Kategori: Patent Koruması

Inter Partes Review ve Buluş Basamağı (Non-obviousness) Terimlerinin Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararına Etkisi (Riot Games, INC. v Paltalk Holdings, INC.)

Riot Games, INC. şirketi USPTO Temyiz Kuruluna, Paltalk Holdings, INC. şirketine ait 6,226,686 numaralı patentin aşağıda belirtilecek istemlerinin patentlenebilir olmadığına dair bir dilekçe vermiştir. İnceleme sonucunda USPTO Temyiz Kurulu, istemlerin buluş basamağını aşmadığı iddialarının yerinde olduğu gerekçesiyle 6,226,686 numaralı patentin 1-4, 7-21, 28-34, 35, 39 40, 47-54, 56,57 ve 64-70. istemlerinin A.B.D Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 103. maddesi uyarınca patentlenemeyeceğine karar verdi.

Riot Games, INC. şirketi, 2006 yılında Los Angeles’da kurulmuş olan Dünyaca ünlü, oyun yapım şirketidir. Riot Games şirketinin bilinen en ünlü oyunu ise League of Legends’dır. Dilekçeye taraf olan diğer şirket Paltalk Holdings, INC. ise, 6,226,686 patentin sahibi olan, online platformlar üzerinde olmak üzere kullanıcılarına konuşma odaları, mesajlaşma gibi hizmetler sağlayan bir şirkettir.

Olayın geçmişine kısaca değinecek olursak, Paltalk Holdings INC. Şirketi,  Riot Games, INC şirketinin League of Legends oyunundaki sohbet odalarındaki kullanımlarının ‘686 numaralı patent hakkına tecavüz oluşturduğu iddialarıyla 16 Aralık 2016 tarihinde patent tecavüzü davası açar. Riot Games, INC şirketi ise bir savunma mekanizması olan ‘’Inter Partes Review’’ talebinde bulunur. Riot Games,INC. şirketinin bu talebi üzerine USPTO Temyiz Kurulu istemi kabul eder, duruşma yaparak, yukarıda belirtilen istemlerin A.B.D. Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 103. maddesine göre patentlenebilir olup olmadığına ilişkin değerlendirmesine başlar.

USPTO Temyiz Kurulu kararına değinmeden önce, Inter Partes Review adı verilen dilekçenin anlamını ve taraflara nasıl bir imkan verdiğini inceleyecek olursak. Inter Partes Review mekanizması, 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Amacı, geçerli (valid) patentlerin istemlerinin A.B.D Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 102. ve 103. maddeleri uyarınca USPTO Temyiz Kurulunca yeniden gözden geçirilmesini sağlamaktır. Bu mekanizma öncesinde, bir patentin geçerli olup olmadığına dair incelemeye yetkili kurum Bölge Mahkemeleriydi.

Yeni sayılabilecek bu sistemde, A.B.D Patent Kanunu’nun 286. maddesine göre, Inter Partes Review isteminde bulunan taraf, patent koruma süresi dolmuş olsa dahi, daha önce meydana gelen zararlarını 6 yıl ile sınırlı olmak kaydıyla isteyebilecektir.

Yazının devamında gerekçelerini belirterek, Inter Partes Review ve buluş basamağını değerlendiren USPTO Temyiz Kurulu’nun 14 Mayıs 2019 tarihli kararına yer vereceğiz, karar metninin Riot Games v Palktalk Holdings bağlantısından görülmesi mümkündür.

İnceleme konusu olan Paltalk Holdings, INC. Şirketine ait ‘686 numaralı patent, interaktif uygulamalar için sunucu grup mesajı sistemi başlığı altında yer alan, interaktif uygulamaları ana bilgisayarları ve grup mesajlaşma sunucularını içeren bir ağ üzerinden dağıtma yöntemi metodunu tanımlamaktadır. Internet gibi ağlar üzerinden dağıtılan paylaşılan, interaktif uygulamalar için ana bilgisayarlar arasında yönlendirme mesajlarını belirtir.

İnceleme talebinde bulunan Riot Games, INC. şirketi, dilekçesinde istem 1–4, 7–21, 28–30, 34, 35, 39, 40, 47–49, 53, 54, 56, 57, 64–66 ve 70’in Aldred ve RFC 1692’ye göre daha önceden belirtilen istemlerin değinildiğini ve buluş basamağının aşılmadığını belirtir. A.B.D. Patent Kanunu’nun (35 U.S.C) 103. maddesine göre göre, bir buluşun patentlenebilir olmasının şartlarından birisi de buluş basamağının aşılmasıdır.

A.B.D. Patent Kanunu’na göre, bir buluşun patent elde edebilmesi için tekniğin bilinen durumunun aşılması (non-obviousness), kullanılacak tekniğe yararlı (useful) ve yenilik (novelty) özelliklerine sahip olması gerekmektedir. Buluş basamağı, yenilik kavramı ile benzerlik göstermektedir. Fakat, buluş basamağı kavramında daha çok buluşun daha önceki patent başvurularında bilinip bilinmediği, buluşun daha önce yazılı şekilde tanımlanıp tanımlanmadığı gibi sorulara cevap vermesi gerekmektedir. Yeni bir buluş patent koruması altında olan diğer buluşlardan farklılık gösterse, bazı durumlarda yeni bir buluş olsa dahi patentlenemeyebilmektedir. Buluş basamağı kavramı, yeterli farklılık yani, o alandaki uzmana göre buluşun açık bir şekilde olmaması anlamına gelmektedir.

Buluş basamağının tespiti için Graham testi adı verilen 4 aşamalı bir değerlendirme yapılmaktadır:

  • Önceki tekniğin kapsamı ve içeriği;
  • İstemin söz konusu olduğu konu ile önceki teknik arasındaki farklar;
  • Buluş konusunundaki tekniğin kullanılma şekli ve
  • Buluşun o alanda uzman veya kamu nazarın açık, daha önceden belli olmadığına dair kanıtlar. Bknz. Graham v. John Deere Co., 383 U.S. 1, 17–18 (1966).

Yukarıda belirtildiği gibi, (i) tekniğin o alanda hangi sorunları çözdüğü, (ii) tekniğin alanıyla ilgili hangi sorunların bulunduğu gibi sorulara cevap veriliyor olması gerekmektedir.

USPTO Temyiz Kurulu değerlendirmelerine, ağda ortak çalışma başlıklı 26 Mayıs 1994 tarihinde yayınlanan Aldred uluslararası başvurusu ile devam eder. Aldred, ağda ortak çalışma için programlanabilir iş istasyonu ile ilgili olup, devreler arasında veri ve kaynakları paylaşan, paylaşım grubunun üyelerini bağlayan veri kanallarını paylaşan programların kümesinin paylaşımını içerir.

Şekil 3, A, B, C, D ve E devreler arasında veri ve kaynakları paylaşan uygulamaları göstermektedir. Şekil 4, Şekil 3’teki uygulamaların paylaşımı arasındaki iki paylaşım setini göstermektedir.

Ağustos 1994’te yayınlanan “Transport Multiplexing Protocol (TMux)” adlı RFC 1692, İnternet topluluğu için internet standartları izleme protokolü olup, iyileştirmeler için tartışma ve önerileri içermektedir. RFC 1692, TMux protokolunun birden çok tek bir bağlantı üzerinde bir çok terminal açmasını sağlayan ve verimliği artırıp, sistem yönetimini kolaylaştıran bir protokoldür.

RFC 1692, TMux’un, uygulama tipinden bağımsız olarak, bir sunucu ile ana bilgisayar arasında birleştirilebilen birden çok kısa nakil segmentine izin veren bir protokol olduğunu açıklar. Bu nedenle, “TMux, ağ trafiğini artırmak ve birçok kısa paket içeren çok sayıda oturum gerçekleştiren ana bilgisayarlardaki yükü azaltmak için” tasarlanmıştır.

