türkiye Cumhuriyeti

a)      Yargıtay 11. HD., E. 2019/618, K. 2019/8167, T.16.12.2019

Dava, www.zingat.com alan adına sahip internet sitesinde “ROTA” ibareli markalar ile iltibas oluşturacak şekilde yayın ve ilanlar yapıldığı iddiasıyla, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin bir davadır.

İlk derece mahkemesi, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesine atıfta bulunarak yer sağlayıcı konumundaki davalı www.zingat.com bünyesinde yayınlanan içerikler hakkında hukuka aykırılık denetimi yahut söz konusu içerikler üzerinde kontrol yükümlülüğü olmadığına, marka hakkına tecavüz yahut haksız rekabet suçlarının anılan kanunun 8, 8/A, 9 ve 9/A maddelerinde kaleme alınan yayından çıkarılma ya da erişimin engellenmesi kararı verilebilecek suçlardan olmadığına hükmederek davanın reddine karar vermiştir.

Yargıtay yaptığı incelemede, 5651 sayılı Kanun’a ek olarak 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9. maddesine de gönderme yaparak yer sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcıların, tazminat sorumluluğu açısından, yayınlanan içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunmadığının altını çizmiş, ancak marka hakkı sahibinin devam etmekte olan bu tecavüz ve haksız rekabet eylemleri yönünden, bu eylemlerin tespiti, tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması davalarını herkese karşı yöneltebileceğini belirtmiştir. Ülkemizin de taraf olduğu Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Sözleşmesi’nin (TRIPS) 45. maddesi uyarınca, fikri mülkiyet haklarına tecavüz nedeniyle tazminat sorumluluğunun doğması için, ihlal niteliği taşıyan fiillere iştirak veya yardım etmek ya da bu fiilleri teşvik etmek veya yapılmasını kolaylaştırmak eylemini gerçekleştiren yer ve hizmet sağlayıcıların kusurunun ispat edilmesi gerekliliğini ve içerik sağlayıcı sıfatı bulunmayan internet yer ve hizmet sağlayıcı kuruluşların tazminat sorumluluğundan bahsedebilmek için imkan sağladıkları içeriğin hukuka aykırı ve marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunun bilinmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bilme unsurunun gerçekleşmesi için ise, hak sahipleri tarafından uyarılmaları ve hukuka aykırı içeriğin makul sürede kaldırılması yer ve hizmet sağlayıcı kuruluşlardan talep edilmesi gerekmektedir.

b)      Yargıtay 11. HD., E 2014/6429, K. 2014/12088, T. 25.06.2014

Söz konusu davada, davalı şirket www.n11.com sitesi bünyesinde davacı vekilinin tescilli markalarının  üçüncü kişileri yanıltacak şekilde kullanıldığı, internet sitesinde yayınlandığı ve teşhir edildiği, ürünlerin rayiçlerinin çok altında satılarak haksız rekabet yaratıldığı ileri sürülerek söz konusu internet sitesi üzerinden yapılan yayının tedbiren durdurulması ve nihai olarak davalıya ait internet sitesinin uzantılarının tamamen kapatılması, internet üzerinden erişiminin engellenmesi; izinsiz, haksız ve hukuka aykırı olarak kullanılan ve müvekkil firmanın marka hakkına tecavüz niteliği taşıyan fiillerin tespiti ve manevi tazminat talep edilmiştir.

Davalı şirket vekili, söz konusu internet sitesinin bir e-Ticaret platformu olduğu ve müvekkili şirketin yalnızca yer sağlayıcı mahiyetinde eylem gerçekleştirdiğini, üye olan satıcılara sanal mağaza alanı verildiğini ve kendisinin doğrudan doğruya satış yapmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, yaptığı incelemede, davalının iddia edildiği üzere doğrudan doğruya anılan markaları kullanarak emtia üretimi ve satışı yaptığı yönünde bir delil bulunmadığına, davalının hakikaten de yalnızca yer sağlayıcı olarak hizmet sunduğunu, yer sağlayıcının teknik olarak satıcıların kullanımına sunduğu platformda yalnızca satışı gerçekleştiren mallar ile ilgili duyuru yaptıkları ve söz konusu duyurunun marka kullanımı olarak nitelendirilebilecek bir mahiyette olmadığına karar vermiş ve ilk satış doktrini olarak da bilinen ve mülga 556 sayılı KHK 13. maddede ve günümüzde de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu  152. maddede düzenlenen hakkın tükenmesi ilkesine atıfta bulunarak marka sahibinin bir kez piyasaya sürülmüş ürünler üzerinde marka tesciline dayanarak engelleme hakkı bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir.

