Etiket: yidk kararı iptal davası

Sınai Mülkiyet Haklarına İlişkin Hukuk Uyuşmazlıklarında Yurt Dışına Yapılan Tebligat Aşamasında Yaşanan Sorunlara İlişkin Değerlendirme

Hukuk yargılamasının temel sorunlarından biri de tebligattır. Tebligata ilişkin yaşanan sorunların, yargılamanın makul sürede tamamlanmasını engellediği durumlarla dahi karşılaşılmaktadır. Ancak, yargılamanın uzaması pahasına, tebligata ilişkin katı şekil kurallarının uygulanmasından vazgeçilmemektedir. Zira bu kurallar, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Nitekim, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.27 hükmünde; davanın taraflarının, müdahillerin ve yargılamanın diğer ilgililerinin kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasının, hukuki dinlenilme hakkı kapsamında olduğu ifade edilmektedir.

Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunması özelinde hukuki dinlenilme hakkı; hukuk yargılamasında davalı bakımından, ilk kez dava dilekçesinin tebliği aşamasında karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten davalı, kendisine yöneltilen iddialardan ve bu iddialara ilişkin delillerden dava dilekçesi ile haberdar olmaktadır. Dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmemesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.

Sınai mülkiyet hukuku alanında hak sahiplerinin Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması, sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.160/3 hükmünde; bu kişilerin Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde gerçekleştirecekleri idari işlemler bakımından, kendilerini marka ve/veya patent vekiliyle temsil ettirmeleri bir zorunluluk olarak düzenlenmiş ve bu zorunluluğa aykırı olarak asıl tarafından gerçekleştirilen işlemlerin yapılmamış sayılacağı ifade edilmiştir. Vekille temsilin zorunlu olduğu söz konusu durumda, tebligatlar vekile yapıldığı için, yurt dışına yapılacak tebligat prosedürünün ortaya çıkaracağı sorunlar da bertaraf edilmiştir.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin idari işlemlerde, Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişiler için düzenlenen vekille temsil zorunluluğunun, söz konusu haklara ilişkin hukuk yargılamalarında uygulanması mümkün değildir. Zira hukuk yargılamasında, kural olarak avukatla temsil zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu bağlamda davalının avukatının bulunup bulunmadığı, avukatı bulunsa bile somut uyuşmazlıkta kendini avukatla temsil ettirip ettirmeyeceği ya da mevcut avukatından başka bir avukatla temsil ettirip ettirmeyeceği bilinemeyeceği için dava dilekçesinin davalının bizzat kendisine tebliğ edilmesi zorunludur.[1] Bu zorunluluk, HMK’nin çeşitli hükümlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu hükümlerden bazıları şunlardır:

  • HMK m.119 hükmüne göre; dava dilekçesinin içeriğinde; davacıya ait ad, soyad ve adres bilgilerinin yer alması bir zorunluluk olarak düzenlenmişken, davacının kendini vekille temsil ettirmesi ihtimali göz önünde bulundurularak vekilin adının, soyadının ve adresinin bulunması da bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir. Dava dilekçesinin hazırlık ve tebliği aşamasında davalının kendini vekille temsil ettirip ettirmeyeceği bilinemeyeceği için dava dilekçesinin unsurları arasında davalı vekilinin bilgilerine yer verilmemiştir.
  •  HMK m.122 hükmünde; dava dilekçesinin, mahkeme tarafından davalıya tebliğ edileceği açıkça belirtilmiştir.
  • HMK m.129 hükmünde; davalı yurt dışında ise açılan dava ile ilgili işlemlere esas olmak üzere yurt içinde göstereceği adres cevap dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmıştır. Bu hükümden davalının, görülmekte olan davada kendisini vekille temsil ettirmesinin bir zorunluluk olmadığı sonucuna varılmaktadır.
  • HMK m.317/2 hükmünde; davaya cevap süresinin, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olduğu belirtilmiştir.

