ANAYASA MAHKEMESİ İKİ SİYASİ PARTİNİN AMBLEMLERİNDE YER ALAN GÜVERCİN ŞEKİLLERİNİN BENZERLİĞİNİ DEĞERLENDİRDİ – KARIŞTIRILMA OLASILIĞI İNCELEMESİ İLE DENEYSEL BİR EŞLEŞTİRME


IPR Gezgini’nin Instagram hesabında 1 Nisan 2022 tarihinde yaptığım aşağıdaki paylaşımda, dikkat çekici bulduğum bir haberi paylaşmış, kişisel görüşümü belirtmiş ve Anayasa Mahkemesi’nin bir nevi karıştırılma ihtimali incelemesi anlamına gelecek kararını merakla beklediğimi ifade etmiştim.


Anayasa Mahkemesi’nin merakla beklediğim kararı 17 Haziran 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Mahkemenin 21 Nisan 2022 tarihli, 2022/2 (Değişik İşler) esas ve 2022/1 karar sayılı kararına okuyucularımız bu bağlantıdan erişebilir.

Kararı aktarmaya geçmeden önce ilk olarak ihtilafı hatırlatmak yerinde olacaktır.

Yeni kurulan Türkiye’nin Sesi Partisi (SES) aşağıdaki parti amblemini kullanmaya başlar:

Bu amblemde yer alan güvercin çiziminin, renk ve çizim olarak kendi partilerinin aşağıda yer verilen amblemindeki güvercin şekline çok benzediğini düşünen Demokratik Sol Parti (DSP) yetkilileri, SES Partisi’nden ilgili amblemin kullanımının durdurulmasını ister.

Partiler karşılıklı açıklamalar yapar ve nihayetinde SES Partisi amblemin kullanımının durdurulmasını talebini kabul etmez. (bkz. 1, 2)

SES Partisi’nin amblemini değiştirmemesi üzerine DSP konuyu yargıya taşır ve Parti Genel Sekreteri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 96. maddesine aykırılık gerekçesiyle Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesini talep eder.

Siyasal Partiler Kanunu’nun 96. maddesi “Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz.” hükmünü içermektedir. Bu çerçevede, DSP’nin talebinin temel gerekçesi, sonradan kurulan Türkiye’nin Sesi Partisi’nin ambleminin DSP amblemi ile iltibas yaratacak şekilde benzer olmasıdır.

Anılan Kanunun ilgili bir diğer hükmü ise 104. maddenin üçüncü fıkrasıdır: “Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.”


Demokratik Sol Parti’nin talebini inceleyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mütalaasını verir ve mütalaasında; “… her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklüklerinin birbiriyle benzer ve renklerinin beyaz olduğunu, kanatlarının açık ve aynı yöne uçar vaziyette bulunduğunu belirterek Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin Demokratik Sol Parti amblemiyle iltibasa mahal verecek şekilde benzerlik gösterdiğini, her iki siyasi partinin birbiri ile karıştırılmasına elverişli olduğunu ve bu nedenle Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini” ileri sürer.

SES Partisi’nin savunması ise; “… ilk bakışta fark edilebilen değişik özelliklerin bulunması hâlinde sırf aynı simgenin amblemde yer almasının iltibasa yol açacağından söz etmenin siyasi partilerin serbestçe faaliyet göstereceklerine ilişkin Anayasa ilkelerinin ve bunun uzantısı olan amblem seçme hakkının gereksiz ve ölçüsüz kısıtlanmasına yol açacağı, kendi Partileri ile Demokratik Sol Parti amblemlerinde yer alan güvercin figürlerinin kanat yapıları ve kuyruk şekillerinin farklı olduğu, dahası Partilerinin amblemindeki güvercin figürünün zeytin dalı taşıdığı, ayrıca Partileri ile Demokratik Sol Parti arasında herhangi bir tarihî veya siyasi miras açısından karışıklık doğuracak bir yakınlık bulunmadığı, dolayısıyla da Partilerinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” argümanları üzerine kuruludur.

Anayasa Mahkemesi, DSP’nin talebini 21 Nisan 2022 tarihli, 2022/2 (Değişik İşler) esas ve 2022/1 karar sayılı kararı sonuçlandırır ve talebi oy çokluğu ile kabul ederek, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından, anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulüne karar verir.


Anayasa Mahkemesi’nin kararında sıklıkla “iltibas” kavramından, şekillerin benzerliğinden bahsedilmesi ve bu bağlamda yapılan analizin markalar arasındaki karıştırılma olasılığı analizine yakınlaşması dikkat çekicidir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi kararının önemli kısımlarının aktarılması yerinde olacaktır:

“6. Anılan düzenlemelere göre (2820 sayılı Kanunun 96(1) ve 104(3) maddeleri, Y.N.) bir partinin siyasi parti siciline kayıtlı başka bir partinin amblemini aynen veya iltibasa yol açacak şekilde kullanması yasaklanmıştır. Siyasi parti siciline kayıtlı bir partinin ambleminde yer alan bir şekil veya figürün diğer bir parti tarafından karışıklığa yol açmaması şartıyla kullanılmasında ise herhangi bir engel bulunmamaktadır.

7. Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerlerin sahiplenildiğinin ifade edilmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve özetleyen şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır. Ancak partiler, bu şekil veya figürleri siyasi parti siciline daha önceden kayıtlı olan partilerin amblemleriyle iltibasa mahal vermeyecek şekilde kullanmalıdır. Bir partinin kullanacağı amblemin başka bir parti izlenimi vermemesi, yanılgı veya yanlış anlamalara sebep olmaması gerekir. Siyasi partilerin isim ve rumuzları gibi amblemleri de açık olmalı ve kişilerin bir siyasi partiyi başka bir siyasi parti ile karıştırmalarına yol açmamalıdır.

8. Talepte bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi incelendiğinde amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her ne kadar Türkiye’nin Sesi Partisi’nin ambleminde diğerinden farklı olarak güvercin figürü ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımakta ise de amblemin baskın figürünün güvercin olduğu, her iki parti ambleminde de güvercin figürünün yaklaşık olarak aynı büyüklükte, aynı renkte ve aynı yöne uçar hâlde kanatları açık bir şekilde yer aldığı gözetildiğinde amblemlerin seçmenin yanılmasına sebep olabileceği değerlendirilmiştir.

9. Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

10. Açıklanan nedenlerle Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulü gerekir.”


Bu noktada deneysel bir yaklaşımla, Anayasa Mahkemesi’nin siyasi parti amblemlerinin benzerliğine ilişkin analizini, karıştırılma olasılığı analizinin temel ilkeleri çerçevesinde inceleyecek olursak:

İşaretlerin Benzerliği: Anayasa Mahkemesi kararının 8. paragrafında işaretleri hangi nedenle benzer bulduğunu (her iki parti ambleminde de güvercin figürünün yaklaşık olarak aynı büyüklükte, aynı renkte ve aynı yöne uçar hâlde kanatları açık bir şekilde yer aldığı) açıklamıştır.

Baskın Unsur: Anayasa Mahkemesi kararının 8. paragrafında yeni kurulan partinin amblemindeki baskın unsuru “amblemin baskın figürünün güvercin olduğu” ifadesiyle tespit etmiştir.

Kamunun İlgili Kesimi: Kararın 7. maddesinde Anayasa Mahkemesi analizini toplumun hangi kesimi açısından yapıldığını belirtmiş ve “Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerlerin sahiplenildiğinin ifade edilmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve özetleyen şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır.” ifadesi kapsamında oldukça heterojen bir grup teşkil edebilecek ilgili siyasi partilerin seçmen kitlesini işaret etmiştir. Bunun marka incelemesi dilindeki karşılığı da hiç şüphesiz ortalama düzeyde dikkate sahip ortalama tüketicilerdir.

Tanınmışlık: Kararda önceki tarihli parti ambleminin toplum nezdindeki bilinirliğinden ve geçmiş yıllardan kaynaklanan ününden bahsedilmemiş ve bu bağlamda tanınmışlığa ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır.

Ayırt Edici Güç: Kararda önceki tarihli parti ambleminin özgünlüğünden kaynaklı olarak ayırt edici gücünün yüksekliği gibi bir husustan bahsedilmemiştir.

Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliği: İhtilafın niteliği elbette ki bu yönde bir değerlendirmeyi gerektirmemektedir.

Karıştırılma Olasılığının Varlığı: Anayasa Mahkemesi; kararının 9. paragrafında, karar boyunca saydığı gerekçe ve tespitler çerçevesinde, iltibas yaratacak derecede benzerliğin varlığını tespit etmiş ve SES Partisi ambleminin DSP ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir: “Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.”


Anayasa Mahkemesi kararını oy çokluğu ile almıştır. On beş Mahkeme üyesinden dördü karşı oy vererek, çoğunluktan ayrılmıştır. Dört karşı oy sırayla aşağıdaki gerekçelere dayanmaktadır:

1- “… Hükümsüzlüğü ve terkini talep edilen amblemin talepte bulunan partinin ambleminden birçok yönden farklı olduğu açıktır. Her şeyden evvel, güvercin figürleri ve zemin renkleri aynı olmadığı gibi, talepte bulunan partinin ambleminde yer alan beyaz dikdörtgen çerçevenin diğer partinin ambleminde olmadığı anlaşılmaktadır. Daha önemlisi, iltibasa meydan verdiğine hükmedilen amblemde, diğerinden farklı olarak, ağzında yeşil zeytin dalı olan bir güvercin figürüne yer verilmektedir. Bu zeytin dalının rengi ve büyüklüğü de dikkate alındığında iki figürün kolaylıkla ayırt edilebilir mahiyette olduğu, dolayısıyla iltibasa neden olacak şekilde benzer olmadığı görülmektedir…”

2- “… Talepte bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi incelendiğinde amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklükleri de yaklaşık olarak aynıdır. Ancak Türkiye’nin Sesi Partisinin ambleminde yer alan güvercin figürü diğerinden farklı olarak ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımaktadır. Zeytin dalının büyüklüğü ve rengi amblemin tamamı gözetildiğinde ilk bakışta fark edilecek ve dikkat çekecek durumdadır. Bu yönüyle amblemdeki güvercin figürünün ağzında taşıdığı zeytin dalı, güvercin figürlerinin aynı yöne bakıp bakmamasından veya kanatlarının açık olup olmamasından daha ayırt edici bir niteliğe sahiptir.

Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olmadığı, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır…”

3- “Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemine karşı itirazda bulunan Demokratik Sol Partinin amblemine baktığımızda amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklükleri de yaklaşık olarak aynıdır. Ancak Türkiye’nin Sesi Partisinin ambleminde yer alan güvercin figürü diğerinden farklı olarak ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımaktadır. Zeytin dalının büyüklüğü ve rengi amblemin tamamı gözetildiğinde ilk bakışta fark edilecek ve dikkat çekecek bir durum taşımaktadır. Ek olarak Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemi daha koyu bir mavi üzerinde bulunmaktadır ve partinin tam adı da kısaltmanın altında yazılmıştır. Bütün bunlar itirazda bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi ile Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemini farklılaştırmaktadır.

Seçmenler çeşitli nedenlerle parti adlarını, kısaltmalarını ve amblemlerini karıştırabilir. Sırf isim ve kısaltma benzerliğinden dolayı Anayasanın tanıdığı en temel haklardan olan siyasi parti kurma ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kısıtlanmamalıdır. Bir siyasi partinin kendisini en iyi ifade ettiğini düşündüğü ismi, kısaltmayı ve amblemi terk etmeye zorlanması ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve demokrasi esaslarıyla bağdaşmayan ölçüsüz bir müdahale anlamına gelmektedir.”

4- Gerekçeler 2 numaralı görüşle temel olarak aynıdır.


Çoğunluk görüşü ve karşı oylar birlikte okunduğunda, hiyerarşik olarak Türkiye’nin en yetkin hukuk insanları arasında bulundukları kabul edilmesi gereken Anayasa Mahkemesi üyelerinin dahi, işaretlerin benzerliği konusunda birbirlerinden ayrıştıkları görülmektedir. Bu husus bile tek başına, markaların karıştırılma olasılığı incelemesinin çoğunlukla öznel bakışın önem kazandığı, nesnelliğin nispeten zor sağlanabileceği bir alan olduğunu göstermektedir.

İhtilaf hakkında, daha önce sosyal medyada belirttiğim kendi görüşümü tekrarlayacak olursam; beyaz güvercin sembolünün evrensel olarak barışı simgeleyen, bu yönüyle dünya genelinde ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılan bir siyasal sembol olmasından, dolayısıyla siyasal partilerce sembol olarak seçiminin gayet kabul edilebilir gerekçeleri bulunmasından, evrensel olarak barışı simgeleyen beyaz güvercin şeklini kullanan siyasi örgütlerin güvercin sembolünün başkalarınca kullanımını da makul karşılaması gerektiğinden ve her iki siyasal partinin amblemlerindeki güvercin şekillerinin kolaylıkla ayırt edilebilir biçimde stilize edilmiş olmalarından hareket ederek, amblemleri karıştırılabilecek veya iltibasa yol açabilecek derecede benzer olarak değerlendirmemiştim ve halen de aynı görüşteyim.

Bizim açımızdan ilgi çekici bu tip ihtilafların Anayasa Mahkemesi’ne daha sık ulaşması temennisiyle yazımı noktalıyorum. Okuyucuların amblemlerin benzerliği konusunda hakkında ne düşündüğünü de merak ediyorum doğrusu!

Önder Erol ÜNSAL

Temmuz 2022

unsalonderol@gmail.com

REKABET KURULU E-TİCARET SİTELERİNİN VERİ TABANLARINDA TEKELLEŞME KONUSUNU DEĞERLENDİRDİ


Rekabet Kurulu; Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’nin,  www.nadirkitap.com isimli internet sitesi üzerinden ürünlerini pazarlamak isteyen satıcı üyelerin verilerini kendilerine sağlamayarak rakip teşebbüslerin faaliyetlerini zorlaştırmak suretiyle hâkim durumunu kötüye kullandığı iddiasını içeren bir başvuru üzerine önce ön araştırma yapmış ve bu araştırma sonucunda elde edilen bulguların ciddi ve yeterli bulunması nedeniyle de soruşturma başlatmıştır. Soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitine yöneliktir.

Rekabet Kurulu dosyanın müzakeresi sonucunda 07.04.2022 tarihinde; Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’nin satıcı üyelerinin, www.nadirkitap.com’a yükledikleri kitap verilerine erişimlerini ve bu verilerin taşınabilirliğini haklı bir gerekçe olmadan engellemek suretiyle, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde hâkim durumunu kötüye kullandığına, dolayısıyla adı geçen teşebbüse idari para cezası verilmesine karar verildiğini duyurmuştur.

Bilindiği üzere, Nadirkitap ikinci el kitapların satışa sunulduğu bir e-ticaret sitesidir ve satıcı üyelere yer sağlayan bir platform konumundadır. Bu platform alıcıların üye olan mağaza sahiplerine yorum ve puanlama yapmasına olanak tanımaktadır. Uyuşmazlık ise tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştır.

Zira, Nadirkitap’ın satıcı üyeleri kendilerine ait site içerisinde yapılan yorumlara, puanlamalara ilişkin verilerin sağlanmasını talep etmelerine rağmen, Nadirkitap bu verileri sağlamaktan imtina etmiştir. Bu durumda haklı bir gerekçe sunmadan verilerin taşınmasını engelleyen Nadirkitap’ın maksadı verilerin rakip bir platforma aktarılmasının önüne geçmek olabilir mi? Bunun cevabı evet ise rakip platformların faaliyetlerini zorlaştırarak hâkim durumunu kötüye kullanılması söz konusu mu olacaktır?

Soruşturma esnasında incelenen hususları sıralayacak olursak;

  • Nadirkitap’ın ilgili pazarda hakim durumda olup olmadığı,
  • Veri tabanı sahibinin kim olduğu (satıcı üye mi yoksa e-ticaret sitesi mi),
  • Söz konusu verilerin Nadirkitap tarafından satıcı üyelere sağlanıp sağlanmadığı ve rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırıp zorlaştırmadığı şeklindedir.

Bu durumda şu soruyu sorabiliriz; sırf fikri mülkiyet hakkına sahip olmak bir kişiye hakim durum sağlar mı, yoksa istisnai bazı hallerde telif hakkını ileri sürmek hakim durumun kötüye kullanılması sonucunu doğurur mu? Zira, yegâne kaynak sahibi olmanın karşısında aynı eser veya veriyi kendisinin izni olmaksızın başkalarının yaratması da mümkün değilse, bir tekelleşme söz konusu olacaktır. AB Veri Tabanı Direktifi böyle bir durumda ulusal rekabet hukuku hükümlerinin uygulanabileceğini belirtir.

Örneğin; İngiliz TV şirketleri ITP ve BBC ile İrlandalı TV şirketi RTE’nin haftalık bazda program akışı listelerinin yayınlanması izni vermemeleri üzerine, MAGILL şirketinin, ilgili şirketlerin Avrupa Birliği Anlaşması’nın 82. maddesini ihlal ettikleri iddiasıyla komisyona başvurması neticesinde, Adalet Divanı münhasır çoğaltma hakkının eser sahibinin telif haklarının bir parçası olmakla birlikte, sırf fikri mülkiyet hakkına sahip olmanın kimseye hakim durum sağlamayacağına, istisnai bazı hallerde telif hakkını ileri sürmenin hakim durumun kötüye kullanılması sonucunu doğurabileceğine karar vermiştir. Kararda, yayıncı kuruluşların TV program akışlarında yegâne kaynak sahibi olmaları ve haklı bir sebep göstermeksizin lisans talebini reddetmeleri, hakim durumun kötüye kullanılması olarak görülmüştür.

Adalet Divanı kararına dayanak olarak üç kıstas saymıştır:

1) Reddedilen bilgi, kapsamlı televizyon program rehberi üretimi için vazgeçilmezdir, açık ve doyurulmamış tüketici talebinin olduğu yeni bir ürünün üretimi söz konusudur;

2) Televizyon şirketleri zorunlu bilgiyi sağlamayı reddederek ayrı bir pazar olan TV magazin dergisi pazarını tekelleştirmektedir;

3) Reddetmenin objektif bir gerekçesi bulunmamaktadır.

6 Nisan 1995 tarihli C-241/91 ve C-242/91 sayılı birleştirilmiş kararın bu bağlantıdan görülmesi mümkündür.

Başka bir örnek uyuşmazlıkta ise Adalet Divanı, Almanya’da ilaç ve medikal ürün satışlarına ilişkin verileri toplayan ve derleyen Ims Health ve Ndc Health firmaları arasındaki anlaşmazlığa ilişkin kararında, telif hakkı sahibi olan teşebbüsün, belirli bir işin yapılması için zorunlu olan mal ya da hizmete erişimi engellemesini, hakim durumun kötüye kullanılması olarak görmüştür. Mahkeme bu kararında; potansiyel talebi olan yeni bir ürünün ortaya çıkmasının engellenmesi, engellemenin objektif gerekçesinin bulunmaması ve alt pazardaki rekabetin engellenmesi nedenleriyle, IMS’nin hakim durumu kötüye kullandığına karar vermiştir.

29 Nisan 2004 tarihli C-418/01 sayılı kararın bu bağlantıdan görülmesi mümkündür.

Türk hukukunda ise eser niteliğindeki fikri ürünler yönünden açık bir yasa hükmü bulunmamakla birlikte; teknoloji ürünü olan veri tabanı sahipliğinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanun madde 6’ya aykırılık teşkil eder şekilde kötüye kullanılması halinde, Rekabet Kurulunun zorunlu lisans kararı alarak, talepte bulunan girişimcilere veri tabanından yararlanma izni vermesi mümkündür. Bu konuda açılacak bir hukuk davasında, dijital veri tabanı sahipliğinin kötüye kullanıldığının tespiti halinde hâkim, veri tabanı sahibinin taleplerini reddedebilir. Ayrıca, hâkim talep halinde durumun kötüye kullanılması nedeniyle doğan zararların giderilmesine de hükmedebilir.

Somut uyuşmazlığa geri dönersek, Rekabet Kurulunun 17.12.2020 tarihli ve 20-54/753-M sayılı kararı uyarınca yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen Rapor, Ek Görüş, toplanan deliller, yazılı savunmalar, sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalar ve incelenen dosya kapsamına göre;

 – Hakkında soruşturma yürütülen Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’nin ikinci el kitap satışına aracılık sağlayan platform hizmetleri pazarında hâkim durumda olduğuna,

– Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’nin, satıcı üyelerinin www.nadirkitap.com’a yükledikleri kitap verilerine erişimi ve bu verilerin taşınabilirliğini haklı bir gerekçe olmadan engellemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde hâkim durumunu kötüye kullandığına,

– Bahse konu eylemlerinden dolayı Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’ye, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ile Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca 2021 yılı gayrisafi gelirleri üzerinden takdiren 346.765,63 TL tutarında idari para cezası verilmesine,

– Söz konusu ihlalin sonlandırılmasını ve pazardaki etkin rekabetin tesis edilmesini teminen, Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık A.Ş.’nin, satıcı üyelerinden bu yönde bir talep gelmesi halinde, ilgili satıcı üyelere kitap envanter verilerini doğru, anlaşılabilir, güvenli, eksiksiz bir şekilde, ücretsiz ve uygun formatta sağlamasına karar verilmiştir.

Söz konusu karar, tüm e-ticaret siteleri için bir uyarı niteliğinde olup bu platform sahiplerinin üyelerine yönelik keyfi yaptırımlarda bulunamayacağını göstermektedir. Nadirkitap bu karara karşı İdare Mahkemesi’ne başvurma hakkına sahiptir. Dolayısıyla uyuşmazlığın yargı yoluna taşınması halinde İdare Mahkemesi’nin nasıl bir karar vereceğini merakla bekliyoruz.

Nihan ÖZKOÇAK

Haziran 2022

avnihanozkocak@gmail.com

MARKA YAYIMA İTİRAZ GEREKÇELERİNİN YORUM YOLUYLA GENİŞLETİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR? EUIPO TEMYİZ KURULU SON NOKTAYI KOYDU


Marka başvuru, tescil işlemlerinin yanısıra itiraz işlemlerinin de çevrimiçi yollarla yapılmaya başlanması başvuru sahiplerine, vekillere ve ofislere büyük kolaylıklar sağlamıştır. Kolaylıklara eşlik eden beklenmedik olumsuz bir etki ise, işleri çabuk ve kolayca halletme refleksinin yanında gelen ve çoğunlukla formları okumamakla da ilgili olan, eksik veya yanlış kutucuk tıklama hataları ve bunlardan kaynaklanan problemlerdir.

Bu yazının konusu olan EUIPO Temyiz Kurulu kararı, karar içeriğinde açıkça yazmasa da kanaatimizce yanlış kutucuğa tıklama eyleminin sonucudur ve ödenecek bedel yayıma itiraz sahibi bakımından acı verici olmuştur.

Bakalım çıkaracağımız dersler var mı?


Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Temyiz Kurulu tarafından 1 Nisan 2022 tarihinde verilen “Hacker Space” kararı, EUIPO’nun itiraz gerekçesi mevzuat maddelerini veya daha genel bir ifadeyle itiraz gerekçelerini değerlendirirken yapabileceği yorumun sınırlarını çizmiştir. Son söyleyeceğimi en baştan belirtmem gerekirse Temyiz Kurulunun çizdiği sınır son derece belirgindir ve esnetilmeye hiç uygun değildir.

“Hacker Space” başvurusunun 29.,32. ve 33. sınıflarda tescil edilmesiyle amacıyla Çekya vatandaşı “Jana Vandelikova” tarafından yapılan başvuruya karşı, Almanya’da kurulu “Hacker Pschorr Brau Gmbh” tarafından yapılan itiraz, EUIPO ve Almanya’da önceden tescil edilmiş “Hackerbrau”, “Hacker”, “Hacker Pschorr” markalarına dayanmaktadır.

Yayıma itiraz sahibi, itiraz ederken EUIPO’nun çevrimiçi uygulamasını kullanmış ve uygulamada itiraz dayanağı tüm markalar için Birlik Marka Tüzüğünün 8(1)(a) maddesini itiraz gerekçesi olarak tıklamıştır. İtiraz bildiriminde itirazın gerekçelerine ilişkin ilave beyan/açıklama sunulmamıştır.

Yayıma itiraz süresi dolduktan sonra, EUIPO, taraflara bilgi vererek, yayıma itiraz sahibine itiraza ilişkin gerekçelerini detaylandırması ve ek materyal sunması için süre vermiştir. İtiraz sahibi bu süre içerisinde EUIPO’ya bildirim yapmıştır. Bu bildirimde, yayıma itiraz sahibi yalnızca, başvurunun karıştırılma olasılığı gerekçesiyle (Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(b)) reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.   

Bu noktada Birlik Marka Tüzüğünün 8(1)(a) ve 8(1)(b) maddelerinin ve aralarındaki farklılığın açıklanması gerekmektedir.   

Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a); yayıma itiraz edilmesi halinde, önceden tescil edilmiş bir markayla aynı olan ve aynı mal veya hizmetleri kapsayan yeni tarihli marka başvurusunun reddedileceği hükmünü içermektedir. Hepimizin bildiği gibi, Tüzük madde 8(1)(a), önceki ve sonraki tarihli markaların ve kapsadıkları malların / hizmetlerin aynı olması halindeki, yani çifte aynılık (double identity) durumundaki ret halini düzenlemektedir.  

Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(b) ise; önceki ve sonraki tarihli markaların aynı veya benzer, kapsadıkları malların / hizmetlerin aynı veya benzer olması ve bu nedenlerle kamunun ilgili kesimi nezdinde karıştırılma olasılığının ortaya çıkması halinde yeni tarihli marka başvurusunun reddedileceği hükmünü içermektedir. Bu bağlamda, Tüzük madde 8(1)(b) karıştırılma olasılığı durumundaki ret halini düzenlemektedir.  

İki düzenlemeyi daha detaylı biçimde karşılaştırmayı yazının sonraki kısımlarına bırakarak, başvurunun geçirdiği süreci aktarmaya devam edelim.

Yayıma itiraz sahibinin görüşüne karşı, başvuru sahibi de karşı argümanlarını öne sürer.

Görüşlerinin toplanmasının ardından EUIPO İtiraz Birimi başvuruyu Tüzük madde 8(1)(b)’yi gerekçe göstererek kısmen reddeder.

EUIPO İtiraz Birimi kararında aşağıdaki hususları da özellikle dikkat çekilmiştir:

  • Yayıma itiraz sahibi, çevrimiçi itiraz formunda yalnızca 8(1)(a) maddesini seçmiştir. 8(1)(a) ve 8(1)(b) maddeleri arasında farklılıklar bulunsa da, bu iki madde birbirleriyle ilişkilidir.
  • Bu ilişkinin sonucu olarak, 8(1) maddesi kapsamındaki itirazlarda, eğer 8(1)(a) maddesi tek itiraz gerekçesi olarak gösterilmişse ve Ofis incelemede markalar ve mallar/hizmetler arasındaki aynılığı tespit edememişse, itiraz 8(1)(b) maddesi kapsamında da karıştırılma olasılığı bakımından incelenecektir. Bu husus EUIPO İnceleme Kılavuzunda yer almaktadır (bkz. aşağıdaki ekran görüntüsü). Dolayısıyla, markalar arasında 8(1)(a) maddesi kapsamında çifte aynılık halini tespit edemeyen İtiraz Birimi, incelemeye 8(1)(b) maddesi kapsamında karıştırılma olasılığı bakımından devam etmiş ve markalar arasında karıştırılma olasılığının varlığını tespit ettiğinden itirazı kısmen kabul etmiştir.  

Başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder ve kararın iptalini talep eder. EUIPO Temyiz Kurulu’nun önüne gelen itiraz hakkındaki karar 1 Nisan 2022 tarihinde verilmiş ve İtiraz Biriminin kararı aşağıdaki gerekçelerle iptal edilmiştir. (Markanın kayıtlarını ve Temyiz Kurulu kararını görmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.)

AB Marka Tüzüğü madde 2(2)(c)’ye göre, yayıma itiraz sahibi itirazını dayandırdığı mevzuat hükümlerini (Tüzük madde 8(1), 8(3), 8(4), 8(5) veya 8(6)) beyan etmek zorundadır. Bu beyan sonraki işlemlerin çerçevesini çizeceği için sonradan değiştirilemez. Tüzüğün Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik madde 2(4) kapsamında, yayıma itiraz sahibi, itirazının dayanaklarına ilişkin gerekçeli beyanlar sunabilir, ancak bunların sunulması itirazın incelenebilmesinin ön şartı olmadığı gibi, zorunlu da değildir.

Bu bağlamda, yayıma itiraza ilişkin işlemlerin kapsamı tümüyle yayıma itiraz sahibinin elindedir ve yayıma itiraz sahibi belirli bir itiraz gerekçesini seçtiğinde işlemlerin iskeletini de belirlemiş olur. Devamında başvuru sahibi itiraz bildirimini alır, olası riskleri değerlendirir ve uzlaşma süreci de dahil olacak şekilde, ilk stratejisini hazırlar.

Yayıma itiraz gerekçeleri arasına yeni markalar da dahil olmak üzere, itiraz gerekçeleri eklemek yayıma itirazın kapsamını genişletmek anlamına gelecektir ve buna izin verilmesi mümkün değildir.

Bu çerçevede, incelenen itirazın sonuçlandırılabilmesi için yanıtlanması gereken soru, Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a)’nın aynı zamanda madde 8(1)(b)’yi kapsar şekilde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.

Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a) ile madde 8(1)(b)’nin yakından ilişkili olduğu doğru olsa da, iki madde bazı önemli noktalarda birbirinden ayrılır. Madde 8(1)(a)’nın uygulanabilmesi için markaların ve malların / hizmetlerin her ikisinin de aynı olması (çifte aynılık – double identity) şarttır. Buna karşın madde 8(1)(b)’nin uygulanabilmesi için markaların aynı veya benzer olması, malların / hizmetlerin aynı veya benzer ve karıştırılma olasılığının ortaya çıkması gerekir.

Bu çerçevede, Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(b)’nin madde 8(1)(a)’yı kapsadığı ortadadır; ancak tersinin söylenmesi, yani madde 8(1)(a)’nın madde 8(1)(b)’yi kapsadığının kabul edilmesi mümkün değildir.

Yasa koyucunun kullandığı ifade tarzı açıktır. Yasa koyucu, madde 8(1), yani aynı fıkra (paragraf) içerisinde yer vermiş olsa da, Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a) ile madde 8(1)(b)’yi ayırarak iki farklı hukuki norm oluşturmuştur. Bunlardan biri (madde 8(1)(a)) çifte aynılık halini içerirken, diğeri (madde 8(1)(b)) karıştırılma ihtimalinden bahsetmektedir.

Bu bağlamda yoruma da yer yoktur. Adalet Divanı içtihadına göre, bir normun lafzi anlamı açıksa, anlamsal yorum, her zaman olası herhangi bir amaçsal yorumun önünde yer alacaktır. Dolayısıyla, incelenen vakada Temyiz Kurulunun varabileceği tek sonuç, Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a)’nın yayıma itiraz sahibi tarafından tek itiraz gerekçesi olarak belirlendiğidir. Bu bağlamda, Ofisin madde 8(1)(b)’nin uygulanabilirliğini inceleme yetkisi bulunmamaktadır.

Yasa koyucu, EUIPO’nun her zaman iki durumu birlikte incelemesini istemiş olsaydı, Kanun buna imkan verecek açıklık ve kesinlikte yazılırdı. Aynı durum EUIPO ve elektronik formları için de geçerlidir. Eğer Ofis, yayıma itiraz sahiplerinin itiraz ederken madde 8(1)(a) ve (b) arasında ayrım yapmasını istememiş olsaydı, çevrimiçi uygulamasına bu maddeler için iki farklı kutucuk koymaz ve formda iki farklı itiraz gerekçesine yer vermezdi.

Buna ilaveten, yayıma itiraz süresi dolduktan sonra sunulan ek beyanlarda madde 8(1)(b)’den bahsedilmesi suretiyle, yayıma itiraz sahibi, itirazın kapsamını genişletmiştir ve bunun kabul edilmesi de mümkün değildir.

EUIPO Marka İnceleme Kılavuzunda; “8(1) maddesi kapsamındaki itirazlarda, eğer 8(1)(a) maddesi tek itiraz gerekçesi olarak gösterilmişse ve Ofis incelemede markalar ve mallar/hizmetler arasındaki aynılığı tespit edememişse, itiraz 8(1)(b) maddesi kapsamında karıştırılma olasılığı bakımından incelenecektir” denilmiş olsa da, (i) Temyiz Kurulu üyeleri bağımsızdır ve kararlarında talimatnamelerle bağlı değildir, (ii) Karar kılavuzları, Ofisin uygulamayı taahhüt ettiği kurallar bütünüdür ve Ofis kendisini onlarla bağlı kılmaktadır, ancak ön kabul olarak bu kuralların mevzuatla uyumlu olması gerekir, dolayısıyla AB mevzuatının hükümleri yorumlanırken kılavuzların bağlayıcı metin olarak etkisi bulunmamaktadır.

Bütün bunların sonucunda, Temyiz Kuruluna göre;

  • İtiraz Birimi inceleme konusu vakada, Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(b) kapsamında da inceleme yapıp, itirazı kısmen kabul ederek kendisine tanınan yetkinin sınırlarını aşmıştır.
  • İncelenen vakada, markalar arasında aynılık şartı gerçekleşmemiştir ve dolayısıyla Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(a) kapsamında itirazın kabul edilmesi de mümkün değildir.    
  • Sayılan nedenlerle, İtiraz Biriminin Birlik Marka Tüzüğü madde 8(1)(b) kapsamında yayıma itirazın kısmen kabulü yönündeki kararı iptal edilmiş ve yayıma itirazın bütünüyle reddedilmesine karar verilmiştir.  

Bu yazıda aktarmaya gayret ettiğimiz Temyiz Kurulu kararı birkaç yönüyle önemlidir:

Temyiz Kurulu, EUIPO’nun itiraz gerekçesi mevzuat hükümlerini saptarken amaca yönelik değerlendirme yapamayacağını ve mevzuatın lafzını sıkıca takip etmek zorunda olduğunu açık olarak belirtmiş, tersi yönde düzenlenmiş karar kılavuzunun uygulanmasının da mümkün olmadığını belirtmiştir.

Kurul bunları söylerken, EUIPO karar kılavuzunun, Temyiz Kurulu bakımından bağlayıcı olmadığını ve kanun yorumlanırken kılavuzun esas alınamayacağını da yinelemiştir.


Türkiye’ye dönecek olursak öncelikle hatırlamalıyız ki, 556 sayılı KHK’da şu anda AB Marka Tüzüğünde var olan ayrım mevcuttu, yani çifte aynılık (madde 8/1-a) ve karıştırılma olasılığı madde (8/1-b) iki ayrı bent altında iki ayrı ret gerekçesi olarak düzenlenmişti.

6769 sayılı SMK hazırlanırken, kanaatimizce pratikte hiçbir yararı olmayan bu ayrım terk edilmiş ve çifte aynılık ile karıştırılma ihtimali halleri tek bir fıkra (madde 6/1) altında birlikte ifade edilmiştir: “Madde 6-(1): Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.”

Bu bağlamda, okurlara aktardığımız kararın 6769 sayılı SMK’nın uygulanması bakımından gerçek bir karşılığı bulunmamaktadır. Buna karşın, elektronik yollarla itirazın geliştiği günlerde yanlış veya eksik itiraz gerekçesi seçiminin yol açtığı sorunlar Türk Patent ve Marka Kurumunun da gündemini işgal etmektedir (Kurum YİDK’nda 15 yıl görev yapmış eski bir kurum uzmanı olarak bunu bilmem veya bu gibi durumlarla fiiliyatta karşılaşmış olmam tabii ki sürpriz değildir). Hal böyleyken benzer durumlarda EUIPO Temyiz Kurulunun olabilecek en katı yorumu benimsemesi, aynı görüşü paylaşmayan benim için sürpriz olmuştur. Türkiye’deki benzer tartışmalara da referans teşkil edebilecek karar hakkında okurların görüşlerini de merak ediyorum.

Önder Erol ÜNSAL

Haziran 2022

unsalonderol@gmail.com

Birleşik Krallık ve Çin’den NFT’ler ile İlgili İki Güncel Mahkeme Kararına Genel Bir Bakış


Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin “Lavinia Deborah Osbourne v (1) Persons Unknown (2) Ozone Networks Inc Trading as OpenseaKararı

Çin Hangzhou İnternet Mahkemesi’nin “Qice v. BigVerse” Kararı

2021 yılının başından itibaren adını sıklıkla duyduğumuz ve bugün sanat, müzik, video oyunları ve sinema gibi hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkan Non-Fungible Token’lar (NFT) uzun süre gündemde yer alacak gibi görünüyor. Nitekim sadece 2022 yılının ilk çeyreği için NFT’lerin toplam piyasa işlem hacminin 12.13 milyar ABD Doları civarında olduğu söyleniyor.[1]

Bu kadar hızlı büyüyen bir piyasaya sahip olan NFT’ler, doğal olarak diğer alanların yanı sıra, fikri mülkiyet alanında da pek çok hukuki tartışmaya konu olmaya devam ediyor. NFT’lerin hukuki statüsü, fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin izinsiz kullanımlara karşı başvurabileceği imkanlar, NFT’lerin satın alınması halinde iktisap edilen hakların kapsamı, NFT satış platformlarının rolü ve hukuki statüsü bu tartışmalardan sadece bazıları.

IPR Gezgini’nde de daha önce, NFT’lerin sanal mülkiyet olarak (NFT ve Sanal Mülkiyet) ve telif hakları açısından (NFT ve Telif Hakkı)  nasıl ele alınması gerektiğinden, telif hakları (Quentin Tarantino v. Miramax)  ve marka hakları (Hermès v. Metabirkins) boyutunda tartışıldığı uyuşmazlıklara kadar çeşitli içeriklere yer verilmişti.

Henüz NFT’lerle ilgili özel yasal düzenlemeler bulunmasa da yavaş yavaş NFT’ler hakkında mahkeme kararlarının verilmeye başladığını görüyoruz. Bu yazımızda Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin (Lavinia Deborah Osbourne v (1) Persons Unknown (2) Ozone Networks Inc. trading as Opensea) ve Çin Hangzhou İnternet Mahkemesi’nin (Qice v. BigVerse) NFT’ler hakkında önemli tespitler içeren güncel kararlarını sizlerle paylaşacağız.

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi – “Lavinia Deborah Osbourne v (1) Persons Unknown (2) Ozone Networks Inc Trading as Opensea” Kararı:

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin ilgili kararında NFT’ler “mülkiyet hakkı kapsamına dahil varlıklar” (property) olarak kabul edilmiş ve sahibinin izni dışında başka bir dijital cüzdana aktarılan NFT’ler hakkında, malvarlığı değerinin hareketinin önlenmesi yönünde tedbir kararı verilmiştir.

İlgili uyuşmazlık, kız çocukları ve kadınlar için fırsatlar yaratmayı amaç edinen Boss Beauties isimli kadın girişiminin satışa çıkarmış olduğu “Boss Beauties” isimli NFT serisinden Lavinia Osbourne’ün sahip olduğu iki adet NFT’nin çalınması iddiasından kaynaklanmaktadır.

“Boss Beauties” NFT serisi pek çok farklı kültürden güçlü kadını temsil eden görselleri içeren bir koleksiyondur. 

Blockchain teknolojisi alanında kadınların varlığını artırmayı, alandaki kapsayıcılığı ve çeşitliliği teşvik etmeyi amaçlayan “Women in Blockchain Talks” isimli topluluğun kurucusu Lavinia Osbourne, dijital cüzdanından kendi rızası olmaksızın, iki adet Boss Beauties NFT’sinin iki farklı hesaba aktarıldığını fark ederek Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nde ilgili NFT’lerin transfer hareketlerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir talebini de içeren bir dava açmıştır.[2] Bunun üzerine Yüksek Mahkeme 10 Mart 2022 tarihinde NFT’lerin yargılama sürecinin sonuna kadar satışının/transferinin önlenmesine, 31 Mart 2022 tarihinde ise Opensea’nin ihlali gerçekleştiren iki hesap sahibi hakkındaki bilgileri mahkemeye sunmasına yönelik ihtiyati tedbir kararları vermiştir. Akabinde Opensea NFT’lerin izinsiz surette aktarıldığı ilgili hesapları dondurduğunu açıklamıştır.[3]

Her ne kadar daha önce kripto paraların malvarlığına dahil varlıklar olduğunu ortaya koyan mahkeme kararlarına rastlanmışsa da Yüksek Mahkeme’nin ilgili kararı, NFT’ler bakımından konuyu ilk kez ele alan ve NFT’leri tedbir kararına konu olabilecek ve korunması gereken bir “mal varlığı değeri” olarak kabul eden emsal nitelikte bir karar olmuştur.

NFT’lerin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilerek korunacağı tespitini içeren bu karar, her ne kadar NFT’ler ile ilgili henüz yasal düzenlemeler bulunmasa da NFT sahiplerine rahat bir nefes aldıracak niteliktedir.[4] İlgili kararla birlikte NFT’lerin fikri mülkiyet hakları kapsamına dahil varlıklar olduğunu ve şartları varsa fikri mülkiyet hakları kapsamında sağlanan korumaların bunlar bakımından da uygulanacağını açık bir şekilde ifade etmek de daha kolaylaşacaktır.


Çin Hangzhou Mahkemesi- zhe 0129 min chu 1008 sayılı Qice v. BigVerse Kararı:

Son dönemde NFT’ler alanında ses getiren bir diğer mahkeme kararı ise Qice v. BigVerse Kararıdır.[5] Bu karar özellikle davalı konumundaki NFT pazar yerinin sorumlulukları açısından getirmiş olduğu tespitler ile dikkat çekmektedir.

Çin Hangzhou İnternet Mahkemesi’nin 22 Nisan 2022 tarihli ve ZHE 0129 MIN CHU 1008 sayılı[6] kararına konu bu uyuşmazlık sanatçı Ma Qianli tarafından oluşturulan “I am not a chubby tiger” isimli serinin bir parçası olan ve aşı olan bir kaplan görselini içeren karikatür çalışmanın izinsiz surette BigVerse isimli NFT pazar yeri platformunda bir kullanıcı tarafından NFT olarak “a chubby tiger taking vaccination” ismi altında 899 Çin Yunan’ına satışının gerçekleşmiş olduğunu tespit etmesi üzerine başlamıştır.[7]

Eser sahipliğinden doğan haklar üzerinde münhasır yetkili olduğunu belirten Shenzhen Qice Diechu Cultural Creativity Co., Ltd. (Quice) şirketi, Ma Qianli tarafından oluşturulan karikatürü birebir içeren ilgili NFT’nin, telif hakkına tecavüz ettiğini belirterek NFT China (NFTCN) platformunu işleten Hangzhou Yuanyuzhou Technology Co., Ltd. (BigVerse)  şirketine karşı Hangzhou İnternet Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.[8]

Quice, NFT’lerin teknik yapıları gereği bir defa oluşturulduktan sonra platformdan kaldırılmasının kolay olmadığı da gözetildiğinde, profesyonel bir NFT pazar yeri platformu olarak BigVerse’ün, hak ihlallerinin önüne geçecek surette, içerik üzerinden hak sahipliğini teyit edecek bir ön inceleme gerçekleştirmekten sorumlu olduğunu, sadece uyar-kaldır yöntemiyle hareket edemeyeceğini iddia etmiştir. Bunun yanı sıra BigVerse’ün ilgili NFT satışından belirli bir oranda pay almış olduğunu da ifade ederek[9] platformun eylemlerinin de doğrudan doğruya “eserin bilişim ağları vasıtasıyla yayılması”[10] suretiyle telif hakkının ihlalini oluşturduğunu iddia etmiş ve tecavüz teşkil eden eylemlerin durdurulması ile BigVerse’ün 100.000 Çin Yunanı tazminata mahkum edilmesini talep etmiştir.

BigVerse ise içeriğin kendisi değil kullanıcı tarafından yüklenmiş olduğunu, kendisinin sorumluluğunun uyarı üzerine içeriği kaldırmaktan ibaret olduğunu, nitekim somut olayda durumun bu yönde geliştiğini, ilgili NFT satışını yapan kullanıcı hesabının bilgilerini açıklamasını gerekli kılan bir yasal düzenlemenin ise mevcut olmadığını iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme BigVerse’ün ilgili NFT’yi oluşturan kullanıcının eser üzerinde hak sahibi olup olmadığını kontrol etmediğine ve bu nedenle “bilgi ağları aracılığıyla eseri yayma hakkının” ihlalini kolaylaştırmaktan dolayı kusurlu olduğuna karar vermiştir. BigVerse’ün Qice’e uğramış olduğu zarar ve yapmış olduğu masraflara karşılık olarak 4.000 Çin Yunanı tutarında tazminat ödemesine ve ihlali oluşturan NFT’nin eater hesaba – blockchain üzerindeki veriler silinemese de kripto varlıklar için aynı sonucu doğuracak şekilde bunların herhangi bir işleme konu edilmesine imkan tanımayan, özel anahtarı bulunmayan hesap-[11]gönderilerek dolaşımının durdurulmasına karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca BigVerse’e bundan sonrası için platforma yüklenecek içerikler açısından kullanıcıların içerik üzerinde hak sahipliğini doğrulayan mekanizmalar geliştirerek uygulamaya koymasını tavsiye etmiştir.

Bu karar ile, Çin Mahkemelerinin NFT pazar yerleri açısından, diğer çevrim içi platformlara kıyasla daha ağır sorumluluklar getiren bir yaklaşımda olduğunu, bu kapsamda hak sahibi tarafından uyarılma üzerine içeriği kaldırmanın yeterli bulunmadığını, platformu doğrudan doğruya ihlalden sorumlu tutarak tazminat ve sair yaptırımlara hükmedilebildiğini görmekteyiz.

Bu durum NFT pazar yerlerinin, satış gelirleri üzerinden belirli oranlarla doğrudan pay elde etmesi ve NFT’lerin blokchain teknolojisinden kaynaklı olarak silinemez yapıları gereği NFT’ye dönüştürme (minting) eyleminden sonra ihlal teşkil eden NFT’ye müdahalenin oldukça zorlaşmasından kaynaklı olabilir. Ancak kararın ilk bakışta telif hakkı ihlalleri açısından aracı platformların, uyarı üzerine içeriği kaldırmak ile hak ihlalleri açısından sorumlu olmayacakları yönünde kendilerine sağlanan güvenli liman (safe harbour) kuralı ile de çelişir gözüktüğünü ve bu noktada tartışmaya açık olduğunu da söylemek gerekir.

İlgili kararda NFT pazar yeri platformu açısından belirlenen sorumluluk seviyesinin yüksekliği, Çin’in, kripto paraları yasaklayan ve NFT’leri devlet eli ile yöneterek kripto para birimleri ile değil de geleneksel para birimleri ile çalışır surette düzenleyen tavrı da göz önüne alındığında politik bir yaklaşımdan kaynaklı da olabilir.

Henüz benzer uyuşmazlıklarda başka ülke mahkemelerince verilmiş kararlar bulunmadığından, NFT pazar yeri platformlarının geneli bakımından sorumluluk kapsamı üzerine çıkarımda bulunmak yanıltıcı olabilecektir. Ancak Çin Mahkemesinin bu kararın diğer ülkelerde de benzer surette faaliyet gösteren NFT pazar yeri platformları üzerinde, içerik yükleme aşamasında hak sahipliğini kontrol mekanizmalarını geliştirmeleri için tetikleyici bir güce sahip olacağını öngörmek güç değil.

NFT ve fikri mülkiyet hakları ilişkisi üzerine daha pek çok mahkeme kararının verilmeye devam edeceği şüphesiz olup, bu konuda yaşanacak gelişmeleri yakından takip edeceğiz.

Mutlu YILDIRIM KÖSE

mutlu.yildirimkose@gmail.com

Havva YILDIZ

havvayildiz24@gmail.com

Mayıs 2022


DİPNOTLAR

[1] https://dappradar.com/blog/dapp-industry-report-q1-2022-overview

[2] https://www.btchaber.com/ingiltere-yuksek-mahkemesi-nftleri-mulkiyet-olarak-tanidi/

[3] https://www.thefashionlaw.com/boss-beauties-nfts-characterized-as-property-in-landmark-lawsuit/

[4] https://www.mondaq.com/southafrica/fin-tech/1189556/nft-now-recognised-as-property-in-the-uk-what-does-this-mean-for-south-africa

[5] https://www.scmp.com/tech/tech-trends/article/3175457/chinas-first-court-ruling-nft-art-theft-holds-marketplace

[6] https://www.mondaq.com/Article/1194028

[7] https://news.yahoo.com/chinas-first-court-ruling-nft-093000697.html

[8] https://www.mondaq.com/Article/1194028

[9] https://bitcoinworld.co.in/bigverse-a-chinese-online-marketplace-was-found-guilty-of-minting-nfts-from-stolen-artwork/

[10] https://www.mondaq.com/china/copyright/1177884/protection-on-information-network-dissemination-right-in-china%23:~:text=According%20to%20the%20Chinese%20copyright,works%20via%20the%20information%20networks.

[11] https://www.gateio.ch/tr/bitwiki/detail/113/eater-address#:~:text=Eater%20Address,token%20to%20an%20eater%20address


KAYNAKLAR

https://dappradar.com/blog/dapp-industry-report-q1-2022-overview

https://www.scmp.com/tech/tech-trends/article/3175457/chinas-first-court-ruling-nft-art-theft-holds-marketplace

https://news.yahoo.com/chinas-first-court-ruling-nft-093000697.html

https://bitcoinworld.co.in/bigverse-a-chinese-online-marketplace-was-found-guilty-of-minting-nfts-from-stolen-artwork/

https://www.gateio.ch/tr/bitwiki/detail/113/eater-address#:~:text=Eater%20Address,token%20to%20an%20eater%20address

https://www.thefashionlaw.com/boss-beauties-nfts-characterized-as-property-in-landmark-lawsuit/

https://www.mondaq.com/southafrica/fin-tech/1189556/nft-now-recognised-as-property-in-the-uk-what-does-this-mean-for-south-africa

https://www.btchaber.com/ingiltere-yuksek-mahkemesi-nftleri-mulkiyet-olarak-tanidi/

https://www.mondaq.com/Article/1194028

https://www.mondaq.com/china/copyright/1177884/protection-on-information-network-dissemination-right-in-china#:~:text=According%20to%20the%20Chinese%20copyright,works%20via%20the%20information%20networks.

PATENT BAŞVURUSU İNCELEME AŞAMASI

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa (SMK) göre bir patent başvurusu için araştırma raporu düzenlendikten sonra başvuru sahibi raporun bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde ücretini ödeyerek incelemenin yapılmasını talep eder ve varsa araştırma raporuna ilişkin görüşlerini sunabilir ve tarifname, istemler veya resimlerde değişiklikler yapabilir.[1] Ardından inceleme uzmanı (genellikle araştırma raporunu düzenleyen uzmandır) aşağıdaki unsurları dikkate alarak inceleme işlemini başlatır[2]:

  • Tarifname takımının orijinali ya da değişiklik yapılmışsa son kabul edilebilir değişen evrak
  • Yön. m.102(1)’ye göre varsa başvuru sahibinin araştırma raporuna ilişkin görüşleri
  • SMK m.97(2)’ye göre varsa üçüncü kişilerin patent başvurusuna konu olan buluşun patent verilebilirliğine ilişkin görüşleri
  • Araştırma raporunda belirtilen dokümanlar
  • Varsa araştırma raporu düzenlendiği tarih ile inceleme raporu düzenleneceği tarih arasında geçen sürede yayınlanmış ilgili dokümanlar
  • Varsa uzmanın inceleme aşamasında tespit ettiği diğer dokümanlar

Yapılan değerlendirmenin ardından başvuru ve buna ilişkin buluşun SMK hükümlerine uygun olduğu sonucuna varılırsa (tüm istemler itibariyle patentlenebilir bulunursa) inceleme raporu düzenlenir, patentin verilmesine karar verilir, başvuru sahibine bildirilir, bu karar ve patent Bültende yayımlanır.[3]

Şekil 1: İnceleme Aşaması

Ancak inceleme raporunda bazı düzeltmeler istenmişse (örn. istemin iki parçalı yazılması, açıklık sorunu olan bir istemde düzeltme vb.) bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde değişikliklerin yapılması gerekir. Yapılan değişikliklerin kabul edilmesi hâlinde patentin verilmesine karar verilir, bu durum başvuru sahibine bildirilir, bu karar ve patent Bültende yayımlanır. Değişikliklerin yapılmaması veya yapılan değişikliklerin Kurum tarafından kabul edilmemesi hâlinde başvuru geri çekilmiş sayılır, bu karar başvuru sahibine bildirilir ve Bültende yayımlanır.[4]

Eğer yapılan değerlendirmenin ardından başvuru ve buna ilişkin buluşun SMK hükümlerine uygun olmadığı sonucuna varılırsa inceleme raporu düzenlenmez. Örneğin başvuru bazı ya da tüm istemler itibariyle patentlenebilirlik kriterlerini sağlamıyorsa başvuru sahibine bunun gerekçelerinin açıklandığı bir bildirim yapılır. SMK m.98(3) gereğince, olumsuz rapor düzenlenecekse mutlaka en azından bir bildirim yapılmalıdır. Başvuru inceleme talebi sonrası herhangi bir bildirim yapılmadan doğrudan olumsuz inceleme raporuyla reddedilemez.

Başvuru sahibi, yapılan bildirime cevaben üç ay içinde görüşlerini sunabilir ve başvurunun kapsamını aşmaması şartıyla değişiklik yapabilir. “Gerekli görüldükçe” bu tür bildirimler tekrarlanır. Ancak bu kapsamda yapılacak bildirimlerin sayısı üçten fazla olamaz.[5]

Burada sürecin gereksiz uzatılmasına mahal vermemek adına bildirim sayısının üç ile sınırlandırıldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra hükümde geçen “gerekli görüldükçe” ifadesinden de anlaşılacağı gibi uzmanın bildirim sayısını üçe tamamlama zorunluluğu yoktur.[6]

Bu hükümle bildirim sayısının uzmanın takdirine bırakıldığı görülmektedir. Bu takdir yetkisinin kullanılması, özellikle, başvuru sahibinin buluşu için yeterli koruma elde etme konusundaki menfaati ile Kurumun incelemeyi etkili ve hızlı bir şekilde sona erdirme menfaati arasında bir denge sağlamalıdır. Keyfi bir uygulamadan kaçınmak adına başvurunun neden patentlenebilirliği sağlamayacağı gerekçelendirilmelidir.[7]

Burada inceleme sürecinin usul ekonomisine uygun olarak etkili ve hızlı bir biçimde sonlandırılması söz konusudur. Bu yapılırken başvuru sahibini mağdur etmemek adına başvurunun neden patentlenebilirliği sağlamayacağı uygun şekilde gerekçelendirilmelidir.

Kurumun incelemeyi etkili ve hızlı bir şekilde sona erdirme menfaatinin önemini açıklamaya çalışalım. TÜRKPATENT’te araştırma ve inceleme talebi işlemleri hizmet standartlarına uygun şekilde en geç 18 ay içinde tamamlanmaktadır.[8] İşyükünün son yıllarda katlanarak artması nedeniyle hizmet standartlarına uyulamadığı dönemler bulunmakla birlikte uzman sayısındaki artışın da etkisiyle özellikle araştırma raporunun tamamlanma süresi 12 aya kadar çekilmiştir. Ancak inceleme aşamasında yapılan her bir bildirim ayrı bir rapor niteliğinde olduğundan bir başvuru için yapılan her yeni bildirimle başvurunun süreci ortalama 12 ay uzamış olmaktadır. Bu durumun patent belge olma sürelerini ciddi şekilde uzattığı gözlemlenmektedir. Örneğin yapılan istatistiklere göre üçüncü bildirimin sonuçlanmasının başvuru tarihinden itibaren ortalama 5-6 yılı bulacağı tahmin edilmektedir. Kanaatimizce uzmanın patentlenme olasılığı olmayan bir dosyayı tekrar tekrar değerlendirmesindense yeni yapılan bir araştırma talebini cevaplaması sistemin çok daha verimli işlemesini sağlayacaktır. Ayrıca patent başvuru sürecinin uzamasının önüne geçilmesi süreçle ilgili belirsizliğin ortadan kalkmasına ve üçüncü kişilerin haklarını ne şekilde kullanabileceklerine daha kısa sürede karar vermelerine yardımcı olacaktır.

Bu nedenle uzman eğer Birinci Bildirim sırasında yaptığı değerlendirme sonucunda, başvuru sahibinin ciddi bir argüman sunmadıkça buluşun patentlenemeyeceğine kanaat getirmişse bildirimin sonuna aşağıdakine benzer bir paragraf yazabilir:

“Başvuru sahibi yukarıda sayılan olumsuzlukları gidermek adına gerekçeli argümanlar ve/veya orijinal başvurudan dayanağı bulunan değişiklikler yaparak itirazda bulunabilir. Ancak itirazdaki argümanların ikna edici olmaması ve/veya istemlerdeki değişikliklerin yetersiz olması durumunda sonraki adımda SMK m.98(3) ve (8) kapsamında başvurunun reddedilmesi söz konusu olabilir. Ayrıca -buluş konusunun faydalı model ile korunabilir olması şartıyla- başvurunun SMK Yönetmelik m.112(1)’e göre işbu bildirimden itibaren üç ay içinde faydalı modele dönüştürülmesi için talepte bulunulabilir.”

Bu bildirime cevaben başvuru sahibi ikna edici bir argüman oluşturamazsa ve/veya istemlerde anlamlı bir değişiklik ortaya koyamazsa uzman SMK m.98(3) ve (8) kapsamında başvuruyu reddedecektir.

Değişiklik yapılsa bile belge alma olasılığı pek olmayan başvurular için EPO uzmanlarının bildirimlerin sonuna eklediği standart yazıya bir örnek aşağıda verilmiştir:

“At least some of the objections raised above are such that there appears to be no possibility of overcoming them by amendment. Refusal of the application under Article 97(2) EPC is therefore to be expected.”

Uzmanın takdir yetkisinin kullanılması, öncelikle, yeni bir bildirimin patentin verilmesine yol açabileceğine dair makul bir ihtimalin bulunup bulunmadığına bağlıdır.[9] Başvuru sahibinin itirazları aşmak için ciddi bir girişimde bulunması (gerçek bir çaba göstermesi) veya prosedürün devam ettirilmesinin olumlu bir sonuca yol açmasının muhtemel görünmesi durumunda, inceleme uzmanının ilk bildirimden sonra başvuruyu reddetmemesinde yarar vardır.[10]

T 2351/16 sayılı EPO Temyiz Kurulu kararına[11] konu başvuru uzmanın yaptığı bir bildirimin ardından gelen itiraza karşılık uzman tarafından reddedilmiştir. Başvuru sahibi itirazının dinlenilmediği, bu nedenle hukuki dinlenilme hakkının (right to be heard) gasp edildiği gerekçesiyle temyize gitmiştir.

Kurul kararında, inceleme uzmanının EPC m.94(3) uyarınca yalnızca bir bildirimden sonra ret kararı vermesinin temyiz edenin dinlenilme hakkının ihlalini oluşturmayacağını, Temyiz kurullarının içtihatlarına göre, inceleme uzmanının, olumlu bir sonuç ihtimali olduğunu düşünmediği takdirde, tek bir bildirimden sonra başvuruyu reddedebileceğini ifade etmiştir. İlk bildirimden sonra bir başvurunun reddedilmesi, özellikle istemlerin önemli ölçüde değiştirilmediği durumlarda, patentlenebilirliğe karşı kesin itirazlar devam ediyorsa haklıdır.[12] Burada öldürücü dokümanın buluş konusu istemle birebir aynı olması, ya da başvurunun yenilikten öldürülmesi gibi bir zorunluluk yoktur. Buluş basamağı bulunmayan istemler içeren bir başvuru için de uzman takdir yetkisi kullanabilir.[13]

Bununla birlikte, bir bildirime yanıt olarak isteme unsur eklendiği durumlarda, yeni bir bildirim yapılmasında fayda vardır. Ancak eklenen unsur önceki teknikte doğası gereği bulunan ya da yaygın genel bilgi ise yeni bir bildirime gerek olmayabilir.[14] Daha önceden olumsuz olarak değerlendirilmiş, biri diğerine bağlı iki istemin birleştirilmesi söz konusuysa da yeni bir bildirime gerek olmayacaktır.

Olumsuzlukları aşmak için gerçek bir çaba gösterilmeden yapılan itirazlara karşı da yeni bir bildirime gerek olmayabilir. Örneğin başvuru sahibi itirazında salt başvurunun ilk istemini ve D1 dokümanının özetini alt alta yazmak suretiyle D1’in istemi karşılamadığını herhangi bir gerekçe göstermeden belirtmişse bu yeterli bir itiraz olmayacaktır. Yapılacak karşılaştırmada en azından uzmanın araştırma raporunda D1 için atıfta bulunduğu yerlerde geçen hususlara değinilmesi, istem ile D1 arasındaki farkların net bir şekilde ifade edilmesi, bu farkların neden buluş basamağı içerdiğinin de gerekçelendirilmesi tavsiye edilir.

Bazı İstemlerin Patentlenebilir Olduğu Durumlar (Kısmi Olumlu)

Eğer yapılan bildirimde bazı istemler patentlenebilir bulunmazken bazıları patentlenebilir olarak kabul edilmişse, başvuru sahibi yapılan bildirimin ardından üç ay içinde yalnızca olumlu istemlerden oluşan istem seti hazırlayarak belge talebinde bulunabilir. Bu durumda uzman bu olumlu istemler üzerinden olumlu bir inceleme raporu düzenler. Ancak başvuru sahibi eğer olumsuz olarak değerlendirilen istemlerin de sunacağı argümanlarla ya da yapacağı değişikliklerle olumluya dönüşeceğini düşünüyorsa bildirime bu yönde itirazda da bulunabilir.

Üçüncü Bildirimde bazı istemler patentlenebilir bulunmazken bazıları patentlenebilir olarak kabul edilmişse ve bu son bildirimin ardından başvuru sahibi itirazlarına devam ediyorsa son değerlendirme şu şekilde olur: Başvuru sahibinin son itirazları da dikkate alındığında tüm istemler için patentlenebilirlik kabul edilecekse olumlu inceleme raporu düzenlenir, varsa eksiklikler raporda bildirilir ve iki ay içinde düzeltme istenir. Ancak, yapılan değerlendirmede hala bazı istemlerin patentlenebilir olmadığı sonucuna varıldıysa, inceleme raporu düzenlenir, patentlenebilir bulunan istemler için belge verileceği, salt söz konusu istemlerden oluşan istem setinin iki ay içinde sunulması istenir.

Yukarıdaki örnekte eğer uzman birinci bildirimde bazı istemleri patentlenebilir bulmazken bazılarını patentlenebilir olarak kabul etmişse ve sonucun bu yönde gelişeceği kanaatindeyse başvuru sahibine görüş olarak salt olumlu istemlerin yeni istem seti olarak sunulması halinde belge kararı verileceğinden bahsedebilir. Bu teklifi kabul edip etmemek başvuru sahibine kalmıştır.

Bildirimde olumlu istemlerin bulunduğu kabul edilmiş olsa bile üç ay içinde bildirime görüş sunulmadığı ya da değişiklik yapılmadığı takdirde başvuru geri çekilmiş sayılır.[15] Böyle bir durumda, tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde “İşlemlerin devam ettirilmesi ücreti”nin ödenerek işlemlerin devam ettirilmesi talebinde bulunulabilir. Aynı süre içinde söz konusu taleple birlikte görüş veya değişikliklerin de gönderilmesi gerekir. Ayrıca bu talep üç bildirimden biri için ve sadece bir kez yapılabilir.[16]

İnceleme Aşamasında Değişiklik Yapılması

6769 SMK m.103’e göre patent başvurusu ile patentte (patent belgesi) yapılabilecek değişiklikler ve düzeltmeler birbirinden farklı şekilde ele alınmaktadır. Buna göre bir patent başvurusu, Kurum nezdinde yapılan işlemler süresince başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşmamak şartıyla, başvuru sahibi tarafından değiştirilebilirken, patente yalnızca m.99’a göre itiraz edilmişse Kurum tarafından itiraza ilişkin nihai karar verilinceye kadar patentin sağladığı korumanın kapsamını aşmamak şartıyla patent, patent sahibi tarafından değiştirilebilmektedir.

Şekil 2: Patent başvurusuna belge kararı verildiğine dair Bültende yapılan yayımla birlikte başvuru Belge haline gelmiş olur.

Bu bakımdan Şekil 2’deki renkli alanlarla belirtilen zaman dilimlerinde yapılabilecek değişiklikler şöyle sıralanabilir:

Sarı bölge (inceleme aşaması): Başvuruda değişiklik ve bariz hata düzeltme talebi yapılabilir.

Gri bölge: Başvuruda bariz hata düzeltme talebi yapılabilir. İnceleme raporu düzenlendikten sonra yeniden inceleme gerektirecek kapsamlı değişiklik yapmak uygun değildir. Bkz. “Belge Aşamasında Değişiklik Yapılması” başlıklı bölüm

Turuncu bölge: Belgede değişiklik yapılamaz, sadece bariz hata düzeltme talebi yapılabilir.

Mavi bölge: Belgede değişiklik ve bariz hata düzeltme talebi yapılabilir, ancak istem kapsamı genişletilemez. Belgeye yeni istem eklemek, yeniden inceleme gerektirecek kapsamlı değişiklikler yapmak uygun değildir. Zira burada istem değişikliği hakkı verilmesindeki amaç, itirazların giderilmesine yönelik olup, bu hak yeniden inceleme sürecini başlatma amacıyla kullanılamaz.[17] Ancak örneğin tarifnameden bir unsur alınarak isteme eklemek suretiyle (açıklık sorunu yaratmamak şartıyla) istem daraltılabilir.

Üst Üste İki Kez Değişiklik Talebinde Bulunulması

Uzmanın yaptığı Birinci Bildirimin ardından üç aylık süre içinde görüşlerinizi sunduğunuzu ve istemlerde değişiklik yaptığınızı farz edelim. Sonrasında fark ettiniz ki istemleri başka türlü değiştirmek daha doğru olacak. Bu durumda üç aylık itiraz süreniz henüz dolmadıysa önceki değişiklikten vazgeçildiğini bildirerek yeniden bir istem değişikliği talebinde bulunabilirsiniz. Ancak değişiklik talebinin uzmanın raporu ya da bildirimi düzenlerken dikkate alabilmesi için, bu değişikliğin uzmanın rapor düzenleme işlemlerine başlamadan önce Kuruma ulaşması gerekir.[18] Bu bakımdan böyle ikinci bir değişiklik yapmayı düşünüyorsanız öncelikle uzmanı arayarak rapor düzenlemeye başlayıp başlamadığını sormakta fayda vardır.

Belge Aşamasında Değişiklik Yapılması

Başvuru sahibinin yaptığı değişikliklerin ardından uzmanın olumlu inceleme raporu gönderdiğini, ancak SMK m.98(6) gereğince patentin verilebilmesi için değişiklik yapılması gerektiğini varsayalım. Bu aşamada başvuru sahibi istenen değişikliklerin dışında bir değişiklik yapmamaya özen göstermelidir. Her ne kadar SMK m.103(1)’e göre Kurum nezdinde yapılan işlemler süresince başvuruda değişiklik yapılabiliyor olsa da sürecin bu geç safhasında daha önceden araştırılmayan/incelenmeyen yapılanmalar ortaya çıkarmak vb. uygun değildir. Zira son anda tüm süreç boyunca talep edilenden daha geniş ya da farklı bir koruma talep edilmesi durumunda bunun kabulü, yeniden incelemeye yol açacak ve sonuç olarak süreci gereksiz yere uzatacağı[19] gibi oluşan belirsizlik üçüncü kişileri de olumsuz yönde etkileyecektir. “Her hakkın kullanımı, kötüye kullanma yasağına tabiidir. Dolayısıyla patent başvuru sahibinin, kötüniyetli olarak patentte değişiklik yapmasına da izin vermemek gerekir.”[20]

İstenen değişiklikler dışında başvuru sahibinin yapabileceği değişiklikler bariz bir hatanın düzeltilmesi, tarifnameye tekniğin bilinen durumunda bulunan dokümanlarla ilgili bilgi eklenmesi, isteme eksik bir referans numarası eklenmesi vb. olmalı, koruma kapsamını genişletecek nitelikte olmamalıdır. İstemlerin koruma kapsamını etkileyecek her türlü değişiklik talebi dikkatle irdelenmelidir. Özellikle istemde belirsizlik yaratan bir ifade varsa ve bu düzeltilmek isteniyorsa, düzeltilmiş istemin koruma kapsamının öncekinden daha geniş olmadığına dikkat edilmelidir. Uzman isteme mevcut haliyle olumlu bir rapor düzenlemişken bu istemin genişletilmesi söz konusu olursa yeni istemin de patentlenebilir olacağının garantisi yoktur ve bazen bunu tespit etmek için yeni bir araştırma/inceleme yapmak gerekir. Bu nedenle belge verme aşamasında istemin genişlemesine neden olacak değişiklikler uygun değildir. Ancak başvuru sahibi tarifnameden bazı unsurlar ekleyerek (açıklık sorunu yaratmadan) istemini daraltabilir. Zira bu yeni bir araştırmayı gerektirmez.