Riot, INC. şirketi dilekçesinde, Aldred’in veri akışlarının seri hale getirilmesi ve iletilmesi ve merkezi seri hale getirme noktası istemini açıkladığını ve burada veri paketleri üzerindeki kanallar aracılığıyla gönderildiğini açıklar. Sonrasında da seri hale getirilmiş kanal setlerinin her bir paylaşım grubuna iletildiğini belirtir.  Riot Games INC. şirketi dilekçesinde ‘686 numaralı patentin,  Aldred ve RFC 1692’de açıklananların benzer teknik olduğunu ve hepsinin bilgisayar ağ sistemleri alanlarını içerdiği özellikle RFC 1962’de TMux protokolünün kümeleştirme isteminin açıklandığını belirtmiştir.

Dolayısıyla da, USPTO Temyiz Kurulu, Aldred olarak bilinen 1993 tarihli uluslararası başvuruda “veri akışını seri hale getirme ve iletmenin” ve RFC 1692’de ağ trafiğinin ve ana bilgisayardaki yükün nasıl azaltılacağının daha önceden açıklandığını ve bunu uzman bir kimsenin bilmesi gerektiğini belirtir.

Paltalk Holdings, INC.  şirketi  her ne kadar, Riot Games, INC. şirketinin dilekçesinde belirttiği istemlerinin RFC 1692’de belirtilmediğini ve istemlerinin açık olmadığı belirtse de, USPTO Temyiz Kurulu, Aldred ve RFC 1692 protokolünde yer alan sistemlerin, buluş basamağının aşılmasına engel olacağı gerekçesiyle, Palktalk Holdings, INC. Şirketinin 6,226,686 numaralı patentinin 1-4, 7-21, 28-34, 35, 39 40, 47-54, 56,57 ve 64-70. istemlerinin patentlenemeyeceğine karar verir. Paltalk Holdings, INC şirketinin USPTO Temyiz Kurulunun bu kararını, Federal Bölge Mahkemesi’ne taşıyıp taşımayacağını takip edeceğiz.

Tonay Berkay Aras

Mayıs 2019, San Francisco

tonayberkay@gmail.com  

Huawei Krizi A.B.D.’nde Patent Tecavüzü Davalarına mı Yansıyacak?

Trump hükümeti, A.B.D.’nde göreve başladığından bu yana, kendi üreticilerini ve iç piyasasını korumak amacıyla farklı ülkelere karşı ekonomik ve yasal tedbirler almaktadır. Bu tedbirlerin bir bölümünün uluslararası yükümlülüklere ve hukuka uygunluğu ise tartışma konusu olmaktadır.

Cumhuriyetçi bir senatör tarafından 17 Haziran 2019 sunulan bir tasarı patent alanında ön gördüğü tedbirler bağlamında, fikri mülkiyet camiasında büyük tartışmalar yaratmaya adaydır.

Reuter Haber Ajansı tarafından yapılan ve https://www.reuters.com/article/us-huawei-tech-usa-senate/senator-rubio-targets-huawei-over-patents-idUSKCN1TI2T3 bağlantısından okunabilecek habere göre; Cumhuriyetçi Parti’nin Florida Senatörü Marco Rubio 17 Haziran 2019 tarihinde Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (National Defense Authorization Act – kısaca NDAA) için bir değişiklik tasarısı hazırlamıştır. Değişiklik tasarısına göre; A.B.D. hükümetinin belirli izleme listelerinde olan firmalar, patent hakkına tecavüz davaları dahil olmak üzere, A.B.D. patentlerine ilişkin olarak haksızlığın giderilmesi içerikli davaları açamayacaktır.

Tasarı henüz erişime açılmamış olmakla birlikte Reuters tarafından görülmüştür ve Marco Rubio cephesinden habere ilişkin yalanlama gelmemiştir. Tersine Rubio, Twitter hesabında haberi doğrular içerikte bir paylaşıma yer vermiştir.

Marco Rubio’nun tweetinden de anlaşılacağı üzere, tasarının zamanlaması tesadüfi değildir.

Fikri mülkiyet dünyasındaki uluslararası gelişmeleri veya en azından uluslararası gündemi takip edenler, A.B.D. hükümetinin Çin Halk Cumhuriyeti menşeili Huawei firmasına karşı aldığı tedbirlerin farkındadır. Konuyu merak edenler, Ergin Yıldızoğlu’nun BBC Türkçe’de 25 Mayıs 2019 tarihinde yayımlanmış “Huawei krizi ABD ile Çin’in diplomatik soğuk savaşı mı?” başlıklı yazısını https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48398311 bağlantısından okuyabilirler.

Huawei firması, 12 Haziran 2019 tarihinde A.B.D. menşeili Verizon Communications firmasına karşı A.B.D. patent mahkemelerinde dava açmış ve kendisine ait 238 patentin lisanssız kullanımı nedeniyle, karşı taraftan 1 milyon dolardan fazla tutardaki zararının tazminini istemiştir. (https://www.nytimes.com/2019/06/12/technology/huawei-verizon-patent-license-fees.html )

Marco Rubio’nun tasarısı, A.B.D. hükümeti tarafından izleme listesine alınmış ve A.B.D. aleyhine çalıştıkları “belirlenmiş” firmaların, A.B.D. mahkemelerinde patent tecavüzü dahil bazı davaları açmasını engellemeye yöneliktir ve zamanlaması itibarıyla hedefin Huawei firması ve dolayısıyla Çin olduğu açıktır.

Bu noktada karşımıza açık bir ikilem çıkmaktadır:

A.B.D. on yıllardır, A.B.D. firmalarının uluslararası düzeydeki çıkarlarının korunması amacıyla, patent hakları dahil olmak üzere fikri mülkiyet haklarının uluslararası düzeyde etkili biçimde korunmasını savunmaktadır. Buna karşılık, Trump yönetimi iç pazarı koruma amacıyla (ve elbette başka diğer amaçlarla) çeşitli tedbirler almaktadır. Rubio tasarısının yasalaşması halinde, A.B.D. firmalarının fikri mülkiyet haklarının farklı ülkelerde etkin biçimde korunmasının sağlanması konusunda ikircikli bir tavır ortaya çıkacaktır. Bir tarafta, A.B.D. kendi ulusal çıkarları doğrultusunda izleme listesine alınmış yabancı firmaların patent tecavüzü davası açması engelleyebilecek, diğer yandan ise halen kendi firmalarının farklı ülkelerdeki patent haklarının etkili biçimde korunmasını isteyecektir. Kanaatimizce bu açıklanması ve savunulması güç bir hal olacaktır.

Tasarı henüz görüşülmemiştir; belki görüşülmeden geri çekilecektir, reddedilecektir veya kanunlaşacaktır, bunları henüz bilmiyoruz. Dolayısıyla, yorum yapmak konusunda şu aşamada sabırlı davranmak yerinde olacak. Bununla birlikte Trump yönetiminin çılgınlıkları göz önüne alınırsa, tasarının kanunlaşması kanaatimizce büyük bir sürpriz olmayacak. Eğer durum böyle olursa, gelecek yıllarda Dünya Ticaret Örgütü, WIPO, uluslararası anlaşmalar ve ikili anlaşmalardaki gelişmeleri izlemek oldukça heyecan verecek, bundan hiç şüphe duymuyoruz.

Önder Erol ÜNSAL

Haziran 2019

unsalonderol@gmail.com

Dünya Fikri Haklar Göstergeleri 2018 – Genel Bakış ve Değerlendirme

Fikri Mülkiyet Hakları camiamızın duayen ismi M. Kaan Dericioğlu bir yazısını IPR Gezgini’nde yayınlama nezaketini gösterdi ve bizleri çok mutlu etti. Yeni yılın ilk yazısını Sayın Dericioğlu’nun kaleminden okuyacaksınız, kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

WIPO tarafından hazırlanan ve 2017 yılı verilerini içeren, Dünya Fikri Haklar Göstergeleri 2018,  3 Aralık 2018 günü duyuruldu.

Söz konusu göstergelere https://www.wipo.int adresinden ulaşılabilir.