Yargıtay yaptığı incelemede, yer sağlayıcı konumunda bulunan davalı şirketin faaliyetlerinin mülga 556 sayılı KHK’nın 12. maddesi ve günümüzde de 6769 sayılı SMK’nın 7/5 maddesinde düzenlenen dürüst ticari kullanım niteliğinde bulunduğuna hükmederek hükmün onanmasına karar vermiştir.

c)      Yargıtay HGK., E. 2013/1138 K. 2014/16, T. 15.01.2014

Kurul’un verdiği karara göre, internetin yapısı, internet ortamının teknik özellikleri ve işletilme koşulları itibarıyla davalının işlettiği internet sitesinde üçüncü kişilerce gerçekleştirilen tecavüzleri bildiğinin ya da bilebilecek durumda olduğunun kabulü mümkün olmayacağından; somut uyuşmazlıkta ileri sürülen talepler bakımından da davalının iştirak halinde sorumluluğuna gidilebilmesi için önceden haberdar edilmesi ve buna rağmen haklı veya yasal bir neden olmaksızın ihlal oluşturan içeriğin davalı tarafından internet sitesinden kaldırılmaması gereklidir. Ayrıca, davalı internet sağlayıcısı aleyhine açılan tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve tecavüz sonuçlarının ortadan kaldırılması davası bakımından da davalının iştirak halinde tecavüz nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için kusur şartının aranmaması gerektiğini belirtmiştir.

2.          Avrupa Birliği

a)      Coty Germany GmbH v Amazon Services C-567/18

Söz konusu uyuşmazlık, henüz marka hakkı tükenmemiş Davidoff Hot Water EdT 60 ml parfüm ürününün Amazon bünyesindeki bir satıcı tarafından satışı üzerine çıkmıştır.[16] Belirtmek gerekir ki söz konusu parfümler her ne kadar Amazon tarafından satılmasa da parfümler Amazon depolarında saklanmakta ve teslimatı da Amazon tarafından yapılmaktadır.[17] Davacı Coty, Amazon’dan Davidoff Hot Water markasını taşıyan bütün ürünleri geri göndermesini talep etmiş ve bu talep üzerine Amazon, 11’i farklı satıcıdan olmak üzere 30 adet parfümü geri göndermiştir. Parfümlerin Coty’e ulaşmasını takiben davacı Coty, Amazon’dan söz konusu parfümleri piyasaya süren kullanıcının kimliğini kendilerine gönderilmesini istemiş ancak Amazon’un bu talebi yerine getirmemesi neticesinde marka ihlali iddiasıyla Almanya’da Amazon’a karşı dava açılmış ve dava reddedilmiştir.

Coty tarafından yapılan temyiz başvurusunda, Alman Federal Mahkemesi tarafından, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na, 3. şahıslar tarafından piyasaya sürülme amacı olan ve marka ihlali teşkil eden ürünleri ihlalden habersiz bir şekilde  üçüncü şahıslar adına depolayan bir kişinin bu eyleminin söz konusu ürünleri piyasaya sürme amacı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu yöneltilmiştir.[18] ABAD, bu tip eylemlerin EUTMR madde 9 kapsamında marka ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiş ve anılan maddede belirtilen ‘kullanım’ hususunda görüşlerini de aktarmıştır.[19] SMK madde 7’de de yansıması görülen marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnalarına ilişkin EUTMR hükmü olan madde 9’da anılan ‘kullanım’ hakkında, ABAD, EUTMR’da bir hükmü bulunmayan bir hususun, yani depolanan bir ürünün hangi şartlarda EUTMR kapsamında ticari kullanım eylemi olarak kabul edilebileceği üzerinde durmuştur.[20] ABAD, önceki kararlarını da inceleyerek kullanım hakkında şu sonuçlara varmıştır;

  • Bir markanın kullanımı için gerekli olan teknik şartların sağlanması başlı başına kullanımolarak değerlendirilemez.[21]
  • Kullanıma sebep olan fiiller üzerinde doğrudan veya dolaylı yoldan kontrole sahip olunması, fiillerin gerçekleştirilmesinde aktif bir davranışta bulunulması ve ihlale sebebiyet veren fiilin doğrudan veya dolaylı yoldan durdurulabilmesi fiilleri kullanımolarak değerlendirilir.[22]
  • Çevrimiçi olarak bir markaya benzer ya da markayla aynı ürünlerin satışa sunulmak amacıyla satıcılar, yani yer sağlayıcının müşterileri, tarafından yayınlanması, söz konusu kullanımın yer sağlayıcı tarafından değil satıcı tarafından gerçekleştirdiğini gösterir.[23]
  • Hak sahibi olmadığı bir ticari markayı haiz ürünleri piyasaya arz etmek üzere ithal eden veya bir depoya gönderen kişi ürünü kullanıyor olarak kabul edilse de söz konusu kullanım depo işletmecisi için geçerli değildir.[24]

