Ay: Nisan 2024

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YENİ COĞRAFİ İŞARETLER TÜZÜĞÜ HEDEFE VARDI!

Avrupa Birliği (AB) Parlamentosundaki 28 Şubat 2024 tarihli oylamanın ardından, 26 Mart’ta resmen kabul edilen coğrafi işaret hakkındaki tüzük teklifi, 23 Nisan 2024 tarihinde AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak kesinleşti.

11 Nisan 2024 tarihli ve 2024/1143 sayılı AB Tüzüğü; gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkilerde coğrafi işaret ve diğer kalite göstergelerine ilişkin koruma şartlarını birleştiriyor, sadeleştiriyor ve güçlendiriyor. Bu kapsamda gıda-tarım ürünleri hakkındaki 1151/2012 sayılı AB Tüzüğü yürürlükten kalkarken diğer ürünler hakkındaki tüzükler de değişikliğe uğruyor.

2024/1143 sayılı AB Tüzüğü, 13 Mayısta yürürlüğe girecek. Ancak AB üyesi ülkelerdeki ulusal prosedürlerle ilgili Madde 10(4) ve (5) ile, denetim sistemiyle ilgili bazı usullere yönelik Madde 39(1) ve Madde 45 için yürürlük tarihi 1 Ocak 2025.

2024/1143 sayılı Tüzüğün, 26 Martta gerçekleşen kabulünün ardından 28 Martta IPR Gezgini’nde yayımlanan “AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BİRLEŞTİRİLMİŞ, SADELEŞTİRİLMİŞ VE GÜÇLENDİRİLMİŞ YENİ COĞRAFİ İŞARETLER TÜZÜĞÜ FINISH ÇİZGİSİNE VARMAK ÜZERE!” başlıklı yazımızda, konu hakkında öngörülen yenilik ve değişikliklere ilişkin değerlendirmelerimize yer vermiştik.

Gonca ILICALI

Nisan 2024


Kaynak:

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=OJ:L_202401143

Neden 26 Nisan? Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz Kutlu Olsun!



Bu yazı, yazarın 26 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmış aynı başlığa sahip yazısının güncelleştirilmiş halidir.


Bugün 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.

1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.


Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.

26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.

2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlanır.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2001 yılından itibaren her yıl farklı bir temayla kutlanmaktadır. Bu temaları listeleyelim (https://www.wipo.int/web/ipday/archives):

2001 – Geleceği Bugün Yaratmak (Creating the Future Today)

2002 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2003 – Fikri Mülkiyeti İşiniz Yapın (Make Intellectual Property Your Business)

2004 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2005 – Düşün, Hayal Et, Yarat (Think, Imagine, Create)

2006 – Bir Fikirle Başlar (It Starts with an Idea)

2007 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2008 – İnovasyonu Kutlamak ve Fikri Mülkiyet İçin Saygıyı Teşvik Etmek (Celebrating innovation and promoting respect for intellectual property)

2009 – Yeşil İnovasyon (Green Innovation)

2010 – İnovasyon – Dünyayı Bağlamak (Innovation – Linking the World)

2011 – Geleceği Tasarlamak (Designing the Future)

2012 – Vizyon Sahibi Mucitler (Visionary Innovators)

2013 – Yaratıcılık – Yeni Nesil (Creativity – The Next Generation)

2014 – Sinema Filmleri Bir Küresel Tutku (Movies – a Global Passion)

2015 – Yerinden Kalk, Ayağa Kalk. Müzik İçin (Get Up, Stand Up. For Music.)

2016 – Dijital Yaratıcılık: Kültürü Yeniden Hayal Etmek (Digital Creativity: Culture Reimagined.)

2017 – İnovasyon – Yaşamı Geliştirmek (Innovation – Improving Lives)

2018 – Değişimi Güçlendirmek: İnovasyon ve Yaratıcılıkta Kadınlar (Powering Change: Women in Innovation and Creativity)

2019 – Altına Uzanmak: Fikri Mülkiyet ve Spor (Reach for Gold: IP and Sports)

2020 – Yeşil Bir Gelecek İçin Yenilik Yap (Innovate for a Green Future)

2021 – Fikri Mülkiyet ve KOBİ’ler: Fikirlerinizi Pazara Taşımak (IP & SMEs: Taking your ideas to market)

2022 – Fikri Mülkiyet ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon (IP and Youth: Innovating for a Better Future)

2023 – Kadınlar ve Fikri Mülkiyet: İnovasyon ve Yaratıcılığı Hızlandırmak (Women and IP: Accelerating innovation and creativity)

2024 – Fikri Mülkiyet ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Ortak Geleceğimizi İnovasyon ve Yaratıcılıkla İnşa Etmek (IP and the SDGs: Building our common future with innovation and creativity)


WIPO internet sayfasında Dünya Fikri Günü için özel bir sayfa yer almaktadır:

https://www.wipo.int/web/ipday/2024-sdgs/index

Sayfa içeriğinde bu özel gün için dünya genelindeki etkinlikleri gösteren özel bir sekme de bulunmaktadır:

https://www.wipo.int/ip-outreach/en/ipday/2024/events-calendar.html

Sekmede 2024 yılında Türkiye’de düzenlenen bazı etkinliklere de yer verilmiştir. (Etkinliğin eklenmesi için organizatörler WIPO’ya etkinlik hakkında bildirim yapmalıdır.)


Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.

Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz kutlu olsun!

Önder Erol ÜNSAL

Nisan 2024

unsalonderol@gmail.com

Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası Onaylandı: Peki Telif Hakları Bakımından Neler İçeriyor?


* Yapay Zeka Yasası 13 Mart 2024 tarihinde Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından onaylandı. Söz konusu yasa telif hakları bakımından doğrudan bir düzenleme içermemekle birlikte, yasanın 53. maddesinde yapay zeka sağlayıcılarına getirilen yükümlülükler ile telif hakları ihlallerinin de önüne geçilmek istendiği görülmektedir.


Bildiğimiz üzere ChatGPT, BERT, LaMDA, DALL-E2 gibi pek çok örneğine rastladığımız ve metin, görüntü, ses gibi verileri işleyerek özgün içerik oluşturmaya imkan tanıyan üretken yapay zeka modelleri günümüzde yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir.

Yapay zeka modellerinin yoğun olarak kullanılmaya başlanması ile birlikte alandaki yasal boşluğun doldurulması ihtiyacı daha da güçlenmiştir. Özellikle yapay zeka modellerinden kaynaklanan riskleri önlemek ve yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerini belirlemek için etkili bir yasa çalışması yapılması gerekliliği uzunca süre tartışılmıştır.1

Bu husus geçtiğimiz yıllarda Avrupa Parlamentosu’nun gündeminde de önemli bir yer tutmuştur. Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılında tanıtılan ve alanda öncü bir çalışma olan Yapay Zeka Yasa tasarısı ile diğer hususların yanı sıra yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerinin çerçevesi çizilmeye başlanmıştır.

Takip eden süreçte tasarı ilgili komite tarafından önerilerle birlikte Avrupa Parlamentosu’na iletilmiş ve Parlamento tarafından 14 Haziran 2023 tarihinde kabul edilmiştir. 09 Aralık 2023 tarihinde ise Parlamento ve Konsey müzakerecileri Yapay Zeka Yasasının son hali üzerinde geçici bir anlaşmaya varmışlardır.2 Nihayetinde, Yapay Zeka Yasası, Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından 523 lehe, 46 aleyhe ve 49 çekimser oy sonucunda 13 Mart 2024 tarihinde onaylanmıştır.3 İlgili yasa kademeli olarak uygulanacak olup, yasanın 2025-2026 yıllarında tamamen uygulanabilir hale gelmesi beklenmektedir.4

Yasa dünya genelinde bu alanda bilinen ilk5 yasal düzenleme olması sebebiyle kanaatimizce büyük öneme sahiptir. Avrupa Birliği (“AB”) içerisinde pazar işleyişini iyileştirmek, insan odaklı ve güvenilir yapay zeka teknolojisinin benimsenmesini teşvik etmek, yapay zeka sistemlerinin zararlı etkilerine karşı sağlık, güvenlik, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve çevrenin korunması da dahil olarak temel hakların üst düzeyde korunmasını sağlamak ve yeniliği desteklemek bu yasanın temel amaçları arasında sayılmıştır.

