Ay: Ocak 2026

YEŞİL TEKNOLOJİLERDEN SON HABERLER


1992 yılı Birleşmiş Milletler Rio Eylem Programında, 21. gündem maddesinin 34. bölümünde “çevre dostu teknoloji” olarak yer bulan “yeşil teknoloji”; çevreyi korur, daha az kirliliğe neden olur, tüm kaynakları daha sürdürülebilir bir şekilde kullanır, atıkları ve ürünlerin fazlasını geri dönüştürür. Bilgi birikimi, prosedürler, mal ve hizmetler ile ekipmanların yanı sıra organizasyonel ve yönetimsel prosedürler de yeşil teknolojilerin içinde yer alır.

WIPO Green, yeşil teknoloji ve hizmet sağlayıcılarını yenilikçi çözümler arayanlarla buluşturmak amacıyla Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı – WIPO tarafından 2013 yılında kurulan etkileşimli pazar yeridir. Birleşmiş Milletler’in 2030 yılı gündemiyle belirlenen Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerine WIPO’nun katkısı olarak değerlendirilmektedir. 

WIPO Green veri tabanı ise, çevresel veya iklim değişikliği sorunlarına yönelik ihtiyaçları somut çözümlerle birleştiren küresel bir inovasyon kataloğudur.

Ücretsiz olan veri tabanı; ihtiyaç ve çözüm yüklemelerinden, WIPO Patentscope veri tabanından alınan yeşil teknoloji patentlerinden, seçilmiş ortak kuruluşlardan yapılan ithalatlardan, ilgili bilgi materyallerinden ve uzman veya şirket profillerinden oluşur.

Kullanıcıların kendileri veya WIPO Green veya başkaları tarafından veri tabanına yüklenen bilgiler, kamuya açık bilgilerdir. Bilgi yüklemek için ücretsiz bir kayıt işlemi yapılır.

WIPO Green veri tabanı; sürekli aktif yapay zekâ destekli otomatik eşleştirme, kullanıcı yüklemelerinin izlenmesi, uzun ihtiyaç açıklamalarına dayalı çözümler için tam metin arama ve bir patentin ticari uygulamalarını bulmak için Patent2Solution arama fonksiyonu sağlar.

Veri tabanına yüklenen bir teknolojinin patent veya başka bir fikri mülkiyet hakkına sahip olması gerekmediği gibi bu yükleme, herhangi bir fikri mülkiyet hakkı koruması da sağlamaz.  

WIPO Green veri tabanına en son yüklenen teknolojilerden derlemelere aşağıda yer verilmektedir. 

LESA: Güneş Enerjili Tahmine Dayalı Sulama ve Çevre İzleme Sistemi

22 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, İtalya’da geliştirilip konuşlandırılmıştır.

Bologna Üniversitesinde birincilik ödülü kazan teknoloji; kurak iklimlerde sulamayı optimize etmek için fiziksel modelleme ve NASA uydu verilerini kullanan, düşük maliyetli, 3 boyutlu yazıcıyla üretilmiş nesnelerin interneti (Internet of Things – IoT)  çözümüdür.

Düşük Maliyetli Sensör Dizisi (Low-Cost Sensor Array – LESA); buharlaşma eğilimlerini tahmin ederek sulamayı sadece gerektiğinde etkinleştirir. Böylelikle tarımsal su tüketimini %40 oranına kadar azaltabilir. Yenilenebilir güneş enerjisi kullanarak çöl ortamlarında toprak erozyonunu en aza indirir ve yeniden ağaçlandırmayı teşvik eder.

Egzoz Partikül Filtreleri İle Kurum Azaltımının CO2 Eşdeğeri

16 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, İsviçre’de geliştirilip İsviçre ve Çin’de konuşlandırılmıştır.

Partikül filtreleri, partikül emisyonlarını %99’dan fazla azaltarak sağlık riskini ve küresel ısınmayı düşürür. Dünya çapında 250 milyon araç, VERT’in kalite kriterlerine göre bu filtrelerle donatılmış olduğundan, bu filtreler için kuralları VERT düzenler.  

İsviçre, Almanya ve Avusturya’da 1994-1998 yılları arasında yürütülen “iş yerlerinde partikül filtrelerinin kullanımını teşvik eden” uluslararası VERT® projesinden beri, “Emisyon Azaltma Teknolojilerinin Doğrulanması (Verification of Emission
Reduction Technologies)” için bir kısaltma olan “VERT®” ibaresi, “soluduğumuz havadaki yanmalı motorlardan kaynaklanan kanserojen kirleticilerin en aza indirilmesinde en yüksek ayırma özelliğine sahip olan sonradan takılan partikül filtreleri” için kullanılan terim olmuştur.

Eylül 2002’den beri kullanılan VERT® onay mührü, en yüksek kalite ve güvenilirliğe sahip partikül filtreleri için dünya çapında bilinmekte; çoğunlukla İsviçre’deki inşaat makinelerinde olmak üzere Avrupa ülkelerinde, ABD, Kanada, Şili ve Çin’de de birçok sonradan takılan dizel üniteye uygulanmaktadır.

VERT®, İsviçre yetkilileriyle birlikte geliştirdiği SN 277206 standardına göre filtre sistemlerinin laboratuvar ve saha testlerini AFHB-Biel, TÜV-Hessen, SWRI-San Antonio gibi akredite laboratuvarlara devretmiştir.

VERT®, büyük sanayileşmiş ülkelerde marka olarak korunmaktadır.

Kendiliğinden Genişleyen, Hastaya Özel Stentler – 3D Baskılı Metalik Cam Stentler

15 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Almanya’da üretilip konuşlandırılmıştır.

Amorf metallerden (yığın metalik camlar) yapılmış kendiliğinden genişleyen stentlerin katmanlı imalatı için geliştirilen teknolojidir. Hastaya özel olarak geliştirilen akıllı implantlar yüksek dayanım, yüksek esneklik, biyouyumluluk ve düşük maliyet sağlar.

Duisburg-Essen Üniversitesi tarafından geliştirilen buluş, Alman Patent ve Marka Ofisinde tescil ettirilmiştir. İlgilenen şirketler için teknolojiyi lisanslama ve geliştirme fırsatı sunulmaktadır.

BioNanoCaps™ – İklim Dostu Gıda Sistemleri için Akıllı Gübreleri, Biyogirdileri ve Dijital Tarımı Entegre Eden Akıllı Biyolojik Olarak Parçalanabilir Çok Katmanlı Kapsülleme Platformu

15 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Brezilya’da üretilip konuşlandırılmıştır.

