Etiket: osman umut karaca

SON DAKİKA: BEKLENEN HABER GELDİ, SÜRELER DURDU

Zamanı durdurmak mümkün olmasa da zamanın akışı içinde kendisine sonuç bağlanan ya da anlam yüklenen bölümleri esnetmek veya tamamen ortandan kaldırmak mümkün. Tarihin önemli bir dönemine tanıklık ettiğimiz şu günlerde ise sürelerin esnetilmesine belki de hiç olmadığımız kadar ihtiyaç duymaktayız. Sürelere ilişkin belirtilen ihtiyacın, en azından bir kısmını karşılayacak haber, günün ilk dakikalarında, Twitter [1] aracılığıyla geldi. Adalet Bakanı Abdülhamit GÜL’ün paylaşımından[2], yalnız yargılamalara ilişkin sürelerin durdurulduğu ön bilgisiyle incelemeye başladığımız düzenlemenin kapsamının, yargılamalara ilişkin sürelerle sınırlı olmadığı kanaati oluşmuştur. Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun (TBMM) 24.03.2020 tarihli 27. Dönem 3. Yasama Yılı 72. Birleşiminde görüşülmeye başlanan, 2/2633 esas ve 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne (Kanun Teklifi) aşağıda yer alan[3] önergeyle eklenen Geçici Madde 1 hükmünde, yargılamaya ilişkin sürelerin yanında, zorunlu idari başvuru süreleri ile bir hakkın doğumuna, kullanımına veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin durdurulması öngörülmüştür. Nitekim Önergeye konu Geçici Madde 1 Hükmünün Gerekçesinde yer alan “Birinci fıkrayla, maddi hukuk, usul hukuku ve takip hukukuna ilişkin süreler ile takip hukukuna ilişkin işlemlerin durması hüküm altına alınmaktadır.” ifadeleri de bu tespitleri doğrulamıştır. Önergenin kabul edilmesinin ardından, Kanun Teklifi, 72. Birleşiminin saat 23.44’te başlayan Altıncı Oturumunda oylanmış ve Kanun Teklifi kabul edilerek, 25.03.2020 tarihli ve 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Kanun) hâlini almıştır.

Kanun’un Geçici Madde 1 hükmünü incelerken, düzenlemenin, sınai mülkiyet hukuku bakımından ne gibi sonuçlar ortaya çıkarabileceğine ilişkin tespitlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Yürürlüğe girmesi durumunda Kanun’un, sınai mülkiyet hukuku bakımından aşağıdaki sonuçları doğuracağı değerlendirilmektedir. Belirtmek gerekir ki bu değerlendirmeler, kişisel kanaatimiz olup hiçbir yönüyle kurumsal nitelik taşımamaktadır. Zira düzenlemenin kapsamı konusunda, yalnız sınai mülkiyet hukukuna ilişkin değil, diğer maddi hukuk alanları bakımından da bir kısım tereddütler yaşandığı bilinmektedir.

  • Sınai mülkiyet haklarının tescil süreci ile  bu hakların tescili sonrasında Kurum nezdinde yürütülecek işlemler bakımından, Kurum tarafından verilmiş ya da mevzuatta öngörülmüş olmasına bakılmaksızın, bir işlem yapması için başvuru sahibine tanınan süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet haklarının tescil süreci ile bu hakların tescili sonrasında Kurum nezdinde yürütülecek işlemler bakımından, Kurum tarafından verilmiş ya da mevzuatta öngörülmüş olmasına bakılmaksızın, mevcut ya da müstakbel itiraz sahipleri ile üçüncü kişilere, bir işlem yapması için tanınan süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet haklarının yenilenmesine ilişkin süreler duracaktır.
  • Tescilli sınai mülkiyet haklarının devamını sağlayan periyodik ödemelere ilişkin süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet haklarının kullanılmamasının yaptırıma bağlandığı durumlar bakımından, kullanıma ilişkin süreler duracaktır.
  • Tescilli markalar bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin beş yıllık süre duracaktır.
  • Rüçhan haklarına ilişkin süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet hakkı sona erse dahi hak sahibinin belli bir süre daha kullanabileceği haklara ilişkin söz konusu süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet mevzuatında, uyulmaması hâlinde bir hakkın kaybına neden olabilecek diğer tüm süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet haklarına ilişkin, Kurum kararlarının iptali de dâhil olmak üzere, hukuk davaları bakımından; dava açma süreleri, dava şartı olan arabuluculuğa ilişkin süreler ile hâkim tarafından verilen ya da mevzuatta öngörülen, ihtiyati tedbiri tamamlayıcı işlemlere ilişkin olanlar hariç olmak üzere, yargılamaya ilişkin tüm süreler duracaktır.
  • Marka hakkına tecavüz nedeniyle yürütülen ceza soruşturması ya da kovuşturması bakımından, suç ve cezalara ilişkin zamanaşımı süreleri hariç, hâkim veya savcı tarafından verilen yahut mevzuatta öngörülen süreler duracaktır.
  • Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk ve ceza yargılamaları bakımından; durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere, alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları; Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu, ilk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu, adalet hizmetleri bakımından ise Adalet Bakanlığı belirleyecektir.
  • Durma süresinin başlangıç tarihi 13.03.2020 olarak belirlenmiştir. (Bu tarih dâhil.)
  • Durma süresinin bitiş tarihi 30.04.2020 olarak belirlenmiştir. (Bu tarih dâhil.) Ancak, durma süresinin başladığı tarih itibariyle, bitimine on beş gün veya daha az kalmış süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzayacaktır. Bu nitelikteki süreler bakımından sürenin sona erme tarihi 15.05.2020 olacaktır. (Bu tarih dâhil.)
  • Salgının devam etmesi hâlinde Cumhurbaşkanı, durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilecek ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilecektir.

Osman Umut Karaca

Mart 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


[1] Twitter, Twitter Inc. adına tescilli bir markadır.

[2] Bkz. https://twitter.com/abdulhamitgul/status/1242565506407829507, (25.03.2020).

[3] Bkz. https://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem27/yil3/ham/b07201h.htm, (25.03.2020).

* Başlangıçta yer alan “pause(duraklatma)” işareti görseli, https://www.chip.com.tr/galeri/semboller-anlama-geliyor_1829_6.html, (25.03.2020), uzantılı internet adresinden alınmıştır.

İKİNCİ YARGI PAKETİ’NDEN SMK DEĞİŞİKLİĞİ ÇIKTI

“İkinci Yargı Paketi” olarak adlandırılan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (Kanun Teklifi), Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Başkanlığı tarafından, 20.03.2020 tarihinde 103 sayı ile TBMM Başkanlığına sunulmuş, anılan Kanun Teklifi, aynı tarihte 2/2735 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonuna sevk edilmiştir.[1]

Kanun Teklifi’nde 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) birçok maddesinin değiştirilmesi, tüketici uyuşmazlıklarının dava şartı arabuluculuk kapsamına alınması gibi hukuk yargılamasını önemli ölçüde etkileyecek değişiklikler yer almaktadır.

