Ay: Haziran 2026

DÜNYACA ÜNLÜ YAZAR İSİMLERİ MARKA OLARAK TESCİL EDİLEBİLİR Mİ? EUIPO BÜYÜK TEMYİZ KURULUNUN GEORGE ORWELL KARARI


Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Büyük Temyiz Kurulu, 19.12.2025 tarihinde ünlü yazar isimlerinin marka olarak tescil edilebilirliğine ilişkin önemli bir karar verdi (R 2248/2019-G). Bu yazıda, bahsedilen güncel kararın hukuki çerçevesi, değerlendirme kriterleri ve marka hukuku açısından taşıdığı önem ele alınmaktadır.

George Orwell Hakkında

Kararın bağlamının daha iyi anlaşabilmesi için, aslında okuyucuların tamamının tanıdığından emin olduğumuz, George Orwell hakkında çok kısa bilgi verilecektir.

George Orwell, 20. yüzyılın en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilen İngiliz romancı, gazeteci ve eleştirmendir. Özellikle totaliter rejimlere, sansüre ve siyasi manipülasyona yönelik eleştirileriyle tanınan Orwell, günümüzde de düşünce özgürlüğü ve demokratik değerler bağlamında sıklıkla anılan bir isimdir.

Orwell’in en bilinen eserleri arasında “1984” ve “Hayvan Çiftliği (Animal Farm)” yer almakta olup, bu eserler yalnızca edebiyat dünyasında değil, siyaset bilimi, hukuk ve sosyal bilimler alanlarında da önemli bir etki yaratmıştır.

Bu nedenle George Orwell ismi, yalnızca belirli eserlerin yazarı olarak değil, aynı zamanda belirli siyasi ve toplumsal fikirleri çağrıştıran, uluslararası ölçekte yüksek tanınırlığa sahip bir kültürel figür olarak kabul edilmektedir.

Başvuru ve Kararın Özeti

The Estate of the Late Sonia Brownell Orwell” (bundan sonra “başvuru sahibi” olarak anılacaktır), yani George Orwell’ın eşi Sonia Orwell’in mal varlığını yöneten yapı, 2018 yılında yazarın adını Avrupa Birliği markası olarak tescil ettirmek amacıyla EUIPO’ya başvurmuştur. Söz konusu başvuru; görsel-işitsel içerikler, basılı materyaller ve eğitim hizmetlerini kapsayan 9, 16 ve 41. sınıflar bakımından kısmen reddedilmiştir. Ret gerekçesinde, “George Orwell” ibaresinin yalnızca yazarın kimliğini değil; aynı zamanda onunla ilgili kitapları, yayınları, filmleri ve kültürel etkinlikleri de kapsayan geniş bir kavramsal içeriğe sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu yorum neticesinde, çantalar, oyuncaklar, ev eşyaları ve giyim ürünleri gibi mallara yönelik kısmi tescil yolu ise açık kalmıştır.

Büyük Temyiz Kuruluna Giden Süreç

Büyük Temyiz Kuruluna giden sürece 2021 yılında başka bir yazımızda daha önce yer verilmişti; kararın bağlamını aktarabilmek adına süreci aşağıda yeniden özetliyoruz.

Başvuru sahibi, 6 Mart 2018 tarihinde EUIPO’ya George Orwell markasının tescili amacıyla başvuruda bulunmuştur. EUIPO Marka Birimi, 28 Mart 2018 tarihinde 09, 16 ve 41. sınıftaki ürün ve hizmetler kapsamında başvuruya karşı ilgili sınıflarda ayırt edici nitelik taşımadığı ve tanımlayıcı olduğu gerekçelerle itirazda bulunmuştur. Bunun üzerine başvuru sahibi, 26 Temmuz 2018 tarihinde söz konusu itiraza karşı görüşlerini sunmuş; yazar isimlerinin doğası gereği ayırt edici nitelik taşıdığını, şöhretin tek başına ret gerekçesi sayılamayacağını ileri sürmüş ve Alfred Hitchcock markasının 16. sınıfta halihazırda tescilli olduğunu emsal olarak göstermiştir. Ancak Marka Birimi, 2 Ağustos 2019 tarihinde 09, 16 ve 41.sınıflar bakımından kısmi ret kararını vermiştir.

