Kategori: Markanın Kullanımı

Markanın İptali Prosedürü ve Yeni Tarihli Marka Başvuruları ile Kanun Yolunun Dolanılması – MONOPOLY Kararı

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (Kanun) ile düzenlenen “markanın kullanmama nedeniyle iptali” kavramına Yüksek Mahkeme içtihatları ile yıllardır fikri ve sınai mülkiyet hukukunda yer verilmiştir. Güncel tarihli içtihatlar da markalarına yatırım yapan ticari işletmelerin marka yönetimine ilişkin stratejik adımlar atması gerekliliğini ortaya koymuştur.

Markanın kullanmama nedeniyle iptali kavramı “Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir.”  hükmü ile kanunumuzda düzenlenmiştir. Paralel düzenlenmeye de EUTMR (“European Union Trade Mark Regulation”) madde 58’de yer verilmiştir.

Marka sahiplerince, markalarını ve markalarına bağlı ticari itibar ve ilgili ekonomik değerleri korumak ticari işletmelerin marka yönetiminde öncül ilkedir. Buna bağlı olarak markayı en geniş anlamda koruma güdüsü ile hareket edilmektedir. Uygulamada da ticari işletme ve markanın kullanılacağı alana odaklanarak, gelecekte yatırım yapılabilecek başkaca mal veya hizmet sınıflarında da tescilinin sağlandığı sık görülen durumlardandır.

Ancak marka sahiplerince benimsenen bu yöntem, yeni başvuru yapacak marka sahipleri açısından marka sahiplerinin pazara girişini engelleyerek; haksız rekabet yaratmaktadır. Yine başvuru sürecinde yeni başvuru yapacak marka sahipleri açısından, tescil sürecinde yapılacak masraflara veya eski tarihli tescil sahibinin markasını göz önüne alarak yeni marka oluşturma sürecinde yapılacak masraflara katlanmak düşmektedir.

Ülkemizde olduğu gibi, Avrupa Birliği’nde de haksız tescillerin önüne geçilerek, markadan doğan hakları korumak ve pazara serbest erişimi sağlamak için; her marka sahibine markayı serbestçe değerlendirebileceği 5 yıl süre tanınmıştır. Bu süre, ürün veya hizmeti sunmak ve markayı kullanmak gerekirse lisans yolu ile kullandırmak için marka sahiplerine tanınan bir süredir. Her ne kadar aksi yönde görüşler olsa da kanımca 5 yıllık bir pazara giriş süreci bir ticari işletme için yeterli olmalıdır.

Markayı kullanma yükümlülüğünü dikkate alınarak, tescil ile sağlanan hakların ileri sürülebileceği alanı genişletmek için marka sahipleri uygulamada aynı markaya ait birebir ve bazen daha geniş kapsamlı yeni tescil başvuruları ile kanunu dolanmaya çalışmakta ve bu pratik kimi zaman kötüniyetli olarak değerlendirilebilmektedir.

Bu yazımızda emsal nitelikte addedilebilecek EUIPO Temyiz Kurulu 22.07.2019 tarih ve R 1849/2017-2 esaslı Kreativni Dogadaji d.o.o vs. Hasbro,Inc. (‘MONOPOLY’) kararını ve Birlik Hukuku’nda yer verilen güncel uygulamayı siz okuyucularımız ile paylaşmak istedik.

Aynı yönde daha önce incelediğimiz Kabelplus[1] ve Pelikan[2] kararlarına linkten ulaşabilirsiniz.

Bir hükümsüzlük talebi olan ihtilaf, talep sahibi Kreativni Dogadaji d.o.o ve “Monopoly” markasının sahibi Hasbro,Inc. arasında, kullanmama nedeniyle iptalinin önüne geçmek amacıyla aynı markanın farklı tarihlerde; birebir/daha kapsamlı sınıflarda başvurusunun yapılmasının kötüniyetli olduğu iddiasına dayalı olarak ikame edilmiştir.

24 Nisan 1996 tarihinde marka sahibi Hasbro,Inc kelime markası olan “Monopoly” markasını 9. (elektronik oyunlar), 25. (giyim) ve 28. (oyunlar, oyuncaklar) sınıflarda başvuru yaparak, markasını 23 Kasım 1998 tarihinde tescil ettirmiştir.

7 Mayıs 2008 tarihli başvurusu ile markasının 41.sınıfta (eğlence hizmetleri) ve 12 Mart 2010 tarihli başvurusu ile 16. sınıfta (kağıt ve kağıttan yapılan materyaller) tescilini sağlamıştır.

30 Nisan 2010 tarihli marka başvurusu ile ‘Monopoly’ kelime markasının 9. sınıf, 16.sınıf, 28. sınıf ve 41.sınıfta tescili 25 Mart 2011 tarihinde sağlanmıştır.

25 Ağustos 2015 tarihinde Kreativni Dogadaji d.o.o,  EUTMR madde 59/1 gereğince marka sahibinin tekrar eden tescil başvuruları yaparak ve önceki tarihlerde markasının tescilini sağladığı tüm sınıfları kapsam içine alarak, marka başvurusunu kötüniyetle yaptığını iddia etmiştir.

22 Haziran 2017’de EUIPO İptal Birimi, marka sahibinin yeni tarihli başvurusunun daha kapsamlı sınıflarda yapıldığını, marka sahibinin 1996’dan beri markasını korumaya çalışmasının kötüniyet olarak değerlendirilemeyeceğini, iptal talebini öne süren tarafın kötüniyeti ispata elverişli yeterli delil sunmadığını, ‘OPOLY’ markasının hükümsüzlüğüne ilişkin ihtilafta ‘MONOPOLY’ markasının ilgili sınıflarda kullanımına dair delil sunulmamasının görülmekte olan ihtilafta ispat niteliğinde olmadığını belirterek; iptal talebini reddetmiştir.

Aynı tarihte iptal talebinde bulunan Kreativni Dogadaji d.o.o, karara karşı EUIPO Temyiz Kurulu nezdinde itiraz etmiş ve sözlü yargılama talebinde bulunmuştur. Kurul, tarafların iddialarını daha iyi anlayabilmek amacıyla yargılama talebini kabul etmiştir. Bu süreçte ayrıca marka sahibi, şirket çalışanın ifadesini sunarak, iddialarını desteklemeye çalışmıştır.

Temyiz sahibi; EUIPO İptal Biriminin kararında ispat yükünü göz ardı ettiğini ve marka sahibinin “markayı kullanma niyetini” dahi ispatlayacak bir delil sunmadığını, markanın sadece İngiltere’de masa oyunu için tanınan bir marka addedildiğini, tekrar eden marka başvurularının 5 yıllık kullanım süresini uzatmak amacıyla gerçekleştirildiğini, markanın yenilenmesi yerine tekrar başvuru yapılmasının dahi kötüniyet göstergesi olduğu ve “OPOLY” gibi markaların hükümsüzlüğü sağlanan ihtilaflarda da ilgili sınıflarda marka kullanımının ispatlanamadığını belirtmektedir.

Marka sahibi ise kötüniyet ispatının iptal talebi sahibi tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini, marka tescil başvurularının sadece 3. kişi marka başvurularını engellemek için yapılmadığını, hükümsüzlük talebi sahibi markasının marka sahibi ile aynı sınıflarda tescilinin önüne geçilmesinin nedeninin kötüniyet olamayacağını, işbu başvurunun 6 ay önceden yapıldığını, markanın Kurul nezdinde dahi yoğun kullanım sonucu yüksek tanınmışlık seviyesine sahip olduğunu, bu doğrultuda markanın hiç kullanılmayıp 5 sene sonrasında yenilenmediğini aksine markanın kullanım alanı genişlediğini, ‘OPOLY’ markasının ihtilaf konusu olmadığını ve tanık ifadesinin de ihtilafa ışık tutacağını belirtmiştir.