SMK m.98(6) gereğince patentin verilebilmesi için değişiklik yapılması gerekmiyorsa ve uzman m.98(5)’e göre doğrudan patent verilmesine karar verdiyse başvuru sahibi belge kararı Bültende yayınlanıncaya kadar hala patent başvurusunda değişiklik yapma hakkına sahip olacaktır. Ancak yukarıda bahsedildiği gibi bu değişiklik, yeni bir incelemeyi gerektirecek nitelikte olmamalıdır. (Bkz. Şekil 2, gri bölge)

EPO’da da inceleme aşamasının ilerlemiş bir noktasında başvuru sahibinin başvuruda değişiklik yapması talebi, ciddi gerekçeler sunulmadığı sürece reddedilir. Bu aşamada değişiklikler uzmanın talep ettiği düzeltmelerle sınırlıdır.[21] İnceleme uzmanı, ilgili tüm faktörleri, özellikle başvuru sahibinin patent elde etme konusundaki menfaati ve EPO’nun incelemeyi sona erdirme konusundaki menfaatini göz önünde bulundurarak takdir yetkisini kullanmalı ve bunları birbiriyle dengelemelidir.[22] Bu bakımdan belge aşamasında değişiklik imkânı verilmesi bir kural değil, bir istisna olmalıdır.[23]

Kapsam Aşımı

Olumsuz birinci bildirimin ardından başvuru sahibinin istemlerde yaptığı değişikliğin başvuru kapsamını aşmaması gerekir.[24] Eğer bir kapsam aşımı varsa duruma göre aşağıdaki uygulanır:

Tüm istemler itibariyle kapsam aşımı söz konusu ise: İstem değişikliği dikkate alınmaz. Önceki bildirimin aynısı kapsam aşımı gerekçesiyle birlikte ikinci bildirim olarak gönderilir. Başvuru sahibi pratikte bir bildirim hakkını kaybetmiş olur.

Yalnızca bazı istemler itibariyle kapsam aşımı söz konusu ise: İkinci bildirimde kapsam aşımı olmayan değiştirilmiş istemler ve herhangi bir değişiklik yapılmamış istemler değerlendirilir, kapsam aşımı olan değiştirilmiş istemler yalnızca değişiklik öncesi halleriyle değerlendirilir ve kapsam aşımının gerekçesi de bildirilir.

Eğer başvuru sahibi değişiklik yaparken kapsam aşımına neden olduysa ve yaptığı itirazlar da tümüyle bu kapsam aşımına neden olan unsurlar üzerine kuruluysa ilk bölümde bahsedildiği gibi uzman kapsam aşımının gerekçesini belirterek doğrudan inceleme raporu düzenleyip başvuruyu reddedebilir.

Kapsam aşımının söz konusu olduğu durumlarda uzmanla iletişime geçilerek uygun istem değişikliğinin nasıl olabileceği konusunda görüşülürse süreç daha verimli bir şekilde sonlandırılabilir.

Son Yazışmada Yeni Doküman Kullanılması

İnceleme sürecinde uzman yeni bulduğu, daha önce araştırma raporunda belirtilmeyen bir dokümanı da patentlenebilirliğe karşı kullanabilir. (bkz: Yön. m.103(2): “…varsa inceleme aşamasında tespit edilen dokümanlar…dikkate alınarak…”)

Ancak burada başvuru sahibinin dinlenilme hakkının ihlal edilmemesine özen gösterilmelidir. Bu bakımdan öldürücü yeni bir doküman kullanılacaksa, ya da örneğin daha önce itiraz edilenden farklı bir kombinasyon ile buluş basamağına saldırılacaksa, başvuru sahibinin bu yeni atak karşısında argüman geliştirebilmesi için ona bir cevap şansı daha verilmelidir. Bu nedenle üçüncü bildirime cevaben yapılan itiraz sonrasında düzenlenecek olumsuz inceleme raporunda uzman tarafından yeni bir doküman ya da argüman ortaya konularak başvuru reddedilmemelidir. Aynı şekilde, üçüncü bildirimden önce ret söz konusu ise de düzenlenecek olumsuz inceleme raporunda yeni bir doküman ya da argüman ortaya konularak başvuru reddedilmemelidir.

Hukuki dinlenilme hakkı (right to be heard) EPC’de açık bir şekilde yer almasına rağmen[25] 6769 SMK’da bulunmamakla birlikte bu hak “Anayasanın 36. maddesindeki iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümüdür. Yani usuli nitelikte bir temel haktır. İddia ve savunma hakkı, Anayasada teminat altına alınmış temel bir hak olduğundan, hukuki dinlenilme hakkı da anayasa tarafından korunan bir temel haktır. Bu bir anayasa kuralı olduğu için, buna aykırı hükümler anayasaya da aykırı olacaktır. Hukuki dinlenilme hakkı, İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiş olan adil yargılanma hakkının da bir unsurudur. Yani, hukuki dinlenilme hakkının ihlâl edilmesi, adil yargılanma hakkının da ihlâli sayılır. Bu açıdan hukuki dinlenilme hakkı İnsan Hakları Sözleşmesi ile de teminat altına alınmış bir haktır.”[26] Bu bakımdan yeni sunulan bir argüman karşısında başvuru sahibinin dinlenilme hakkına saygı duyulması gerektiği düşünülmektedir.

İnceleme Aşamasında Faydalı Modele Dönüşüm Talebi

Eğer inceleme sürecinde başvuru sahibi patent başvurusunu faydalı modele dönüştürmek isterse kendisine yapılan son bildirimden (birinci, ikinci ya da üçüncü bildirim) itibaren üç ay içinde dönüşüm talebinde bulunabilir. Zira Yön. m.112(1)’e göre:

“Patent başvurusu sahibi, işlemleri devam eden patent başvurusu için en geç Yön. m.103(2) uyarınca yapılan son bildirime cevap verme süresi olan üç aylık sürenin bitimine kadar faydalı model başvurusuna dönüştürülmesi talebinde bulunabilir.”

Burada kastedilen “son bildirim” elbette ki en son gönderilen bildirim (last Office action) anlamındadır. Nihai bildirim (Final Office action) olma ihtimali yoktur zira başvuru sahibi hangi bildirimin nihai olduğunu bilemez. Bir örnek verelim:

Uzman Birinci Bildirimi gönderirken itirazda gerekçeli bir argüman vb. sunulmadığı durumda başvurunun reddedilmesinin beklendiğini, başvuru sahibinin isterse işbu bildirimden itibaren 3 ay içinde başvurusunu faydalı modele dönüştürebileceğini bildirir. Başvuru sahibi dönüştürme yapmayıp temelsiz bir itirazla yoluna devam ederse uzman gerekçeleriyle inceleme raporu düzenleyerek başvuruyu reddeder. Bu bakımdan bildirim sayısının üçe tamamlanmamış olduğu durumlarda başvuru sahibinin başvurusunu faydalı modele dönüştürme hakkının elinden alınacağı yönündeki görüş doğru değildir. Zira başvuru sahibinin ne zamana kadar başvurusunu faydalı modele dönüştürebileceğini bilmesi ve böyle bir düşüncesi varsa bunu süresi içinde talep etmesi kendi sorumluluğundadır.

Başvuru sahibinin faydalı modele dönüştürme talebi yapmadan önce buluş konusunun faydalı model ile korunabilir olduğuna dikkat etmesinde fayda vardır. Ayrıca bkz: FAYDALI MODEL İLE KORUNABİLİR BULUŞ KONUSU

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

guneycaliskan@gmail.com

Mayıs 2022


DİPNOTLAR

[1] 6769 SMK m.98(1); Yönetmelik m.102(1).

[2] Yönetmelik m.103(2).

[3] 6769 SMK m.98(5).

[4] 6769 SMK m.98(6).

[5] 6769 SMK m.98(3).

[6] Bu maddenin EPC’deki karşılığı m.94(3)’tür: If the examination reveals that the application or the invention to which it relates does not meet the requirements of this Convention, the Examining Division shall invite the applicant, as often as necessary, to file his observations and, subject to Article 123, paragraph 1, to amend the application.

[7] EPO BoA, T 246/08: The exercise of a discretionary power has to strike a balance between, in particular, the applicant’s interest in obtaining adequate protection for his invention and the EPO’s interest in bringing the examination to a close in an effective and speedy way. Moreover, the exercise of a discretionary power has to be reasoned, otherwise it would be arbitrary.

[8] TÜRKPATENT Hizmet Standartları Tablosu, https://webim.turkpatent.gov.tr/file/a63439c2-95da-4b99-9bd6-1825ec4c79fb?download

[9] EPO BoA, T 855/90.

[10] EPO BoA, T 89/93.

[11] T 2351/16, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t162351eu1.html

[12] EPO Case Law of the Boards of Appeal, IV. B. 2.5. Refusal after a single communication, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_iv_b_2_5_1.htm

[13] Örnek olarak bkz: EPO BoA, T 0201/98; T 1076/09

[14] EPO BoA, T 161/82.

[15] 6769 SMK m.98(4).

[16] 6769 SMK m.107(1); Yönetmelik m.114.

[17] EPO Case Law of the Boards of Appeal, IV. C. 5.1.5 Filing of new dependent or independent claims, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_iv_c_5_1_5.htm,

Ayrıca bkz. EPO BoA, G 1/84

[18] Yönetmelik m.108(5).

[19] EPO BoA, T 1326/11, Reasons for the Decision 9

[20] Türk Patent Hukuku, Uğur ÇOLAK, Nisan 2022, s.487-488.

[21] EPO Gulidelines for Examination, Part H: Amendments and corrections, 2.4 At an advanced stage of the proceedings, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/h_ii_2_4.htm

[22] G 7/93, points 2.2 and 2.3; T 1064/04, Reasons for the Decision 4(b).

[23] G 7/93, point 2.3; T 1064/04, Reasons for the Decision 4(c).

[24] SMK m.103(1), Yönetmelik m.103(2).

[25] EPC m.113.

[26] Hukuki Dinlenilme Hakkı, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ, Seyfullah Edis’e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İzmir 2000, s.754.


SON HATIRLATMA: IPR GEZGİNİ BULUŞMASI – 27 MAYIS CUMA AKŞAMI ANKARA’DA BULUŞUYORUZ!



IPR Gezgini buluşmasına sadece üç gün kaldı, bugün son duyurumuzu yapıyor ve katılacaklardan isimlerini bildirmelerini bekliyoruz.

Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!

Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.


Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.

Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.

Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).

Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.

Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.

Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.

Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.

Dönüşlerinizi bekliyoruz, sizleri görmekten mutlu olacağız ve katılmak isteyenlerle e-postayla bağlantıda olacağız.

IPR Gezgini

Mayıs 2022

iprgezgini@gmail.com

MARKAYI KULLANMA ZORUNLULUĞUNA İLİŞKİN İSTİSNAİ BİR YARGI KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Battle of wills is costly and rarely delivers | Stuff.co.nz

Markayı kullanma zorunluluğuna[1] ilişkin 24.06.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (556 sayılı KHK) döneminde başlayan, Anayasa Mahkemesinin 556 sayılı KHK m.14 hükmünün iptaline ilişkin 14.12.2016 tarihli, E.2016/148, K.2016/189 sayılı kararının 06.01.2017 tarihli ve 29940 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ve hemen dört gün sonra da 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) yürürlüğe girmesiyle zirveye ulaşılan tartışmalar; Yargıtay’ın, SMK’nin markayı kullanma zorunluluğuna ilişkin hükümlerinin, SMK’nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uygulanabileceğine ilişkin, ilki 2019 yılında verilen[2] ve yerleşik hâle gelen kararlarıyla gündemdeki yerini kaybetmişti. Ancak önem dereceleri farklı olmakla birlikte, markayı kullanma zorunluluğuna ilişkin olarak, doktrindeki görüşlerde veya yargı kararlarında yer alan yeni ve ilginç yaklaşımlarla da karşılaşılmaktadır. Okumakta olduğunuz yazı da markayı kullanma zorunluluğuna ilişkin yeni bir yaklaşımı içeren, kanun yoluna başvurulmaması üzerine kesinleşen, fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi tarafından verilen bir kararla karşılaşılması üzerine kaleme alınmıştır.

Karara konu uyuşmazlık, Türk Patent ve Marka Kurumu Resmî Marka Sicili’nde tescilli ve eşit oranda iki hak sahibi bulunan bir markanın hak sahiplerinden birinin, markaya ilişkin hakkını devretmesi sonrasında, markayı devralan ve kullanan yeni hak sahibinin, markanın diğer hak sahibine karşı ileri sürdüğü, markanın kullanılmaması nedeniyle ve davalının sahip olduğu payla sınırlı olmak üzere markanın iptali talebine ilişkindir. Yapılan yargılama sonucunda mahkeme, davanın kabulü ile “markanın kullanmama nedeniyle davalı şirket yönünden %50’sinin iptali ile sicilden terkinine” karar vermiştir. Kararın ilgili bölümü aşağıda yer almaktadır. Anılan karar; birden fazla hak sahibi olan markalarda, her marka sahibi için ayrı ayrı markayı kullanma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı ile bir markanın, hak sahiplerinden biri bakımından belli bir oranda iptalinin mümkün olup olmadığı bağlamında incelenecektir.


Markanın birden fazla hak sahibinin bulunduğu ve markanın hak sahiplerinden en az biri tarafından kullanıldığı durumlarda, markayı kullanmayan hak sahipleri bakımından markanın kullanmama nedeniyle iptal edilip edilemeyeceğine ilişkin değerlendirme; davanın, markanın hak sahiplerinden biri tarafından mı yoksa üçüncü bir kişi tarafından mı açıldığına göre farklılık göstermektedir.[3]

Markayı kullanma zorunluluğunun hak sahiplerinden biri veya birkaçı yahut tamamı tarafından yerine getirilmesi, üçüncü kişiler karşı markanın kullanılma zorunluluğu bakımından bir fark yaratmayacaktır. Zira söz konusu marka, ticaret hayatı içinde kullanılmaktadır ve bu yönüyle üçüncü kişiler bakımından markayı kullanma zorunluluğu yerine getirilmektedir. Bu nedenle birden fazla hak sahibinin bulunduğu markalarda, kullanma zorunluluğu hak sahiplerinden en az biri tarafından yerine getirilmişse üçüncü kişilerin, markanın kullanılmaması nedeniyle iptal talebinde bulunamayacağı değerlendirilmektedir.

Markanın birden fazla hak sahibinin bulunduğu durumda, hak sahiplerinin tasarruf yetkisi, markanın tek sahibi bulunduğu duruma göre daha sınırlıdır. Bu nedenle hak sahiplerinden birinin, belirtilen niteliğini kaybetmesinde, diğer hak sahiplerinin hukuki yararı bulunmaktadır. Kullanmama nedeniyle iptal talebi bakımından hak sahiplerinin birbirine karşı dava açamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir hüküm de bulunmadığından, birden fazla hak sahibinin bulunduğu markalar bakımından, markayı kullanma zorunluluğunu yerine getiren hak sahiplerinin, bu zorunluluğu yerine getirmeyen hak sahiplerine karşı kullanmama nedeniyle iptal davası açabileceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda yazının kaleme alınmasını sağlayan karar, taraf sıfatlarının (husumet) değerlendirilmesi bakımından hukuka uygundur.

Yazının kaleme alınmasını sağlayan kararın, yukarıda incelenen konuya nazaran daha dikkat çekici kısmı ise hüküm bölümüdür. Zira kararın birazdan inceleyeceğimiz söz konusu bölümünde, markanın belli oranda iptal edilmesine yönelik bir ifadeler yer almaktadır. Kararın hüküm kısmı gerekçe kısmıyla birlikte değerlendirildiğinde “markanın davalı yönünden %50’sinin iptali” ile neyin kastedildiği anlaşılmakta, markayı kullanma zorunluluğunu yerine getirmeyen hak sahibi tarafından markanın iptaline karar verildiği, diğer hak sahibi davacının ise davanın tek sahibi hâline geldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak karar, birden çok anlama gelebilecek, belli bir oran içeren iptal hükmü nedeniyle belirsiz niteliktedir ve kanaatimizce kararın bu hâliyle uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira “markanın %50’sinin iptali” ifadesi; (biraz abartılı olmakla birlikte) marka görselinde yer alan unsurların yarısının görselden çıkarılması, markanın kapsamında yer alan malların ve/veya hizmetlerin yarısının kapsamdan çıkarılması, markanın hak sahiplerinden yarısının bu niteliğini kaybetmesi gibi, bir kısmı bakımından uygulanma kabiliyeti bulunmayan farklı sonuçlar doğuracak niteliktedir. Kanaatimizce kararın belirsizlik içeren ve marka hukukuna yabancı olan söz konusu kısmı hukuka aykırıdır. Anılan kararın hüküm kısmının “… sayılı markanın davalı bakımından kullanmama nedeniyle iptaline …” şeklinde kaleme alınması bile yeterli iken %50 gibi bir oranla iptal kararı verilmesi belirsizliğe yol açmaktadır. Anılan kararın bir uzmanlık mahkemesi olan fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesince verilmiş olması ise durumu daha dikkat çekici bir hâle getirmektedir. Belirtilen nedenlerle kanun yoluna başvurulmaması üzerine kesinleşen kararın hukuka aykırı olan ve icra kabiliyeti bulunmayan hüküm kısmının, taraflardan birinin, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.305/1 hükmünde düzenlenen “hükmün tavzihi” yoluna başvurmasının ve belirsizliğin bu yolla giderilmesinin yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mayıs 2022


[1] Markayı kullanmanın, bir yükümlülük ya da külfet olarak nitelendirilemeyeceğine ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Osman Umut Karaca, Markayı Kullanma Zorunluluğu ve Kullanmamanın Hukuki Sonuçları, 2. Baskı, Lykeion Yayınları, Ankara 2018, s.31.

[2] Yarg. 11. HD., 14.6.2019 tarihli ve E.2019/1765, K.2019/4421 sayılı karar.

[3] Karaca; age. s.63.

SÖYLEŞİYORUZ # XI- Dr. Öğr. Üyesi EDA GİRAY BİZLERLE!


Şubat 2021’den beri gerçekleştirdiğimiz SÖYLEŞİYORUZ serisi bir yılını doldurdu. Bu bir küsur yıl içerisinde camiamıza emek ve ciddi katkı sunmuş, ülkemizde Fikri Mülkiyet Haklarının gelişmesi konusunda çalışmış ve alana emek vermiş konuklarla okurlarımızı birleştirmeye çalıştık. SÖYLEŞİYORUZ’un 2022 yılı Mayıs ayı konuğu Dr. Öğr. Üyesi Eda GİRAY. 

Eda Hanım’a bizimle söyleşmeyi kabul ettiği için teşekkür ediyoruz. Bu söyleşiyi yazarlarımızdan Özlem FÜTMAN gerçekleştirdi.


Ö.F. – Eda Hanım hoş geldiniz. Her zamanki gibi önce sizi okurlarımıza daha yakından tanıtmayı amaçlayan bir soruyla başlamak istiyorum, çünkü SÖYLEŞİYORUZ serisinin amacı konuklarımızı sadece mesleki olarak değil aynı zamanda kişisel olarak da daha yakından tanıtmak. Eda Giray kimdir, nasıl bir yaşantı bugünkü Eda Giray’ı oluşturmuştur? Mesela nerede doğdunuz, nasıl bir eğitim hayatınız oldu? Bana en sevdiğiniz üç kitabı (iş dışı lütfen!) ve üç filmi sayın desem hangilerini söylersiniz ve neden onları seçersiniz?   

E.G –   Sizlerle birlikte olmaktan çok mutlu olduğumu söyleyerek başlamak isterim. Herhalde en zor soru ile başlıyorsunuz. Nerede doğduğum ve eğitimime cevap vermek kolay ama nasıl bir yaşantı sürdürdüğüme ve bugünkü Eda’nın nasıl oluştuğuna kısaca cevap vermek gerçekten zor.

İstanbul doğumluyum. Aslında büyükbabalar ve büyükannelerin hiçbiri bu topraklarda doğmamış, sadece annem ve babam. Bu nedenle büyükbaba ve büyükannelerden hikayelerini dinleyerek büyüdüm. Hep doğdukları topraklara ve yaşadıkları için de Atatürk’e duydukları özlem vardı gözlerinde. Büyükbabam yeni yetişirken Atatürk ile tanışma şerefine erişmiş, bizlere hep anılarını anlatırdı. Oğlumun adının “Ata” olmasının bir sebebi de Atatürk’e, diğeri de köklerime olan bağlılığımdır.

Babamın Cumhuriyet Savcısı olması nedeniyle de, Türkiye’nin birçok yerinde bulundum. Tabii bu durum eğitim hayatımın da oradan oraya aktarılmasına neden oldu. Tam bir yere alışmışsınız, hadi tayinimiz çıktı gidiyorsunuz. Görev gereği gezdiğimiz yerler, bana ve erkek kardeşime çok şey kazandırdı ama çocukken arkadaşlarınızdan ayrıldığınız için mırın kırın ediyorsunuz; şimdi ise dönüp baktığımda iyi ki diyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmam ve babamın da tayininin İstanbul’a çıkması ile kendi adıma memleketime dönüş sağlamış oldum.

Hukuk Fakültesi benim için bilinçli bir tercihti. Başka bir ihtimal yoktu zaten. Babamdan dolayı hep adliyelerde büyüdüm. En sevdiğim çocukluk oyunum daktiloda yazı yazmaktı. İlkokuldayken bile sadece özendiğim için alakasız alakasız bir sürü kitabı önüme açardım, ben ödevimi yaparken onlar açık kalırdı; sanki okuyorum, sanki anlıyorum. Çok idealist bir anne- babanın kızıyım, “hukuk insandan bağımsız olamaz” derlerdi hep, “hukuk yaşar, hukuk gelişir”, “hukuk meşrutiyetini halktan alır”, “hukuka yön vermek gerekir”… belki de bu sözlerle büyüdüğüm için hukuk fakültesi ve akademisyenlikten başka bir hedef koymadım kendime. Çocukken bile akademisyen olmak isterdim. Küçükken büyüyünce ne olmak istediğim sorulduğunda “hukukçu öğretmen olacağım ama büyüklere ders anlatacağım” derdim. Benim için ne hukuk fakültesi ne de akademisyenlik sonradan oluşan veya hayatın sürüklediği yerler olmadı. Benim için hedef buydu.

Hukuk Fakültesi sonrası yüksek lisans ve doktorayı da Marmara Üniversitesi’nde bitirdim. Şanslıydım diyeceğim çünkü hep beni destekleyen hocalarım çıktı karşıma. Yüksek Lisans aşamasındayken, tez babam Prof. Dr. Merih Kemal Omağ’ın desteğiyle  İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalına asistan olarak girdim. Sonrasında ise yuvama Marmara Üniversitesi’ne geçtim.

En sevdiğim üç kitap ve üç filmi soruyorsunuz.  Sadece üç mü demek istiyorum? 45 yaşındayım ve hayatıma anlam katan çok sayıda eser var. Ama yine de ilk olarak Henry David Thoreau  tarafından 1800’lerde yazılmış ve her daim güncel, tekrar tekrar okuduğum muhteşem bir eser olan Sivil İtaatsizlik’i saymak isterim. “En iyi yönetim en az yönetendir” aforizması ile kimlere kimlere ilham olmamıştır ki Thoreau.

Sonra yine 1800’lerin eseri olan Suç ve Ceza (Fyodor Dostoyevski) var. Eserde kahramanımız eski bir hukuk öğrencisidir ve hedefi ile ahlaki değerleri arasında gelgitler yaşar. Hedefiniz ne kadar meşru olursa olsun, ona ulaşmak için her yol mubah mıdır? İnsan hedefi için doğrularından ne kadar vazgeçmelidir? Çok tanıdık değil mi, gerçekten muhteşem bir eserdir.

Gorki’nin Ana’sını da saymalıyım. O da 1900’lerin başında yazılmış. Gorki o kadar güzel anlatır ki; kadının, önce anneliğin verdiği sevgi ile sonra da yürekten inanarak oğlunun toplum düşünceleri ile cesaret buluşunu.

Sanırım ben kitaplarda zamansızlığı seviyorum. Her okuduğumda yine yeniden farklı bir duygu verebilmesini seviyorum.

Ama bu kitap seçimlerinden sonra film seçimlerim sizi şaşırtabilir.  “Yıldız Savaşları” serisi enlerim arasındadır, arkasında büyük bir felsefe yatar aslında. Gerçi bu da tartışmalı, belki filmin hayranı olan biz bir grup, filmi daha da vazgeçilmez kılmaya çalışıyoruz. Bilemiyorum. Sonra “Harry Potter” serisini ve “Matrix” serisini sayabilirim. Bu filmlerin beni gerçeklikten uzaklaştırmasına, senaryolardaki yaratıcılığa hayranlık duyuyorum.

Ö.F.- Özel Hukuk alanında yapmış olduğunuz yüksek lisansta bitirme teziniz “Anonim Şirketlerin Kendi Hisse Senedini İktisap Yasağı” konusunda. Peki daha sonra Fikri Mülkiyet neden ilginizi çekti ve bu alana yönelme fikri zihninizde ilk ne zaman oluştu? 

E.G.- Hukuk Fakültesine Ticaret Hukuku asistanı olarak girdim ve şirketler hukuku alanında çalışmak  istedim. İstanbul Ticaret Üniversitesi yeni kurulmuştu ve bildiğiniz üzere Ticaret Hukuku 3. sınıf dersidir. Bu bir asistan için talihsizlik gibi görünse de, benim sahip olduğum bilgime temel teşkil eden harika bir fırsata dönüştü.  İlk iki sene ve sonrasında 3. sınıfta Ticaret Hukuku yanında Medeni Hukuk Anabilim Dalı derslerini asiste etmem gerekti. Prof. Dr. Cevdet Yavuz ve Prof. Dr. Saba Özmen’in asistanı olarak çalıştım. Sayelerinde aslında bir ticaret hukukçusu için vazgeçilmez olan Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuk bilgisine kavuştum. Asistan olduğum Hukuk Fakültesinde bu gelişmeler olurken, danışmanın Prof. Dr. Merih Kemal Omağ ile birlikte yüksek lisans tezimi şirketler hukuku alanında yazmaya karar verdik. Öğrencilik yıllarımda Prof. Dr. Osman Gürzumar hocanın harika anlatımıyla fikri mülkiyet hukuk dersi almış olsam da, o tarihte fikri mülkiyet hukukunda tez yazmak aklıma gelmemişti, ta ki Dr. Öğr. Üyesi Tamer Pekdinçer Hocamın asistanlığını yapmaya başlayıncaya kadar. Fikri Mülkiyet Hukukunun duayenlerinden olan Tamer Hocam, doktorada fikri mülkiyet alanına yönlenmemi tavsiye etti ve her şey böyle başladı. Bu kadar gelişmeye açık, bu kadar beynelmilel, ülke sınırları içinde kalmayan bir alan olamaz diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bu arada her ne kadar tezim sınai haklar alanında olsa da, aslında benim aşkım fikri haklardır.

Ayrıca ticaret hukukçusuysanız, fikri mülkiyet hukuku da bu alanın altında konumlanmış durumda ve neye elinizi atsanız bir ucu ticaret hukukuna değiyor. Bu durum alanı daha da sevmemi sağladı. Hatta medeni ve borçlar alanındaki hukuk bilgimi de kullanmak arzusu ile, bütün bu bilgileri yorumlayabileceğim bir tez konusu seçtim. “Markanın Devri ve Devir Hükmü Doğuran Hukuki İşlemler”; bu konu ile markanın şirketlere sermaye olarak getirilmesinden tutun da, markanın miras yoluyla devri dahil bir çok ihtimali değerlendirme imkanı buldum.

Yurtdışı sempozyumları ise alanda Türkiye’de nerede olduğumuzu ve neler yapabileceğimi anlamamı sağladı. Ülke uygulamalarının bizim yaptığımız gibi henüz hazır değilken tercüme düzenlemelerle değil, ülke şartlarına uygun düzenlemeler ile şekil aldığını gördüm. Mesela Hindistan’da ilaç patentlerine ilişkin bir sempozyumda, patente ilişkin bazı düzenlemeleri bizdeki gibi 1995 yılında değil de sonradan kendilerine uygun şekilde yürürlüğe koymalarının Hindistan ekonomisine faydalarını gözlemledim. Gördüm ki bu alan toplum hayatından uzak değil ve zamanında yapılan doğru gelişmelere ihtiyaç duyuyor. Çok çalıştım ve çok okudum, alanda çalıştıkça sevgim ve bağım arttı.

Ö.F.- Akademik çalışmalar yanında İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu’na da aktif biçimde katkı sunduğunuzu biliyorum. Baroların Fikri ve Sınai Haklar Komisyonlarının mesleki eko-sistemimiz içindeki fonksiyonu hakkında ne düşünüyorsunuz ve şu ankinden daha farklı neler yapılabilir Barolar eliyle sizce?  

E.G. İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu’nu inanılmaz önemsiyorum. Daha önce farklı dönemlerde de katkı sağlamaya çalışmıştım, bu dönemde de fırsat bulduğum için çok mutluyum. Neden orada olduğumdan başlamak istiyorum. Bir akademisyen olarak genç meslektaş adaylarının yetişmesine katkı sağlamaya çalışıyorum, uygulamanın da içinde olan biri olarak aktardığım bilgilerin sadece teori ile sınırlı kalmamasına ve uygulanabilir olmasına da önem veriyorum. Bunun yanında uygulanabilir nitelikte olan dünyadaki gelişmeleri aktarma fırsatlarını da kaçırmıyorum.  Ama yine de yargı kararları gösteriyor ki, genellikle meslektaşlarımız ezberlerle hareket ediyor. Sizlerin de bildiği üzere Fikri Mülkiyet Hukuku ezberler ile sürdürülebilecek bir alan değildir. Bu alanda karşılıklılık ilkesi dikkate alınmadan kanun maddelerini lafzi olarak yorumlayarak kararlar verilmesi, dünyada güçsüz duruma düşmenize neden olur. Diğer bir deyişle bu alan sadece uyuşmazlığın taraflarını değil, tüm toplumunun hem sosyolojik algısını hem de ekonomik hayatını etkiler. Komisyondaki şahsi amacım; meslektaşlarımıza kanun maddelerinin, diğer ülke uygulamalarını dikkate alarak doğru yorumlanmasında yardımcı olmaktır. Kanunda yer almasına rağmen meslektaşlar tarafından tercih edilmeyen maddeleri uygulamaya sokmak, hukuk kitaplarında yer alan öğretilerin hayal ürünü olmadığını anlatmak istiyorum.

Meslektaşlarımıza ulaşarak, sadece mesleki ekosistemi değiştirmiyorsunuz; meslektaşlarımız eliyle kişilerin ticaret hayatında doğru adımlar atmasını ve  emeklerini ve sermayelerini doğru fikri mülkiyet hakkına yatırmasını sağlamış oluyorsunuz. Sonuç olarak da doğru mesleki uygulamalarla, emek ve sermayenin korunması ile kişilerde adalet duygusunun zedelenmesini önlüyorsunuz ve hukuka duyulan güvenin artmasına katkı sağlıyorsunuz.  Her şey buradan mı başlıyor diyeceksiniz tabii. Ancak emin olun her şey hukuk düzeninin aktörlerinin gelişmesi ile başlıyor. Meslektaşların, Anayasal güvenceye sahip ve yasal baskı kurabilme gücü olan Barolar eliyle mesleki eğitimlerine daha fazla mesai harcanması, meslektaşlarımızın uzmanlaşmasına imkan sağlanması gerektiğini düşünüyorum.  Ancak şüphesiz bir yandan ekonomik koşullar ile mücadele edip, bir yandan da uzmanlaşmaya yoğunlaşmak mümkün değil. Burada yine Barolara döneceğim, gücünün temeli olan avukatlara ekonomik güvence sağlaması gerekiyor. Mesleğinin ilk yılında avukat ruhsatı için 3500 TL kredi alıp ve önündeki uzun yıllar boyunca borcunu ödemenin yollarını arayan yeni bir avukattan ne kadar beklentiniz olabilir ki? Baroların yeni meslektaşları, yeni uzmanlık alanlarına yönlendirmesi gerektiği ve daha fazla katkı sağlaması gerektiği kanaatindeyim.  

Ö.F.- Türkiye önce, 1995’ten başlayarak, bir KHK’ler dönemi geçirdi ve akabinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun kabul edilmesi Fikri Mülkiyette önemli dönüm noktalarından biri oldu. Sizce Türkiye tüm bu süreçler boyunca iyi yol aldı mı? Size göre sistemdeki eksiklikler nelerdir, nerelerde hala iyileştirmeye ihtiyaç var, nereler iyi çalışıyor?

E.G.- KHK dönemine ilişkin eleştirebilecek çok sayıda başlık var aslında, ama sonunda Fikri Mülkiyetin bir kısmının Sınai Mülkiyet Kanunu ile kanunilik zeminine oturmuş olmasından mutluyum. Fikri Mülkiyet Hukukunun gelişmesinde önemli bir dönüm noktası olduğu kanaatindeyim, ancak sadece AB müktesebatı dikkate alınarak, “zaten AB düzenlemesinde varsa doğrudur” şeklindeki ön kabul ile tercüme maddeler şimdilik biz akademisyenleri ve emin olun ileride de yargı kararlarını çok yaralayacak nitelikte. Zira kanun koyucunun gelişmelerin gerisinde kalmamak amacıyla tercüme ettiği AB düzenlemeleriyle ilgili unutulan veya yanlış bilinen bir husus var. AB tarafından kabul edilen çoğu düzenlemenin, üye ülkelerin iç hukuklarında uyumunun sağlanması için üyelere süreler veriliyor ve üye ülkeler bu düzenlemeleri kendi ülke içtihatları ve şartlarına uygun olarak alıyor. Diğer bir deyişle büyük ve etkili ülkeler bile doğrudan bir kabul ile iç hukuklarına geçirmiyor. Dolayısıyla aslında birçok AB düzenlemesi bir çerçeve metin halinde kabul ediliyor, üye ülkelerin düzenlemelerine  göre de zaman zaman revize ediliyor. Sınai Mülkiyet Kanununun bazı maddeleri ise üzerinde düşünülmeden, AB müktesebatında neden yer aldığına ilişkin önceki ve sonraki tartışmalar dikkate alınmadan, örneğin Almanya veya Fransa bu maddeyi kendi iç hukukunda nasıl düzenledi ve nasıl uyguluyor diye düşünmeden alınmış durumda. Bazı maddeler arasında da bağlantılar kopuk, madde havada kalıyor. Bu nedenle SMK’nın bazı hükümlerinin bizi dünyaya yakınlaştırmaktan çok uzaklaştıracağı endişesini taşıyorum. Zaten bir kanun yürürlüğe girdikten sonra uygulama aşamasında, amaçsal yorumu yapmayan, sadece lafzi yorumla hareket etmeye meyilli bir toplumuz, işte bu yüzden de yukarıda ifade ettiğim gibi Barodaki Komisyonu çok önemsiyorum.

Daha yapılacak çok iş olduğunu her an hissediyorum. Şüphesiz bu bir süreç ama kendi haline bırakılabilecek bir süreç değil, zira hatalı uygulama ve kararlar doğrudan gelişmeyi baltalıyor. Bu nedenle meslektaşlarımızın SMK maddelerini yorumlarken büyük bir sorumluluğu bulunuyor.  

Ö.F.- Kişisel gözlemime göre, maalesef, toplumumuzda uzlaşma kültürü hemen hemen yok oldu gibi. Bireylerde “evet ben burada hata yaptım, kusura bakma” deme iç görüsü ve olgunluğu kalmadığı gibi, haksızlık oluşturduğu ayan beyan ortada olan durumlarda bile güç birliği oluşturup birbirini olumlayarak dediğini yaptırmış olmak bir meziyet gibi sunuluyor-değerlendiriliyor. Bir çeşit “ben yaptım, oldu” dönemi sanki bu, oysa “yapılmış” olması bir şeyin “olduğu” anlamına gelmez. Sizin Fikri Mülkiyet Hukukunda Arabuluculuk konusuna önem verdiğinizi, bu konuda çalışmalar yürüttüğünüzü biliyorum. Toplumun algısı ve genel davranış yönelimi yukarıda belirttiğim gibiyken, Fikri Mülkiyet uyuşmazlıklarında arabuluculuk yoluyla gerçekten bir neticeye varılabiliyor mu? Arabuluculuk konusundaki deneyimlerinizi ve fikirlerinizi bizimle paylaşır mısınız rica etsem. Özellikle konu aile şirketleri olunca uyuşmazlıklar daha da çetrefilli hale geliyor çünkü işin içine, ne yaparsanız yapın, duygusal faktörler de giriyor; geçmiş yıllarda gazetelere çıkmış aile şirketlerinde marka paylaşımının trajik neticeler doğurduğu örnekler hatırlıyorum. Hem genel olarak hem de aile şirketleri özelinde uyuşmazlık çözüm yolu  konusunda neler söylersiniz bize?    

E.G.- Uzlaşı kültürüne ilgim Prof. Dr. Şükran Şıpka ile başladı. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Sene de 2007-2008. Hocamız bizleri topladı ve bir çalışma başlattı. Konu Türkiye kamuoyu için o kadar yeniydi ki, tüm asistanların ilgisini çekti. Sonra 2010 yılında bir Avrupa Birliği projesi başlatıldı ve burs ile İngiltere’ye arabuluculuk uygulamalarında kısa bir eğitim almak için gitme fırsatı yakaladık. Türkiye o yıllarda “Arabuluculuk Nedir?” diye tartışmak yerine “Kimler Arabulucu Olmalıdır?” sorusuna odaklanmıştı. Sonunda 2013 yılında Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu yürürlüğe girdi ve ardından eğitimler başladı. İlk eğitimciler konuyu öncesinde çalışmış olanlar arasında seçildi ve bu şekilde ilk sürecin başından itibaren dahil olma fırsatı buldum. İlk senelerde derslerin çoğu, katılımcılara uzlaşı kültürünü tanıtmak ve ikna etmeye çalışmakla geçiyordu. Sanırım yargı sisteminin uzunluğu ve geç gelen adalet, o dönemde kısmi bir motivasyon sağladı. Genellikle de İngiltere’deki anımı paylaşarak başlıyordum derslere; Bir hâkim ile görüşmek üzere mahkeme salonuna gitmiştik, duruşma devam ediyordu. Alışkın olmadığımız bir manzaraydı. Herkesin kendisini ifade edebildiği, ifade etmek için yeterli süresinin olduğu bir dava izledik ve akabinde hâkim bizi kabul etti. Bizi geç kabul ettiği için özürlerini iletti ve “bugün çok yoğun bir gündü, 4 duruşmam vardı” dedi. Bu olayı hala aramızda konuşuruz. Arabuluculuk olmasa İngiliz yargı sistemi çöker demişti.

Türkiye arabuluculuk uygulamalarında yerini bulamadı henüz. Bir anda olamaz, birkaç yılda da olmaz. İddiaların aksine toplumun köklerinde uzlaşı kültürünün olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine bence biz her şeyi şahsileştiriyoruz ve en basit olaylarda bile intikam duygusu ile hareket ediyoruz. Uzlaşma imkanı bulunan uyuşmazlıklar açısından, mahkemeler karşı tarafı akıllandırmak, intikam duygusu ile süründürmek için başvurulan bir yer adeta. Bence insanlar uzlaşabilecek durumdayken, kendi duygularını tatmin etmek için mahkemelere başvurarak adaleti yavaşlatıyorlar. Kanun koyucu dava şartı arabuluculukları getirerek yaptırımlar ile arabuluculuğu yerleştirmeye çalışıyor, ancak kanaatimce bu bir çözüm değil. Ben dava şartı arabuluculuğu hiçbir zaman destekleyemedim. Evet artık arabuluculuk nedir diye sorduğunuzda bir cevap alıyorsunuz ama cevap; davadan önce bir basamak, bir ayak bağı şeklinde oluyor. Dava şartları nedeniyle, gereksiz tartışmalarla arabuluculuk rayından çıkıyor.  Önemli olan ihtiyari arabuluculuğu yerleştirmektir. Ne zaman yerleşir derseniz; en az 20-30 yıl. İşte bu zamana bırakılması gereken bir süreç; algının tamamen değişmesi gerekiyor, zaman gerekiyor, meslektaşların ekonomik olarak uyuşmazlıkların 10 yıl sürmesinden değil, 3 günde ihtiyari arabuluculuk ile bitmesinden fayda sağlamaları gerekiyor. İlköğretimden başlayarak şiddetsiz iletişim ve müzakere derslerinin verilmesi gerekiyor. Diğer bir deyişle daha çok yol var.

Fikri Mülkiyet Hukuku alanında arabuluculuk ise daha farklı bir konu. Sanki bu alan arabuluculuğun tam ortasında oturuyor, öyle elverişli ki.  Alanda çalışanlar dışında pek kimse bilmez ama 1995 tarihli 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki KHK’nin 104 ve devamı maddeleri arabuluculuğu anlatır. Tabii bu maddede Türk Hukuk sisteminde yerini bulamamış maalesef. Öylesine âtıl hükümler olarak kalmış. Maddede arabuluculuk yapma hakkı eski adıyla Türk Patent Enstitüsüne verilmiş. Hiç yaptınız mı diye sorduğumda bir cevap alamamıştım.

Şimdiki durum nedir diye sorarsanız; mevzuatlarda daha doğru hükümler yer alıyor, mesela SMK’da açık hüküm var. Söylemeden geçemeyeceğim, hüküm Arabuluculuk Kanunu ile uyumlu değil maalesef. Ama bunların çözülebilir nitelikte eksiklikler olduğu kanaatindeyim. Fikri Mülkiyet Hukuku açısından en önemli konu uyuşmazlıkların uzlaşı ile sora erdirilmesi yönündeki inancın daha fazla olması. Diğer hukuk alanlarına kıyasen neden fikri mülkiyet alanında inancın daha yüksek olduğunu merak edebilirsiniz. Birkaç nedenini saymak isterim; öncelikle bu alanı Türkiye özelinde düşünemezsiniz, mesela özellikle WIPO bünyesinde uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuk oturmuş durumda. İkincisi Türkiye’deki tacir ithalat veya ihracatında devamlılık istiyorsa, uzlaşmak zorunda olduğunu biliyor ve neredeyse her tacirin hedefi yurtdışı ile ticari ilişkilerini arttırmak. Bu da Türkiye’deki taciri fikri mülkiyet alanında yurtdışında yerleşmiş olan uzlaşı kültürünü istese de istemese de kabul etmek zorunda bırakıyor. Ayrıca Fikri Mülkiyet Hukuku uyuşmazlıklarının çözümü noktasında tarafların tasarruf serbestîsi geniş, bu nedenle menfaatleri doğrultusunda farklı farklı, hâkim tarafından asla hükme geçirilemeyecek çözümler çıkabiliyor. Günün sonunda tarafların, hâkimin iradesi yerine, kendi iradelerine uygun bir çözüme ulaştıkları için çözüme bağlılıkları artıyor.   

Aile şirketlerini sormuşsunuz, evet hem ticaret hukuku hem de fikri mülkiyet hukuku açısından aile şirketlerindeki uyuşmazlıklar özel ilgi alanım. Belki uzlaşı kültürüne olan yakınlığım beni bu konulara yönlendirdi veya aile şirketlerindeki uyuşmazlıklar beni arabuluculuğa yönlendirdi, önce hangisi oldu bilemiyorum. Genelde uyuşmazlığın temelinde basit bir fikri mülkiyet uyuşmazlığı olsa da, aile üyelerinin birbirine bağlılıkları nedeniyle doğan uyuşmazlığın yol açtığı hayal kırıklığını daha da şiddetli hissediyorlar. Aslında benim gördüğüm; yıllardır süregelen zor  uyuşmazlıklar değil,  sadece yanlış bakış açısı ve çözümsüzlük hissi.

Ö.F.- Bizim ofisin bahçesinde sokak kedileri için bir kedi evi yaptık ve oraya düzenli olarak mama ve su koyuyoruz. İsteyen kediler gelip bizimle vakit geçiriyor. Geçenlerde sizinle röportaj yapacağımı duyunca kediler yanıma gelip dediler ki (!) “Oooo Eda Hanım mı, hem kendisine hem de onunla yaşayan bizim kardeşler Leo, Aşure ve Darvin’e selam söyleyin. Eda Hanım buralarda iyi bilinir”. İşin şakası bir yana, sizin gerçek bir kedisever olduğunuzu biliyoruz. IPR Gezgini yazar ve takipçileri arasında da ev hayvanı olanlar olduğu gibi, evinde hayvan beslemese bile gezegendeki bu dilsiz dostlarımıza büyük sempati duyanlar var. Bize biraz hayvan sevginizden, kedilerinizden ve varsa baktığınız diğer hayvanlardan bahseder misiniz? Sokaktan hayvan sahiplenmek konusunda bize neler söylersiniz?   

E.G.- Evsiz bir tavşan” ister misiniz? Diye başlasam söze. Gerçekten şu anda yer bulmaya çalıştığım bir tavşan var fakültedeki odamda.

Onlardan bahsederken yüreğim kabarıyor, arkamı dönemiyorum; bazen insanoğlunun ekosisteme ne faydası var diye düşündüğümde cevabım koca bir hiç oluyor. Belki de diyorum varlık nedenlerimden biri de elimden geldiğince insanoğlunun yarattığı yıkımın acılarını dindirmeye çalışmaktır. Birisi köpeğimizin ağzında geldi; bebekken diğerleri zarar vermesin diye fakülteye gelirdi benimle, bilirkişi dosyaları için gittiğimde adliyelerde de benimleydi hep;  biri karlı bir gecede karşıma çıktı (Darwin- zeka küpü); biri çöp tenekesinde acı miyavlamaları ile duyurdu bana kendini; birinin annesi kış günü sokak ortasında doğum yaptı, böyle böyle birikti evdeki çocuklar ve 5 oldular. Tabii seneler içinde kayıplarımız da oldu, mis kokulu Kekik kızımız gitti mesela. Ama yer hep doluyor, kapının önünde kadro bekleyenler var daha.

Sahiplendirmek konusunda hep çok şanslıydım. Bir şekilde hep güzel insanlara verebildim. Ama en nefret ettiğim cümle; “sen hayvanlarla ilgileniyorsun, bize bir Scottish, Chinchilla… bulsana” oluyor. Sokaklar yuva bekleyen, asıl yuvaları olan doğada yaşayamayan ve insanın merhametini bekleyen canlılarla doluyken para vererek cins hayvan peşinde koşmalarına dayanamıyorum. Sahiplenmek isteyenlerin etrafına bakması yeterli, işte mevsimi geldi, bir sürü yavru dolu sokaklar. Ama ne olur yaşam düzenleri uygun olanlar,  fedakarlık yapabilecekler alsın. Sahiplenmek isteyenlere tek cümle söyleyebilirim; ömürleri bizlerden çok kısa olan bu canlılara, son nefesini sizin kollarınızda verme güvencesi verebiliyorsanız sahiplenin. 

Ö.F.- Bunu sormasam olmaz; pandemi sizin için nasıl geçti? Neler değişti, dönüştü sizin için pandemiyle birlikte?   

E.G.- İlk gün önlemlerimi aldım ama ne kadar sürecek, bizleri ne kadar etkileyecek öngöremedim. Şanslı bir meslek grubunda olduğum için, online olarak da devam edebilmenin verdiği bir rahatlıkta oldu. Sizinle tamamen iç dünyamdaki düşüncelerimi paylaşacağım; hep koşuyorum, hep yetişmeye çalışıyorum ve hayat durunca kocaman bir nefes aldım ve dedim ki “şimdi herkes durdu!”.

Ama kısa süre sonra bunun bir yanılsama olduğunu anladım, hayat daha hızlı akmaya başladı. Online dersler, online sunumlar, bilgisayar başında geçirilen saatler saatler saatler… zaten zaman ayırıp görüşemediğiniz dostlarınızla, bu defa hiç görüşememek, sarılamamak… ancak yine de sağlıklı atlattık, birçok kişinin aksine bir kaybımız olmadı.

Ö.F.- IPR Gezgini okurları/takipçileri arasında mısınız bilemiyorum. Eğer Siteyi takip etme fırsatınız olmuşsa bu konuda neler düşünüyorsunuz ve sizce daha başka neler yapabiliriz, bize tavsiyeleriniz olur mu?    

E.G-Kesinlikle takipçilerinizdenim. Fikri mülkiyet alanında bir misyon üstlendiniz bence. Bilimsel ve özgür, gelişimi destekleyen paylaşımlarınıza bayılıyorum. Mesela sizin Harry Potter davalar serinizi de büyük bir zevkle okumuştum. Nedenini ilk soruya verdiğim yanıttan da anlamışsınızdır tabii. Böyle bir siteyi oluşturmak ve aynı çizgisinde devam etmesini sağlamak büyük bir emek istiyor farkındayım, böyle devam etmenizi dileyebilirim sadece. Ellerinize sağlık.


SÖYLEŞİYORUZ ilerleyen günlerde fikri mülkiyet camiamıza katkı veren diğer isimlerle devam edecek. Bizi takipte kalın!

IPR GEZGİNİ

Mayıs 2022

iprgezgini@gmail.com

HATIRLATMA: IPR GEZGİNİ BULUŞMASI – 27 MAYIS CUMA AKŞAMI ANKARA’DA BULUŞUYORUZ!



Geçen hafta ilk duyurumuzu yapmıştık, bugün de ilk hatırlatmamızı yapıyor ve katılacaklardan isimlerini bildirmelerini bekliyoruz.

Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!

Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.


Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.

Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.

Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).

Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.

Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.

Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.

Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.

Dönüşlerinizi bekliyoruz, sizleri görmekten mutlu olacağız ve katılmak isteyenlerle e-postayla bağlantıda olacağız.

IPR Gezgini

Mayıs 2022

iprgezgini@gmail.com

SÖYLEŞİYORUZ # XI – Dr. Öğr. Üyesi EDA GİRAY 20 Mayıs Cuma Günü Bizlerle!


IPR Gezgini’nin Türkiye’de fikri haklar alanına katkı vermiş önemli isimlerle söyleşileri devam ediyor.

SÖYLEŞİYORUZ’un Mayıs  ayı konuğu Dr. Öğretim Üyesi Eda GİRAY olacak. Eda Hanım ile sadece fikri mülkiyet konuşmadık, aynı zamanda kedilerden ve Harry Potter’dan bahis geçen güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.     

Eda GİRAY’ın IPR Gezgini adına Özlem FÜTMAN’ın yönelttiği soruları yanıtladığı söyleşi 20 Mayıs Cuma günü sizlerle buluşacak.

Eda Hanım’a verdiği içten yanıtlar için teşekkür ediyor ve tüm okurlarımızı bu keyifli söyleşiyi okumak için 20 Mayıs Cuma günü IPR Gezgini’ne davet ediyoruz.

IPR GEZGİNİ

Mayıs 2022

iprgezgini@gmail.com

COCA-COLA’NIN TİCARİ SIRLARINI ÇALMANIN CEZASI 14 YIL HAPİS OLDU!

Coca Cola Original Taste 24 x 330ml Cans Wholesale - Enerjik Grupo

Ticari sırlara ilişkin kapıyı bir kez araladığınızda, Coca-Cola’nın 136 yıldır özenle sakladığı gizli formülüne ilişkin spekülasyonlar ve reklamlardan yolunuz mutlaka geçer. Öyle ki, bugün Google’da “Trade Secrets of…” olarak arama yaptığınızda, Google mutlaka sizi “Trade Secrets of Coca- Cola” olarak tamamlayacaktır.

Gizli formüle ilişkin merak o kadar uzun yıllar devam etti ki, Coca-Cola, sadece formülünü değil, formüle olan merakı da ustaca lehine kullandı ve ürününü market rafları dışında müzede saklanabilecek bir esere dönüştürdü. Yakın zamanda,  Elon Musk’ın Twitter’daki paylaşımı üzerine tekrar Coca-Cola formülü gündeme gelmiş olsa da, bu yazıda Coca-Cola’nın yine ticari sırlarla adının anıldığı bir başka habere yer verilecektir. (Meraklısı için Elon Musk’ın söz konusu tweeti: https://twitter.com/elonmusk/status/1519480761749016577?cxt=HHwWgsC48fjso5YqAAAA )

Coca-Cola eski çalışanı, kimyager Xiaorong You kutu kolaların, iç kısımlarında kullanılan ve BPA[1] içermeyen (BPA free) kaplamanın formülüne ilişkin ticari sırrı, Çinli bir şirkete satmaktan Tennessee mahkemesi tarafından 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Suçlamalar arasında, çeşitli kuruluş ve şirketlere ait 8 farklı ticari sırrın açığa çıkarılması, ekonomik casusluk ve elektronik dolandırıcılık da yer aldı. A.B.D. Bölge Mahkemesi’ndeki iddianameye göre, Dow Chemical Co., PPG Industries Inc., Sherwin-Williams Co. ve Eastman Chemical Co. gibi şirketlere ait olan bu davadaki ticari sırların geliştirilmesi, yaklaşık 120 milyon dolara mal olmuştu.

Davada, ticari sırların açığa çıkarılması ve ekonomik zarar kadar, bilgilerin kime satıldığı da, Çin ve A.B.D. arasındaki ticari-siyasi çekişme göz önüne alındığında sarsıcı bir etki yarattı. Bilgiler, Çin hükümetinin araştırma ve inovasyon alanında başarılı uzman yetiştirmeye yönelik “Bin Yetenek Programı” (Thousand Talents Program) tarafından desteklenen Weihai Jinhong Group’a satıldı.  2008’de başlatılan Bin Yetenek Programı, daha önce de A.B.D. şirketlerinden ve araştırma kuruluşlarından çeşitli fikri mülkiyet haklarının kopyalanması ile anıldı. Trump döneminde, Adalet Bakanlığı Çin’in ekonomik casusluğunu araştırmak üzere “Çin Girişimi” (China Initiative) kurmuş, bu bağlamda birçok dava açılmış ve birçok Çinli akademisyen ve araştırmacının suçlanması ve bu durumun tepki toplamasıyla  “Çin Girişimi” kapatılmıştı. 

Bu bakımdan, dava yalnızca birkaç ticari şirketin ekonomik veya fikri mülkiyet açısından bir uzlaşmazlığı değil, 2 ülke arasında “örtülü” devam eden strateji ve ekonomi savaşı bakımından da önemlidir. A.B.D. şirketlerinin ticari sırlarını Çin’e satmak, A.B.D.’de ciddi bir ulusal bir güvenlik meselesidir ve 14 yıllık hapis cezası şüphesiz ki yalnızca bir ticari sırrın açıklanması için değil, ulusal güvenliği ihlale verilen bir cevaptır.

Davanın daha çok fikri mülkiyet alanı içinde sınırlı kalmak gerekirse; “ticari sır hırsızlığının” arkasında bıraktığı etki önemlidir. Özellikle, Coca-Cola gibi büyük şirketlerin, birinci sınıf teknolojiler geliştirmek için inovasyona yapmış olduğu maddi yatırımlar, kümülatif bilgi birikimi ve “formülleri” var eden fikir emekçileri de tabloya dahil edildiğinde çalınan şeyin bir formülden fazlası olduğu görülmektedir.

FBI’ın dava ile ilgili açıklamasıyla konuyu özetlemek gerekirse, “Bu eylem yalnızca şirkete karşı değil, Amerikalı işçilere karşı işlenmiş bir suçtur.”

Mehpare BOZKURT

Mayıs 2022

mehparegamzebozkurt@gmail.com


[1] BPA- Bisfenol A veya BPA, (CH₃)₂C(C₆H₄OH)₂ formülüne sahip sentetik organik bileşik. İçecek ve yiyecek kutularının iç kısmında, gıdaların metal yüzeyle temas etmesini önlemek için kullanılan kaplama. Kaplama, kabı korozyondan ve içeriğini kontaminasyondan korur


KAYNAKLAR

https://www.worldofcoca-cola.com/

https://www.dailymail.co.uk/news/article-2072067/Coca-Colas-secret-recipe-goes-display-museum.html

https://news.bloomberglaw.com/ip-law/coca-cola-chemist-gets-14-years-for-passing-can-secrets-to-china

https://www.upi.com/Top_News/US/2022/05/10/chemical-engineer-sentenced-China-trade-secrets/8261652158133/

https://www.asiafinancial.com/chinese-chemist-jailed-in-us-for-14-years-in-trade-secrets-case

FAYDALI MODEL İLE KORUNABİLİR BULUŞ KONUSU

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

GİRİŞ

Bu yazıda 6769 nolu Sınai Mülkiyet Kanununa (SMK) göre faydalı model ile korunabilir buluş konusu üzerinde durulacak olup, hangi tür başvuru konularına faydalı model verilemeyeceği değerlendirilmeye çalışılacaktır. Faydalı Modelde yenilik kriterinin değerlendirilmesi konulu yazıya ise buradan ulaşabilirsiniz.

Faydalı model koruması genellikle ikinci düzey patent koruması (Second Tier Patent Protection) olarak değerlendirilir. Bunda patentte mevcut olan buluş basamağı kriterinin bulunmaması ya da daha düşük seviyede tutulmuş bir buluş basamağı kriterinin rol oynadığı söylenebilir. Faydalı model korumasının temel amacı patentler ile korunamayan teknik gelişmelere koruma sağlanmasıdır. Bir diğer amaç ise sürecin daha sade olması bakımından patente oranla daha hızlı bir koruma elde edilmesidir. Özellikle kısa yaşam süresi olan buluşlar için hızlı bir koruma elde edilmesi önem arz ettiği için faydalı model koruması tercih edilebilmektedir. (Örneğin pandemi döneminde icat edilen bir yüz maskesi ile ilgili buluş yıllar süren bir patent sürecinden geçerken belge alınıncaya kadar pandemi sona erebilir)

Faydalı model sisteminin kriterlerinin patente göre daha düşük olması zaman zaman faydalı modelin az gelişmişlikle özdeşleştirilmesine neden olmaktadır. Ancak, günümüzde faydalı model sistemine sahip ülkeler göz önüne alındığında faydalı model sistemini uzun yıllar etkili bir biçimde kullanan Almanya ve Japonya’nın yanı sıra İtalya, İspanya, Güney Kore’nin de aralarında bulunduğu pek çok gelişmiş ülkenin bu korumayı benimsediği görülür. Son olarak 2020 sayılarına göre dünyadaki tüm faydalı model başvurularının %97,6’sını tek başına gerçekleştiren Çin’in aktif bir biçimde faydalı model korumasından yararlandığı anlaşılmaktadır.[1]

Türkiye yıllık faydalı model sayısı bakımından dünyada 8. sıradadır. Türkiye’de iller bazında faydalı model sayıları incelendiğinde faydalı model/patent oranının en yüksek olduğu illerin sırasıyla Konya, Trabzon, Denizli, Mersin, Muğla, Antalya, İzmir, Gaziantep, Bursa ve Adana olduğu görülmektedir.[2] Faydalı model başvuru sayılarının en çok olduğu iller ise sırasıyla İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Konya, Kocaeli, Kayseri, Antalya, Gaziantep ve Mersin’dir.[3]

Şekil 1’den de görüleceği üzere Avustralya haricinde hemen hemen her ülkede faydalı model koruması büyük oranda yerli başvuru sahipleri tarafından tercih edilmektedir. Türkiye’de 2018-2021 arası yapılan faydalı model başvurularının da %98’i ülkemiz başvuru sahipleri tarafından yapılmıştır.[4] Türkiye’de faydalı model korumasına en çok başvuran yabancı ülkeler ise sırasıyla Almanya, İtalya, Çin, A.B.D. ve İspanya’dır.

Korumanın kapsamı anlamında faydalı modelin patentten bir farkı yoktur. Bununla birlikte genellikle faydalı modelin koruma süresi patentten daha kısadır.

Şekil 1: 2020 yılında en çok faydalı model başvurusu yapılan ilk 10 patent ofisi[5]

Faydalı model mevzuatının ilk ortaya çıktığı dönemlere baktığımızda tasarım ve modellerin birlikte ele alındığını görmekteyiz. İngiliz Faydalı Tasarımlar Kanunu (Utility Designs Act of 1843) faydalı model ve tasarım karışımı bir kanundur. Gerçek anlamda ilk faydalı model kanunu 1891’de Almanya’da ortaya çıkmıştır. Japonya 1905’te, Çin 1984’te, Yunanistan 1987’de, Avusturya 1994’te, Türkiye ise 1995 yılında faydalı model sistemini kullanmaya başlamıştır. 1985–2000 yılları arasında 25’in üzerinde ülkede faydalı model koruması yürürlüğe girmiştir.[6] 2021 itibariyle 82 ülkede faydalı model sistemi bulunmaktadır.[7]

Ülkemizdeki uygulamaya geçmeden önce faydalı model sistemi olan bazı ülkelerdeki koruma kriterlerini inceleyelim.

Diğer Ülkelerde Faydalı Model ile Korunabilir Buluş Konusu

İlk defa Paris Sözleşmesinde bir sınai mülkiyet koruma türü olarak gösterilen faydalı model[8] ile ilgili üye ülkelere (rüçhan hakkının tanınması ve ulusal ve eşit muamele uygulaması dışında) bir sınırlama getirilmediği görülmektedir.[9] Buna bağlı olarak faydalı model ile korunabilir buluş konusunun kapsamı ülkeden ülkeye (hatta aynı ülkede zaman içinde) değişiklik göstermektedir.

Faydalı model ile korunabilir buluş konusunun kapsamına göre ülkeleri kabaca üçe ayırabiliriz[10]:

  1. Faydalı model ile korunabilir buluş konusunun patent ile aynı olduğu ülkeler
  2. Yalnızca üç boyutlu yapıya sahip nesnelerin faydalı model ile korunabildiği ülkeler
  3. Faydalı model ile korunabilir buluş konusunun patent ile aynı olmadığı, ancak üç boyutluluk kriterinin uygulanmadığı ülkeler

Birinci gruba giren ülkeler patente çok benzeyen faydalı model sistemine sahiptir. Bu ülkeler arasında Belçika, İrlanda, Hollanda ve Fransa sayılabilir. Aslına bakılırsa Fransa ve Belçika’daki sistemin tam anlamıyla bir faydalı model sistemi olduğu da söylenemez.  Zira faydalı modeller, patent başvuruları için hızlı rezervasyon sağlamak amacıyla kullanılan bir yönteme dönüşmüştür.  Ayrıca, Fransa’da patent başvurusu için süresi içinde inceleme talebinde bulunulmaması durumunda başvuru otomatik olarak faydalı model başvurusuna dönüştürülmektedir. Bu ülkelerde faydalı model için buluş basamağı kriteri patentteki gibidir.

İkinci gruba giren ülkeler faydalı model verilerek korunabilecek buluşların üç boyutlu yapıda (three-dimensional form, spatial form, Raumform) olma kriterini uygularlar. Bu ülkelerden bazıları arasında İtalya, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan[11], Portekiz, Japonya, Güney Kore ve Çin Halk Cumhuriyeti sayılabilir. Üç boyutluluk kriterinin faydalı model korumasında dünyada en yaygın kullanılan kriter olduğu söylenebilir. Güney Amerika, Asya Pasifik ve Doğu Avrupa ülkelerinde bu kriterin uygulandığı bilinmektedir.[12]

Bu kritere göre, faydalı model konusu buluş genellikle belirli bir biçime sahip bir nesnenin şekli, yapısı veya bunların kombinasyonuyla ilgilidir. Burada nesneden kastedilen genel anlamıyla her türlü araç, gereç, alet, aygıt, cihaz, makina, makine parçası, mekanizma, teçhizat, aparat ve sistemlerdir. Şekilden kastedilen nesnenin dışarıdan bakıldığında (değişken olmayan) belirli bir şekle sahip olmasıdır. Belirli bir şekle sahip olmayan, sıvı ya da gaz halde bulunan maddeler faydalı model kapsamına girmemektedir.[13] Yapı ile kastedilen ise o nesnenin her bir parçasının birbiriyle ne şekilde düzenlendiği, dizildiği ve ilişkilendirildiğidir. Burada ise moleküler yapı veya bir maddenin bileşeni, metalürjik yapısı ve kompozisyonlar bu kapsama girmemektedir.[14] Sonuç olarak üç boyutluluk kriterini tercih eden ülkeler kimyasal maddeleri ve prosesleri faydalı model kapsamına almazlar.[15] Bu ülkelerde faydalı model için buluş basamağı kriteri patenttekinden ya daha düşüktür ya da hiç yoktur.

Üçüncü gruba giren ülkeler yukarıdaki iki uç arasında bir yolu seçmişlerdir. Faydalı model ile korunabilir buluş konusunun kapsamı patent ile aynı olmamasına rağmen üç boyutluluk kriterini uygulamazlar. Almanya, Danimarka ve Avusturya bu ülkelere örnek verilebilir. Ancak hemen belirtelim ki, ilk faydalı model kanununu çıkaran ülke olan Almanya’da 1986-1990 arasında yapılan değişiklikler öncesine kadar yaklaşık 100 yıllık bir sürede buluşun üç boyutlu olması şartı aranmaktaydı.[16] 1891 tarihli Alman Kanununda kullanılan Gebrauchsmuster ifadesi faydalı model/kullanma modeli anlamına gelmekte olup, yarar ve kolaylık sağlayıcı bir kullanımı ifade eder.[17]  Tasarım korumasında da aynı “model” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir (Geschmacksmuster). Aslına bakılırsa faydalı model ilk başta patente bir alternatif olarak değil, tasarım korumasına tamamlayıcı olmak amacıyla geliştirilmişti. Patent korumasına değer olmayan daha küçük teknik buluşlar genellikle tasarım olarak dosyalanıp, sonuç olarak teknik yenilikler için karşılık gelen koruma sağlanamadığından, yasal korumadaki bu boşluk faydalı model ile kapatılmıştır.[18] 1990 sonrası üç boyutluluk kriterinin kaldırılmasının ardından[19] zaman içinde Almanya’da kimyasal maddelerle ilgili buluşlar da faydalı model kapsamına girmiştir. Günümüzde ise Almanya’da patentle korunabildiği halde faydalı modelle korunamayan tek buluş türü usul buluşları ve biyoteknolojik buluşlardır. Hatta 2005’te Alman Yüksek Mahkemesi, ikincil medikal kullanım dahil, kullanım istemlerini de faydalı model kapsamına almıştır.[20] Son yıllarda Alman Mahkeme kararlarından görüldüğü üzere usul buluşları “üretim yöntemleri” ve “operasyonlar” olarak çok dar bir kapsamda yorumlanmaktadır.[21] Örneğin, vasıta+işlev türü istemlerin (means plus function claims) bir yöntemi tanımlamadığı kabul edilmiştir.[22]

İspanya da Almanya’nın yolundan giderek Nisan 2017’ye kadar üç boyutluluk kriterini uygulamışken bu tarihte faydalı model mevzuatında yaptığı değişiklik ile kimyasal maddeleri de (ilaçlar hariç) faydalı model koruması altına almıştır. Yeni bir tasarıya göre ise ilaçların da faydalı model kapsamına alınması planlanmaktadır.[23]

Şekil 2: Faydalı modellerin saklandığı model deposu, 1929, Alman İmparatorluk Patent Ofisi, Berlin (Mucitlerin tasarladıkları buluşlara ait prototipler bu odada tutulurdu, model sunma zorunluluğu 1936’daki yasa değişikliğiyle kaldırıldı.)

Avrupa ülkelerinin çoğunda ise usul buluşlarının faydalı model korumasına girmediği genel anlayışı hâkimdir.  Benzer şekilde Japonya, Güney Kore ve Çin’de de usul buluşları faydalı modelle korunmamaktadır. 

