Etiket: coğrafi işaretler

JAPON EKOSESİ; SİNGAPUR’DAN BİR YÜKSEK MAHKEME KARARI

İskoçlar köken meselesi konusunda çok hassaslar. Edinburg’da Princess Caddesinin sonunda bir bina var, orada klanların soy ağacı kayıtlarını saklıyorlar. Bizdeki nüfus kütüğü gibi bir sistem düşünün, fakat kayıtlar soy/klan kriteri üzerinden tutuluyor. Eskiden bu kayıtları büyük defterlerde tutarlarmış, artık bilgisayar kullanıyorlar  elbette. Klanların oluşmasının kökeninin 6. yüzyıla kadar gittiği ama işin sistemsel hale gelmesinin 12. yüzyıla tarihlendiği biliniyor.

Tartanın İskoçlar için ne anlama geldiğini layıkıyla kavrayabilmek için salt tarihsel  bilgi sahibi olmak, nasıl diyeyim, biraz kağıt üstünde kalabilir. İskoçya’yı görüp meseleyi yerinde müşahede etmek lazım, yoksa çoğu insan gibi “bu İskoçlar tartana amma da düşkün” noktasında kalınabilir. Nedir tartan? Tartan kısaca ekose deseni olarak tanımlanabilir.

Bizim için konu çoğunlukla sadece  “değişik renk kombinasyonlarında  ekose desenli kumaş” olarak algılansa da  aslında mevzunun  sağlam bir tarihi,sosyolojik, kültürel, siyasi ve  ekonomik boyutu var. Çünkü İskoçya’da hemen her bir tartan renk ve desen kombinasyonu bir klana ait, yani öyle X renkleri hoşlarına  gittiği için yapmıyorlar seçimlerini. Ayrıca her klanın kendi sembolü var ve bu sembolleri tartan kumaştan giysilerin/giysilerin üzerine sardıkları  kumaşların üzerine taktıkları iğneler ile somutlaştırıp köken belirtiyorlar. Benim bildiğim kadarıyla irili ufaklı 300’den fazla klan var İskoçya’da. Turistik olanlar dışındaki yerli köklü tartan kumaş üreten/tartandan ürün satan  mağazalara gittiğinizde zaten onlar klanların büyük çoğunluğunun renklerini ezbere biliyorlar  veya mesela siz klanınızın rengini hatırlamıyorsanız (diyelim ki Amerika’da doğmuş büyümüş ve atalarınızın renklerinden emin olmayan biriyseniz) önünüze kocaman kataloglar açıyorlar; bu kataloglardan soyadını takip ederek ailenizin tartanı ile sembolünü  bulup ona göre alışveriş yapabiliyorsunuz. Tabii İskoç değilseniz de böyle mağazalara gidip istediğiniz renk tartan almanıza engel bir durum yok; mesela ben son Edinburg seyahatimde böyle yerleşik  bir mağazaya girdim ve satıcıyı  yormamak için daha en baştan “İskoç değilim, sizce mahsuru yoksa,sadece hoşuma giden renge göre seçim yapacağım. Ayrıca bir aile sembolü yerine İskoçya’nın ulusal sembolü olan devedikeni çiçeği formunda bir iğne almak istiyorum” dedim. Bu arada,  klanları ve tartanlarını gösteren haritalar/posterler de var. Hatta aslına bakarsanız bir de tartan kayıtlarının tutulması  için Kanun ile kurulmuş bir devlet kurumu var İskoçya’da https://www.tartanregister.gov.uk/aboutUs oraya da göz atılabilir.

İskoçlar tartan kumaştan türlü çeşit ürün yapıyorlar ya da ürünleri bu kumaşlarla kaplıyorlar, yani olay sadece giysi değil; restoran ve kahvelerdeki sandalyeler, duvarlar, koltuklar, trenlerde vagonların içi , yastıklar, battaniyeler, cüzdanlar hatta kedi-köpek yatakları vs derken yer gök tartan! Giysiler konusunda ise çok kendilerine özgü ve bence çok şık tasarımları var; bunların güzel örneklerini seyretmek ve meselenin yalnızca ekose pileli etekten ibaret olmadığını  görmek  isterseniz Outlander dizisini tavsiye edebilirim. Outlander İngilizce’de, biraz sokak diliyle söylersek, chick movie (kız filmi) tadında bir yapım; fantastik , zamanlar arasında gidilip gelinen bir aşk hikayesini anlatıyor filan ama aslında arka fonunda İskoç tarihinin çok hüzünlü ve belki de en önemli kırılma noktası olan Jakobit isyanını temel alıyor. Dizi, Inverness’de başlayarak çoğunlukla İskoçya’nın Highland denen cennet bölgesinde çekiliyor. Ben diziyi Highland’in muhteşem doğası ile tartan kumaştan yapılmış  tasarımları ve aksesuarları görmek için seyrettim doğrusu! Jakobit isyanı ve tartan demişken; tartan deseni o kadar önemli ki İskoçya’da, bu isyanda İngilizler İskoçları kırıp geçirdikten sonra İskoçya’da klanlara göre tartan renkleri kullanılmasını yasaklıyorlar on yıllar boyunca. Bu davranışıyla  İngiltere  “otorite benim, ben ne dersem o olur, bana biat etmeyenin sonu da böyle olur” mesajı verdiği gibi,  İskoçları tartan konusundaki hassasiyetlerinden vurarak bir nevi  İskoç ulusalcılığını altta gördüğünü ifade ediyor. İsyanlar sırasında tüm isyancıların giydiği ve hiçbir klana ait olmayan  bir tartan deseni de var ve bu yukarıda linkini verdiğim devlet kurumu kayıtlarında o da geçiyor.

Evet, tartan böyle bir şey işte. Gerçi İrlandalılar ve Galler’den olanlar da tartan desenine çok düşkün, ama anlayacağınız İskoçların durumu daha bir değişik.

İskoçya nere Singapur nere diyeceksiniz değil mi? E o zaman hadi bizde Outlander’de olduğu gibi ışınlanalım ve Uzakdoğu’nun minik ama çok zengin ülkesi Singapur’da  neler olmuş bir bakalım.

ISETAN Japonya menşeili, yaklaşık yüz yıl evvel kurulmuş, orta üstü ve lüks segmentte dünyanın her yerinden çok sayıda değişik ürün satan,tanınmış bir çok katlı mağazalar zinciri.

ISETAN 18/06/2016 tarihinde Singapur Marka ve Patent Kurumu’na “ISETAN TARTAN” markasının 33. sınıfta “Biralar hariç, her türlü alkollü içecekler; sake” emtiasında tescili için  başvuruyor. Scotch Whisky Association (SWA) hemen “Ne? Tartan mı?” deyip başvuruya itiraz ediyor, ancak itirazı reddediliyor. SWA Temyiz Kurulu’na üst itiraz yapıyor, ama oradan da lehine bir netice çıkmayınca işi Mahkeme’ye taşıyor.

Aşağıda Singapur High Court yargıcı Sn. Lee Seiu Kin J’nin ihtilaf konusunda verdiği 28/08/2019 tarihli kararını inceleyeceğiz. SWA bu kararı, varsa, bir üst yargı merciine taşıyacaktır diye düşünüyorum, çünkü benim bile aklımda bazı sorular oluştu okuduğumda.

SWA, ISETAN TARTAN başvurusuna itiraz ederken iddialarını üç temele dayandırıyor:

1- Markanın, konu ürünlerin coğrafi kaynağı konusunda tüketicileri yanıltacağı,

2- Markanın Coğrafi İşaret Kanunu’na aykırı olduğu,

3- Markanın içinde coğrafi işaret barındırdığı.

BİRİNCİ İDDİA

Birinci iddianın değerlendirilmesi için yargıç önce “yanıltıcı marka” kavramına odaklanıyor ve İngiliz Marka Hukukunu rehber alarak diyor ki;  yanıltıcı marka, doğası gereği, toplumu mal ya da hizmetin doğası, kalitesi veya coğrafi kaynağı hakkında yanıltan işarettir ve burada yanıltma haline ilişkin yapılacak itirazların belirsiz ve hayali değil bilakis gerçek (temellere dayalı) olması gerekir. Huzurdaki olayda ilgili toplum kesimi viski içen/satın alanlardır.

SWA:

— Tartanın İskoçya’nın bir sembolü olduğunu, Singapurlu tüketicilerin de tartanı böyle bildiğini, tartanın doğrudan İskoçya ile bir bağlantıyı işaret ettiğini  iddia ediyor.

— Dosyaya başka ülkelerde verilmiş  Mahkeme kararları koyarak o ülkelerde tartan ibaresinin İskoçya dışında üretilen viskiler üzerinde kullanımının yasaklandığını belirtiyor.

Davalı ise ISETAN TARTAN markasının herhangi bir yanıltıcılık içermediğini, ortada tüketicilerin yanılacağına işaret eden gerçek bir emare bulunmadığını, tüketicilerin davalının mallarının İskoçya’dan geldiğini düşünmesinin mümkün olmadığını iddia ediyor. 

MAHKEME DİYOR Kİ;

Tartan örgü  ya da yünlü bir kumaşa uygulanan, değişik renklerde çapraz bant-çizgilerin  birbirini  keserek  tekrar ettiği bir desendir. Bu desen pek çok kültürde varsa dai bilhassa İskoç olarak ve İskoç hanedanlarının ve klanlarının bir amblemi olarak kabul edilmektedir. 2012 yılında YouGov adlı uluslararası pazarlama şirketinin yaptığı araştırmaya göre, tartan İskoçya’nın en tanınan 3. sembolüdür. Bunun yanında, Dr. Megan RaeBlakely yazdığı “Desen Tanıma ;Tartan ile İlgili  Hükümet Düzenlemesi ve Kültürün Metalaşması”  (Patternrecognition ; governmentregulation of tartan andcommodification of culture) isimli makalesinde “Tartan İskoç kültürüne derin bir şekilde gömülmüştür ve uluslararası çapta İskoç kültürünün bir simgesi olarak bilinir. Bu sembol kimlik ve lokal birlikteliğin sürdürülmesine hizmet ettiği gibi, İskoç mirasına ve soya dayalı turizme ve dahi özel ve kamusal  bilgiye olan ilginin  artmasına sebep olmaktadır.” demektedir.

Gerçi davalı tartan deseninin İrlanda gibi başka ülkelerde de kullanıldığını ifade etmiştir, ancak bundan başka da tartanın bir İskoç sembolü olduğuna karşı ciddi bir argüman ileri sürememiştir.

Dosyadaki delillerden İskoçya ile Singapur arasında devamlılık arz eden bir ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Mesela;

—–Singapur’a ilk yerleşen kişi ve Singapur’un ilk kumandanı olan William Farquhuar bir İskoç’dur,

—–Singapur’un Avrupa stilindeki ilk kilisesinin adı St. Andrew olup,  bu ibadet mekanı ismini İskoçya’nın ana azizinden almıştır,

—–2006 yılında Highland Barosu Singapur’da iki gün süren “Taste of Tartan” isimli bir organizasyon düzenlemiştir,

—-2016 yılında 21.000’den fazla Singapurlu İskoçya’yı ziyaret etmiş ve İskoçya’ya 29.000.000 Sterlin para bırakmıştır.