Başvuru sahibi, 2 Ekim 2019 tarihinde alınan kısmi ret kararına itiraz etmiştir. Yapılan itirazla dosya, 5. Temyiz Kurulu’na sevk edilmiştir. Temyiz Kurulu, itirazı inceleme sürecinde EUIPO ve Temyiz Kurullarının ünlü kişi ile eser isimlerinin tescil edilebilirliği konusunda birbiriyle çelişen kararlar verdiğini tespit etmiştir. Nitekim bazı başvurular tescil edilmiş, bazıları ise reddedilmiştir. Bu içtihat karmaşasının giderilmesi amacıyla 5. Temyiz Kurulu dosyayı Büyük Temyiz Kuruluna[1] sevk etmiştir.

Büyük Temyiz Kurulu, 19 Aralık 2025 tarihli kararıyla başvuru sahibinin yeniden itirazını reddetmiş ve başvuru için verilen kısmi ret kararının yerinde olduğuna karar vermiştir.

Tanımlayıcılık ve Ayırt Edici Nitelikten Yoksunluk

Büyük Temyiz Kurulu, değerlendirmesinde iki temel gerekçeyi birlikte ele almıştır: Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (EUTMR) Madde 7(1)(c) kapsamındaki tanımlayıcılık yasağı ile Madde 7(1)(b) kapsamındaki ayırt edici nitelikten yoksunluk. Bu çerçevede, bir işaretin tescil talep edilen mal ve hizmetler bakımından açık ve doğrudan tanımlayıcı bir anlam taşıması durumunda, bu işaretin aynı zamanda ayırt edici nitelikten de yoksun sayılacağı vurgulanmıştır. Bununla birlikte Kurul, bir işaretin yalnızca tanımlayıcı nitelik taşıdığı için değil, bunun dışındaki sebeplerle de ayırt edici nitelikten yoksun kabul edilebileceğini açıkça ortaya koymuştur.

Kişi Adlarının Ayırt Ediciliği ve Tanımlayıcı Nitelik Kazanması

Genel kural olarak gerçek kişilere ait adlar ayırt edici nitelik taşımaktadır. Bu kural, adın yaygınlığından ve ilgili kişinin kamuoyundaki tanınırlığından bağımsız biçimde uygulanmaktadır. Ancak bu kuralın bir istisnası bulunmaktadır. Buna göre, bir kişi adının ilgili mal veya hizmetler bakımından kaynak gösterme işlevi görmeksizin doğrudan tanımlayıcı bir kavram olarak algılanması halinde, başvuru inceleme aşamasında reddedilebilmekte veya bu gerekçeyle ilgili tarafın kararı haklı bulmaması halinde itiraza konu olabilmektedir.

Sanatçı, yazar, müzisyen veya besteciler gibi tanınmış kişilerin adları ise zamanla tanımlayıcı nitelik kazanabilmektedir. Geniş kitlelerce bilinmek, uzun süredir kullanımda olmak, ölüm tarihinin üzerinden önemli bir süre geçmiş bulunmak ya da eserlerin popülerleşmesi gibi etkenler bu dönüşümü hızlandırmaktadır. Büyük Kurul, bu ilkeyi somutlaştırmak adına George Orwell’ı örnek göstermiştir. Buna göre, 1984 ve Hayvan Çiftliği adlı eserler dünya genelinde geniş okuyucu kitlelerine ulaştığından, “George Orwell” ibaresi; yayın, kültürel etkinlik, festival ve sergi gibi mal ve hizmetler bakımından ticari kaynak göstergesi olarak değil, doğrudan söz konusu eserlerin içeriğine yapılan bir atıf olarak algılanacaktır.

Kurul, konuyu daha da netleştirmek amacıyla bir karşılaştırmaya da yer vermiştir. Buna göre, “Shakespeare”, “Hitchcock” ve “Animal Farm” gibi ibareler, boya, giyim veya kalem gibi mallar bakımından pekâlâ ayırt edici marka işlevi görebilmektedir. Ancak aynı ibareler, kitap veya film gibi mal ve hizmetler söz konusu olduğunda bu işlevi yerine getirememektedir; zira tüketici, söz konusu ibareleri ticari bir kaynağa değil, doğrudan ilgili eser veya kişiye atıf olarak değerlendirecektir.