Bu çıkarımlar üzerine Coty tarafından Amazon’un somut uyuşmazlıkta yalnızca bir depo olarak mı hareket ettiği sorusu sorulmuştur. ABAD, doğrudan bu soruya cevap vermemiş olsa da, Hukuk Sözcüsü Sanchez-Bordona verdiği görüşte, e-Ticaret firmalarının yalnızca satıcıların markaları kullanmaları için gerekli teknik şartları sağlamadığını, buna ek olarak marka ihlali içeren bir ürünün dağıtımına sebep olduğu ve böylelikle sunduğu hizmet ile ihlal edilen marka arasında bir bağlantı oluşturduğunu belirtmiştir.[25] Bir e-Ticaret firmasının marka ihlali içeren ürün üzerinde aktif davranışı bulunup bulunmadığı veya ihlal edilen markanın kullanımına sebebiyet veren fiilin kontrolüne sahip olup olmadığını belirlemede; (a) Tüketicilerin e-Ticaret firmalarından alışveriş yaparken genellikle satıcının orijinal marka hakkı sahibi mi, yer sağlayıcının kendisi mi yoksa  üçüncü şahıs mı olduğunun farkında olmadığından hareketle tüketicinin algısının ve (b) e-Ticaret firmasının satış sürecindeki iştirakinin önemli olduğunu belirtmiştir. Ek olarak, üçüncü şahısların mallarının teslim alınması, depolanması, nakliyat için hazırlanması ve nakliyatın organize edilmesi durumlarında e-Ticaret firmasının aktif bir davranış içinde bulunduğunun altını çizmiştir. Aktif davranışa ek olarak kullanım olarak değerlendirilecek kontrolün mevcudiyetinden bahsedebilmek için ise ürünlerin reklamının yapılması, satış sonrası hizmetlerin sağlanması, iade ve geri ödeme işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve ödemelerin toplanması ve dağıtılması gibi ilave birtakım fiillerin varlığının gerekli olduğunun altını çizmiştir.[26]

Coty, ABAD’a ihlalden habersiz olan e-Ticaret Firmalarının Avrupa Birliği tarafından yayınlanan e-Ticaret Direktifinde belirtilen ‘güvenli liman’ ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağı sorusunu da yöneltmiştir. 8 Haziran 2000 tarihinde yayınlanan 200/31/EC sayılı Direktif’e göre, internet üzerinde aracılık faaliyeti göstermek suretiyle üçüncü şahısların içeriklerini barındıran yahut iletimini sağlayan internet siteleri üç ayrı kategoriye ayrılmıştır ve bu kategorizasyona göre yasadışı içeriklerden doğacak sorumlulukları düzenlenmiştir. Bu kategori içerisinde Amazon’un dahil edildiği sınıf olan barındırma sağlayıcılarının kullanıcılar adına barındırdıkları veri yahut içeriğin yasadışı olduğundan haberdar olmadıkları ve yasadışı içeriğin varlığını öğrendikleri andan itibaren söz konusu içeriğin kaldırılması için süratle harekete geçtikleri takdirde sorumlu olmayacakları belirtilmiştir.[27] Her ne kadar Coty tarafından yöneltilen soru somut olayı ABAD’a taşıyan yerel mahkeme tarafından sorulmadığından ötürü  ABAD tarafından cevaplanmamışsa da, Hukuk Sözcüsü Sanchez – Bordona bu soruya açıklık getirmiştir. Verdiği görüşte, Sanchez – Bordona, ürünleri çevrimiçi pazarda bulundururken aktif davranışta bulunan bir e-Ticaret firmasının ihlalden haberinin olmaması durumunda dahi sorumlu tutulabileceğinden bahsetmiştir.[28] e-Ticaret firmalarının bünyesinde satışı gerçekleştirilen ürünlerin yasallığı üzerinde ekstra özen ve titizlik göstermesi gerektiğini belirten Sanchez – Bordona söz konusu ekstra özen ve titizliğin nasıl gösterileceği konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştır.[29] ABAD ise Sanchez – Bordona’nın görüşleri hakkında herhangi bir yorumda bulunmayarak bir nevi Hukuk Sözcüsünün bu görüşlerine katılmadığını göstermiştir. ABAD’ın Amazon’u bu dosyada haklı bulması ise marka hakkını ihlal eden ürünlerin yalnızca depolanmasında görev alan e-Ticaret firmaları için pozitif sonuçlar doğurmuştur.[30] Ancak belirtmek gerekir ki, müşterilerin ürünlerini depolama fiilinin dışına taşan her türlü fiil e-Ticaret firmasının sorumluluğunu büyük ölçüde değiştirme ihtimali taşımaktadır.[31] Maalesef yer sağlayıcının yalnızca ürün depolama fiili dışında gerçekleştirdiği fiillerin sorumluluğa dönüşmesi için eşiğin neresi olduğu ya da sorumluluğun doğup doğmayacağı ise ABAD tarafından yanıtlanmamıştır.[32]