Kanun Teklifi Çerçeve m.61 hükmü ile 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Görevli[2] ve yetkili[3] mahkeme” başlıklı m.156 hükmünde de önemli değişiklikler yapılması öngörülmektedir. Söz konusu maddenin gerekçesinde, madde metnindeki ifadelerden farklı olarak “Bu düzenlemeler, Kanunda belirtilen dava ve işlere tüm yurtta uzman hâkimler tarafından bakılmasına hizmet edecektir.” ifadesine yer verilmiştir.

Kanun Teklifi Çerçeve m.61 hükmü uyarınca yapılması öngörülen değişikliklere ilişkin karşılaştırma tablosu aşağıda yer almaktadır:

Kanun Teklifi’nin mevcut hâliyle kabul edilerek Kanunlaşmasının, fikrî ve sınai haklar hukuk ve ceza yargılamasında, görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi aşamasında aşağıdaki sonuçları doğuracağı değerlendirilmektedir:

  • Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) alacağı karara göre; fikrî ve sınai haklar hukuk ve ceza mahkemeleri ile bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk ve asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırları ile bağlı kalınmaksızın belirlenebilecektir. Kanun Teklifi Çerçeve m.61 hükmünün gerekçesi dikkate alındığında, HSK tarafından yapılacak belirleme neticesinde; il merkezlerinde yer alan belirtilen nitelikteki mahkemelerin yargı çevresinin, o ilin idari sınırlarını kapsayacağı değerlendirilmektedir. Bu değişiklik ile fikrî ve sınai haklar alanına ilişkin hukuk ve ceza uyuşmazlıklarına, yalnız illerdeki merkez adliyelerde yer alan mahkemelerce bakılacağı değerlendirilmektedir. Örneğin; mevcut uygulamada Alanya Mahkemesinin yetkili olduğu fikrî ve sınai haklara ilişkin hukuk ve ceza uyuşmazlıkları bakımından, Antalya Mahkemesi yetkili hâle gelecektir. 
  • Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi; Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT), SMK’ye göre almış olduğu kararlara karşı açılacak davaların tamamı bakımından değil; 06.11.2003 tarihli ve 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun (5000 sayılı Kanun) m.15/C/3 hükmüne göre; yalnız Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesinin (YİDD) almış olduğu ve Kurumun nihai kararı niteliğinde olan kararlara karşı açılacak davalar bakımından görevli ve yetkili olacaktır.
  • TÜRKPATENT’in YİDD tarafından alınan nihai kararlar dışında SMK’ye göre almış olduğu diğer kararlar ve SMK dışındaki sair mevzuata göre almış olduğu kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme, davanın niteliği dikkate alınarak HMK’nin veya 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) yetkiye ve göreve ilişkin hükümlerine göre belirlenecektir.
  • Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, HMK’nin yetkiye ilişkin hükümlerine göre belirlenecektir. Bu değişiklik ile sınai mülkiyet hakkı sahibinin, kendi hakkına dayanarak açacağı hükümsüzlük davalarını, kendi yerleşim yerinde açabilme imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Bununla birlikte sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle açılacak hukuk davaları bakımından, tecavüz fiili aynı zamanda haksız fiili olduğu için, HMK m.16 hükmü uyarınca; haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yerdeki ya da zarar gören sınai mülkiyet hakkı sahibinin yerleşim yerindeki mahkemeler yetkili mahkeme olmaya devam edecektir.
  • Davacının Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması hâlinde yetkili mahkeme, HMK’nin yetkiye ilişkin hükümlerine göre belirlenecektir. Belirtmek gerekir ki yetkili mahkemenin belirlenmesinde davacının esas alındığı SMK’deki düzenlemeler ilga edileceği için bu değişikliğin pratik bir sonucu olmayacaktır.
  • Üçüncü kişilerce sınai mülkiyet hakkı sahibine karşı açılacak davalara ilişkin yetki kuralları ile bu davalar bakımından davalı sınai mülkiyet hakkı sahibinin Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması ihtimalinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde HMK’nin yetkiye ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
  • Kanun Teklifi’nde herhangi bir geçiş hükmü bulunmamaktadır. Teklifin Kanunlaşması sonrası HSK’nin alacağı kararda da bir geçiş hükmü yer almazsa, söz konusu karar ile görevsiz ve/veya yetkisi hâle gelecek mahkemelerde görülen davalarda, görevsizlik ve/veya yetkisizlik nedeniyle davanın reddine karar verilecektir.

Osman Umut KARACA

Mart 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


[1] Bkz. https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-2735.pdf (20.03.2020).

[2] Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk yargılamasında görev kurallarını incelediğimiz yazı için bkz. https://iprgezgini.org/2019/11/25/sinai-mulkiyet-haklarina-iliskin-hukuk-uyusmazliklarinda-gorevli-mahkeme/ (20.03.2020).

[3] Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk yargılamasında yetki kurallarını incelediğimiz yazı için bkz. https://iprgezgini.org/2020/03/03/sinai-mulkiyet-haklarina-iliskin-hukuk-uyusmazliklarinda-yetkili-mahkeme/ (20.03.2020).

* Yazının başlangıcında yer alan TBMM Genel Kurul Salonu görseli https://www.aa.com.tr/tr/politika/tbmmde-bu-hafta/1603616 (20.03.2020) uzantılı internet sayfasından alınmıştır.

KORONA GÜNLERİ: KAMU YARARI İLE FİKRÎ MÜLKİYET KORUMASI KARŞI KARŞIYA

Evrenin herhangi bir yerinde, Dünya’dan gelen sesleri dinleyenler varsa muhtemelen bu aralar “koronavirüs” dışında pek az şey işitiyorlardır. Koronavirüs’e (COVID-19 ya da 2019-nCoV) dair yazılan yazıları okumak bir yana, konuya ilişkin herhangi bir şey dahi duymak istemeyenler varsa bu yazıyı önlerine düşürdüğüm için şimdiden özür dilerim.

“Koronavirüs Hukuku” adı altında hukuk dünyamıza giriş yapan fantastik alanı bir yana bırakacak olursak; Koronavirüs bir hukuk dalı olmamakla birlikte hukukun pek çok alanı ile ilişkilidir. Fikrî mülkiyet hukuku alanına, “korona” esas ya da münhasır unsurlu marka başvuruları ile giriş yapan salgın, patent ihlali iddiaları ile etki alanını genişletmektedir.

Fikrî mülkiyet haklarına sağlanan korumanın, toplumun gelişmesi önünde bir engel olduğu ya da aksine, söz konusu hakların korunmamasının fikrî yaratımı engelleyeceği yönündeki tartışmalar, her zaman felsefi düzeyde kalmamakta, kimi zaman bizi tartışmanın bir tarafına çekecek olaylarla somutlaşmaktadır.