Tanımlayıcılık Değerlendirmesinde Dikkate Alınan Kriterler

Büyük Kurul, tanımlayıcılık değerlendirmesinde uygulanacak kriterleri sistematik biçimde sıralamış ve bu kriterlerin sınırlı sayıda olmadığını vurgulamıştır:

Yazarın şöhreti ve tanınırlığı: Re’sen inceleme kapsamında satılan kitap sayısı, alınan ödüller, eserlerin günümüz eğitim ortamında işlenme biçimi ve uyarlamaların yaygınlığı değerlendirilmektedir.

Eserlerin yaygınlığı: Eserin farklı biçim ve uyarlamalarla ne ölçüde dağıtıldığı, okul veya üniversite müfredatlarında yer alıp almadığı ile film veya çizgi roman gibi farklı formatlara dönüştürülüp dönüştürülmediği incelenmektedir.

Toplumsal ve kültürel bütünleşme: Yazara yönelik güncel tanınırlık göstergeleri esas alınmaktadır; yazarın adına düzenlenen ödüller, dikilen heykeller ve diğer anma biçimleri bu kriterin somut örnekleri arasında yer almaktadır.

Yazarın tanındığı süre: Başvuru tarihinde yazarın hayatta olup olmadığından bağımsız olarak, adın günümüzde hâlâ tanınırlığını ve toplumsal-kültürel bütünleşmesini koruyup korumadığı analiz edilmektedir.

Yazarın adından türetilen isim ve sıfatlar: Kafkaesque, Dantesque veya Dickensian gibi kavramların gündelik dile yerleşmiş olması, yazarın edebi mirasının dil düzeyinde de içselleştirildiğinin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Piyasa gerçekliği: İlgili tüketici kitlesinin mal ve hizmetleri belirli bir konu alanının göstergesi olarak algılamasının fiilî piyasa koşullarıyla örtüşüp örtüşmediği, özellikle kütüphane veya kitabevlerinde ilgili yazara özgü bölüm bulunup bulunmadığı üzerinden değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede Kurul, tanımlayıcılık incelemesinin yalnızca dilsel bir değerlendirmeyle sınırlı kalamayacağını; kişinin kültürel konumu, eserlerinin yaygınlığı ve tüketici algısı gibi kriterlerin birlikte dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, kişi adlarının marka hukuku bakımından değerlendirilmesinde daha kapsamlı bir bakış açısının benimsenmesine imkân sağlamaktadır.

Sonuç ve Kararın Önemi

EUIPO Büyük Temyiz Kurulu, R 2248/2019-G sayılı kararında, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yaptığı inceleme sonucunda, verilen kısmi ret kararını yerinde bulmuştur.

Alınan karar, ünlü isimlerin marka hukuku bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin yol gösterici niteliktedir. Özellikle tanınmış kişi adlarının her durumda ayırt edici nitelik taşımayabileceğini ve bu değerlendirmenin ilgili mal ve hizmetler bağlamında yapılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Aynı ibare, belirli mal ve hizmetler bakımından marka işlevi görebilirken, kamu nezdinde doğrudan belirli bir kişiyi, eserlerini veya içerik türünü çağrıştırdığı durumlarda tanımlayıcı nitelikte kabul edilebilmektedir.

Kararın bir diğer önemli yönü ise, tanımlayıcılık incelemesini yalnızca dilbilimsel bir değerlendirme ile sınırlamamasıdır. Büyük Temyiz Kurulu; ilgili kişinin toplumdaki bilinirliği, ismin kültürel alandaki yeri, tüketici algısı ve piyasa gerçekliği gibi unsurların da dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, inceleme makamları bakımından daha geniş bir değerlendirme çerçevesi ortaya koymuştur.

Bu yönüyle karar, ünlü isimlerin marka olarak tesciline ilişkin değerlendirmelerde önemli bir emsal niteliği taşımakta; kişi adlarının hangi koşullarda kaynak gösterme işlevi üstlenebileceği ve hangi durumlarda ilgili mal veya hizmetlerin niteliğine ilişkin bir çağrışım yaratacağı konusunda uygulamaya yol göstermektedir.

