Kategori: Coğrafi İşaret Koruması

JAPON EKOSESİ; SİNGAPUR’DAN BİR YÜKSEK MAHKEME KARARI

İskoçlar köken meselesi konusunda çok hassaslar. Edinburg’da Princess Caddesinin sonunda bir bina var, orada klanların soy ağacı kayıtlarını saklıyorlar. Bizdeki nüfus kütüğü gibi bir sistem düşünün, fakat kayıtlar soy/klan kriteri üzerinden tutuluyor. Eskiden bu kayıtları büyük defterlerde tutarlarmış, artık bilgisayar kullanıyorlar  elbette. Klanların oluşmasının kökeninin 6. yüzyıla kadar gittiği ama işin sistemsel hale gelmesinin 12. yüzyıla tarihlendiği biliniyor.

Tartanın İskoçlar için ne anlama geldiğini layıkıyla kavrayabilmek için salt tarihsel  bilgi sahibi olmak, nasıl diyeyim, biraz kağıt üstünde kalabilir. İskoçya’yı görüp meseleyi yerinde müşahede etmek lazım, yoksa çoğu insan gibi “bu İskoçlar tartana amma da düşkün” noktasında kalınabilir. Nedir tartan? Tartan kısaca ekose deseni olarak tanımlanabilir.

Bizim için konu çoğunlukla sadece  “değişik renk kombinasyonlarında  ekose desenli kumaş” olarak algılansa da  aslında mevzunun  sağlam bir tarihi,sosyolojik, kültürel, siyasi ve  ekonomik boyutu var. Çünkü İskoçya’da hemen her bir tartan renk ve desen kombinasyonu bir klana ait, yani öyle X renkleri hoşlarına  gittiği için yapmıyorlar seçimlerini. Ayrıca her klanın kendi sembolü var ve bu sembolleri tartan kumaştan giysilerin/giysilerin üzerine sardıkları  kumaşların üzerine taktıkları iğneler ile somutlaştırıp köken belirtiyorlar. Benim bildiğim kadarıyla irili ufaklı 300’den fazla klan var İskoçya’da. Turistik olanlar dışındaki yerli köklü tartan kumaş üreten/tartandan ürün satan  mağazalara gittiğinizde zaten onlar klanların büyük çoğunluğunun renklerini ezbere biliyorlar  veya mesela siz klanınızın rengini hatırlamıyorsanız (diyelim ki Amerika’da doğmuş büyümüş ve atalarınızın renklerinden emin olmayan biriyseniz) önünüze kocaman kataloglar açıyorlar; bu kataloglardan soyadını takip ederek ailenizin tartanı ile sembolünü  bulup ona göre alışveriş yapabiliyorsunuz. Tabii İskoç değilseniz de böyle mağazalara gidip istediğiniz renk tartan almanıza engel bir durum yok; mesela ben son Edinburg seyahatimde böyle yerleşik  bir mağazaya girdim ve satıcıyı  yormamak için daha en baştan “İskoç değilim, sizce mahsuru yoksa,sadece hoşuma giden renge göre seçim yapacağım. Ayrıca bir aile sembolü yerine İskoçya’nın ulusal sembolü olan devedikeni çiçeği formunda bir iğne almak istiyorum” dedim. Bu arada,  klanları ve tartanlarını gösteren haritalar/posterler de var. Hatta aslına bakarsanız bir de tartan kayıtlarının tutulması  için Kanun ile kurulmuş bir devlet kurumu var İskoçya’da https://www.tartanregister.gov.uk/aboutUs oraya da göz atılabilir.

İskoçlar tartan kumaştan türlü çeşit ürün yapıyorlar ya da ürünleri bu kumaşlarla kaplıyorlar, yani olay sadece giysi değil; restoran ve kahvelerdeki sandalyeler, duvarlar, koltuklar, trenlerde vagonların içi , yastıklar, battaniyeler, cüzdanlar hatta kedi-köpek yatakları vs derken yer gök tartan! Giysiler konusunda ise çok kendilerine özgü ve bence çok şık tasarımları var; bunların güzel örneklerini seyretmek ve meselenin yalnızca ekose pileli etekten ibaret olmadığını  görmek  isterseniz Outlander dizisini tavsiye edebilirim. Outlander İngilizce’de, biraz sokak diliyle söylersek, chick movie (kız filmi) tadında bir yapım; fantastik , zamanlar arasında gidilip gelinen bir aşk hikayesini anlatıyor filan ama aslında arka fonunda İskoç tarihinin çok hüzünlü ve belki de en önemli kırılma noktası olan Jakobit isyanını temel alıyor. Dizi, Inverness’de başlayarak çoğunlukla İskoçya’nın Highland denen cennet bölgesinde çekiliyor. Ben diziyi Highland’in muhteşem doğası ile tartan kumaştan yapılmış  tasarımları ve aksesuarları görmek için seyrettim doğrusu! Jakobit isyanı ve tartan demişken; tartan deseni o kadar önemli ki İskoçya’da, bu isyanda İngilizler İskoçları kırıp geçirdikten sonra İskoçya’da klanlara göre tartan renkleri kullanılmasını yasaklıyorlar on yıllar boyunca. Bu davranışıyla  İngiltere  “otorite benim, ben ne dersem o olur, bana biat etmeyenin sonu da böyle olur” mesajı verdiği gibi,  İskoçları tartan konusundaki hassasiyetlerinden vurarak bir nevi  İskoç ulusalcılığını altta gördüğünü ifade ediyor. İsyanlar sırasında tüm isyancıların giydiği ve hiçbir klana ait olmayan  bir tartan deseni de var ve bu yukarıda linkini verdiğim devlet kurumu kayıtlarında o da geçiyor.

Evet, tartan böyle bir şey işte. Gerçi İrlandalılar ve Galler’den olanlar da tartan desenine çok düşkün, ama anlayacağınız İskoçların durumu daha bir değişik.

İskoçya nere Singapur nere diyeceksiniz değil mi? E o zaman hadi bizde Outlander’de olduğu gibi ışınlanalım ve Uzakdoğu’nun minik ama çok zengin ülkesi Singapur’da  neler olmuş bir bakalım.

ISETAN Japonya menşeili, yaklaşık yüz yıl evvel kurulmuş, orta üstü ve lüks segmentte dünyanın her yerinden çok sayıda değişik ürün satan,tanınmış bir çok katlı mağazalar zinciri.

ISETAN 18/06/2016 tarihinde Singapur Marka ve Patent Kurumu’na “ISETAN TARTAN” markasının 33. sınıfta “Biralar hariç, her türlü alkollü içecekler; sake” emtiasında tescili için  başvuruyor. Scotch Whisky Association (SWA) hemen “Ne? Tartan mı?” deyip başvuruya itiraz ediyor, ancak itirazı reddediliyor. SWA Temyiz Kurulu’na üst itiraz yapıyor, ama oradan da lehine bir netice çıkmayınca işi Mahkeme’ye taşıyor.

Aşağıda Singapur High Court yargıcı Sn. Lee Seiu Kin J’nin ihtilaf konusunda verdiği 28/08/2019 tarihli kararını inceleyeceğiz. SWA bu kararı, varsa, bir üst yargı merciine taşıyacaktır diye düşünüyorum, çünkü benim bile aklımda bazı sorular oluştu okuduğumda.

SWA, ISETAN TARTAN başvurusuna itiraz ederken iddialarını üç temele dayandırıyor:

1- Markanın, konu ürünlerin coğrafi kaynağı konusunda tüketicileri yanıltacağı,

2- Markanın Coğrafi İşaret Kanunu’na aykırı olduğu,

3- Markanın içinde coğrafi işaret barındırdığı.

BİRİNCİ İDDİA

Birinci iddianın değerlendirilmesi için yargıç önce “yanıltıcı marka” kavramına odaklanıyor ve İngiliz Marka Hukukunu rehber alarak diyor ki;  yanıltıcı marka, doğası gereği, toplumu mal ya da hizmetin doğası, kalitesi veya coğrafi kaynağı hakkında yanıltan işarettir ve burada yanıltma haline ilişkin yapılacak itirazların belirsiz ve hayali değil bilakis gerçek (temellere dayalı) olması gerekir. Huzurdaki olayda ilgili toplum kesimi viski içen/satın alanlardır.

SWA:

— Tartanın İskoçya’nın bir sembolü olduğunu, Singapurlu tüketicilerin de tartanı böyle bildiğini, tartanın doğrudan İskoçya ile bir bağlantıyı işaret ettiğini  iddia ediyor.

— Dosyaya başka ülkelerde verilmiş  Mahkeme kararları koyarak o ülkelerde tartan ibaresinin İskoçya dışında üretilen viskiler üzerinde kullanımının yasaklandığını belirtiyor.

Davalı ise ISETAN TARTAN markasının herhangi bir yanıltıcılık içermediğini, ortada tüketicilerin yanılacağına işaret eden gerçek bir emare bulunmadığını, tüketicilerin davalının mallarının İskoçya’dan geldiğini düşünmesinin mümkün olmadığını iddia ediyor. 

MAHKEME DİYOR Kİ;

Tartan örgü  ya da yünlü bir kumaşa uygulanan, değişik renklerde çapraz bant-çizgilerin  birbirini  keserek  tekrar ettiği bir desendir. Bu desen pek çok kültürde varsa dai bilhassa İskoç olarak ve İskoç hanedanlarının ve klanlarının bir amblemi olarak kabul edilmektedir. 2012 yılında YouGov adlı uluslararası pazarlama şirketinin yaptığı araştırmaya göre, tartan İskoçya’nın en tanınan 3. sembolüdür. Bunun yanında, Dr. Megan RaeBlakely yazdığı “Desen Tanıma ;Tartan ile İlgili  Hükümet Düzenlemesi ve Kültürün Metalaşması”  (Patternrecognition ; governmentregulation of tartan andcommodification of culture) isimli makalesinde “Tartan İskoç kültürüne derin bir şekilde gömülmüştür ve uluslararası çapta İskoç kültürünün bir simgesi olarak bilinir. Bu sembol kimlik ve lokal birlikteliğin sürdürülmesine hizmet ettiği gibi, İskoç mirasına ve soya dayalı turizme ve dahi özel ve kamusal  bilgiye olan ilginin  artmasına sebep olmaktadır.” demektedir.