实用新型 (Shíyòng xīnxíng) Çincede faydalı modeli ifade etmekte olup, pratik/kullanışlı yeni model anlamına gelmektedir. Çin Patent Yasasında faydalı modeller şu şekilde tanımlanmaktadır: “Faydalı model bir ürünün şekli, yapısı veya bunların kombinasyonuyla ilgili yeni, pratik kullanımı olan, teknik bir çözüm sunar.”[24] Buna göre prosesler (yöntemler, metotlar, işlem adımları) faydalı model konusu kapsamına girmemekte, yalnızca ürünler (ürün, cihaz, aparat, sistem) faydalı modelle korunabilmektedir. Burada proseslere verilebilecek örnekler arasında üretim yöntemleri, kullanım yöntemleri, iletişim yöntemleri vb. sayılabilir. Örneğin, bir vites üretim yöntemi, bir toz ayırma yöntemi, bir veri işleme yöntemi faydalı model kapsamına girmez.[25]

Çin Patent Yasasında “bir ürünün şekli”nden kastedilen ürünün dışarıdan bakıldığında (değişken olmayan) belirli bir şekle sahip olmasıdır. Belirli bir şekle sahip olmayan, sıvı ya da gaz halde bulunan maddeler faydalı model kapsamına girmemektedir.[26]

“Bir ürünün yapısı” ile kastedilen ise o ürünün her bir parçasının birbiriyle ne şekilde düzenlendiği, dizildiği ve ilişkilendirildiğidir. Burada ise moleküler yapı veya bir maddenin bileşeni, metalürjik yapısı ve kompozisyonlar bu kapsama girmemektedir.[27]

Türkiye’de Faydalı Model ile Korunabilir Buluş Konusu

6769 SMK’da hangi tür buluşlara faydalı model verilebileceği tanımlanmamış, ancak faydalı model verilemeyecek buluş konuları m.142(3)’te listelenmiştir:

“a) Kimyasal ve biyolojik maddelere veya kimyasal ve biyolojik usullere ya da bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar,

b) Eczacılıkla ilgili maddelere veya eczacılıkla ilgili usullere ya da bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar,

c) Biyoteknolojik buluşlar,

ç) Usuller veya bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar,

faydalı model ile korunmaz.”

Bunlar dışında patentte olduğu gibi SMK m.82(2) ve (3) kapsamına giren konulara da faydalı model verilmez.[28]

Türkiye Üç Boyutluluk Kriterini Benimsemiş midir?

Türk Hukukuna faydalı modeller ilk defa 1995 tarihli 551 sayılı KHK ile girmiştir. İlgili hükümlerin 1986 tarihli İspanya Patent Kanunu’ndan esinlenildiği ifade edilmektedir. [29] Bahsi geçen İspanyol kanununda faydalı model bir nesneye, kullanımında veya imalatında kayda değer bir gelişme ile sonuçlanan bir konfigürasyon, biçim veya yapı kazandıran buluşlar olarak tanımlanmış ve örnek olarak mutfak eşyaları, araç gereçler, aletler, aparatlar, cihazlar veya bunların parçaları (los utensilios, instrumentos, herramientas, aparatos, dispositivos o partes de los mismos) sayılmıştır.[30]

Üç boyutluluk kriterini benimseyen ülkelerin mevzuatına bakıldığında genelde kanunda açık bir biçimde faydalı modele konu nesnenin şekil ve yapısına atıf yapıldığı (object’s shape or structure or combination thereof), hatta bazılarında yukarıdaki 1986 tarihli İspanyol yasasında görüldüğü üzere örnekler de verildiği görülmektedir. Bu tür kanunlarda faydalı modele konu olmayan buluşlar (usuller, kimyasal maddeler, ilaçlar vb.) ayrıca belirtilmemiştir.

Üç boyutluluk kriterini terk eden İspanya ve Almanya’nın mevzuatta nasıl bir değişikliğe gittiği karşılaştırmalı olarak Şekil 3’te görülebilir. Ülkemizdeki mevzuatın Almanya’nın 1994’te yaptığı değişikliğe kısmen benzerlik gösterdiği söylenebilir.[31]

Şekil 3: Üç boyutluluk kriterini terk eden İspanya ve Almanya’nın mevzuatında yaptıkları değişiklikler[32]

Şekil 3’ten görüleceği üzere üç boyutluluk kriterini terk eden ülkeler genellikle hangi tür buluşların faydalı model kapsamına girmediği üzerinden faydalı model ile korunabilir buluş konusunu tanımlamaktadır.

Önceki bölümde farklı ülkeler için faydalı modele konu buluş konusundan bahsederken ülkeleri üçe ayırmıştık. Türkiye hangi gruba girmektedir? Üç boyutluluk kriterini benimsemiş midir ya da bunu uygulamakta mıdır? Faydalı model mevzuatımızda buluşun şekline, yapısına ya da formuna yönelik bir atıf bulunmamaktadır. Mevzuat faydalı modele konu buluş konusunu yalnızca hariç tutulan konulara göre tanımlamıştır. Bu bakımdan ülkemizin üç boyutluluk kriterini benimsemediği ve önceki bölümde bahsedilen ülke kategorilerinde üçüncü gruba dahil olduğu söylenebilir. Uygulamada da böyle bir kriterin dikkate alınmadığı bilinmektedir. Ancak hariç tutulan konular dikkate alındığında pratikte üç boyutluluk kriterine çok yakın bir konumda olduğumuz da söylenebilir.

Üç boyutluluk kriterinin olumlu ve olumsuz yönleri bakımından farklı görüşler bulunmaktadır. Aşağıda üç boyutluluğu savunan ve karşı gelen görüşlerden örnekler detaylıca sıralanmıştır. Bu tartışma ilginizi çekmiyorsa bir sonraki bölüme geçmeniz tavsiye edilir.

Tekinalp faydalı modele konu olacak buluşun üç boyutlu bir ürüne uygulanabilir nitelik taşıması gerektiğini, bu kriterin mevzuatımızda hüküm olarak bulunmamasına rağmen söz konusu gerekliliğin “model” sözcüğünden geldiğini ifade eder.[33] Faydalı model kavramındaki “model” kelimesi esasen belirli yapısal özelliğe sahip bir modeli ifade etmektedir.

Tüzüner’e göre “Model, her türlü üç boyutlu form veya figür demektir.[34] Faydalı modelin üç boyutlu ürüne uygulanabilir olması, faydalı modelin “model” olmasından ileri gelir.[35] “Model” kavramının doğasında, “uygulanabilirlik, taklit edilebilirlik, üretilebilirlik” bulunur. Model kelimesi, Latinceden Fransızcaya, Fransızcadan da Türkçeye alınmıştır. “Modèle (modulus)” kelimesi, üslup (manière) veya biçim (façon) anlamına gelen “mode (modus)” kelimesinden türemiş olup; bir şeyi uygulamak veya tekrar üretmek için kullanılan taklit nesnesi anlamına gelir.[36] Model kavramının doğası, faydalı model korumasının, üç boyutlu ürüne uygulanabilen buluşlara hasredilmesini zorunlu kılmaktadır.”[37]

Baş’a göre[38] “Faydalı model için ek şart olarak faydalı modelin üç boyutlu olmasını, bir üründe somutlaşmasını arayan görüşler ileri sürülmüştür. Buluşun bir üründe somutlaşmasının üç boyutluluğu gerçekleştirdiği dikkate alındığında, bu şart, buluşun somutlaştığı ürünün katı halde bir madde olması; sıvıların, kimyasal ve formu bulunmayan diğer maddelerin, usullerin faydalı model kapsamında bulunmaması düşüncesinin uzantısı olarak anlaşılmalıdır.”

Suluk ise faydalı model korumasının üç boyutlu buluşlarla sınırlanmasının tasarım hukuku kaynaklı olduğu ve bunun faydalı model korumasının alanını oldukça sınırlandırdığı ve patent korumasından faydalanan tüm buluş konularının, faydalı model korumasından da faydalanabilmesi gerektiği görüşündedir.[39]

Öztürk mevzuatın açıkça nelerin faydalı model koruması dışında kalacağını sınırlı olarak saydığını, bir maddenin ne kadar küçük olursa olsun uzayda bir yer kapladığını ve üç boyuta sahip olduğunu, bir kimyasal bileşiğin de üç boyutlu moleküllerden oluştuğunu ifade etmektedir.[40]

Kanaatimizce burada üç boyutluluk kriterinden kastedilen bir maddenin uzayda yer kaplayıp kaplamaması değil, maddenin belirleyici bir şeklinin olması ve yapısal olarak tanımlanabilmesidir. Örneğin sıvıların belirli bir şekli yoktur ve bulundukları kabın şeklini alırlar ve bu bakımdan üç boyutluluk kriterine göre tek başlarına faydalı modele konu olamazlar. Yine metallerin kristal yapıları veya kimyasal yapıların belirli bir şekli olduğu kabul edilmez, zira moleküler düzeydeki bu yapılar gözle görülür belirleyici bir şekle sahip değildir.[41] Üç boyutluluk kriterini benimseyen ülkelerin mevzuatında lafzi olarak “üç boyutlu” ifadesi genellikle bulunmaz ve bu kavram ürünün şekli ve yapısına atıf yapılarak tanımlanır. Ancak üç boyutluluk çok dar anlamda da yorumlanmamalıdır. Örneğin üzerine kabartmalı Brille alfabesi işlenmiş iskambil kartları da faydalı modele konu olabilir. Bu bakımdan iskambil kartının iki boyutlu olduğu düşünülmemelidir.[42]

AB Komisyonunun Avrupa’da ortak özelliklere sahip bir faydalı model koruması oluşturmak amacıyla yaptığı çalışma sonucu ortaya çıkan yeşil raporda faydalı modelin ilk başta karmaşık olmayan üç boyutlu buluşlar için geliştirildiği, ancak günümüzde artık oldukça karmaşık düzeyde üç boyutlu buluşların da ortaya konabildiği, bunun tersine, üç boyutlu olmadığı için bazı basit ve kısa ömürlü buluşların faydalı model korumasından yararlanamadığı belirtilmiştir.[43] Faydalı modelle korunamayan ancak korunması istenen buluşlara örnek olarak şunlar gösterilmiştir:

  • katı formu olmayan kimyasallar ve diğer maddeler;
  • gıda maddeleri, içecek, tütün ve ilaçlar;
  • buluşun tamamen işlevsel bir açıdan yer aldığı elektrik devreleri; ve
  • Halihazırda bilinen maddeler için yeni kullanımlar dahil olmak üzere çalışma yöntemleri ve kullanım yöntemleri[44]

Komisyon raporunda ayrıca madde bileşimlerinin (compositions of substances) ve proses buluşlarının hariç tutulması konusunun sıklıkla tartışıldığı dile getirilmiştir. Madde bileşimlerine örnek olarak sızdırmazlık bileşikleri, polimer bağlayıcı maddelerin yapıştırıcı bileşikleri, haşıl maddesi (sizing agents), gıda maddelerinde ve ilaç ve kozmetik endüstrilerinde yaygın olarak kullanılan emülsiyonlar ve dispersiyonlar ile tekstil, deri ve kâğıt ile kullanılan katkı maddeleri gösterilmiş, bu tür ürünlerin hızlı bir şekilde üretilip pazarlanabildiği için hızlı bir koruma türüne ihtiyaçları olduğu belirtilmiştir.[45] Ancak bazı ilaç ve kimyasalların sırf karmaşık buluşlar olması nedeniyle faydalı model kapsamına girmemesinin temelsiz bir argüman olduğu, zira başka alanlarda da hakimlerin değerlendirmekte zorlanacağı çok sayıda karmaşık buluş olduğu belirtilmiştir.[46]

Raporda ayrıca üç boyutluluk kriterinin bazı durumlarda buluşu değil oluşan nesneyi koruduğu görüşünden de bahsedilmektedir.[47] Buna göre, koruma kapsamı işlevsel bir tasarımın yalnızca dış görünümü ile sınırlı olursa, o zaman rakipler çoğu durumda kolayca buluşun etrafından dolaşabilir, böylece dış görünümü değiştirirken işlevi kullanmaya devam edebilir.[48] Böyle bir sistem, korunan formla aynı işlevi yerine getirse bile, üç boyutlu formun diğer (veya hatta benzer) versiyonlarına karşı hiçbir koruma sağlamayacaktır. Öte yandan koruma, yerine getirdiği işlevden bağımsız olarak modelin, aletin veya ürünün yalnızca biçimini kapsayacaktır.[49] Ayrıca, şeklin mi yoksa buluşun mu esas koruma nesnesi olduğu konusunda yanlış anlamalara yol açabileceğinden, KOBİ’ler için bu durum pratikte büyük zorluklara neden olabilecektir.[50]

Ancak söz konusu Komisyona ait faydalı model çalışmaları herhangi bir anlaşmaya varılamaması nedeniyle 2000’de askıya alınmış ve 2006’da tamamen geri çekilmiştir.[51]

Komisyonun yukarıda bahsedilen yeşil raporuna ilişkin raportör Julio Añoveros Trías de Bes tarafından kaleme alınan 26.06.1996 tarihli raporda faydalı modelin üç boyutlu formuna yönelik şu görüşler sunulmuştur[52]:

“Üç boyutlu form şartı, faydalı model konusunun bir yapı, form veya konfigürasyon referans alınarak tanımlanması anlamına gelir. Faydalı modelin, kullanım veya üretim amaçları için yapısal kullanışlılığı karşılaması beklenir. Çoğu ülkede, buluşun üretim için kullanışlılık gerektiren bir yapı oluşturmakla sınırlı olması koşuluyla, faydalı model verme prosedürü hızlıdır. Üç boyutlu form şartı kabul edilmezse, bu, faydalı model başvurusunda bir dereceye kadar karmaşıklık getirmek ve dolayısıyla maliyeti artırmak anlamına gelir. Üç boyutlu form şartı, hızlı ve basit bir prosedürü asgari yasal güvenlik garantisi ile birleştirme ihtiyacını dengeler. Üç boyutlu form şartının kaldırılması, faydalı model ve patent arasındaki ayrımı bulanıklaştırabilir.

Usuller ve maddeler (substances) neden faydalı modele dahil edilmemelidir? Öncelikle vurgulanmalıdır ki, üç boyutlu form şartı kaldırılırsa bu tür buluşların korunması mümkün olacaktır. Usuller söz konusu olduğunda, piyasaya sürülen nihai üründen bir usul belirlemek imkânsız olduğundan, bir usulün kötüye kullanıldığının kanıtlanması zor olacaktır.

Üç boyutlu form şartı, asgari yasal güvenlikle hızlı ve basit bir prosedür tasarlama ihtiyacını dengelemektedir. Ayrıca, hem üç boyutlu form şartı hem de düşük buluş basamağı kriteri, patentleri faydalı modellerden ayırmaya yardımcı olur.”

TÜRKPATENT’te Buluş Konusunun Faydalı Modele Konu Olup Olmadığının Değerlendirilmesi

Yukarıdaki tartışmadan da görüleceği üzere, üç boyutluluk kriterinin kabul edilmesinin ülkemiz için olumlu/olumsuz ne gibi sonuçlarının olduğu/olacağı oldukça karmaşık ve değerlendirmesi güç bir konudur. Almanya’nın 100 yıl kadar kullandığı ve 1990’da terk ettiği sistemin, günümüzde Çin tarafından benimsendiği ve etkili bir şekilde kullanıldığı görülmektedir.

Şimdi bu tartışmayı bir kenara bırakıp, patentte bulunmayan ve faydalı modele özgü olan 6769 SMK m.142(3)(a)-(ç)’de sıralanan faydalı model verilemeyecek buluş konularını inceleyelim. Yazar ülkemizde üç boyutluluk kriteri olmadığını kabul ederek değerlendirmelerini yapacaktır. Ancak üç boyutluluk kriterini sağlayan buluşlar zaten 6769 SMK m.142(3)(a)-(ç) kapsamına girmeyeceği için, örneklerde bu kriterin sağlandığı gösterilerek faydalı model verilebilir buluş değerlendirmesi yapılabilir.

TÜRKPATENT’te 2017-2021 arası başvuru tarihine sahip faydalı model başvuruları arasında yapılan istatistiğe göre faydalı model verilemeyecek buluş konusu olması nedeniyle en çok reddedilen konular ve ret gerekçeleri sırasıyla şöyledir[53]:

  • bilgisayar tabanlı buluşlar (G06) [usuller]
  • gıdalar (A23), [usuller]
  • ölçme ve test ile ilgili buluşlar (G01), [usuller]
  • kimya ve metalürji ile ilgili buluşlar (C), [kimyasal maddeler, usuller]
  • ilaçlar ve kozmetik ürünler (A61K, P, Q), [eczacılıkla ilgili maddeler]
  • eğitim uygulamaları (G09B) [usuller]

SMK m.142(3)(a)-(c) Kapsamında Yapılan Değerlendirme

Bu kapsama giren buluşların tespiti ve değerlendirmesi, özellikle buluşun esası bu kapsamdaysa, nispeten daha kolaydır.

Kimyasal maddeler (örn. sentetik boya, deterjan, diş macunu, sabun, hidroklorik asit, sitrik asit vb.) ve biyolojik maddeler (izole edilmiş bakteriler, prokaryotlar, mantarlar, algler, protozoalar, plazmitler, virüsler, hücre organelleri, biyolojik kaynaklardan elde edilen maddeler örn. serum, toksin vb.) faydalı model ile korunmaz.[54]

Kimyasal usuller (örn. oksidasyon, kataliz, yumurta pişirme, kek yapma vb.) ve biyolojik usuller (örn. adipik asit hazırlamak için bir biyolojik yöntem) de faydalı model ile korunmaz.[55]

Kimyasal usuller sonucu elde edilen ürünler (örn. oksidasyon sonucu üretilen nitrik asit) ve biyolojik usuller sonucu elde edilen ürünler (örn. bir biyolojik yöntem sonucu elde edilen adipik asit vb.) de faydalı model ile korunmaz.[56]

Eczacılıkla ilgili maddeler (örn. ilaç hammaddeleri, etkin madde), eczacılıkla ilgili usuller (örn. ilaç elde etme yöntemleri) ve eczacılıkla ilgili usuller sonucu elde edilen ürünler (örn. ilaçlar) faydalı model ile korunmaz.[57]

Biyoteknolojik buluşlar (örn. genler, yaşam formları, doğal ortamından izole edilmiş veya teknik bir yöntemle üretilmiş biyolojik materyal) da faydalı model ile korunmaz.[58]

Bununla birlikte istemde kimyasal/biyolojik/eczacılıkla ilgili bazı özellikler bulunmakla birlikte buluşun özü itibariyle bu alanda olmadığı durumlarla da karşılaşılmaktadır. Bkz. “Ürünlerin Değerlendirilmesi” başlıklı aşağıdaki bölüm

SMK m.142(3)(ç) Kapsamında Usullerin veya Usuller Sonucu Elde Edilen Ürünlerin Değerlendirilmesi

6769 SMK m.142(3)(ç)’ye göre usuller veya bu usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar faydalı modelle korunmaz. Burada usullerden kastedilenler arasında imalat yöntemleri, kullanım yöntemleri, iletişim yöntemleri, işleme yöntemleri, bilgisayar programları (bilgisayarın belirli işlem adımlarını yerine getirmesi), yemek tarifleri vb. sayılabilir. Örneğin, bir dişli imal etme prosesi, bir atölyede toz giderme yöntemi, bir bilgi işleme yöntemi vb. faydalı modelle korunmaz.[59]

Peki usuller neden faydalı model kapsamından çıkarılmıştır? “Faydalı model korumasında tekniğin bilinen durumunun aşılması gerekmediği dikkate alındığında, tekniğin bilinen durumunu aşmayan yalnızca yenilik ve diğer şartları sağlayan teknik ilerlemelere, bu nitelikteki usullere faydalı model koruması sağlanmasında, koruma ödülünü dengeleyecek toplumsal yararın bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.”[60] Bu bakımdan, daha düşük bir buluş basamağı kriterine sahip “küçük” usul buluşları da faydalı modelle korunmamalıdır. Zira bu tür buluşlar genellikle “know-how” olarak adlandırılan teknik uzmanlığa aittir. Optimal süreç elde edilene kadar üretim döngülerinin verimliliğinin iyileştirilmesi, genellikle birbirini takip eden usul buluşlarının sonucudur. Çoğu zaman, nihai olarak pazarlanan üründen, üretiminde belirli bir usul buluşunun kullanılıp kullanılmadığı anlaşılamaz. Bu tür süreçlerdeki tescilli haklar, sonuç olarak pratikliklerini kaybedebilir, çünkü hak sahibi herhangi bir ihlali kanıtlamakta büyük zorluk çekecektir. Bu bakımdan bu tür usul buluşları, rakipler tarafından doğrudan taklitten kaçınmak için genellikle ticari sır olarak gizli tutulmaktadır.[61] Bu nedenle bu tür bir koruma imkanının verilmesi başvuru sahibinin hem istediği korumayı elde edememesine hem de elindeki know-how’ı açıklamasına neden olması bakımından kendisine olumsuzluk olarak yansıması muhtemeldir.

Patente konu buluş, bir ürünün şekli ve yapısı ile ilgili geliştirmelerin yanı sıra ürünün yapıldığı spesifik yöntemin, işlemin ve malzemenin geliştirilmesi ile de ilgili olabilir. Ancak, faydalı modele konu buluş, yalnızca spesifik yöntem/işlem ile ilgili geliştirilmiş teknik çözümleri korumamalıdır.

6769 SMK m.142(3)’te faydalı model ile korunamayacak buluşlar:

“…kimyasal ve biyolojik usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar,

“…eczacılıkla ilgili usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar,

…usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar”

olarak listelenmiştir. Buradan anlaşılacağı üzere Kanun koyucu yalnızca kimyasal, biyolojik ya da eczacılıkla ilgili usuller sonucu elde edilen ürünleri değil, ayrı bir maddede daha geniş haliyle usuller sonucu elde edilen ürünleri de hariç tutmuştur. Bu da gösteriyor ki faydalı modelle korunamayacak ürünler kimyasal, biyolojik ya da eczacılıkla ilgili ürünlerle sınırlı değildir. Burada “usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar” ifadesi nasıl yorumlanmalıdır? Her ürünün hatta cihazın bir usul sonucu üretiliyor olduğunu ileri sürmek hiçbir ürünün/cihazın faydalı modelle korunamayacağını iddia etmek olur ki bu fazlasıyla geniş bir yorumdur. Bir cihaz/aparat yapısal özellikleriyle tanımlanabilirken bazı ürünler belirli bir şekle ve yapıya sahip olmadığı için yapısal özellikleriyle tanımlanamazlar. Örneğin bir masa yapısal olarak istemde şöyle tanımlanabilir:

Örnek 1:

“İstem 1. Bir çalışma masası olup, özelliği, bir üst parça ve bu üst parçaya bağlanmış ve ona destek sağlayan dört adet ayak içermesidir.”

Bu tür bir istem faydalı modelle korunabilir buluş konusuna dahildir. Ancak aynı masa usul sonucu üretilen bir ürün şeklinde tanımlanırsa faydalı model kapsamına giremeyecektir:

Örnek 2:

“İstem 1:

  • Ahşap türünün ve masa boyutlarının seçilmesi
  • tahta malzemenin testereyle kesilerek üst parçanın ve dört adat ayağın oluşturulması
  • her bir ayağın üst parçanın aynı yüzeyinin köşelerine çivi ile bağlanması

işlem adımlarıyla üretilmiş bir çalışma masası.”

Yukarıdaki istem her ne kadar faydalı modelle korunabilir bir ürünle (masa) ilgili olsa da söz konusu ürünü bir üretim yöntemiyle tanımladığı için faydalı modelle korunabilir değildir. Bu örnekten de görüldüğü üzere aynı ürünle ilgili bile olsa istemin yazılış biçimi faydalı modelle korunabilirliği etkilemektedir. Örnek 1’deki istemde masanın yapısal özellikleri buluşun esasıdır. Örnek 2’de ise masanın üretim yöntemi ön plandadır. Bir cihaz/aparat için faydalı modelle koruma sağlanmak isteniyorsa buluşun yapısal özellikleri vurgulanarak buluş tanımlanmalıdır. Bir ürünün yapısal özelliği, her bir parçasının birbiriyle olan ilişkisini ve düzenlenmesi ifade eder.[62]

Usul özelliklerine sahip unsur bulunan bir ürüne/aparata yönelik faydalı model verilebilirlik değerlendirmesi

Bir ürünün/aparatın faydalı model kapsamına girip girmediği tespit edilirken zaman zaman zorluklar yaşanmaktadır. Bu genelde istemde işlevsel, yönteme benzer bazı ifadeler bulunduğu halde buluşun aslında bir aparat/cihaz olması durumunda yaşanmaktadır. Böyle durumlarda buluşun faydalı model kapsamına girip girmediği tespit edilirken buluşun esasının ve istemin yazılış tarzının dikkate alınmasında fayda vardır.

Faydalı modelin istemlerinde bilinen bir yöntemin adı ürünün şeklini veya yapısını tanımlamak için kullanılabilir.

Örnek 3:

Örneğin, perçinleme ya da lehimleme ile iki ayrı parçanın birleştirildiğinden bahseden bir istem (“birinci parçayla perçinlenmiş olan ikinci parça içeren…”) yöntemi korumayıp doğrudan parçaların birbiriyle olan ilişkisini ve yapısal özelliklerini tanımlamakta kullanıldığı durumda faydalı model kapsamında değerlendirilecektir.

Benzer şekilde yukarıda örnek 1’deki çalışma masasında “üst parçaya bağlanmış ayak” unsuru da aynı şekilde buluşu yapısal olarak tanımladığından faydalı model kapsamındadır.

Örnek 4:

Ancak, eğer istem:

  • “birinci ve ikinci parçanın bir araya getirilmesi,
  • lehimin iki parça arasına yerleştirilmesi,
  • lehim tabancasıyla 1 dakika boyunca ısıtılarak lehimin eritilmesi sonucu elde edilmesi…”

şeklinde yazılırsa söz konusu istem salt bir yöntemi ya da bu yöntem sonucu elde edilen ürünü korumaya yönelik yazıldığı için faydalı model koruması kapsamına girmeyecektir.[63]

Bir istem, yapısal özelliklere sahip olsa bile buluşun özü itibariyle ürün yapma veya kullanma yöntemini tanımlayan teknik özellikler veya bilgisayar programını tanımlayan teknik özellikler gibi, yöntemin kendisi ile ilgili geliştirmeleri içeriyorsa, faydalı model kapsamına girmeyecektir.

Örnek 5:

Örneğin istem,

“buluş gövde kısmı silindirik ve uç kısımları konik olan bir tür ahşap kürdan olup özelliği; bahsedilen ahşap kürdanın önceden belirlenmiş bir şekle getirilmesi, 5-10 dakika bakterisit içine daldırılması, ardından bakterisitten çıkarılıp havalandırılması”  

şeklinde karakterize ediliyorsa, başlı başına yöntemle ilgili bir geliştirmeyi içerdiğinden, faydalı model ile korunamayacaktır.[64] Burada “gövde kısmı silindirik ve uç kısımları konik olan bir tür ahşap kürdan” faydalı model ile korunabilir bir nesne olmasına rağmen buluşun özü, buluşun karakteristik özelliği bu nesnenin nasıl üretildiğiyle ilgilidir.

Usul özelliklerine sahip unsur bulunan bir ürüne/aparata yönelik yenilik değerlendirmesi

Eğer istem hem usul hem ürün/aparat unsurları içeriyorsa ancak buluş konusu geliştirme faydalı model verilebilir konuyla ilgiliyse araştırma düzenlenir ve bulunan doküman karşısında yenilik değerlendirmesi yapılır. Ancak usulle ilgili kısımlar yenilik değerlendirmesine dahil edilmez.

EPO’da bir ürün isteminde usul ile tanımlanmış özellikler içeren bir unsurun yenilikte nasıl değerlendirildiğine bir örnek verelim:

Örnek 6:

3. İstem 2’ye göre bir ütüleme cihazı olup, taban plakası (1), buharın çıktığı yerden başlayarak buharı dağıtmak için geliştirilen buhar çıkışları (2) ve düşük basınçlı döküm ve cebri hava soğutması ile elde edilen oluklar (3) içerir.[65]

Bir ürün istemindeki yöntem özellikleri, isteme konu ürünün önceki teknikteki bilinen ürünlerden farklı özelliklere sahip olmasına neden oluyorsa yeniliği sağlayabilir.[66] Yukarıdaki örnekte tekniğin bilinen durumunda istemin tüm özellikleri bulunmuş olduğunu ve yalnızca olukların bahsedilen yöntemle üretilmediğini varsayalım. Farklı olan unsur yapısal farklılık yaratıyor mu? Başvuruda yalnızca olukların bu yöntemle üretilmesinin daha kolay olduğundan bahsediliyor olsun. Bunun dışında oluşan yapısal bir farklılıktan bahsedilmediyse bu özellik yenilik sağlayan bir özellik olmayacaktır. Başvuru, ürünün üretilme yönteminin ürüne belirli özellikler kazandırdığını belirtmelidir. Bu belirtilmezse, yalnızca istemdeki yapısal özellikler dikkate alınır zira ürünün tüm teknik özellikleri bilindiği sürece, istem sadece işlem adımları nedeniyle yeni sayılmaz. Yukarıdaki istem 3’teki olukların “düşük basınçlı döküm ve cebri hava soğutması ile elde edilmesi” bu nedenle sınırlayıcı olmayan özellik olarak yorumlanır ve yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmaz.

Örnek 7:

EPO’dan bir örnek daha verelim[67]:

İstem 1: “Bir sürekli filament polyester iplik olup özelliği….”

şeklinde olsun. Başvuru sahibi tekniğin bilinen durumundan farklılaşmak amacıyla isteme yönteme dayalı bir özellik eklemiş olsun:

İstem 1: “En az 7 Km/dak.’lık bir eğirme hızında yüksek hızlı eğirme ile eğrilen bir sürekli filament polyester iplik olup özelliği….”

(istemlerin iki parçalı yazılmadığını varsayınız)

İpliğin “en az 7 Km/dak.’lık bir eğirme hızında yüksek hızlı eğirme ile eğrilmesi” isteme yapısal bir farklılık getirmekte midir? Bu özellik, ipliği D1’de açıklanan iplikten farklı hale getirmekte midir? Zira bir yönteme/işlem adımına ait özellik, yalnızca üründe belirgin ve tanımlanabilir karakteristik bir özelliğe yol açtığı ölçüde, ürün isteminde yeniliğe katkıda bulunabilir.[68]

Başvuru sahibi, D1’de açıklanan polyester elyafların en az 0,90 içsel viskoziteye sahip olduğunu, bunların mevcut istem 1’in gerektirdiği şekilde minimum 7 km/dak’lık bir eğirme hızı kullanılarak bir eğirme işlemi ile filament ipliklere eğrilemeyeceğini ileri sürmüştür. Ancak itiraz sahibi sunduğu dokümanlarla 1,0’a kadar içsel bir viskoziteye sahip olan polyesterlerin 12 km/dk’ya kadar bir hızda eğrilebileceğini göstermiştir. Patentin bu tür yüksek viskoziteleri açıkça tarifnamede açıklamaması, bu tür yüksek viskoziteleri hariç tutmak için meşru olarak yorumlanabilecek hiçbir gerekçe sunmamaktadır. Bunun aksini ispatlamak başvuru sahibine aittir ancak başvuru sahibi buna yönelik bir itirazda bulunmadığı için isteme eklenen söz konusu özelliğin yenilik niteliği kazandırmadığı kabul edilmiştir.

Bazı durumlarda yalnızca yapısal özellikler bir unsuru tanımlamada yeterli olmayabilir. Ancak istemlerde, faydalı modeli tanımlamak için herhangi bir işlev veya etkiye dair özelliği mümkün olduğunca kullanmaktan kaçınılmalıdır. Örneğin istemin karakterize edici kısmı yalnızca faydalı modelin işlevini belirtmemelidir.

Örnek 8:

Bilgisayarlarda kullanılan konektörlerle (bkz. şekil 4) ilgili CN2341286Y sayılı faydalı model için faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahil olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlük davası açılmıştır. Faydalı modelin ilk iki istemi şöyledir:

1. Birinci ve ikinci konektörleri içeren, karşılıklı olarak bağlanmış bir konektör düzeneği olup, özelliği birinci konektör, bir birinci terminal grubuna sahip bir birinci gövdeyi içerir;

ikinci konektör, ikinci bir terminal grubuna sahip ikinci bir gövdeyi içerir;

birinci ve ikinci konektörler, önden arkaya, kafa kafaya bir şekilde karşılıklı olarak düzenlenmiştir.

2. İstem 1’e göre konektör düzeneği olup, bir birinci modül düzeneği söz konusu birinci konektöre düz bir şekilde sokulur, ikinci bir modül düzeneği söz konusu ikinci konektöre ters bir şekilde yerleştirilir.

Şekil 4: CN2341286Y sayılı faydalı modele ait şekil 3 (üstte), bir bilgisayar konektör örneği (altta)

Görüldüğü üzere istem 1 buluşu yapısal özellikleriyle tanımlamış olduğu için faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahildir. İstem 2 ise istem 1’deki konektör düzeneğine ait modüllerin nasıl yerleştirildiğini anlatmaktadır.

Mahkeme istem 2’deki ek teknik özelliklerin, modül düzeneklerini ilgili konektörlere yerleştirme yollarını tanımlasa da, istem 2, istem 1’in tüm yapısal özelliklerini içerdiği ve bu nedenle bir bütün olarak ürünün yapısıyla ilgili teknik bir çözümü tanımladığı için istem 2’nin işlem özellikleri içermesine rağmen, faydalı model için uygun bir konuyu tanımladığını ve Çin Patent Yasası m.2(2)’ye uygun olduğuna karar vermiştir.[69]

Burada istem 2’yi bir çalışma prensibinin anlatıldığı istemlerle karıştırmamak gerekir. Zira istem 2’de aslında konektör düzeneğine ait modüllerin birbirlerine göre nasıl konumlandığı tanımlanmaktadır.

Örnek 9:

Çin Yargıtayı yakın tarihli bir davada önemli bir karar vermiştir. Faydalı modele ait istem “dikdörtgen bir conta halkası” ile ilgilidir ve “politetrafloroetilenin kauçuğa sıcak presleme ile bağlandığı” tanımlanmaktadır. Önceki teknikte politetrafloroetilenin soğuk işlemle bir kauçuk halka içine gömüldüğü ve daha sonra ayrılabilir olduğu ileri sürülmüş, istemdeki sıcak presleme özelliği değerlendirme dışı bırakılmıştır. Jiangsu Eyaleti Yüksek Mahkemesi, ikinci derece kararında bu görüşün yanında yer almış, ardından Yargıtay, kararı onamış ve faydalı model sahibinin yeniden yargılama talebini şu gerekçeyle reddetmiştir:

“Faydalı modelde korunacak konu, şekil, yapı veya bunların birleşiminden oluşan teknik bir çözüm olup, şekil ve yapı dışındaki özellikler faydalı model istemlerinin yenilik ve buluş basamağına katkı sağlayamaz. Tekniğin bilinen durumundaki dokümanda şekil ve yapıya yönelik olmayan özelliklerin açıklanıp açıklanmadığı ilke olarak dikkate alınmayacaktır… Bu durumda “sıcak presleme” özelliği ne bir şekil özelliği ne de bir yapı özelliğidir ve bu nedenle faydalı modelin koruma kapsamını tanımlamaz. Önceki teknik “sıcak presleme” özelliğini açıklamasa bile önceki teknik saldırısı bundan etkilenmeyecektir.”

Yargıtay’ın yenilik/buluş basamağı değerlendirmesinde ve faydalı modelin koruma kapsamını belirlemede şekilsel/yapısal olmayan özellikleri reddettiği görülmektedir.[70] Bir başka deyişle, faydalı model ile korunabilir olmayan bir özellik, yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmamaktadır.

Ürünlerin Değerlendirilmesi

Daha önce belirtildiği üzere 6769 SMK’ya göre kimyasal/biyolojik/eczacılıkla ilgili maddelere ve kimyasal/biyolojik/eczacılıkla ilgili usuller sonucu elde edilen ürünlere ve usuller sonucu elde edilen ürünlere ilişkin buluşlar faydalı model ile korunamamaktadır.

Bir istemde kimyasal/biyolojik/eczacılıkla ilgili bazı özellikler bulunmakla birlikte buluşun özü itibariyle bu alanda olmadığı durumlarda buluşun faydalı model kapsamına girip girmediği tespit edilirken zaman zaman zorluklar yaşanmaktadır. Böyle durumlarda değerlendirme yapılırken buluşun esasının dikkate alınmasında ve gerekliyse başvuru sahibinin yönlendirilmesinde fayda vardır.

Örnek 10:

Buluş konusu bir katot ışınlı tüp (CRT) ile ilgili ise ve söz konusu buluş televizyonun bir parçası (fiziksel bir unsuru) olarak geçiyorsa, ya da kendi başına fiziksel bir ürün olarak tanımlandıysa faydalı model olarak korunabilirken; tüpün içindeki kimyasallarla ya da onların reaksiyonlarıyla ilgili bir buluş ortaya konduysa söz konusu buluş faydalı model kapsamına girmeyecektir. Burada değerlendirme yaparken dikkat edilmesi gereken buluşun ilgili olduğu alan (örn. katot ışınlı tüpler) değil, buluşun teknikten farklılık yaratan özü ve istemin yazılma biçimidir. Buluşun özü faydalı model verilebilir nitelikte olmasına rağmen istemlerin yazılma biçimi dolayısıyla koruma dışında kalıyorsa, istem düzelttirilmelidir.

Örnek 11:

6769 SMK m.142(3)(a)’ya göre etil alkol kimyasal bir madde olması nedeniyle faydalı model ile korunamıyor olsa da içinde etil alkol bulunan bir termometre faydalı model ile korunabilir[71]:

 “İstem 1. Bir etil alkol termometresi olup özelliği; içinde alkolün depolandığı bir şişkin kısım ve bahsedilen şişkin kısımdan uzanan bir boru kısmı ve bu boruyu destekleyen ve bir ölçeği olan bir cam tüp içermesidir.”

Burada buluş konusu, termometrenin cam tüpünün yapısı ile ilgili ise, örneğin, alkolün depolandığı şişkin kısım ile ilgili bir geliştirme ise istem faydalı modele konu olabilir.[72] Ancak istem tekniğin bilinen durumundan yalnızca termometrenin içindeki kimyasal madde (etil alkol) ile ayrılıyorsa, buluş konusu doğrudan kimyasallarla ilgili olamayacağı için yenilik değerlendirmesinde bu özellik dikkate alınamayacaktır.

Tarifnamede çeşitli kimyasallardan ya da yöntemlerden bahsedilmesi, başvurunun faydalı model kapsamı dışına çıkmasına tek başına bir neden olmayacaktır, ancak istemlerde belirtilmeksizin tarifnamede çeşitli kimyasallardan ya da yöntemlerden bahsedilmesi durumunda sonradan istemlere bu özelliklerin eklenmesine izin verilmeyebilir. Tarifnamede bahsedilen kimyasalların ya da yöntemlerin istemlerin yorumlanmasında buluşun özü bunlarmış gibi gösterilmesine izin verilmez. Buluş başlığında da yöntem vb. ifadeler kullanılmamalıdır.

Bir ürünün yapısal özelliği, her bir parçasının birbiriyle olan ilişkisini ve düzenlenmesini ifade eder. Bir ürünün yapısı, mekanik yapı veya devre yapısı olabilir. Mekanik yapı, ürünü oluşturan bileşenlerin veya parçaların göreli konum ilişkisini ve gerekli mekanik eşleşme ilişkisini vb. ifade eder. Devre yapısı ise, ürünü oluşturan bileşenler veya elemanlar arasındaki sabit bağlantı ilişkisini ifade eder.

Örnek 12:

Kompozit katmanlar da bir ürünün yapısı olarak kabul edilebilir. Bir ürünün karbonlanmış katman, oksit katman vb. kompozit katmanları bir ürünün yapısına aittir. Ancak bir maddenin moleküler yapısı, bileşeni ve metalografik yapısı, faydalı model ile korunamaz. Örneğin, sadece lehim pastasının bileşiminde değişiklik içeren bir kaynak teli, faydalı model korumasına konu değildir. [73]

Kendi şekline ve yapısına sahip olan üründe önceki teknikte bilinen bir malzemenin kullanımı, örneğin kompozit döşeme tahtaları, plastik bardak gibi ürünler malzeme ile ilgili olarak başlı başına bir geliştirme değilse, kimyasal maddeler veya kimyasal usuller sonucu elde edilen usul olarak değerlendirilmezler. Bir başka deyişle yapısal özelliğiyle tanımlanan bir plastik bardak (örneğin farklı şekle sahip bir kulp ile tutuş kolaylığı sağlayan bir plastik bardak) ile ilgili bir buluş, sırf plastiğin kimyasal bir madde olması nedeniyle faydalı model verilebilir buluş konusu dışında tutulamaz. Ancak buluşta tam-geridönüştürülebilir yapıda bir plastik bardak geliştirilmişse, buluş salt bir kimyasal maddenin geliştirilmesiyle ilgili olduğu için faydalı model verilebilir buluş konusu dışında kalacaktır.

Örnek 13:

“Buluş eşkenar dörtgen (rhombic) bir tablet olup özelliği; A bileşeninin %20, B bileşeninin %40 ve C bileşeninin %40 oranında bulunması ile karakterize edilmektedir.” şeklinde bir istemde buluş salt belirli bir şekle sahip eşkenar dörtgen bir tablet olmasıyla değil, aslında içerdiği malzemeyle ilgili bir geliştirmeyle ilgilidir.

Örnek 14:

“Pansuman Ekipmanı” başlıklı CN2193720Y sayılı Çin faydalı modeli hakkında faydalı model ile korunabilir buluş konusu olmadığına dair hükümsüzlük davası açılmıştır.

İstem 1, bir tepsi ve bir pens içeren bir pansuman ekipmanı olup, özelliği, söz konusu tepsi ve pensin sert plastikten yapılmış olması ve dıştan ekipmanın üzerini kapatan koruyucu film içermesidir.

Şekil 5: CN2193720Y sayılı Çin faydalı model (üstte), metal bir pansuman ekipmanı örneği (altta)

Mahkeme kararında istem 1’in pansuman ekipmanını tanımlarken, malzemenin özelliğini belirtmesine rağmen, bir bütün olarak ürünün yapısını tanımladığı, bu nedenle, istem 1’in faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahil olduğuna ve Çin Patent Yasası m.2(2)’ye uygun olduğuna karar vermiştir.

Bazı teknik alanlarda, bir ürünün şekli/yapısı malzeme ile yakından ilişkilidir ve başvuru yaparken malzeme özelliklerinden tamamen kaçınmak mümkün değildir. Ancak bir başvurunun faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahil olması için sadece bilinen malzemelerin bir ürüne uygulanmasına izin verilir. Dolayısıyla, geliştirme bir malzeme üzerinde ise faydalı model korumasına uygun değildir.

Gıdaların Değerlendirilmesi

Gıdalar bazı ülke mevzuatında kimyasallar ve ilaçlarla birlikte kategorize edilir.[74] Yemek tarifi şeklinde tanımlanan gıdalar yöntem kapsamında olacağı için faydalı model korumasından yararlanamaz. Belirli bir yemek tarifi sonucu elde edilen bir gıda ürünü ise usuller sonucu elde edilen ürün kapsamında olduğu için faydalı model korumasından yararlanamayacaktır. [75]

Örnek 15:

Menemen yemeği ile ilgili bir gıda başvurusu düşünelim:

1. Bir menemen yemeği olup, özelliği; 2 yemek kaşığı sıvı yağ, 3 adet yeşil biber, 3 adet orta boy domates, yarım çay kaşığı tuz ve 3 adet yumurta içermesidir.[76]

2. Bir menemen yemeği yapma yöntemi olup, özelliği;

-Sıvı yağı ve biberleri tavaya alarak biberlerin rengi dönünceye kadar kavrulması,

-Üzerine kabukları soyulup küçük küçük doğranmış domateslerin ilave edilmesi,

-Kısık ocakta tavanın kapağını kapatarak domateslerin iyice pişirilmesi,

-Domatesler piştikten sonra yumurtaların kırılıp tavaya eklenmesi,

-Tuz ve baharat eklenmesi,

-Yumurtaların pişmesinin ardından ocağın kapatılması

işlem adımlarını içermesidir.[77]

3. İstem 2’de uygulanan işlem adımları sonucunda elde edilen menemen yemeğidir.

4. Bir menemen yemeği olup, özelliği; ağırlıkça %4 sıvı yağ, %15 yeşil biber, %40 domates, %1 tuz ve %40 yumurta içermesidir.

Yukarıda 2 nolu istem bir usul olduğu için SMK m.142(3)(ç) kapsamında faydalı model ile korunamaz. İstem 3 de bir usul sonucu elde edilen ürün olması sebebiyle yine anılan hüküm kapsamında faydalı model ile korunamayacaktır. İstem 1 ve 4 incelendiğinde ise bunlar bir usul içermemektedir, ancak bu haliyle istemin unsurları arasında herhangi bir etkileşim bulunmadığından, bu unsurların ne şekilde bir araya getirilerek menemen yemeğini oluşturduğu belirsizdir. Söz konusu unsurlar (sıvı yağ, yeşil biber, domates vb.) menemen yemeğini oluşturacak şekilde detaylandırıldığında ise bir usul sonucu elde edilen ürün kapsamına girecektir. Buradaki buluş istem 1 ve 4’teki malzemelerin yan yana getirilmesinden ibaret olmayıp, bunların nasıl bir işlemden geçirilerek menemeni oluşturduğudur. (Bkz. Şekil 6) Buradaki durum mekanik unsurlara sahip bir aparattan farklıdır. Zira bir aparatın unsurları bir araya getirildiğinde unsurlarda ciddi anlamda yapısal bir değişiklik olmamakta, son ürün sabit bir şekle sahip olmakta ve kendisini oluşturan unsurlar itibariyle tanımlanabilmektedir. Ancak bir gıda ürününde unsurların sadece yan yana getirilmesi son ürünü oluşturmayacaktır. Gerekli işlemlerden geçirilen unsurlar son ürünü oluşturmaktadır. Yine yumurtanın pişirilmesi vb. işlemlerin kimyasal usule girmesi söz konusudur. Bu bakımdan yazar istem 1 ve 4’ün bir usul sonucu elde edilen ürün (menemen) olduğu kabul edilerek bu istemin SMK m.142(3)’ün hem (a) hem de (ç) bendine göre reddedilebileceği kanaatindedir.  

Şekil 6: Menemen yemeği salt malzemelerin yan yana getirilmesinden ibaret olmayıp, bunların nasıl bir işlemden geçirilerek menemeni oluşturduğuyla ilgilidir.

Gıda alanında faydalı model ile korunabilecek örnek konular arasında şunlar sayılabilir:

Bir bisküvi üretme makinesi, belirli bir şekle sahip gıda paketi, gıda şırıngası, gıda yazıcı cihazı, meyve soyma aparatı; üzerinde hamur katmanı, çikolata katmanı, krema katmanı vb. katmanlar bulunan bir gıda ürünü vb.

Ancak TÜRKPATENT uygulamalarına bakıldığında gıda ile ilgili faydalı model başvurularının yalnızca %7’sinin faydalı modelle korunabilir buluş konusuna dahil olmadığı için reddedildiği görülmekte olup, Kurumun yalnızca istem 2 ve 3’teki gibi başvuruları reddettiği, yukarıda istem 1 ve 4’teki türde gıda başvurularını genellikle kabul ettiği gözlemlenmektedir.[78]

Kanaatimizce bu tür başvurular kimyasal usuller sonucu elden ürünler (SMK m.142(3)(a)) ve usuller sonucu elde edilen ürünler kapsamında reddedilmelidir. (SMK m.142(3)(ç))

Bilgisayar Tabanlı Buluşların Değerlendirilmesi

Bilgisayar programı, bilgisayara belirli bir işlemi ya da işlemleri gerçekleştirebilmesi için verilen komut ya da komutlar bütünüdür. Bu bakımdan salt işlem adımlarından oluşan bilgisayar programları faydalı model ile korunamaz.

Bilindiği üzere ülkemizde ve EPO’da bilgisayar programları belli koşullar altında patentlenebilmektedir. Örneğin bilgisayar programının bilgisayarın yaptığı normal fiziksel işlemin dışında daha ileri teknik bir etkiye sebep olması durumunda patentlenebilmesi söz konusudur.  Ancak bu tür başvuruların tekniğin bilinen durumundan farkı genellikle fiziksel yapılarından kaynaklanmayıp, farklar uyguladıkları algoritmalar, yönergeler bakımından ortaya çıkmaktadır. Bu da buluşun aslında yöntem/işlem adımlarına yönelik olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.  Bir diğer deyişle, bilgisayar programının 6769 SMK m.142’ye göre yeni olduğunu kabul etsek bile söz konusu yenilik yöntem/işlem adımlarına yönelik ise SMK m.142(3)(ç) kapsamında faydalı modelle korunamayacaktır. Buna ek olarak, bilgisayar tabanlı buluşların çoğunun yenilik niteliğini sağlarken buluş basamağı kriterine takılmaları sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür buluşların faydalı model ile korumasının önünün açılması durumunda yazılım sektörüne yarardan çok zarar getirebileceği de değerlendirilmelidir.

Örnek 16:

Aşağıdaki istem gerçek bir patent başvurusundan alınmıştır, ancak burada hayali bir senaryo üzerinden değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

İstem 1:

“‐ Müteahhit, ürün taşeronu ve bireysel kullanıcılardan oluşan talep kullanıcılarının talep ettiği ürünleri ve veya hizmetleri kendisine özel kategorize ederek işaretleme yaparak talepte bulunduğu, ilgili taleplere gelen teklifleri satıcı profilleri ile birlikte değerlendirme öncesi gözlemledikleri bir talep oluşturma modülü,

‐ Ürün taşeronu, hizmet taşeronu, tedarikçi kullanıcılarından oluşan arz kullanıcılarının, talep kullanıcıları tarafından yayınlanan talepleri gözlemledikleri ve diledikleri talepleri yanıtladıkları bir teklif veren modülü,

‐ Kullanıcıların sisteme girişi aşamasında profillerini oluşturarak kaydını sağlayan, iletilen talepleri ve teklifleri denetleyerek onaylayan, talep oluşturma modülü ve teklif verme modülü üzerinden özel ve resmi ihalelerin bilgilendirmesini, özel talep olması durumunda ihalelerin yaklaşık maliyetini hesaplayarak sonucu talep kullanıcılarına ileten sağlayan bir yönetim kontrol modülü

içermesiyle karakterize edilen inşaat sektöründe arz talep karşılama portalı.”

Yukarıdaki istemde teknik olarak kabul edilebilecek tek unsur portaldır. Talep oluşturma modülü, teklif veren modülü, yönetim kontrol modülü olarak adlandırılan unsurların hangi teknik enstrümanlarla söz konusu işleri yaptığı belirsizdir. Uzman istemde portal unsuru bulunması sebebiyle araştırma yapmış ve genelgeçer bir doküman ile buluş basamağına saldırmıştır. Başvuru sahibinin olumsuz araştırma raporundan sonra patentten faydalı modele dönüşüm talebi yaptığını farz edelim.  Uzman faydalı model için araştırmasını yalnızca yenilik kriteri üzerinden yapabilecektir. Teknik olmayan unsurların faydalı modelde yenilik sağladığını kabul edersek, uzman istemde bahsi geçen modülleri bulamadığı için istemi yeni kabul etmek zorunda kalacak ve faydalı modele belge verecektir. Kanaatimizce iş metotlarının dolaylı yollardan korunmasına olanak verecek olan bu tür bilgisayar tabanlı buluşların birer sistem istemi haline getirilerek faydalı model koruması sağlanması doğru değildir. Bu nedenle teknik olmayan unsurların (bilgisayar tabanlı buluşlar da dahil) faydalı modelde yenilik sağlamadığı kabul edilmelidir.[79]

Örnek 17:

Bazı başvurular başvurunun özü bir yöntemi (genellikle bilgisayar programını) tanımlasa da yöntemi uygulayan sistemin unsurları tanımlanarak bir sistem istemi şeklinde yazılabilmektedir. Örneğin:

“Buluş mobil cihazlarda ….. sistemi olup, özelliği;

– ……. –mak üzere yapılandırılan bir mobil cihaz,

– Mobil cihazdan …… –mak üzere yapılandırılan bir sunucu,

– …… verilerin kaydedildiği bir veritabanı,

– Verilerin ….. –mak üzere yapılandırılan bir uygulama içermesidir.”

şeklinde ifade edilmiş bir sistemde aslında buluşa yenilik vasfını kazandıran unsurlar mobil cihaz, sunucu, veritabanı ya da uygulama değildir. Buluş konusu, söz konusu unsurların ne şekilde yapılandırılıp anılan sistemi oluşturduğudur. Bu tür buluşlar, özünde birer yönteme ilişkin yeniliği içerir. Yazar, bu noktada örnek 9’da Çin Yargıtayının aldığı karara paralel olarak faydalı modele konu olamayacak özelliklerin yenilik değerlendirmesine alınmayarak yeniliğe saldırılmasının mümkün olduğu görüşündedir. Böylece mobil cihaz, sunucu, veritabanı ve uygulama içeren ve bir başka amaca yönelik yapılmış bir sistem buluşun yeniliğini ortadan kaldırabilecektir.

Ancak yapılan istatistiklerde G06Q sınıfına sahip bilgisayar tabanlı faydalı model başvurularının sadece %9,3’ünün faydalı modelle korunabilir buluş konusuna dahil olmadığı için reddedildiği görülmekte olup, Kurumun salt yöntem içermedikçe sistem şeklinde yazılmış bu tür başvuruları kabul ettiği gözlemlenmektedir.[80]

Bilgisayar/Elektronik alanında bir faydalı model başvurusunda geliştirilen buluşu kabaca üçe ayırabiliriz:

  1. buluş yalnızca donanım özelliklerinin geliştirilmesi ile ilgilidir
  2. buluş yalnızca yöntem adımlarının geliştirilmesi ile ilgilidir
  3. buluş hem donanım özelliklerinin hem de yöntem adımlarının geliştirilmesi ile ilgilidir

Birinci grup faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahildir, ancak ikinci grup usullerin faydalı modelle korunamaması nedeniyle faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahil değildir. Bununla birlikte ikinci gruptaki çözümün bir donanıma entegre edilmesi durumunda bunun faydalı modele konu olması mümkün olabilir. Bu durumda başvuru sahibi öncelikle yöntem adımlarının bir bilgisayar programına bağlı kalmadan bir donanım ile gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini belirlemelidir; eğer bu mümkünse ve donanım çözümü de yeni ise, faydalı model koruma sağlanabilecektir.[81]

Örnek 18:

Örneğin tarifnamedeki çözümde, iki cihazın sıcaklıkları karşılaştırılmakta ve iki sıcaklık arasındaki fark önceden belirlenmiş bir eşik seviyesinden büyük olduğunda bir alarm sinyali verilmektedir. Bu buluş bir donanım içinde uygulanabilir. Örneğin ilk olarak, iki cihazın sıcaklığına karşılık gelen elektrik sinyali (analog sinyal) çıkarıcıya (subtractor) girilir ve çıkarıcı tarafından fark elde edilir; ikinci olarak, fark değeri karşılaştırıcıya (comparator) girilir ve karşılaştırıcı, çıktı sonucunu elde etmek için fark değerini önceden belirlenmiş eşiğe karşılık gelen sinyalle karşılaştırır; son olarak, çıktı sonucu alarmı tetiklemek için kullanılır, yani bütün bu işlemler tarifnamede, aslında elektriksel olarak bağlı sıcaklık sensörleri, çıkarıcılar, karşılaştırıcılar ve alarmlar tarafından gerçekleştirilebilir ve bu devre faydalı modelle korunabilir.

Bir başka örnekte buluş bir ürün kalite denetimi ile ilgili olsun. Buluşta, önce ürünü içeren hedef görüntü elde edilmekte, ardından ürünün nitelikli olup olmadığına karar vermek için hedef görüntüyü tanımlamak için bir sinir ağı modeli kullanılmaktadır. Bu durumda buluş konusu esasen, ürünün sinir ağı modeli aracılığıyla nitelikli olup olmadığına karar vermekle ilgilidir. Bu buluş için, bilgisayar programı kullanmadan salt donanım yapısı ile çözümü gerçekleştirmek pek olası değildir. Dolayısıyla bu tür bir buluş faydalı modele konu değildir.

Üçüncü grup buluşların değerlendirmesi daha zordur. Başvuru sahibi buluşunu uygun bir şekilde ikiye ayırarak buluşun bir kısmını birinci grupta verilen örnekteki gibi düzenleyerek (donanım yapısının bu kısmı önceki tekniğe kıyasla yeniyse) faydalı model koruması sağlamaya çalışabilir.

Pratikte, yöntem adımlarını içeren bir çözümün faydalı model için uygulanıp uygulanamayacağını belirlemenin anahtarı, buluşa ait yöntem adımlarının donanım devreleri gibi donanım çözümleri ile gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini belirlemektir. Eğer öyleyse ve çözüm yeniyse faydalı model koruması mümkün olabilir.[82]

Ancak bir bilgisayar programıyla gerçekleştirilen bir işleme modüller kullanarak donanım görünümü vermek başvuruyu faydalı modele konu buluş kapsamına sokmada yeterli olmayacaktır, zira söz konusu modüller büyük ihtimalle yalnızca işlevleri ile tanımlanacaktır.[83]

Elektrik devrelerinin faydalı modelle korunması da belli şartlar altında mümkündür. Çeşitli elektronik bileşenler arasındaki belirli bağlantılarla tanımlanan elektronik devre yapıları faydalı modele konu olabilir.[84] Bir devrenin elemanlarının iç yapıları veya işlevleri ya da devrenin üretim yöntemi değil de, örneğin devre üzerinde bulunan elemanların dizilişi ve bu sayede sıcaklığa hassas bir devre elemanının ısı yayan dirençlerden uzağa konumlandırılması vb. somut özelliklere faydalı model verilebilir.[85]  Eğer elektronik devre kartları fiziksel özellikleriyle değil, yalnızca üzerine yüklenen programla teknikten farklılık arz ediyorsa faydalı model koruması kapsamında değerlendirilmemelidir.

Almanya’da 1986 sonrası yasa ile elektrik devreleri, “fiziksel olarak somut bir maddenin parçasını oluşturuyorlarsa ve genel devre şemalarını temsil etmiyorlarsa” faydalı model korumasına dahil edilmiştir.[86]

Araştırma Raporu Düzenlenememesi

Başvuru konusunun 6769 SMK m.142(3) kapsamında faydalı model ile korunabilir olmadığı sonucuna varılırsa veya tarifnamenin ya da tüm istemlerin yeterince açık olmaması araştırma raporunun düzenlenmesini engelliyorsa araştırma raporu düzenlenmez ve başvuru sahibinden bu konudaki itirazlarını veya başvurudaki değişikliklerini, bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde sunması istenir. Bu süre içinde itirazda bulunulmaması veya itirazın ya da yapılan değişikliklerin Kurum tarafından kabul edilmemesi hâlinde başvuru reddedilir. İtirazın ve varsa yapılan değişikliklerin kabul edilmesi hâlinde araştırma raporu (tüm istemler veya araştırılabilir istemler için[87]) düzenlenir, başvuru sahibine bildirilir ve Bültende yayımlanır.[88]

Başvurunun bazı istemlerinin yukarıda belirtilen rapor düzenlenememe gerekçeleri kapsamına girmemesi veya tarifnamenin ya da bazı istemlerin yeterince açık olması durumunda araştırma raporu bu istemler itibariyle düzenlenir.[89]

Eğer istemlerin faydalı model ile korunabilir buluş konusuna dahil olması için ciddi değişiklikler yapılması gerekiyorsa uzmanın bunların yapıldığını varsayarak tarifname üzerinden genel bir araştırma yapması tavsiye edilmez. Zira korunmak istenen buluş tarifnameden net bir şekilde anlaşılmayabilir. Böyle bir durumda SMK m.143(7)’ye göre araştırma raporu düzenlenemediği gerekçeleriyle bildirilirse bu, başvuru sahibine istemlerini düzeltmesi için fazladan bir şans daha verecektir. Düzeltilmiş istemler üzerinden yapılan araştırma sonrası eğer belge verilecekse ve düzeltme gerekiyorsa bunlar büyük ihtimalle şekli basit düzeltmeler olacaktır. Ancak istemler düzelttirilmeden doğrudan tarifname üzerinden bir araştırma yapılacaksa, istemlerin ne şekilde yazıldığı varsayılarak araştırma yapıldığı ve istemlerin ne şekilde düzeltilmesi gerektiği başvuru sahibine net bir biçimde anlatılmalıdır.

Buluş bir aparat/cihaz olmasına rağmen istemin gramer olarak yanlış ifade edilmesi nedeniyle buluş bir yöntemmiş gibi görünebilir, bu durumda istemin yöntem olması sebebiyle faydalı model kapsamına girmediği ileri sürülerek rapor düzenlenememesi yerine buluşun yapısal özellikleri üzerinden araştırma yapılarak, raporun görüşler kısmında istemin düzeltilmesi gerektiği bildirilebilir.

Yöntem isteminin aparat/ürün/sistem istemine dönüştürülmesi

Yöntem istemi şeklinde yazılmış bir istemin faydalı modele uygun olması için bir aparat/ürün/sistem istemine dönüştürülmesi kapsam aşımına yol açar mı? Bu tür bir değişiklik yapılabilir mi? Yeni istemde ortaya konan aparatın/ürünün/sistemin orijinal tarifname takımında desteği varsa bu değişiklik kapsam aşımına yol açmayacaktır.[90]

TÜRKPATENT’ten Örnekler

Bu bölümde TÜRKPATENT’te faydalı model ile korunamayacak nitelikte olması nedeniyle kabul edilmeyen buluş konularına örnekler verilmiştir.

Örnek 19:

2017/19127 nolu faydalı model başvurusunun istemi şöyledir:

“- İçine konulacak tencere veya kavanoz için düzgün bir zemin sağlanması amacıyla alt kısmına asgari 2 cm kalınlığında düz bir taban süngeri ve bunun altına ısı yalıtım performansının artırılması için metalize yüzü üste gelecek şekilde bir metalize şilte yerleştirilmesi,
– İçine konulacak sıcak malzemelerden etkilenmemesi, erime veya yanma yapmaması için iç
kaplamalarda kesinlikle, dış kaplamalarda ise bütünlük sağlaması açısından tercihen pamuklu kumaş kullanılması;
– Daha küçük boyutlu malzemeleri de sarabilmesi için dolgu malzemelerinin şişkin olarak
doldurulması;
– Büzme ipinin bohçanın tamamen açılarak minder amacıyla da kullanılabilmesine imkan
sağlayacak şekilde asgari 3 metre 15 santimetre olması;
– Pratik bir kapanma sağlamak için ipin içinden geçirileceği ve büzüldükten sonra bırakıldığı gibi kalmasını sağlayacak bir stoper kullanılmasıdır.”

Uzman SMK m.142(3)(ç)’ye dayanarak usullere ilişkin buluşların faydalı model ile korunamayacağı gerekçesiyle araştırma raporu düzenlememiştir. Ardından yapılan istem değişikliği sırasında kapsam aşımı yapıldığı için ise SMK m.143(7) uyarınca başvuru reddedilmiştir.

Örnek 20:

2020/06412 nolu faydalı model başvurusunun istemi şöyledir:

1. Buluş üretim alanları için geliştirilmiş bir veri toplama terminali olup, özelliği;

– iş istasyonlarından dur-kalk sayacı alınması,

– iş istasyonlarından üretim sayacı alınması,

– iş istasyonlarından üretim tamamlandı bilgisi alınması,

– makinelerden veri alma haricinde sesli ve görsel uyarılar verilmesi,

– kablosuz iletişime sahip olması sayesinde kablolama maliyeti bulunmaması,

– kablosuz iletişime sahip olması sayesinde iş istasyonlarının yerlerinin değiştirildiği durumda tekrar kablolama ihtiyacı olmaması,

– tamamen yerli üretime sahip olması,

– toz, sıvı, darbe ve titreşime dayanıklı olmasıdır.

Uzman “veri toplama terminali” ifadesi ile ürün/aparat formatında yazılmış istemin devamında sadece erişilmesi arzulanan sonuç içeren ya da yöntem içeren ifadeler yazıldığı için SMK m.142(3)(ç) gereğince usullere ilişkin buluşların faydalı model ile korunamayacağı için araştırma raporu düzenlenemediğini bildirmiştir. Ardından başvuru sahibi istemi aşağıdaki gibi değiştirmiştir:

1. Buluş, operatör paneli (HMI) ile İş İstasyonu arasında RF iletişimi ile bilgi alışverişi sağlayan bir veri toplama terminali (1) olup, özelliği;

– Plastik malzemeden mamul, kenarları yuvarlatılmış, dikdörtgen şeklinde bir gövdeye (A) sahip olması,

– Gövdenin (A) alt kısmında 2 adet RJ 45 bağlantı soketine (B) ve 1 adet micro USB şarj soketine (C) sahip olması,

– Gövdenin (A) ön kısmında 4 adet fonksiyon tuşuna sahip olması,

– Gövdenin (A) ön kısmında ekrana (D) sahip olması,

– Ekran (D) üstü 200 mikron mat esnek ve ısı, nem ve kimyasallara dayanıklı membrana sahip olması,

– Ekran (D) üstü tuşların 2 milyon basma ömrüne sahip olmasıdır.

Uzman yeniden düzenlenen yukarıdaki isteme yönelik araştırma raporu hazırlamıştır.

Burada istemlerin yazımı ile ilgili bir hususa değinelim. Yukarıdaki istemde “sahip olması” kalıbının çıkarılması istemi daha sade ve anlaşılır hale getirecek ve kapsamında herhangi bir değişikliğe neden olmayacaktır. Örneğin istem:

“1. Buluş, operatör paneli (HMI) ile İş İstasyonu arasında RF iletişimi ile bilgi alışverişi sağlayan bir veri toplama terminali (1) olup, özelliği;

– Plastik malzemeden mamul, kenarları yuvarlatılmış, dikdörtgen şeklinde bir gövde (A),

– Gövdenin (A) alt kısmında 2 adet RJ 45 bağlantı soketi (B) ve 1 adet micro USB şarj soketi (C),

– Gövdenin (A) ön kısmında 4 adet fonksiyon tuşu,

– Gövdenin (A) ön kısmında ekran (D),

– Ekran (D) üstü 200 mikron mat esnek ve ısı, nem ve kimyasallara dayanıklı membran ve

– 2 milyon basma ömrüne sahip ekran (D) üstü tuşları

içermesidir.”

şeklinde yazılabilir. İstemler mümkün olduğunca öz olmalıdır.[91] Yukarıdaki iki istem arasında anlam ve kapsam olarak fark yoktur, bu sebeple kelime kalabalığı yapmadan gramer olarak istemin mümkün olduğunca sade yazılması tavsiye edilir. Zira bir sonraki örnekte görüleceği üzere gereksiz ifadeler anlam kaymasına, belirsizliğe yol açabilir.

Örnek 21:

Bir Yargıtay kararında aşağıdaki istem kullanıma yönelik olduğu gerekçesiyle usul olduğu için (KHK m.155) faydalı model ile korunabilir bulunmamıştır[92]:

“3- İstem-1’de bahsedilen su ısıtma sistemi olup, özelliği; ısıtma kazanı içinde birden fazla yerleştirilen ve her biri müstakil veya birlikte kullanılabilen birden çok rezistansın (04) kullanılmasıdır.”

Kanaatimizce Mahkeme isteme çok katı bir lafzi bakış açısıyla yaklaşmıştır. Ancak bu tür bir sonuçla karşılaşmamak adına istemin şu şekilde bitirilmesi daha güvenli olacaktır: “…birden çok rezistans (04) içermesidir.”