Lara ÇABUKOL

laracabukol0@gmail.com

Haziran 2026


[1] Büyük Kurul, EUIPO Temyiz Kurulları yapısı içinde dokuz üyeden oluşan ve olağan temyiz dairelerinin çözümlemekte güçlük çektiği, önemli gördüğü veya kendi aralarında çelişkili kararlar verdiği meselelerde devreye giren üst bir inceleme merciidir.

Sınai Mülkiyet Haklarına Tecavüz İddiasına Dayalı Hukuk Davalarında Verilen Kararların Kesinleşmeden İcra Edilip Edilemeyeceğine İlişkin Güncel Gelişmeler


Sınai mülkiyet haklarına ilişkin ilamların kesinleşmeden icra edilip edilmeyeceğine ilişkin tartışmalar Kanun Hükmünde Kararnameler Dönemi’nde öğretide ve yargı kararlarına çokça tartışılmış; yerleşik yargı kararlarıyla sınai mülkiyet haklarına ilişkin verilen ilamların icrasının, dava türüne ilişkin herhangi bir ayrım yapılmaksızın, ancak kesinleşme ile mümkün olduğu tespit edilmişti.[1] 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.162 hükmü ile Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi (YİDD) kararlarının iptali veya hükümsüzlük istemli davalarda verilen kararların kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği, bu hükmün, ilamın ferileri hakkında da uygulanacağı; SMK m.172 hükmü ile 06.11.2003 tarihli ve 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a (5000 sayılı Kanun) eklenen m.15/C hükmü ile YİDD kararlarının iptaline ilişkin ilamın kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği, bu hükmün ilamın ferileri hakkında da uygulanacağı, SMK m.71/4 hükmüne göre, tasarımın gaspı; SMK m.111/4 hükmüne göre patentin gaspı davalarında verilen ve kesinleşen hükümlerin sicile kaydedilip bültende yayımlanacağı, bir başka ifadeyle tasarım ve patent gaspı davalarında verilen ilamın kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği pozitif hukuki dayanağa kavuşturulmuştur.

Kanun Koyucu; SMK’den önceki dönemde verilen yargı kararlarını, öğretideki tartışmaları değerlendirmiş, istisnai bir uygulama olan kesinleşmeden icra edilememeyi, sayma yöntemiyle YİDD kararlarının iptali, hükümsüzlük ve gasp davaları ile sınırlamış, bir başka ifadeyle bu üç dava türü dışındaki davalar bakımından ilamların kesinleşmeden icra edilebileceği yönündeki iradesini ortaya koymuştur. Bununla birlikte SMK yürürlüğe girdikten sonraki dahi konuya ilişkin tartışmalar sona ermemiş; sınai mülkiyet haklarına tecavüz iddiasına dayalı davalarda verilen kararların kesinleşmeden icra edilemeyeceğine dair yargı kararları varlığını sürdürmüştür. İnceleme konumuz da bu yönde verilmiş güncel bir yargı kararına ilişkindir.

SMK ve 5000 sayılı Kanun’daki sayma yöntemine rağmen ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay tarafından verilen kararlarda sınai mülkiyet haklarının, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.350/2 ve m.367/2 hükümleri kapsamında kişiler hukuku (şahsın hukuku) kapsamında kaldığı[2] ve bu haklara ilişkin verilen ilamların kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin tespitlere rastlanmaktadır.[3] Bunun yanında sınai mülkiyet haklarına tecavüz iddiasına dayalı davalar şahsın hukukuna ilişkin olsa da salt tazminat istemli davaların, tarafların şahsına ilişkin bir değişikliğe neden olmayacağından bu nitelikteki davaların takibe konu edilebilmesi için kesinleşmelerinin gerekli olmadığı yönünde kararlar da mevcuttur.[4]

İstanbul Anadolu 2. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen; marka hakkına tecavüz iddiasına dayalı ve malvarlıksal talep içermeyen davada verilen kararın, fer’ii niteliğindeki vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin kesinleşmeden icraya konu edilmesi üzerine icra şikâyet yoluna başvurulmuş ve İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesinin, aşağıda yer alan; 26.03.2026 tarihli ve E.2026/17, K.2026/215 sayılı, güncel ve miktar bakımından kesin kararıyla; ilamın şahsın hukukuna ilişkin olduğu, bu nitelikteki ilamların fer’ilerinin de kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği gerekçesiyle takibin iptaline karar verilmiştir.