Bu durumda Mahkeme şu kanaattedir; Singapur toplumu tartanı ve İskoç kültürünü bilmektedir + Yargıç, “Tartan” kelimesinin İskoçya’yı çağrıştırdığını kabul etmektedir.

Ayrıca Mahkeme, ISETAN TARTAN markalı viskiler, eğer İskoçya üretimi olmazsa ortalama viski tüketicisinin bunların coğrafi kaynağı konusunda yanılacağı  kanaatindedir, çünkü ortalama tüketici özellikle İskoçya ve tartana aşinadır. Bir viskinin üzerinde, ISETAN yazsa dahi,  TARTAN ibaresini gören ortalama tüketicinin aklına  İskoç viski gelecektir; bu algıyı yoğunlaştıracak olan faktörse İskoç viskisinin global bazda tanınmasıdır. Ama mesela ISETAN TARTAN viski dışında başka bir alkollü içecek üzerinde kullanılsa böyle bir durum ortaya çıkmaz.

Davalı her ne kadar markadaki ilk kelimenin ISETAN olmasından dolayı bunun İskoçya yerine Japonya’yı hatırlatacağını iddia etmişse de, Mahkeme aynı görüşte değildir. ISETAN’ın dünyanın değişik memleketlerinden ürünler satan çok katlı bir mağaza olduğu göz önüne alınırsa, ortalama tüketici burada satılan bütün ürünlerin kaynağının Japonya olduğunu düşünmez; tüketici, muhtemeldir ki, ISETAN TARTAN markalı viskilerin orjininin İskoçya olduğunu düşünür. İlk kelime ISETAN ise de, ortalama viski tüketicisi aslen ikinci kelime olan TARTAN’a odaklanır ve yanılır.

Ezcümle; davacının ilk argümanı kabul edilmiştir.

İKİNCİ ve ÜÇÜNCÜ İDDİALAR

Bence mesele coğrafi işaretle ilgili bu kısımda biraz çetrefilleşiyor.

Singapur Coğrafi İşaret Kanunu’na göre;  bir coğrafi işaretin o coğrafi yerden kaynaklanmayan bir ürün üzerinde, ürünün coğrafi kaynağı konusunda tüketiciyi yanıltacak şekilde, herhangi bir biçimde kullanılması yasaktır + bir coğrafi işaretin Paris Sözleşmesi’ne aykırı biçimde haksız rekabet yaratacak şekilde kullanılması yasaktır + alkollü içeceklere ilişkin bir coğrafi işaretin, ürünün işaretin tescil kapsamındaki  bölgede üretilmemesi halinde kullanımı yasaktır. Ayrıca, bir coğrafi işaretten oluşan ya da içinde coğrafi işaret geçen bir markanın, ürünler o coğrafi yerde üretilmiyorsa,  şarap ve diğer alkollü içecekler için tescili ve kullanımı yasaktır. Hepsi güzel maddeler doğrusu!

Peki bu olayda kullanılan ne ve bu, mevzuat çerçevesinde, bir coğrafi işaret midir?

Yapılan duruşmada SWA diyor ki; burada kullanılan “Scotch Whiskey”dir. SWA bu iddiasını desteklemek için Avrupa Birliği’nde kazandığı davaların kararlarına dayanıyor ve kullanım kapsamına dolaylı kullanımın da (indirect commercial use) girdiğini iddia ediyor ve çağrıştırma konseptinden de elbette ki bahsediyor. Fakat Yargıç bu konuda ikna olmuyor, bu kararlar “kullanım” kavramı konusunda bana yol gösterici değil diyor.

Hakim ikna olmadım deyince SWA cevaben; Singapur mevzuatı da AB mevzutı da TRIPS temeline dayanıyor, o sebeple  AB’de yapılan yorumlar göz önüne alınmalı, yani kullanım kavramı geniş yorumlanmalıdır diyor. Yargıcın buna karşı cevabı şu oluyor; aynı temele dayanıyorlar diye “kullanım” her ülkede tamamen aynı anlama gelmez, ben “kullanım” kavramını basit ve sıradan manasıyla  kabul ediyorum ki bunun içinde dolaylı kullanım ya da çağrıştırma yer almıyor +  davalının kullandığı Scotch Whiskey değil ISETAN TARTAN +  buradaki konu bir marka tescili yani davalının fiili bir kullanımı gösterilmiyor ve hatta Scotch Whiskey diye bir kullanımda bulunacağına ya da başvuru yapacağına dair bir emare bile yok ortada +  açıkça ortada ki AB mevzuatı coğrafi işaretlere Singapur mevzuatından daha geniş bir koruma veriyor.

Sonra Yargıç dönüp Tartan bir coğrafi işaret midir konusunu inceliyor ki bu kısım bence ilginç. Kanun’da coğrafi işaretin ticarette kullanılan ve malların geldiği yeri belirten “herhangi bir işaret” (any indication) olabileceği belirtiliyor. Burada Yargıç bir kitaptan alıntı yapıyor ve bence  kitaptan yaptığı alıntıdaki  çok ilginç; ben alıntıyı  kısaltarak şöyle özetleyeyim; 

“Coğrafi İşaretler çoğunlukla malların orijinini gösteren bir coğrafi yerin adını içerir. Ancak,malların orijin yeri olan toprakları-bölgeyi vs  göstermek kaydıyla,  başkaca bazı kelimeler de coğrafi işaret olabilir. Mesela Eyfel Kulesi, Çin Seddi, Taç Mahal gibi yerlerin de Fransa’dan, Çin’den ve Hindistan’dan gelen mallar için coğrafi işaret olacağı düşünülebilir.

Bu noktadan sonra Hakim’in tartan da bu kapsamdadır ve coğrafi işaret olarak kabul edilebilir demesini bekliyorsunuz değil mi? Yok, hayır, öyle demiyor! Aksine diyor ki; Eyfel Kulesi, Çin Seddi, Taç Mahal , bunların hepsi—açık biçimde ülke söylenmese de — belli bir yerle bağlantılı, halbuki tartanda böyle bir durum yok. Tartan belli bir yeri işaret etmiyor, ya da mala ilişkin bir kaliteyi, ünü veya karakteristiği göstermiyor; her ne kadar İskoçya ile bağlantılansa da neticeten tartan yukarıda tarif ettiğim gibi bir desen sadece. Coğrafi işaretin bir coğrafi yere veya lokasyona referans vermesi gerek, tartanda bu özellik yok. Dolayısıyla, coğrafi işarete dayalı temyiz taleplerini reddediyorum.

SONUÇ? Sonuçta Mahkeme birinci iddia çerçevesinde SWA’nın temyizini İskoçya’da üretilmeyen viskiler için kabul ediyor. Diğer bir anlatımla “İskoç viskisi” emtiasının  başvurudan çıkarılmasını kabul ediyor.

Bu kararı okuyunca insanın aklına türlü çeşit sorular geliyor galiba. Mesela; Eyfel Kulesi, Taç Mahal, Çin Seddi filan coğrafi işaret olabilecekse tartan niye olamıyor? Coğrafi İşaret sisteminin yaratıcısı olarak Fransızlar bu Eyfel Kulesi örneği hakkında ne düşünüyor? Sonuçta Mahkeme’nin kararı tabii, ama tartan olmaz derken bunun somut gerekçesi nedir? Tartanın ne olduğunu, önemini, Singapurluların da bunu bildiğini ifade eden Yargıç birdenbire niye “ama bir Alex değil” der gibi “ama tartan bir Eyfel Kulesi değil” deyiveriyor? (Ben bu noktada sanırım en çok Amerikan kararlarını beğeniyorum. Hakimin fikrine katılırsın katılmazsın, o ayrı konu, ama en azından kararda önceki olaylarla karşılaştırma yapılır ve Hakim mantığı çerçevesinde  verdiği kararın gerekçesini bir yere oturtur.)  Tartan sadece bir desense , o zaman Eyfel kulesi de sadece  bir kule değil midir? Hani “any sign“ coğrafi işaret olabiliyordu? Avrupalılar coğrafi işaretin kullanımı kavramını biraz fazla geniş yorumluyorlar diyen Yargıç, Eyfel Kulesi-Çin Seddi-Taç Mahal  coğrafi işaret olabilir diyen görüşten bahsederken çok geniş bir  geniş bir yoruma kararında yer vermiş olmuyor mu?

İnsanın kulağına ilk anda oksimoron gibi geliyor, ama biliyorsunuz Japon viskisi diye bir trend var son zamanlarda dünyada.Peki  bu dosya  Sn. Yargıç’ın kararına uygun olarak kapanırsa Japon Tartan’ı diye yeni bir kavram da çıkar mı acaba ortaya!!

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Eylül 2019

DON KİŞOTLUK YAPMAYALIM(MI)!; COĞRAFİ İŞARETLERDE ÖNEMLİ BİR KARAR

Olmayacağını düşündüğümüz şeyler için mücadele eden ya da herkes sessiz kalırken ortaya çıkıp itiraz eden  insanlar için ne deriz; Don Kişotluk yapıyor! Malum, Don Kişot bir roman kahramanıdır ve yel değirmenlerine karşı savaşır. Elinde mızrağı, yanında köylü uşağı Sanço Pansa, altında Rosinante adını verdiği sıska atı, aslında bir köylü kadını olan fakat kendisinin asil ve soylu olduğuna inandığı aşkı Dulcinea, ince uzun zayıf silueti ve sivri sakalıyla yaşlı Don Kişot’un görüntüsü eminim hepinizin zihninin bir yerlerinde duruyordur.

Romanı çocukken veya ilk gençliğinizde  okuduğunuzda Don Kişot’un hal-tavır-düşünüşüne-sanrılarına ve giriştiği nafile hayali savaşlara gülebilirsiniz; bildiğin delidir Don Kişot, komiktir, insan yeldeğirmenlerine karşı savaşır mı hiç yahu! Olgun yaşlara geldiğinizde roman sizde farklı hissiyatlar uyandırmaya başlar çünkü bir yandan  mantığınız baskın hale gelirken diğer yandan sık sık siz de kendinizi yeldeğirmenlerine karşı savaşır gibi hissetmeye başlamışsınızdır. Olgunluk yaşlarınıza girdiğinizde ise roman bambaşka anlamlar kazanmaya başlar gözünüzde , Don Kişot efendi ile kitabın yazarı arasındaki bağlantıyı görmeye başlarsınız ve belki dersiniz ki; yeldeğirmenleri hayatın ve insanların zalimliği, yaşamın büyüklüğü ve ölümün kavurucu kesinliğidir, Don Kişot ise tüm bunlara karşı -artık yaşlanmış ve gücünü yitirmeye başlamış-  adem oğullarının biteviye ve ümitsiz savaşıdır. Ya da olgunluğunuzda belki de şöyle dersiniz; ne olursa olsun yeldeğirmenlerine karşı savaşır-savaşmalıdır insan, yeldeğirmenlerinin temsil ettiği her şeye karşı, yoksa nefes almanın ne anlamı kalır? 