Tanık ifadesinde marka tescil süreçlerinde birçok hedef olduğunu ve markanın mümkün olan en geniş anlamda yerel hukukta korumasının sağlanması için yeni tescil başvurularının gerçekleştirildiğini, ana pazar alanını içeren kapsamlı başvuruların yeni girilecek pazarlar da göz önüne alınarak yapıldığını belirtmiş; marka başvurusunun iyiniyetli yapıldığını ifade etmiştir.

Temyiz eden tanık ifadesinin delil sunmak için öngörülen zamanda sunulmadığı ve bağımsız bir delil oluşturmadığından kabul edilmemesi gerektiğini, ancak Kurul aksi kanaatte ise markanın yenilenmesinin daha kolay ve ulaşılabilir bir yol olduğunu, aksine yeni marka başvurusunun daha karışık ve masraflı bir yol olduğunu vurgulamaktadır.

Marka sahibi ise delilin ihtilafı aydınlatma amacıyla iddiaları desteklemeye yönelik sunulduğunu, en geniş anlamda marka koruması sağlamanın tek amaç olmadığını ve diğer amaçlarla beraber değerlendirildiğini, iddia sahibinin yalan beyanlar ile Kurul’u yanıltmak istediğini öne sürmüştür.

Kurul, EUTMR madde 95/2’te sonradan sunulan delillerin kabul şartlarına atıf yaparak, tanık ifadesinin incelemenin sıhhati açısından kabulüne ilişkin takdir yetkisini kullanmıştır.

İhtilafın genel marka hukuku kapsamında yapılan değerlendirmesinde ise ilk olarak belirtmek gerekir ki; ülkemizde olduğu gibi önceki tarihli başvuru sahibinin (first-to-file) markadan doğan haklarının korunduğu sistem Birlik Hukuku’nda da yürürlüktedir. Bilindiği üzere bu prensibin tek istisnası “gerçek hak sahipliği”dir.

Ancak bu sistemde benzer markaların tescilinin önüne geçilmesi ve kullanılmayan Avrupa markalarının malların ve hizmetlerin serbest dolaşımını kısıtlaması düşünülemez.

Tescil sahibine aktif olmayan süresiz bir hukuki tekel hakkı verilemeyeceğinden, markanın Birlik Hukuku’nda korunması için marka mutlaka ciddi bir kullanıma konulmalıdır. Yani diğer anlamda marka sahibine bu özel hak ancak markanın dava veya itiraz süreçlerinde ciddi kullanımına ilişkin delil sunulması halinde tanınabilecektir. “Kullanma arzusu” bu doğrultuda korunacak bir değer değildir.

EUTMR nezdinde kötüniyet, dürüst olmayan düşünce veya hileli bir hareket ile etik prensiplerden, dürüst ticari ve iş prensiplerinden ayrılarak yapılan başvurulara işaret etmektedir.

Mümkündür ki; marka sahibinin markayı kullanmama nedeniyle kısmi veya tamamen iptalinin sonuçlarının önüne geçmek amacıyla markanın yeniden başvurusunun sağlanması kötüniyet olarak değerlendirilebilecektir.

Ayrıca kötüniyet iddiasının kabulü, marka başvurusu anında aranacak ve itiraz sahibince kanıtlanacak bir husustur.

Eldeki ihtilafta, markanın birebir yeni tarihli olarak başvurusunun yapılmasını Kurul kötüniyet olarak değerlendirmiştir. Aynı markanın 14 yıldan fazla bir süredir korunması ve hukuki olarak markayı kullanma yükümlülüğünün önüne geçilmesi amacıyla haksız ve hileli olarak tescilinin sağlandığına karar verilmiştir. Ayrıca marka “masa oyunları” için kullanımı ispatlamış olsa da diğer mal ve hizmetler için kullanımı ispatlayamamıştır.

Her ne kadar tanık ifadesinde ticari amaçların da dikkate alınarak marka başvurularının yapıldığı ve markanın korunmasında birçok sektörden şirketin bu yönde adım attığı belirtilmiş ise de Kurul “belirli bir başvuru stratejisinin, o stratejinin Mahkemeler önünde test edilip kabul edilmediği sürece hukuken kabul edilebilir bir strateji olarak değerlendirilebilir olmadığını” vurgulamıştır.

Sonuç olarak “MONOPOLY” markasının kullanımı kanıtlamadığından, kötüniyetli olarak tescili sağlanan mallar ve hizmetler yönünden kısmi iptaline karar verilmiştir.

Kararın Sayın Okurlarımızca da değerlendirildiğinde görülecektir ki; markaya sağlanan korumalar marka sahiplerine sağlanan mutlak bir tekel hakkı olarak düşünülmemelidir.  Tanınırlığının yüksekliği sebebi ile kötüniyetli ve benzer marka başvurularına konu olan tanınmış marka sahipleri dahi markalarını korumak için her sınıfta birebir başvuru yaparak, bu korumayı sağlayamayacaktır. Benzerlik iddiasının ve kötüniyetin kanıtlanması aksi halde kullanım olmayan bir sınıfta diğer marka başvurularına tescil imkanının tanınması muhakkaktır.

Aksi durumda, bu nevi korumayı sağlamak için yapılan benzer nitelikli başvurular artık “markanın iptali” hükümleri gereğince iptal edilebilecek ve diğer marka sahipleri ile haksız rekabet ortamı oluşturulmasını engelleyecektir.

Ayrıca unutmamak gerekir ki; markanın kullanılmayan mallar ve hizmetler yönünden kısmi iptali de mümkün durumda olup, takdir iptale yetkili idare veya mahkemenin olacaktır.

Temyiz Kurulu’nun tanınmış nitelikte bir marka olan Monopoly kararının, tanınmış marka niteliği olsa da markanın iptalinin önüne geçmeyeceğini dikkatinize sunar; kararın öneminden bahisle marka hukukunda emsal bir karar olarak dikkate alınması temenni ederim.

Av. Didem TENEKECİOĞLU

didemtenekecioglu@gmail.com

Eylül 2019


[1] https://iprgezgini.org/2017/02/20/kullanmama-savunmasi-3-ayni-markanin-yeniden-tescili-halinde-kullanim-zorunlulugun-baslangic-tarihi-eski-tarihli-markaya-gore-mi-tespit-edilir-euipo-temyiz-kurulu-kabelplus-karari/

[2] https://iprgezgini.org/2017/03/12/kullanmama-savunmasi-4-ayni-markanin-tescil-talebinin-yinelenmesi-hangi-durumlarda-kotu-niyeti-gosterebilir-adalet-divani-genel-mahkemesi-pelikan-karari-t‑13611/

Marka Ne Kadar Değiştirilerek Kullanılabilir? – “Mc” Kararı

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”), 31 Temmuz 2019 tarihinde, McDonald’s’ın “Mc” markasının 11 Nisan 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kısmi iptaline karar verdi. (14 787 C sayılı karara şuradan ulaşılabilir: https://euipo.europa.eu/eSearch/#details/trademarks/010392835)