Hukuk yargılamasında dava dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesinin bir zorunluluk olduğu, davalının herhangi bir avukata genel vekâlet vermiş olmasının bu durumu değiştirmeyeceği çeşitli yargı kararlarında da ifade edilmiştir. Bu kararlardan bazılarının ilgili bölümleri aşağıdadır:

  • “Bir kimsenin umumi vekil olması müvekkilin talimatı olmadan bütün davaları takip etme zorunluluğunu ona yüklemez. İcra takibine maruz kalan borçlu vekil marifetiyle takibe itiraz etmiş olsa dahi, itiraz üzerine duran icra takibine devam için alacaklının açtığı itirazın iptali davası bakımından borçlunun itiraz aşamasında tayin ettiği avukatın itirazın iptali davası için de yetkili olup olmadığı davanın açıldığı sırada belli olmadığından, itirazın iptali davası dilekçesinin vekile değil asile tebliği gerekir. Somut olayda dava dosyasına vekaletname ibraz etmeyen, itirazın iptali davasını takip konusunda yetkilendirildiği belli olmayan, icra dosyasına itiraz dilekçesi veren avukata yapılan tebligatla taraf teşkili usulen sağlanmamıştır. Bu nedenle borçluya usulen tebligat yapılıp taraf teşkili sağlanmadan ve davalının savunma hakkı kısıtlanarak karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi; 02.11.2004 tarihli ve E.2004/2041, K.2004/5550 sayılı karar.)[2]
  • “Bu halde, ön inceleme duruşması için, davalıya dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmalı; davaya cevap için kanuni süre (HMK. md. 127), süresi içinde cevap verildiği takdirde bunun tebliğinden itibaren cevaba cevap süresi, verilmesi halinde davalının ikinci cevap verme süresi beklenmeli, bundan sonra Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137 ila 141. maddelerinde gösterilen usul çerçevesinde ön inceleme yapılmalıdır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; 19.11.2013 tarihli ve E.2013/17182, K.2013/30242 sayılı karar.)[3]
  • “Hemen belirtilmelidir ki, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir … Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasanın 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu durumda dava dilekçesinin tebliğinin yöntemine uygun olduğu söylenemez. Bunun sonucu olarak davalının eldeki davada savunma hakkını kullanamadığı ortadadır. Öyle ise mahkemenin 20.11.2013 tarihli temyiz isteğinin süreden reddine ilişkin kararının ve kesinleşme şerhinin ortadan kaldırılmasına karar verildikten sonra, işin esasının incelenmesinde; davanın davalıya usulen bildirilmediği, davada taraf teşkilinin yasaya uygun biçimde sağlanmadığı sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, davalıya usulüne uygun olarak dava dilekçesinin tebliği ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yanların gösterecekleri kanıtların toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi; 01.12.2015 tarihli ve E.2015/11293, K.2015/13911 sayılı karar.)[4]
  • “Vekilin umumi vekaletname ile yetkilendirilmiş olması  müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin; hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekil aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı itirazın iptali davası bakımından borçlunun itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun taraf teşkili sağlanmış olmaz.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; 23.01.2018 tarihli ve E.2017/23538, K.2018/1023 sayılı karar.)[5]
  • “Taraflar duruşmaya çağrılmadan, diğer bir deyişle; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir.” (Yargıtay HGK; 15.11.2018 tarihli ve E.2018/3-899, K.2018/1726 sayılı karar.)[6]

Hukuk yargılamasında dava dilekçesinin, bizzat davalıya tebliğ edilmesine ilişkin zorunluluğun, sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk yargılamaları bakımından da herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Ancak sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk yargılamalarında davalının Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması durumuyla ve dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmesi aşamasında yaşanan sorunlarla, diğer hukuk davalarına nazaran daha sık karşılaşılmaktadır. Bu nedenle zaman zaman,  dava dilekçesinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan davalıya tebliğ edilmesi zorunluluğuna, söz konusu uyuşmazlıklar bakımından istisna getirecek pozitif hukuki düzenleme yapılması teklifleriyle veya bu zorunluluğu fiilen aşmaya yönelik çözüm önerileriyle karşılaşılmaktadır.