3.          Amerika Birleşik Devletleri

a)          Tiffany v. eBay

Amerika Birleşik Devletleri’nde e-Ticaret firmalarının sorumluluğu hakkında adeta bir mihenk taşı niteliği taşıyan bu dava, 2004 yılında Tiffany markasını taşıyan sahte takıların eBay’de satıldığının fark edilmesi üzerine açılmıştır.[33] Taraflar, somut olayda eBay’in marka ihlalini önlemedeki rolü üzerinde anlaşmazlığa düşmüş, Tiffany eBay’in önleyici filtreleme metodlarıyla ihlalin önüne geçmesi gerektiğini iddia ederken, eBay ise yalnızca ihlal içerir ürünün kendisine bildirilmesi takdirde kaldırma sorumluluğu olduğunu iddia etmiştir.[34] Federal Mahkeme, verdiği kararda Tiffany’nin bütün iddialarını reddetmiş ve eBay’in ne doğrudan ne de dolaylı olarak üçüncü şahısların gerçekleştirmiş olduğu satıştan sorumlu olacağına hükmetmiştir. eBay’in sitesinde yayınlanan ve Tiffany markasını içeren reklamların ve Google ve Yahoo! aracılığıyla gerçekleştirilen sponsorlukların ise ticari adil kullanım kapsamında kaldığına karar verilmiştir.[35] Mahkeme kararını verirken, yukarıda da alıntılanan ve somut olay döneminde yaygın bir şekilde kullanılan Inwood testinden de yararlanarak, eBay’in iştirak halinde sorumlu tutulabilmesi için eBay’e marka hakkını ihlal eden ürünlerin satışının bildirilmesine yahut söz konusu ihlalden haberdar olması gerekliliğinin bulunmasına rağmen satışa devam etmesi gerektiğini belirtmiştir. Tiffany’nin somut olayda eBay’in ihlalden haberdar olduğunu belirtir bir kanıt sunamaması neticesinde mahkeme eBay’in herhangi bir tazminata konu olamayacağına hükmetmiştir.[36] Tiffany bu karar üzerine son çare olarak Amerikan Yüksek Mahkemesi’ne başvurmuş ve Federal Mahkeme’nin verdiği kararın dünya çapında internet tabanlı hizmet sağlayıcıların kullanıcılarının marka ihlaline neden olan eylemlerinden sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunda karar vermeye çalışan bir dizi davanın sonuncusu olduğunu söylemiştir.[37] eBay ise Marka Kanunu’nun e-Ticaret için değiştirilmesi gerekiyorsa bunun yargı mercileri tarafından değil yasamadan sorumlu Kongre’nin yapması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.[38] Amerikan Yüksek Mahkemesi ise herhangi bir açıklama yapmadan Tiffany’nin başvurusunu reddetmiştir.

D.            Sonuç

Dünya üzerindeki düzenlemeler, mahkemelerin içtihatları incelendiğinde, e-Ticaret firmalarının marka ihlalinden sorumlu tutulabilmeleri konusu üzerinde farklı yaklaşımlar olduğu göze çarpmaktadır. Ancak genel kanı, e-Ticaret firmalarının marka hakkını ihlal içerir içeriklerden sorumlu tutulamayacaklarıdır. Avrupa Birliği bu sonuca ulaşırken e-Ticaret firmalarının markayı nasıl kullandıkları ve satış üzerindeki kontrol gücünü araştırırken Amerika Birleşik Devletleri başta farklı bir yaklaşım izleyerek hükümlerini yalnızca bildirim prensibi üzerine kursa da sonrasında bu yaklaşımdan vazgeçerek yeni kararlarında kontrol düzeyi üzerine yoğunlaşmıştır. Ülkemizde ise hala gerek mevzuat gerekse de ilgili mahkemeler arasında bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin verdiği kararlar göz önüne alındığında ülkemizin Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın içtihatlarının açtığı yolu takip edeceğine ilişkin bir izlenim uyanmaktadır.

M. Safa AKBULUT

Ekim 2021

akbulutmsafa@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Dijital Ticaret Tanım ve Kavramlar. (2019). Retrieved 23 September 2021, from https://www.ticaret.gov.tr/hizmet-ticareti/elektronik-ticaret/dijital-ticaret-tanim-ve-kavramlar

[2] Bloomenthal, A. (2021). Electronic Commerce (e-commerce). Retrieved 23 September 2021, from https://www.investopedia.com/terms/e/ecommerce.asp

[3] Suluk, D. (2018). 6769 SAYILI SINAİ MÜLKİYET KANUNUNUN GETİRDİĞİ YENİLİKLER. Retrieved 23 September 2021, from https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/520575

[4] Tuncel Uyanık, E. e-Ticaret Platformlarında Marka İhlali ve Yer Sağlayıcının Kusursuz Sorumluluğu. Retrieved 24 September 2021, from https://www.kutelmarkatescil.com/blog/e-ticaret-platformlarinda-marka-ihlali-ve-yer-saglayicinin-kusursuz-sorumlulugu#:~:text=İçerik%20sağlayıcıların%20hukuka%20aykırı%20eylemlerinden%20yer%20sağlayıcılar%20kural%20olarak%20uyarılmadıkça%20sorumlu%20değildir.&text=Aynı%20şekilde%20marka%20ihlali%20nedeniyle,sorumluluğu%20bulunduğu%20doktrinde%20ifade%20edilmektedir.

[5] Ibid.

[6] Liability of E-Commerce Websites for Trademark Infringement. (2021). Retrieved 23 September 2021, from https://www.kashishworld.com/blog/liability-of-e-commerce-websites-for-trademark-infringement/

[7] Ibid.

[8] Ibid.

[9] Ibid.

[10] Ibid.

[11] Ibid.

[12] Ibid.

[13] Ibid.

