Kategori: Haberler ve Gündem

Şeytanın Öfkesi – Manchester United, Menajerlik Oyunu Football Manager’a Dava Açtı

Futbola ve bilgisayar oyunlarına meraklı herkesin yolu mutlaka bir dönem Championship Manager ile kesişmiştir. Sıfırdan bir futbol kulübünü alıp yönetmek ve Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapmak, oyunda daha 16 yaşında transfer ettiğiniz oyuncunun gerçek hayatta da büyük bir yıldız olduğunu görüp başarıyı kendinize mal etmek, bilgisayarların o kadar da hızlı olmadığı dönemde bilgisayar başında saatler geçirmek tüm futbolseverler için çok özeldi.

1992 yılında başlayan Championship Manager macerası, günümüzde Football Manager adıyla milyonlarca futbolsever ve futbol otoritesi için gelmiş geçmiş en iyi futbol simülasyonu olarak devam ediyor. Birçok teknik direktör ve scout bazı genç futbolcu isimlerini kendi çocuklarından bu oyun vasıtası ile öğrendiğini itiraf ettiler bile.

İngiltere Premier Lig takımlarından “Kırmızı Şeytanlar” lakaplı Manchester United, oyunu yayınlayan ve geliştiren Sega Publishing and Sports Interactive (SI)‘a karşı bir marka ihlal davası açtı.

Kulüp, Sega ve SI’ın oyunda sadece takımın ismini kullanarak, Manchester United’ın tüm dünyada tanınmış olan resmi logosunun yerine basit bir kırmızı ve beyaz çizgili logo kullandığını ve bunun da haklarını ihlal ettiğini belirtti.

Yapılan ilk online duruşmada , Manchester United avukatı, “Kulübün dünyanın en değerli markalarından biri olduğunu, kulübün lisanslı kullanımdan dolayı ciddi anlamda gelir elde ettiğini ifade etti. Ayrıca , tüketicilerin Manchester United adı yanında mutlaka logoyu görmek isteyeceklerini ve bu tarz ihlallere izin verildiğinde sonrasında birçok farklı yanlış kullanımların da beraberinde gelmesine engel olmanın çok zor olacağını” belirtti.

Şirketlerin avukatları ise savunmalarında “Bu logonun oyun motoru tarafından rastgele belirlenen 14 lisanssız logodan biri olduğunu ve kulüple herhangi bir ilgisi olmadığını” belirtti. Ayrıca “1992 yılından beri kullanımın aynı şekilde olduğunu ve bu zamana kadar da kulübün herhangi bir şikayeti olmadığını” da ekledi. Buna ilaveten kulübün kullanımı engellemeye çalışmasının da bu tarz video oyunlarındaki meşru rekabeti engelleme çabası olduğu hususunda kulübü suçladı. Oyunlarında Manchester United isminin kullanılmasına izin verilmemesinin ise “bir bilgisayar oyununda bir takıma atıfta bulunulamayacağı için ifade özgürlüğünde mantıksız bir sınırlandırmaya yol açacağı” konusuna vurgu yaptılar.

İşin ilginç tarafı ise şirket avukatlarının; kulübün yetenek avcıları, analist ve antrenörlerinin oyunun veritabanına giriş yapabilmek için şirketle temasa geçtiğini, yıllardır kulübe, futbolculara ve antrenörlere oyunun kopyalarını gönderdiklerini ve bu konuda basın ve sosyal medya yolu ile birçok övgü aldıklarını ifade etmeleri. Davacı kulübün teknik direktörü Ole Gunnar Solskjaer bile 2013 yılında, antrenörlük yeteneklerini Football Manager oynayarak geliştirdiğini itiraf etmişti.

Bu konudaki kararın verilmesi ertelendi, fakat Manchester United kulübünün şu anda, Konami şirketinin oyunu EFootball Pes 2020’de tamamen lisanslı olarak yer aldığını hatırlatalım ve özellikle de e-sporun yaygınlaştığı son yıllarda kulüplerin ve profesyonel sporcuların marka ve lisans haklarının karşılığını alabilmek için sergiledikleri tutumun ileriki yıllarda daha da agresifleşeceğini öngördüğümüzü belirtelim.