Gerçi davalı tartan deseninin İrlanda gibi başka ülkelerde de kullanıldığını ifade etmiştir, ancak bundan başka da tartanın bir İskoç sembolü olduğuna karşı ciddi bir argüman ileri sürememiştir.

Dosyadaki delillerden İskoçya ile Singapur arasında devamlılık arz eden bir ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Mesela;

—–Singapur’a ilk yerleşen kişi ve Singapur’un ilk kumandanı olan William Farquhuar bir İskoç’dur,

—–Singapur’un Avrupa stilindeki ilk kilisesinin adı St. Andrew olup,  bu ibadet mekanı ismini İskoçya’nın ana azizinden almıştır,

—–2006 yılında Highland Barosu Singapur’da iki gün süren “Taste of Tartan” isimli bir organizasyon düzenlemiştir,

—-2016 yılında 21.000’den fazla Singapurlu İskoçya’yı ziyaret etmiş ve İskoçya’ya 29.000.000 Sterlin para bırakmıştır.

Bu durumda Mahkeme şu kanaattedir; Singapur toplumu tartanı ve İskoç kültürünü bilmektedir + Yargıç, “Tartan” kelimesinin İskoçya’yı çağrıştırdığını kabul etmektedir.

Ayrıca Mahkeme, ISETAN TARTAN markalı viskiler, eğer İskoçya üretimi olmazsa ortalama viski tüketicisinin bunların coğrafi kaynağı konusunda yanılacağı  kanaatindedir, çünkü ortalama tüketici özellikle İskoçya ve tartana aşinadır. Bir viskinin üzerinde, ISETAN yazsa dahi,  TARTAN ibaresini gören ortalama tüketicinin aklına  İskoç viski gelecektir; bu algıyı yoğunlaştıracak olan faktörse İskoç viskisinin global bazda tanınmasıdır. Ama mesela ISETAN TARTAN viski dışında başka bir alkollü içecek üzerinde kullanılsa böyle bir durum ortaya çıkmaz.

Davalı her ne kadar markadaki ilk kelimenin ISETAN olmasından dolayı bunun İskoçya yerine Japonya’yı hatırlatacağını iddia etmişse de, Mahkeme aynı görüşte değildir. ISETAN’ın dünyanın değişik memleketlerinden ürünler satan çok katlı bir mağaza olduğu göz önüne alınırsa, ortalama tüketici burada satılan bütün ürünlerin kaynağının Japonya olduğunu düşünmez; tüketici, muhtemeldir ki, ISETAN TARTAN markalı viskilerin orjininin İskoçya olduğunu düşünür. İlk kelime ISETAN ise de, ortalama viski tüketicisi aslen ikinci kelime olan TARTAN’a odaklanır ve yanılır.

Ezcümle; davacının ilk argümanı kabul edilmiştir.

İKİNCİ ve ÜÇÜNCÜ İDDİALAR

Bence mesele coğrafi işaretle ilgili bu kısımda biraz çetrefilleşiyor.

Singapur Coğrafi İşaret Kanunu’na göre;  bir coğrafi işaretin o coğrafi yerden kaynaklanmayan bir ürün üzerinde, ürünün coğrafi kaynağı konusunda tüketiciyi yanıltacak şekilde, herhangi bir biçimde kullanılması yasaktır + bir coğrafi işaretin Paris Sözleşmesi’ne aykırı biçimde haksız rekabet yaratacak şekilde kullanılması yasaktır + alkollü içeceklere ilişkin bir coğrafi işaretin, ürünün işaretin tescil kapsamındaki  bölgede üretilmemesi halinde kullanımı yasaktır. Ayrıca, bir coğrafi işaretten oluşan ya da içinde coğrafi işaret geçen bir markanın, ürünler o coğrafi yerde üretilmiyorsa,  şarap ve diğer alkollü içecekler için tescili ve kullanımı yasaktır. Hepsi güzel maddeler doğrusu!

Peki bu olayda kullanılan ne ve bu, mevzuat çerçevesinde, bir coğrafi işaret midir?

Yapılan duruşmada SWA diyor ki; burada kullanılan “Scotch Whiskey”dir. SWA bu iddiasını desteklemek için Avrupa Birliği’nde kazandığı davaların kararlarına dayanıyor ve kullanım kapsamına dolaylı kullanımın da (indirect commercial use) girdiğini iddia ediyor ve çağrıştırma konseptinden de elbette ki bahsediyor. Fakat Yargıç bu konuda ikna olmuyor, bu kararlar “kullanım” kavramı konusunda bana yol gösterici değil diyor.

Hakim ikna olmadım deyince SWA cevaben; Singapur mevzuatı da AB mevzutı da TRIPS temeline dayanıyor, o sebeple  AB’de yapılan yorumlar göz önüne alınmalı, yani kullanım kavramı geniş yorumlanmalıdır diyor. Yargıcın buna karşı cevabı şu oluyor; aynı temele dayanıyorlar diye “kullanım” her ülkede tamamen aynı anlama gelmez, ben “kullanım” kavramını basit ve sıradan manasıyla  kabul ediyorum ki bunun içinde dolaylı kullanım ya da çağrıştırma yer almıyor +  davalının kullandığı Scotch Whiskey değil ISETAN TARTAN +  buradaki konu bir marka tescili yani davalının fiili bir kullanımı gösterilmiyor ve hatta Scotch Whiskey diye bir kullanımda bulunacağına ya da başvuru yapacağına dair bir emare bile yok ortada +  açıkça ortada ki AB mevzuatı coğrafi işaretlere Singapur mevzuatından daha geniş bir koruma veriyor.

Sonra Yargıç dönüp Tartan bir coğrafi işaret midir konusunu inceliyor ki bu kısım bence ilginç. Kanun’da coğrafi işaretin ticarette kullanılan ve malların geldiği yeri belirten “herhangi bir işaret” (any indication) olabileceği belirtiliyor. Burada Yargıç bir kitaptan alıntı yapıyor ve bence  kitaptan yaptığı alıntıdaki  çok ilginç; ben alıntıyı  kısaltarak şöyle özetleyeyim; 

“Coğrafi İşaretler çoğunlukla malların orijinini gösteren bir coğrafi yerin adını içerir. Ancak,malların orijin yeri olan toprakları-bölgeyi vs  göstermek kaydıyla,  başkaca bazı kelimeler de coğrafi işaret olabilir. Mesela Eyfel Kulesi, Çin Seddi, Taç Mahal gibi yerlerin de Fransa’dan, Çin’den ve Hindistan’dan gelen mallar için coğrafi işaret olacağı düşünülebilir.

Bu noktadan sonra Hakim’in tartan da bu kapsamdadır ve coğrafi işaret olarak kabul edilebilir demesini bekliyorsunuz değil mi? Yok, hayır, öyle demiyor! Aksine diyor ki; Eyfel Kulesi, Çin Seddi, Taç Mahal , bunların hepsi—açık biçimde ülke söylenmese de — belli bir yerle bağlantılı, halbuki tartanda böyle bir durum yok. Tartan belli bir yeri işaret etmiyor, ya da mala ilişkin bir kaliteyi, ünü veya karakteristiği göstermiyor; her ne kadar İskoçya ile bağlantılansa da neticeten tartan yukarıda tarif ettiğim gibi bir desen sadece. Coğrafi işaretin bir coğrafi yere veya lokasyona referans vermesi gerek, tartanda bu özellik yok. Dolayısıyla, coğrafi işarete dayalı temyiz taleplerini reddediyorum.

SONUÇ? Sonuçta Mahkeme birinci iddia çerçevesinde SWA’nın temyizini İskoçya’da üretilmeyen viskiler için kabul ediyor. Diğer bir anlatımla “İskoç viskisi” emtiasının  başvurudan çıkarılmasını kabul ediyor.

Bu kararı okuyunca insanın aklına türlü çeşit sorular geliyor galiba. Mesela; Eyfel Kulesi, Taç Mahal, Çin Seddi filan coğrafi işaret olabilecekse tartan niye olamıyor? Coğrafi İşaret sisteminin yaratıcısı olarak Fransızlar bu Eyfel Kulesi örneği hakkında ne düşünüyor? Sonuçta Mahkeme’nin kararı tabii, ama tartan olmaz derken bunun somut gerekçesi nedir? Tartanın ne olduğunu, önemini, Singapurluların da bunu bildiğini ifade eden Yargıç birdenbire niye “ama bir Alex değil” der gibi “ama tartan bir Eyfel Kulesi değil” deyiveriyor? (Ben bu noktada sanırım en çok Amerikan kararlarını beğeniyorum. Hakimin fikrine katılırsın katılmazsın, o ayrı konu, ama en azından kararda önceki olaylarla karşılaştırma yapılır ve Hakim mantığı çerçevesinde  verdiği kararın gerekçesini bir yere oturtur.)  Tartan sadece bir desense , o zaman Eyfel kulesi de sadece  bir kule değil midir? Hani “any sign“ coğrafi işaret olabiliyordu? Avrupalılar coğrafi işaretin kullanımı kavramını biraz fazla geniş yorumluyorlar diyen Yargıç, Eyfel Kulesi-Çin Seddi-Taç Mahal  coğrafi işaret olabilir diyen görüşten bahsederken çok geniş bir  geniş bir yoruma kararında yer vermiş olmuyor mu?

İnsanın kulağına ilk anda oksimoron gibi geliyor, ama biliyorsunuz Japon viskisi diye bir trend var son zamanlarda dünyada.Peki  bu dosya  Sn. Yargıç’ın kararına uygun olarak kapanırsa Japon Tartan’ı diye yeni bir kavram da çıkar mı acaba ortaya!!

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Eylül 2019

KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARAR; “ACETO BALSAMICO DI MODENA” DAVASINDA HUKUK SÖZCÜSÜ GÖRÜŞÜ

Bugün İtalya ile ilgili bir dava hakkında yazacağımdan yazıyı okurken bir de İtalyanca şarkı dinleyelim dedim ve sizin için şarkının linkini aşağıya bıraktım. Toto Cutugno’nun söylediği 1983 tarihli ve Lasciatemi Cantare ya da L’italiano (ben bir İtalyanım) olarak bilinen bu pek meşhur şarkıyı 80’leri yaşamış olanlar çok iyi hatırlayacaktır. İyi dinlemeler!

