Duyuru: Corona Günlerinde IPR Gezgini ve Yeni Sosyal Medya Hesaplarımız

IPR Gezgini’nin tüm takipçilerinin bu zor günlerde iyi ve sağlıklı olduğunu umuyoruz.

Corona virüs salgını nedeniyle çoğu okuyucumuzun çalışma yaşamlarını evlerinde sürdürdüklerini tahmin ediyoruz. Yazar ekibimizin tamamına yakını evden çalışıyor ve hiç alışık olmadığımız bu düzen bizleri de hayli zorluyor.

Salgının Türkiye’de etkisini hissettirmeye başladığı Mart ayında çok sayıda yazı yayınladık ve geçen ay sitenin istatistiklerinde patlama yaşandı. Yazılarımızın bir kısmı kaçınılmaz biçimde Corona virüs ile ilgiliydi. Buna ilaveten salgın nedeniyle Devlet tarafından alınan tedbirlerin fikri mülkiyet hakları ile ilgili olanlarını da ilk kez biz yazdık ve yazmakla da yetinmeyerek yorumladık.

Can sıkıcı günlerin etkisini size biraz olsun unutturmak için Harry Potter Fikri Mülkiyet Davaları serisine başladık ve büyük ilgi gören serimiz halen devam ediyor.

IPR Gezgini’nin Instagram hesabında hafta içi geceler Fikri Mülkiyet testleri düzenlemeye başladık. Yoğun ilgi gören testimizin yenisi 6 Nisan Pazartesi gecesi sizlerle olacak.

Buna ilaveten, IPR Gezgini’nin yeni açtığımız LinkedIn ve Twitter hesaplarını sizlere, mevcut diğer sosyal medya hesaplarımızla birlikte, duyurmak istiyoruz. Bizi sosyal medyada da takip etmenizden memnun oluruz.

LinkedIn: IPR Gezgini – https://www.linkedin.com/in/ipr-gezgini-b271271a6/

Twitter: @iprgezgini – https://twitter.com/iprgezgini

Instagram: IPR Gezgini – @iprgezgini

Facebook: IPR Gezgini – https://www.facebook.com/IPRGezgini


Bizler Corona günlerinde de hız kesmeden yazmaya devam edeceğiz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı günler diliyoruz.

IPR Gezgini

Nisan 2020

iprgezgini@gmail.com

Harry Potter Fikri Mülkiyet Davaları Serisi V – Bu Taleplere “Galleon”lar Yetmez!

Harry Potter serisine oldukça garip iki dava/taleple devam ediyoruz bugün. Harry Potter kitapları böylesine başarılı olunca sürekli bu başarıdan fayda sağlamaya çalışarak aslında eserlerin kendisinin ürünü olduğunu, kitapları kendisinin yazdığını iddia edenlerin J.K. Rowling’in yoluna çıkması pek de şaşırtıcı değil. Ne var ki, bu yazımızın konusu olan davaların adeta yalnızca hukuk sistemini ve/veya J.K. Rowling’i meşgul etmek için açıldığını düşünmemek işten değil, yine de tabi siz karar verin.



Uyuşmazlıklardan ilkinde Elijah M. Smith, 17 Mart 2010 tarihinde Doğu Kaliforniya Bölge Mahkemesi’ne çok da anlaşılır olmayan bir şikayet dilekçesi sunar. Bu esnada kendisi hapishanede mahkumdur. Söz konusu şikayette Smith, kendisinin Harry Potter kitaplarının yazarı olduğunu, J.K. Rowling’in alfabe ve matematik öğrenmek isteyenlere harika bir öğretmen olabileceğini ve 18 milyar dolar karşılığında kendisine bu öğretmenlik konusunda yardımcı olup Harry Potter kitaplarının yazarlığından da çekilebileceğini belirtir. Söz konusu şikayette davalı J.K. Rowling’in mesleğini “çocuklar için okulda hikaye kitabı okutmanı” olarak tanımlar. Dahası Smith, J. K. Rowling’in, kendisine ait (!) bu Harry Potter kitaplarını çocuklara kendisinin vereceği gibi bir sevgiyle okumasını ister. Tabi ki söz konusu şikayetin incelemesi oldukça kısa sürer ve Mahkeme  29 Mart’ta karar verir.  Mahkeme, şikayeti incelemesinin ardından olgulara dayanması gereken iddiaların asılsız olduğunun ortaya çıktığını ve iddiaların doğasının açık olmadığını belirtir; bunun yanı sıra, “davacı, Harry Potter kitaplarının yazarı olduğunu iddia eder gibi görünmekte” diyerek iddiaların belirsizliğini de ortaya koyar. Aynı şekilde, davacının bir diğer iddiasının davalıdan çocuklara aritmetik ve alfabe öğretmekte yardım istemesi olduğunu belirtir. Sonuç olarak söz konusu şikayet, mahkeme tarafından da yeterince anlaşılır ve açık bulunmayarak reddedilir. Ne yazık ki Smith’in bu girişimleri, umduğu zenginliğe açılan kapıda “Alohomora” (bkz. kilit açma büyüsü) etkisi yaratmaz.