Patent, faydalı model, marka, endüstriyel tasarım, bitki çeşitleri, coğrafi işaretler konularındaki 2017 yılında yapılan başvurular ve verilen belgeler bu yayında yer almıştır. Geçmiş yıllardaki verilere ek olarak, bu yıl, yaratıcı ekonomi kapsamında, ticaret, eğitim, bilim, teknik ve tıp sektörlerine ilişkin yayın ve gelir verileri ile, özel tema olarak, patent davası sistemi karakteristikleri belirtilmiş, Birleşik Krallık ile Amerika Birleşik Devletleri örnek alınarak istatistikler açıklanmıştır.

2017 yılında başvurusu yapılan; patent, faydalı model, marka, endüstriyel tasarım, bitki çeşitlerine ilişkin Dünya çapında toplam başvuru sayıları ile ilk üç ülke sayıları, giriş bölümünde sunulmuştur.

2017 yılı sayıları, 2016 yılı sayıları ile karşılaştırıldığı zaman, 2015 ve 2016 yıllarında olduğu gibi, marka başvuruları dışındaki konularda, önemli bir sayısal artışın olmadığı gözlenmiştir. Aşağıda sunulan tablo üç yılın Dünya çapında yapılan toplam başvuru sayılarını vermektedir:

2015-2017 Başvuru Sayıları (Dünya çapında toplam)

Konu 2015 2016 2017
Patent Başvurusu 2,887,300 3,125,100 3,168,900
Faydalı Model Başvurusu 1,205,400 1,553,280 1,761,200
Marka Başvurusu 8,609,500 9,771,400 12,387,600
Endüstriyel Tasarım Başvurusu 1,145,200 1,240,600 1,242,100
Bitki Çeşitliliği Başvurusu 15,240 16,560 18,490

Kaynak: WIPO, Indicators 2017, Indicators 2018 Key Numbers

2017 yılı göstergelerinde dikkat çeken bir konu, en çok patent başvurusu yapan ilk üç ülkenin, Çin, Birleşik Devletler ve Japonya’nın olmasıdır. Çin tüm fikri haklar alanlarında sayı üstünlüğünü sürdürmektedir.

WIPO yayınından elde edilen veriler alınarak, patent başvuru sıralamasına göre patent sayılarına ve verilen patent sıralamasına göre işlem sayılarına ilişkin iki tablo hazırlanmış ve aşağıda sunulmuştur.

Patent Başvuru Sıralamasına Göre Patent Sayıları 2017

WIPO, gösterge listelerinin hazırlanması sırasında, söz konusu ülkenin patent kurumuna doğrudan yapılan (by Office) başvurularını dikkate almaktadır. Bu konu Türkiye açısından değerlendirildiğinde, Türk Patent ve Marka Kurumu’na 2017 yılında yapılan 8,175 ulusal patent başvurusu ile 380 uluslararası patent başvurusu toplamı 8,555 toplam patent başvurusu olarak ele alınmaktadır.  WIPO, Avrupa patent başvurularını, patent Avrupa Patent Ofisi tarafından verildiği için, (by Office) olarak dikkate almamaktadır.  

              (A59-60) Patent Başvuru Sıralamasına Göre Patent Sayıları 2017

Sıra Ülke PATENT BAŞVURUSU 2017 VERİLEN PATENT 2017 YAŞAYAN PATENT 2017
1 ÇİN 1,381,594 420,144 2,085,367
2 ABD 606,956 318,828 2,984,825
3 JAPONYA 318,479 199,577 2,013,685
4 KORE 204,775 120,662 970,889
5 ALMANYA 67,712 15,653 657,749
6 HİNDİSTAN 46,582 12,387 60,777
7 RUSYA 36,883 34,254 244,217
8 KANADA 35,022 24,099 180,727
9 AVUSTRALYA 28,906 22,742 144,555
10 BREZİLYA 25,658 5,450 25,664
11 B. KRALLIK 22,072 6,311 1,243,678
12 MEKSİKA 17,184 8,510 112,617
13 İRAN 16,259 4,151 42,447
14 FRANSA 16,247 11,865 563,695
15 HONG KONG 13,299 6,671 45,059
16 SINGAPUR 10,930 6,217 49,514
17 İTALYA 9,674 4,855 297,672
18 ENDONEZYA 9,303 2,309
19 TÜRKİYE 8,555 1,900 68,886
20 Polonya 4,041 2,904 75,982
21 S. ARABİSTAN 3,191 501 3,277
22 HOLLANDA 2,606 2,307 165,879
23 İSPANYA 2,343 2,011 108,732
24 Avusturya 2,305 1,102 146,880
25 İSVEÇ 2,297 1,031 96,876
26 NORVEÇ 2,060 2,147 33,150
27 İSVİÇRE 1,628 771 208,022
28 BELÇİKA 1,217 1,016 102,120
29 İRLANDA 269 87 168,453
30 MONAKO 35 10   88,453

                    Kaynak: WIPO, World Intellectual Property Indicators, 2018

WIPO tarafından yayımlanan listede, patent başvurusu sıralamasında Türkiye 19. sırada yer almıştır.  

Türk Patent  ve Marka Kurumu tarafından yayımlanan istatistiklerde EPC 450 olan Avrupa Patenti başvurusu da bu sayıya eklendiği için 2017 yılında  yerli patent başvuru sayısı 8,625 (TR 8,125 + PCT 380 + EPC 450 = 8,625) olarak açıklanmıştır.

WIPO’nun 2017 yılı verilen patentler listesinde, Türkiye’de 1,757 yerli ve 143 yabancı olmak üzere toplam 1,900 patent verildiği ve 68,886 yaşayan patenti olduğu açıklanmıştır. 

Avrupa Patenti başvurularında tüm işlemler Avrupa Patent Ofisi bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Avrupa Patenti verildikten sonra belirlenen üye ülkelerde Avrupa Patenti ’nin sicile işlenmesi işlemi yapılmaktadır. WIPO ülkelerin listelerinin hazırlanmasında Avrupa Patenti dışındaki başvuruları değerlendirdiği için, yukarıdaki liste, bu verilere göre hazırlanmıştır.

(A61) “Patent Office Procedural Data-Patent Ofisi İşlem Verileri 2017”

WIPO, 2016 ve 2017 yılları göstergelerinde “Patent Office procedural data-Patent ofisi işlem verileri” bilgilerini de açıklamaktadır. Yedi sütunda verilen veriler, ilgililer ve başvuru tercihi yapacaklar için, aydınlatıcı niteliktedir.  

A61 işareti ile yayımlanan tabloda, bir yıllık dönemde işlem yapılan başvuru verileri değerlendirilmiş, Türkiye’de işlem yapılan 2,422 başvurudan 2,100 başvuru değerlendirilerek patent verilmiş, 257 başvuru reddedilmiş ve 65 başvuru sahipleri tarafından geri çekilmiştir.  2,422 sayısı, önceki yıllarda yapılan ve henüz değerlendirilmemiş başvurular içinden işlem yapılan başvuru sayısıdır.

Örneğin, Birleşik Devletler ’de 2017 yılında 922,829 işlem yapılmış, 318,829 patent verilmiş, 469,976 başvuru reddedilmiş ve 134,055 başvuru sahipleri tarafından geri çekilmiştir.    

Aşağıda verilen liste, buradaki “verilen patent” sıralamasına göre düzenlenmiştir.

Patent başvuru sıralamasına göre yapılan listede 19. sırada yer alan Türkiye, verilen patent sıralamasına göre yapılan listede 23. sırada yer almıştır. Bu listeden ülkeler seçilirken, Türkiye’deki 2100 sayısı esas alınmış ve ülkeler buna göre sıralanmıştır.

Listede, bölgesel nitelikli olan, (EPO) Avrupa Patent Ofisi ile (GCC) Gulf Cooperation Council verileri de kullanılmıştır.

Bazı ülkelerde bazı veriler 2017 yılı listesinde yer almamıştır. 2016 yılında bu konularda olan veriler tabloya (*) işareti ile eklenmiştir. 