Türkiye’de yaşayanların balzamik sirke ile tanışmasının geçmişi pek eski     sayılmaz, ancak bu sirke Avrupa gastronomi kültüründe oldukça yerleşik bir tat.

Balsam değişik bitkilerden elde edilen, aromatik ve yağlı bir öz ve çoğunlukla ilaçlarda, merhemlerde ve koku endüstrisinde kulanılıyor. Balsamın bu amaçlarla çok eskiden beri kullanımının izlerini birçok yerde sürmek mümkün; mesela balsam İncil’den Shakespeare’in oyunlarına ve oradan Wagner’in Parsifal operasına kadar sayısız dini-kültürel metin içinde geçiyor. Bugünse günlük yaşamda, farkında olmasak da, balsam kelimesini biz çoğunlukla meşhur İtalyan sirkesi “Aceto Balsamico di Modena’ ile biliyoruz aslında. Bu sirke bizim ülkemizde tükettiğimiz sirkelerden son derece farklı olarak koyu renkli, konsantre, olgunlaşmış üzümden mamül, kısmen fermente edilmiş, tatlandırılmış ve uzun yıllar ahşap fıçılarda olgunlaştırılmış bir ürün.   Hayır, sirkenin içinde balsam yok elbette ama İtalyanca “balsamico” “balsam gibi” demek;bu şekilde ürünün balsam gibi tedavi edici ve şifalı olduğu şeklindeki ilk inanışlara referans veriyor.    

Aceto kelimesi ise İtalyanca “sirke” demek.

Bugün inceleyeceğimiz Hukuk Sözcüsü görüşüne konu olayda tartışılan nokta kısaca “balsamico”, “aceto” veya “aceto balsamico” kelimelerinin  tek başına bir coğrafi işaret korumasına sahip olup olamayacağı. ABAD’dan yorum kararı vermesini talep eden Alman Yüksek Mahkemesi ve tescilli coğrafi işaretse Aceto Balsamico di Modena. Dosyaya Almanya, Fransa ve Yunan Devletleri ile AB Komisyonu görüş sunmuş.

Olaylar şöyle;

Consorzio Tutela Aceto Balsamico di Modena (Konsorsiyum), Aceto Balsamico di Modena coğrafi işaretli ürünlerin üreticilerinin Birliği.

Balema GmbH (Balema) ise Almanya’nın Baden bölgesinde sirke bazlı ürünler üretip pazarlayan bir şirket. Balema en az 25 yıldır sattığı ürünlerde “Balsamico’ ve ‘Deutscher Balsamico’ (Alman Balsamiği) ifadelerine yer veriyor ve etiketlerde ‘Theo der Essigbrauer, Holzfassreifung, Deutscher Balsamico traditionell, naturtrüb aus badischen Weinen’ (Sirke yapımcısı Theo, ahşap fıçılarda olgunlaştırılmıştır, Alman balsamik sirkesi, geleneksel, doğal tortulu, Baden üzümünden üretilmiştir) Veya ‘1. Deutsches Essig-Brauhaus, Premium, 1868, Balsamico, Rezeptur No 3’ [İlk Alman sirke yapımcısı, premium, 1868, balsamik, tarif No 3] gibi ifadelere yer veriyor.

Balemo’nun sirkeleri ‘Aceto Balsamico di Modena” coğrafi işaret tescilindeki spesifikasyonlara uyularak üretilmiyor.  

Konsorsiyum Balema’ya bir ihtarname göndererek diyor ki; bu kullanımlarla benim coğrafi işaretten doğan haklarımı ihlal ediyorsun, derhal kullanımlarına son ver. Balemo ihtarnameyi alınca soluğu Mahkemede alıyor ve kullanımlarının Konsorsiyum’un markasal haklarına tecavüz oluşturmadığının tespit edilmesini talep ediyor; Mahkeme Balemo’nun talebini reddediyor. Balemo bunun üzerine temyize başvuruyor, Temyiz Mahkemesi nezdinde Almanya’da Balsamico ibaresini sirke bazlı ürünler için kullanımının engellenmemesi yönünde karar verilmesini talep ediyor ve bu talebi kabul ediliyor. Temyiz Mahkemesi Konsorsiyum’un coğrafi işaret tescilinin “Aceto Balsamico di Modena” şeklinde olduğunu ve ancak bunun bir bütün olarak kullanımı halinde ortada bir ihlal olabileceğini, yoksa bu coğrafi işareti oluşturan kelimelerin tek tek veya farklı birlikteliklerle kullanımının bir ihlal doğurmayacağına hükmediyor. Dosya Alman Yüksek Mahkemesi önüne gidiyor ve Yüksek Mahkeme’de yargılamayı durdurup ABAD’dan bir yorum kararı talep ediyor.

Alman Yüksek Mahkemesi kısaca diyor ki; 1151/2012 sayılı Tüzüğün 13 (1)(a) veya (b) maddeleri ve buna bağlı içtihat uyarınca şu çok açık;tescilli bir coğrafi işaret eğer birden fazla terimden/kelimeden oluşuyorsa, bu coğrafi işaret başkalarınca sadece bütün olarak kullanılırsa  değil aynı zamanda içindeki kelimelerden birinin kullanımına karşı da korunur. Ancak 13(1) maddesinin ikinci alt fıkrasına göre tescilli coğrafi işaret içinde bir jenerik ibarenin geçiyor olması da verilen korumaya aykırı değildir. Bunun yanında AB Komisyonu, eğer coğrafi işaret birden fazla kelimeden oluşuyorsa, korumanın kapsamını sınırlayabilir yani işarette geçen bazı kelimelerin koruma kapsamında olmadığına karar verebilir. Ayrıca coğrafi işareti tescil ettiren kendisi de işarette geçen bütün kelimeler için koruma talep etmediğini bildirebilir. Bu durumda coğrafi işaret koruması altındaki “Aceto Balsamico di Modena”nın bütünü içinde yer alan ancak coğrafi yer adı belirtmeyen ibarelerin de korunması mümkün müdür, diğer deyişle, coğrafi işarete sağlanan koruma o noktaya kadar uzanmakta mıdır?

Öncelikle belirtelim ki 1151/2012 sayılı Tüzüğün   6(1) maddesine göre; jenerik ibareler coğrafi işaret olarak tescil edilemez (Generic terms shall not be registered as protected designations of origin or protected geographical indications.’). Peki bu anlamda jenerik ne demek? Onun cevabını da aynı Tüzüğün  3(6) maddesi şu şekilde veriyor; konu ürünün orijinal olarak üretildiği veya piyasaya sunulduğu yerle -bölgeyle veya ülkeyle bağlantılı olsa da, Birlik içinde bir ürünün ortak adı olmuş ibareler. (‘which, although relating to the place, region or country where the product was originally produced or marketed, have become the common name of a product in the Union’). Yine Tüzüğün 41. Maddesine göre bir kelimenin jenerikleşmiş olup olmadığı  konusunda özellikle ürünün tüketildiği yerlerdeki mevcut durum ile ilgili üye ülke veya Birlik hukuku yanında tüm ilgili faktörler gözönüne alınacaktır; ayrıca AB Komisyonu bu konuda ek kurallar koymaya yetkilidir.

Hukuk Sözcüsü görüşünü oluştururken davaya konu coğrafi işaretin tescil edilme sürecine bakıyor. O tarihlerde Almanya-Yunanistan ve Fransa bu tescilin yapılmasına karşı itirazlar ileri sürmüş.  Almanya demiş ki; böyle bir tescil piyasada 5 yıldan çok daha uzun süredir Balsamessig/Aceto balsamico şeklinde ürün üretip satanları zor durumda bırakır. Fransa demiş ki; zaten “Aceto balsamico tradizionale di Modena” diye tescil var daha evvelden yapılmış, “Aceto Balsamico di Modena” ‘nın bundan bağımsız tek başına bir ünü yok ki niye bir de böyle bir tescil yapıyoruz. Yunanistan demiş ki “aceto balsamico” “balsamic” gibi kelimeler jeneriktir + Yunanistan’da 5 yılı çok aşan bir süredir “balsamico”, “balsamon” gibi isimler altında ciddi bir sirke üretimi var ve vaki coğrafi işaret tescilinin verilmesi piyasada negatif bir etki doğurur.

Yine tescil edilme aşamasında AB Komisyonu bir araştırma yaptırmış ve bu araştırma neticesinde hazırlanan raporda Aceto Balsamico di Modena’nın ulusal ve uluslararası piyasalarda inkar edilemeyecek bir üne sahip olduğu belirtilmiş. Raporda ayrıca Aceto Balsamico di Modena’nın karakteristik, kullanım, dağıtım kanalı, sunum, fiyat gibi birçok yönden “Aceto balsamico tradizionale di Modena” dan farklı olduğuna işaret edilmiş.

İncelediğimiz Hukuk Sözcüsü görüşüne konu davada İtalya, Yunanistan, İspanya, Almanya ile AB Komisyonu görüş sunmuş.

Hukuk Sözcüsü önce şuna işaret ediyor; prensip olarak, tescil edilmiş bir coğrafi işarette jenerik unsurlar mevcutsa o jenerik unsurların başkalarınca kullanımı coğrafi işaretin ihlali anlamına gelmez. Mesela  “Prosciutto di Parma” (Parma jambonu) tescilli coğrafi işaretinde yer alan  ‘prosciutto’ kelimesinin başka üreticilerce kullanımı engellenemez.  Nitekim “Edam Holland” ihtilafında da bu prensip uygulanmış ve Edam kelimesinin jenerik olduğuna işaret edilmiştir (Schutzgemeinschaft Milch und Milcherzeugnisse v Commission (C‑517/14 P, EU:C:2015:700). Jenerik kelimeler artık bir coğrafi yeri çağrıştırma özelliğini kaybetmiştir ya da zaten en baştan beri-her zaman jenerik özellik taşımıştır.  

