Kategori: Patent Koruması

Patent İstemlerinin Değerlendirilmesi – Bölüm I


UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. Yazı yalnızca bilgi amaçlı olup yasal tavsiye niteliği taşımaz.  Bu yazının içeriğinin bir sonucu olarak herhangi bir işlem yapmadan veya herhangi bir işlemden kaçınmadan önce profesyonel hukuki tavsiye alınmalıdır.


GİRİŞ

Başvuru sahiplerinin mümkün olduğu kadar geniş kapsama sahip istemler yazmak istemelerinin gayet anlaşılır bir sebebi vardır. İstem ne kadar geniş olursa koruduğu farklı yapılanmalar da o derece fazla olur ve rakiplerin patentin etrafından dolanması da o kadar zor olur. Ancak patent sistemi başvuru sahibiyle kamunun arasında bir denge gözetir. Sistem bir taraftan buluşu yapanı ödüllendirirken öte yandan onun yaptığı buluştan fazlasını elde etmesine engel olur. Eğer bir istem olması gerektiğinden daha geniş kapsamlı yazıldıysa patentlenebilirlik kriterlerini karşılaması daha zor olacaktır. Bunun tam tersi söz konusu ise, örneğin istem dar kapsamlı yazıldıysa bu sefer de belki pratikte hiçbir fayda sağlamayacak derecede az koruma elde edilecektir. Bu bakımdan istemin genişliği iki uç arasındaki bu dengeyi gözetecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca her başvurunun içeriği, tekniğin bilinen durumuyla arasındaki fark ve teknoloji alanı yazılacak istemin kapsamını etkileyebilir. Burada vurgulamakta fayda var ki, bu yazının istemlerin geniş yazılmaması gerektiğini (ya da aksini) iddia etmek gibi bir amacı olmayıp, yalnızca farklı spesifik durumlarda istemlerin nasıl değerlendirildiği gösterilmek istenmiştir.

Patent alma sürecinde başvuru sahibi mümkün olan en geniş korumayı elde etmek isterken, uzman ise bu korumanın olması gereken sınırlar dahilinde kalması için çalışır. Patent sürecinin bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni de başvuru sahibi ile patent uzmanı arasındaki bu “pazarlık”tır.

Başvuru sahibi başvurusunu yaparken tekniğin bilinen durumunu net bir şekilde bilemeyebilir. Bu da istemleri tekniğin bilinen durumuna göre nasıl konumlandıracağını tespit etmesini zorlaştırır. [1] Hangi unsurların bilinen teknikten farklılık arz ettiği ya da buluşun esas unsurlarının ne olduğunu tespit etme konusunda zorluk yaşayabilirler. Bu da istemi olması gerektiği gibi yazmalarını engelleyebilir. Ayrıca, istemler olabileceğinden daha dar kaleme alınırsa sonrasında istemleri genişletme şansı olmayabilir. Zira Mevzuatımızda belge alınmadan önce istemlerin genişletilmesi tarifnamede bunun dayanağı olmasına bağlıdır.[2] Dahası, belge olmuş istemlerin (tarifnamede dayanağı olsa bile) sonradan genişletilmesi mümkün değildir.[3]

Bu bakımdan başvuru sahipleri genellikle ana istemlerini yazarken haberdar oldukları tekniğin bilinen durumuna göre ya da olması gerekenden biraz daha geniş kaleme alırlar. Aşırıya kaçılmadığı sürece bu gayet anlaşılır bir stratejidir.

Bu yazıda istemlerin nasıl değerlendirildiği örnekler üzerinden gösterilmeye çalışılacaktır. Örneklerde istem değişikliği, istemin tarifname tarafından desteklenmesi, başvurunun kapsamının aşılması, istemlerin açıklığı, istem kapsamı, istemlerin yorumlanması ve yapılandırılması gibi konular gündeme gelecektir. İstemlerin değerlendirilmesi sırasında pek çok farklı durum ve sonuç ortaya çıkabilmekte olup, yazının okunurluğuna zarar vermemek adına buradaki örnekler beş ile sınırlandırılmıştır.

İlk örnekte tekniğin bilinen durumunda bulunan doküman karşısında yeni olmaması sebebiyle istemin daraltılması söz konusudur. Bu tür bir durum en sık karşılaşılan senaryolardan biridir. Zira belge olan başvuruların çoğunluğunun ilk aşamada olumsuz rapor elde ettiği, ardından istemlerde daraltma/düzeltme yapılarak patentlenebilir hale geldiği gözlemlenmektedir. Örneğin A.B.D.’de (USPTO) ilk raporun (first office action) olumlu düzenlenme oranı sadece %11.4’tür ve bu şekilde belge olmuş başvurular, toplam belge sayısının ancak beşte birine karşılık gelmektedir.[4]

İkinci örnekte istemlerin kabul edilebilir ve kabul edilemez şekilde genişletilmesi birkaç küçük örnek üzerinden işlenmiştir.

Üçüncü örnekte de istemin kabul edilmeyecek şekilde genişletilmesi (unallowable generalization) söz konusudur.

Dördüncü örnekte istem, yeni olduğu ve buluş basamağı içerdiği kabul edilmesine rağmen, iddia ettiği teknik etkiyi sağlaması açısından olması gerektiğinden daha geniş yazılmıştır ve bu nedenle daralttırılmıştır.

Beşinci ve son örnekte gerek istemin bazı unsurlarının opsiyonel olarak kaleme alınması, gerekse tarifnamede istemdeki unsurlara verilen örneklerin istem kapsamını belirsizleştirmesi sebebiyle başvurunun araştırılması mümkün olmamıştır.

Üçüncü ve dördüncü örnekler EQE sınav sorularından adapte edilmiş hayali senaryolar iken birinci ve beşinci örnekler araştırma otoritesi olarak EPO’nun seçildiği PCT başvurularıdır. Örneklerle mevzuatımız arasında bağlantı kurabilmek adına ilk olarak mevzuatımızda istemlerle ilgili hükümler ve bunların Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC) ve Patent İşbirliği Antlaşmasındaki (PCT) karşılıklarından bahsedilecektir.

Yazının birinci bölümünde ilk iki örnek, ikinci ve son bölümünde kalan üç örnek değerlendirilecektir.

MEVZUAT

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda (SMK) istemlerin içeriği, kapsamı, nasıl değerlendirileceği ve istemlerde ne zaman, ne gibi değişiklikler yapılabileceği belirlenmiştir. Aşağıda esasa yönelik olan hükümler ve bunların EPC’deki karşılıkları dipnota alınarak sunulmaktadır.

SMK m.89:

(1) Patent başvurusu veya patentin sağladığı korumanın kapsamı istemlerle belirlenir. Bununla birlikte istemlerin yorumlanmasında tarifname ve resimler kullanılır.[5]

(2) İstemler, kullanılan kelimelerin verdiği anlamla sınırlı olarak yorumlanamaz. Ancak istemler, koruma kapsamının tespitinde, buluşu yapan tarafından düşünülen fakat istemlerde talep edilmeyen, buna karşılık ilgili teknik alanda uzman bir kişi tarafından tarifname ve resimlerin yorumlanması ile ortaya çıkacak özellikleri kapsayacak şekilde genişletilemez.[6]

(3) İstemler, başvuru veya patent sahibine hakkı olan korumayı sağlayacak ve üçüncü kişilere de korumanın kapsamı açısından makul bir düzeyde kesinlik ifade edecek şekilde yorumlanır.[7]

(4) Patent başvurusunun sağladığı korumanın kapsamı, patentin verilmesine kadar geçen süre için başvurunun yayımlanmış olan istemleri ile belirlenir. Ancak patentin verildiği hâli veya itiraz veya hükümsüzlük işlemleri sonucunda değiştirilmiş hâli, koruma alanının genişletilmemiş olması şartıyla başvurunun sağladığı korumayı geçmişe dönük olarak belirler.[8]

(5) Patent başvurusunun veya patentin sağladığı koruma kapsamının belirlenmesinde, tecavüzün varlığının ileri sürüldüğü tarihte istemlerde belirtilmiş unsurlara eşdeğer nitelikte olan unsurlar da dikkate alınır. Bir unsur, esas itibarıyla istemlerde talep edilen unsur ile aynı işlevi görüyor, bu işlevi aynı şekilde gerçekleştiriyor ve aynı sonucu ortaya çıkarıyorsa, genel olarak istemlerde talep edilen unsurun eşdeğeri olarak kabul edilir.[9]

(6) İstemlerin kapsamını belirlemek için patentin verilmesi ile ilgili işlemler sırasında veya patentin geçerliliği süresince, koruma kapsamının belirlenmesinde patent başvurusu veya patent sahibinin beyanları dikkate alınır.

(7) Patent, buluşla ilgili örnekler içeriyorsa istemler bu örneklerle sınırlı olarak yorumlanamaz. Özellikle ürün veya usulün sahip olduğu ilave özelliklerin patentte açıklanan örneklerde bulunmaması, bu örneklerde bulunan özellikleri kapsamaması veya bu örneklerde belirtilen her amaç veya özelliği gerçekleştirememesi hâllerinde, ürün veya usul istemlerle sağlanan koruma kapsamının dışında tutulmaz.

Ayrıca SMK m.92(1)’e göre “Buluş, buluş konusunun ilgili olduğu teknik alanda uzman bir kişi tarafından buluşun uygulanabilmesini sağlayacak şekilde yeterince açık ve tam olarak patent başvurusunda, tarifname, istemler ve tarifnamede veya istemlerde atıf yapılan resimlerle açıklanır.”[10]

SMK m.92(4)’e göre ise “İstemlerin dayanağı tarifname olup, istemler korunması talep edilen konuyu tanımlamalı, açık ve öz olmalı ve tarifnamede tanımlanan buluşun kapsamını aşmamalıdır.”[11]

Bu hükümde geçen “istemlerin dayanağının tarifname” olduğunu belirten ifade tarifnamede açıklanan buluşun esas özellikleri olarak belirtilen teknik özelliklerin, istemlerde buluşu tanımlamak için kullanılanlarla aynı olması gerektiği anlamına gelmektedir.[12] İstemlerde buna uyulmaması başvuruya araştırma raporu düzenlenmesine engel olabilir.

SMK m.96(3)’e göre “başvuruya ait tarifnamenin ya da tüm istemlerin yeterince açık olmaması araştırma raporunun düzenlenmesini engelliyorsa araştırma raporu düzenlenmez.”[13]

SMK Yönetmelik m. 99(2): Başvuruda, … yeterince açık olan istem veya istemlerin bulunması durumunda araştırma raporu bu istemler itibarıyla düzenlenir.[14]

SMK Yönetmelik m. 97(3): Araştırma raporu tarifnamenin tamamı dikkate alınarak istemler itibarıyla düzenlenir.[15]

SMK m.103:

(1) Patent başvurusu, Kurum nezdinde yapılan işlemler süresince başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşmamak şartıyla, başvuru sahibi tarafından değiştirilebilir.[16]

(2) Patente itiraz edilmişse Kurum tarafından itiraza ilişkin nihai karar verilinceye kadar patentin sağladığı korumanın kapsamını aşmamak şartıyla patent, patent sahibi tarafından değiştirilebilir.[17]

(3) Patent başvurusu veya patent dokümanlarında yer alan imla hataları ve açık maddi hatalar talep üzerine düzeltilir.

SMK m.138:

(1) Kurumun nihai kararından sonra;

c) Patent konusu, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aşıyorsa …,

d) Patentin sağladığı korumanın kapsamı aşılmışsa,

patentin hükümsüz kılınmasına ilgili mahkeme tarafından karar verilir.

