Ay: Şubat 2024

IPR Gezgini Buluşması 24 Nisan’da İstanbul’da: Ön Duyuru ve Olası Katılımcı Sayısı Tespiti


IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.

Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmalarını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapmak niyetindeyiz. Buluşma mekanımız bir değişiklik olmazsa Bosphorus Brewing Company olacak.

Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.

Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapmaya çalışacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek. Tüm bunları netleştirebilmek içinse olası katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor.

Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olabileceğiz. Mekan ve yöntem konusu tam anlamıyla netleşince de kesin duyurumuzu yapıp, kesin katılım taleplerini almaya başlayacağız.

Ankara’da yerleşik hale gelmiş buluşmalarımızı kolaylıkla organize edebiliyoruz, İstanbul ise her zaman daha kaotik geliyor. Yardımlarıyla bu çekingenliği atmamızı sağlayan sevgili Zeynep Seda Alhas ve Hakan Pehlivan’a da çok teşekkür ediyoruz.

iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz olası katılım beyanlarınızı bekliyoruz!

IPR Gezgini

Şubat 2024

iprgezgini@gmail.com

STİLİZE BİÇİMDE YAZILI TEK HARFTEN OLUŞAN MARKALARIN BENZERLİĞİ ABAD TARAFINDAN DEĞERLENDİRİLDİ


Ülkemizde de sıkça tartışma konusu olan stilize biçimde yazılı tek harflerden oluşan markaların benzerliği ve ayırt edici güçleri hususu, bu yazının konusu Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkemesi kararında detaylı biçimde değerlendirilmiştir. İnceleme konusu Genel Mahkeme kararında, stilize biçimde yazılı “Q” harfinden oluşan iki marka arasındaki görsel, işitsel, kavramsal benzerlik ve bunların markaların ayırt ediciliğine olan etkisi mercek altına alınmıştır.

21 Mayıs 2019 tarihinde “Quantic Dream” tarafından aşağıdaki markanın tescili talebiyle Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) başvuru yapılmıştır:

Başvuru kapsamında aşağıda sayılan mal ve hizmetler yer almaktadır:

  • 9. Sınıf: “Bilgisayar yazılımları, bilgisayar yazılım programları, indirilebilir yazılımlar, manyetik veri taşıyıcılar, kompakt diskler, DVD’ler ve diğer dijital kayıt araçları.”
  • 35. Sınıf: “Ticari yönetim hizmetleri; malların perakende ve toptan satış amaçlarıyla iletişim medyasında sunumu hizmetleri; belge çoğaltılması hizmetleri, bilgisayar yazılımlarının toptancılığı ve perakendeciliği hizmetleri.”
  • 42. Sınıf: “Bilgisayar yazılımı tasarımı hizmetleri, bilgisayar yazılımlarının araştırılması ve geliştirilmesi hizmetleri, bilgisayar yazılımlarının güncellenmesi hizmetleri.”

Başvuru 2 Temmuz 2019 tarihinde EUIPO Marka Bülteninde yayınlanmıştır.

“Quentia GMBH”, başvurunun yayımına karşı EUIPO nezdinde tescilli aşağıdaki markasını mesnet göstererek itiraz etmiştir:

İtiraz gerekçesi markanın kapsamında aşağıda belirtilen mal ve hizmetler bulunmaktadır:

  • 9. Sınıf: “Özellikle lojistik ve depo yönetimi amaçlı bilgisayar yazılımları; bilgisayarlarla kullanım için çevre donanımları.”
  • 35. Sınıf: “Özellikle lojistik, nakliye ve bu sektörlerde yazılım kullanımı konularında ticari danışmanlık hizmetleri; verilerin bilgisayar veritabanlarında derlenmesi, sistematize edilmesi, güncellenmesi ve yönetimi hizmetleri; bilgisayar yazılımlarına, bilgisayar donanımlarına, ofis malzemelerine, yazıcılara, fotokopi makinelerine, çok fonksiyonlu ofis donanımlarına ilişkin toptancılık ve perakendecilik hizmetleri.”
  • 42. Sınıf: “Bilgisayar donanım ve yazılımlarının tasarımı ve geliştirilmesi hizmetleri; yazılımların bakımı ve güncellenmesi hizmetleri.”

28 Eylül 2020 tarihinde EUIPO İtiraz Biriminin yayıma itirazı reddetmesi üzerine ret kararına karşın 30 Ekim 2020 tarihinde yayıma ikinci itiraz yapılmıştır. Söz konusu itiraz EUIPO Temyiz Kurulu tarafından markalar arasında Tüzük’ün 8/1(b) maddesi uyarınca karıştırılma ihtimali bulunduğu gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bu kararı takiben başvuru sahibi dava yolunu tercih etmiş ve markalar arasında Tüzük’ün 8/1(b) maddesi kapsamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı iddiasıyla Temyiz Kurulunun kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Başvuru sahibinin iddiaları ABAD Genel Mahkemesi tarafından değerlendirilmiş ve Genel Mahkeme, 25/10/2023 tarihinde verdiği T-458/21 sayılı kararla EUIPO Temyiz Kurulunun kararını iptal etmiştir. Mahkemenin değerlendirmeleri esasen aşağıdaki noktalarda yoğunlaşmıştır:

Başvuruya Konu Markanın Tüketici Nezdinde Yarattığı Algı Bakımından:

Davacı, dilekçesinde Temyiz Kurulu’nun itiraza konu marka başvurusu hakkında yaptığı ve ilgili tüketicinin başvuruyu siyah ve mavi renklerde stilize edilmiş bir “Q” harfi olarak algılayacağı yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığını, başvuruya konu markanın “Q” harfinin klasik özelliklerine sahip olmadığını, başvurunun sol kısımda yer alan siyah Q harfi ve sağ kısımda yer alan mavi D harfi olarak değerlendirilmesi gerektiğini, başvuru sahibinin ticaret ünvanının (Quantic Dreams) da bu hususu desteklediğini ve tüm bunların sonucunda markaların benzer olduğu yönündeki kararın yerinde olmadığını iddia etmiştir.

Temyiz Kurulu değerlendirmesinde, başvurunun ilgili tüketici kitlesi tarafından Q harfinin stilize bir şekilde kullanımı olarak algılanacağını, başvuru sahibinin iddia ettiği şekilde D harfinin markadaki mevcudiyetinin yalnızca detaylı bir inceleme ve başvuru sahibinin ticaret unvanının bilinmesi durumunda mümkün olduğunu ve ilgili tüketici kitlesinin böylesine bir değerlendirme yapmayacağını belirtilmiştir.

Davacının ve Temyiz Kurulu’nun argümanlarını birlikte değerlendiren Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun yaklaşımını yerinde bulmuştur.

Markaların Baskın ve Ayırt Edici Unsurlarının İncelenmesi Bakımından:

Davacı, Temyiz Kurulu’nun dava konusu markanın görsel unsura sahip olduğunu kabul etmesine rağmen marka benzerlik incelemesinde, markanın yalnızca kelime (harf) unsuruna indirgenmesinin hatalı olduğunu, hem önceki tarihli markanın hem de başvurunun tek unsurdan oluşmasından hareketle baskın unsurdan bahsedilemeyeceğini, Temyiz Kurulu’nun başvurunun görsel tasarımına da dikkat etmesi gerektiğini belirtmiştir.

Temyiz Kurulu ise önceki tarihli markanın font ve renginin yalnızca minör bir etkiye sahip olacağını, kelime unsurunun kural olarak görsel unsurdan daha ayırt edici olduğunu belirtmiş ve ABAD da Temyiz Kurulu’nun bu yaklaşımını ilke olarak doğru bulmuştur.

Markaların Görsel, İşitsel ve Kavramsal Benzerliği Bakımından:

Temyiz Kurulu yaptığı incelemede, markaların görsel bakımdan ortalama düzeyde benzerlik içerdiğini belirtmiştir.

Genel Mahkeme, her ne kadar markalar aynı harften oluşsa da, markaların stilize tasarım bakımından farklılaştıklarını ve bu farklılığın açıkça görülebileceğini, markaları oluşturan unsurun tek ve kısa bir unsur olmasından hareketle ilgili tüketici kitlesinin kısa markalardaki değişiklikleri daha kolaylıkla algılayabileceğinin altını çizmiştir. Bu bağlamda, markalar arasındaki görsel benzerlik incelemesinde, Temyiz Kurulu’nun markaları ortalama düzeyde benzer bularak hatalı bir değerlendirme yaptığını, markalar arasında düşük düzeyde görsel benzerlik bulunduğunu belirtmiştir.

Genel Mahkeme devamen, Temyiz Kurulu’nun ihtilafa konu markalarda yer alan tek unsur olan “Q” harfini baskın ve ayırt edici olarak değerlendirmede de hata yaptığını ve bu hatanın görsel benzerlik bağlamında verilen kararı etkilediğini, her ne kadar Temyiz Kurulu markaların grafik tasarımını göz önüne alsa da, “Q” harfini baskın ve ayırt edici unsur olarak hatalı şekilde değerlendirmesinin neticesinde markalardaki kelime unsuruna olması gerektiğinden daha fazla ağırlık verdiği kararına varmıştır.

Önceki Tarihli Markanın Ayırt Ediciliği Bakımından:

Genel Mahkeme, mevzuat kapsamında tek harften oluşan markaların Avrupa Birliği Markası olarak tescil edilmesinin önünde bir engel bulunmadığını, L’Oréal v EUIPO – Heinze kararında de belirtildiği üzere tek harften oluşan marka başvurularının ayırt ediciliğe sahip olabileceğinin altını çizmiştir. Bununla birlikte, söz konusu tek harf grafik tasarım ve yazı stili ile stilize edilmediği sürece, EUIPO içtihatları uyarınca, kural olarak, tek harften oluşan markaların düşük ya da çok düşük düzeyde ayırt ediciliğe sahip olacağını, grafik tasarım yardımıyla stilize edilmiş ibarelerin ise normal ya da ortalama düzeyde ayırt ediciliğe sahip olacağını ifade etmiştir.

Devamla, incelenen ihtilafta önceki tarihli markanın standart fonta sahip olduğu ve yalnızca kırmızı renk içerdiği gerekçesiyle düşük düzeyde stilize edildiği, dolayısıyla her ne kadar önceki tarihli markanın tescil edildiği sınıflarda “Q” ibaresinin tanımlayıcı niteliği olmasa da, ret gerekçesi markanın düşük düzeyde ayırt ediciliğe sahip olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bağlamda, Temyiz Kurulu’nun önceki tarihli markanın normal düzeyde ayırt ediciliğe sahip olduğu yönündeki kararı hatalı bulunmuştur.

Belirtilen nedenlerle Temyiz Kurulu’nun markaların görsel bakımdan ortalama düzeyde benzer olduğu ve önceki tarihli markanın normal düzeyde ayırt ediciliğe sahip olduğu yönündeki değerlendirmeleri bakımından Kurul kararı hatalı bulunmuş ve Temyiz Kurulu kararının iptaline karar verilmiştir.

Özetle, uygulamada da karşılaştığımız şekilde, her ne kadar tek harften oluşan markaların ayırt ediciliğe haiz olduğu kabul edilse de, ABAD bu ayırt ediciliğin görece düşük olduğunu belirtmiştir. Buna ilaveten stilize yazım biçimi ile tek harften oluşan markaların ayırt ediciliğinin artırılabileceğinin altını çizerek, stilize tek harften oluşan bir markanın önceki tarihli aynı harften oluşan ve herhangi bir stilizasyon içeremeyen başka bir markaya, görsel olarak ortalama düzeyde benzer bulunamayacağı, görsel benzerliğin ancak düşük düzeyde olabileceği yönünde hüküm kurmuştur.

M. Safa AKBULUT

Şubat 2024

akbulutmsafa@gmail.com

LEGO KARARLARI BÖLÜM 2: LEGO ESAS UNSURLU ALAN ADLARI HALA LEGO’NUN


Lego… “Lego Kararları Bölüm 1” yazımızda, kimine göre eğlence kimine göre ciddi bir iş dediğimiz Legolar ve Lego dünyasının arkasında tabi ki çok ciddi bir iş birimi ve yapılanma mevcut. Firmanın bugün geldiği noktayı ve Lego’nun dünya çapındakini ününü dikkate aldığımızda, aksini düşünmek sanıyorum mümkün de olmazdı. Bu güçlü yapılanmayı fikri mülkiyet koruması ile birlikte düşündüğümüzde şahsen ilk aklıma gelen ise, hem tesciller ile haklarını korumak hem de hak kayıplarına/ ihlallere karşı aksiyonlar ile haklarını korumak şeklinde oluyor. Bu yazımızın konusunu da Lego alan adının korunması anlamında alınan aksiyonlardan biri oluşturuyor.

Bilindiği üzere genel üst seviye alan kodlar / alan adları (“gTLD”) bakımından olan uyuşmazlıklar için Alan Adı Uyuşmazlıkları Yeknesak Çözüm Politikası (“UDRP”) kapsamında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO”) bünyesinde yapılan çalışmalar ile çözüm bulunabilmektedir.

Bu anlamda Lego Juris A/S, tespit edilen “legoleaks.online” ve “legoleaks.store” alan adları için 2023 yılının Ekim ayında WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi (“Tahkim Merkezi”) nezdinde bir UDPR şikayeti oluşturmuştur. Bunun üzerine Tahkim Merkezi ilgili prosedürel çalışmaları tamamlamış ve Lego Juris A/S tarafından tamamlanması gerekenlerin de tamamlanmasını sağlamıştır. Akabinde de inceleme sürecine geçilmiştir.