SMK’nin hazırlık aşamasında yapılan; akademisyenlerin, yargı mensuplarının ve diğer uygulamacıların katıldığı geniş katılımlı bir toplantıda, fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından; taslak metne, Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişilerin TÜRKPATENT nezdinde yapacakları işlemler sırasında, ileride söz konusu işlemle ilgili yargılama yapılması ihtimaline binaen, yargılama makamı tarafından yapılacak tebligatlara esas olmak üzere, Türkiye’de adres bildirmesi zorunluluğunun getirilmesine ilişkin hüküm eklenmesi önerilmiş; bu sayede yurt dışına yapılan tebligatlar nedeniyle yargılama süresinin uzamasının önüne geçileceği ifade edilmiş, yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişilerin, TÜRKPATENT nezdinde yapacakları işlemlerde marka ve/veya patent vekili ile temsil zorunluluğu bulunduğu için yargılama sırasında yapılacak tebligata esas olmak üzere belirtilmesi zorunlu adres olarak, marka ve/veya patent vekilinin adresinin belirlenebileceği de örnek olarak dile getirilmiştir. Öneri o dönem kabul görmemiş ve taslak metne alınmamıştır. Kanaatimizce; söz konusu öneri, yurt dışına yapılacak tebligatlar nedeniyle yaşanan sorunları çözüme kavuşturacak olsa da dava dilekçesinin bizzat davacıya tebliğ edilmesindeki amaç ve belirtilen adresin dava açılıncaya kadar güncelliğini yitirmesi ihtimali birlikte değerlendirildiğinde, hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder ve bu yönüyle savunma hakkını kısıtlar niteliktedir. Ayrıca öneri, HMK’nin, dava dilekçesinin bizzat davacıya tebliğ edilmesine ilişkin sistematiğine de aykırılık teşkil etmektedir.  

Yakın zamanda kaleme alınan bir yazıda[7]; kendi adına çalışan bir avukatın, aynı zamanda marka ve/veya patent vekili olması, marka ve/veya patent vekilliğine ilişkin vekâlet ile avukatlığa ilişkin vekâletin, aynı vekâletnamede yer alması, bu vekâletnamenin, avukatlık vekâletnamesinin geçerlilik şartlarına uygun olarak hazırlanmış olması,  vekâletnamenin TÜRKPATENT’e sunulmuş, muhataba tebliğ edilmiş ve muhatabın bu konuda bilgilendirilmiş olması koşullarının birlikte sağlanması durumunda; aynı zamanda avukat olan marka ve/veya patent vekilinin, kendisine tebliğ edilen dava dilekçesini tebellüğ edebileceği ve bu tebligatın usulüne uygun yapılmış bir tebligat olarak kabul edileceği ifade edilmiştir. AvK m.56/6 hükmüne göre; vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır. Bu bağlamda avukatlığa ilişkin vekâlet ile marka ve/veya patent vekilliğine ilişkin vekâletin aynı vekâletnamede yer alması mümkün değildir. Bunun yanında yukarıda yaptığımız açıklamalar ve yargı kararları çerçevesinde; avukata verilmiş olan genel dava takip yetkisini içerir vekâletnamenin, dava dilekçesini tebellüğ etme yetkisi vermeyeceği, dava dilekçesinin asıl yerine, avukata tebliğ edilmesinin hukuki dinlenilme hakkı ile savunma hakkını ihlal edeceği ve önerinin HMK’nin sistematiğine uygun olmadığı değerlendirilmektedir.              

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında, tarafların Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması nedeniyle tebligat aşamasında yaşanan sorunların,  her ne şartla olursa olsun, marka ve/veya patent vekiline yapılacak tebligatla aşılmaya çalışılması; hukuk yargılamasının ve tebligat uygulamalarının sistematiğine aykırı olmasının yanında, hukuki dinlenilme ve savunma hakkı gibi temel hakları da ihlal eder niteliktedir. Sonuç olarak, sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında dava dilekçesinin, davalı dışında herhangi bir kişiye tebliğ edilmesi[8] hukuka aykırıdır ve usulsüz tebligat hükümleri kapsamında değerlendirilmelidir.

Osman Umut Karaca

Kasım 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


[1] Yönder, Gizem; Vekil Vasıtasıyla Takip Edilen İşlerde Tebligat, Nevşehir Barosu Dergisi, Sayfa 95-131, s.103.

[2] Karar için bkz. http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=24178 (16.11.2020).

[3] Karar için bkz. https://www.adaletbiz.com/images/dosyalarim/mart_ay_yarg_tay_hukuk_karar_oezetleri_1.pdf  (16.11.2020).

[4] Karar için bkz. https://adanabarosu.org.tr/tr/barodan-haberler/yargitay-1-hukuk-dairesi-esas-numarasi-2015-11293 (16.11.2020).

[5] Karar için bkz. http://www.gocuk.com.tr/takibe-vekaleten-itiraz-edilse-de-acilacak-davada-asile-teblig-gerekir/  (16.11.2020).

[6] Karar için bkz. https://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=karar-c%CC%A7alis%CC%A7masi-2019-2020.pdf (16.11.2020).

[7] Fidan, M. Samet; YİDK Kararının İptali ve Hükümsüzlük Davalarında Yurt Dışında Yerleşik Kişilere Tebligat, https://iprgezgini.org/2020/08/28/yidk-kararinin-iptali-ve-hukumsuzluk-davalarinda-yurt-disinda-yerlesik-kisilere-tebligat/ (16.11.2020).