Peki Yapay Zeka Yasası telif hakları bakımından neler içermektedir?

Belirtmek gerekir ki yapay zeka yasası doğrudan doğruya telif haklarına ilişkin düzenlemeler içermemektedir.

Yasa temelde yapay zeka sistemlerinin AB içinde piyasaya sunulması, hizmete sokulması ve kullanımı için harmonize olmuş kurallar belirlemekte, yapay zeka teknolojilerini çeşitli risk kategorilerine göre sınıflandırmakta, belirli tip yapay zeka uygulamalarını yasaklanmakta ve yüksek riskli yapay zeka sistemleri için özel kurallar ve bu sistemleri işletenler için yükümlülükler getirmektedir.

Yasanın yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerini düzenleyen 53. maddesi ise telif hakları ile ilişkilendirilebilecek niteliktedir. Bu kapsamda yapay zeka sağlayıcılarının;

a) Eğitim süreçleri de dahil olmak üzere yapay zeka modelinin teknik dokümantasyonunu hazırlamaları, güncel tutmaları ve talep edilmesi halinde bu dokümantasyonu Yapay Zeka Ofisi6’ne ve ulusal yetkili makamlara sunmaları,

b) Genel amaçlı yapay zeka modelini kendi yapay zeka sistemlerine entegre etmeyi planlayan yapay zeka sistem sağlayıcılarına bilgi ve belgeleri hazırlamaları, güncel tutmaları ve erişilebilir kılmaları,

c) Avrupa Birliği telif hakkı yasalarına uygunluğu sağlayacak surette ve Dijital Tek Pazarda Telif Haklarına ve Bağlantılı Haklara İlişkin 2019/790 sayılı Direktif’in metin ve veri madenciliği amaçlarıyla kullanımlara ilişkin olarak haklara getirilen istisna ve sınırlamaları düzenleyen 4(3) maddesi uyarınca, hak sahiplerine kullanımlar bakımından çekince koyarak kullanıma izin vermeme imkanı7 sağlamaları,

d) Yapay Zeka Ofisi tarafından sağlanan şablona göre, yapay zeka modelinin eğitimi için kullanılan içerik hakkında yeterince ayrıntılı bir özet hazırlamaları ve kamuya açık hale getirmeleri gerekmektedir.8

Görüleceği üzere ilgili düzenlemelerden özellikle c ve d bendinde aktarılan yükümlülüklerin telif hakları ile bağlantısı bulunduğu görülmekte ve yükümlülükler bir arada değerlendirildiğinde yapay zeka sağlayıcıların mevcut yasal düzenlemeler uyarınca üçüncü tarafların telif haklarına saygılı ve bunları gözeterek hareket edeceği, yapay zekayı eğitirken kullandıkları verileri kamu ile paylaşacakları, hak sahiplerinin ise kullanıma izin vermemek yönünde belirleme yapabilecekleri mekanizmaları9 sağlayacakları bir çerçeve çizilmektedir.

Bu hususların her birinin olası ihlallerin önüne geçmeyi; hak sahiplerine koruma imkanı sağlarken, yapay zeka sağlayıcılarına ise faaliyetleri açısından önceye nazaran daha belirli bir hukuki zemin getirmeyi amaçladığı görülmektedir.

İlgili yasa kapsamında, doğrudan telif hakları ile ilintili olmasa da şeffaflık yükümlülükleri de ele alınmaktadır. Bu doğrultuda 50. maddede getirilen yükümlülükler arasında yapay zekanın doğrudan kişilerle etkileşim kurduğu hallerin kullanıcıya açıkça bildirilmesi, üretilen içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulduğunun işaretlenmesi, duygu tanıma biyometrik kategorizasyon gibi işlemler yapabilen sistemler bakımından bu işlemlere maruz kalan kişilerin bu husus hakkında bilgilendirilmesi ve bunun usulüne ve yasalara uygun surette gerçekleştirilmesi, görüntü, ses veya video içeriği üreten veya manipüle eden, derin taklitler oluşturan (deep fake) bir yapay zeka sisteminin kullanıcılarına içeriğin yapay olarak oluşturulduğunun veya manipüle edildiğinin açıklanması gibi hususlara da yer verilmiştir.

Bunlardan özellikle işaretlemeye ilişkin olan sonuncu yükümlülüğün içeriğin yapay zeka ile meydana getirildiği noktasında bilgilendirici/uyarıcı bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bu işaretleme fonksiyonun olası uyuşmazlık hallerinde ilgili makamlar da içerik ile ilgili telif hakkı sahipliği iddiaları ve/veya hak ihlali hallerinde bu hususu gözeterek karar oluşturmasına katkı sağlayabileceğini değerlendirmekteyiz.

Sonuç olarak ilgili yasanın, genel olarak yapay zeka teknolojilerinin kullanımı bakımından belirli, şeffaf, üçüncü kişilerin -telif hakları da dahil- haklarına riayet edilen, ve aykırılık hallerini ise yaptırımlara10 bağlamak suretiyle caydırıcı mekanizmalar öngören bir düzenleme olduğunu söylemek mümkündür. Ancak ilgili düzenlemelerin ihtiyaçları karşılamak noktasında ne kadar yeterli olacağı ancak uygulama ile netlik kazanacak olup, alandaki gelişmeler kapsamında yasal düzenlemelerin şekillenmeye devam edeceği şüphesizdir.

İlgili yasanın yapay zeka sistemleri tarafından üretilen çıktıların eser niteliği ve/veya bunlar üzerinde olası telif hakkı sahipliği ve hak ihlali halleri bakımından herhangi bir düzenleme içermemesi karşısında ise bu noktaların aydınlatılması, en azından bu aşamada, yine mahkemelere bırakılmış gibi görünmektedir.

Mutlu YILDIRIM KÖSE                                         

mutluyildirimkose@gmail.com

Havva Yıldız

havvayildiz24@gmail.com

Su YÜCEL

suyucel3@gmail.com

Nisan 2024


DİPNOTLAR

1 https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/regulatory-framework-ai

2 https://artificialintelligenceact.eu/developments/

3 https://www.europarl.europa.eu/news/en/press-room/20240308IPR19015/artificial-intelligence-act-meps-adopt-landmark-law

4 https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/A-9-2023-0188-AM-808-808_EN.pdf

5 https://www.europarl.europa.eu/topics/en/article/20230601STO93804/eu-ai-act-first-regulation-on-artificial-intelligence

6 https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/ai-office Yapay Zeka Ofisi Avrupa Komisyonu tarafından yapay zeka uzmanlık merkezi olarak ve birlik içinde yeknesak bir yönetim sistemi belirlemek maksadıyla kurulmuştur.

7 https://enterprise.gov.ie/en/consultations/consultations-files/summary-articles-of-directive-eu-2019-790.pdf İlgili düzenleme yasal olarak erişilebilir çalışmaların metin ve veri madenciliği amaçlarıyla çoğaltılması ve ekstraksiyonuna izin verme yükümlülüğü yaratır. Ancak hak sahiplerinin kullanıma izin vermeme durumu söz konusu ise o halde bu istisna uygulama alanı bulmayacaktır. Bu türden çoğaltma eylemlerine metin ve veri madenciliği amaçları için gerektiği sürece devam edilebilecektir.