2015 yılının 28 Mayıs’ında ise Christin Griskie adında biri New York Doğu Bölgesi Mahkemesine bir şikayette bulunur. Bu şikayet, Disney Şirketleri ve Walt Disney Stüdyolarının, Griskie’nin onlara açıkladığı bir otobiyografiden bazı fikirlerini çaldıklarına ilişkindir ve kendisi bu film şirketlerinden 20 Milyar ABD Dolar talep etmektedir. Şikayetin yöneltildiği kişilerin Harry Potter ile alakası olmamasının yanı sıra, yalnızca Harry Potter ile de ilgili olmayan gerçekten ilginç iddialar da içerir. Özellikle Harry Potter’la ilgili olan iddiaları, Harry Potter’ın alnındaki meşhur yara izinin, 1996’da iki akrabası nedeniyle San Diego’da bir hastanenin aciline olan ziyaretinde tanık olduklarına ilişkin olduğuna yöneliktir. Şikayette daha fazla detay vermez; yalnızca yara izi fikrinin bir hastane ziyaretinde tanık olduklarıyla bağlantılı olduğunu söyler. Ayrıca, 2013’te çocuklarının biyografisi kapsamında Disney’e yazdığını, fikirlerinin reddedildiğini fakat Harry Potter ve Frozen gibi filmlerde Disney tarafından kendisinin bildirdiği/paylaştığı bazı fikirlerinin kullanıldığını iddia eder. Tazminat olarak 20 Milyar Dolar istemesinin gerekçesi olarak ise, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı ve Kongre üyeliğine adaylığını koyacağını, yürüteceği kampanyalar için paraya ihtiyacı olduğunu belirtir.

Mahkeme, önce davacının adli yardım talebini kabul eder, ardından hemen davanın yersiz olduğunu ve herhangi bir dayanağı olmadığına hükmedip 29 Haziran 2015 tarihli kararıyla davayı reddeder. Mahkeme, davanın yersizliğine ilişkin değerlendirmenin yapılmasında iddiaların irrasyonel veya tamamıyla akıl almaz olması gerektiği kriterlerini ortaya koyar. Bundan hareketle Mahkeme, davacının başkanlığa adaylığını koyacak olmasının davalılar tarafından hedef alınmasının nedeni olduğu iddialarının söz konusu kriterleri karşıladığını belirtir. Mahkemenin iddiaları akıl almaz bulması kanaatimizce sürpriz değil.

Yazımıza yine kıymetli Profesör Dumbledore’dan bir alıntıyla (resmi olmayan kendi çevirimizle) noktayı koymak isteriz: “İsteyebileceğin kadar para ve ömür! Çoğu insanın her şeyden önce seçeceği şeyler bu ikisi olurdu – Sorun şu ki, insanlar tam da kendileri için en kötü olan şeyleri seçmek konusunda çok marifetliler.”

Alara NAÇAR

Nisan 2020

nacar.alara@gmail.com

AB Adalet Divanı “HALLOUMI” Kararı: Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesinde İtiraz Gerekçesi Marka Ortak Marka Olduğunda İnceleme Nasıl Yapılmalıdır?