[8] HMK m.52 hükmüne göre; kanuni temsilciler ile tüzel kişilerin yetkili organlarına ilişkin istisnalar saklıdır.

YİDK KARARININ İPTALİ VE HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARINDA YURT DIŞINDA YERLEŞİK KİŞİLERE TEBLİGAT

Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.160/3 hükmüne göre; TÜRKPATENT nezdinde yapılan işlemlerde yurt dışında yerleşik kişiler kural olarak Türkiye’de yerleşik bir marka veya patent vekili ile çalışmak zorundadır. Hatta bu çalışma zorunluluğu vatandaşlıktan bağımsız olarak salt mutat mesken üzerinden değerlendirilmektedir. Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir hak sahibinin veya başvurucunun dahi Türkiye’de yerleşim yeri yok ise TÜRKPATENT nezdinde yapacağı; başvuru, itiraz gibi işlemler başta olmak üzere, sınai mülkiyete ilişkin sicil işlemlerinde Türkiye’de yerleşik bir vekille kendilerini temsil ettirmeleri bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir. Hatta öyle ki SMK m.156/4 ve m.156/5 hükümleri uyarınca Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişilerin açacakları veya bu kişiler aleyhine açılacak davalar için, yetkili mahkeme, Kurum’da adlarına işlem yapmış olan vekilin iş yerinin bulunduğu yer mahkemesi olarak düzenlenmiştir. Bu vesile ile vekillerin, salt TÜRKPATENT nezdindeki işlemler için bir muhatap olmadığını, aynı zamanda kamu düzeninden olan davanın açılacağı yerin tespiti için de bir pusula olarak tasnif edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Kurum’da sicile kayıtlı vekilleri davanın açılacağı yer mahkemesini tespit edebilmek maksatlı kullanacak kadar önemsemişken, Türkiye’de yerleşim yeri olmayan kişiler aleyhinde açılmış davalarda hukuki dinlenilme hakkının bir gerekliliği olan davadan ve içeriğinden bilgilendirilme ve HMK m.122 hükmünde düzenlenmiş dava dilekçelerinin tebligatı başta olmak üzere dava ile ilgili tebligatların kime ve nasıl yapılacağını doğru tespit etmek gerekmektedir. Bu yazımızda tebligatın kime yapılacağına dair soruya cevap ararken, üzerinde duracağımız hususlar tebligatın vekile yapılmasının mümkün olup olmadığı, vekilin avukat olması durumunda bu hususta bir değişikliğin olup olmayacağı ve vekilin avukat olması ancak vekillik faaliyetini tüzel kişilik bünyesinde sürdürmesi durumunda tebligatın kime ve nasıl yapılacağı soruları çevresinde şekillenecektir.

Tebligata ilişkin en temel metin olan Tebligat Kanunu, bir tebligatın nasıl yapılacağını düzenlemiştir. Tebligat Kanunu’na göre, yapılmayan tebligatlarda usulüne aykırı tebligatlar yargılamanın seyrini çok sonra da olsa etkileyebilmekte ve hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple doğru kişiye tebligat yapılması en az doğru kişiye dava açmak kadar önemli bir işlemdir. Her ne kadar yargılama süresince tebligatlar mahkeme kalemlerince takip edilse de dava açılışı sırasında ilk tebligatlar davayı açan kişinin dava dilekçesinde davalı kişi için belirtmiş olduğu adrese yapılır. Türkiye’de yerleşik kişiler için yapılacak tebligatlar, dava dilekçesinde belirtilen adresler yanlış olsa dahi davalı taraf gerçek kişi ise T.C. Kimlik Numarası yahut kimlik bilgileri, tüzel kişi ise vergi numarası yahut kayıtlı olduğu sicil bilgileri biliniyor yahut tespit edilebiliyor ise tebligatlar hızlı bir şekilde yapılabilmekte ve davalarda taraf teşkili sağlanabilmektedir. Dolayısıyla en sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak Türkiye’de yerleşik kişiler için tebligatın yapılacağı yer konusunda bir muğlaklık bulunmayıp ilgili kişinin son bilinen veya tespit edilebilen adresine tebligat yapılmaktadır.