İrlandalı Supermac’s (Holdings) Ltd (“Supermac’s”), 11 Nisan 2017 tarihinde, EUIPO İptal Birimi’nden McDonald’s’ın 10 392 835 sayılı “Mc” markasının AB Marka Tüzüğü’nün 58/1 (a) maddesine dayanarak iptalini talep etmiştir. Supermac’s’in iddiası, “Mc” markasının tescil tarihinden itibaren 5 sene içerisinde McDonald’s veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından tescil kapsamında bulunan 29., 30., 32. ve 43. sınıflardaki mal ve hizmetler üzerinde ciddi biçimde kullanılmadığıdır. Uyuşmazlık konusu “Mc” markası 15 Mart 2012 tarihinde tescil edilmiş, iptal talebi ise 11 Nisan 2017 tarihinde yapılmıştır. Buna göre, başvuru tarihinde uyuşmazlık konusu marka 5 yıldan fazladır tescilli olduğu için McDonald’s, 11 Nisan 2012 ile 10 Nisan 2017 tarihleri arasında markayı söz konusu mal ve hizmetler kapsamında ciddi anlamda kullandığını ispat etmek durumunda kalmıştır.Bunun üzerine McDonald’s, 28 Eylül 2017 tarihinde 20 adet ek halinde kullanım ispatı delillerini sunmuştur. Söz konusu deliller markanın 30. sınıftaki yulaf ezmesi ürünleri dışında, tescil kapsamındaki tüm mal ve hizmetler üzerinde kullanımına ilişkindir. Bu delilleri McDonald’s, gizli tutulmaları istemiyle sunmasına rağmen EUIPO, somut olayda gizlilik talebini haklı gösterecek herhangi bir gerekçe sunulmaması nedeniyle bu talebi reddetmiştir.

McDonald’s tarafından sunulan kullanım ispatına ilişkin deliller genel hatlarıyla şu şekildedir:

  • 2017 yılına ait, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ta yerleşik McDonald’s tarafından imzalanan 3 adet yeminli ifade: Söz konusu beyannameler, bu ülkelerdeki “McDonald’s”, “BIG MAC”, “McFISH”, McNUGGETS”, “McCHICKEN” ve “McFLURRY” gibi “Mc” ön ekli markalarının restoran hizmetleri, sandviç ve dürüm ürünleri bakımından en yenisi 2010 yılından itibaren olmak üzere yaygın biçimde kullanıldığını belirtmektedir. Ayrıca, 2011-2016 yılları arasında her yıl için bu ülkelerdeki net ciro, McDonald’s mal ve hizmetlerinin reklam masrafları, ürün etiketleri, menü görüntüleri, tanıtım bilgileri ile yukarıda bahsedilen markalar altında satılan ürün sayısı bilgilerini göstermektedir.
  • 2014 ve 2016 tarihli Avusturya, Belçika, Danimarka, İspanya ve daha birçok Avrupa Birliği üye ülkelerindeki McDonald’s internet sitelerinden bilgisayar çıktıları.
  • ‘McDonald’s’ın tarihi’ başlıklı Wikipedia sitesinden bilgisayar çıktıları, McDonald’s şirket internet sitesinden 2011-2016 yılları arasında McDonald’s’ın Avrupa Birliği üye ülkelerinde sahip olduğu ve faaliyette olan restoran sayısı gibi bilgileri içeren “2016 Finansal Bilgiler” bilgisayar çıktısı, McDonald’s Almanya’nın Alman yiyecek hizmetleri sektöründe pazar lideri olduğunu ve tüketicilerce bilinirliğini gösteren “McDonald’s Almanya Kurumsal Sorumluluk Raporu 2016”, 2016 ve 2014 yıllarına ait Avrupa ve 2009-2016 arası dünya çapında şirketin yıllık kazancını (Amerikan doları) gösteren yıllık raporlar, 2001-2016 ve 2008-2016 yılları arasında ‘En İyi Dünya Markaları’ ve ‘100 En Değerli Marka’ gibi listelerde ilk 10’da yer aldığına dair internet sitesi çıktıları, Almanya’da 1991, 1992 ve ve Macaristan’da 2011 yıllarında gerçekleştirilen ve insanların ‘Mc’ ön ekiyle ile ilgili sorular sorulduğunda bunları ‘McDonald’s’ ile ilişkilendirdiğine dair dört adet tüketici anketi örneği.
  • Genel Mahkeme’nin 05/07/2016 tarih ve T‑518/13 sayılı MACCOFFEE kararı.

İptal talebi sahibi Supermac’s, EUIPO’nun söz konusu delilleri –Supermac’s’e göre açıkça ispat eşiğini geçememiş olsalar da- yeterli kabul etmesi halinde bunların ancak 29 ve 30. sınıflardaki kümes hayvanları ürünlerinden hazırlanan yiyecekler, yenilebilir sandviçler, et sandviçleri, domuz eti sandviçleri, balık sandviçleri, tavuk sandviçleri, kahve, kahve ikameleri, çay, hamur işleri, tatlı olarak dondurma bakımından tescilin devamına yettiği görüşündedir. Ayrıca,uyuşmazlık konusu AB markasının, marka sahibinin mal ve hizmetlerinin kaynağını göstermek amacıyla hiçbir zaman kullanılmadığı, yalnızca üçüncü kişilerin “Mc” ön ekini içeren ifadeleri aynı ya da benzer mal ve hizmetler kapsamında tescil ettirmesini veya kullanmasını engellemek için bir savunma markası olarak tescil ettirdiğini iddia etmektedir. Ayrıca, İrlanda, İngiltere ve Avrupa Birliği’nde ‘Mc’ ön ekinin kişi soyadlarında çok yaygın olduğu; oteller, restoranlar, yiyecek ve içecekler gibi birçok mal ve hizmetin söz konusu ön eki içeren soyadlarla anıldığı ve bu nedenle eklenen kelimeler ve ögelerle oluşturulan “Mc” ön ekli markaların kaynak gösterme işlevi bulunmadığını da ileri sürmektedir.Buna karşılık McDonald’s, savunmasını özetle şu şekilde yapmıştır: “Mc” işareti, “McDonald’s” markasında ve daha birçok ürünün nitelik ve karakterini belirten ek ögelerle birlikte çeşitli kombinasyonlar halinde McDonald’s tarafından hazırlanan ve satışa sunulan birçok mal ve hizmet ile menü ögelerini belirtmek için kullanılmaktadır. McDonald’s’ın uzun süreli ve devamlı kullanımı sonucu “Mc” terimi, Avrupa Birliği çapında tüketiciler tarafından McDonald’s ile geniş çapta ilişkilendirilmektedir ve bu durum sunulan tüketici anketleriyle ortaya konulmuştur. “Mc” isminin yüksek ayırt ediciliği aynı zamanda Avrupa çapında birçok marka ofisi ve mahkeme tarafından, özellikle Genel Mahkemenin 2016 tarihli T-518/12 sayılı MACCOFFEE kararında da görülebileceği üzere, teyit edilmiştir.

Tüm bu delil, iddia ve savunmaları inceleyen EUIPO İptal Birimi, markanın sicilde yer aldığı gibi yalnızca “Mc” haliyle kullanımına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı, delillerin markaya başka ögeler eklenerek kullanımı gösterdiği konusunda başvuru sahibini haklı bulmuştur. Ne var ki, cevaplandırılması gereken hususun söz konusu eklentilerin markanın ayırt edici karakterini etkileyip etkilemediği olduğuna vurgu yapmıştır. İptal Birimi kararın devamında, deliller kapsamında sunulan markalar arasından kullanım ispatı koşullarını zaman, yer ve kapsam bakımından karşılayan yalnızca “McDonald’s”, “BIG MAC”, “McRIB”, “McMUFFIN”, “McTOAST”, “McFISH”, “McWRAP”, “McNUGGETS”, “McCHICKEN” ve “McFLURRY” markalarını kullanım niteliği açısından incelemeye karar vermiştir. Bunlardan “McDonald’s” bakımından ‘Donald’s’ ögesinin tanımlayıcı olmadığı, görsel olarak ‘Mc’ ögesinden daha az göze çarpar bir ifade olmadığı ve “Mc” ile “McDonald’s” markalarının esas olarak farklı göründükleri nedenleriyle “McDonald’s” şeklindeki kullanımın “Mc” markası bakımından kabul edilebilir bir kullanım varyasyonu olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Her ne kadar marka sahibi sunduğu tüketici anketlerinde “Mc” teriminin tüketicilerin çoğu tarafından “McDonald’s” ile doğrudan ilişkilendirildiğini iddia etse de, söz konusu anketlerden Macaristan kapsamında gerçekleştirilenler açısından EUIPO, anketi cevaplayanların yönlendirici sorulara maruz kaldığı sonucuna varmıştır. Diğer iki anketi ise gerçekleştirildikleri 1991 ve 1992 yıllarının kullanım ispatını ilgilendiren aralıktan çok uzak olması nedeniyle dikkate almamıştır. Bunun yanı sıra, halkın “Mc” ön ekini yalnızca bir şirket adı olan McDonald’s ile ve restoran servisleriyle eşleştirmesinin “McDonald’s” işaretinin kullanımının tescilli “Mc” markasının kullanımına eşdeğer olduğu anlamına gelmeyeceğine kanaat getirmiştir.