BioNanoCaps™; besin maddelerinin ve biyolojik girdilerin hassas bir şekilde iletilmesi için geliştirilmiş akıllı ve biyolojik olarak parçalanabilen çok katmanlı bir kapsülleme teknolojisidir. Toprağın pH derecesine, nemine ve sıcaklığına tepki vererek yalnızca ihtiyaç duyulduğunda girdileri serbest bırakır. Kontrollü salınım yaklaşımı, tarımsal verimliliğin artmasına, toprağın korunmasına ve su kaynaklarına yönelik risklerin azaltılmasına katkıda bulunur. Böylelikle geleneksel tarımsal girdilerle ilişkili sera gazı emisyonlarının azaltılmasını sağlar.

Nesnelerin interneti izleme ve öngörücü yapay zekâ ile entegre olan bu teknoloji, iklim dostu tarımı ve sürdürülebilir gıda üretimini destekleyen, sıra ekimi ve bahçecilik de dâhil olmak üzere birçok tarım sisteminde uygulanabilir. Mevcut durumda Teknoloji Hazırlık Seviyesi (TRL) 3 olup, bilimsel ortaklıklar, pilot projeler ve endüstriyel doğrulama yoluyla ilerlemeye hazırdır.

BioNanoCaps™, sürdürülebilir tarım, gübre verimliliği ve iklim direnci ile ilgili zorluklarla karşı karşıya olan bölgeler başta olmak üzere, küresel iş birliği fırsatlarına açıktır. Öncelikli bölgeler arasında Latin Amerika, Avrupa, Afrika ve Asya yer alır. Özellikle iklim dostu tarım çözümleri, pilot uygulamalar, araştırma ortaklıkları ve çeşitli ürün yetiştirme sistemlerinde ölçeklenebilir uygulamalar arayan pazarlar hedeflenmektedir.

BioNanoCaps™, Brezilya Sınai Mülkiyet Ofisine yapılan yeşil patent başvurusu ile korunmaktadır.

Veri işleme, izleme panoları ve karar destek işlevlerini içeren BioNanoCaps™ ile ilişkili dijital platform, 2074 yılına kadar yasal geçerliliğe sahip tescilli yazılım aracılığıyla korunmaktadır. BioNanoCaps™ markası ise Brezilya’da, sürdürülebilir ve hassas tarımla ilgili tarımsal girdiler, biyolojik girdiler, dijital teknolojiler, yazılım ve bilimsel hizmetleri kapsayan 1, 5, 9 ve 42. Nis sınıflarında tescillidir.

Kızaklı Metanol Dönüşüm Hidrojen Üretim Ekipmanı

13 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Çin’de üretilip konuşlandırılmıştır.

Sistemde kullanılan kızaklı tipteki metanol-hidrojen üretim ünitesi; düşük metanol tüketimi, uzun ömürlü reformasyon katalizörü, %85’in üzerinde ısı değişim verimliliği, düşük enerji tüketimi, kompakt boyut, kolay yerleşim ve asgari alan gereksinimi için kızaklı konteyner tasarımı, hızlı başlatma süresi, tamamen otomatik insansız çalışma, yüksek güvenlik standartları ve patlamaya dayanıklı ve sessiz çalışma tasarımı özelliklerine sahiptir.

Yüksek Güvenlikli ve Düşük Maliyetli Demir-Kükürt Akışlı Akü

12 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Çin’de üretilip konuşlandırılmıştır.

Redoks çifti olarak demir-kükürt iyonlarını ve elektrolit olarak sulu çözeltiyi kullanan enerji depolama teknolojisidir. Elektrik üretim ve şebeke tarafındaki uzun süreli enerji depolama ihtiyaçları için uygun maliyetlidir. Yenilenebilir enerji tüketimini ve şebeke yük düzenlemesini destekler. Devlet Şebekesi gösteri projesinde uygulanmıştır.

Vanadyum akışlı bataryalara göre elektrolit maliyeti %85 daha düşüktür.

Sistem kurulum maliyeti lityum bataryalarla eşdeğer olup tüm yaşam döngüsü boyunca elektrik üretim maliyeti lityum bataryalardan daha düşüktür.

Kaynak kısıtlaması baskısı olmaksızın elektrolit hammaddelerinin tedariki çok fazladır.

Pozitif ve negatif elektrotlar akışkan elektrolitler olduklarından metal faz değişiminden kaynaklanan dendrit oluşumu riski yoktur.

Çin Gümrükleri ile İşbirliği İçinde Nesnelerin İnterneti Teknolojisi ve Dijital Ürün Pasaportu (Digital Product Passport – DPP) Sistemlerine Dayalı Ürün Karbon Ayak İzi Muhasebe Sistemi

9 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Çin’de üretilip konuşlandırılmıştır.

Ürün yaşam döngüsü boyunca karbon emisyonunu izlemek üzere geliştirilen DPP sistemi, Çin Gümrükleri ile iş birliği içinde AB standartlarını karşılamaya hazırdır. Küresel olarak tanınan bir izlenebilirlik koduyla birleştirilmiş blok zinciri teknolojisi, tedarik zinciri boyunca kullanılır. Böylelikle özel bir yazılıma ihtiyaç duyulmaksızın basit tarama yoluyla izlenebilirlik sağlanır. Sisteme yüklenen bilgiler, güvenli ve kimliği gizlenmiş (de-identified) şekilde depolanır.

Akıllı Sürüş Hattı Kontrollü Şasi Teknolojisi

9 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan proje, Çin’de üretilip konuşlandırılmıştır.

x-by-wire frenleme yoluyla boylamsal kontrol, x-by-wire direksiyon yoluyla yanal kontrol ve x-by-wire süspansiyon ile dikey kontrol odaklı olmak üzere üç eksenli entegre bir şasi kontrol teknolojisidir. Sürüş güvenliğini artırır, gürültüyü azaltır, %100 frenleme enerjisi geri kazanımını destekler ve genel araç enerji verimliliğini optimize eder. Ürün, tüm tedarik zinciri boyunca tamamen bağımsız olarak geliştirilmiştir. Frenleme tepki hızını önemli ölçüde artırarak fren mesafesini etkili bir şekilde kısaltır.

Elektromekanik fren sisteminin tümüyle kuru tasarımı, fren sıvısını ortadan kaldırarak hidrolik kirlenmeyi önler ve parçacık emisyonlarını azaltır.