8 https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/TA-9-2024-0138_EN.html

9 Bu husus doktrinel kaynaklarda “opt-out” yani halihazırda kullanıma izin verilmiş kabul edilen bir halde hak sahibinin yapacağı belirleme ile izin vermediği yönünde iradesini ortaya koyması ve kullanımı yasaklamasını ifade eden mekanizmalara tekabül edecek şekilde yorumlanmaktadır.

10 İlgili yasanın “Yaptırımlar” başlıklı 99. maddesinde  ise, diğer hususların yanı sıra, şeffaflık yükümlülüklerine aykırılık  ile yapay zeka sağlayıcıları, yetkilendirilmiş temsilcileri, ithalatçılar, dağıtıcı ve sair her bir aktör bakımından ise yasada tarif edilen belirli yükümlülüklere aykırılık halinde 15 milyon Avro ve ihlali gerçekleştiren bir işletme olması durumunda, hangisi yüksek ise, ya ilgili miktar ya da önceki mali yılın toplam dünya çapındaki yıllık cirosunun %3’üne tekabül eden tutar üzerinden;  yanlış, eksik veya yanıltıcı bilgi sağlanması halinde 7,5 milyon Avro ve ihlali gerçekleştiren bir işletme olması durumunda, hangisi yüksek ise, ya ilgili miktar ya da önceki mali yılın toplam dünya çapındaki yıllık cirosunun %1’ine tekabül eden tutar üzerinden idari yaptırım uygulanacağı belirtilmektedir.

Bir Makaleden, “Patent” Sözcüğü Tanımında Resmî Değişikliğe

Bir düşüncenin ifade edilmesi, bir savın ortaya konulması; tarihe not düşmek, ilgililerin konu üzerinde düşünmesini sağlamak, düşünceyi kabul ettirmek gibi herhangi bir amaca yönelik olabilir. Amaca gerçekleşmesi şüphesiz mutluluk vericidir. Ancak bazen ifade edilen düşünce, amaçlanandan farklı sonuçlar ve etkiler doğurabilir. Okumakta olduğunuz yazı da IPR Gezgini’nde yayımlanmış bir yazının ortaya çıkardığı beklenmedik bir sonucun gelişim sürecine ilişkindir.

8 Eylül 2022 tarihinde okumakta olduğunuz yazının yazarlarından Osman Umut KARACA tarafından kaleme alınan ve IPR Gezgini’nde yayımlanan “Fikrî Mülkiyet Hukuku Terminolojisine Dair Süreğen bir Sorun: “Patent” Sözcüğünün Hatalı Kullanımı” başlıklı yazıda,[1] “patent” sözcüğünün hatalı kullanımının, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından hazırlanan ve güncellenen Güncel Türkçe Sözlük’te de karşılık bulmasına ilişkin tespitlere, eleştirilere ve bu durumun muhtemel hukuki ve teknik nedenlerine değinilmişti.

Yazının yayımlanmasının ardından, okumakta olduğunuz yazının yazarlarından Dr. Ayşegül DEMİRCİOĞLU, yazıyı okuduğunu, kendisinin de bir fikrî mülkiyet sözlüğü çalışması olduğunu, “patent” sözcüğünün tanımına ilişkin önerilerin yanında, birkaç farklı öneriyi de bir araya getirerek TDK’ye sunma teklifinde bulunmuş ve bunun üzerine hazırlanan metin, bu yazının yazarları tarafından TDK’ye sunulmuştur.

TDK yetkilileri tarafından yapılan sözlü geri bildirimde; hatalı olduğunu belirttiğimiz tanımların sözlüklerden çıkarılamayacağı, sözlüklerin kelimelerin yalnız terim anlamlarını değil, toplumda kabul görmüş anlamlarını da içerdiği, ancak doğru tanıma ilişkin önerilerin, yapılacak incelemeler neticesinde mevcut tanımlara eklenebileceği belirtilmiştir. Bu bildirimden yaklaşık bir buçuk yıl sonra TDK Sözlükleri üzerinden yaptığımız kontrollerde, önerilerimizden birinin “patent” sözcüğünün ikinci sıradaki anlamı olarak Güncel Türkçe Sözlük’e eklendiği tespit edilmiştir.

Özet olarak belirtiğimiz süreç sonunda gerçekleşen yukarıdaki değişiklik; bir emeğin karşılık ve değer görmesi, eksik ya da hatalı olarak değerlendirdiğimiz bilgilerin resmî düzeyde değişimine katkı sağlaması bakımından mutluluk vericidir. TDK’ye değişiklik önerisi sunulması fikrinin ortaya çıkmasından sürecin sonuçlanmasına kadar destek veren TDK Önceki Dönem (1993-2000) Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Prof. Dr. İsmail PARLATIR‘a teşekkür ederiz.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Ayşegül DEMİRCİOĞLU

aysegul.demircioglu@gmail  

Nisan 2024


[1] Yazı için bkz. https://iprgezgini.org/2022/09/08/fikri-mulkiyet-hukuku-terminolojisine-dair-suregen-bir-sorun-patent-sozcugunun-hatali-kullanimi/ (03.04.2024).

Hatırlatma: IPR Gezgini İstanbul Buluşması 24 Nisan Akşamı Yapılacak – Katılım Taleplerinizi Bekliyoruz!



IPR Gezgini dostlarıyla 24 Nisan Çarşamba akşamı İstanbul’da buluşacak. Buluşmayı bir kez daha hatırlatıyor ve katılım taleplerinizi bekliyoruz. Detaylı bilgiyi aşağıda okuyabilirsiniz.


IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.

Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmasını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapacağız. Buluşma mekanımız “Bosphorus Brewing Company” olacak.

Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.

Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek.

Buluşma kesinleşmiş olsa da mekandaki organizasyon bakımından yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor. Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olacak ve organizasyonu daha kolayca gerçekleştirebileceğiz. Katılacaklarını önceki duyurulara yanıt vererek önceden bildiren dostlarımızın yeniden yazmalarına ise gerek bulunmuyor.

Organizasyona ilişkin yardımları için sevgili Zeynep Seda Alhas’a çok teşekkür ediyoruz.

iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz katılım bildirimlerinizi bekliyoruz!

IPR Gezgini

Nisan 2024

iprgezgini@gmail.com

Yapay Zeka Patentleri Dost mu Düşman mı?


Günümüzde adını sıklıkla duyduğumuz ve bazen insan odaklı eylemlerin yerine dahi kullanılan yapay zeka, her geçen gün etki alanını genişletmekle farklı sektör ve işlerde karşımıza çıkmaktadır. Günlük hayatta sadece merak edilen şeylerin sorulduğu bir araçtan ziyade artık yapay zekanın daha “akıllıca” ürünler ortaya koyduğu görülmektedir. Bu nedenle artık yapay zeka sadece bir arama motoru değil, aynı zamanda daha derin konularda bilgi veren, araştırmalar yapan, hatta icatlara konu olabilecek buluşlar ortaya koyan akıllı bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Ancak yapay zekanın bu gelişimi ilerledikçe bazı tartışmalı durumları da beraberinde getiriyor. Bu tartışmalardan bizim ilgilendiğimiz kısım ise yapay zekanın fikri mülkiyet hakları ile olan ilişkisi ve daha da spesifik olmak gerekirse yapay zekanın ortaya koyduğu patentlerin hak sahipliği tartışmaları. Bu konuda en güncel kararlardan biri olan DABUS karar(lar)ı İngiltere’de ve fikri mülkiyet dünyasında yankı uyandırmıştı. IPR Gezgini’nde de bu konu ele alınmıştı, ilgili yazıları https://iprgezgini.org/category/yapay-zeka-ve-fikri-mulkiyet-haklari/ kategorisinde bulabilirsiniz.