Örnek 22:

2019/13507 nolu faydalı model başvurusunda tarifname başlığında, tarifnamenin büyük bölümünde ve istemlerde “geçiş kontrol sistemi” ifadesi kullanılmasına rağmen özet kısmında ve tarifnamenin bazı yerlerinde buluş için “geçiş sistemi ve yöntemi” ifadelerine yer verilmiştir. Uzman araştırma raporunun görüşler kısmında yöntem ifadelerinin çıkarılmasını istemiştir. Bilindiği üzere faydalı model başvuru sahibi, en geç araştırma raporunun bildirim tarihini takip eden üç aylık sürenin bitimine kadar faydalı model başvurusunun patent başvurusuna dönüştürülmesini talep edebilmektedir.[93] Buna göre eğer başvuru sahibi bu aşamada faydalı modelini patente dönüştürmek istiyorsa istenen değişikliği yapmak yerine dönüşüm talebinde bulunabilir. Ancak faydalı model korumasıyla devam etmek istiyorsa SMK m.142(3)(ç) gereğince söz konusu ifadeleri çıkarmalıdır.[94] Örneğin EPO’da bir başvurunun istem kategorisinde değişiklik yapılırsa, inceleme uzmanı belge vermeden önce buluş başlığında bir değişikliğe gerek olup olmadığını kontrol eder.[95]

Örnek 23:

2021/00078 nolu faydalı model başvurusunda istem 4, istem 1’de belirtilen filtrelerin çalışma prensibini açıkladığı için, söz konusu istemin çıkarılması istenmiştir:

“4. İstem 3 e uygun diş hekimi negatif basınç sistemi olup özelliği; ön filtrede (6) büyük partikülleri hepa filtrede (10) daha küçük partikülleri pm2.5 soğuk katalizör aktif karbon filtre (7) ile kokuları formaldehid (soğuk katalizör) filtre ile zararlı olabilecek gazları ve o anda tedavide kullanılan ilaç atıklarını daha sonra elektrostatik filtreler (11 ve 12) ile havanın içindeki tüm zararlıları (5000v) ayrıştırarak en son uv filtre lamba (5) ile tüm havanın zararlılardan ayrıştırıp dış havaya dış ortama atılması şeklinde çalışan ana makinenin (4) bulunmasıdır.”

Görüldüğü üzere her ne kadar istem 4 bir “ana makine (4)” unsurunu tanımlasa da bunu salt çalışma prensibi olarak yapması istemin faydalı model ile korunmasına engel olmaktadır. Faydalı modele konu bir istem yalnızca cihazın/aparatın nasıl çalıştığını anlatmamalı, onu yapısal özellikleriyle tanımlamalıdır.

Ayrıca, bir aparat istemindeki bazı özellikler, aparatı teknik özellikleri açısından açıkça tanımlamaktan ziyade aparatı kullanma yöntemiyle ilgiliyse, bu özellikle ilgili amaçlanan sınırlamalar net olmayabilir ve bu da istemde açıklık sorunu yaratabilir.

Örnek 24:

2017/08974 nolu faydalı model başvurusunda istemlerin erişilmesi arzu edilen sonuç ve usul olması nedeniyle rapor düzenlenememiştir:

1. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, TC kimlik numarası üzerinden kişiye özel tanımlanabilmesidir.

2. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, isteğe bağlı olarak yükleme yapılabilmesidir.

3. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, tüm pos cihazlarında kullanılabilmesidir.

4. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, sadece yemek ücreti değil diğer ücret ve ödeneklerin de yüklenebilmesidir.

5. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, kredi kartları gibi tüm alışverişlerde kullanılabilmesidir.

6. Buluş diğer ödeme sistemleri ile entegre edilmiş yemek kartları olup; özelliği, TC kimlik numarası ile kullanıcı tarafından aktivasyon yapılarak güvenliğin sağlanmasıdır.

Örnek 25:

2018/02041 nolu patent başvurusundan dönüşen faydalı model başvurusunda istemlerin “…. kaydın saklanması, … sisteme yüklenmesi, …. fiyat teklif edilmesi aşamalarını içermesidir, … film kayıtlarını yüklemesi aşamalarını içermesidir.” şeklinde usul/yöntem istemleri olması nedeniyle faydalı model ile korunabilir nitelikte bulunmayıp, araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 26:

2018/16117 nolu faydalı model başvurusunda istem 1 aşağıdaki gibidir:

“1. Buluş, çay veya bitki çaylarının (2) hızlı bir şekilde servise hazır hale getirilmesi ile ilgili olup özelliği, istenilen geometride oluşturulan kabın (1) içerisine yerleştirilen çay veya bitki çaylarının (2), en az bir buhar ve/veya kaynağından (3) gelen buharın ve/veya basınçlı sıcak suyun, çaya veya bitki çaylarına (2) püskürtülerek, demlemesi ve servise hazır hale getirmesi sağlanır.”

Başvurunun usuller ile ilgili olması nedeniyle faydalı model ile korunabilir nitelikte bulunmayıp, araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 27:

2021/00965 nolu faydalı model başvurusuna ait istemler aşağıdaki gibidir:

1. Buluş, incir gövde veya yeşil meyve öz sıvının (sütünün), hayvansal sütlerin mayalanmasında (fermente edilmesinde) kullanılan öz sıvı olmasıdır.

2. İstem 1’e göre hayvansal sütlerin mayalanmasında (fermente edilmesinde) kullanılan öz sıvı olup özelliği; 1 ml sütün içine 15 damla damlatılıyor olmasıdır.

3. İstem 1’e göre hayvansal sütlerin mayalanmasında (fermente edilmesinde) kullanılan öz sıvı olup özelliği; sıvı ya da 10*10 cm bez parçaya incir sütü emdirilerek kurutulmuş bez yapısı şeklinde de mayalanacak sütün içine atılarak mayalamada kullanılabiliyor olmasıdır.

Başvurunun peynir elde edilme usulünün korunması amaçlandığı için 6769 SMK m.142(3) uyarınca usullere ilişkin buluşlar faydalı model ile korunamayacağı gerekçesiyle araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 28:

2020/00684 nolu faydalı model başvurusu otomatik kıyı ve su (deniz, göl, akarsu…) yüzeyi temizliği sistemi ile ilgilidir. Araştırma uzmanı buluşun yapısal unsurlarının tanımlandığı başvurunun bağımsız birinci istemini araştırmış, ancak istem 1’e bağlı 2 ve 3 nolu istemlerin cihazın çalışma prensibini ve işlem adımlarını anlatması nedeniyle araştırılamadığını belirtmiştir. Başvuru sahibinin söz konusu istemlerde yaptığı düzeltme yeterli görülmediği için başvuru geri çekilmiş sayılmıştır. Yöntem olmaması sebebiyle kabul edilmeyen söz konusu istemler şöyledir:

2. İstem 1’e uygun ‘‘Otomatik Kıyı ve Su (deniz, göl, akarsu…) Yüzeyi Temizliği Sistemi’’ olup özelliği; kurulumunun;

– Sıvı ortam (1) kıyısında bulunan marina, liman, sahil, iskele vb. gibi yerlere platform (2), Boşaltım ağzı (4) ve Çöp kovasının (5) kurulması,

– Platformun (2) bir ucuna dış kova (11) diğer ucuna da boşaltım ağzının (4) yerleştirilmesi,

– Yine platform (2) üzerine; ray (3), vinç (9), su türbini (7), pompa (13), dış kova (12), döndürme mekanizması (14) ve otomasyon panosunun (6) yerleştirilip, bir sonraki aşamada, tutucu kollar (8), döndürme mekanizması (14), iç kova (12) ve ardından da birbirine bağlanan tutucu kol (8) ve iç kovanın (12) raylara (3) montajlanması,

– Bu işlem de tamamlandıktan sonra, yönlendiricilerin (10) sıvı içerisinde seçilen uygun alanlara yerleştirilmesi,

– Vinç (9), döndürme mekanizması (14), tutucu kollar (8), pompa (13) ve kıyıda bulunan çöp kovanın (5) içindeki hassas kantar sayesinde, çöp ağırlığının kontrol edilmesi ve

– Tüm bu işlemlerin otomasyon panosu (6) ile kontrol edilip çöp ağırlığı ile çöp miktarının, otomasyon panosunun (6) ekranında gözlemlenebilmesi.

ile karakterize edilmesidir.

3. İstem 1’e uygun ‘‘Otomatik Kıyı ve Su (deniz, göl, akarsu…) Yüzeyi Temizliği Sistemi’’ olup özelliği; çalışmasının;

– Otomasyon panosuna (6) start verildiğinde, pompanın (13) emiş yapmaya başlaması,

– Pompa (13) çalışmadığında, iç kovanın (12) su yüzeyinin 5cm üzerinde bulunması,

– İç kova (12) ve dış kova (11) arasında kalan hava-sıvı karışımının, pompa (13) ile emilerek, iç kovanın (12) su yüzeyinin 2cm veya daha fazla aşağısına itilmesinin sağlanması,

– Otomasyon panosu (6) içerisinde bulunan yazılım ile işlem kullanıcının seçimine bağlı olarak, piston yardımı ve pompa (13) ile eş zamanlı olarak çalıştırılıp, iç kovanın (12) ağlarla örülü olmasından dolayı oluşan geçirgenliğinden faydalanarak yine suyun 5 cm üzerinde tutulup, zaman ayarlı olarak su yüzeyinin 2cm veya daha fazla aşağısına itilmesi ile çöplerin, iç kova (12) içerisinde toplanmasının sağlanması,

– Böylece su yüzeyinde bulunan yağ ve kirlerin hareketinin, iç kova (12) içerisine doğru olmasının sağlanması,

– Pompa (13) ile emilen sıvının, iç kovada (12) bulunan ağların arasından geçmesi,

– Emilen sıvı, pompanın (13) çıkışında bulunan hortumdan bir yağ tutucuya, oradan su türbini (7) nozzle’ına, şayet yağ tutucu konulmamış ise su türbinindeki (7) nozzle’a gelen sıvı ile su türbininin (7) çalışması,

– Emilen sıvının, su türbininin (7) diğer ucuna bağlanan hortuma ve oradan da emişin yapıldığı sıvı bölgeye veya yönlendiriciye (10) gönderilmesi,

– Otomasyon panosundan (6) verilen düzenli komutlarla çalışan, iç kovaya (12) halatla bağlı olan vincin (9), iç kovayı (12) otomatik olarak çekmeye başlaması,

– İç kova (12), altında bulunan tekerlekler ile ray (3) üzerinde hareket ederek yoluna devam etmesi,

– İç kova (12), boşaltım ağzının (4) ucuna geldiğinde, döndürme mekanizmasının (14) (piston veya helac) iç kovayı (12) döndürmesi ve sallama komutu ile iç kovanın (12) yön değiştirip sallanarak, içerisinde toplanan tüm atıkların çöp kovasına (5) boşaltılmış olması,

– Boşalan iç kovanın (12) tekrar döndürülerek, eski konumuna gelmesi ve raydan (3) aşağı doğru inerek yuvasına oturması ve

– Pompa (13) tekrar çalışarak ve su yüzeyi temizliğinin baştan tekrarlanması

ile karakterize edilmesidir.

SONUÇ

6769 SMK m.142(3)’e göre bir buluşun faydalı modele konu olup olamayacağına dair değerlendirmede şu kriterler dikkate alınabilir:

1) İstem salt aşağıdaki konularla ilgiliyse faydalı modele konu değildir:

  1. Kimyasal maddeler (örn. sentetik boya, deterjan, diş macunu, sabun, hidroklorik asit, sitrik asit vb.) ve biyolojik maddeler (izole edilmiş bakteriler, prokaryotlar, mantarlar, algler, protozoalar, plazmitler, virüsler, hücre organelleri, biyolojik kaynaklardan elde edilen maddeler örn. serum, toksin vb.)
  2. Kimyasal usuller (örn. oksidasyon, kataliz, yumurta pişirme, kek yapma vb.) ve biyolojik usuller (adipik asit hazırlamak için bir biyolojik yöntem)
  3. Kimyasal ve biyolojik usuller sonucu elde edilen ürünler (oksidasyon sonucu üretilen nitrik asit, bir biyolojik yöntem sonucu elde edilen adipik asit vb.)
  4. Eczacılıkla ilgili maddeler (örn. ilaç hammaddeleri, etkin madde)
  5. Eczacılıkla ilgili usuller (örn. ilaç elde etme yöntemleri)
  6. Eczacılıkla ilgili usuller sonucu elde edilen ürünler (örn. ilaçlar)

g)   Biyoteknolojik buluşlar (örn. genler, yaşam formları, doğal ortamından izole edilmiş veya teknik bir yöntemle üretilmiş biyolojik materyal)

h) Usuller (örn. imalat yöntemleri, kullanım yöntemleri, iletişim yöntemleri, işleme yöntemleri, bilgisayar programları, yemek tarifleri)

i)    Usuller sonucu elde edilen ürünler (örn. gıda ürünleri)

2) İstem yalnızca faydalı modele konu olabilecek unsurlardan oluşuyorsa (1. maddede anılan unsurlar yoksa) normal araştırma prosedürü uygulanır ve yenilik değerlendirmesi yapılır.

3) İstemde hem faydalı modele konu olabilecek unsurlar hem de 1. maddede sayılan unsurlar birlikte yer alıyorsa:

a) İstem ile bilinen teknikteki doküman karşılaştırıldığında arada hiçbir fark yoksa istem yeni değildir.

b) İstem ile bilinen teknikteki doküman karşılaştırıldığında aradaki farklar yalnızca faydalı model ile korunabilir olmayan unsurlar ise istem yeni değildir.

c) İstem ile bilinen teknikteki doküman karşılaştırıldığında aradaki farklar hem faydalı modele konu olabilecek unsurları hem korunamayacak unsurları içeriyorsa, faydalı model ile korunabilir olmayan unsurlar dikkate alınmadan yenilik değerlendirmesi yapılır. Arada fark kalmıyor ise istem yeni değildir. Fark var ise istem yenidir. Bu durumda faydalı modelle korunamayan unsurlar istemden çıkarılmaz.

4) Tarifnamede çeşitli kimyasallardan ya da yöntemlerden bahsedilmesi başvurunun faydalı model kapsamı dışına çıkmasına tek başına bir neden olmaz. Ancak salt faydalı model ile korunabilir olmayan unsurlar istemlerdeki geliştirmeyi oluşturuyorsa buluş faydalı model olarak değerlendirilemeyecektir. Bununla birlikte istemlerde belirtilmeksizin tarifnamede çeşitli kimyasallardan ya da yöntemlerden bahsedilmesi durumunda sonradan istemlere bu özelliklerin eklenmesine izin verilmeyebilir. Tarifnamede bahsedilen kimyasalların ya da yöntemlerin istemlerin yorumlanmasında buluşun özü bunlarmış gibi gösterilmesine izin verilmez. Buluş başlığında da yöntem vb. ifadeler kullanılmamalıdır.

5) Yöntem istemi şeklinde yazılmış bir istemin faydalı modele uygun olması amacıyla bir aparat/ürün istemine dönüştürülebilmesi için yeni istemde ortaya konan aparatın/ürünün tarifnamede desteği bulunması ve bu değişikliğin kapsam aşımına yol açmaması gerekir.

Şekil 7: Faydalı model değerlendirme şeması

Faydalı Model Örnek İstem Değerlendirmesi

“İstem 1. Bir etil alkol termometresi olup özelliği; içinde alkolün depolandığı ve bir cam borunun bir ucunun ısıtılması, sıkıştırılması,  kapatılması ve cam üfleme tekniğiyle şişirilmesi sonucu elde edilen bir şişkin kısım ve bahsedilen şişkin kısımdan uzanan cam boruyu destekleyen ve hem Fahrenheit hem de Celcius ölçeği olan bir cam tüp içermesidir.”

Şekil 8: Alkol termometre örneği[96]

İstem 1’de ölçeğin türü (Fahrenheit ve/veya Celcius) bilginin sunumu ile ilgili olması bakımından teknik bir unsur olmadığı için bu özellik yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmaz.

İstemde faydalı model ile korunabilir unsurlar bulunduğu için rapor düzenlenebilecektir. Tekniğin bilinen durumunda D1 ve D2 dokümanlarının bulunduğunu varsayalım ve istemi bu dokümanlarla ayrı ayrı karşılaştıralım.

D1: Bir etil alkol termometresi olup özelliği; içinde alkolün depolandığı kapalı bir cam hazne içermesidir.

İstem 1 ile D1 karşılaştırıldığında termometrenin faydalı model ile korunabilir yapısal özelliklerinde farklar olduğu görülmektedir. Bu nedenle yenilik değerlendirmesi yapılır. İstem 1’in D1’den farkı cam haznenin şişkin kısım içermesidir. Şişkin kısmın üretim tekniği (cam borunun bir ucunun ısıtılması, sıkıştırılması,  kapatılması ve cam üfleme tekniğiyle şişirilmesi) fark olarak dikkate alınmaz. Sonuç olarak yalnızca “şişkin kısmın bulunması” unsuru sayesinde istem yeni olarak kabul edilir. Ancak istemde bulunan ve faydalı modelle korunamayan unsurlar istemden çıkarılmaz ve istem 1 olduğu gibi yeni kabul edilir.

D2: Bir cıva termometresi olup özelliği; içinde alkolün depolandığı bir şişkin kısım ve bahsedilen şişkin kısımdan uzanan bir boru kısmı ve cam boruyu destekleyen ve bir ölçeği olan bir cam tüp içermesidir.

İstem 1 ile D2 karşılaştırıldığında aradaki farkların yalnızca termometrede kullanılan kimyasalla (cıva yerine etil alkol) ve şişkin kısmın üretim tekniği (cam borunun bir ucunun ısıtılması, sıkıştırılması,  kapatılması ve cam üfleme tekniğiyle şişirilmesi) ile ilgili olduğu ve bunların da faydalı model ile korunabilir buluş konusuna girmediği görülmektedir. Bu farklılıklar dikkate alınmadan yenilik değerlendirmesi yapılır ve istemin D2 karşısında yeni olmadığı kabul edilir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Mayıs 2022

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Francesca Giovannini, Shinya Kimura, Han-Mei Tso and Jude Yi, Petty Patents Around the World, http://oshaliang.com/newsletter/petty-patents-around-the-world/

[2] 2018-2021 arası yapılan başvurulardan faydalı model sayının patent sayısına oranı en yüksek olan iller tespit edilmiştir. Toplam başvuru sayısı 100’ün altında olan iller hesaba katılmamıştır.

[3] 2018-2021 arası yapılan faydalı model başvuru sayıları dikkate alınmıştır.

[4] Faydalı Model Yıllık İstatistikler, https://www.turkpatent.gov.tr/faydali-model-istatistik 

[5] World Intellectual Property Indicators 2021, WIPO, s.59, https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_941_2021.pdf

[6] Utility Model Protection Throughout The World, John Richards, Ladas & Parry LLP, 2010, s.6.

[7] World Intellectual Property Indicators 2021, WIPO, s.22, https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_941_2021.pdf ; Utility models, https://www.wipo.int/patents/en/topics/utility_models.html#accordion__collapse__07

[8] Paris Sözleşmesi, 1883, m. 1(2).

[9] The Paris Convention For The Protection Of Industrial Property, A Commentary, Sam Ricketson, Oxford University Press, 2015, 7.21.

[10] Şuradaki kriterler üzerinden oluşturulmuştur: The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.7-8.

[11] Yunan Patent Yasası m.19: The utility model certificate shall be granted for each novel and industrially applicable three-dimensional object with definite shape and form, such as a tool, an  instrument, a device, an apparatus or even parts thereof, proposed as novel and  industrially applicable and capable of giving a solution to a technical problem.

[12] AB VE TÜRK HUKUKUNDA FAYDALI MODELLERİN KORUNMASI (I), Cahit Suluk, FMR Dergisi, 2002, Cilt 2: Sayı:1, s.80, Dipnot 105, Suthersanen’den naklen.

[13] http://www.wipo.int/edocs/mdocs/aspac/en/wipo_ip_kul_12/wipo_ip_kul_12_ref_t3d.pdf, Utility Model System in China, SIPO, Malaysia, September 2012, s.14.

[14] http://www.wipo.int/edocs/mdocs/aspac/en/wipo_ip_kul_12/wipo_ip_kul_12_ref_t3d.pdf, Utility Model System in China, SIPO, Malaysia, September 2012, s.15; Guidelines for Examination of China, Chapter 2, Part I, Sections 6.1, 6.2.

[15] FAQs on utility models, What are the conditions for getting utility model protection?;    http://www.wipo.int/patents/en/topics/utility_models.html

[16] AB VE TÜRK HUKUKUNDA FAYDALI MODELLERİN KORUNMASI (I), Cahit Suluk, FMR Dergisi, 2002, Cilt 2: Sayı:1, s.63, Dipnot 44; KRASSER, Rudolf: “Developments in Utility Model Law”, IIC, C.26, No:6/1995, s.951

[17] Fikri Mülkiyet Hukuku, Ünal Tekinalp, 4. Bası, s.667.

[18] Gewerblicher Rechtsschutz und Urheberrecht, Jürgen Ensthaler, 2009, s.193.

[19] Alman Faydalı Model Kanunu (Gebrauchsmustergesetz), 1986, m.1(1): “Faydalı modeller, yeni bir tasarım, düzenleme, cihaz veya devreye sahip olan, buluş basamağına dayanan ve ticari olarak uygulanabilir olan iş ekipmanlarını, malları veya bunların parçalarını korur. Faydalı modelin amacı, birbirine ait birkaç bileşenden de oluşabilir.”

Orijinal metin: “Als Gebrauchsmuster werden Arbeitsgerätschaften,  Gebrauchsgegenstände oder Teile davon geschützt, die eine neue Gestaltung, Anordnung, Vorrichtung oder Schaltung aufweisen, auf einem erfinderischen Schritt beruhen und gewerblich anwendbar sind. Der Gegenstand des Gebrauchsmusters kann auch aus mehreren zusammengehörigen Bestandteilen bestehen.”

[20] Decision X-ZB 7/03 of October 5, 2005.

[21] http://www.bardehle.com/fileadmin/contentdocuments/broschures/Utility_Model_Protection_EN.pdf,  Utility Model Protection in Germany, BARDEHLE PAGENBERG Partnerschaft, 2013, s.6.

[22] BGH X ZB 23/07 Telekommunikationsanordnung [Telecommunications systems].

[23] Draft amendment of Spanish Patent Act aimed at admitting the protection of pharmaceutical substances and compositions via utility models, Miquel Montañá (Clifford Chance), November 29, 2021, http://patentblog.kluweriplaw.com/2021/11/29/draft-amendment-of-spanish-patent-act-aimed-at-admitting-the-protection-of-pharmaceutical-substances-and-compositions-via-utility-models/

[24] Çin Patent Yasası, m.2(3), 2009: “产品的形状、构造或者其结合所提出的适于实用的新的技术方案”

[25] Guidelines for Examination of China, 2010, Part 1, Chapter 2, Section 6.1.

[26] http://www.wipo.int/edocs/mdocs/aspac/en/wipo_ip_kul_12/wipo_ip_kul_12_ref_t3d.pdf, Utility Model System in China, SIPO, Malaysia, September 2012, s.14.

[27] http://www.wipo.int/edocs/mdocs/aspac/en/wipo_ip_kul_12/wipo_ip_kul_12_ref_t3d.pdf, Utility Model System in China, SIPO, Malaysia, September 2012, s.15; Guidelines for Examination of China, Chapter 2, Part I, Sections 6.1, 6.2.

[28] SMK m.142(3). Söz konusu konular şunlardır:

• Keşifler, bilimsel teoriler ve matematiksel yöntemler.

• Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler.

• Bilgisayar programları.

• Estetik niteliği bulunan mahsuller, edebiyat ve sanat eserleri ile bilim eserleri.

• Bilginin sunumu.

• Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar.

• Mikrobiyolojik işlemler veya bu işlemler sonucu elde edilen ürünler hariç olmak üzere, bitki çeşitleri veya hayvan ırkları ile bitki veya hayvan üretimine yönelik esas olarak biyolojik işlemler.

• İnsan veya hayvan vücuduna uygulanacak teşhis yöntemleri ile cerrahi yöntemler dâhil tüm tedavi yöntemleri.

• Oluşumunun ve gelişiminin çeşitli aşamalarında insan bedeni ve bir gen dizisi veya kısmi gen dizisi de dâhil olmak üzere insan bedeninin öğelerinden birinin sadece keşfi.

• İnsan klonlama işlemleri, insan eşey hattının genetik kimliğini değiştirme işlemleri, insan embriyosunun sınai ya da ticari amaçlarla kullanılması, insan ya da hayvanlara önemli bir tıbbi fayda sağlamaksızın hayvanlara acı çektirebilecek genetik kimlik değiştirme işlemleri ve bu işlemler sonucu elde edilen hayvanlar.

[29] Fikri Mülkiyet Hukuku, Ünal Tekinalp, 4. Bası, s.669; Almanya’dan esinlenildiğine dair görüşler de vardır.

[30] Law 11/1986, of March 20, 1986, on Patents, m.143.

[31] Almanya Faydalı Model Kanunu 1994, m.1(1) ve 2(3): https://wipolex.wipo.int/en/text/126190

[32] İspanya Patent Kanunu 1986, m.143(1)(2); İspanya Patent Kanunu 2018, m.137(1)(2); Almanya Faydalı Model Kanunu 1891, m.1(1); Almanya Faydalı Model Kanunu 2017, m.1(1), m.2(3).

[33] Fikri Mülkiyet Hukuku, Ünal Tekinalp, 4. Bası, s.673.

[34] Tasarım ve buluş brövesi yönlerinden bkz. Greffe/Greffe, p. 20.

[35] Tekinalp Ü., §51, no. 13.

[36] Morvan Danièle/Gérardin Françoise/Lanz-Dehais Annick/Vienne Brigitte/Lucot-Sarir Aliette, Dictionnaire de la Langue Française, Le Robert Pour Tous, Paris, 1995, s. 732, 733. Aynı yönde bkz. Kuzu, Faydalı Modeller ve Korunması, s. 8.

[37] FAYDALI MODELİN KORUNMASI VE FAYDALI MODELİN KORUNMASINA UYGULANACAK HUKUK, Özlem TÜZÜNER, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Nisan 2011, s.79.

[38] BULUŞUN FAYDALI MODEL BELGESİ İLE KORUNMASI, Erdal BAŞ, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, 2013, s.37.

[39] AB VE TÜRK HUKUKUNDA FAYDALI MODELLERİN KORUNMASI (I), Cahit Suluk, FMR Dergisi, 2002, Cilt 2: Sayı:1, s.79-80.

[40] Türk Hukukunda Patent Verilebilirlik Şartları, Özgür Öztürk, 2008, s.40-41.

[41] Jun Nakajima, Revisions to theJapanese Utility Model Law, PATENT WoRLD 16, 17-18 (May 1994)

[42] The Concept of Small Patent in European Legal Systems and Equivalent Protection under United States Law, Kelsey Martin Mott, Virginia Law Review, Vol. 49, No. 2 (Mar., 1963), s. 240.

[43] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.63.

[44] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.64.

[45] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.65.

[46] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.66.

[47] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.55.

[48] Second Tier Patent Protection, Mark D. Janis, Harvard International Law Journal, Vol. 40, 1999, s.162, Dipnot 63.

[49] Utility Model Protection in Pakistan An Option for Incentivising Incremental Innovation, Dr. Henning Grosse Ruse–Khan, Max Planck Institute for Intellectual Property and Competition Law, 2015, s.80.

[50] Utility Model Protection in Pakistan An Option for Incentivising Incremental Innovation, Dr. Henning Grosse Ruse–Khan, Max Planck Institute for Intellectual Property and Competition Law, 2015, s.82.

[51] What the European Commission is doing, https://ec.europa.eu/growth/industry/strategy/intellectual-property/patent-protection-eu/utility-models_en

[52] REPORT on the Green Paper presented by the Commission on the protection of utility models in the single market, (COM(95)0370 – C4-0353/95), Committee on Legal Affairs and Citizens’ Rights, Rapporteur: Mr Julio Añoveros Trías de Bes, 26 June 1996, https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/A-4-1996-0216_EN.html, s.9, 12.

[53] Kaynak: Nisan 2022’de TÜRKPATENT veritabanından elde edilen veriler

[54] 6769 SMK m.142(3)(a).

[55] 6769 SMK m.142(3)(a).

[56] 6769 SMK m.142(3)(a).

[57] 6769 SMK m.142(3)(b).

[58] 6769 SMK m.142(3)(c).

[59] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.1.

[60] BULUŞUN FAYDALI MODEL BELGESİ İLE KORUNMASI, Erdal BAŞ, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, 2013, s.50.

[61] The Protection of Utility Models in the Single Market – Green Paper. COM (95) 370 final, 19 July 1995, s.66-67.

[62] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.2.2.

[63] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.1.

[64] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.1.

[65] EQE Paper C 2019 istem 3

[66] EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter IV – 4.12.1 Product claim with process features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_12_1.htm

[67] EPO BoA, T 0815/93.

[68] EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter IV – 4.12.1 Product claim with process features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_12_1.htm

[69] China: Two Essential Features Of Utility Model Patent In China, CCPIT Patent & Trademark Law Office, 14 April 2016, https://www.mondaq.com/china/patent/482806/two-essential-features-of-utility-model-patent-in-china

[70] China: What You See Is Not What You Get: Introduction To Chinese Utility Model Patent, Xiaojun Guo, 27 November 2018, https://www.mondaq.com/china/patent/758512/what-you-see-is-not-what-you-get-introduction-to-chinese-utility-model-patent 

[71] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.2.1.

[72] Aynı yönde: Üç boyutluluk kriterini sağlamayan bir buluşun kabul edilebilir bir dış forma sahip bir başka unsura dahil edilmesiyle söz konusu buluş için dolaylı faydalı model koruması sağlanabilir. Bkz. The Concept of Small Patent in European Legal Systems and Equivalent Protection under United States Law, Kelsey Martin Mott, Virginia Law Review, Vol. 49, No. 2 (Mar., 1963), s. 239, şuradan naklen: “Crotti, The German Gebrauchsmuster, 39 J. Pat. Off. Soc’y 566,569 (1957)”

[73] Guidelines for Examination of China, 2010, Part I, Chapter 2, Section 6.2.2.

[74] chemical and food products; pharmaceutical and food products; product patents in food, medicines, chemicals; medicinal, chemical and food products.

[75] 6769 SMK m.142(3)(ç).

[76] Tarif şu adresten alınmıştır: https://www.nefisyemektarifleri.com/menemen-tarifi/

[77] Tarif şu adresten alınmıştır: https://www.nefisyemektarifleri.com/menemen-tarifi/

[78] 2017-2021 tarihli faydalı model başvuruları arasından gerçekleştirilen istatistiğe göre.

[79] Aynı yönde: EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. C. 5.2.8 Non-technical distinguishing features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_5_2_8.htm

[80] 2017-2021 tarihli faydalı model başvuruları arasından gerçekleştirilen istatistiğe göre.

[81] 电学领域中的方法方案,可以申请实用新型吗, 31 August 2021, Huowen Juan, Kangxin, https://www.mondaq.com/china/intellectual-property/1105088/300052339839046224952001330340260412786126041266966529221487201973000335831234542999226032224112152765311

[82] 电学领域中的方法方案,可以申请实用新型吗, 31 August 2021, Huowen Juan, Kangxin, https://www.mondaq.com/china/intellectual-property/1105088/300052339839046224952001330340260412786126041266966529221487201973000335831234542999226032224112152765311

[83] 注意!实用新型专利申请的初步审查中常见这4类实质性缺陷, 04 November 2020, Zhou Chunm, Kangxin, https://www.mondaq.com/china/patent/1001196/27880248476528123454299922603222411199872103330003358313034021021274932345726597200132412035265368254318672345436136246153257038519

[84] Patent Law in Greater China, edited by S. Luginbuehl, and P. Ganea, Edward Elgar Publishing, 2014, s.368.

[85] German utility model protection, Popp, Eugen, The CIPA Journal (Chartered Institute of Patent Agents), 1978, Vol. 7, No. 8, s.360 

[86] Second Tier Patent Protection, Mark D. Janis, Harvard International Law Journal, Vol. 40, 1999, s.163, Dipnot 67.

[87] 6769 SMK Yönetmelik m.120(14).

[88] 6769 SMK m.143(7).

[89] 6769 SMK Yönetmelik m.120(13).

[90] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 1.11.7 Addition/change of claim category, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_1_11_7.htm

[91] 6769 SMK m.92(4).

[92] Yargıtay 11. HD, 17.01.2011 – 2009/7208 – 2011/198; Patent Hukuku, Erdal Noyan, 3. Baskı, s.424.

[93] 6769 SMK m.104(2).

[94] EPO’da faydalı model koruması olmadığı için faydalı modelle korunamayan yöntemlerin tarifnameden çıkarılmasıyla ilgili bir hüküm yoktur. Ancak EPC m.53(c) kapsamına giren patentlenemeyecek konuların tarifnameden çıkarılması ya da patentlenebilirlik istisnaları kapsamına girmeyecek şekilde yeniden yazılması istenmektedir. Bkz. EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter IV – 4.3 Inconsistencies, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_3.htm

[95] EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter II – 3. Request for grant – the title, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_ii_3.htm

[96] Alcohol thermometer, https://en.wikipedia.org/wiki/Alcohol_thermometer

YENİ IPR GEZGİNİ BULUŞMASI: 27 MAYIS CUMA AKŞAMI ANKARA’DA BULUŞUYORUZ


Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!

Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.


Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.

Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.

Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).

Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.

Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.

Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.

Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.

Dönüşlerinizi bekliyoruz, sizleri görmekten mutlu olacağız ve katılmak isteyenlerle e-postayla bağlantıda olacağız.

IPR Gezgini

Mayıs 2022

iprgezgini@gmail.com

Le Pliage Çantalarına İlişkin Telif Hakkı Değerlendirmesi Delillendirme Eksikliği Mağduru mu?

Milano İlk Derece Mahkemesi’nin Aralık 2021 Tarihli Kararı Üzerine


Object of Desire: Longchamp Le Pliage Nylon Tote Bag

Moda endüstrisinde elbise, şemsiye, ayakkabı vb. ürünlerin görünümleri üzerinde hangi fikri mülkiyet haklarının bulunduğu çeşitli ülke mahkemelerince ara ara inceleme konusu olmaktadır.

Bu kapsamda Longchamp S.A.S. (“Longchamp”) de dünyaca ünlü ve kült olarak sayılabilecek Le Pliage model çantasına dayalı olarak, üçüncü kişi kullanımlarına karşı etkin bir şekilde mücadele vermektedir. Longchamp Le Pliage çantasının taklit edildiği gerekçesiyle marka ve telif haklarına tecavüz ile haksız rekabet gerekçeleriyle Milano İlk Derece Mahkemesi nezdinde 2019 yılında bir dava açmıştır. Dava konusu çanta modellerinin görselleri aşağıdaki gibidir:  


Milano İlk Derece Mahkemesi bu ihtilafa ilişkin kararını 13 Aralık 2021 tarihinde 10280/2021 No’lu karar ile oluşturmuştur. Mahkeme öncelikli olarak Le Pliage çantasına atfedilecek koruma türünün belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda çanta üzerindeki marka ve/veya telif hakkını incelemiştir.

İnceleme sonucunda Milano İlk Derece Mahkemesi, davalının ihtilaflı çantasının dikişleri, boru şeklindeki kulpları ve fermuarının uçlarındaki iki deri dil gibi özellikleri haiz olduğunu ve dolayısıyla orijinal çantanın tüm ayırt edici unsurlarını benimsediğini ifade ederek Longchamp’ın 013928528 ve 014461958 No’lu Avrupa Birliği marka tescillerine (EUTM) dayalı olarak marka tecavüzü iddialarını ve aynı zamanda haksız rekabet iddialarını kabul etmiştir. Son zamanlarda Moon Boot şeklini haiz üç boyutlu ayakkabı markalarının ayırt edici niteliğini tartışan kararlardan farklı olarak, bu ihtilaf incelenirken üç boyutlu çanta şekli markalarının ayırt edici niteliği değerlendirme konusu edilmemiştir.[1] Longchamp’ın EUIPO’da tescilli 013928528 ve 014461958 sayılı üç boyutlu markalarına aşağıda yer verilmiştir:



Diğer yandan mahkeme, telif hakkı koruması iddiasıyla ilgili olarak, Le Pliage çantaları üzerindeki telif hakkı koruması için “sanatsal değer” şartının karşılandığının gösterilememiş olması nedeniyle Le Pliage çantasına dayalı telif hakkı iddialarının kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Bu karar bir ürünün salt yüksek ticari başarıya sahip olmasının ve tanınmasının telif hakkı korumasından yararlanması için yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Peki Milano İlk Derece Mahkemesi bu karara nasıl ulaştı? 

Longchamp diğer ihtilaflarında olduğu gibi, bu dosya kapsamında da (i) Çantanın yamuk şekli; (ii) Fermuarın bir kısmını kaplayan çantanın kulpları arasındaki hafif dairesel deri diller; (iii) Çantanın ön tarafındaki iç cebinin dış hatlarını vurgulamaya yarayan dikiş; (iv) Çantanın her iki yanında dairesel elemanlarla biten boru biçimli kulplar; (v) Fermuarın yanlarında bulunan küçük deri şeritler; (vi)  Kullanılan renkler ve malzemeler arasındaki kontrast özelliklerini öne sürerek çantanın telif hakkına konu olması gerektiğini vurgulamıştır ve çanta tasarımının özgünlüğünün bu özelliklerin birleşiminde yattığını savunmuştur. Bunun yanında Longchamp çantanın dünya çapında 1.500 satış noktasında 54 milyon adet satılan bir model olduğunu ve çantanın ticari başarısının inkar edilemez bir boyutta olduğunu ortaya koymuştur.

Milano İlk Derece Mahkemesi ise, çantanın üstün ticari başarısını ve Le Pliage çanta tasarımının orijinal olduğunu kabul etmekle birlikte, bu tasarımın sanatsal bir değeri bulunduğuna ilişkin dosyada yeterli açıklama yer almadığını ileri sürerek telif hakkına tecavüz iddiasını reddetmiştir. Sanatsal değerin gösterimine ilişkin olarak da mahkeme (i) Uzman kültürel ve kurumsal kuruluşlar tarafından estetik ve sanatsal niteliklerin tanınması; (ii) Sergilerde veya müzelerde sergilenmesi; (iii) Sektöre ilişkin basında yayınlanması; (iv) Tasarım ödülleri almış olması; (v) Tasarımın işlevselliğini aşan piyasa değerinin gösterilmesi; (vi) Tanınmış bir sanatçı tarafından tasarımın oluşturulması gibi kriterlere bakılması gerektiğini öne sürmüştür.

Doktrinde bir kesim tarafından bu karar, yerleşik Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarından uzaklaşıldığı gerekçesiyle yoğun bir eleştiriye maruz kalmıştır. İtalyan mevzuatının lafzen, yalnızca orijinal karakter ve sanatsal değer taşındığı müddetçe telif hakkı korumasına izin verdiği belirtilmelidir. Ancak bir süredir Avrupa Birliği mevzuatı ve uygulamasıyla uyumlu bir şekilde bu terimlerin “hususiyet” kavramı çatısında yorumlandığı da not edilmelidir. Dolayısıyla, bugüne dek olan uygulama dikkate alındığında, söz konusu karar ile, “Orijinal olmayan birkaç unsurun kombinasyonu, eğer böyle bir kombinasyon yaratıcının entelektüel çabasını gösteriyorsa, orijinal olabilir” ilkesinin göz ardı edildiği ifade edilmektedir. Eleştirmenlerce, eser üzerinde “orijinal” olmanın yanında “sanatsal değer” kriterinin aranması mevcut İtalyan hukuku yerleşik uygulamasına aykırı ve Avrupa Birliği hukuku ile uyumsuz görülmüştür.

Doktrinde diğer bir kesim ise bu kararın sebebini Longchamp’ın Le Pliage çantaları üzerinde yeterli ve spesifik delillerle telif hakkı bulunduğunu kanıtlayamamış olmasına bağlamaktadır. Diğer bir deyişle, doktrinde bir kesim, Milano İlk Derece Mahkemesi’nin Le Pliage çantaları üzerindeki telif hakkını gerekli kriterleri sağlamadığı gerekçesiyle değil, telif hakkının Le Pliage çantaları üzerinde mevcut olduğunun yeterli deliller ile gösterilemediği gerekçesiyle reddettiğini savunmaktadır. Nitekim bu kesimce, kararda açıkça Le Pliage çantaları üzerinde telif hakkı bulunmadığına hükmeden 2017 tarihli bir mahkeme kararına atıfta bulunulduğu, Longchamp’ın ise bu kararın tersine hükmedilmesini sağlayacak düzeyde delili Milano İlk Derece Mahkemesi’ne sağlayamadığına dikkat çekilmiş ve davacı eleştirilmiştir.  

Sonuç olarak, Longchamp Le Pliage çantaları üzerindeki telif hakkı iddiasını güçlü bir delillendirme yapmamış olması nedeniyle de kaybetmiş olabilir. Bu dava bize, kapsamlı bir portföy oluşturmanın önemini göstermekte ve bir ürünün ticari başarısının o ürünün telif hakkı ile korunabilir nitelikte olduğunu göstermek için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bu dava bir şekil üzerindeki marka hakkı iddiasından kaynaklı ayırt edicilik karakteri değerlendirmesi ile aynı şekil üzerinde telif hakkı iddiasından kaynaklı orijinallik değerlendirmesi yapılırken bambaşka kriterlerin ortaya konması ve delillerle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.

Fulden TEZER

Mayıs 2022

fuldentzr@gmail.com 


[1] https://iprgezgini.org/2022/04/18/ay-botu-genel-mahkeme-tecnicanin-moon-boot-seklini-haiz-3-boyutlu-markasini-ayakkabilar-icin-ayirt-edici-bulmayan-temyiz-kurulu-kararini-korudu/

Markalar ve Karşılaştırmalı Reklam Serbestisi – Marka ve Reklam Mevzuatı Işığında Serbest Olan Nedir?


Social Media Troll Marketing: Strategy or Deterioration? | by Mira Ding |  Medium
1997 tarihli Burger King reklamı

Markalar işletmeleri ve belirli mal/hizmet gruplarını birbirinden ayırt etmeye, kaynak göstermeye hizmet ettiği kadar; iyi yönetilmiş bir marka stratejisi ile firmaların, itibarlarını ve tüketici nezdindeki konumlarını güçlendirebilecekleri de bilinen bir gerçektir. Bu etkiyi daha da arttırmak için kullanılan yöntemlerin başında ise reklam çalışmaları gelmektedir. Nitekim güçlü reklam kampanyaları sayesinde markalar geniş tüketici kitlelerine ulaştıkları gibi, mevcut tüketici kitlesi ile firmalar ve markalar arasındaki bağ da güçlenmektedir. Markanın bu gücü karşısında, firmaların reklam stratejileri de zamanla “sadece kendi marka reklamını yapma” amacından öteye geçmiş ve rakiplerine üstünlük sağlama gayesi de çok doğal olarak artmıştır. Markanın reklamlarda kullanımını çok yakından ilgilendiren bu yaklaşım, yıllar içinde karşılaştırmalı reklam kavramının doğmasına, gelişmesine ve düzenlenmesine vesile olmuştur.

Karşılaştırmalı reklam ilkeleri temel olarak Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”), Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (“Yönetmelik”) kapsamında düzenlemekte olup, bunlara ek olarak pek çok düzenleme ve ortamda da ayrıca karşımıza çıkmaktadır.

Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine ait olup, SMK madde 7/3(f) uyarınca; İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması” marka sahibi tarafından yasaklanabilmektedir. TTK madde 55’e göre ise “dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri” haksız rekabet teşkil etmektedir. Karşılaştırmalı reklamlar aslen reklam mevzuatının konusu olduğundan ve bu konuda Yönetmelik’te ayrıca düzenleme bulunduğundan, konunun derinliğine inebilmek adına, Yönetmelik temelinde bir değerlendirme yapmak oldukça faydalı olacaktır.

Yönetmelik’in yürürlüğe girişi ile çok ses getiren etkilerin başında, karşılaştırmalı reklam serbestisi gelmiştir. Nitekim yapılan ilk düzenlemeye göre; aldatıcı olmama, ispatlanabilir olma, tüketiciye faydalı olma gibi temel kriterler sağlandığı sürece rakip marka ve ürünlerinin reklamlarda kullanılmasına, karşılaştırmaya konu edilmesine bir engel bulunmamıştır. Rakip marka ve ürünlerinin reklamlarda kullanılmasını engellemek bir yana bazı şartlar çerçevesinde bu tür kullanımların meşrulaştırılmasını sağlayan, reklam pratiği anlamında sınırları bir hayli esneten, Türkiye’deki uygulamaları Amerika ve Avrupa’daki reklam pazarlarına yakınlaştıran, pazarlama stratejistleri ve ajansların gözlerinin içini parlatan bu uygulama geniş ufuklar açtığı kadar korunması zor dengeleri de gündeme getirmiştir.

Nitekim bugün SMK ile olduğu gibi, o dönem de 566 sayılı Kanın Hükmünde Kararname (“KHK”) ile sıkı şekilde korunan marka haklarına göre, bir markanın üçüncü kişiler tarafından meşru kullanımına ancak bazı hallerde izin verilmiştir. Aksi bir kullanımın ise, marka sahibi tarafından engellenebilmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda, “İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması” ya da İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması” mevzuat uyarınca marka sahibinin engelleyebileceği durumlar olarak gösterilmiştir. Marka korumasını destekleyen bu düzenleme TTK kapsamında da bir başka şekilde kendini göstermiş ve özellikle “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” TTK kapsamında haksız rekabet kabul edilmiştir.

Belirmek gerekir ki, KHK/SMK ve TTK’daki bu düzenlemeler ile Yönetmelik’i ilk versiyonunda yer alan karşılaştırmalı reklam düzenlemelerini doğrudan çelişir nitelikte kabul etmek pek de adil olmayacaktır.  Zira karşılaştırmalı reklamlardaki tek amaç ve etkiyi, doğrudan rakip firmanın markasını haksız yere kullanma ya da iş mahsulünü kötüleme olarak görmek, reklam pratiğinin gelişmesini köreltecek bir bakış açısı yaratacaktır. Burada önemli olan nokta, haklar arasındaki dengenin uygun şekilde sağlanabilmesi ve temel sınırların korunabilmesidir.  Nitekim bu hassas dengenin farkında olan kanun koyucu hem SMK hem de Yönetmelik’teki temel düzenlemeler ile bir sınır çizmiş ve “hukuka ve dürüstlük kuralına uygun kullanım” kriterini getirmiştir. SMK kapsamında çokça anılan bu kriterden anlaşılması gereken ise, Yönetmelik’te yer alan açıklamalar ile tamamlanmıştır. Yönetmelik’in ilk halinde yer alan -kanaatimce en önemli- kriterlerden biri, “Rakiplerin fikri ve sınai mülkiyet haklarını, ticaret unvanını, işletme adını, diğer ayırt edici işaretlerini, mallarını, hizmetlerini, faaliyetlerini veya diğer özelliklerini kötülememesi veya itibarsızlaştırmaması” şartı şeklinde, bir diğeri ise “Karşılaştırmalı reklamlarda, rakiplere ait isim, marka, logo veya diğer ayırt edici şekil veya ifadeler ile ticaret unvanı veya işletme adlarına, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uygun olması koşuluyla yer verilebilir.” şartı şeklinde düzenlenmiştir.

Bu bağlamda karşılaştırmalı reklam serbestisi kapsamında rakip firmaların markalarına yer verme imkanını kullanmak isteyen reklam verenlerin, hem KHK/SMK kapsamında marka korumasına hem de TTK kapsamında da genel haksız rekabet sınırlarına dikkat etmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu da en genel ve temel haliyle; karşılaştırmalı reklam sırasında markalar arasında karıştırılma ihtimali yaratılmaması, rakip firmanın markasının itibarından haksız yere faydalanılmaması, kötüleme anlamına gelecek bir kullanımda bulunulmaması ve herhangi bir haksız rekabet niteliğinde kullanıma yer verilmemesi anlamına gelmektedir. Kabul etmek gerekir ki, bu denge kurulması ve korunması kolay bir denge de değildir. Nitekim firmaların reklam yapmasındaki amaç kendi markalarını/ürünlerini öne çıkarmak olduğuna göre, bir reklamda hem rakip firmanın adına, markalarına, ürünlerine yer verip hem de dengeli bir şekilde reklam veren firmanın markasını, ürününü öne çıkarmak uçurumun üzerindeki bir ipte yürümeye benzemektedir. Eğer dengeyi koruyabilirseniz hem uçurumu geçersiniz hem de pek çok açıdan harika bir sonucunuz olur, eğer dengeyi koruyamazsanız…

Dengenin hassasiyetine ilişkin soru işaretleri maalesef Yönetmelik’in yürürlüğe girmesinden hemen sonra ve çok kısa zamanda çoğalmıştır. Bunun bir sonucu olarak da marka-reklam-haksız rekabet denklemi tam olarak kurulup hedeflenen o mükemmel dengeye ulaşılamadan, Yönetmelik’te köklü değişiklikler yapılmıştır. 2018 yılının sonunda yürürlüğe giren değişiklikler kapsamında, Yönetmelik ile getirilen karşılaştırmalı reklam serbesti yine Yönetmelik eliyle sınırlı serbestiye dönüşmüştür. Rakiplerin fikri ve sınai mülkiyet haklarını, ticaret unvanını, mallarını ve diğer ayırt edici işaretlerini karşılaştırmalı reklamlarda kullanmayı mümkün kılan düzenlemeler Yönetmelik’ten tek tek çıkarılmış ve yerine net bir şekilde; “Rakiplere ait ürün adı, marka, logo, ticaret unvanı, işletme adı veya diğer ayırt edici unsurlara yer verilmemesi” yönünde hüküm getirilmiştir.

Bugün karşılaştırmalı reklam yapılabilmesi için hiçbir şekilde rakip firmaya ait bir markaya, ürüne, ticaret unvanına ya da diğer ayırt edici unsurlara, yani reklamda kullanılan ürünün hangi rakip firma ürünü ile karşılaştırıldığı konusunda bir ipucuna yer verilmemesi gerekmektedir. Bu şekilde, SMK ve TTK ile aranan “hukuka ve dürüstlük kuralına uygun kullanım” kriteri, uygulamada -çok geniş  bir etki doğurur şekilde- doğrudan bu kullanımı engelleyerek karşılanmıştır.

Değinmek gerekir ki, Yönetmelik’te yapılan bu değişiklik karşılaştırmalı reklamlara yapılan denetimin hafiflediği, reklamda açıkça marka bilgisine verilmemesi halinde karşılaştırmalı reklamların daha rahat yapılabileceği anlamına da gelmemektedir. Nitekim karşılaştırmalı reklamların aldatıcı olmaması, ispatlanabilir olması, tüketiciye faydalı olması, haksız rekabete yol açmaması, rakipleri kötülememesi ve itibarsızlaştırmaması yönündeki temel ilkeler varlığını hala korumakta ve Reklam Kurulu da sıkı denetimlerine devam etmektedir. Örneğin Reklam Kurulu tarafından incelenen bir reklamda; “Kaliteli sandığınız deterjanların artık çıkaramadığı lekeleri çıkarır.” ifadeleriyle birlikte televizyon reklamlarında mavi, yeşil ve turuncu renklerde rakip deterjan paketi görsellerinin üzerinde mutsuz surat işaretine yer verilmiş olması karşılaştırmalı reklam ilkelerinin ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararda aynen; “(…) söz konusu televizyon reklamlarında rakip ürünler işaret edilerek deterjan paketi görselleri üzerinde mutsuz surat işareti kullanıldığı ve “kaliteli sandığınız deterjanların” ifadesine yer verildiği, böylelikle piyasada bulunan diğer ürünlerin lekeleri çıkarmadığı ve kalitesiz olduğu algısı yaratılarak kötülendiği, tüm bu durumların tüketicileri yanıltıcı nitelikte olduğu ve karşılaştırmalı reklam hükümlerine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmiş olup, (…) 457.308-TL idari para ve anılan reklamları durdurma cezaları verilmesine karar verilmiştir.” ifadesi kullanılmıştır. Söz konusu karar incelendiğinde; açıkça ve doğrudan herhangi bir rakip bir firma, marka, ürün bilgisine yer verilmediği, bunun yerine genel bir ifadeyle diğer tüm deterjanlar üzerinden bir karşılaştırma yapıldığı görülmektedir. Sadece bu açıdan değerlendirildiğinde Yönetmelik’e uygun bir kurgu olduğu düşünülebilirse dahi, karşılaştırma yapılan deterjanlar için “kaliteli sandığınız” şeklinde bir ifade kullanılması Reklam Kurulu tarafından rakipleri kötüleme olarak değerlendirilmiştir.

Marka hukuku ve reklam hukuku arasındaki denge maalesef tam olarak sağlanamadan yapılan bu düzenlemeler dolayısıyla, SMK’da yer alan İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması” düzenlemesi ve Yönetmelik’in birlikte değerlendirilmesi neticesinde bugün açıkça marka adı verilerek yapılan her türlü reklam hukuka aykırı olacaktır. Karşılaştırmalı reklamlarda açıkça rakip firma, marka, ürün adına yer verilmesinin yasak olduğu, fakat bu bilgilere yer verilmeksizin yapılan her karşılaştırmanın da uygun olmadığı ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır.

Büşra BIÇAKCI

Nisan 2022

busrasbicakci@gmail.com

Neden 26 Nisan? Dünya Fikri Mülkiyet Gününüz Kutlu Olsun!

IPday2022-theme-E-1080.jpg

Bu yazı, yazarın 26 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmış aynı başlığa sahip yazısının güncelleştirilmiş halidir.


Bugün 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.

1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.


Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.

26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.

2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlar.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2001 yılından itibaren her yıl farklı bir temayla kutlanmaktadır. Bu temaları listeleyelim (https://www.wipo.int/ip-outreach/en/ipday/archive/):

2001 – Geleceği Bugün Yaratmak (Creating the Future Today)

2002 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2003 – Fikri Mülkiyeti İşiniz Yapın (Make Intellectual Property Your Business)

2004 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2005 – Düşün, Hayal Et, Yarat (Think, Imagine, Create)

2006 – Bir Fikirle Başlar (It Starts with an Idea)

2007 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2008 – İnovasyonu Kutlamak ve Fikri Mülkiyet İçin Saygıyı Teşvik Etmek (Celebrating innovation and promoting respect for intellectual property)

2009 – Yeşil İnovasyon (Green Innovation)

2010 – İnovasyon – Dünyayı Bağlamak (Innovation – Linking the World)

2011 – Geleceği Tasarlamak (Designing the Future)

2012 – Vizyon Sahibi Mucitler (Visionary Innovators)

2013 – Yaratıcılık – Yeni Nesil (Creativity – The Next Generation)

2014 – Sinema Filmleri Bir Küresel Tutku (Movies – a Global Passion)

2015 – Yerinden Kalk, Ayağa Kalk. Müzik İçin (Get Up, Stand Up. For Music.)

2016 – Dijital Yaratıcılık: Kültürü Yeniden Hayal Etmek (Digital Creativity: Culture Reimagined.)

2017 – İnovasyon – Yaşamı Geliştirmek (Innovation – Improving Lives)

2018 – Değişimi Güçlendirmek: İnovasyon ve Yaratıcılıkta Kadınlar (Powering Change: Women in Innovation and Creativity)

2019 – Altına Uzanmak: Fikri Mülkiyet ve Spor (Reach for Gold: IP and Sports)

2020 – Yeşil Bir Gelecek İçin Yenilik Yap (Innovate for a Green Future)

2021 – Fikri Mülkiyet ve KOBİ’ler: Fikirlerinizi Pazara Taşımak (IP & SMEs: Taking your ideas to market)

2022 – Fikri Mülkiyet ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon (IP and Youth: Innovating for a Better Future)

WIPO internet sayfasında Dünya Fikri Günü için özel bir sayfa yer almaktadır:

https://www.wipo.int/ip-outreach/en/ipday/index.html#vote

Sayfa içeriğinde bu özel gün için dünya genelindeki etkinlikleri gösteren özel bir sekme de bulunmaktadır: https://www.wipo.int/ip-outreach/en/ipday/2022/events_calendar.html

Sekmede 2022 yılında Türkiye’de düzenlenen bazı etkinliklere de yer verilmiştir. (Etkinliğin eklenmesi için organizatörler WIPO’ya etkinlik hakkında bildirim yapmalıdır.)

Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.

Dünya Fikri Mülkiyet Gününüz kutlu olsun!


Güncel Not: Ne WIPO ne de Türkiye’de fikri haklar alanında faaliyet gösteren ana kurumlar olan Türk Patent ve Marka Kurumu ile Telif Hakları Genel Müdürlüğü “Patent Haftası” isminde bir hafta ilan etti. Türkiye’de sosyal medyada görmeye başladığımız “Patent Haftası” isimlendirmesi ve kullanımı tamamen bireyseldir ve resmi veya uluslararası bir karşılığı 2022 yılı itibarıyla yoktur.


Önder Erol ÜNSAL

Nisan 2021

unsalonderol@gmail.com

Yürürlüğe Yeni Giren “Fiyat Bilgisi İçeren Reklamlar ile İndirimli Satış Reklamları ve Ticari Uygulamaları Hakkında Kılavuz” Hakkında Değerlendirme


Ticaret Bakanlığı: Yüksek vergi istisnası iddiaları gerçeği yansıtmamakta

Bilindiği üzere, fikri mülkiyet hakları ve özellikle de markalar ile reklam hukuku ve düzenlemeleri arasında yakın bir ilişki var. Nitekim başta karşılaştırmalı ve dürüst reklam ilkeleri olmak üzere, tüm reklam düzenlemeleri tüketicileri ve bir o kadar da firmalar ile marka itibarını korumaya yönelik olup, her ikisi de ağırlıklı olarak soyut kavramlara yönelik olan reklam ve fikri mülkiyet düzenlemelerinin gelişimi de birbiriyle paralel ilerliyor. Dolayısıyla reklam mevzuatındaki gelişmeleri ve bunların marka haklarındaki izdüşümünü incelemek oldukça değerli. Diğer yandan teknolojideki gelişme hızına paralel olarak, nasıl ki marka olarak korunan unsurların kapsamı ve yaygınlığı hızla gelişiyorsa, reklam mevzuatında da güncellemelere ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyacın getirilerinden biri olarak, Ticaret Bakanlığı tarafından 15.04.2022 tarihinde duyurusu yapıldığı üzere, Reklam Kurulu’nun 12.04.2022 tarihli toplantısında ilke kararı olarak Fiyat Bilgisi İçeren Reklamlar ile İndirimli Satış Reklamları ve Ticari Uygulamaları Hakkında Kılavuz (“Kılavuz”) kabul edildi. Kılavuzun bu bağlantıdan görülmesi mümkündür.

Adından da anlaşılacağı üzere, fiyat ve indirim bilgisi içeren reklamları kapsayan Kılavuz’un temel amacı reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşlarıyla birlikte satıcı, sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcılara yol göstermek ve dürüst reklam uygulamasını yaygınlaştırmak. Kılavuz’un geneline bakıldığında, Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (“Yönetmelik”) ve Reklam Kurulu kararları ile paralel olarak ve özellikle hızlı tüketim/indirim anlamında tüketiciyi etkileyebilecek hususlarda netleştirmeler yapıldığı görülüyor. Nitekim Kılavuz’da yer alan düzenlemelerin çoğu, aslında son birkaç Reklam Kurulu kararı ile gelişini önceden haber veren nitelikte düzenlemeler.

Kılavuz’un tanım bölümünde, Yönetmelik kapsamında yer alan tanımlara atıfta bulunulmakla birlikte, bunlara ek olarak; sağlayıcı, aracı hizmet sağlayıcı, satıcı, indirimli satış̧, tavsiye edilen satış̧ fiyatı ve çabuk bozulabilen mal kavramları için de tanım yapılıyor. Düzenlemenin fiyat endeksli reklamlara ilişkin olduğu düşünüldüğünde, ticaret ve e-ticaret ile bağlantılı bu kavramlar için tanım yapılmış olması hayli uygun.

Kılavuz’un odak noktası tüketiciye verilen fiyat ve indirim bilgisinin netleştirilmesi, bu surette tüketicinin algısını olumsuz/aldatıcı şekilde etkileyen reklam uygulamalarının sınırlandırması üstünde toplanıyor. Nitekim düzenlenen temel esasları fiyat bilgisi içeren reklamlar, indirimli satış reklamları ve genel esaslar olarak üç ana bölümde kategorize etmek mümkün.

Uygulamada ses getirecek düzenlemelerden birisi, mevcut pratikte çokça kullanılan “bedava” şeklindeki tanımlamalara yönelik. Kılavuz’a göre tüketicinin bir malı edinebilmesi için eğer teslimat haricinde herhangi bir ödeme yapması gerekiyorsa, o mal için “bedava”, “bedelsiz”, “ücretsiz” gibi ifadeler kullanılmamalı. Paralel olarak, ancak belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesi koşuluyla bir mal/hizmetin tüketicilere bedelsiz verileceği taahhüt ediliyorsa, söz konusu yükümlülüklere reklamın ana mesajında yer verilmelidir.

Bir başka düzenleme ise “tümü̈” anlamına gelen ifadelere ilişkin. Bir fiyat veya indirim, o mağazadaki ya da belirli bir kategorideki tüm mal/hizmetler için geçerli değilse, “tümü”, “net”, “her şey” gibi ifadelerin reklamda kullanılmaması gerekiyor. Öyle ki, bir satıcı veya sağlayıcı farklı mal/hizmet kategorileri için farklı indirimler sağlayarak genel bir fiyat indirimi yapıyorsa, ilgili mal/hizmet kategorilerini ve bunlarla ilgili fiyat indirimlerini reklamlarda açıkça belirtmeli.

Reklam hukukunun temeli ve Reklam Kurulu düzenlemelerinin de odak noktası olan, tüketicinin bilinçli tercih yapmasına fırsat tanıma ilkesi Kılavuz’da da kendini açıkça gösteriyor. Kılavuz ile açıkça belirtildiği üzere; tüketicinin bilinçli tercih yapmasını engellemek amacıyla ve gerçeğe aykırı olarak bir malın çok kısıtlı bir süre içinde ve belirli şartlar altında sunulacağı gibi mesajlar reklamlarda verilmemelidir. Eğer ki söz konusu fiyatın geçerliliği ile ilgili gerçekten bir süre veya stok sınırı varsa bu bilgilere de açıkça yer verilmeli.

Tüketiciyi korumak için aktif olarak alınan önlemlerden biri de, indirim bilgisinin gerçekliğini sağlamaya yönelik. Reklamlarda, bir mal/hizmet için indirim yapıldığına dair herhangi bir ibare yer alıyorsa, hangi mal/hizmetlerin indirimli satışa konu edildiği ve ne kadar indirim uygulandığı konusunda tüketicileri yanıltabilecek ifade ve görüntülere yer verilmemeli. Ayrıca, indirimli satış reklamlarında indirimden önceki fiyat ile indirimli satışın başlangıç ve bitiş̧ tarihleri anlaşılır şekilde bildirilmeli. Bu noktada dikkate alınacak esas değer ise, 30 gün içindeki en düşük fiyat olarak belirleniyor. Yani bir mal veya hizmetin indirimden önceki satış̧ fiyatının tespitinde indirimin uygulandığı tarihten önceki 30 gün içinde uygulanan en düşük fiyatın esas alınması gerekiyor. İndirim ilan edilmeden önce 30 günden daha kısa bir süre içinde satışa sunulan mal veya hizmetler için de indirimli satış̧ reklamı yapılması mümkün olup, bu durumda, indirimli satışa konu mal ve hizmetin indirim ilanı öncesinde satışa sunulduğu süre içindeki en düşük fiyatı dikkate alınmalı.

Günümüzde aynı satıcı/sağlayıcıların aynı ürünler için birden fazla e-ticaret sitesinde hizmet verdiği düşünülerek, bu yönden daha detaylı bir belirlemeye gidildiği görülüyor. Bu kapsamda, bir mal veya hizmetin satıcı tarafından birden fazla e-ticaret platformu ve/veya mecrada satışa sunulması halinde, satıcı tarafından bir e-ticaret platformu veya mecrada reklamı yapılan satış fiyatları, diğer e-ticaret platformu veya mecralarda yapılacak satışlar veya uygulanacak indirimler için indirimden önceki satış fiyatı olarak esas alınıp bu yönde bir duyuru yapılamıyor.

Paralel olarak, bir malın aynı e-ticaret platformunda ve aynı satıcı tarafından farklı uzantılar üzerinden satışa sunulması ve bu sırada farklı indirim oran ve tutarlarının belirlenmesi hali ile indirimin satıcı veya sağlayıcının tüm satış kanallarında/satış noktalarında geçerli olduğu belirtilmesine rağmen gerçekte yalnızca bazı satış kanallarının/satış noktalarının fiyat indirimine tabi olduğu durumların yanıltıcı ve mevzuata aykırı olduğu Kılavuz’da açıkça belirtiliyor.

Özellikle e-ticaret siteleri tarafından yoğun olarak kullanılan ve dolayısıyla akıbeti de yakından takip edilen “şahane/muhteşem kasım/cuma teklifleri”, “dev fırsatlar”, “yıldızlı günler” ifadeleri için de Kılavuz’da düzenleme yer alıyor. Buna göre, fiyat indirimi izlenimi uyandıran “şahane/muhteşem kasım/cuma teklifleri”, “dev fırsatlar”, “yıldızlı günler” ifadeleri veya genel fiyat indirimi niteliğindeki “Bugün tüm ürünlerde % 20 indirim”, “Bugün tüm ürünlerde 10 TL indirim” ya da “Bu hafta tüm kırtasiye ürünlerinde % 20 indirim” ifadelerinin kullanılması mümkün. Ancak burada “önceki fiyat” uygulaması bakımından kayda değer bir ayrım yapılıyor; reklamların kendisinde her bir ürünün indirimden önceki fiyatının belirtilmesine gerek bulunmazken, ilgili mal ve hizmetlerin kendi duyurularında “önceki 30 gün içinde uygulanan en düşük fiyat” veya “önceki fiyat” bilgisinin verilmesi gerekiyor.

Kılavuz ile amaçlananın tüketicinin algısını olumsuz şekilde etkileyen reklam uygulamalarını sınırlandırmak olduğu düşüncesi ile paralel olarak; indirimli satış̧ kampanyalarına ilişkin reklamlarda “…e varan”, “…den itibaren”, “…e kadar” ibarelerinin okunabilir büyüklükte olması gerektiği özellikle belirtiliyor.  

Görüldüğü üzere Kılavuz’un niteliği en temelde mevcut reklam uygulamalarındaki sınırları netleştirmeye ve tüketicinin yanıltılma ihtimalini minimuma indirmeye yönelik. Nitekim Reklam Kurulu’nun mevcut kararları düşünüldüğünde, Kılavuz’un bir süredir kendine uygulama alanı bulduğunu söylemek de mümkün.

Büşra BIÇAKCI

Nisan 2022

busrasbicakci@gmail.com

TELİF HAKLARI ALANINDA MESLEK BİRLİKLERİ YÖNETMELİĞİ NELER GETİRİYOR?


Kültür ve Turizm Bakanlığı görev ve yetkilerinde düzenleme

I. GİRİŞ

Eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahiplerinin telif kapsamındaki haklarına ilişkin düzenlemeler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“Kanun”) ile korunmaktadır. Kanun’un 42. ve devam maddeleri uyarınca, eser sahibi ve bağlantılı hak sahiplerinin haklarının korunması ve gözetilmesi için dernek niteliğinde olan meslek birliklerinin kurulmasına belirli şartlar altında cevaz verilmektedir.

Meslek birlikleri ve bunlara ilişkin esaslara ilişkin düzenlemeler ise, Resmi Gazete ile getirilen değişikliklere değin 99/12574 sayılı Bakanlar Kurulu kararınca yürürlüğe giren Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük (“Tüzük”) ve Tüzük kapsamındaki uygulamalara ilişkin 2003/5167 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile getirilen Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri Tip Statüsü (“Mülga Tip Statü”)  ile korunmakta idi.

7 Nisan 2022 tarihli ve 31802 sayılı Resmi Gazete (“Resmi Gazete”) ile fikri mülkiyet hakları ve telif hukukuna ilişkin meslek birlikleri alanında değişiklikler yapılmıştır. İşbu çalışmanın konusu ise mevzuat düzenlemelerine ilişkin açıklama ve karşılaştırmaları ve bu doğrultuda hukuksal açıdan usul ve esaslara ilişkin değerlendirmeleri ihtiva etmektedir. (Yönetmelik için bkz.: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220407-17.pdf)

Resmi Gazete ile getirilen değişiklikler kapsamında Mülga Tip Statü ve Tüzük yürürlükten kaldırılarak, işbu feri mevzuat düzenlemeleri çeşitli değişiklikleri de ihtiva eder şekilde Telif Hakları Hakkında Meslek Birlikleri Yönetmeliği (“Yönetmelik”) kapsamına alınmış ve bütüncül bir düzenlemeye gidilmiştir.

Yönetmelik ile Tüzük’ün içerdiği düzenlemelerin güncelleştirilmesi amaçlanırken, Tüzük’e bağlı Mülga Tip Statü de Yönetmelik ile uyumlu bir tip statü (“Tip Statü”) getirilerek bu doğrultuda ortadan kaldırılmıştır.