Sınavlara çalışacağımızı söyleyip ailelerimizi ikna ederek aldırdığımız bilgisayarların sınavlardaki ‘’üstün’’ başarılarımız görüldükten sonra merasimle söküldüğüne şahit olduğumuz yıllardan sonra, şimdi bilgisayar oyunlarının dünyanın en hızlı gelişen pazarlarından birisi olduğunu görüyoruz.

Çocukluklarında bilgisayar başından zorla kaldırılan bizler ise son aylarda COVID-19 un etkileri nedeni ile her işimizi bilgisayar başında online olarak görmeye hızlı bir şekilde adapte olmaya çalışıyoruz.

Belki de, çocukluğumuzda tuttuğumuz dileklerin bu zamansız ve talihsiz tecellisi, hayatın ta kendisidir.

Kerem GÖKMEN

Mayıs 2020

gokmenkerem@gmail.com

ELİNİ YIKA! HİNDİSTAN’DA COVID-19 KAYNAKLI İLK FİKRİ MÜLKİYET DAVASI

Biliyorum içimiz dışımız Corona Virüs oldu aylardır. Bu süreçte en iyi dostlarımız su-sabun-kolonya-dezenfektan gibi maddeler ve bunların cilt üzerinde yoğun kullanımından kaynaklı tahribatı önlemek için uyguladığımız nemlendiriciler oldu sanırım.

Elbette ki virüse karşı aşı geliştirilmesi, patentlerin zorunlu lisansa konu olması gibi meseleler gün gün hepimizin radarında ve corona virüs denince akla ilk evvela patent hukuku çerçevesindeki konular geliyor.  Ancak bugün size aktarmak istediğimiz ihtilafın özü Covid-19’un patente ilişkin yönü değil, olayımızda davacı taraf taleplerini  marka-tasarım ve karşılaştırmalı reklam mevzuatının ihlaline dayandırıyor.

Covid-19 pandemisi sebebiyle markaların reklam stratejilerini değiştirdiği ve bu döneme özgü konseptte reklamlar üretmeye çalıştığı malum. Açıkca corona virüs’ün adını anmasalar bile, markalar reklamlarda virüse atıf yapıyor bir şekilde ve rakiplerinin önüne geçmeye çalışıyor.  İçinden geçtiğimiz pandemi döneminde insanlar en basit hijyen kurallarını yeniden hatırladılar ve el yıkamanın önemi bir kez daha ortaya çıktı, nitekim işin başından beri DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) de en etkin tedbir olarak hep su ve sabunla el yıkamayı işaret etti.

Hindistan’da bulunan Hindustan Unilever Ltd şirketi (Unilever diye anılacaktır), Reckitt Benckiser (India) Pvt Ltd’e (bundan sonra RB olarak anılacaktır) Bombay Yüksek Mahkemesi nezdinde dava açmış. Konu RB’nin DETTOL markalı sıvı sabun ürününün 12 Mart 2020 tarihinde yayınlanan son reklamlarıyla ilgili; Unilever, RB’nin Dettol reklamlarında kendisinin Lifebuoy markalı kalıp sabunlarını kötülediğini iddia ediyor.

RB ,davaya sebep olan reklamda paketi-ismi-ürünün görünümü neredeyse Unilever’in Lifebuoy ürünüyle aynı bir kalıp sabun kullanıyor ve “efektif şekilde korunmak istiyorsanız ellerinizi kalıp sabunla değil DETTOL sıvı sabun ile yıkayın” şeklinde bir mesaj veriyor tüketiciye. Unilever’in Lifebuoy markası altında sattığı kırmızı renkli kalıp sabunların tescille korunduğunu belirtelim. Bunun bir karşılaştırmalı reklam olduğu belli, ancak sorun bu karşılaştırma yapılırken rakibin ürününün kötü gösterilip gösterilmediği ve herhangi bir fikri mülkiyet hakkı ihlali olup olmadığı noktasında toplanıyor.