Alman, Yunan ve İspanyol Hükümetleri ile Komisyon’a göre; ‘Aceto’, ‘Balsamico’ ve ‘Aceto Balsamico’ kelimeleri jenerik veya ortak (kullanılan) kelimelerdir, ‘Balsamico’ ya Latince’deki ‘balsamun’ kelimesinden ya da Yunanca’daki ‘βάλσαμον’ kelimesinden gelmektedir ,İtalyanca-Portekizce-İspanyolca’da kullanılmaktadır ve -başka birçok anlamı dışında- tıbbi amaçlarla kullanılan bir sakinleştirici preparasyondur. Bu argümana karşı Hukuk Sözcüsü diyor ki; bir kelimenin jenerik olup olmadığını incelerken kelimenin bir dilde anlamı olup olmadığının ehemmiyeti yoktur, halihazırda coğrafi çağrışım yapma özelliğini yitirmiş mi ona bakmalıyız.  Mesela “feta” İtalyanca’da “dilim” demektir ve ilk batında bunun peynir için jenerik olduğu düşünülebilir. Ancak ABAD “feta”nın jenerik olmadığına karar vermiştir. (Germany and Denmark v Commission (C‑465/02, C‑466/02, EU:C:2005:636) Mahkeme bu yönde karar verirken Yunanistan’da üretilen ve üretilmeyen peynirlere, tüketicinin bunu nasıl algıladığına, bu ürüne ilişkin ulusal mevzuat ve düzenlemeler gibi unsurlara bakmıştır.Mahkeme’ye sunulan delillerden Yunan tüketicilerin çoğunluğunun “feta”yı jenerik olarak algılamadığı, buna karşın Danimarka’da ki tüketicilerin çoğunluğunun ise  jenerik olarak algıladığı anlaşılmıştır; diğer Birlik üyesi ülkelerin meseleyi nasıl algıladığına dair kat’i bir delil ise sunulmamıştır. ABAD kararını oluştururken şu hususa da önem atfetmiştir; Yunanistan dışındaki üye ülkelerde feta peyniri satılırken çoğunlukla Yunan kültürüne ve uygarlığına atıf yapan ürün etiketleri kulanılmaktadır ki bu da o üye ülkelerdeki tüketicilerin, ürün Yunanistan’da üretilmemiş olsa bile,  feta’yı Yunanistan ile ilişkili olarak algıladığını göstermektedir.

Feta kararına atıf yapan Hukuk Sözcüsü huzurdaki dosyada aynı yönde bir görüşe varamadığını söylüyor ve diyor ki;  ‘Aceto’ nun İtalyanca’da günlük kullanılan ve kamuya mal olmuş bir kelime olduğu tartışmasız, bunun yanında ‘balsamico’ birçok tüketicinin zihninde Konsorsiyum’un ürettiği ürünle bağlantılı görünmekle beraber bu kelimeye kaynaklık eden  ‘balsam’ ve  ‘balm’ kelimeleri çok genel ve coğrafi işaret koruması verilebilecek türden değil, bu kelimelerin hiçbiri halihazırda bir coğrafi yer çağrışımı yapmıyor. Bu durumda bu kelimeler 3(6) maddesi uyarınca bana göre jenerik tanımlamasının içine giriyor. Tabii ki bakılması gereken asıl nokta ortalama tüketicinin algısıdır ve neticeten buna bakıp değerlendirecek olan da Ulusal Mahkeme’dir; Ulusal Mahkeme incelemesini yaparken sunulacak tüketici araştırmaları gibi delilleri inceleyerek görüş oluşturabilir. Eğer Ulusal Mahkeme’nin elinde bu bahsettiğim türde bir delil yoksa huzurdaki dosyada ABAD’ın kendi başına bu kelimelerin jenerik olup olmadığını değerlemesi mümkün görünmemektedir; ancak ben yine de ABAD’ın dosyada, böyle deliler yoksa bile, 583/2009 sayılı Tüzüğü yorumlayarak bir görüş oluşturabileceğini düşünüyorum.

Şimdi bu noktadan sonra bizde Hukuk Sözcüsü’nün adımlarını takip edelim ve yukarıda belirttiklerimize ek olarak, kendisinin 583/2009 sayılı Tüzük ile içtihat çerçevesinde ABAD’a ne şekilde mihmandarlık edecek bir  görüş oluşturduğuna bakalım. Hukuk Sözcüsü şu hususları öne çıkarıyor;    

— Aceto Balsamico di Modena tescil edilirken herhangi bir sınırlama koyulmamış yani işarette geçen şu kelime koruma kapsamında değildir vs diye bir daraltma yok.

—Almanya, Yunanistan ve Fransa tecil yapılırken itirazlar ileri sürmüşler.  Almanya ve Yunanistan özellikle diğerlerinin yanında  ‘Aceto balsamico’nun jenerik olduğunu iddia etmiş.

—Tüzük açıkça korumanın “Aceto Balsamico di Modena” şeklinde bir bütün olarak verildiğini belirtiyor.

—Tescil yapılırken itirazlar geldiği halde Komisyon ‘Aceto’, ‘Balsamico’ veya ‘Aceto Balsamico’ kelimelerinin jenerik olup olmadığı veya coğrafi olmayan unsurlar olup olmadıklarını belirlememiş. Halbuki mesela Edam Holland tescili yapılırken Edam’ın jenerik olduğu belirtilmiş. Ancak şöyle bir durum da var; Chiciak and Fol ihtilafında (C‑129/97 and C‑130/97, EU:C:1998:274) ABAD, bileşik kelimelerden oluşan coğrafi işaret tescilleri yapılırken işarette yer alan bir kısım kelimeler için koruma talep edilmediğine dair bir kayıt yok ise bunun illa da tescil edilen işaretin her bir parçasının korunacağı anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir.

—Yukarıda belirtilen Tüzük içerikleri, içtihat ile Almanya -Yunanistan ve Fransa’nın itirazları hep birlikte değerlendirildiğinde Komisyon’un Konsorsiyum’a sadece ve bütün olarak ‘Aceto Balsamico di Modena’ için koruma verdiği kabul edilmelidir.

—Tüzük’de ‘Aceto Balsamico di Modena’nın ününe özellikle vurgu yapılmış. Ayrıca her ne kadar Almanya-Yunanistan ve Fransa ‘Aceto’, ‘Aceto Balsamico’ ve ‘Balsamico’ nun tesciline itiraz etmişse de bunların bir bütün halinde yani ‘Aceto Balsamico di Modena’ şeklindeki tescile itiraz etmedikleri de not düşülmüş. Yukarıda da belirtildiği üzere Tüzük’de “koruma bir bütün halinde ‘Aceto Balsamico di Modena’ için verilmiştir” denmektedir.  Bu durumda bana göre şu konu çok açık; Kanun koyucu ‘Aceto’, ‘Aceto Balsamico’ ve ‘Balsamico’ terimlerinin jenerik olduğu veya coğrafi bölümler olmadığı kanaatindedir.

—-Ayrıca ‘Aceto balsamico tradizionale di Reggio Emilia’ şeklindeki bir başka coğrafi işaret tescilinin varlığı da ‘Aceto’, ‘balsamico’ ve ‘Aceto balsamico’ kelimelerinin genel (kullanılan) kelimeler olduğuna işaret ediyor.

SONUÇ OLARAK HUKUK SÖZCÜSÜ DİYOR Kİ; ‘Aceto Balsamico di Modena’ coğrafi işaret tescilinin koruması ‘Aceto’, ‘Balsamico’ ve ‘Aceto Balsamico’ şeklindeki genel veya coğrafi olmayan kelimeleri de kapsar biçimde değerlendirilemez.

Lasciatemi Cantare Türkçe’ye “Bırakın da şarkı söyleyeyim” şeklinde tercüme edilebilir. Konsorsiyum coğrafi işaret tesciline dayanarak adeta diyor ki “bırakın da şarkı söyleyeyim, yani bu coğrafi işaret tescilini “aceto”, “balsamico” veya “aceto balsamico” ibarelerini kullanan herkese karşı ileri sürebileyim”. Hukuk Sözcüsü ise diyor ki “piano piano prego, söyleyeceğin şarkı   “Aceto Balsamico di Modena” ise hayhay, ama ondan ötesi olmaz”. Benim fikrim ne? Ben Hukuk Sözcüsü’ne katılıyorum, Konsorsiyum olayı biraz abartmış bence.

Özlem Fütman

Ağustos 2019

ofutman@gmail.com

DON KİŞOTLUK YAPMAYALIM(MI)!; COĞRAFİ İŞARETLERDE ÖNEMLİ BİR KARAR

Olmayacağını düşündüğümüz şeyler için mücadele eden ya da herkes sessiz kalırken ortaya çıkıp itiraz eden  insanlar için ne deriz; Don Kişotluk yapıyor! Malum, Don Kişot bir roman kahramanıdır ve yel değirmenlerine karşı savaşır. Elinde mızrağı, yanında köylü uşağı Sanço Pansa, altında Rosinante adını verdiği sıska atı, aslında bir köylü kadını olan fakat kendisinin asil ve soylu olduğuna inandığı aşkı Dulcinea, ince uzun zayıf silueti ve sivri sakalıyla yaşlı Don Kişot’un görüntüsü eminim hepinizin zihninin bir yerlerinde duruyordur.

Romanı çocukken veya ilk gençliğinizde  okuduğunuzda Don Kişot’un hal-tavır-düşünüşüne-sanrılarına ve giriştiği nafile hayali savaşlara gülebilirsiniz; bildiğin delidir Don Kişot, komiktir, insan yeldeğirmenlerine karşı savaşır mı hiç yahu! Olgun yaşlara geldiğinizde roman sizde farklı hissiyatlar uyandırmaya başlar çünkü bir yandan  mantığınız baskın hale gelirken diğer yandan sık sık siz de kendinizi yeldeğirmenlerine karşı savaşır gibi hissetmeye başlamışsınızdır. Olgunluk yaşlarınıza girdiğinizde ise roman bambaşka anlamlar kazanmaya başlar gözünüzde , Don Kişot efendi ile kitabın yazarı arasındaki bağlantıyı görmeye başlarsınız ve belki dersiniz ki; yeldeğirmenleri hayatın ve insanların zalimliği, yaşamın büyüklüğü ve ölümün kavurucu kesinliğidir, Don Kişot ise tüm bunlara karşı -artık yaşlanmış ve gücünü yitirmeye başlamış-  adem oğullarının biteviye ve ümitsiz savaşıdır. Ya da olgunluğunuzda belki de şöyle dersiniz; ne olursa olsun yeldeğirmenlerine karşı savaşır-savaşmalıdır insan, yeldeğirmenlerinin temsil ettiği her şeye karşı, yoksa nefes almanın ne anlamı kalır? 