A60 ve A61 işaretli tablolarda 2017 yılı içinde ve bazı ülkelerde verilen patent sayılarının birbirlerini tutmadığı dikkat çekmiştir. Bu ülkeler: Japonya, Kore Cum., Rusya, Fransa, Meksika, Endonezya, Vietnam, Türkiye ve Brezilya. WIPO bu konuyu, “bazı ülkelerin farklı zamanlarda sunduğu verilerde farklılık olması” olarak açıklamaktadır. Örneğin Türkiye için bu farklılık,  Avrupa Patenti verilen yerli patent sahiplerinden kaynaklanmaktadır.   Farklı sayılar ( ) içinde belirtilmiştir.

WIPO verilen patent sayılarındaki farklılığı şu şekilde açıklamaktadır: “Patent verilmesine ilişkin veriler, farklı veri süzme tarihleri nedeniyle bu raporun başka bir yerinde bildirilen patent verme verilerinden biraz farklılık göstermektedir. Prosedürlere ilişkin verilerin ortak tanım ve kavramlara dayalı olarak derlenmesi için her türlü çaba harcanmıştır, ancak işlemsel farklılıklar bu tür verilerin tam olarak uyumlaştırılmasını son derece zorlaştırmaktadır …..”

Patent başvuru yapacaklar için A61 işaretli tabloda yer alan, “ilk karar süreleri” çok önemlidir.  İlk kararın, rüçhan hakkı süresi olan 12 aydan önce verilmesi, patent başvuru sahiplerinin diğer ülkelere de başvuru yapmak kararlarını olumlu etkilemektedir.

Listedeki verilere göre ilk kararı 12 ay içinde verdiğini beyan eden ülkeler, yalnız 9.2 ay ile Rusya ve 11.8 ay ile İspanya’dır. 18 ay içinde ilk kararı verdiğini beyan eden ülkeler ise; 14.6 ay ile Japonya, 15.9 ay ile ABD ve Kore Cumhuriyeti, 17.4 ay ile Türkiye’dir.

İlk kararı iki yıllık sürede verdiklerini beyan eden ülkeler: Avustralya (19.0), Norveç (20.4 ay), İsrail (21.0 ay) , Çin (22.0 ay), EPO (22.1 ay), Yeni Zelanda (24.1 ay).

İlk kararı üç yıllık sürede ve daha sonra verdiklerini beyan eden ülkeler: Kanada (27.9 ay), İsveç (29.9 ay), Meksika (36.0 ay), Birleşik Krallık (36.0 ay), Polonya (36.0 ay). GCC (46.0 ay), Tayland (57.0 ay), Vietnam (57.3 ay), Hindistan (64.0 ay), Brezilya (95.1 ay).  

İlk karar için 12 aydan daha uzun süreler beklenilmesi, patent alınıncaya kadar teknolojinin eskimesi sorununu oluşturabilmektedir.

ABD, İsveç ve Avusturya gibi, ek ücret ödenerek hızlandırılmış araştırma yapan ülkeler, 12 aylık sürede kararlar için çözüm üretmişlerdir.

Ülkeler arasında ikili anlaşmalarla yürütülen Patent Prosecution Highway (PPH) – Hızlandırılmış İnceleme İşlemleri uygulamasına göre, 2017 yılında toplam        30,642 işlem yapılmıştır. (Bakınız: Indicators 2018 Table A52.)   PPH Sisteminde,      yapılan bir başvurunun istemlerinden en az birinin patent verilebilir olarak   değerlendirilmesi halinde, bu başvurunun karşılığının yapıldığı ikinci başvurunun inceleme işlemleri, başvuru sahibinin talebi üzerine, ikinci ofiste hızlandırılmaktadır. Türk Patent ve Marka Ofisi, İspanya ve Japonya Patent Ofisleri ile PPH konusunda ikili anlaşma imzalamıştır.

(http://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/resources/pph/PPHTR.pdf)

(A61) Verilen Patent Sıralamasına Göre İşlem Sayıları 2017

Sıra   Ülke İşlem yapılan başvuru Verilen Patent Reddedilen Başvuru Geri Çekilen Başvuru İncelemeci Sayısı İlk karar (ay) Son karar (ay)
1 Çin 420,144 2,302 22.0
2 ABD 922,859 318,828 469,976 134,055 8,279 * 15.9 * 22.6 *
3 Japonya 246,500 183,919 (199,577) 60,613 1,968 1,696 14.6 9.4
4 Kore Cum. 177,118 110,408 (120,662) 62,869 3,841 66 15.9 10.3
5 EPO 105,645 4,378 22.1 4.8
6 Rusya 45,217 33,988 (34,254) 1,147 10,082 587 9.2 9.0
7 Kanada 24,099 13,952 322 27.9 10.7
8 Avustralya 29,773 22,742 21 7,010 379 19.0 7.5
9 Almanya 36,833 15,653 8,356 12,824 721
10 Hindistan 45,379 12,387 3,203 29,789 571 64.0 52.0
11 Fransa 14,646 12,205 (11,865) 1,841 600 92
12 Meksika 13,921 8,843 (8,510) 120 4,958 125 36.0 3.0
13 B. Krallık 9,500 * 6,311 18,644 3,938 * 318 36.0 20.0
14 İsrail 7,659 4,815 12 2,832 114 21.0 28,5
15 Endonezya 4,383 3,578 (2,309) 41 774
16 Polonya 4,937 3,097 1,185 655 78 36.0 0.1
17 Tayland 14,204 3,080 906 10,218 73 57.0 21.0
18 Ukrayna 3,818 2,734 178 906 115 14.4 11.0
19 Yeni Zelenda 2,430 1,438 43 24.1 2.3
20 Vietnam 3,386 2,309 (1,745) 727 350 62 57.3 41.6
21 GCC 5,548 2,240 56 3,252 40 46.0 14.0
22 Norveç 4,073 2,148 14 1,911 75 20.4 6.5
23 Türkiye 2,422 2,100 (1,900) 257 65 112 17.4 3.6
24 İspanya 2,965 2,011 462 492 176 11.8 3.8
25 İsveç 2,313 1,031 25 1,257 111 29.9 7.6
26 Brezilya 532 5 (5,450) 4 523 183 95.1 89.0

(*) 2016 yılı sayıları ve ( ) içindekiler A60 daki sayılardır.  Kaynak: WIPO

Indicators 2018 Tablo A31, teknoloji alanlarında 2006, 2011 ve 2016 yılına ait yapılan patent başvuru sayılarını da yayınlamıştır. 2016 yılında değişik teknoloji alanlarında 2,648,466 patent başvurusu yapılmıştır. Bir yıllık dönemde patent başvuru sayılarındaki artışı belirtmek bakımından listeye 2015 yılı verileri de eklenmiştir.

Başvuru sayıları 100,000 den fazla olan ilk yedi teknik alan şu şekildedir:

Teknoloji Alanı 2015 toplam patent başvuru sayısı 2016 toplam patent başvuru sayısı
Bilgisayar teknolojisi 187,007 198,402
Elektrikli makineler, cihazlar ve enerji 176.457 185,560
Sayısal haberleşme 123,258 133,955
Ölçüler 123,986 129,439
Tıp teknolojileri     110,109 118,710
Taşımacılık 105,294 112,496
Eczacılık 102,790 106,704

Kaynak: WIPO, Indicators 2017 Figure A32, Indicators 2018 Table A31

A31 tablodaki veriler, patent başvurularının: elektrik mühendisliği, ölçüler, kimya, makine mühendisliği, diğer alanlarda (mobilya, oyunlar, diğer tüketici eşyaları, inşaat mühendisliği) yoğunlaştığını göstermektedir.                                

WIPO göstergelerinde özellikle vurgulanan istatistiklerden biri de YAŞAYAN PATENT sayılarıdır. “In Force by Office” olarak A60 tabloda ve ayrıca özel bilgi olarak verilmektedir. Dünya çapında yaklaşık olarak 13,718,050 yaşayan patent olduğu A60 tabloda açıklanmıştır. Yaşayan patent sayılarında 68,886 ile Türkiye’nin  22. sırada yer almış olup, ilk 20 ülke arasına girememiştir. (Bakınız: A42. Patents in force at the top 20 offices, 2017)

Yukarıda verilen, A59-60 listesinin 30. sırasında yer alan Monako’nun yaşayan patent sayısının 88,453 ile Türkiye’den fazla olması ilginçtir.