Hakikaten kendisi de deli seviyesinde atak olduğu anlaşılan , hapislere düşmüş, defalarca kez savaşlarda esir alınmış -hatta Osmanlı’ya esir düşüp  İstanbul’da ki Mimar Sinan eseri Kılıç Ali Paşa camiinin inşaatında esir işçi olarak çalışmış- Cervantes belki de kendi yaşamının muhasebesini tutmaktadır bu kitapta.  (Her metin ucundan kıyısından biraz da yazarın kendisi değil midir zaten?)

Don Kişot karakterini ilginç kılan noktalardan biri de bireyselliğidir aslında çünkü yeldeğirmenlerine karşı tek başına savaşan biridir o,  ki kitabın yazıldığı yüzyılda bireyselliğin pek  matah bir şey olarak görüldüğünü sanmıyorum. Ayrıca hayali bir dünyada yaşayan Don Kişot ve mantığın sesi olan Sanço Pansa ikilisi muhtemelen sonraki yüzyıllarda edebiyatta, TV’de ve sinemada gördüğümüz zıt karakterlere sahip ikililerin ilk önemli örneklerindendir.  Güzel bir hayalperesttir Don Kişot, belki birçoğumuz gibi…

Ne derseniz deyin, 1547-1616 yılları arasında yaşamış İspanyol yazar Cervantes’in kaleme aldığı ve ilk cildi 1605 yılında basılmış,  kısaca Don Kişot diye andığımız ama orijinal adı “La Manchalı Yaratıcı Asilzade Don Kişot” olan roman insanlık tarihinin bir değeridir. Zira bu roman edebiyatta dünyadaki modern roman türünün ilk örneklerinden biri hatta ilki olarak kabul edilir. Kurmaca yazının bu değerli metni için Borges’in “dünyada bütün kitaplar yanabilir, ama Don Kişot kalsın” dediği söylenir.

Don Kişot romanı nasıl referans alınıyorsa, ABAD’ın aşağıda yazacağım kararı da coğrafi işaretler açısından ileride sık sık atıf yapılacaklar arasına girecek bence. Neydi romanın orijinal adı; La Manchalı Yaratıcı Asilzade Don Kişot. La Mancha İspanya’nın orta bölümünde bulunan bir bölgenin  adı, hadi buradan başlayalım davamızdan konuşmaya.

Bu davada korunan coğrafi işaret “QUESO MANCHEGO”, önce bunu bir kenara not edelim. (queso peynir demek) Queso Manchego peynirleri İspanya’nın La Mancha bölgesindeki koyunların sütlerinden coğrafi işaret koruması altında belirtilen usullere göre üretiliyor. The Fundación Consejo Regulador de la Denominación de Origen Protegida Queso Manchego (Kuruluş) ise bu coğrafi işaretin korunması ve yönetilmesinden sorumlu.

Industrial Quesera Cuquerella SL (IQC) isimli şirket ürettiği peynirlerin paketlerinde Don Kişot’un klasik görünümüne benzeyen bir şövalye, bir at, yeldeğirmenleri, koyunların olduğu bir manzara resmi ile Quesos Rocinante’ (‘Rosinante peynirleri’), Super Rocinante , Adargo de Oro ve Rocinante kelime unsurları var. IQC’nin peynirleri coğrafi işaret kapsamında üretilmiyor ama.

Kuruluş, IQC ve Juan Ramón Cuquerella Montagud adlı kişiye karşı dava açıyor ve diyor ki; dava konusu peynirlerin üzerinde kullanılan  etiketlerde yer alan çizimler ile Quesos Rocinante-Rocinante kelime unsurunun kullanılması, bunları taşıyan peynirlerin satılması/pazarlanması QUESO MANCHEGO coğrafi işaretine tecavüz teşkil ediyor çünkü bu şekil ve kelime unsurları vaki coğrafi işareti çağrıştırıyor. 

İspanya’daki ilk derece Mahkemesi peynirler üzerindeki şekil ve kelime unsurlarının görsel ve okunuş olarak QUESO MANCHEGO coğrafi işaretiyle benzer olmadığı gerekçesiyle davayı reddediyor. Mahkeme ayrıca Rocinante kelimesinin ve şekil unsurlarının veya Don Kişot hayali karakterine benzeyen şekil unsurunun olsa olsa İspanya’nın LA MANCHA bölgesini çağrıştırabileceğini ancak bunun illaki QUESO MANCHEGO coğrafi işaretini çağrıştırma anlamına gelmeyeceğini  söylüyor.

Kuruluş kararı temyiz ediyor ancak 2. Derece Mahkemesi’nde de lehine sonuç alamıyor. Dosya İspanya Yüksek Mahkemesi’ne taşınınca bu Mahkeme yargılamayı durduruyor ve ABAD’a aşağıdaki soruları soruyor;

—- Tescilli bir coğrafi işaret kullanılan figüratif unsurlarla çağrıştırılabilir mi ?

—- Figüratif unsurların kullanılması coğrafi işaretin bağlı olduğu coğrafi alanı çağrıştırıyorsa ve fakat bu unsurları kullanan üretici o coğrafi işaretin sınırları içinde yerleşik olduğu halde ürettiği ürünler coğrafi işaretin koruma kapsamı içinde değilse, bu  kullanımlar yine de  coğrafi işaretin çağrıştırılması anlamına gelir mi?

Yüksek Mahkeme ABAD’a aşağıdaki vak’aları da sunuyor:

— QUESO MANCHEGO coğrafi işaretinde yer alan MANCHEGO kelimesi bir sıfattır ve İspanyolca’da LA MANCHA bölgesinden gelen insanları ve ürünleri tanımlamak için kullanılır.

— Cervantes’in yazdığı Don Kişot kitabında olayların çoğu LA MANCHA bölgesinde geçmektedir ve kitapta hayali Don Kişot karakteri belli fiziki özelliklerle ve giyim tarzıyla resmedilmiştir ki, bu özellikler Adarga de Oro markalı peynirlerde son derece yakın görünümde kullanılmıştır. Adarga arkaik bir kelime olup deriden yapılmış küçük kalkan anlamına gelmektedir ve Cervantes’in kitabında Don Kişot karakteri de böyle bir kalkan kullanmaktadır. Rocinante kitapta Don Kişot’un atının adıdır. Don Kişot’un kitapta savaştığı yel değirmenleri LA MANCHA bölgesinde tipik yapılardır.

Bakalım ABAD ne diyor;

1- Tescill bir coğrafi işaret figüratif unsurların kullanımıyla da çağrıştırılabilir. Çünkü Coğrafi İşaret Tüzüğü’ne göre tescilli coğrafi işaretler “her türlü” çağrıştırmaya karşı koruma altındadır ve burada geçen “her türlü” kelimesi bir işaretin hem kelime hem de figüratif unsurlarla çağrıştırılmasını kapsar. Buradaki temel kıstas kullanılan kelime ya da figüratif unsurla karşılaştığında tüketicinin zihninde doğrudan  tescilli coğrafi işaretin belirmesini sağlayan bir tetikleme olup olmayacağıdır. Ulusal Mahkeme kullanılan figüratif unsurların tescilli işaret ile kavramsal bir yakınlığı olup olmadığına bakmalıdır.

2- Tescilli coğrafi işaretin bağlı olduğu coğrafi alanı çağrıştıran figüratif unsurları kullanan üretici o coğrafi alanda yaşıyorsa ve  ürettiği ürünler coğrafi işaretle korunan ürünlerle benzer veya karşılaştırılabilir nitelikte olup coğrafi işaretin kapsamı içinde yer almıyorsa bu da çağrıştırma sayılır. Çünkü Tüzük bu tip hallerde çağrıştırma olmayacağına dair bir ifade içermemektedir. Aksi halin kabulü o üreticinin tescilli işaretten haksız fayda sağlamasına sebep olur. Bu noktada ulusal Mahkeme  davalının kullandığı figüratif unsurlarla davacının  işaretinin kapsadığı coğrafi alan arasında yeterince açık ve direkt bir kavramsal yakınlık olup olmadığına bakmalıdır.

Bu noktada İspanya Yüksek Mahkemesi  özellikle Manchalı Don Kişot’un  klasik görünümüne benzeyen şövalye, bir at, yeldeğirmenleri, koyunların olduğu manzara resminin tüketicilerin zihninde aniden tescilli coğrafi işareti doğrudan hatırlatacak/bunu tetiklemeye yetecek açıklıkta  bir kavramsal yakınlık içerip içermediğini incelemelidir. Bu sırada Yüksek Mahkeme kullanılan bütün figüratif unsurların ve kelime unsurlarının göz önüne alınıp alınmaması gerektiğini de ölçmelidir.

Gördüğünüz gibi Don Kişot romanı aradan yüzyıllar geçtikten sonra bile insanlara ilham oluyor, popülerliğini sürdürüyor. Bizde de Don Kişot’a şiirlerde, şarkılarda sık sık atıf yapıldığını farkedersiniz, mesela kanaatimce Bülent Ortaçgil’in çok sevdiğim Değirmenler şarkısı açıkça Don Kişot ile analoji yapmaktadır. 

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Mayıs 2019

SINAİ MÜLKİYETTEN COĞRAFİ İŞARETLİ KESİTLER

(https://www.dawn.com/news/188006)

 

Bu yazımda coğrafi işaretlerin, diğer sınai mülkiyet haklarına temas eden kesitlerine genel olarak değinmeye çalışacağım.

 

Coğrafi işaret – marka:

Coğrafi işaretlerin en çok temas ettiği alan şüphesiz ki marka. Marka olarak tercih edilen işaretin, üzerinde kullanılacağı ürün için coğrafi kaynak belirtiyor ya da bu konuda yanıltıcılık içeriyor olması, o işaretin tescilini engellemektedir. Yani aslında, coğrafi işaretin kapsamından çok daha geniş olan “coğrafi kaynak” mefhumu marka tescili için belirleyici esaslardan.

“Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler”in marka olarak tescil edilememesine ilişkin bir özel hüküm de Avrupa Birliğinin 2015/2436 sayılı Direktifini takiben 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunla birlikte gelen ve coğrafi işaretlere açık ihtimam gösteren yeni bir koruyucu hükümdür.

Resen gerçekleştirilen bu incelemenin haricinde, Resmi Marka Bülteninde yayımlanan marka başvurusunun herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde ise hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.

Coğrafi işaretlerin incelenmesinde “bu coğrafi işaret başvurusuyla benzer marka var mı?” sorusuna cevap bulmaya çalışılmaz. Eğer coğrafi işaret başvurusuyla çakışan önceki tarihli bir marka varsa, marka sahibi, coğrafi işaret başvurusunun Resmi Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülteninde ilanını takip eden üç ay içinde itirazını yapar. Markanın, coğrafi işaretin korunmasından önce iyiniyetle tescil edildiğinin veya bu markanın kullanım hakkının iyiniyetle kazanıldığının ispatlanması gerekir. Peki ispatlanırsa ne olur, coğrafi işaret başvurusu red mi edilir? Hayır reddedilmez, sadece markanın iyiniyetle kullanımı devam eder. Zaten marka iyiniyetle tescil edilmemişse, bu durum marka açısından bir hükümsüzlük nedenidir. Ancak diğer taraftan itiraza mesnet gösterilen tescilli markanın sahip olduğu itibar, ün ve kullanım süresi de göz önünde bulundurularak bu marka ile aynı veya benzer olması sebebiyle markanın varlığına zarar verici veya gerçek kaynağı konusunda yanıltıcı olacak nitelikteki adlar coğrafi işaret olarak tescil edilmez.