UNİLEVER, bu reklamla davalının tüketiciye kalıp sabunların virüse karşı yeterince efektif olmadığı ve Covid-19’a karşı mücadele edebilmek için davalının DETTOL markalı sıvı sabunlarının kullanılması gerektiği mesajını verdiğini, tüketiciyi yanılttığını ve reklamda kırmızı renkli bir kalıp sabun kullanarak kendisine ait Lifebouy markalı sabunları kötülediğini  iddiasında.

Unilever’in bir diğer iddiası da RB’nin kendisinin Lifebouy markalı sabunlarına ait önceki bir reklamını taklit ettiği yönünde.

Unilever diyor ki “biz burada Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı kılavuzlara uygun olarak toplumun ellerini yıkama konusundaki farkındalığını arttırmaya çalışırken ve sosyal bir motivasyonla hareket ederken, RB şirketi yayınladığı reklamda pandemiyi bahane ederek sanki kalıp sabunlar efektif değilmiş gibi propaganda yapıyor. Dünyanın her yerinde insanlara elinizi sabun ve su ile yıkayın diye tavsiye ediliyor, ama davalı şirket sabunlar işlevsizmiş gibi bir propaganda yaparak halk arasında korku yaratıyor ve sabun marketinde lider olan bize de ithamda bulunuyor”. Unilever davada hem yüksek bir tazminat talep ediyor ve hem de reklamın yayınının tedbiren durdurulmasını talep ediyor.

RB elbette ki tüm iddiaları reddediyor ve Unilever bizim bu reklamda tarif ettiğimiz sabunun kendisinin Lifebouy markalı sabunları olduğunu ispat edemedi ve ortada bir fikri mülkiyet hakkına tecavüz de yok diyor.

Mahkeme tarafları dinledikten sonra ihtilafa sebep olan Dettol reklamlarının yayınının 22 Mart-21 Nisan arasında tedbiren durdurulmasına karar veriyor. Mahkeme kararını oluştururken şu noktalara özel vurgu yapıyor; Unilever’in Lifebouy markası altında sattığı kırmızı renkli kalıp sabunlar hem marka hem de tasarım tescili ile koruma altında, bahsi geçen Dettol sıvı sabun reklamında kullanılan kalıp sabun davacının koruma altındaki sabunu ile birebir aynı veya göreni ilk bakışta yanıltacak kadar benzer, davalı reklamda Lifebuoy markalı sabunlarla bu denli ayniyet gösteren bir ürünün efektif olmadığı – mikropları / virüsleri / bakterileri uzaklaştırmadığı ve güvenilir olmadığı iddiasında bulunarak hem  kötüniyetli davranıyor ve hem de davacının sabunlarını küçük görüyor-karalıyor.  

Dosyada  ilk duruşma günü olarak 20 Nisan belirlenmiş, ancak Hindistan’da haftalardır son derece sert  şekilde uygulanan bir sokağa çıkma yasağı var ve Yüksek Mahkemeler dahil  tüm yargı birimleri kapatılmıştı. Dolayısıyla duruşmanın yapılıp yapılmadığı ve yapıldıysa dosyanın ne aşamada olduğu konusunda henüz bir bilgiye ulaşamadık. Takipteyiz.

Biraz araştırma yapınca gördük ki bu dosya tarafların ilk karşı karşıya gelişi değil Hindistan marketinde. Daha evvel  Delhi Mahkemeleri önünde bu kez RB,  Unilever’i dava etmiş ve kazanmış; o dosyada konuşulan Dettol markalı turuncu renk kalıp sabunlarmış. Bu kadar ihtilafın doğmasının temel sebebi Hindistan’da hijyen konusunda çoklu ürün kullanımının yaygın olmaması, yani hijyenin sabun gibi tek bir ürün üzerinden çözülüyor olması, ki bu da anlaşılan sabun marketinde müthiş bir rekabete sebep oluyor. Ancak özellikle şu an dünyanın hiçbir yerinde böyle kavgalara gerek yok bizce, çünkü bugünlerde herhalde en çok talep edilen mal gruplarından biri sabunlar, yani pasta birden devasa şekilde büyümüş durumda ve üreticilerin hepsine yetecek kadar tüketici talebi mevcut. 