Tablo 1’de mevzuatta istemlerle ilgili esasa yönelik maddelerin SMK, EPC ve PCT’deki karşılıkları gösterilmiştir. Tabloda aynı satırdaki maddelerin içerikleri birbirinin aynı olduğu anlamına gelmeyip, sadece birbiriyle ilgili oldukları ifade edilmektedir. İçerikleri karşılaştırmak için 5-17 nolu dipnotları inceleyiniz.

Tablo 1: İstemlerle ilgili esasa yönelik maddelerin SMK, EPC ve PCT’deki karşılıkları

Şimdi ilk örneğimize geçelim.

Örnek 1:

Buluş, bulaşık makinesine (100) hangi tip yıkama sepetinin (140) yerleştirildiğini otomatik olarak tespit etmek için bir detektör (160) içeren, tencere yıkamaya yönelik bir bulaşık makinesi (100) ile ilgilidir.[18]

Buluş sayesinde, daha hassas tabak ve çanakların zarar görmemesi için su basıncının ve granül kontrolünün otomatik olarak seçilmesi sağlanmaktadır. Detektör, yıkama sepetinin ayırt edici bir elemanını (141) tespit eden bir indüktif sensör (160) olabilir. Yıkama sepeti, daha güvenilir bir tespit sağlamak için bir veya birkaç ayırt edici eleman içerebilir. Buluşun bir yapılanmasında bulaşık sepeti (140, 143) döner bir sepet taşıyıcı (145) üzerine yerleştirilmiştir.

Şekil 1: Solda WO2008090180 nolu başvuruya ait tencere yıkama sepeti yerleştirilmiş bulaşık makinesi, sağda ise tabak ve çanak yerleştirilmiş bulaşık makinesi görülmektedir.

Başvurunun istem 1’i aşağıdaki gibidir:

1. Buluş tencere yıkamak için bir bulaşık makinesi (100), olup,

– bulaşık makinesine (100) bir tencere yıkama sepetinin (140) veya standart bir yıkama sepetinin (143) yerleştirilip yerleştirilmediğini otomatik olarak algılamak için bir detektöre (160) sahip olması,

– daha yüksek ve daha düşük su basıncı sağlayacak araçlar içermesi,

ve karakterize edici özelliği bulaşık makinesinin (100) granüllerin bulaşık suyuna eklenmesini sağlamak veya devre dışı bırakmak için araçlar içermesidir ve

dedektör (160) bir tencere yıkama sepeti tespit etmesi halinde granüllerin kullanımı ve daha yüksek su basıncı seçimi, yoksa düşük su basıncı ve granül kullanımının devre dışı bırakılması seçimi yapacak şekilde adapte edilmiştir.[19]

Uzman yaptığı araştırmanın ardından tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak US5131419 nolu dokümanı (D1) bulmuştur.

Şekil 2: D1 dokümanına ait şekil 2 ve 3

D1’deki bulaşık makinesindeki sensör (36), indikatör (35) ile beraber çalışarak makinede çatal bıçak takımı mı yoksa tencere ve tava yıkama çevriminin mi devreye gireceğini tespit etmektedir.

Teknikte uzman kişi, D1’deki bulaşık makinesinin granüllerin bulaşık suyuna eklenmesini sağlamak veya devre dışı bırakmak için araçlar içerdiğini (D1 sütun 7, satır 4-13) ve

dedektörün bir tencere yıkama sepeti tespit etmesi halinde granüllerin kullanımı ve daha yüksek su basıncı seçimi, yoksa düşük su basıncı ve granül kullanımının devre dışı bırakılması seçimi yapacak şekilde adapte edildiğini (D1 sütun 4, satır 51-62; sütun 7, satır 14-29; sütun 9, satır 5-10; şekil 2-3) görecektir.

Uzman bu nedenle araştırma raporunda istem 1’in D1 karşısında (bazı unsurların ifade edilmiş olmasa bile doğası gereği bulunduğunu kabul ederek) yeni olmadığını ileri sürmüştür.

Ardından başvuru sahibi istemlerinde değişiklik yaparak PCT ön-inceleme[20] talebinde bulunmuştur. Eski istem 3’teki unsurun istem 1’e dahil edildiği ve bazı unsurların istem 1’den çıkarıldığı yeni istem 1 aşağıdaki gibidir:

1. Buluş tencere yıkamak için bir bulaşık makinesi (100), olup,

– bulaşık makinesine (100) bir tencere yıkama sepetinin (140) veya standart bir yıkama sepetinin (143) yerleştirilip yerleştirilmediğini otomatik olarak algılamak için bir detektöre (160) sahip olması,

– daha yüksek ve daha düşük su basıncı sağlayacak araçlar içermesi,

ve karakterize edici özelliği bulaşık makinesinin (100) granüllerin bulaşık suyuna eklenmesini sağlamak veya devre dışı bırakmak için araçlar içermesidir ve ayrıca

yıkama sepetinin detektöre göre dönebilmesini sağlamak üzere bir sepet taşıyıcıyı (145) döndürmek için döndürülebilir bir tahrik (104) içermesidir.[21]

Şekil 3: WO2008090180 nolu başvuruya ait Şekil 1 ve 2

Yeni istem 1’de “dedektör (160) bir tencere yıkama sepeti tespit etmesi halinde granüllerin kullanımı ve daha yüksek su basıncı seçimi, yoksa düşük su basıncı ve granül kullanımının devre dışı bırakılması seçimi yapacak şekilde adapte edilmiş olması” özelliğinin çıkarıldığı görülmektedir. Bunun yerine sepet taşıyıcıyı (145) döndürmeyi sağlayan tahrik mekanizması isteme eklenmiştir. (bkz. şekil 3)

Uzman daha önce kullandığı D1 dokümanını istem 1’e karşı yine en yakın doküman olarak almıştır. Yeni istem 1 ile D1 arasındaki fark yıkama sepetinin detektöre göre dönebilmesini sağlamak üzere bir sepet taşıyıcıyı (145) döndürmek için döndürülebilir bir tahrik (104) unsurudur. Bu nedenle istem 1 yenidir.

Bu farkın yarattığı teknik etki, makineye konulan sepetin türünün daha güvenilir bir şekilde tespit edilebilmesidir. Buna göre objektif teknik problem tencere yıkamak için kullanılan bulaşık makinelerinde hangi tür sepetin kullanıldığının daha güvenilir bir şekilde nasıl tespit edileceğidir.

Tekniğin bilinen durumundaki dokümanların hiçbiri D1’deki bulaşık makinesinin ne şekilde modifiye edilerek yukarıda tanımlanan objektif teknik problem için sunulan çözüme ulaşılabileceğini ortaya koyamamaktadır. Bu nedenle istem 1’in buluş basamağı içerdiği kabul edilmiştir.

Ardından başvuru olumlu ön-inceleme raporuyla bölgesel aşamada EPO’ya giriş yapmıştır. EPO nezdinde başvuru işlemleri devam ederken üçüncü kişiler başvuruya itirazda bulunmuştur. İtirazda orijinal istemden silinen “dedektörün bir tencere yıkama sepeti tespit etmesi halinde granüllerin kullanımı ve daha yüksek su basıncı seçimi, yoksa düşük su basıncı ve granül kullanımının devre dışı bırakılması seçimi yapacak şekilde adapte edilmesi” özelliğinin buluşu tanımlayan önemli bir özellik olduğu ve bunun silinmesiyle yeni istemin tarifname tarafından desteklenmediği ileri sürülmüştür.

Uzman bu iddiayı yerinde bulmuş ve söz konusu özelliğin buluşun esas bir özelliği olması sebebiyle istemden çıkarılamayacağını belirtmiştir. Zira bu özelliğin çıkarılması, orijinal tarifnamede bulunmayan ve daha geniş kapsamlı bir yapılanmanın korunmasına neden olacak ve bu da EPC m.123(2)’ye (bizde SMK m.103(1)) aykırılık teşkil edecektir.

Burada uzmanın ön-inceleme sırasında bu kapsam aşımını fark ederek, ön-inceleme raporu düzenlemeden önce PCT Yönetmelik m.66.2(a)(iv) kapsamında bir ara yazışma (IPEA/408) ile kapsam aşımı olduğunu ve istemlerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini başvuru sahibine bildirmesi daha yerinde olurdu kanaatindeyiz. Böylece düzeltilmiş istemlere ön-inceleme raporu düzenlenebilir ve başvuru sahibi ulusal aşamada girdiği ofislerde bu düzeltmeyi ayrı ayrı yapmak zorunda kalmazdı.

Mevzuatımıza göre de örneğin inceleme aşamasında böyle kapsam aşımına neden olacak bir değişiklik yapıldığında uzman kapsam aşan istemleri incelemek yerine SMK m.98(3)’e göre başvuru sahibine, görüşlerini sunması ve başvurunun kapsamını aşmaması şartıyla değişiklikler yapması konusunda bildirim yaparak istemlerin düzeltilmesini isteyecektir.

Sonrasında başvuru sahibi daha önce istem 1’den silinen bahsi geçen özelliği tekrar istem 1’e dahil etmiştir. İstem aşağıdaki son haliyle belge olmuştur:

1. Buluş tencere yıkamak için bir bulaşık makinesi (100), olup,

– bulaşık makinesine (100) bir tencere yıkama sepetinin (140) veya standart bir yıkama sepetinin (143) yerleştirilip yerleştirilmediğini otomatik olarak algılamak için bir detektöre (160) sahip olması,

– daha yüksek ve daha düşük su basıncı sağlayacak araçlar içermesi,

ve karakterize edici özelliği bulaşık makinesinin (100) granüllerin bulaşık suyuna eklenmesini sağlamak veya devre dışı bırakmak için araçlar içermesidir ve ayrıca

yıkama sepetinin detektöre göre dönebilmesini sağlamak üzere bir sepet taşıyıcıyı (145) döndürmek için döndürülebilir bir tahrik (104) içerir, ve

dedektör (160) bir tencere yıkama sepeti tespit etmesi halinde granüllerin kullanımı ve daha yüksek su basıncı seçimi, yoksa düşük su basıncı ve granül kullanımının devre dışı bırakılması seçimi yapacak şekilde adapte edilmiştir.[22]

Şekil 4: Örnek 1’e ait istem 1’in koruma kapsamının süreç içinde değişimi: solda başvuru aşaması, ortada ön-inceleme raporu sonrası, sağda ise belge almış istem 1 temsilen gösterilmiştir.

Bu örnekte üçüncü kişilerin patent başvuru süreci devam ederken istemin tarifname tarafından desteklenmediği ve başvurunun ilk hâlinin kapsamının aşıldığı iddiasında bulunduğunu gördük. Ülkemizde de üçüncü kişiler SMK m.97(2)’ye göre, başvurunun yayımlandığı tarihten itibaren patent başvurusuna konu olan buluşun patent verilebilirliğine ilişkin görüşlerini sunabilmektedir. Bu anlamda patent konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığı yönünde görüşlerini patent başvuru sürecinde sunarlarsa uzman bu görüşleri de dikkate alabilir.[23] Üçüncü kişiler için bir diğer olasılık ise patent belge olduktan sonra, patentin verilmesi kararının Bültende yayımlanmasından itibaren altı ay içinde ücretini ödeyerek SMK m.99(1)(c) kapsamında patent konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığı yönündeki itirazlarını Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesine yaparak belgenin hükümsüzlüğünü talep etmesidir. Böyle bir durumda Kurul kararı öncesi belge sahibi patentte değişiklik yapabilir ve görüşlerini sunabilir.[24] Kurulun m.99 kapsamında verdiği karara Kurum nezdinde bir daha itiraz hakkı bulunmamakta olup taraflar Mahkeme yoluna başvurabilir.[25]

Eğer süresi içinde belgeye m.99 kapsamında Kurum nezdinde itiraz yapılamamışsa, üçüncü kişiler için bir diğer ihtimal de SMK m.138(1)(c) kapsamında Mahkemeye başvurarak patentin hükümsüz kılınmasının talep edilmesidir.