Yapılan inceleme kapsamında aşağıdaki bulgular tespit edilmiştir:

  • Şikayet sahibi, dünyanın en tanınmış ve itibar sahibi oyun malzemeleri üreticilerinden biridir. Nitekim bu husus tevsik eder deliller de ilgili şikayetin ekinde sunulmuştur.
  • Şikayet sahibi LEGO markalarının sahibidir. LEGO markaları özellikle yapı oyuncakları bakımından tanınmış niteliktedir. Ayrıca şikayet edilen tarafın yerleşim yerinden hareketle, Hindistan ile ilgili olarak da şikayet sahibi tarafından marka sicilinden alıntılar sunulmuştur.
  • Paralel şekilde, şikayet sahibinin LEGO ibaresini içeren 5.000’den fazla alan adının sahibi olduğu görülmektedir.
  • Şikayete konu iki alan adı da 24 Mayıs 2023’te tescil edilmiş olup; tespit edildikleri sırada her ikisinin de NFT alan adlarını satışa sunan ticari bir internet sitesine yönlendirme yaptıkları görülmüştür.
  • Şikayet sahibi, işbu inceleme konusu şikayetini sunmadan önce, -bir portal aracılığıyla- tüm haklarını saklı tutarak ve iletişime saklı olan bir mektup göndererek şikayet edilen taraf ile iletişime geçmeye çalışmıştır. Ancak yanıt alamamıştır.  
  • Bu kapsamda, işbu şikayete konu alan adlarının kendisine devri için gerekli şartların oluştuğunu iddia ederken, şikayet edilen tarafından usulüne uygun bir cevap dosyaya sunulmamıştır. Ancak ilginç bir şekilde, 27 ve 29 Kasım 2023 tarihlerinde gönderilen e-postalar ile üçüncü bir kişi Tahkim Merkezi ile iletişime geçmiştir. İlgili e-posta adresinin ise, ihtilaflı alan adının tescili için kullanılan e-posta adresiyle benzerlik taşıdığı ve ihtilaf konusu alan adı hakkında bilgi sahibi olduğu görülmüştür. Tahkim Merkezi’ne gönderilen e-posta kapsamında söz konusu üçüncü kişi, bir “iyilik” karşılığında ihtilaflı alan adlarını “geri çekmeyi” teklif etmiştir.

Yapılan inceleme kapsamında, üç temel unsurun bulunup bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Şikayet sahibinin LEGO markası üzerindeki hak sahipliğini kanıtladığı noktasında bir şüphe bulunmamıştır. UDPR kuralları kapsamında yapılan inceleme sonucunda ise, LEGO markasını tamamen içeren söz konusu alan adları ile şikayet sahibinin hak sahibi olduğu LEGO markaları arasında benzerlik olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar söz konusu alan adında “leaks” şeklinde ek bir ibare bulunsa da, bu tür bir terimin eklenmesinin, UDPR kuralları kapsamında aranan benzerliği ortadan kaldırmaya yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.  

UDPR dosyalarında genel ispat yükü şikayet sahibine ait olsa da; şikayet edilen tarafın bir alan adı üzerinde haklara veya meşru menfaatlere sahip olmadığını kanıtlamanın “tersini kanıtlamak” anlamına geleceği ve haliyle olağandan fazla bir yükümlülük niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu anlamda da şikayet sahibinin, şikayet edilenin meşru menfaatten yoksun olduğunu ilk bakışta öne sürdüğü durumlarda, bu yöndeki ispat yükünün şikayet edilene geçebildiği kabul edilmiştir. Dosya kapsamında yapılan inceleme sonucunda ise, şikayet edilenin; şikayet sahibinin en başta ileri sürdüğü iddiaları çürütemediği ve meşru menfaatini gösteren herhangi bir ilgili delil sunmadığı tespit edilmiştir.  Tüm bunların yanında, şikayet konusu alan adlarının daha önce NFT’ler satan bir ticari internet sitesine yönlendirme yaptığı ve yukarıda değinilen üçüncü kişi e-postasının niteliği dikkat alındığında; şikayet edilenin ihtilaflı alan adından ticari kazanç elde etmeye çalıştığı ve bunun meşru menfaat sağlayamayacağı tespit edilmiştir.

İnceleme konusu alan adlarının her ikisinin de LEGO ibaresini tamamen içerdiği ve Lego hayranları tarafından geliştirilmekte olan yeni ürünlere atıfta bulunmak için kullanılan “leaks” ibaresiyle birlikte tescil ettirildiği görülmüştür. Diğer yandan, LEGO markası tüm dünya çapında çok yüksek bir tanınmışlığa sahiptir ve Danca’da “iyi oyna” anlamına gelen “LEG GODT” ifadesine dayalı olarak yüksek bir ayırt edici karaktere sahiptir. Dolayısıyla, bu şekilde oluşturulan alan adları, kamuoyu tarafından şikayet sahibine bağlı olarak veya şikayet sahibi tarafından yetkilendirilmiş olarak algılanacak ve bu durum da taraflar arasında bir bağlantı kurulmasına sebep olacaktır.  Şikayet edilen tarafın, ihtilaflı alan adlarını kullanarak LEGO markasıyla kaynak, sponsorluk, ortaklık veya onay açısından karıştırılma ihtimali yaratmak ve ticari kazanç elde etmek amacıyla kasıtlı olarak internet kullanıcılarını ve Lego hayranlarını bu internet sitesine çekmeye çalıştığı değerlendirilmiştir. Nitekim şikayet edilen taraf, alan adı tescili sırasında da kimliğini gizlediği ve şikayet sahibinin kendisiyle iletişime geçme girişimlerini görmezden geldiği gibi, uzlaşma talebine de olumlu yaklaşmamıştır. Bu durum da kötü niyeti pekiştirir niteliktedir.   

Buna göre, somut olayda üç temel unsurun da bulunduğu sonucuna ulaşılmış ve şikayet sahibinin talebi kabul edilerek, ilgili alan adlarının şikayet sahibine devrine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, Lego; LEGO BRICK tasarımının korunmasında olduğu gibi Lego alan adının korunması anlamında da gerekli önlemleri alarak lehe bir sonuca ulaşmayı başarmıştır.

Karara bu linkten ulaşılabilir.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Şubat 2024

LEGO KARARLARI BÖLÜM 1: LEGO’NUN LEGO BRICK TASARIMLARI HALA GEÇERLİ


Lego… kimine göre çocuk kimine göre yetişkin oyuncağı… kimine göre oyuncak kimine göre koleksiyon parçası… kimine göre eğlence kimine göre ciddi bir iş… Yorumlar değişse de sanırım herkesin rahatlıkla hemfikir olacağı nokta, Lego’nun hayatımızda bir yer olduğu ve markanın da tasarımların da dünya çapındaki ünü olacaktır.


Lego’nun dünya çapındaki ününü yaptığı fikri mülkiyet yatırımları ile de destekleyen Lego A/S, 2010 yılından itibaren, alttaki görselde detaylarına yer verilen tasarım için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) nezdinde topluluk tasarım tesciline sahiptir.


Lego A/S, topluluk tasarımına sahip olması dolayısıyla, “LEGO BRICK” şeklinde de tanımlanan bu Lego parçası için tüm Avrupa Birliği üye ülkeleri nezdinde tasarım korumasından faydalanmaktadır. Bu noktada ayrıca değinmek gerekir ki, söz konusu tasarım daha önce aslen patent ile korunmuştur. Sektörel yorumlara göre, patent korumasının biteceği gerçeği karşısında, ilgili korumanın farklı şekilde sağlanması için bir çalışma yapılmış ve LEGO BRICK tasarımı da bu şekilde gündeme gelmiştir.

2016 yılında, Delta Sport Handelskontor (“Delta Sport”) tarafından söz konusu Lego Brick tasarımının hükümsüz kılınması için EUIPO nezdinde başvuru yapılmış ve bu kapsamda, ilgili tasarımın tüm görünüm özelliklerinin yalnızca ürünün teknik işlevine ilişkin olduğu ve bu nedenle de koruma kapsamı dışında kalması gerektiği iddia edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, söz konusu hükümsüzlük başvurusu reddedilmiştir.

Başvurusunun reddedilmesi üzerine Delta Sport, EUIPO Temyiz Kurulu nezdinde söz konusu karara itiraz etmiştir. EUIPO Temyiz Kurulu yaptığı inceleme sonucunda 2019 yılında verdiği karar ile, aşağıdaki gerekçelere dayalı olarak, LEGO BRICK tasarımının hükümsüzlüğüne karar vermiştir:

  • LEGO BRICK tasarımına konu ürün, daha büyük bir setin parçası olan bir yapı taşı/ parça niteliğindedir ve bu bütün yapıların oluşturulması için setin diğer yapı taşlarının/ parçalarının birleştirilmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla, bu nitelikte bir yapı taşının/ parçanın yerine getirmesi gereken teknik işlev; oyuncak bir yapı oluşturmak için setin diğer parçaları ile yeterli sağlamlıkta bir araya getirilebilme özelliğidir.
  • LEGO BRICK tasarımına konu ürünün görünüm özellikleri şu şekilde belirlenmiştir: (i) parçanın üst yüzündeki çivi/çıkıntı sırası, (ii) parçanın alt yüzündeki daha küçük dairelerin sırası, (iii) parçanın alt yüzündeki daha büyük dairelerin sırası, (iv) parçanın dikdörtgen şekli, (v) parçanın duvarlarının kalınlığı ve (vi) çivi/çıkıntıların silindirik şekli.
  • LEGO BRICK için yukarıda değinilen altı özelliğin, setin geri kalan parçalarıyla birleştirme ve ayırmaya yönelik teknik işleve ilişkin olduğu belirtilmiştir.

LEGO BRICK tasarımının hükümsüzlüğüne istinaden verilen kararın üzerine Lego A/S 2019 yılında mahkemeye başvurmuş ve ilgili hükümsüzlük kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Mahkeme tarafından çok detaylı bir inceleme yapmış ve 2021 yılının Mart ayında verilen karar ile, söz konusu hükümsüzlük kararı iptal edilmiştir. İncelemenin ana dayanak noktaları aşağıdaki gibi ele alınmıştır:

  • EUIPO Temyiz Kurulu tarafından LEGO BRICK tasarımının -ilgili mevzuata göre- tasarımın niteliğine ilişkin gereklilikleri taşıyıp taşımadığının değerlendirilmemesi bir ihlal olarak görülmüştür. Lego A/S tarafından daha önce bu maddeye dayanılmış olması da bu ihlalin değerlendirilmesinde rol oynamıştır.
  • EUIPO Temyiz Kurulu tarafından LEGO BRICK tasarımının tüm görünüm özelliklerinin, özellikle de üst yüzeydeki pürüzsüz yapının dikkate alınmamış olması ihlal niteliğinde değerlendirilmiştir. Üstelik, EUIPO Temyiz Kurulu tarafından, LEGO BRICK tasarımına ilişkin tüm özelliklerin yalnızca bu tasarıma konu ürünün teknik işlevine yönelik olduğu ortaya konulmamış olup, bu da ihlal niteliğindedir.

Delta Sport, ileri sürdüğü hükümsüzlük talebinin aksine verilen bu karara da itiraz etmiştir. Delta Sport’un temyizi üzerine yapılan inceleme sonucunda ise, başvurunun reddedilmesine karar verilmiştir. Yani, LEGO BRICK tasarımının korunması yönündeki karar yerinde bulunmuştur. Kararda özellikle, bir tasarımın -ilgili mevzuata göre- hükümsüz kılınabilmesi için, tüm özellikleri itibariyle koruma kapsamı dışında kaldığının tespit edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yani ilgili tasarımdaki yedi özellikten altısının koruma dışında kaldığı yönündeki değerlendirme veya bu özelliklerden herhangi birinin niteliğinin, tüm tasarımın bir bütün olarak geçerliliğini etkilemesi beklenmemektedir. Kaldı ki, ilgili maddenin kapsamında olmasa dahi, söz konusu mevzuattaki başka bir istisna dolayısıyla da söz konusu tasarımın geçerliliğini koruduğuna karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir.

Geldiğimiz noktada kararı özetlemek gerekirse; Delta Sport LEGO BRICK tasarımının hükümsüzlük kılınması için EUIPO nezdinde başvuruda bulunmuştur ve talebi reddedilmiştir. Delta Sport, talebini reddeden karara karşı EUIPO Temyiz Kurulu nezdinde itiraz etmiştir ve itirazı haklı bulunarak, LEGO BRICK tasarımının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Bunun üzerine Lego A/S tarafından ilgili hükümsüzlük kararının iptali talebiyle mahkemeye başvurulmuş ve talebi kabul edilmiş, LEGO BRICK tasarımının hükümsüz kılınmasının hatalı olduğu belirtilmiştir. Delta Sport’un LEGO BRICK tasarımının hükümsüzlük kılınmasına yönelik talebi reddedilmiş olduğundan, bu sefer Delta Sport kararı temyiz etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda ise LEGO BRICK tasarımının geçerliliğine yönelik karar yerinde görülmüştür. Bu kapsamda, ilgili tasarımın tüm özellikleri itibariyle değerlendirilmesinin ve eğer ki bir tasarım hükümsüz kılınacaksa, bunun tüm özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğinin önemi vurgulanmıştır. Sonuç olarak Lego A/S tarafından uygulanan özel bir stratejinin sonucu mu bilinmez ama, LEGO BRICK halen tescilli fikri mülkiyet hakları kapsamında korumaya devam etmektedir.

Karara bu linkten ulaşılabilir.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Şubat 2024

Haberlerin Dijitalleşmesi Karşısında Basın Yayıncılarının Korunması için Basın Yayınlarına Bağlantılı Haklar Sağlanması Etkili Bir Çözüm Mü? Avrupa Örneği ve Yeni Küresel Eğilimler



Teknolojik gelişmeler birçok şeyin yanı sıra haber okuma alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Google, Apple, Microsoft gibi teknoloji devlerinin Dünya çapında başı çektiği haber toplama platformları sayesinde artık günlük haberlere ulaşmak için gazete satın almak ve hatta takip ettiğimiz gazetelerin internet sitesine girmemize gerek yok. Google News, Apple News gibi haber derleme siteleri sayesinde birçok basın yayınına tek bir internet uygulamasından ulaşmamız mümkün.

Reuters’ın 2023 yılında yayınladığı‘Dijital Haberler Raporu’[1] haberleri belirli bir gazetenin internet sitesine girmektense haber toplama platformları üzerinden takip eden kişilerin sayısında ciddi bir artış olduğunu göz önüne seriyor. Dev teknoloji şirketlerinin öncülük ettiği haber toplayıcılar, okuyucu sayısını ve kazancını korumak ve isteyen basın yayıncılarını gün geçtikçe kendilerine daha da bağımlı hale getirmiş olup, basın yayıncılarının haklarının değişen atmosferde korunması önemli hale gelmiştir.

Haber toplama platformları gibi bilgi toplumu hizmet sağlayıcıları (information society service providers) basın kuruluşlarının yazı, fotoğraf gibi materyallerinden kesitler kullanarak kazanç elde etmekteyken, içeriklerinin okunması için bu platformlara bağımlı hale gelen basın yayıncıları içeriklerinin kullanılması karşısında adil şekilde ücret almakta zorlanmaktadır. Üstelik, bahsi geçen hizmet sağlayıcıları büyük teknoloji şirketleri olduğunda basın yayıncılarının pazarlıktaki konumu çok daha zayıflamakta ve tarafların adil koşullarda anlaşabilmesi imkansız hale gelmektedir.