Şirketin kendi geliştirerek seri ürettiği temel bileşenlerden modüler entegre tasarıma kadar üretim, ayarlama ve bakım aşamaları kaynak tüketimi azaltılır ve böylelikle kapsamlı düşük karbon ayak izi bulunur. 

2023 yılında büyük ölçekli seri üretime geçilmiştir. Yüksek entegre tasarımı, kompakt boyutu ve kolay kurulumuyla 10 tonun altındaki tüm araç modelleriyle uyumludur.

Gonca Ilıcalı

Ocak 2026


Kaynaklar

https://www3.wipo.int/wipogreen/en/faqs.html

https://www3.wipo.int/wipogreen/en/aboutus

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/database

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178044

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178036

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178023

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178022

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178016

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178004

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178002

https://wipogreen.wipo.int/wipogreen-database/articles/178001

Avrupa Birliği Adalet Divanı Mio (C‑580/23) ve Konektra (C‑795/23) Kararı (Birleştirilmiş Davalar): Telif & Tasarım Koruması ile Özgünlük Şartı – Bölüm 2


Bu yazı 21 Ocak 2026 tarihinde IPR Gezgini’nde yayımlanmış “Avrupa Birliği Adalet Divanı Mio (C‑580/23) ve Konektra (C‑795/23) Kararı (Birleştirilmiş Davalar): Telif & Tasarım Koruması ile Özgünlük Şartı” başlıklı makalenin ikinci bölümüdür.


II. ABAD Kararı

ABAD usul kurallarının (Rules of Procedure of the Court of Justice)[1] 54. maddesine göre, aynı nitelikte ve aynı konuya ilişkin iki veya daha fazla dava, aralarındaki bağlantı dikkate alınarak, yargılamanın yazılı veya sözlü kısmı ya da yargılamayı sonuçlandıran hüküm açısından her aşamada birleştirilebilir. Bahsi geçen C-580/23 ve C-795/23 sayılı davalar da, Mahkeme Başkanı’nın kararıyla yargılamanın sözlü aşaması ve hüküm bakımından birleştirilmiştir.

A. Kural – İstisna İlişkisine Yönelik Açıklamalar

Öncelikle ABAD kararına göre, telif hukuku bağlamında korunmaya değer bir “eser”den bahsedebilmek için eser sahibinin kendi entelektüel yaratımı anlamında özgün bir konu bulunmalıdır. Yaratım yaratıcının kişiliği ile özgür tercihlerini ifade etmelidir. Sadece teknik gereklilikler veya diğer sınırlamalar nedeniyle ortaya çıkmış bir yaratım özgünlük kriterini haiz olamayacaktır.

Buna karşılık, tescilli tasarımlara yönelik 98/71 sayılı Direktif ya da 6/2002 sayılı Tüzük kapsamındaki tasarım koruması açısından gerekli olan kriter yenilik ve bireysel karakterdir. Bu kriter; önceki tasarımlara kıyasla değerlendirilir, farklı bir izlenim yaratacak kadar ayırt edici unsur bulunması halinde tasarım koruması gündeme gelebilecektir.

Tasarım ve telif korumaları birçok açıdan farklılaşmaktadır. Tasarım korumasının amacı, yeni ancak seri üretime elverişli olan konuları korumaktır. Ayrıca, bu koruma sınırlı bir süre için uygulanır, böylelikle rekabet aşırı derecede kısıtlanmaz. Telif hakkına bağlı koruma ise, eser olarak sınıflandırılmayı hak eden konularla sınırlıdır ve süresi çok daha uzundur.

Mahkemenin tespitine göre, farklı amaçları ve nitelikleri dolayısıyla tasarım olarak korunan bir yaratıma telif hakkı koruması sağlanması uygun düşmeyecektir. Her ne kadar 12 Eylül 2019 tarihli Cofemel (C‑683/17, EU:C:2019:721)[2] kararında mahkeme, tasarım koruması ile telif korumasının aynı anda verilebileceğini ifade etmişse de, bu yalnızca istisnai durumlarda söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla tasarım açısından sağlanan koruma ile telif hakkı tarafından sağlanan koruma arasında kural ve istisna ilişkisi bulunmamaktadır, bu bağlamda uygulamalı sanat konusunun özgünlüğü değerlendirilirken diğer eser türleri için öngörülen şartlardan daha sıkı gereklilikler uygulanması gerekmez.

B. Özgünlük Kriterinin Değerlendirilmesinde Dikkate Alınması Gereken Hususlara Yönelik Açıklamalar

Uygulamalı sanat eserleri, işlevsel nesneler olmaları bakımından diğer eser türlerinden ayrılmaktadır. Bu yaratımların ortaya çıkışı teknik gerekliliklerden kaynaklanabilecektir. Söz konusu teknik gereklilikler, yaratıcının özgün tercihlerini engellemediği sürece bu yaratımların eser olarak nitelendirilmesine engel teşkil etmeyecektir.

Telif hukuku kapsamında korunan ifadeler değil, ifade ediş biçimleridir. Dolayısıyla yalnızca teknik açıdan farklılaşan yaratımlar telif hukuku kapsamında korunmaz, zira bu durumda fikir ile ifade ayrılmaz bir haldedir.

Ayrıca, bir tasarım veya yaratımın sadece estetik olarak nitelendirilmesi de yaratıcısının özgür tercihlerini yansıttığı anlamına gelmez ve dolayısıyla telif korumasını beraberinde zorunlu olarak getirmez.

Bir yaratımın özgün olarak nitelendirilebilmesi için, bu yaratım yaratıcının kişiliğini yansıtmalı, özgür ve yaratıcı tercihleri ifade etmeli ve bu hususlar eserde görülebilir olmalıdır. Bu durumun eserde görülebilir olması önemlidir çünkü gerekli korumaları sağlayan makamlar neyi koruma altına aldıklarını, üçüncü kişiler ise neyi ihlal etmemeleri gerektiğini bilmelidir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi, ifade değil ifade ediş tarzı (diğer bir deyişle gözlemlenebilir bir olgu) telif koruması altındadır.

Bir yaratımın telif koruması kapsamına girip girmediğini tespit etmekle yükümlü olan mahkeme özgün ve yaratıcı unsurları tek tek tespit etmelidir. Bunun bir sonucu olarak da yaratıcının niyetleri ve düşünceleri ancak esere yansımış olması (yine gözlemlenebilir bir olgu) halinde dikkate alınabilecektir.