Örnek 2:

Başvuru sahipleri tekniğin bilinen durumundan farklılaşabilmek adına zaman zaman tarifnamede net bir şekilde gösterilmemiş yapılanmaları isteme alabilmektedir. Örneğin istem 1’de A+B+C unsurları bulunuyor olsun. Tarifnamede bu yapılanmanın dışında A’+ B’ + C’ + D’ (ikinci yapılanma) ve A’’ + B’’ + C’’ + D’’ (üçüncü yapılanma) olmak üzere iki yapılanma daha bulunsun. İstem 1’in yeni olmadığı ortaya çıktıktan sonra istem 1 ikinci yapılanmadaki unsur kullanılarak A+B+C’ şeklinde oluşturulabilir mi?[26] Genellikle “ara genelleme” (intermediate generalisation) olarak ifade edilen bu durumda, eğer söz konusu yapılanma tarifnameden doğrudan ve açık bir şekilde (directly and unambiguously) ortaya konabiliyorsa bu sorunun yanıtı evet olabilir.[27] Başvuruda yapılan herhangi bir değişikliğin kabul edilebilir olup olmadığının tespitinde uygulanacak kriter şöyle özetlenebilir:

Başvuruda yapılan herhangi bir değişiklik, değişikliğin bağlamına bakılmaksızın, yalnızca teknikte uzman kişinin başvuru tarihindeki tekniği ve başvurunun tümünü dikkate alarak doğrudan ve açık bir şekilde elde edeceği sınırlar dahilinde ve yaygın genel bilgiler kullanılarak yapılabilir.[28]

Ayrıca eğer istemdeki bir unsur çıkarılacaksa veya bir başka unsurla değiştirilecekse, bu unsurun tarifnamede esas (essential) bir özellik olarak belirtilmemiş olması gerekir. Teknikte uzman kişinin bu unsurun buluşun probleme sunduğu çözümün gerçekleşmesinde vazgeçilmez bir özellik olmadığını doğrudan ve açık bir şekilde bilmesi gerekir. Yine bu değişiklik bazı unsurların modifikasyonunu gerektirmemelidir.[29] EPO’nun buradaki yaklaşımının diğer Avrupa ülkelerine göre daha katı olduğu söylenebilir.[30]

İstemin kabul edilebilir şekilde genişletilmesine bir örnek verelim:

Başvuru pnömatik kırıcı delici matkaplarla ilgilidir.[31] İstem 1’in ilk hali aşağıdaki gibi olsun:

1.       Bir pnömatik kırıcı delici matkap olup özelliği; ileri geri hareket eden bir tahrik, bir matkap ucu ve en az iki tutamağa sahip olmasıdır.

Tarifnamede “pnömatik kırıcı delici matkap en az iki tutamağa sahip olabileceği gibi alternatif olarak farklı sayıda tutamağa sahip olabilir ya da hiç tutamak bulundurmayabilir” açıklaması bulunuyor olsun.

Başvuru sahibi istem 1’in patentlenebilir olduğunu gördükten sonra tutamak sayısını istemde belirtmenin istemi gereksiz sınırlandırdığını fark ederek bu özelliği istemden çıkarmak istesin ve istemi şu şekilde değiştirsin:

1.       Bir pnömatik kırıcı delici matkap olup özelliği; ileri geri hareket eden bir tahrik ve bir matkap ucuna sahip olmasıdır.

Bu haliyle istem daha genişlemiştir ancak patent belgesi elde edilmeden önce yapıldığı sürece istemin bu şekilde genişletilmesi kabul edilebilirdir zira bu genişlemenin tarifnamede açıkça ve doğrudan desteği bulunmaktadır.

Şekil 5: İki tutamağa sahip pnömatik kırıcı delici matkap

EPO Temyiz Kurulu tarafından yeni alınan bir kararda ortaya çıkan ve tarifnamede açıkça ve doğrudan desteği bulunmayan bir istem değişikliğine örnek verelim[32]:

Üçüncü kişilerin itirazının ardından belge sahibi istem 1’de orijinal tarifname paragraf 16, 22 ve 29’daki bazı özellikleri birleştirmiştir: A + B + F + H + J + K

Paragraf 16 şöyledir: “Mevcut buluşun yine diğer yapılanmaları şunları bulundurur: C + D… Bu yapılanmaların bazılarında yöntem şunları içerir: E + F…”

Paragraf 22: “Buna ek olarak… G + H”,

Paragraf 29 ise “Bazı yapılanmalarda…J + K” şeklinde özellikleri saymaktadır.

Her ne kadar tarifnameden yöntem adımlarının, sadece belirli bir yapılanma için değil, aynı zamanda buluşun olası diğer yapılanmaları için de geçerli olabileceği anlaşılıyor olsa da Kurul bu tür ifadelerin yeni oluşturulan yapılanmayı desteklemediğine karar vermiştir. Buna göre orijinal tarifnamede, istem 1’e eklenen belirli yöntem adımları kombinasyonunu destekleyebilecek hiçbir açık gösterge yoktur. Burada önemli olan, teknikte uzman kişinin birleştirmeyi düşünebileceği yapılanma değil, orijinal tarifnameden doğrudan ve açık bir şekilde ortaya konulan yapılanmadır.

Başvuru sahiplerinin tarifnamenin sonuna zaman zaman aşağıdakine benzer bir paragraf eklediği görülmektedir:

“Buluşun tarifnamede yukarıda bahsedilen yapılanmaları, örnekleme ve açıklama amacıyla sunulmuş olup buluş açıklanan örneklerle sınırlanamaz. Teknikte uzman kişiler, yukarıdaki öğretinin ışığında birçok modifikasyon, varyasyon, ikame, değişiklik ve eşdeğerin mümkün olduğunu bilecektir. Bu nedenle, buluş konusu istemlerin, buluşun gerçek özüne giren tüm bu tür modifikasyonları ve değişiklikleri kapsadığı anlaşılmalıdır.”

Bu tür bir paragraf, koruma talep edilen konunun, istemlerde tanımlanandan farklı olabileceğini ifade etmesi sebebiyle koruma kapsamında belirsizliğe yol açabilecektir. Bu tür ifadeler uzman tarafından tarifnameden çıkarttırılır.[33] Kaldı ki söz konusu ifadeler zaten istemlerde yapılan değişikliklerde ortaya çıkan ara genellemeleri destekleyemeyeceği için pratikte hiçbir faydası yoktur.

Şimdi de ara genellemeye özel-genel materyal kullanımı üzerinden bir örnek verelim:

Başvurunun tarifnamesinde ve istemlerinde yalnızca paslanmaz çelikten yapılmış bir bisiklet iskeleti yapılanması varsa, iskeletin çelik olduğunu belirten bir istem değişikliğine izin verilmeyecektir çünkü “çelik”, “paslanmaz çelik”ten daha geniştir ve bu değişiklik başvurunun kapsamının aşılmasına neden olur. Tersine, “demir esaslı metal”den bahsedilen bir tarifnamede istemi “çelik” olarak değiştirmeye de izin verilemeyecektir, zira çelik, demir esaslı metalden daha dar (spesifik) kapsama sahiptir.[34]

Şekil 6: Demir esaslı metaller

Peki, tarifnamedeki “Demir esaslı metal, örneğin paslanmaz çelik” açıklaması, istemde “çelik” olarak değişiklik yapmak için bir dayanak oluşturabilir mi?

Hayır. Çelik, geniş (demir esaslı metal) ve dar (paslanmaz çelik) açıklama arasında kapsam açısından orta düzeydedir. Değişiklik, dar örneğin bir genellemesidir, ancak kapsam açısından iki örnek arasındadır ve bu nedenle dayanağı bulunmamaktadır. Bu örnekte, çeliğin bir tür demir esaslı metal olduğu ve paslanmaz çeliğin bir çelik türü olduğu açık olmasına rağmen, her iki örnekte de çelik için doğrudan ve kesin bir dayanak yoktur. Zira demir esaslı metaller arasında paslanmaz çelik dışında yumuşak çelik, karbon çeliği, dökme demir vb. de bulunur.

Peki, süreç içinde değişiklik yapma opsiyonlarımızı açık tutmak için tarifnamede mümkün olduğunca çok örnek vermek mi doğrudur?[35] Daha önce belirtildiği gibi patent sistemi başvuru sahibi ile kamu arasında bir denge gözetir ve bu nedenle tıpkı üzerinize örttüğünüz size uygun boydaki yorganı kafanıza doğru çok çekerseniz ayağınız açıkta kalacağı gibi, patent sürecinde de bir tarafa doğru çok gittiğinizde, bir başka taraftan kaybetmeye başlarsınız. Şimdi tarifnamede “demir esaslı metaller, örneğin çelik, yumuşak çelik, karbon çeliği, dökme demir, paslanmaz çelik” açıklaması yaptığımızı varsayalım. İstemde de yalnızca “paslanmaz çelik” özelliğini kullanmış olalım. Bu durumda başvuru süreci devam ederken istemdeki bu özelliği “çelik” olarak değiştirmek mümkün olacaktır, çünkü tarifnamede açık bir biçimde “çelik” örneğini vermişiz. Ancak, eğer bu haliyle belge alınırsa, ileride bu isteme yönelik yapılan bir ihlale ilişkin görülecek davada ihlale konu ürün “dökme demir” özelliğine sahipse, başvuru sahibi eşdeğerler doktrinini kullanarak çelik ve dökme demirin birbirinin eşdeğeri olduğunu (her iki unsurun aynı işlevi görüyor, bu işlevi aynı şekilde gerçekleştiriyor ve aynı sonucu ortaya çıkarıyor olduklarını varsayalım[36]) ileri sürmesi mümkün olmayacaktır. Zira tarifnamesinde demir esaslı metallere örnek olarak dökme demiri de vermiş olmasına rağmen istemlerde sadece “çelik” özelliğinin koruma altına alınması bilinçli bir şekilde “dökme demir”in korumanın dışında tutulduğunu gösterecektir. Zira “istemler, koruma kapsamının tespitinde, buluşu yapan tarafından düşünülen fakat istemlerde talep edilmeyen, buna karşılık ilgili teknik alanda uzman bir kişi tarafından tarifname ve resimlerin yorumlanması ile ortaya çıkacak özellikleri kapsayacak şekilde genişletilemez.”[37] Oysaki istemdeki özellik “çelik” olarak yazılsaydı ve tarifnamede de örnekler yerine sadece çelikten bahsediliyor olsaydı, başvuru sahibi istemin “dökme demir” özelliğine sahip ihlale konu ürünü de eşdeğerlik bağlamında kapsadığını ileri sürebilecekti.[38] Ancak elbette ki bu, okuyucuyu tarifnamede örnek verilmemesinin tavsiye edildiği yönünde bir yanlış algıya sevk etmemelidir. Zira örnek verilmemesi, yukarıda bahsedildiği gibi, istemlerde değişiklik yapılmak istendiğinde bunları yapmanıza engel olabileceği gibi, ekstrem durumlarda tarifname yetersizliğine kadar gidebilecek sorunlara da yol açabilir. Bu nedenle başvurunun hazırlanma aşamasından itibaren süreç boyunca tarifname ve istemlere eklenecek ya da çıkarılacak her ifade, örnek ve yapılanma çok ince elenip sık dokunarak planlı bir şekilde oluşturulmalıdır. Eşdeğerler doktrininin farklı ülkelerde farklı şekillerde uygulandığı ve hatta aynı ülke içinde farklı Mahkemelerce farklı değerlendirmelerin yapıldığı da unutulmamalıdır. Bu bakımdan, bu paragrafta yapılan yorumlar yalnızca tarifname ve istemlerin birbiriyle olan ilişkisinin ne kadar farklı sonuçlar doğurabileceğini göstermek amacıyladır. Bu yazıdaki örneklerde konuyu dağıtmamak ve anlatılmak istenene yoğunlaşmak adına pek çok diğer etken yok sayılarak hareket edildiği için, gerçek hayattaki örneklerde farklı ikincil koşulların çok farklı sonuçlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Her başvurunun kendine has durumu olması sebebiyle, aynı gibi görünen durumların farklı sonuçlar doğurması söz konusu olabilir. Örneğin istemde önce “çelik” özelliği bulunurken, sonradan patentlenebilirlik kriterlerini sağlamak amacıyla istem daraltılarak “paslanmaz çelik” şeklinde belge alındıysa (tarifnamede dayanağı olduğunu varsayalım), ileride bir ihlal davasında “çelik” eşdeğer olarak kabul edilmeyecektir, zira istemlerin koruma kapsamının belirlenmesinde başvuru sahibinin beyanları dikkate alınır.[39] Burada başvuru sahibi patent alabilmek için istemini daraltmıştır ve sonrasında ihlal sırasında isteminin eski genişliğinde yorumlanmasını istemesine izin verilmeyecektir.