İşbu Yönetmelik’in hazırlanmasında, Avrupa Birliği (AB) Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku ile harmonizasyon prensipleri gözetilerek Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi tarafından çıkartılan 2014/26 sayılı Telif Hakları ve Bağlantılı Haklara İlişkin Toplu Hak Yönetimi ve İç Pazarda Müzik Eserlerinin İnternet Üzerinden Kullanımlarına İlişkin Hakların Çoklu Bölgesel Lisanslanması Hakkında AB Direktifi (“Direktif”)  ile belirlenen esaslar dikkate alınmış ve günümüz güncel uygulamalarına yönelik pratik uygulama kolaylıkları benimsenmiştir.

II. KARŞILAŞTIRMA

Yukarıda belirtildiği üzere Tüzük ile belirlenen düzenlemelerin yerine geçmek üzere yürürlüğe konulan Yönetmelik, meslek birliklerinin kuruluş ve çalışma esaslarına yönelik uygulama ve kapsam anlamında esaslı değişiklikler içermektedir.

İşbu Yönetmelik’e ek olarak ise meslek birliklerinin amaç ve alanlarını düzenleyen Tüzük’ün 7. maddesi doğrultusunda Tüzük’e ek olarak çıkarılan ve meslek birliği kuruluş esaslarına ilişkin düzenlemeler ihtiva eden Mülga Tip Statü ile aynı amacı taşıyan ve Yönetmelik’e ek olarak yürürlüğe giren Meslek Birliği Tip Statüsü çıkarılmıştır.

Mülga Tip Statü ile Tip Statü karşılaştırmalı olarak incelendiğinde, iki düzenlemenin format ve içerik olarak birbirinden farklı olacak şekilde düzenlendiği ve Tip Statü’nün bir meslek birliği faaliyet izni formu niteliğin taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda, Mülga Tip Statü ile getirilen bazı düzenlemeler Yönetmelik içeriğine taşınmış ve Tip Statü Yönetmelik’e ek bir referans formu olarak bırakılmıştır.

Bu kapsamda, Mülga Tip Statü’de açıklama ve madde düzenlemesi olarak düzenlenen, meslek birliği başvurularında yer alması gerekenlere yönelik bir takım lafzi düzenlemeler Tip Statü ile matbu bir başvuru formu formatına dönüştürülerek anlatılmıştır (birliğin adı, merkezi, faaliyet alanı, amacı vb. başvuruda bulunması gereken hususlar).

1. Yapısal Değişiklikler

a. Kapsam Değişiklikleri

Tüzük ve Tip Statü’nün Yönetmeliğe geçişi sürecinde meslek birliklerinin amaç ve alanları ile birlik yapısı hakkında çeşitli değişikliklere gidilmiştir. Bu doğrultuda, Meslek Birliği kurulabilecek alanlarda değişiklikler yapılmış ayrıca kurulacak meslek birliğinin adına bu faaliyet alanları doğrultusunda düzenleme gerektiği belirtilmiştir. İlaveten Merkez Müdürlüğü kavramı kaldırılmıştır. Şubelere ilişkin tamamen farklı düzenlemeler getirilmiştir.


b. Üyeliğe İlişkin Düzenlemeler

Kurulacak olan birliklere belirli objektif kriterlere dayalı olması koşuluyla üyelik kriterlerini belirleme ve bu üye türlerine göre seçme ve seçilme haklarını düzenleme yetkisi verilmiş, yine de bu yetki objektif ve adil gerekçeler ile sınırlandırılmaya çalışılmıştır.

Tüzük’te düzenlenenin aksine farklı türlerde üyelik oluşturma hakkı verilmekle birlikte bu farklı üyeliklere uygulanacak esasların adil ve şeffaf olması da aranmıştır. Mülga Tip Statü’deki üye olmanın eşit kriterlere tabiyeti Yönetmelik ile objektif ve geçerli değerlendirme şeklinde değiştirilmiş ve bazı usuli değişikliklere gidilmiştir.

Mülga Tip Statü’de sayılan üyelik tipleri kaldırılarak birliklere üyelik türü belirleme serbestisi getirilmiştir ve bu bağlamda çeşitli kriterler eklenmiştir. Üye türlerine ilişkin düzenleme ile de birlikte tamamen farklı iki düzenleme öngörülmüştür.

İlaveten, üyelik başvurusuna ilişkin kararlara karşı yargı yoluna başvurma seçeneği getirilmiştir.

Sona erme nedenleri arasına (i) üyelik için aranılan niteliklerin sonradan kaybedilmesi, (ii) yetki belgesinin konusuz kalması eklenmiştir.


c. Organlara İlişkin Düzenlemeler

Genel Kurul görev ve yetkilerinde değişiklikler yapılarak yeni düzenlemeler getirilmiştir. Genel Kurul’un çağrılma usulünde düzenlemeler yapılmış ve Genel Kurulun çağrılmasına yönelik bürokrasinin azaltılması hedeflenmiştir. Ayrıca toplantılarda hükümet komiseri bulundurulma zorunluluğu kaldırılmıştır.

İlk Genel Kurul için 6 aylık süre aynı tutulurken bu Genel Kurulun gerçekleşmemesi halinde Mülga Tip Statü’de fesih için dava açılması izni verilirken Yönetmelik ile bu halde kendiliğinden sona erme sonucu getirilmiştir.

Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri genişletilerek Genel Kurulda karara bağlanacak birtakım hususlar Yönetim Kuruluna devredilmiştir. Birliğin temsil yetkisi Yönetim Kurulu Başkanından Yönetim Kuruluna olacak şekilde değiştirilmiştir. Mülga Tip Statü ile Birliğe özgülenen bazı haklar Birlik Yönetim Kurulu görev ve yetkileri kapsamına sınırlandırılmıştır.

Haysiyet Kurulu tarafından hazırlanacak olan disiplin yönergesine ilişkin detaylı düzenlemeler getirilerek somut ve objektif yönergenin hazırlanarak üyelikten çıkartılma durumlarına ilişkin şeffaf bir süreç yürütülmesi için Direktif ile uyumlu hale getirilmiştir.


d. Tüzel Kişiliğin Sona Ermesine İlişkin Düzenlemeler

Birliklerin mahkeme kararıyla feshedilmesine ilişkin hüküm kaldırılarak, birliklerin kendiliğinden feshedilmesine ilişkin düzenlemeler Tüzük ve Mülga Tip Statü’ye nazaran detaylandırılmıştır. Yönetmelik ile Tüzük’teki ilgili maddeler de birleştirilerek ayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir.


e. Mali ve Muhtelif Hükümlerde Değişiklikler

Düzenlemelerde, birliklerin kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesi ve birlik işleyişlerinin daha verimli ve kolaylaştırılması amaçlanarak defter ve kayıtları gibi hususlar detaylandırılarak düzenlenmiştir. Mülga Tip Statü’de yer verilen defter ve kayıtlara ilişkin farklı ve detaylı hükümler getirilmiştir.

Yönetmelik ile Tüzük’te de düzenlendiği üzere mesleki birliklerin yanı sıra federasyonların kuruluşu, görev ve yetkileri düzenlenerek, Tüzük’ten düzenlemelerde biraz ayrışarak teknolojik gelişmelere uyum sağlanarak işlem süreçlerinin hızlandırılması hedeflenmiştir.

Yönetmelik ile meslek birlikleri tarafından yetki belgesi çerçevesinde yapılacak sözleşmelere ilişkin Mülga Tip Statü’de belirlenenden farklı bir düzenleme öngörülmüş ve kriterler ve ilkelerde değişiklik gerçekleştirilmiştir, ayrıca Bakanlık tarafından gerçekleştirilecek denetime ilişkin detaylı hükümlere yer verilmiştir.


2. Sürelere İlişkin Düzenlemeler

Yönetmelik ile Tüzük ve Mülga Tip Statü’deki süreler genişletilerek meslek birliklerine getirilen yükümlülükler ve prosedürlere ilişkin süreler esnetilmiş ve bu sayede meslek birliklerine uygulamada serbestlik tanınmıştır.


3. Niceliksel Düzenlemeler

Yönetmelik ile üye sayıları ve toplantı nisaplarına ilişkin de yine güncelleştirme ve pratik uygulama hedefi ile bazı değişiklikler gerçekleştirilmiştir.


III. SONUÇ OLARAK

Meslek birlikleri, özellikle telif hakları hususunda hak sahiplerinin bireysel olarak takip etmekte zorlandıkları hakların korunmasında ve sonucunda telif ücreti elde edebilmesinde önemli bir kuruluş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yapılan değişiklikler ile meslek birliklerine ve telif hakkına ilişkin Direktif’e uyum sağlanması amaçlanmış, aynı zamanda yeni teknolojik gelişmeler doğrultusunda düzenlemeler ile meslek birliklerinin işleyişi hızlandırılmaya çalışılmış, işleyişe ilişkin düzenlemeler yapılırken aynı zamanda meslek birliklerinin üye kabulü, üyelik nitelikleri ve üyelikten çıkartılma gibi hassas konularda şeffaf, objektif ve adil kuralları kendi içerisinde belirlemesine ilişkin de yeni hükümler düzenlenmiştir. Aynı zamanda ilgili Yönetmelik ile merkez müdürlüğünün kaldırıldığı ve meslek birliklerinin şube açılışlarına ilişkin önemli değişikliklerin yapılarak usuli bazı köklü değişikliklerin getirildiği anlaşılmaktadır.

Mevcut meslek birlikleri ve federasyonların, tüzüklerini ve birliğin işleyişine dair diğer düzenlemeleri en geç 1 Ocak 2023 tarihinde kadar yapacakları olağanüstü genel kurul toplantısı ile Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirmeleri öngörülmüştür.

Gülenay KAVCAR

gulenaycapkinoglu@gmail.com

Besray SAVAŞ

besray@outlook.com

Çağla YARGIÇ

caglayargic1@gmail.com

Nisan 2022

AY BOTU: GENEL MAHKEME, TECNICA’NIN “MOON BOOT” ŞEKLİNİ HAİZ 3 BOYUTLU MARKASINI, AYAKKABILAR İÇİN AYIRT EDİCİ BULMAYAN TEMYİZ KURULU KARARINI KORUDU…

Geçtiğimiz yıl, 4 Ocak’ta, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) Birinci Temyiz Kurulu’nun 18 Mayıs 2020 tarihinde verdiği kararında, Tecnica Group S.p.a.’ya (“Tecnica”) ait “MOON BOOT” üç boyutlu şekil markasının artık marka işlevini haiz olmadığını değerlendirdiği ve markanın 25. sınıfta yer alan “ayak giysileri” kategorisinde hükümsüzlüğüne hükmettiği kararını incelemiştik[1].

Temyiz Kurulu’nun kararı, Tecnica tarafından Avrupa Birliği Genel Mahkemesi önüne taşındı ve Genel Mahkeme 19 Ocak 2022 tarihli ve T-483/20 sayılı kararı[2] ile Tecnica’nın tüm temyiz itirazlarını reddetti. Neticede Genel Mahkeme’nin, “İtiraz edilen markanın şekli, genellikle yüksek bir şafttan oluşan, hafif sentetik bir malzemeden imal edilen, tabanları ve bağcıkları olan, kayak sonrası botların ortak şeklini haizdir.” değerlendirmesine yer vererek, EUIPO Birinci Temyiz Kurulu’nun kararını aynen korumuştur. Böylece Tecnica’nın “MOON BOOT” şekil markası, ayakkabılar ve ilişkili mallarda hükümsüz kılınmaya bir adım daha yaklaştı.

UYUŞMAZLIĞIN GEÇMİŞİ

Tecnica’ya ait olan ve “kayak sonrası botları” olarak piyasaya sürülen botlar, 2011 yılında 18, 20 ve 25. sınıflardaki mallar için EUIPO nezdinde tescil edilmişti. Zeitneu GmbH şirketi ise 2017 yılında ilgili markanın tescilli olduğu tüm sınıflar bakımından hükümsüzlüğü istemi ile EUIPO’ya başvuruda bulunmuştu.

Başvuru üzerine, ilgili üç boyutlu şekil markasının 25. sınıftaki ürünler bakımından ayırt edici özellik taşımadığı, 2011 yılı itibariyle benzer şekilde sentetik hafif materyallerden üretilen pek çok ürünün piyasaya sürüldüğü ve botun genel şeklinin “kayak sonrası botları” olarak tanımlanan diğer ayakkabılardan pek de bir farkının olmadığı gerekçeleri ile ilgili üç boyutlu şekil markasının hükümsüzlüğüne karar verilmişti.

Karar, Tecnica tarafından Temyiz Kurulu’na taşınmış ve EUIPO Birinci Temyiz Kurulu, başvuruya konu üç boyutlu şekil markası olan “MOON BOOT” ürünlerinin benzerlerinin geçmişten günümüze kadar pek çok tanınmış marka tarafından üretilmiş olmasını, bu bot şeklinin ayırt edici bulunmaması gerekçelerinden biri olarak göstermiştir. Bu sebeple de “moon boot” ürünlerinin, genel nitelikte “L” harfi şeklinde olduğu, ayakkabının diğer özelliklerinin ise herhangi başka bir kayak sonrası botundan ayırt edilmesine yarayacak nitelikte olmadığını değerlendirmiştir.

Ayrıca botların ilk tasarımının üzerinden 40 yıl geçtikten sonra tescil ettirilmiş olması da Temyiz Kurulu tarafından dikkate alınmıştır. , Temyiz Kurulu, bu süreçte pek çok farklı araçlarla çeşitli pazarlama faaliyetlerinin yapıldığı ve bu pazarlama faaliyetlerinin hiç birinin markanın yaratıcısı ile ilişkilendirilemediği hatta markanın sahibinden çok daha ünlü markaların ilgili tasarımın pazarlamasını yaptığı hususları hükümsüzlük isteminin değerlendirilmesinde dikkate almıştır.  

Neticede “MOON BOOT” şekil markasının ayakkabı emtiaları için ayırt edici niteliği haiz olmadığı değerlendirilerek kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmişti.

GENEL MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ

Yukarıda özetlediğimiz ve bir önceki yazımızın konusu olan Temyiz Kurulu kararı, Tecnica tarafından:

  • Uyuşmazlığa konu üç boyutlu şekil markasına kullanım yoluyla kazandırılan ayırt ediciliğin ve tanınmışlık statüsünün ilgili kararda irdelenmediği,
  • Venedik Mahkemeleri tarafından ilgili markanın ayırt edici karakteri ile ilgili yapılan değerlendirmelerin huzurdaki uyuşmazlıkta dikkate alınmadığı,
  • Temyiz Kurulu’nun kararının gerekçesinin net olmadığı,
  • Tecnica tarafından sunulan delillerin Temyiz Kurulunca incelenmediği, bu nedenle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği,
  • Nihayetinde uyuşmazlığa konu üç boyutlu markanın ayırt edici karakteri haiz bulunduğu,

gerekçeleri ile Genel Mahkeme önüne getirilmiştir. Genel Mahkeme, Tecnica’nın tüm itirazlarını reddettiği kararında, yaptığı incelemeler neticesinde aşağıdaki değerlendirmelere yer vermiştir.

Kullanım yoluyla ayırt edicilik ve tanınmışlık iddiaları bakımından

  • İlgili üç boyutlu şekil markasının tanınmış olup olmadığının incelenmesinin, huzurdaki uyuşmazlığın ana konusu olan markanın ayırt edici niteliği haiz bulunup bulunmadığı incelemesine bir etkisi bulunmamaktadır.
  • Öte yandan, Tecnica, EUIPO nezdindeki hükümsüzlük incelemesi sürecinde markasının kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığı iddiasına dayanmamış ve bu hususu kanıtlayan bir delil de sunmamıştır. Bu nedenlerle, Tecnica’nın uyuşmazlık konusu üç boyutlu markanın tanınmışlığı ve bu markaya kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandırıldığı iddiaları reddedilmiştir.

Venedik Mahkemeleri’nce verilen kararların incelenmesi bakımından

  • Venedik Mahkemeleri kararlarında, itiraz edilen markanın geçerli olup olmadığı incelemesinde bulunulmadığı açıkça belirtilmektedir. Nitekim Venedik Mahkemeleri nezdindeki uyuşmazlık, Tecnica’nın markası ile diğer yanın ayakkabı tasarımı arasındaki karıştırılma ihtimaline ilişkindir. Bu incelemenin ise huzurdaki uyuşmazlıkla bir ilgisi bulunmamaktadır zira karıştırılma ihtimali incelemesi, markanın hükümsüzlüğü incelemesinden son derece farklı şartlarda yapılmaktadır.
  • Bu doğrultuda, Venedik Mahkemeleri’nce verilen kararlarda, Tecnica’ya ait markanın ayırt edici karakteri haiz bulunduğu ve tanınmış olduğu değerlendirmeleri, huzurdaki uyuşmazlık için kesin nitelikte bulunmadığı gibi uyuşmazlık konusu markanın 200/2009 sayılı Tüzük’ün 7(1)(b) maddesi uyarınca hükümsüz kılınamayacağı sonucunu da doğurmamaktadır. Nitekim, Temyiz Kurulu da yukarıdaki değerlendirmeler ile paralel şekilde Venedik Mahkemeleri’nce verilen kararların huzurdaki uyuşmazlıkta esas alınamayacağını kararında belirtmiştir.

Uyuşmazlık konusu üç boyutlu markanın ayırt ediciliği haiz olup olmaması bakımından

  • Bir üç boyutlu markanın ayırt edici karakteri haiz olduğu kararına, her olaya özgü niteliklere göre yapılacak inceleme neticesinde, ortalama tüketicinin ilgili şekli haiz ürünlerle sıklıkla karşılaştıklarının, ilgili şekli belirli bir ürünle ilişkilendirdiklerinin ispatı neticesinde varılabilecektir. Bu kapsamda bir üç boyutlu şeklin, marka olarak korunabilmesi için, sektördeki ilgili ürünlerin şeklinden ayırt edicilik kazanacak surette farklılaşması gerekmektedir.
  • Temyiz Kurulu’nun da haklı şekilde tespit ettiği gibi, uyuşmazlığa konu markada tanımlanan özellikler, ürünün dekoratif ve teknik ayrıntılarını açıklayan ve sadece kayak sonrası botların görünümünün varyantlarını nitelendiren özelliklerdir. Ürünün tabanının kalınlığı ise teknik bir özellik olup yalnızca ürünün kar üzerinde yapışma kapasitesini belirlemektedir.
  • Benzer şekilde, Temyiz Kurulu, bağcıkların ve botun gövdesi üzerindeki paralel şeritlerin konumunun ve ayrıca botun gövdesinin yüksekliğinin olağandışı olmadığı ve yalnızca ilgili ayakkabı şeklinin farklı bir çeşidini nitelendirdiğini de haklı surette tespit etmiştir.
  • Bu nedenlerle, Temyiz Kurulu’nun, hem uyuşmazlık konusu markayı oluşturan unsurların tek tek ve hem de bir bütün olarak ilgili ayakkabı şeklini incelemesi neticesinde, bu şeklin ortalama tüketici tarafından yaygın surette kışlık botların ve kayak sonrası botların bir çeşidi olarak algılanacağını tespit etmesi ve bu suretle uyuşmazlık konusu markanın “ayakkabı” emtiaları bakımından ayırt edici olmadığını değerlendirmesi Genel Mahkeme tarafından uygun bulunmuştur.

Son olarak Genel Mahkeme, Tecnica’nın silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği hususundaki itirazlarını incelemiş ve somut olayda Temyiz Kurulu’nun hem Zeitneu GmbH hem de Tecnica tarafından sunulan delilleri incelemek suretiyle karar verdiğini, hatta Zeitneu GmbH tarafından sunulan bir takım delilleri de uyuşmazlıkla ilişkisi bulunmadığından incelemediğini kararında açıkça belirttiği ifade etmiş ve bu kapsamda da Tecnica’nın itirazlarını reddetmiştir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında Genel Mahkeme, Tecnica’nın üç boyutlu şekil markası için kısmen hükümsüzlük koşullarının oluştuğuna kanaat getirmiş ve Temyiz Kurulu’nun kararını yerinde bulmuştur.

SONUÇ

Neticede, Genel Mahkeme kararının, bir markanın ayırt ediciliği değerlendirilirken hangi faktörlerinin dikkate alınacağı ve bir markanın ayırt edici olduğunun nihai olarak kanıtlanmasında hangi delillerin yeterli olacağı ya da olmayacağı hususunda yol gösterici olduğunu değerlendirmekteyiz.

Yine bu karar, bir ürün şeklinin tanınmış olmasının özellikle üç boyutlu markalar bakımından başlı başına ayırt ediciliği kanıtlamaya yetmediği sonucuna ulaşması ve bir markaya kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandırıldığı iddiası ile bir markanın ayırt edicilik vasfını haiz olduğu iddiası arasındaki nüansı da bizlere hatırlatması açısından oldukça önemlidir.

Son olarak, moda tasarımcılarının ürün şekillerini marka olarak koruma konusunda karşılaşabilecekleri zorlukları gösteren Genel Mahkeme kararı, Tecnica’nın “MOON BOOT” şeklini haiz ürünleri için İtalyan Mahkemeleri’nde görülen başkaca davalarda, bu bot şeklinin kendine has özellikleri bulunduğunu ve telif hukuku kapsamında korunması gerektiğini değerlendiren kararlar da olduğu dikkate alındığında[3], özellikle moda sektöründe ürün şekillerin somut olayın özelliğine göre tasarım veya telif hukuku normları ile korunmasının bazı durumlarda daha etkili sonuçlar verebileceğini bizlere hatırlatmaktadır.

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Nisan 2022

guldenizdogan@hotmail.com


[1] https://iprgezgini.org/2021/01/04/ay-botu-savascisi-tecnicanin-moon-boot-tescili-hukumsuz-kilindi/

[2]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=6C8E79307EEAA689831BD0F6C0F9FD63?text=&docid=252402&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=1772324

[3] Tribunal Milano, 25.01.2021, No 493/2021, Tecnica Group S.p.A. v. Diana S.r.l.

KİTAP TANITIMI; THE TRANSFORMATION OF EU GEOGRAPHICAL INDICATIONS LAW

Heyecanlı ve sürükleyici kitaplar için İngilizce’de “page turner” derler ya; işte bugün size tanıtmak istediğimiz kitap tam bir page turner, coğrafi işaretler konusunu seviyorsanız tabii.    

İngiltere’de Sheffield Üniversitesi’de öğretim görevlisi olarak çalışan ve aynı zamanda Max Planck Enstitüsü’nde  Fikri Mülkiyet Hukuku alanındaki araştırmalarını  sürdüren  Dr. Andrea Zappalaglio şahane bir kitap yazdı.Kitabın adı “The Transformation of EU Geographical Indications Law” yani “Avrupa Birliği Coğrafi İşaretler Hukuku’nun Dönüşümü”.

Mayıs 2021 tarihinde Routlege yayınevi tarafından yayımlanan  kitabın  konusunda  önemli bir referans noktası oluşturacağını söyleyebiliriz diye düşünüyorum.   

Yazar eseri kaleme alırken  tarihi ve deneysel yaklaşımların  bileşiminden oluşan karma bir metot kullanmış. Araştırmanın temel odak noktası Avrupa Birliği sui generis coğrafi işaretler sistemindeki “origin link” yani “kaynak bağı/bağlantısı”  kavramı olarak ifade edilebilir. Nitekim kitabın kapaktaki alt başlığı da zaten The Present,Past And Future of The Origin Link yani “ Kaynak Bağı’nın Bugünü, Geçmişi ve Geleceği” . Bu ana odağın ilk aşaması olarak kitap pek tabii ki kaynak bağının ilk formu olan  terroir ile başlıyor.  Andrea, Fransa’da bu kavramın nasıl ortaya çıktığını ve bunun  nasıl Appellation d’Origine Contrôllée sistemine evrildiğini, süreç içinde geçilen aşamaları,  sosyal-ekonomik ve hukuki tartışmaları ve neticede INAO’nun kuruluşuna giden yolları son derece akıcı bir biçimde izah ediyor.

Malum, coğrafi işaretlerin kralı Fransa ise kraliçesi İtalya’dır. Kitabın bir bölümü  coğrafi işaretler konusunda en etkili bu iki Avrupa ülkesini tarihi yaklaşım perspektifinden karşılaştırmaya ayrılmış.    

Kitapta tarihsel yaklaşım kullanılırken yazar aynı zamanda kaynak bağı konusunda kendi ayrımlarını da öneri olarak sunuyor, yani deneysel bir çalışma da yapıyor.

Eser, Avrupa Birliği’nin sui generis coğrafi işaretler rejimini içtihat hukuku, AB politikaları ve hukuki düzenlemeleri, tarih ve kültür, ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde inceliyor. Kendine özgü AB Coğrafi İşaretler sisteminden evvelki hukuki duruma da değinen kitap, AB’nin neden böyle bir Birlik sistemine ihtiyaç duyduğunu içtihatlar ile destekleyerek ifade ediyor. Sistem inşa edilirken AB’nin hem kendi içinde ve hem de dış dünyaya karşı verdiği mücadeleyi okumak son derece ilginç.

Kitabın bir diğer önemli katkısı ise  AB coğrafi işaretler rejiminin bugüne değin görece az araştırılmış olan  1992’den sonraki dönemini de odağına almış olması. Andrea bu dönemi dört yıl boyunca değişik perspektiflerden inceleyerek-araştırarak yazmış; bu sebepledir ki kitap coğrafi işaretlerle ilgilenenler için hem değerli bilgiler içeriyor ve hem de AB sui generis coğrafi işaret sisteminin nereye doğru evriliyor olduğu hususunda bir öngörü yapabilme imkanı sağlıyor okura. 

Elbette ki bugünlerde coğrafi işaretlerle ilgili  bir kitapta tarım ürünleri dışındaki ürünlere koruma verilmesi konusuna değinilmeyeceğini tasavvur  etmek mümkün değil.  Birlik içinde coğrafi işaretler konusunda gelenekçiler ile genişlemeciler arasında ezelden beri devam eden çekişme, bildiğimiz gibi, bir nihayete doğru ilerliyor bugünlerde. Kitabın yazarı, AB Komisyonu’na bu hususta danışmanlık da yapmış biri olarak, süregelen bu tartışmanın kökenlerini inceliyor,  içtihatlar çerçevesinde değerlendiriyor ve meselede Cenevre Metni’nin olası potansiyel etkilerine de bakıyor.  

Özlem Fütman

Nisan 2022

ofutman@gmail.com

AVRUPA BİRLİĞİ, CENEVRE METNİ SAYFASINI FİİLEN AÇIYOR!

25.09.1966 tarihinde yürürlüğe Lizbon Anlaşması, coğrafi işaretlerin uluslararası tescilini konu alan en eski uluslararası anlaşma. Lizbon Anlaşmasını revize eden Cenevre Metni ise, uzun bir hararetli sürecin ardından 2015 yılı Mayıs ayında Cenevre’de gerçekleşen diplomatik konferansla kabul edilmişti.

Cenevre Metni, 5 inci akit taraf olarak Avrupa Birliği (AB)’nin katılım belgesini sunmasından 3 ay sonra, yani 26.02.2020 tarihinde yürürlüğe girdi. Cenevre Metninin hâlihazırdaki akit tarafları Arnavutluk, Kamboçya, Kuzey Kore, AB, Fransa, Gana, Macaristan, Laos, Umman, Samoa ve İsviçre. Katılım belgesini 06.04.2022 tarihinde WIPO’ya sunan Kabo Verde’de ise 06.06.2022 tarihinde yürürlüğe girecek.

Lizbon Anlaşması için kullanılan Lisbon Express veri tabanı, Cenevre Metni ile getirilen yenilikleri de içerek şekilde güncellendi.  

Cenevre Metni kapsamındaki işlem ücretleri, Lizbon Anlaşmasında geçerli ücretlerle aynı olup başvuru ücreti 1.000 CHF. Kamboçya ve Samoa, her bir başvuru için ayrı ayrı olmak üzere bireysel ücret talep ediyor. Ulusal / bölgesel yasal düzenlemelerinde, coğrafi işareti kullanım hakkına sahip kişilerin idari bir sistemde kaydedilmesi zorunluluğu bulunan akit tarafların, bu hizmet karşılığında idari ücret talep etme hakkı mevcut. Samoa, bu kapsamda idari ücret talep ediyor.

Cenevre Metni uyarınca akit tarafların, kendilerine iletilen uluslararası tescilleri inceleyerek karar vermeleri için 1 yıl süreleri var. Ancak katılım sürecinde akit taraflar, katılımlarından önce Cenevre Metni kapsamında korunmaya başlamış uluslararası tesciller için, Madde 29 (4) hükmü uyarınca inceleme süresini 1 yıl daha uzatabilme imkânına sahip. AB, 1 yıllık ek süre avantajını kullanmak istediğini katılım sürecinde beyan etmiş durumda.

Cenevre Metninin Madde 9 hükmü uyarınca akit taraflar; kendilerine iletilen uluslararası tescilleri kendi yasal düzenlemeleri çerçevesinde inceler ancak bu inceleme, Cenevre Metninin temel prensiplerine uygun olmalı. Cenevre Metni hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyen okurlarımız, IPR Gezgini’nde 04.03.2018 tarihinde yayımlanan “Cenevre Metni Tahta Çıkacak Mı? Coğrafi İşaretlerin Uluslararası Tescilinde Yeni Dönem” başlıklı yazımıza bakabilirler.     

AB, 23.10.2019 tarihli ve 2019/1753 sayılı AB Parlamento ve Konsey Tüzüğü ile, Lizbon Anlaşmasının Cenevre Metnine katılım ve uygulama prosedürünü kapsamlı biçimde belirledi. Detaylarına girmeden, bu Tüzüğün bazı önemli düzenlemelerinin aşağıdaki hususları içerdiğini belirtelim.

  • Cenevre Metni kapsamında yürütülen işlemlerde yetkili merci AB Komisyonu.
  • WIPO’ya yapılacak başvuruları, AB üyesi ülkelerin AB Komisyonuna yapacakları talepler belirliyor. Bu taleplerin oluşturulmasında ve değerlendirilmesinde; uluslararası başvurusu yapılacak coğrafi işaretlerin ekonomik açıdan önemi; üretim ve ihracat değerleri; diğer uluslararası anlaşmalar kapsamındaki korunmaları; üçüncü ülkelerdeki mevcut ve potansiyel haksız kullanımlara maruz kalma durumları başta olmak üzere birçok unsurun dikkate alınması gerektiğinin belirtilmesi dikkat çekici.
  • Lizbon Anlaşmasına hâlihazırda taraf olan AB üyesi ülkeler, AB’nin menfaatlerine ve münhasır yetkilerine sadık kalmak şartıyla Anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini devam ettirebilir. Ancak sırasıyla tarım ve gıda ürünlerinin, aromatize şarap ürünlerinin ve distile alkollü içeceklerin coğrafi işaret olarak korunmasını konu alan 1151/2012, 251/2014 ve 2019/787 sayılı Tüzükler ile tarım ürünleri için ortak pazar düzenlemelerini içeren 1308/2013 sayılı Tüzük kapsamında bulunan ürünler için Lizbon Anlaşması uyarınca yeni “menşe adı (appellation of origin)” başvurusu yapamazlar. Burada sadece “menşe adı”ndan bahsedilmesi, Lizbon Anlaşmasının sadece menşe adlarına koruma sağlamasından ileri gelir.   
  • Uluslararası başvuru için ödenecek tüm ücretler, söz konusu başvurunun menşe ülkesinin yetkili makamları, coğrafi işaretten faydalananlar ve kullanım hakkına sahip olanlar tarafından karşılanacak. Üye ülkeler, bu ücretlerin tamamını veya bir kısmını coğrafi işaretten faydalananlar ve kullanım hakkına sahip olanlardan tahsil edebilir.
  • AB Komisyonu; WIPO tarafından kendisine iletilen ve AB üyesi olmayan bir akit tarafın menşe ülke olduğu başvuruları, AB Resmî Gazetesinin C serisinde ilan edecek. Başvuruların, AB nezdinde korumaya konu olabilecek ürünlerle ilgili olması gerektiği de ayrıca ifade edilmekte.
  • Yayımlanan başvurulara karşı itiraz süresi 4 ay.

2019/1753 sayılı Tüzükte atfı bulunan 2019/1754 sayılı Tüzükte yer verilen bazı önemli hususlar aşağıdaki gibi.

  • Bulgaristan 1975, Çek Cumhuriyeti 1993, Fransa 1966, İtalya 1968, Macaristan 1967, Portekiz 1966 ve Slovakya 1993 yıllarından itibaren Lizbon Anlaşmasına üye. AB üye değil çünkü Lizbon Anlaşması, sadece ülkelere katılım imkânı veriyor.  
  • Cenevre Metni, sınai mülkiyet haklarının ticari yönlerine temas ettiğinden AB’nin ortak ticaret politikaları kapsamında ve bu sebeple AB’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşma – TFEU (Treaty on the Functioning of the European Union) uyarınca ele alınıyor. Belirli tarım ürünlerine yönelik adların coğrafi işaret olarak tescili konusunda AB’nin tek tip (uniform) yasal düzenlemeleri olması nedeniyle, TFEU’nun Madde 3 hükmü uyarınca AB üyesi ülkeler, kendilerine ve üçüncü ülkelere ait coğrafi işaretlerin korunması konusunda ulusal koruma sistemleri oluşturamazlar. Ayrıca TFEU’nun Madde 3 (1) ve 207 (1) hükümleri uyarınca da, AB’nin münhasır yetki alanına giren Cenevre Metni gibi uluslararası anlaşmaları tek başlarına müzakere edemezler. Bu konudaki hükümlerin, 25.10.2017 tarihli ve C-389/15 sayılı Adalet Divanı kararı ile teyit edildiği ifade ediliyor.
  • Tüzüğün Madde 3 hükmü ile AB üyesi ülkelere; AB’nin katılımını takiben ve istedikleri takdirde, AB’nin çıkarlarına ve münhasır yetkisine bağlı kalacak şekilde Cenevre Metnine katılma yetkisi verilmiş durumda.

2021 yılı Kasım-Aralık aylarında AB üyesi ülkelerden AB Komisyonuna yapılan talepler ile belirlenen 18 adet coğrafi işaretin WIPO’ya iletileceği, 04.04.2022 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanan 2022/532 sayılı Komisyon Uygulama Kararıyla açıklandı. AB nezdinde hâlihazırda korunmakta olan menşe adı (protected designation of origin – PDO) ve mahreç işareti (protected geographical indication – PGI) şeklindeki coğrafi işaretlere ilişkin listeye aşağıda yer verilmekte olup başvurularının, Cenevre Metni ile öngörülen içerikte hazırlanarak önümüzdeki günlerde WIPO’ya bildirilmesi bekleniyor.

  • Almanya:
  • Kölsch (PGI)
  • Yunanistan:
  • Ελιά Καλαμάτας/Elia Kalamatas (PDO)
  • Γραβιέρα Νάξου/Graviera Naxou (PDO)
  • Κονσερβολιά Ροβίων/Konservolia Rovion (PDO)
  • Μαστίχα Χίου/Masticha Chiou (PDO)
  • Fransa:
  • Huile d’olive de Haute-Provence (PDO)
  • Morbier (PDO)
  • Piment d’Espelette/Piment d’Espelette – Ezpeletako Biperra (PDO)
  • Canard à foie gras du Sud-Ouest (Chalosse, Gascogne, Gers, Landes, Périgord, Quercy) (PGI)
  • Emmental français est-central (PGI)
  • Emmental de Savoie (PGI)
  • Huîtres Marennes Oléron (PGI)
  • Jambon de Bayonne (PGI)
  • Pruneaux d’Agen (PGI)
  • Tomme de Savoie (PGI)
  • İtalya:
  • Finocchiona (PGI)
  • Romanya:
  • Telemea de Ibăneşti (PDO)
  • Magiun de prune Topoloveni (PGI)

Gonca ILICALI

Nisan 2022


Kaynaklar

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32019R1753&from=EN

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32022D0532&from=EN

https://www.wipo.int/lisbon/en/news/2022/news_0001.html

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32019D1754&from=EN

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:62015CJ0389&from=EN

MARKANIN CİDDİ KULLANIMINDA İSPAT YÜKÜNE İLİŞKİN ABAD YORUM KARARI: TO USE OR NOT TO USE!


Shakespeare: Laurence Olivier as Hamlet: original 1948 Telegraph review
Laurence Olivier, Hamlet rolünde

Dünyaca ünlü İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare’in “Hamlet” isimli oyununda, Prens Hamlet “To be, or not to be, that is the question” dizesiyle açılış yapar. Hamlet bu cümlesiyle yaşam ve ölüm hakkında düşünür, acı ve dert dolu olan insan yaşamı karşısında ölümün özellikle intiharın ne derece tercih edilebileceğini tartışır. İngiliz edebiyatının en çok alıntılanan bu dizesine biz de atıf yaparak marka hukukunda ciddi kullanımın (genuine use) ispat yükünü “To use or not to use, that is the question!” sözleriyle başlayarak inceliyoruz.

Bir şeyin varlığını mı, yoksa yokluğunu mu ispatlamak daha kolaydır? Markanın ciddi biçimde kullanımını ispatlamak, marka sahibinin markayı özellikle düzensiz kullanımının söz konusu olduğu olaylarda oldukça zordur. Buna karşın markanın ciddi anlamda kullanılmadığını, yani zaten yok olan bir hususu ispatlamak daha zor olsa gerek. İşte tam da bu noktada AB Adalet Divanı, 10 Mart 2022 tarihli C-183/21 sayılı yorum kararıyla[1] ulusal usul hukuku hükümleri karşısında markanın ciddi kullanımına[2] ilişkin ispat külfetinin hangi tarafın üzerinde olduğunu değerlendirir.

Uyuşmazlığın arka planı:

Alman şirketi olan Globus, “MAXUS” kelime markası ile yine aynı kelimeden oluşan figüratif marka olmak üzere iki adet markanın sahibidir. Söz konusu markalar 1996 yılında Nice Sınıflandırmasının 1 ila 9. ve 11 ila 34. sınıflarındaki mallarda Alman Patent ve Marka Ofisi (Deutsches Patent- und Markenamt) nezdinde tescil edilmiştir.

Yine Alman şirketi olan Maxxus, 28 Kasım 2019’da Globus’a ait söz konusu markaların kullanılmama sebebiyle iptalini Saarbrücken Bölge Mahkemesi (gönderen mahkeme) nezdinde talep eder. Diğer bir deyişle Maxxus, Globus tarafından son beş yılda bu markaların kullanılmadığını ileri sürer. Maxxus, Globus’un internet sitesi dahil olmak üzere online soruşturmalar yürüttüğünü ve kullanımı işaret eden hiçbir veriye ulaşılmadığını belirtir. Globus’a ait sitenin iç arama motorunda “Maxus” ifadesi arandığında, sadece iki adet sonucun görüntülendiğini; bu sonuçların ise Globus’a bağlı bir şirket tarafından işletilen, Almanya’daki bir içecek mağazasına ilişkin olduğunu söyler. Ayrıca internet üzerinden yapılan araştırmada, bu şirketin sattığı içeceklerin Maxus markasını değil, üçüncü kişi üreticilere ait markaları taşıdıkları görülür. Bu sonuç, Maxxus’un talimat verdiği bir dedektiflik ajansının söz konusu mağazalarda gerçekleştirdiği soruşturmalarla ayrıca doğrulanır.

Globus, bu iddialara itiraz eder ve söz konusu iki markayı, bunlar üzerindeki haklarını koruyacak şekilde kullandığını iddia eder.

Gönderen mahkemenin değerlendirmesi ve soruları:

Gönderen mahkeme önce, olguları ortaya koyma külfeti (Darlegungslast) ile ispat külfeti (Beweislast) arasında bir ayrım yapılmasını gerektiren Alman Federal Yüksek Mahkemesi (Bundesgerichtshof) içtihadına dikkat çeker. Olguları ortaya koyma külfeti, başvuru sahibinin (Maxxus), markanın kullanılmadığını gösteren hususları kanıtlarla temellendirerek ortaya koymakla yükümlü olduğunu ifade eder. Buna göre başvuru sahibi, kendi kaynaklarını kullanarak, marka sahibinin ilgili markayı üzerindeki haklarını devam ettirecek şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmak zorundadır. Başvuru sahibinin, marka hakkı sahibinin iş süreçleri hakkında bilgi sahibi olması genellikle mümkün olmadığından, marka sahibi de olguların ortaya konulmasını üstlenebilir, ancak bu husus ikincil niteliktedir. Nihai olarak bu içtihada göre; kullanılmamayı ispat yükü, esas olarak başvuranın (davacının) üzerindedir.

Alman usul hukukuna göre, olguları ortaya koyma külfeti, başvurunun olabildiğince somut olmasını gerektirir ve bu yükümlülük yerine getirilmediğinde başvuran davayı kaybetme riski altındadır. Olguları ortaya koyma hususunda davalıya ise ikincil derecede bir sorumluluk yükler.

Gönderen mahkeme, bu belirlemeleri yaptıktan sonra Alman usul hukukunun AB hukuku ile nasıl uzlaşacağı hususunda kararsız kalır ve davayı bekletici sorun yaparak Divanın görüşünü almak üzere aşağıdaki soruları yöneltir:

AB hukukunun özellikle 2015/2436 sayılı Direktifin m. 16, 17 ve 19 hükümlerinin uygulanması, ulusal usul hukukunun aşağıdaki kurallarını bertaraf eder mi?

  1. Ulusal usul hukuku, tescilli bir markanın kullanmama nedeniyle iptaline ilişkin medeni yargılamada başvurana ispat külfetinden ayrı olarak olguları ortaya koyma külfeti de yükler.
  2. Olguları ortaya koyma yükümlülüğü kapsamında (i) bu tür yargılamalarda başvuran, mümkün olduğu ölçüde davalının markayı kullanmadığına ilişkin kanıtlar sunar ve (ii) başvuran bunun için, dava konusu markanın doğasına özgü ve iptal talebine uygun olarak pazarda kendi soruşturmasını yürütür.

Yorum Kararı:

AB Adalet Divanı öncelikle, AB Marka Direktifinin ciddi kullanım kavramına ilişkin 16. maddesi ile tecavüz davalarında kullanmama def’ine ilişkin 17. maddesinin gönderen mahkemenin sorusuyla ilgili olmadığını saptar. Asıl sorunun, kullanmama nedeniyle markanın iptali için başvuranın, bir tür pazar araştırması da dahil olmak üzere kanıtlarla temellendirilmiş bir başvuru yapmak zorunda olup olmadığı noktasında toplandığını ifade eder.

Divan daha sonra, Marka Direktifi m. 19/1 hükmü uyarınca, markanın ciddi biçimde kullanımına ilişkin ispat yükü meselesinin, kullanmama nedeniyle markanın iptaline ilişkin yargılamada üye devletlerin yetki alanlarına giren bir usul hükmü tesis edilmediğinin altını çizer.

Eğer sorun üye devletlerin ulusal hukuku meselesi olsaydı, marka sahipleri için sonuç, korumanın ilgili hukuk sistemine göre değişecek ve böylece Marka Direktifinin 10 numaralı resitalinde belirtilen “bütün üye devletler hukuk sistemlerinde aynı koruma” amacına ulaşılamayacaktı.

Buna ilaveten markanın ciddi kullanımının marka sahibi tarafından ispatlanması hususu, özellikle pratikliğin ve usuli etkinliğin bir gerekliliğidir. Nitekim, uyuşmazlık konusu markanın ciddi kullanıma konu edildiği iddiasını en iyi ispatlayabilecek konumda olan marka sahibidir. Dolayısıyla Marka Direktifi m. 19/1 hükmü, markanın ciddi biçimde kullanıldığına ilişkin ispat yükünün o markanın sahibi üzerinde olduğu şeklinde yorumlanmalıdır. Öte yandan başvuranın ispat yükünü taşımaması, onu iddiasına dayanak teşkil eden olguları tam olarak açıklama yükümlülüğünden kurtardığı anlamına gelmeyeceği de hemen eklenir.

Direktif m. 19/1 hükmün kapsamında yapılan başvuru, marka sahibi tarafından markanın ciddi biçimde kullanılmadığı iddiasına dayanmaktadır ve bu iddia doğası gereği çok ayrıntılı bir açıklamanın sunulmasına elverişli değildir.

Divan, Direktif hükümlerine ilişkin bu saptamaları yaptıktan sonra gönderen mahkemenin dile getirdiği ulusal usul hukukunu değerlendirir. İlk olarak, yukarıda arz ettiğimiz ulusal usul hukuku düzenlemesinin, olguları ortaya koyma külfetinin çok ötesinde olduğunu belirtir. Daha sonra 22 Ekim 2020 tarihli Ferrari kararına (C–720/18 ve C–721/18)[3] atıf yaparak, markanın ciddi biçimde kullanımını ispat yükünün münhasıran marka sahibine ait olduğunu, fakat markanın kullanılmadığına ilişkin ispat yükünün en azından kısmen de olsa başvuru sahibinin üzerinde olduğunu söyler. Üstelik gönderen mahkeme tarafından vurgulanan kullanmama nedeniyle iptal başvurusunun kötüye kullanılması ve sayısının artması riski, farklı bir yoruma varmayı gerektirmez ve ulusal hukuklar tarafından bu kötüye kullanmalar çeşitli şekillerde yaptırıma bağlanabilir.

Yine gönderen mahkeme tarafından dikkat çekilen diğer bir risk, kullanmama nedeniyle açılan markanın iptali davasının, sadece o marka sahibinin ticari sırlarının ifşasını sağlamak amacıyla açılmasına ilişkindir. Bu tereddüde ilişkin olarak Divan, Direktif m. 19/1 hükmü anlamında markanın ciddi biçimde kullanımının, markanın teşebbüs tarafından dahili kullanımını değil de, o marka ile korunan mal ve hizmetlerin pazardaki kullanımını teşkil ettiğini belirtir. Dolayısıyla, bir markanın ciddi kullanımını ispat, o markanın piyasadaki kullanımıyla ilgili olmasını gerektirir ve marka sahibinin ticari gizliliği kapsamında değerlendirilemez.

Divan, tüm bu değerlendirmelerin neticesinde, gönderen mahkemenin yönelttiği soruya olumlu cevap verir ve yorum kararında, bir markanın kullanmama nedeniyle iptali yargılamasında, 2015/2436 sayılı Direktifin 19. maddesinin, üye devletin ispat yüküne ilişkin -yukarıda belirtilen- usul hukuku kurallarını dışladığına hükmeder.

Değerlendirme:

AB Adalet Divanının kullanmama nedeniyle markanın iptali taleplerinde ispat yüküne ilişkin vermiş olduğu yorum kararı son derece yerindedir. Gerçekten de markanın kullanılmadığının, yani olumsuz bir hususun (menfi vakıanın) ispatlanması işin doğası gereği mümkün değildir ve dolayısıyla markanın pazarda kullanıldığını en iyi şekilde ispatlayacak konumda olan muhakkak ki marka sahibidir. Bir an için markanın ciddi biçimde kullanılmadığına ilişkin ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilirse ve davacı bu durumu ispatlayamazsa, bu ihtimalde zaten mevcut olmayan delilin eksikliğinden başvurunun reddedilmesi gibi paradoksal bir sonuç doğacaktır. Öte yandan Divan tarafından, başvuranın da ispat yükünden tamamen kurtulmadığı, iddiasına dayanak teşkil edecek olguları mümkün olduğunca somutlaştırması gerektiğinin de altı çizilerek menfaat dengesinin gözetildiği görülmektedir. Son olarak kullanmama nedeniyle markanın iptali taleplerinin, marka sahibinin ticari sırlarının ifşası riski taşımadığı, yani ticari gizlilikle ilgili olmadığı teyit edilmiştir.

Sergül BALSEVER

Nisan 2022

sergulturkoglu@gmail.com


Dipnotlar

[1]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=255426&pageIndex=0&doclang=EN&mode=req&dir=&occ=first&part=1&cid=6836098

[2] Markanın ciddi kullanımından (genuine use) ne anlaşılması gerektiği ne AB Marka Direktifi ne de AB Marka Tüzüğü kapsamında tanımlanmıştır. Buna karşın ABAD tarafından, 11 Mart 2003 tarihli Minimax kararında (C-40/01) ciddi kullanımın kapsamını belirleyen temel ilkeler benimsenmiştir. https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?docid=48120&doclang=en

[3]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=232724&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=2088263

Geleneksel Olmayan Markalar Oyunun Kurallarını mı Değiştiriyor?

Marka Olarak Sınırsız Süreli Koruma v. Diğer Fikri Hak Koruma Biçimlerindeki Sınırlı Süreli Koruma





Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO”) tarafından 2021 yılının sonunda yayınlanan rapora göre; 2020 yılında dünya çapında gerçekleştirilen marka başvurularının sayısı bir yıl içerisinde yaklaşık %13,7 oranında artış gösterirken, bu oran endüstriyel tasarımlar için %2 ve patentler için %1,6 olarak kendini gösteriyor. Oranların sayısal izdüşümlerine baktığımızda ise milyonlardan bahsedildiğini görüyoruz. Üstelik bu dönemin COVID-19 etkilerinin ve önlemlerinin en yoğun olduğu zaman dilimine tekabül ettiğini düşündüğümüzde, bu büyüme çok daha dikkat çekici bir noktaya geliyor.

Başvuru sahipleri ise yeni girişimcilerden dünya çapında faaliyet gösteren firmalara kadar hemen her kesimi kapsıyor. Dünya çapında faaliyet gösteren büyük ölçekli firmaların -sadece başvuru anlamında değil, aynı zamanda koruma anlamında da- fikri mülkiyet haklarına en çok yatırım yapan firmaların başında gelmesi şaşırtıcı değil. Zira tüketici nezdindeki marka algısının, ilgisinin ve öneminin her geçen gün arttığı bu dönemde yüksek ticari başarının sağlıklı bir marka/ fikri mülkiyet hakkı koruması ile desteklenmesi artık temel bir gerekliliğe dönüşmüş durumda.

“Marka” kavramının gelişimine baktığımızda da daha önce kelime markası ile başlayan “marka” olma yolculuğunun marka sahiplerinin ihtiyaçlarına göre zamanla şekil markalarına, daha da ilerleyen dönemde hareket, ses, multimedya gibi çağın ihtiyaçlarını daha da yansıtan marka türlerine dönüştüğünü görüyoruz. Öyle ki ilk bakışta aslında tasarım kapsamında korunması daha muhtemel görünen mağaza tasarımları, oyun aksesuarları, ayakkabı şekilleri ya da eskiden sadece telifle korunması tercih edilen reklam şarkıları ve açılış melodileri için dahi “marka” olmanın yolları aranıyor ve markanın büyüyen tanımı dahilinde, aslında bunun için bir engel de bulunmuyor.

Fikri haklarını korumaya azami derecede özen gösteren, bu konuda son derece yaratıcı ve bir o kadar agresif bir yol izleyebilen büyük ölçekli firmaların fikri yatırımlarını incelediğimizde, özellikle son on yıldır marka korumasına verilen önemin arttığını ve marka kavramının kapsamının genişletildiğini görüyoruz.  Örneğin, Apple tarafından 2010 yılında Birleşik Devletler Patent Marka Ofisi (“USPTO”) nezdinde Apple ürün satış mağazalarının tasarımı için gerçekleştirilen marka başvurusu ile, bir mağaza tasarımının – tasarımdan ziyade- marka olarak korunma ihtimali geniş bir yankı uyandırmıştı. Bu yankı, Apple’ın yaygın bilinirliğinin yanında, teknoloji devinin USPTO tarafından “ayırt edici” bulunmama sebebiyle reddedilen marka başvurusundan vazgeçmemesine ve 2013 yılında amacına ulaşarak tescil edilebilirlik kararı almış olmasına dayanıyor.

Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından 2018 yılında C-163/16 sayılı dosya ile geçerliliği kabul edilen Christian Louboutin ayakkabıların kırmızı tabanına ilişkin marka ya da daha yakın zamanda, 2021 yılında, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından T‑488/20 sayılı dosyada verilen karar ile marka niteliği kabul edilen Guerlain rujları için yapılan üç boyutlu marka başvurusu geleneksel olmayan markalara ve bu konuda özellikle büyük ölçekteki firmaların atılımlarına güzel birer örnek teşkil ediyor.

Geleneksel olmayan marka başvurularının ve bu konudaki mahkeme kararlarının artmasıyla, marka ofislerinin baştaki ihtiyatlı değerlendirmelerinin yerini de daha yenilikçi yaklaşımların almaya başladığını görüyoruz. Örneğin Türkiye’de de kullanılan Netflix’in açılış görüntüsü ve sesi doğrudan Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 2020 160674 tescil numarası ile multimedya markası olarak tescil edildi.

Peki tasarım, telif ya da diğer fikri haklar ile korunması da mümkün olan, üstelik bir kısmı için yapılan marka başvuruları en başta tescil edilebilir bulunmamış olan bu işaretler neden marka korumasının kapsamına dahil edilmek isteniyor? Hukukun nefes alarak her gün daha da büyüdüğünün güzel bir yansıması olan marka kavram ve kapsamındaki bu genişleme, bir sarmaşık gibi diğer kavramları içine alarak görünmez mi yapıyor? Patentlerin niteliği daha farklı olduğundan, bu konuyu tasarımlar temelinde değerlendirmek gerekirse; örneğin yukarıda anılan WIPO raporuna göre marka başvurularında %13,7 oranında gördüğümüz artışın tasarımlarda %2 ile sınırlı kaldığını görüyoruz.

Bunun pek çok diğer nedeninin yanında en temel sebeplerinden biri pek tabii ki marka korumasının kapsamının çok daha geniş olması ve genişlemeye de devam etmesi. Nitekim daha önce sadece kelime ve şekil markalarına sağlanan koruma, bugün geleneksel olmayan markalar için de sağlanabiliyor. Diğer yandan, markalara 10 yıllık dönemlerle ve nihai bir süre sınırı olmaksızın sağlanan teorik olarak sınırsız koruma, tasarımlara 5 yıllık dönemler halinde sağlanıp 25 yıla kadar uzatılabiliyorken, telif haklarında bu koruma -başka değişkenlere bağlı olarak- 70 yıl olarak formüle edilebiliyor. Daha net ifadeyle, tüm şartların sağlandığı durumda bir markanın belki de sonsuza kadar korunması mümkünken, böyle bir sonsuzluk diğer fikri haklar için söz konusu değil. Küçük ölçekteki firmaların anlamlı bir kısmının -özellikle de COVID-19 etkisiyle- ulaşamadığı bir ömür süresine denk gelen 25 yıl; tek bir ürüne ilişkin projesini dahi 3-4 yıllık süreler için planlayabilen, büyük projelerini bilinçli olarak uzun yıllara yayan büyük ölçekteki firmalar için sadece ısınma dönemini ifade edebiliyor. Bu durumda da geleneksel olmayan markalara yönelim artıyor, daha uzun vadeli koruma tercih ediliyor ve bu yaklaşımın bir sonucu olarak “marka” kavramı ve kapsamı her geçen gün genişliyor.

Kanaatimce yaşanan gelişmeler bu aşamada tasarım ya da telif korumasını işlevsiz hale getirebilecek nitelikte değil, nitekim sadece bu fikri haklar kapsamında korunması sağlanabilecek ve bu şekilde işlevsel olabilecek işaretler ve yaratımlar hala mevcut. Örneğin, bugün telif ile aktif olarak korunan uzun bir şarkının hem kendi doğası gereği hem de temel marka kuralları sebebiyle marka olarak tescil edilmesi mümkün değil. Nitekim telif korumasını ciddiye alan büyük müzik iletim firmalarının, kimsenin telif hakkını ihlal etmemek adına her yıl telif kontrolü/ temizliği yaptığı bilinen bir gerçek. Bir başka örnek ise; marka görselinin uygun bulunmadığı ve ürünün işlevselliğinden ayrılamadığı değerlendirilerek reddedilen üç boyutlu marka başvurularının, kimi revizyonlar sonucunda tasarım olarak tescil edilebilmesi. Üstelik devlet teşvikleri sayesinde tasarım başvurularına anlamlı bir yönelim de gerçekleşiyor.

Ticari hayatın ve firmaların ihtiyaçları, bugün geleneksel olmayan marka alanını hareketlendirse de, diğer fikri hakların önem ve kullanım şeklinin de zamanla genişleyeceğine inanıyor ve heyecanla bunun sektördeki yansımasını da bekliyorum.

Büşra BIÇAKCI

Nisan 2022

busrasbicakci@gmail.com

Patent Başvurusunda Tarifname Takımında Yapılan Hata Düzeltme Talepleri – Bölüm II

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

Yazının bu ikinci bölümünde bir patent başvurusunun tarifname takımıyla ilgili hangi tür hataların düzeltilebileceği (ya da düzeltilemeyeceği) ve ne gibi değişiklikler yapılabileceği TÜRKPATENT’ten verilen örnekler üzerinden gösterilmeye çalışılacaktır. EPO’dan örneklerin verildiği birinci bölüme buradan ulaşabilirsiniz. Patent başvurusunda tarifname takımı dışında yapılan hata düzeltme, eksik evrak tamamlama ve telafi işlemleri ile ilgili bkz: https://iprgezgini.org/2022/02/08/patent-basvurusunda-hata-duzeltme-eksik-evrak-tamamlama-ve-telafi-islemleri/

2. TÜRKPATENT Örnekleri

Örnek 2.1

2019/18994 nolu PCT ulusal aşamadan ülkemize giren başvurunun tercümesinde sehven yazım hatası yapılmıştır. Tarifnamede geçen rüçhan numarası “201711386165.7” yerine “01711386165.7” olarak yazılmıştır. Böyle bir durumda eğer orijinal yabancı dildeki evraktan hata anlaşılabiliyorsa düzeltme kabul edilebilir. Bu tür bir hata genellikle orijinal başvuruyla karşılaştırma imkânı olmayan durumlarda da kolaylıkla teyit edilebilecek türdendir. Zira bir dosya numarasının yılı temsil etmesi açısından “017” değil de “2017” ile başlaması daha olasıdır. Kaldı ki dosya numarası araştırıldığında “017” ile başlayan dosya bulunamıyorsa ya da böyle bir dosya varsa bile tamamen farklı alanda başka bir dosya çıkıyorsa ve “2017” ile başlayan dosyanın içeriği belirtilen açıklamalarla uyumluysa düzeltme yapılabilir. Ancak çeviride yapılan hata buluşun içeriğine (esasına) yönelik olursa değerlendirme daha sıkı kriterlerle yapılır.

Yanlışlıkla tekrar yazılmış aynı ifadeler hata düzeltme talebiyle çıkarılabilir. Kapsam aşımına yol açacak yeni bir anlam kazandırmayan ya da muğlaklığa neden olmayacak gramer hataları da düzeltilebilir. Örneğin “…bekleme konumuna geçmesinin, cihaz içindeki güç ünitesi…” ifadesi yerine “…bekleme konumuna geçmesini sağlayan cihaz içindeki güç ünitesi…” olarak değiştirilmesi söz konusu güç ünitesinin bekleme konumuna geçirme özelliği başvurunun orijinal halinden çıkarılıyorsa kabul edilecektir.

Türkçe tarifname verilirken sınırlı sayıda bazı ifadelerin yanlışlıkla çevrilmemiş olması söz konusu olabilir. Böyle bir durumda hata düzeltme talebi yapılabilir. Ancak bu hata sunulan evrakın küçük bir kısmını kapsamalıdır.

Örnek 2.2

Akrep sokmasına karşı panzehir etkili tek içimlik oral aşı ile ilgili 2018/18645 nolu başvuruda başvuru sahibi tarifname ve istemlere rezene ekstraktı unsurunu eklemek istemiştir. Ancak orijinal tarifname takımında rezene ekstraktı veya onunla eş anlamlı herhangi bir ifade/yapılanma bulunmadığı için kapsam aşımına neden olacak bu değişiklik kabul edilmemiştir.

Bu örneği biraz değiştirelim. Orijinal tarifnamede aşının birinci yapılanmasının fındık içi tozu, tarçın ekstraktı ve zencefil ekstraktından oluştuğu, ikinci yapılanmasının zencefil ekstraktı, kakao yağı ve rezene ekstraktından oluştuğundan bahsedilsin. Böyle bir durumda başvuru sahibi birinci yapılanmaya rezene ekstratını eklemek isterse fındık içi tozu, tarçın ekstraktı ve zencefil ekstraktı ve rezene ekstratından oluşan bu yeni yapılanma orijinal tarifnamede bulunmadığı için kabul edilmeyecektir. Görüldüğü üzere rezene ekstraktının orijinal tarifnamede bulunuyor olması, onun bir başka yapılanmaya eklenebileceği anlamına gelmemektedir. Ayrıca bkz. “Patent İstemlerinin Değerlendirilmesi – Bölüm I” – Örnek 2: https://iprgezgini.org/2021/04/19/patent-istemlerinin-degerlendirilmesi-bolum-i/

Örnek 2.3

2017/18499 nolu başvuruda başvuru sahibi tarifname takımında “indüksiyon bobini” olarak geçen ibarenin, “ısıtma bobini” olarak değiştirilmesini talep etmiştir. Kurum değişiklik yapılmış sayfaların sunulmadığı gerekçesiyle talebi usulen reddetmiş, ancak esasa yönelik bir yorumda bulunmamıştır. Buluş alüminyum ekstrüzyon presleri için kalıp ısıtma ve kalıp yükleme işlemlerinin yapılmasını sağlayan bir düzenek ile ilgilidir. Buluş, prese yüklenmeden önce ısı kaybını önlemek için aralıklarla çalıştırılan indüksiyon bobini (18) içermektedir. Ancak tarifname takımının hiçbir yerinde “ısıtma bobini” ifadesi kullanılmamıştır. Kalıpların bir indüksiyon bobini (18) yardımıyla ısıtılması veya sıcak tutulmasının sağlandığından bahsedilmektedir. (bkz. Tarifname sayfa 4, satır 24-29) Buna göre indüksiyon bobininin ısıtma amacıyla kullanıldığı bellidir. Ancak değişikliğin kabul edilebilmesi için teknikte uzman kişiye “indüksiyon bobini” ve “ısıtma bobini” terimleri aynı şeyi ifade etmelidir. Her ne kadar piyasada “indüksiyon bobini” yerine “ısıtma bobini” kullanılan örnekler bulunsa da ısıtma bobininin (heating coil) rezistansları da kapsayacak şekilde geniş değerlendirilmesi mümkündür. Bu nedenle kapsam aşımına sebebiyet verebilecek söz konusu değişiklik kabul edilebilir değildir.

Örnek 2.4

2018/01305 nolu faydalı model başvurusunda araştırma öncesi yapılan değişiklikler kapsam aşımına yol açtığı gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Araştırma raporu ve itirazların değerlendirilmesinin ardından başvuru reddedilmiştir. Başvuru sahibi 6769 SMK m.100 kapsamında YİDD’ye itirazda bulunmuştur. Söz konusu değişiklik tarifnamenin ilk sayfasına eklenen “Reçine tipi yapıştırıcılar ve bu yapıştırıcıların çözülmesini sağlayan reçine çözücü sıvılar teknikte bilinmektedir.” cümlesidir. Ancak bu cümle Kurul tarafından buluşa ek bir unsur getirmeyen, yalnızca tekniğin bilinen durumuna katkı sunmak amacıyla eklenmiş bir ifade olarak değerlendirilmiştir. YİDD Kurulu başvuru sahibinin yaptığı bu değişikliğin kapsam aşımına yol açmadığını bildirmiştir.

Örnek 2.5

2018/11476 nolu başvuruda ise “240 mg/200 ml” olan şakayık bitki ekstraktı miktarı “480 mg/200 ml” olarak değiştirilmek istenmiş ve içeriğe Gliserol E 422 (kıvam arttırıcı) eklenmiştir. Ancak söz konusu unsurlar orijinal başvuruda bulunmadığı için kapsam aşımına yol açacağından kabul edilmemiş, araştırma raporu orijinal başvuruya göre düzenlenmiştir. Burada bir husustan bahsetmeden geçmeyelim. Başvurunun orijinal özetinde Gliserol E 422 (kıvam arttırıcı)’nın yardımcı madde olarak kullanıldığı görülmektedir. Ancak özet kısmı yalnızca teknik bilgi verme amacını taşır ve koruma kapsamını etkilemez.[1] Bu nedenle özet kısmından alınan bir bilginin tarifnameye aktarılması mümkün değildir. Ancak örneğin istemlerden ya da resimlerden tarifnameye bilgi aktarılması mümkündür.[2] (Yine de farklı yapılanmalarda bulunan unsurların bir araya getirilmesinin kapsam aşımına yol açabileceği unutulmamalıdır. Bkz. Örnek 2.2 ikinci paragraf)

Örnek 2.6

2017/12101 nolu başvuruda başvuru sahibinin tarifnamede değişiklik talebinde bulunduğu görülmektedir. Yapılan değişikliğin bazı eksik referans numaralarının tamamlanması ve bazı yerlerde yapılan tanımlamaların netleştirilmesi olduğu görülmektedir. Örneğin:

“Pim, bu deliklerden merkeze yakın olana girmektedir. Dış kısımda yer alan deliğe ise pozisyonlama piminin (6) uç kısmı girmektedir.”

ifadesi

“Pozisyon pimi (6), bahsedilen dayama parçasında bulunan deliklerden merkeze yakın olana girmektedir. Dış kısımda yer alan deliğe ise pozisyonlama piminin (6) uç kısmı girmektedir.”

olarak değiştirilmiştir. Başvurunun orijinal şekil 1’i de söz konusu değişikliği desteklemektedir. Orijinal ifadedeki “pim” başvuruda (1) referansla gösterilen bir başka parçayı ifade ettiği için söz konusu değişikliğin yapılması buluşun anlaşılırlığı açısından önem arz etmektedir. Yine “bu deliklerden” ifadesinin “bahsedilen dayama parçasında bulunan deliklerden” olarak değiştirilmesi de şekil 1’den destek bulmaktadır. Bu nedenlerle söz konusu değişikliğin yapılması kapsam aşımına yol açmadığı için talep kabul edilmiştir.

Şekil 5: 2017/12101 nolu başvuruya ait şekil 1

Bir başvuruya tamamen yeni resimler eklemek SMK m.103(1) kapsamında normalde pek olası değildir, çünkü çoğu durumda yeni bir resim sadece tarifnameden açık bir şekilde türetilemeyecektir. Bu nedenle, resimlerde yapılan değişikliklerin kapsam aşımına yol açıp açmadığı iyi irdelenmelidir.[3]

Başvuru yapıldıktan sonra resim eklenmek isteniyorsa söz konusu resimler incelendiğinde orijinal başvuruda yapılan açıklamaları aşan bir unsurun/yapılanmanın bulunmaması gerekir. Eğer resimlerde tarifnamede anlatılandan daha genel ve kapsayıcı bir resim varsa ya da tarifnamede anlatılmayan bir unsur/yapılanma resimde bulunuyorsa kapsam aşımı söz konusu olacaktır. Bu tür bir durumda başvuru sahibi eklenen resmin neden kapsam aşımına yol açmadığına dair ağır bir ispat yükü taşır.

Örnek 2.7

2019/12952 nolu başvuru buhar kazanıyla ilgilidir. Başvuru sahibi başvurudan bir hafta sonra resimlerde düzeltme talebinde bulunmuştur. Ancak yeni resimde eklenen detaylar önceki resimde bulunmadığı gibi tarifnameden de çıkarılamamaktadır.

Şekil 6: 2019/12952 nolu başvuruya ait orijinal şekil 1 (solda) ve ilk değişiklik talebine ait şekil 1 (ortada) ve ikinci değişiklik talebine ait şekil 1 (sağda)

Bu ilk değişiklik talebine ait şeklin (şekil 6, ortadaki görsel) orijinal şekle yandan bakılarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Ancak ölçeklendirme yapıldığı ve orijinal resimde olmayan bazı unsurların eklendiği görülmektedir. Ayrıca referans numaraları da eksiktir.[4] Söz konusu değişiklik talebi kabul edilmemiştir. Süreç devam ederken başvuru sahibi resimlerde bir kez daha değişiklik talebinde bulunmuştur. Bu ikinci değişiklik talebine ait şekilde (şekil 6, sağdaki görsel) ölçeklendirmenin kaldırıldığı ve referans numaralarının eklendiği görülmektedir. Ancak bu son resimde orijinal tarifname takımında bulunmayan “Su tahliye çıkışı (13)” ve “Brülör yanma sistemi (14)” unsurlarının bulunduğu görülmektedir. Yine tarifnameye de söz konusu iki unsurun yanı sıra “Helezon alev duman boruları” unsurunun eklendiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerden ötürü söz konusu değişiklik talebi kabul edilmemiştir.