Bir pandemi haline gelen Koronavirüs salgınının, insan sağlığına olumsuz etkilerini artıran unsurlardan biri de tıbbi cihaz arzında yaşanan sorunlardır. Koronavirüs testleri pozitif çıkan hastalara solunum desteği sağlayan cihazların parçalarından biri olan valflerin piyasada tükenmesi üzerine, Cristian Fracassi ve Alessandro Ramaioli adlı iki İtalyan gönüllünün; tanesi yaklaşık 10.000 $’a tedarik edilebilen bu aparatları, 3D yazıcı ile tanesi 1 $ maliyetle üreterek hastaların kullanımına bedelsiz olarak sunduklarına ilişkin haber, İtalya Teknoloji Bakanı Paola Pisano tarafından 15 Mart 2020 tarihinde Twitter üzerinden duyurulmuş ve bu iki girişimci Bakan tarafından tebrik edilmişti.[1] Bugün bir sitede yayınlanan haberde[2]; söz konusu valflere ilişkin iki gönüllünün patentin sahibi olan şirketten çizim dosyalarını istediği, ancak şirketin bu çizimleri paylaşmaktan imtina ettiği, ancak şirketin üretim yapan gönüllülere karşı herhangi bir hukuki girişimde de bulunmadığı, 3D yazıcı ile üretim yapan İtalyan gönüllüler ile üretim aşamasında yardımcı olan FabLab Şirketi’nin; bu üretimden kâr amacı güdülmediği, üretilen ürünlerin yalnızca hastalarda kullanıldığı, 3D yazıcıda kullanılmak üzere yapılan çizimlerin kamuyla paylaşılmayacağı ve ihtiyacın ötesinde üretim yapılmayacağı yönünde açıklama yaptığı bilgileri yer almaktadır. Yazımızın bundan sonraki bölümünde söz konusu olay bir örnek niteliğinde olmak üzere, Türk hukuku bakımından incelenecektir.

Patent hakkının, bir mülkiyet hakkı olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkına ve bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin en temel norm olan 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) ilgili hükümleri incelenmelidir. Anayasa m.13 hükmüne göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Anayasa m.35 hükmüne göre; herkes, mülkiyet hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Anayasa’nın ilgili hükümleri incelendiğinde, mülkiyet hakkının özüne dokunulmaksızın, bir başka ifadeyle bu hakkın varlığını anlamsız kılacak nitelikte olmamak üzere, kamu yararı amacıyla ve ancak kanunla sınırlanabileceği sonucuna varılmaktadır. Yine mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılamayacağının da Anayasa düzeyinde normatif olarak düzenlendiği görülmektedir. Bu bağlamda patentin sağladığı hakların sınırlandırılması mümkündür.

Anayasa’nın mülkiyet hakkına ve bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeleri, patent hukuku bakımından, 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) zorunlu lisansa ilişkin hükümlerinde karşılığını bulmaktadır. SMK m.129/1,c hükmünün yapmış olduğu atıfla SMK m.132/1 hükmüne göre; kamu sağlığı nedeniyle patent konusu buluşun kullanılmaya başlanması, kullanımının artırılması veya genel olarak yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıması hâlinde Cumhurbaşkanınca, kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesine veya buluşun kamu yararını karşılayacak yeterlikte kullanımı patent sahibi tarafından gerçekleştirilebilecekse buluşun şartlı olarak zorunlu lisans konusu yapılmasında kamu yararı bulunduğuna karar verilir. SMK m.133/1 hükmüne göre; zorunlu lisans süre, bedel ve kullanım alanı göz önüne alınarak belirli şartlar altında verilir.

Somut olay incelendiğinde, ihlale ilişkin teknik şartların sağlandığı varsayımıyla, iki gönüllünün üretmiş oldukları ürünler; SMK m.141/1 hükmüne göre, patent veya faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek, şeklinde ifade edilen patent hakkına tecavüz sonucunu doğurmaktadır. Ancak mülkiyet hakkına ve haksız fiili sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler SMK ile sınırlı değildir. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, Anayasa m.35/3 hükmüne göre; mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.  11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 63/2 hükmüne göre; daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar varsa fiil, hukuka aykırı sayılmaz.  Somut uyuşmazlık bakımından tıbbi aparatı üretenlerin ticari amaç gütmedikleri, ürünleri yalnız hastalarda kullandıkları, ürün çizimlerini kimseyle paylaşmayacakları yönündeki beyanları ile hastanın hayatının kurtarılmasındaki üstün özel yarar ve salgının önlenmesindeki üstün kamusal yarar birlikte değerlendirildiğinde patent ile korunan valflerin üretilmesinin hukuka aykırı olmayacağı ve patent haklarına tecavüzün mevcut olmadığı değerlendirilmektedir.

jonas salk ile ilgili görsel sonucu
Kaynak:
https://www.gidahatti.com/milyonlarca-cocugun-hayatina-dokunan-jonas-salk-kimdir-58562/

Yazımızı sonlandırırken tıbbi ürünlerin ve ilaçların patent verilerek korunması konusunda somut olayın tam aksi yönde bir örneği hatırlatmak isterim. Bir röportaj esnasında muhabirin, “Aşının patenti kime ait?” sorusunu, “İnsanlara derim. Patent yok. Güneşi patentleyebilir misiniz?” şeklinde yanıtlayan[3] (Röportajın aşağıda yer alan bağlantıyla erişebileceğiniz videosunu izlemenizi öneririm.), yukarıda fotoğrafı yer alan Amerikalı Hekim ve Bakteriyolog Prof. Jonas Edward Salk, çocuk felci aşısını bulduktan sonra bu aşıyı patentle koruma yolunu tercih etmeyerek, aşıyı kamunun kullanımına sunmuş, çocuk felci vakalarının %89-90 oranında azalmasını sağlamış[4] ve aşıya patent alma yolunu tercih etseydi elde edeceği 7 milyar $’lık muhtemel bir gelirden mahrum kalmıştır. Kendisi bir kahramandır. İnsanlık adına minnetle ve saygıyla anıyorum.

Osman Umut KARACA

Mart 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


[1] https://twitter.com/PaolaPisano_Min/status/1239246094539915265?s=20 (18.03.2020).

[2] https://www.theverge.com/2020/3/17/21184308/coronavirus-italy-medical-company-threatens-sue-3d-print-valves-treatments (18.03.2020).

[3] Röportaj videosu için https://www.youtube.com/watch?v=erHXKP386Nk&feature=youtu.be (18.03.2020).

[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Jonas_Salk (18.03.2020)

Sınai Mülkiyet Haklarına İlişkin Hukuk Uyuşmazlıklarında Yetkili Mahkeme

Okumakta olduğunuz yazı; ilki yaklaşık üç ay önce yayınlanan[1] bir serisinin, hayli gecikmiş, ikinci ve son kısmıdır. Taslak aşamasındayken sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görevli ve yetkili mahkemelerin aynı yazı içerisinde ele alınması fikri,  hem uzunluğu nedeniyle yazının okunmasına yönelik motivasyonu düşüreceği hem de bu uzunlukta bir yazının IPR Gezgini formatına uygun olmayacağı gerekçeleriyle terk edilmiş, görev ve yetki konularının ayrı yazılarda ele alınması yöntemi tercih edilmiştir.