Şekil 7: Patent verilirken başvuru sahibinin iddia ettiği koruma kapsamı (solda), ihlal sırasında iddia ettiği koruma kapsamı (sağda) Ankara kedisi analojisi kullanılarak temsilen ifade edilmiştir.

Burada Mario Franzosi’nin ünlü Ankara kedisi benzetmesinden bahsetmeden geçmeyelim. Patent sahibi Ankara kedisi gibidir. Patentlenebilirlik kriterlerini sağlamak söz konusu olduğunda koruma kapsamının çok küçük olduğunu iddia eder, tıpkı kürkü düzleşmiş, uykulu ve sakin bir Ankara kedisi gibi. İhlal davasında ise gözleri parlayan, dişlerini gösteren ve kabaran tüyleriyle normalin iki katına çıkan bir cüsseye dönüşür.[40]

Zaman zaman tarifname kapsamı (başvuru kapsamı) ile istem kapsamının karıştırılması söz konusu olabilmektedir. Oysaki bu ikisi birbirinden ayrı kavramlardır. Örneğin –genellikle– isteme bir unsur eklenmesi istemin kapsamını daraltırken, bir unsurun çıkarılması istemin kapsamını genişletecektir. Ancak bu durum tarifname için de aynı şekilde geçerli değildir. Zira tarifnameye yeni bir unsur/yapılanma eklenirse tarifname kapsamı aşılmış olur. Bir örnek verelim:

Tarifnamede A+B+C ve A+B+D yapılanmaları bulunsun. İstem 1’de de A+B+C yapılanması olsun. Başvuru sahibi eğer istem 1’i A+B+C+D olarak daraltmak isterse, bu –büyük ihtimalle- tarifname kapsamının aşılması anlamına gelir. Görüldüğü gibi istemin kapsamı daraltılsa bile tarifname kapsamının genişlemesi söz konusudur.

Yeri gelmişken meşhur “kaçınılmaz tuzak”tan (inescapable trap) da bahsedelim. Uzmanın önceki paragrafta verilen örnekte tarifnamedeki kapsam aşımını fark etmeyerek istem değişikliğini yanlışlıkla kabul ettiğini ve istem 1’in A+B+C+D olarak belge olduğunu farz edelim. Bu durumda üçüncü kişiler SMK m.99(1)(c) kapsamında patent konusunun, başvurunun ilk hâlinin kapsamını aştığı yönünde itiraz edebilecektir. Eğer belge sahibi istemlerinde herhangi bir değişiklik yapmazsa belge başvuru kapsamının aşılmış olması gerekçesiyle hükümsüz kılınacaktır. Ancak belge sahibi belge olmuş istemini eski haline (A+B+C) döndürmek isterse, bu sefer de m.103(2)’ye göre patentin sağladığı korumanın kapsamını genişleteceği için bu değişikliği de yapamayacaktır. Kaçınılmaz son belgenin hükümsüzlüğü olacaktır.[41] Aynı durum SMK m.138(1)(c) ve (d) kapsamında hükümsüzlük davalarında da ortaya çıkabilmektedir. Bu durumun üzücü yanı, eğer başvuru kapsamı aşılmamış olsaydı belki buluş patentlenebilecekti. Başvuru sahibinin böyle bir duruma düşmemesi için hem kendisinin hem de uzmanın patent verilme sürecinde başvuru kapsamının aşılıp aşılmadığını çok dikkatli bir şekilde değerlendirmesinde fayda vardır.

Yazının ikinci ve son bölümünde üç örnek daha değerlendirilecektir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Nisan 2021

guneycaliskan@gmail.com


[1] Burada kastedilen istemde bulunması istenen unsurların tespitidir. Yoksa istemin kapsamını tespit etmek için uygulanan istemi yapılandırma işlemi sırasında tekniğin bilinen durumuna göre bir yorumlama yapılmaz. Eğer öyle olsaydı, bulunan her doküman karşısında istemin kapsamını farklı değerlendirmek gerekirdi.

[2] SMK m.103(1).

[3] SMK m.103(2).

[4] What is the Probability of Receiving a U.S. Patent?, Michael Carley, Deepak Hegde, Alan Marco, 17 Yale J.L. & Tech., s.208, https://digitalcommons.law.yale.edu/cgi/viewcontent.cgi?referer&httpsredir=1&article=1113&context=yjolt

[5] EPC. m.69: (1) The extent of the protection conferred by a European patent or a European patent application shall be determined by the claims. Nevertheless, the description and drawings shall be used to interpret the claims.

[6] Protocol on the Interpretation of Article 69 EPC, m.1 (ilk iki cümle): Article 69 should not be interpreted as meaning that the extent of the protection conferred by a European patent is to be understood as that defined by the strict, literal meaning of the wording used in the claims, the description and drawings being employed only for the purpose of resolving an ambiguity found in the claims. Nor should it be taken to mean that the claims serve only as a guideline and that the actual protection conferred may extend to what, from a consideration of the description and drawings by a person skilled in the art, the patent proprietor has contemplated.

[7] Protocol on the Interpretation of Article 69 EPC, m.1 (son cümle): On the contrary, it is to be interpreted as defining a position between these extremes which combines a fair protection for the patent proprietor with a reasonable degree of legal certainty for third parties.

[8] EPC. m.69: (2) For the period up to grant of the European patent, the extent of the protection conferred by the European patent application shall be determined by the claims contained in the application as published. However, the European patent as granted or as amended in opposition, limitation or revocation proceedings shall determine retroactively the protection conferred by the application, in so far as such protection is not thereby extended.

[9] Protocol on the Interpretation of Article 69 EPC, m.2: For the purpose of determining the extent of protection conferred by a European patent, due account shall be taken of any element which is equivalent to an element specified in the claims.

[10] EPC m.83: The European patent application shall disclose the invention in a manner sufficiently clear and complete for it to be carried out by a person skilled in the art.

[11] EPC m.84: The claims shall define the matter for which protection is sought. They shall be clear and concise and be supported by the description.

[12] T 0939/92. Ayrıca bkz. T 133/85, OJ EPO 1988, 441, reasons No. 2, ve T 409/91, OJ EPO 1994, 653, reasons No. 3.2.

[13] EPC Yönetmelik m.63(1): If the European Patent Office considers that the European patent application fails to such an extent to comply with this Convention that it is impossible to carry out a meaningful search regarding the state of the art on the basis of all or some of the subject-matter claimed, it shall invite the applicant to file, within a period of two months, a statement indicating the subject-matter to be searched.

[14] Bkz. EPC Yönetmelik m.63(2)(3).

[15] EPC m.92: The European Patent Office shall, in accordance with the Implementing Regulations, draw up and publish a European search report in respect of the European patent application on the basis of the claims, with due regard to the description and any drawings.

[16] EPC m. 123: (1) The European patent application or European patent may be amended in proceedings before the European Patent Office, in accordance with the Implementing Regulations. In any event, the applicant shall be given at least one opportunity to amend the application of his own volition.

(2) The European patent application or European patent may not be amended in such a way that it contains subject-matter which extends beyond the content of the application as filed.

[17] EPC m. 123: (3) The European patent may not be amended in such a way as to extend the protection it confers.

[18] WO2008090180 nolu PCT başvurusu.

[19] İstemin orijinali: Dishwasher (100) for pot washing, said dishwasher (100)

– having a detector (160) for automatically detecting if a pot-washing basket (140) or a standard washing basket (143) has been placed in the dishwasher (100),

– being capable of providing a higher and a lower water pressure,

characterized in that the dishwasher (100) further comprises means for enabling/disabling granules to be added to the dishwater, and

is adapted to enable use of granules and the higher water pressure if the detector (160) detects a pot-washing basket, and the low water pressure and disabling use of granules if not.

[20] International Preliminary Examination

[21] İstemin orijinali: Dishwasher (100) for pot washing, said dishwasher (100)

– having a detector (160) for automatically detecting if a pot-washing basket (140) or a standard washing basket (143) has been placed in the dishwasher (100),

– being capable of providing a higher and a lower water pressure,

characterized in that the dishwasher (100) further comprises means for enabling/disabling granules to be added to the dishwater, and

further comprising a rotatable drive (104) for rotating a basket carrier (145), such that the washing basket is rotatable relative to the detector.

[22] İstemin orijinali: Dishwasher (100) for pot washing, said dishwasher (100)

– having a detector (160) for automatically detecting if a pot-washing basket (140) or a standard washing basket (143) has been placed in the dishwasher (100),

– being capable of providing a higher and a lower water pressure,

characterized in that the dishwasher (100) further comprises means for enabling/disabling granules to be added to the dishwater, and

further comprising a rotatable drive (104) for rotating a basket carrier (145), such that the washing basket is rotatable relative to the detector, and

that the dishwasher is adapted to enable use of granules and the higher water pressure if the detector (160) detects a pot-washing basket, and the low water pressure and disabling use of granules if not.

[23] Burada Kanundaki hükmün yorumlanmasıyla ilgili farklı görüşler olabilir. “Buluşun patent verilebilirliğine ilişkin görüşler” ifadesindeki patent verilebilirlik hangi kapsamda yorumlanmalıdır? “Patent verilebilirlik”, Kanunda “Patentlenebilirlik Şartları” başlığı altında sunulan 82-84 nolu maddelerdeki hükümlerle mi sınırlıdır yoksa m.103(1)’de geçen başvurunun ilk hâlinin kapsamının aşılması da itiraz konusu olabilir mi? Söz konusu maddenin EPC m.115 ile paralel olması ve EPC sisteminde de başvurunun ilk hâlinin kapsamının aşılması itiraz konusu olabilmesi bakımından yazar bu tür bir itirazın SMK kapsamında da yapılabileceği görüşündedir. Buna göre yenilik, buluş basamağı, sanayiye uygulanabilirlik, açıklık, tarifname yetersizliği, patent verilebilir buluş konuları ve başvurunun ilk hâlinin kapsamının aşılması konuları m.97(2)’ye konu olabilir. Bkz. EPO Guidelines for Examination, Part E – Chapter VI – 3. Observations by third parties, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/e_vi_3.htm

[24] SMK m.99(4).