Yurt dışında tebligat işleri yurt içindeki tebligat işlerinden daha uzun ve masraflı olmaktadır. Yurt dışı tebligatlarında, öncelikle mahkemelerce yurt dışı tebliğ gider ve harçlarının tahsili yapılmalı, sonrasında Dış İşleri Bakanlığına yazılacak yazı ile tebliğin gerçekleştirilebilmesi için uluslararası yazışmaların yapılması gerekmektedir. Yurt dışı tebligat işlemleri gereğinden uzun sürdüğü için yurt dışı tebligat işlemlerinde mahkemelerce duruşmaların en az altışar ay ara ile verilmesi gerekmektedir. Dolayısı ile yurt dışına tebligat yapılması yargılama sürelerini uzatmaktadır. Uluslararası tescil anlaşmaları kapsamında Türkiye’ye giriş yapmış olan sınai mülkiyet hakları kapsamında açılabilecek davalarda, eğer süreç içerisinde itiraz yahut kısıtlayıcı bir işlem ile karşılaşmamışlarsa tebligatın yurt dışındaki adreslerine yapılması gerekmektedir. Bu hususta tartışılacak bir yan bulunmamaktadır.

Başvurusunu Türkiye’de başlatmış, Türkiye’de işlemlerini bir vekil ile takip etmeyi tercih etmiş yahut etmek zorunda kalmış, başvuru veya hak sahipleri açısından özellikle de Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararı iptali davalarında tebligatın yapılacağı yer için elimizdeki en belirgin kural Tebligat Kanunu m.11 hükmüdür. Bu hüküm kapsamında vekil ile yapılan işlemlerde tebligatın muhakkak vekile yapılması; vekile yapılmayan tebligatların usulsüz tebligat olacağı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu hüküm idari işlemler tahtında Kurum tarafından zaten uygulandığı için bu tebligat hükmünü mahkemeler açısından değerlendireceğiz.

Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararları bilindiği üzere TÜRKPATENT nezdinde yapılabilecek son işlem olup kararın tebliği ile TÜRKPATENT nezdinde işlemler tamamlanmış olmaktadır. YİDK kararının iptali işlemi, bir dava olup 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.35 hükmüne göre dava açmak ve davaları takip etmek yetkisi münhasıran avukatların yapabileceği bir iştir. Tebligat sorumuzdan bağımsız olarak söylemeliyiz ki kural olarak marka ya da patent vekillerinin dava takip etme yetkisi bulunmamaktadır. Eğer marka yahut patent vekili aynı zamanda avukatsa genel avukatlık vekâleti ile birlikte TÜRKPATENT nezdinde işlemleri takip yetkisinin aynı vekâletnamede, avukatlık vekâletnamesinin şekil şartlarına uygun olarak tanzim edilmesi kaydı ile marka ya da patent vekili dava takip yetkisine haiz kabul edilebilir ve yargı mercilerinde işlem yapabilir. Ancak vekâletnamenin varlığı dahi avukat olan marka ya da patent vekilini dava takip yükümlülüğü altına sokmayıp dava takibi için muhakkak ayrı bir avukatlık ücret sözleşmesi yapılmalı ya da avukatın davayı kabul ettiğine ilişkin bir iradesi bulunmalıdır. Ancak bu durumda avukat olan marka ve/veya patent vekili avukata dava açıldığına ilişkin tebligat yapılabilir ve avukat olan marka ve/veya patent vekilinin buradaki görevi dava açıldığı bilgisini gecikmeksizin hak veya başvuru sahibine bildirmektir.

Avukat olan marka veya patent vekili bir tüzel kişi tacir aracılığı ile marka veya patent vekilliğini icra ediyor ve ilgili işlem de tüzel kişi kapsamında icra ettiği bir iş ise marka veya patent vekillerinin ancak sermaye ortaklığı olan tüzel kişilikler aracılığı ile yapılabilmesi avukatlığın da hiçbir şekilde ticaret şirketlerince icra edilemeyeceği kuralları kapsamında avukata, avukat sıfatı ile tebligatın yapılması mümkün olmayacaktır. Tüzel kişi tacirler ile faaliyet gösteren vekiller söz konusu olduğunda esas alınacak muhatap tüzel kişi tacir olacağından, tüzel kişi tacire yapılacak tebligatlar genel olarak vereceğimiz cevap ile doğrudan ilişkilidir.