Bu alanda oldukça ünlenen ve son zamanlarda yapay zeka patentlerine ilişkin çoğu davada ismini gördüğümüz Prof. Ryan Abbott; yapay zeka tarafından ortaya konulan buluşların patent hukukunun hedeflerine ulaşmak için önemli olduğunu ileri sürüyor. Bu bakış açısına göre, yapay zeka tarafından oluşturulan buluşlara ilişkin patentler, yaratıcı yapay zekanın gelişimine katkıda bulunurken, aynı zamanda yapay zekanın ürettiği çıktıların değerinin artmasına ve özel bilgilerin ticari sır olarak saklanması riskinin azaltılmasına da katkıda bulunmaktadır.  Ancak yapay zekanın ortaya koyduğu buluşların patent hukukuna ilişkin olumlu gelişmeleri tartışılırken insan dışı bir makinenin buluşçu olarak değerlendirilmesi pek de kabul görmemektedir. Özellikle bazı mahkeme kararlarına ve görüşlere göre yapay zeka patentleri insan faaliyetlerini taklit eden ve en azından şimdilik bunun ötesine geçmeyen bir oluşumu ifade ediyor.

Son zamanlarda güncel kararların verildiği Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (UKIPO), ulusal yapay zeka stratejilerini yayımlarken fikri mülkiyet alanında da yapay zekanın önemli olduğuna değinse de, yapay zekanın ortaya koyduğu buluşların akıbeti ile ilgili herhangi bir çıkarımda bulunulmamıştır. Ancak Birleşik Krallık’ın yaklaşımını güncel mahkeme kararlarından anlamak zor değil, zira en güncel kararlardan biri olan DABUS kararında açıkça yapay zekanın buluşçu olamayacağını ortaya koyarak yapay zeka patentlerine karşı tutumunu göstermiştir. Bu karara yönelik eleştirilerde, yapay zeka patentlerine izin verilmesiyle patent sürecinin kısalacağı ve daha fazla patentin ortaya çıkacağı vurgulanmaktadır. Yapay zeka patentlerinin mevcudiyeti, patent sürecini hızlandırarak Birleşik Krallık’ı uluslararası arenada daha rekabetçi hale getirecek ve daha fazla fayda ve kazanç sağlayacaktır. Ancak, bu hedefe ulaşmak için yapay zeka ve patent yasaları arasındaki belirsizliklerin giderilmesi yerinde olacaktır.

Birleşik Krallık’tan farklı olarak bazı ülkelerde ise yapay zeka bakımından umut verici yaklaşımlar benimsenmiştir. Yine DABUS örneği üzerinden gidecek olursak, DABUS’un kurucusu Dr. Thaler İngiltere, Avustraly, ve Güney Afrika gibi birçok yerde patent başvurusu yapmıştır. Birleşik Krallık tarafından verilen karar kadar popüler olmasa da diğer ülkelerin yaklaşımlarının farklılığı konuyu daha da enteresan hale getirmektedir. Özellikle Avustralya Federal Mahkemesi tarafından verilen karar yapay zeka patentleri için oldukça pozitifti. Her ne kadar ilk başvuruda Avustralya Patent Ofisi tarafından reddedilse de Dr. Thaler pes etmeyerek bu kararı mahkemeye taşımış ve Federal Mahkeme hakimi konuyu farklı yönden ele almıştır. Burada dikkat çeken nokta; mahkeme tarafından Patent Kanunu incelendiğinde, icatçının “insan” olması gerektiğini belirten kesin bir ifadenin aslında bulunmadığıdır. Yani kanunda icatçının tanımlanmaması aslında bir boşluk yaratmıştır denebilir. Bu noktaya değinen mahkeme, Patent Ofisi’nin kararını tekrar incelenmesi için geri gönderse de Avustralya Patent Ofisi, Federal Mahkeme’nin kararına itiraz etmiştir. Nihayetinde, Yüksek Mahkeme’ye giden dosyada, patentin bir insan çabasının sonucu ortaya konduğu ve insan dışında bir makine veya yapay zekanın bu sürece dahil olsa dahi kendi başına buluşçu olarak nitelendirilemeyeceği belirtilerek Federal Mahkeme’nin kararı bozulmuştur. Aslında, Federal Mahkeme de başvuruyu tamamen kabul etmekten ziyade mevcut yasal düzenlemedeki (Patent Kanunu) eksikliği işaret etmiş ve bunun inovasyon ile yaratıcılığı teşvik edeceğini belirtmiştir.

İncelenen bu iki ülkede yapay zeka patentlerine karşı farklı yollar izlense de yapay zekanın ürettiği icatların patentlenemeyeceği sonucuna varıldı. Peki bu yapay zekanın ortaya koyduğu patentin korunduğu bir yer yok mu? Var! Güney Afrika. Evet, Güney Afrika Birleşik Krallık ve Avustralya’dan farklı bir yaklaşım sergileyerek DABUS’u buluşçu olarak kabul etmiş ve nihayetinde yapay zeka patentlerine kucak açmıştır. Ancak Güney Afrika’nın bu kabulünü incelediğimizde yalnızca şekli şartlar bakımından patent başvurusunu incelediğini ve buluşçudan ziyade yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerinin araştırıldığı görülmektedir. Avustralya’daki gibi yasalarında da açıkça buluşçunun insan olması gerektiği yazmadığından bu patentin verildiği düşünülüyor. Zira birçok hukukçu ve sektörde önde gelenler tarafından eleştiriler alan bu karara ilişkin patent ofisi tarafından yayınlanan detaylı bir inceleme ve açıklama ne yazık ki bulunmuyor.

Yukarıda görüldüğü üzere mevcut düzende yapay zeka patenti almak bazı eleştirilen istisnalar dışında mümkün değildir. Ancak patent yasalarını ve anlaşmalarını incelediğimizde; Patentin temel amacının bireylere fayda sağlamaktan ziyade topluma fayda sağlamak olduğu görülür. Dolayısıyla bir buluşa patent verilmesi, buluşa ilişkin doğal bir hakkın teyidinden ziyade kamu alanına yeni ve değerli bilgiler aktarmanın karşılığı bir ödüldür. Bu nedenle bireylerin çıkarlarından ziyade toplumun çıkarlarına odaklanmak gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında yapay zeka buluşlarının patent haklarıyla korunmasının toplum açısından faydalı olacağı sonucuna varabiliriz. Zira, Ryan Abbott’un savunduğu üzere, yapay zekanın ortaya koyduğu buluşlar, bir insanın uzunca süre üzerinde zaman harcadığı ve insan gücünün büyük oranda kullanıldığı buluşlara nazaran daha kısa süreli ve kolay sonuca ulaşmayı sağlar.

Örneğin, ilaç gibi patent korumasının önemli rol oynadığı sektörlerde araştırma ve geliştirme kısmı yüksek maliyetli olabilir. Dolayısıyla bu sektörlerde yapay zeka tarafından üretilen buluşların patentlerle korunması, şirketlerin araştırma ve geliştirme süreçlerini otomatikleştirmesine olanak tanıyarak inovasyonu kolaylaştırmanın yolunu da açabilecektir. Örneğin, patent sürecinin oldukça karmaşık ve uzun sürdüğü ilaç sektöründe yapay zeka buluşlarının patentlenmesi ile oldukça büyük bir kolaylık sağlanabilecektir. Böylece ilaçların bazıları daha ulaşılabilir hale gelebilir ve bunun toplumsal faydayı hedefleyen bir sonuç olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, bu görüşün karşısında duran bir diğer görüşte olanlar ise doğru ve güvenilir çıktılar sağlamak için yapay zeka sistemlerinin özellikle medikal sektörlerde tam otomatik hareket edemediği ve dolayısıyla insan faktörünün bu durumda göz ardı edilemeyeceği yönünde. Bu halde de yapay zekanın henüz tam otomasyona geçmediği ve bu nedenle tek başına bir buluşçu kriterini karşılayamayacağı düşünülüyor. Kaldı ki yukarıda incelenen ülkelerin verdiği kararlarda da asıl sorun bu, yapay zekanın hala insan faktörü olmaksızın çalışması mümkün görülmediğinden özerk bir buluşçu olarak değerlendirilemiyor.