[25] SMK m.100(1).

[26] Intermediate Generalisations – How far can you go where?, Thorsten Bausch (Hoffmann Eitle), February 13, 2014, Kluwer Patent Blog, http://patentblog.kluweriplaw.com/2014/02/13/intermediate-generalisations-how-far-can-you-go-where/

[27] EPO Guidelines for Examination, Part H – Chapter V – 3.2.1 Intermediate generalisations, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/h_v_3_2_1.htm

[28] G 2/10, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/g100002ex1.html

[29] EPO Guidelines for Examination, Part H – Chapter V – 3.1 Replacement or removal of features from a claim, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/h_v_3_1.htm

[30] Intermediate Generalisations – How far can you go where?, Thorsten Bausch (Hoffmann Eitle), February 13, 2014, Kluwer Patent Blog, http://patentblog.kluweriplaw.com/2014/02/13/intermediate-generalisations-how-far-can-you-go-where/

[31] EIPR Practice Series, A Practical Guide to Drafting Patents, Gwilym Roberts, Sweet & Maxwell, Book 3 2006, s.40.

[32] Anlaşılırlığa zarar vermemek adına özellikler harflerle ifade edilmiştir. Orijinal durum için bkz. T 0014/18, Reasons for the Decision 4.2-4.4, 31.3.2021, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t180014eu1.html

[33] EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter IV – Claims , 4.4 General statements, “spirit of the invention”, claim-like clauses, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_4.htm

[34] Added Matter (4) – Intermediate generalization, 24 November 2020, simmons+simmons, https://www.simmons-simmons.com/en/publications/ckhw4j60o13710936v9pwmo3y/added-matter-4-intermediate-generalisation

[35] Burada başvurulabilecek bir başka yöntem de çoklu bağımlı istem yazmak suretiyle mümkün olduğu kadar çok kombinasyonu korumaya çalışmaktır. Ancak eğer çok fazla olasılık ortaya çıkarsa Mahkeme her olası yapılanmanın tarifnamede dayanağının bulunduğunu kabul etmeyebilir. Ayrıca bazı ülkelerde çoklu bağımlı istemlerin ücrete tabi olduğu ve bazı kısıtlamaların bulunduğu unutulmamalıdır.

[36] Buradaki malzemeler gerçek hayatta birbirinin yerine kullanılmıyor olabilir, ancak bu örnekte bundan bağımsız olarak yalnızca kapsamın genişletilmesi ve daraltılmasını gözümüzde canlandırmak amacıyla bu şekilde sunulmuştur.

[37] SMK m.89(2); ayrıca bkz. BGH, (2011) 42 IIC 851 – X ZR 16/09 “Okklusionsvorrichtung”; GRUR (2012), 45 – X ZR 69/10 “Diglycidverbindung”

[38] Düsseldorf LG – 4b O 114/12: Bir patent, bir aktif farmasötik bileşenin (örneğin, pemetreksed dicalium) belirli bir tuzunu açık bir şekilde talep ediyor, ancak başka herhangi bir tuzu açıklamıyor veya talep etmiyorsa, aynı özelliğe ve etkiye sahip başka bir iyi bilinen tuzun açık bir varyantını da eşdeğer olarak kapsar. (örn. pemetrexed disodyum) Yine buradaki örnekte dökme demir ile çeliğin buluş kapsamında aynı işlevi görüyor, bu işlevi aynı şekilde gerçekleştiriyor ve aynı sonucu ortaya çıkarıyor olduklarını varsayalım.

[39] SMK m.89(6).

[40] Angora cats have their day in court, Jeremy Phillips, March 25, 2008, https://ipkitten.blogspot.com/2008/03/angora-cats-have-their-day-in-court.html

Ayrıca bkz. European Central Bank vs. Document Security Systems Incorporated, Court of Appeal for England and Wales, http://www.bailii.org/ew/cases/EWCA/Civ/2008/192.html

[41] Bu durum esasen EPC m.123(2) ve (3) bağlamında mevcuttur. Bkz. EPO Case Law of the Boards of Appeal, II. E. 3.1. Inescapable trap, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_ii_e_3_1.htm

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ’NDE COVID 19 GÜNDEMİ – SALGINLA MÜCADELEDE TRIPS MUAFİYETLERİ İSTEMİ

World Trade Organization - Home page - Global trade

Bu yazı ilk olarak AIPPI Türkiye’nin Fikri Gündem dergisinin Mart 2021 tarihli 20. sayısında yayımlanmıştır.


Covid 19 salgını diğerlerinin yanında fikri mülkiyet alanında da birçok tartışmayı yanında getirmiştir. Özellikle salgının tedavisinde kullanılacak aşıların ve diğer tıbbi ekipmanın geliştirilmesi, dağıtımı ve bunların devamında aşılara erişimde fikri mülkiyet boyutlu tartışmaların artarak devam edeceği de kolaylıkla öngörülebilir.

Bu yazının hazırlandığı Ocak 2021’de farklı yetkili otoriteler tarafından onaylanan birkaç aşı dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanmaya başlamış olsa da, aşı veya diğer tedavi / önlem yöntemlerine ilişkin uluslararası boyuttaki tartışmalar, daha önceden, 2020 yılı içerisinde başlamıştır.

Yazımızda bu tartışmaların Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne yansıyan fikri mülkiyet haklarıyla ilgili boyutundan bahsedeceğiz.



DTÖ’ndeki tartışmalara geçmeden önce, diğer iki önemli gelişmenin daha altını çizmek yerinde olacaktır.

Bunlardan ilki, Avrupa Birliği Gümrükleri‘nce, Covid 19 bağlantılı ürünlerin sahiplerine yapılan Aralık 2020 tarihli çağrıdır[1]. Avrupa Birliği Gümrükleri bu çağrıda, hak sahiplerinin gümrüklere Covid 19 bağlantılı ürünleri için müdahale talimatlarını acilen iletmelerini ve talimatlarında ürünlerine ilişkin lojistik, paketleme ve fikri mülkiyet hakları bilgilerine yer vermelerini talep etmiştir. Bu yolla gümrük idareleri Covid 19 tedavisine ilişkin ürünlerin taklitlerinin Avrupa Birliği sınırlarından sokulması çabalarıyla daha etkin ve kolay biçimde mücadele edebilecektir.



Aralık 2020’de karşımıza çıkan bir diğer önemli gelişme ise Avrupa Polis Teşkilatı (EUROPOL) tarafından yapılan “Covid 19 salgını sırasında aşı bağlantılı suçlar” başlıklı erken uyarı bildirimidir[2].

EUROPOL bu bildirimde, dünya kamuoyunda Covid 19 aşılarına yönelik büyük bir beklenti ve acil ihtiyaç oluştuğunu, yeni geliştirilen aşıların kullanıma sunulmasıyla birlikte, organize suç örgütlerinin sahte Covid 19 aşısı üretimine ve bunları piyasaya sürmeye başlayabileceklerini belirtmiştir. Meksika’da Ekim 2020’de yakalanan sahte grip aşıları bu yöntemin Covid 19 aşıları için de kullanılabileceğinin göstergesidir. Şu anda çok yoğun biçimde olmasa da Dark Web’de sahte Covid 19 aşılarının sağlanabileceğine ilişkin ilanlar dolaşıma girmiştir ve gerçek aşıların kullanıma daha yaygın biçimde sunulmasıyla eş zamanlı olarak sahte aşıların da artan oranda piyasaya ve dolaşıma sokulacağı tahmin edilmektedir. EUROPOL bu tespitlere ilaveten bazı detaylı bilgilere de yer verdiği erken uyarı bildirimini ilgili ulusal teşkilatları, gümrükleri ve kamuoyunu bilgilendirmek için gecikmeksizin yapmıştır.



Covid 19 salgınının fikri mülkiyet korumasına ilişkin bir diğer boyutunu DTÖ nezdinde süren uluslararası tartışmalar oluşturmaktadır.

Tıbbi teknolojilerin, inovasyonun öncülüğünü yapan ve tartışmasız biçimde bu alanlara diğerlerinden daha çok yatırım yapan ülkeler aşı ve diğer mücadele yöntemlerini dünyanın kalan kısmının önünde götürmektedir. Covid 19 aşılarının geliştirilerek kullanıma sunulması aşamasında ortaya çıkan önemli sorun ise sınırlı arzdır ve dünya nüfusunun aşılanması sürecinde ülkeler arasında ortaya çıkacak dengesizlik kolaylıkla öngörülebilmektedir. Bu bağlamda; Covid 19 aşılarının ve bağlantılı diğer tıbbi müstahzarların fikri mülkiyet korumasını mümkün olduğunca hafifletecek tedbirler DTÖ nezdinde, Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS)’nın geçici olarak esnetilmesi bağlamında talep edilmiştir. 

Hindistan ve Güney Afrika, 2 Ekim 2020 tarihinde DTÖ TRIPS Konseyi’ne sundukları bir bildirimle, Covid-19’un önlenmesi, sınırlandırılması ve tedavisi için TRIPS Sözleşmesinin belirli hükümlerinden geçici olarak muafiyet tanınmasını talep etmiştir. Bu talep akabinde Kenya, Eswatini, Pakistan, Mozambik, Bolivya, Venezüella, Zimbabve, Moğolistan ve Mısır tarafından da desteklenmiştir. Bildirimin özet içeriği aşağıda yer almaktadır:

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Çin’de ortaya çıkan Covid 19 salgınıyla ilgili “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilan edildiğini 30.01.2020 tarihinde duyurmasının ardından, 11 Ocak 2020 tarihinde küresel pandemi ilan etti.

DTÖ pandemi nedeniyle küresel ekonomi ve uluslararası ticaretin eşi görülmedik şekilde etkileneceği hem üretim hem de tüketim tarafında ciddi bir daralma olacağı konusunda uyarıda bulundu. Tedarik zincirlerinin azalması, arz talep dengesinde açığın büyümesine neden olacaktır.

Bu küresel acil durum sürecinde Covid 19 ile mücadele için gerekli olan ilaç ve aşılar dahil tüm tıbbi ürünlerin araştırılması, geliştirilmesi ve üretimi için gerekli malzemelerin tedarikinin zamanında sağlanması için patentler, endüstriyel tasarımlar, telif hakkı ve ticari sır niteliğindeki bilgilerin korunması gibi fikri mülkiyet haklarının engel teşkil etmemesi adına DTÖ üyelerinin birlikte çalışması önemlidir.

Ekim 2020 itibarıyla küresel çapta onaylanmış 333,722,075 vaka ve 1,009,270 Covid 19 kaynaklı ölüm raporlanmıştır. Bu sayılar gün geçtikçe artış göstermektedir. Pek çok gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülke, büyüyen salgını durdurmak amacıyla ulusal bir acil durum ilan etti ve DSÖ’nün tavsiye ettiği gibi toplum ve ekonomi için önemli sonuçları olan sosyal mesafe önlemlerini uyguladı.

Covid 19 sebebiyle yaşanan bu süreçte, teşhis kitleri, tıbbi maskeler, diğer kişisel koruyucu ekipmanlar, ventilatörler ve aşılar dahil uygun fiyatlı tıbbi ürünlere hızlı erişimin önemi artmıştır.