Hakikaten kendisi de deli seviyesinde atak olduğu anlaşılan , hapislere düşmüş, defalarca kez savaşlarda esir alınmış -hatta Osmanlı’ya esir düşüp  İstanbul’da ki Mimar Sinan eseri Kılıç Ali Paşa camiinin inşaatında esir işçi olarak çalışmış- Cervantes belki de kendi yaşamının muhasebesini tutmaktadır bu kitapta.  (Her metin ucundan kıyısından biraz da yazarın kendisi değil midir zaten?)

Don Kişot karakterini ilginç kılan noktalardan biri de bireyselliğidir aslında çünkü yeldeğirmenlerine karşı tek başına savaşan biridir o,  ki kitabın yazıldığı yüzyılda bireyselliğin pek  matah bir şey olarak görüldüğünü sanmıyorum. Ayrıca hayali bir dünyada yaşayan Don Kişot ve mantığın sesi olan Sanço Pansa ikilisi muhtemelen sonraki yüzyıllarda edebiyatta, TV’de ve sinemada gördüğümüz zıt karakterlere sahip ikililerin ilk önemli örneklerindendir.  Güzel bir hayalperesttir Don Kişot, belki birçoğumuz gibi…

Ne derseniz deyin, 1547-1616 yılları arasında yaşamış İspanyol yazar Cervantes’in kaleme aldığı ve ilk cildi 1605 yılında basılmış,  kısaca Don Kişot diye andığımız ama orijinal adı “La Manchalı Yaratıcı Asilzade Don Kişot” olan roman insanlık tarihinin bir değeridir. Zira bu roman edebiyatta dünyadaki modern roman türünün ilk örneklerinden biri hatta ilki olarak kabul edilir. Kurmaca yazının bu değerli metni için Borges’in “dünyada bütün kitaplar yanabilir, ama Don Kişot kalsın” dediği söylenir.

Don Kişot romanı nasıl referans alınıyorsa, ABAD’ın aşağıda yazacağım kararı da coğrafi işaretler açısından ileride sık sık atıf yapılacaklar arasına girecek bence. Neydi romanın orijinal adı; La Manchalı Yaratıcı Asilzade Don Kişot. La Mancha İspanya’nın orta bölümünde bulunan bir bölgenin  adı, hadi buradan başlayalım davamızdan konuşmaya.

Bu davada korunan coğrafi işaret “QUESO MANCHEGO”, önce bunu bir kenara not edelim. (queso peynir demek) Queso Manchego peynirleri İspanya’nın La Mancha bölgesindeki koyunların sütlerinden coğrafi işaret koruması altında belirtilen usullere göre üretiliyor. The Fundación Consejo Regulador de la Denominación de Origen Protegida Queso Manchego (Kuruluş) ise bu coğrafi işaretin korunması ve yönetilmesinden sorumlu.

Industrial Quesera Cuquerella SL (IQC) isimli şirket ürettiği peynirlerin paketlerinde Don Kişot’un klasik görünümüne benzeyen bir şövalye, bir at, yeldeğirmenleri, koyunların olduğu bir manzara resmi ile Quesos Rocinante’ (‘Rosinante peynirleri’), Super Rocinante , Adargo de Oro ve Rocinante kelime unsurları var. IQC’nin peynirleri coğrafi işaret kapsamında üretilmiyor ama.

Kuruluş, IQC ve Juan Ramón Cuquerella Montagud adlı kişiye karşı dava açıyor ve diyor ki; dava konusu peynirlerin üzerinde kullanılan  etiketlerde yer alan çizimler ile Quesos Rocinante-Rocinante kelime unsurunun kullanılması, bunları taşıyan peynirlerin satılması/pazarlanması QUESO MANCHEGO coğrafi işaretine tecavüz teşkil ediyor çünkü bu şekil ve kelime unsurları vaki coğrafi işareti çağrıştırıyor. 

İspanya’daki ilk derece Mahkemesi peynirler üzerindeki şekil ve kelime unsurlarının görsel ve okunuş olarak QUESO MANCHEGO coğrafi işaretiyle benzer olmadığı gerekçesiyle davayı reddediyor. Mahkeme ayrıca Rocinante kelimesinin ve şekil unsurlarının veya Don Kişot hayali karakterine benzeyen şekil unsurunun olsa olsa İspanya’nın LA MANCHA bölgesini çağrıştırabileceğini ancak bunun illaki QUESO MANCHEGO coğrafi işaretini çağrıştırma anlamına gelmeyeceğini  söylüyor.

Kuruluş kararı temyiz ediyor ancak 2. Derece Mahkemesi’nde de lehine sonuç alamıyor. Dosya İspanya Yüksek Mahkemesi’ne taşınınca bu Mahkeme yargılamayı durduruyor ve ABAD’a aşağıdaki soruları soruyor;

—- Tescilli bir coğrafi işaret kullanılan figüratif unsurlarla çağrıştırılabilir mi ?

—- Figüratif unsurların kullanılması coğrafi işaretin bağlı olduğu coğrafi alanı çağrıştırıyorsa ve fakat bu unsurları kullanan üretici o coğrafi işaretin sınırları içinde yerleşik olduğu halde ürettiği ürünler coğrafi işaretin koruma kapsamı içinde değilse, bu  kullanımlar yine de  coğrafi işaretin çağrıştırılması anlamına gelir mi?

Yüksek Mahkeme ABAD’a aşağıdaki vak’aları da sunuyor:

— QUESO MANCHEGO coğrafi işaretinde yer alan MANCHEGO kelimesi bir sıfattır ve İspanyolca’da LA MANCHA bölgesinden gelen insanları ve ürünleri tanımlamak için kullanılır.

— Cervantes’in yazdığı Don Kişot kitabında olayların çoğu LA MANCHA bölgesinde geçmektedir ve kitapta hayali Don Kişot karakteri belli fiziki özelliklerle ve giyim tarzıyla resmedilmiştir ki, bu özellikler Adarga de Oro markalı peynirlerde son derece yakın görünümde kullanılmıştır. Adarga arkaik bir kelime olup deriden yapılmış küçük kalkan anlamına gelmektedir ve Cervantes’in kitabında Don Kişot karakteri de böyle bir kalkan kullanmaktadır. Rocinante kitapta Don Kişot’un atının adıdır. Don Kişot’un kitapta savaştığı yel değirmenleri LA MANCHA bölgesinde tipik yapılardır.

Bakalım ABAD ne diyor;

1- Tescill bir coğrafi işaret figüratif unsurların kullanımıyla da çağrıştırılabilir. Çünkü Coğrafi İşaret Tüzüğü’ne göre tescilli coğrafi işaretler “her türlü” çağrıştırmaya karşı koruma altındadır ve burada geçen “her türlü” kelimesi bir işaretin hem kelime hem de figüratif unsurlarla çağrıştırılmasını kapsar. Buradaki temel kıstas kullanılan kelime ya da figüratif unsurla karşılaştığında tüketicinin zihninde doğrudan  tescilli coğrafi işaretin belirmesini sağlayan bir tetikleme olup olmayacağıdır. Ulusal Mahkeme kullanılan figüratif unsurların tescilli işaret ile kavramsal bir yakınlığı olup olmadığına bakmalıdır.

2- Tescilli coğrafi işaretin bağlı olduğu coğrafi alanı çağrıştıran figüratif unsurları kullanan üretici o coğrafi alanda yaşıyorsa ve  ürettiği ürünler coğrafi işaretle korunan ürünlerle benzer veya karşılaştırılabilir nitelikte olup coğrafi işaretin kapsamı içinde yer almıyorsa bu da çağrıştırma sayılır. Çünkü Tüzük bu tip hallerde çağrıştırma olmayacağına dair bir ifade içermemektedir. Aksi halin kabulü o üreticinin tescilli işaretten haksız fayda sağlamasına sebep olur. Bu noktada ulusal Mahkeme  davalının kullandığı figüratif unsurlarla davacının  işaretinin kapsadığı coğrafi alan arasında yeterince açık ve direkt bir kavramsal yakınlık olup olmadığına bakmalıdır.

Bu noktada İspanya Yüksek Mahkemesi  özellikle Manchalı Don Kişot’un  klasik görünümüne benzeyen şövalye, bir at, yeldeğirmenleri, koyunların olduğu manzara resminin tüketicilerin zihninde aniden tescilli coğrafi işareti doğrudan hatırlatacak/bunu tetiklemeye yetecek açıklıkta  bir kavramsal yakınlık içerip içermediğini incelemelidir. Bu sırada Yüksek Mahkeme kullanılan bütün figüratif unsurların ve kelime unsurlarının göz önüne alınıp alınmaması gerektiğini de ölçmelidir.

Gördüğünüz gibi Don Kişot romanı aradan yüzyıllar geçtikten sonra bile insanlara ilham oluyor, popülerliğini sürdürüyor. Bizde de Don Kişot’a şiirlerde, şarkılarda sık sık atıf yapıldığını farkedersiniz, mesela kanaatimce Bülent Ortaçgil’in çok sevdiğim Değirmenler şarkısı açıkça Don Kişot ile analoji yapmaktadır. 

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Mayıs 2019

SINAİ MÜLKİYETTEN COĞRAFİ İŞARETLİ KESİTLER

(https://www.dawn.com/news/188006)

 

Bu yazımda coğrafi işaretlerin, diğer sınai mülkiyet haklarına temas eden kesitlerine genel olarak değinmeye çalışacağım.

 

Coğrafi işaret – marka:

Coğrafi işaretlerin en çok temas ettiği alan şüphesiz ki marka. Marka olarak tercih edilen işaretin, üzerinde kullanılacağı ürün için coğrafi kaynak belirtiyor ya da bu konuda yanıltıcılık içeriyor olması, o işaretin tescilini engellemektedir. Yani aslında, coğrafi işaretin kapsamından çok daha geniş olan “coğrafi kaynak” mefhumu marka tescili için belirleyici esaslardan.

“Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler”in marka olarak tescil edilememesine ilişkin bir özel hüküm de Avrupa Birliğinin 2015/2436 sayılı Direktifini takiben 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunla birlikte gelen ve coğrafi işaretlere açık ihtimam gösteren yeni bir koruyucu hükümdür.

Resen gerçekleştirilen bu incelemenin haricinde, Resmi Marka Bülteninde yayımlanan marka başvurusunun herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde ise hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.

Coğrafi işaretlerin incelenmesinde “bu coğrafi işaret başvurusuyla benzer marka var mı?” sorusuna cevap bulmaya çalışılmaz. Eğer coğrafi işaret başvurusuyla çakışan önceki tarihli bir marka varsa, marka sahibi, coğrafi işaret başvurusunun Resmi Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülteninde ilanını takip eden üç ay içinde itirazını yapar. Markanın, coğrafi işaretin korunmasından önce iyiniyetle tescil edildiğinin veya bu markanın kullanım hakkının iyiniyetle kazanıldığının ispatlanması gerekir. Peki ispatlanırsa ne olur, coğrafi işaret başvurusu red mi edilir? Hayır reddedilmez, sadece markanın iyiniyetle kullanımı devam eder. Zaten marka iyiniyetle tescil edilmemişse, bu durum marka açısından bir hükümsüzlük nedenidir. Ancak diğer taraftan itiraza mesnet gösterilen tescilli markanın sahip olduğu itibar, ün ve kullanım süresi de göz önünde bulundurularak bu marka ile aynı veya benzer olması sebebiyle markanın varlığına zarar verici veya gerçek kaynağı konusunda yanıltıcı olacak nitelikteki adlar coğrafi işaret olarak tescil edilmez.

  

Coğrafi işaret – alan adı:

Marka-alan adı arasındaki ilişkinin ve tabi çekişmenin benzeri bir durum coğrafi işaret-alan adı için de söz konusu. Bu konudaki tartışmalar uluslararası platformlarda devam etmekte olup WIPO’nun Markalar, Endüstriyel Tasarımlar ve Coğrafi İşaretler Daimi Komitesinin 12-16 Kasım 2018 tarihli 40 ıncı oturumunun da gündem maddelerindendi. Konuyu bir örnekle basitçe özetlemek gerekirse;  

markasının sahibi dışında ‘’Starbucks.com’’ alan adı kullanımı engelleniyorsa, neden 

coğrafi işaretini kullanım hakkı olmayan biri “colombiacoffee.com’’ alan adını kullanabilsin?

 

Coğrafi işaret – patent (genetik kaynak / geleneksel bilgi):

 Coğrafi işaret başvurusu kapsamında: ürünün tanımı; ürünün hammaddesinin tanımı (uygun hallerde) ve üretim metodu, varsa ürüne özelliğini veren yerel üretim teknikleri ile usul ve adetlerin belirtildiğini hatırlayalım. Şimdi bu bilgiler aklımızın bir kenarında dururken ünlü Basmati pirinci vakasını inceleyelim.


 

Basmati Pirinci Vakası:

1997 yılında Amerikan RiceTec firması, Hindistan dışında yetiştirilen aromatik çeltik bitkisi için Amerikan Patent ve Marka Ofisinden patent hakkı elde eder. RiceTec aynı zamanda, Basmati’nin uluslararası pazarına “Kasmati” ve “Texmati” markalarıyla girmeye çalışmaktadır ki bu markayı taşıyan ürünleri “Basmati tipi” olarak tanımlar ancak ürün minimum başarı düzeyindedir. Eğer bu patent hükümsüz kılınmazsa RiceTec’in Basmati adını kullanması da meşrulaşacak ve Amerika’da üretilen pirinç daha ucuz olacağı için de Hindistan ve Pakistan’ın küresel pazar payı düşecektir.

RiceTec’in bu hamleleri Hindistan’da ve Pakistan’da büyük yankıyla karşılanır. Özellikle Hindistan, toplam Basmati ihracatının %10’una denk gelen Amerika’daki 45 bin tonluk pazarını kaybetmekle kalmaz, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Ortadoğu ve Batı Asya gibi kritik pazarlardaki gücü de sarsılır.

Uzun tanecikli aromatik olan Basmati’nin sadece Pencap, Haryana ve Uttar Pradesh’te yetiştiği hakikatini zedeleyen RiceTec’in Basmati patenti, Hindistan basınında “tarihimizin ve kültürümüzün çalınıp kaçırıldığı” haberleriyle çalkalanır.

RiceTec’in Basmati patenti; çeltik hattı, bitkisi ve tohumu kapsar. Patentin özetinde bu buluşun aynı zamanda pirincin pişirilmesi ve pirinç tanelerinin nişasta oranı ile bunların çeltik hatlarındaki kullanımı da tanımlanmakta, bu hatların yetiştirilme metodu anlatılmaktadır. RiceTec daha da aşırıya giderek pirinç tanelerindeki nişasta indeksinin pirincin pişme süresinin tahmin edilmesini sağladığını, geleneksel Basmati pirinç pilavı hazırlama oranlarını kullanmak suretiyle tanımladığı bir metoda dayandırır.

Binlerce yıldır Himalaya’nın eteklerinde yetişen Basmati’nin fındığa benzer lezzeti, aroması ve kaliteli dokusu, Dünya’nın en pahalı pirinci olmasını sağlar.

Bilindiği üzere pirinç, birçok Asya ülkesinin mutfağının vazgeçilmezidir. Bu gıda maddesinin elde edilmesi için bölge koşullarına, damak tadlarına ve ihtiyaçlara en uygununu bulabilmek için binlerce çeltik çeşidi geliştirilmiş ve yetiştirilmiştir.  RiceTec’in Basmati patenti bu çiftçilerin emeklerini, bölge halkının mirasını ve dahi geleceğini, bu bölgedeki tacir ve ihracatçıların pazarını çalmakla, yani sınai mülkiyet haklarını ve biyoçeşitliliğini çalmakla kalmayıp ait olduğu yerden sökülen Basmati adının tüketicide edindiği yeri de sarsmaktadır. Çünkü bu ürün ait olduğu yerde değil başka yerlerde üretildiğinden kalitesi de hiçbir surette orijinaliyle aynı olmayacaktır.

Hindistan hükümeti Amerikan Patent ve Marka Ofisinden derhal bu patentin tekrar incelenmesini ister ve diğer taraftan da üst düzey diplomatik görüşmelere başlar. RiceTec’in patentini patent vekilleriyle ve bilim adamlarıyla iyice analiz ederek çalışmalarını yürüten Hindistan, sonuçtan endişelidir. Zira daha önce Hint asıllı iki bilim adamı tarafından zerdeçalın yara iyileştirme özelliğine dayalı olarak Amerika’dan alınan patent, Amerikan patent yasalarındaki “Dünya’nın herhangi bir yerinde basılı veya yazılı halde bulunan “bilinen gerçek”lere (common knowledge) dayalı bilgilerin yeni buluş niteliği taşımayacağından patentlenemeyeceği” hükümlerine göre layığıyla ispatlandığı için hükümsüz kılınmıştı. Ancak bu vakada durum farklıdır.

RiceTec’in patentinin Basmati’nin karakteristik özellikleriyle aynı olan çeltik bitkisinin yetiştirilmesi; bu bitkiden elde edilen taneler ve RiceTec tarafından icat edilen nişasta indeksine (starch index-SI) bağlı olarak çeltik bitkisi seçme yöntemi olmak üzere üç temel hususu kapsadığından hareketle;  patente konu edilen bitki çeşidi ve tanelerinin zaten var olduğu, yani buluşun yenilik özelliği taşımadığı ileri sürülür. İddiaya ispat olarak Amerikan Ulusal Tarım İstatistik Servisinin 1997 tarihli son Pirinç Yıllık Kitabında yer alan “Amerika’nın yıllık pirinç ithalinin yaklaşık %75’ini Tayland’dan Jasmine pirinci, kalanının da büyük çoğunlukla Hindistan ve Pakistan’dan temin edildiği” bilgisine, yani bu pirinçlerin “Amerika’da yetişmeyen” çeşitlerden elde edildiği gerçeğine dayandırılması son derece dikkat çekicidir.

Hindistan, RiceTec’e bu patentin verilmesinin TRIPS ile coğrafi işaretlere sağlanan korumanın Basmati için ihlal edildiğini iddia eder. Nasıl ki Amerika’da üretilen bir şarap Champagne olarak etiketlenemez, Hindistan’ın Basmatisi de Amerikan etiketi taşıyamamalıdır! Ancak zerdeçal davasındakinin aksine çeltik çiftçilerinin iddialarını ispatlayacak belgeleri yoksa, Basmati patenti hükümsüz kılınamayacak ve bu durumda da bu konu, TRIPS’in ihlali iddiasıyla Dünya Ticaret Örgütüne de taşınacaktır.

İtiraz üzerine patent sahibi istemlerinin bir kısmını geri çeker ancak mevzu, patentten Basmati adının kötüye kullanılmasına dönmüştür artık. RiceTec, Birleşik Krallık’ta tescil ettirdiği markaların kullanımında Basmati adının jeneriğe dönüşmüş olduğunu iddia eder. Başarılı bir itiraz sürecinin ardından Birleşik Krallık’ta “tüketici algısı, ticaretin döngüsü ve bilimsel gerçeklerin mevcudiyeti; gerçek Basmati pirincinin ancak Hindistan ve Pakistan’ın kuzey bölgelerinden elde edilebileceğini çünkü o bölgelerin çevre, toprak, iklim, zirai uygulamalar ve Basmati çeşitlerinin genetik özelliklerinin eşsiz karışımının bu ürüne spesifik karakter kazandırdığı” kabul edilerek bir dizi ticari tedbirler uygulanır.