Hukuk yargılamasında yetkiye ilişkin kurallar 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.5-19 hükümlerinde düzenlenmiştir. Mahkemelerin yetkisi kesin yetki ve kesin olmayan yetki olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrım; yetki kurallarına ilişkin itirazları ileri sürebilecek kişilerin ve söz konusu itirazların ileri sürülebileceği zaman diliminin belirlenmesi ile yetki kurallarına aykırılığın yargılamaya etkisi bakımından birçok temel farklılığı da ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten, HMK m.114/1,ç hükmüne göre; yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartıdır. HMK m.19/2 hükmüne göre; yetkinin kesin olmadığı durumlarda ise yetki kurallarına aykırılık ancak belli aşamaya kadar ileri sürülebilir. HMK m.19/4 hükmüne göre; yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

HMK m.5 hükmüne göre; mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, HMK’deki hükümlere tabidir. 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda (SMK) yetkiye ilişkin ayrıntılı özel düzenlemeler yer almaktadır. Bu özel düzenlemeler, yetkiye ilişkin olarak HMK’nin genel düzenlemelerinden ayrılmaktadır ve bu nedenle HMK’deki yetkiye ilişkin hükümlere göre öncelikle uygulanmaktadır.

SMK’de yetkiye ilişkin olarak karşımıza çıkan ilk düzenleme SMK m.156/1 hükmüdür. Anılan hükümde; SMK’de öngörülen davalarda görevli mahkemenin fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi[2] (FSHHM) olduğu, bu mahkemenin yargı çevresinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun (5235 sayılı Kanun) hükümlerine göre belirleneceği, FSHHM kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince bakılacağı düzenlenmiştir. Anılan hüküm her ne kadar göreve ilişkin görünse yetkili mahkemenin belirlenmesinde de uygulama alanı bulmaktadır. Gerçekten, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), 5235 sayılı Kanun’un verdiği yetkiyle almış olduğu 30.05.2018 tarihli ve 839 sayılı kararında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 24.03.2005 tarihli ve 188 sayılı kararı ile sonraki tarihli kararlarına atıf yaparak, SMK’de açık bir düzenleme olmamasına rağmen, FSHHM’nin yargı çevresinin adlî yargı adalet komisyonlarının merkez ve mülhakatları[3] olan ilçeleri kapsayacak şekilde belirlenmesi hususunu da karara bağlamıştır. Konuyu bir örnekle somutlaştıracak olursak; HSK’nin söz konusu kararı uyarınca Ankara ilçe adliyeleri ile Ankara Batı Adliyesinin yargı çevresindeki sınai mülkiyet haklarına ilişkin uyuşmazlıklar, söz konusu adliyelerdeki asliye hukuk mahkemelerinde değil, Ankara FSHHM’lerde görülecektir. SMK m.156/1 hükmünün lafzından, düzenlemenin bir kesin yetki kuralı olduğu sonucuna varılmaktadır. SMK m.156/1 hükmüne ilişkin değinilmesi gereken son husus, anılan hükmün yalnız SMK’de açıkça belirtilen davalarda uygulanacak olmasıdır. Bu bağlamda SMK’de açıkça anılmayan ancak, SMK’de öngörülen hususlardan kaynaklanan davalarda, kural olarak SMK’nin yetkiye ilişkin diğer hükümleri ile bu hükümler uyarınca yetkili mahkeme belirlenemiyor ise HMK’nin yetkiye ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin bir başka düzenleme ise SMK m.156/2 hükmüdür. Anılan hüküm hem göreve hem yetkiye ilişkindir. SMK m.156/2 hükmüne göre; TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre aldığı bütün kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme, Ankara FSHHM olarak belirlenmiştir.[4] SMK m.156/2 hükmünde belirlenen yetki kuralı da kesindir. Anılan hükmün uygulanmasında dikkat edilmesi gereken ilk husus, yalnız SMK’de açıkça öngörülen davalar bakımından değil, Kurumun SMK hükümleri kapsamında aldığı kararlara karşı açılacak davaların tamamında Ankara FSHHM’nin görevli ve yetkili olmasıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi ilgili bölümleri aşağıda yer alan kararında konu etraflıca ele alınmıştır: [5]

Kurum nezdinde temsile yetkili marka vekilinin, müvekkili adına takip ettiği dosyalardan istifa etmesi üzerine bir kısım tebligatların asil yerine eski vekile yapılması nedeniyle mağduriyet yaşandığı, söz konusu tebligatların tekrar asile yapılması ve hukuki durumun eski hale getirilmesi talebiyle açılan davada, Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari yargı çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, uyuşmazlığın idari yargıya taşınması üzerine Ankara 8. İdare Mahkemesi, E.2018/159 dosyada verdiği 31.01.2018 tarihli ara karar ile idari yargının değil adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle ve görevli yargı yerinin belirlenmesi talebiyle dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Uyuşmazlık konusu, 556 sayılı KHK’de öngörülen hususlara ilişkin Kurumun almış olduğu kararlardan kaynaklandığı için, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna, Ankara 8. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüne ve Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.”

Karşılaştığımız somut uyuşmazlıklarda, özellikle davacılar bakımından, SMK m.156/2 hükmünün uygulanması konusunda bazı duraksamalar yaşandığı ve anılan hükmün hatalı yorumlandığı tespit edilmiştir. Bu hatalı yorum ve uygulamalardan ilki, bir sınai mülkiyet hakkının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in tek başına ya da hak sahibiyle birlikte davalı olarak gösterildiği davaların, TÜRKPATENT taraf gösterildiği için Ankara FSHHM’de açılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.[6] Hemen belirtmek gerekir ki davacının yerleşim yerinin Ankara olması ve kendi sınai mülkiyet hakkına dayanarak bu davayı açmış olması ya da herhangi bir sınai mülkiyet hakkına dayanmaksızın bu davanın açılması ve hükümsüzlüğü talep edilen sınai mülkiyet hakkı sahibinin yerleşim yerinin Ankara olması durumunda, dava görevli ve yetkili mahkemede açılmış olacaktır. Ancak bu iki durum dışında, davalının ya da davalılardan birinin TÜRKPATENT olması nedeniyle davanın, Ankara FSHHM’de açılması hâlinde, dava yetkisiz mahkemede açılmış olacaktır. Zira bu durumda SMK m.156/2 hükmünün uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Gerçekten ne TÜRKAPATENT’in almış olduğu karara karşı açılmış bir dava ne de Kurum kararlarından zarar gören birinin uğramış olduğu bu zarar nedeniyle açılmış bir dava söz konusudur.

SMK m.156/2 hükmüne ilişkin karşılaşılan bir başka hatalı uygulama ise TÜRKPATENT’in SMK hükümleri dışında faklı mevzuat hükümlerine göre aldığı kararlara karşı veya bu nitelikteki kararlar nedeniyle zarar görenlerin TÜRKPATENT’e karşı yönelttikleri davaların Ankara FSHHM’de açılması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada yetkili mahkemenin belirlenmesinde SMK m.156/2 hükmü değil, HMK’nin yetkiye ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır. TÜRKPATENT’in herhangi bir kararı olmaksızın TÜRKPATENT’e karşı dava açıldığı istisnai durumlarla da karşılaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda da SMK m.156/2 hükmü değil, göreve ilişkin HMK’nin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Kuruma başvuru yapılmaksızın ve dolayısıyla Kurumun almış olduğu herhangi bir karar olmaksızın, bir markanın tanınmış olduğunun tespiti istemiyle doğrudan TÜRKPATENT’e karşı açılan tespit davasında Yargıtay yetkili mahkemeye ilişkin olarak şu tespitlerde bulunmuştur:[7]

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davanın davalı TPE Başkanlığı tarafından verilmiş bir karar veya tesis edilmiş bir işleme karşı açılmamış olması nedeniyle, davalı TPE Başkanlığı yönünden 556 sayılı KHK’nın 71/2. maddesinde düzenlenen kesin yetki kuralının somut olayda uygulanması koşullarının bulunmamasına göre de, davalılar vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.”