Yaşayan patent kavramı, yıllık ücretleri yatırılan ve koruması devam eden patent sayılarını belirtmektedir. 

(IPC) Uluslararası Patent Sınıflandırması, tüm teknoloji alanlarını 8 bölüme, (CPC) Birleştirilmiş Patent Sınıflandırması 9 bölüme ayırır. CPC de Y kategorisi olarak “Yeni Teknolojik Gelişmeler”, bölümlere eklenmiştir.  Patent başvuruları ve verilen patentler bu sınıflandırma sistemlerine göre kayıt edilir.  

BÖLÜM A İnsan İhtiyaçları
BÖLÜM B İşlemlerin Uygulanması; Taşıma
BÖLÜM C Kimya; Metalürji
BÖLÜM D Tekstil; Kağıt
BÖLÜM E Sabit Yapılar (İnşaat)
BÖLÜM F Makine Mühendisliği; Aydınlatma; Isıtma; Silahlar; 
BÖLÜM G Fizik
BÖLÜM H Elektrik

Türkiye’de yapılan patent başvuruları ile verilen patentlerin IPC sınıflarına göre dağılımı, aşağıdaki iki tabloda gösterilmiştir.  (Kaynak: Türk Patent, Resmi İstatistikler)

İki tablodaki veriler, Türkiye’de en çok patent başvurusu yapılan ve en çok patent verilen teknik alanlarda,  yerli ve yabancı olarak farklılık göstermektedir.  Yabancı başvuru ve patentlerin sıralaması: A, C, B, F, H, G, E, D olmasına karşılık yerli patent başvuruları ve verilen patentleri sıralaması birbirinden farklıdır. Yerli patent başvuruları A, G, B, H, D, E, C ve yerli verilen patentler A, B, F, G, H, C,  D, E şeklinde sıralanmaktadır. Bu verilere göre Türkiye’de insan ihtiyaçları en çok patent başvurusu yapılan ve patent verilen teknik alan olmaktadır.

WIPO Dünya Fikri Haklar Örgütü, her yıl ülke profili istatistikleri (Statistical Country Profiles) yayınlamaktadır. Türkiye ile ilgili olarak, 2001 ila 2015 yıllarının verilerini içeren istatistikte, Türkiye’de en çok patent başvurusu yapılan teknik alan,  %11,65 ile diğer tüketici malları (other consumer goods) olarak açıklanmıştır.  Bunu, eczacılık, mobilya, inşaat izlemektedir.  

WIPO, 2016 ve 2017 yılında bu tür istatistik yayınlamamıştır.

Diğer tüketim malları konusunda çeşitli yorumlar vardır.  “Other consumer goods: this field primarily represents less research-intensive sub-fields. Diğer tüketim malları: Bu alan öncelikli olarak daha az araştırma-yoğun alt alanları temsil etmektedir.” WIPO kayıtlarında yer almaktadır.

https://www.wipo.int/export/sites/www/ipstats/en/statistics/patents/pdf/wipo_ipc_technology.pdf

WIPO Dünya Fikri Haklar Örgütü son iki yıldır kadın buluşçular hakkında istatistikler yayınlamaktadır. Patent başvurularında buluşçuların cinsiyeti belirtilmediği için WIPO tarafından “gender-name dictionary” adlı özel bir program geliştirilmiştir. Bu program ile PCT – Uluslararası Patent başvurularında kadın veya erkek buluşçular konusunda istatistik bilgiler elde edilmektedir.   

Dileğimiz Türkiye’nin uluslararası patent platformunda ilk sıralarda yer almasıdır.

M. Kaan DERİCİOĞLU

Ankara Patent Bürosu Kurucu Ortak ve Onursal Başkan

Kaynaklar: (1) WIPO, World Intellectual Property Indicators, 2018

(2) Türk Patent ve Marka Kurumu, Resmi İstatistikler                                                                    

PATENT İNCELEME SÜRECİNİN YİDD NEZDİNDE İDARİ DENETİME TABİ OLUP OLAMAYACAĞI SORUNU

 

Bir işlemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi; işlemin, bizzat işlemi tesis eden veya işlemi tesis edenle aynı hukuki statüdeki başka bir yapı tarafından gözden geçirilmesi şeklinde gerçekleştirilebileceği gibi bir üst denetim merci tarafından irdelenmesi şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir. Söz konusu işlemin hukuka uygunluğunun denetimi; belirtilen yöntemlerin birinin ya da birkaçının kullanılması yoluyla gerçekleştirilebilir.

Denetime ilişkin normların oluşturulması aşamasında, denetim silsilesinin nerede son bulması gerektiği, yapılan nihai incelemenin de denetime muhtaç olup olmadığı tartışma konusu olmaktadır. Lisans eğitimimin keyifli ve verimli bir bölümünü oluşturan Anayasa Hukuku dersinde, Saygıdeğer Hocam Prof. Dr. Erdal ONAR, söz konusu silsilenin bir noktada kesilmesi gerektiğini belirterek, kaynağı antik çağlarda bulunan Bekçileri kim bekleyecek?” (quis custodiet ipsos custodes) özdeyişini hatırlatmıştı. Binlerce yıldır siyaset ve hukuk yazınında sorulagelen bu soru, ilk kez Şair Decimus Junius Juvernalis’in“Satires VI.” adlı eserinde sorulmuştur.[1] Şair tarafından kadın erkek ilişkilerinin kırılganlığı üzerine geliştirilen bu metafor, Platon’un “Devlet (The Republic)” adlı eserinde ise siyasi iktidarın denetlenmesi bağlamında tartışılmıştır. [2] Özetlemek gerekirse metaforda, “bekçi” sözcüğü ile somutlaştırılan denetleme mekanizmalarının da denetlenmeye muhtaç olduğu, ancak bu denetleme silsilesinin de bir sınırının olması gerektiği ifade edilmektedir.

 

 

Sınai mülkiyet haklarının tescili sürecinde çeşitli inceleme ve karar mercileri karşımıza çıkmaktadır. Çalışma konumuzun temelini; patent başvurularının incelenmesi, bu incelemenin Patent Dairesi tarafından kaç kez tekrarlanabileceği ve Patent Dairesinin vermiş olduğu nihai kararın, Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT) son karar organı olan Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesinin (YİDD) idari denetimine tabi olup olmadığı hususları oluşturmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki Patent Dairesinin, bir patent başvurusu hakkında yapmış olduğu değerlendirmeler üzerine, başvuru sahibinin başvuruda yapacağı değişiklikler ve sunacağı görüşler doğrultusunda başvuruyu tekrar değerlendirmesi, önceki kararın denetimi niteliğinde olmayıp, sunulan görüşler ve yapılan değişiklikler dikkate alınarak yeni bir inceleme yapılması olarak değerlendirilmelidir. Zira bu noktada, verilmiş bir kararın, kararın verildiği andaki bilgiler ışığında incelenmesi değil, yeni bilgiler doğrultusunda yeni bir karar tesis edilmesi söz konusudur.

22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu  (SMK) m.98/3 hükmünde yer alan “Ancak bu kapsamda yapılacak bildirimlerin sayısı üçten fazla olamaz.” ifadesinden; bir patent başvurusuna ilişkin olarak Patent Dairesi tarafından en fazla üç kez inceleme yapılabileceği sonucuna varılmaktadır. 24.06.1995 tarihli ve 551 sayılı Mülga Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (551 sayılı KHK) m.62 hükmünde, Patent Dairesinin, patent başvurusu hakkında yapacağı incelemenin sayısal sınırına ilişkin açık bir düzenleme olmamakla birlikte; 551 sayılı KHK m.62/5, 9 ve 11 hükümlerinde düzenlenen süreç birlikte değerlendirildiğinde, tıpkı SMK m.98 hükmünde olduğu gibi incelemenin en fazla üç kez yapılabileceği sonucuna varılmaktadır.