Özlem FÜTMAN

Mayıs 2020

ofutman@gmail.com

İtalya’da Yeni Bir Marka Türü Doğdu: “Tarihi Markalar”

Geleneksel Olmayan Marka Türü Artık Tarihi Olan Marka mı?

İtalyan Resmi Gazetesi’nde 7 Nisan 2020 tarihinde yayımlanan Genelge, İtalya için yeni bir marka türünün başvuru ve koruma koşullarını ortaya koymuştur. Genelgenin dayanağı 30 Nisan 2019 tarihli “Büyüme Kanun Hükmünde Kararnamesi”dir. (https://www.gazzettaufficiale.it/atto/serie_generale/caricaDettaglioAtto/originario?atto.dataPubblicazioneGazzetta=2020-04-07&atto.codiceRedazionale=20A01963&elenco30giorni=false ; https://uibm.mise.gov.it/attachments/article/2036344/GU%20-%20DM%20MARCHI%20STORICI%20.pdf)

“Tarihi Markalar” (Marchi Storici) isimli bu marka kategorisi hakkında detaylı bilgiyi yazı boyunca vereceğim; ama öncelikli konuyu bizim için daha ilginç kılan Türk etkisinden bahsedeceğim.

“Pernigotti”, İtalya’nın en eski ve ünlü çikolata markalarından birisidir. Wikipedia’ya göre, “İtalyanlar için arabada Ferrari ne ise, çikolatada Pernigotti odur.”

1860 yılında Novi Ligure kasabasında bir aile işletmesi olarak hayata geçen marka, uzun tarihini kalite ve İtalya ile özdeşleşmiş şöhret ile taçlandırmıştır. Marka ve tarihçesi hakkında detaylı bilgiyi https://en.wikipedia.org/wiki/Pernigotti bağlantısından görebilirsiniz.

Marka sahibi şirket 1980’li yıllardan başlayarak idari ve ekonomik sıkıntılar yaşar ve burada detaylarına girilmeyecek nedenlerle şirketi ve markayı 2013 yılında Türk menşeili TOKSÖZ grubuna satar. Dolayısıyla, “Pernigotti” bu tarihten başlayarak Türk sermayesine ait bir marka haline gelir. (http://www.pernigotti.com.tr/)

Tarihi bir İtalyan markasının yabancıların eline geçmesi, elbette ki İtalyan kamuoyunda tepki doğurur ve hikaye burada bitmez.

Maliyetleri düşürmek isteyen TOKSÖZ grubu, 2018 yılında Novi Ligure kasabasındaki ana fabrikayı kapatacağını açıklar. Bu açıklamanın üzerine ortaya çıkan rivayet, üretim tesislerinin İtalya’dan Türkiye’ye taşınacağı yönündedir. Fabrikanın kapatılması 200 kişinin işini kaybetmesine neden olacaktır; dahası tarihi – İtalya ile özdeşleşmiş bir İtalyan markası bundan sonra yabancı bir ülkede ile üretilecektir. Bu durum İtalya’da büyük bir tepki doğurur; belki de aslına bakarsanız, küresel sermayenin sınırlar ötesi hareketlerine karşı duyulan kamuoyu tepkisi, kendisini Pernigotti vakasında yüzeye çıkartır; hatta bu konuda Avrupa Parlamentosu’na soru önergisi de verilir. (https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/E-8-2018-006184_EN.html ; https://theconversation.com/chocolate-maker-pernigotti-on-the-brink-how-italys-approach-to-corporate-rescue-is-hurting-the-country-106579; https://www.ansa.it/english/news/lifestyle/food_wine/2018/11/07/mayor-says-no-to-pernigotti-closure_66f03267-5e93-4af9-b534-2a9e55b749ce.html


Tartışmaların ciddiyetinin farkında olan ve İtalya ile özdeşleşmiş İtalyan markalarını korumak isteyen Hükümet, Tarihi Markalar kategorisini ortaya çıkartan Kanun Hükmünde Kararnameyi Nisan 2019’da çıkartır ve 7 Nisan 2020 tarihinde de bu markaların başvuru – sicile kayıt koşullarını açıklayan Genelge İtalyan Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.