  

Coğrafi işaret – alan adı:

Marka-alan adı arasındaki ilişkinin ve tabi çekişmenin benzeri bir durum coğrafi işaret-alan adı için de söz konusu. Bu konudaki tartışmalar uluslararası platformlarda devam etmekte olup WIPO’nun Markalar, Endüstriyel Tasarımlar ve Coğrafi İşaretler Daimi Komitesinin 12-16 Kasım 2018 tarihli 40 ıncı oturumunun da gündem maddelerindendi. Konuyu bir örnekle basitçe özetlemek gerekirse;  

markasının sahibi dışında ‘’Starbucks.com’’ alan adı kullanımı engelleniyorsa, neden 

coğrafi işaretini kullanım hakkı olmayan biri “colombiacoffee.com’’ alan adını kullanabilsin?

 

Coğrafi işaret – patent (genetik kaynak / geleneksel bilgi):

 Coğrafi işaret başvurusu kapsamında: ürünün tanımı; ürünün hammaddesinin tanımı (uygun hallerde) ve üretim metodu, varsa ürüne özelliğini veren yerel üretim teknikleri ile usul ve adetlerin belirtildiğini hatırlayalım. Şimdi bu bilgiler aklımızın bir kenarında dururken ünlü Basmati pirinci vakasını inceleyelim.


 

Basmati Pirinci Vakası:

1997 yılında Amerikan RiceTec firması, Hindistan dışında yetiştirilen aromatik çeltik bitkisi için Amerikan Patent ve Marka Ofisinden patent hakkı elde eder. RiceTec aynı zamanda, Basmati’nin uluslararası pazarına “Kasmati” ve “Texmati” markalarıyla girmeye çalışmaktadır ki bu markayı taşıyan ürünleri “Basmati tipi” olarak tanımlar ancak ürün minimum başarı düzeyindedir. Eğer bu patent hükümsüz kılınmazsa RiceTec’in Basmati adını kullanması da meşrulaşacak ve Amerika’da üretilen pirinç daha ucuz olacağı için de Hindistan ve Pakistan’ın küresel pazar payı düşecektir.

RiceTec’in bu hamleleri Hindistan’da ve Pakistan’da büyük yankıyla karşılanır. Özellikle Hindistan, toplam Basmati ihracatının %10’una denk gelen Amerika’daki 45 bin tonluk pazarını kaybetmekle kalmaz, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Ortadoğu ve Batı Asya gibi kritik pazarlardaki gücü de sarsılır.

Uzun tanecikli aromatik olan Basmati’nin sadece Pencap, Haryana ve Uttar Pradesh’te yetiştiği hakikatini zedeleyen RiceTec’in Basmati patenti, Hindistan basınında “tarihimizin ve kültürümüzün çalınıp kaçırıldığı” haberleriyle çalkalanır.

RiceTec’in Basmati patenti; çeltik hattı, bitkisi ve tohumu kapsar. Patentin özetinde bu buluşun aynı zamanda pirincin pişirilmesi ve pirinç tanelerinin nişasta oranı ile bunların çeltik hatlarındaki kullanımı da tanımlanmakta, bu hatların yetiştirilme metodu anlatılmaktadır. RiceTec daha da aşırıya giderek pirinç tanelerindeki nişasta indeksinin pirincin pişme süresinin tahmin edilmesini sağladığını, geleneksel Basmati pirinç pilavı hazırlama oranlarını kullanmak suretiyle tanımladığı bir metoda dayandırır.

Binlerce yıldır Himalaya’nın eteklerinde yetişen Basmati’nin fındığa benzer lezzeti, aroması ve kaliteli dokusu, Dünya’nın en pahalı pirinci olmasını sağlar.

Bilindiği üzere pirinç, birçok Asya ülkesinin mutfağının vazgeçilmezidir. Bu gıda maddesinin elde edilmesi için bölge koşullarına, damak tadlarına ve ihtiyaçlara en uygununu bulabilmek için binlerce çeltik çeşidi geliştirilmiş ve yetiştirilmiştir.  RiceTec’in Basmati patenti bu çiftçilerin emeklerini, bölge halkının mirasını ve dahi geleceğini, bu bölgedeki tacir ve ihracatçıların pazarını çalmakla, yani sınai mülkiyet haklarını ve biyoçeşitliliğini çalmakla kalmayıp ait olduğu yerden sökülen Basmati adının tüketicide edindiği yeri de sarsmaktadır. Çünkü bu ürün ait olduğu yerde değil başka yerlerde üretildiğinden kalitesi de hiçbir surette orijinaliyle aynı olmayacaktır.

Hindistan hükümeti Amerikan Patent ve Marka Ofisinden derhal bu patentin tekrar incelenmesini ister ve diğer taraftan da üst düzey diplomatik görüşmelere başlar. RiceTec’in patentini patent vekilleriyle ve bilim adamlarıyla iyice analiz ederek çalışmalarını yürüten Hindistan, sonuçtan endişelidir. Zira daha önce Hint asıllı iki bilim adamı tarafından zerdeçalın yara iyileştirme özelliğine dayalı olarak Amerika’dan alınan patent, Amerikan patent yasalarındaki “Dünya’nın herhangi bir yerinde basılı veya yazılı halde bulunan “bilinen gerçek”lere (common knowledge) dayalı bilgilerin yeni buluş niteliği taşımayacağından patentlenemeyeceği” hükümlerine göre layığıyla ispatlandığı için hükümsüz kılınmıştı. Ancak bu vakada durum farklıdır.

RiceTec’in patentinin Basmati’nin karakteristik özellikleriyle aynı olan çeltik bitkisinin yetiştirilmesi; bu bitkiden elde edilen taneler ve RiceTec tarafından icat edilen nişasta indeksine (starch index-SI) bağlı olarak çeltik bitkisi seçme yöntemi olmak üzere üç temel hususu kapsadığından hareketle;  patente konu edilen bitki çeşidi ve tanelerinin zaten var olduğu, yani buluşun yenilik özelliği taşımadığı ileri sürülür. İddiaya ispat olarak Amerikan Ulusal Tarım İstatistik Servisinin 1997 tarihli son Pirinç Yıllık Kitabında yer alan “Amerika’nın yıllık pirinç ithalinin yaklaşık %75’ini Tayland’dan Jasmine pirinci, kalanının da büyük çoğunlukla Hindistan ve Pakistan’dan temin edildiği” bilgisine, yani bu pirinçlerin “Amerika’da yetişmeyen” çeşitlerden elde edildiği gerçeğine dayandırılması son derece dikkat çekicidir.

Hindistan, RiceTec’e bu patentin verilmesinin TRIPS ile coğrafi işaretlere sağlanan korumanın Basmati için ihlal edildiğini iddia eder. Nasıl ki Amerika’da üretilen bir şarap Champagne olarak etiketlenemez, Hindistan’ın Basmatisi de Amerikan etiketi taşıyamamalıdır! Ancak zerdeçal davasındakinin aksine çeltik çiftçilerinin iddialarını ispatlayacak belgeleri yoksa, Basmati patenti hükümsüz kılınamayacak ve bu durumda da bu konu, TRIPS’in ihlali iddiasıyla Dünya Ticaret Örgütüne de taşınacaktır.

İtiraz üzerine patent sahibi istemlerinin bir kısmını geri çeker ancak mevzu, patentten Basmati adının kötüye kullanılmasına dönmüştür artık. RiceTec, Birleşik Krallık’ta tescil ettirdiği markaların kullanımında Basmati adının jeneriğe dönüşmüş olduğunu iddia eder. Başarılı bir itiraz sürecinin ardından Birleşik Krallık’ta “tüketici algısı, ticaretin döngüsü ve bilimsel gerçeklerin mevcudiyeti; gerçek Basmati pirincinin ancak Hindistan ve Pakistan’ın kuzey bölgelerinden elde edilebileceğini çünkü o bölgelerin çevre, toprak, iklim, zirai uygulamalar ve Basmati çeşitlerinin genetik özelliklerinin eşsiz karışımının bu ürüne spesifik karakter kazandırdığı” kabul edilerek bir dizi ticari tedbirler uygulanır.

Diğer taraftan özellikle başta Amerika olmak üzere Avustralya, Mısır, Tayland ve Fransa’da Basmati’nin jenerik olarak kabul edildiğini ifade eden; eğer Hindistan ve Pakistan tarafından coğrafi işaret olarak zamanında tescil edilmiş olsaydı bu sorunların yaşanmayacağıni ve özellikle Amerika’nın pirinç ithalatının büyük bir yüzdesine sahip Hindistan’ın neden zamanında Amerikan Federal Ticaret Komisyonuna resmi yollardan Basmati’nin jenerik olmadığı konusunda itiraz etmediğini sorgulayan birçok yazıya rastladığımı belirtmek isterim.

Hindistan’ın Amerikan patentleriyle mücadelesinden kazanımı, Dijital Kütüphane!

Zerdeçal ve Basmati hakkındaki Amerikan patentleriyle ilgili maliyetli mücadelenin ardından Hindistan, birkaç ulusal kurumunun ortaklaşa yürüttüğü bir projeyle  Geleneksel Bilgi Dijital Kütüphanesi (Traditional Knowledge Digital Library-TKDL) kurar. Bu kütüphane özellikle geleneksel Hindistan tıp bilimi olan Ayurveda’yı hedefleyerek bu konudaki kamuya açık (public domain) bilgileri İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca, Japonca ve Hint dilinde yayımlar. Burada yer alan bilgiler ise Uluslararası Patent Sınıflandırma (International Patent Classification-IPC) sistemine uygun biçimde sınıflandırılır ki patent uzmanları başvuruları incelerken bu bilgilere kolaylıkla erişebilsin ve kamuya açık bilgilere dayalı patentler daha inceleme aşamasında iken reddedilsin.

Hazır “geleneksel bilgi”den bahsetmişken tanımını vermeden geçmek olmaz. Geleneksel bilgi; geçmişten bugüne taşınabilmiş tüm geleneksel kültürel anlatımları (folklor), biyolojik çeşitliliği, genetik kaynakları, bitki ıslahını, geleneksel tarımı ve geleneksel ilaç yapım metodlarını kapsayan geniş bir alanı kapsar. Bu konuyla ilgili olarak WIPO nezdinde Fikri Mülkiyet ile Genetik Kaynaklar, Geleneksel Bilgi ve Folklor Hükümetlerarası Komitesi (Intergovernmental Committee on Intellectual Property and Genetic Resources, Traditional Knowledge and Folklore-IGC) kapsamlı çalışmalar yürütmektedir.