Özgünlük değerlendirmesinde yaratımın müzelerde sergilenmesi gibi dışsal unsurların dikkate alınıp alınmayacağı sorusuna gelinecek olursa, yerleşik içtihata göre, yaratımın tasarlandığı sıradaki tüm ilgili unsurlar dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla, dışsal ve yaratımı izleyen unsurlar göz önünde bulundurulmayacaktır.

Yaratıcının mevcutta var olan unsurlardan yararlanması durumu da incelenecek olursa, örneğin yazarın halihazırda mevcut olan şekilleri kullanması, tek başına özgünlüğü ortadan kaldırmayacaktır. Zira söz konusu şekillerin bir araya getirilme biçimi özgün olabilecektir. Bu bağlamda, eser sahibinin, mevcutta korunan bir eserden ilham alması halinde de, yukarıda belirtilen özgünlük koşullarını karşılaması kaydıyla, telif koruması söz konusu olabilecektir.

Her ne kadar daha önce farklı bir yaratıcı tarafından yaratılan, benzer veya aynı konunun var olması, yaratımın özgün olmadığına ilişkin önemli bir gösterge olabilecekse de uygulamalı sanat eserlerinde teknik işlevden kaynaklanan kısıtlamalar söz konusudur. Dolayısıyla yaratıcıların bağımsız olarak benzer veya hatta aynı yaratıcı tercihleri yapmış olması ihtimali gündeme gelebilecektir.

Yaratıcının daha önceki kendi eserlerinden yararlanması halinde ise, yeni eser özgünlük kıstaslarını sağladığı sürece telif korumasına değer olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında, yaratımın yaratıcının kişiliğini, onun özgür ve yaratıcı tercihlerini yansıtması halinde “eser”in varlığından bahsedilebilecektir. Teknik kısıtlamalar neticesinde ortaya çıkan veya teknik kısıntı olmaksızın özgürce tercihler yaparak ortaya çıkan ancak benzersiz bir görüntü kazanmamış ve yaratıcısının kişiliğini yansıtmayan tercihler özgün olarak değerlendirilmeyecektir. Bu değerlendirmede yaratıcının niyeti, ilham kaynakları ve hali hazırda mevcut biçimleri kullanmış olması gibi durumlar göz önünde bulundurulabilecektir ancak bunlar belirleyici olmayacaktır.

C. İhlalin Varlığının Tespitinde Dikkate Alınacak Hususlara İlişkin Açıklamalar

Öncelikle ABAD, Infopaq International[3] kararına atıfta bulunarak eserin izinsiz kullanımı eserin nispeten küçük bir bölümünü kapsasa dahi bu kısım eser sahibinin entelektüel yaratımını yansıtıyorsa ihlalin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla ABAD’a göre mahkemelerin izlemesi gereken yol, ilk olarak hangi özgün unsurların izinsiz olarak kullanıldığının tespitidir. İkinci olarak bu kullanımın tanınabilir bir şekilde olup olmadığı belirlenmelidir.

Öte yandan, telif hakkı ihlalinin tespitinde iki eserin genel izlenim bakımından karşılaştırılması belirleyici olamayacaktır; çünkü bu kıstas tasarım korumasına yöneliktir. Bir başka ifadeyle, telif hakkı ihlalini tespit etmek için, telif hakkıyla korunan unsurun tanınabilir biçimde yeni yaratımda görülmesi gerekmektedir.

Ayrıca bir yaratımın eser olarak nitelendirilmesi ve telif korumasından yararlanabilmesi için yukarıda belirtilen özgünlük koşullarını taşıması yeterli olup bu korumanın kapsamı, yazarın yaratıcılık derecesine bağlı olarak değişmemektedir.

Divan kararında başka yaratımlardan esinlenilmesi durumunu da değerlendirmiştir. Buna göre, eğer iki eser aynı önceki eserden veya tasarımdan ilham almışsa, yalnızca yeni yaratıcı unsurlar özgün kabul edilecek ve yalnızca bu yeni unsurların kullanılması bir ihlali oluşturabilecektir.

Uygulamalı sanat eserlerinde telif hakkı ihlalini de özel olarak incelemek gerekirse, bu eserlerde teknik sınırlamalar nedeniyle yaratıcılık olasılığı sınırlıdır. Dolayısıyla benzer yaratımlar ortaya çıkabilecektir. Benzer yaratımın varlığı, tek başına telif hakkı ihlaline yol açmayacaktır. Potansiyel bir telif hakkı ihlalinin tespiti için mahkeme, bu yaratımın gerçekten bağımsız olarak oluşturulup oluşturulmadığını eserin yaratıldığı sırada mevcut tüm unsurları da dikkate alarak değerlendirmelidir.

Son olarak belirtmekte fayda vardır ki, Divan’ın kararındaki tespitler çerçevesinde telif hakkını ihlal eden yaratımın sahibinin niyeti, ihlal değerlendirmesi açısından önem arz etmeyecektir.

III. Sonuç ve Yorum

ABAD kararında öncelikle uygulamalı sanat eserleri açısından telif ve tasarım hukuku koruması bakımından bir kural istisna ilişkisi bulunmadığı tespit edilmiştir. Zira aksine bir yorum, telif ve tasarım korumalarının bir arada olabileceği sonucuna ulaştırmaktadır. Oysa kümülatif koruma oldukça istisnai bir durum olup, telif ve tasarım korumalarının farklı amaçlara hizmet ettiği ve söz konusu korumaları haiz olabilmek için farklı şartlar arandığı unutulmamalıdır.

Ayrıca mahkeme tarafından telif hukuku koruması için gerekli olan özgünlük şartı açısından da kapsamlı değerlendirmeler yapılmıştır. Buna göre, bir eserin özgün olarak değerlendirilebilmesi için eser yaratıcının kişiliğini yansıtmalı, özgürce ifade edilmeli ve bu unsurlar eserde görülebilir olmalıdır. Divana göre, telif hakkı ihlalinde ise esas olan genel izlenim açısından benzerlik değil, bir eserin özgün unsurlarının -az veya çok- diğer bir yaratımda tanınabilir olmasıdır. Ayrıca, yaratımda mevcut bir şeklin veya unsurun kullanılmış olmasının doğrudan ihlal anlamına gelmeyeceği de tespit edilmiş olup, bu değerlendirme yaratıcının sınırsız seçeneklere sahip olmadığı gerçeği ve esas olanın ifade değil ifade ediş biçimi olduğu dikkate alındığında oldukça yerinde bir yaklaşımdır. Bunlara ek olarak, sağlanan telif korumasının, eserin özgünlük derecesine göre değişmeyeceği veya sonraki yaratım sahibinin niyeti gibi unsurların telif hakkı ihlalinde dikkate alınmayacağı da belirtilmiştir.