Patent Dairesinin, patent başvuruları üzerinde yapacağı incelemenin sayısal sınırı konusunda bir ihtilaf bulunmamakla birlikte, söz konusu incelemelere ilişkin bir dikey denetimin mümkün olup olmadığı, bir başka ifadeyle Patent Dairesi tarafından tamamlanan inceleme sürecinin, YİDD nezdinde de incelemeye tabi tutulup tutulamayacağı tartışma konusudur.

Patent Dairesinin, patent başvurusuna ilişkin vermiş olduğu karar, 551 sayılı KHK m.62/11 hükmünde, “Enstitünün kesin kararı” olarak ifade edilmektedir. 551 sayılı KHK m.62/11 hükmünde “Enstitü” sözcüğü; patent başvurusuna ilişkin olarak, Patent Dairesi tarafından verilen karara karşı, YİDD nezdinde itirazda bulunulup bulunulamayacağı konusunda duraksamaya yol açmaktadır. Zira verilen kararın, TÜRKPATENT’in kesin kararı olduğu yönünde bir yorum yapılması halinde, bu karara karşı YİDD nezdinde itirazda bulunulması mümkün olmayacak ve karara karşı doğrudan dava açılabilecektir. 551 sayılı KHK’nin “Tanımlar” başlıklı m.3 hükmünde “Enstitü” ibaresinin, “Türk Patent Enstitüsünü” ifade ettiği belirtilmiş olsa da 551 sayılı KHK hükümleri incelendiğinde “Enstitü” ibaresinin hem Türk Patent Enstitüsü yerine hem de Patent Dairesi yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten 551 sayılı KHK’nin “Başvurunun Şekli Şartlara Uygunluğunun İncelenmesi” başlıklı m.54/1 hükmünde “Başvuru tarihinin kesinleşmesinden sonra, Enstitü başvurunun 42 inci ila 52 inci maddelerde belirtilen ve Yönetmelikte öngörülen şekli şartlara uygunluğunu inceler.” ifadeleri, 551 sayılı KHK m.54/5 hükmünde ise “Başvuru konusunun patent ile korunabilir bir buluş olmadığı kararına başvuru sahibinin itirazının Enstitü tarafından kabul edilmemesi veya mevcut eksikliğin, Yönetmelikte öngörülen şekil ve şartlara uygun olarak giderilmediğinin tespit edilmesi ile Enstitü, istem veya istemler itibariyle başvuruyu kısmen veya tamamen reddeder.” ifadeleri yer almaktadır. Örnek niteliğindeki hükümlerde, “Enstitü” sözcüğü, Patent Dairesini ifade edecek şekilde kullanılmıştır. SMK m.98 hükmünde, 551 sayılı m.62/11 hükmündeki gibi kesinlik bildiren bir ifade yer almamaktadır. Bununla birlikte; SMK m.98/8 hükmünde, Patent Dairesi tarafından verilen kararın, 551 sayılı KHK m.62/11 hükmüne benzer şekilde, ilgili Dairenin değil, “Kurumun kararı” olarak ifade edildiği görülmektedir. SMK’nin “Tanımlar” başlıklı m.2/1,e hükmünde “Kurum” sözcüğünün “Türk Patent ve Marka Kurumunu” ifade ettiği belirtilmiştir. Ancak, SMK hükümleri incelendiğinde, tıpkı 551 sayılı KHK’de olduğu gibi, “Kurum” sözcüğünün hem Türk Patent ve Marka Kurumunu ifade edecek şekilde hem de SMK’nin bölümlerine göre ilgili daireyi ifade edecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. Örneğin; SMK m.98/2 hükmüne göre,  Kurum, başvuru sahibinin inceleme talebi üzerine başvurunun ve buna ilişkin buluşun, bu Kanun hükümlerine uygunluğunu inceler.” Belirtilen hükümde geçen “Kurum” sözcüğü, Patent Dairesini ifade edecek şekilde kullanılmıştır. Gerek 551 sayılı KHK m.62 gerek ise SMK m.98 hükmünde geçen ve tartışma yaratan sözcüklerle Patent Dairesinin mi, yoksa Türk Patent Enstitüsünün mü veya Türk Patent ve Marka Kurumunun mu ifade edildiğinin saptanabilmesi için konuya ilişkili mevzuatın diğer hükümlerinin de incelenmesi gerekmektedir. İlgili düzenlemeler aşağıdaki gibidir:

  • Mülga Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Yönetmeliği (Kurul Yönetmeliği) m.1 hükmüne göre; Yönetmeliğin amacı, sınai mülkiyet haklarının tescil işlemleri ile ilgili olarak Türk Patent Enstitüsü tarafından verilmiş kararlara yapılacak itirazları incelemek ve nihai karara bağlamakla görevli Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun teşkili ile çalışma usul ve esaslarını belirlemektir.
  • 11.2003 tarihli ve 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun (5000 sayılı Kanun) m.15/C/3 hükmüne göre; YİDD, sınai mülkiyet hakları ve geleneksel ürün adları ile ilgili işlemlere ilişkin ilgili dairenin nihai olarak almış olduğu kararlara karşı, kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde işlemlerin tarafı olan ve karar nedeniyle menfaati etkilenen kişiler tarafından yapılacak itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi işlemlerini doğrudan Kurum Başkanına bağlı olarak yürütür. 5000 sayılı Kanun m.15/C/3 hükmüne göre; YİDD’nin kararları Kurumun nihai kararlarıdır. Bu kararlara karşı, kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir.
  • Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliği (YİDD Yönetmeliği) m.1 hükmüne göre; Yönetmeliğin amacı, sınai mülkiyet haklarının ve geleneksel ürün adlarının tescil işlemleri ile ilgili olarak Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından verilmiş kararlara yapılacak itirazları incelemek ve nihai karara bağlamakla görevli, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı bünyesinde yer alan Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurullarının teşkili ile çalışma usul ve esaslarını belirlemektir.

551 sayılı KHK’nin yürürlükte olduğu dönemde uygulanan Kurul Yönetmeliği ile 5000 sayılı Kanun m.15/C/3 hükmü ve YİDD Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde; ilgili daireler tarafından verilen kararların “Kurum kararı” olarak ifade edildiği, bir başka ifadeyle “Kurum” sözcüğünün ilgili daireleri ifade edecek şekilde kullanıldığı, bu kararlara karşı YİDD nezdinde itirazda bulunulabileceği ve Kurumun nihai kararının YİDD tarafından verileceği açıkça ifade edilmiştir. YİDD’nin çalışma usul ve esaslarına ilişkin düzenlemeler ile 551 sayılı KHK m.62/11 ve SMK m.98/8 hükümleri birlikte değerlendirildiğinde “Enstitünün kesin kararı” ve “Kurumun kararı” ifadelerinden patent başvurularına ilişkin olarak, Patent Dairesi tarafından verilen nihai kararların ifade edildiği anlaşılmaktadır.