 

Basmati vakasıyla ilgili yazılarda da değinildiği üzere, eğer Hindistan ve Pakistan’ın genetik kaynaklarına dayanan ve belirli bölgelerinden kaynaklanan, bu bölgelerdeki doğal ve beşeri unsurlarla yoğrularak Dünya pazarında yer edinmiş Basmati pirinci için TRIPS’e göre coğrafi işaret koruması zamanında sağlanmış olsaydı, Amerika’da patent alınması belki de en başından itibaren mümkün olmayacak ya da bu patentin hükümsüzlüğü için bu kadar çaba sarfedilmesine gerek kalmayacaktı. Diğer taraftan zamanında sağlanacak coğrafi işaret koruması ile Basmati adının başta Amerika olmak üzere TRIPS üyesi diğer ülkelerde jenerik hale döndüğünün kabulü de mümkün olmayacaktı.

Yeri gelmişken değinmekte fayda var.  TRIPS’in 23(4) hükmüyle TRIPS Konseyine, şaraplara sağlanan korumayı kolaylaştırmak amacıyla çok taraflı bir bildirim ve tescil sistemi kurulması için görüşme yapma görevi verilmiştir. Bu konuda geçmiş yıllarda çalışmalar yapılmış ancak muhtelif nedenlerle somut bir mesafe katedilememişti. İşte tam bu noktada kâr amacı gütmeyen sivil bir kuruluş olan ORIGIN  (The Organization for an International Geographical Indications Network), sevindirici bir gelişme olarak yoğun bir emeğin sonunda kendi ülkelerinde korunmakta olan Dünya coğrafi işaretlerini içeren bir veritabanını bir süre önce hizmete açtı. https://www.origin-gi.com/i-gi-origin-worldwide-gi-compilation-uk.html adresinden erişim sağlanan bu veritabanında, mevcut durumda 7972 coğrafi işaret yer alıyor. Menşe ülke, coğrafi bölge, ürün çeşidi, başka ülkelerde koruma elde edilip edilmediği gibi çeşitli kriterlere göre arama yapılabiliyor. İlgilenenlere önemle duyurulur.

 

Coğrafi işaret-ıslahçı hakkı:  

Coğrafi işaretle ıslahçı hakkının kesiştiği nokta sadece “isim” konusudur ve aslında marka ile de ıslahçı hakkı bu noktada kesişir.

Öncelikle coğrafi işaret mevzuatında bu başlık altında ilişki kurulabilecek temel hükümlere yer verelim.

* Ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki tür ve çeşitleri, hayvan ırkları veya benzeri adlar coğrafi işaret olarak tescil edilemez. (madde 35)

* Tescil edilen coğrafi işaret tescil ettirene inhisari hak sağlamaz. (madde 44)

* Coğrafi işaret lisans, devir, intikal, haciz ve benzeri hukuki işlemlere konu olamaz ve teminat olarak gösterilemez. (madde 148)

Şimdi sıra ıslahçı hakkına ilişkin olanlarda. Ama öncelikle TRIPS’in “patentler” ile ilgili kısmında ıslahçı hakkına değinildiğini, 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında bu hakkın üye ülkelerce patent veya kendine özgü bir sistemle yahut bunların kombinasyonlarıyla koruma sağlama yükümlülüğü bulunduğunu belirtelim.

Ülkemizde ıslahçı hakları patent mevzuatıyla değil, 2004 tarihli Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin 5042 Sayılı Kanun ile korunur. Bu arada dikkatinizi çekti mi? Yukarıda irdelediğimiz Basmati pirinci vakası eğer Türkiye’de yaşanmış olsaydı, buna “Basmati patenti” yerine “Basmati ıslahçı hakkı” diyecektik.

Tarım ve Orman Bakanlığının sorumluluğunda bulunan 5042 Sayılı Kanunun 9 ve 42 inci maddelerinin konuyla ilişkilendirilen hususları aşağıdaki gibidir.

* Islahçı hakkına konu yeni bitki çeşidine verilecek isim, o çeşidin “umumi ismi” olup bu ismin kullanım zorunluluğu “ıslahçı hakkı sona erse dahi’’ devam eder.

       * Çeşit için önerilen isimde, çeşit ile ilgili ürünler bakımından marka alınmasını markalar mevzuatı açısından engelleyecek unsurlar bulunamaz.

* Çeşit ismi için UPOV Sözleşmesine taraf ülkelere de bildirim yapılır ve bu kapsamdaki isimlerle aynı ya da karıştırılabilecek benzerliğe sahip isimler kullanılamaz.

              * Satışa sunulan veya diğer şekillerde piyasaya sürülen bir çeşidin isminin marka, ticaret unvanı veya benzer diğer işaretler ile birlikte kullanımı ancak çeşit isminin kolayca tanınabilir şekilde yazılması halinde mümkündür.

       * Çeşidin kullanımıyla ilgili olarak üçüncü kişilerin önceki hakları saklıdır. Üçüncü kişilerin önceki hakları nedeniyle, bir çeşide ait ismin kullanılması bu ismi kullanmak zorunda olan kişiye yasaklanmışsa Tarım ve Orman Bakanlığı ıslahçıdan çeşit için yeni bir isim ister.

* Sadece bitki çeşitleri ve tohumculuk sektöründe söz konusu olan tür, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi orijin veya üretim tarihini belirten işaretlerden ibaretse çeşit için önerilen isim reddedilir.

* Çeşidin özellikleri, değeri ve coğrafî orijini açısından veya çeşit ile ıslahçı ya da çeşit ile başvuru sahibi arasındaki irtibat bakımından yanıltıcı veya karışıklığa neden olacak nitelikteyse çeşit için önerilen isim reddedilir.

5042 sayılı Kanun kapsamında ıslahçıya tescilden doğan hakkın devri, intikali, rehin hakkı tesisi, haczi ve lisans sözleşmesine konu olması mümkündür.

Yukarıda bahsi geçen UPOV, Uluslararası Yeni Bitki Çeşitleri Birliği (The International Union for the Protection of New Varieties of Plants) olup yeni bitki çeşitlerinin korunması için oluşturulan ve mevcut durumda 75 üyesi bulunan bir uluslararası birliktir. UPOV Sözleşmesiyle ilgili işlemler WIPO nezdinde yürütülür.

UPOV tarafından bütün üye ülkelerden toplanılan verilere, http://www.upov.int/pluto adresinden erişim sağlanan PLUTO (Plant Variety Database) veritabanından ulaşılabilir. Bunu da böylelikle ilgilenenlere duyurmuş olalım.

Islahçılar, geliştirdikleri yeni bitki çeşitlerini isimlendirir. Bu isimlendirme de yukarıda değinildiği üzere çeşitli kurallara, hem de uluslararası kurallara tabidir. Üstelik UPOV kapsamında da, o yeni geliştirilen bitki çeşidine verilecek ismin daha önceden UPOV’a bildirilmiş çeşit isimleriyle aynı ya da karıştırılabilecek benzerliğe sahip olmaması gerekir. Tanıdık geldi mi? Tabii ki, tıpkı marka tescil başvurularındaki benzerlik araştırması bu!

Söz konusu yeni bitki çeşitleri için kullanılmak üzere UPOV’a kayıtlı çeşit isimleri için ilgili ıslahçılar tarafından bir de marka tescil başvurusu yapılmasının uluslararası alanda yaygın bir davranış olduğunu da öğrendim bu araştırmayı yaparken. Ancak bu isimler, yeni bitki çeşitlerinin “umumi ismi”, diğer bir deyişle o özelliklere sahip ürünün jenerik adı haline geldiğinden, taleplerinin olumlu sonuç vermesi söz konusu değil elbette. Serde markacılık da var ya, bu noktaya da değinmeden geçemedim.

Gelelim konunun coğrafi işaretlerle ilgili kısmına. Yeni geliştirilen bitki çeşitlerine coğrafi orijin belirten isimlerin verilmesi esasen ilgili yasal düzenleme bakımından mümkün değil. Ancak 5042 sayılı Kanunun “Çeşidin özellikleri, değeri ve coğrafî orijini açısından veya çeşit ile ıslahçı ya da çeşit ile başvuru sahibi arasındaki irtibat bakımından yanıltıcı veya karışıklığa neden olacak nitelikteyse çeşit için önerilen isim reddedilir.” hükmünün geniş çerçevede değerlendirilmesinin isabetli olacağı düşüncesiyle, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünün “Bitki Çeşitleri Bülteni”nin, konunun ilgililerince takip edilmesi önerisinde bulunmak yerinde olacaktır. Ayrıca coğrafi işaret mevzuatında “coğrafi yer adı içermemesine rağmen geleneksel olarak kullanılan, günlük dilde yerleşmiş adların coğrafi işaret olabilmesi” istisnası mevcut, tescilli “Rakı” coğrafi işareti gibi.  Bu durumda aslında 5042 sayılı Kanunda geçen “coğrafi orijin belirten” bir isim olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği halde isminde coğrafi yer adı geçmediğinden ıslahçı hakkına konu edilmiş bir coğrafi işaretin varlığının takibi açısından da Bitki Çeşitleri Bülteninin dikkate alınması faydalı olacaktır. Yine serdeki markacılık nedeniyle değinmeden geçemeyeceğim. Sadece yeni bitki çeşitleri için marka tescil talebinde bulunulması durumu olmayabilir. Yani tescilli markalar ya da karışıklığa yol açabilecek düzeyde benzeri bir isim de yeni bir bitki çeşidine verilmek üzere olabilir. Benden söylemesi, acele edin!

 

Coğrafi işaret – tasarım / eser sahibinin hakları:  

Coğrafi işarete konu “ürünün özel bir şekli” olabileceği ya da “ürünün üzerinde desenler, süslemeler, vb hususlar” bulunabileceği gerçeğini göz önünde bulundurarak tasarım mevzuatının konumuzla ilişkilendirilebilecek hususlarına bakalım.

* Tasarım, ürünün tümü veya bir parçasının ya da üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özelliklerinden kaynaklanan görünümüdür.

* Tasarım “yeni” ve “ayırt edici niteliğe sahip” ise korunur.

* Bir tasarımın “bilgilenmiş kullanıcı” üzerinde bıraktığı genel izlenim ayırt edici niteliğin değerlendirilmesinde önemlidir.

* Tasarımda “kamuya sunma”; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar.

* Tasarım koruması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda aranan şartları taşıması halinde söz konusu Kanunla öngörülen korumaya halel getirmez.

* Tasarım sahibinin izni olmadan koruma kapsamındaki tasarım veya tasarımın uygulandığı ürün üretilemez, piyasaya sunulamaz, satılamaz, ithal edemez, ticari amaçlı kullanamaz.