Basın yayıncılarının, önemli bir kısmı teknoloji devi şirketler tarafından yönetilen haber toplayıcılar karşısındaki pozisyonunu güçlendirmek adına Avrupa Birliği (AB)’nde yapılan son telif hakları reformu olan 2019/790 sayılı AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’nin 15. maddesi ile basın yayınlarına iki sene süre ile bağlantılı haklar tanınmış olup, bu madde beraberinde birçok hukuki tartışmanın önünü açmıştır.

Bu yazıda, AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’nin 15. maddesi ile basın yayınlarına getirilen bağlantılı hakların uygulamada basın yayıncılarının zayıflayan konumunu güçlendirip güçlendirmediği ele alınacak ve aynı zamanda Avustralya ve Kanada’da yakın zamanda bu konuda rekabet hukuku çerçevesinde yapılan düzenlemeler incelenecektir.

Google News, Apple News gibi haber toplayıcıların artışı basın yayıncıları tarafından AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi öncesinde de endişe ile karşılanmakta olduğundan, bazı AB ülkeleri Direktif öncesinde basın yayınlarına münhasır haklar tanıyarak basın yayıncılarının bilgi toplumu hizmet sağlayıcıları ile olan ilişkilerini düzenlemek için girişimde bulunmuştur.

Almanya, 2013 yılında basın yayınlarına münhasır bağlantılı haklar tanıma girişiminde bulunan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Ülkede vazgeçilebilir nitelikteki bu haklar tanınarak basın yayıncılarının içeriklerinin haber toplama platformları tarafından çoğaltılması ve umuma erişiminin sağlanması karşılığında adil bir şekilde ücret almaları hedeflenmişti. Altını çizmek gerekir ki, Almanya’da tanınan bu haklar vazgeçilebilir nitelikteydi. Düzenlemenin kabul edilmesinin hemen ardından Google News basın yayıncılarına haklarından feragat etmeleri halinde içeriklerinin yayınlanması (opt in), haklarından feragat etmemeleri halinde ise içeriklerine Google News platformunda yer verilmemesi (opt out) gibi iki farklı seçenek tanıdı. Düzenlemenin kısa süreli uygulanmasının sonucunda ironik bir şekilde çoğu basın yayıncısının kendilerine yeni tanınan bağlantılı haklarını Google News’e karşı ileri sürmektense, içeriklerinin daha çok okuyucuya ulaşması adına opt-in seçeneğini seçerek adına tüm haklarından feragat ettikleri görülmüştür.[2]

Almanya’nın ardından İspanya’da da 2015 yılında basın yayınlarına bağlantılı haklar tanıyan bir düzenleme kabul edildi. Ancak İspanya’da kabul edilen düzenlemede, Almanya’dakinin aksine basın yayınlarına tanınan haklar vazgeçilemez nitelikteydi. Bir diğer deyişle, bu düzenleme ile basın yayıncılarının içeriklerinin haber toplayıcılar tarafından ücretsiz bir şekilde kullanılması yasaklanmıştır. Düzenlemenin kabul edilmesi, basın yayınlarına tanınan hakların vazgeçilemez niteliğinden dolayı Almanya’daki opt-in, opt-out sistemine geçemeyen Google News’in İspanya’daki faaliyetini tamamıyla durdurmasıyla sonuçlanmıştır.[3]

Hem Almanya, hem de İspanya’daki düzenlemeler basın yayıncılarının kendilerinden daha güçlü pozisyonda bulunan haber toplayıcılar ile pazarlıklarında ellerini güçlendirmeyi amaçlamaktaysa da, iki düzenlemenin uygulaması sonucunda da basın yayıncılarının pozisyonunun güçlenmediği, aksine, çağın koşullarında haber toplayıcılara bağlı ve hatta bağımlı hale gelen basın yayıncılarının içeriklerinin yayınlanması adına tüm haklarından vazgeçmeyi kabul ettikleri görülebilmektedir.

Üye ülkelerin basın yayınlarına münhasır haklar tanıma girişimlerinin ardından, AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’nin 15. maddesi ile basın yayınlarına 2 yıllık münhasır haklar tanınarak basın yayıncılarına içeriklerinin dijital platformlar tarafından yayınlanması karşılığında adil bir şekilde ücretlendirilmesi hedeflendi. İlgili düzenleme ile AB’deki basın yayıncılarına basın yayınlarının bilgi toplumu hizmet sağlayıcıları nezdinde çevrimiçi kullanımına ilişkin iki yıllık süre ile çoğaltma ve umuma açılması hakları tanınarak bu süre boyunca basın yayıncılarının içeriklerinin kullanılması halinde ücret talep edebilmesi amaçlanmıştır.

Direktif’in 2/4. maddesi ve 56. resitalinde ‘basın yayınları’nın (press publications) tanımı yapılmış olup, bu tanım kapsamında yalnızca haber niteliği taşıyan yayınlara yer verilmiştir. Yayınların içeriğinde yalnızca yazılar değil, aynı zamanda fotoğraf ve videolar gibi diğer medya materyalleri de dahil edilmiştir. Bunun yanında, bilimsel ve akademik amaçlarla yazılan süreli yayınlar bu tanımın kapsamı dışında tutulmuştur.

Bireylerin basın yayınlarını ticari olmayan biçimde kullanımı, hiperlink verme ve bireysel kelimeler veya çok kısa alıntılar kullanılması düzenlemenin istisnası olarak düzenlenmiş olup, yine telif hakları için öngörülen tüm istisnaların bu bağlantılı haklara da uygulanması öngörülmüştür. Her ne kadar bireysel kullanım ve hiperlink verme istisnalarının uygulamasında zorluk yaşanmayacağı düşünülse de, ‘çok kısa alıntılar’ ibaresinin tanımı Direktif’te yer almadığından ve çoğu AB ülkesi Direktif’i iç hukuklarına alırken bu ibareye somut bir tanım getirmediğinden bu kriterin detaylarının ileride verilecek olan bir Avrupa Adalet Divanı kararı ile şekilleneceği görülmektedir.

Yine sosyal medya platformlarının Direktif’in kapsamına girip girmediği tartışılmışsa da, Direktif’in 54. resitalinden yalnızca haber toplayıcılar ve medya izleme hizmetlerinin düzenleme altına alınmak istendiği ve sosyal medya platformlarının düzenlemenin dışında bırakıldığı görülebilir. Ancak dijitalleşen dünya piyasa koşullarının kanun koyucuların öngörebileceğinden de hızlı bir şekilde değiştirmektedir. Nitekim, Direktif’in kabul edilmesinden çok kısa bir süre içinde AB’deki çeşitli basın yayıncılarının Direktif kapsamında bilgi toplumu hizmet sağlayıcısı tanımı altına girmeyen Facebook News’in basın yayınlarından kesitler kullanması karşılığında Facebook’tan ücret talep ettiği görülmüştür.[4] Yazının devamında detaylı incelenecek olan Avustralya Medya Pazarlık Yasası (Australian News Bargaining Code)’nın da bu değişimde etkisi olduğu söylenebilir.

Direktif’in 15. maddesi incelendiğinde, bu maddenin nasıl basın yayıncılarının adil ücret almalarını sağlayacağı düşünülebilir. Bazı AB ülkeleri Direktif’i iç hukuklarına geçirirken basın yayıncılarının içeriklerinin haber toplayıcılar tarafından kullanılması karşısında adil ücret alabilmesinin sağlanması için daha detaylı düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, Belçika’da bilgi toplumu hizmet sağlayıcılarının basın yayıncılarına yapılacak ödemelerin miktarı belirlenirken ilgili basın yayınının kullanımından elde edilen gelir, ilgili yayının okuyucu sayısı gibi konularda detaylı bilgi vermesi zorunlu tutulmuştur. Yine İtalya’da bu bilginin yalnızca basın yayıncılarına değil, tüm ilgili taraflara verilmesi zorunlu tutulmuş ve bu kurala uyulmaması halinde haber toplayıcılar için maddi yaptırımlar öngörülmüştür.

Fransa 24 Temmuz 2019 tarihinde 2019-775 sayılı yasayı kabul ederek AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’ni iç hukukuna geçiren ilk AB ülkesi olmuştur. Ancak ilgili yasa henüz yürürlüğe dahi girmeden, Google News ülkedeki politikasını değiştirerek daha önce Almanya’da izlediği politikaya benzer şekilde basın yayıncılarına haklarından feragat etmeleri halinde içeriklerinin yayınlanması (opt in), haklarından feragat etmemeleri halinde ise içeriklerine Google News platformunda yer verilmemesi (opt out) şeklinde iki yol sunmuştur.

Google’ın bu politika değişimine karşı birçok Fransız basın yayıncısı bir araya gelerek Google’ın ilgili politika değişikliği ile hakim konumunu kötüye kullandığı ve rekabet hukukuna aykırı davrandığı iddiasıyla Fransa Rekabet Kurumu’na şikayette bulunmuştur. [5]

Rekabet Kurumu, yaptığı inceleme sonucunda Google News’in tek taraflı olarak aldığı kararla basın yayıncılarının içeriklerinin yayınlanması için ücret talep etme haklarından feragat etmek zorunda bırakarak hakim konumunu kötüye kullandığına, basın yayıncıları ve haber ajanslarının faaliyetlerine devam etmeleri için oldukça önemli olan bir kaynaktan mahrum bırakıldığına ve basın yayıncılarını ciddi zarara uğradığına kanaat getirmiştir.

Dosyaya Google tarafından yapılan sunumlarda basın yayınlarının Google’ın genel karının çok küçük bir kısmını oluşturduğu ve şirketin basın yayınlarından kesitlerin yayınlanmasından önemli bir kar sağlamadığının altı çizilmiştir. Bu delillerin günümüzde faaliyetlerini sürdürebilmek için haber toplayıcılara bağlı hale gelen basın yayıncıları ile Google News gibi büyük teknoloji şirketleri arasındaki güç dinamiklerini somut olarak ortaya koyması sebebiyle dikkate değer olduğunu düşünmekteyim.

Yine aynı kararda Rekabet Kurumu, basın yayıncıların pozisyonunu güçlendirmeyi hedefleyen bağlantılı hakların 2019-775 sayılı yasa ile kabul edilmesinin ardından çelişkili bir şekilde basın yayıncılarının durumunun eskiye nazaran daha da kötüleştiğinin altını çizmiş ve aynı husus Fransız Kültür Bakanlığı tarafından da teyit edilmiştir. Nitekim Google tarafından yapılan açıklama ile de Ekim 2019’a kadar basın yayıncılarının içeriklerini yalnızca belirli kesitlerle kullanabilirken, yasanın kabul edilmesinin ardından yapılan politika değişikliği ile beraber herhangi bir sınır olmaksızın basın yayınlarına platformunda yer verebildiğini belirtilmiştir. Rekabet Kurumu’nun kararı Fransa Temyiz Mahkemesi nezdinde de onanmış olup, Temyiz Mahkemesi Google’ın yalnızca basın yayınlarından kısa kesitler kullandığı savunmasını reddetmiştir.[6]

Fransa’da verilen bu karar, şirketlerin hakim konumunu kötüye kullanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü için yalnızca basın yayıncılarına bağlantılı haklar sağlanmasının yeterli olmayacağını ve rekabet hukukuna ilişkin ek hukuki mekanizmalar yaratılması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, konuya farklı bir hukuki çözüm öngören Avustralya’da 2021’de kabul edilen ‘Haber Medyası Pazarlık Yasası’[7] incelenmesinin önemli olduğu kanaatindeyim.

Avustralya, haberlerin dijitalleşmesi ve sonucunda basın yayıncılarının faaliyetlerini sürdürebilmesi adına büyük ölçüde haber toplayıcılara bağlı hale gelmesi sebebiyle basın yayınları ve basın yayıncılarının korunması için ‘Haber Medyası Pazarlık Yasası’nın kabul ederek bu konuda en önemli adımlardan birini atan ülkelerden biri olmuştur.

Avustralya’da kabul edilen yasa ile AB’den farklı olarak basın yayınlarına münhasır haklar tanınması yerine basın yayıncılarının dijital platformlarla yaptığı müzakereler için rekabet hukuku kapsamında denetim altına alınması amaçlanmıştır.

İlgili yasa ile dijital platformların kendi platformlarında basın yayıncılarının içeriklerine yer vermeleri karşılığında basın yayıncılarına adil bir ücret ödemesi zorunlu tutulmuştur. Tarafların üç aylık bir süre içinde ücret konusunda anlaşamaması halinde veyahut taraflardan birinin talebi halinde arabuluculuk sistemi öngörülmüştür. Bu sistem ile yasa, basın yayıncılarının içeriklerinin haber toplayıcılar tarafından kullanılması karşılığında adil bir ücret almasını ve basın yayıncılarına kıyasla daha güçlü pozisyonda bulunan haber toplayıcılarının hakim konumunu kötüye kullanmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir.

Yine altını çizmek gerekir ki, Avustralya’da kabul edilen düzenleme AB’den farklı olarak yalnızca bilgi toplumu hizmet sağlayıcılarını değil, aynı zamanda sosyal medya platformlarını da kapsamaktadır. Özellikle yakın zamanda Facebook News gibi sosyal medya platformlarının da haber toplama hizmetleri vermeye başlaması ve günümüzde AB ülkelerindeki basın yayıncılarının da yalnızca bilgi toplumu hizmet sağlayıcıları ile değil, aynı zamanda sosyal medya platformları ile de pazarlık yaptığı görüldüğünden, kapsayıcı nitelikteki düzenlemenin günümüz ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verdiği görülmektedir.

Birleşik Krallık ve Kanada’da da Avustralya’da yapılan düzenlemeden esinlenilerek tarafların güç dengesizliğinden kaynaklanan bu sorunun çözüm yolunu rekabet hukuku düzleminde bulmayı hedeflemiştir. AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’nin üye ülkelerin iç hukukuna alması için son tarih Brexit’ten daha sonra olduğundan, Birleşik Krallık Direktif’i iç hukukuna almak yerine dijital pazarlar için rekabet hukukuna dayanan bir düzenleme kabul etmeyi seçmiştir. Yine Kanada’da da, basın yayıncılarının dijital platformlar karşısındaki pozisyonunu güçlendirmek adına bir arabuluculuk mekanizmasını öngören “Çevrimiçi Haberler Yasası” (Bill C-18) kabul edilmiştir.