Avrupa Birliği Adalet Divanı (“Divan”) 5 Mart’ta verdiği kararla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Geleneksel Peyniri Hellimi Koruma Derneği (“Dernek”) ve Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) arasında görülen davayı sonuçlandırdı.

Bulgar bir şirket EUIPO nezdinde tescil arayan aşağıda görselini gördüğünüz ve Nice Sınıflandırması’na göre 29, 30 ve 43. sınıflarda yer alan mal ve hizmetler için tescil arayan “BBQLOUMI” marka başvurusunda bulunmuştur.

Başvuru, 12 Ağustos 2014 tarihinde Bülten’de yayınlanmış ve bunun üzerine başvuruya anılan sınıflar için AB ortak markası “HALLOUMI” dayanak gösterilerek Dernek tarafından itiraz edilmiştir. 15 Ocak 2016 tarihinde ise EUIPO İtiraz Dairesi itirazı reddetmiştir. Dernek, bu kararı EUIPO Temyiz Kurulu önüne getirmiş ve Temyiz Kurulu gerekçeli kararında “HALLOUMI” ve “BBQLOUMI” ibarelerini neden benzer bulmadığını şu gerekçelerle açıklamıştır: “Önceki tarihli ortak markalar itiraz süreçlerinde tıpkı herhangi bir önceki tarihli bir marka nasıl değerlendirilecekse öyle değerlendirmelidirler. Söz konusu olayda ise itiraza dayanak önceki tarihli markanın ayırt edici gücü düşüktür çünkü “HALLOUMI” (Türkçe karşılığı: “HELLİM”) ibaresini basit bir şekilde bir peynir çeşidini belirtmektedir. Bu isim, ürün tipinin jenerik adıdır. İtiraz sahibi Dernek, Kıbrıs adası ve Yunanistan’daki kamu kesiminin bile “HALLOUMI” ibaresini bir tür peynir çeşidi dışında farklı bir ibare olarak algıladığını gösterecek yeterli delili gösterememiştir. Bu nedenlerle markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Her ne kadar başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler aynı ve benzer olsa da, markalar arasındaki görsel benzerlik oldukça düşüktür.”

İtiraz sahibi Dernek, 26 Mayıs 2017 tarihinde yukarıda bahsedilen Kararı Avrupa Birliği Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) önüne getirmiş ve kararın iptalini istemiştir. Dernek, Temyiz Kurulu’nun ortak markaların karakteristik özelliklerini yanlış değerlendirdiğini, 207/2009 sayılı Tüzük’ün 66. maddesine göre ortak markaların coğrafi bir kaynağı değil ticari bir kaynağı gösterdiğinin değerlendirmesi gerektiğini, önceki markanın jenerik bir isim olduğunu değerlendirerek yanlış karar verdiği ve bu nedenle markanın ayırt edicilik karakterini değerlendirmede hataya düştüğünü iddia etmiştir. Genel Mahkeme, iddia edilen koşulların hiçbirinin gerçekleşmediğinden bahisle davayı reddetmiştir. Genel Mahkeme değerlendirmesinde şu hususları belirtmiştir: “Söz konusu başvuru ile itiraza dayanak markanın kapsadıkları sınıfların bir kısmı aynı diğer bir kısmı ise benzer olsa da düşük derecede görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik düzeyi düşük olduğu, önceki tarihli marka tanımlayıcı nitelikte olduğu ve ayırt edici karakteri düşük olduğu nedenleri ile başvuru ilgili kamu kesimi nezdinde karıştırılma ihtimali yaratmamaktadır.“

İtiraz sahibi Dernek, Genel Mahkeme kararını Divan’ının önüne taşımıştır. Dernek, temyiz gerekçesinde temelde 4 neden üzerinde durmuştur, bu nedenler şöyledir:

  1. 207/2009 sayılı Tüzük’ün 66. maddesine göre (şu an 2017/1001 sayılı Tüzük’ün 74. maddesi) ortak markaların ayırt edicilik değerlendirilmesi bireysel markalarda yapılan değerlendirme kriterlerine göre yapılmayacaktır. Ortak markalar bir Dernek’in üyelerinin ürettiği ürünleri ayırt etme amacına hizmet etmektedir. Ürünlerin coğrafi kaynağını göstermektedir.
  2. Genel Mahkeme, EUIPO Temyiz Kurulu’nun “HALLOUMI” ibaresinin bir peynir adı olduğunu belirterek ortak markanın ayırt edici karakterini küçümseyerek vermiş olduğu kararı onamıştır ve Kıbrıs’tan gelen özel bir sütle ve özel bir tarifle yapılan bir peynir çeşidi olduğunu değerlendirmeyi atlamıştır.
  3. Genel Mahkeme’nin Tüzük’ün 8(1)(b) maddesine göre yaptıkları itirazı değerlendirmediğini belirtmiştir.
  4. EUIPO Temyiz Kurulu’nun inceleme sırasında yaptığı hatalara rağmen Genel Mahkeme’nin kararı geri göndermemekte hatalı olduğunu belirtmiştir.

Adalet Divanı önüne gelen uyuşmazlık için verdiği kararda şu değerlendirmelere yer vermiştir: “Önceki marka bir ortak marka olduğunda göz önüne alınması gereken şey ortak markaların temel amacı ortak markanın yaratıcısı ve bu marka altında üretim yapmayı taahhüt edenlerin ürünlerinin ticari kaynağını göstermeye hizmet etmesidir. Dernek’in üyelerine ait olan mal ve hizmetlerin ayırt ediciliğini sağlamaktır. Bu çerçevede Tüzük madde 8(1)(b) kapsamında yapılacak olan karıştırılma ihtimali incelemesi, ortak markalar için, kamunun ilgili ürünün kaynağının söz konusu önceki ortak markanın bir üyesine ya da ortak marka sahibi Dernek’e ait olduğunu düşünmesi riski olarak anlaşılmalıdır.”

Adalet Divanı kararının devamında ise AB hukuku kapsamında ortak markaların karakteristik özelliklerinin hiçbirinin markanın değerinin azalmasına gerekçe olamayacağını, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinin her olayın kendi içindeki özelliklere göre ve bağlılık kuralına göre bütün ilgili faktörler bir arada değerlendirilmek üzere bir değerlendirme ile yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Temyiz gerekçelerinden olan ortak markaların ayırt ediciliğinin farklı değerlendirilmesi gerektiği ile ilgili iddiaları Divan tarafından reddedilmiştir. Divan, AB Marka Tüzüğü madde 67 ve 74 arasındaki ortak markaları düzenleyen bölümlerde böyle bir değerlendirme yapılması gerektiğine dair hüküm bulunmadığını belirtmiş ve ortak markaların da gerek doğası gereği gerekse kullanım sonucu kazanılmış olan bir ayırt ediciliğinin bulunması gerektiğini belirtmiştir.

Kararın devamında Divan, Tüzük’ün 66(2). maddesinin ayırt edicilik kriteri için ortak markalara tanınmış bir istisna olmadığını ve ayırt ediciliği bulunmayan ibarelerin ortak marka olan tesciline de izin verilmediğini belirtmiştir.

Nihayetinde Divan, Genel Mahkeme’nin değerlendirmesinde karıştırılma ihtimali değerlendirmesinin bütüncül olarak yapılmasının ihmal ettiğini ve Mahkeme’nin önceki markanın ayırt edici karakterinin düşük olduğu durumlarda sonraki marka ile karıştırılma ihtimali yaratmayacağı ön yargısı ile karar verdiğini belirterek bir markanın ayırt edici karakterinin düşük olmasının karıştırılma ihtimali yaratmayacağı sonucuna varılmasının yanlış olduğunu belirtmiştir. Adalet Divanı, Genel Mahkeme’nin kararını bozarak geri göndermiş ve aynen şu değerlendirmelere yer vermiştir: “Markaların arasındaki düşük derecede benzerliğin, markaların kapsadığı mal ve hizmetlerin benzerliği ya da aynılığı ile dengelenip dengelenmediğinin incelenmesi kati öneme sahiptir. Genel Mahkeme’nin yapmış olduğu değerlendirmede, karıştırılma ihtimali incelemesinde ele alınması gereken bütün unsurların bağlılık kuralı çerçevesinde bütüncül bir değerlendirme ile yapılmaması sonucunda Genel Mahkeme hukuki bir hata yapmıştır.”