SMK’nin yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde inceleme konumuza ilişkin verilen yargı kararları ve SMK’nin ilgili hükümleri çerçevesinde; SMK’deki sayma yönteminin, sınai mülkiyet haklarının şahsın hukukuna dâhil olması durumunda bir değişikliğe neden olmadığı, bir sınırlamadan ziyade uygulamada duraksama yaşanmaması için hak sahipliğini ortadan kaldıran veya hak sahibinin değişmesi sonucunu doğuran dava türlerinin kesinleşmeden icra edilemeyeceğinin vurgulanması amacına yönelik olduğu, dava konusu tazminat ya da alacak gibi salt parasal taleplerden oluşmadıkça, söz gelimi kullanımın durdurulması ve önlenmesi gibi taleplerin de bulunması durumunda, dava konusunun şahsın hukuku kapsamında olması nedeniyle kesinleşmeden icra edilememe ilkesinin uygulanmaya devam edeceği, salt parasal talepler yönünden ise artık şahsın hukuku kapsamında kalma durumunun söz konusu olmayacağı ve bu nitelikteki kararların kesinleşmeden icra edilebileceği, SMK hükümlerinin, HMK’nin ilamların icra edilebilirliği hükümlerine sınırlama getirmeksizin, özel uygulama alanlarını vurguladığı değerlendirmesi yapılabilir.

Hükümsüzlük, YİDD kararlarının iptali ve gasp davaları bakımından kesinleşmeden icra edilememe konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Tecavüz istemli davalarda da farklı yönde kararlarla karşılaşılabilmektedir. Bu bağlamda bilhassa tecavüz istemli davalar bakımından, kesinleşmemiş kararın icraya konu edilmesi aşamasında temkinli davranılması, meslektaşların müvekkillerine olası ihtimalleri anlatarak, kesinleşmemiş kararlar cebri icra yoluna başvurma ya da başvurmama konusunda yazılı onay almaları önem arz etmektedir.

Osman Umut Karaca

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mayıs 2026


[1] Kanun Hükmünde Kararnameler Dönemi’ne ilişkin uygulama hakkında ayrıntılı bilgi ve örnek yargı kararları için Bkz., Elif Aykurt / Osman Umut Karaca, Sınai Mülkiyet Haklarına İlişkin İlamların Kesinleşmeden Takibe Konu Olamama Sorunu, Ankara Barosu Fikrî Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, Yıl 17, Cilt 18, Sayı 2016/1, S.33-55, http://kutuphane.ankarabarosu.org.tr/cgi-bin/koha/opac-retrieve-file.pl?id=b07d74fce802122d4ad11aec7638b99e, (31.05.2026).

[2] Sınai mülkiyet haklarının şahsın hukuku kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusu, hem yargı kararlarıyla netlik kazanmış olması hem de başlı başına geniş bir çalışmanın konusu olması nedeniyle bu yazıda ayrıca tartışılmayacak ve anılan hakların şahsın hukuku kapsamında kaldığı varsayımıyla değerlendirmede bulunulacaktır.

[3] Yarg. 8. HD., 15.06.2017 tarihli, E.2015/7812, K.2017/9171 sayılı; Yarg. 12. HD., 27.11.2018 tarihli, E.2018/5953, K.2018/12256 sayılı karar. (Kararlar için Bkz., https://karararama.yargitay.gov.tr/, 31.05.2026.)

[4] Yarg. 8. HD., 25.10.2017 tarihli, E.2015/10769, K.2017/13728 sayılı; Yarg. 8. HD., 18.10.2017 tarihli, E.2015/9498, K.2017/13442 sayılı karar. (Kararlar için Bkz., https://karararama.yargitay.gov.tr/, 31.05.2026.)