Kararda, isabetli olarak, telif korumasının esas olarak ifadenin kendisi için değil, ifade ediş biçimi için olduğu, dolayısıyla sadece teknik açıdan farklılaşan ürünlerin -bu ürünlerde ifade ile ifade ediş biçimi iç içe geçmiş olduğundan- söz konusu korumaya sahip olamayacağı belirtilmektedir. Ayrıca, ulusal mahkemelerin eserin sonradan müzelerde sergilenmesi veya profesyonel çevrelerde tanınması gibi dış unsurların özgünlük değerlendirmesine etkisine ilişkin sorusuna, bu unsurların belirleyici olmadığı yönünde cevap verilmiştir.

Ancak uygulamalı sanat eserlerinde teknik unsurların genellikle ifade biçimi ile iç içe geçtiği ve hangi unsurların özgün olduğu net bir şekilde ayrıştırılamadığı göz önünde bulundurulduğunda, dış unsurların da dikkate alınmaması bu eserlerin telif korumasına erişimini daha da zorlaştırmaktadır. Oysa, nasıl marka hukukunda zaman içinde bir markanın ayırt edici hâle gelmesi ve koruma kazanması mümkün ise, telif korumasında da bazı unsurlar kullanım ve toplumsal algı yoluyla daha belirgin ve yaratıcı hâle gelebilmektedir. Zira ABAD da, özgünlük incelemesinde yaratıcının esere yansıyan kişiliğinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Dış ve sonraki unsurların hiçbir şekilde dikkate alınmaması, başlangıçta yaratıcının kişiliğini yansıtmadığı düşünülen ancak zamanla profesyonel çevrelerde veya toplumsal algı sayesinde daha görünür hâle gelen unsurların dikkate alınmaması sonucunu doğurabilecektir. Dolayısıyla, özgünlük incelemesinde dış unsurların katı bir şekilde reddinin özellikle uygulamalı sanat eserleri bakımından olumsuz sonuçlara yol açabileceği düşünülebilir.

Güldeniz DOĞAN ALKAN

guldenizdogan@hotmail.com

Ocak 2026


DİPNOTLAR

[1] https://eur-lex.europa.eu/eli/proc_rules/2012/929/oj/eng

[2] https://ipcuria.eu/case?reference=C-683/17

[3] https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?docid=72482&doclang=en


Avrupa Birliği Adalet Divanı Mio (C‑580/23) ve Konektra (C‑795/23) Kararı (Birleştirilmiş Davalar): Telif & Tasarım Koruması ile Özgünlük Şartı – Bölüm 1


I. ABAD Kararına Konu Olan İhtilafın Geçmişi

A. Uyuşmazlık ve Somut Olay – C‑580/23 Sayılı Dava

1. İhtilaf Özeti ve İlk Derece Yargılaması

İsveç hukukuna tabi şirketler Mio AB, Mio e-handel AB veMio Försäljning AB (bundan sonra “Mio” olarak anılacaktırlar) mobilya sektöründe perakende ticaret yapmaktadır. İsveç hukukuna tabi bir diğer şirket olan Galleri Mikael & Thomas Asplund Aktiebolag ise (bundan sonra “Asplund” olarak anılacaktır), iç mekan ürünleri tasarlamakta ve üretmektedir.

Ekim 2021’de, Asplund, Mio’ya karşı telif hakkı ihlali nedeniyle İsveç’te dava açmıştır. Bu davada, Mio’nun “Cord” mobilya serisine ait yemek masalarınınAsplund’un “Palais Royal” serisindeki masalarıyla büyük benzerlikler taşıdığı ve bu anlamda Asplund’un telif hakkının ihlal edildiği iddia edilmiş, Mio’nun bahsi geçen ürünleri üretiminin ve satışının yasaklanması talep edilmiştir.

Mio[1] ise davacının masalarının[2] telif koruması elde edecek kadar özgün olmadığını ileri sürmüştür. Zira, Mio’ya göre, bu masaların tasarımı Avrupa Birliği nezdinde (“AB”) tescilli tasarımların basit varyasyonlarına dayanmaktadır.

İlk derece mahkemesi davacı tarafı haklı bulmuş, “Palais Royal” serisindeki masaların uygulamalı sanat eseri olarak telif hakkıyla korunduğuna ve “Cord” mobilya serisindeki yemek masalarının bu hakları ihlal ettiğine karar vermiştir.

Mio, söz konusukarara karşı kanun yoluna gitmiş, üst derece mahkemesi aşağıdaki değerlendirmeleri yaparak birtakım ön sorunlar hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı’na başvurmuştur.

2. Üst Derece Mahkemesinin Değerlendirmeleri

Bir eserin telif hukuku korumasından yararlanabilmesi için aranan özgünlük ölçütünün nasıl belirlenmesi gerektiği hakkında şüpheye düşülmüştür ve bu konuda ortaya atılan iki farklı görüş hakkında bilgi verilmiştir.

Bu görüşlerden ilkine göre, yaratıcı tarafından belli bir özgürlük alanına sahip olunmuşsa (seçimleri teknik gerekler veya kurallar tarafından belirlenmemişse) ve farklı türde tercihler yapılmışsa, ayrıca bu tercihler yaratıma yansımışsa özgünlük ölçütü sağlanmıştır.

Ancak mahkemenin tespitine göre bu yorum çeşitli açılardan risklidir. İlk olarak, bu yorumda sonuç eserin sanatsal bir çabayı yansıtmasına değil eserin ortaya çıkış sürecinde eser sahibinin tercihlerine odaklanılmakta böylelikle incelenen hukuki bir meseleden ziyade delil meselesi haline gelmektedir. İkinci olarak, bu yorum koruma hak etmeyen basit yaratımların da eser olarak korunmasına sebep olabilmektedir. Üçüncü olarak, telif koruması için aranan standardın bu denli düşük tutulması tasarım olarak tescil edilmesi ve korunması için gerekli olan “bireysel karakter” şartını taşımayan bir yaratımın telif koruması şartlarını sağlamasına yol açabilecektir. Özgünlük kıstasının geniş tutulmasına paralel olarak, tasarım korumasından yararlanan yaratımlar, telif kıstasını da taşıyabilecek, böylece çok istenmeyen ve istisnai nitelikte olan ikili bir koruma gündeme gelecektir.