Bu nedenle, patent hukukunun kapsayıcı hedeflerine ulaşabilmek için yapay zeka buluşlarının tam olarak işleyebilmesi ve dolayısıyla patentlere konu olabilmesi bugünün değil geleceğin sorunu olmalıdır. Yapay zekanın şimdi olmasa bile gelecekte daha da gelişeceği göz önünde bulundurularak bu düzenlemelerin üzerinde çalışılması gerekiyor. Çünkü yapay zeka, sanılanın ötesinde değerli çıktılara sahip buluşlar bulabilecek ve yarattığı ürünlerin bir şekilde korunması gerekeceği için patent kurallarının da buna göre revize edilmesi gerekecek.

Sonuç olarak, yapay zekanın çeşitli sektörler üzerindeki genişleyen etkisi ve yapay zeka tarafından üretilen buluşların ortaya çıkışı, patent haklarına odaklanarak, özellikle fikri mülkiyet alanında karmaşık hukuki soruları gündeme getirdi. Bunlardan en tartışmalı olanı ise yapay zekanın mucit olup olmayacağı yönündeki endişeler denebilir, çünkü tartışmalar bunun ötesine ne yazık ki geçemedi. Başta Birleşik Krallık olmak üzere çoğu ülkede kabul görmeyen bu yaklaşım, Güney Afrika gibi bazı coğrafyalarda sınırlı da olsa kabul görmüştür. Büyük veri setlerini hızlı bir şekilde analiz etme yeteneği de dahil olmak üzere yapay zekanın yeni yetenekleri, patent hukukunda geleneksel inovasyon kavramına ilişkin tartışmaları tetiklemektedir. Zira hızla gelişen bu teknolojik ortamda yasaların artık eskidiği ve insan dışında bazı süjelerin de sisteme dahil olduğu göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki robotik bir çağa doğru gittiğimiz açıkça görülürken yapay zekaya vatandaşlık dahi verildiği bir dünyada toplumun yararına olabilecek buluşlar bakımından patent korumasının sağlanması herhalde bizler için olumlu etki doğuracaktır. Yine de bu durum, toplumun bazı kısımlarına korkutucu da gelebilmektedir. Bu nedenle bu yazının başlığını herkes bir de bu bilgiler ışığında değerlendirerek sorgulamalıdır. Yapay zeka patentleri dost mu düşman mı?

Yeliz BAŞARAN KAYA

Nisan 2024

yelizbasarankaya@gmail.com

Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesinden Tasarımların Sınırlandırılmasına Yönelik “Aydınlatıcı” Bir Karar: M&S v Aldi Arasındaki Işıklı Cin Likörleri Uyuşmazlığı


Geçtiğimiz yıllarda “tırtıl pastası” üzerinden yaşadıkları hukuki uyuşmazlığın çözümü şöyle dursun, rakip firmalar Marks and Spencer (“M&S”) ve Aldi arasındaki fikri ve sınai haklar ihlal sorunları gündemden düşmez oldu. Yaklaşık 3 yıl önce, kendilerine ait “Colin the Caterpillar” pastasının telif hakkını korumak için Aldi’ye karşı yasal işlem başlatan M&S, bu sefer ışıklı bir Noel cini nedeniyle başka bir yasal çekişme içindeydi.

Geçtiğimiz ay, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi Fikri Mülkiyet Girişim Mahkemesi Hâkimi Hacon, Aldi’nin “ışıklı bir şişede altın pullar içeren cin likörleri” satışında M&S’nin “altın pullar içeren likör… [ile] şişenin içindekileri aydınlatan bir LED ışığı” tescilli tasarımlarının haklarına tecavüz teşkil edip etmediğini belirledi. Bu kararın içeriğini ve uyuşmazlığın evveliyatını hatırlamak için, Mart 2023 tarihinde Büşra Bıçakcı’nın kaleme aldığı yazıya https://iprgezgini.org/2023/03/13/birlesik-krallik-mahkemelerinin-tasarim-benzerligini-degerlendirme-kriterleri/  adresinden ulaşabilirsiniz.

Davanın geçmişine değinecek olursak, 2020 sonbaharında M&S, Noel dönemi öncesinde “Light Up Snow Globe” isimli cin likörü serisini kamuoyuna sundu. Seri, şişenin duvarlarına uygun şekilde Noel teması işlenmiş ve kış havası veren birkaç tescilli cin şişesi tasarımına sahipti ve çalkalandığında içindeki altın pullar adeta kar taneleri gibi asılı kalıyordu. Hatta bahsi geçen cin şişesinin içerisindeki kış atmosferli şablonun aydınlatılması ve daha da Noel havası verebilmek için şişenin tabanına LED ışık yerleştirilmişti.

Kasım 2021’de ise Aldi, ışıklandırma işlevine sahip ve tıpkı M&S’in tasarımlarına olduğu gibi yenilebilir altın pullar içeren “Infusionist” cin likörü serisini satmaya başladı. M&S’in davasının temeli, Aldi’nin ürünlerinin, kendi tescilli tasarımlarını ihlal ettiği yönündeydi.


İlk Derece Mahkemesinin Kararı

Hâkim Hacon, Aldi’nin “Infusionist” şişelerinin M&S’in yukarıdaki görselde yer verilen dört tescilli tasarımını (“Tescilli Tasarımlar“) ihlal ettiğine ve Tescilli Tasarımlardan farklı bir genel izlenim yaratmadığına karar verdi. Kanaatimizce Hâkim Hacon’un bu karara varırken ileri sürdüğü 2 temel gerekçe önem arz etmektedir:

  • İlgili kararda, tasarım kısıtlamalarına ilişkin hükümlerin yorumlanması, tasarım özgürlüğünün sadece teknik faktörlerle değil, aynı zamanda ekonomik ve tüketici odaklı faktörlerle de sınırlandırılabileceğini kabul etmekte.
  • Dahası, gerçekten sadece teknik işlev tarafından dikte edilen özellikler ile kısmen teknik olan ancak esasen “tasarımcı tarafından yapılan estetik seçimlerin sonuçları” oldukları için kısıtlama olarak sayılmayan özellikler arasında bir ayrım getirildi.

Söz konusu karara itiraz eden Aldi, davayı Temyiz Mahkemesine taşıyarak ilgili tasarımların kamuoyuna sunulduğu hoşgörü süresinin davaya etkisi, M&S’in tescilli tasarımlarının rüçhan tarihinin davaya etkisi, cin şişesi tasarımının genel tasarım külliyatı (“design corpus”) ve tasarımların karşılaştırılması yönünden kararın iptalini talep etti.

Temyiz Mahkemesinin Kararı

27 Şubat 2024 tarihli kararıyla Temyiz Mahkemesi, Hâkim Hacon’un kararını yerinde buldu ve M&S’in şişeleri ile Aldi’nin şişeleri arasındaki farklılıkların tüketici nezdindeki genel izlenimi değiştirmeyecek / etkilemeyecek kadar küçük olduğunu belirtti.