Patent Dairesi tarafından, patent başvurularına ilişkin olarak yapılacak inceleme sayısı, SMK m.98 ve 551 sayılı KHK m.62 hükümlerine göre üçten fazla olamaz. Bu noktada Patent Dairesi tarafından yapılacak incelemeler neticesinde verilen nihai kararın, YİDD nezdinde denetime tabi tutulmasının; dördüncü bir inceleme olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği, bir başka ifadeyle SMK m.98 ve 551 sayılı KHK m.62 hükmünde hukuki dayanağını bulan en fazla üç defa inceleme yapılabileceğine ilişkin düzenlemelere aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasında duraksama yaşanabilir. Kanaatimizce Patent Dairesinin, patent başvurusuna ilişkin vermiş olduğu nihai karara karşı, YİDD tarafından yapılan idari nitelikteki denetim, dördüncü bir inceleme olarak nitelendirilemez ve 551 sayılı KHK m.62 veya SMK m.98 hükümlerine aykırılık oluşturmaz. Bununla birlikte YİDD nezdinde yapılacak itirazda; yeni bir vakıanın ileri sürülmesi, yeni delil niteliğinde bilgi ve belgelerin yer alması mümkün değildir. Zira yapılacak inceleme, başvurunun yeniden incelenmesi değil, ilgili Daire tarafından yapılan incelemenin tekrar değerlendirilmesi niteliğindedir. YİDD nezdinde yapılacak itirazda, başvurunun yeniden incelenmesini gerektirecek nitelikte genel bir itirazdan ziyade, itiraza konu incelemenin hatalı yapıldığına ilişkin iddiaların somutlaştırılması gerekmektedir. YİDD; genel nitelikteki, somutlaştırılmamış itirazları incelemeksizin reddetmeli, yeni vakıalar ile yeni delil niteliğindeki bilgi ve belgeleri değerlendirmeye esas almamalıdır. YİDD, Patent Dairesi tarafından yapılan üçüncü incelemenin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesiyle sınırlı olmak üzere, incelemeyi, üçüncü incelemenin yapıldığı andaki durum ve koşullara göre gerçekleştirmelidir.

“Bekçileri kim bekleyecek?” sorusuna dönecek olursak, kanaatimizce, bu sorunun patent inceleme süreci bakımından cevabı YİDD’dir. YİDD patent incelemeleri konusunda idari anlamda nihai karar merciidir. İdari sürecin yargısal denetimi ise şüphesiz mahkemeler tarafından gerçekleştirilecektir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Ekim 2018

[1] Anılan eserin bir metni için bkz.: http://www.tertullian.org/fathers/juvenal_satires_06.htm ( 01.10.2018)

[2] Suat BABATAN; Bekçileri Kim Bekleyecek?, http://www.gazetebilkent.com/2016/03/22/bekcileri-kim-bekleyecek/ (01.10.2018).

37. Doğum Gününde CHAKRABARTY v. DIAMOND Kararı

Anything under the sun that is made by man is patentable[1]

İçinde yaşadığımız biyoteknoloji yüzyılının temeli, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Chakrabarty v. Diamond kararı neticesinde gen patentinin mümkün kılınması ile atılmıştır.

Hintli mikrobiyolog Chakrabarty, ABD Patent ve Marka Ofisi’ne patent başvurusunu okyanusa dökülen yağları temizleyen Pseudomonas bakterisi için yapmıştır. Yaşayan bir organizma üzerinde ilk patent başvurusu özelliğini taşıyan bu girişim beraberinde hukuki tartışmaları da başlatmıştır. ABD Yüksek Mahkemesi 16 Haziran 1980 tarihinde, genetik modifikasyona uğramış bakterinin patentlenebilir olduğuna karar vermiştir. Patent başvurusunun onaylanması ile insan geni patent koruması altında alınabilmiştir

I. ABD Patent ve Marka Ofisi’ne Başvuru

Mikrobiyolog Chakrabarty okyanusa dökülen yağları temizleyen Pseudomonas bakterisi için ABD Patent ve Marka Ofisi’ne yaptığı patent başvurusunun reddedilmesi üzerine Yüksek Mahkeme’ye başvurmuştur. Chakrabarty’nin patent başvurusunun konusu;  Pseudomonas bakterisinin en az iki adet sürdürülebilir enerji üreten plazmitlere sahip olması ve her bir plazmitin ayrı bir hidrokarbon parçalama yolu sağlaması hakkındadır. Başvuru, bakterinin özelleşmiş yapısının doğada bulunamayacağını yani bir buluş olarak patentlenebilir özelliğe sahip olduğu savıyla yapılmıştır. Ancak söz konusu başvuru, bakterinin “doğal ürün” olmasından ve “canlıların” patentlenebilir olmamasından ötürü patent ofisi tarafından reddedilmiştir.

Chakrabarty’in Patent Ofisi Temyiz Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda; kurul canlıların patentlenemeyeceği hususunda mutabık kalmakla birlikte; bilinen bir bakterinin üretmediği bir plazmitler kombinasyonu üretmek için modifiye edilmiş bakterinin, doğal ürün olarak sınıflandırılamayacağı kanısına varılmıştır.

II. Yüksek Mahkeme Kararı

Patent Ofisi’nin nihai kararının iptali için başvurulan Yüksek Mahkeme 5’e 4 oyla ABD Patent Kanunu‘nun 35 U.S.C. 101 maddesini  (“Her kim kullanılabilir bir makine, ürün, bir karışım veya bunların sonucunda herhangi yeni ve kullanılabilir bir buluş icat eder veya keşfederse bu başlığın şart ve koşullarına uygun olmak kaydıyla patent alma hakkına sahiptir[2] “) geniş yorumlama yoluna giderek; “herhangi bir kullanılabilir buluş” ifadesinin doğal olmayan yollardan ürün ve karışımları da ihtiva edeceği kanısına varmıştır.

İnsan eliyle yapılmış her şeyin patentlenebilir kabul edilmesi şeklinde oldukça geniş yorumlanan ABD Patent Kanunu’nun ilgili maddesi, ABD’yi en ileri aşamada inovasyonların meskeni haline getirmiştir.

Eklenmelidir ki; Yüksek Mahkeme sadece doğa kanunları, fiziksel fenomenler ve soyut fikirlerin (Örneğin Parker v. Flook, Gottschalk v. Benson, Funk Brothers Seed Co. V. Kalo Inoculant Co.) patentlenemeyeceğine ilişkin karar vererek; patentlenebilirlik sınırını oldukça geniş yorumlama eğiliminde davranmıştır. Velhasıl Chakrabarty kararının açmış olduğu yol, Yüksek Mahkeme’nin önüne gelen davalarda takınacağı tavrı önemli ölçüde etkilemiştir.

III. Emsal Kararlar

Chakrabarty v. Diamond kararından bu yana mikro organizmalar ve insan geni üzerinde birçok patent başvurusu yapılmış ve bir kısmı da Yüksek Mahkeme huzuruna taşınmıştır. Biyoteknoloji yüzyılının başlangıç vuruşu olan Chakrabarty v. Diamond kararı sonrasında; biyotıp etiği açısından tartışmalı birçok karar verilmiştir.

  1. Hagagai Kararı

1984 yılında batı dünyasından tıbbi yardım talebinde bulunan Hagagai Kabilesi’nin talebi üzerine, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü binlerce kişiden kan örnekleri toplamıştır. Uyuşmazlık ise bu örneklerden alınan DNA’ların kabileye danışılmadan özel şirket tarafından alınmasından sonra doğmuştur[3].Bu genin -Lymphotropic Virus (HTLV) özelliğinde olduğu ve HTLV-I ve ilişkili virüslere karşı koruma sağladığı ortaya çıkmıştır. Dava sonucunda gen patentleri geri alınmış ve kan örnekleri Budapeşte Anlaşması’na göre cüzi bir ücret karşılığında bir Amerikan şirketine devredilmiştir. Ancak kan örnekleri geri alınamamıştır.

  1. Chiron Corporation v. Murex Diagnostics Ltd ve Organon Teknika Ltd Kararı

Chiron firması Hepatit B virüsünü tespit eden bir usul ile birlikte 100’den fazla HCV ilişkili (Hepatit C polipeptitleri dahil) 20 ülkede geçerli patentin sahibidir. Üstelik bu patentler tarama, aşılama gibi birçok klinik çalışmada kullanılmasını içermektedir. Tartışamaya konu mesele, patentin son derece geniş koruma alanı sebebiyle; aşı araştırması yapan firmalara izin verilmemesi veya ilaç fiyatlarını çok yükselten; çok yüksek fiyattan lisans bedelinin talep edilmesidir. İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin kararı ise Chiron firmasının patent haklarının korunmasına hükmetmiştir ve firma lehine ihtiyadi tedbir kararı vermiştir. Bu karar gereğince Murex ve Organon İngiltere’de HCV test kitleri satamayacaktır.