[14] Tuncel Uyanık, E. e-Ticaret Platformlarında Marka İhlali ve Yer Sağlayıcının Kusursuz Sorumluluğu. Retrieved 24 September 2021, from https://www.kutelmarkatescil.com/blog/e-ticaret-platformlarinda-marka-ihlali-ve-yer-saglayicinin-kusursuz-sorumlulugu#:~:text=İçerik%20sağlayıcıların%20hukuka%20aykırı%20eylemlerinden%20yer%20sağlayıcılar%20kural%20olarak%20uyarılmadıkça%20sorumlu%20değildir.&text=Aynı%20şekilde%20marka%20ihlali%20nedeniyle,sorumluluğu%20bulunduğu%20doktrinde%20ifade%20edilmektedir

[15] Ibid.

[16] Kirk, D. and Cullen, E., 2020. Online Marketplace Liability: Court of Justice of the European Union Ruling in Coty v. Amazon. [online] Lw.com. Available at: <https://www.lw.com/thoughtLeadership/online-marketplace-liability-cjeu-ruling&gt; [Accessed 27 September 2021].

[17] Vernimme, I. (2020). Online marketplace’s liability for trademark infringement. Retrieved 26 September 2021, from https://www.stibbe.com/en/news/2020/april/online-marketplaces-liability-in-tm-infringement

[18] Ibid.

[19] Ibid.

[20] Kirk, D and Cullen, E., op. cit.

[21] Ibid.

[22] Ibid.

[23] Ibid.

[24] Ibid.

[25] Paragraph 43, Conclusions of Advocate General Manuel Campos Sánchez-Bordona, presented on November 28, 2019 (1), Coty Germany GmbH, C – 567/18.

[26] Paragraph 56-58, Ibid.

[27] Madiega, T. (2020). Reform of the EU liability regime for online intermediaries – Background on the forthcoming digital services act. Retrieved 28 September 2021, from https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/IDAN/2020/649404/EPRS_IDA(2020)649404_EN.pdf

[28] Kirk, D and Cullen, E., op. cit.

[29] Ibid.

[30] Anees, F. (2020). Coty v Amazon: CJEU confirms Amazon is not liable for trade mark infringement by merely storing a third party seller’s infringing goods. Retrieved 28 September 2021, from https://www.cms-lawnow.com/ealerts/2020/04/coty-v-amazon-cjeu-confirms-amazon-is-not-liable-for-trade-mark-infringement

[31] Ibid.

[32] Ibid.

[33] Martinet, B., & Oertli, R. (2015). Liability of E-Commerce Platforms for Copyright and Trademark Infringement: A World Tour. Retrieved 28 September 2021, from https://www.americanbar.org/groups/intellectual_property_law/publications/landslide/2014-15/may-june/liability-e-commerce-platforms-copyright-trademark-infringement-world-tour/

[34] Ibid.

[35] Ibid.

[36] Ibid.

[37] Madiega, T. (2020). Reform of the EU liability regime for online intermediaries – Background on the forthcoming digital services act. Retrieved 28 September 2021, from https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/IDAN/2020/649404/EPRS_IDA(2020)649404_EN.pdf

[38] Ibid.

AB DİJİTAL TEK PAZARDA TELİF HAKLARI DİREKTİFİ İÇ HUKUKA NE KADAR AKTARILABİLDİ?

2019/790 sayılı AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi, gelişen ve değişen teknolojinin de dikkate alınmasıyla Avrupa Birliği’nde telif haklarının korunması bakımından uyumlaştırma amacı gütmektedir. Direktif, 2019 yılında kabul edilmiş olup AB üye ülkelerinin söz konusu direktifi kendi iç hukuklarına aktarmaları için 7 Haziran 2021 tarihine kadar süre tanınmıştır. COVID-19 pandemisi ile, AB Komisyonu’nun Direktifin çok tartışmalı olan ve online içerik paylaşım hizmeti sağlayıcılarla ilgili 17.maddesine ilişkin Rehberini yayımlaması ertelenmiş olup yine özellikle m.17 ve ifade özgürlüğü çerçevesinde Polonya’nın ABAD’a yaptığı başvuru sonucu beklenen karar da Direktifin iç hukuka aktarılmasında yaşanan gecikmelerin sebeplerinden sayılabilir.

Bahsedilmesi gereken önemli gelişmelerden bir tanesi de, Avrupa Komisyonunun 26 Temmuz 2021 tarihinde Direktifi tam olarak iç hukuka aktarmamış olan Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Yunanistan, İspanya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg, Letonya, Polonya, Portekiz, Romanya, İsveç, Slovenya ve Slovakya’ya resmi yazı göndererek geçiş sürecinde nerede olduklarını bildirmeleri için 2 aylık süre vermesidir.

İç hukuka aktarma sürecini kısmen/tamamen tamamlayan veya tamamlama sürecinde olan bazı ülkelerden sınırlı olarak aşağıda kısaca bahsedeceğiz[1].