Sonuç olarak Divan kararında özetle, ortak markaların ayırt edici bir karakteri olup olmadığı incelenirken bireysel bir markadan farklı olmadığını fakat yine de karıştırılma ihtimali incelemesinde “karıştırılma ihtimali” kavramı ile anlaşılması gerekenin ilgili tüketici kesiminin malın veya hizmetin ticari kaynağının söz konusu ortak marka sahibi kuruluş olup olmadığı ile ilgili yanılgıya düşme olasılığı olarak algılanmasının gerektiğini, karıştırılma ihtimali incelemesinde bağlılık kuralı gereği bütüncül bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu ve markaların benzerliği düşük olsa da mal ve hizmet benzerliği ya da aynılığının bu durumu dengeleyebileceğini belirtmiş ve Genel Mahkeme’nin bu bütüncül incelemeyi yapmayarak hukuki hataya düştüğünden bahisle geri gönderdiği karar ile karıştırılma ihtimali incelemesinin yeniden yapılmasını talep etmiştir. Genel Mahkeme’nin kararını değiştirip değiştirmeyeceğini ise önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz…

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Nisan 2020

guldenizdogan@hotmail.com

Harry Potter Fikri Mülkiyet Davaları Serisi IV – HARRY’NİN RUS KIZKARDEŞİ TANYA!

Bir varmış bir yokmuş, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, dünya denen bir gezegende Rusya denen bir ülkede Tanya Grotter diye bir kız yaşarmış. Tanya’nın büyülü güçleri varmış, öksüz ve yetimmiş, ebeveynleri kötü kalpli bir büyücü kadın tarafından öldürülmüş ve o sırada orada bulunan Tanya’nın  burnunda saldırı sonucunda bir iz kalmış , daha sonra Tanya kendisine çok kötü davranan uzak akrabaları olan koruyucu bir ailenin yanında büyümüş taaaa ki evi terkedip Tibidokh Büyücülük Okulu’na gidinceye kadar.  Efendim? Hikaye biraz fazla mı tanıdık geldi?

2002 senesinde Rusya’da Dmitry Yemets ,Tanya Grotter kitap serisinin birincisini yayınladığında birçok insan da sanırım sizin gibi hikayeyi Harry Potter’a çok benzetmişti. Grotter serisinin ilk kitabı 413 sayfa idi ve Tanya Grotter i Magicheskii Kontrabas (Tanya Grotter ve Büyülü Kontrabas) adını taşıyordu. Bunu takip eden dört yılda Yemets ve kendisinin Moskova’da yerleşik basımevi, Eksmo, tam 10 tane daha Tanya Grotter kitabı bastı. Kitaplar  2.5-Dolar civarında bir paraya satıldı ki bu aşağı yukarı Harry Potter kitaplarının satış fiyatının yarısıydı o tarihlerde. Rusya’da sayısız kitabevinde Harry Potter kitapları ile Tanya Grotter kitapları yan yana raflarda görülüyordu, tamam Potter kitaplarının satışları çok çok daha yüksekti ama Tanya Grotter kitapları da oldukça etkileyici satış rakamlarına ulaşmıştı; şöyle söyleyeyim 2002-2003 yıllarında 9 aylık bir dönemde Harry Potter kitapları 1,5 milyon kopya satmışken, Tanya’nın maceralarını anlatan kitaplarda 600.000 kopya satışa ulaşmıştı ki bu hiç de fena bir satış değildi.  

Tanya Grotter kitaplarının yazarı Yemets bu kitapları yazarken “ilhamının” Harry Potter kitapları olduğunu hiçbir zaman inkar etmedi, ancak iddiası şuydu; bu kitaplar Potter kitaplarının Rus kültür öğeleriyle ve Rus masallarıyla bezenmiş parodileridir dolayısıyla bir telif hakkı ihlali oluşturmaz, ayrıca bu kitaplar Rus kültürünün Rowling’in kitaplarına bir cevabıdır.