IPR Gezgini’ndeki 3 Nisan 2017 tarihli yazımda özelliklerine kısaca değindiğim ve Türkçe “Bavyera Bretzeli” şeklinde adlandırabileceğim “Bayerische Breze / Bayerische Brezn / Bayerische Brez’n / Bayerische Brezel” coğrafi işaretini bu konuya kurgu bir örnek olarak vermek istiyorum. Avrupa Birliğinde mahreç işareti olarak tescilli Bavyera Bretzeli’nin özel bir şekli var. Dua sırasında kenetlenmiş kolları simgeleyen bu şekil, diyelim ki bir tasarım başvurusunda kullanıldı. Bu “özel şekilli” ürünün, coğrafi işaret tescil kaydı bulunması acaba tasarımın yeni olmadığının iddiası için bir gerekçe olarak ileri sürülebilir mi? Yahut 5846 sayılı Kanun kapsamında eser sahipliği iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınabilir mi?

 

 

Konuyla ilişkilendirmek istediğim bir diğer örnek ise Niğde ili Bor ilçesi Obruk Köyünden kaynaklanan “Obruk (Arısama) Halısı”. Mahreç işareti olarak tescil edilen bu coğrafi işaretin tescil bilgileri arasında “çavuşlu motifi”, “balıklı motifi” ve “elmalı” motifi” olarak tanımlanmış üç motif yer almakta. Yani Obruk (Arısama) Halısının özelliklerinden biri, halının göbek kısmında bu üç motiften birini taşıması. Tescil belgesinde yer verilen görsel aşağıdaki gibidir:

 

 

 

Ve sorumu soruyorum:

Coğrafi işaret tescil belgesinde yer verilen motifler dayanak gösterilerek bu motifleri içeren tasarım başvuruları reddedilebilir mi ya da tescillerin hükümsüzlüğü istenebilir mi? Yahut bu motiflerin üzerinde eser sahipliğinden doğan hakların bulunduğunu iddia eden kişilere karşı, söz konusu motiflerin coğrafi işaretli ürüne ait olmasından dolayı anonim nitelikte olduğu iddiası ileri sürülerek eser sahipliği karinesi çürütülebilir mi?

Coğrafi işaret tescillerine bir de bu açıdan bakmaya ne dersiniz?

Gonca ILICALI

Kasım2018

gilicali12@gmail.com

 

 

CENEVRE METNİ TAHTA ÇIKACAK MI? COĞRAFİ İŞARETLERİN ULUSLARARASI TESCİLİNDE YENİ DÖNEM

 

Bu yazımızın konusu, coğrafi işaretlerden sadece menşe adı (appellation of origin) koruması için uluslararası bir tescil sistemi sağlayan Lizbon Anlaşması ile bu Anlaşmanın, sistemi revize eden ve kapsamı diplomatik konferansla noktalanan Cenevre Metni.

WIPO’nun yönettiği anlaşmalardan 1958 tarihli Lizbon Anlaşması, 1966 tarihinde yürürlüğe girer. Cezayir,  Bosna Hersek, Bulgaristan, Burkina Faso, Kongo, Kosta Rika, Küba, Çek Cumhuriyeti, Kore, Fransa, Gabon, Gürcistan, Haiti, Macaristan, İran, İsrail, İtalya, Meksika, Karadağ, Nikaragua, Peru, Portekiz, Moldova, Sırbistan, Slovakya, Makedonya, Togo ve Tunus’tan oluşan 28 üyenin yaklaşık 50 yıllık birlikteliği, Lizbon Sistemine 1000 civarında menşe adı tescili kazandırır. Günümüz itibarıyla bu tescillerden yaklaşık 970 tanesi korumadan faydalanır.

Lizbon Anlaşmasına, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika Fikri Mülkiyet Teşkilatı (African Intellectual Property Organization – OAPI) gibi hükümetlerarası kuruluşlar değil sadece ülkeler taraf olabilir. Bu koşul, fikri mülkiyette otorite birliği sağlayan ülkeler ile Anlaşma arasına mesafe koyar.

Lizbon Anlaşmasının “potansiyel faydalanıcılar”a mesafe koyduğu bir diğer nokta ise “menşe adı” tanımıdır. “Coğrafi sınırları belirlenmiş özel bir yöre, bir bölge veya ülkeden kaynaklanmış olan, doğal ve beşerî faktörleri de dâhil olmak üzere,  kalite ve karakteristik özelliklerinden tamamını yahut bunlardan esaslı olanlarını, söz konusu coğrafi alandan alan ürünlerin tanımlanmasında kullanılan yöre, bölge veya ülkeye ait ‘coğrafi isim’” olarak tanımlanan “menşe adı”, coğrafi bir yer adı olmayan adları dışlar.

Lizbon Anlaşmasının veritabanında yerini almak isteyen menşe adı için İngilizce, Fransızca veya İspanyolca dillerinden biri ile hazırlanan başvuru formu, bu adı kullanma hakkına sahip kişiler adına ama menşe ülkenin yetkili makamı tarafından imzalanarak sunulur, bireysel başvuruları WIPO kabul etmez.

Şekli şartların uygunluğu üzerine “Menşe Adları Uluslararası Sicili”ne kaydedilen menşe adı tescili, Menşe Adları Bülteninde ilan edilerek ulusal mevzuata göre incelenmek amacıyla akit taraf ofislerinin tamamına iletilir. Burada bir parantez açarak Lizbon Sisteminin markaların Madrid ile tasarımların Lahey Sistemlerinden farklılaşarak “ya hep ya hiç” prensibiyle çalıştığını, yani tek tek akit taraf seçme gibi bir uygulamasının bulunmadığını belirtmekte fayda var. Ancak başvuru sırasında ya da sonradan, bir ya da daha fazla sayıda akit taraftaki korumadan vazgeçilebilir.

WIPO bildirimini alan akit taraf hemen çalışmaya başlamalıdır. Zira bu koruma talebini reddetmek için sadece bir yıllık süresi vardır.

Akit taraf ofisi bir yıllık süre içinde gerekçeli red kararını WIPO’ya bildirdiğinde, bu karar menşe ülke yetkili makamlarına iletilir ve Menşe Adları Bülteninde de yayımlanır. Red kararına itiraz etmek isteyen menşe ülke yetkilileri, ilgili akit tarafla irtibata geçer. Akit taraf, kendi ülke vatandaşlarına sağladıkları idari ve yasal imkânları menşe ülke vatandaşları için de sağlamak yükümlülüğündedir.

Bir yıllık itiraz süresi içinde hakkında red bildirimi ulaşmayan menşe adları, uluslararası tescil tarihinden itibaren korunmaya başlar.

Lizbon Anlaşması hükümleri, akit taraf nezdinde Paris Sözleşmesi, 1891 tarihli Madrid Anlaşması, ulusal mevzuat veya mahkeme kararları gibi enstrümanlarla önceden sağlanmış menşe adı korumalarını dışlayamaz.

Menşe adı, kendi ülkesinde korunduğu müddetçe Lizbon Sisteminde de korunur. Yenileme prosedürü yoktur.

Menşe adının korunması, menşe ülke yetkili makamlarınca talep edilmesi üzerine iptal edilebilir. Ayrıca menşe adın kendisi ve korumaya konu ürün haricindeki sicil bilgilerinde değişiklik yapılması mümkündür.

Yukarıda genel fotoğrafını verdiğimiz Lizbon Anlaşması, fikri mülkiyetin atası Paris Sözleşmesinden sonra ancak bu alandaki bir diğer mihenk taşı olan TRIPS Anlaşmasından çok daha öncedir. Anlaşmanın uluslararası alanda çok fazla rağbet görmemesini, tehlikeli sulara dalış yapan iki gerekçeye dayandırmak mümkün. Bunlardan ilki Lizbon Sisteminde korunan bir menşe adın, kendi menşe ülkesindeki tescilinden sonra diğer ülkelerde “jenerik” hale dönüştüğünün iddia edilememesidir. İkinci ise akit tarafa yapılan uluslararası tescil bildirimden önceki tarihli kullanımların, menşe adı tescilini takiben en geç iki yıl içinde durdurulması zorunluluğudur. Menşe adına üstünlük sağlayan bu ikinci durumun, markalar açısından hükmen mağlubiyet sonucunu doğuracağı hâkim görüşü mevcuttur. Diğer yandan akit taraf nezdinde,  uluslararası tescil bildiriminden daha önce jenerik hale geldiği kabulü yapılmış menşe adları için istinai bir hükmün de bulunmaması, yukarıda belirtilen iki gerekçeye dayalı endişeleri pekiştirir.

Peki Lizbon Anlaşmasının düşük reytingi “duygusal” bir sorun doğurur mu? Tabi ki evet,  bütçe açığını! Bu açığın kapatılması için ücretlerin kademeli olarak artırılması, akit tarafların bağış yapmaları, aidat uygulamasına başlanması, Sisteme yeni üyelerin katılması suretiyle finansal yükün paylaşılması, akit tarafların daha fazla başvuru yapmasının sağlanması, tescillere yenileme prosedürü getirilmesi ve böylelikle ilave ücret alınmasının sağlanması muhtelif öneriler olarak karşımıza çıkar. Bunlar da kâfi gelmezse WIPO çatısı altındaki diğer birliklerden borç alınması önerilir. Ancak bu öneri, özellikle patent, marka, tasarım gibi diğer sistemlerin aktif oyuncularının pek hoşuna gitmez. Zaten bu aktif oyuncuların, mevcut Lizbon Sisteminin jenerikliğe ilişkin düzenlemeleriyle de yıldızı hiç barışık değildir.

“Sisteme yeni üyelerin katılması suretiyle finansal yükün paylaşılması” önerisinin, Sisteme katılmak isteyen ülkeler varsa da, katılımdan önce gerçekleşmiş bütçe açığını paylaşımda haklı bir isteksizlik yaratır.

1958 tarihli Lizbon Anlaşmasına mesafeli duran ülkelerle aradaki buzları eritmek ve Lizbon Sisteminde beyaz bir sayfa açmak üzere 2009-2014 yılları arasında yürütülen hararetli çalışmalar meyvesini verir ve ortaya, 2015 mayısında yapılan diplomatik konferansla son noktası konulan “Lizbon Anlaşmasının Cenevre Metni (Geneva Act) ile yönetmeliği” çıkar.

Cenevre Metnine taraf olunabilmesi için ülkelerden veya hükümetlerarası organizasyonlardan, Cenevre Metnini imzalamış olanların onay (ratification) veya imzalamamış olanların ise katılım (accession) belgelerini ibraz etmeleri gerekir.

Diplomatik konferansın sonunda Bosna Hersek, Burkina Faso, Kongo, Fransa, Gabon, Macaristan, Mali, Nikaragua, Peru, Romanya ve Togo’dan oluşan toplam 11 temsilci Cenevre Metnini katılım niyetiyle imzalar. Daha sonraki muhtelif tarihlerde de İtalya, Portekiz, Kosta Rika ve Moldova tarafından imzalanarak toplam imza sayısı 15’e ulaşır.

Cenevre Metni, katılımı uygun olan 5 adet tarafın onay veya katılım belgelerini ibraz etmelerinden üç ay sonra yürürlüğe girecek. Ancak hâlihazırda hiçbir onay veya katılım belgesi WIPO’ya sunulmadı, yani Cenevre Metni henüz yürürlüğe girmedi. Acaba tüm bu çabalar boşa mı gitti? Lizbon Anlaşması ile tahtı sallanan uluslararası tescil sisteminde Cenevre Metni tahta çıkamayacak mı?