 SMK m.156/3 hükmüne göre; sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir. Yetki kuralı anılan hükümde belirtilen sınırlı sayıdaki seçenek bakımından kesin nitelikte değilken, bu seçenekler dışındaki diğer durumlar bakımımdan kesin niteliktedir. SMK m.156/3 hükmü; davanın türüne bakılmaksızın, davacının iddialarını kendi sınai mülkiyet hakkına dayandırdığı ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek tüm davalar bakımından uygulama alanı bulacaktır. Bu bağlamda sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle açılacak hukuk davaları ile sınai mülkiyet hakkı sahibinin kendi sınai mülkiyet hakkına dayanarak ileri sürebileceği hükümsüzlük istemli hukuk davalarında SMK m.156/3 hükmü uygulama alanı bulacaktır.

SMK m.156/3 hükümde geçen “üçüncü kişiler” ifadesi, özellikle, sınai mülkiyet hakkı sahibinin sözleşmesel ilişki içinde bulunduğu kişilere karşı, sınai mülkiyet hakkına dayalı olarak açacağı hukuk davalarında hükmün uygulanıp uygulanmayacağı noktasında duraksamaya neden olacak niteliktedir. Zira bir sözleşmesel ilişkide “üçüncü kişiler” ifadesi sözleşmenin tarafı olmayan kişileri ifade etmek için kullanılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki anılan ibare ile kastedilen, sınai mülkiyet hakkı sahibi ile TÜRKPATENT dışındaki üçüncü kişilerdir. Bu bağlamda sınai mülkiyet hakkı sahibinin sözleşmesel ilişki içerisinde bulunduğu kişilere karşı, sınai mülkiyet hakkına dayanarak açacağı hukuk davalarında yetkili mahkemenin belirlenmesinde SMK m.156/3 hükmü uygulama alanı bulacaktır.

Yetkiye ilişkin düzenlemeler bakımında HMK’den ayrılan bir başka hüküm ise SMK m.156/4’tür. Anılan hükme göre; davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. SMK m.156/4 hükmündeki yetki kuralı kesindir. Burada bir seçimlik yetkinin değil, sıralı bir yetki kuralı bulunduğuna dikkat edilmelidir. Zira davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde yetkili mahkeme öncelikle davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı marka ve/veya patent vekilinin işyerinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Eğer vekilin vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkeme yetkili mahkeme hâline gelmektedir. SMK m.156/4 hükmündeki yetki düzenlemesinin yargılamaya ne gibi bir olumlu etkisinin olacağı belirsizdir. SMK’de TÜRKPATENT’in taraf olmadığı davalar hariç olmak üzere yetki kuralları, sınai mülkiyet hakkı sahibi esas alınarak belirlenmektedir. Kanun koyucu, sınai mülkiyet hakkı sahibinin açacağı ya da sınai mülkiyet hakkı sahibine karşı açılacak davaların, sınai mülkiyet hakkı sahibinin, yerleşim yeri dışında açılması nedeniyle yaşayacağı mağduriyeti önlemek amacıyla bu yönde bir tercihte bulunmuştur. Ancak Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan bir davacı söz konusu iken, bir başka ifadeyle davacı her hâlükârda yerleşim yerinden başka bir yerde dava açmak durumunda iken yetki kurallarının belirlenmesinde davalının yerleşim yerinin esas alınmamasının gerekçesi anlaşılamamaktadır. Kanaatimizce davacının Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmadığına ilişkin kurguda, yetki kurallarının davalının yerleşim yerinin esas alınarak belirlenmesi daha isabetli olurdu.

SMK m.156/4 hükmünde yer alan ilginç ve sebebi belirsiz bir başka düzenleme ise yetki kurallarının belirlenmesinde davacının, davada temsil yetkisi bulunmayan marka ve/veya patent vekilinin işyeri adresinin esas alınmasıdır. Bu düzenlemenin gerekçelendirilmesi aşamasında dayanılabilecek tek hüküm SMK m.160/3’tür. Anılan hükme göre; yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler, TÜRKPATENT nezdinde ancak marka veya patent vekilleri tarafından temsil edilebilmektedir. Vekille temsil edilmeksizin asil tarafından gerçekleştirilen işlemler, yapılmamış sayılmaktadır. Bu gerekçelendirmede dahi davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması durumunda, yetki kurallarının davalı esas alınarak belirlenmemesinin; davacıya, davalıya ve yargılamaya ne gibi bir olumlu etkisinin olduğu anlaşılamamaktadır.

SMK’de yer alan yetki kurallarına ilişkin son düzenleme m.156/5 hükmüdür. Anılan hükme göre; üçüncü kişiler tarafından sınai mülkiyet hakkı sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Sınai mülkiyet hakkı başvurusu veya sınai mülkiyet hak[8] sahibinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, dördüncü fıkra hükmü uygulanır. Anılan hükümde geçen    “üçüncü kişiler” ifadesi ile kastedilmek istenen, yukarıdaki açıklamalarımızda belirtmiş olduğumuz gibi, sınai mülkiyet hakkı sahibi ile TÜRKPATENT dışındaki kişiler kastedilmektedir. Bu bağlamda sınai mülkiyet hakkı sahibi ile sözleşmesel ilişki içinde bulunan kişilerin, örneğin lisans alanın, sınai mülkiyet hakkı sahibine karşı açacağı davalarda da SMK m.156/5 hükmü uygulama alanı bulacaktır.

Bir sınai mülkiyet hakkı sahibinin, kendi sınai mülkiyet hakkına dayanarak, bir başka sınai mülkiyet hakkı sahibine karşı ve o kişinin sınai mülkiyet hakkını dava konusu ederek dava açması durumunda yetkili mahkemesi SMK m.156/3 hükmüne göre mi yoksa SMK m.156/5 hükmüne göre mi belirleneceği konularında duraksama yaşanabilmektedir. Bu durumda yetkili mahkeme hem SMK m.156/3 hükmüne göre davacının hem de SMK m.156/5 hükmüne göre davalının yerleşim yeri mahkemeleri yetkilidir. Bu durumda dava, davacının ya da davalının yerleşim yerinde açılabilir.

SMK m.156/5 hükmünde; sınai mülkiyet hakkı başvurusu veya sınai mülkiyet hakkı sahibinin (davalının) Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, SMK m.156/4 hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu noktada SMK m.156/5 hükmünün yaptığı atıfla SMK m.156/4 hükmünün nasıl uygulanacağı belirsizdir. Zira SMK m.156/5 hükmünde yetki kuralı belirlenirken davalı esas alınmakta iken, davalının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmadığına ilişkin kurguda ise yetki kuralının belirlenmesinde davacının esas alındığı SMK m.156/4 hükmüne atıf yapılmaktadır. Somut bir örnekle açıklamak gerekirse; davacı A’nın, Türkiye’de yerleşim yeri olmayan davalı B’ye açacağı davada yetkili mahkeme SMK m.156/4 hükmüne göre belirlenecektir. Ancak anılan hüküm, davacının yani A’nın Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması durumunu düzenlemektedir. Oysaki somut durumda davacı A’nın Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaktadır. Kanaatimizce üçüncü kişiler tarafından Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan sınai mülkiyet hakkı sahiplerine karşı açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, kanun koyucunun varsayımsal iradesi ile hatalı düzenlemeler dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte, davalının sicilde kayıtlı marka ve/veya patent vekilinin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkeme olarak belirlenecektir. Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan taraflar bakımından yetki kurallarının belirlenmesinde yaşanan sorunların giderilmesi için, SMK m.156/4 hükmünün ilga edilmesi ve SMK m.156/5 hükmünün ise “… sınai mülkiyet hakkı başvurusu veya sınai mülkiyet hakkı sahibinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, yetkili mahkeme davacının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir.” şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir.