Böyle bir kitabın basılmasının J.K.Rowling ve  yayıncısının radarından kaçtığı düşünülemez elbette (üstelikte karşı tarafın satış miktarı kendilerinin yarı sayısına ulaşmışken). Ancak Rusya’da bu kitapların satışının durdurulması için tedbir alamadıkları da biliniyor. Yani Rowling aslında Tanya Grotter ve Büyülü Kontrabas kitabının Harry Potter ve Felsefe Taşı isimli kitabından intihal olduğuna ilişkin Rusya’da hemen dava açtı ama basımı ve satışı  durdurmak için tedbir alamadı.

Hollanda’da mukim Byblos isimli bir yayınevi 2003 yılında Tanya Grotter serisinin ilk kitabını Hollanda diline çevirip basacağını ilan edince pistol Hollanda’da patladı ama! Byblos bununla da yetinmedi, sanki durum yeterince nazik değilmiş gibi,  2003 yılı ilkbaharında kitabın tanıtımını yaparken Tanya’yı “Harry Potter’ın Rus kızkardeşi” olarak tanıttı!.

Byblos’un bastığı ilk 7.000 kopya kitabın satışı  Amsterdam Bölge Mahkemesi tarafından verilen bir tedbir kararıyla durduruldu. 7.000 kopya aslında pek büyük bir miktar değil, Byblos bunları zaten test amacıyla basmıştı (ve muhtemelen Rowling’den gelecek saldırıyı bekliyordu) . Mahkemeye başvuranlar J.K. Rowling, Warner Bros. Entertainment ve Harry Potter kitaplarının Hollanda’daki yayınevi De Harmonie idi. (Warner Brothers burada markasal haklarının ihlal edildiğini öne sürdü)

Byblos’un avukatları ortada telif hakkı ihlali bulunmadığını iddia etmekle yetinmediler, üstelik de J.K. Rowling’in Harry Potter kitaplarına ilişkin telif hakkını tartışmaya açtılar. Avukatlara göre Rowling’in kitaplarında bir yaratıcılık yoktu, çünkü Potter’ın hikayesinde yer alan birçok öğe halihazırda bazıları kamuya mal olmuş öksüz-yetim  öyküleri-İngiliz yatılı okul dramalarından alınmış unsurları içeriyordu. Yani davalının avukatlarına göre Rowling’in hikayesi bir işleme  eserdi ve Tanya’nın hikayesi de bu işlemeden yaratılmış bir başka işlemeydi, hatta öyle ki Yemets’in yaratıcılığı sebebiyle Tanya’nın hikayesi kendi başına orijinal bir eser idi. Ayrıca davalının avukatları Grotter serisinde Yunan mitolojisinden alınma bazı noktalar olduğunu ancak Harry Potter kitaplarında böyle bir durum olmadığını da belirttiler, ki hakikaten bence de bu son argümana itiraz etmek mümkün değil, çünkü Batı dünyasında yazılmış kitapların büyük çoğunluğunun aksine şaşırtıcı biçimde Harry Potter kitapları Yunan mitolojisinden beslenmiyor.

https://i1.wp.com/blogs.princeton.edu/cotsen/wp-content/uploads/sites/88/2018/06/2007.jpg?resize=420%2C631&ssl=1

Satir veya parodide, işin doğası gereği,önce bir başka eser olmalı ki siz bunu hicvedin. Tanya Grotter serisinin bazı tercümeleri sanırım internette bulunabiliyor, bunlara bir göz atarak Grotter’in iyi bir parodi mi yoksa kötü bir taklit mi olduğunu belki de kendiniz değerlendirmek isteyebilirsiniz. Amsterdam Mahkemesi Grotter kitaplarının intihal olduğuna karar verdi ve dediğim gibi davacılar lehine tedbire hükmetti; davalılar bu karara itiraz  etse de netice değişmedi.      

Hollanda’da kitapların basımı Mahkeme kararıyla durdurulunca bu kez Belçika’da Flaman kökenli yayınevi Roularta Books  ilk Grotter kitabından sadece 1.000 tane basıp piyasaya sürdü. Buradaki amaçlarının  J.K.Rowling’i rahatsız etmeyecek sayıda bir kitabı yayınlayarak en azından insanların bunu okumasını ve ortada bir intihal olup olmadığına kendilerinin karar vermesini sağlamak olduğunu söylediler. Hakikaten de Rowling bu tercümelere karşı herhangi bir hukuki yola başvurmadı ve Hollandalılar da Belçika’da basılmış bu kitapların tümünü posta yoluyla getirterek okudular ve bu 1.000 kitap kısa sürede tükendi. 