Yeri geldi, bakalım veliaht neler vadediyor?

Cenevre Metninin Lizbon Anlaşmasına attığı ilk fark, öngördüğü korumanın “coğrafi işaret” şemsiyesi altındaki hem menşe adı hem de mahreç işaretini içermesi. Üstelik coğrafi olmayan adlar da coğrafi işaret korumasından faydalanabilecek.

“Başvuru yapma hakkı”, akit tarafın mevzuatı öngörüyorsa, ilgili coğrafi işareti kullanmaya yetkili “faydalanıcılar”a da genişletiliyor.

Mevcut durumda sadece “ülke”lerin taraf olabildiği Lizbon Sistemine AB ve 17 üyesi bulunan OAPI gibi hükümetlerarası kuruluşlar da taraf olabilecek ve böylelikle bu yeni sistemden istifade edenlerin sayısı artacak.

Menşe akit tarafın gelişmekte veya az gelişmiş bir ülke olma durumuna göre ücret indirimi uygulanabilecek.

Coğrafi işaret, menşe akit tarafta korunduğu sürece, uluslararası tescilin geçerliliği süresiz olacak.

Akit taraflar, Cenevre Metninin esas şartlarını karşılaması kaydıyla,  istedikleri türdeki yasal düzenleme şeklini benimseme hakkına sahip. Diğer bir deyişle Cenevre Metnine taraf olunması yeni yasal düzenleme yapılması konusunda zorlayıcı değil. Bu kapsamda akit taraflarca sağlanacak coğrafi işaret koruması, kendi yasal sistemleri ve uygulamaları doğrultusunda ancak Cenevre Metni hükümlerine uygun biçimde olacak.

Cenevre Metni, akit tarafın kendi mevzuatı veya diğer uluslararası enstrümanlar kapsamında tescilli coğrafi işaretlere sağlayacağı başka korumaları etkilemeyecek.

Sıra geldi Lizbon Anlaşmasında çok eleştirilen “jeneriklik” hükümlerinin haleflerine… Cenevre Metni hükümleri uyarınca tescilli coğrafi işaretler, menşe akit tarafta korunmakta ise diğer akit taraflarda “jenerik” hale dönüşmüş olarak kabul edilemeyecek. Bu konuda endişesi olanları ferahlatacak açıklama ise dipnota düşülmüş; uluslararası tescilden önce diğer akit taraflarda tamamen ya da kısmen jenerik olarak kabul edilmiş olma durumu engellenmeyecek.

Cenevre Metni, coğrafi işaretlerin bir akit tarafta “iyi niyetle” gerçekleştirilmiş “önceki tarihli” bir marka başvurusu/tescili veya “iyi niyetle” kullanım sonucu hak elde etmesi durumlarına halel getirmeyecek. İlaveten, yanıltıcı mahiyette gerçekleşen kullanımlar hariç olmak üzere; bitki türlerinin veya hayvan ırklarının adlarının ticaret sırasında kullanım hakkı ile kişi adlarının veya seleflerinin adlarının ticaret sırasında kullanım hakkı da engellenmeyecek. Belirtilen bu hususların dışında kalan kullanımlar için akit tarafça “önceki kullanımın kademeli olarak durdurulması” kararı verilirse, bu karar derhal WIPO’ya bildirilecek. Söz konusu kullanımın durdurulması için üçüncü kişilere tanınacak süre,  herbir somut olayın kendi koşullarına bağlı olmakla birlikte onbeş yıldan fazla olamayacak.

Uluslararası tescilden,  akit taraflardan biri veya birkaçı bakımından feragat etmek mümkün. Ancak “feragatten de herhangi bir zamanda vazgeçmek mümkün”. Her ne kadar böyle bir durumla karşılaşan akit tarafların, “feragatten vazgeçme”nin doğurabileceği hukuki sonuçlar bakımından bu durumu kabul etmediğini beyan etme hakkı olsa da, ziyadesiyle karmaşık durumlara yol açar nitelikte.

Cenevre Metni ile öngörülen sistem İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde.

Akit taraflarda yapılacak red bildirimleri için öngörülen süre yine bir yıl. Bu süreye, akit taraf nezdinde gerçekleşecek itiraz prosedürü de dâhil.

Uluslararası Sicilde yapılan hatalar düzeltilebilecek. Ancak “coğrafi işaret” veya “coğrafi işaretin uygulanacağı ürün” ile ilgili olan hatalar hakkında akit taraflar,  “hatanın düzeltilmesinden sonra artık koruma sağlayamayacağını” bir yıl içinde beyan edebilir.

Yeni veliaht, kimsenin kendi sözünün üstüne söz söylemesini istemiyor olmalı ki Cenevre Metnine çekince koyma yasağı getirmiş.

Cenevre Metninin kabulünün üzerinden iki yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen onu tahta taşıyacak 5 girişimcinin dahi çıkmaması, açıkça beni de biraz endişeye düşürmüştü. AB Komisyonunun resmi internet sayfasında karşılaştığım bir ilan (https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/initiatives/ares-2017-6308027_en) beni yeniden heyecanlandırdı. Çünkü AB’nin Cenevre Metnine taraf olma inisiyatifinden bahsediliyor ve ilgililerden geribildirim talep ediliyordu.

İlanda yer verilen bilgiler oldukça önemli. Lizbon Anlaşmasının 28 akit tarafından 7 tanesi AB üyesi. Mevcut durumda Lizbon Sisteminde tescilli yaklaşık 1000 menşe adından %90 kadarı AB üyelerine ait.

AB şaraplar için 1970, distile alkollü içecekler için 1989, aromatize şaraplar için 1991 ve diğer gıda ve tarım ürünleri için de 1992 yılından itibaren coğrafi işaret koruması sağlamakta. Belirtilen ürün gruplarında AB düzeyinde sağlanmış olan coğrafi işaret koruması, üye ülkelerin kendi ulusal düzeylerinde ayrı bir koruma sağlanmasını men edici nitelikte. Mevcut durumda tarım dışı ürünler için AB düzeyinde üniform bir coğrafi işaret koruması sağlanamamakla ancak bu ürünler için üye ülkeler, kendi ulusal mevzuatı kapsamında gerekli işlemleri yürütebilmektedir.

AB Komisyonunun internet sitesinde yer verilen bilgilerden benim için en kayda değer olanı, yıllardır cevabını bulmaya çalıştığım bir noktaya temas eden “yetki devri”ne ilişkin.  AB Komisyonu açıklamalarında özetle; AB’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşmanın (Treaty on the Functioning of the European Union-TFEU) 207(1)’inci maddesine göre, coğrafi işaretlerin korunmasını konu alan bir uluslararası anlaşma akdetmenin, diğer hususların yanısıra ortak ticaret politikasının özellikle “fikri mülkiyetin ticari boyutu”na temas etmesi nedeniyle münhasıran AB’nin yetkisinde bulunduğu ve AB Anlaşmasının (Treaty of European Union-TEU) 5(3)’üncü maddesine göre de münhasıran AB’nin yetkisinde bulunan alanlarda yetki devri yapılamayacağı ifade edilmekte.

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) tarafından verilen C-389/15 – Commission v Council kararında; AB üyesi ülkelerin kendi inisiyatifleriyle Lizbon Sistemine katılmasının mümkün olmadığı, bunun ancak AB tarafından yetkilendirilmesi ve AB ile birlikte katılım sağlanması halinde söz konusu olabileceği belirtilmekte.

ABAD’ın 25.10.2017 tarihli hükmüne atıfla, “Cenevre Metninin AB ve üçüncü ülkeler arasındaki ticareti kolaylaştırdığı ve yönettiği; bu ticarette doğrudan etkilerinin bulunduğu; dolayısıyla AB’nin Cenevre Metnine katılımının, TFEU’nun 207(1)’inci maddesinde öngörülen ortak ticaret politikasıyla ilgili olması nedeniyle AB’nin münhasır yetkisi dâhilinde olduğu” açıklanmaktadır.

AB Komisyonunun sitesinde ayrıca; Cenevre Metninin AB’nin uluslararası coğrafi işaret politikasına uygun olduğu; Türkiye de dâhil birçok ülkenin bu yeni sisteme katılabileceği belirtilmekte.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım AB Komisyonu açıklamalarından, AB’nin 2018 yılı içinde Cenevre Metnine katılımı hedeflediği açıkça anlaşılıyor. AB’nin katılımıyla birlikte AB üyesi ülkeler de onu takip edecektir. Bu durumda şunu söyleyebilirim ki yazımızın konusu soruya cevap bulundu, Cenevre Metni tahta çıkıyor…

Gonca ILICALI

Mart 2018

gilicali12@gmail.com

ALDI’Yİ ŞAMPANYA ÇARPTI! CHAMPAGNER SORBET İHTİLAFINDA HUKUK SÖZCÜSÜ M. CAMPOS SÁNCHEZ-BORDONA’NIN GÖRÜŞÜ

 

Comité Interprofessionnel du Vin de Champagne v Aldi Süd Dienstleistungs-GmbH & Co (C393/16)

Ben çocukken gazetelerde “doğru bildiğimiz yanlışlar” diye haberler yayınlanırdı. Çoğunlukla sade suya tirit, kolayca bulunabilecek bilgileri derleyen ve gazetedeki boş yerleri doldurmaya yarayan bu yazıları ben yine de okurdum. Bugün biraz nostalji yapıp önce doğru/yanlış oyunu oynayalım diyorum.

1-Champagne (şampanya) dünyanın en bilinen/en meşhur coğrafi işaretidir; muhtemelen doğru. Şampanya kraliçe ise Konyak  kraldır diye devam edebiliriz.

2-Bütün köpüklü şaraplar şampanyadır;  Yanlış.

3-Şampanya Birliği en zengin coğrafi işaret birliğidir; muhtemelen doğru, en azından onlardan biridir

4-Bütün coğrafi işaret birlikleri ve üreticileri zaten zengindir; Yanlış. Arapgir’de köhnü üzümü üreten çiftçi zengin mi? İtalya’da bin kişilik kasabada 800 yıldır atasından gördüğü  peyniri üretmekte ısrar eden adamla Şampanya Birliği’nin ne alakası var?

5-Şampanya sadece bir iki üreticinin elinde, onlarda herkese dava açıyor; Yanlış. Fransa’da Champagne bölgesine gidip kaç tane irili ufaklı üretici olduğunu görsen şaşarsın. Yani hayat Moët & Chandon,Veuve Clicquot, Dom Perignon dan ibaret değil şampanya dünyasında.

6-Şampanya zengin içeceğidir; Yanlış. Türkiye’de ki lokantalarda yazılan fiyatlara bakma, Yeşilçam filmlerindeki Şampanya imajının sana subliminal mesaj vermesine izin verme! Şampanya özel günlerde daha fazla tercih edilen bir içecek olabilir, ama zengin içeceğidir denemez bence.