  1. Moore v. Kalifornia Üniversitesi (UCLA)

John Moore tedavi olduğu UCLA’da kendisinden alınmış kan ve doku örneklerinden geliştirilebilecek her bir ürün üzerinde kendisine ve mirasçılarına ait olan tüm hakları UCLA’ya bağışladığını bildiren onay formlarını imzalamayı reddettiği halde kendisinden alınan örnekler ile T-lenfositlerinden bir hücre hattı geliştirilmiştir. Moore’un onay vermemesine rağmen, 1983’te Üniversite kurumsal olarak başvuruda bulunmuş ve patent 1984 yılında onaylanmıştır. Moore, doktorları güvene dayanan görevlerin ihlâl ve kendisine ait bir şeyi izinsiz amaçla kullanmakla suçlayarak dava açmıştır.

Mahkeme, vücut dışına çıkarıldıkları için Moore’un hücreleri üzerindeki mülkiyet hakkını artık kaybettiğini, ayrıca, biyoteknolojininin ilerlemesi için gerekli hammaddeyi sağlamanın başka türlü mümkün olamayacağı gerekçesiyle hücreler üzerinde doktorların yetkisini tanımıştır. Ne var ki kararda Moore’un bu konuda bilgilendirilmemiş ve de onamının alınmamış olmasına değinilmemiştir. Böylelikle Moore, kendi hücreleri kullanılarak geliştirilmiş ve patenti alınmış bu ürünün maddi getirisi üzerinde hak sahibi olamamıştır.

Ayrıca Yüksek Mahkeme Moore’un sıra dışı nitelikleri sebebiyle seçildiği iddiasını reddetse de bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Kendisinin vücudunda akyuvar sayısını artıran özel bir protein bulunmaktaydı.

IV. 37. Yıldan Bugüne Görünüm

Yüksek Mahkeme’nin yoruma açık bir çok kararı, 37 yıl içerisinde patentlenebilirlik kavramı için anlamlı belli başlı prensipler dizisi oluşturmayı başarmıştır:

  • Doğada bulanan/ doğal olarak oluşmuş genler patentin konusu değildir.

Moleküler Patoloji Derneği v. Myriad Genetics arasındaki uyuşmazlık konusu; mutasyona uğramaları halinde yumurtalık ve göğüs kanseri riskini artırabilecek BRCA1 ve BRCA2 genlerinin tam yerlerini tespit eden Myriad Genetics şirketinin, BRCA ile ilgili testler yapan başka kurumlara patent haklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle patent tecavüzü davaları açması ve BRCA testleri üzerine tekelini sağlamlaştırması üzerine Moleküler Patoloji Derneği’nin Myriad Genetics’e ait patentlerin 35 U.S.C. madde 101’ e aykırılık oluşturduğu savıyla Yüksek Mahkeme’ye başvurmasıdır. Yüksek Mahkeme, söz konusu yasanın lafzının “icat veya keşfedilen her yeni ve faydalı şey veya geliştirmeler” için patent alınabileceğine olanak sağladığı görüşünü sunmuştur. Ancak, doğa kanunları, doğa olayları ve soyut kavramların patentlenemez olduğuna hükmetmiştir çünkü bunlar bilimsel ve teknolojik çalışmalarda kullanılan araçlardır ve bunların patentlenmesi bu araçların kullanımını engelleyerek çalışmaları durdurabilecektir. Sonuç olarak izole edilmiş DNA’nın patentlenebilir olmadığı fakat cDNA’nın patent koruması altına alınmaya elverişli bulunduğu ifade edilmiştir

  • Kök hücre patentlenebilirlik özelliği taşımamaktadır.

Avrupa Adalet Divanı’nın Brüstle v. Greenpeace kararı ise Dr. Oliver Brüstle’nin insan embriyosundan alınan kök hücreleri sinir hücrelerine dönüştürerek bunlar üzerinde 1997 yılında aldığı patentten kaynaklanmaktadır. 2004 yılında Greenpeace tarafından açılan dava Ekim 2011’de son bulmuştur. Avrupa Adalet Divanı (EUCJ) kendisine gelen uyuşmazlıktaki terimleri yorumlamak için 98/44/EC sayılı direktiften yararlanmıştır. Üye ülkelerin hukuki ortaklıkların bulunmaması sebebiyle hukuk terimlerini yorumlamayı ülkelerin iç hukuklarına bırakma eğiliminde olan Divan, istisnai olarak patent hukukunda kullanılmak üzere “embriyo” kavramını “döllenme aşamasından itibaren gelişen insan yumurta hücresidir” şeklinde oldukça geniş bir biçimde yorumlamıştır. Döllenmemiş yumurta hücreleri, bütün bir organizma oluşturma potansiyeli kazanmakla embriyo tanımına girmektedir. Divan tarafından embriyoların araştırma amaçlı kullanımı da sınai ve ticari kullanım olarak sayılmış olup; patentlenebilirlik kapsamı dışında tutulmuştur. Sadece insan embriyolarına uygulanabilen tedavi ve teşhis yöntemleri söz konusu olduğunda, insan embriyolarının kullanılması konusunda patent verilebilecektir.

V. Sonuç

Chakrabarty kararının üzerinden geçen 37 yılda biyoteknolojik keşifler hiç durmadan ilerlemeye devam etmektedir. Çeşitli ülkelerin yüksek mahkeme kararlarında genel eğilim ise bu keşiflerin patent koruması altına alınarak, mucitlerin buluşlardan elde ettiği sonuçlardan maddi kazanç elde etmesini desteklemektedir. Bu durum, araştırmaların teşviki olarak yorumlanmaktadır; öte yandan insan bedeni üzerinde mülkiyet hakkının sınırı halen muğlak bir çizgide ilerlemektedir. Sonuç olarak 37 yılın sonucunda henüz sistematik bir sınırdan bahsetmek mümkün olmasa dahi kararlar belli başlı dokunulmaz alanlar yaratmıştır. Buna göre doğada kendiliğinden oluşmuş genler, mikroorganizmalar patentlenemezler.

Av. Yıldız Tuğçe ERDURAN

tugcerduran@hotmail.com 

 [1] Gök kubbenin altında insan eliyle yapılmış her şey patentlenebilir.

[2]Whoever invents or discovers any new and useful process, machine, manufacture, or composition of matter, or any new and useful improvement thereof, may obtain a patent therefor, subject to the conditions and requirements of this title” (Çeviri bana aittir.)

[3] US patent 5397696

Kaynakça

  • Biotechnology Law Report 946, sayı 6, Kasım-Aralık 1995
  • Patent Rights and HCV Tests, The Lancet, Medicine and Law, sayı. 344, 10.12.1994, s.1632
  • Biyoloji Uygulamaları ve Tıbbi Müdahaleler Karşısında İnsan Haklarının Korunması, Mehmet Ali Zengin, Doktora Tezi, s.188 vd
  • 2105    Patentable Subject Matter- Living Subject Matter, https://www.uspto.gov/web/offices/pac/mpep/s2105.html
  • Patent Hukuku ve Biyoteknoloji: Yaşamın Patentlenmesi mi, Prof. Dr. Jürgen Simon, “http://www.eakademi.org/incele.asp?konu=Patent%20Hukuku%20ve%20Biyoteknoloji:%20Ya%FEam%FDn%20Patentlenmesi%20mi?&kimlik=-453632498&url=makaleler/jsimon-1.htm
  • Biotechnology and IP Rights Legal and Social Implications, K. Kumar Singh, Springer, 2015, s.203-270
  • On The Legality of Gene Patents, s. 29, 9(3) Melbourne University Law Review 809, 2005
  • “http://www.wipo.int/wipo_magazine/en/2006/05/article_0008.html”
  • Memiş/Yıldırım, Soybağının Belirlenmesinde Gen Analizlerinin Kullanılması ve Yarattığı Hukuki Sorunlar, “http://eski.erzincan.edu.tr/birim/HukukDergi/makale/2004_VIII_12
  • “https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3982540/”