Rowling ve Warner Brothers Tanya Grotter kitaplarını Rusya’da durduramasalar da en azından oraya hapsetmeyi başardılar diyebiliriz.   Yalnız Grotter serisinin Rusya’da ciddi bir başarı kazandığını da belirtmek zorundayız. Mesela 2006 yılında okurlar arasında yapılan bir oylama neticesinde bu kitap serisi St. Petersburg’daki Puşkin Merkez Çocuk Kütüphanesi’nde o yılın en iyi 10 kitabı arasına girmiş, yine 2006 yılında Grotter kitaplarından biri Rusya’da o yılın en çok okunan çocuk kitabı seçilmiş. 

Ulusal/yerel/yerli Harry Potter mı, vallahi benim de aklıma gelmişti. Hayriye Pıtır nasıl mesela?

Özlem FÜTMAN

Mart 2020

ofutman@gmail.com

COĞRAFİ İŞARET VE GELENEKSEL ÜRÜN ADININ KULLANIM BİÇİMİ

Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adında “amblem” ve “logo” başlıklı makaleleri ile ilerlediğimiz dizinin bu yazısında “kullanım biçimi” açıklanacaktır.

Kullanım biçimi; coğrafi işaretin ya da geleneksel ürün adının ilgili ürün üzerinde, ambalajında veya ambalajlanamadığı durumlarda işletme vb. alanlardaki kullanımının nasıl olacağının tanımlanmasıdır.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve SMK Yönetmeliğinin ilgili hükümleri incelendiğinde, aşağıdaki düzenlemeler görülür:

SMK Mad. 37/1 (h),  37/2 (e) hükümlerinde ve SMK Yönetmelik Mad. 35/3 (i) ile 35/4(f) hükümlerinde Coğrafi işaretin ve geleneksel ürün adının kullanım biçimi ve varsa etiketleme ve ambalajlama usullerini açıklayan bilgiler”,

SMK Mad. 46/2-3-4 ve SMK Yönetmelik Mad. 44/2-3-4 hükümlerinde,

(2) Tescil edilmiş coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının kullanım hakkına sahip olan kişiler, söz konusu coğrafi işaret veya geleneksel ürün adını, amblem ile birlikte ürün veya ambalajı üzerinde kullanır. Coğrafi işaretler bakımından amblemin kullanılması zorunludur.

(3) Ürünün niteliği gereği, amblem ile birlikte coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının ürünün kendisi veya ambalajı üzerinde kullanılamadığı durumlarda, amblem ile tescilli işaret veya ad, kullanım hakkına sahip olanlar tarafından işletmede kolayca görülecek şekilde bulundurulur.

(4) Geleneksel ürün adının amblemsiz kullanımı bu Kanun hükümlerine tabi değildir.

Coğrafi işaret (Cİ) ve geleneksel ürün adı (GÜA) kullanım biçimlerinin iki fonksiyonu bulunduğunu ifade etmek mümkündür. Birinci fonksiyonu ürünlerin tanıtım ve pazarlamasında yol göstermesi, ikinci fonksiyonu ise ilgili ürünlerin güvenirliğini kontrol etme aracı olmasıdır.

Birinci fonksiyonun varlığı özellikle Cİ ve GÜA’nın ticari faaliyetlerde nasıl kullanılacağını ifade etmesi ile ortaya çıkar. Açıkçası bu kullanım, hukuki boyutu ile daha çok fiziki kullanımı açıklar gibi görünse de elektronik ticarete konu olması durumundaki kullanımını da kapsar nitelikte olduğu değerlendirilir.

İkinci fonksiyonda ise güven duygusunun her alanda olduğu gibi ticari yaşamda da öne çıktığını görürüz. Güven, insan ilişkilerinde olduğu gibi ürünlerde de verdiği mesajlar ile bağ kurulmasını sağlar.