Osman Umut KARACA

Mart 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


KISALTMALAR CETVELİ

FSHHM                     : Fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi

HMK                          : 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

HSK                           : Hâkimler ve Savcılar Kurulu

HSYK                        : Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

SMK                          : 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu

TÜRKPATENT       : Türk Patent ve Marka Kurumu

5235 sayılı Kanun     : 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun


[1] Serinin ilk yazısı için bkz. https://iprgezgini.org/2019/11/25/sinai-mulkiyet-haklarina-iliskin-hukuk-uyusmazliklarinda-gorevli-mahkeme/, (01.03.2020)

[2] Fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemelerinin teknik anlamda ilk kez SMK ile kurulmuş olduğuna ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. https://iprgezgini.org/2019/11/25/sinai-mulkiyet-haklarina-iliskin-hukuk-uyusmazliklarinda-gorevli-mahkeme/, (01.03.2020)

[3] Bir merkeze bağlı olan yerler. (Kaynak; https://sozluk.gov.tr/ 21.11.2019)

[4] Yarg. 11. HD. 06.02.2006 tarihli ve E.2006/2507, K.2006/2206 sayılı karar. (Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2005-2507.htm 21.11.2019)

[5] Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, 28.05.2018 tarihli ve E.2018/178, K.2018/279 sayılı karar. Karar için Bkz; http://kararlar.uyusmazlik.gov.tr/Karar/Content/962ed5c9-aae8-4091-9f1d-95703aff2919?excludeGerekce=False&wordsOnly=False, (01.11.2019)

[6] SMK m.25/2 ve m.50/3 hükümlerinde markanın, coğrafi işaretin ve geleneksel ürün adının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Tasarım, patent ve faydalı model haklarının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda Kurum’un taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmemiş olsa da kanaatimizce bu durum kasıtlı bir susma olarak değerlendirilemez. Zira yerleşik yargı uygulamaları, bu haklar bakımından da hükümsüzlük davalarında TÜRKPATENT’in taraf gösterilemeyeceği yönündedir.

[7] Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2007-3468.htm (21.11.2019)

[8] Kanun koyucunun, diğer hükümlerde “sınai mülkiyet hakkı sahibi” ifadesini tercih ederken, burada “sınai mülkiyet hak sahibi” ifadesini tercih etmiş olması, hem Türkçe’deki tamlama kurallarına uygun değildir hem de Kanun metnindeki ifade birliğini bozmaktadır.

SINAİ MÜLKİYET HAKLARINA İLİŞKİN HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA GÖREVLİ MAHKEME

Okumakta olduğunuz yazı, taslak aşamasındayken, sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemelerin yanında yetkili mahkemelerinde ele alınmasını amaç edinmekteydi. Ancak görev ve yetki konularının aynı yazı içinde ele alınmasının, hem yazının okunmasına yönelik motivasyonu düşüreceği hem de bu uzunlukta bir yazının IPR Gezgini formatına uygun olmayacağı gerekçeleriyle yazının, görev ve yetki olmak üzere iki bölümde okuyuculara arz edilmesi yöntemi tercih edilmiştir. Bu bağlamda okumakta olduğunuz yazı, iki bölümlük bir serinin ilk bölümünü oluşturmaktadır.

Medeni usul hukukunun temelini oluşturan görev ve yetki konularına o kadar önem verilir ki hukuk fakültelerinin medeni usul ve icra ve iflas hukuku ana bilim dalı akademisyenleri bu durumu ağız birliği etmişçesine şöyle ifade eder: “Görev ve yetki konularını bilmeden bu dersten geçemezsiniz.” Öğrenciler bakımından dersi geçip geçememe gibi pratik bir sonucu olan görev ve yetki konularının, meslek yaşamında ise davanın görev ve/veya yetki yönünden reddedilip reddedilmemesi gibi nispeten telafisi daha güç sonuçları bulunmaktadır.

Hukuk yargılamasında göreve ilişkin kurallar HMK m.1-4 hükümlerinde düzenlenmiş ve HMK m.1 hükmünde, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirtilmiştir.

HMK m.2 hükmüne göre; HMK’de ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. SMK göreve ilişkin bazı özel düzenlemeler yer almaktadır. SMK m.156/1 hükmüne göre; SMK’de öngörülen hukuk davaları bakımından görevli mahkeme fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi; SMK m.156/2 hükmüne göre ise TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre almış olduğu bütün kararlara karşı açılacak hukuk davaları ile Kurumun kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin Kurum aleyhine açacakları davalarda Ankara FSHHM’nin görevli olduğu düzenlenmiştir.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görev yönünden değinilmesi gereken ilk husus; fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemelerinin teknik anlamda ilk kez SMK ile kurulmuş olmasıdır. Gerçekten SMK’nin yürürlüğe girmesinden önce fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi olarak ifade edilen mahkemeler; o dönemki adıyla HSYK’nin, 24.03.2005 tarihli ve 188 sayılı kararı ile belli asliye hukuk mahkemelerinin FSHHM olarak adlandırılmasından ibaretti. HSYK bu belirlemeyi, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) m.5/6 hükmüyle, hukuk mahkemelerinin ihtisas mahkemesi olarak belirlenmesi konusunda kendisine tanınan yetkiye dayanarak gerçekleştirmişti. Nitekim söz konusu mahkemeler; 551 sayılı KHK m.146/2, 554 sayılı KHK m.58/2,  555 sayılı KHK m.30/2 ve 556 sayılı KHK m.71/2 hükümlerinde görevli ve yetkili mahkemeler, FSHHM olarak değil, ihtisas mahkemeleri olarak adlandırılmaktaydı. KHK’ler döneminde verilen ve ilgili bölümleri aşağıda yer alan yargı kararlarında da bu konuya işaret edilmiştir:

“Ne varki, daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 24.6.1995 gün ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin görevli ve yetkilı mahkeme başlıklı 71.maddesinde, “Bu Kanun Hükmünde kararnamede öngörülen bütün davalarda görevli mahkeme, Adalet Bakanlığınca kurulacak ihtisas mahkemeleridir.”[1]

“556 sayılı KHK.nin 71.maddesinde, bu kararnamede öngörülen bütün davalarda, görevli mahkeme, Adalet Bakanlığınca kurulacak ihtisas mahkemeleridir, Asliye Ticaret ve Asliye Hukuk Mahkemelerinden hangisinin ihtisas mahkemesi olarak görevlendirileceği ve bu mahkemelerinin yargı çevresini Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirleyeceği hükmü mevcut olup …”[2]

 KHK’ler döneminde, asliye hukuk mahkemesi düzeyindeki ihtisas mahkemelerinin, teknik anlamda FSHHM olmamasının ve bu durumun bir adlandırmadan ibaret olmasının bir başka yansıması ise SMK Geçici Madde 6 hükmünde karşımıza çıkmaktadır. Anılan hükme göre; SMK ile yürürlükten kaldırılması öngörülen 551 sayılı KHK m.146, 554 sayılı KHK m.58, 555 sayılı KHK m.30 ve 556 sayılı KHK m.71 hükümleri uyarınca kurulmuş ihtisas mahkemeleri, SMK m.156/1 hükmü uyarınca kurulan mahkemeler olarak kabul edilecektir ve bu mahkemelerde derdest olan davaların görülmesine devam olunacaktır.