Özgünlük kıstasının belirlenmesi hakkında bir diğer yorum, başlangıç noktasını yaratımın kendisi olarak belirlemektedir. Bir diğer ifadeyle, ortaya çıkan yaratım kendi başına yazarın kişiliğini yansıtmalı, belirli bir sanatsal düzey sergilemeli ya da geçmişte İsveç ve Almanya gibi bazı ülkelerde “özgünlük eşiği” (verkshöjd) olarak adlandırılan seviyeye ulaşmalıdır.

Bu koşullar altında, kanun yolu mahkemesi davanın görülmesini durdurmaya ve aşağıdaki sorular hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı’na başvurmaya karar vermiştir:

  1. Bir uygulamalı sanat eserinin 2001/29 sayılı Direktif kapsamında eser olarak telif hakkı korumasını haiz olması için aranan özgünlük unsurunu değerlendirirken hangi kıstaslar dikkate alınmalıdır? Bu değerlendirmedeyaratıcı süreci çevreleyen faktörler, yaratıcının somut tercihlerine yönelik açıklamaları veya yaratıcı sürecin nihai sonucuna bakılmalıdır mıdır?
  2. Yaratımın yaygın tasarımlarda bulunan unsurları barındırması veya bilinen tasarımlar üzerine inşa edilmiş olması bu koşulun değerlendirilmesinde ne kadar önemlidir?
  3. Bir yaratımın, bir eserin telif hakkını ihlal edip etmediğini tespit ederken neye odaklanılmalıdır?Örneğin, telif korumasını haiz eserin diğer eser içinde tanınabilir olup olmadığına mı odaklanmalıdır, yoksa genel izlenimleri mi incelenmelidir?
  4. Üçüncü soru bağlamında (a) özgünlük derecesinin, (b) esere benzer diğer örneklerin telif koruması kapsamındaki bu eserden önce mi sonra mı oluşturulduğunun, (c) telif korumasını haiz eser ile bu eserin haklarını ihlal eden ürünün yaygın unsurlardan oluşup oluşmadığının önemi nedir?

B. Uyuşmazlık ve Somut Olay – C‑795/23 Sayılı Dava

1. İhtilaf Özeti ve İlk Derece Yargılaması

Almanya’da gerçekleşen bu uyuşmazlıkta, taraflardan USM U. Schärer Söhne AG (bundan sonra “USM” olarak anılacaktır) “USM Haller”[3] adı altında bir mobilya sistemi üretmekte ve pazarlamaktadır. Diğer taraf Konektra GmbH (bundan sonra “Konektra” olarak anılacaktır) ise, başlangıçta çevrimiçi mağazası aracılığıyla, USM’nin ürünleriyle uyumlu yedek parçalar sunmaktadır. Ancak USM’ye[4] göre Konektra[5] artık yalnızca yedek parça sunmamakta, aynı zamanda USM ile özdeş kendi mobilya sistemini de üretmektedir. USM, Konektra’nın bu faaliyetinin uygulamalı sanat eseri olarak korunan telif haklarını ihlal ettiği iddiasıyla bu davayı açmıştır.[6]

İlk derece mahkemesi, davacının iddialarını kabul etmiştir. Bu kararı takiben kanun yollarına gidilmiş ve üst derece mahkemesi USM’nin mobilyalarının telif hukuku kapsamında korunmadığına hükmetmiştir. Bunun üzerine her iki taraf da konuyu bir üst merci nezdinde temyiz etmiş, bu mahkeme de konu hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı’na başvurmuştur.

2. Üst Derece Mahkemesinin Değerlendirmeleri

Mahkeme, uygulamalı sanat eserleri söz konusu olduğunda, tasarım koruması ile telif koruması arasında kural ve istisna ilişkisi bulunabileceğini göz önünde bulundurmuştur. Böyle bir ilişkinin söz konusu olması halinde, telif hakkı açısından özgünlüğün değerlendirilmesinde daha sıkı gerekliliklerin uygulanması gündeme gelebilecektir.

Mahkeme ayrıca, özgünlük değerlendirmesinin yaratıcının öznel görüşüne mi yoksa nesnel bir ölçüte göre mi yapılması gerektiği konusunda da tereddüte düşmüştür. Buna bağlı olarak yaratımdan sonraki ve dışsal durumların -örneğin yaratımın müzelerde gösterilmesi gibi durumların- hesaba katılıp katılamayacağı sorusunun cevabı da değişecektir.

Sonuç olarak, kanun yolu mahkemesi davanın görülmesini durdurmaya ve aşağıdaki sorular hakkında Avrupa Adalet Divanı’na başvurmaya karar vermiştir:

  1. Uygulamalı sanat eserleri söz konusu olduğunda, tasarım koruması ile telif hakkı koruması arasında bir kural ve istisna ilişkisi var mıdır? Bir başka ifadeyle, söz konusu eserlerin telif hakkı açısından özgünlüğü değerlendirilirken, diğer eser türlerine kıyasla daha sıkı gereklilikler mi uygulanmalıdır?
  2. Telif hakkı açısından özgünlüğün değerlendirilmesinde, yaratıcının yaratım sürecine ilişkin öznel görüşü de dikkate alınmalı mıdır ve tercihlerin yaratıcısı tarafından bilinçli bir şekilde yapılması gerekli midir?
  3. Özgünlüğün değerlendirilmesinde belirleyici unsur, sanat yaratımının eserde nesnel olarak ifade edilip edilmediği ise özgünlüğün değerlendirilmesi açısından tasarımın yaratım tarihinden sonra ortaya çıkan dışsal durumlar da dikkate alınabilir mi?

Güldeniz DOĞAN ALKAN

guldenizdogan@hotmail.com

Ocak 2026


DİPNOTLAR

[1] https://www.mio.se/p/cord-matgrupp-med-6-stolar/391250?id=M2110917

[2] https://www.asplund.org/tables-asplund/palais/

[3] https://www.usm.com/de-de/kollektionen/usm-haller-system/usm-haller

[4] https://www.usm.com/de-de/kollektionen/usm-haller-system/usm-haller

[5] https://www.konektra.com/en/system-01-classic-lowboard-ral-3003-ruby-red-sm-32-sy-0201-3003-cs

[6] Davaya ilişkin aktarılan görseller, ilgili karar metninde açıkça yer almamaktadır. Söz konusu görseller, karar metnindeki bilgiler esas alınarak tahmini nitelikte belirlenmiş ve ilgili şirketlerin kamuya açık internet sitelerinden temin edilmiştir.