Supermac’s’in yeminli ifadelerin herhangi bir çalışan tarafından düzenlenmediği ve marka sahibi ile bu belgeleri düzenleyenler arasında bir bağlantı bulunduğunu gösteren herhangi bir belgenin sunulmadığı iddialarına cevap veren İptal Birimi, marka sahibinin üçüncü kişilerin kullanımına ilişkin delil sunmasının söz konusu kullanıma zımni rıza oluşturduğunu belirtmiştir. Ayrıca EUIPO’ya göre, söz konusu kişilerin McDonald’s ile bağlantısına dair herhangi bir belge sunulmasa dahi McDonald’s Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık şirketlerinin McDonald’s’ın bu Avrupa Birliği üye ülkelerinde faaliyet gösterdiği ticari araçlar olduğu açıktır.Bazı delillerin yalnızca tarih belirtmemesi ya da ilgili zaman aralığı dışında olması nedeniyle gözardı edilmemesi ve genel değerlendirmede dikkate alınması gerektiğine de vurgu yapılmıştır. Özellikle ürün ve ambalaj fotoğrafları ile internet sitelerinden bilgisayar çıktılarının genel olarak hangi çeşit malların üretilip satışa sunulduğuyla ilgili bilgi verebileceği, bu nedenle markanın kullanım kapsamı ve marka sahibinin gerçek niyetini ortaya koymakta faydalı olacağı belirtilmiştir.

Marka sahibi, kullanımın kapsamına ilişkin hiçbir fatura sunmamıştır. Bunun yerine, yukarıda bahsedildiği gibi net ciro, McDonald’s mal ve hizmetlerinin reklam masrafları ile Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ta “BIG MAC” markası ve “Mc” ön ekli markalar altında satılan ürün sayısı gibi bilgileri içeren üç adet yeminli ifade ve Avrupa’daki geliri gösteren iki yıllık rapor ile milyonlarca Amerikan doları olarak markanın değerini gösteren marka araştırmaları sunmuştur. EUIPO tarafından yeminli ifadelere genellikle bağımsız delillere göre daha az itibar edilir. Bunun nedeni, uyuşmazlığa dahil olan tarafların bakış açılarının kişisel çıkarlarından az ya da çok etkilenebileceğidir. Bu nedenle, içtihat uyarınca marka sahibinin çevresinden biri tarafından düzenlenen yeminli ifadelere ancak başka delillerle desteklendiği takdirde ispat değeri atfedilir. EUIPO İptal Birimi tarafından değerlendirilen bir diğer husus da uyuşmazlık konusu pazarın fast food ürünleri üretimi ve satışı olduğu ve bunların günlük kullanım ve fast food restoran servisleri tedariği amacıyla yapıldığıdır. Söz konusu pazarın bilinen özellikleri arasında genellikle oldukça yüksek bir talep ve genel halka yüksek miktarlarda satış bulunmaktadır. Bu nedenle, her halükarda kağıt fatura gibi geleneksel satış delillerinin sunulmasının söz konusu sektörde yapılan ticaret için pek de işlevsel olmadığı sonucuna varılmıştır.Sunulan deliller değerlendirildiğinde, bahsedilen markalar altındaki ürünlerin nihai tüketiciye devamlı olarak satışa sunulduğu, genel halkın söz konusu markalara fast food ürünleri için pazar yaratılmak amacıyla sürekli olarak maruz bırakıldığı kanaatine varılmıştır. Sunulan restoran sayıları, gelirler, marka değeri gibi bilgiler en azından yeminli ifadede belirtilen net ciro ve satılan ürün sayısı gibi bilgileri destekler nitelikte bulunmuştur. Dolayısıyla İptal Birimi’ne göre kullanım, göstermelik değildir.

Son olarak, marka sahibi sunduğu 2016 tarihli T-518/12 sayılı MACCOFFEE kararıyla “Mc” ön ekli markaların aile markası olduğunu savunmaktadır. Ne var ki, EUIPO’ya göre, aile markalarının varlığı ile markanın tescilde yer aldığı haliyle kullanımı hususları iki ayrı kavramdır. Söz konusu kararla “McDonald’s” markasından kaynaklanan “Mc” ön ekli aile markalarının varlığı teyit edilmekle birlikte bu iki markanın geniş çapta eşdeğer olduğu ya da aralarındaki farkın gözardı edilebilir olduğu sonucuna varılmamaktadır. “Mc” ön ekine eklenen –rib (kaburga), –muffin (çörek, bir tür ufak ekmek), –toast (tost), –fish (balık), –wrap (dürüm) ve –nuggets (dilimizde de aynı adla anılan)ögeleri söz konusu ürünlerin veya ana malzemelerinin ismidir ve bunları tanımlamak maksadıyla eklenmiştir. Dolayısıyla İptal Birimi, başvuru sahibinin bu ögelerle yeni birleşik markalar oluştuğu iddiasını doğru bulmamıştır. Bu tanımlayıcı eklentiler “Mc”markasının ayırt edici karakterini değiştirmemektedir. İptal Birimi, yalnızca –flurry ögesinin ürünleri tanımlayıcı bir anlamı olmadığını ve bu eklemenin ayırt edici karakteri değiştirdiği sonucuna varmıştır.

İptal Birimi’ne göre ciddi kullanım 29. sınıfta yalnızca tavuk nugget ürünleri bakımından gerçekleşmiştir. Bu sınıfta tescilli diğer mallar bakımından peynir ya da turşu gibi bazı malzemeler marka sahibi tarafından ayrı olarak değil sandviçler içinde satışa sunulmaktadır. Bunun yanı sıra, sandviçler ve dürümler 29. değil 30. sınıf kapsamında yer almaktadır. Marka sahibinin çok spesifik ürünler üzerinde marka kullanımının aranmadığı ve ileride mal çeşitliliğini geliştirebileceği de göz önünde tutularak 30. sınıfta sunulan deliller çerçevesinde yalnızca yenilebilir sandviçler, et sandviçleri, domuz eti sandviçleri, balık sandviçleri ve tavuk sandviçleri bakımından ciddi kullanımın bulunduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak EUIPO, “Mc”markasının 29. sınıftaki tavuk nuggetlar harici et ve kümes hayvanları ürünleri ile domuz ve balık ürünlerinden hazırlanan yiyecekler, pişmiş ve konserve sebze ve meyveler, yumurtalar, peynir, süt, süt ürünleri, turşular ile 30. sınıftaki bisküviler, ekmek, kekler, kurabiyeler, çikolata, kahve, kahve ikameleri, çay, hardal, yulaf ezmesi, hamur işleri, soslar, çeşniler, şeker, tatlılar, 32. Sınıfta alkolsüz içecekler, şuruplar ve içecek yapımında kullanılan diğer malzemeler ve 43. sınıftaki restoran servisleri bakımından 11 Nisan 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kısmen iptaline karar vermiştir.