Görev konusunda değinilmesi gereken bir başka konu, FSHHM’nin bulunmadığı yerlerde, sınai mülkiyet haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hangi mahkemelerin görevli olacağıdır. SMK m.156/1 hükmüne göre; FSHHM kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince bakılır. HSK’nin, SMK m.156 hükmünde yer alan düzenleme ile 5235 sayılı Kanun m.5 ve m.9 hükümlerinin verdiği yetkiye dayanarak, SMK’nin yürürlüğe girmesinden sonra aldığı, 30.05.2018 tarihli ve 839 sayılı kararı[3] ile FSHHM’nin kurulmadığı ve yargı çevresinin bu mahkemelerin bulunduğu mahallere bağlanmadığı FSHHM’nin görev alanına giren dava ve işlere bir asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde bu mahkemenin, iki asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde bir numaralı asliye hukuk mahkemesinin, ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde ise üç numaralı asliye hukuk mahkemesinin bakmasına karar verilmiştir.[4] HSK, belirtilen görevlendirmenin 30.05.2018 tarihi itibariyle faaliyette bulunan asliye hukuk mahkemelerinin sayısına göre yapıldığını ve daha sonra faaliyete geçirilecek mahkemelerin, görevli mahkemenin belirlenmesinde dikkate alınmayacağını da karara bağlamıştır. Belirtilen sınırlamanın somut etkisi; 30.05.2018 tarihinden sonra asliye hukuk mahkemelerinin sayısını ikiye, üçe veya daha fazla sayıya çıkaracak ya da söz konusu mahkemelerin sayısını ikiye veya bire indirecek nitelikteki değişikliklerin FSHHM’nin görev alanına giren işlere bakan mahkemelerde bir değişiklik olmaması şekilden gerçekleşecektir. 

HSK’nin 30.05.2018 tarihli ve 839 sayılı kararında dikkat çeken ve uygulamayı etkileyecek bir başka husus ise FSHHM’nin yargı çevresiyle ilgilidir. Bu husus her ne kadar yetki düzenlemesi olsa da görevli mahkemenin belirlenmesinde de doğrudan etkilidir. HSK, anılan kararında, HSYK’nin 24.03.2005 tarihli ve 188 sayılı kararı ile sonraki tarihli kararlarına atıf yaparak, her ne kadar SMK’de açık bir düzenleme olmasa da FSHHM’nin yargı çevresinin adlî yargı adalet komisyonlarının merkez ve mülhakatları[5] olan ilçeleri kapsayacak şekilde belirlenmesi hususunu da karara bağlamıştır. Konuyu bir örnekle somutlaştıracak olursak; HSK’nin söz konusu kararı ile Ankara ilçe adliyeleri ile Batı Adliyesinin yargı çevresindeki sınai mülkiyet haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda söz konusu adliyelerdeki asliye hukuk mahkemeleri değil, Ankara FSHHM görevli ve yetkili kılınmıştır. HSK’nin söz konusu kararının görev yönünden etkisi ise yargı çevresine ilişkin olağan uygulamanın devam ettirilmesi halinde asliye hukuk mahkemelerinde görülecek olan davaların, HSK’nin anılan kararı ile FSHHM’de görülmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin bir başka düzenleme ise SMK m.156/2 hükmüdür. Anılan hüküm hem göreve hem yetkiye ilişkindir. Bununla birlikte hükmün yetkiye ilişkin kısmı, bir sonraki yazımızda ele alınacaktır. SMK m.156/2 hükmüne göre; TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre aldığı bütün kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme, Ankara FSHHM olarak belirlenmiştir.[6] Anılan hükmün uygulanmasında dikkat edilmesi gereken ilk husus, yalnız SMK’de açıkça öngörülen davalar bakımından değil, Kurumun SMK hükümleri kapsamında aldığı kararlara karşı açılacak davaların tamamında Ankara FSHHM’nin görevli ve yetkili olmasıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi ilgili bölümleri aşağıda yer alan kararında konu etraflıca ele alınmıştır: [7]

 Kurum nezdinde temsile yetkili marka vekilinin, müvekkili adına takip ettiği dosyalardan istifa etmesi üzerine bir kısım tebligatların asil yerine eski vekile yapılması nedeniyle mağduriyet yaşandığı, söz konusu tebligatların tekrar asile yapılması ve hukuki durumun eski hale getirilmesi talebiyle açılan davada, Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari yargı çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, uyuşmazlığın idari yargıya taşınması üzerine Ankara 8. İdare Mahkemesi, E.2018/159 dosyada verdiği 31.01.2018 tarihli ara karar ile idari yargının değil adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle ve görevli yargı yerinin belirlenmesi talebiyle dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Uyuşmazlık konusu, 556 sayılı KHK’de öngörülen hususlara ilişkin Kurumun almış olduğu kararlardan kaynaklandığı için, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna, Ankara 8. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüne ve Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.”

Karşılaştığımız somut uyuşmazlıklarda, özellikle davacılar bakımından, SMK m.156/2 hükmünün uygulanması konusunda bazı duraksamalar yaşandığı ve anılan hükmün hatalı yorumlandığı tespit edilmiştir. Bu hatalı yorum ve uygulamalardan ilki, bir sınai mülkiyet hakkının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in tek başına ya da hak sahibiyle birlikte davalı olarak gösterildiği davaların, Ankara FSHHM’de açılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.[8] Hemen belirtmek gerekir ki davacının yerleşim yerinin Ankara olması ve kendi sınai mülkiyet hakkına dayanarak bu davayı açmış olması ya da herhangi bir sınai mülkiyet hakkına dayanmaksızın bu davanın açılması ve hükümsüzlüğü talep edilen sınai mülkiyet hakkı sahibinin yerleşim yerinin Ankara olması durumunda, dava görevli ve yetkili mahkemede açılmış olacaktır. Ancak bu iki durum dışında, davalının ya da davalılardan birinin TÜRKPATENT olması nedeniyle davanın, Ankara FSHHM’de açılması hâlinde, dava görevsiz mahkemede açılmış olacaktır. Zira bu durumda SMK m.156/2 hükmünün uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Gerçekten ne TÜRKAPATENT’in almış olduğu karara karşı açılmış bir dava ne de Kurum kararlarından zarar gören birinin uğramış olduğu bu zarar nedeniyle açılmış bir dava söz konusudur.