Düzenlemelerle, “Tarihi Markalar” bir marka kategorisi olarak tanımlanmakta, bu tip markalar için bir sicil öngörülmekte ve bu kategoriye girecek markalar için başvuru şartları düzenlenmektedir.


(İtalyanca bilmediğim ve mevzuatın İngilizce çevirisini bulamadığım için bu aşamadan itibaren hükümleri https://www.natlawreview.com/article/what-italian-historical-trademark ; https://www.ipsoa.it/documents/impresa/marchi-e-brevetti/quotidiano/2019/06/03/historical-marks-italy-tries-to-introduce-an-enhanced-protection ; https://www.mondaq.com/italy/trademark/895128/surprising-new-developments-in-the-italian-trademark-law kaynaklarından derleyerek aktaracağım.)


“Tarihi Markalar” siciline girebilmek için İtalyan Patent ve Marka Ofisi (IPMO)’ne başvuru yapılması gerekmektedir. Sicile kayıt; İtalya’da en az 50 yıldır tescilli ve yenilemesi süresi içinde yapılmış markalar veya İtalya’da en az 50 yıldır kesintisiz biçimde kullanılmakta tescilsiz markalar için öngörülmüştür. Başvuru hakkı yalnızca, sahipleri veya inhisari lisans sahipleri İtalyan olan markalar için mevcuttur. Başvuru için sembolik bir ücretin ödenmesi gerekmektedir ve inceleme IPMO tarafından yapılacaktır. IPMO, bu tip markaların incelenebilmesi için ayrı bir online sicil oluşturacaktır. IPMO’nun inceleme süresi tescilli markalar için 60 gün, tescilsiz markalar için ise 180 gün olacaktır.

Tarihi Markalar için bir koruma süresi veya yenileme prosedürü öngörülmemiştir. Tarihi Markaların sahipleri, ana veya orijinal üretim tesisini kapatma da dahil olmak üzere ticari kriz durumunda, istihdam düzeyini korumak ve üretim faaliyetlerine İtalya’da devam edebilmek için İtalyan Ekonomik Kalkınma Bakanlığı’na bildirimde bulunmak zorunda olacaklardır. Bildirimde bulunulmaması dahilinde para cezası öngörülmüştür.

Dahası, bu sicile markalarını başarıyla kaydettiren marka sahipleri aşağıda görebileceğiniz özel logoyu ticari işlem ve pazarlama faaliyetlerinde kullanma hakkına sahip olacaktır.


İtalya’nın “Tarihi Markalar” kategorisi ile ulusal markaları ve ekonomiyi güçlendirme projesinin başarılı olup olmayacağını ilerleyen günler gösterecektir. Bu tip düzenlemelerin, yatırım yapmak isteyen uluslararası sermayeyi bürokratik engeller anlamında ürkütmesi tahminimizce beklenen bir etki olacaktır; bununla birlikte güdülen amacın İtalya ile özdeşleşmiş markaları İtalyan sermayesinin elinde tutmak olduğu açıkça görüldüğünden, bu etkinin göze alındığı da açıktır.

Bunlara ilaveten, 2018-19 yıllarında bu tartışmalar yapılır ve mevzuat hazırlanırken, Covid-19 salgını henüz ortada yoktu ve İtalyan halkı da henüz Avrupa Birliği’ne küsmemişti, dolayısıyla Covid-19 sonrası günlerde ulusal reflekslerin daha da güçleneceği ve Tarihi Markalar düzenlemesinin halka daha da sempatik geleceği kanaatimizce açıktır.

Mevzuatı tetikleyen etmenin, Pernigotti markasının üretim faaliyetlerinin, yeni sahibi olan bir Türk grubunca İtalya dışına taşınacağı yönündeki rivayet olması, konuyu bizim açımızdan daha ilginç hale getirse de; daha da ilginci ulusal reflekslerin çok güçlü olduğu Türkiye gibi bir ülkede benzer bir düzenlemenin gelecek yıllarda planlanıp planlanmayacağı sorusudur. Bunu da kendi sorum olarak sizlerle paylaşıyor ve yorumlarınızı paylaşmanızdan memnuniyet duyacağımı da ekliyorum.