Kanaatimizce bu kararın en önemli sonucu, EUIPO’nun ciddi kullanımı değerlendirirken markanın sicildeki halinde ayırt edici karakterini etkileyecek değişiklikler yapılmasını kabul etmemesi ile satışa sunulan malın nihai haline dikkat etmesidir, tek tek içindeki malzemelerinin ne olduğu önemli değildir. Sandviçin içinde peynir olması McDonald’s’ın ayrıca peynir sattığını ve bu yolla markasını peynir ürünü üzerinde kullandığını göstermez, satışa sunulan ürün sandviçtir. “Mc” markasının ön ek olarak ancak üzerinde kullanıldığı malları tanımlayıcı ögelerle birlikte kullanılabileceği, aksi takdirde eklenen ögelerin de kendi içinde mal ve hizmetler bakımından ayırt edici olması halinde markanın ayırt edici karakterinin değişerek tabiri caizse yeni bir işaretin oluştuğu söylenebilecektir. Dolayısıyla, marka sahipleri markalarını hem işaret hem de mal ve hizmetler bakımından ya kullanacakları gibi tescil ettirmeli ya da tescil ettirdikleri gibi kullanmalıdırlar. Aksi halde tescilden 5 sene sonrasında kullanım ispatı talebi ile karşı karşıya kaldıklarında her ne kadar markalarını belli oranda kullanmış olsalar da yer, zaman ve kapsam faktörleri tek başlarına yeterli olmayacak, nitelik olarak da markanın sicilde yer aldığı gibi kullanılıp kullanılmadığı önemli olacak ve belki de markalarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.

Muhtelemen McDonald’s, “BIG MAC” kararında olduğu gibi “Mc” kararına da itiraz ederek EUIPO Temyiz Kurulu’na gidecektir. Bu ihtimalde, merakla EUIPO Temyiz Kurulu kararını bekliyor olacağız.

Alara NAÇAR

Ağustos 2019

nacar.alara@gmail.com

Genel Mahkeme EUIPO Temyiz Kurulu’nun Kullanmama Sebebiyle İptal Talebinin İtiraz Sürecini Durdurmayacağı İle İlgili Kararını İptal Etti –

Genel Mahkeme (“Mahkeme”), T-162/18 sayılı, Beko Plc (“Beko”) tarafından Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) ve Acer, Inc. (“Acer”) aleyhine açılan davayı 14 Şubat 2019 tarihinde kabul etti[1].

2019’un başlarında verilen bu karara konu uyuşmazlığın oldukça uzun bir mazisi bulunuyor. Her şey Beko’nun 6 Nisan 2007 tarihinde “ALTUS” ibareli Avrupa Birliği (o dönemde Topluluk) Markası başvurusu yapmasıyla başlamıştır. Bu başvuruya karşı Acer, önceki tarihli ve tescilli 22 adet “ALTOS” ibareli Avrupa Birliği Markalarına dayanarak itiraz etmiştir. EUIPO İtiraz Kurulu, Beko’nun itiraza konu “ALTUS” marka başvurusunu Acer’in 2 dayanak markasıyla benzer bularak, itirazı kısmen kabul etmiştir.

Beko, İtiraz Kurulu’nun bu kararını EUIPO Temyiz Kurulu’na taşımış ve her iki dayanak markaya ilişkin olarak yerel Mahkemelerde kullanmama sebebiyle iptal davalarının süregeldiğini belirterek, Temyiz Kurulu önündeki yargılama sürecinin askıya alınması, iptal davalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu sırada işbu davalara konu dayanak markalar yerel Mahkemelerce kullanılmamaları sebebiyle iptal edilmiştir. Temyiz Kurulu buna dayanarak İtiraz Kurulu’nun kararını kaldırmış ve itirazın diğer dayanak markalar açısından incelenmesi için uyuşmazlığı İtiraz Kurulu’na geri göndermiştir. Bunun üzerine İtiraz Kurulu, Acer’in başka bir “ALTOS” dayanak markası ile Beko’nun “ALTUS” marka başvurusunu benzer bulmuş ve itirazı bu markaya dayanarak kısmen kabul etmiştir.

Beko, İtiraz Kurulu’nun bu kararını da Temyiz Kurulu’na taşımış ve bu dayanak markaya karşı yerel fikri mülkiyet ofisinde kullanmama sebebiyle iptal prosedürü başlatma niyetinin olduğunu belirterek, Temyiz Kurulu nezdindeki yargılama sürecinin yine askıya alınması gerektiğini belirtmiştir. Devamında buna ilişkin işlemleri başlattığını gösteren belgeler de sunmuştur. Ancak Temyiz Kurulu işbu Mahkeme kararına konu edilen kararıyla, Beko’nun sürecin askıya alınması talebi ve temyizini bu defa reddetmiştir, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu gerekçesiyle İtiraz Kurulu’nun kararını onamıştır. Bu karardan sonra ise yerel fikri mülkiyet ofisi Acer’in markasının söz konusu sınıflarda ciddi şekilde kullanımı ispatlanamadığı gerekçesiyle markanın kullanmama sebebiyle iptal edilmesine karar vermiştir.

Beko, Temyiz Kurulu’nun bu kararına karşı Mahkeme nezdinde dava açmış ve bu kararın iptal edilmesini, sürecin askıya alınması için uyuşmazlığın EUIPO’ya iade edilmesini ve/veya Mahkeme’nin süreci askıya almasını talep etmiştir. Genel Mahkeme, sürecin askıya alınmasına ilişkin taleplerin kabul edilemez olduğunu belirtmiş ve yalnızca ilgili kararın iptali yönünden esasa ilişkin inceleme yapmıştır.

Mahkeme önünde tartışılan kararında Temyiz Kurulu, itiraza dayanak olan ve nihayetinde iptal edilen “ALTOS” markasının, itiraza konu “ALTUS” markasının yayınlandığı tarihte, 5 yıldan az süredir tescilli olduğunu, bu nedenle karar tarihinde iptal edilebilir olsa bile itiraza dayanak olarak gösterilebileceğini değerlendirmiştir. Ayrıca, itiraz sürecinin kullanmama sebebiyle iptal taleplerine dayanılarak durdurulmasının (ve dolayısıyla uzatılmasının), kullanmama sebebiyle iptal süreçlerinin başlatılamayacağı –markanın tescilinden itibaren başlayan-  ilk 5 yıllık koruma periyodunu anlamsızlaştırdığı ve böylece marka başvuruları itiraza konu edilen tarafları itiraza konu dayanak markalar 5 yıllık süreci doldurana dek itiraz sürecini uzatmak için teşvik edeceğini belirtmiştir.

Davacı Beko ise, itiraza dayanak markanın kullanılıp kullanılmadığı değerlendirmesinin yapılması gereken tarihin kararın verildiği tarih olması gerektiğini iddia etmiştir. Ayrıca, bu dosya bazında uyuşmazlığın çözülmesi için taraflara süre (“cooling off period”) verildiğini ve yerel fikri mülkiyet ofisi nezdinde görülen kullanmama sebebiyle iptal prosedürünü uzatan tarafın davalı Acer olduğunu hatırlatarak, Temyiz Kurulu’nun somut olayın şartlarını dikkate almadığını ve başvuru sahibinin niyetinin irdelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ek olarak, daha önce Temyiz Kurulu’nun diğer iki marka için kullanmama sebebiyle iptal süreçlerinin sonuçlarının beklenmesi kararı verdiğini ve bu markaların da itiraza konu edilen “ALTUS” markası yayınlandığında 5 yıllık koruma periyodunun içinde olduğunu hatırlatarak, Temyiz Kurulu’nun kararlarının çelişkili olduğunu iddia etmiştir.

Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun itiraz prosedürünün durdurulup durdurulmamasına ilişkin geniş bir takdir yetkisi olduğunu ve taraflar arasındaki menfaat dengesi sağlandığı takdirde buna ilişkin bir talebin reddedilebileceğini belirterek aşağıdaki değerlendirmelerde bulunmuştur:

  • İtiraza dayanak “ALTOS” markasının itiraza konu “ALTUS” markasının yayına çıktığı anda geçerliliğini koruması yeterli değildir, EUIPO’nun itiraz hakkında karar verdiği anda da geçerli olması gerekmektedir. Diğer bir deyişle, itiraz görülürken marka geçerliliğini yitirirse, itiraza ilişkin değerlendirme amaçtan yoksun kalmış sayılacaktır. Bu nedenle, gerek İtiraz Kurulu gerekse Temyiz Kurulu’nun, itirazın yapıldığı tarih ile kararın verildiği tarih arasında, markaların durumuna ilişkin değişiklikleri dikkate almaları gerekmektedir.
  • Temyiz Kurulu başvuru sahibinin menfaatlerini olayın bütünü içerisinde dikkate almamış ve uygun şekilde değerlendirmemiştir. Temyiz Kurulu’nun bu kapsamda taraf menfaatlerini usulünce tartmak amacıyla itiraza dayanak markanın kullanmama sebebiyle iptal edilip edilmeyeceğine ilişkin prima facie bir değerlendirme yapması gerekmektedir.
  • Temyiz Kurulu’nun itiraza dayanak markanın itiraza konu marka yayımlandığı tarihte 5 yıllık koruma süresinin içinde olduğunu belirterek, kullanmama sebebiyle iptal talebinin itiraz sürecini durdurmasının markaya tanınan –markaya karşı kullanmama öne sürülemeyecek- 5 yıllık periyodu anlamsızlaştıracağı değerlendirmesi hatalıdır. Somut olayda itiraza dayanak markanın bu 5 yıllık koruma süresi 2010 yılında dolmuştur. Kullanmama sebebiyle iptal talebi ise 2017 yılında yapılmıştır. Dolayısıyla itiraza dayanak “ALTOS” markasının 2012 – 2017 yılları arasında kullanıldığının ispat edilmesi gerektiğinden, 5 yıllık koruma süresiyle herhangi bir ilişki bulunmamaktadır.
  • Temyiz Kurulu’nun kullanmama sebebiyle iptal talebi nedeniyle itiraza ilişkin sürecin askıya alınmasının marka başvuruları itiraza konu edilen tarafları itiraza konu dayanak markalar 5 yıllık süreci doldurana dek itiraz sürecini uzatmak için teşvik edeceğini belirten değerlendirmesi hatalıdır. Temyiz Kurulu’nun, genel değerlendirmeler yapmanın yanı sıra somut olaya özgü şartları dikkate alarak, tarafların kötü niyetle süreci uzatmak gibi bir niyetinin olup olmadığını değerlendirmesi gerekir. Kullanmama sebebiyle iptal prosedürünün itiraz derdestken başlatılmış olması ve buna dayanarak itiraz sürecinin askıya alınmasının talep edilmesi,  itiraza konu marka başvurusu sahibinin kötü niyetli olduğu sonucuna varmak için yeterli değildir.  
  • Tarafların kendi iradeleriyle anlaşarak uyuşmazlığın çözülmesi için bir süre verilmesini kabul ettiklerini ve bu sürenin sonuna gelindiğinde itiraza dayanak “ALTOS” markasının zaten 5 yıldan uzun süredir tescilli olduğu dikkate alınmalıdır.

Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında Temyiz Kurulu’nun kararını uyuşmazlığa geniş bir çerçeveden bakarak tarafların menfaat dengesini dikkate almaması ve somut olaya özgü koşulları değerlendirmemesi sebebiyle hatalı bulmuştur ve tümden iptal etmiştir.

Uyuşmazlığın 2008 yılında Acer tarafından, Beko’nun “ALTUS” ibareli marka başvurusuna itiraz edilmesiyle başladığı ve günümüze kadar sürdüğü dikkate alındığında, itiraza dayanak markaların sürecinin tamamında ciddi şekilde kullanılıyor olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Genel Mahkeme’nin bu değerlendirmesi,  özellikle yabancı ülkelerde yapılan başvurularda benimsenmiş olan “markanın hangi mal/hizmet üzerinde kullanılacaksa, yalnızca onun üzerinde sınırlı olarak başvurulması/tescil edilmesi gerektiği” anlayışının bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Gerçekten de marka sahipleri, markalarına karşı kullanmama sebebiyle iptal talebinde bulunulamayacak olan 5 yıllık süreye güvenerek, markalarını kullanmadıkları mal/hizmetler üzerinde, başkalarının tescilini engelleyememelidir.

Ülkemizde ise Türk Patent ve Marka Ofisi (“TÜRKPATENT”) ile özellikle Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemeleri (“Mahkemeler”) nezdinde yürütülen süreçlerin uzunluğu dikkate alındığında, bu prensip ve anlayışın yerleşmesinin önemi azımsanmamalıdır. Gerçekten de bir uyuşmazlık sonuçlanana kadar itiraza dayanak marka, itiraza konu markanın tescil edilmek istendiği mal/hizmetler üzerinde kullanılmıyorsa, üçüncü kişilerin o mal/hizmetler üzerinde markalarını tescil ettirmesinin engellenmesi haksız olacaktır.

Ancak, itiraz sahiplerinin dayanak markalarını uyuşmazlık süreci boyunca da kullanması gerekliliği, itiraza konu edilen başvuru sahipleri tarafından bu durumun suistimal edilmeye açık olduğu – örnek olarak süreci mümkün olduğunca uzatmak, vs. gibi -gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Bunun önüne geçilebilmesi için tarafların gerçek niyetlerinin yorumlanması konusunda TÜRKPATENT’e ve Mahkemelere önemli bir görev düşecektir…


Güldeniz Doğan ALKAN

guldenizdogan@hotmail.com

Mart 2019

[1]http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=C8E68C16CFE3E3FD86775CE67EAC0505?text=&docid=210771&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=1961731

Nasıl Anlatsam Sana, İlk Harflere Baksana – Akrostişle Kötü Niyetten Kaçınılabilir mi? ‘’e-toefl.com’’ Alan Adı İdari Hakem Kararı D2018-2562

Teknolojinin damarlarımıza tam anlamıyla girmediği, konuşma pencerelerinin sadece evimizdekilerden ibaret olduğu çocukluğumuzda hislerimizi paylaşmanın daha organik yöntemleri mevcuttu. Bu yöntemlerden en naif olanlarından biri de akrostişli şiirlerdi.

Şiirin dizelerinin ilk harfleri genelde sevdiğimiz kişilerin adını oluştururdu ve bu uğurda da asıl söylemek istediğimizi direkt söylemeden ima etmiş olurduk. Bazen hayatımızın geri kalanı da hiçbir şeyi net ifade etmeden bir imalar bütünüyle devam ettiyse de bunda çocukluğumuzun akrostişlerinin suçu var mıdır bu sanıyorum başka bir hayatın konusu.

Alan adı şikayetlerinde de kötü niyetten kaçınmak ya da tescil ettirilen alan adının “meşru menfaat” doğrultusunda kullanıldığı konusunda Hakem’i ikna etmek için Şikayet Edilen taraf bazen akrostişe de sığınabilmektedir.