İlgili kararda tasarımların koruma kapsamı bakımından çarpıcı nitelikte olduğunu düşündüğümüz belli noktalara yer vermekteyiz:

  • Şişelerin İçindeki Aydınlatma (LED) Sisteminin Tasarımlar Arasındaki Benzerlik Değerlendirmesine Etkisi:

Aldi, temyizinde şişelerin arasındaki renk farklılığının, M&S’in şişelerinin içerisinde koyu renk sıvı bulunması ve/veya şişenin koyu renkli olmasından kaynaklandığını ileri sürdü.

Oysa Temyiz Mahkemesi, düzgün incelendiğinde şişelerin koyu-açık renk farkının tamamen ışıklandırma sebebiyle olduğuna kanaat getirdi. Bu sebeple tarafların tasarımlarının aslında hepsi şişe içerisinde LED aydınlatma içermekte ve Aldi’nin tasarımlarında bu bakımdan bir yenilik olmadığı tespit edildi.

  • Tasarımların Koruma Kapsamının Belirlenmesinde Ürün Göstergelerinin Yardımı:

Temyiz Mahkemesi kararında, eğer bir üçüncü kişi sicilde ışık içeren şişe tasarımlarını araştırıyorsa, sadece Tescilli Tasarımlardaki çizimleri inceleyerek bunların böyle bir ışık gösterip göstermediğinden emin olmayacağından ve tasarımların kullanılmasının amaçlandığı ürünün “ışıklı cin şişesi” olduğu ifadesinin ürün göstergesinde yer almasının olası belirsizlikleri ortadan kaldırdığından bahsetti.

Bu şekilde, entegre ışığın dahil edilmesine ilişkin vardığı sonuç üzerinden, başka ilgili bir noktaya da açıklık getirildi. Tescil belgesinde yer alan “ürün göstergesinin” tescil ile sağlanan korumanın kapsamını tanımlayamayacağını kabul etmekle birlikte, resimde neyin gösterildiğine ilişkin bir belirsizliği gidermek ve bu anlamda tescilli tasarımın koruma kapsamının yorumlanmasına yardımcı olmak için sağlanan ürün açıklamasına güvenilebileceğine karar verdi.

  • Hoşgörü Süresinin Etkisi, Tecavüz Yönünden Değerlendirmeyi de Kapsar mı?

İlk Derece Mahkemesinde M&S’in tescilli tasarımlarının rüçhan tarihinin (15 Aralık 2020) etkisi ve 15 Aralık 2019’da başlayan 12 aylık hoşgörü süresinin etkisi nedeniyle, kamuoyuna sunma süresi içinde piyasaya sürülen M&S ürünlerinin 1 tanesi hariç hepsinin ilgili “tasarım külliyatı” kapsamı dışında kalması gerektiğine karar verilmişti.

Aldi bu karara karşı; tescilli tasarım sahibinin 12 aylık hoşgörü süresi içerisinde yapılan kamuoyuna sunumların, tecavüz iddiası bakımından “tasarım külliyatı” içerisinde dikkate alınmaması gerektiği kanaatinin hukuka aykırı olduğunu ve alınmadığı takdirde dahi tüm tasarımların sunumlarının dikkate alınmaması gerektiği yönündeki kararın isabetsiz olduğunu ileri sürerek itiraz etti.

Temyiz Mahkemesi Aldi’nin yukarıda belirtilen itirazlarını haksız buldu ve İlk Derece Mahkemesinin kararını onayarak, “bir tasarımın hoşgörü süresi içerisinde kamuoyuna sunulması, tasarımın yenilik ve ayırt edici karakter kriterleri bakımından tescil edilebilirliği değerlendirilirken dikkate alınmaması gerektiğini, öte yandan tecavüz bakımından buna yönelik açık bir hüküm olmadığından, söz konusu hoşgörü süresi içerisinde kamuoyuna sunulan tasarımların dikkate alınmamasının haksız olduğunu” belirtti.

Bu açıklamasına gerekçe olarak Temyiz Mahkemesi, şayet hoşgörü süresi içerisinde kamuoyuna sunulan ürünlerin tecavüz iddiası bakımından değerlendirme kapsamına tabi olsalardı, hoşgörü süresinin amacının ortadan kalkacağını ifade etti. Dolayısıyla, hoşgörü süresinin sınırlı bir istisna olduğu ve bu süre boyunca tescilli bir tasarımın kamuoyuna sunulmasının, tecavüz değerlendirmesi kapsamındaki “tasarım külliyatının” değerlendirilmesinde dikkate alınmaması gerektiğini söyledi.

Ancak, ilgi çekici bir şekilde, Temyiz Mahkemesi bu istisnanın tescilli bir tasarımın diğer varyasyonları için geçerli olmadığını ifade ederek, eğer bir tasarımcı birkaç farklı tasarımı piyasada test ediyor ancak sadece bir tanesini tescil ettirmeye karar veriyorsa, o zaman kalan tasarımların, bazı durumlarda tescil ettirmeyi seçtiği tasarımın koruma kapsamını etkileyebileceği (veya ortadan kaldırabileceği) riskini kabul etmesi gerektiği yönünde görüş belirtti.

  • Tıpkı Hoşgörü Süresi Gibi, Rüçhan Tarihinin de Etkisi Hem Hükümsüzlük Hem de Tecavüz İddiaları Bakımından Mevcuttur:

İlk Derece Mahkemesi, tescilli tasarımların ortalama tüketici nezdinde bıraktığı genel izlenimin, tasarımların ilgili rüçhan tarihlerindeki haliyle değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişti. Aldi ise bu kararın usule aykırı olduğunu, davanın sözlü duruşması esnasında bu hususa ilişkin olarak taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını ve tasarımların başvuru tarihlerinin dikkate alınması gerektiğini söyleyerek itiraz etti.

Temyiz Mahkemesi ise, yine Aldi’nin argümanlarını mantıksız bularak, tıpkı hoşgörü süresi gibi rüçhan tarihinin de hem hükümsüzlük hem de tecavüz yönünden etkili olan bir kavram olduğunu, zira tasarımların tüketici üzerinde yarattığı “genel izlenimi” belirlediğine kanaat getirdi. Dolayısıyla Aldi’nin bu yöndeki itirazları da reddedildi ve İlk Derece Mahkemesinin, tasarımların bıraktığı genel izlenimin rüçhan tarihi itibariyle değerlendirilmesi haklı bulundu.

Sonuç

Genel olarak bakıldığında, tescilli tasarımları konu eden davalarda koruma kapsamı için referans genelde tasarımın şablonuna/çizimine bakılarak belirlenmektedir. Oysa ki önümüzdeki M&S v Aldi kararıyla birlikte, koruma kapsamının belirlenmesinin zor olduğu durumlarda söz konusu tasarım çizimlerinin anlaşılmasına yardımcı olmak adına ürün göstergelerinin dikkate alınabilecek olduğunu belirtmesi, ileri zamanlardaki tasarım uyuşmazlıkları için yararlı bir kapı açmıştır.

Aynı zamanda Temyiz Mahkemesi, hoşgörü süresi boyunca tescilli tasarımın kendisinin kamuoyuna sunulmasının, tescilin hükümsüz kılınmamasını sağlamak için hoşgörü süresinin  amacını korumaya dikkat etti. Söz konusu sürenin bir istisna ve kapsamının sınırlı olduğunu, bu tasarım üzerindeki varyasyonların kamuoyuna sunulmasının ise kapsama girmeyeceği belirtildi.

Dolayısıyla, bu tür varyasyonlar “tasarım külliyatının” bir parçasını oluşturacak ve uygulama söz konusu olduğunda bir tasarımcıya sağlanan korumanın kapsamını potansiyel olarak sınırlayacaktır. Tescilli bir tasarımın, tasarım külliyatından önemli ölçüde ayrı olarak değerlendirilebildiği durumlarda, bıraktığı genel izlenimin başka bir tasarımdan ayırt edilmesi daha zor olacaktır.