Örnek 2.8

2018/14655 ve 2018/11795 nolu başvurularda ise mevcut resimlere yeni resim olarak fotoğraf ekleme talebinde bulunulmuştur. Ancak söz konusu talepler kabul edilmemiştir. Zira zorunlu haller dışında resimlerde fotoğraf kullanılamaz.[5] Şekli eksiklik incelemesinin tamamlanmasından sonra, şekli şartları sağlamayan değişiklik talepleri dikkate alınmaz ve bu durum başvuru sahibine bildirilir.[6]

Örnek 2.9

2017/21168 nolu başvuruda başvuru sahibinin resimlerdeki hata düzeltme talebi yeni gönderilen resimlerin net olmaması (daha kötü kalitede olması) nedeniyle kabul edilmemiştir.

Örnek 2.10

2019/03839 nolu faydalı model başvurusu yapıldıktan dört gün sonra hata düzeltme talebi ile mevcut resimlere ek iki adet resim eklenmek istenmiştir. Bu kapsamda eklenen şekil 5 ve şekil 6’nın yanı sıra tarifnamede şekillerin isimlerinin belirtildiği 2 numaralı tarifname sayfasına da aşağıdaki metin eklenmiştir:

“Şekil 5- Buluş konusunun kesecik (sachet) ile korunmuş formunun genel görünümüdür.

Şekil 6- Buluş konusunun kesecik (sachet) ile korunmuş formunun üst görünümüdür.”

Şekil 7: 2019/03839 nolu başvuruya ait orijinal Şekil 1-4

Şekil 8: 2019/03839 nolu başvuruya sonradan eklenen şekil 5-6

Söz konusu Şekil 5 ve 6’daki kesecik (sachet) yapılanmasının gerek diğer şekillerde gerekse tarifnamede desteği bulunması sebebiyle kapsam aşımına yol açmadığı değerlendirilmiş ve değişiklik kabul edilmiştir.

Örnek 2.11

Dosya uzmanları başvuruların şekli inceleme aşamasında tespit ettikleri minör eksiklikleri süreci uzatmamak adına bazen şekli eksiklik bildirimi kapsamında değerlendirmeyip şekli eksiklik yoktur yazısının sonunda not olarak düzeltilmesini tavsiye ederler. Örneğin 2018/01951 ve 2018/16517 nolu dosyalardaki referans numarası hataları için şekli eksiklik bildirilmemiş, eksiklik gönderilen yazının altında not olarak belirtilmiştir. Ardından başvuru sahipleri hata düzeltme talebi olarak düzeltilmiş evrakı göndermiştir. Yanlış referans numarası kullanımının düzeltilmesi sırasında düzeltmenin de bariz olması gerekecektir. Örneğin 2018/16517 nolu başvurunun bazı yerlerinde hem uygulama (3) hem de sunucu (3) aynı referans numarasıyla gösterilmiştir. Ancak gerek referans numaraları listesinden gerekse tarifnamenin diğer sayfalarından sunucunun (3), uygulamanın ise (4) ile gösterildiği açık bir şekilde anlaşıldığı için düzeltme kabul edilebilirdir. Ancak anılan başvuruda yapılan düzeltme sırasında düzeltme yapılan sayfaların kendisinden önce ve/veya sonra gelen sayfalar ile devamlılık sağlamadığı tespit edildiğinden ilk düzeltme talebi reddedilmiş, düzgün sayfaların gönderildiği ikinci düzeltme kabul edilmiştir. Bu bakımdan yapılan herhangi bir düzeltme sonrası yalnızca düzeltilen sayfa gönderiliyorsa, değişen sayfanın önceki ve sonraki sayfalarla olan devamlılığı sağlanmış olmalıdır.

Örnek 2.12

2019/02697 nolu faydalı model başvurusunun şekli eksiklik yoktur yazısının sonunda not olarak şekil 5’e dair açıklamanın tarifnameye eklenmesi istenmiştir. Başvuru sahibi hata düzeltme talebi olarak ilgili tarifname sayfasına şu satırı eklemiştir:

“Şekil 5. Tam sızdırmaz otomatik kapı tekerlek detay görüntüsü”

Orijinal tarifname ve resimler dikkate alındığında söz konusu eklemenin kapsam aşımına neden olmadığı görüldüğünden söz konusu değişiklik kabul edilmiştir.

Örnek 2.13

2020/01602 nolu başvuruda şekli eksiklik giderilirken tarifname takımının yeni baştan oluşturulduğu görülmüş ve kapsam aşımı nedeniyle değişiklikler kabul edilmemiştir. Yarım sayfadan daha kısa olan orijinal tarifname değişiklik sonrası 3.5 sayfaya çıkmıştır. Elbette ki sayfa sayısının artması tek başına kapsam aşımı olduğunu göstermeye yeterli değildir, ancak bu çapta bir değişikliğin içerik itibariyle kapsam aşımına yol açma ihtimalinin yüksek olacağı unutulmamalıdır. Uzmanların kapsam aşımıyla ilgili bilgilendirmede kapsam aşımına neden olan unsurların ne olduğunu belirtmesi başvuru sahibi açısından da yararlı olacaktır. Bu örnekte roket motor borusunun üretim yönteminin daha önce anlatılmayan detayları yeni tarifname sayfa 3’te ve yeni resimlerde görülmektedir. Ayrıca “istenilen çap ve boyda uygun metalden üretilmiş bir boru” ifadesinin “dikişsiz çelik boru (2)” olarak, “uygun çap ve ölçülerde üretilmiş metal kapak” ifadesinin ise “motor borusu kapağı (1)” olarak değiştiği görülmektedir. Yapılan değişiklikler kabul edilmemiş ve başvurunun araştırması orijinal tarifnameye göre yapılmış, ancak tarifname yetersizliği nedeniyle araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 2.14

2019/22888 nolu başvurunun tarifnamesi üç satırdan oluşmakta ve buluşla ilgili çok az bilgi vermektedir. Dört adet istemin her biri ise bir işlem adımı olarak yazılmıştır. Şekil olarak da bir adet fotoğraf sunulmuştur. Başvuruya şekli eksiklik bildirimi yapılmış ve buna cevaben 3.5 sayfalık tarifname, 6 adet istem ve 3 adet şekil gönderilmiştir. Şekli incelemeyi yapan uzman şekli eksikliğin giderildiğine dair yazı yazmış, ardından da başvuru sahibi araştırma talebinde bulunmuştur. Ancak araştırma uzmanı kapsam aşımı tespit etmiş ve iki ay içinde değişiklik yapması için başvuru sahibine süre vermiştir. Süresi içinde değişiklik yapılmaması sebebiyle araştırma için orijinal tarifname takımı dikkate alınmış ve tarifname yetersizliği nedeniyle rapor düzenlenememiştir. Bu örnekte görüldüğü üzere, yapılan değişiklikle şekli eksikliğin giderilmesi söz konusu olsa bile bu, yapılan değişikliğin onaylandığı anlamına gelmemektedir. Zira şekli inceleme adı üstünde yalnızca başvurunun dosya uzmanı tarafından şeklen incelenmesini içerir. Kapsam aşımı olup olmadığının değerlendirilmesi ise araştırma uzmanı tarafından yapılır.

Örnek 2.15

2021/004506 nolu faydalı model başvurusundan dokuz gün sonra yeni tarifname ve istemler sunulmuştur. Tarifname 6. sayfaya şu kısımların eklendiği görülmektedir (paragraf numaraları yazar tarafından eklenmiştir):

[1]  “Buluş konusu diskte (2) yer alan kanallar (2.1), diskin (2) hacim kazanarak zımparanın (3) daha iyi sıkıştırılmasını sağlamaktadır. Böylece disk (2) üzerine sıkı geçme yöntemiyle takılan zımparanın (3) daha stabil ve daha sağlam olması sağlanmaktadır. Ayrıca disk (2), özellikle kış aylarında soğuktan büzüşme eğiliminde olmasına rağmen kanallar (2.1) sayesinde zımparayı (3) sıkıca tutmaktadır. Böylece, olası büzüşmeler ile zımparanın (3) diskten ayrılmasının önüne geçilmektedir.

[2]  Günümüzde belirli standart ölçülerde diskler (2) kullanılmaktadır. Kanallardan (2.1) dolayı normale göre daha fazla sıkışan disk (2), zımpara (3) takıldığında standart ölçüde olmaktadır. Örneğin; 30 santimetre çapında kullanılacak bir disk (2), 31-32 santimetre olarak üretilmektedir. Kanallar (2.1) açıldıktan sonra baskı ile sıkıştırılarak zımpara (3) yerleştirildiğinde 30 santimetre çapına gelmektedir.”

…..

[3]  “Buluş, kesici aletleri bilemede kullanılan elektrikli motorlarda zımparanın takıldığı disk olup; kauçuk gövdeden müteşekkil olması ve soğuk havalarda olabilecek büzüşmeden kaynaklanacak problemlerin bertaraf edilmesi ve zımparanın (3) disk (2) üzerinde daha sıkı tutunmasını sağlamak üzere en az bir kanal (2.1) içermektedir.”

Yukarıda verilen [3] nolu paragraf aynı zamanda yeni istem 2 olarak istemlere eklenmiştir.

Yeni eklenen istem 2 ile orijinal istem 1 arasındaki farkın diskin gövdesinin elastomer değil de kauçuk olmasıdır. Orijinal tarifname sayfa 4, satır 6-14’te disk gövdesinin elastomer olduğundan bahsedilmektedir. Alternatif uygulama olarak ise EVA ve kauçuk gövde de verilmiştir. Bu bakımdan yeni eklenen istem 2’nin ve paragraf [3]’ün kapsam aşımına yol açmadığı görülmektedir.

Yeni eklenen [2] nolu paragrafta geçen diskin 30 cm çapında olduğu bilgisi orijinal tarifnamede bulunmaktadır. (bkz. sayfa 5) Ancak “31-32 santimetre olarak üretildiği ve kanallar (2.1) açıldıktan sonra baskı ile sıkıştırılarak zımpara (3) yerleştirildiğinde 30 santimetre çapına geldiği” bilgisi orijinal tarifnamede bulunmamaktadır. Burada bu bilginin teknikte uzman kişinin başvuru tarihindeki genel bilgisini ve orijinal başvurunun içeriğini dikkate alarak doğrudan çıkaracağı bir bilgi olup olmadığı değerlendirilir. Eğer başvuru tarihinde kesici aletleri bilemede kullanılan elektrikli motorlarda zımparanın takıldığı diskin istenen çaptan 1-2 cm daha geniş olacak şekilde seçildiği yaygın olarak bilinen bir bilgiyse söz konusu ekleme kapsam aşımına yol açmayacaktır. Aksi takdirde kapsam aşımı söz konusudur.

Yeni eklenen [1] nolu paragrafta geçen ve kanalların sağladığı faydaları belirten kısımlar ise genel olarak kapsam aşımına yol açacak nitelikte değildir. Aynı paragrafta zımparanın (3) disk (2) üzerine sıkı geçme yöntemiyle takıldığı ifade edilmiştir. Ancak bu bilgi orijinal başvuruda bulunmadığı için kapsam aşımı olarak değerlendirilmiş ve talep kabul edilmemiştir.

Burada bir hususu belirtelim. Bahse konu başvurunun rüçhanı bulunmaktadır. Ancak rüçhanda bulunan bir bilgi yeni başvuru yapıldıktan sonra rüçhandan yeni başvuruya eklenememektedir. Zira SMK m.103(1)’e göre yapılacak değişiklik, “başvurunun ilk hâli”nin kapsamını aşmamalıdır. Rüçhan dokümanı başvurunun ilk haline dahil değildir.[7]

Örnek 2.16

2019/22670 nolu başvuruda şekli eksiklik giderme işlemi sırasında yapılan değişiklikler kapsam aşımı olarak değerlendirilmiş ve kabul edilmemiştir. Tarifnameye eklenen “diş macunu içeriğinde ozon yağının ağırlıkça %1.5-2.5, karboksipolimetilen ağırlıkça % 0.5-1.5, doğal kaynaklı bifazik (hidroksiapatit+trikalsiyum fosfat) ağırlıkça % 0.5-3.0 olması” özelliğinin orijinal başvuruda bulunmadığı görülmektedir. Orijinal tarifnamede “ozon yağı ve doğal kaynaklı bifazik (hidroksiapatit+trikalsiyum fosfat) biyoseramik takviyeli diş macunu”ndan genel olarak bahsedilmekte, spesifik değerler bulunmamaktadır. Bu bakımdan yapılan değişikliğin kapsam aşımına yol açtığı görülmektedir. Bu nedenle araştırma, orijinal tarifname ve istemlere göre yapılmıştır.

Şekil 9: 2020/08132 nolu başvuruda yapılan düzeltme

Örnek 2.17

2020/08132 nolu başvuruda şeklin kenarı sayfaya sığmamış (bkz. Şekil 9), takip eden sayfaya geçmiştir. Orijinalinde var olan bilgilere ekleme yapılmadığı sürece resmin tek sayfaya sığacak şekilde yeniden ayarlanması kapsam aşımına neden olmayacaktır.

Örnek 2.18

2017/07067 nolu başvuru yapıldıktan iki gün sonra buluş başlığı ve tarifnamede değişiklik ile yeni bir istem ekleme talebinde bulunulmuştur. Buluş, hidrojen yakıtlı yemek pişirme fırını ile ilgilidir. Yapılan değişiklikle buluş “hidrojen yakıtlı yemek pişirme sistemi” haline getirilmiş ve eklenen 18. istemde fırın (F) yerine kaynatma kazanı veya devrilir tava veya ızgara olan yeni yapılanmalar eklenmiştir. Ancak hem fırın yerine daha geniş kapsamlı sistem ifadesinin kullanılması hem de yeni isteme eklenen ve orijinal başvuruda bulunmayan yapılanmalar kapsam aşımına neden olduğundan söz konusu talep kabul edilmemiştir. Bunun üzerine başvuru sahibi işlemlerin başvurunun ilk haline göre devam etmesi talebinde bulunmuştur.

Başvuruda bir kapsam aşımı olması durumunda uzman aşağıdakine benzer bir yazı ile başvuru sahibinden başvurunun ilk haliyle devam etmek isteyip istemediğini bildirmesini, yeni bir değişiklik yapmak istiyorsa bunu sunmasını ister:

“İlgide kayıtlı başvurunuzla ilgili olarak … tarihinde gönderilen tarifname/istem değişikliği talebiniz incelenmiş ve başvurunun ilk hâlinin kapsamının aşıldığı tespit edilmiştir.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 103 üncü maddesinin birinci fıkrası ve anılan Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 108 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca başvurunuzun ilk hâlinin kapsamını aşan değişiklikler kabul edilmemiş olup, söz konusu Kanunun 146 ncı maddesi uyarınca bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde başvuruda değişiklik yapılmak isteniyorsa başvurunun ilk halinin kapsamını aşmayacak şekilde yapılacak değişikliklerle veya başvurunun ilk haliyle devam edilmesi talebinin bildirilmesi gerekmektedir.

Aksi takdirde yapılan değişiklik talebi yapılmamış sayılarak başvurunun ilk haliyle işlemlerine devam edilecektir.”

Ancak bu tür bir işlem genelde sadece şekli kontrol sonrası ve araştırma öncesindeki süreçte yapılır. Araştırma ve inceleme aşamasında karşılıklı yazışmalar yapılırken böyle bir kapsam aşımı yazısı yazılmaz. Örneğin 1. Bildirimin ardından başvuru sahibi değişiklik yaparken kapsamı aştıysa uzman yukarıdaki gibi bir yazı yazmayıp 2. Bildirimi kapsam aşımı olmayan istemlere göre ya da istemlerin en son kabul edilen haline göre değerlendirir. Her yapılan bildirimin ardından zaten süre verildiği için yukarıdaki yazıyla ayrıca bir süre daha verilmesi doğru olmayacaktır. Aksi takdirde başvuru sahibi defalarca kapsam aşımı gerçekleştirerek süreci istediği kadar uzatma yoluna gidebilir.

Başvurunun ilk halini aşan değişikliklerle devam edilmek istendiği takdirde, ilk başvuru geri çekilip yeni bir başvuru yapılmalıdır. Ancak burada mevcut başvuru yayınlandıysa, yeni yapılacak başvuruyu öldürebileceği unutulmamalıdır. Eğer iki başvuru arasındaki fark 12 ayı geçmiyorsa önceki başvuru rüçhan olarak gösterilebilir. Bir başka seçenek ise ilk başvuruya dayalı bir ek patent başvurusu yapılmasıdır.

Örnek 2.19

2019/00226 nolu başvuruda  başvuruyla aynı gün değişiklik talebinde bulunularak toksin temizleme macun şurubu içeriğine sarımsak ekstraktı eklenmek istenmiştir. Talep başvuruyla aynı gün yapılmış olsa bile SMK m.103(1)’e göre yapılacak değişiklik, “başvurunun ilk hâli”nin kapsamını aşmaması gerektiğinden söz konusu değişiklik kabul edilmemiştir.

Örnek 2.20

2019/22684 nolu patent başvurusu yapıldıktan üç hafta sonra hata düzeltme talebiyle, tarifname, istemler ve resimlerde değişiklik yapılmıştır. Orijinal istemler ikinci istemden başladığı için istem numaralarının düzeltildiği görülmektedir. (2-18 nolu istemler 1-17 olarak düzeltilmiştir) Şekil 1’de silik çıkmış kutular netleştirilmiştir. (bkz. Şekil 10) Bu haliyle şekil 1 kabul edilebilir olmasına rağmen şekil 2’ye “araç/akıllı cihaz sensörü eğim ve jiroskop bilgisi” adlı girdi ile “araç/akıllı cihaz ekranına bilginin yansıtılması” kutularının eklendiği görülmektedir. (bkz. Şekil 11) Tarifnamede desteği bulunmayan bu özellikler kapsam aşımına neden olmaktadır.

Şekil 10: Şekil 1’de silik çıkmış kutulara yönelik düzeltme kabul edilebilir

Şekil 11: Şekil 2’deki düzeltme kapsam aşımı nedeniyle kabul edilemez

Ayrıca tarifname-istem değişikliği talebi sırasında eklenen:

  • Çevrimiçi harita uygulamalarından aracın park ettiği yerin fotoğraflarının aracın olduğu bölgenin işaretlenerek kullanıcıya gönderilmesi (sayfa 3, paragraf 5 ve sayfa 4 paragraf 5),
  • Kişisel akıllı cihaz üzerinden açık/kapalı otopark teyidinin yapılması (sayfa 5, paragraf 10),
  • Kişisel akıllı cihazların jiroskoplarından alınan veriler ile kat bilgisinin algılanması (sayfa 5, satır 21-23),

özelliklerinin de orijinal tarifnamenin kapsamını aşması nedeni ile ilgili talep kabul edilmediğinden, araştırma raporu orijinal tarifname takımı dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Eğer tarifnameye eklenen bu özellikler orijinal resimlerde bulunuyor olsaydı, ya da tam tersi şekil 2’ye eklenen kutulara ait özellikler doğru sırasıyla tarifnamede anlatılıyor olsaydı kapsam aşımı söz konusu olmayacaktı. Burada “doğru sıra”ya vurgu yapma nedenimiz şekil 2’nin işlem adımlarına dayalı bir algoritma olmasından ileri gelmektedir. Zira tarifnameye dayanarak şekil 2’ye bir işlem adımı eklenecekse, bu adımın hangi adımdan sonra ve hangi adımdan önce olduğunun tarifnameden net bir şekilde anlaşılıyor olması gerekir. Zira salt işlem adımının ilgili yöntemden bağımsız bir şekilde tarifnamenin ilgisiz bir yerinde ya da bir başka yapılanmada bulunuyor olması yeterli olmayacaktır.

Örnek 2.21

2018/12284 nolu başvuru yapıldıktan iki hafta sonra tarifname ve istemlerde değişiklik talebinde bulunulmuştur. Tarifnamenin orijinalinde “whey protein çeşitleri (peynir altı su proteini) ilaveli, şeker ilavesiz, doğal tatlandırıcılı, prebiyotik katkılı, düşük kalorili ve yüksek proteinli bir dondurma”dan bahsedilirken değişiklik sonrası bu kısım “whey protein çeşitleri (peynir altı su proteini) veya süt protein konsantresi veya bitkisel protein ilaveli, şeker ilavesiz, doğal tatlandırıcılı, prebiyotik katkılı, düşük kalorili ve yüksek proteinli bir dondurma” olarak değişmiştir. Yeni eklenen istem 2 ve 3’te ise daha önce orijinal tarifnamede olmayan “100 gr üründe 5-30 gr arasında süt protein konsantresine sahip … dondurma” ve “100 gr üründe 5-30 gr arasında bitkisel proteine sahip … dondurma”dan bahsedilmektedir. Kapsam aşımına yol açan söz konusu değişiklikler kabul edilmemiştir. Anılan başvurunun rüçhanı da bulunmaktadır. Ancak eklenen özelliklerin rüçhan gösterilen dokümanda bulunması kapsam aşımını ortadan kaldırmayacaktır. Zira daha önce bahsedildiği üzere SMK m.103(1)’e göre “başvurunun ilk halinin” kapsamı aşılmamalıdır. Rüçhan dokümanının içeriği başvurunun ilk haline dahil değildir.[8]

Örnek 2.22

2018/13577 nolu başvuruda araştırma talebi yapılmadan önce tarifname ve istemlerde değişiklik talebi yapılmıştır. “Mikroişlemci ile donanmış etiket (5)” unsurunun tarifnameye, istemlere ve resimlere eklendiği görülmektedir:

“…altın ve altın alaşımları içeren elle tutulur bir ödeme aracı(banknot benzeri) en temel halinde:

-üzerinde en az bir altın veya altın alaşımına(1) sahip en az bir gövde(3)

-altının gövdeye(3) sabitlenmesini, güvenliğini sağlayan içten veya dıştan en az bir altına bağlantılı tutacaklar(2) ve mikroişlemci ile donanmış etiket(5)

-üzerinde en az bir harf ve sayı(4) ile kullanılan birime sahip en az bir gövde(3)

içermektedir.”

Ayrıca yeni istem 2 ve 3’te mikroişlemciye ait özellikler belirtilmiştir. Tüm bunlar başvurunun orijinal halinde bulunmadığından ve orijinal halinden teknikte uzman kişi tarafından genel yaygın bilgi dahilinde çıkarılamayacağından kapsam aşımına neden olmaktadır.

Şekil 12: Üstte 2018/13577 nolu başvuruya ait orijinal Şekil 1, altta değiştirilen Şekil 1. “Mikroişlemci ile donanmış etiket (5)” unsuru eklenmiş. Orijinal tarifnamede dayanağı bulunmadığı için kapsam aşımına neden olur.

Örnek 2.23

2018/18503 nolu başvuruda şekli eksiklik giderme işlemi sırasında tarifname ve istemlerde geçen kuş gıda takviyesinin içeriğine “ağırlıkça %1 oranında incir çekirdeği yağı” eklenmiştir. Ancak söz konusu unsur başvurunun orijinal halinde bulunmadığı için araştırma aşamasında bu değişiklik kabul edilmemiş ve raporda dikkate alınmamıştır.

Bu örnekte gıda takviyesinde verilen oranların toplamının %100 etmediğini, toplamın %99’da kaldığını varsayalım. Böyle bir durumda bile hatayı düzeltip %100’ü tamamlamak adına %1 oranında incir çekirdeği yağının gıda takviyesine eklenmesi kabul edilebilir olmazdı, zira “%1 oranında incir çekirdeği yağı”ndan orijinal başvuruda hiç bahsedilmediği bir yana, önerilen düzeltme, teknikte uzman kişinin aklına gelebilecek farklı seçeneklerden sadece biridir. Birkaç düzeltme seçeneği olduğu sürece, “düzeltme, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmayacağı anlamında açık olmalıdır” kriteri sağlanamayacaktır.[9]

Örnek 2.24

2018/16358 nolu başvuruda başvuru sahibi başvurudan bir hafta sonra tarifnameye tekniğin bilinen durumunda bahsedilen doküman ile ilgili detay eklemek istemiştir (eklenen kısım kalın olarak gösterilmiştir):

“TR2010/08975 numaralı patent başvurusunda “Tütünsüz, nikotinsiz bitkisel nargile melası” anlatılmıştır. Buluş konusu ürünün içeriğinde ısıtılmış gliserin, ısıtılmış glikoz, aroma çeşitleri (elma, Bahreyn, spesical, elfakhir, vişne, çilek, mix, kavun, nar, nane, üzüm, muz, şeftali, kapuçino, çikolata, portakal, karpuz, Hindistan cevizi, gül, mango, vanilya, böğürtlen, kivi, kayısı, damlasakızı, ananas, limon),ve buna benzer diğer aromaların işlemden geçmiş şeker kamışı (bitkisel), işlemden geçmiş meyve posası (elma kabuğu), gıda boyası, ada çayı (işlemden geçmiş), kekik çayı mevcuttur.”

Tekniğin bilinen durumundaki dokümanla ilgili olması ve başvuru konusu buluşa yönelik bir kapsam aşımı söz konusu olmadığı için söz konusu değişiklik kabul edilmiştir.

Örnek 2.25

2018/03810 nolu başvurunun dilekçesinde ve tarifnamede başlık olarak “Ayvalık Kavurma” yazılmıştır. Başvuru sahibi iki hafta sonra hata düzeltme talebinde bulunarak buluş başlığının “Ayvalı Kavurma” olarak değiştirilmesini talep etmiştir. Tarifnamenin tümü dikkate alındığında buluşun gerçekten de ayvalı kavurma ile ilgili olduğu anlaşıldığından söz konusu talep kabul edilmiştir.

Örnek 2.26

2018/17095 nolu başvuru tarifname, istemler ve özet ile yapılmış, bir ay sonra başvuru unsurları tamamlama talebi yapılarak iki adet resim eklenmek istenmiştir. Ancak orijinal tarifnamede resimlere herhangi bir atıf bulunmadığı için resimlere ilişkin açıklamalar da tarifnamenin içine eklenmiştir. Orijinal tarifname takımında resimlerle ilgili bir açıklama bulunmadığı, başvurunun tam yapılmış bir başvuru olarak zaten işleme alındığı (minimum unsurla değil) ve eklenen resimler başvurunun kapsamını aştığı için değişiklik kabul edilmemiştir.

Örnek 2.27

Hataların düzeltilmesi yalnızca başvuru sahibinin talebiyle olmaz. Araştırmayı yapan uzman da başvuruda tespit ettiği hataların başvuru sahibi tarafından düzeltilmesini isteyebilir. 2021/01417 nolu başvuru portatif fındık kavurma fırını ile ilgilidir. Tarifname ve istemlerde fırının parçalarının “304 kalite paslanmaz krom malzeme”den yapıldığı belirtilmiştir. Uzman, üretim aşamasında çeliğe paslanmazlık özelliği kazandırmak için çeliğin içerisine belli oranda krom elementi konulduğunu, ayrıca 304 kodunun çeliklerin sınıflandırılmasında kullanıldığını, bu nedenle istemlerde ve tarifnamede belirtilen “304 kalite paslanmaz krom” malzemenin “304 kalite paslanmaz çelik” olduğu kabul edilerek araştırma yapıldığını ifade etmiş, tarifname ve istemlerde belirtilen “304 kalite paslanmaz krom malzeme” ifadesinin “304 kalite paslanmaz çelik” olarak düzeltilmesini istemiştir. Görüldüğü üzere bu örnekte hatanın mevcut olduğu açıktır, teknikte uzman kişi başvuru tarihindeki yaygın genel bilgisiyle (common general knowledge) ve orijinal evrakla hatalı bilgiyi fark edebilmektedir ve hatanın düzeltilmesi barizdir, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmadığı açıktır.

Sisteme Yüklenen Dosya ile İlgili Oluşan Hatalar

Nadiren de olsa bazen sisteme yüklenen PDF dosyalarında standarttaki uyumsuzluklar nedeniyle bozukluk meydana gelmekte ya da bozuk bir dosya sisteme yüklenmektedir. Bu tür bir durumda hata Kurumdan kaynaklanıyorsa Bilgi İşlem Dairesi dosyanın çalışır durumdaki ilk haline ulaşacaktır ve herhangi bir hak kaybı yaşanmadan dosya kurtarılacaktır. Ancak hata başvuru sahibinden kaynaklanıyorsa (örn. yüklenen evrak bozuksa) sağlam dosyanın yeniden yüklenmesi talebi dosyanın niteliğine bağlı olarak kabul edilmeyebilir. Örneğin yeniden yüklenmek istenen evrak başvuru esnasında gönderilen tarifname ise bu talep kabul edilmez. Zira SMK m.103(1)’de “başvurunun ilk halinin kapsamını aşmamak şartıyla” ifadesi bulunmaktadır. Söz konusu hata aynı gün içinde düzeltilse bile başvurunun ilk halinin kapsamı aşılmış olacaktır. Böyle bir durumda mevcut başvuruyu geri çekip hemen yeni bir başvuru yapmak daha iyi olacaktır.

Örnek 2.28

2017/15984 nolu patent başvurusunun yapıldığı andan birkaç saat sonra hata düzeltme talebi ekinde başka bir tarifname takımı gönderilmiş, ancak talep kabul edilmemiştir.

Başvuru sahibinin istemler ya da resimler dosyası olarak yanlışlıkla bir başka başvuruya ait dosyayı sisteme yüklediğini farz edelim. Örneğin resimler dosyasını yanlış yüklemiş olsun. Tarifnameye ve istemlere bakıldığında resimlerin bu dosyaya ait olmadığı bariz olsa bile bu tür bir hata düzeltme kabul edilemeyecektir.[10] Böyle bir durumda mevcut başvuruyu geri çekip hemen yeni bir başvuru yapmak mümkündür. Bir başka olasılık ise eğer başvurudan itibaren iki aylık süre henüz geçmemişse SMK m.90(1) ve 95(2)’ye dayanarak minimum unsurları tamamlama talebi kapsamında gerçek resimler sunulabilir. Ancak bu durumda resimlerin başvuru kapsamını aşıp aşmadığı kontrol edilecektir ve kapsam aşımı söz konusuysa (büyük ihtimalle söz konusu olacaktır) resimler dikkate alınmayacaktır. Bu bakımdan yeni bir başvuru yapmak daha iyi bir seçenek olarak değerlendirilebilir.

İlk başvuru anında verilen tarifnamenin yeni bir tarifname ile değiştirilmesi de mümkün değildir. Zira SMK m.90(3)’e göre yapılan bir başvuruda tarifname bulunmalıdır. Örneğin istemler ve resimlerle yapılan bir başvurunun ardından iki ay içinde yapılacak başvuru unsurlarını tamamlama talebi ile tarifnamenin gönderilmesi mümkün değildir.[11]

Örnek 2.29

2017/13652 nolu başvuruda EPATS kaynaklı bir sorun nedeniyle 17/01/2020 tarihli evrak ekleri görünmediğinden itiraz olmadığı düşünülerek araştırma raporu düzenlenmiş ve sonrasında başvuru reddedilmiştir. Ancak Kurum Bilgi İşlem Dairesince sorunun çözülmesinin ardından evraklar görüntülenebilmiş ve önceki yazı geçersiz kılınarak itiraz ışığında yeniden rapor düzenlenmiştir.

Örnek 2.30

2019/03992 nolu başvuruda başvuru sahibinin 30/05/2019 tarihli talebine ait PDF dosyası açılamamıştır. Kurum talebin işleme alınabilmesi için dosyanın tekrar sisteme yüklenmesini istemiştir. Başvuru sahibi talebi yeniden sisteme yüklemiş ve talep işleme alınmıştır. Ancak söz konusu talep süreli bir talep olsaydı ve başvuru sahibinden kaynaklı bir sebepten dosya açılamıyor olsaydı, ancak ikinci talebin de süresi içinde yapılmış olması durumunda talep işleme alınabilirdi.

Örnek 2.31

2017/17141 nolu başvuruda da gönderilen evrak sistemden açılamamış, Kurum talebin işleme alınabilmesi için dosyanın tekrar sisteme yüklenmesini istemiştir. Başvuru sahibi talebi yeniden sisteme yüklemiş ve talep işleme alınmıştır.

Bazen de yüklenecek dosya PDF’ye çevrilirken bazı karakterlerin birbirine karışması, üst üste binmesi söz konusu olabilmektedir. Eğer yüklenen orijinal evraktan yazılar anlamlı bir şekilde okunabiliyorsa düzeltme yapılabilir, ancak yazılar anlaşılmıyorsa düzeltme kabul edilmeyecektir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Nisan 2022

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] 6769 SMK m.92(5).

[2] 6769 SMK Yönetmelik m.76(8).

[3] 6769 SMK Yönetmelik m.72(4), son cümle. Ayrıca bkz. EPO  Guidelines for Examination, Part H – Chapter V – 5. Amendments to drawings, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/h_v_5.htm

[4] 6769 SMK Yönetmelik m.108(2): Şekli eksiklik incelemesinin tamamlanmasından sonra, şekli şartları sağlamayan değişiklik talepleri dikkate alınmaz.

[5] 6769 SMK Yönetmelik m.77(2).

[6] 6769 SMK Yönetmelik m.108(2).

[7] Benzer yönde bkz. EPO BoA, T 0260/85: For the purpose of Article 123(2) EPC, “the content of the application as filed” does not include any priority documents, even if they were filed on the same day as the European patent application.

[8] Benzer yönde bkz. EPO BoA, T 0260/85: “For the purpose of Article 123(2) EPC, “the content of the application as filed” does not include any priority documents, even if they were filed on the same day as the European patent application.”

Ancak EPC’de Yön. m.56 kapsamında ve PCT’de ise Yön. m.4.18 ve 20.6 kapsamında, belli koşullar altında rüçhan dokümanından başvuruya ekleme yapmak söz konusu olabilmektedir.

[9] EPO BoA,  T 141/14.

[10] Ayrıca bkz.: EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 1.14.7 Replacement of complete description and drawings, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_1_14_7.htm

[11] SMK Yönetmelik m.72(1); ayrıca bkz. EPO  BoA T1963 / 17.

Patent Başvurusunda Tarifname Takımında Yapılan Hata Düzeltme Talepleri – Bölüm I

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır. Yazarın verilen bir örnek üzerindeki değerlendirmesi yalnızca o örneğin spesifik koşullarına bağlıdır. Bir başka durum için yazarın alacağı kararlarda bağlayıcılığı yoktur.

Giriş

Patent gibi hem hukuki hem de teknik olarak oldukça çetrefilli bir süreçte hata yapmadan süreci tamamlamak azami çaba ve dikkat gerektirir. Zira kimi hataların telafisi mümkün olsa bile bazılarının düzeltilmesi mümkün değildir ve hak kaybına yol açabilir. Bu yazı dizisinde bir patent başvurusunun tarifname takımıyla ilgili hangi tür hataların düzeltilebileceği (ya da düzeltilemeyeceği) ve ne gibi değişiklikler yapılabileceği bu birinci bölümde EPO’dan ve ikinci bölümde TÜRKPATENT’ten verilen örnekler üzerinden gösterilmeye çalışılacaktır. Patent Başvurusunda tarifname takımı dışında yapılan hata düzeltme, eksik evrak tamamlama ve telafi işlemleri ile ilgili bkz: https://iprgezgini.org/2022/02/08/patent-basvurusunda-hata-duzeltme-eksik-evrak-tamamlama-ve-telafi-islemleri/

Mevzuat

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda (SMK) bir patent başvurusunda yapılabilecek değişiklikler ve düzeltmeler şöyle ifade edilmiştir (vurgu eklenmiştir):

“Patent başvurusu, Kurum nezdinde yapılan işlemler süresince başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşmamak şartıyla, başvuru sahibi tarafından değiştirilebilir.”[1]

Buna göre bir patent başvurusunda yapılan değişiklik, orijinal başvuruya kıyasla kapsam aşımına neden olmamalıdır.

Ancak patent başvurusu belge olduktan sonra, yalnızca SMK m.99 kapsamında patente itiraz edilmişse YİDD tarafından itiraza ilişkin nihai karar verilinceye kadar patentin sağladığı korumanın kapsamını aşmamak şartıyla patent sahibi tarafından değiştirilebilmektedir.[2]

Bununla birlikte bir patent başvurusu veya patent dokümanlarında yer alan imla hataları ve açık maddi hatalar talep üzerine düzeltilebilmektedir.[3] Buna göre Kuruma verilen dokümanlardaki çeviri hataları, yazım hataları, kopyalama hataları ve yanlışlıklar düzeltilebilir. Ancak düzeltme talebinin tarifname, istemler veya resimlerle ilgili olması durumunda düzeltmenin, bu maddede sayılanlar dışında bir amaç taşımadığı açık olmalıdır.[4]

Bu bakımdan tarifname takımı dışında yapılan hata düzeltme taleplerinden farklı olarak tarifname takımının içeriğiyle ilgili yapılacak düzeltmeler daha sıkı kriterlere bağlanmıştır.

Hata düzeltme talebi için bir süre kısıtlaması bulunmamakla birlikte hatanın fark edilmesinin hemen ardından düzeltme talebi yapılmasında fayda vardır. Ancak özellikle başvuru yayınından ya da patent belgesi alındıktan sonra yapılacak hata düzeltme taleplerinin üçüncü kişiler için hukuki kesinliği zedeleyici etkisi olmayacağından emin olunmalıdır.[5]

Değişiklik Talebi ile Hata Düzeltme Talebi Arasındaki Farklar

Tarifname takımında yapılan bir değişiklik talebiyle yine tarifname takımında yapılan bir hata düzeltme talebi arasında ne fark vardır?

Değişiklik talepleri değerlendirilirken yalnızca SMK m.103(1) anlamında kapsam aşımına yol açıp açmadığı irdelenirken, hata düzeltme taleplerinde kapsam aşımının yanı sıra hatanın ve düzeltmenin bariz olup olmadığı da sorgulanır.

Bazı değişiklikler yalnızca hata düzeltme talebiyle yapılabilirken, bazıları ise hata düzeltme şartlarını sağlamadığı için değişiklik talebi ile yapılabilir. Ancak tarifname takımında yapılacak her türlü hata düzeltme/değişiklik işlemi kapsam aşımı değerlendirmesine tabidir. Yapılacak düzeltme/değişiklik yalnızca teknikte uzman kişinin, başvuru tarihi itibariyle yaygın genel bilgiyi kullanarak nesnel olarak, başvuru evrakının tamamından doğrudan ve açık bir şekilde elde edebileceği sınırlar dahilinde mümkün olabilir. [6]

Yukarıda belirtildiği üzere bir patent başvurusu belge olduktan sonra patent sahibinin kendi talebiyle yapacağı değişiklikler kabul edilmemektedir.[7] Bir patent belgesi için başvuru sahibinin inisiyatifiyle yalnızca hata düzeltme talebiyle değişiklik yapılabilmektedir.

Mevzuatımızda PCT ve EPC’ye kıyasla, tarifname takımında yapılabilecek değişikliklerle ilgili bazı farklılıklar vardır. Örneğin TÜRKPATENT’te araştırma raporu öncesinde tarifname takımında değişiklik yapılabilmektedir. Zira “Patent başvurusu, Kurum nezdinde yapılan işlemler süresince başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşmamak şartıyla, başvuru sahibi tarafından değiştirilebilir.”[8] Bu bakımdan başvuru sahipleri değişiklikler konusunda daha az kısıtlıdır. Örneğin başvuru sahibi şekli eksiklik incelemesinin tamamlanmasından sonra gerekli gördüğü değişiklikleri başvurunun ilk kapsamını aşmamak ve şekli şartları sağlamak koşuluyla yapabilir.[9] Ancak PCT’de araştırma öncesi tarifname takımında yapacağınız değişiklik yalnızca bariz bir hatanın düzeltilmesi ile ilgili olabilir ve bu tür bir düzeltme talebi PCT Yön. m.91’e göre sıkı bir şekilde denetlenir (hem hatanın hem de düzeltmenin bariz olması gerekir). Yine EPC’de Yön. m137(1)’e göre başvuru sahibi araştırma raporu öncesinde hata düzeltme talepleri (ve başvuru unsurlarını tamamlama talebi) hariç kendi inisiyatifiyle değişiklik yapamamaktadır. EPO’da başvuru sahibine, kendi arzusuyla tarifname takımını değiştirmesi için en az bir defa fırsat verilmektedir.[10] Ancak Yönetmelikte belirtilen durumlar dışında yapılmak istenen değişiklikler inceleme uzmanının onayını gerektirir.[11]

Alman patent sisteminde ise başvuru belge olana kadar kapsamı aşmadığı sürece değiştirilebilmektedir. Ancak inceleme talebinde bulunulmadan önce, yalnızca bariz hataların düzeltilmesi, inceleme uzmanınca belirtilen eksikliklerin giderilmesi veya patent istemlerinde yapılan değişikliklere izin verilmektedir.[12]

Görüldüğü üzere SMK m.103(1) başvuru sahibine diğer ofislerce sunulmayan bir serbesti vermiştir. Bu sayede başvuru sahipleri örneğin araştırma öncesi tarifname/istem değişikliği talebinde bulunarak kapsamı aşmayan fakat hata olarak kabul edilemeyecek değişiklikleri de yapabilmektedir. Örneğin tarifname veya istemlerde hatalı bir hesaplamadan kaynaklanan bariz olmayan bir hata, hata düzeltme talebi yapılarak düzeltilemez. Böyle bir hatanın düzeltilmesine, değişiklik başvurunun ilk halinde açıkça ima edilmiş olması durumunda SMK m.103(1) uyarınca izin verilebilir. [13]  Ancak, birden fazla aritmetik düzeltme olasılığı öngörülebiliyorsa, seçilen düzeltme, başvurunun bir bütün olarak açıkça ima ettiği düzeltme olmalıdır. [14]

Bir örnek verelim:

3. İstem 4’e göre ….

4. İstem 3’e göre …

İstem 3’te hata olduğu barizdir. Zira bir istem kendisine bağlı bir isteme bağlanamaz. Ancak her ne kadar hata bariz olsa bile düzeltme bariz olmayabilir. İstem 3 ne şekilde düzeltilebilir? “İstem 2’ye göre” olarak mı “İstem 1’e göre” olarak mı yoksa bir başka şekilde mi? Burada istem 3’ün düzeltmeden sonra hangi isteme bağlanacağı belirsiz olacağından hata düzeltme talebi kapsamında düzeltilemez. Bunun yerine istem değişikliği talebinde (tarifname takımında değişiklik) bulunulabilir, ancak burada ortaya çıkan yeni istemin başvurunun kapsamını aşıp aşmadığı değerlendirilmelidir. Örneğin  “3. İstem 2’ye göre ….” şeklinde yapılacak bir istem değişikliği talebi istem 3’e ait yapılanmanın orijinal başvuru tarafından tercih edilen bir yapılanma olarak desteklenmesi durumunda kabul edilebilirdir. Görüldüğü üzere hata düzeltme talebiyle kabul edilemeyen bir düzeltme, bazı durumlarda tarifname takımında değişiklik talebi yapılarak düzeltilebilmektedir. Yukarıda bahsedildiği üzere araştırma öncesi EPC’de ve PCT’de bu tür bir değişiklik mümkün değildir.

Bu bakımdan uzmanın yapılan talebin gerçekte bir hata düzeltme mi yoksa bir değişiklik talebi mi olduğunu iyi tahlil etmesi gerekir. Bir değişiklik talebi başvuru sahibinin fikrini değiştirmesi veya durumunu iyileştirmeye yönelik yaptığı plan sonucu gerçekleştirdiği bir değişiklik olarak yorumlanabilir. Öte yandan, hata düzeltme talebi, örneğin yanlış bir ifadeyi düzeltmek veya atlanan bir konuyu eklemek gibi, başvuru sahibinin başvuruyu gerçek niyetine uygun hale getirmesi olarak yorumlanabilir.[15]

Buna göre, “ifade edilmemiş bir irade” (“bir niyet”) ile ilgili bir düzeltme, orijinal başvuruda açıklanmayan bir şeyi içerebilir. Bu nedenle, talep edilen düzeltme, başvuru sahibinin bir fikir değişikliğini gizleyip gizlemediğini veya başvurunun gerçek niyetine uygun olarak fiilen restorasyonunu temsil edip etmediğini belirlemek için çok dikkatli bir şekilde incelenmelidir.

EPATS’tan Hata Düzeltme Talebinde Bulunma

Tarifname takımında (tarifname, istemler, özet, resimler) bir hata düzeltme talebinde bulunmak istiyorsanız EPATS’ta “Benim Sayfam” ekranında sayfayı aşağı doğru kaydırdığınızda göreceğiniz “Sahip/Ücret/Diğer İşlemler” bölümünde “Eksik Evrak Tamamlama/Bilgi Düzeltme/Ek Belge Sunma” seçeneğini kullanınız. (bkz. Şekil 1)

Şekil 1: EPATS Hata Düzeltme işlemi

Tarifname takımında hata düzeltme harici bir değişiklik yapmak istiyorsanız “Başvuru sonrası işlemler” kısmını kullanınız. Örneğin araştırma ya da inceleme raporuna cevaben değişiklik yapılmak isteniyorsa bunlar bilgi düzeltme talebi olarak değil, duruma uygun olarak “Araştırma Raporuna İtiraz/Görüşe Cevap Sunma” veya “İnceleme Bildirimine Cevap Verme” seçenekleri kullanılarak gönderilmelidir. Bunların dışında örneğin SMK Yönetmelik m.108(2) kapsamında araştırma öncesi tarifname takımında bir değişiklik yapılmak isteniyorsa “Tarifname Takımında Değişiklik” seçeneği kullanılmalıdır. (bkz. Şekil 2)

Şekil 2: EPATS Tarifname Takımında Değişiklik işlemi

Tarifname takımında değişiklik yapılırken bu değişikliklerin metin içerisinde nerelerde yapıldığının açık ve anlaşılır bir şekilde gösterildiği sayfalar da Kuruma sunulmalıdır.[16] Dosyalarınızı yüklerken değişiklik yapılan evrakın yanı sıra “Değişikliğin Gösterildiği Doküman” kısmına şekil 3’te bir örneği görülen evrak da eklenmelidir.

Şekil 3: Başvuruda yapılan değişikliklerin metin içerisinde nerelerde yapıldığının açık ve anlaşılır bir şekilde gösterildiği sayfalar (solda), yeni sayfalar (sağda) ile birlikte sunulmalıdır.

Tarifname Takımında Yapılan Açık Maddi Hataların Düzeltilmesi

Yukarıda belirtildiği üzere tarifname takımındaki bir hatanın düzeltilebilmesi için:

  • Hata bir imla hatası veya açık maddi hata olmalı
  • Düzeltmenin, çeviri hataları, yazım hataları, kopyalama hataları ve yanlışlıklar dışında bir amaç taşımadığı açık olmalıdır.[17]

Buna göre bir hata düzeltme işlemi değerlendirilirken iki şeye dikkat edilmelidir. Birincisi hatanın niteliği, ikincisi ise yapılacak düzeltmenin niteliği. Bir başka deyişle, tek başına hatanın niteliği dikkate alınarak karar verilemez, yapılacak düzeltmenin de değerlendirilmesi gerekir. Örneğin

2 + 2 = 5  ifadesinin bariz bir hata olduğu doğrudur. Ancak her bariz hata düzeltilebilir olmayabilir. Zira burada yapılacak düzeltme teknikte uzman kişi için açık ve yalnızca tek bir yolla olmalıdır. Alternatifler bulunmamalıdır. Bu örnekteki düzeltme 2 + 2 = 4 şeklinde olabileceği gibi 2 + 3 = 5 ya da 3 + 2 = 5 şeklinde de olabilir. Hatta 2 + 2 < 5 bile olabilir. Eğer orijinal başvurudan bu olasılıklardan hangisinin kastedildiği bariz olarak anlaşılamıyorsa -hata bariz bile olsa- düzeltilemeyecektir.

Buna göre tarifname takımında yapılan hata düzeltme talepleri şu kriterlere göre değerlendirilir[18]:

(i) Sunulan evrakta bir hatanın mevcut olduğu açıktır, teknikte uzman kişi başvuru tarihindeki yaygın genel bilgisiyle ve orijinal evrakla hatalı bilgiyi fark edebilmelidir.

(ii) Hatanın düzeltilmesi barizdir, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmadığı açıktır. Farklı şekilde düzeltme olasılıkları yoktur.

2 + 2 = 5  bariz bir hatadır ancak yapılacak düzeltme bariz değildir. Kısaca hata da düzeltme işlemi de bariz olmalıdır.

Eğer yukarıdaki (i) ve (ii) koşulları sağlanıyorsa yapılan düzeltmenin SMK m.103(1) anlamında kapsam aşımına yol açmadığı da kabul edilir.[19]

Eğer hata sadece önerilen düzeltmenin ışığında görünür hale geliyorsa, o zaman düzeltme aşikâr değildir ve kabul edilmemelidir.[20]

Çeviri, yazım ve kopyalama hatalarının tespiti ve düzeltilmesi genelde diğer yanlışlıklara göre daha kolaydır. Örnek verecek olursak:

“…zıparanın disk üzerinde daha sıkı tutunması sağlamak üzere bir kanal içeren…”

ifadesindeki “zıparanın” kelimesinin “zımparanın” olarak düzeltilmesi, “sıkı tutunması sağlamak üzere” ifadesinin “sıkı tutunmasısağlamak üzere” olarak düzeltilmesi mümkündür.

Çeviri hataları genellikle yabancı ülkelerden gelen başvuru sahiplerinin ya da ilk başvurusunu yabancı dilde yapmış başvuru sahiplerinin başvurularını Türkçeye çevirirken gerçekleşmektedir. Bir örnek verelim:

“a tool for driving nails” (çivi çakmak için bir alet) ifadesinin “tırnakları çekmek için bir alet” olarak çevrildiğini varsayalım. İngilizcede “nail” kelimesinin hem çivi hem de tırnak anlamına gelmesi nedeniyle yapılan bu çeviri hatası, orijinal başvuruda kastedilenin ne olduğu net bir şekilde anlaşıldığı sürece düzeltilebilir.

Çevirinin orijinal dilde yapılan başvuruya uygun hale getirilmesi için yapılacak düzeltme Kurum nezdinde işlemler devam ederken gerçekleştirilebilir. Bununla birlikte, başvuru belge olduktan sonra, örneğin SMK m.99 (EPC m.100) kapsamında itiraz işlemleri sırasında çevirinin düzeltilmesine, SMK m.103(2)’e (EPC m.123(3)) aykırı olması halinde, yani istemlerde sağlanan korumayı genişleten bir değişiklik talebine izin verilmez.

Kopyalama hataları da çeşitli şekillerde meydana gelebilir. Örnek vermek gerekirse:

“…zımparanın disk üzerinde daha sıkı tutunmasını sağlamak üzere zımparanın disk üzerinde daha sıkı tutunmasını sağlamak üzere bir kanal içeren…” ifadesindeki tekrarlayan kelimeler çıkarılabilir.

Yine yanlışlıkla metin içinde unutulan başvuru konusuyla ilgili olmayan notlar, ilgisiz veya gereksiz olduğu açıkça belli olan ifadeler veya diğer unsurlar SMK Yönetmelik m.79 ve 109(1) kapsamında başvurudan çıkarılabilir. Ancak çıkarılacak metin sonrası kalan metinden buluş konusu/kapsamı başvurunun ilk halinden farklı şekilde anlaşılıyorsa bu tür bir değişikliğe izin verilmez.

Başvuruya kopyalanması unutulduğu için sehven eklenmeyen bir paragrafın/ifadenin sonradan hata düzeltme ile eklenmesi pek olası değildir. Zira eklenmek istenen bilginin orijinal tarifname takımından çıkarılamayacak yeni bir bilgi olmaması gerekir. Cümlenin yarım kaldığı bariz olarak anlaşılsa bile, hatanın bariz olması, düzeltmenin de bariz olduğu anlamına gelmeyeceğinden (cümlenin ne şekilde biteceği belli değildir, farklı olasılıklar mümkündür) bu tür bir kopyalama hatası düzeltilemeyecektir.

Yönetmelikte “çeviri hataları, yazım hataları, kopyalama hataları ve yanlışlıklar” ifadesinde geçen “yanlışlıklar”ın diğer sayılanlara göre daha genel bir ifade olduğu anlaşılmaktadır. Bu yazıda verilecek örneklerle bu yanlışlıkların nasıl değerlendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır.

Şekli Eksiklik Giderme Talebi Esnasında Yapılan Hata Düzeltme Talepleri

Orijinal tarifname takımında yapılmış bir maddi hatanın (özellikle kapsam aşımı ihtimali varsa) şekli eksiklik giderme talebi esnasında düzeltilmeye çalışılması tavsiye edilmez. Zira şekli kontrolü yapan uzmanların o alanda teknik bilgiye sahip olması beklenemeyeceğinden, talep edilen düzeltmenin, hata düzeltme dışında bir amaç taşımadığının açık olup olmadığı (Yön. m.109) bu aşamada tespit edilemeyecektir. Bu nedenle eğer şekli eksiklik giderme talebi ile birlikte -şekli kontrol uzmanının belirttikleri dışında- bir hata da düzeltilmek isteniyorsa bunun ayrı bir taleple yapılması tavsiye edilir. Böylece söz konusu hata düzeltme talebi araştırma uzmanının önüne geldiğinde geri çevrilse bile şekli kontrolü giderilmiş haliyle başvuruya devam edilebilir.[21]

Ayrıca şekli inceleme aşamasını tamamlamış bir başvuruda yapılan değişikliğin şekli şartları sağlamaması durumunda değişiklik talebi dikkate alınmaz ve bu durum başvuru sahibine bildirilir.[22]

Araştırma Öncesinde Yapılan Hata Düzeltme Talepleri

Eğer araştırma öncesi bir hata düzeltme talebinde bulunduysanız dosyanızın işlemlerini yürüten uzman talebinizi işleme alacaktır ancak eğer talep tarifname takımında bir düzeltme ile ilgiliyse kapsam aşımı olup olmadığının değerlendirilmesi için kararı araştırma uzmanına bırakacaktır (Sistemde “Tarifname İstem Değişikliği Talebi Alındı” kodu atılır). Araştırma uzmanı da dosyanızın araştırmasına başladığı sırada düzeltme talebinizi görecek ve o esnada değerlendirmesini yapacaktır (Sistemde “Tarifname İstem Değişikliği Talebi Kabul Edildi” ya da “Tarifname-İstem Değişikliği Talebi Kabul Edilmedi (Kapsam Aşımı Var)” kodu atılır). Eğer talebiniz kabul edilmezse uzman raporu başvurunun orijinalini (ya da kabul edilmiş son halini) dikkate alarak düzenleyecektir. Patent araştırma öncesi talep edilen ve kapsam aşımı nedeniyle kabul edilmeyen değişikliklere örnek şunlar verilebilir: 2020/16983, 2020/08818, 2018/06793, 2020/08132, 2020/10979, 2018/12284, 2018/13577.

Faydalı model araştırma öncesi talep edilen ve kapsam aşımı nedeniyle kabul edilmeyen değişikliklere örnek şunlar verilebilir: 2018/13425, 2018/18503, 2018/18646, 2019/21011, 2018/11795.

Eğer araştırma uzmanının rapor düzenlemeden önce yaptığınız değişikliği değerlendirmesini istiyorsanız, ilgili uzmanı arayarak değişikliğin kapsam aşımına yol açıp açmadığını kendisine sorabilirsiniz. Böylece eğer bir kapsam aşımı varsa ve raporun başvurunun orijinal haline göre düzenlenmesini istemiyorsanız yeniden bir değişiklik talebinde bulunabilirsiniz. Değişikliklerin araştırma raporu düzenlenirken dikkate alınabilmesi için, bu değişikliklerin araştırma raporunun düzenlenmesi işlemine başlamadan önce Kuruma ulaşması gerekir.[23]

Şimdi sırasıyla EPO’dan ve TÜRKPATENT’ten hata düzeltme talebi örneklerini inceleyelim.

  1. EPO Örnekleri

EPC Yönetmelik m.139’a göre EPO’ya sunulan herhangi bir belgedeki dilsel hatalar, yazım hataları ve yanlışlıklar talep üzerine düzeltilebilir. Bununla birlikte, bu tür bir düzeltme talebi tarifname, istemler veya resimlerle ilgiliyse, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmadığının hemen açıkça anlaşılıyor olmalıdır. Yön. m.140’a göre ise EPO kararlarında sadece dilsel hatalar, yazım hataları ve bariz hatalar düzeltilebilir.

Örnek 1.1

Başvurudaki kritik bir parametre tarifname boyunca tutarlı bir biçimde şöyle ifade edilmiştir: 104 – 109 Ohm/cm2.

Ardından başvuru söz konusu parametre 10-4 – 10-9 Ohm/cm2 olacak şekilde değiştirilmek istenmiştir. Orijinal başvurunun hiçbir yerinde bu yeni aralık bulunmamaktadır.

Orijinal başvurudaki bilgiler, başvuru tarihi itibariyle teknikte uzman kişi tarafından hatalı bilgi olarak nesnel bir şekilde tanınıyorsa ve yaygın genel bilgiler kullanılarak doğru bilgi doğrudan ve açık bir şekilde elde ediliyorsa başvurunun kapsamının aşılmadığı kabul edilebilir.[24] Buna göre mevcut örnekte teknikte uzman kişiye göre ilgili parametre için 104 – 109 Ohm/cm2 mantıklı bir aralık olmayıp, söz konusu parametrenin 10-4 – 10-9 Ohm/cm2 aralığında olması teknikte örneği bulunan ve bilinen bir durumdur. Bu nedenle söz konusu değişikliğin kapsam aşımına yol açmadığı ve kabul edilebilir olduğu sonucuna varılmıştır.[25]

Daha basit bir örnek üzerinden durumu somutlaştıralım. Başvuruda bir damla suyun hacminin yanlışlıkla 5×10-8 m3 yerine 5×108 m3 olarak yazıldığını ya da Atlantik okyanusundaki toplam suyun hacminin 3,1 x 1017 m3 yerine 3,1 x 10-17 m3 olarak yazıldığını farz edelim. Böyle bir durumda düzeltme talebi kabul edilebilirdir.

Ancak tamamen farklı ve teknikte yaygın genel bilgiyle desteklenemeyecek düzeltmeler kabul edilmez. Örneğin yukarıdaki 104 – 109 Ohm/cm2 ifadesi 5×103 – 3×1020 Ohm/cm2 olarak değiştirilmek istenirse bu kabul edilmeyebilecektir. Zira bu yeni aralığın teknikte bir karşılığı yoktur ve yapılanın bir yazım hatası olduğu açık değildir. Düzeltme, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmayacağı anlamında açık olmalıdır.

Örnek 1.2

Orijinal başvuruda “…kapalı kabın %80 nem ve 72EF koşullarında bir odaya yerleştirilmesi” ifadesinde “72EF” olarak geçen kelime “72°F” olarak düzeltilmek istenmiştir. Kurul, teknikte uzman kişi için mevcut başvuru bağlamında teknik bir anlamı olan tek olası düzeltmenin sıcaklık olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak, uzman kişi “F”nin “Fahrenheit” anlamına geldiğini hemen düşünecek ve düzeltmeyi buna göre yapacaktır.[26]

Örnek 1.3

Bir başka kararda, istemde bulunan “respectfully” ifadesinin “respectively” olarak değiştirilmesi gramer hatası olarak görülmüş ve kabul edilmiştir.[27]

Türkçe olarak benzer bir örnek vermek gerekirse şöyle olabilir:

“birinci ve ikinci elektrotlara sorusuyla elektriksel olarak bağlanmış çok sayıda aralıklı elektrik kontağı” ifadesinin

“birinci ve ikinci elektrotlara sırasıyla elektriksel olarak bağlanmış çok sayıda aralıklı elektrik kontağı” olarak düzeltilmesi kabul edilebilirdir.

Örnek 1.4

Şekil 3d tarifnamede “tekniğin bilinen durumu” olarak tanımlanmış ve ilgili şeklin altına da “önceki teknik” ifadesi yazılmıştır. Başvuru sahibi söz konusu ifadeyi silip şekil 3d’yi buluşa ait bir örnek olarak göstermek istemiştir. İnceleme uzmanı bunu kabul etmemiştir ancak itiraz sonrası değerlendirme yapan Kurul tarifnameden ve diğer şekillerden, şekil 3d’nin “önceki teknik” olarak nitelendirilmesinin, teknikte uzman kişiler için açık bir hatayı temsil ettiğine karar vermiş ve başvuru sahibini haklı bulmuştur.[28]

Örnek 1.5

“Vanadyum” ifadesinin “vanadyum oksit” olarak değiştirilmesi talebi kapsam aşımı olarak görülmüştür, zira önerilen düzeltme, teknikte uzman kişinin aklına gelebilecek farklı seçeneklerden sadece biridir. Birkaç düzeltme seçeneği olduğu sürece, “düzeltme, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmayacağı anlamında açık olmalıdır” kriteri sağlanamayacaktır.[29]

Örnek 1.6

Patent sahibi tarafından tarifnamede 200 mg/cm3 olarak yazılmış olan toz konsantrasyonunun aslında 200 mg/m3 olması gerektiği ileri sürülmüş ve D23, D24, D25 ve D30 dokümanları ışığında teknikte uzman kişinin bu hatanın tek olası düzeltmesinin bu şekilde olacağını bileceği iddia edilmiştir.[30] Ancak bu düzeltme kabul edilmemiştir. Bu kadar yüksek bir toz konsantrasyonunun mantıksız ve dolayısıyla hatalı olduğu kabul edilse de, teknikte uzman kişi için düzeltmenin ne olması gerektiği açık değildir. D23, m3 başına bir konsantrasyon vermesine rağmen, konsantrasyon ağırlık/hacim yerine parçacık/hacim olarak ifade edilmiştir. D24 ve D25, 200 mg/m3‘ü açıklamamaktadır. D30, konsantrasyonu mg/m3 cinsinden açıklamaktadır. Teknikte uzman kişi muhtemelen bundan en olası birimin mg/m3 olduğunu çıkaracaktır, ancak 200 değerinin de düzeltilmesi gerekip gerekmediğini bilemeyecektir. Dolayısıyla düzeltme olarak önerilenden başka bir şeyin kastedilmediğinin hemen anlaşıldığı kabul edilemez.

Bu dosyadaki düzeltme talebinin zamanlaması ile ilgili yapılan değerlendirmeden de bahsedelim. EPC Yönetmelik m.139 ile ilgili olarak oluşturulan ilkelerden biri de düzeltme talebinin gecikmeksizin yapılması gerektiğidir.[31] Mevcut durumda düzeltme talebi, itiraza verilen cevaptan on yedi ay sonra yapılmıştır. Ancak, bununla ilgili herhangi bir süre sınırı belirlenmediğinden, “gecikmeksizin” ifadesi, düzeltmenin itiraz eden tarafından fark edilir edilmez derhal yapılması gerektiği anlamına gelebilir. İtiraz eden bunu yaptığını belirttiğinden, yukarıda belirtilen ilkeye uygunluğu kabul edilmiştir.

Örnek 1.7

Orijinal başvuruda formül (1)’de geçen π (pi) ifadesi 2π olarak değiştirilmek istenmiş, ancak bu talep kapsam aşımı olarak değerlendirilmiştir[32]:

Ardından başvuru sahibi karara itiraz etmiş, teknikte uzman kişinin bir dairenin çevresinin 2πr olduğunu ve dolayısıyla artan halkanın alanının 2πrdr olduğunu bileceğini, bu nedenle, π’nin 2π olarak düzeltilmesi gerektiği, hem formülün yanlış olduğu hem de nasıl düzeltileceğinin açık olduğunu ileri sürmüştür. Kurul talebi haklı bulmuş ve hatanın düzeltilmesine izin vermiştir.

Örnek 1.8

Başvuru sahibi “karboksilaz” terimini “karboksilat” olarak düzeltmek istemiştir.[33] Orijinal başvuruda sayfa 4’te geçen “karboksilaz” teriminin, teknikte uzman kişilerce bariz bir hatayı temsil ettiğinin anlaşılacağı ileri sürülmüştür. Buna göre uzman kişi, enzimleri ifade eden “karboksilaz” teriminin “karboksilat” anlamına geldiğini anlar, çünkü sayfa 4’teki ifade organik gruplara atıfta bulunmaktadır:

“Aktif ürün Pa veya koku yok edici, gaz halindeki atıklarda bulunan kötü kokulu molekülleri, örneğin atıl tuzlar şeklinde sabitleyebilen nükleofilik bir üründür. Böyle bir aktif ürün Pa genellikle, kötü kokulu organik bileşiklerle, özellikle kükürt bileşikleri ve azot bileşikleri ile kimyasal ve geri dönüşümsüz olarak reaksiyona giren ve böylece suda çözünür, kararlı, toksik olmayan ve atıl tuzlar üreten karboksilaz ailesinden organik gruplardan oluşur.”

Ayrıca, “karboksilat” teriminin, aktif bileşiğin sülfirik asit ile bir asit/baz reaksiyonuna girmesi gereken bir nükleofilik aktif olduğu dikkate alındığında “karboksilaz” terimi için tek olası düzeltmenin bu olduğunun anlaşılacağı ileri sürülmüştür. Ancak Kurul bu gerekçeyi kabul etmemiştir. Zira başvuru sahibinin, teknikte uzman kişinin, başvurunun 4. sayfasında belirtildiği gibi bir organik grubun karboksilaz gibi bir enzime atıfta bulunmadığının farkında olacağı iddiasını kabul etsek bile, aktif ürün prensipte karboksilaz ailesinin bir üyesi olabileceğinden, bu bağlamda “organik gruplar” mı yoksa “nükleofilik” teriminin mi hatalı olduğu açık değildir.

Uzman kişi, başvuru sahibinin iddia ettiği gibi “karboksilaz ailesi” teriminin yanlış olduğunu anlasa bile, “karboksilat”ı bariz bir düzeltme olarak kabul edip etmeyeceği de şüphelidir. Zira Karboksilik asitlerin tuzları genellikle katıdır ve başvurunun birinci isteminde belirtildiği gibi sıvı bir ürün değildir. Bu nedenle, uzman kişi, aktif ürünü tanımlayan diğer özelliklerle çelişeceğinden, karboksilik asit tuzları anlamında “karboksilat”ı “karboksilaz” teriminin tek olası düzeltmesi olarak kabul etmeyecektir. Ayrıca başvuruda, nükleofilik aktif ürün tarafından amaçlanan reaksiyonun, başvuru sahibinin tekrar tekrar iddia ettiği gibi aslında bir asit/baz reaksiyonu olduğuna dair hiçbir öğreti bulunmamaktadır. Bu nedenle, teknikte uzman kişi “karboksilaz” terimini mutlaka bir asit/baz reaksiyonu bağlamında okumayacaktır. Buna göre “karboksilat” teriminin, orijinal olarak başvurudaki “karboksilaz ailesi” teriminin yerine kullanılması, EPC Yönetmelik m.139 uyarınca açık bir düzeltme olarak kabul edilemez.

Örnek 1.9

Başvuru sahibi “sonsuz” (infinite) teriminin “sonlu” (finite) olarak düzeltilmesi talebinin, EPC Yönetmelik m.139 kapsamındaki bariz bir hatanın düzeltilmesi olduğunu ileri sürmüştür[34].

Buna göre istem 1’de geçen “sonsuz eleman yöntemi” ifadesinin “sonlu eleman yöntemi”; “sonsuz eleman model(ler)i” ifadesinin “sonlu eleman model(ler)i”; ve “sonsuz elemanlar” ifadesinin ise “sonlu elemanlar” olarak düzeltilmesi talep edilmiştir. Benzer şekilde tarifnamenin pek çok sayfasındaki ve resimlerdeki ilgili ifadeler de düzeltilmek istenmiştir.

Başvuruda bir hatanın gerçekten bariz şekilde mevcut olup olmadığı, yani teknikte uzman kişinin başvuruda sunulan bilgilerin doğru olmadığı konusunda şüphesi olup olmadığı irdelenmelidir. Buna göre teknikte uzman kişi başvuruyu okuduğunda “sonsuz eleman yöntemi”nin kullanımının hatalı olduğunu bariz bir şekilde anlaması gerekir. Ayrıca burada düzeltme olarak sunulan “sonlu eleman yöntemi”nden başka bir seçeneğin amaçlanmadığı da bariz olmalıdır. Ancak mevcut durumda başvuru sahibinin asıl niyeti hemen belli olmadığı için, başvuru sahibi, ağır bir ispat yükü taşımaktadır.