Son Not: Geleneksel olmayan (yeni) marka türleri tartışmalarından, tarihi markalar tartışmasına mı döneceğiz acaba?


Önder Erol ÜNSAL

Mayıs 2020

unsalonderol@gmail.com

“Yol Yürünmeden Bilinmez*” – Kişisel Tarihe Yeni Bir Not ve IPR Gezgini Ne Olacak?

Caspar David Friedrich – Wanderer above the sea of fog (1817)

* “Yola çıkan kişi nereye ulaşabileceğini, ancak yürüyüp, yolu aşıp, vararak bilebilir – yol, yürünmeden, bilinmez…

…………………

belirli bir yol arayan kişi için en büyük
tehlike, o yolu bir yerde durarak, ‘bakarak’ arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)
sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz:
yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur
— onlar, bulunur; artık, yürünmez…

yola çıkacak kişinin aşması gereken
ilk ve en önemli engel,
kendi yerleşikliğidir:
kendi yeri
— kendisidir…”

Oruç ARUOBA, Yürüme, Metis Yayınları

29 Aralık 1997 tarihinde 23 yaşında genç bir uzman yardımcısı olarak adımımı attığım Türk Patent ve Marka Kurumu‘ndaki iş yaşantım bugün sona eriyor.

Askerlik ve bir yıllık yurtdışı görevim dışında, bu süre boyunca kesintisiz olarak Kurumda görev yaptım. İlk ve tek işyerim olan Kurumun hayatımdaki yeri ve anlamı benim için çok büyük.

Kurumlar yaşayan organizmalar değil, onları canlı kılan ve ruhunu verenler içindeki kişiler, yani iş arkadaşları. En alt kademeden en üste kimseyle dargın veya küs ayrılmıyorum, tersine birçoğuyla güzel anılarımız var ve bu benim için çok önemli. Burası yeri mi bilmiyorum, ama okuyanlar varsa, tüm iş arkadaşlarıma geçen günlerimiz için buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.


İş hayatım boyunca araştıran, sorgulayan, yeni yollar arayan ve yaratan bir çalışan olmaya gayret ettim. Bu çabaların en büyük meyvesi IPR Gezgini oldu. Geldiğimiz nokta site için şu anda tatmin edici olsa da, yenilik ve geliştirme çabalarımız geleceğe yönelik olarak devam edecek.

IPR Gezgini’nde kişisel öykülerimizi yazmıyoruz, ama siteyi kuran ve senelerce yazan bir kişi olarak bugün kendime bir ayrıcalık tanıdım. Bunun bir nedeni var, okuyucularımızdan bazıları ben devletteki görevimden ayrıldıktan sonra siteye ne olacağını, sitenin ne şekilde devam edeceğini (ve hatta devam edip etmeyeceğini) merak ediyor olabilir. Takip eden satırlarda, ortaya çıkan veya çıkabilecek bu tip sorulara kısaca yanıt vereceğim.


Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan ayrılıyorum, ama fikri mülkiyet dünyasıyla mesleki ilişkim devam edecek. Bundan sonra Ankara Patent Bürosu‘nda danışman olarak çalışacağım. Bir anlamda artık masanın diğer tarafına geçiyorum.

IPR Gezgini, hepinizin bildiği gibi tamamen bağımsız, finansal destek almayan, reklama yer vermeyen, hiçbir kurum, kuruluş veya şirketle organik bağı bulunmayan, yazarların gönüllü yazdığı, bir grup fikri mülkiyet severin mesleki birikimlerini karşılık beklemeden paylaştıkları bir yapı. Yazarların hepsi mesleki profesyoneller, ama sitedeki yazı ve paylaşımları amatör ruh dediğimiz insanlık haliyle tam anlamıyla kesişiyor. Yazılı kurallarımız az olsa da, yazarlar koda uygun davranıyor ve başarımızın bir nedeni de bu kodu uygulayabilmemiz.