Bu durumda, hâlihazırda tescilli bir tasarımı ilham kaynağı olarak kullananlar (veya kullanılmayan bir piyasadan yararlanmak isteyenler) için, mevcut tasarımlar ve bunların dikkat çekici özellikleri hakkında durum tespiti yapmalarının önemini vurgulamak isabetli olacaktır. Belki de en iyi tavsiye, hangi tasarımların test edileceği konusunda dikkatlice düşünmektir. Ayrıca, gelecekte potansiyel tecavüz edenlere karşı hak iddia edebilme gücünün etkilenmemesi için, tescilden önce tasarımı kamuoyuna sunmaktan mümkün mertebede kaçınılması en güvenli opsiyon olabilir.

Mine GÜNER                              

mine.guner@gmail.com           

Doğa GİRİNTİ

dgirinti@gmail.com

Nisan 2024

IPR Gezgini İstanbul Buluşması için 24 Nisan Akşamını Takviminize Kaydedin – Katılım Taleplerinizi Bekliyoruz!



IPR Gezgini dostlarıyla 24 Nisan Çarşamba akşamı İstanbul’da buluşacak. Buluşmayı bir kez daha hatırlatıyor ve katılım taleplerinizi bekliyoruz. Detaylı bilgiyi aşağıda okuyabilirsiniz.


IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.

Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmasını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapacağız. Buluşma mekanımız “Bosphorus Brewing Company” olacak.

Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.

Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek.

Buluşma kesinleşmiş olsa da mekandaki organizasyon bakımından yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor. Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olacak ve organizasyonu daha kolayca gerçekleştirebileceğiz. Etkinlik duyurusunu, bayramdan sonraki hafta bir kez daha yapacağız ve katılım taleplerini almaya devam edeceğiz. Katılacaklarını önceki duyurulara yanıt vererek önceden bildiren dostlarımızın yeniden yazmalarına ise gerek bulunmuyor.

Organizasyona ilişkin yardımları için sevgili Zeynep Seda Alhas’a çok teşekkür ediyoruz.

iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz katılım beyanlarınızı bekliyoruz!

IPR Gezgini

Nisan 2024

iprgezgini@gmail.com

Tasarımlarda Hoşgörü Süresine Dair Genel Mahkeme’nin Puma Ayakkabılar ve Rihanna’nın Instagram Paylaşımları Kararı


Avrupa Birliği Adalet Divanı


Hatırlanacağı üzere, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) Üçüncü Temyiz Kurulu’nun 11 Ağustos 2022 tarihinde verdiği R 726/2021-3 sayılı kararda, ayakkabı tasarımının korunmasına ilişkin başvurudan önce tanınan 12 aylık hoşgörü süresine uyulmaması halinde Instagram’da paylaşılan gönderiler nedeniyle tasarımın hükümsüz kılınabileceği ortaya konmuş ve daha önce bir yazımıza konu olmuştu. Söz konusu yazıya bu linkten ulaşılabilir. Bahsedilen karar, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) nezdinde temyiz edilmiştir. Genel Mahkeme’nin 6 Mart 2024 tarihinde verdiği T-647/22 sayılı karara ise bu linkten ulaşılabilir. Genel Mahkeme özetle EUIPO Temyiz Kurulu’nu haklı bulmuş olup bu yazımızda uyuşmazlığın arka planıyla birlikte bu kararın önemli kısımlarından bahsedeceğiz.


EUIPO Süreci:

Uyuşmazlık Genel Mahkeme’nin önüne gelmeden önce EUIPO İptal Birimi ve Temyiz Kurulu önündeki süreci hatırlamak adına aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

  • PUMA SE, 26 Temmuz 2016 tarihinde aşağıdaki tabloda yer verdiğimiz ayakkabı ürünleri için EUIPO nezdinde topluluk tasarımı başvurusu yapmıştır. Bu başvuruya da ABD Patent ve Marka Ofisi’ndeki 25 Temmuz 2016 tarihli başvurusundan doğan rüçhan hakkını ileri sürmüştür.
  • Bunun üzerine Handelsmaatschappij J. Van Hilst B. V. (“Hükümsüzlük Talebi Sahibi”) söz konusu topluluk tasarımının hükümsüzlüğü için Temmuz 2019’da AB Topluluk Tasarımı Tüzüğü’nün 5. ve 6. maddeleri uyarınca bu tasarımın yenilik ve ayırt edici nitelik unsurlarını taşımadığını öne sürerek 25(1)(b) uyarınca EUIPO’ya başvurmuştur. 
  • Yenilik ve ayırt ediciliğin bulunmadığına ilişkin sunulan deliller arasında Rihanna’nın Instagram hesabından paylaştığı 16 Aralık 2014 tarihinden beri var olan aşağıdaki gönderilerin yanı sıra Temmuz-Kasım 2015 arasında www.footwearnews.comwww.complex.com  ve www.fashionmovesforward.com gibi internet sitelerinde yayımlanmış internet haberleri de sunulmuştur. Buna göre, Hükümsüzlük Talebi Sahibi, Tasarım Sahibinin 12 aylık hoşgörü süresinden önce olacak şekilde söz konusu tasarımı kamuya açıklamış/sunmuş olduğunu iddia etmektedir. Yine Rihanna’nın bu tasarım konusu ayakkabıyı 2015 yılında New York’ta giydiğinde çekilen fotoğrafların bulunduğu ve bunların yanı sıra söz konusu tasarımın başka ayakkabı üreticileri tarafından da rüçhan tarihinden önce üretilip kamuya sunulduğu, bu sebeple de uyuşmazlık konusu tasarımın yeni olmadığı öne sürülmüştür.

Daha büyük görünüm için lütfen görsellerin üzerine tıklayınız.