Avrupalı basın yayıncılarının kendilerine tanınan münhasır hakları haber toplayıcılara karşı ileri sürerken karşılaştığı zorluklar ve AB Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi’nin kabul edilmesinin ardından Fransız mahkemenin basın yayıncıları ve haber toplayıcılar arasında yaşanan uyuşmazlığın çözümünü rekabet hukukunda bulduğu dikkate alındığında, Avustralya’da kabul edilen Haber Medyası Pazarlık Yasası ile öngörülen rekabet hukuku mekanizmasının uyuşmazlıkları çözmekte daha etkili olacağına işaret etmektedir.

Yukarıda ele alınan Almanya ve İspanya örnekleri basın yayınlarına münhasır haklar verilmesinin büyük haber toplayıcı şirketlerin basın yayıncıları üzerindeki hakim konumunu kötüye kullanmasından kaynaklanan sorunların çözümü için etkili bir sonuç doğurmadığını göstermektedir. Zira, bu örnekler günümüz koşullarında belirli düzeyde okuyucuya ulaşmak için haber toplayıcılara büyük ölçüde bağlı olan basın yayıncılarının içeriklerinin haber toplayıcılar tarafından kullanılması için tüm haklarından feragat etmeye hazır olduğunu göstermiştir.  Ancak basın yayınlarına tanınan münhasır hakların basın yayıncılarının haber toplayıcılar ile olan ilişkilerinde pozisyonlarını güçlendirmekte tek başına yeterli olmadığı görülebilmektedir.

Fransız Rekabet Kurumu’nun kararında önemli bir şekilde gözlemlendiği üzere basın yayınlarına münhasır haklar tanınmasının ardından basın yayıncılarının ticari koşullarının amaçlananın aksine kötüleşmiş olması, basın yayıncılarının pozisyonunu güçlendirmek adına ek hukuki mekanizmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, basın yayınlarına tanınan münhasır hakların sonucunda uygulamada görülen örnekler göz önünde bulundurulduğunda, basın yayıncılarının haber toplayıcılar ile ilişkilerindeki zayıf konumunu güçlendirmek adına yalnızca basın yayınlarına münhasır haklar verilmesinin yeterli olmadığı görülmektedir. Haber toplayıcılarının basın yayıncıları karşısındaki hakim konumu ve basın yayıncılarının günümüz koşullarında yeterli sayıda okuyucuya ulaşabilmek için haber toplayıcılara bağlılığının giderek arttığı dikkate alındığında, basın yayıncılarının içeriklerinin kullanılması karşısında kendilerine adil bir karşılık ödenmesinin sağlanabilmesi için aynı zamanda Avustralya ve Kanada örneklerinde olduğu gibi rekabet hukuku düzleminde bir arabuluculuk yapısı kurulmasının etkili olacağını düşünmekteyim.

Müge KAHVECİ

Şubat 2024

kahvecimuge@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] ‘Australian  Competition & Consumer Commission Digital Platforms Inquiry Final Report’ (2019)  < https://www.accc.gov.au/system/files/Digital%20platforms%20inquiry%20-%20final%20report.pdf >.

[2] Robert Cookson, ‘German Publishers Opt in to Google News’ (2013) <https://www.ft.com/content/3c2dd3e2-90a2-3c3e-9a76-ef41e3915f77 >.

[3] Ana Pérez Barredo, ‘Google News goes through with decision to shut down service in Spain’ (2014) <https://english.elpais.com/elpais/2014/12/16/inenglish/1418734685_952630.html >.

[4] Richard Milne, ‘Danish media club together to make US tech giants pay for news’ (28 June 2021), < https://www.ft.com/content/c83d6b7f-ed19-4a90-a719-3bf4aedccdff> accessed 7 December 2023.

[5] Fransız Rekabet Kurumu’nun 20-MC-01 sayılı ve 9 Nisan 2020 tarihli kararı < https://www.autoritedelaconcurrence.fr/sites/default/files/integral_texts/2020-06/20-mc-01_en.pdf >

[6] Décision n° 19-D-26 de l’Autorité de la concurrence en date du 19 décembre 2019.

 

Fikri Mülkiyet Terimleri Sözlüğü (İngilizce- Türkçe), IPR Gezgini’nde!


Fikri mülkiyet alanında terim bütünlüğünün/ yeknesaklığın sağlanmasına katkıda bulunmak esasıyla oluşturduğum ve mesleki kişisel sosyal sorumluluk projesi olarak adlandırdığım Fikri Mülkiyet Terimleri Sözlüğü (İngilizce – Türkçe) projemi hayata geçirmiş olmaktan mutluluk duyuyorum.

Temellerini 2019 yılında attığım bu sözlüğün fikri mülkiyet sektörü için bir ihtiyaç olduğunu düşünmekle birlikte, disiplinler arası bir alan olan bu sektöre özellikle çok farklı lisanslardan gelen genç arkadaşlarımız için faydalı ve yol gösterici olacağına çok inanıyorum.

IPR Gezgini ana sayfasından veya https://iprgezgini.org/ip-sozluk-eng-tr/ bağlantısından erişilebilir.

Sizinle paylaştığımız bu sözlük her türlü eleştiriye ve katkıya açıktır. Sözlüğün güncel gelişmeler ışığında aralıklı olarak güncellenmesi de planlanmaktadır. Değerli katkılarınızı ve eleştirilerinizi ipdictionary2024@gmail.com  adresine iletebilirsiniz.

Faydalı olması dileğiyle…

Esen TEKİN

Şubat 2024

esentekin@gmx.de


KULLANMAMA NEDENİYLE MARKALARIN KISMEN İPTALİ DURUMUNDA MARKA KAPSAMINDAKİ MAL VE HİZMET LİSTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, SINIRLANDIRILMASI VE HATTA DEĞİŞTİRİLMESİ: ABAD GENEL MAHKEMESİ “ROYAL MILK” KARARI


Kullanmama sebebiyle marka iptal süreçlerinde ciddi kullanımın kısmen ispatlandığı durumlar için güzel bir rehber olan ve Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından T-603/22 sayılı dosya kapsamında çok yakın zamanda, 2024 yılının Ocak aynında verilen “ROYAL MILK” kararı konuyu farklı açılardan aydınlatıyor:

I- Markanın tescili kapsamındaki mallar veya hizmetler, ilgili mal/hizmet grubunun kelime anlamının işaret ettiği kapsamın içinde kalmak ve değişikliğin farklı bir sınıfa geçiş teşkil etmemesi kaydıyla değiştirilebilir.

II- Markanın tescili kapsamındaki mallara veya hizmetlere; ilgili mal/hizmet grubunun kelime anlamının işaret ettiği kapsamının dışına çıkılmaması, eklemenin farklı bir sınıfa geçiş teşkil etmemesi ve eklemenin kapsamı açıklayıcı nitelikte olması kaydıyla açıklayıcı eklemeler dahi yapılabilir.

III- Bir mal/hizmet grubunun bir unsuru için ispatlanan kullanım tüm sınıf için dikkate alınmayabileceği gibi -ve hatta- ilgili mal/hizmet -alt- grubunun tamamı için dahi dikkate alınmayabilir.

2024 yılının Şubat ayını yaşadığımız bu günlerde fikri mülkiyet dünyası olarak gündemimiz kullanmama sebebiyle iptal taleplerine ilişkin yetkinin Türk Patent ve Marka Kurumu’na (“TÜRKPATENT”) geçmesi ve fakat uygulamanın hala netleşmemiş olması dersem sanırım yanlış olmaz. TÜRKPATENT nezdindeki gelişmeler takip edilmekle ve usulü süreç merak edilmekle birlikte, esas açısından da soru işaretleri varlığını koruyor. Üstelik bu soru işaretlerinin önemli bir kısmını da geçmişten gelen sorular ya da artık yerleşik uygulama olmasını beklediğimiz ve fakat hala tam oturmamış hususlar oluşturuyor.

Bilindiği ve bu yazımızda da o yönde kullanıldığı üzere; “alt sınıf” terimi TÜRKPATENT Mal ve Hizmet Sınıflandırma Tebliği’nde sınıfların altında yer alan ve ilgili sınıfa dahil bazı mal veya hizmetleri bir alt grup altında toplayan gruplandırmaları işaret etmektedir. Bu açıdan bakıldığında, bir markanın kullanımı; tüm sınıf için ya da ilgili alt sınıf için ya da aynen o alt sınıfta ifade edildiği şekilde tek bir mal/ hizmet için ya da bunlardan görece daha ayrışan bir başka mal/ hizmet için gerçekleştirilmiş olabilir.

Kullanmama sebebiyle iptal davalarında, marka sahibinin hiç delil sunmadığı durumda dahi -mevcut düzende- mahkemelerin dosyayı ele alış şekli farklı olabilmekteyken, markanın kısmen kullanımının ispatlandığı durumlardaki yaklaşım çok daha çeşitlilik göstermektedir. Örneğin, bir markanın bir alt sınıfın sadece bağımsız bir unsurunda kullanımının ispatlandığı halde ne olmaktadır? Olması beklenene göre; eğer ki o ürün ilgili alt sınıfa bütüncül olarak bağlı değilse, o halde alt sınıf iptal edilerek yerine ya o ilgili ürünü tanımlayan ifade bırakılmalı ya da ilgili alt sınıf tamamen iptal edilerek yerine o ilgili ürün yazılmalıdır.

Teoride bu kadar açık olan bu husus, maalesef uygulamada bu kadar kolay vücut bulmamaktadır. Bu tarz kısmi ispat ve kısmen iptal durumunda mahkemelerin genellikle çekimser yaklaştığı görülmektedir. Mahkemelerin hatalı karar vermemek ve hak kaybına yol açmamak için bu kadar özenli yaklaşması anlaşılabilir olmakla birlikte, hala bu yöndeki pratiğin uygulama birliğine dönüşmemiş olması hem marka sahipleri hem markanın iptali talebini yapanlar hem de biz uygulayıcılar için çok büyük bir gri alan bırakmakta ve maalesef yeknesak uygulamayı zorlaştırırken, istinaf-temyiz gibi süreçlerle yargılama yükünü de ağırlaştırmaktadır.

Şu an TÜRKPATENT’in yetkiyi devralmasıyla, uzayan süreçler ve farklı mahkemeler arasında sağlanamayan yeknesak uygulamalar bakımından bir çözüme ulaşılması en objektif beklentiler arasında yer almaktadır. Ancak şu da kaçınılmaz bir gerçektir ki; bu uygulamaya yeni başlayan TÜKRPATENT -haklı olarak- mahkemelerin mevcut uygulamasından hareket edebilecektir. Peki o halde, markanın kullanmama sebebiyle kısmen iptali durumunda izlenecek yol haritası ne olacaktır?

Kanaatimce Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme” / “Mahkeme”) 6. Dairesi tarafından T‑603/22 sayılı “ROYAL MILK” dosyasında verilen 24 Ocak 2024 tarihli karar harika bir rehber niteliğindedir. (Judgment Of The General Court (Sixth Chamber) – In Case T‑603/22)

Ancak önemle değinmem gerekir ki; burada özellikle ilgi çekici olan husus kararın haklılığı ya da haksızlığından ziyade, karar kapsamında tartışılan konuların niteliğidir.

Yine bir ek not olarak; Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) uygulamasında mal ve hizmet sınıfları “alt sınıf” / “alt grup” şeklinde kategorilere ayrılmadığından, bu yazıda yer alan benzer nitelikteki ifadeler, -EUIPO uygulaması açısından- ilgili sınıfta görece daha spesifik nitelikteki mal veya hizmetlere karşılık bir tabir olarak düşünülmüştür.

Kararın detayları aşağıdaki gibidir:

Agus sp. z o.o. (“Agus”) 7 Ekim 2011 tarihinde aşağıdaki markayı EUIPO nezdinde 29. sınıfta yer alan kimi mallar üzerinde tescil ettirmek amacıyla başvuruda bulunmuştur:

Başvurunun kapsamında yer alan mallar şu şekildedir: “Et, kümes ve av hayvanlarının etleri; et özleri; konservelenmiş, dondurulmuş, kurutulmuş ve pişirilmiş her türlü meyve ve sebzeler; kompostolar; yumurtalar, süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri; yenilebilir bitkisel ve katı yağlar.”

Marka başvurusu 13 Aralık 2011 tarihinde bültende yayınlanmış ve 17 Mayıs 2012 tarihinde tescil edilmiştir.

8 Mayıs 2020 tarihinde ise Alpen Food Group BV (“Alpen”) tarafından, markanın kullanmama sebebiyle iptali talebiyle başvuruda bulunulmuştur. EUIPO İptal Birimi tarafından yapılan inceleme sonucunda; markanın “gıda amaçlı süt tozu” emtiası haricinde tescil kapsamında yer alan hiçbir ürün üzerinde ciddi kullanımının ispatlanamadığı tespit edilmiş ve markanın kullanımının ispatlanamadığı kapsam bakımından iptaline karar verilmiştir.

Sonuç olarak markanın kapsamından, “süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri” dahil 29. sınıfta yer alan tüm “Et, kümes ve av hayvanlarının etleri; et özleri; konservelenmiş, dondurulmuş, kurutulmuş ve pişirilmiş her türlü meyve ve sebzeler; kompostolar; yumurtalar, süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri; yenilebilir bitkisel ve katı yağlar.” çıkarılırken; marka tescili yalnızca kullanımın ispatlandığı “süt tozu” cinsi ürünler dikkate alınarak “gıda amaçlı süt tozu” emtiası bakımından korunmuştur.

Bu noktada önemine istinaden dikkat çekmek isterim ki; markanın orijinal versiyonunda “gıda amaçlı süt tozu” şeklinde bir mal bulunmamaktadır. Üstelik karardan anlaşıldığı üzere; kullanımı ispatlanan ilgili ürün gıdaya yönelik olmakla birlikte, aslen piyasada satışa sunulmuş ürün üstünde bu yönde bir ibare de bulunmamaktadır. Haliyle “süt tozu” ifadesi kullanılan ürünün cinsinden kaynaklı olarak düzenlenmiş, “gıda amaçlı” ifadesi ise ürünün amacına yönelik olarak EUIPO tarafından eklenmiştir.

“ROYAL MILK” markasının “gıda amaçlı süt tozu” emtiaları haricinde iptal edilmiş olması üzerine, Agus tarafından 6 Aralık 2021 tarihinde söz konusu karara itiraz edilmiştir. İtiraz kapsamında aslen; “gıda amaçlı süt tozu” ile başvurunun kapsamında açıkça bulunan “süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri” mal tanımlaması arasındaki ilişki ileri sürülerek, markanın bu mal grubu bakımından iptal edilmesinin hatalı olduğu iddia edilmiştir.