Kısa süre içerisinde yazılı olmayan kurallarımız yazılı hale gelecek ve bunları okuyucularımıza da duyuracağız. Buna yazılara ilişkin kurallar ve sitenin politikası da dahil olacak.

IPR Gezgini önem ve değerini, büyük ölçüde güncel, kaliteli, bağımsız ve tarafsız olmasından alıyor. Bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz. Yeni işyerim de, IPR Gezgini’nin fikri mülkiyet camiamıza katkısının bu ana ilkeler, yani bağımsızlık ve tarafsızlık çerçevesinde devam etmesini temenni ediyor ve beni bu yönde teşvik ediyor.

Sözün kısası; sitenin kurucusu olarak ben artık devlet için çalışmıyorum, ama bu durum IPR Gezgini’nin çizgisi ve ilkelerinde bir değişiklik olduğu veya olacağı anlamına gelmiyor. Fikri mülkiyet dünyamıza katkılarımız mevcut ve geliştirilecek ilkelerimiz çerçevesinde, bağımsızlık, kalite ve tarafsızlığı esas alarak devam edecek.

Böylelikle kişisel öykümde farklı bir yol seçmemin, IPR Gezgini açısından hiçbir değişikliğe yol açmayacağını açıklayabildiğimi umuyor ve tekrar kişisel boyuta geçiyorum.


Robert Frost‘un “Gidilmeyen Yol (The Road Not Taken)” şiirini ilk kez Ölü Ozanlar Derneği (Peter Weir, 1989) filminde, Mr. Keating (Robin Williams)‘den duymuştum.

Şiirin en çarpıcı bölümü sonu olsa da, bütün olarak da beni çok etkilediğini ve birçok anlamda hayatıma yön verdiğini söylemeyelim. Aşağıda çok bilinen son üç dizeye yer veriyorum, ama bütününü okumanızı da öneririm.

“ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben,

daha az gidilmiş olanı seçtim,

ve bütün farkı yaratan buydu.”

(two roads diverged in a wood, and i–
i took the one less traveled by,
and that has made all the difference.)

Robert Frost – The Road Not taken

Kendi hikayem bakımından, çalışma hayatına dair son seçimim de dahil olmak üzere, çok farklı, kimsenin denemediği, akılalmaz işler yaptım gibi bir iddiam kesinlikle yok. Olsaydı da abartılı bir iddia olarak kalırdı ve gerçekten fark yaratan tercihler yapanlara karşı büyük haksızlık içerirdi, zaten.

Hayatımda şu ana dek yapabildiğim ve yapmaya devam edeceğim husus, kendi konfor alanımın dışına çıkma konusunda hiçbir zaman tereddüt göstermememdir. Bence Robert Frost’un şiirde verdiği asıl mesaj da bu; tercih aşamasında bir yola karar verip, sonradan neden diğer yolu seçmedim diye hayıflanmak yararsızdır, önemli olan daha az yürünmüş olanı seçebilip, bunu bir farka dönüştürebilme yetisine sahip olmaktır.

IPR Gezgini’ni kurmak ve orada belirli ilkeleri gözeterek her konuda yazmak da, hayattaki çoğu seçimim gibi, konfor alanımdan bir çıkıştı ve bu da bir fark yarattı. Kimseye hayat dersi vermek gibi bir amacım yok, ama gene de şunu söyleyebilirim: Neden diğer yoldan yürümedim diyerek gelecekte kendinizi üzmek yerine, gerektiği anda az yürünmüş yolu tercih edin, konfor alanınızın dışına çıkın ve en azından kendiniz için bir fark yaratın. Son tahlilde, zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var ki!

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle.

Önder Erol ÜNSAL

Mayıs 2020

unsalonderol@gmail.com

CORONA GÜNLERİNDE NELER YAZDIK

Türkiye’de ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde açıklandı ve o gün bugündür hayatımızda bir yığın şey değişti. Bu süreçte IPR GEZGİNİ kuruluş amacına uygun biçimde COVID-19 ile ilgili birçok yazıya ev sahipliği yaparak proaktif tavrını devam ettirdi ve takipçilerini olayın  fikri mülkiyet boyutuyla ilgili güncel tutma gayretini  sürdürdü.