Salgın, küresel talepte hızlı bir artışa neden oldu, birçok ülke akut kıtlıklarla karşı karşıya kaldı ve salgına etkili bir şekilde yanıt veremedi. Bu ürünlerin kıtlığı başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm zaruri görevlerde çalışanların hayatlarını riske atmış ve aslında birçok önlenebilir ölüme yol açmıştır. Ayrıca bu durum salgının uzamasına sebebiyet verebilir. Mevcut küresel kriz ne kadar uzun sürerse, sosyo-ekonomik sarsıntı o kadar büyük olacaktır. Bu da salgını hızla kontrol altına almak için uluslararası işbirliği yapmayı zorunlu ve acil hale getirir.

Covid 19 için yeni tanılar, terapötikler ve aşılar geliştirildikçe, bunların küresel talebi karşılamak için yeterli miktarlarda ve uygun fiyatla nasıl hızlı bir şekilde sunulacağı konusunda önemli endişeler ortaya çıkmıştır.

Artan arz-talep açığını karşılamak için, birkaç ülke tıbbi ürünlerin yerli üretimini başlattı ve / veya Covid 19 hastalarının tedavisi için mevcut tıbbi ürünleri değiştiriyor. Üretimin küresel olarak hızlı bir şekilde artırılması, tıbbi ürünlere ihtiyaç duyan tüm ülkelerin ilgili ürünlere zamanında ulaşabilmesi için hayati bir ihtiyaçtır. Fakat fikri mülkiyet haklarının da uygun fiyatlı tıbbi ürünlerin hastalara zamanında ulaşmasını engellediğini veya engelleyebileceğini belirten çeşitli raporlar bulunmaktadır. Ayrıca bazı DTÖ üyelerinin ulusal patent kanunlarında zorunlu lisans uygulamasını kolaylaştırmakla ilgili acil değişiklikler yaptıkları da bildirilmiştir.

Patent korumasının yanısıra, diğer fikri mülkiyet hakları da engel oluşturabilir. Ayrıca, birçok ülke, özellikle gelişmekte olan ülkeler, TRIPS Anlaşması’nda bulunan esneklikleri kullanırken kurumsal ve yasal zorluklarla karşılaşabilir. Üretim kapasitesi yetersiz olan veya hiç olmayan ülkeler için Madde 31bis’in gereklilikleri ve dolayısıyla farmasötik ürünlerin ithalatı ve ihracatı özellikle zahmetli ve uzun süreçtir.

Sonuç olarak Covid 19’un küresel boyutta hızlı şekilde ele alınması ve acil çözümlerin eş zamanlı olarak yerine getirilebilmesi için teknolojinin ve uzmanlık bilgilerinin paylaşımı önem arz etmektedir.

Bu olağanüstü koşullarda Hindistan ve Güney Afrika temsilcileri olarak, Covid 19’un önlenmesi, sınırlandırılması veya tedavisi için TRIPS Konseyi’nin mümkün olan en kısa sürede Genel Konsey’e TRIPS Anlaşmasının II. Bölümünün 1, 4, 5 ve 7 numaralı bölümlerinin uygulanması ve icra edilmesinden feragat edilmesini tavsiye etmesini talep ediyoruz. Muafiyet, dünya çapında yaygın aşılama yapılıncaya ve dünya nüfusunun çoğunluğu bağışıklık geliştirene kadar devam etmelidir, Bu nedenle muafiyetlerin kabul edildiği tarihten itibaren [x] yıllık bir başlangıç ​​süresi öneriyoruz.

TRIPS Konseyi’nin, Genel Konsey’e ekteki karar metninin kabulünü acilen tavsiye etmesini talep ediyoruz.”

Alınması istenen kararlar:

  1. DTÖ üyelerine; Covid 19’un önlenmesi, sınırlandırılması veya tedavisi kapsamında TRIPS Anlaşmasının II. Kısmının 1, 4, 5 ve 7 numaralı bölümlerinden[3] veya bu bölümlerin etkili hale getirilmesiyle ilgili III. Kısmının[4] uygulanması ve icra edilmesinden (X) yıl süreyle muafiyet tanınmalıdır.
  2. Paragraf 1’deki muafiyet, TRIPS Anlaşmasının 14. maddesi kapsamında İcracıların, Fonogram Yapımcılarının ve Yayın Kuruluşlarının Korunması için geçerli olmayacaktır.
  3. Bu karar, TRIPS Anlaşmasının 66. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki az gelişmiş üye ülkelerin haklarına halel getirmez.
  4. Bu muafiyet, DTÖ Anlaşmasının IX. maddesinin 4. fıkrası hükümlerine uygun olarak, Genel Konsey tarafından verildikten sonra en geç bir yıl içinde ve sonrasında muafiyet sona erene kadar yıllık olarak gözden geçirilecektir.
  5. Üyeler bu kararda yer alan muafiyet hükümlerine uygun olarak alınan önlemlere, GATT 1994’ün XXIII. maddesinin 1 (b) ve 1 (c) alt paragrafları uyarınca veya DTÖ’nün Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması yoluyla itiraz edemezler.

Hindistan ve Güney Afrika öncülüğünde gündeme getirilen TRIPS muafiyeti talebi açık olarak TRIPS’in Fikri Haklar ve İlgili Haklar, Tasarımlar, Patentler, Açıklanmamış Bilgilerin Korunması başlıklı bölümlerinin ve/veya bunların hukuken icra edilmesinin Covid 19 salgını boyunca uygulanmaması içeriklidir.  

Bu bildirime karşı Avustralya, Kanada, Şili ve Meksika devletleri, bildirimi kaleme alan ülkeler ve destekçilerine bazı sorular yöneltmiştir.[5]

TRIPS Konseyi 15-16 Ekim 2020 tarihindeki toplantılarında ve devamında Kasım – Aralık 2020 aylarındaki gayriresmi toplantılarda TRIPS muafiyeti hususunu görüşmüş, ancak bir sonuca varılamamıştır.[6]

Konu Aralık 2020’de DTÖ Konseyinde de gündeme getirilmiş ve konu hakkında DTÖ üyeleri arasında henüz bir uzlaşma olmadığı için görüşmelerin devam ettiği belirtilmiştir.

Kanaatimizce Hindistan ve Güney Afrika tarafından gündeme getirilen muafiyet taleplerinin kabul edilmesi büyük sürpriz olacaktır, bununla birlikte fikri mülkiyetin korumasının kamu sağlığı nedeniyle esnetilmesi, tedaviye yaygın erişimin önünde fikri mülkiyetin bariyer teşkil etmesinin engellenmesi talepleri önemli tartışmalardır ve Türkiye tarafından da yakından izlenmelidir.

Gonca ADALI BAŞMAKCI

goncadali@yahoo.com

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Nisan 2021


[1] https://euipo.europa.eu/ohimportal/en/web/observatory/ip-enforcement-portal-news-page/-/asset_publisher/Pr33r7NW36eL/content/eu-customs-urgent-call-to-rights-holders-of-covid-19-related-products-to-file-customs-applications-for-action-afas-?inheritRedirect=false&redirect=https%3A%2F%2Feuipo.europa.eu%2Fohimportal%2Fen%2Fweb%2Fobservatory%2Fip-enforcement-portal-news-page%3Fp_p_id%3D101_INSTANCE_Pr33r7NW36eL%26p_p_lifecycle%3D0%26p_p_state%3Dnormal%26p_p_mode%3Dview%26p_p_col_id%3Dcolumn-1%26p_p_col_pos%3D2%26p_p_col_count%3D3

[2] https://www.europol.europa.eu/publications-documents/early-warning-notification-vaccine-related-crime-during-covid-19-pandemic

[3] TRIPS II. Kısım “Fikir Mülkiyeti Haklarının Kullanımı, Kapsamı ve Yararlanılmasına İlişkin Standartlar” başlıklıdır. 1, 4, 5 ve 7 numaralı bölümler sırasıyla Fikri Haklar ve İlgili Haklar, Tasarımlar, Patentler, Açıklanmamış Bilgilerin Korunması başlıklıdır.

[4] TRIPS III. Kısım “Fikri Mülkiyet Haklarının Uygulanması” başlıklıdır.

[5] https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/FE_Search/FE_S_S009-DP.aspx?language=E&CatalogueIdList=270209,270165,270173,270168,269875,269476,269346,269188,268935,268754&CurrentCatalogueIdIndex=8&FullTextHash=&HasEnglishRecord=True&HasFrenchRecord=True&HasSpanishRecord=True

[6] https://www.keionline.org/34811

FAYDALI MODELDE YENİLİK KRİTERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ – BÖLÜM II

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez.

Yazının bu ikinci ve son bölümünde faydalı modelde yenilik kriterine 6769 nolu SMK ile getirilen “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler”in yenilik değerlendirmesine dahil edilmemesine yönelik hüküm yorumlanacaktır. Bu yorum tamamen yazarın görüşlerini yansıtmakta olup TÜRKPATENT’in resmi görüşünü temsil etmemektedir. Yazının ilk bölümüne bu bağlantıdan erişilebilir.

3. Buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler

Yazının buraya kadar olan kısmında patentte de standart olarak uygulanan yenilik testinin kriterlerinden bahsedilmiştir. Şimdi bunun üzerine ne koymalıyız ki kanunda belirtilen “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” kriterini değerlendirmeye almış olalım?

Bu hükümle, EPO’nun patentteki katı yenilik yaklaşımından farklı olarak, faydalı modeller için Kanunda genişletilmiş bir yenilik kavramının benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu hükmün “küçük buluş basamağı” olarak yorumlanmasının doğru olmayacağı inancındayız. Zira dünyadaki “küçük buluş basamağı” örneklerine baktığımızda değerlendirmenin standart buluş basamağı kriterlerinde kullanılan enstrümanlarla yapılıp son aşamada kriterin seviyesinin düşük tutulduğu görülmektedir. Örneğin Çin’deki faydalı model sisteminde patentler için buluş basamağında buluşun “dikkate değer bir ilerleme” sağlaması gerekirken, faydalı modeller için sadece “ilerleme” sağlaması yeterli görülmüştür.[1] Ayrıca Çin ve Avustralya faydalı model sistemlerinde mevzuatta yenilik ve buluş basamağı kriterleri ayrı ayrı tanımlanmıştır. Oysaki mevzuatımızda faydalı model için yalnızca yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik kriteri bulunmakta ve buluş basamağı kriterinden bahsedilmemektedir. Bu nedenle mevzuatımızda -sınırları belirsiz olsa da- genişletilmiş bir yenilik kavramının benimsendiği görülmektedir.

Kanaatimizce söz konusu hükmün yazılış biçiminden kaynaklı belirsizlikler yüzünden buluş basamağında olduğu gibi problem-çözüm yaklaşımına benzer sistematik ve adım adım ilerleyen bir yaklaşım geliştirmek zor olacaktır. Bu nedenle yazar ABD’de Graham Faktörleri[2] (ikincil değerlendirmeler – secondary considerations) olarak geçen ve aşikârlık ile ilgili değerlendirmeye yönelik geliştirilen case-by-case değerlendirmeye benzer bir sistemin faydalı model sistemimiz için daha uygun olacağı görüşündedir. Buna göre adına “yenilik faktörleri” diyebileceğimiz (non-exhaustive) bir liste oluşturularak buluş konusu istemle tekniğin bilinen durumundaki doküman arasındaki farkın buluş konusuna katkı sağlayıp sağlamadığı irdelenebilir. Bu yapılırken “buluş konusuna katkı”nın tespit edilmesi gerektiği için normalde yenilik değerlendirmesinde kullanılmayan ancak buluş basamağına özgü olan bazı enstrümanlar da değerlendirmeye alınabilir. Ancak elbette ki, teknikteki uzman kişinin buluşa ulaşıp ulaşmayacağı ya da problem-çözüm yaklaşımı gibi değerlendirmelerden kaçınmak gerekir. Zira burada yapılmak istenen küçük de olsa bir buluş basamağı kriteri değerlendirmek değil, “küçük farklılıklar”ın buluş konusuna katkı sağlayıp sağlamadığını tespit etmek olmalıdır.