PATENT/FAYDALI MODEL BAŞVURULARINDA ŞEKİLLER* İLE İLGİLİ GEREKLİLİKLER ve KONUYLA İLGİLİ AVRUPA PATENT MEVZUATINDAKİ YENİLİKLER


* Başlıkta ve yazıda geçen “şekiller” terimi, tarifname takımında yer alan şekiller sayfalarını ve bu sayfalar içindeki şekilleri genel olarak ifade etmektedir. Şekiller sayfalarında yer alan şekiller; çizim, resim, tablo, fotoğraf formatında olabilir ve yazıda görüleceği üzere farklı mevzuatlarda farklı terimlerle ifade edilmektedir. Olası karışıklıkların veya yanlış anlaşılmaların engellenmesi için bu açıklamaya yazının başında yer verilmiştir.



Patent başvuruları için hem ulusal başvurularda hem bölgesel/uluslararası başvurularda başvuru yapılırken şekli olarak uyulması gereken kurallar bulunmaktadır ve bunlar ulusal mevzuatlar, Avrupa Birliği Sözleşmesi (EPC), diğer bölgesel anlaşmalar ve Patent İşbirliği Anlaşması (PCT) ile belirlenmiştir. Başvurunun yapılacağı kuruma göre uyulacak kurallara dikkat etmek ve tarifname takımını (tarifname, istemler ve varsa şekiller) da bu yazılı kurallara göre hazırlamak gerekir. Aksi halde başvurudan sonraki ilk aşama olan şekli olarak uygunluğun kontrolü aşamasında eksiklik bildirimi alınır. Bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi ise yapılan patent/faydalı model başvurusunun geçersiz olması ile sonuçlanır. Bu yazıda söz konusu şekli gerekliliklerden şekiller ile ilgili olanlara değinilerek EPO’nun şekiller konusunda yaptığı yenilikten bahsedilecektir.

Türkiye’de, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na (SMK) ilişkin Yönetmelik’in 77. maddesinde, başvuruda varsa kullanılacak şekillere ilişkin detaylı bilgiye yer verilmektedir:

“Resimler

MADDE 77 – (1) Resimler; kalıcı, siyah, yeterince yoğun ve koyu, kalın ve iyi tanımlanmış çizgiler ile yapılır. Resimlerde renklendirme yapılmaz. Resimlerdeki tüm çizgiler, genel olarak çizim aletleri veya çizim programları yardımıyla çizilir.

(2) Fotoğraflar resim olarak kabul edilmez ancak buluşun başka türlü gösteriminin mümkün olmadığı mikron düzeyde mikroskobik görüntüleme gerektiren bazı durumlarda fotoğraf kullanılabilir. Akış şemaları ve diyagramlar resim olarak kabul edilir.

(3) Kesitler; referans işaretlerinin ve ana çizgilerin açık biçimde görülmesine engel olmayacak şekilde tarama yapılarak belirtilir.

(4) Resimlerin ve bunların grafik uygulamalarının ölçeği; üçte iki oranında küçültülerek yapılan fotografik veya elektronik çoğaltmada, tüm ayrıntıların kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayacak şekilde olur.

(5) Resimlerde bulunan tüm sayılar, harfler ve referans işaretleri basit ve açık olur. Sayılar ve harflerle birlikte köşeli parantezler, daireler veya tırnak işaretleri kullanılmaz.

(6) Aynı şeklin öğeleri, şeklin açık olması için oranlama bakımından bir fark yaratmak zorunlu olmadıkça, birbirleriyle orantılı olur.

(7) Sayılar ve harflerin yüksekliği 0.32 cm’den veya 9 puntodan az olamaz. Resimlere harf konması halinde, Latin alfabesi ve gerektiğinde Yunan alfabesi kullanılır.

(8) Aynı resim sayfası birkaç şekil içerebilir. İki veya daha fazla sayfa üzerinde bulunan şekiller aslında bir bütün şekli oluşturuyorsa, bu şekiller, çeşitli sayfalar üzerinde görünen şekillerin herhangi birinin herhangi bir kısmı gizli kalmadan, tüm şeklin bir araya getirilebileceği şekilde düzenlenir. Farklı şekiller sayfa veya sayfalar üzerinde, tercihen dikey bir konumda, birbirlerinden net bir şekilde ayrılmış olarak, sayfada boş yer bırakmadan düzenlenir. Şekiller dikey konumda düzenlenmemişse, şekillerin üst kısmı sayfanın sol tarafında olacak biçimde yatay olarak düzenlenir. Farklı şekiller, sayfa numaralarından farklı olarak, ardışık şekilde numaralandırılır.

(9) Tarifname ve istemlerde belirtilmeyen referans işaretleri resimlerde gösterilmez. Aynı şekilde, resimlerde gösterilmeyen referans işaretleri de tarifname ve istemlerde bulunmaz. Referans işaretleri kullanıldığında başvurunun tamamında aynı özellikler aynı referans işaretleri ile belirtilir.

(10) Resimler yazılı ifade içermez. Resimlerin anlaşılabilir olması için gerekli olduğu durumda “su”, “buhar”, “açık”, “kapalı” veya “AB kesiti” gibi tek bir sözcük ya da sözcükler kullanılabilir.”

Uluslararası başvurularda ise kullanılacak şekillere ilişkin kurallar PCT Yönetmeliği Madde 11’de 11.10, 11.11 ve 11.13 sayılı fıkralarda düzenlenmiştir. Özellikle madde 11.13 şekil sayfalarına ilişkin detayları içerdiği için bu madde aşağıda paylaşılmıştır:

11.13       Şekiller için Özel Gereklilikler

(a)  Şekiller, dayanıklı, siyah, yeterince yoğun ve koyu, eşit kalınlıkta ve iyi tanımlanmış, renksiz çizgiler ve vuruşlarla yapılmalıdır.

(b)  Kesitler, referans işaretlerinin ve öncü çizgilerin net okunmasını engellemeyecek şekilde eğik tarama ile gösterilmelidir.