Cİ ve GÜA; “ben farklı ve özelim, kimliğim coğrafyamın sunduğu toprağın, yağmurun, rüzgarın, dağların, ovaların, çiçeklerin vb. ve mirasla taşınan üretim geleneği ile yöre insanımın eseriyim, bu yolla çıktım ve ortak bilinçle bir arada üretilip kontrollerden geçerek size ulaştım” mesajını verdiği noktada tercih edilirler. Dolayısıyla bu mesajların devamı için Cİ ve GÜA konu ürünlerin denetimlerinin çok iyi yapılması ve sadece bu denetimlerden geçen ürünlerin Cİ ve GÜA ile birlikte amblemlerin kullanılması gereklidir. Aksi takdirde kontrolden geçmeyen ürünlerin üzerine amblemlerin yapıştırılması ve Cİ ile GÜA’nın kullanılması bu değerlerin zamanla kaybedilmesine sebep olabilir.

Cİ ve GÜA tescili, koruma sistemindeki kayıt aracıdır. Tescilli ürünlerin varlığının devamı ancak ticarete konu olması ile mümkündür. Bu noktadaki en büyük yanılgı ise aşırı üretimdir. Oysa bu ürünlerin arzı, yöresel ve geleneksel olanaklarla sınırlıdır.

Cİ ve GÜA ürünlerinin kaynağı olan ilgili coğrafyada ürüne etki eden unsurların örneğin ağaçların, bitkilerin, hayvan ırklarının, su kaynaklarının ve toprağın vb. özelliklerini muhafaza edebilmek ve ilgili ürünlerin üretim metodunun kültürel miras ile devam ettirebilecek nesiller ile mümkündür. Dolayısıyla Cİ ve GÜA ile en başta korunması gereken söz konusu unsurlar ile birlikte bu coğrafyadaki üretici konumundaki bireylerin üretimle kazanmaları ve sosyo ekonomik seviyelerini Cİ ve GÜA ile güçlendirmelerine bağlıdır. Bu bilince sahip üreticilerin, otokontrol ile sürdürülebilir bir denetim sistemine katkı vermeleri mümkündür.

KULLANIM BİÇİMİ ÖRNEKLERİ

TÜRKPATENT nezdinde 6769 sayılı SMK sonrasında tescil ile sonuçlanan ayrıca Resmi Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülten yayımları halen devam eden Cİ ve GÜA başvurularının kullanım biçimi bölümleri incelenerek aşağıdaki örnekler listelenmiştir.

Coğrafi İşaretlerde Kullanım Biçimi

Örnek 1.

Başvuru Numarası               : C2017/043

Coğrafi İşaretin Adı             : Gaziantep Sarımsak Kebabı

Bülten Numarası                  :68

Yayım Tarihi                        : 02.01.2020

Kullanım Biçimi: Gaziantep Sarımsak Kebabı ibaresi ve mahreç işareti amblemi, ürünün kendisi veya ambalajı üzerinde yer alır. Ürünün kendisi veya ambalajı üzerinde kullanılamadığında, Gaziantep Sarımsak Kebabı ibaresi ve mahreç işareti amblemi, işletmede kolayca görülecek şekilde bulundurulur.

Geleneksel Ürün Adlarında Kullanım Biçimi

Örnek 2.

Başvuru Numarası               : C2017/241

Geleneksel Ürün Adı           : Ezo Gelin Çorbası

Bülten Numarası                  :72

Yayım Tarihi                        : 02.03.2020

Kullanım Biçimi: Ezo Gelin Çorbası ibaresi geleneksel ürün adı amblemiyle birlikte ürün ambalajı üzerinde veya işletmede kolayca görülecek şekilde bulundurulur. Geleneksel ürün adının amblemsiz kullanımı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerine tabi değildir.

ÜRÜN NİTELİKLERİNE GÖRE KULLANIM BİÇİMLERİ

*Aşağıdaki örnekler konunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla kurgusal oluşturulmuştur.

Suzan KILIÇ DALDAL

Mart 2020

suzandaldal@gmail.com


KAYNAKLAR

https://www.ci.gov.tr/veri-tabani

http://bulten.turkpatent.gov.tr/bulten/

https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/laws/informationDetail?id=104

https://pixabay.com/tr/