SMK m.156/2 hükmüne ilişkin karşılaşılan bir başka hatalı uygulama ise TÜRKPATENT’in SMK hükümleri dışında faklı mevzuat hükümlerine göre aldığı kararlara karşı veya bu nitelikteki kararlar nedeniyle zarar görenlerin TÜRKPATENT’e karşı yönelttikleri davaların Ankara FSHHM’de açılması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Belirtmek gerekir ki TÜRKPATENT tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumudur ve bu niteliği itibariyle sınai mülkiyet haklarına ilişkin işlemler dışında birçok hukuki iş ve işlemin de tarafıdır. Bu bağlamda TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre almadığı kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in SMK hükümleri dışında diğer mevzuat hükümleri nedeniyle almış olduğu kararlardan zarar görenlerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda FSHHM görevli değildir. Söz konusu davalar bakımından HMK’nin göreve ilişkin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

TÜRKPATENT’in herhangi bir kararı olmaksızın TÜRKPATENT’e karşı dava açıldığı istisnai durumlarla da karşılaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda da SMK m.156/2 hükmü değil, göreve ilişkin HMK’nin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Kuruma başvuru yapılmaksızın ve dolayısıyla Kurumun almış olduğu herhangi bir karar olmaksızın, bir markanın tanınmış olduğunun tespiti istemiyle doğrudan TÜRKPATENT’e karşı açılan bir tespit davasında Yargıtay görevli mahkemeye ilişkin olarak şu tespitlerde bulunmuştur:[9]

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davanın davalı TPE Başkanlığı tarafından verilmiş bir karar veya tesis edilmiş bir işleme karşı açılmamış olması nedeniyle, davalı TPE Başkanlığı yönünden 556 sayılı KHK’nın 71/2. maddesinde düzenlenen kesin yetki kuralının somut olayda uygulanması koşullarının bulunmamasına göre de, davalılar vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.”

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk davalarında göreve ilişkin değinilmesi gereken son konu, söz konusu davaların, mutlak ticari dava olmasına rağmen asliye ticaret mahkemelerinde değil de FSHHM’ler ile asliye hukuk mahkemelerinde görülüyor olmasıdır. TTK m.4/1,d hükmüne göre tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen davalardan doğan hukuk davaları ile çekişmesiz yargı işleri, ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılmaktadır. TTK m.5 hükmüne göre; aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. TTK m.5 hükmünde “… aksine hüküm bulunmadıkça …” şeklinde ifade edilen durumlardan biri de SMK m.156 hükmünde hukuki dayanağını bulmaktadır. Gerçekten TTK m.5 hükmünün istisnasını oluşturan SMK m.156 hükmü nedeniyle mutlak ticari nitelikteki sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıkları, asliye ticaret mahkemesinde değil, FSHHM’ler ile asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. Bu noktada FSHHM bulunmayan yerlerde neden asliye ticaret mahkemelerinin değil de asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu sorusu akıllara gelebilir. Kanaatimizce bu konuya ilişkin değerlendirme, karşılaşılabilecek iki farklı durum dikkate alınarak yapılmalıdır. İlk ihtimal; bir yerde hem FSHHM’nin hem de asliye ticaret mahkemesinin bulunmamasıdır. Bu senaryoda asliye hukuk mahkemesinin, davaya, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla değil de fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi sıfatıyla bakması, mahkemelerin ihtisaslaşması yönündeki iradeye ve pratiklere uygundur. Karşılaşılabilecek ikinci durum ise FSHHM bulunmayan bir yerde, hem asliye hukuk hem asliye ticaret mahkemesi bulunmasıdır. Bu noktada mutlak ticari nitelikte olan sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıkları bakımından, asliye ticaret mahkemesinin değil de asliye hukuk mahkemesinin görevli olması kanaatimizce yerinde değildir. Kanun koyucunun bu tercihinin; asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi değil de iş bölümü ilişkisi olduğu döneme ait uygulamaların devam ettirilmesinden kaynaklandığını düşünmekteyiz.[10] [11] Olması gereken hukuk bakımından; FSHHM’nin bulunmadığı yerlerde asliye ticaret mahkemesi varsa davaya asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Bununla birlikte SMK m.156 hükmü varlığını sürdürdükçe, FSHHM olmayan yerlerde, asliye ticaret mahkemesi bulunsa bile sınai haklara ilişkin hukuk uyuşmazlıkları bakımından asliye hukuk mahkemeleri görevli mahkeme olmaya devam edecektir.   

Osman Umut KARACA

Kasım 2019

osmanumutkaraca@hotmail.com


KISALTMALAR CETVELİ

FSHHM                     : Fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi

HMK                          : 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

HSK                           : Hâkimler ve Savcılar Kurulu

HSYK                        : Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

SMK                          : 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu

TTK                           : 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

TÜRKPATENT       : Türk Patent ve Marka Kurumu

551 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

554 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

555 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

556 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

5235 sayılı Kanun     : 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun


[1] YHGK, 10.04.1996 tarihli ve E.1996/11-132, K.1996/262 sayılı karar. Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.html (22.11.2019)

[2] Yarg. 7. CD., 13.06.2002 tarihli ve E.2002/10429, K.2002/9122 sayılı, 14.07.2004 tarihli ve E.2003/9077, K.2004/9434 sayılı kararlar. Kararlar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.html (22.11.2019)

[3] Karar için Bkz; https://www.lexpera.com.tr/resmi-gazete/metin/RG801Y2018N30437S839, (01.11.2019)

[4] HSK söz konusu kararı ile KHK’ler dönemindeki uygulamayı devam ettirmektedir. KHK’ler döneminde başlayan ve devam etmekte olan uygulama Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin; 02.03.2006 tarihli ve E.2005/1936, K.2006/2131 sayılı kararında da ele alınmıştır. (Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2005-1936.htm 21.11.2019)

[5] Bir merkeze bağlı olan yerler. (Kaynak; https://sozluk.gov.tr/ 21.11.2019)

[6] Yarg. 11. HD. 06.02.2006 tarihli ve E.2006/2507, K.2006/2206 sayılı karar. (Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2005-2507.htm 21.11.2019)

[7] Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, 28.05.2018 tarihli ve E.2018/178, K.2018/279 sayılı karar. Karar için Bkz; http://kararlar.uyusmazlik.gov.tr/Karar/Content/962ed5c9-aae8-4091-9f1d-95703aff2919?excludeGerekce=False&wordsOnly=False, (01.11.2019)

[8] SMK m.25/2 ve m.50/3 hükümlerinde markanın, coğrafi işaretin ve geleneksel ürün adının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Tasarım, patent ve faydalı model haklarının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda Kurum’un taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmemiş olsa da kanaatimizce bu durum kasıtlı bir susma olarak değerlendirilemez. Zira yerleşik yargı uygulamaları, bu haklar bakımından da hükümsüzlük davalarında TÜRKPATENT’in taraf gösterilemeyeceği yönündedir.

[9] Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2007-3468.htm (21.11.2019)

[10] Asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki; 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 01.07.2012 itibariyle iş bölümü olmaktan çıkıp görev ilişkisi hâline gelmiştir.

[11]Asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki hukuki ilişkinin niteliği hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz. Hakan Pekcanıtez / Oğuz Atalay /Muhammet Özekes, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s.191 vd.