7-Amerikalılar Kaliforniya şampanyası üretiyor, İspanyolların da Cava (kava) diye şampanyası var; Yanlış. Amerikalıların da İspanyolların da şampanya üretmesi mümkün değil, çünkü bu ülkeler/bölgeler  Fransa ‘da ki Champagne bölgesinde değil! Ayrıca, İspanyollar kendi içeceklerine Cava derken sen neden şampanya demekte ısrar ediyorsun acaba?

8-Almanların uzun yıllardır yaptığı geleneksel bir sorbesi/dondurulmuş tatlısı var ve adı da Champagner Sorbet (şampanyalı sorbe/şampanya sorbesi), bunun içine gerçekten de şampanya koyuyorlar; DOĞRU , Hatta o kadar doğru ki aşağıdaki görüşe konu olan dava da zaten buradan temelleniyor.

İHTİLAFIN ÖZETİ

Almanların meşhur indirimli süpermarket devi ALDI 2014 yılında aşağıda görseli sunulan paketlerle şampanyalı sorbe satmaya başlayınca Fransa’da alarm zilleri çaldı!

 

 

Şampanya üreticilerinin haklarını ve Champagne coğrafi işaretini korumak için kurulmuş The Comité Interprofessionnel du Vin de Champagne (CIVC) hemen harekete geçerek ALDI’ye dava açtı ve ürünlerin satışına son verilmesini istedi. CIVC, Aldi’nin sattığı sorbelerin paketlerinde

—tescilli Champagne  coğrafi işaretinin kullanılmasının,

—ayrıca görsel olarak bir şişe şampanya, yarım doldurulmuş şampanya kadehi ve bir şişe mantarının yer almasının şampanya coğrafi işaretinin ününden haksız yararlanmaya sebep olduğunu ve haklarını ihlal ettiğini iddia etti.

Bu arada, Aldi’nin sattığı ürünlerde gerçekten de %12 oranında şampanya kullanıldığını belirtelim.

Münih Yerel Mahkemesi CIVC lehine karar verdi. Ama Bölgesel Temyiz Mahkemesi, Yerel Mahkeme’nin kararını bozdu! Temyiz Mahkemesine göre

–Aldi, tescilli Champagne coğrafi işaretinin ününden haksız yararlanmamıştı  çünkü “Champagner Sorbet” Almanya’da belli bir tatlının /sorbenin adı olarak çok uzun yıllardır kullanılmaktaydı,

–ayrıca Aldi ürünlerinin içinde bulunan %12 oranında ki şampanya ürüne/gıda maddesine  karakteristiğini vermek için yeterliydi.

Bunun üzerine CIVC, ihtilafı Alman Federal Temyiz Mahkemesi’ne taşıdı (aksi beklenemezdi her halde!) . Mahkeme yargılamayı durdurarak AB Adalet Divanına dört soru yöneltti. Dosya, Hukuk Sözcüsü M Campos Sánchez-Bordona’nın önüne geldi. Aşağıdaki yazı Bordona’nın heyecanla beklenen 20 Temmuz 2017 tarihinde açıkladığı görüşe ilişkindir.

Federal Temyiz Mahkemesi’nin ABAD’a yönelttiği dört soru içerisinde en kritik olanı şuydu;

“İçinde malzeme/bileşen olarak coğrafi işaretle korunan bir ürünün kullanıldığı gıda maddesinin ambalajında konu coğrafi işarete yer verilmesi, o coğrafi işaretin ününden yararlanma-istismar anlamına gelir mi?”

Bir diğer anlatımla;  bir gıda şirketi/gıda satan şirket, korunan Champagne işaretini, içinde şampanya bulunan bir ürün için  hangi şart ve koşullarda ürün ambalajında kullanabilir?

Mahkeme verilecek cevapta toplum nezdinde  ürünün isminin (olayda “Champagner sorbet”) toplumda jenerik olarak kullanılıyor olmasının ve coğrafi işaretle korunan ürünün (olayda champagne) satışa sunulan gıda maddesinin son hali içinde ürüne ana karakteristiğini verecek oranda kullanılmasının etkisinin de gözönüne alınmasını talep etmiştir.

Hukuk Sözcüsü Bordona görüşünde konuyla ilgili olarak ilk önce şu hususa dikkat çekiyor; coğrafi işaretle korunan bir ürünün, gıda maddesinin  paketinde kullanılması “masum” bir seçim olamaz ve mantıken  o coğrafi işaretli ürünün ünüyle bağlantı kurularak bu ünden faydalanma eğilimine işaret eder; o yüzden de hukuka aykırı kullanım olarak değerlendirilmelidir.

Ancak bu tarz bir kullanım yasal bir gerekçeye dayanıyorsa  durum farklı  değerlendirilebilir. Söz konusu olabilecek yasal menfaatler şunlar olabilir;

— Marka tescili gibi önceden mevcut haklar (olayda Aldi için böyle bir durum söz konusu değildir)

— Etiketleme mevzuatı gibi yasal zorunluluklar (olayda bu düşünülebilir, değerlendirilebilir)

–zararsız kullanım (olayda düşünülebilir)

Dava sürecinde Aldi, sattığı ürünlerin ambalajlarında ürünün adını doğru şekilde yazmak zorunda olduğunu ve bu zorunluluğunda etiket mevzuatından kaynaklandığını ileri sürmüştü. Aldi’ye göre, satılan ürünün adı Alman tüketiciler için “Champagner sorbet” olduğundan, paketlerde bu şekilde kullanım mecburidir.

Ancak Bordona, coğrafi işaret korumasının temel amacının coğrafi işaretle korunan ürünün adının jenerik hale gelmesine engel olmak olduğuna vurgu yaparak, Aldi’nin bu savunmasına itibar edilemeyeceğini belirtiyor. Champagner sorbet bir veya birden fazla AB ülkesinde bir sorbe türünün adı olarak kullanılıyor olsa dahi bunun yukarıda belirtilen istisnalardan biri içine girmeyeceğini söylüyor.

Gıda maddesinin içinde coğrafi işaretle korunan ürünün kullanılmasının satılan gıda ürününe karakteristik özelliğini vermesi konusuna gelince;  Bordona burada 2010 tarihli, içinde coğrafi işaretli ürün ihtiva eden gıda maddelerinin etiketlenmesine dair, AB Komisyonu Kılavuzlarından yararlanarak yorum yapıyor. Bu Kılavuzların bağlayıcı olmadığını ve esasında  şarap ve diğer alkollü içeceklere ilişkin olmadığını belirtelim. Ancak Bordona Kılavuzların analoji yapmak için kullanılabileceğine işaret ediyor.

Kılavuzlara göre,  korunan coğrafi işaretli ürün, bir gıda maddesinin içinde yer alıyorsa ve aşağıdaki şart ve koşullar mevcutsa gıda ürününün adında veya buna yakın yerleştirilerek kullanılabilir.

1) Söz konusu gıda maddesi, başka hiçbir ‘karşılaştırılabilir- yerine ikame edilebilir içerik maddesi’ içermemelidir, yani kısmen veya tamamen korunan coğrafi işaretli ürünün yerine geçebilecek/geçmesi mümkün bir ürün içermemelidir. (Örneğin, şampanya sorbesi şampanyadan başka bir köpüklü şarap içermemelidir),

2) Coğrafi işaretli ürün (Şampanya)içinde kullanıldığı gıda ürününe (Şampanya sorbesi ) esaslı karakteristiğini  kazandıracak miktarda  olmalıdır, (bu şart her olayda vaka bazında değerlendirilmelidir.)

3) Coğrafi işaretli ürünün gıda maddesi içindeki oranı ilgili gıdanın isminin yanında veya buna çok yakın bir yerde veya ürün içindeki malzemelerin/bileşenlerin listesi kısmında açıkça yazılmalıdır. (örneğin ‘Şampanya sorbesi ( % 12)” gibi veya ürünün bileşenlerinin yer aldığı listede “Şampanya (% 12)” gibi )

Bordona’ya göre ihtilafta birinci ve üçüncü koşullar konu değildir , ikinci koşula bakılmalıdır. İkinci koşul için  ise Bordona, bununla ilgili gerekli incelemenin vaka bazında Ulusal Mahkemelerce yapılması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, olayda Aldi’nin sattığı ürünlerin %12 oranında şampanya  içermesinin sorbeye esaslı karakteristiğini verip vermediği konusundaki karar Alman Mahkemelerince verilmelidir. Alman Mahkemeleri bu yönde inceleme yaparken, sorbe ürünü içinde şampanyanın tadının aromasının ne kadar hissedildiği gibi noktalara dikkat etmelidir.

Ancak görüşün kanaatimizce kreşendosu en sonda yer almaktadır; yukarıda ki prensipleri ortaya koyan ve ürüne karakteristik özellik katılıp katılmadığı incelemesinde görev ve yetkinin Alman Ulusal Mahkemelerinde olduğunu söyleyen Bordona,   Mahkemelerin aynı zamanda ürün paketlerinin dürüst rekabetin aşağıdaki iki ana koşuluna uygun olup olmadığını da incelemesi gerektiğini belirtmektedir.

Bordona ya göre; her halükarda bir ürünün sunumunun adil ticari uygulamalara ve genel teamüllere uygun olması gerekir. 1234/2007 sayılı Tüzüğün(mülga) 118. quaterdecies  (c) ve (d) numaralı maddelerinde, özellikle “Şampanya” gibi koruma altındaki işaretlerin aşağıdaki durumlara karşı kesin bir koruma altında olduğu belirtilmiştir;

  • Ürünün bölgesi, orijini, doğası veya esaslı özelliklerine ilişkin yanlış veya yanıltıcı ifadeler,
  • Ürünün gerçek orijinine ilişkin tüketiciyi yanlış yönlendirecek diğer uygulamalar,

Bu nedenle, eğer ulusal mahkemeler tarafından % 12 oranındaki şampanyanın sorbeye esaslı karakteristik özelliğini vermeye yeterli olduğu kanaatine varılırsa dahi,  paketler üzerinde  şampanya şişesi, şampanya kadehi, mantar tıpa gibi görsellerin baskın ve yoğun kullanımı dikkate alınarak, ürünün genel sunumunun (paket, reklam materyali, belgeler vs.)

—ürünlerin  orijini, nitelik veya kalitesi hakkında yanıltıcı olup olmadığını,

—ve/veya konu ürünün tescilli şampanya coğrafi işaretinin ününden haksız yararlanıp yararlanmadığının, şampanyanın ünüyle bağlantı kurma amacına hizmet edip etmediğinin de incelenmesi şarttır.

Bordona’ya göre, Aldi’nin ürün paketlerinin genel görünümünü göz ardı etmek mümkün değildir.

Bu görüşü duyduklarında CVIC’de şişelerce şampanya açılarak kutlama yapıldığını görür gibiyim! Eğer , pek çok olayda olduğu gibi, Alman Mahkemeleri Hukuk Sözcüsünün görüşü doğrultusunda karar verirse verilecek kararın gıda maddesi üreten/satanlar için ne anlama geldiği açıktır; bundan sonra herkes ambalajlarını daha dikkatli gözden geçirmek zorundadır!

 

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Aralık 2017