Diğer taraftan özellikle başta Amerika olmak üzere Avustralya, Mısır, Tayland ve Fransa’da Basmati’nin jenerik olarak kabul edildiğini ifade eden; eğer Hindistan ve Pakistan tarafından coğrafi işaret olarak zamanında tescil edilmiş olsaydı bu sorunların yaşanmayacağıni ve özellikle Amerika’nın pirinç ithalatının büyük bir yüzdesine sahip Hindistan’ın neden zamanında Amerikan Federal Ticaret Komisyonuna resmi yollardan Basmati’nin jenerik olmadığı konusunda itiraz etmediğini sorgulayan birçok yazıya rastladığımı belirtmek isterim.

Hindistan’ın Amerikan patentleriyle mücadelesinden kazanımı, Dijital Kütüphane!

Zerdeçal ve Basmati hakkındaki Amerikan patentleriyle ilgili maliyetli mücadelenin ardından Hindistan, birkaç ulusal kurumunun ortaklaşa yürüttüğü bir projeyle  Geleneksel Bilgi Dijital Kütüphanesi (Traditional Knowledge Digital Library-TKDL) kurar. Bu kütüphane özellikle geleneksel Hindistan tıp bilimi olan Ayurveda’yı hedefleyerek bu konudaki kamuya açık (public domain) bilgileri İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca, Japonca ve Hint dilinde yayımlar. Burada yer alan bilgiler ise Uluslararası Patent Sınıflandırma (International Patent Classification-IPC) sistemine uygun biçimde sınıflandırılır ki patent uzmanları başvuruları incelerken bu bilgilere kolaylıkla erişebilsin ve kamuya açık bilgilere dayalı patentler daha inceleme aşamasında iken reddedilsin.

Hazır “geleneksel bilgi”den bahsetmişken tanımını vermeden geçmek olmaz. Geleneksel bilgi; geçmişten bugüne taşınabilmiş tüm geleneksel kültürel anlatımları (folklor), biyolojik çeşitliliği, genetik kaynakları, bitki ıslahını, geleneksel tarımı ve geleneksel ilaç yapım metodlarını kapsayan geniş bir alanı kapsar. Bu konuyla ilgili olarak WIPO nezdinde Fikri Mülkiyet ile Genetik Kaynaklar, Geleneksel Bilgi ve Folklor Hükümetlerarası Komitesi (Intergovernmental Committee on Intellectual Property and Genetic Resources, Traditional Knowledge and Folklore-IGC) kapsamlı çalışmalar yürütmektedir.


 

Basmati vakasıyla ilgili yazılarda da değinildiği üzere, eğer Hindistan ve Pakistan’ın genetik kaynaklarına dayanan ve belirli bölgelerinden kaynaklanan, bu bölgelerdeki doğal ve beşeri unsurlarla yoğrularak Dünya pazarında yer edinmiş Basmati pirinci için TRIPS’e göre coğrafi işaret koruması zamanında sağlanmış olsaydı, Amerika’da patent alınması belki de en başından itibaren mümkün olmayacak ya da bu patentin hükümsüzlüğü için bu kadar çaba sarfedilmesine gerek kalmayacaktı. Diğer taraftan zamanında sağlanacak coğrafi işaret koruması ile Basmati adının başta Amerika olmak üzere TRIPS üyesi diğer ülkelerde jenerik hale döndüğünün kabulü de mümkün olmayacaktı.

Yeri gelmişken değinmekte fayda var.  TRIPS’in 23(4) hükmüyle TRIPS Konseyine, şaraplara sağlanan korumayı kolaylaştırmak amacıyla çok taraflı bir bildirim ve tescil sistemi kurulması için görüşme yapma görevi verilmiştir. Bu konuda geçmiş yıllarda çalışmalar yapılmış ancak muhtelif nedenlerle somut bir mesafe katedilememişti. İşte tam bu noktada kâr amacı gütmeyen sivil bir kuruluş olan ORIGIN  (The Organization for an International Geographical Indications Network), sevindirici bir gelişme olarak yoğun bir emeğin sonunda kendi ülkelerinde korunmakta olan Dünya coğrafi işaretlerini içeren bir veritabanını bir süre önce hizmete açtı. https://www.origin-gi.com/i-gi-origin-worldwide-gi-compilation-uk.html adresinden erişim sağlanan bu veritabanında, mevcut durumda 7972 coğrafi işaret yer alıyor. Menşe ülke, coğrafi bölge, ürün çeşidi, başka ülkelerde koruma elde edilip edilmediği gibi çeşitli kriterlere göre arama yapılabiliyor. İlgilenenlere önemle duyurulur.

 

Coğrafi işaret-ıslahçı hakkı:  

Coğrafi işaretle ıslahçı hakkının kesiştiği nokta sadece “isim” konusudur ve aslında marka ile de ıslahçı hakkı bu noktada kesişir.

Öncelikle coğrafi işaret mevzuatında bu başlık altında ilişki kurulabilecek temel hükümlere yer verelim.

* Ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki tür ve çeşitleri, hayvan ırkları veya benzeri adlar coğrafi işaret olarak tescil edilemez. (madde 35)

* Tescil edilen coğrafi işaret tescil ettirene inhisari hak sağlamaz. (madde 44)

* Coğrafi işaret lisans, devir, intikal, haciz ve benzeri hukuki işlemlere konu olamaz ve teminat olarak gösterilemez. (madde 148)

Şimdi sıra ıslahçı hakkına ilişkin olanlarda. Ama öncelikle TRIPS’in “patentler” ile ilgili kısmında ıslahçı hakkına değinildiğini, 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında bu hakkın üye ülkelerce patent veya kendine özgü bir sistemle yahut bunların kombinasyonlarıyla koruma sağlama yükümlülüğü bulunduğunu belirtelim.

Ülkemizde ıslahçı hakları patent mevzuatıyla değil, 2004 tarihli Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin 5042 Sayılı Kanun ile korunur. Bu arada dikkatinizi çekti mi? Yukarıda irdelediğimiz Basmati pirinci vakası eğer Türkiye’de yaşanmış olsaydı, buna “Basmati patenti” yerine “Basmati ıslahçı hakkı” diyecektik.

Tarım ve Orman Bakanlığının sorumluluğunda bulunan 5042 Sayılı Kanunun 9 ve 42 inci maddelerinin konuyla ilişkilendirilen hususları aşağıdaki gibidir.

* Islahçı hakkına konu yeni bitki çeşidine verilecek isim, o çeşidin “umumi ismi” olup bu ismin kullanım zorunluluğu “ıslahçı hakkı sona erse dahi’’ devam eder.

       * Çeşit için önerilen isimde, çeşit ile ilgili ürünler bakımından marka alınmasını markalar mevzuatı açısından engelleyecek unsurlar bulunamaz.

* Çeşit ismi için UPOV Sözleşmesine taraf ülkelere de bildirim yapılır ve bu kapsamdaki isimlerle aynı ya da karıştırılabilecek benzerliğe sahip isimler kullanılamaz.

              * Satışa sunulan veya diğer şekillerde piyasaya sürülen bir çeşidin isminin marka, ticaret unvanı veya benzer diğer işaretler ile birlikte kullanımı ancak çeşit isminin kolayca tanınabilir şekilde yazılması halinde mümkündür.

       * Çeşidin kullanımıyla ilgili olarak üçüncü kişilerin önceki hakları saklıdır. Üçüncü kişilerin önceki hakları nedeniyle, bir çeşide ait ismin kullanılması bu ismi kullanmak zorunda olan kişiye yasaklanmışsa Tarım ve Orman Bakanlığı ıslahçıdan çeşit için yeni bir isim ister.

* Sadece bitki çeşitleri ve tohumculuk sektöründe söz konusu olan tür, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi orijin veya üretim tarihini belirten işaretlerden ibaretse çeşit için önerilen isim reddedilir.

* Çeşidin özellikleri, değeri ve coğrafî orijini açısından veya çeşit ile ıslahçı ya da çeşit ile başvuru sahibi arasındaki irtibat bakımından yanıltıcı veya karışıklığa neden olacak nitelikteyse çeşit için önerilen isim reddedilir.

5042 sayılı Kanun kapsamında ıslahçıya tescilden doğan hakkın devri, intikali, rehin hakkı tesisi, haczi ve lisans sözleşmesine konu olması mümkündür.

Yukarıda bahsi geçen UPOV, Uluslararası Yeni Bitki Çeşitleri Birliği (The International Union for the Protection of New Varieties of Plants) olup yeni bitki çeşitlerinin korunması için oluşturulan ve mevcut durumda 75 üyesi bulunan bir uluslararası birliktir. UPOV Sözleşmesiyle ilgili işlemler WIPO nezdinde yürütülür.

UPOV tarafından bütün üye ülkelerden toplanılan verilere, http://www.upov.int/pluto adresinden erişim sağlanan PLUTO (Plant Variety Database) veritabanından ulaşılabilir. Bunu da böylelikle ilgilenenlere duyurmuş olalım.

Islahçılar, geliştirdikleri yeni bitki çeşitlerini isimlendirir. Bu isimlendirme de yukarıda değinildiği üzere çeşitli kurallara, hem de uluslararası kurallara tabidir. Üstelik UPOV kapsamında da, o yeni geliştirilen bitki çeşidine verilecek ismin daha önceden UPOV’a bildirilmiş çeşit isimleriyle aynı ya da karıştırılabilecek benzerliğe sahip olmaması gerekir. Tanıdık geldi mi? Tabii ki, tıpkı marka tescil başvurularındaki benzerlik araştırması bu!

Söz konusu yeni bitki çeşitleri için kullanılmak üzere UPOV’a kayıtlı çeşit isimleri için ilgili ıslahçılar tarafından bir de marka tescil başvurusu yapılmasının uluslararası alanda yaygın bir davranış olduğunu da öğrendim bu araştırmayı yaparken. Ancak bu isimler, yeni bitki çeşitlerinin “umumi ismi”, diğer bir deyişle o özelliklere sahip ürünün jenerik adı haline geldiğinden, taleplerinin olumlu sonuç vermesi söz konusu değil elbette. Serde markacılık da var ya, bu noktaya da değinmeden geçemedim.