Corona Virüs pandemisinin Türkiye’de görülmesinin üzerinden neredeyse bir buçuk ay geçmişken bugüne değin bu konuyla ve ayrıca salgının fikri mülkiyet dünyamıza yansımalarıyla ilgili neler yayımlamışız bir dökümünü sizlerle paylaşmak istedik.

Aşağıda kronolojik sırayla 10 Şubat 2020 tarihinden bugüne değin bu konuya ilişkin yayınlanmış yazıların linklerini bulabilirsiniz. Gelen reaksiyonlardan  yazıların ciddi bir takipçi grubu tarafından okunmuş olduğu bilgisine vakıfız, ancak yine de henüz okuma fırsatı bulamamış olanlar veya bazılarını  kaçırmış olanlar için bir kez daha hepsini bir arada sizlere sunuyoruz.

1- CORONA VIRUS vs. CORONA BEER – CORONA VİRÜSÜ VE CORONA BİRA ÖRNEĞİ İLE MARKANIN LEKELENMESİ

(Didem TENEKECİOĞLU)

2- HER DERDİN BİR DEVASI, HER DEVANIN BİR PATENTİ VARDIR!  CORONA VİRÜS (COVID-19) TEDAVİSİ ÜZERİNDEKİ PATENT TALEPLERİ BU KEZ ABD VE ÇİN’İ KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR

(Y. Tuğçe ERDURAN)

3- KORONA GÜNLERİ: KAMU YARARI İLE FİKRÎ MÜLKİYET KORUMASI KARŞI KARŞIYA

(O. Umut KARACA)

4- CORONA VİRÜS PATENTLENEBİLİR Mİ? ABD VE AVRUPA PATENT KANUNLARIYLA KISA BİR ANALİZ

(Y. Tuğçe ERDURAN)

5- J.K. ROWLING’IN CORONA VİRÜS’E CEVABI

(Özlem FÜTMAN)

6- CORONA GÜNLERİNDE MARKA İŞLEMLERİNDE SÜRE LİMİTLERİ İÇİN ULUSLARARASI ŞİFA: SİNGAPUR ANDLAŞMASI

(Önder E. ÜNSAL)

7- SON DAKİKA: BEKLENEN HABER GELDİ, SÜRELER DURDU

(O. Umut KARACA)

8- SÜRELERİN DURMASINA İLİŞKİN DÜZENLEME KAPSAMINDA SÜRE HESABINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

(O. Umut KARACA)

9- CORONA GÜNLERİNDE YENİ BİR MARKA KATEGORİSİ – ZOMBİ MARKALAR

(Önder E. ÜNSAL)

10- COVID-19 PANDEMİSİNİ ALTERNATİF EVRENDE DÜŞÜNMEK: SARS PATENT HAVUZU GİRİŞİMİ (Y. Tuğçe ERDURAN)

11- MARKA DÜNYASININ COVID-19 SALGININA TEPKİSİ:  SOSYAL MESAFE LOGOLARI

(Didem TENEKECİOĞLU)

12- COVID-19 SALGINI VE PATENT HUKUKU: SALGIN NEDENİYLE PATENTLİ BULUŞ, ÜÇÜNCÜ KİŞİLERCE HAK SAHİBİNİN RIZASI OLMAKSIZIN KULLANILABİLİR Mİ?

(Doç. Dr. Ali PASLI – M. Hamza ARSLAN)

13- COVID-19 TEDAVİSİ İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR ÜZERİNDEKİ PATENT KORUMASI VE KAMU YARARINA ZORUNLU LİSANS BAŞVURUSU

(Özge YALINKILIÇ)

14- DURMA SÜRELERİNİN UZATILMASININ UYGULAMAYA ETKİLERİ VE UZAYAN DURMA SÜRELERİNİN HESAPLANMA YÖNTEMİNE İLİŞKİN GÜNCEL DEĞERLENDİRMELER

(O. Umut KARACA)

IPR GEZGİNİ

Mayıs 2020

iprgezgini@gmail.com