EUIPO Temyiz Kurulu söz konusu karara itirazı reddetmiştir. Reddini ise temel olarak ilgili emtiaların birbirinden yeterince ayrıştırılabilir olması ile gerekçelendirmiştir. Bu kapsamda; özellikleri, formu ve saklama koşulları dolayısıyla “gıda amaçlı süt tozu” emtiası, genel ve daha geniş bir üst tanımlama olan “süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri” emtia grubundan yeterince ayrıştırılabilir bir mal olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, süt tozunun doğası ve kullanım amacının, bu ürünü diğer sıvı süt ürünleri ile diğer tür süt ürünlerinden ayırt edilebilir nitelikte olduğu ve tamamen farklı tüketici ihtiyaçlarını karşıladığı tespit edilmiştir. Bu sebeple de ilgili iptal kararı haklı görülmüştür.

Agus ise bu kararı da kabul etmemiş ve kararın iptali amacıyla Genel Mahkeme nezdinde aksiyon almıştır. Bu aksiyonun ana dayanak noktaları; i) “malların bağımsız alt kategorilere” ayrılması yorumunun yanlış şekilde yapıldığı ve ii) marka sahibinin mal yelpazesini genişletebilme konusundaki meşru menfaatinin sınırlandırıldığı şeklinde özetlenebilmektedir. Daha detaylı olarak ele alındığında ise, Agus aşağıdaki hususları ileri sürmüştür:

  • Süt emtiasının, söz konusu ürünün ana maddesinde bir değişikliğe yol açmadan, farklı formlarının olması mümkündür. Dolayısıyla ürünün farklı formlarda olması farklı bir mal grubundan bahsedebilmek için yeterli bir gösterge değildir.
  • Süt tozunun dehidrasyon yoluyla dönüştürülmüş bir ürün olması, süt olarak değerlendirilmesine engel değildir. Nitekim, süt tozuna sıvı eklemek suretiyle sütün sıvı formunu yeniden oluşturmak mümkündür. Bu gerçeklerin de dikkate alınması gerekmektedir.
  • EUIPO Temyiz Kurulu söz konusu malların amacı ve kullanım amacına ilişkin kriteri yanlış uygulamıştır ki, bu da aslen suni bir şekilde bağımsız bir mal tanımlamasının oluşturulmasına yol açmaktadır.
  • Süt tozu tüketiciler açısından sıvı sütle aynı amaca veya amaçlanan kullanıma sahiptir. Her ikisi de doğrudan tüketilebilir veya başka yemeklerin hazırlanmasında kullanılabilir niteliktedir. Dolayısıyla her iki ürün de benzer tüketici ihtiyaçlarını karşılamaktadır ve aynı kullanım amacına sahiptir.
  • EUIPO Temyiz Kurulu’nun mevcut yaklaşımı, markanın koruma kapsamına bir sınırlama teşkil etmektedir. Süt tozu açısından sunulan deliller, ilgili tüm ürün grubu açısından dikkate alınmalıdır.
  • EUIPO Temyiz Kurulu’nun söz konusu malları nitelikleri itibariyle birbiriyle ilişkilendirmemesi ve ilgili pazardaki tüketicilerin bu mallara yönelik algısının dikkate alınmaması hatalı olmuştur.  
  • EUIPO tarafından “süt tozu” emtiasına “gıda amaçlı” ibaresinin eklemesi de amaç anlamında bir kısıtlama getirmektedir ve bu da uygun bir yaklaşım değildir.

Genel Mahkeme, Agus’un iddiaları ile EUIPO ve Alpen’in karşı argümanlarını da dikkate alarak bir değerlendirme yapmıştır.

Somut olayda, EUIPO Temyiz Kurulu, “süt tozu” emtiasının bağımsız olarak incelenebilecek kadar geniş ve tutarlı bir mal grubu oluşturmaya yeter nitelikte olduğunu tespit etmiştir. Nitekim buradaki emtianın (süt tozu) kullanım amacı da üst tanımlamadan (süt ve süt ürünleri) açıkça farklı olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple, “süt tozu” emtiası; “süt ve dondurmalar ile sütlü tatlılar hariç olmak üzere süt ürünleri” sınıflandırmasının doğrudan bir parçası değil, bağımsız nitelikte bir alt bileşeni olarak dikkate alınmıştır.

Ara bir not oluşturarak eklemek isterim ki; temel yasal yaklaşım Türk hukukundaki yaklaşım ile benzer olduğundan, özellikle mahkemenin mevzuata yönelik değerlendirmesine de aşağıda -kısaca- yer vermenin bütünleştirici olacağı kanaatindeyim.

Mevzuat anlamında ele alındığında; markanın kısmen iptaline yönelik bu düzenleme, markanın kısmen kullanıldığı durumlarda, markanın tamamen iptaline karar vermemek ve haliyle de marka sahibini tüm haklarından mahrum etmemek amacıyla getirilmiştir. Böyle bir durumda markanın kapsamı; -marka sahibinin ciddi kullanımı kanıtlamayı başardığı mal/ hizmetler ile sınırlı tutabilmek amacıyla- ciddi kullanımı ispatlanan ürünlerin kapsamıyla aynı ya da birebir aynı olmasa da özünde aynı nitelikte olan mallar tespit edilerek değerlendirilmektedir. Bununla birlikte “mal veya hizmetlerin bir kısmı” ifadesi aslen benzer mal veya hizmetlerin tüm çeşitlemeleri anlamına gelmemekte, yalnızca tutarlı sınıflar veya alt sınıflar oluşturmaya yetecek kadar paralel olan mal veya hizmetler anlamına gelmektedir. Diğer yandan, tüketiciler herhangi bir ürünü satın almadan önce, ilgili ürünün amacı veya kullanım amacını dikkate almaktadır ve bu kriter ilgili alt sınıfın tanımlanmasında da temel bir öneme sahiptir. Bununla birlikte, söz konusu malların bazı özelliklerinin tüketicinin seçimini yönlendirmede önemli bir öneme sahip olduğu ve dolayısıyla bunların amaç üzerinde etkili olduğu göz ardı edilmemektedir.

Somut olayda mahkeme tarafından tüm bunların birlikte değerlendirilmesi akabinde şu sonuca ulaşılmıştır: Süt tozunun sıvı sütten çok daha uzun raf ömrüne sahip olduğu, soğutulmasına gerek olmadığı, hacminin azalması nedeniyle taşınmasının daha kolay olduğu gibi hususlar dikkate alındığında, süt tozunun özelliklerinin sıvı sütten farklı olduğu ve aynı amacı veya kullanım amacı taşımadığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan EUIPO Temyiz Kurulu’nun değerlendirilmesi yerindedir. Haliyle de Agus’un talebinin reddi gerekmektedir.

Mahkeme ayrıca “süt tozu” emtiasına “gıda amaçlı” ifadesinin eklenmesi bakımından da özel bir değerlendirme yapmış ve temel sebep olarak ilgili markanın 29. sınıfta tescil edilmiş olmasını göstermiştir. Daha net olması adına detaylı ifade etmek gerekirse;

  • Nice Sınıflandırması’na göre 29. sınıfta yer alan mallar bakımından diyet gıdaları ve tıbbi kullanım için uyarlanmış maddeler ile hayvanlara yönelik gıda maddeleri hariç tutulmaktadır.
  • Süt tozu emtiası ise nitelik olarak bu alanlar için de kullanılabilen bir üründür.
  • Ancak inceleme konusu marka en başta 29. sınıfta yer alan mallar üzerinde tescil edilmiştir.
  • Dolayısıyla, bu noktada ilgili markanın daha en başta 29. sınıfta tescil edilmiş olduğu göz önünde bulundurulmuş ve diğer kategoriler ile bir kesişme yaratmamak adına bu yönde ibare eklenmiştir.

Görüldüğü üzere “ROYAL MILK” kararı çok yönlü bir karardır ve pek çok açıdan son derece güncel değerli bir rehber niteliğindedir. Tekrar vurgulamak isterim ki; burada kararın haklı bir nitelikte olup olmadığından çok daha önemle, karar kapsamında tartışılan konuların niteliği özel bir anlam taşımaktadır.

Mahkeme öncelikle ve son derece açıkça kabul etmektedir ki; “mal veya hizmetlerin bir kısmı” ifadesi aslen benzer mal veya hizmetlerin tüm çeşitlemeleri anlamına gelmemekte, yalnızca tutarlı sınıflar veya alt sınıflar oluşturmaya yetecek kadar paralel olan mal veya hizmetler anlamına gelmektedir.

Yine mahkeme tarafından onanmıştır ki; kullanımı ispatlanan ürünün niteliğini değiştirmemek kaydıyla ve fakat tescil anlamında haksız bir genişlikte yetki sağlamamak amacıyla, bir denge kurulması yerindedir. Bu dengenin, markanın kapsamında ek bir ifade eklenmesi suretiyle olması dahi mümkündür.

Haliyle bu karar göstermektedir ki, kullanmama nedeniyle iptal talepleri incelenirken;

i- Markanın tescili kapsamındaki mallar veya hizmetler, ilgili mal/hizmet grubunun kelime anlamının işaret ettiği kapsamın içinde kalmak ve değişikliğin farklı bir sınıfa geçiş teşkil etmemesi kaydıyla değiştirilebilir.

ii- Markanın tescili kapsamındaki mallara veya hizmetlere; ilgili mal/hizmet grubunun kelime anlamının işaret ettiği kapsamının dışına çıkılmaması, eklemenin farklı bir sınıfa geçiş teşkil etmemesi ve eklemenin kapsamı açıklayıcı nitelikte olması kaydıyla açıklayıcı eklemeler dahi yapılabilir.

iii- Bir mal/hizmet grubunun bir unsuru için ispatlanan kullanım tüm sınıf için dikkate alınmayabileceği gibi -ve hatta- ilgili mal/hizmet grubunun tamamı için dahi dikkate alınmayabilir.

Fikrimce, Türk pratiğinde markanın kısmen iptali anlamında yerleşmesi gereken yaklaşım ve tartışma konuları da aslen bunlardır. Tabii ki hayatta hiçbir şeyde olmadığı gibi, bu değerlendirmelerin de kusursuz olması beklenmemektedir. Ancak önceden kimi mahkemelerin -şimdi ise TÜRKPATENT’in olası- çekimser yaklaşımları ve dolayısıyla bizleri gölgede bırakan uygulamaları yerine, bu yöndeki değerlendirmelerin artması sanıyorum çok daha umut verici olacak ve hukuki anlamda çok daha güneşli bir ortam yaratacaktır.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Şubat 2024

PARMESAN DAĞLARI; SİNGAPUR’DAN COĞRAFİ İŞARET TERCÜMESİ ÜSTÜNE ZİHİN AÇICI BİR KARAR

“Onların orada rendelenmiş parmesan’dan kocaman bir dağı vardı,  bu dağın üstünde yaşayan insanların bütün gün gnocchi ve ravioli yaparak bunları horoz suyuna çorba içinde pişirmekten ve yamaç boyunca hızla sürükleyerek aşağı göndermekten başka bir şey yaptığı yoktu, ve bunları en çok toplayabilenler en çok toplamış olurdu.…”

şeklinde tercüme edilebilecek metnin İngilizcesi şu şekildedir; “They have there a whole mountain of grated parmesan, and the people who live on it do nothing all day but make gnocchi and ravioli and cook it in capon broth, then whoosh it down the slope, and the people who collect the most collect the most.”

Yukarıdaki metin büyük İtalyan yazar ve şair Giovanni Boccaccio’nun dünyaca meşhur Decameron adlı eserinde mutluluk vadisi Bengodi’yi tarif eden bölümden alınmıştır. 1313 – 1375 yılları arasında yaşamış olan Boccaccio,  Rönesans hümanizminin en önemli isimlerinden olup, Decameron da Orta Çağ İtalyan edebiyatının mihenk taşlarındandır. Boccaccio, Decameron ile dünya edebiyatının ilk hikâyecisi olarak kabul edilmektedir. Yazarın anlatım tarzı, gerçekçilik, canlılık ve mizahi bir dille öne çıkar. Eserdeki hikayeler insan doğasını ve toplumsal ilişkileri anlamak için derinlemesine bir içgörü sunar.

1348’de Avrupa’da ki büyük veba salgını boyunca tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio, 1348’de başlayıp, 1351’de bitirdiği Decameron’da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. Eser, veba salgınından kaçan yedi genç kadınla üç erkeğin  Floransa şehrini terk ederek Toskana kırsalına sığınmaları ve burada geçirdikleri on gün boyunca anlattıkları hikayelerden oluşur. Decameron 10 gün boyunca anlatılan toplamda 100 öyküden oluşur. Kitapta salgından kaçmak için toplanan bu on genç insan gönüllerince yaşayarak gülüp eğlenmek, aklın sınırları dışına taşmayan zevkler tadabilmek amacıyla önce Fiesole dolaylarında bir evde, sonra bir şatoda konaklarlar. Cuma ve Cumartesi dışında her gün öğleden sonra birbirlerine birer öykü anlatırlar. Hikayeler, aşk, macera, mizah, trajedi ve insan doğası üzerine çeşitli konuları kapsar ve genellikle orta sınıf insanların yaşamıyla ilgili olup  farklı toplumsal sınıflar, dinî figürler, soylular ve halktan insanlar arasındaki ilişkileri anlatır.

Ne oldu da şimdi durup dururken birden İtalyan Edebiyatı dersi gibi Boccaccio’dan ve Decameron’dan bahsediyoruz? Çünkü Parmesan! Çünkü taa 1348 yılında yazdığı kitapta bile Boccaccio “Parmesan”dan bahsediyor, ki aslında parmesan’ın geçmişi bundan da öncesine dayanıyor. Anlayacağınız parmesan yüzyıllardır İtalyan yaşamının bir parçası, kültürün içine nüfuz etmiş önemli bir değer ve tartışmasız bir realite.

Peki “parmesan” kelimesi  “Parmigiano Reggiano”nun tercümesi/muadili midir? Mart 2023’de Singapur Yüksek Mahkemesi bu soruya cevap aradığı bir davaya baktı ve dedi ki; “evet öyledir”. Bence de kesinlikle öyledir. Aksi halde biri bana PARMESAN kelimesi nereden geliyor izah edebilir mi lütfen?