(c)  Şekillerin ölçeği ve grafiksel olarak açık bir şekilde çizilmesi, boyutları üçte iki oranında doğrusal olarak küçültülmüş bir fotoğrafik reprodüksiyonda tüm ayrıntıların zorluk çekilmeden ayırt edilebilmesini sağlayacak şekilde olmalıdır.

(d)  İstisnai durumlarda, çizimde ölçek verilmişse, bu ölçek grafiksel olarak gösterilmelidir.

(e)  Şekillerde yer alan tüm sayılar, harfler ve referans çizgileri basit ve açık olmalıdır. Rakamlar ve harflerle birlikte parantez, daire veya tırnak işaretleri kullanılmamalıdır.

(f)  Şekillerdeki tüm çizgiler, normalde çizim aletleri yardımıyla çizilmelidir.

(g)  Her şeklin her bir öğesi, şeklin netliği için farklı bir oranın kullanılması zorunlu olmadığı sürece, şeklin diğer öğeleriyle uygun orantıda olmalıdır.

(h)  Rakam ve harflerin yüksekliği 0,32 cm’den az olmamalıdır. Çizimlerdeki harfler için Latin alfabesi ve geleneksel olduğu durumlarda Yunan alfabesi kullanılmalıdır.

(i)  Aynı çizim sayfası birkaç şekil içerebilir. İki veya daha fazla sayfadaki şekiller aslında tek bir tam şekil oluşturuyorsa, çeşitli sayfalardaki şekiller, çeşitli sayfalarda görünen şekillerin hiçbir kısmını gizlemeden tam şekil birleştirilebilecek şekilde düzenlenmelidir.

(j)  Farklı şekiller, bir veya birkaç sayfada yer israfı yapılmadan, tercihen dik konumda, birbirlerinden açıkça ayrılmış olarak düzenlenmelidir. Şekiller dik konumda düzenlenmemişse, şekillerin üst kısmı sayfanın sol tarafında olacak şekilde yanlamasına sunulmalıdır.

(k)  Farklı şekiller, sayfa numaralandırmasından bağımsız olarak, Arap rakamlarıyla ardışık olarak numaralandırılmalıdır.

(l)  Açıklamada belirtilmeyen referans işaretleri çizimlerde yer almamalıdır ve bunun tersi de geçerlidir.

(m)  Referans işaretleriyle belirtilen aynı özellikler, uluslararası başvuru boyunca aynı işaretlerle belirtilmelidir.

(n)  Çizimlerde çok sayıda referans işareti bulunuyorsa, tüm referans işaretlerini ve bunların belirttiği özellikleri listeleyen ayrı bir sayfa eklemeniz şiddetle tavsiye edilir.”

Hem Türkiye’de hem de PCT başvurularında genel kural olarak gördüğümüz şekillerin siyah beyaz çizimler olarak hazırlanması Avrupa Patent başvuruları için de EPO tarafından bir gereklilik olarak belirlenmişti. Ancak 1 Ekim 2025 tarihinden itibaren, EPO, patent başvurusunun elektronik başvuru kanaları üzerinden sunulması ve bir dizi gerekliliği karşılaması koşuluyla, Avrupa Patent başvurularında renkli veya gri tonlamalı çizimlere izin vermeye başlamıştır. Bu, önceki gerekliliği esneten önemli ve uzun zamandır beklenen bir değişikliktir. Yeni düzenlemeler özellikle, “başvuru elektronik olarak sunulduğunda, çizimler renkli veya gri tonlamalı olabilir, kalınlıkları tekdüze ve iyi tanımlanmış dayanıklı çizgiler, vuruşlar veya alanlar içerebilir. Ayrıca şekiller yüksek kontrast seviyesine sahip olmalı ve 300 dpi çözünürlükte görüntülenmeye uygun olmalıdır” şeklinde belirtilmektedir.

Uygulamada bu karar sadece EPO’ya yapılan başvuruları etkilemektedir; bu nedenle Avrupa Patent başvuruları için renkli şekiller kullanılırsa bazı hususlara dikkat etmek gerekir:

  1. Şu anda, bazı Patent Ofisleri renkli şekilleri kabul etmemektedir veya sadece zorunlu olan bazı durumlarda kabul etmektedir. Bu nedenle bu yeni gelişmenin uygulamada nasıl sonuçlar doğuracağını ve diğer ofislerin gelecekte bu uygulama karşısında ne tür kararlar alacağını görmek önemlidir.
  2. PCT kapsamında yapılan uluslararası patent başvuruları da yukarıda detaylı şekilde belirtildiği gibi siyah beyaz çizim içermelidir.

Ayrıca EPC Madde 123(2)’de bu gelişme ile ilgili şu detay paylaşılmıştır:

“1 Ekim 2025 tarihinde veya sonrasında elektronik olarak sunulan PCT başvuruları için, alıcı ofis olarak EPO renkli ve gri tonlamalı çizimleri gayri resmi olarak kabul eder, işler ve bunları Uluslararası Büro’ya (IB) iletir, bu da onları PATENTSCOPE’da kullanıma sunar. Ancak, uluslararası yayın dahil olmak üzere uluslararası aşamadaki uluslararası başvuruların resmi olarak işlenmesi için IB, renkli ve gri tonlamalı çizimleri siyah beyaza dönüştürür. Sonuç olarak, renkli ve gri tonlamalı çizimlerdeki ayrıntılar kaybolabilir.

1 Ekim 2025 tarihinde veya sonrasında Avrupa aşamasına giren Euro-PCT başvuruları için EPO, PATENTSCOPE’da mevcut olması ve uluslararası yayında bu durumun belirtilmesi koşuluyla, renkli ve gri tonlamalı çizimleri kabul eder ve işler. 1 Ekim 2025 tarihinde veya sonrasında elektronik olarak sunulan değiştirilmiş çizimler renkli veya gri tonlamalı ise, bunların içeriği orijinal olarak sunulan çizimlerin ötesine geçemez.”

Kısacası, bu gelişme, şeklin ayrıntılarının renkli olarak daha iyi gösterilebildiği durumlarda başvuru sahiplerine fayda sağlayacak yeni bir gelişmedir; ancak birden fazla ülkede veya sistemde başvuru yaparken diğer ofislerin ne istediğine ve bu ofislerin mevzuatına göre şekli gerekliliklerin neyi kabul ettiğine dikkat edilmesi gerekmektedir.

Mürvet ÇALIK CANYURT

Ocak 2026

murvetcalik@hotmail.com