Gerd Altmann, Pixabay

Öncelikle İtalya’da 5 Ağustos 2021 tarihinde uyumlaştırma için öngörülen kararname taslağı Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Geçiş süreci henüz tamamlanmasa da, bazı hükümler Direktifle tam olarak aynı değildir, örneğin Direktifin 15.maddesinin aktarımı olan İtalyan Telif Kanunu mükerrer 43.maddede çok kısa basın yayın alıntılarının tanımı yapılmış olup Direktifte ise buna dair tanım yoktur. Her somut olaya göre ayrı değerlendirme yapılmalıdır. Bir de İtalyan kanun taslağında, basın yayıncılar ile internet hizmet sağlayıcıların lisans sözleşmesi müzakere etmesi zorunluluğu getirilmektedir. Yine, m.17’nin uyumlaştırılması için ex ante yani yükleme öncesi hukuka uygun içerikler bakımından da telif korumasının uygulanması gündemdedir (aşağıda görüleceği gibi Almanya’da da ex ante telif uygulaması söz konusudur)[2].

Macaristan, Macar Telif Kanunu’nun 1 Haziran 2021’de yürürlüğe girmesiyle uyumlaştırmayı öngörülen son tarihten önce tamamlayan birkaç üye ülkeden biridir. Esasen, Hollanda ise Telif Direktifi Uyumlaştırma Kanununu 29 Aralık 2020 tarihinde resmi gazetede yayımlayarak Direktifi tamamıyla iç hukukuna aktaran ilk ülkedir. Yine de, Direktif 19.maddeye ilişkin öngörülen hükümlerin (“şeffaflık zorunluluğu” yani lisans alan/devralanın eser sahibine düzenli olarak eseri kullanımıyla ilgili bilgi vermesi) 7 Haziran 2022’den itibaren uygulanmaya başlayacağı düzenlenmiştir[3].

Bazı üye ülkeler, Direktifin uyumlaştırmasını parça parça yapmaktadır. Buna bir örnek de Fransa’dır. Örneğin Direktifin 15.maddesiyle ilgili düzenleme 24 Ekim 2019’dan beri yürürlükte iken 17-23.maddeler için Kasım 2020’den itibaren 6 ay içerisinde, diğer maddeler ise 12 ay içerisinde öngörülmüştür. Ancak hala süreç devam etmektedir[4]. Danimarka’da ise Direktif iki parça halinde iç hukuka aktarılmaktadır. Buna göre, ilk kısım taslağı (m. 15 ve 17’ye ilişkin) 26 Mart 2021’de sunulmuş olup 3 Haziran 2021’de kabul edilmiştir. Devamı beklenmektedir. Burada önemli bir detay, Danimarka Telif Lisans Mahkemesine meslek birliklerinin sözleşme yapmak konusunda makul olmayan şartlar öngörüp öngörmediği hakkında karar vermek konusunda yetki verilmesidir. Ayrıca mahkeme, telif ücreti dahil olmak üzere şartları da belirleyebilecektir[5].

Özellikle m.17 uyumlaştırması kapsamında biraz daha detaylı bilgi vermek istediğimiz Almanya örneğinde, Alman Uyumlaştırma Yasası, 7 Haziran 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ayrıca, bu kapsamda Direktifin 17.maddesine ilişkin ayrıca uyumlaştırmanın öngörüldüğü Alman Telif Hizmet Sağlayıcı Kanunu ise 1 Ağustos 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Alman kısaltması UrhDaG olan bu ikinci kanun, kullanıcılar tarafından içerik sağlanan platformlardaki eser ihtiva eden içeriklerin hangi koşullarda kanunen izinli varsayılıp hukuka uygun kabul edileceğini düzenlemektedir. En tartışmalı maddelerden biri olan Direktif 17.maddeye UrhDaG 9(2) ve 10.bölümlerde bir düzenleme getirilmiş olup kullanıcıların, ticari olmayan amaçlarla veya önemli bir gelir sağlamayacak şekilde platforma yükledikleri içerikler eğer kümülatif olarak, bir başkasının eserinin %50’sinden azını içeriyor, içeriği başka içeriklerle kombine ediyor ve eseri çok ufak çaplı olarak veya önemsiz derecede kullanıyorsa (film veya hareketli görüntünün veya müzik parçasının en fazla 15 saniyesi, bir metnin en fazla 160 karakteri içerir parçası ve fotoğraf ile grafiklerin en fazla 125 kilobayt kadarı), bu kullanım kanunen izinli varsayılan kullanım kapsamında değerlendirilir ve otomatik olarak engellenmemelidir. Yine de hizmet sağlayıcı, eser sahibini söz konusu paylaşım ile ilgili bilgilendirerek yayımı üzerine şikayet hakkını kullanabilmesini sağlamak durumundadır. Bu kapsamda bu kanunu önemli kılan özellik, yükleme filtrelemesinin telif haklarını ihlal etmeyen içerikleri de engellemesini önlemek yani aşırı engelleme riskini azaltmak için bir mekanizma öngörmesidir[6]. Bu açıdan, henüz Direktifi iç hukukuna tamamen aktaran çok da üye ülkenin bulunmadığı gözetildiğinde, Alman uyumlaştırması bir örnek olabilecektir.