EPC Yönetmelik m.139 ile ilgili oluşturulan ilkelerden biri de düzeltme talebinin gecikmeksizin yapılması gerektiğidir. Ancak düzeltme talebi başvuru yapıldıktan 8 yıl sonra gerçekleştirilmiştir. Başvuru sahibi mevcut durumda sadece teknikte uzman kişinin bir düzeltmenin gerekli olduğunu anlayabileceğini ve düzeltmenin gerekli olduğu anlaşıldıktan sonra vekilin derhal düzeltme talebinde bulunduğunu ileri sürmüştür. “Gecikmeksizin” ifadesinin, “kusurlu bir erteleme olmadan” olarak yorumlanması gerektiği, ilgili konuda uzman olmayan vekilin süreç boyunca düzeltmenin gerekliliği hakkında hiçbir bilgisinin olmaması nedeniyle bir kusurunun olmadığı ileri sürülmüştür.

Ancak, başvuru sahibinin inceleme uzmanına cevaben yazdığı yazıda argümanını “sonsuz elemanlar”a dayandırdığını ve özellikle D1 dokümanını bir kablo demetini modellemek için sonsuz eleman yöntemini açıklamadığını ileri sürdüğü görülmektedir. İnceleme uzmanı da bu argümana cevaben sonsuz eleman modellemenin bilgisayar destekli tasarım alanında bilgisayar modelleri oluşturmak ve analiz etmek için iyi bilinen bir teknik olduğunu, bu nedenle, teknikte uzman kişi için, bu yöntemin problemi çözmek için buluş yapma becerisi olmaksızın koşullara göre seçebileceği birkaç basit olasılıktan sadece birisi olduğunu ileri sürmüştür. Buna göre sonlu/sonsuz eleman yönteminin başvuru için oldukça önemli bir özellik olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kurul, buluşun bu tür temel ayırt edici özellikleri hakkında en yakın önceki teknikle ilgili argümanlar sunarken müşterisine (başvuru sahibine) danışması vekilin sorumluluğunda olsa bile, değişikliklerin hazırlanmasında ve dosyalanmasında işbirliği yapmak ve vekile açık talimatlar vermek konusunda nihai sorumluluğun başvuru sahibine ait olduğunu belirtmiştir. Genel olarak, bu ayırt edici özellikler esas olarak sunulduktan sonra, artık bariz hatalar olarak kabul edilemez. Bu nedenle Kurul, düzeltme talebinin “gecikmeksizin” yapılmış sayılamayacağı kanaatindedir.

İspat yükü başvuru sahibine ait olduğundan, Kurul başvuru sahibinden buluş için neden sadece “sonlu elemanlar yöntemi”nin uygun olduğunu ve neden “sonsuz” kelimesinin buluş bağlamında anlamsız olduğunu ve bu yöntemin çalışmayacağını açıklamasını talep etmiştir.

Başvuru sahibi de, sonsuz eleman yönteminin “akustik sorunları çözmek için yaygın olarak kullanıldığını” savunmuştur. Kanıt olarak Wikipedia’dan bir alıntı ve Münih Teknik Üniversitesi’nden, açık odalar için akustik sorunları simüle etmek için sonsuz eleman yönteminin kullanıldığı bir açıklama sunmuştur. Ancak, Kurul farklı bir alanda bilinen bir yöntemin uygulanması birçok meşru buluşun özü olduğundan, bu argümanın inandırıcı olmadığı konusunda inceleme uzmanıyla hemfikir olmuştur.

Başvuru sahibi, orijinal tarifnamenin 15. sayfasının son cümlesinin, tekniğin bilinen durumunda atıfta bulunduğu dokümanın sonlu eleman yöntemini kullandığını ileri sürmüştür. Ancak Kurul, söz konusu doküman bir sonlu elemanlar yöntemi kullanıyor olsa bile, bu durum mevcut buluşun da aynı zamanda bir sonlu elemanlar yöntemi kullandığı anlamına gelmediği konusunda inceleme uzmanıyla hemfikirdir. Zira Kurul, “bir hatayı tespit etmek için başka bir dokümanı bulma, okuma, analiz etme ve yorumlama ihtiyacının, hatayı aşikâr kabul etmemek için bir neden olduğu” görüşündedir.

Sonuç olarak, Kurul, tarifname boyunca “sonsuz” kelimesinin “sonlu” olarak değiştirilmesinin EPC Yönetmelik m.139 uyarınca hataların bariz bir şekilde düzeltilmesi kapsamına girmediği için talebin EPC m.123(2)’nin gerekliliklerini karşılamadığı (değişiklik talebinin kapsam aşımına neden olduğu) sonucuna varmıştır.

Örnek 1.10

Başvuru sahibi tarifnamede geçen “telefon numarası ve isim” ifadesini “telefon numarası” olarak değiştirmek istemiştir.[35] İlgili kısımda “telefon numarası ve isim gibi yetkilendirme verisinin değişimi”nden bahsedilmektedir. Bu değişiklikle birlikte başvuru sahibi istem 1’i de değiştirmiş ve yetkilendirme verisinin kullanıcının cep telefonu numarası olduğuna yönelik açıklamayı eklemiş, istemin bir başka yerindeki “yetkilendirme verisi” ifadesini “kullanıcının cep telefonu numarası” olarak değiştirmiştir. Başvuru sahibi bu yapılanın bariz bir hatanın düzeltilmesi olduğunu ileri sürmüş, kullanıcının herhangi bir kayıt olmaksızın sadece cep telefonu numarasını kullanarak bilgilere doğrudan erişmesine izin verilmesinin buluşun kilit özelliği olduğu göz önüne alındığında hatanın bariz olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.

“Yetkilendirme verisi” ifadesi “kullanıcının cep telefonu numarası” olarak değiştirilebilir mi?

Tarifnamede geçen “telefon numarası ve isim gibi yetkilendirme verisi” ifadesi orijinal istem 1’de de aynı şekilde geçmektedir. Şekil 1’de telefon numarasının ve MInfo kodunun, alınan bir SMS’den SMS ağ geçidi tarafından “çıkarıldığını” ve daha sonra MInfo portal bilgisayarına gönderildiğini gösteriyor olsa da buradan yalnızca kullanıcının cep telefonu numarasının, kullanılan erişim “yetkilendirme verisi”ni temsil ettiği çıkarılamaz.

Başvuru sahibi, başvuruda bir kullanıcının kaydettirilmesi gerektiğinden açıkça bahsedilmemesi nedeniyle özelliğin desteklendiğini iddia etmiştir. Ancak Kurul, başvuruda kullanıcının adıyla birlikte her zaman kullanıcının cep telefonu numarasını belirttiği göz önüne alındığında, bunun otomatik olarak kullanıcının kaydettirilmesi gerekmediği anlamına gelmediği görüşündedir. Bu nedenle Kurul, düzeltmenin EPC Yönetmelik m.139’e uygun olmadığını ve EPC m.123(2)’nin (G 11/91) gerekliliklerine uymadığı sonucuna varmış ve düzeltme talebini reddetmiştir.

Örnek 1.11

Orijinal istem 10’daki “0.020-0.20 pound” ifadesinin, mevcut istem 3’teki “0.088N ila 0.88N (0.020-0.20 pound)” ile değiştirilmesi talep edilmiştir.[36] “Değerler ve tüm veriler uluslararası standartlara uygun birimler kullanılarak, uygun olduğu yerlerde uluslararası birimler sisteminin kullanıldığı metrik sistem cinsinden ifade edilir.” hükmüne[37] uygun olan bu ekleme kabul edilebilir bulunmuştur ve EPC m.123(2)’ye de aykırı değildir.

Örnek 1.12

Başvuru sahibi tarifnamenin 47. paragrafında, “astar tabakası (12) tercihen 13.5 mil (3.4 mm) kalınlığındadır” ifadesini içerdiğini, ancak 13,5 mil’in 3,4 mm’ye değil 0,34 mm’ye karşılık geldiği için, bariz bir hata yapıldığının hemen belli olduğunu ileri sürmüştür.[38] Şekillerde ve ayrıca tarifname paragraf [0039], [0042] ve [0047]’de, astar tabakasının (12) ince – yani alt tabakadan daha ince – olduğu konusundaki tutarlı öğreti göz önüne alındığında, 0.34 mm’lik bir kalınlık değerinin düşünüldüğü hemen bellidir. (1 mil, bir inçin binde biridir) Zira 3.4 mm’lik kalınlık tarifnamedeki diğer açıklamalarla çelişecektir. Söz konusu düzeltme talebi kabul edilmiştir.

Örnek 1.13

Bu örnekteki durum Türkçede karşılığı olmayan bir İngilizce gramer kuralı içerdiği için istemin tercümesi değil, orijinali kullanılacaktır. İstem 1 şöyledir:

“1. A capsule for containing beverage ingredients, the capsule (1) being designed for insertion in a beverage production device (2) in order to have a liquid under pressure have enter the capsule (1) in order to interact with the ingredients (3) in the capsule (1), wherein the exterior of the capsule (1) presents a resiliently deflectable sealing member (8) by the [deleted: fluid] liquid under pressure, wherein the sealing member is part of a flange-like rim (6) of the capsule, characterized in that …”

Başvuru sahibi yukarıda altı çizilen ilk “liquid under pressure” ifadesinin önünde belirsiz öncül (a) bulunması ve “fluid under pressure ” ifadesinden önce belirli öncül (the) kullanılması önceki “liquid under pressure” terimine atıfta bulunduğu ve bu terimle aynı olduğunun açık olduğunu ileri sürmüştür.[39] İstemde yer alan “fluid” kelimesi yerine “liquid” kelimesinin kullanılması talep edilmiştir.

Kurul bu gerekçeyi haklı bulmuş ve ayrıca “liquid under pressure” ifadesinin “fluid under pressure”  ifadesinden daha dar olduğunu ve bu nedenle düzeltilmiş istem 1’in EPC m.123(3)’ü de ihlal etmediğini ifade etmiştir. (fluid (akışkan) hem gazlar hem sıvılar için kullanılabilirken, liquid (sıvı) sadece sıvılar için kullanılmaktadır)

Örnek 1.14

Patent sahibi tarafından istem 1’de geçen “outboard branch” ifadesinin “overboard branch” olarak düzeltilmesi talep edilmiştir.[40] “outboard branch” ifadesi tarifnamede geçmemekte, ancak “overboard branch” geçmektedir.

Kurul, patent sahibinin “outboard” ve “overboard” terimlerinin patentte teknik sorunu çözmek amacıyla başvuruda belirtildiği şekilde benzer bir düşünce ifade ettiği yönündeki argümanını desteklememektedir. Kurul, her iki özelliğin de birbirine açıkça atıfta bulunmaması nedeniyle teknikte uzman kişi, EPC Yönetmelik m.139 anlamında bir düzeltmeyi haklı çıkarabilecek herhangi bir çelişki tespit etmeyeceği görüşündedir. Düzeltme, patent sahibi tarafından önerildiği gibi, düzeltme olarak sunulandan başka hiçbir şeyin amaçlanmadığı hemen belli olacak şekilde açık olmalıdır. Sonuç olarak, Kurul, teknikte uzman kişinin düzeltilmemiş istem 1’i okuduğunda bariz bir hatayı fark etmeyeceğine karar vermiştir.

Örnek 1.15

Tarifnamede “Çözgü ipliklerinin çapı 0.20 mm-0.80 mm arasında değişmektedir. Atkı ipliklerinin çapı 0.20 mm-1.00 mm arasında değişmektedir.” bilgisi bulunmaktadır.[41] Orijinal istem 4’te çözgü ipliklerinin çapının 0.20 mm-0.80 mm arasında olduğu, istem 5’te ise atkı ipliklerinin çapının 0.20 mm-1.00 mm arasında olduğu korunmaktadır.

Başvuru sahibi süreç içinde istemlerde yaptığı değişiklikle istem 1’e “Çapı 0.20 mm ila 0.80 mm aralığında olan çözgü iplikleri ve atkı iplikleri” özelliğini eklemiştir ve başvuru bu şekilde patent belgesi almıştır. Patente yapılan itirazın ardından itiraz birimi yapılan bu değişikliğin EPC m.123(2)’e aykırı olduğunu, eklenen bu özelliğin orijinal tarifnamede açık ve net bir açıklamasının bulunmadığını ifade etmiş ve patenti iptal etmiştir.

Ardından patent sahibi yapılan değişikliğin bir hata sonucu oluştuğunu, istemde yazılmak istenenin aslında “çözgü ipliklerinin çapının 0.20 mm-0.80 mm arasında, atkı ipliklerinin çapının ise 0.20 mm-1.00 mm arasında” olduğunu iddia etmiştir.

İstem 1’de belirtilen değer aralığı, patent sahibinin gerçekte istediği aralık olmayabilir ve bu gerçekten kasıtlı olmadan yaptığı bir hata da olabilir, ancak yapılan bu hatanın kendisi bariz değildir, çünkü istem 1 bu haliyle açık ve anlaşılır olduğundan, içeriğinde herhangi bir tutarsızlık yoktur. İstem 1’deki değer aralığı, orijinal tarifnamedeki aralığın içindedir. Bu nedenle, teknikte uzman kişinin, verilen aralıktan şüphe etmesi için herhangi bir nedeni olmayacaktır. Teknikte uzman kişi, atkı ipliklerinin çap aralığı ile ilgili bariz bir hatanın mevcut olduğunu fark etmeyeceğinden, düzeltme talebine izin verilmemiştir.

Örnek 1.16

Yine benzer bir kararda başvuru sahibi istemdeki “bileşimdeki (a)-(c) bileşenlerinin toplamına göre” ifadesini “bileşimdeki (a)-(d) bileşenlerinin toplamına göre” olarak değiştirmiş ve tarifnamede bulunan 2 ila 6 arasındaki örneklerin, orijinal istemlerin kapsamına girmediğini, bu nedenle, teknikte uzman kişi için istemdeki ifadenin hata içerdiğini açık olarak anlayacağını iddia etmiştir. [42]

İstemlerin dayanağı tarifname olup, istemler korunması talep edilen konuyu tanımlamalı ve tarifnamede tanımlanan buluşun kapsamını aşmamalıdır. Ancak, istemlerin kapsamının tarifnamede açıklanan tüm yapılanmaları kapsaması zorunlu değildir.

Bu nedenle, başvuruda örneklenen bileşimlerin çoğunun istemler kapsamında olmaması, istemlerde mutlaka bir hata olduğu anlamına gelmez. Ayrıca, mevcut durumda istemlerin ifadesi açıktır, bu nedenle istemleri yorumlamak için tarifnameye bakmaya bile gerek yoktur. Sonuç olarak, istem 1‘i okuyan teknikte uzman kişi istemde bariz bir hata tespit etmeyeceğinden, hata düzeltme talebi kabul edilmemiştir.

Örnek 1.17

Şekil 4: Orijinal şekil 3 (solda) ve değişen şekil 3 (sağda)

Referans numaralarının yerinin bile değişmediği çok küçük gibi görünen bir şekil değişikliğinin EPO’da nasıl kabul edilmediğine bir örnek verelim.[43] Başvuru konusu buluş bir göz içi mercekle ilgilidir. Göz içi merceğin (1) içbükey bir ön yüzü vardır, böylece hem merceğin (1) siliyer oluğa (7) hem de kapsüle (6) sabitlenmesiyle merceğin iristen (5) uzağa konumlanması sağlanmaktadır. Merceğin (1) dışbükey arka yüzü, kapsülü (6) bükmeden, gerdiği kapsülün (6) üzerine nazikçe oturmaktadır. Değiştirilen Şekil 3 (bkz. şekil 4 sağda) kabul edilmemiştir. Bunun nedeni, merceğin arka tarafının ve bu şekilde gösterilen kapsüler torbanın eğriliğinin orijinal başvurudan doğrudan ve net olarak çıkarılamamasıdır. Orijinal tarifname sayfa 6, 8 ve 10’da, mercek sırtının dışbükey eğriliği açıklanmıştır. Bununla birlikte, 8. sayfada, bu bağlamda, yüksek kırma güçleri için gerekli olan dışbükey eğriliğin, arka mercek kapsülünün doğal eğriliğini taklit ettiği de açıklanmıştır. Bu, merceğin arkasındaki eğriliğin, yaklaşık olarak doğal merceğin eğriliğine karşılık geldiği anlamına gelir. Bundan, merceğin arka tarafının, yeni Şekil 3’te gösterildiği gibi, doğal merceğin arka tarafında olduğundan daha kavisli olduğu çıkarılamayacaktır. Yeni şekilde gösterilen durum, sadece camsı gövdenin istenen stabilizasyonuna değil, aynı zamanda bir sıkıştırmaya da yol açacaktır. Şekil 3’te gösterilen merceğin arka tarafının eğriliğinin, orijinal başvurudan doğrudan ve açık bir şekilde ortaya çıkarılamadığına dair başka bir gösterge, sayfa 8’deki son paragraftan kaynaklanmaktadır. Mercek kenarını içeren göz içi merceğin iç kısmı merceğin önüne doğru açılıdır, böylece haptik elemanlar merceğin kubbe benzeri şeklini sürdürür. Değiştirilmiş Şekil 3’ten, haptik elemanların hiçbir şekilde merceğin kemer benzeri şeklini sürdürmediği açıkça görülmektedir.

Bu örnekten de görüleceği üzere, bir başvurunun şekillerinde yapılan değişiklik değerlendirilirken orijinal başvuruda anlatılan buluş değerlendirilmeden salt şekillerin karşılaştırılması doğru olmayacaktır.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Mart 2022

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] 6769 SMK, m.103(1).

[2] 6769 SMK, m.103(2).

[3] 6769 SMK, m.103(3).

[4] 6769 SMK Yönetmelik, m.109(1). Bu madddenin EPC ve PCT’deki karşılıkları şunlardır: EPC Yönetmelik m.139: “Correction of errors in documents filed with the European Patent Office

Linguistic errors, errors of transcription and mistakes in any document filed with the European Patent Office may be corrected on request. However, if the request for such correction concerns the description, claims or drawings, the correction must be obvious in the sense that it is immediately evident that nothing else would have been intended than what is offered as the correction.”

PCT Yönetmelik m.91:

91.1    Rectification of Obvious Mistakes

(a)  An obvious mistake in the international application or another document submitted by the applicant may be rectified in accordance with this Rule if the applicant so requests.

(c)  The competent authority shall authorize the rectification under this Rule of a mistake if, and only if, it is obvious to the competent authority that, as at the applicable date under paragraph (f), something else was intended than what appears in the document concerned and that nothing else could have been intended than the proposed rectification.

[5] The Annotated European Patent Convention, D. Visser, 25th Revised Edition, p.682-683.

[6] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 4.2. Obviousness of the error and the correction, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_4_2.htm

[7] 6769 SMK, m.103(2).

[8] 6769 SMK, m.103(1).

[9] 6769 SMK Yönetmelik, m.108(2).

[10] EPC m.123(1).

[11] EPC Yönetmelik m.137(1),(2),(3).

[12] Alman Patent ve Marka Ofisi, Guidelines for the Examination Procedure 2019, 2.3.3.3 Amendment of documents/impermissible extension (section 38 of the Patent Act)

[13] The Annotated European Patent Convention, D. Visser, 25th Revised Edition, p.687.

[14] T13/83

[15] J 8/80.

[16] 6769 SMK Yönetmelik, m.108(6).

[17] 6769 SMK, m.103(3) ; 6769 SMK Yönetmelik, m.109(1).

[18] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 4.2. Obviousness of the error and the correction, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_4_2.htm

[19] G 3/89, Headnote, point 1, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/g890003ep1.html

[20] G 3/89

[21] EPO’daki uygulama için bkz: EPO Case Law of the Boards of Appeal, IV. A. 5.5.3 Extent of competence of the Receiving Section for corrections under Rule 139 EPC, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_iv_a_5_5_3.htm

[22] 6769 SMK Yönetmelik m.108(2).

[23] 6769 SMK Yönetmelik m.108(5).

[24] EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 1.12.4 Incorrect information in earlier application as filed but correct information directly and unambiguously derivable, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_1_12_4.htm

[25] EPO BoA,  T 1088/06.

[26] EPO BoA,  T 163/13.

[27] EPO BoA,  T 34/03: a first electrical contact and a second electrical contact of the plurality of spaced-apart electrical contacts being respectfully electrically coupled to the at least first and second electrodes

[28] EPO BoA,  T 2314 / 09.

[29] EPO BoA,  T 141/14.

[30] T 1165/19, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t191165eu1.html

[31] G 01/12, Reasons 37, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/g120001dp1.html

[32] T 0572/08, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t080572eu1.html

[33] T 0559/13, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t130559eu1.html

[34] T 2058/18, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t182058eu1.html

[35] T 1201/10, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t101201eu2.html

[36] T 1166/10, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t101166eu1.html

[37] EPC Yönetmelik m.49(10) ve 6769 SMK Yönetmelik m.94.

[38] T 0856/12, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t120856eu1.html

[39] T 2359/12, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t122359eu1.html

[40] T 1818/11, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t111818eu1.html

[41] T 2523/11, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t112523eu1.html

[42] T 1955/18, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t181955eu1.html

[43] EPO BoA, T 0103/93.

HELLİM SAVAŞLARI 2: HALLOUMI v. GRILLOUMI / GRILLOUMI BURGER

Geçtiğimiz yıllarda incelediğimiz “BBQLOUMI”[1] kararlarında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Geleneksel Peyniri Hellimi Koruma Derneği (“Dernek”) adına tescilli “HALLOUMI” markaları dayanak gösterilerek “BBQLOUMI” marka başvurusuna karşı yapılan itirazlar reddedilmiş ve Avrupa Birliği Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) önüne getirilen uyuşmazlığın sonucunda Derneğin tüm itirazları reddedilerek, taraf markalarının benzer olmadığı sonucuna ulaşılmıştı. Fakat Derneğin, “HALLOUMI” markası için verdiği savaş, bununla sınırla değildi.

Derneğe ait “HALLOUMI” markası dayanak gösterilerek “GRILLOUMI”[2] ve “GRILLOUMI BURGER”[3] markalarına karşı yapılan itirazların reddine karar veren Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) kararlarının, Dernek tarafından Genel Mahkeme önüne taşınması neticesinde, Genel Mahkeme tarafından 2021 sonunda iki farklı karar verilmiştir. Bu kararlarla Genel Mahkeme, özellikle karıştırılma ihtimali incelemesi kapsamındaki mal ve hizmetlerin benzerliği hususunda önemli tespitlere yer vermiştir. Mal ve hizmetlerin benzerliği ve tamamlayıcılığı arasındaki nüansın irdelendiği bu kararlarla, her ne kadar neticede taraf markaları benzer görülmese de mal ve hizmetlerin benzerliğinin incelenmesinde daha kapsamlı ve irdeleyici yorumlarda bulunulması gerektiği, Genel Mahkeme tarafından bir kez daha hatırlatılmıştır.


1. Uyuşmazlıkların Özeti

Her iki marka başvurusuna karşı Dernek tarafından itiraz edilmiştir. Derneğe ait itirazlara gerekçe marka ise 29. sınıfta “peynirler” malları üzerinde tescilli “HALLOUMI” markasıdır.

Dernek tarafından yapılan itirazlar, hem ilk derecede hem de Temyiz Kurulu’nda EUIPO tarafından reddedilmiştir.

Temyiz Kurulu, “GRILLOUMI” kararının gerekçesinde; taraf markalarının kapsamındaki mal ve hizmetlerin farklı olduğunu, özellikle başvurunun kapsamında yer alan 43. sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması” hizmetleri ile gıda mallarının tamamlayıcı mal ve hizmetler olduğu ileri sürülebilirse de, itiraza gerekçe markanın kapsamında yer alan 29. sınıftaki “peynirler” ürünleri ile böyle bir tamamlayıcılıktan söz edilemeyeceğini değerlendirmiştir.

“GRILLOUMI BURGER” kararında ise Temyiz Kurulu, 43. sınıfta yer alan “yiyecek ve içecek sağlanması” hizmetleri ile itiraza gerekçe markanın kapsamında yer alan 29. sınıftaki “peynirler” mallarının farklı olduğunu ve başvurunun kapsamında yer alan 29 ve 30. sınıflardaki mallar bakımından ise yalnızca “süt ve süt ürünleri, yemeklik sıvı ve katı yağlar” bakımından bir derecede benzerlik bulunduğunu değerlendirilmiştir.

Netice itibariyle Temyiz Kurulu, her iki kararında da taraf markalarının benzer olmadığını zira Derneğin itiraza gerekçe markasının ayırt edici gücünün zayıf olduğunu değerlendirmiş ve itiraz sahibinin tanınmışlık iddialarının da kanıtlanamadığını belirterek, itirazları hem karıştırılma ihtimali hem de tanınmışlık bakımından reddetmiştir.

Anılan kararlar Dernek tarafından Genel Mahkeme önüne getirilmiştir.

2. Genel Mahkemenin “GRILLOUMI” ve “GRILLOUMI BURGER” Kararları

Genel Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlıklar neticesinde ilk olarak 21 Nisan 2021 tarihinde “GRILLOUMI” başvurusuna ilişkin temyiz istemi bakımından karar vermiştir. Genel Mahkeme, “peynirler” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında kullanım amaçları ve kullanım şekilleri bakımından bir özdeşlik ve benzerlik bulunmadığını değerlendirmiş fakat mal ve hizmetlerin tamamlayıcı olup olmadığı, diğer bir deyişle “birinin diğerini kullanmak için vazgeçilmez veya önemli olduğu mallar bakımından, tüketicilerin ilgili malların aynı şirket tarafından üretileceğini düşünebileceği” testini uygularken, Temyiz Kurulu’nun hataya düştüğünü belirtmiştir. Genel Mahkeme, “peynirler” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında birbirini tamamlayıcı nitelikte bir ilişki olduğunu nitekim bir restoranın veya kafenin müşterilerine, tesiste servis edilen yemeklerin içerisinde veya paket servis olarak peynir sunulabileceğini ve ayrıca bazı restoranların peynir gibi ürünleri bir yemeğin parçası olarak değil, işlenmemiş şekilde ve başka yerlerde tüketilmek üzere de satışa sunduğunu belirtmiştir.

Ayrıca, Temyiz Kurulu’nca verilen kararda, Dernek tarafından daha önceki “BBQLOUMI” davasında, 43. sınıftaki “restoran hizmetleri” ve 29. sınıftaki “peynirler” mallarının benzer bulunmamasına ilişkin değerlendirmenin ayrıca Genel Mahkeme önüne götürülmemiş olması gerekçesiyle Derneğin huzurdaki uyuşmazlık bakımından mal ve hizmetlerin benzerliğine ilişkin temyiz hakkının bulunmadığının değerlendirilmesi, Genel Mahkeme tarafından eleştirilmiştir. Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun yanlış değerlendirmeleri ile bağlı olmadığını hatta ve hatta başka bir davada bizzat Genel Mahkeme tarafından Temyiz Kurulu’nun yanlış değerlendirmeleri onaylanmışsa bile, bu yanlış değerlendirmelerle bağlı kalınamayacağını belirtmiştir.

Netice itibariyle, Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu tarafından verilen kararda “peynir” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında tamamlayıcılık ilişkisi bulunmadığının tespitinin hatalı olduğu ve bu nedenle karıştırılma ihtimali incelemesinde dikkat edilmesi gereken kümülatif koşullardan birinin yerine getirilmediği sonucuna varmış ve Temyiz Kurulu’nun kararını bozarak, yeni bir karar verilmek üzere dosyayı tekrar Temyiz Kurulu’na havale etmiştir.

Genel Mahkeme 8 Aralık 2021 tarihinde verdiği “GRILLOUMI BURGER” kararında ise, yukarıda irdelenen kararı ile paralel olarak Temyiz Kurulu’nun taraf markaları kapsamındaki mal ve hizmet benzerliği incelemesinde hataya düştüğünü belirtmiştir. Burada farklı olarak Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun itiraza gerekçe markanın kapsamındaki “peynirler” emtiası ile itiraza konu markanın kapsamındaki “süt ve süt ürünleri, yemeklik sıvı ve katı yağlar” mallarının benzer olduğuna katılmakla birlikte; ayrıca itiraza konu başvurunun kapsamındaki “et, jambon, soğuk etler, soğuk yemekler ve konserve et” mallarının da benzer dağıtım kanalları aracılığıyla tüketiciyle buluşturuldukları gerekçesiyle “peynirler” emtiası ile benzer kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Diğer yandan bu benzerliğin “balık, kümes hayvanları, av eti” mallarını da kapsamasını gerektiğini zira hayvansal kaynaklı proteinlerden oluşan gıda maddelerinin çeşitli yemeklerin bileşenleri olarak birlikte hazırlanıp tüketilebileceğini ve sıklıkla aynı raflarda yan yana tüketicini dikkatine sunuldukları da kararda belirtilmiştir. Bu nedenle Temyiz Kurulu’nun “et ürünleri” malları ile “peynirler” mallarını benzer bulmayarak da hataya düştüğüne karar verilmiştir.

İlgili kararın devamında Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun markaların benzerliği hususunda da hatalı değerlendirmeleri bulunduğunu ifade etmiştir. Temyiz Kurulu’nun değerlendirmelerinin aksine tüketicilerin “GRILLOUMI” ibaresindeki “OUMI” ibaresini direkt olarak “HALLOUMI” ile ilişkilendirmeyeceğini belirten Genel Mahkeme, tüketicilerin daha ziyade “GRILL” kelimesine odaklanacağını fakat markaların son harflerindeki benzerlik sebebiyle taraf markaları arasında düşük de olsa bir derecede benzerlik bulunduğunu değerlendirmiştir.

Neticede Genel Mahkeme, “HALLOUMI” ibaresinin düşük ayırt edici karakteri sebebiyle markaya daha az derecede bir koruma sağlanması gerektiğini belirterek, her ne kadar Temyiz Kurulu’nca mal ve hizmetlerin ve işaretlerin benzerliğinde hataya düşülmüşse de bu hatanın sonucu etkilemeyeceği ve önceki marka ile itiraza konu başvuru arasında “peynirler” ve “süt ve süt ürünleri” malları bakımından dahi karıştırılma ihtimali bulunduğunun ispatlanamamış olduğu gerekçeleri ile Derneğin itirazlarının ve taleplerinin reddine karar vermiştir.

3. Sonuç

İlk olarak incelediğimiz “GRILLOUMI” kararı bakımından, Genel Mahkeme’nin bozma kararı sonrasında, Temyiz Kurulu, tekrar önüne gelen dosyayı incelemiş ve 3 Ocak 2022[4] tarihinde vermiş olduğu kararla “HALLOUMI” markasının ayırt ediciliği düşük bir ibare olması ve itiraza konu başvurunun zayıf olmasına karşın belirli bir özgünlük derecesine sahip olması sebepleriyle taraf markalarının benzer olmadığını değerlendirmiştir. Fakat Temyiz Kurulu yeni tarihli kararında, Genel Mahkeme’nin bozma kararı ile paralel olarak “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” ile “peynirler” emtiaları arasında zayıf da olsa bir benzerlik olduğunu değerlendirmiştir. 

Her ne kadar taraf markaları benzer bulunmadığından Derneğin itirazı EUIPO tarafından yine reddedilmişse de özellikle mal ve hizmetlerin benzerliği incelemesindeki vurguları bakımından Genel Mahkeme’nin bozma kararının önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Gerçekten de ilgili kararda, karıştırılma ihtimali incelemesinin kümülatif özelliği gereği, her bir şartın somut olay bakımından tüm detayları ile irdelenmesi gerektiği önemle vurgulanmakta, bu doğrultuda mal ve hizmetlerin benzerliğinin incelemesinde, benzer bulunan ya da bulunmayan mal ve hizmetlerin arasındaki ilişkinin ne olduğunun da net bir surette açıklanması gerektiği belirtilmektedir. Yine mal ve hizmetler arasında var olan ilişkinin yalnızca benzerlik kapsamında değil tamamlayıcılık kapsamında da incelenebileceğini değerlendiren Genel Mahkeme, zayıf düzeyde olsa dahi mal ve hizmetler arasında benzerlik ya da tamamlayıcılık bulunması durumunda, bunun karıştırılma ihtimalinin kümülatif doğası gereği ilgili kararda mutlaka belirtilmesi gerektiğini ifade etmektedir. EUIPO’nun Genel Mahkeme’nin bozma kararından sonra düzenlediği 03.01.2022 tarihli kararı, henüz Genel Mahkeme önüne getirilmemişse de, Derneğin bu karara karşı tutumunun ne olacağını takip edeceğiz.

İkinci olarak incelediğimiz “GRILLOUMI BURGER” kararı ise Dernek tarafından Adalet Divanı önüne taşınmış olup hâlihazırda C-121/22 P dosya numarası ile Adalet Divanı tarafından incelenmektedir. Adalet Divanı’nın bu kararı da takip edecek ve neticede bugüne kadar incelediğimiz “Hellim Savaşları” sonucunda bu ihtilafta Derneğin galip çıkıp çıkamayacağını hep birlikte göreceğiz.

Güldeniz DOĞAN ALKAN & Bengü ŞEN GÜRAKAN

Mart 2022

guldenizdogan@hotmail.com

benguseen@gmail.com


DİPNOTLAR

[1]https://iprgezgini.org/2020/04/01/ab-adalet-divani-halloumi-karari-karistirilma-ihtimali-degerlendirmesinde-itiraz-gerekcesi-marka-ortak-marka-oldugunda-inceleme-nasil-yapilmalidir/

https://iprgezgini.org/2021/04/05/halloumi-davasinda-genel-mahkeme-karari-bbqloumi-ve-halloumi-markalari-benzer-mi/

[2]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=240166&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=4603592

[3]https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=250830&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=6924845

[4] EUIPO Beşinci Temyiz Kurulu, 03.01.2022 tarihli ve R 1612/2021-5 sayılı kararı

SÖYLEŞİYORUZ X- Doç. Dr. FÜLÜRYA YUSUFOĞLU BİLGİN BİZLERLE!

IPR Gezgini “Söyleşiyoruz” Mart ayı söyleşimizden herkese merhabalar. Bu ayki konuğumuz Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fülürya YUSUFOĞLU BİLGİN!

Fülürya Hocamıza bizimle söyleşmeyi kabul ettiği için teşekkür ediyor ve bir gün bu söyleşiyi yüz yüze yapabilmeyi umarak başlamak istiyoruz. Bugünkü sohbetimizde IPR Gezgini adına soruları site yazarı Elif AYKURT KARACA yöneltecek.



Başında EAK yazan kısımlar IPR Gezgini’nin soruları; FYB ile başlayan kısımlar ise Fülürya Hocamızın yanıtlarıdır. Şimdiden keyifli bir okuma diliyoruz.

EAK: Fülürya Hocam, öncelikle davetimizi kabul ederek Söyleşiyoruz serimize katıldığınız için IPR Gezgini adına teşekkür ediyorum. Bu söyleşide sizi kişisel olarak daha yakından tanımak yanında fikri mülkiyet hakları alanındaki kişisel düşüncelerinizi daha yakından öğrenerek okuyucularımıza aktarabilmeyi arzu ediyorum. İlk sorum sizi kişisel olarak daha yakın tanımaya ve okurlarımıza tanıtmaya ilişkin olacak. Okurlarımız için kendinizden, hayat öykünüzden, nerelerde – nasıl büyüdüğünüzden, zevklerinizden, nasıl zaman geçirmekten hoşlandığınızdan bahsedebilir misiniz?

FYB: Öncelikle, beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bulgaristan’da doğdum ve 13 yaşıma kadar orada yaşadım. Liseyi ve Üniversiteyi Galatasaray’da okudum ve bundan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Belki çok klasik olacak, ama klasik müziği çok seviyorum, edebiyat ve sinema sanatını seviyorum. Tiyatro ve operaya gitmeyi çok seviyorum, ama pandemiden dolayı, son 2 yıldır maalesef o zevkten mahrum kaldım. Onun dışında doğada olmaktan, uzun doğa gezilerinden ve seyahatlerden keyif alırım. Sevdiklerimle zaman geçirmek benim için büyük mutluluktur, ben biraz evcimen bir insanım.

EAK: Bildiğim kadarıyla lisans mezuniyetinizden sonra yüksek lisans aşamasındayken akademiye katıldınız. Akademisyen olmaya nasıl karar verdiniz? Hukuk fakültesinden mezun olurken aklınızdaki meslek akademisyenlik miydi?

FYB: Araştırmayı ve incelemeyi çok seviyorum. Sanırım akademisyenliği aslında ben seçmedim, zaten araştırmayı sevdiğim için ve akademideki esas uğraş araştırmak ve araştırma sonuçlarını kaleme almak olduğu için, akademisyen oldum. Bu bir seçim değildi, yapmayı sevdiğim şeyin doğal bir sonucuydu. Akademisyenlik benim için bir iş gibi değil. Konfiçyus’un çok güzel bir sözü vardır, “Sevdiğiniz iş ile uğraşırsanız, hayatınızda bir gün bile çalışmış olmazsınız”. Ben de aslında zaten yapmaktan keyif aldığım şeyi yapıyorum. Hukuk fakültesinden mezun olurken akademisyenliği istiyordum. Bizim hocalarımızın bize öğrettikleri en önemli şeylerden birisi, farklı kaynaklardan araştırmak ve bir tek kaynakla yetinmemekti. Aynı konuda farklı kaynaklara bakınca ve farklı bakış açıları görünce, kişinin kendi bakış açısı da mecburen oluşuyor.

EAK: Önceki sorumuzla bağlantılı olarak akademideki ilk günlerinizden ve akademiye giriş sürecinizden bahsedebilir misiniz?

FYB: Yüksek lisans tezi araştırması yapmak için ve İngilizcemi geliştirmek için İngiltere’ye gitmiştim. Bu süreç benim için çok verimli geçti. Sürecin sonlarına doğru, çok yakın arkadaşım Mehtap İpek İşleten, Galatasaray Üniversitesi Ticaret Hukuku Kürsüsü için asistan alımı ilanının çıktığını bana söyledi. O da zaten Medeni Kürsüsünde asistandı ve benim ticaret hukuku ve fikri haklarla ilgilendiğimi ve akademisyen olmak istediğimi biliyordu. Bana telefon edip, ilanın çıktığını söylediğinde, apar topar döndüm tabii ki. Sonrasında sınava katıldım ve asistan oldum. Asistan olduğum haberini, doğum günümden bir gün önce aldığım için, bu benim aldığım en büyük doğum günü hediyesiydi diyebilirim

EAK: Akademisyen olmak için gerekli olduğunu düşündüğünüz nitelikler nelerdir?

FYB: Akademisyen olmak aslında akademik eserler vermek ve öğrenci yetiştirmek anlamına gelir. Makale ve kitap yazarken iki husus beni harekete geçirir: o an araştırılmasına ihtiyaç duyulan konu ve benim kişisel olarak merak ettiğim konu. Bir konuyu öğrenmek istediğimde, makale yazmaya başlarım. Bir de tabii, o an uygulamadaki gelişmeler ve ihtiyaç hissedilen konularda yazmak da çok önemlidir. Neticede ben eğer akademisyensem, bana verilen görev, çalıştığım alandaki gelişmeleri izlemek ve bunların Türk hukukunda uygulanması konusunda gerekli çabayı göstermektir.

Akademisyen olmak için gerekli olan diğer husus da ders vermeyi sevmektir. Ders anlatmayı gerçekten de çok seviyorum. Öğrencilerle beraber olmak, benim için çok eğitici ve beni güncelleştirici bir olay. Öğrencilerin sordukları birçok soru, ciddi araştırma gerektiren konular olabiliyor. Geçenlerde derste kültürel temellük [cultural appropriation] hakkında ne düşündüğümü sordular… Derslerde NFT’leri ve bu gibi konularda verilen kararları tartışmak isteyebiliyorlar. Bu gibi sorulara cevap verebilmek için, mutlaka çok çalışmak ve yenilikleri takip etmek gerekir. Onlarla olmak benim için çok ufuk açıcı.

EAK: Yüksek lisansınızı yaparken, araştırmalarınız için bir süre Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nda (WIPO) bulunduğunuzu biliyorum. WIPO’daki deneyimlerinizden ve size yaptığı katkılardan bahsedebilir misiniz?

FYB: Doktora tezimi hazırlarken, 3 aylığına Neuchatel Üniversitesinde araştırma yaptım. İsviçre’de bulunduğum süreçte, Lozan’da bulunan İsviçre Mukayeseli Hukuk Enstitüsü’nde (Institut Suisse de droit comparé) ve WIPO’nun kütüphanesinde çalıştım. Orada olmak ve orada çalışmak benim için çok faydalıydı. Çok verimli bir dönem geçirdim. Her üç kurumun da dev kütüphaneleri var. Pandora’nın kutusu gibi (ama tabii ki olumlu anlamda), açtığınızda içinde her şeyi bulabiliyorsunuz. Günümüzde her şey dijital olsa da, ben hala kitap sayfalarını çevirirken çıkan o kitap konusunu çok seviyorum. O kitapların arasında olmak, orada bulunan insanlarla konuşmak bana çok şey kattı.

EAK: Hali hazırda ticaret hukuku bilim dalında görev yapıyorsunuz. Ancak sizin fikri mülkiyet hukukuna nasıl ilgi duyduğunuzu merak ediyorum. Alana ilgi duymanıza neden olan bir olay veya kişi var mı? Bu alanda eser üretmeye başlamanızdaki süreçten bahsedebilir misiniz?

FYB: Yeni gelişen bir alan olduğu için ve sürekli yenilikler olduğu için fikri mülkiyete ve internet hukukuna ilgi duyuyordum. Ben Prof. Hamdi Yasaman’ın asistanıydım ve Hoca Türkiye’de fikri mülkiyet konusundaki çalışmaların gelişmesi gerektiğini söylüyordu. Benim yüksek lisans tezimin ve doktora tezimin konusunu Hamdi Hoca seçti ve beni o alana yönlendirdi. Bu yüzden bu alandaki çalışmalarımın temelinde sanırım Hamdi Hoca var. Bu kapıyı bana açtığı için hocaya minnettarım.

Makale yazmak güzel bir süreç. Bir konuyu öğrenmek istediğimde, o konuda araştırma yapmaya başlarım. Araştırmalar derinleşince, bir şekilde makale çıkıyor. Karşıma ilginç bir konu çıktığında, o konuya ilişkin makale, kitap ve kararları toplamaya başlarım, sonrasında onları okuyup yazmaya başlarım. Bir de elbette ki uygulama akademik çalışmaları çok besliyor.  Uygulamada çıkan sorunlar, normalde sadece teorik olarak düşündüğümüzde aklımıza gelmeyecek şekilde karmaşık olabiliyor. Onları çözmek için kaynak toplamaya başladığımda, bir bakmışım ki bir makale yazmaya başlamışım. Fikri haklar sürekli gelişen ve değişen bir alan, kişinin bu gelişmelerin karşısında güncel kalması gerekiyor.

EAK: 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Kanunun hazırlanma sürecinde görüş ve önerilerinizi Türk Patent ve Marka Kurumu ile paylaşarak sağladığınız değerli katkılar için de fırsatını bulmuşken teşekkür etmek isterim. SMK hakkındaki düşünceleriniz, olumlu ve olumsuz gördüğünüz yahut geliştirilmesini düşündüğünüz alanlar nelerdir?

FYB: Sınai Mülkiyet Kanunu’muzun hazırlık çalışmalarına katılmak benim için onurdu. Bu vesileyle TÜRKPATENT’e davetleri için teşekkür ediyorum. Davet edildiğim için çok mutlu olmuştum. Sınai Mülkiyet Kanunu, AB’deki düzenlemelere uygun olarak çıkarılmış ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren bir Kanun. Nitekim AB ilerleme raporlarına baktığımızda da, SMK’nın AB hukuku ile uyumlu olduğu belirtilmektedir. Tabii aynı rapora göre maalesef Türkiye’de taklidin önüne geçilemiyor. Nitekim birçok ünlü marka sırf bu yüzden Türkiye piyasasından ayrılmayı düşünüyor.

Benim sorunlu olarak gördüğüm konu SMK md.9’daki markanın kullanılmamasından dolayı iptaline ilişkin olarak çıkan kargaşa. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sadece dört gün önce, Anayasa Mahkemesi markanın kullanılması zorunluluğuna aykırılığı düzenleyen 556 sayılı KHK’nın 14. maddesini iptal ederek, bir boşluk yarattı. Böylelikle, SMK’nın yürürlüğe girdiği tarihte, markanın kullanılması zorunluluğu ve bu zorunluluğa bağlanan bir sonuç bulunmadığı için bir kargaşa yaşandı. Kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanmalarının bir sonucu olarak, markanın kullanılması zorunluluğunun hangi tarihten itibaren başladığı konusu gri bir alan olarak kaldı. Bu konuda verilen Yargıtay kararları konuyu düzenleyecek nitelikte olsa da, bence Kanun’daki sorunun bir Kanun ile çözülmesi gerekirdi. Neticede hakkaniyete uygun olan her şey Kanun’a uygun olmayabilir.

Bunun dışında, cezai hükümlerin sadece markaya ilişkin olması başlarda biraz eleştirildi, ama bence bu konudaki düzenleme de doğru bir düzenleme. Nitekim TRIPS sadece marka ve telif hakları için cezai hükümlerin konulmasını zorunlu tutmuştur. Bunun dışındaki sınai haklar için cezai hükümlerin öngörülmesi, TRIPS’in öngördüğü korumanın ötesindedir. AB dahil birçok ülke cezai hükümler koymamıştır. Bundan dolayı, bu yöndeki düzenlemeleri başarılı buluyorum.

EAK: Pandemi dönemini nasıl geçiriyorsunuz? Bu süreçte Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Prof. Dr. Tolga Ayoğlu, Doç. Dr. Pınar Memiş Kartal, Dr. Sinan H. Yüksel ve Dr. Zeynep Yasaman ile birlikte Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi’ni yayınladınız. Çıkar çıkmaz inceledim. Oldukça faydalı ve kapsamlı olan böyle bir eseri literatüre kazandırdığınız için size ve sizin nezdinizde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Şerhin hazırlanma sürecinden de kısaca bahsedebilir misiniz? Ayrıca patent ve tasarım ile ilgili kısımlarının yayın zamanı ile ilgili belirli bir tarih var mı?

FYB: Pandemi süreci, çalışmalarım açısından oldukça verimli geçti. İki yıllık pandemi sürecinde 8 makale yazdım. Ayrıca SMK Şerhi de bu sürecin bir meyvesi.  Bu benim için kapanma ve yazma süreciydi. SMK Şerhini hazırlamak; marka hukukunu, güncel kaynakları, güncel kararları taramak için bir fırsattı. Bu süreçte çok çalıştık ve sonunda güzel bir eser çıktı.

SMK Şerhinin patent ve tasarım ile ilgili kısımları için kesin bir yayın zamanı öngörmek biraz zor. Ama umarım yakında patent ve tasarım kısımlarını da takvime alabiliriz.

EAK: Lisans eğitiminde fikri mülkiyet hukuku dersleri hakkında ne düşünüyorsunuz?  Lisans öğrencilerinde alana yönelik yeteri kadar farkındalık oluşturulabildiğini düşünüyor musunuz?

FYB: Günümüz öğrencileri çok ilgililer, gelişmeleri takip ediyorlar ve ilgilendikleri konularda bilgi topluyorlar. Bir konu dikkatlerini çektiği zaman, soru soruyorlar ve bu konuyu tartışmak istiyorlar. Son yıllarda internetin gelişmesi ile beraber sosyal medya çok gelişti, bilgisayar oyunları gelişti, metaverse, NFT, kripto paralar, big data, nesnelerin interneti, yapay zeka, yapay zekanın eser ve buluş sahipliği gibi konular sürekli olarak gündemde ve yeni nesil bu konularla çok yakından ilgileniyor. Bu yenilikçi konuları anlamak için, onların içine sağlıklı bir şekilde girmek ve bu konularda sorunsuz bir şekilde işlemler yapmak için, bunları öğrenmek istiyorlar. Derslerde öğrenciler bu konuları tartışmak istiyor, kendi fikrini söylemek ve sizin fikrinizi duymak istiyor. Ben gerçekten de öğrencilerin bu ilgisinden çok memnunum. Yukarıda da dediğim gibi, onların bu konulardaki bilgi iştahını karşılamak için, sürekli olarak güncel gelişmeleri takip etmem gerekiyor.  Ancak elbette ki her şeyden önce, bu konulardaki temelin özümsenmesi gerekir. Fikri ve sınai haklar konusunda öğrenciler birçok sorunla ve haberle karşılaşıyorlar ve bunları çözebilmek için fikri mülkiyet hukuku derslerine gerçekten ilgi gösteriyorlar. Galatasaray Üniversitesi’nde fikri ve sınai haklar seçimlik dersler arasında yer aldığı için, belirli bir kontenjan var. Ancak fikri ve sınai haklar derslerinin kontenjanının artırılması için her sene öğrenciler dilekçe veriyor ve her sene dersin kontenjanı, öngörülenden çok daha yüksek oluyor. Lisans öğrencileri, fikri mülkiyet konusunu öğrenmek ve bu alanda gelişmek için çaba sarf ediyor.



EAK: Fikri Mülkiyet Hukukunun ayrı bir doçentlik alanı ve müstakil bir anabilim dalı olarak kabul edilmesi konusundaki düşünceleriniz nedir?

FYB: Ben 2017 aralıkta doçent olduğumda, ticaret hukukundan sınava girmiştim ve ticaret hukukunda doçent oldum. Fikri Mülkiyet Hukukunun ayrı bir anabilim dalı olması, çok isabetli olmakla beraber, geç bile kalınmış bir karar. Hamdi Hoca 2003 yılından beri fikri hakların ayrı bir anabilim dalı olması için birçok başvuru yaptı. Bu konuda birçok rapor hazırladık ve Avrupa’daki üniversitelerinden birçok örnek verdik. Ayrıca Fikri Haklar Mahkemeleri’nin açılması dahi başlı başına bu konunun bağımsız ve önemli bir konu olduğunu göstermek için yeterliydi. O yüzden ben Fikri Mülkiyet Hukuku’nun ayrı bir anabilim dalı olarak kabul edilmesinden dolayı çok memnunum.

EAK: Türkiye’de fikri haklar ve korumasının hak ettiği değeri gördüğü kanaatinde misiniz?

FYB: Fikri hakların ve korunmasının hak ettiği değerden bahsetmek için, üç farklı açıdan yaklaşmak gerekir. Kişiler fikri haklara gerekli saygıyı gösteriyor mu sorusuna maalesef cevabım olumsuz olmak zorundadır. Ne yazık ki Türkiye’de özellikle marka taklitleri çok ciddi bir sorun. Nitekim AB İlerleme raporunda da bu konu belirtilmiştir. Bunun dışında, internetin gelişmesi elbette ki bilgiye erişimi kolaylaşırdı, ama buna bağlı olarak da bilginin kopyalanmasını kolaylaştırdı. Bu açılardan yaklaştığımda fikri hakların hak ettiği değeri görmediğini söylemek gerekir. Bunun temelindeki sebep, kopyalamanın kolaylaşması ve kişilerin kendi çabaları ile gelişmelere katkıda bulunmak yerine, başkalarının kendi emekleri sonucunda geliştirdikleri ürünlerden faydalanmayı tercih etmeleridir. Kısacası, kişiler başkaları tarafından sarf edilen emeğe saygı duymak yerine, ondan haksız olarak faydalanmayı tercih ettikleri için, fikri haklara gereken değer gösterilmemektedir.

Fikri hakların Türkiye’de korunması için gerekli idari altyapının bulunduğunu düşünüyorum. TÜRKPATENT sınai hakların tescil edilmesi hususunda büyük bir görev üstlendi. TÜRKPATENT uzmanlaşmış ve çok iyi işleyen bir kurumdur. Sürelere uygun olarak hareket ediyor ve uzmanlığı çerçevesinde çok önemli kararlar veriyor. TÜRKPATENT, 2016 yılında WIPO Genel Kurulu’nda alınan kararla, Patent İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yapılacak patent başvurularına ilişkin  uluslararası araştırma ve ön inceleme yapmak üzere yetkilendirilmiştir. 2016 yılından beri TÜRKPATENT uluslararası bir otorite haline gelmiştir. Kararda, TÜRKPATENT’in, hizmetlerini uluslararası standartlarda sunabilecek konuma geldiğinin altı çizilmiştir. Bu çok önemli bir gelişme ve TÜRKPATENT’in, fikri haklar sisteme katkısının bir göstergesidir. TÜRKPATENT, sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada hizmet vermesine yol açacak kadar donanımlı bir kurumdur. Sabırsızlıkla, marka iptalleri konusundaki gelişmeleri bekliyorum. Zira marka hakkının iptali konusunda karar verme yetkisi 2024 yılında TÜRKPATENT’e geçecektir.

Yargı açısından baktığımızda da, Fikri Haklar Hukuk Mahkemeleri’nin sayıları göz önünde bulundurulduğunda, bu konuya büyük önem verildiği görülmektedir. Ancak ne yazık ki mahkemelerin üzerindeki yük gerçekten de çok büyük. Bundan dolayı, mahkeme sayısının yeterli olmadığını düşünüyorum. Fikri hakların korunabilmesi için, bu koruma ihtiyacına cevap verecek kadar çok mahkemenin açılması gerektiğini düşünüyorum. Mahkemeler tarafından verilen kararlara baktığımda, Fikri Haklar Mahkemeleri tarafından verilen kararların çok iyi olduğunu düşünüyorum. Bu hususu ben makalelerimde de ve genel olarak yazdığım eserlerde belirttiğim için, burada tekrar etmekte bir sakınca görmüyorum. Ancak adaletin geç işlememesi için, Fikri Haklar Hukuk Mahkeme sayısının artırılması gerekir.

EAK: Özellikle hukuk fakültesi lisans öğrencilerine ve sektöre yeni girenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

FYB: Öğrenciler hep yaptıkları gibi, internet konusundaki, yapay zeka konusundaki gelişmeleri ve yenilikleri merak etsinler ve takip etsinler. Zaten bunları merak etmeye başlayınca, okumaya ve araştırmaya da başlarlar. Öğrenciler, sektöre yeni girenler ve uzmanlaşmaya çalışanlara göre daha şanslılar, çünkü karşılarında spesifik olarak odaklanmaları gereken bir konu yok, onlar istedikleri konuyu merak edip araştırabilirler. Sektöre yeni girenlerin daha ziyade karşılarına çıkan konularda yoğunlaşmaları gerekir. Bir konuyu araştırmak için, bu konudaki doktrini ve yargı kararlarını okumaları gerekir. Ancak bunun yanında ABAD ve genel olarak Türk Hukuk sistemi ile uyumlu yabancı mahkeme kararlarını da incelemeleri önemlidir. Zira bildiğimiz üzere, Mehaz Kanundaki uygulamalar, doğrudan Türk hukukunu da etkilemektedir. Türk Sınai Mülkiyet Kanunu’muzun mehazı AB düzenlemeleri olduğu için, mehaz kanuna dayanılarak verilen AB kararları bizim açımızdan yol göstericidir.

EAK: Son olarak, IPR Gezgini hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Ayrıca, IPR Gezgini okurları içerisinde yer alıp almadığınızı ve öğrencilerinizi Sitemizi takip etmeleri konusunda teşvik edip etmediğinizi merak ediyorum.

FYB: IPR Gezgini’ne üyeyim ve çıkan yeni yazıları takip ediyorum. Ama bunun da ötesinde, merak ettiğim bir konu olduğunda, IPR Gezgini’ne bakıyorum ve orada gerçekten de aradıklarımı buluyorum. Az yukarıda NFT’lerden, yapay zekanın hak sahipliğinden ve bu gibi yenilikçi konulardan bahsetmiştim ya, bunları IPR Gezgini bilgi bankasında çok rahatlıkla buluyorum. Burası gerçekten de bilgi bankası, yeni çıkan ABAD kararları, yeni çıkan konular, fikri haklar konusunda merak edilen neredeyse her şeyi burada bulabiliyorum. Şimdi bakınca, bir tek kültürel temellük konusunu bulamadığımı fark ettim, ama bunun dışında gerçekten de her konuyu buluyorum.

IPR Gezgini, birçok önemli konuda, akademik makalelerin şekilciliğinden uzak, kısa ve eğitici bilgi bulunması dolayısıyla ve herkese hitap etmesi açısından çok faydalı bir platformdur. Okuyucular, sıkılmadan önemli konular hakkında kısa bir sürede bilgi sahibi oluyor. Ayrıca ben makalelerimde IPR Gezgininde çıkan makalelere çok sık atıf yapıyorum. IPR Gezgini takip etmeleri konusunda öğrencileri teşvik ettiğim gibi, herkese bu platformu takip etmesini öneriyorum.

Burada ayrıca sadece hukuk da yok, burada hukukla karışık kültürel konular da işleniyor. Özlem Fütman’ın bir yazısını okuduktan sonra “Women in Gold” filmini seyrettim ve bu yazıyı okumasaydım, bu güzel filmi kaçıracağımı düşündüm; Mine Güner Sunay’ın bir yazısını okuduğumda, şimdiye kadar seyretmediğim “Little Miss Sunshine” filmini seyretmek istedim ve şimdi listemde. IPR Gezgini platformu, fikri mülkiyet hukuku ve fikri mülkiyet konularını ilgilendiren kültürel konularda bence eşsiz bir platform. Belki benim eksikliğim, ama ben gerçekten de dünya çapında böyle bir platforma rastlamadım. Birçok fikri mülkiyet platformunu takip ediyorum, ama gerek yazı çeşitliliği, gerek konulara yaklaşım tarzı, gerek kaleme alma tarzı açısından IPR Gezgini çok farklı bir yerde. Bu vesileyle, 2011 yılında bu platformu kuran ve bizlere kazandıran sayın Önder Erol Ünsal’a teşekkür ederim.

Umarım IPR Gezgini çizgisini ve kalitesini hiç bozmaz ve aradığım her yenilikçi konuyu burada bulmaya devam ederim. Beni bu sohbete davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim!



SÖYLEŞİYORUZ ilerleyen günlerde fikri mülkiyet camiamıza katkı veren diğer isimlerle devam edecek. Bizi takipte kalın!

IPR GEZGİNİ

Mart 2022

iprgezgini@gmail.com



Önemli bir ekleme:

IPR Gezgini’nde Elif Aykurt Karaca ile yaptığım söyleşide, sitede bulamadığım tek konunun kültürel temellük konusu olduğunu yazmıştım. Ancak tekrar incelediğimde, benim yazımdan tam 4 yıl önce Önder Erol Ünsal’ın bu konuda IPR Gezgini’nde bir makale yayınladığını gördüm. Söyleşiyi okuyup, kültürel temellük konusunu merak eden olduysa, aşağıdaki linkten bu konuda yazılan güzel ve doyurucu yazıya ulaşabilir.

https://iprgezgini.org/2018/02/25/maasai-kulturel-mirasinin-korunmasi-maasailer-fikri-mulkiyet-haklarini-kendileri-kullanmak-istiyor/

Bu eklemeyi özellikle yayınlamak istedim, çünkü Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir ve verilen emeğin her zaman takdir edilmesi ve değer görmesi gerekir. Zaten fikri mülkiyet hukukunun temelinde de bu düşünce yatmıyor mu….

Saygılarımla,

Fülürya Yusufoğlu Bilgin



Hindistan’da PepsiCo’nun Patates Çeşidi Tescili İptal Edildi: Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Hakkında Çarpıcı Bir Karar mı Yoksa Sadece Şekli Şartların Eksikliği mi Tespit Edildi?


Potatoes in Practice Welcomes Visitors on August 8 – Potato Business

3 Aralık 2021 tarihinde Hindistan Bitki Çeşitlerini Koruma ve Çiftçi Hakları Kurumu[1] tarafından PepsiCo India Holding’e (PepsiCo) ait bir patates çeşidine verilen bitki çeşidi koruma tescili iptal edildi.[2]

PepsiCo firması ünlü cips markası Lays’de kullanıldığı söylenen patates çeşidini Hindistan’da Bitki Çeşitlerinin Korunması ve Çiftçi Hakları Yasası kapsamında 2016 yılında tescil ettirmiştir.

Peki dünyaca ünlü Lays markalı cipslerin yapıldığı bu patatesleri önemli ve özel kılan nedir?

Bu patatesler, sıradan patateslerden daha düşük nem seviyesine sahiptir ve böcek ile bakterilere karşı dayanıklılıklarının daha yüksek olması gibi özellikleri bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, bitkiler üzerinde sui generis bir koruma sağlanması gerektiğinden hareketle 1961 yılında Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Uluslararası Birliği Sözleşmesi (UPOV Sözleşmesi) kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile ıslahçı hakları ilk defa uluslararası düzeyde tanınmıştır. Bu sözleşmede ülkeler koruma çeşitleri olarak sınırlandırılmamış, her devlet kendi rejimi ile korumanın sağlanması konusunda düzenlemeler getirmekte serbest bırakılmıştır.[3] Bu doğrultuda, Hindistan’da 2001 yılında kabul edilen “Bitki Çeşitlerini Koruma ve Çiftçi Hakları Kanunu (PPVFRA)” da UPOV Sözleşmesi çerçevesinde yürürlüğe girmiştir. Ancak, Hindistan’ın ekonomik ve sosyal hayatında tarımın önemli rolü nedeniyle, Hindistan bitki çeşitlerine verilen sui generis hakların büyük tepkiyle karşılandığı ülkelerden biri olmuştur.  Bu bağlamda, yasal düzenlemeler çoğunlukla ve mümkün olduğu ölçüde çiftçiler lehine düzenlenmiştir. Örneğin, Kanunun 39. maddesinde “Çiftçi Hakları” başlıklı madde bulunmakta olup, ilgili madde kapsamında çiftçilerin haklarının korunması amacıyla bazı istisnalar getirilmiştir. Şöyle ki; Kanunun 39. maddesinin dördüncü bendinde bir çiftçinin, bu kanuna göre korunan çeşitlerin tohumları da dahil olmak üzere çiftçilik ürünlerini, aynı şekilde tasarruf etme, kullanma, ekme, yeniden ekme, değiştirme, paylaşma veya satma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.[4]

Genel açıklamaların ardından yazımızın konusu ihtilafa gelecek olursak.

Hindistan’da PepsiCo firmasına ait FL 1867 (tescil no: 50 of 2016) ve FL 2027 (tescil no: 59 of 2016) isimleriyle kayıtlı iki adet bitki çeşidi tescili bulunmaktadır.[5]

Sürdürülebilir ve Bütünsel Tarım İttifakı’ndan aktivist Kavitha Kuruganti tarafından 11 Haziran 2019 tarihinde FL 2027 patates çeşidi tescilinin iptal başvurusu gerçekleştirilmiştir. 2016 yılında tescil edilen bitki çeşidinin iptal başvurusunun 2019 yılında gerçekleşmesi tesadüfi değildir. Bu başvuru PepsiCo’nun çiftçilere karşı açtığı davanın takibinde gerçekleşmiştir.

İptal kararını açıklamadan önce PepsiCo firması ve çiftçiler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıktan bahsetmek gerekmektedir.

2019 yılında PepsiCo firması Hindistan’da yürürlükte olan Bitki Çeşitlerinin Korunması ve Çiftçi Hakları Kanunu’nun (PPV&FR) 64. maddesi[6] çerçevesinde, tescilli bitki çeşidi hakkını ihlal ettikleri gerekçesiyle Gujarat’ta rakip yerel firmalara, soğuk hava deposu ve tohum işletmelerine ve de dört adet çiftçi aleyhine dava[7]  açmıştı.

Bu davanın Hindistan’da büyük tepki toplaması üzerine PepsiCo, çiftçiler aleyhindeki tüm davalarını hükümet ile yapılan görüşmeler sonunda, uzlaşmazlıkların uzun vadeli ve dostane şekilde çözülmesini amaçladıklarını belirterek geri çekti.[8]

Bu davayı takiben, aktivist Kavitha Kuruganti tarafından 2019 yılında tescilin iptali için yapılan başvuru 3 Aralık 2021 tarihinde karara bağlanmıştır. Kararda birden fazla gerekçe ile PepsiCo firmasına ait yeni bitki çeşidi tescilinin iptaline karar verilmiştir. İptal gerekçeleri aşağıdaki şekildedir:

  1. PPVFRA 34. madde (a) bendinde düzenlenen, tescil belgesinin verilmesinin başvuran tarafından sağlanan yanlış bilgilere dayanması hükmü.
  2. PPVFRA 34. madde (b) bendinde düzenlenen tescil belgesinin bu kanun çerçevesinde koruma elde etmeye uygun olmayan bir kişiye verilmesi hükmü.
  3. PPVFRA 34. madde  (c) bendi doğrultusunda tescil için gerekli olan bilgi, belge veya materyallerin tescil otoritesine sunulmaması hükmü.
  4. PPVFRA 34. madde (h) bendi doğrultusunda tescilin kamu yararına aykırı olması hükmü.[9]

Bazı dernek ve kuruluşlara göre; çiftçi hakları savunucuları tarafından PepsiCo India gibi çok uluslu büyük bir şirkete karşı dava kazanılması büyük bir başarıdır ve bu kararın çiftçilerin tohumları kullanma serbestisini desteklediği ve kararın kamu yararı bendine atıf yapması nedeniyle çok önemli ve tarihi olduğu düşünülmektedir.

Ancak, kararda çok uluslu büyük şirketlerin haklarının kapsamı ve etkisi hakkında bir unsur bulunmadığı, dolayısıyla çıkarılacak tek sonucun başvuru sahiplerinden beklenen şekli şartlara dikkat edilmesi gerektiği olduğu ve kararın tamamen şekli bir karar olduğu yönünde görüşler de bulunmaktadır.

Şöyle ki[10]; PepsiCo’ya ait FL2027 bitki (patates) çeşidi tescili, Amerikalı Dr. Robert W. Hoopes tarafından geliştirilmiştir. Dr. Hoopes haklarını, unvanını daha sonra Frito-Lay North America, Inc. olarak değiştirilen Recot Inc, ABD’ye ve daha sonra bitki çeşidi başvuru sahibi olan PepsiCo India Holdings Private Limited’e devretmiştir. Dr. Hoopes ve Recot Inc. arasındaki devrin 1999 tarihli Hindistan Damga Yasası’nın gerektirdiği şartlarda yapılmadığı ve devreden tarafından imzalanmış gibi görünmediği tespit edilmiştir. Buna ek olarak, Recot, Inc. ile PepsiCo India arasında herhangi bir devir sözleşmesi yapılmadığı ve iki firma arasında sözlü olarak devir gerçekleştirdiği iddia edilmiştir.

Ayrıca, kararda başvuru tarihinin ABD’nde 2002 yılında, Hindistan’da ise 2009 yılında olduğu ve bu çelişki nedeniyle başvurunun “mevcut çeşit” olarak kaydedilmesi gerekirken “‘yeni bir çeşit” olarak kaydedildiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede; PepsiCo tarafından gerçekleştirilen başvuruda yeni çeşidin tescili için gerekli olan “yenilik” kriterinin bulunmadığı görülmüştür. Şöyle ki; başvuruya konu bitki çeşidinin satış tarihi, Hindistan’daki başvuru tarihinden öncedir ve bu bağlamda “yenilik” kriteri sağlanamamıştır ve bu nedenle de mahkeme kararında tescilin iptal edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.  Dolayısıyla, materyal ve şekli şartların göz ardı edilmesi gibi eksiklikler, tescilin iptal gerekçelerinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Dünyaca ünlü büyük bir şirket olan PepsiCo’nun bunun gibi usul eksiklikleri nedeniyle tescilinin iptal edilmesi ise epeyce şaşırtıcıdır.

Uygun belgeler ile PepsiCo firmasına yeniden ilgili tescilin verilip verilmeyeceği şu anda net olarak bilinmiyor. Ancak, yeniden tescile kadar bu ihtilaf, kimilerine göre çiftçi haklarına, kimilerine göre ise tescil prosedürlerindeki eksiklere ilişkin önemli davalardan biri olarak hatırlanacaktır.

Aysu TAŞ

Mart 2022

aaaysutas@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Protection of Plant Varieties and Farmers Rights’ Authority (PPV&FRA) . https://plantauthority.gov.in/

[2] https://plantauthority.gov.in/judgement-dated-03122021-revocation-application-relating-fl-2027-kavita-kuruganti-vs-pepsico-india

[3] Mustafa Tüysüz, ‘Sınai Mülkiyet Hakları Çerçevesinde Yeni Bitki Çeşitleri Üzerindeki Islahçı Hakkının Korunması’ (Ankara Üniiversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk (Ticaret Hukuku) Anabilim Dalı, 2006). s.38

[4] Section 39 in The Protection of Plant Varieties and FarmersRights Act, 2001

(iv) a farmer shall be deemed to be entitled to save, use, sow, resow, exchange, share or sell his farm produce including seed of a variety protected under this Act in the same manner as he was entitled before the coming into force of this Act: Provided that the farmer shall not be entitled to sell branded seed of a variety protected under this Act. Explanation.—For the purposes of clause (iv), “branded seed” means any seed put in a package or any other container and labelled in a manner indicating that such seed is of a variety protected under this Act.