“TOEFL” ve “TOEIC” markalarını elinde bulunduran A.B.D menşeli Educational Testing Service, “e-toefl.com” alan adının kendilerine devredilmesi için  Şikayet Edilen’e karşı 9 Kasım 2018 tarihinde WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezine şikayet sunmuştur.

Bilindiği üzere bir alan şikayetinde karar verilirken üç kriter göz önünde bulundurulmaktadır:

(i) İhtilaflı alan adı, Şikâyet Eden’in üzerinde hak sahibi olduğu bir marka ya da hizmet markası ile aynı veya iltibas düzeyinde benzer mi?

(ii) Şikâyet Edilen’in, ihtilaflı alan adı üzerinde herhangi bir hak ya da meşru menfaati var mıdır?

(iii) Şikâyet Edilen, ihtilaflı alan adını kötü niyetle mi tescil ettirmiş veya kullanmaktadır?

Şikayet Eden , işlem öncesinde Şikayet Edilen’e bir uyarı yazısı göndererek , alan adının kendilerine devredilmesini istemiştir.

Bu yazının iletilmesinin hemen akabinde daha önceden bir alan adı satışı yapmak isteyen kişilerin toplandığı web sitesinde zaten satılık olan ‘’e-toefl.com’’ domaininin fiyatı 1200 TL’den , 15.000 USD’ye çıkmıştır.

Credit Agricole v. Yanf Xiao Yuan WIPO Dava No.D2018-1476 sayılı hakem kararında da belirtilen “Şikayet Edilen’in alan adı tescili ya da devri için harcanan paradan çok daha yüksek olan 3.300 EUR’luk bir bedele satışının teklif edilmesi kötü niyeti ispatlamakta ve desteklemektedir” kararı kapsamında Şikayet Edilen’in ihtilaflı alan adının satışı kapsamında kötü niyetli hareket ettiğinin ispatlandığı kanaatine varmıştır.

Yazının iletilmesini takiben satış fiyatının artması ile birlikte de Şikayet Edilen kimlik bilgilerini bir ‘’gizlilik koruması hizmeti’’ aracılığı ile gizlemiştir.

Her ne kadar Şikayet Edilen tarafından anılan korumanın spam koruması amacı ile kullanılmaya başlandığı iddia edilse de, özellikle anılan korumanın Şikayet Edilen ile iletişime geçilmesinin akabinde kullanılmaya başlanması da Hakem tarafından kötü niyeti açıkça gösterildiği şeklinde yorumlanmıştır.

Gizlilik koruması ise; bir web sitesi aracılığı ile alan adını kaydettirenin tüm bilgilerini gizlemesine ve onun yerine Şikayet Edilen bilgisinde de görülebileceği gibi sadece Domain Admin Contact ID 5998761 gibi bir kaydın görüntülenebilmesini sağlamaktır.

Bu hizmeti sağlayan kuruluşun web sitesinde yer alan bilgiler ise aslında oldukça ilginçtir ve yorumsuz olarak aşağıya aktarılmıştır:

‘’Uluslararası yönetim organı olan ICANN kurallarına uygun olarak,  WHOIS veri tabanı üzerinden herkese açık olan alan adları ile ilgili doğru iletişim bilgilerini sağlamalısınız.  Aksi takdirde kayıt anlaşmasının ihlali nedeniyle alan adının iptali gerçekleşmiş olur.  Öte yandan kötü niyetli kişiler tarafından bu bilgiler kötü amaçlı durumlar için kullanılabilir.  Ayrıca kimlik bilgileriniz de bu kişiler tarafından çalınma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu bağlamda Kimlik Koruma Hizmeti ile birlikte alternatif iletişim bilgileri kullanarak gerçek iletişim bilgileriniz koruma altına alınır.’’

Son olarak , Şikayet edilen, alan adına ‘’yeni projemizde çok yakında sizlerleyiz’’ şeklinde bir slogan eklemiş ve alan adının aslında Şikayet Edenin markası ile hiçbir ilgisi olmadığı konusunda kurulu ikna etmek için de;

E

Ticaret

Operasyonlarında

Efektif

Fonlama ve

Likidite

ifadesini web sitesi içeriğine ekleyerek bu ifadelerin yeni projelerinin baş harfleri ile oluşturulduğu ve ‘’TOEFL’’ markası ile ilişkisi olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Bu unsuru ekleyerek Şikayet Edilen her ne kadar kötü niyetten kaçınmaya çalışıyor olsa da, ihtilafa konu alan adının , Şikayet Eden’in tescilli ve tanınmış markasını bir bütün olarak içeriyor olması (Alan adındaki “e-” ön eki  de Türkiye’de de sıklıkla kullanılan ve “elektronik” ifadesinin kısaltması olan bir ek olduğundan ana unsur TOEFL’dır.) sebebi ile Hakem tarafından kötü niyetli bulunmuştur.

Bu doğrultuda, ihtarname sonrasında bilgilerin gizlenmesi, alan adının satış fiyatının yükselmesi ve aynı zamanda da e-ticaret operasyonlarında fonlama ve likidite” ifadesinineklenmesinin yanı sıra Şikayet Edilen, savunmasında; Şikâyet Eden’in tüm dünyada içerisinde “TOEFL” geçen alan adlarını şikâyet ederek kendi bünyesinde toplamak ve bu yolla tüm dünya interneti üzerinde bir hegemonya kurma gayesi içerisinde olduğunu, bunu yaparken ise kendisi harici kişilerin özgürlük alanına girerek “alan adı tersine korsanlık” yaptığını ifade ederek Şikâyet’in reddedilmesini talep etmiştir.

Karara göre , Şikayet Eden’in akrostişli alan adları ile mücadelesi aslında başka bir vakada da gerçekleşti, Educational Testing Service v. Andy Rashid, WIPO Dava No. D2017‑1936 kararında, Şikâyet Edilen  “GREC” ibaresinin “Graduate Resources Enhancing Center” olduğunu iddia etmişse de, hakem Şikâyet Edilen’in bu kullanımının meşru olmadığı ve bilâkis bu alan adı ve internet sitesi altında tüketicilerin GRE test hazırlıkları hizmetleri ararken Şikâyet Edilen’in hizmetlerini göreceği için bu alanda bir karşılık yaratacağına karar vermiştir.

Buradan da anlaşılabildiği üzere akrostiş bazen ‘’global bir kaçış planı’’ da olabilir.

Tabii bu plana rağmen, aktarılan vakada İdari Hakem Heyeti  <e-toefl.com> alan adının Şikâyet Eden’e devrine karar verdi, fakat alan adının tescilinin bu kadar kolay , yaratıcılığın ise bitimsiz olduğu durumlarda, eminim akrostiş sonrasında da farklı kaçış yollarının değerlendirildiği yeni kararları görmeye devam edeceğiz.

(Educational Testing Service v. Domain Admin Contact ID 5998761, FBS Inc , Whoisprotection biz / Selman Karahttps://www.wipo.int/amc/en/domains/search/text.jsp?case=D2018-2562)

Kerem Gökmen

gokmenkerem@gmail.com

Temmuz 2019

Yargıtay Kullanmama Nedeniyle İptal Davaları Hakkında Merakla Beklenen Kararını Verdi

Anayasa Mahkemesi’nin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’nin 14. maddesini 06/01/2017 tarihinde iptal etmesi ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 10/01/2019 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından başlayan ve uzun süredir devam etmekte olan markaların kullanım zorunluluğuna ilişkin tartışmalar hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi merakla beklenen son sözünü söyledi.