Pete Linforth, Pixabay

Üye ülkelerin uyumlaştırmayı nasıl yapacakları bir yana, uygulamada bu hükümlerin nasıl sonuçlar doğuracağı da merak konusudur. Zira Almanya gibi Direktifin 17.maddesini oldukça detaylı düzenleyen başka ülkelerin olup olmayacağı ve özellikle filtreleme, ifade özgürlüğü, platformlara getirilecek yükler gibi hususlar bakımından gelişmeleri takipte kalmaya çalışacağız.

Alara NAÇAR

Eylül 2021

nacar.alara@gmail.com


[1] Kullandığımız ana kaynak, Glasgow Üniversitesi UK Copyright and Creative Economy Centre (CREATe) tarafından hazırlanan direktif uygulama durumu sayfasıdır (CDSM Implementation resource page).

[2] Eleonora Rosati: “Towards the national transpositions of the DSM Directive: various techniques to … do as you please”, 24.08.2021, IPKat, https://ipkitten.blogspot.com/2021/08/towards-national-transpositions-of-dsm.html, son erişim tarihi 24.09.2021.

[3] Chiara Horgan: “Member States make slow progress on DSM Directive as deadline looms”, Haziran 2021, Bird&Bird, https://www.twobirds.com/en/news/articles/2021/italy/member-states-make-slow-progress-on-dsm-directive-as-deadline-looms, son erişim tarihi 23.09.2021.

[4] Horgan.

[5] Bird&Bird, https://www.twobirds.com/en/in-focus/copyright-directive/denmark, son erişim tarihi 23.09.2021.

[6] Communia Association: “German Article 17 implementation law sets the standard for protecting user rights against overblocking” 20 Mayıs 2021, https://www.communia-association.org/2021/05/20/german-article-17-implementation-law-sets-the-standard-for-protecting-user-rights-against-overblocking/, son erişim tarihi 18.09.2021

KURMACA BİR PATENT BAŞVURUSUNUN TÜRKPATENT NEZDİNDE GEÇİRDİĞİ AŞAMALAR


UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.


GİRİŞ

Bu yazıda TÜRKPATENT’e yapılmış kurmaca bir patent başvurusunun geçirdiği aşamalar detaylıca incelenecektir. Örnek olarak nispeten anlaşılması kolay bir alanda yabancı bir başvuru[1] seçilmiş ve geçirdiği süreç TÜRKPATENT’e ve 6769 nolu SMK’ya adapte edilmiş, süreçle ilgili bazı detaylar çıkarılmış, bazıları eklenmiştir. Gerçek isimler uydurma isimlerle,  2011 olan başvuru (rüçhanın) tarihi 2017 olarak değiştirilmiş ve sürece ait diğer tarihler de buna paralel olarak kaydırılmıştır. Hukuki bir sorun yaratmamak adına gerçek bir TÜRKPATENT başvurusunun değerlendirilmesinden kaçınılmıştır.

Şunu vurgulamak gerekir ki, seçilen başvuru çok iyi hazırlanmış olduğu iddiasıyla örnek olarak alınmamıştır. Zira özellikle istem yazımıyla ilgili pek çok açıdan sorunları olan bir başvuru seçilmiş ve süreç içinde geçirdiği aşamalar gösterilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle bu yazı, nasıl iyi başvuru hazırlanacağını göstermek gibi bir niyetle yazılmamıştır. Buradaki örnek, patent sürecinin yalnızca bu şekilde ilerlediği anlamına gelmeyip, sürecin başvurunun niteliğine, başvuru sahibinin ve TÜRKPATENT’in gerçekleştireceği yazışmalara, itirazlara ve sürelere bağlı olarak pek çok farklı şekilde ilerleyebileceği unutulmamalıdır. TÜRKPATENT’in örneklerde görünen cevap verme süreleri standart süreler olmayıp, ilgili alandaki iş yoğunluğuna ve Kurumun hizmet standartlarına göre değişiklik gösterebilir.

Başvuru sahibi 23.12.2017’de TÜRKPATENT’e patent başvurusunda bulunmuştur.

Başvuru evrakının PDF haline buradan ulaşılabilir.

Ardından TÜRKPATENT 07.01.2018’de başvuruyu şekli açıdan incelemiş ve bir eksiğinin olmadığı yönünde başvuru sahibine bildirimde bulunmuştur.[2] Bu bildirimde başvuru tarihi (23.12.2017) ve başvuru numarası (2017/999999) da belirtilmiştir. Başvuru sahibi başvuru esnasında araştırma talebinde bulunmadığı için başvuru tarihinden itibaren on iki ay içinde araştırma ücretinin de ödenerek araştırma talebinde bulunulması gerektiği, aksi takdirde başvurunun geri çekilmiş sayılacağı ifade edilmiştir.[3] Başvuru sahibi 07.03.2018’de süresi içinde araştırma talebinde bulunmuş ve araştırma ücretini yatırmıştır.

Şimdi buluşu genel hatlarıyla inceleyelim.