“PARMESAN”, “PARMIGIANO”, “PARMESANO” veya “PARMIGIANO REGGIANO; tüm bu terimlerin-adların temel noktası PARM ile başlamaları, ki bu da normal zira hepsi de kökünü Parma şehri ve bölgesinden alıyor.  

OLAYLAR

Consorzio del Formaggio Parmigiano Reggiano (bundan sonra Konsorsiyum olarak anacağım), Parmigiano Reggiano coğrafi işareti ve markasının korunması, bunlar altındaki ürünlerin kaltiesinin korunarak ürünlerin promosyonunun yapılması ile görevlendirilmiş ve İtalya’da kanun ile kurulmuş resmi kuruluş.

23/04/2019 tarihinde Konsorsiyum “Parmigiano Reggiano” coğrafi işaretinin tescili için Singapur Marka ve Patent Ofisi’ne (IPOS) başvuruda bulunur, başvuru tescil aşamalarını sorunsuz biçimde tamamlar.

16/09/2019’da Fonterra Brands (Singapore) Pte Ltd  adlı şirket IPOS’a başvurarak “Parmigiano Reggiano”  için verilen korumanın Parmesan’ı kapsamaması gerektiğini çünkü Parmesan’ın Parmigiano Reggiano’nun tercümesi olmadığını iddia eder. Diğer bir anlatımla Fonterra der ki; tamam  Parmigiano Reggiano coğrafi işaret olarak tescil edilsin buna bir şey demiyoruz, ama bu tescilin koruma kapsamı Parmesan kelimesine/terimine uzamasın yani Konsorsiyum’a Parmesan için de bir koruma vermeyin. En basit anlatımla Fonterra “bırakın peynir için parmesan’ı istediğimiz gibi kullanalım, parmesan diye kullanınca Parmigiano Reggiano coğrafi işaretini ihlal etmiş sayılmayalım ” diyor.

Fonterra neden bunu mesele ediyor sorusunun cevabı şirketin faaliyet alanında gizli.Fonterra, Fonterra Co-operative Group Limited isimli 10.000 süt ürünleri üreticisinin sahibi olduğu Yeni Zelanda menşeili ulusal kooperatif şirketinin bir parçası. Şirket, süt ve süt ürünlerinin üretim ve satışı ile bunların 140 ülkeye ihracından sorumlu. Üretilip satılan ürünler arasında “Perfect Italiano” markalı peynirler de var, bu peynirler Avustralya’da üretiliyor, “geleneksel stilde parmesan” (traditional style parmesan) diye pazarlanıyor ve paketlerinde İtalyan bayrağının renkleri kullanılıyor. Şahane, işte karşınızda gerçek bir Avustralya peyniri!

Konsorsiyum, doğal olarak, bu talebe itiraz ediyor. Yaptığı inceleme sonucunda Kurum Konsorsiyum lehine karar veriyor yani Parmesan kelimesi Parmigiano Reggiano’nun tercümesi/muadilidir ve Parmesan da  coğrafi işaret korumasının kapsamı içinde diyor. Fonterra kararı Singapur Yüksek Mahkeme’sine taşıyor.

Mahkeme kararına geçmeden evvel IPOS’un yaptığı incelemeye kısaca bir bakalım

IPOS önce Coğrafi İşaret Kanunu bağlamında tercüme denince ne anlaşılması  gerektiğine odaklanıyor ve diyor ki;  “tercüme” ile kastedilen şey kelimelerin başka bir dilde aynı anlama gelip gelmediği sorusudur. Coğrafi İşaret tercümesi yapılırken kelime kelime-motamot  tercüme (literal translation) yerine  orjinaline sadık tercüme (faithful translation) yani kelimenin/kavramın/terimin  özünü yakalayan bir tercüme yapılması gerekir,  çünkü böylesi daha doğru olacaktır  + tercümenin illa ki tek bir dile ilişkin yapılması gerekmez + coğrafi işaretin tercümesinin yalnızca İngilizce tercümesi olarak anlaşılması gerekmez + tercüme yapılırken coğrafi işarete bütün olarak bakılması gerekir.   O zaman bu dosyada incelenecek şey orjini İtalyanca olan “ Parmigiano Reggiano” coğrafi işaretinin orijinal dilinden İngilizce veya başka bir dile “Parmesan” olarak çevrilip çevrilemeyeceğidir.

IPOS Konsorsiyum’un sunduğu aşağıdaki Sözlük alıntılarını inceliyor; 

(a)  Collins Sözlüğü’nde “Parmigiano Reggiano” İngilizce olarak şöyle belirtilmiş;  “Parmesan peynirinin diğer adı”

(b) Oxford Sözlüğünde “parmigiano”nun “parmesan peynirine” refere ettiği belirtilmiş

(c)  Italyanca -Fransızca Larousse Sözlüğü’nde ; “Parmigiano”,  “Parmigiano (Reggiano)” veya  “Parmesan” olarak belirtilmiş.

IPOS Fronterra’nın coğrafi işaretin piyasada nasıl kullanıldığının önemli olduğuna dair argümanını ise reddediyor ve “Parmesan” “Parmigiano Reggiano”nun tercümesidir kanaatine varıyor.  

YÜKSEK MAHKEME İNCELEMESİ VE KARAR

İhtilafın merkezi “Parmigiano Reggiano” olduğundan Mahkeme önce bu terimin/adın orjinine ve bu ad altında üretilen ürüne bakarak şu hususları tespit ediyor; “Parmigiano Reggiano” adlı peynir ilk defa 1200’lerde İtalya’da Parma ve Reggio Emilia’da bulunan manastırlarda üretilmiş ve akabinde tüm Avrupa geneline gönderilmeye başlanmıştır ki peynirin ihraç edildiği ülkeler arasında Fransa-İspanya ve Almanya da bulunmaktadır. Yüzyıllar boyunca bu peynir “Parmigiano” ve “Reggiano” kelimelerinden oluşan “Parmigiano Reggiano” terimiyle ilişkilendirilmiştir ve bu kelimeler sırasıyla “Parma’ya ait/Parma’dan” ve “Reggio Emilia’ya ait/” Reggio Emilia’dan” anlamlarına gelmektedir. Her ne kadar konu peynir belirtilen alanların çevresindeki Bologna ve Modena’da da üretilmişsede adlandırma hep yukarıda belirtildiği gibi olagelmiştir. 1900’lerde “Parmigiano Reggiano” üretimi artınca üreticiler ucuz taklitlerin yarattığı haksız rekabete karşı savaşmak için bir mekanizma olarak Konsorsiyum’u kurmuştur ve Konsorsiyum süreç içinde önemli bir rol üstlenmiştir. Mahkeme bu tespitleri Konsorsiyum’un sunduğu beyana dayandırıyor ve zaten dosyada Fonterra’nın bütün bu gerçeklere karşı herhangi bir itirazı yok.  

Burda hemen bir not düşeyim; görüldüğü üzere kendi ülkelerinde de Konsorsiyum ve üreticiler taklitlere karşı ciddi bir savaş vermiş, yani bir tescil alıyorlar sonrada yurtdışında herkese engel olmaya çalışıyorlar diye bir durum yok ortada.

“Parmigiano Reggiano” 1996 yılından beri Avrupa Birliği’nde coğrafi işaret (menşe adı) olarak tescilli. Bu tescil “Parmigiano Reggiano” adı altındaki peynirin İtalya’da belirlenmiş coğrafi alanda üretildiğini ve belirli karakteristiği ile kalitesini bu üretildiği bölgeden aldığını belirtiyor.

Fonterra’nın temyiz iddialarını üç başlık altında toplayabiliriz;

— Coğrafi İşaret Kanunu’na göre “tercüme” kavramının yorumuna dair iddialar. Genel olarak IPOS’un tercümenin ne demek olduğuna ilişkin  değerlendirmesine katılıyor ancak  kelime kelime/motamot çeviri yapılması gerektiğini söylüyor  ve ispat yükünün Konsorsiyum’da olduğunu iddia ediyor,

— Dosyada karar veren uzmanın Konsorsiyum tarafından sunulmuş Sözlük alıntılarına itibar etmesini eleştiriyor, bunlar onaylı-yeminli  tercümeler değildir diyor. Ayrıca başka ülkelerde verilmiş kararların dosyada emsal olarak değerlendirilemeyeceğini iddia ediyor.

– – İnceleme yapılırken tüketici algısının gözönüne alınması gerektiğini,  tüketicinin “Parmesan” peyniri ile “Parmigiano Reggiano” peynirini farklı ürünler olarak algıladığını söylüyor.  

Konsorsiyum’un iddiaları ise kısaca şöyle özetlenebilir;

— Dosyada ispat yükü Fonterra’da. Zaten dosyaya Konsorsiyum tarafından sunulan deliller “Parmesan”ın “Parmigiano Reggiano”nun tercümesi olduğunu ispat ediyor. “Parmesan” “Parmigiano Reggiano”nun tercümesidir ve Kurum kararı hukuka uyarlıdır.

— Tercüme kavramı konusunda uzmanın yaptığı tanımlama ve yorumlar doğrudur, tercüme yapılırken kelime kelime tercüme yerine sadık tercüme tercih edilmelidir. Dosyayı inceleyen uzmanın kelimelerin karşılığı konusunda değerlendirme yaparken Sözlükleri esas alması olaya ışık tutucu niteliktedir, yoksa bu tercümelerin illa ki resmi-yeminli tercüme olması gerekmez.Kaldı ki zaten tercümanlar da tercüme yaparken sözlükleri esas alır.

— IPOS’un da kararında belirttiği üzere, tüketici algısının çeviri araştırmasında genelde bir  önemi yoktur; bunun tek istisnası böyle bir algının terimin tarih ve kökeninin bir parçası olarak kaydedildiği durumdur. Bu nedenle, çeviri araştırmasında pazara ilişkin kanıtlar hariç tutulmalıdır. Zaten her durumda davacı iddiasını ispat edememiştir.  

Dosyada İspat Yükü Kimde? Mahkeme ispat yükünün Konsorsiyum’da olduğuna hükmediyor.

“Parmesan”, “Parmigiano Reggiano”nun Tercümesi midir?

Mahkeme ihtilafın esasına dair incelemeye geçmeden evvel birkaç hususa değiniyor, şöyleki;

— Singapur Coğrafi İşaretler Kanunu 1998 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun bir yandan coğrafi işaretlere getirilen korumanın güçlendirilmesini hedeflerken diğer yandan TRIPS Anlaşması çerçevesinde üstlenilen sorumlulukların yerine getirilmesinin de neticesidir.

— 2014 yılında Kanun’da değişiklik yapılması gündeme gelmiştir. Bu  değişiklik ihtiyacı Avrupa Birliği-Singapur Serbest Ticaret Anlaşması’ndan doğmuştur.Anlaşma uyarınca Singapur coğrafi işaretlerin tescili ve korunması için bir sistem kurmayı taahüt etmiştir. Sistemin bir parçası olarakda üçüncü kişilere bir terimin coğrafi işaretin tercümesi olmadığı iddiasında bulunma hakkı tanınmıştır, ki huzurdaki  ihtilafta davacının yaptığı budur. Kanun değişikliği çalışmaları 2014’de başlamakla beraber Kanun ancak 2019 yılında yürürlüğe girmiştir.

— Huzurdaki ihtilaf şu yönden de ilginçtir çünkü “Parmigiano Reggiano” şeklinde iki kelimeden oluşan bir adın tercümesinin tek kelimeden oluşan “Parmesan”ı kapsayıp kapsamadığı tartışılmaktadır. Oysa tek kelimenin başka bir tek kelimeyi de kapsayıp kapsamadığı tartışılsaydı mesele  daha kolay olabilirdi. Ancak yine de prensipler açısından iki kelimeye -tek kelime ile tek kelimeye -tek kelime tercüme incelemeleri arasında bir fark olduğunu düşünmüyoruz.

Coğrafi İşaretler Kanunu Bağlamında “Tercüme” Nedir?

Mahkeme “tercüme” kavramının en basit haliyle bir dilden başka bir dile çevirme veya bir dilden başka bir dile aktarma olarak tanımlanabileceğini belirtiyor; zaten  IPOS’un bu  görüşüne dosyanın tarafları da itiraz etmiyor.  

Dosyada tarafların farklı görüşte olduğu mesele şu; coğrafi işaretlerin tercümesi konusunda katı biçimde kelime kelime/motamot olarak   anlamına bakma yaklaşımı mı benimsenmelidir yoksa sadık tercüme diye adlandırabileceğimiz faithful translation mı yapılmaldır?.

Davacı Fonterra kelime kelime tercüme yapılması lazım iddiasını 2020 yılında Kanun’un yorumlanması ile ilgili Singapur Meclis’inde gerçekleşen tartışmalardan birinde eski Adalet Bakanı’nın yaptığı konuşmadaki bir bölüme dayandırıyor. Eski Bakan coğrafi işaret başvurularında adın varyasyonu meselesi konuşulurken varyasyon-tercüme-transliterasyona ilişkin farklar konusunda şöyle bir  örnek veriyor; “Pulau Ubin” adlı portakal Mandarin dilinde “乌敏橙” diye yazılır ve “Wu Min Cheng” diye okunur, Bakan’a göre bunun tercümesi  “Ubin portakalı” olmalıdır çünkü “乌敏” “in tercümesi Ubin’dir ve portakal kelimesinin tercümesi de “橙”. Yine Bakan “乌敏橙” teriminin tercümesinin “Pulau Ubin orange” (Pulau Ubin portakalı) olamayacağını söyler çünkü Pulau Mandarin dilinde “ada” demektir. Bakan’ın söyledikleri bu kadar, yani daha fazla  bir şey söylemiyor. 

IPOS eski Bakan’ın konuşmasında verdiği örneğin sadece varyasyon-tercüme-transliterayon arasındaki farklılıklara odaklandığını, yoksa coğrafi işaretin tercümesinde sadık tercümenin tercih edilmesi gerektiği konusunu değiştirmediğini söylemiş.

Biliyorsunuz IPOS ancak sadık tercüme ile kelime yada ifadenin özünün yakalanabileceğini söylüyordu. Neden böyle düşündüğüne dair uzman kararında iki ifadeyi örnek vermiş; Endonezya dilindeki “terima kasih” ve “sama sama” ifadeleri. Kelime kelime çevirilince bu ifadeler sırasıyla “al ver” ve “aynı aynı” anlamlarına geliyor. Halbu ki sadık çeviri yapıldığında bunların anlamı “teşekkür ederim” ve “rica ederim-bir şey değil” oluyor. 