Gelelim konunun coğrafi işaretlerle ilgili kısmına. Yeni geliştirilen bitki çeşitlerine coğrafi orijin belirten isimlerin verilmesi esasen ilgili yasal düzenleme bakımından mümkün değil. Ancak 5042 sayılı Kanunun “Çeşidin özellikleri, değeri ve coğrafî orijini açısından veya çeşit ile ıslahçı ya da çeşit ile başvuru sahibi arasındaki irtibat bakımından yanıltıcı veya karışıklığa neden olacak nitelikteyse çeşit için önerilen isim reddedilir.” hükmünün geniş çerçevede değerlendirilmesinin isabetli olacağı düşüncesiyle, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünün “Bitki Çeşitleri Bülteni”nin, konunun ilgililerince takip edilmesi önerisinde bulunmak yerinde olacaktır. Ayrıca coğrafi işaret mevzuatında “coğrafi yer adı içermemesine rağmen geleneksel olarak kullanılan, günlük dilde yerleşmiş adların coğrafi işaret olabilmesi” istisnası mevcut, tescilli “Rakı” coğrafi işareti gibi.  Bu durumda aslında 5042 sayılı Kanunda geçen “coğrafi orijin belirten” bir isim olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği halde isminde coğrafi yer adı geçmediğinden ıslahçı hakkına konu edilmiş bir coğrafi işaretin varlığının takibi açısından da Bitki Çeşitleri Bülteninin dikkate alınması faydalı olacaktır. Yine serdeki markacılık nedeniyle değinmeden geçemeyeceğim. Sadece yeni bitki çeşitleri için marka tescil talebinde bulunulması durumu olmayabilir. Yani tescilli markalar ya da karışıklığa yol açabilecek düzeyde benzeri bir isim de yeni bir bitki çeşidine verilmek üzere olabilir. Benden söylemesi, acele edin!

 

Coğrafi işaret – tasarım / eser sahibinin hakları:  

Coğrafi işarete konu “ürünün özel bir şekli” olabileceği ya da “ürünün üzerinde desenler, süslemeler, vb hususlar” bulunabileceği gerçeğini göz önünde bulundurarak tasarım mevzuatının konumuzla ilişkilendirilebilecek hususlarına bakalım.

* Tasarım, ürünün tümü veya bir parçasının ya da üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özelliklerinden kaynaklanan görünümüdür.

* Tasarım “yeni” ve “ayırt edici niteliğe sahip” ise korunur.

* Bir tasarımın “bilgilenmiş kullanıcı” üzerinde bıraktığı genel izlenim ayırt edici niteliğin değerlendirilmesinde önemlidir.

* Tasarımda “kamuya sunma”; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar.

* Tasarım koruması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda aranan şartları taşıması halinde söz konusu Kanunla öngörülen korumaya halel getirmez.

* Tasarım sahibinin izni olmadan koruma kapsamındaki tasarım veya tasarımın uygulandığı ürün üretilemez, piyasaya sunulamaz, satılamaz, ithal edemez, ticari amaçlı kullanamaz.

IPR Gezgini’ndeki 3 Nisan 2017 tarihli yazımda özelliklerine kısaca değindiğim ve Türkçe “Bavyera Bretzeli” şeklinde adlandırabileceğim “Bayerische Breze / Bayerische Brezn / Bayerische Brez’n / Bayerische Brezel” coğrafi işaretini bu konuya kurgu bir örnek olarak vermek istiyorum. Avrupa Birliğinde mahreç işareti olarak tescilli Bavyera Bretzeli’nin özel bir şekli var. Dua sırasında kenetlenmiş kolları simgeleyen bu şekil, diyelim ki bir tasarım başvurusunda kullanıldı. Bu “özel şekilli” ürünün, coğrafi işaret tescil kaydı bulunması acaba tasarımın yeni olmadığının iddiası için bir gerekçe olarak ileri sürülebilir mi? Yahut 5846 sayılı Kanun kapsamında eser sahipliği iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınabilir mi?

 

 

Konuyla ilişkilendirmek istediğim bir diğer örnek ise Niğde ili Bor ilçesi Obruk Köyünden kaynaklanan “Obruk (Arısama) Halısı”. Mahreç işareti olarak tescil edilen bu coğrafi işaretin tescil bilgileri arasında “çavuşlu motifi”, “balıklı motifi” ve “elmalı” motifi” olarak tanımlanmış üç motif yer almakta. Yani Obruk (Arısama) Halısının özelliklerinden biri, halının göbek kısmında bu üç motiften birini taşıması. Tescil belgesinde yer verilen görsel aşağıdaki gibidir:

 

 

 

Ve sorumu soruyorum:

Coğrafi işaret tescil belgesinde yer verilen motifler dayanak gösterilerek bu motifleri içeren tasarım başvuruları reddedilebilir mi ya da tescillerin hükümsüzlüğü istenebilir mi? Yahut bu motiflerin üzerinde eser sahipliğinden doğan hakların bulunduğunu iddia eden kişilere karşı, söz konusu motiflerin coğrafi işaretli ürüne ait olmasından dolayı anonim nitelikte olduğu iddiası ileri sürülerek eser sahipliği karinesi çürütülebilir mi?

Coğrafi işaret tescillerine bir de bu açıdan bakmaya ne dersiniz?

Gonca ILICALI

Kasım2018

gilicali12@gmail.com

 

 

BREXIT; BİRLEŞİK KRALLIK BEYAZ BİR SAYFA AÇTI ve COĞRAFİ İŞARETLER HAKKINDA DEDİ Kİ…

 

Birleşik Krallık’ın (BK) Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma sürecini daha evvel ki yazılarımda boşanmaya benzetmiştim. Brexit sürecinde dakikalar tik tak geçerken görüşmeler ve pazarlıklar da son sürat devam ediyor.

Brexit’e ilişkin bir önceki yazımda coğrafi işaretler faslından dolayı boşanmada sinirlerin gerildiğini, BK’nın adeta “madem o evi istiyorsun, sen de bana şunu şunu ver” diyen çiftlerdeki gibi coğrafi işaret konusunu masaya pazarlık konusu olarak sürdüğünü anlatmıştım.

https://iprgezgini.org/2018/05/31/brexit-bosanmasinda-sinirler-gerilmeye-basladi-domates-biber-patlican

Yukarıda bahsi geçen son yazımdan sonra  bir gelişme oldu ve Temmuz ayında BK görüşmelerde beyaz bir sayfa açtı! Ben biraz ironi yapıp buna beyaz sayfa diyorum ama tabii ki bu tek sayfalık bir metin değil, uzun ve Brexit sonrası ortaya  çıkacak mevzuatın nüvelerini ve BK’nın harekat tarzını işaret eden/etmesi gereken bir döküman. BK’nın yayınladığı ve “White Paper” adı verilen bu metin henüz AB tarafından kabul edilmiş değil.

White Paper’ın küçük bir kısmı, iki paragraf,  ateşten gömlek olan coğrafi işaretlere ayrılmış durumda; bu paragraflarda BK bazı şeyleri söylüyor ama bazı konularda da hala suskunluğunu koruyor göreceğiniz gibi. Şöyle ki;

White Paper’ın Coğrafi İşaretlere ilişkin kısmı 38. ve 39. paragraflarda yer alıyor ve bu paragraflarda aşağıdaki gibi:

  1. Included in the remit of wider food policy rules are the specific protections given to some agri-food products, such as Geographical Indications (GIs). GIs recognise the heritage and provenance of products which have a strong traditional or cultural connection to a particular place. They provide registered products with legal protection against imitation, and protect consumers from being misled about the quality or geographical origin of goods. Significant GI-protected products from the UK include Scotch whisky, Scottish farmed salmon, and Welsh beef and lamb. 
  1. The UK will be establishing its own GI scheme after exit, consistent with the WTO Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property (TRIPS). This new UK framework will go beyond the requirements of TRIPS, and will provide a clear and simple set of rules on GIs, and continuous protection for UK GIs in the UK. The scheme will be open to new applications, from both UK and non-UK applicants, from the day it enters into force

 

38. paragraf kısaca coğrafi işaretlerin önemine vurgu yapıyor ve dikkat ederseniz metinde kabaca “Coğrafi işaretle korunan önemli BK kaynaklı ürünler arasında İskoç Viskisi, İskoç çiftlik somonu, Galler bifteği ve kuzusu sayılabilir.” deniyor. Sanki bu cümleyle BK “bu coğrafi işaret konusu sadece sizin için önemli değil, bir tek sizin coğrafi işaretli meşhur ürünleriniz yok bizim de var, lütfen ama” diyor gibi geldi bana!.

Bence asıl önemli olan 39. paragraf çünkü diyor ki;

— Biz AB’den çıkınca, TRIPS’e uygun olarak, kendi coğrafi işaret sistemimizi kuracağız,

— Bu kuracağımız yeni coğrafi işaret sistemi TRIPS’de işaret edilen gerekliliklerin de ötesinde olacak, coğrafi işaretlerle ilgili son derece açık ve basit bir kurallar bütünü içerecek ve BK (kaynaklı) coğrafi işaretlerin BK’da korumasının devamını sağlayacak,

— Kurulacak yeni sistem yürürlüğe gireceği günden itibaren gerek BK’dan gerekse BK dışından hak sahiplerinin yeni başvurularına açık olacak.

Şimdi, dikkat ederseniz 39. paragrafta ilginç bir nokta var; BK kendi coğrafi işaret sistemini kuracağını söylüyor; buraya kadar AB’nin ısrar ettiği konuyu kabul etmiş görünüyor. Fakat paragrafın sondan bir önceki  cümlesine bir daha bakın (…..and continuous protection for UK GIs in the UK.) Yani?

Yani diyor ki: “Brexit işi tamamlandıktan sonra ben yeni sistemi kurduğumda BK kaynaklı coğrafi işaretleri korumaya devam edeceğim.” Tamam, peki, güzel de, metinde  BK kaynaklı olmayan ve halihazırda tescilli ya da başvurusu devam eden coğrafi işaretlere ne olacağını söylenmiyor!!.

Brexit sürecinde AB’nin baş müzakerecisi olan, Fransa eski Tarım Bakanı, Michel Barnier sanırım 39. paragrafdaki bu ifadeyi  okuduğunda yine çok sinirlenmiştir! Bakalım kendisinin ve/veya diğer AB yetkililerinin bu hususta bir yorumu olacak mı, dikkatle takip ediyorum.

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Ağustos 2018