Davalar ile ilgili özellikle dava dilekçesini içeren tebligatın marka vekiline yapılıp yapılmayacağı tebligatın mahiyeti ile doğrudan alakalıdır. HMK’ye göre; davaya cevap süresi dava dilekçesinin tebliği ile başlamakta olup bu kapsamda Yargıtay içtihatlarınca da tebligat kamu düzeninden kabul edilmiştir. Tebligat Kanunu m.11 ve Tebligat Tüzüğü m.15 hükümleri vekile tebligatı zorunlu kılmışlardır. Hatta Tebligat Kanunu’nun lafzından yola çıkarak bir sonraki fıkranın avukatlara tebligat şeklinde düzenlendiği fark edilebilmektedir. Bu sebeple de vekile tebligat ibaresinden yola çıkarak marka ve patent vekili için SMK m.156/4 ve SMK m.156/5 hükümleri kapsamında marka veya patent vekiline tebligat yapılması amaçsal bir yorum olabilirdi. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 10.07.1940 tarihli 1937/7 E. 1940/75 K sayılı içtihadı birleştirme kararında “Davayı her derecede yürütmeye yetkili vekile ilam tebliğ edilebildiği sürece vekil edene tebliğ yapılmasının yasaya aykırı ve hükümsüz olduğu” ifade edilmiştir. Dolayısı ile avukat olmayan marka veya patent vekilleri 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında davayı yürütmeye yetkili olmayacaklarından, tüzel kişi vekillik şirketi bünyesinde çalışan avukatların, avukatlık mesleğinin tüzel kişi tacirler ile icra edilemeyeceğinden dolayı YİDK kararının iptali davalarında yahut hükümsüzlük davalarında hak sahiplerine tebligat yapılması gerekecektir.

Başvuru yahut itiraz sahibinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunup bulunmadığından bağımsız olarak tebligatların eğer avukat bir vekil tarafından avukatlık vekaletnamesi ile birlikte çıkartılmış TÜRKPATENT nezdindeki işlemleri takip etmeyi içeren vekaleti yok ise ya da bu vekaletname dava açılıncaya kadar davayı açan kişiye tebliğ edilmemiş ise tebligat muhakkak davalı olacak asile, yahut dava sırasında avukatın istifası durumunda yapılacak tebligatlar aynı usul ile avukatı istifa eden, azledilen yahut görevi başka bir sebeple bırakmak zorunda kalan asilin kendisine yapılmalıdır. Bu kapsamda SMK m.156/4 ve SMK m.156/5 hükümlerinin salt yetki belirlemekten başka bir işlevi yoktur. Bu hususta vekille çalışma zorunluluğu olan kişiler için tebligatın vekile yapılması için tereddütsüz yeni bir yasal hüküm gerekmektedir. Bu şekilde yapılabilecek bir yasal düzenleme ile vekillere dava takip yetkisi verilmeksizin sadece tebligat alma ve bu tebligat ile alakalı olarak müvekkilini bilgilendirme yükümlülüğü Borçlar Kanunu’ndaki vekalet hükümlerine de uyumlu olacağı kanaatindeyiz.

Netice olarak eğer TÜRKPATENT nezdinde takip edilen işlem avukat olmayan bir marka yahut patent vekili ile takip ediliyor ise tebligat her hâlükârda asile yapılacaktır. Eğer marka vekili yahut patent vekili aynı zamanda avukat ise ancak gerçek kişinin yanında çalışarak veya bir tüzel kişi tacir ile vekilliğini ifa ediyor ise avukatlık mesleğinin tüzel kişi tacirler aracılığı ile yapılamamasından dolayı tebligatlar yine asile yapılacaktır. Kendi adına çalışan avukatların marka ve veya patent vekili olmaları durumunda sicile kayıt olmak ile birlikte tebligatları alabilmeleri için marka ve patent işlemlerini takip için aldıkları vekâletnamenin genel avukatlık vekâletnamesi ile birlikte genel avukatlık vekâletnamesinin şekil şartlarına uygun olarak noterde tanzim edilmiş olması ve bu vekâletnamenin Kurum’a sunulması ile birlikte muhatabının da bu hususta bilgilendirilmiş ve vekâlet örneğinin tebliğ edilmiş olması durumunda avukat marka ve patent vekili tebligatları alabilecektir. Aksi takdirde tebligatlar yine yurt dışındaki adrese yapılacak ve dolayısı ile yurt dışı tebligat sürecine tabi olacaktır.

İşbu yazı fikri ortaya çıktıktan sonra birebir sorunu tartıştığım ve yaptığımız münazaralar vesilesiyle yazıya yön vermemi sağlayan Mustafa Kutsal’a teşekkürü bir borç bilirim.

M. Samet FİDAN

Ağustos 2020

msametfidan@gmail.com