Türk marka mevzuatının ana kaynağını AB’nin konu hakkındaki Direktif ve Tüzükleri oluşturmaktadır. AB’nin bu konudaki en temel düzenlemesi olan 2015/2436 sayılı Marka Direktifi’nin giriş bölümü 31. ve 32. paragraflarında yer alan aşağıdaki ifadeler markanın kullanımı kavramının hangi amaca yönelik olduğunu ve düzenlemenin temel nedenlerini aktarmaktadır:

“(31) Markalar malların ve hizmetlerin ayırt edilebilmesini sağlama ve tüketicilerin bilgi sahibi olarak seçim yapmalarına imkan sağlama işlevlerini, ancak piyasada fiilen kullanıldıklarında sağlarlar. Kullanım şartının varlığı, Birlik dahilinde tescil edilen ve korunan markaların toplam sayısını düşürmek ve bunun sonucunda markalar arasında ortaya çıkabilecek ihtilafların sayısını azaltmak için de gereklidir. Dolayısıyla, markaların tescil edildikleri mallar veya hizmetler için fiilen kullanımlarını şart koşmak ve tescil sürecinin tamamlandığı tarihten başlayan beş yıl içerisinde yukarıda belirtilen şekilde kullanılmamaları halinde iptal edilmelerine imkan sağlamak zaruridir.

(32) Bunun sonucu olarak, bir tescilli marka sadece fiilen kullanıldığı halde korunmalıdır ve tescilli bir marka sahibine, sonraki bir markaya itiraz etme ve onu hükümsüz kıldırma hakkını, sahibi markayı gerçek şekilde kullanmadığı halde sağlamayacaktır…”


Türkiye Cumhuriyeti, markaların kullanımına ilişkin devlet görüşünü Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Uyuşmazlık Çözüm Paneli’ne Sigaralar için Düz Paketleme (Plain Packaging) konusu hakkında sunduğu görüşte açıklamıştır. (Türk görüşünün, raporun eklerinde https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/435_441_458_467r_a_e.pdf bağlantısında C-21 numaralı ek olarak, sayfalar C-70 ila C-74’te (pdf dokümanında sayfalar 214-218) görülmesi mümkündür.)

Türkiye görüşünde paragraf 10 takip eden içeriktedir:

“Türkiye; TRIPS Anlaşması’nın marka sahiplerine kullanım hakkı verip vermediği hususu değerlendirilirken, TRIPS Anlaşması’ndaki marka bölümünün kapsamı dahil olmak üzere konuyla ilgili tüm faktörlerin dikkate alınması gerektiği görüşündedir. “Kullanım” hususunun marka rejimlerinin ayrılmaz bir parçası olması bir olgudur. Kullanım olmadan, markanın -ürünlerin diğer ürünlerden ekonomik bir kazanç amacıyla ayırt edilmesi biçimindeki- nihai amacı gerçekleştirilemez. Bu bağlamda, Türkiye dahil olmak üzere, çoğu DTÖ üyesinin marka tesciline bağlanan haklardan yararlanılabilmesi amacıyla, fiili kullanım şartını getirmesi sürpriz değildir. Buna ilaveten, kullanım olmadan tescil, yeni tesciller için gereksiz bariyer oluşturur ve kullanım olmadan, tescil için harcanan para ve diğer kaynaklar ve bir markanın tanıtımı anlamsız kalır.”

Görüşün 11. maddesinde ise WIPO Fikri Mülkiyet El Kitabı’ndan alıntı yapılarak aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:

“……. Markaları kullanım zorunluluğu getirmeksizin onları tescil yoluyla korumak, ekonomik açıdan hiçbir anlama sahip değildir. Kullanılmayan markalar yeni markaların tescil edilmesine karşı yapay bir bariyer teşkil eder. Marka kanunlarında kullanım şartına yer verilmesi mutlak bir gerekliliktir.”

Görüşün 12. maddesi ise takip eden şekilde devam etmektedir:

“Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında Türkiye açısından, bir marka sahibinin kullanım hakkının, marka tesciline içselleştirilmiş bir hak olduğuna inanılması için güçlü gerekçeler mevcuttur. Türkiye, TRIPS hükümlerinin de bu anlayışla uyumlu olduğu görüşündedir.”

Yukarıda yer verdiğimiz görüş, Türkiye’nin DTÖ’ye sunduğu resmi ve uluslararası niteliği bulunan bir devlet görüşüdür. Dolayısıyla, oldukça ciddiye alınması gereken ve devlet olarak marka kullanımına ilişkin anlayışımızı aktaran bir metindir. Metinden anladığımız başlıca husus ise kullanım şartı olmadan marka tescilinin anlamsız olduğunun, Türkiye tarafından devlet görüşü olarak kabul edildiğidir.


Bu noktada, bir an için durup Türkiye’de 6 Ocak 2017 tarihinden başlayan markanın kullanımı kaosunun hatırlanması gerekmektedir:

Bir fikri mülkiyet ihtisas mahkemesi 556 sayılı KHK’nın markanın kullanımı ve kullanılmama halinde iptali düzenlemelerini içeren 14. maddesini iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürür; Anayasa Mahkemesi 6769 sayılı SMK tasarısı 22 Aralık 2016 tarihinde Meclis tarafından kabul edilmiş, ancak Resmi Gazete’de henüz ilan edilmemişken, kanunun Resmi Gazete’de 10 Ocak 2017 tarihinde ilan edilmesinden sadece 4 gün önce yani 6 Ocak 2017 tarihinde 14. maddeyi iptal eder ve dahası iptal kararının yürürlüğü için geçiş süresi vermez; 6769 sayılı SMK 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe girer; 6769 sayılı SMK markanın kullanımı zorunluluğu ve kullanılmama halinde iptal için gerekli düzenlemeleri içerse de, yürürlük tarihinden önceki 4 günlük yasal boşluk gerekçe gösterilerek çok sayıda iptal davası hangi aşamada olduklarına bakılmaksızın reddedilir; 10 Ocak 2017 tarihinden sonraki davaların da 5 yıl süreyle açılıp açılamayacağı konusunda akademik görüşler geliştirilir ve bunlar yıllar boyunca uzun uzadıya tartışılır.

10 Ocak 2017 tarihinden sonraki kullanmama nedeniyle iptal davalarının akıbeti ve dahası 10 Ocak 2017 tarihinden önce tescil edilmiş markaların kullanılması zorunluluğun ancak 2022 yılından itibaren öne sürülebileceği hususları hakkında Yargıtay görüşü nihayet ortaya çıkmıştır. 25 Haziran 2019 tarihli kararın ekran görüntülerini aşağıda sizinle paylaşıyoruz:

Konu hakkında şu ana dek çok sayıda makale yazılıp, görüş öne sürüldüğünden şu an için içeriğe ilişkin bir yorum yapmadan Yargıtay kararını sizlerle paylaştık.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; 6769 sayılı Kanunun Meclis tarafından kabul tarihinin 22 Aralık 2016 olmasından hareketle, kanun koyucunun amacının geçmişe etkili olacak biçimde kullanmama nedeniyle markanın iptalini öngördüğünü, Kanunun kabulünden sonra ve henüz yürürlüğe girmesinden önce yürürlük konusunda öngörülemeyen Anayasa Mahkemesi kararı ile ortaya çıkan kanun boşluğunun bu şekilde doldurulması gerektiğini ortaya koyarak, ihtilafın konusu markanın kullanmama nedeniyle iptaline ilişkin Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi ve Ankara BAM 20. Hukuk Dairesi kararını onamıştır.

Merakla beklenen kararın içeriğini bu satırların yazarı alkışlarla karşılamaktadır.

İlk heyecan geçtikten sonra karar hakkında kanaatimizce olumlu veya olumsuz yönde çok sayıda yorum yapılacaktır. Bu hususta biz de yerimizi şimdiden rezerve ediyor ve sizleri merakla beklediğiniz kararla başbaşa bırakıyoruz.

Önder Erol ÜNSAL

Temmuz 2019

unsalonderol@gmail.com