Yapılan araştırmalar sonucunda “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” kriterinin kullanıldığı bir başka ofise rastlanamamıştır. Bu sebeple doğrudan karşılaştırma yapabileceğimiz bir ülke tespit edilememiştir. Bu nedenle yazar daha henüz buluş basamağının icat edilmediği ve yalnızca yenilik kriterinin bulunduğu dönemlere giderek, “küçük farklılıklar”ın o dönemde nasıl değerlendirildiğine dair örnekler tespit etmeye çalışmıştır.

Yazarın tamamen kendi izlenimlerinden yola çıkarak farklı ülkelerde patentlenebilirlik kriterlerinin aşılma zorluk seviyelerini karşılaştıran aşağıdaki gibi bir grafik ortaya konulmuştur:


Şekil 5: Farklı ülkelerde patentlenebilirlik kriterlerinin aşılma zorluk seviyeleri

Türkiye’nin yerinin grafik üzerinde nereye düştüğünü tahmin etmeye çalışalım. Ama önce hiç bitmeyen bir tartışmayı tekrar gündeme getirelim:

3.1. Teknik olmayan unsurların yenilikte değerlendirilmesi

İstemin bilinen teknikten tek farkını teknik olmayan unsurlar oluşturuyorsa, istem yeni midir?

Kanun maddesinde “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” yerine “buluş konusuna teknik katkı sağlamayan özellikler” ifadesi kullanılsa belki daha az kafa karıştırıcı olabileceği kanaatindeyiz. Bu sayede teknik olmayan özelliklerin de göz ardı edilebileceği rahatlıkla anlaşılmış olurdu. Bu haliyle ilgili hüküm yalnızca teknik özelliklerin değerlendirilmesi ile ilgilidir ve teknik olmayan özelliklerin buluşa yenilik katıp katmayacağı belirsizdir.

Patentte –bilgisayar tabanlı buluşların değerlendirmesinde- bir istemin yenilik değerlendirmesi yapılırken bir özellik teknik olsun ya da olmasın eğer tekniğin bilinen durumundaki dokümanla karşılaştırıldığında o dokümanda bulunmuyorsa istem yeni kabul edilmektedir. Bir başka deyişle, patent başvurusuna konu istemde yeni olan tek unsur teknik olmayan bir unsur ise, bu unsur yeniliği sağlamaktadır. Peki, faydalı modelde de teknik olmayan özellikler yenilik sağlamalı mıdır? Bir an için teknik olmayan özelliklerin yenilik sağladığını kabul edelim. Bu durumda söz konusu özelliklerin buluş konusuna katkı sağlayıp sağlamadığına bakmaksızın istemi yeni kabul etmemiz gerekecektir. Zira Kanundaki hüküm açık bir şekilde “teknik özellikler”e yönelik yazılmıştır, teknik olmayan özellikler için böyle bir kıstas getirilmemiştir.

Yazarın görüşü teknik olmayan unsurların faydalı modelde yeni olarak kabul edilmemesi gerektiği yönündedir. Bu, sanılanın aksine patentte yapılan uygulamayla da çelişmeyecektir. Zira patentte teknik olmayan unsurların yenilik olarak kabul edildiği buluş konuları bilgisayar tabanlı buluşlarla sınırlıdır. Diğer alanlarda teknik olmayan özellikler yenilik değerlendirmesine alınmamaktadır. Durumu çok yeni bir EPO kararı üzerinden açıklayalım:

T 0552/14 (Queue message/TICKETMASTER) nolu ve 12.01.2021 tarihli karara konu başvuruyu uzman yeni olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Bunu yaparken başvuru bilgisayar-tabanlı buluşlar kategorisinde olmasına rağmen teknik olmayan özellikleri göz ardı ederek yeniliğin olmadığına karar vermiştir. Normalde bilgisayar-tabanlı buluşlarda teknik olmayan yeni özelliklerin yenilik oluşturduğu kabul edilir ve COMVIK yaklaşımı ile başvurunun buluş basamağı içerip içermediği değerlendirilirdi. Uzman başvuruyu yenilikten reddetmesine gerekçe olarak da G 2/88 (Friction reducing additive), T 172/03 (Order management/RICOH), ve T 154/04 (Estimating sales activity/DUNS LICENSING ASSOCIATES) kararlarını dayanak göstermiştir. Ancak bahsi geçen kararlar ya bilgisayar tabanlı buluşlarla ilgili değildir ya da bunlarda yenilik değerlendirmesi zaten yapılmamıştır. T 0552/14’de Kurul teknik yenilik değerlendirmesi konusunun karmaşık olduğunu ifade etmiş ve alınacak bir kararın diğer başka kanun maddelerinin yorumlanmasını da etkileyeceği için bu konuda bir karara varmaktan kaçınmıştır. Sonuç olarak kararda yeniliği irdelemeksizin buluşu yine buluş basamağı olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.[3]

T 172/03 nolu kararda ise “teknik olmayan unsurlar”ın tekniğin bilinen durumuna dahil olmadıkları ifade edilmiştir ancak T 2101/12 (Authentication binding document with signature/VASCO) nolu kararda bunun doğru olmadığı, tekniğin bilinen durumunun her şeyi kapsayabileceği ifade edilmiştir.

Kanaatimizce EPO’nun teknik yeniliğin kapsamını irdelemesi, teknik olmayan unsurların yenilik oluşturup oluşturmayacağını net bir şekilde ortaya koyması yakın zamanda zor gözüküyor. Zira yazar bu konuda EPO’yu zorlayıcı bir temyiz davası açılmasını pek olası görmemektedir çünkü bunun için başvuru sahibinin yenilikten reddedilen başvurusu için oldukça mali külfete sahip itiraz, temyiz prosedürlerini gerçekleştirmesi gerekir ki, eğer ilk değerlendirmede bariz bir hata yapılmadıysa genellikle Kurul başvurunun yeni olduğunu kabul etse bile buluş basamağına kolaylıkla saldırabileceği için yeni olmadığı gerekçesiyle reddedilen bir başvurunun sonradan buluş basamağını da sağlaması pek olası değildir. Bu nedenledir ki başvuru sahipleri olumlu sonuçlanması çok zor gözüken bu tür durumdaki başvurularını temyize götürmeyi tercih etmemektedir.

Kanaatimiz (EPO’nun T 154/04 kararına dayanarak) bilgisayar-tabanlı buluşlar haricindeki başvurularda teknik olmayan unsurların isteme yenilik niteliği kazandırmayacağı yönündedir. Zira bir buluşun teknik karakteri olduğunu göstermek için buluşun yeni olması gerekli olmasa da, yenilik ve buluş basamağı yalnızca buluşun teknik özellikleri temelinde oluşturulabileceği için bunun tersi doğru değildir.[4] Zira bir istemin yeni olabilmesi için en az bir esas teknik unsurunun tekniğin bilinen durumundan farklı olması gerekmektedir.[5] Ayrıca buluşun teknik karakterine katkı sağlamayan ve teknik unsurlarıyla etkileşimi olmayan ve teknik probleme çözüm sağlamayan unsurlar buluş basamağında değerlendirilmediği gibi yenilik değerlendirmesine de alınmamalıdır.[6] Ayrıca, istemle tekniğin bilinen durumu arasındaki tek fark sadece zihinsel aktivite farkı ise, örneğin bu fark sadece bir bilgiye dayalıysa ve teknik bir özelliği içermiyorsa, istemin yeni olduğu ileri sürülemez.[7]


Şekil 6: Renkli tuşlu piyano

Şimdi iki örnekle bu görüşleri inceleyelim: Buluş farklı renklerden tuşlara sahip bir piyano olsun. Bu tür bir başvuru bulundurduğu teknik unsurlar nedeniyle SMK m.82(2)(ç)’deki salt estetik niteliği bulunan mahsuller kapsamına girmeyeceği için araştırma yapmak gerekecektir.[8] Tekniğin bilinen durumunda da sıradan piyano olsun. Başvuru sahibi buluşu sayesinde notaların daha kolay öğrenildiğini ileri sürmüş olsun. Ancak kolay öğrenmeyi sağlayan bu avantaj bilginin sunumu biçiminde ve teknik olmayan bir etkiyi temsil etmektedir.[9] Bu nedenle kanaatimizce bu tür teknik olmayan bir fark faydalı model belgesi almak için yeterli değildir.

Bir başka örnek daha verelim. EP2008937 nolu başvuru karton bir pastil kutusuyla ilgilidir. Buluşun tekniğin bilinen durumundan tek farkı kutunun içinde pastil bulunması ve kutunun kolay açılmasını sağlayan kulak (18) unsurunun şeklidir.


Şekil 7: Karton pastil kutusu

Başvuru sahibi bu unsurun şeklini ürettiği pastilin şeklinde yapmıştır.[10] Bu farklılığın yarattığı teknik etki olarak da görme engelli kişilerin bu kulağa dokunarak kutunun içeriğinin ne olduğunu kolayca anlayabilmesini göstermiştir. Ancak Kurul bu iddianın kendisinin zaten kulağın yarattığı etkinin kutunun içeriğini tespit etmek olduğunu kabul ettiğini, kutunun içeriğinin ise sadece bilginin sunumuna dair teknik olmayan bir etkisi olduğunu ifade etmiştir.[11] Ayrıca kutunun pastil ya da bir başka unsurla doldurulmuş olmasının bir önemi yoktur, zira tekniğin bilinen durumundaki dokümanda pastilden bahsetmemiş olsa da teknikte bulunan kutu da pastil koymaya uygundur. (Bkz. Bölüm 2.6) Kurul, söz konusu başvuruyu buluş basamağı bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Kanaatimizce, bu tür bir faydalı model başvurusunda teknik olmayan böyle bir unsur, isteme yenilik kazandıramayacaktır.