Mahkeme de Uzmanın görüşüne katılıyor ve eski Bakan’ın tercümede sadık çevirinin gözönüne alınmayacağını söylemediğini veya tercümenin nasıl yapılması gerektiğine dair bir yaklaşım önermediğini söylüyor +  sadık çeviri yaklaşımının benimsenmesinin Kanun’un amaç ve ruhuna uygun olduğu kanaatine varıyor ve sadık tercüme tescilli isme ve bu tescil altındaki ürüne bağlanan tarihi-kültürel-hukuki ve ekonomik realiteleri açıklar/ifade eder/kapsar diyor. 

Mahkeme bu noktada  ABAD Hukuk Sözcüsü  Philippe Léger’in Criminal Proceedings against Bigi (Consorzio del Formaggio Parmigiano Reggiano, intervening) [2002] 3 CMLR 3 [A50] dosyasındaki görüşüne atıf yaparak bu görüşün oldukça ikna edici olduğunun altını çiziyor.Bahsedilen görüşe konu olan ihtilafta her ne kadar tartışılan şey tercüme değilse de  Hukuk Sözcüsü coğrafi işaretlerin ürünlerin kalitesiyle coğrafi kaynağı arasında bir bağ vazifesi gördüğünü söylüyor. Öyleyse ,diyor Singapur Mahkemesi, bir coğrafi işaretin asıl  fonksiyonunu yerine getirebilmesi için ancak sadık tercüme gerçek anlamı verebilir, buna karşın kelime kelime tercüme yapıldığında ise anlamda yanlışlıklara sebep olunabileceği gibi işaretin koruması haksız biçimde genişletilebilir veya daraltılabilir.

Tercüme İle İlgili Hangi Deliller Alakalı Kabul Edilmelidir?

Fonterra tercüme konusunda ancak iki tip delilin kabul edilebilir olduğunu  iddia ediyor; (a) uzman görüşü/uzman delili (b) tüketici algısı ile ilgili deliller.

Fonterra hem IPOS hem de Mahkeme nezdinde “Parmigiano Reggiano”nun tercümesinin bir yetkin/yeminli tercüman tarafından yapılması gerektiğini ve ancak böyle bir çevirinin kabul edilebilirliği olduğunu iddia ediyor, yani kendisinin uzman delilinden kastettiği şey yeminli  tercüman çevirisi. Çünkü Fonterra’ya göre Mahkemeler tercüme konusunda yeterli bilgiye sahip olamaz.  Buna karşı Konsorsiyum ise yeminli tercüman çevirisine ihtiyaç olmadığını, zaten o tercümanlarında sözlükleri referans alarak tercüme yaptığını söylüyor.

Hakim diyorki; bence Mahkemenin “Parmesan” “Parmigiano Reggiano”nun tercümesi midir diye karar vermek için yeminli tercümeye ihtiyacı yok + Fonterra’nın emsal gösterdiği kararlarla huzurdaki ihtilafta yapılacak inceleme aynı değil, işin içine tercümenin  girdiği her ihtilafta illa da yeminli tercüme yaptırılacak diye bir kural yok+ tek kelime yada ifadeden oluşan olaydaki gibi durumlarda uzman deliline/yeminli tercümeye gerek yok, sözlüklere bakılabilir, bu davadaki  yegane tartışma İtalyanca olan “Parmigiano Reggiano” teriminin İngilizce veya başka bir dilde Parmesan olarak tercüme edilip edilemeyeceği  + Mahkeme, sadece Sözlüklere bakarak karar veren IPOS ile aynı görüşte ve ihtilafların çözümünde Mahkemelerin sözlüklere başvurduğu emsal bir çok karar var.

Mahkeme devamla ihtilafın kalbini sadık tercüme çerçevesinde bir terimin/adın anlamının araştırılmasının oluşturduğunu, yani özü korunarak kelimelerin bir dilden başka bir dile dönüşüp dönüşmediğine bakılacağını ifade ediyor. Böyle bir inceleme yapılırken de kelimelerin spesifik bir   bağlam içinde ele alınması gerektiğini, bu bağlamın kelimelerin geçmişi-nüansları ve etkilerini de kapsar olduğunu, ve kelimelerin izole edilerek tek başlarına motamot tercüme edilmesi halinde anlamın kaybolacağını belirtiyor. 

Mahkemeye göre ihtilafta niçin saygın sözlüklere güvenilemeyeceğini anlamak mümkün değil+ başka dosyalarda, ihtilafın özelliğine göre, tabii ki taraflar yeminli tercüme yaptırabilir veya analiz yapılabilmesi için bu gerekli olabilir, ama huzurdaki olayda buna gerek yok.

Fonterra bir yandan da tercüme konusunun tüketici algısı gözönüne alınmadan yapılamayacağını iddia ediyordu hatırlarsanız ve diyordu ki tüketici Parmesan peyniri ile Parmigiano Reggiano peynirini farklı algılıyor. Mahkeme burada da IPOS ile aynı görüşü paylaşıyor ve tercüme konusunda aslolan saygın -güvenilir sözlüklerdir diyor. Kelimeler anlamlarını insanların etkileşim ve tecrübesine bağlı olarak dillerin uzun zaman dilimlerindeki gelişimine borçludur, o sebeple kelimelerin içerdikleri anlam, geçici iş, sosyal veya ekonomik trendlerin heveslerine kolayca feda edilmemelidir. Eğer tercümede tüketici algısı geniş bir rol oynarsa o zaman coğrafi işarete sağlanan koruma ile ilgili hem işaretin sahibi hem de üçüncü kişiler açısından bir çok tereddüt ortaya çıkar ki bu kaçınılması gereken bir durumdur. 

Dolayısıyla,diyor Mahkeme, ben de IPOS gibi düşünüyorum ve konu terim/ifade coğrafi işaretin sadık bir çevirisi olarak kabul edildiği sürece bu da korumanın kapsamı içine girer, bu noktada kelime konu ürünler/hizmetler için piyasada jenerik veya yaygın isme dönüşmemişse  piyasadaki tüketici algısının nasıl olduğunun konu ile bir rabıtası yoktur. Mahkeme bunu söylüyor ama bir yandan da adeta konunun grift ve çok su kaldırır olduğunun altını da çiziyor, mesela; bir terimin/adın anlamının piyasada değiştiğini kabul etmek için ne kadar delil gerekir, bu deliler hangi sayıda ve ağırlıklı olmalıdır?

Konsorsiyum Savını İspat İçin Yeterince Delil Sunmuş mudur? 

Dosyada, Konsorsiyum ve IPOS Collins Sözlüğündeki Parmigiano Reggiano” tercümesine özellikle vurgu yapmış, Collins “Parmigiano Reggiano”yu İngiliz İngilizcesinde “Parmesan peynirinin diğer adı” olarak belirtiyor.

Yani İtalyanca olan “Parmigiano Reggiano” İngilizceye “Parmesan” olarak çevrilmiş. Fonterra, Collins’in bir İngilizce sözlük olduğunu, o yüzden de İtalyanca olan “Parmigiano Reggiano” terimini İngilizceye çevirme kapasitesi olmadığını, doğru tercümenin bulunabilmesi için İtalyanca-İngilizce Sözlüklerin dikkate alınması gerektiğini iddia ediyor.

Mahkeme, bu argümanı ikna edici bulmuyor. Collins Sözlüğü’nde yazanlar tam olarak şu şekilde;

Parmigiano (in British English) noun

Another name for Parmigiano Reggiano

Parmigiano Reggiano (in British English) noun

Another name for Parmesan cheese

Parmesan cheese (in British English) noun

A hard dry cheese made from skimmed milk, used grated, esp on pasta dishes and soups

Her ne kadar “Parmigiano Reggiano” bir İtalyanca terim/ad ise de bunun İngilizce tercümesi-anlamı için yine de İngiliz Sözlüklerine güvenilebileceği kanaatinde  Mahkeme ve bu fikrini de şunlara dayandırıyor; “Parmigiano Reggiano” on yıllarca devam eden kullanımla İngiliz dilinin içinde kendine yer bulmuş bir kelime + o yüzden terim sözlü ve yazılı İngilizcede insanlar tarafından anlaşılıyor + terimin İngilizcedeki çevirisine-anlamına dair Sözlük kullanımına ilişkin durumun mesela Latince terimlerin İngilizcesine bakmaktan farkı yok + “Parmigiano Reggiano”nun Collins Sözlüğünde İngiliz İngilizcesi (British English) için belirtilmiş olması bunun delil  olamayacağı anlamına gelmez, aksine bu Sözlük alıntısı açık biçimde “Parmigiano Reggiano” ve “Parmesan”ın aynı peynire refere ettiğini ve bu terimlerin birbiri yerine kullanılabildiklerini gösteriyor. Neticeten Mahkeme Collins Sözlüğünün İngilizcede “Parmesan” kelimesiyle İtalyanca’daki “Parmigiano Reggiano”nun aynı anlama geldiğini ispat eden bir delil olduğunu kabul ediyor.    

Konsorsiyum iddialarında “Parmigiano”yu “Parmesan cheese” olarak belirten Oxford Sözlüğüne de dayanmıştı.  Sözlük bu madde altında aynı zamanda “Parmigiano”kelimesinin etimolojisi ve tarihçesi hakkında da bilgi vermiş. Mahkeme bu Sözlük alıntısına Collins kadar ağırlık vermiyor, çünkü aldığı kelime bütün olarak “Parmigiano Reggiano” değil. 

Larousse İtalyanca -Fransızca Sözlüğüne gelince; burada Italyanca olan  “Parmigiano” terimi Fransızca’da “Parmigiano (Reggiano)” veya “Parmesan m” olarak yazılmış.  Her ne kadar sözlük tercümeyi bütünüyle “Parmigiano Reggiano” olarak belirtmemişse de “Parmigiano (Reggiano)” nun eşitinin “Parmesan m” olduğunu söylüyor. (Buradaki “m” harfi parmesan kelimesinin Fransızca’da maskülen olduğunu belirtiyor). Aynı yönde bir sonuç Cambridge Italyanca -İngilizce Sözlüğü’nde de var; bu Sözlük alıntısında da “parmigiano” terimi “parmigiano (reggiano)” ve  “parmesan cheese” olarak belirtilmiş.

Mahkeme Larousse ve Cambridge sözlüklerinin de “Parmigiano Reggiano” ve “Parmesan” terimlerinin aynı anlama geldiği konusundaki Konsorsiyum iddialarını desteklediğini kabul ediyor.

Konsorsiyum aynı zamanda “French Dictionary Antoine Furetiére” ve  “the Dictionnaire de l’Academie francaise” adlı iki Fransız sözlüğüne daha dayanmış. Bu Sözlükler Parmesan kelimesini “Parma’dan gelen mükemmel peynir” ([e]xcellent cheese that comes from Parma) ve “adını Parma Dükalığından alan ve (Parma’dan) gelen peynir” ([n]ame of a cheese which comes & that derives its name from the Duchy of Parma) diye belirtiyor.  Davacıya göre bu alıntılara çokda bir değer verilmemeli çünkü bunlar eski döneme ait ve “Parmigiano Reggiano” adlı peynirler artık sadece Parma’da üretilmiyor. Mahkeme diyorki tamam bu sözlük alıntıları “Parmesan” kelimesinin Parma ile ilişkilendirildiğini belirtiyor ama haklısın bunlar tam olarak “Parmesan” “Parmigiano Reggiano”nun tercümesidir demiyor.

Neticede Mahkeme Konsorsiyum’un ispat yükünü yerine getirerek şu hususları ispatladığı kanaatine varıyor;

1-“Parmesan”, “Parmigiano Reggiano” coğrafi işaretinin  tercümesidir,

2- Bir çok saygın sözlük göstermektedir ki “Parmesan” İngilizce ve Fransızca’da  İtalyanca olan “Parmigiano Reggiano” ile aynı anlama gelir şekilde anlaşılmaktadır,

3- Ayrıca, “Parmesan”, “Parmigiano” ve “Parmigiano Reggiano” İtalya’da belli bir  bölgede üretilen bir peynire refere etmek için birbiri yerine kullanılabilen-muadil terimler/adlardır.

HAMİŞ; 1- Türkiye’de bugün 1.300’e yakın coğrafi işaret tescil edilmiş durumda ve aslına bakarsanız bu tek bir ülke için rekor bir sayı. Tüm Avrupa Birliği’nde 3.000 küsur tescil olduğu düşünülürse bizdeki sayının yüksekliği belki daha da netleşir zihinlerde. Ben demiyorum ki bizim o kadar coğrafi işaretimiz yoktur, ülkemizin gerçek anlamda coğrafi işaret korumasını hak eden sayısız ürüne sahip olduğuna yürekten inanıyorum ve bu konuda hak ettiğimiz noktada  olmadığımızı düşünüyorum. Bu kadar değerimiz varken bizim neden bir Fransa veya İtalya ol(a)madığımız, üzerine kafa yormamız lazım bence. Bütün bu tescilleri yaptırarak demek ki biz yerel ürünlerimizin korunmaya değer olduğunu düşünüyor, bunların korunmasını ve bunlara saygı gösterilmesini istiyoruz, öyle değil mi?. O zaman biz de başka ülkelerin coğrafi işaretlerine saygı duymalı ve bunların ihlaline neden olacak eylemlere izin vermemeliyiz.

2-Karardaki, tercüme yapılırken genel olarak piyasa algısının inceleme dışı bırakılması fikrine  itiraz edenler olabilir. Onları, nacizane, birde şu konuda  düşünmeye davet etmek isterim; burada taklitçilerin manipülasyonunun rolü ne olacak?. Mesela diyelim ki birisi ürettiği ürünü coğrafi işaretin tercümesi altında piyasaya sunuyor, sorulduğunda veya malının promosyonunu yaparken  diyor ki “Bu peynirler aynı, sadece  orjin ülkesi X’de üretildiğinde A diye anılıyor ve A ismi koruma altında, ama aynı peynir bizde üretildiğinde B diye anılıyor ve B kelimesi koruma altında değil. Alın siz bu peynirleri, sorun yok”. Tüketici üzerinde böyle algı yönetimi yapan ve halkı yanıltan taklitçilerin payı ne kadar/nasıl ölçülebilecek?. Taklitleri yapanlar halkın algısını yanlış yönlendirdikten sonra kalkıp “efendim zaten halk bunları farklı mallar olarak algılıyor, benim yaptığım taklit değil başka bir ürün” derse halk gerçekten öyle mi algılıyor yoksa taklitçilerin yanlış yönlendirilmesiyle yanıltılıyor mu? Halbuki coğrafi işaret koruması kavramının ortaya çıkmasının ve böyle bir koruma verilmesinin ana sebeplerinden biri tüketici menfaatinin korunması ve tüketicinin aldığı ürünün özelliklerinden emin olmasını sağlamak değil mi?. Üstelik bizim SMK’mız gibi birçok hukuk sistemi der ki; tescilli coğrafi işaretlerin ürünün öz adına dönüştüğü kabul edilmez.       