BİR KİŞİSEL İTME AYGITI

Başvuruya konu buluş bir kişisel itme aygıtı ve yöntemi ile ilgilidir. Aygıt, Şekil 1’den görüleceği üzere bir boru ve bu borunun iki ucunda yer alan pervaneler ve bunları hareket ettiren motorlar içermektedir. Oluşan hava akımı kullanıcının ileri yönde itilmesini sağlamaktadır. Kullanıcı kollarını hareket ettirerek yönünü değiştirebilmektedir. Söz konusu aygıt bir kaykay, sörf tahtası, kızak vb. bir araç ile bir spor aktivitesinde kullanılabilmektedir. (bkz. Şekil 2-3)

Buluşun bazı uygulamalarını izlemek için bkz:

Şekil 1: 2017/999999 nolu başvuruya ait şekil 1 ve 4a.
Şekil 2: 2017/999999 nolu başvuruya konu cihazın bir uygulaması
Şekil 3: 2017/999999 nolu başvuruya konu cihazın bir diğer uygulaması

Başvuru sahibi tarifnamede US2006196991, US7690958, US5222569 ve US7179141 olmak üzere tekniğin bilinen durumunda 4 adet ABD patent başvurusundan bahsetmiş ve bunların yüksek derecede esneklik ve kontrol edilebilirlikten yoksun olduğunu ve bu nedenle fiziksel ve sportif faaliyetlerde kullanmak için uygun olmadığını ileri sürmüştür. Şekil 4, 5 ve 6’da söz konusu patent başvurularından üçüne ait cihazların hayata geçirilmiş haline ait fotoğraflar bulunmaktadır.

Şekil 4: Başvuru sahibinin başvuruda atıfta bulunduğu US2006196991 nolu patent dokümanının gerçek hayatta bir uygulaması
Şekil 5: Başvuru sahibinin başvuruda atıfta bulunduğu US7690958 nolu patent dokümanının gerçek hayatta bir uygulaması
Mandatory Credit: Photo by Ponopresse/Shutterstock (213128a) YVON MARTEL DEMONSTRATES HIS INVENTION USING A PROPELLER HELYSPHERE PERSONAL PROPULSION BY INVENTOR YVON MARTEL – MAR 1993
Şekil 6: Başvuru sahibinin başvuruda atıfta bulunduğu US5222569 nolu patent dokümanının gerçek hayatta bir uygulaması

Başvurunun istem 1’i şu şekildedir:  

1. Buluş bir kişisel itme aygıtı olup, özelliği sert bir elemanın karşılıklı uçlarında konumlanmış, havayı hareket ettiren birinci ve ikinci iticileri ve iticilerin havayı hareket ettirmesini sağlamak için çalıştırılan tahrik araçlarını içermesidir.  

İstem 1’deki özellikler incelendiğinde istemin buluşta bahsedilen aygıtın dışında başka pek çok farklı cihazı da kapsayabilecek genişlikte kaleme alındığı görülmektedir. Örneğin sert bir elemanın iki ucuna yerleştirilmiş pervaneler bulunan motorlu her türlü cihaz istem 1’in kapsamına girmektedir. Hatta şekil 7’deki uçak bile istem 1’in kapsamındadır.

Şekil 7: istem 1 buradaki uçağı da kapsamaktadır.

Bir istemin kapsamı ne kadar genişse, patentlenebilirliği sağlaması o kadar zor olacaktır. Şimdi uzmanın düzenlediği araştırma raporuna bakalım.  

ARAŞTIRMA RAPORU

Araştırmayı yapan uzman 19.06.2018’de araştırma raporunu düzenlemiştir.

Araştırma raporunun PDF haline buradan ulaşılabilir.

Uzman araştırma esnasında tekniğin bilinen durumunda başvuru konusu buluşa yakın dokümanları tespit eder ve bunları raporda belirtir. Başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde, yazılı, sözlü, kullanım vb. biçimde açıklanmış olan toplumca erişilebilir her şey tekniğin bilinen durumuna dahil kabul edilir.[4]

Eğer başvurunun şekli veya içeriği açısından kusurlar varsa, ya da tarifname, istemler ve resimlerle ilgili açıklık vb. problemler varsa veya istemler tarifname tarafından desteklenmiyorsa, raporun sonunda (Bölüm II) bunlarla ilgili yorumda bulunur. Ancak başvurunun patentlenebilirliğine yönelik yazılı bir gerekçeli görüş verilmez. Gerekçeli görüş inceleme aşamasında sunulur. Araştırma raporunda patentlenebilirlik yalnızca bulunan dokümanlara verilen kategoriler (örn. X, Y, A) ile ifade edilir.

Bir istemin patentlenebilir olması için yenilik ve buluş basamağı kriterlerini sağlaması gerekir.[5] Yenilik kriterini sağlamak nispeten daha kolaydır, zira bir istemin yeni olması için tekniğin bilinen durumunda bulunan dokümanlardan teknik açıdan -küçük bile olsa- bir fark içermesi yeterlidir.[6] Buluş basamağı ise bahsedilen farkın teknikte uzman kişi tarafından aşikâr biçimde çıkarılmamasını gerektirir.[7]