  • Tasarım Sahibi PUMA, diğer hususların yanı sıra, Rihanna ile iş birliğinin 2014 sonlarında başladığını, bahse konu ayakkabının bu ortaklığın ilk ürünlerinden olduğunu ve Puma’nın internet sitesi vasıtasıyla 25 Eylül 2015’te 12 aylık hoşgörü dönemi içinde piyasaya sürüldüğünü, uyuşmazlık konusu tasarımın dayandığı “Creeper” ayakkabı modelinin de 2016’da yılın ayakkabısı seçildiğini belirtmiştir. Paylaşılan görüntülerde, ayakkabıların detaylı olarak görünmediğini ve zaten kişisel hesabından paylaşılan tasarımların görüntülerinin ticari hayatın normal seyrinde ilgili kişilerce makul olarak bilinir hale gelmeyeceğini savunmuştur. 
  • EUIPO İptal Birimi, talebi kabul ederek söz konusu topluluk tasarımının önceki tasarım nedeniyle ayırt edici niteliğinin olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne karar vermiştir. Önceki tasarım paylaşımlarının, Rihanna ve Puma arasında Aralık 2014’te başlayan iş birliğinin duyurulmasının geniş bir medya dikkati çekmesinden ötürü muhtemelen ilgili çevrelerce öğrenildiği ve bu görsellerin uyuşmazlık konusu tasarımla örtüşen özelliklerin fark edilebileceği derecede yeterli kalitede olduğu kanaatine varılmıştır. Önceki tasarım hoşgörü süresinden önce satılmamış olsa dahi, internette yayımlama yoluyla kamuya açıklanmış olmasının uyuşmazlık konusu tasarımın yeniliğini ve ayırt ediciliğini öldürmeye yeteceğine karar verilmiştir. 
  • Ardından PUMA, temyiz yoluna başvurmuştur. EUIPO Üçüncü Temyiz Kurulu (“Kurul”), 11 Ağustos 2022 tarihinde verdiği kararla EUIPO İptal Birimi’nin hükümsüzlük kararını doğru bulmuş, itirazın reddine ve hükümsüzlük talebinin kabulüne karar vermiştir.
  • AB Topluluk Tasarımı Tüzüğüne göre önceki tasarımın kamuya sunulduğunu kanıtlayan belgelerin nasıl olması gerektiği düzenlenmemiş olup yalnızca önceki tasarımların varlığını kanıtlayan belgeler ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla, hükümsüzlük talebine gerekçe olan kanıtların ne olacağına karar vermek serbest olmakla birlikte bu belgelerin somut, güvenilir, objektif ve kamuya sunumu ortaya koyar nitelikte olması aranmaktadır. 
  • Rihanna’nın Instagram hesabından 12 aylık hoşgörü süresinin öncesinde paylaşılmış olan ve önceki tasarımın özelliklerinin yeterince anlaşılabildiği kalitede ve açıdaki fotoğrafların Tüzük kapsamında tasarımın kamuya açıklanması olduğu tespit edilmiştir. Bu husus, gönderilerin çok sayıda yorum ve 300.000’den fazla beğeni almış olması ve medyanın oldukça ilgisini çekmiş olmasıyla da desteklenmektedir. Sunulan diğer internet gönderileri de aynı şekilde sayılmıştır. Bu kanıtların objektif ve güvenilir olduğu ve AB Topluluk Tasarımı Tüzüğü m. 7/1 anlamında etkili ve yeterli biçimde önceki tasarımın kamuya sunulduğunun ortaya konduğu değerlendirilmiştir.  
  • Somut olayda, tasarımcının ayakkabı tasarımı geliştirmedeki özgürlüğünün geniş olduğu değerlendirilmiştir. Bu özgürlük, yalnızca ayakkabının ayak ergonomisine uygunluğu, duruş sabitliği ve kullanıcı için rahat ve güvenli olması gibi açılardan sınırlıdır. Bunun dışında, şekil, form, malzeme, renk, desen, süsleme gibi birçok açıdan seçim özgürlüğü söz konusudur. Çok farklı çeşit ayakkabı tasarımı mevcuttur ve daha da yapılabilmesi mümkündür. 
  • Somut olayda, yapılan detaylı inceleme ve karşılaştırma sonucu tasarımların sunulan delillerle benzerlik ve farklılıkları değerlendirildiğinde ve tasarımların örtüştüğü özellikleri gözetildiğinde bilgilenmiş kullanıcı nezdinde aynı genel izlenimi yarattığı kanaatine varılmıştır. Bu karar da temyiz edilmiştir. 

Photo by CHUTTERSNAP on Unsplash


Genel Mahkeme Kararı:

Genel Mahkeme, EUIPO’nun vermiş olduğu kararları doğru ve yerinde bularak nihayetinde davayı reddetmiş olup kararda önemli görülen noktalar aşağıdaki şekilde vurgulanabilir:

  • Öncelikle, bir tasarımın ayırt edici karaktere sahip olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin, daha önce kamuya sunulmuş tüm tasarımlar arasından münferit olarak alınan bir veya daha fazla eski tasarımla ilişkili olarak yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu değerlendirmedeki önceki tasarımın, tasarımın ‘bütününü’ veya ‘tüm bileşen parçalarını’ kapsaması gerektiği ve önceki birtakım tasarımların bazı özellikleri ayrıştırılarak bir araya getirilmesi sonucu oluşturulan bir kombinasyonun üzerinden bu değerlendirme yapılamayacağı not edilmiştir.
  • Önceki bir tasarımın kamuya açıklandığının tespit edilebilmesi için iki basamaklı bir analiz yapılmaktadır. Öncelikle bir yanda tasarımın kamuya açıklandığını gösteren olgular, diğer yanda bu kamuya açıklamanın uyuşmazlık konusu tasarımın başvuru veya rüçhan tarihinden daha önce gerçekleşmiş olup olmadığı değerlendirilir. İkinci olarak, söz konusu tasarımın sahibinin bunun aksini iddia ettiği durumda, bu olguların ticaretin olağan akışı içinde Avrupa Birliği içinde faaliyet gösteren ilgili sektörde uzmanlaşmış çevreler tarafından makul bir şekilde öğrenilip öğrenilemeyeceği değerlendirilir. 
  • Bununla birlikte, yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, önceki bir tasarımın piyasada etkin bir şekilde kamuya sunulduğunu kanıtlayan sağlam ve objektif kanıtların ortaya konması gerekir, olasılıklar ve varsayımlar yeterli değildir. Ayrıca sunulan delillerin birbiriyle ilişkili olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu delillerden bazıları, tasarımın kamuya sunulduğunu kanıtlamak için tek başına yeterli olmasa da, diğer belge veya bilgilerle birleştirildiğinde veya birlikte okunduğunda, yine de kamuya sunumun ortaya konmasına katkıda bulunabilir. Son olarak, bir belgenin delil olarak değerinin değerlendirilebilmesi için, o belgenin içerdiği bilgilerin inandırıcılığının ve doğruluğunun teyit edilmesi gerekmektedir. Diğer hususların yanı sıra, belgenin kaynağı, hazırlanma koşulları ile içeriğinin mantıklı ve güvenilir görünüp görünmediği dikkate alınmalıdır.
  • Ardından mahkeme, Instagram’dan alınan ve Rihanna’yı beyaz spor ayakkabı giyerken gösteren gönderilerin tamamının, önceki tasarımın tüm özelliklerinin çeşitli açılardan tanımlanmasını – doğrudan bakarak veya bu fotoğrafları büyüterek – mümkün kıldığını belirlemiştir. Rihanna’nın Aralık 2014’te dünyaca ünlü bir pop yıldızı olduğu, o dönemde hem hayranlarının hem de moda sektöründe uzmanlaşmış çevrelerin Rihanna’nın PUMA’ya kreatif direktörü olma sözleşmesini imzaladığı gün giydiği ayakkabılara özel bir ilgi gösterdiğini gözlemlemek gerektiği de belirtilmiştir. Durum böyle olunca, Aralık 2014’te müziğe ya da kıyafetleri de dahil olmak üzere Rihanna’ya ilgi duyanların azımsanmayacak bir kısmının, söz konusu fotoğrafları yakından incelediği ve ayakkabının özelliklerini anladığı görüşünü kabul etmek son derece mantıklı görülmüştür.
  • Ayrıca, bu 16 ve 17 Aralık 2014 tarihli kamuya sunumu oluşturan olayların, itiraz edilen tasarımın tescili için yapılan başvurunun tarihinden 12 aydan daha öncesine ait olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla Tüzük’te öngörülen hoşgörü süresinin somut olayda uygulanması mümkün değildir, bu süre aşılmıştır. Bunun için tek bir kamuya açıklama olayının gerçekleşmesi, dolayısıyla örneğin hoşgörü süresinden önceki tarihli ve tasarımın özelliklerinin açıkça anlaşıldığı tek bir gönderinin yayımlanmış olması da yeterli görülmektedir. 

Sonuç olarak, tasarımın başvuru/rüçhan tarihinden ve tanınan 12 aylık hoşgörü süresinden önce kamuya açıklanmaması gerekmekte olup bu açıklama birçok yolla gerçekleştirilebilir ve tasarımın yenilik ve ayırt ediciliğini ortadan kaldırabilir. Özellikle de son derece ünlü ve takip edilen kişilerin Instagram hesaplarında yaptıkları paylaşımların ve hatta kişisel yaşamlarında giydiklerinin dahi kamuya açıklama teşkil edebileceği hususudur. Zira her an, günlerinin en olağan anında dahi paparazzi tarafından fotoğrafları çekilip yayımlanabilmektedir ve bu da tasarımın istenmeden de olsa kamuya açıklanmasına yol açabilir.

Alara NAÇAR SEÇKİN

nacar.alara@gmail.com

Nisan 2024