Özlem FÜTMAN

Şubat 2024

ofutman@gmail.com

ESTRELLA GALICIA v. ESTRELLA CASTILLA KARARI: BİRALAR İÇİN TANINMIŞLIK, SONRAKİ MARKANIN ŞARKÜTERİ ÜRÜNLERİNDE TESCİLİNE ENGEL SAYILABİLİR!


Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”), 25 Ekim 2023 tarihli T-384/22 sayılı kararında, 32. sınıfta yer alan “biralar” için belirli bir tanınmış seviyesine ulaşmış “Estrella Galicia” markası ile 29 ve 35. sınıflarda “jambon, et, şarküteri ürünleri ve bunların satışa sunumuna ilişkin hizmetleri” kapsayan “Estrella de Castilla” markası arasında ortalama tüketici nezdinde bağlantı kurulabileceğine hükmetmiş ve temyiz taleplerini reddetmiştir.

TARAFLAR:

Productos Ibéricos Calderon y Ramos, S.L. (“Başvuru Sahibi”)

Hijos de Rivera, S.A. (“İtiraz Eden”)

GENEL MAHKEME KARARINA KONU OLAN İTİRAZ SÜRECİ:

28 Kasım 2018 tarihinde İspanya’da Productos Ibéricos Calderon y Ramos, S.L. tarafından 29 ve 35. sınıflarda yer alan mallar ve hizmetler için tescil edilmek üzere, aşağıda marka başvurusunda bulunulmuştur (“Marka Başvurusu”):

Bahsi geçen sınıflar kapsamındaki mallar ve hizmetler aşağıda yer almaktadır:

29.  sınıf: “Jambon, et ve şarküteri ürünleri”

35. sınıf: “Jambon, et ve  ve şarküteri ürünlerinin toptan ve perakende satışa sunumu hizmetleri”


Hijos de Rivera, S.A. şirketi, 3 Aralık 2013 tescil tarihli 11 852 449 sayılı   32. ve 43. sınıflarda tescilli aşağıdaki markaya dayanarak (“Önceki Marka”), Marka Başvurusu’na itiraz etmiştir:

Önceki marka kapsamındaki ürün ve hizmetler aşağıda yer almaktadır:

32. sınıf: Biralar; mineral ve gazlı sular ve diğer alkolsüz içecekler; meyveli içecekler ve meyve suları, meşrubatlar; meşrubat üretimi için kullanılan şuruplar ve konsantreler.

43. sınıf: Restoran hizmetleri.


EUIPO İtiraz Biriminin, itirazı haklı bulunması üzerine, Başvuru Sahibi 14 Eylül 2021 tarihinde EUIPO Temyiz Kurulu nezdinde karara karşı itiraz etmiştir.

Yapılan incelemede ilk olarak, Önceki Marka’nın İspanya’da ‘bira’ markaları arasında yüksek seviyede tanınmışlığa sahip olduğu ve biraların 32. sınıf kapsamında ürünler olduğu göz önünde bulundurulmuştur. Ayrıca markaların şekil unsurları arasında göz ardı edilemeyecek seviyede bir benzerlik görülmüş, bu benzerliğe ek olarak “ESTRELLA GALICIA” markasının ayırt ediciliğinin yüksek olması ve faaliyet gösterdiği sektörde sahip olduğu tanınmışlık derecesi düşünüldüğünde Marka Başvurusu’nun kullanımının Önceki Marka’nın itibarına zarar verme riski bulunduğu ve Önceki Marka’dan haksız yararlanmanın oluşacağı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, Temyiz Kurulu’nun da ret kararını yerinde bulması üzerine Başvuru Sahibi tarafından Genel Mahkeme’ye başvurulmuştur.

GENEL MAHKEME KARARI:

Genel Mahkeme, aşağıda yer alan değerlendirmelerde bulunmuştur:

2017/1001 sayılı Tüzük m.8(5) kapsamında önceki tarihli markaya sağlanan korumanın şartları;

1) Markanın tescil edilmiş olması,

2) İtiraza konu başvuru ile benzer ya da aynı olmaları,

3) İtiraza konu markanın kullanımının önceki tarihli markadan haksız yararlanmaya yol açacak olmasıdır.

Genel Mahkeme bu noktada ayrıca Marka Başvurusu’nun, Önceki Marka’yla aynı ya da benzer olması ve daha önceki markayı çağrıştırması gerektiğini ve de markanın tanınmışlık şartının yerine getirilebilmesi için kapsadığı mal veya hizmetlerle ilgili kamuoyunun önemli bir kısmı tarafından tanınıyor olması gerektiğini (ilgili içtihatlara değinmek suretiyle) vurgulamıştır. Buna göre özellikle tanınmışlık değerlendirmesinde önceki tarihli markanın sahip olduğu pazar payı, kullanımının yoğunluğu, coğrafi kapsamı, süresi ve teşebbüs tarafından bu markayı tanıtmak için yapılan yatırımın ölçeği dikkate alınmalıdır. Markanın bu şekilde halkın belirli bir yüzdesi tarafından bilinmesine veya tanınmışlığının ilgili bölgenin tamamına yayılmasına gerek olmaksızın, söz konusu bölgenin önemli bir kısmında mevcut olması yeterlidir.

Başvuru Sahibi tarafından “ESTRELLA” kelimesinin köken itibariyle Orta Çağ’a kadar uzanmakta olduğu ve ”ESTRELLA” ibaresinin markalardaki ayırt edici unsur olamayacağı iddia edilmiştir. Yine, Başvuru Sahibi’ne göre, Marka Başvurusu’nun ortasında bulunan ‘de’ ibaresi de yalnızca sahiplik ya da köken belirtmede kullanılan bir edat olmakla kalmayıp farklı anlamlara sahiptir.

Genel Mahkeme, görsel, işitsel ve kavramsal benzerliğin belirlenmesinde, markaların ayırt edici ve baskın özelliklerinin ve bu özelliklerin yarattığı genel izlenimin asli olarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.  Mahkeme, Önceki Marka’da yer alan “ESTRELLA” ve “GALICIA” kelime unsurlarının markanın yarattığı genel izlenime hâkim olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Önceki Marka’da yer alan  “GALICIA” ve Marka Başvurusu’ndaki “CASTILLA” kelimelerinin coğrafi atıflar oldukları, halk arasında yaratılan izlenimde ürünlerin menşeine yönelik nitelikler taşıdıklarına dair izlenimler yarattıkları dolayısıyla zayıf ayırt ediciliğe sahip oldukları ayrıca belirtilmiştir. Marka Başvurusu’nda yer alan “de” kelime unsurunun sahiplik belirttiği ve herhangi bir ayırt edici niteliğinin olmadığı mahkeme tarafından kabul edilmiştir.

Başvuru Sahibi “ESTRELLA” ibaresi açısından, Orta Çağ’da “yıldızın usta biracıların tanımlayıcı işareti” olduğunu ve bu nedenle gıda sektöründe, özellikle bira için “ESTRELLA” ibaresinin yaygın olarak kullanılan bir isim olduğunu iddia etse de, Genel Mahkeme bu iddiaların yeterli derecede kanıtlanmadığına hükmetmiştir. Dosyada ”ESTRELLA” kelimesi gören tüketici, bunun bira sektörüne ilişkin bir atıf olarak anlamayacak, marka olarak algılayacaktır.  Sonuç olarak, Başvuru Sahibi’nin, “ESTRELLA” kelimesinin kökeni ve Orta Çağ’dan bu yana bira sektöründe kullanılması nedeniyle ayırt edici niteliğinin az olduğu yönündeki iddiası da reddedilmiştir.

Başvuru Sahibi, “ESTRELLA” kelimesinin ayırt edici karakterinin halihazırda sulandırıldığını belirtmiştir ve bu iddiaya gerekçe olarak, “ESTRELLA” ibaresini içeren ve 32. sınıfta tescilli birçok markanın piyasada bir arada bulunduğunu belirtmiştir. Ancak Genel Mahkeme, Başvuru Sahibi’nin bu yöndeki iddiasını yerinde bulmamıştır. Bu iddianın desteklenmesi yönünde  sunulan tek kanıtın,  “ESTRELLA” kelimesini içeren markaların listesi olduğu ve listenin logoların resimlerinden oluştuğu, ancak kamuoyu açısından markaların ne kadar bilindiklerine dair herhangi bir gösterge olmaksızın, sadece markaların listelenmesinin kamuoyunun zihninde “ESTRELLA” kelimesi ile biralar arasında bir ilişki olduğu sonucuna varılmasını mümkün kılmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca “biraları” kapsayan 32. sınıfta tescilli “ESTRELLA” unsurundan oluşan birkaç markanın piyasada bir arada bulunduğu iddiasının, ortalama tüketici tarafından bilinebilecek veya genel olarak erişilebilir kaynaklardan öğrenilebilecek bir bilgi olmadığı da eklenmiştir.

Önceki Marka’nın kompozisyonunda, “ESTRELLA” kelimesi en üstte yer almakla birlikte aynı zamanda, devamında gelen “GALICIA” ibaresinden de daha uzundur. Bu itibarla, Genel Mahkeme “ESTRELLA” ibaresinin, özellikle işaretteki konumu veya büyüklüğü nedeniyle kamuoyunun algısında baskın unsur teşkil edeceğini belirtmiştir.  Bu markanın ikinci kelime unsuru olan “GALICIA”nın ise, bir yer adı olduğu ve markanın faaliyet konusu biraların menşeine işaret ettiği şeklinde algılanması mümkündür. Dolayısıyla Genel Mahkeme, “GALICIA” kelime unsurunu, bahsi geçen ürünler açısından tanımlayıcı nitelikte bulmuş ve çok düşük seviyede bir ayırt ediciliğe haiz olduğuna hükmetmiştir.

Temyiz Kurulu’nun kararında yıldız şekil unsurunun halk tarafından bir kalite işareti olarak algılanabileceğine dair tespit, Genel Mahkemece de haklı bulmuştur. Marka Başvurusu’nun logosu, büyük harflerle temsil edilen ve yarım daire şeklinde düzenlenmiş “ESTRELLA”, “DE” ve “CASTILLA” kelime unsurları ve merkezde yer alan beş köşeli bir yıldızı temsil eden şekil unsurundan oluşmaktadır. Logodaki konumları ve büyüklükleri göz önünde bulundurulduğunda, tüm bu unsurların birlikte baskın olduklarının düşünülmesi de Mahkeme tarafından yerinde bulunmuştur.

İki markada da yer alan ayırt edici unsur ve ilk kelime olan “ESTRELLA”nın telaffuzunun aynı olduğu, sonra gelen kelimelerdeki farklılaşmanın markaların taşıdığı yüksek derecede işitsel benzerliği azaltmaya önemli bir etkisi olmadığı belirtilmiştir. Temyiz Kurulu’nun bu yöndeki tespiti de yapılan incelemede haklı bulunmuştur.

İki markada da aynı olan unsur “ESTRELLA” kelimesi İspanyolca’da “yıldız” anlamına gelmektedir. Mahkemenin değerlendirmesi, kelimenin markaların logolarında ve isimlerinde görüldüğünde de halk arasında yıldız anlamına atıf yapılmış olarak anlaşılacağı yönündedir. Bu iki markanın yıldız kelimesi ile birlikte yer adlarına atıf yapan ibarelerle oluşturulmalarının kamuoyu nezdinde markalar arasında bir ilişki ve yakınlık bulunduğu düşünülmesine sebep olacağı vurgulanmıştır.

Mahkeme, Önceki Marka’nın, İspanya’da 32. sınıf ta bulunan “biralar” açısından uzun süreli ve yoğun kullanıma ve yüksek seviyede tanınmışlığa sahip olduğunu onaylamıştır. Ayrıca ,“biralar” ile  Marka Başvurusu’nun tescil edilmek istendiği 29. ve 35. sınıf gıda sektörüne ait/bağlantılı mal/hizmetlerinin  kişisel tüketimine yönelik ürünler/hizmetler olmaları ve gıda sektörüyle ilgili olmalarından dolayı, aralarında ticari yakınlık olduğunu belirtmekle birlikte, Önceki Marka’nın tanınmışlığını tüm gıda sektörüne yönelik değerlendirmemiştir. 29. sınıf ile 32. sınıfın içeriği benzer olarak görülüp bu ürünlerin aynı restoranlarda tüketilip aynı raflarda ve marketlerde satışa sunulabileceğini, iki markanın da aynı ticari sektörü ve aynı kitleyi hedeflediği dolayısıyla markaların mal ve hizmetleri arasında benzerlik olduğu ve aralarında bağlantı kurulabileceğini belirtmiştir. Ortalama dikkat düzeyine sahip tüketici nezdinde bu iki markanın ürünlerinin karıştırılma ihtimali yüksek bulunmuştur.

SONUÇ:

Genel Mahkeme’nin Önceki Marka’nın tanınmışlığını ve markalar arasındaki benzerliği titizlikle değerlendirerek, farklı sınıflarda yer alan mal ve hizmetler açısından bağlantı kurulması ihtimaline ilişkin güçlü tespitler içeren kararı kanaatimizce de son derece isabetlidir.

Genel Mahkeme, Önceki Marka ve Marka Başvurusu arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik değerlendirmesinde markaların ayırt edici ve baskın özelliklerinin incelenmesi gerektiğini belirtmiş ve Önceki Marka’daki “ESTRELLA” ve “GALICIA” kelime unsurlarının genel izlenimde hakim olduğunu belirtmiştir. Söz konusu markaların mal ve hizmetlerinin yakın olması, Önceki Marka’nın yüksek tanınmışlığı ve bunun markaya getirdiği yüksek ayırt ediciliği nedeniyle tüketici tarafından ihtilaflı markalar arasında bir bağlantı kurulabileceği iddiasının haklı olduğu sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Marka Başvurusu’nun, Önceki Marka’nın  ayırt edici karakterine ve marka itibarına zarar verip, markanın ayırt edici karakterinden veya itibarından haksız yararlanma sağlayacağı ve Marka Başvurusu’nun kullanımı için haklı bir neden gösterilmediği kararına varılmıştır.

Mine GÜNER

Ocak 2024

mine.guner@gmail.com