[5] https://spicyip.com/2019/04/the-farmers-rights-law-lays-the-ipr-trap.html

[6] Section 64 in The Protection of Plant Varieties and FarmersRights Act, 2001

64. Infringement.—Subject to the provisions of this Act, a right established under this Act is infringed by a person—

(a) who, not being the breeder of a variety registered under this Act or a registered agent or a registered licensee of that variety, sells, exports, imports or produces such variety without the permission of its breeder or within the scope of a registered licence or registered agency without permission of the registered licensee or registered agent, as the case may be;

(b) who uses, sells, exports, imports or produces any other variety giving such variety, the denomination identical with or deceptively similar to the denomination of a variety registered under this Act in such manner as to cause confusion in the mind of general people in identifying such variety so registered.

[7] PepsiCo India Holdings Pvt Ltd versus Atop Food Products Pvt Ltd R/SCA No. 6244 of 2018

PepsiCo India Holdings Pvt Ltd versus M/s Krishna Cold Storage Civil Suit No. 8 of 2018

PepsiCo India Holdings Pvt Ltd versus M/s Prabhudas Patel & Others Civil Suit No. 7 of 2018

[8] https://www.thehindu.com/business/Industry/pepsico-to-withdraw-case-against-gujarat-potato-farmers/article27013935.ece?homepage=true&utm_campaign=socialflow&fbclid=IwAR1ALQoY3XVnlMD47dfuPOcI_Z7KM_fRgQDSnGKgXIZSGvMdyd-anjlmh60

[9] 34. Revocation of protection on certain grounds.—Subject to the provisions contained in this Act, the protection granted to a breeder in respect of a variety may, on the application in the prescribed manner of any person interested, be revoked by the Authority on any of the following grounds, namely:—

(a) that the grant of the certificate of registration has been based on incorrect information furnished by the applicant;

(b) that the certificate of registration has been granted to a person who is not eligible for protection under this Act;

(c)that the breeder did not provide the Registrar with such information, documents or material as required for registration under this Act;

(h)that the grant of the certificate of registration is not in the public interest: Provided that no such protection shall be revoked unless the breeder is given a reasonable opportunity to file objection and of being heard in the matter.

[10] https://spicyip.com/2021/12/looking-at-ppvfr-authoritys-cancellation-of-pepsico-indias-extant-potato-variety-protection.html

SÖYLEŞİYORUZ # X – Doç. Dr. FÜLÜRYA YUSUFOĞLU BİLGİN CUMA GÜNÜ BİZLERLE!



IPR Gezgini’nin Türkiye’de fikri haklar alanına katkı vermiş önemli isimlerle söyleşileri devam ediyor.

SÖYLEŞİYORUZ’un Mart ayı konuğu, Türk fikri mülkiyet camiasının akademi alanındaki önemli isimlerinden Doç. Dr. Fülürya YUSUFOĞLU BİLGİN!

IPR Gezgini adına Elif AYKURT KARACA‘nın yönelttiği soruların yanıtlandığı Söyleşi 25 Mart Cuma günü yayında olacak!

Fülürya Hoca’ya sorularımıza verdiği içten yanıtlar için teşekkür ediyor ve tüm okurlarımızı bu keyifli söyleşiyi okumak için Cuma günü IPR Gezgini’ne davet ediyoruz.

IPR Gezgini

Mart 2022

iprgezgini@gmail.com

SON MARKA BAŞVURULARI ÜZERİNDEN AMERICAN EXPRESS’İN BEKLENEN METAVERSE, NFT, KRİPTO PARA VE BLOKZİNCİR AÇILIMLARI



Finansal medya organı Benzinga’nın 16 Mart 2022 tarihli haberine[1] göre, Delaware merkezli American Express Marketing & Development Corp., Metaverse ve NFT’lere olan ilgisini USPTO’ya (ABD Patent ve Marka Ofisi) taşıdı.

American Express, 9 Mart 2022 tarihinde USPTO nezdinde 7 adet marka başvurusu yaptı. Bunlardan iki tanesi şekil markası olup kalanları “AMERICAN EXPRESS”, “AMEX”, “CENTURION”, “MEMBERSHIP REWARDS” ve “SHOP SMALL” ifadelerini içeren kelime markalarıdır. Bu markalara ilişkin mal ve hizmet sınıflarının kapsamı incelendiğinde ise, şirketin yakın zamanda Metaverse, NFT, kripto para ve blokzincir açılımları yapmayı planladığını görmek mümkün.

1(b) başvurusu olarak bilinen “intent to use” temelli başvurular (kullanma niyetine dayanan başvuru), Amerikan marka sistemine has bir başvuru türü olup, markanın hâlihazırda kullanılıyor olmadığının, ancak iyi niyetli bir kullanma niyetinin bulunduğunun beyan edildiği başvurulardır. Bununla, başvuru sahibinin salt markayı kullanma fikrinden daha fazlasına sahip olduğu, ancak piyasaya girmek için çeşitli gerekçelerle henüz hazır olmadığı durumlar kastedilir. (Örn.; bir iş planın olması, ürün numunelerinin hazırlanmış olması veya diğer ön işletme faaliyetlerinin yürütülüyor olması 1(b) kapsamında değerlendirilir.) Bahsi geçen 7 marka başvurusunun tamamında ve her bir sınıf nezdinde 1(b) başvurusunun yapılmış olmasından hareketle, American Express’in yakın zamanda bu alanlarda hizmet vermeye başlayacağını söylemek tutarlı bir çıkarım olacaktır.

Bu başvurulardaki mal ve hizmet sınıflarının tamamında (“metaverse” ve “blockchain” ifadelerinin ayrı ve bitişik yazılması gibi ufak farklar hariç) aynı kapsam tercih edilmiş. Büyük markaların, “downloadable virtual goods” (indirilebilir sanal mallar) ifadesini Metaverse’teki kullanımı içermek üzere 9. sınıf kapsamında USPTO nezdinde yaptıkları marka başvurularında sıkça tercih ettikleri biliniyor. Bu bağlamda, American Express tarafından yapılan 7 başvurunun 6 tanesinde 9. sınıfın tercih edilmesi, diğer büyük şirketlerle paralel bir yol izlendiğini gösteriyor. Bu başvurularda, hizmet sınıflarından ise; yine büyük şirketlerin Metaverse’teki kullanımı içermek üzere sıkça tercih ettikleri; 35., 36. ve 42. sınıflar için 5 başvuruda, 45. sınıf için 4 başvuruda ve 39. sınıf için ise 3 başvuruda koruma talep edilmiş. Bunların da sanal ürünlerin Metaverse gibi sanal ortamlarda satışa sunulmasına ilişkin hizmetler ve bu ürünler vasıtasıyla sunulacak olan eğlence hizmetleri gibi sanal ürünlerle bağlantılı hizmetlere ilişkin sınıflandırmaları içerdiği görülüyor. Başvuruların tamamının mal ve hizmet listesi yazının sonunda görülebilir.

American Express’in bu başvuruları ile ayrıca son zamanlarda oldukça fazla konuşulan NFT’ler alanında da açılım yapmayı planladığını anlayabiliyoruz. 9. sınıfta “digital media, namely, non-fungible tokens (NFTs) featuring textual and graphic content” (dijital içerikler; özellikle, metinsel ve grafik içerikleri ön planda olan NFT’ler) ve 35. sınıfta “provision of an online marketplace for buyers and sellers of digital media, namely, non-fungible tokens (NFTs) featuring textual and graphic content” (özellikle metinsel ve grafik içerikleri ön planda olan NFT’ler gibi dijital içeriklerin alıcı ve satıcılarına çevrimiçi pazaryeri sağlanması) ifadelerinin yer aldığı görülüyor.

Yine aynı başvurularda, 36. sınıf kapsamında kripto para ve blokzincir alanlarına ilişkin ifadeler de yer alıyor. Bu sınıf nezdinde; metaverse ve diğer sanal dünyalarda paranın elektronik transferine ilişkin destek, kripto para ve sanal para hizmetleri, e-cüzdan hizmetleri, dijital varlıklar ve blokzincir varlıkları, elektronik nakit benzerlerinin transferinin kolaylaştırılması, e-cüzdan vasıtasıyla fatura ödeme hizmetlerinin sağlanması ve kripto para alım-satım hizmetleri, dijital para ve kripto paralar ile dijital varlık ve blokzincir varlıklarının yönetimi gibi kalemleri içeren oldukça geniş kapsamlı bir hizmet portföyünün tanımlanmış olduğu da dikkat çekiyor.

Bu başvurular üzerinden, American Express’in yükselen teknolojilerin gerisinde kalmamak için bu teknolojileri iş planına dâhil etme çabası içinde olduğunu net bir şekilde söylemek mümkün. Bu çabaların meyve verip vermeyeceğini ise zaman gösterecek.

Işıl Selen DENEMEÇ

Mart 2022

isilsdenemec@gmail.com


DİPNOT

[1] https://www.benzinga.com/markets/cryptocurrency/22/03/26161534/american-express-files-for-nft-and-metaverse-trademarks


BAŞVURULAR VE KAPSAMLARI

(Görseller üzerlerine tıklanarak büyütülebilir.)

SÜRDÜRÜLEBİLİR GELENEKSELLİK İÇİN İNOVASYON ŞART!

Coğrafi işaretlerden bahsederken “geleneksel” atfını kullanmak, hem ulusal hem de uluslararası alanda sıkça karşılaşılan bir durum olmasına rağmen, menşe adı ve mahreç işareti de dâhil olmak üzere, coğrafi işaret tanımlarında geleneksel kelimesi yer almaz.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye’nin dışında sınırlı sayıda ülkede “geleneksel ürün adı” (AB’deki “traditional speciality guaranteed – TSG” kavramı) koruması bulunur ve ilgili mevzuattaki gelenekselliğe yönelik tanımlarda, ürün ile köken bağı kurulmaz. Diğer bir deyişle ürünün, üretim zorunluluğu bakımından “coğrafi bir yer ile ilişkisi bulunmaz”. Dolayısıyla özellikle geleneksel ürün adına koruma sağlayan ülkelerde, coğrafi işaret ile geleneksel kavramlarının birlikte kullanılması; geleneksel ürün adının da tıpkı menşe adı ve mahreç işareti gibi, coğrafi işaret çatısı altında yer alan bir coğrafi işaret çeşidiymiş gibi yanlış algı yaratmasına neden olabilir. Bu sebeple coğrafi işaretle birlikte kullanılan “geleneksel” kelimesinin aslında, “yerelliğe dayalı kökleşmiş uygulamalarla şekillenen ürün”e işaret ettiğinin varsayılması, uygun bir yaklaşım olacaktır.

Coğrafi işaretler ve geleneksel ürünler söz konusu olduğu zaman inovasyondan bahsedildiğinde, birçok kişi “Olur mu hiç!” tepkisini verebilir. Gıda ürünlerinde margarin kullanılmasının, el işçiliği yerine sanayi tipi üretim yapılmasının ve benzer şekilde çoğaltabileceğimiz örneklerin yadırganması, bu tepkinin doğal bir uzantısı olarak karşımıza çıkar.

İnovasyon ile gelenekselliğin karşıt mefhumlar olmadıklarını, aksine sürdürülebilirliğin sağlanması için bir arada bulunmalarının son derece önemli olduğunu gösteren bir örnek, AB nezdinde yürütülen LIFE TTGG (Life The Tough Get Going) Projesidir.

Sera gazının salınımını azaltmak, küresel ısınmayla mücadelede en önemli araç. Tarımsal üretim, tüm dünyadaki sera gazı salınımının %10-12’lik dilimine sahip. İthalat ve ihracat değerleri dikkate alındığında AB’nin süt ürünleri sektörü, küresel pazarın en önemli aktörlerinden. Sektörün, toplam salınımın yaklaşık %40’ına sahip enterik fermantasyon kaynaklı olması, bu mücadelede göz ardı edilemez.   

LIFE TTGG Projesi üniversiteler, genç yenilikçi şirketler (startups), üreticiler, AB’nin iki büyük peynir üreticisi olan İtalya ve Fransa’daki kurumlar ile araştırma kuruluşları arasında sinerji oluşturmakta. Coğrafi işaret olarak korunan Grana Padano ve Comté peynirlerinin üretim süreçlerinin iyileştirilmesi, verimliliğin artırılması ve çevresel etkilerinin azaltılması suretiyle daha sürdürülebilir üretim ve tüketim hedeflenmekte. Elde edilecek bulgular, tüm AB ülkeleri için örnek teşkil edecek.

Projenin amaçları aşağıdaki şekilde özetlenmekte.

  • Üretim miktarı çok fazla olan bu iki peynirin çevreye etkilerinin iyileştirilmesi için, ilgili AB yasal düzenlemeleri kapsamında tavsiye talep edilmesi. (Recommendation 2013/179/EU and its Product Environmental Footprint Category Rules – PEFCR for Dairy products)
  • Süt ürünlerinin, Ürün Çevresel Kategori Kuralları çerçevesinde Ürün Çevresel Ayak İzi değerlendirmesinde hesaplamayı kolaylaştıran bir veri tabanı, yani yaşam döngüsü envanteri geliştirilmesi.
  • AB’nin, çevresel ayak izi hesaplamayı ve azaltmayı amaçlayan menşe adı korumasına sahip tüm peynirleri (inek sütünden yapılan sert ve yarı sert peynirler) için, çevresel karar destek sistemi geliştirilmesi.
  • Yazılım sayesinde, tedarik zincirinin tüm aşamalarında Mevcut En İyi Teknikler uygulanarak kaynak verimliliği ve çevresel etkilerin azaltılmasındaki teknik çözümlerin değerlendirilmesi. Bu yazılım, kılavuzlarıyla birlikte İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca dillerine çevrilecek.

Temmuz 2017 – Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülecek LIFE TTGG Projesinin bütçesi 2.148. 987 € ve bunun %59’luk kısmı AB katkısı. Proje ekibi, AB gıda sektörünün tüm tedarik zincirinde 10 yıldan fazla deneyime sahip multidisipliner uzmanlardan oluşuyor.

Grana Padano peynirinin korunması, tanıtılması ve üretiminin güçlendirilmesi için 1954 yılında Tutela Grana Padano Konsorsiyumu kurulmuştur. Konsorsiyumdan alınan verilere göre 2020 yılında 5.255.451 teker Grana Padano üretilmiştir. 128 üretim tesisi, 149 olgunlaştırıcı (affineur), 196 paketleyici ve 4.000 süt üretim çiftliği var. Üretim zincirinde çalışan işçi sayısı 40.000. Üretimde kullanılan süt miktarı 2.785.524,378 ton olup bu miktar, İtalyan süt üretiminin yaklaşık %22’si. Peynir üretiminin %62,6’sı kooperatif, %37,4’ü ise endüstri tarafından yapılıyor. Süt sağlayan hayvanların refahına önem veriliyor ve 2019 yılından itibaren denetim sistemi içinde hayvan refahı da değerlendiriliyor. Konsorsiyum, Grana Padano üretiminin çevresel sürdürülebilirliği için 2007 yılından itibaren önemli taahhütlerde bulunmuş ve bu durum, WIPO’nun 2020 yılındaki Dünya Fikri Mülkiyet Günü etkinliğinde de yer almıştı.

2020 yılındaki üretimi 64.500 ton olan Comté peynirinin korunması ve diğer sorumluluklar, Comité Interprofessionnel de Gestion du Comté – CIGC Komitesi tarafından üstlenilmiş durumda. 2.500 süt çiftliği ve peynir üretilen 150 tane küçük köy var. Bu yerlere “fruitières” adı veriliyor. Comté için de bu Projeden önce birçok sürdürülebilir biyoçeşitlilik, düşük karbon çiftlikleri vb inisiyatifler mevcut. Proje için ham veri; yıllık süt üretimi 400 – 800 bin litre olan 29 çiftlik; yıllık üretimi 400 – 800 ton olan 19 işleme tesisi ve yıllık işlem hacmi 5 bin tonun altında 3, üstünde 2 olan toplam 5 olgunlaştırıcıdan anket yapılarak sağlanmıştır. Elde edilen veriler aynı zamanda, üretim sürecindeki enerji denetimi için de kullanılacak.

Grana Padano’nun tedarik zincirindeki 65 çiftlikten, 20 mandıra / olgunlaştırıcı ve 18 paketleyiciden; Comté’nin tedarik zincirindeki 35 çiftlikten, 15 mandıra / olgunlaştırıcıdan veri toplanmıştır. Hazırlanacak veri tabanı ile hesaplanacak çevresel ayak izi, her bir konsorsiyum düzeyinde karşılaştırma yapılabilecek ve tüketim verilerini yönetebilecek.

Grana Padano’nun süt çiftliklerinin çevresel etkisindeki en büyük paya sahip olan faktörler; %34 satın alınan yemler, %25 çiftlik içi yemler, %16 gübre ve %12 enterik fermantasyon.   

Mandıralardaki enerji etkinliğinin artırılması için; Konsorsiyumun diğer mandıralarındaki enerji ve su tüketimi mukayesesi yapılarak en çok enerji tüketen alanlar ve enerji tüketimini azaltma potansiyeli tespit edilecek.

Ambalajlamanın gıda israfını önlemedeki rolü ise sanılandan çok daha önemli ve dikkat çekici veriler içeriyor.

Gıda kayıpları toprakta-çiftlikte, üretimde ve dağıtımda, israf ise kullanımda ve tüketim tarihi bakımından yaşanmakta.

Gelişmiş ülkelerde market alışverişinin plansız yapılması, uygun olmayan saklama koşulları, yetersiz ambalajlama ve ürünlerin kullanımı sırasındaki tüketici alışkanlıkları, gıdaların yaklaşık %30’luk miktarının kaybına yol açmakta. 2013 yılı FAO verilerine göre, gelişmiş ülkelerdeki 222 milyon tonluk gıda israfı, neredeyse Sahra Altı Afrika ülkelerinin 223 milyon tonluk gıda üretimi toplamına eşit.

Grana Padano’nun tedarik zincirinde; 2016-2017 yıllarında 18 tesisten alınan verilere göre paketleme tesislerinde %1,4, süt ürünleri için AB Komisyonunun Ürün Çevresel Ayak İzi Kategori Kurallarına göre nakliye ve market toplamında %0,5, evde ise %7 oranında kayıp meydana geliyor.

1 kg Grana Padano; gerçekte 15,1 litre çiğ süt ile üretiliyorken, çiğ sütten eve kadar olan zincirde hiçbir kayıp olmadığı varsayıldığında 13,75 litre çiğ süt gerektiriyor.

1 kg’lık rendelenmiş Grana Padano paketindeki kayıp, vakumla paketlenen dilimlenmiş peynire kıyasla 25 g daha fazla.

Uygun ambalaj raf ömrünü uzatıyor; gıdayı koruyor; satın alınan ve tüketilen gıda miktarını eşitliyor; aç-kapa ambalajlar gibi, tüketicinin gıda israfını önlemeye yönelik eylemleri gerçekleştirmesine yardımcı oluyor; son kullanma tarihinin doğru yorumlanmasını sağlıyor; uygun muhafaza koşulları hakkında bilgi veriyor ve tüketicileri gıda atıklarının çevresel etkileri konusunda bilgilendiriyor.

Ambalaj yüzeyinin %85’i, tüketiciyi cezbetme gibi ikincil işlevlere ayrılırken, son kullanma tarihi gibi tüketiciyi bilgilendirme amaçlı birincil unsurlar ise sadece %15’lik paya sahip.

Life TTG Projesinin bu konuda çalışan uzmanları, ambalajın taşıması gerektiği özellikleri, “ambalaj etik kartı” adı altında aşağıdaki gibi sıralıyor.

  1. Sorumluluk: Ambalaj; tasarımından, malzemesinden, bilgilendirici olmasından, çevreye etkisinden vb her açıdan herkese karşı birçok sorumluluğun bileşkesidir. 
  2. Denge: Taşıdığı sorumluluklar bakımından dengeli bir şekilde tasarlanmalı.
  3. Güvenli: Tüm yaşam döngüsü boyunca güvenli olmalı.
  4. Ulaşılabilirlik: Kullanıcı dostu olmalı ve kendini ifade edebilmeli.
  5. Şeffaflık: Tüm yasal düzenlemelere uygun olduğu ve doğruyu söylediği sürece şeffaftır ve ancak şeffaf olabildiği sürece tüketiciyle güven bağı kurar.
  6. Bilgilendirici: Yasal açıdan zorunlu ve faydalı diğer bilgileri sunmalı.
  7. Güncel: İçinde bulunduğu toplumun kültürüyle uyumlu ve karşılıklı etkileşimli olmalı.
  8. İleri görüşlü: Yeni tüketim ve davranış modellerine uyum sağlayarak gelişebilir olmalı.
  9. Eğitici: Tüketici ile sürekli diyalog halinde olduğundan, eğitici işlevinin bilincinde olmalı.
  10. Sürdürülebilirlik: Ambalaj çevreye saygılıdır. Ürün ve kullanımı ile tamamıyla dengeli biçimde tasarlanırsa sürdürülebilirdir.           

Life TTG Projesi için 2021 yılı Aralık ayında çevrimiçi bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Tedarik zincirinde yer alan üreticilerin, kendilerinin çevreye etkilerini merak ettikleri ancak veri toplamanın ve belgelemenin zor olduğu, tüm verilere sahip olunduğu takdirde sürecin başarılı yönetilip uygun politikaların benimsenebileceği ifade edildi. Veri elde etmek kolay olmadığı için, sektörü en iyi şekilde temsil edecek en az sayıda üretici seçmenin ve karşılaştırılabilir kriterler benimsemenin önemli olduğu vurgulandı. Ayrıca özellikle çabuk bozulabilen gıdalarda, son tüketim tarihi yaklaştıkça renk değiştiren ambalajların da tercih edilebileceği belirtildi.  

Gonca ILICALI

Mart 2022


KAYNAKLAR

UKRAYNA İŞGALİ SONRASI UYGULANAN YAPTIRIMLAR RUSYA’DA FİKRİ HAKLAR İKLİMİNİ DEĞİŞTİRDİ



Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yaklaşık üç haftadır sürüyor ve işgalin durdurulması amacıyla farklı devletler tarafından Rusya’ya birçok alanda yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Dünyanın dört bir tarafından çeşitli devletler ekonomik yaptırımlar uygularken, durum çok sayıda fikri hakkın sahibi olan uluslararası firmalarca da göz ardı edilemedi ve bazı şirketlerce önemli kararlar alınmaya başlandı.

Bu yazıda, daha çok Rusya’da faaliyet gösteren uluslararası markaların sahipleri tarafından alınan bazı tedbirlerden bahsedecek ve buna ilaveten henüz fazla ses getirmemiş olsa da Rus devleti tarafından fikri mülkiyet hakları özelinde alınabilecek bazı kaygı verici tedbirler hakkındaki ilk sinyalleri aktarmaya gayret edeceğiz.

İşgalin başlangıcından bu yana, birçok ünlü marka boykot kararı alarak, Rusya ile olan ithalat-ihracat ilişkisini askıya aldı. Örneğin, Apple Rusya’daki tüm satışlarını durdurduğunu, rakibi Samsung ise sevkiyatlarını askıya aldığını duyurdu. Nike, Rusya’daki online web sitesi satışlarını durdururken, Harley Davidson motosikletleriyle ilgili tüm işlerini durdurarak sevkiyatları askıya aldı. H&M, Mango ve Canada Goose gibi moda şirketleri ticari faaliyetlerinin çoğunu askıya alırken, IKEA tüm ithalat ve ihracatlarını durdurdu.

En son olarak ise McDonald’s Rusya’daki 850’ye yakın restoranını geçici olarak kapatacağını bildirdi ki bu karar, gelirinin %9’unu Ukrayna ve Rusya’dan elde eden bir şirket için tahmin edileceği üzere önemli bir karardır. McDonald’s’ın onu diğer markalardan ayıran önemli bir özelliği daha var. Söz konusu fast-food zinciri, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ülkede açılan ilk Batılı zincirlerden biriydi ve Sovyet sonrası hayatın bir nevi sembolü haline gelmişti.  

Boykot ve yaptırımlar karşısında, tabii ki Rus devleti de sessiz kalmadı. The Washington Post’ta yer alan bir habere göre; önce Ekonomi Kalkınma Bakanlığı tedarik zincirindeki kesintilerin piyasa üzerindeki etkisini azaltmak ve Batı menşeili mallarda oluşacak olası darboğazı önlemek amacıyla eylem planı oluşturulduğuna dair bir kararname yayınladı.

Rus devletince yayınlanan bu kararnamede yer alan eylem planı fikri mülkiyet sahiplerini yakından ilgilendiriyor. Söz konusu eylem planının ana fikri, Rusya’ya karşı dostane davranış sergilemeyen ülkelerin hak sahiplerinin münhasır haklarının “geçici” olarak kaldırılmasına yöneliktir. Dostane davranış sergilemediği Başbakan Mihail Mişustin tarafından onaylanan ülkeler arasında Avustralya, AB üye ülkeleri, İzlanda, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Kore, Singapur, İsviçre, Tayvan, Ukrayna, Birleşik Krallık ve ABD yer alıyor. Bakanlığın yayınladığı bu eylem planından iki gün sonra ise Başbakan, yaptırım uygulayan ülkelerin fikri mülkiyet sahiplerinin münhasır haklarının Rusya’da izinsiz kullanılması halinde tazminat verilmeyeceğini açıkladı. Aslında Rusya Medeni Kanununun 1360. maddesi Rus hükümetine, “fikri mülkiyet sahibine mümkün olan en kısa sürede bilgi verilmesi ve makul bir tazminat ödenmesi şartıyla ulusal güvenlik yararına, fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin rızası olmaksızın buluşların, faydalı modellerin ve endüstriyel tasarımların kullanımına izin verme yetkisi” vermektedir. Başbakanın yaptığı açıklamaya göre ise kanunun bu maddesinin tazminat ve önceden haber verme şartları bakımından tam olarak uygulanmayacağı anlaşılıyor.

Rusya bu maddeyi aslında yakın geçmişte, ancak pandemi tedbirleri çerçevesinde kullandı. 2020 yılında Gilead firmasına ait Covid-19 ile ilgili ilacın basit bir versiyonunun üretilmesi için Rus ilaç firması olan Pharmasyntez’e izin verdi. Ardından Gilead hükümetin bu kararına karşı bir dava açtı, ancak dava ilgili mahkeme tarafından reddedildi.

2021 yılı Eylül ayında açılan bir dava hakkında Ukrayna işgali sonrası verilen bir karar ise özellikle dikkat çekicidir. Sky News’de yayımlanan bir habere göre, Peppa Pig isimli çizgi karakterin markalarının benzerlerini izinsiz kullanan bir Rus vatandaşına karşı marka sahibi Entertainment One tarafından açılan tazminat davası, davayı gören Rus mahkemesince geçtiğimiz günlerde reddedilmiştir. Habere göre Rus Mahkemesi davayı reddederken kararında, A.B.D. ve müttefiklerinin dostça olmayan eylemlerinden de bahsetmiştir.

Gelişmeleri ve açıklamaları marka sahipleri açısından değerlendirecek olursak, öncelikle marka haklarının yeterince ve/veya gerektiği gibi korunmaması Rusya’da çok sayıda bilinir/tanınmış markanın taklidinin kontrolsüzce üretilmesine neden olabilecektir. Elbette ki, bu istenmeyen sonucu sadece markalarla sınırlı tutmamak ve diğer fikri haklar bakımından da düşünmek yerinde olacaktır. Bir diğer olası sonuç, işgal ve savaş hali bittikten sonra da marka ve diğer fikri hak sahiplerinin tekrar Rusya pazarına girmek için kendilerini güvende hissedemeyecek olmasıdır. Rus devletinin karşı yaptırımları henüz devreye girmeden hak sahiplerinin halihazırda uğradıkları ekonomik kayıplar, Rus devletinin fikri haklara yönelik olası yaptırımlarıyla birlikte düşünüldüğünde, fikri hak sahiplerinin gelecekte tekrar Rusya pazarına girmek için motivasyonlarının oldukça düşük olacağı şimdiden öngörülebilir.

Sinem GÖZÜBÜYÜK

sinem_yavas@hotmail.com

Mart 2022


KAYNAKÇA

https://www.worldtrademarkreview.com/anti-counterfeiting/russian-government-considers-suspending-ip-rights-of-foreign-companies

https://www.managingip.com/article/b1x2lwt4vq3fml/russia-allows-ip-compulsory-licensing-against-sanctioning-states

https://www.washingtonpost.com/business/2022/03/09/russia-allows-patent-theft/

https://www.newsweek.com/russian-news-says-trademark-loopholes-could-used-reopen-mcdonalds-1686981?amp=1

https://news-sky-com.cdn.ampproject.org/c/s/news.sky.com/story/amp/ukraine-war-russia-targets-peppa-pig-in-retaliation-for-sanctions-amid-battle-over-cartoon-characters-trademark-12564846

Zorunlu Lisans ve Patent Havuzu Sistemlerinin Karşılaştırılması



1. Giriş

Gelişmiş toplumlar, 15. yüzyılda başlayan ve günümüzde de devam eden süreçte, teknolojik gelişmelerin en önemli dinamiğini oluşturan fikri ve sınaî buluşların devamlılığını ve kalitesini

artırmak amacıyla gerek hukuki, gerekse iktisadi anlamda birçok düzenleme geliştirmişler, hem ulusal hem de uluslararası alanda söz konusu düzenlemeleri kurumsal bir disiplin içerisinde sistematik hale getirme ihtiyacı duymuşlardır.[1]

Tarihi süreç içerisinde resmi anlamda fikri ve sınaî buluşların korunmasına yönelik olarak bilinen en eski uygulama 1474 yılında uygulamaya konulan Venedik Patent Kanunu’dur. Dünyada buluşların korunmasına yönelik ikinci hukuki uygulama da 1623 yılına ait İngiliz Tekel Kanunu’

dur. Bu kanunla patent süresi sınırlandırılmakta ve bu süre en fazla 14 yıl olarak belirlenmekteydi. 1623 Tekel Kanunu ile mülkilik ilkesi, yani kanunun yalnızca o ülke için geçerli olacağı ilkesi de getirilmişti.[2]

İngiliz modelinden yoğun bir şekilde etkilenmiş olan Amerikan patent sistemi de 1790 yılında kuruldu. Bağımsızlığını kazandıktan hemen sonra ABD, 1787 yılında yürürlüğe koyduğu Anayasasına, “faydalı teknoloji ve bilimlerin geliştirilmesini teşvik için… Parlamento… buluş yapanlara… belirli bir süreyle sınırlı olmak üzere münhasır haklar verecektir” hükmünü koydu ve bu hüküm gereği 1790 yılında “Patent Kanunu” yürürlüğe girdi.[3]

1791 yılında yürürlüğe giren “Fransız Patent Kanunu” ise buluşları incelemeksizin patent (buluş belgesi) verme esasına dayanmaktaydı. 1815 yılında Rusya, 1864 yılında İtalya ve 1877 yılında incelemeli patent verme ilkesini benimsemiş olan Almanya Patent Kanunları yürürlüğe girdi. Japonya’da ise buluşlar, 1885 “Patent Tekeli Kanunu” ile korunmaya başlandı.

O dönemin Fransız Patent Kanunundan olduğu gibi çevrilmiş olan “Osmanlı İhtira Beratı Kanunu” ise 1879 tarihinde yürürlüğe girdi ve bu kanun bazı değişiklikler yapılmak kaydıyla 1995 yılına kadar yürürlükte kaldı.[4]

Yukarıda görülebileceği üzere Patent hakları, soyut bilginin giderek önemli hale gelmesi ve bilginin ekonomik değerinin artması ile giderek önemli hale gelmiştir.

Sanayi Devrimi, ekonomik değer üretimini makineleşme ve endüstriyel üretim üzerine kurmuştur. Bu durumun sonucu olarak endüstriyelleşmeye ve ilgili kaynakların ulusal ve uluslararası düzeyde dağılımına hizmet edecek fikirlerin ve bu fikirlerin mekanik olarak ortaya konulmasının korunmasının önemi giderek artmıştır. Ayrıca fikri ve mekanik anlamda üretim faaliyetlerinde bulunacak kişilere maddi anlamda teşvik sağlayacak bir sistem inşası zorunlu hale gelmiştir.

Şekil 1 – 2020 senesinde en fazla patent  başvurusuna sahip 5 patent ofisinin 2011-2020 arasındaki toplam patent başvurularına göre patent başvuru yüzdeleri (WIPO IP Statistics Data Center)

Yukarıdaki verilerden anlaşılabileceği üzere dünya ekonomisinde önemli yere sahip ülkeler, aynı zamanda patent başvurularında da ilk sıradadırlar. Bu veriler şaşırtıcı değildir. Patentlerdeki teknik bilgiler, özellikle 21. yüzyılda bilgi merkezli haline gelmiş olan dünya ekonomisinin temel taşlarını oluşturmaktadır. Patentlerin içerdiği bilginin çeşitli sektörlerdeki aktörler tarafından hukuki sınırlar çerçevesinde kullanılması, ilgili devir ve lisanslama işlemleri ve özellikle son yıllarda gelişen Patent Analitiği metotlarının kullanılması ile patent verilerinden değer elde edilmesi konuları, ekonomik ve hukuki anlamda büyük önem arz etmektedir.

Patentlerdeki teknik bilgilerin ve ilgili lisans ve mülkiyet haklarının hukuki bir çerçeve içerisinde dağılımı, inovasyonu ve ekonomik anlamda değer üretimini tetikleyecek ve bilginin daha rahat bir şekilde ulaşılabilir olmasını sağlayacaktır. Bu dağılımın bireylerin haklarını, özellikle de mülkiyet hakkını ihlal etmeden gerçekleşmesi elzemdir. Bireylerin mülkiyet hakkı ve teknolojinin gelişmesi ve rekabetin sağlanması saikleri arasındaki dengeyi sağlamak için çeşitli modeller ve regülasyonlar geliştirilmiş ve ortaya konmuştur. Bu makalede bu regülasyon ve modellerden zorunlu lisans sistemi ve patent havuzları üzerinde durulacaktır.

2. Zorunlu Lisans Sistemi

Patent hakkı elde etmiş olanların güçlü yetkilerinin belli sınırları bulunmaktadır; bu sınırlardan biri de kuşkusuz, zorunlu lisans (compulsory license) uygulamalarıdır. Zorunlu lisans patent hakkı sahibini kısıtlayıcı niteliktedir. Zorunlu lisans uygulamasında, patent hakkı sahibinin isteği dışında, buluşun belirli bir süre kullanılmaması, patentler arasında bağımlılık, kamu yararı gibi sebeplerle bir lisans verme işlemi söz konusudur. Zorunlu lisans hükümleri uyarınca, devlet ve/veya üçüncü kişiler, patentlerden patent sahiplerinin rızası dışında yararlandırılır (SMK 129-137 maddeler). Zorunlu lisansa yetkili merci tarafından hükmedilir ve teknolojik ürün sahibi, bu ürün uyarınca üçüncü kişilere ilgili teknolojik ürün üzerinde lisans hakkı tanır. Çünkü; hakkın sadece üçüncü şahısları patenti kullanmaktan men etmek için kullanılması, hakkın amacına, rekabet hukuku ilkelerine ve kamu yararına aykırı görülmektedir.[5]

SMK 129. madde uyarınca zorunlu lisans kural olarak mahkemeden istenir, ancak patent sahibinin, patent kullanılırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması halinde ise Rekabet Kurulundan istenir. Öte yandan kamu yararı kapsamında SMK 132. maddeye göre zorunlu lisansa Bakanlar Kurulu karar vermektedir.[6]

SMK 131. madde, ilgili patentin kullanılmaması durumunda zorunlu lisans talebini kısıtlamamış, herkesin bu talepte bulunabilmesinin önünü açmış ve herkese bu hakkı tanımıştır. Patentler arasında bağımlılık ilişkisinin mevcudiyeti söz konusuysa bu talep sadece ilgili patentin sahibine tanınmıştır.

Kullanmama Sebebiyle Doğan Zorunlu Lisans Talebi Hakkı

SMK madde 130/2’ye göre, patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasından itibaren üç yıllık veya patent başvurusu tarihinden itibaren dört yıllık sürelerden hangisi daha geç sona eriyorsa, o sürenin bitiminden itibaren ilgili herkes zorunlu lisans talebinin yapıldığı tarihte, patent konusu buluşun kullanılmaya başlanmamış olduğu veya kullanım için ciddi ve gerçek girişlerde bulunulmadığı ya da kullanımın ulusal pazar ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmadığı gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesini talep edebilir. Söz konusu durum, haklı bir neden olmaksızın, buluşun kullanımına aralıksız olarak üç yıldan fazla ara verildiği hallerde de uygulanır. [7]

İlgili hüküm şöyledir: “Patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasından itibaren üç yıllık veya patent başvurusu tarihinden itibaren dört yıllık sürelerden hangisi daha geç sona eriyorsa, o sürenin bitiminden itibaren ilgili herkes zorunlu lisans talebinin yapıldığı tarihte, patent konusu buluşun kullanılmaya başlanmamış olduğu veya kullanım için ciddi ve gerçek girişimlerde bulunulmadığı ya da kullanımın ulusal Pazar ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmadığı gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesini talep edebilir. Söz konusu durum, haklı bir neden olmaksızın, buluşun kullanımına aralıksız olarak üç yıldan fazla ara verildiği hallerde de uygulanır.”

Rekabet edenler, zorunlu lisans talep ettiklerinde, patentin kullanımına henüz başlanılmaması ve patentin kullanımındaki gecikmenin haklı bir sebebi olmaması gerekçesine dayanacaktır. Asıl olan patentin kullanılması, sanayiye ve ticarete uygulanması olup, patentin zorunlu lisansa konu yapılabilmesi, patenti kullanmanın yaptırımıdır.[8]

Uygulamada patent sahiplerinin yatırıma girişme ve patenti korumada yaşadıkları tereddütler zorunlu lisans ila karşılaşma riskindendir. Yatırım ve üretim için hazırlık işlemleri, idari izinler, piyasa araştırması, üretim şartlarının ayarlanması zaman almaktadır. Bu gibi kararların verilmesi pazar şartları ve yapılarına göre değişen özellikler arz etmektedir. Eğer patent sahibi üretime geçmekte gecikmesini haklı sebeplere dayanarak açıklarsa, gecikmenin kendi kusurundan değil, müdahale edemeyeceği mercilerin işlemlerinden ileri geldiğini kanıtlarsa, zorunlu lisansın şartlar oluşmaz. SMK madde 130/1’e göre kullanımın değerlendirilmesinde pazar şartları ve patent sahibinin kontrolü ve iradesi dışındaki şartlar göz önünde tutulur. Mülga Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ise bu konuda sadece pazar şartlarının dikkate alınacağını öngörmekteydi. Patent konusu buluşun kullanılmasını engelleyecek nitelikte kabul edilen bu sebepler, patent sahibinin kontrolü ve iradesi dışındaki sebeplerdir. [9]

Patent Konularının Bağımlılığı

Rekabet, pek çok bileşeni olan zor bir denklem olabilir; üretime geçmek isteyen patent sahibi, patentinin önceki bir başka patente bağımlı olması halinde zorunlu lisans yoluna gidebilir. Ancak bunun için, patent konusu buluşun, önceki bir patentten doğan hakka tecavüz edilmeksizin kullanılmasının mümkün olmaması gerekir. Sonraki patent sahibinin, kendi patentinin önceki patentten daha değişik bir sınai amaca hizmet ettiğini veya kendi patentinin önemli bir teknik ilerleme gösterdiğini ispat etmesi şarttır. Ancak konunun bir de diğer yüzü bulunmaktadır; SMK madde 131’e göre bağımlılığı olan patent konusu buluşlar, aynı sınai amaca hizmet ediyor ve bağımlı patentlerden biri lehine zorunlu lisans veriliyor ise, zorunlu lisansa konu olan patentin sahibi de diğer patentin kullanılması için kendisi lehine zorunlu lisans verilmesini mahkemeden isteyebilir.[10]

Kamu Yararı

İdari bir kararla patent sahibinin zorunlu lisans muhatabı olması, mecbur tutulması mümkündür. İlgili Bakanlığın teklifi ile Bakanlar Kurulu’nun kamu yararını gerekçe göstererek bir buluşun kullanımını zorunlu lisans konusu yapmak yetkisine sahip olması, SMK’nın 132. maddesinde düzenlenmiştir. Patent konusu buluşun kullanımının millî savunma veya halk sağlığı bakımından

önemli olması halinde, Milli Savunma veya Sağlık Bakanlıklarının görüşü alınarak ilgili Bakanlıkça teklif hazırlanır. Millî savunma bakımından önemli olması dolayısıyla, zorunlu lisans verilmesine ilişkin karar, buluşun bir veya birkaç işletme tarafından kullanılması ile sınırlandırılabilir. Kamu yararının varlığı şu durumlarda kabul edilir:

• Kamu sağlığı veya millî savunma nedenleriyle buluşun kullanılmaya başlanılması, kullanımın artırılması veya genel olarak yaygınlaştırılması veya yararlı bir kullanım için ıslah edilmesi büyük önem taşıyorsa;

• Patent konusu buluşun kullanılmamasının veya nitelik veya miktar bakımından yetersiz kullanılmasının ülkenin ekonomik veya teknik gelişmesi bakımından ciddi zararlara sebep olacağı hallerde. [11]

Mahkemeye Başvuru

Zorunlu lisans başvuruları, SMK madde 129 uyarınca şartları karşılayan ilgili herkes tarafından yetkili mahkemede yapılabilir. SMK’da hangi mahkemenin yetkili olduğu açıkça belirtilmemişse de, işin niteliği gereği patent sahibinin mukim olduğu yerde mevcut ihtisas mahkemesi veya HSK kararı ile görevlendirilmiş belli Mahkemeyi yetkili kabul etmek gereklidir. [12]

Mahkeme, ancak objektif nitelikteki teknik veya ekonomik sebepleri, patentin kullanılmaması için “haklı sebepler” olarak değerlendirir. Bunların patent sahibinin kontrolü ve iradesi dışında olması şarttır. Örneğin; üretim için alınması gereken ruhsatların idari işlem, test ve araştırmaların uzun sürmesi nedeniyle gecikmesi ve bu gecikmede patent sahibi veya temsilcilerinin rolünün bulunmaması gereklidir.[13]

Genel olarak bakıldığında, zorunlu lisans sistemi mevzuatımızda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Aynı şekilde dünya genelinde de bu sistemin uygulandığını söylemek yanlış olmaz.[14] Ancak tek başına zorunlu lisans sistemi, patentler açısından inovasyonu ve sağlıklı bir rekabet ortamını desteklemeye yetmemektedir. Zorunlu lisans sistemi, kullanmama ve patentlerin bağımlılığı durumunda oldukça nadiren kullanılmalı, asıl olarak kamu yararı çerçevesinde, özellikle de ilaçlar ve tıbbi ürünler söz konusu olduğunda tercih edilmelidir.  Zorunlu lisans sisteminin sıkı bir şekilde uygulandığı durumlarda pazardaki bireyler, patent stratejilerine başvurmayı ve patent haklarına erişememekten dolayı ortaya çıkan problemlere kendi içlerinde, organik bir çözüm getirmeyi daha az tercih edeceklerdir.

3. Patent Havuzları

Türkiye’nin gelişen ekonomisinde fikri mülkiyete ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle teknoloji alanında Patent ve Faydalı Model başvuruları bu duruma örnek verilebilir. Ancak bu durum, bazı dezavantajları da yanında getirmektedir. Özellikle “Patent Çalılığı” (Patent Thicket) durumu, dezavantajların başında gelmektedir. Patent sayısının artması, yeni patent alımlarında tecavüz riskini de arttırmakta ve bunun sonucu olarak buluşçunun lisans alma ve dava masraflarını da katlanılamaz biçimde arttırmaktadır. Bu durum ise AR-GE faaliyetlerinin önünü kesmekte ve belirli patent sahiplerini tekelleştirmektedir. Bu durumu engellemek için getirilen Zorunlu Lisans düzenlemesinin fazlaca kullanılması ise devletin “kamu yararı” adı altında patent hakkına müdahalesinin önünü açmakta, patent sahibini dezavantajlı konuma düşürmektedir. 

Zorunlu lisans düzenlemesi yerine alternatif olarak hem önceki patent sahiplerinin hem de       AR-GE faaliyetlerinin yararına olacak bir model ortaya konulabilir. Ülkemizde pek yaygın olmayan ancak özellikle ABD’de kullanılan “Patent Havuzu” modelinin ülkemize getirilmesi ve tanıtılması, hem hold-out problemi gibi çeşitli problemlere bir çözüm sunacak hem de zorunlu lisans gibi müdahalelerin gerekliliğini ortadan kaldıracaktır. Ayrıca patent havuzları, bilginin, özellikle bu bağlamda patent ve fayda modellerin biriktirilmesini ve rahat bir şekilde çeşitli paydaşlara lisanslanmasını sağlayacak, ülkemizde gelişmekte olan Start-Up ekosistemini ise ekonomik rekabete zarar vermeden işbirliğine yöneltecek ve her iki tarafın kazançlı çıkmasını sağlayacaktır.  

Patent havuzları, havuzdaki sınaî mülkiyet haklarını bir bütün olarak ya da daha küçük gruplar halinde, havuzun taraflarına ya da çoğunlukla üçüncü kişilere lisans olarak vermekte ve bu hakları yönetmektedir. Patent havuzları; üretim yapmayı amaçlayan taraflar bakımından, ürünün üretilebilmesi için gerekli patentlerin sahipleriyle ayrı ayrı anlaşma yapmak zorunluluğunu ortadan kaldırmakta, yüksek işlem maliyetlerini düşürmekte ve üretim yapmayı rasyonel hale getirmektedir. Aynı şekilde, ürünlerin üretilebilmesi için gerekli olan teknolojilere tek bir noktadan erişim sağlama gibi fonksiyonlar icra etmektedir. [15]

Patent havuzları; olası ve aşırı maliyetli ihlal davalarının önüne geçilmesi, üyeler arasında AR-GE faaliyetlerinden kaynaklanabilecek risklerin paylaşılması, ilgili teknolojilere bir noktadan erişim sağlanarak üretimin teşvik edilmesi ve teknolojinin yayılması gibi etkinlik doğurucu özellikler taşımalarına karşın; havuza dahil edilecek teknolojilerin niteliğine göre rekabetin kısıtlanması, fiyat tespiti, havuza konu ürünlerin arzının kısıtlanması, rekabete hassas bilgi değişimi, lisans verilmesinin reddedilmesi ya da kısıtlayıcı koşullar içeren lisansların verilmesi, piyasaya girişin zorlaştırılması, alt ürün piyasalarında rekabetin kısıtlanması, üyelerin havuz kapsamında elde ettikleri piyasa gücünün kötüye kullanılması gibi rekabet engelleri de yaratabilen mekanizmalardır. Dolayısıyla patent havuzlarının rekabete zarar vermelerinin önlenmesinde ve etkinlik yaratan bir sistemin sağlanabilmesinde rekabet otoriteleri odak noktada bulunmaktadır.[16]

Patent havuzu, çeşitli teknolojilere sahip olan tarafların, söz konusu teknolojileri bir paket halinde lisansladıkları anlaşmalardır. Anderwelt ise patent havuzlarını, patent sahiplerinin ellerindeki inhisarı patent haklarından feragat ettikleri karşılıklı anlaşmalar olarak tanımlamaktadır. Belli bir patent stokunun münhasır haklarının üçüncü taraflarla karşılıklı olarak ortak kullanımını sağlayan, iki veya daha çok hak sahibi arasında yapılan sözleşmeye dayalı düzenlemelere patent havuzu denilmektedir. Başka bir tanıma göre ise patent havuzu iki veya daha fazla patent sahibinin, anlaşma konusu patentlerini toplulaştırarak birbirlerine ve üçüncü taraflara lisansladıkları düzenlemelerdir. Merges ise tanımlamasında hakların devredildiği yönetim birimine atıfta bulunulmakta, patent havuzunu iki veya daha fazla patent sahibinin ayrı bir yönetim birimi kurarak belirlenmiş patent haklarını söz konusu yönetime devrettiklerinde, ortaya çıkan düzenleme olarak tanımlamaktadır.[17]

Patent havuzlarının genellikle ABD’de yaygın olması ve ilk patent havuzunun ise yine bu ülkeden çıkması ise üzerinde durulması gereken bir durumdur. Devletin ekonomiye müdahalesinin istenmediği, merkeziyetçilikten uzak ve birey merkezli bir sosyal yapıya sahip olan ABD’de zorunlu lisans sistemi yerine patent havuzlarının gelişmiş olması, şaşırtıcı karşılanmamalıdır. Her ne kadar bazı patent havuzları kamu eliyle kurulmuş olsa da[18], sonuçta yine de pazar içerisinde rekabet ve dayanışma teşvik edilmiş, kamunun mülkiyet haklarına müdahalesinden ise kaçınılmıştır. Zira kamu eliyle patent havuzu kurulması, mülkiyet hakkının bir tezahürü olan lisanslama hakkı ile ilgili bir zorunluluk doğurmaktan çok, bu hakkın kamunun ve bireylerin yararı için kullanılması adına hukuki bir sistem önerisi anlamına gelmektedir. Rekabet hukukundan doğan çekincelerin giderildiği ve adil rekabet koşullarının sağlandığı bir durumda bireylerin market içerisinde doğan problemleri (patent çalılığı) otonom bir şekilde, devlet veya herhangi bir otoritenin etkisi altında olmadan, rekabeti destekler bir biçimde kendi kendilerine çözüme kavuşturmaları, uzun vadede serbest pazar ve rekabet kültürünün gelişmesinde olumlu bir rol oynayacaktır.

4. Sonuç

Fikri mülkiyet hukuku, özellikle de patent hukuku, hem ekonomik anlamda hem teknolojik anlamda inovasyonun tetiklenmesi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle de ekonomik aktivitelerin ve inovasyonun desteklenmesinde ilgili fikri mülkiyet rejimi ve tercih edilen yapısal hukuki sistemler ve çözümler önemli bir yere sahiptir.

Kanımızca, patent havuzu ve zorunlu lisans sistemi karşılaştırıldığında, hem özel sektörün hem de kamunun patent havuzu ve çapraz lisanslama gibi özel sektörün içerisindeki aktörlerin kendi aralarında ilgili sorunlara çözüm üretebilmesini sağlayacak hukuki yapıların desteklenmesi, teşvik edilmesi ve kurulması, zorunlu lisans sisteminin uygulama alanını daraltacak ve özel sektör üzerindeki kamu etkisinin azalması ve sektörün bağımsızlaşması açısından olumlu bir etkiye sebep olacaktır.

Ancak bu durum, zorunlu lisans sisteminin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmemektedir. Özellikle kamu yararının söz konusu olduğu durumlarda zorunlu lisans sisteminin gündeme gelmesi, tıbbi veya askeri konularda kamuyu etkileyecek sorunlara hızlı çözümler üretmek bağlamında oldukça olumlu olacaktır.

Sonuç olarak denilebilir ki, özel sektörün sınai mülkiyet haklarını ilgilendiren konularda ortaya çıkabilecek problemleri hukuki sistemlerle kendi içerisinde çözmesinde yarar vardır. Meğer ki bu durum, kamuyu doğrudan ilgilendiren, kamu yararını içeren ve hızlıca çözüme kavuşturulması gereken bir konu olmasın.

Ali Semih ÇAMKERTEN

Mart 2022

ascamkerten@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Gökovalı, U. & Bozkurt, K. (2006). FİKRİ VE SINAÎ MÜLKİYET HAKKI (FSMH) OLARAK PATENTLER: DÜNYA VE TÜRKİYE AÇISINDAN TARİHSEL BİR BAKIŞ . Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , (17) , 135-146 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/musbed/issue/23522/250615

[2] Ibid,

[3] Ibid,

[4] Ibid,

[5] GÜNEŞ, İlhami; SMK Işığında Uygulamalı Patent ve Faydalı Model Hukuku, Ankara, 2019, s. 198

[6] Ibid,

[7] Ibid, s. 199

[8] Ibid, sf. 200

[9] Ibid

[10] GÜNEŞ, İlhami; SMK Işığında Uygulamalı Patent ve Faydalı Model Hukuku, Ankara, 2019 Sf. 201

[11] GÜNEŞ, İlhami; Sınai Mülkiyet Kanununda Zorunlu Lisans , Ankara, 2017, Sf. 53

[12] Ibid sf. 202

[13] Ibid

[14] https://www.iatp.org/sites/default/files/Intellectual_Property_Rights_and_the_Use_of_Co.pdf

[15] BAYRAMOĞLU, SEDA NURTAÇ. (n.d.). Rekabet Hukukunda Fikri Mülkiyet Haklarının Toplu Yönetimi: Patent Havuzları ve Standart Belirleme. Retrieved March 3, 2022, from https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/uzmanlik-tezleri/122-pdf

[16] Ibid,

[17] Ibid, sf 9

[18] Manufacturers’ Aircraft Association(MAA)

MAKİNELERİN HAK SAHİPLİĞİ MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR: ABD TELİF HAKLARI OFİSİ, YAPAY ZEKA YARATIMINI ESER OLARAK KABUL ETMEMEKTEKİ İSTİKRARINI SÜRDÜRDÜ –  “STEVEN THALER – A RECENT ENTRANCE TO PARADISE” KARARI



HAL: “.. Stop, Dave. Will you stop, Dave? I am afraid, Dave. Dave my mind is going. There is no question about it. I can feel it, I can feel it. Good afternoon gentlemen. I am HAL 9000 computer. I became operational at the H.A.L plant in Urbana, Illinois on the 12th January 1992…”

Yukarıdaki replik aslında biraz daha uzayıp gidiyor ve Stanley Kubrick’in 1968 yapımı efsane ve biraz da rahatsızlık verici “2001: A Space Odyssey” filminde, Dave’in, robot HAL’in bağlantısını koparmaya başladığı sahneden. Usta yönetmen Kubrick, 1968 yılında yapay zekaya sahip bir makinaya başrolü verdiğinde, yapay zeka sadece bilim kurguydu. Günümüzde ise, Kubrick’in öngörüsünü bir rutin olarak yaşamaktayız.

2001: A SPACE ODYSSEY - Trailer - YouTube

Son yıllarda yapay zeka tarafından meydana getirilen eserlerin korunup korunamayacağı ve/ya yapay zekanın eser sahibi olarak kabul edilip edilemeyeceği konusu pek çok farklı yargı çevresindeki idari ve yargı kurumları  tarafından ele alındı.   Bu konuda tartışılan temelde iki soru var: 1. Yapay zeka tarafından yaratılmış bir “eser”, telif hakkı korumasına layık bir eser olarak kabul edilebilir mi? 2. Yapay zeka eser sahibi olabilir mi? Bu zamana kadar dünyadaki baskın tutum, eserin meydana gelmesinde mutlaka bir insan unsuru bulunması gerektiği ve insan dışında bir eser sahibi kabul edilemeyeceği yönünde. Dolayısıyla yapay zeka çoğunlukla hak sahipliği anlamında hala bir araç olarak görülüyor.

ABD Telif Hakları Ofisi de çok yeni bir kararında yine, insan unsuru olmaksızın üretilen bir eserin telif hakkı tescil talebini reddetti ve yapay zekanın “eser sahibi” olarak kabul edilemeyeceği görüşünü tekrarladı. Bu yazımızda ele alacağımız telif hakkı başvurusunun sahibi Stephen (Steven) Taler ise aslında tanıdık bir isim. Thaler, daha önce “Dabus Kararı”[1] olarak gündeme gelen karardaki başvuru sahibinden başka biri değil.  Thaler, makinelerin hak sahibi olarak tanınması konusunda dünya çapındaki çabalarında oldukça ısrarlı. Bu başvuruda da muradına eremediğini görüyoruz ama bakalım gelecek günler neler gösterecek.

Başvuru Süreci

Konumuza gelecek olursak, bu yazımıza konu “A Recent Entrance to Paradise” [Cennete Açılan Yakın Zamanlı Bir Giriş] adlı iki boyutlu eserin (“Eser”) reprodüksiyonu aşağıdaki gibidir:


Steven Thaler, 3 Kasım 2018 tarihinde Eser üzerindeki telif hakkının tescili talebiyle ABD Telif Hakları Ofisi (“Ofis”) nezdinde başvuruda bulunur.  Başvuruda eser sahibini “Yaratıcılık Makinesi” [Creativity Machine] olarak tanımlayan Thaler, “makinenin mülkiyeti”ne dayalı devir beyanını göstererek kendisini talepte bulunan kişi olarak belirtmiştir.

Thaler başvurusunda, Eser’in “bir makinede yer alan bilgisayar algoritması tarafından bağımsız şekilde yaratıldığını” ve kendisinin “bilgisayar tarafından yaratılan bu eseri Yaratıcılık Makinesi’nin maliki sıfatıyla ve ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılan eser olarak [work-for-hire] tescil ettirmeyi amaçladığını” Ofis’e açıklamıştır. İncelemeyi yapan uzman, 12 Ağustos 2019 tarihli kararında Eser’in “telif hakkı talebini desteklemek için aranan eser sahibinin insan olması koşulundan yoksun” olduğunu tespit ederek tescil talebini reddetmiştir.

Yeniden İnceleme Talebi

Bunun üzerine Thaler, “eser sahibinin insan olması koşulunun anayasaya aykırı olduğunu ve mevzuat ya da içtihatlarla da desteklenmediğini” ileri sürerek Ofis’in tescil talebinin reddine ilişkin kararının yeniden incelenmesini talep etmiştir.

Thaler’ın iddialarını yeniden değerlendiren Ofis, Eser’in “eser üzerinde telif hakkı talep edilebilmesi için aranan ve eser sahibinin bir insan olması gerektiğine ilişkin kriteri sağlamadığı” sonucuna bir kez daha varmıştır; nitekim Thaler, “insan bir eser sahibi tarafından esere yeterli yaratıcı katkı ya da müdahale sağlandığına ilişkin hiçbir kanıt sunamamıştır.

Ayrıca Ofis, ABD Telif Hakkı Kanunu’nun (“Telif Hakkı Kanunu”), ABD Yüksek Mahkemesi ve diğer yargı organlarının emsal kararları uyarınca geliştirdiği ve bir eserin telif hakkın korumasından istifade edebilmesi için sağlanması gereken hukuki ve şekli koşullar arasında, eser sahibinin gerçek kişi/insan olması gerekliliğini belirten süregelen yorumunu terk etmeyeceğini de ifade etmiştir.

Thaler, ikinci kez kararın yeniden incelenmesi talebinde bulunmuş ve Ofis’in eser sahibinin gerçek kişi/insan olması gerektiğine ilişkin kriterinin anayasaya aykırı olduğuna ve içtihatlar uyarınca da desteklenmediğine ilişkin argümanlarını tekrarlamıştır. Thaler’a göre Ofis, makineler tarafından yaratılan eserlerden doğan telif haklarını tescil etmelidir nitekim böylelikle, “telif hakkı koruması için öngörülen anayasal temel de dahil olmak üzere, telif hakkı yasasının esas hedefleri daha da ilerletilecektir.” Ofis’in eser sahibinin insan olması gerekliliğine ilişkin olarak sunduğu içtihatlara cevaben Thaler, bilgisayar tarafından yaratılan bir eser üzerinde telif hakkının söz konusu olamayacağına ilişkin bağlayıcı bir kuralın bulunmadığını, telif hakkı hukukunun insan olmayan toplulukların eser sahibi olarak nitelendirilmesine ivaz karşılığı/sipariş üzerine eser yaratımı doktrini uyarınca müsaade edildiğini [work for hire doctrine] ve Ofis’in Yaldızlı Çağ’dan gelen [Gilded Age][2] bağlayıcı olmayan yargı görüşlerini temel alarak bilgisayar tarafından üretilen eserin korunamayacağını saptadığını belirtmiştir.

Yeniden İnceleme Kurulu’nun Ret Gerekçeleri

ABD Telif Hakları Ofisi tescil sürecinde beyan edilen vakıaları kabul ettiğinden ABD Telif Hakları Ofisi Yeniden İnceleme Kurulu (“Kurul”)’u gerekçesinde ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı’nın[3]3. Basısı uyarınca  “telif hakkı yasası sadece insan zihninin yaratıcılığında temellenen ‘fikri emeğin meyvelerini’ korur.” kuralına dayanmıştır.

Kurul’a göre, Ofis, “eser sahibi bir insana ait herhangi bir yaratıcı katkı veya müdahale olmadan” işleyen “bir makine veya sadece mekanik süreç tarafından üretilen” eserleri tescil etmeyecektir çünkü mevzuat uyarınca “eser, bir insan tarafından yaratılmalıdır”. Dolayısıyla Thaler, ya Eser’in eser sahibi bir insan tarafından meydana getirildiğini kanıtlamalı ya da Ofis’i yüzyıllık içtihadından dönmeye ikna etmelidir, ki Kurul’a göre Thaler bunların hiçbirini yapamamıştır.

Thaler, Eser’in bir insanın katkısıyla üretildiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığından, Kurul nezdinde incelenecek tek husus, Ofis’in “eser sahibinin insan olması gerekliliği”ne ilişkin kriterinin anayasaya aykırı ve içtihatlar uyarınca da desteklenmeyen bir kriter olup olmadığına ilişkin iddialardır. Mevcut durumda, “Ofis, şayet bir insanın o eseri yaratmadığını tespit ederse tescil istemini reddeder”. Bu bağlamda yasal düzenleme ve yerleşik içtihatlar uyarınca Eser’in tescil edilebilir olmadığı ortadadır.

Kurul, gerekçelerinde önemli emsal kararlara dayanmıştır:

Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony davasında Yüksek Mahkeme, eser sahibinin “eserin kökenini borçlu olduğu kişi; yaratıcısı; yapıcısı; bir bilim veya edebiyat eserini tamamlayan kimse” olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, “eser sahibi” kavramını kullanırken esasen insanlardan bahsetmektedir. Mahkeme, telif hakkı koruması için bir ön koşul olarak insan zihni ile yaratıcı ifade arasındaki bağı açıklamaya başkaca kararlarında da devam etmiştir. Nitekim, Mazer v. Stein davasında da bir eserin orijinal olması, yani eser sahibinin fikirlerinin somut ifadesi olması gerekliliğini yinelemiştir. Aynı şekilde Goldstein v. California davasında Yüksek Mahkeme, “eser sahibi”nin, orijinal bir kompozisyon yaratan bir birey olarak görülebileceğini, bu terimin anayasal anlamıyla, bir “yaratıcı”, “kökenini her şeyin kendisine borçlu olduğu kişi” anlamına gelecek şekilde yorumlandığını açıklayarak Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony davasındaki tutumunu korumuştur. Bu bağlamda Ofis de Yüksek Mahkeme’nin emsal kararlarına itibar etmekle mükelleftir nitekim, söz konusu kararlar uyarınca eser sahibinin insan olması gerekliliği telif hakkı koruması için aranan yegane unsurdur.

Yüksek Mahkeme’nin işbu emsal kararlarına ek olarak, yerel mahkemeler de telif hakkı korumasını insan olmayan yaratıcıları kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefleyen teşebbüsleri mütemadi olarak reddetmiştir. Örneklemek gerekirse, Naruto v. Slater davasında[4]bir maymun tarafından çekilen fotoğraflar için maymunun telif hakkı tescil ettirmesinin mümkün olmadığı ortaya konmıştur. Bu ve daha pek çok karar ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı kapsamında, eser sahibinin insan olması kriterini karşılamayan durumlara verilen örnekler arasında yer almaktadır. (maymun tarafından çekilen fotoğraf, “Kutsal Ruh” tarafından yazıldığı belirtilen şarkı vs.) Her ne kadar Kurul, direkt olarak yapay zekanın eser sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmeden bir ABD mahkemesi kararından haberdar olmasa da mahkemeler, insan olmayan varlıklar tarafından meydana getirilen ürünlerin telif hakkı korumasından yararlanmak açısından elverişsiz olduğu konusunda devamlı ve tutarlı kararlar vermektedir.

Aynı tutum Federal Kurumlar nezdinde de benimsenmiştir. Nitekim, programlama teknolojisinin telif hakkı sistemine etkisine yönelik sorular dolayısıyla 1970’lerde Telif Hakkıyla Korunan Eserlerin Yeni Teknolojik Kullanımları Komisyonu (“CONTU”) kurulmuştur. CONTU’nun açıkladığı gibi, “herhangi bir ürünün telif hakkı korumasına uygunluğu, yaratılışında kullanılan cihaza veya cihazlara değil, daha ziyade eserin meydana getirildiği sırada en azından bir insanın asgari düzeydeki yaratıcı çabasının varlığına bağlıdır.

İşbu sebeplerle ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı, telif hakkı tescili için eser sahibinin insan olması koşulunu uzun süredir aramaktadır.

Thaler’ın, yapay zekanın telif hakkı yasası kapsamında bir eser sahibi olarak kabul edilebileceğine dair ikincil argümanı, ivaz karşılığı/sipariş üzerine eser yaratımı doktrininin [work for hire doctrine] insan olmayan tüzel kişilerin (mesela şirketler) eser sahibi olmasına izin verdiğine ilişkin olup bu argüman da isabetsiz bulunmuştur.  Kurul’a göre Eser, Telif Hakkı Yasası’nda tanımlandığı üzere ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılmış bir eser olarak nitelendirilemez. Nitekim, ivaz karşılığı yaratılan eserden söz edilebilmesi için eserin bir “işçi” tarafından meydana getirilmiş olması ya da bir veya birden fazla “tarafın”, eserin ivaz karşılığı meydana getirildiği konusunda yazılı bir şekilde anlaşmış olmaları gerekmektedir. Yani, her iki durumda da eser bağlayıcı bir sözleşmenin (bir iş sözleşmesi veya ivaz karşılığı eser sözleşmesi) sonucu olarak yaratılır. Kurul’a göre, “Yaratıcılık Makinesi” öncelikle bağlayıcı sözleşmelere taraf olamayacağından ilk kriteri karşılayamamaktadır. İkincisi, ivaz karşılığı eser yaratımı doktrini [work for hire doctrine], bir eserin telif hakkıyla korunup korunmadığıyla değil, yalnızca eser sahibinin kimliğiyle ilgilenir. Yukarıda açıklandığı üzere mevzuat, eser sahibinin bir insan olmasını gerektirir. Bu bağlamda Eser’in ivaz karşılığı eser yaratımı doktrini kapsamında ele alınamayacağı aşikardır.

Sonuç

Tüm gerekçelerini yukarıda incelediğimiz gibi, ABD Telif Hakları Ofisi, makine tarafından yaratılmış bir eserin ya da daha genel olarak insan yaratımı bir eserin korunmayacağı konusundaki tutumunda kesin ve net kriterler ortaya koymuştur. Dolayısıyla, yapay zekanın yaratımı olan eser veya yapay zekanın eser sahipliği konusunda ABD’deki içtihatlar bir kez daha istikrar kazanmış oldu. Ancak makinelerin bu yarıştaki mücadelesinde ABD Telif Hakları Ofisi kadar istikrarlı ve ısrarcı olan bir diğer taraf da Stephen Thaler. Thaler, şimdilik ABD’nin yerleşik içtihatlarını ve yaklaşımını çürütecek herhangi bir içtihat ya da emsal karar da gösteremediğinden, yapay zeka tarafından yaratılmış bir eserin korunmasını veya yapay zekanın hak sahipliği kazanmasını sağlamayı başaramadı. Thaler’in ileriki günlerde makineleri konu ettiği başka başvuruları olacak mı ve bunlara ilişkin hangi ülkelerden ne gibi kararlar çıkacak? Bunu da izleyerek göreceğiz.

Mine GÜNER SUNAY

Mart 2022

mine.guner@gmail.com


Karar metni:

https://www.copyright.gov/rulings-filings/review-board/docs/a-recent-entrance-to-paradise.pdf 4. syf


DİPNOTLAR

[1] https://iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/

[2] Amerika Birleşik Devletleri tarihinde 19. yüzyılın sonlarından 1900’lerin başına kadar olan dönemdir.

[3] Compendium of US Copyright Office Practices

[4] “Monkey Selfie” davası


KAYNAKLAR

https://inews.co.uk/news/technology/ai-cannot-copyright-art-creates-us-office-stephen-thaler-digital-artificial-intelligence-1474929

https://iprgezgini.org/category/yapay-zeka-ve-fikri-mulkiyet-haklari/

http://www.ipwatchdog.com/2022/02/23/thaler-loses-ai-authorship-fight-u-s-copyright-office/id=146253/

iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/