Hemen aklınıza doğal olarak “peki bilgisayar tabanlı buluşa konu bir faydalı model başvurusunda nasıl değerlendirme yapacağız?” sorusu gelebilir. Yazar, teknik olmayan unsurların ağırlıklı olarak bulunduğu bilgisayar tabanlı buluşların birer sistem istemi haline getirilerek faydalı model koruması sağlamasını doğru bulmamaktadır. Zira bu, iş metotlarının dolaylı olarak korunmasına neden olacaktır, ancak bu, ayrı bir yazının konusu olacak kadar derin bir konudur. O yüzden şimdilik sadece bir örnek verelim: Aşağıdaki istem gerçek bir patent başvurusundan alınmıştır, ancak burada hayali bir senaryo üzerinden değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

İstem 1:

“‐ Müteahhit, ürün taşeronu ve bireysel kullanıcılardan oluşan talep kullanıcılarının talep ettiği ürünleri ve veya hizmetleri kendisine özel kategorize ederek işaretleme yaparak talepte bulunduğu, ilgili taleplere gelen teklifleri satıcı profilleri ile birlikte değerlendirme öncesi gözlemledikleri bir talep oluşturma modülü,

‐ Ürün taşeronu, hizmet taşeronu, tedarikçi kullanıcılarından oluşan arz kullanıcılarının, talep kullanıcıları tarafından yayınlanan talepleri gözlemledikleri ve diledikleri talepleri yanıtladıkları bir teklif veren modülü,

‐ Kullanıcıların sisteme girişi aşamasında profillerini oluşturarak kaydını sağlayan, iletilen talepleri ve teklifleri denetleyerek onaylayan, talep oluşturma modülü ve teklif verme modülü üzerinden özel ve resmi ihalelerin bilgilendirmesini, özel talep olması durumunda ihalelerin yaklaşık maliyetini hesaplayarak sonucu talep kullanıcılarına ileten sağlayan bir yönetim kontrol modülü,

içermesiyle karakterize edilen inşaat sektöründe arz talep karşılama portalı.” Yukarıdaki istemde teknik olarak kabul edilebilecek tek unsur portaldır. Talep oluşturma modülü, teklif veren modülü, yönetim kontrol modülü olarak adlandırılan unsurların hangi teknik enstrümanlarla söz konusu işleri yaptığı belirsizdir.Uzman istemde portal unsuru bulunması sebebiyle araştırma yapmış ve genelgeçer bir doküman ile buluş basamağına saldırmıştır. Başvuru sahibinin olumsuz araştırma raporundan sonra patentten faydalı modele dönüşüm talebi yaptığını farz edelim.[12] Uzman, faydalı model için araştırmasını yalnızca yenilik kriteri üzerinden yapabilecektir. Teknik olmayan unsurların faydalı modelde yenilik sağladığını kabul edersek, uzman, istemde bahsi geçen modülleri bulamadığı için istemi yeni kabul etmek zorunda kalacak ve faydalı modele belge verecektir. Kanaatimizce iş metotlarının dolaylı yollardan korunmasına olanak verecek olan bilgisayar tabanlı buluşların birer sistem istemi haline getirilerek faydalı model koruması sağlanması bu nedenle doğru bulunmamaktadır.


3.2. Buluş konusunun tespiti

“Buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” ifadesindeki “buluş konusu”ndan kastedilen nedir? Bir başvurunun buluş konusu nasıl tespit edilir?

Örneğin buluş A ve B şeklinde iki farklı ana unsurun sinerjik bileşiminden oluşmuş olsun. Burada buluş konusu A mı yoksa B ile mi ilgilidir? Bunlara ek olarak bir de “c” özelliği olsun. Bu “c” özelliği B ile ilgili bir özellik. Bu durumda istem şuna benziyor olacak: A + “B+c”.  Tekniğin bilinen durumunda A+B varsa ve buluş konusunu A kabul edersek “c” belki de buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellik olacaktır. Buluş konusunu B kabul edersek bu durumda “c” bir anda buluşa katkı sağlayan bir özellik olacaktır. Buluş konusunu A+B bir bütün olarak kabul edersek “c” zaten buluş konusuna katkı sağlayan bir unsur olmaktadır. Buluş konusunun tespiti, aynı zamanda buluş bütünlüğü kavramıyla da ilintilidir. Kanaatimizce buluş konusunun tespiti her başvuru özelinde değerlendirilmelidir.

Kanunumuzda “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler”in yeniliğe dahil edilmemesinin sebebi başvuru sahibinin buluşa alakasız bir unsur ekleyerek tekniğin bilinen durumundan farklılaşmasının önüne geçmek için midir? Bir örnek üzerinden düşünelim:

İstem 1: bir tost makinesi kilit mekanizması

İstem 2: istem 1’e göre kilit mekanizmasının düzgün kapatılmadığı durumda uyarı sesi veren bir hoparlör

İstem 3: istem 1’e göre tost makinesinde USB port

İstem 4: istem 1’e göre tost makinesi kilit mekanizmasının iki adet olması

Buluş konusu bir “tost makinesi kilit mekanizması” ile ilgili olsun. Ana istemde bu kilit mekanizmasının detayları bulunsun. Bağlı istem 2’de söz konusu kilit mekanizmasının düzgün kapatılmadığı durumda uyarı sesi veren bir hoparlör içerdiğini varsayalım. Bu durumda kilit mekanizması ile hoparlör arasında teknik bir etkileşim söz konusudur ve hoparlör buluş konusuna teknik bir katkı sağlamaktadır. Böyle bir yapılanma teknikte bulunmuyorsa söz konusu istem yeni olacaktır.

İstem 3’te ise tost makinesinde USB port bulunmasından bahsediyor olsun. Eğer istem 1’deki kilit mekanizması yeni ise bağlı istem 3 de yeni olacaktır. Ancak araştırmayı yapan uzman buluş konusu kilit mekanizmasına sahip bir tost makinesi bularak istem 1’in yeni olmadığını gösterirse, istem 3’teki USB port özelliği a posteriori olarak buluş bütünlüğü sağlamayacaktır. Öyleyse uzman burada buluş bütünlüğü itirazında mı bulunmalı yoksa söz konusu USB portunu buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellik olarak mı değerlendirmelidir?

Böyle bir durumda kanaatimizce; uzman, eğer başvuru bölündüğü zaman söz konusu özelliğin ayrı bir buluş konusu olabilecek niteliğe sahip olduğunu düşünüyorsa başvuruyu böldürebilir. Ancak söz konusu özellik ayrı bir buluş konusu olmayacak nitelikte bir özellik ise ve tarifnamede de farkın yarattığı teknik katkıya dair sessiz kalınmışsa uzman bu unsurun buluş bütünlüğünü sağlamadığını ve aynı zamanda buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellik olarak değerlendirildiğini belirtebilir. Böyle bir durumda buluşu böldürmeye gerek yoktur.

İstem 4’te ise tost makinesinde yan yana iki adet kilit mekanizması bulunduğu belirtilsin. Ancak başvuru sahibi bunun buluşa yönelik teknik katkısıyla ilgili tarifnamede herhangi bir açıklamada bulunmamış olsun. Bu durumda uzman, bu farklılığı buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellik olarak değerlendirilebilir. Tarifnamede farkın yarattığı teknik katkının belirtilmemiş olması uzman için söz konusu farka karşı kullanabileceği güçlü bir argüman sunar.[13] Bu nedenle başvuru sahiplerinin özellikle buluşlarının esas özelliği olduğuna inandıkları unsurlarını ve hangi problemin ne şekilde çözüldüğünü başvuru yaparken hazırladıkları tarifnamede detaylı ve net olarak açıklamaları çok önemlidir. Tarifnamede sadece unsurun tekniğin bilinen durumundaki dezavantajları ortadan kaldırdığı için bu şekilde seçildiğinin ifade edilmiş olması yeterli bir gerekçe değildir. Bu dezavantajlar nedir ve bunlar nasıl ortadan kaldırılmıştır, bunlar tarifnamede herhangi bir kafa karışıklığı yaratmayacak şekilde net olarak açıklanmış olmalıdır.[14]

Bir ABD Mahkeme kararında istemin konusuyla ve işleviyle ilgili olmayan bir özellik yeniliğin varlığını göstermede yeterli görülmemiştir.[15] Yine başka bazı kararlarda küçük veya bariz bazı farklılıkların yeniliğin varlığını göstermede yeterli olmadığı ifade edilmiştir.[16] Bir diğer mahkeme kararında buluşla teknikte bulunan dokümanın genel hatlarıyla aynı olması ve farklılıkların yalnızca teknikte uzman kişinin bildiği küçük hususlarda ortaya çıkması durumunda yenilikten bahsedilemeyeceğine karar verilmiştir.[17] 


4. “Buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler”in tespiti için önerilen değerlendirme yöntemi

Buluş konusu istemle tekniğin bilinen durumundaki doküman arasında yapılan karşılaştırma sonucu bulunmayan özellik/unsur tespit edilir. Bu farklılığın buluş konusuna sağladığı katkı irdelenirken kesin yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Aşağıda sıklıkla karşılaşılan bazı farklılıklar listelenmiştir. Sonraki bölümde bu durumlara yönelik örnekler/açıklamalar da sunulmuştur. İstemle tekniğin bilinen durumundaki doküman arasında yalnızca bu tür farklılıkların olduğu durumlarda uzman tarifnamede bu farklılığın gerekçesine yönelik bir açıklama yapılıp yapılmadığına bakar. Eğer tarifnamede ikna edici bir açıklama varsa yenilik kabul edilir ancak açıklama yoksa ya da yeterli değilse olumsuz rapor hazırlanır:

  1. Fiziksel bir unsurun boyutunun, oranının, ağırlığının, uzunluğunun, renginin vb. değiştirilmesi, bir unsurun güçlendirilmesi (Change of proportions, degree, color or size)
  2. Unsurun farklı sayıda (adette) bulunması
  3. Malzemenin değiştirilmesi (Substitution of materials)
  4. Aradaki farkın unsurun iyi bilinen bir özelliği olması
  5. Aradaki farkın aslında buluşa dezavantaj getiren işlevsiz bir modifikasyon ya da rastgele bir seçim olması (Predictable disadvantage; non-functional modification; arbitrary choice)
  6. Buluşa ait esas olmayan unsurlarda değişiklik olması (Alteration of unessential parts)
  7. Unsurun farklı bir şekle sahip olması (Change of shape or form)
  8. Özel-genel yaklaşımı (Generic vs. specific)
  9. Aralık belirten istemler (Selection invention)
  10. Unsurun iyi bilinen bir eşdeğerinin kullanılması (Substitution of well-known equivalents)
  11. Bilinen ilgisiz unsurların basitçe bir araya getirilmesi (Mere aggregation of old elements, juxtaposition)
  12. Aradaki farkın teknik olmayan unsurları kapsaması

Yazar yukarıdaki listedeki bazı durumların normal koşullarda buluş basamağı değerlendirmesinde ele alındığının farkındadır ancak teknik katkının değerlendirmesinin yalnızca yenilik kapsamında yapılabilmesi mümkün değildir. Bunun için buluş basamağındaki bazı enstrümanların değerlendirmeye alınması gerekecektir. Ancak elbette ki bu yapılırken problem çözüm yaklaşımına girilmesi ya da teknikte uzman kişinin buluşa aşikâr bir biçimde ulaşıp ulaşmayacağının tespit edilmesi doğru değildir. Bu liste Kanun gerekçesinde belirtilen “küçük farklılıklar”ın tespiti için kullanılabilir.

Teknikle istem arasında birden fazla “küçük farklılık” olması da söz konusu olabilir. Bu durumda bu farklılıkların birbiriyle etkileşim halinde olarak buluş konusuna bir etkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sırf teknikten çok sayıda “küçük farklılık” içeriyor diye buluş yeni kabul edilmemelidir.

Olumsuz araştırma raporunun ardından başvuru sahibi farklılığın buluşa ne gibi bir teknik katkı sağladığını açıklayarak itiraz edebilir. Ancak burada yapılan açıklamalar tarifname kapsamını aşan nitelikteyse ve uzman tarifnameden bu argümanları destekleyici bir husus bulamıyorsa itiraz kabul edilmeyecektir.[18]

Bu yöntem sayesinde uzman sadece tekniğin bilinen durumundan farklılaşmak amacıyla eklenmiş/değiştirilmiş bir unsur sayesinde başvuruya belge verilmesine engel olacağı gibi, tersi durumda da başvuru sahibine bunun aksini ispat etmek için bir şans verilecektir. Bu sayede örneğin başvuru sahibi araştırma raporuna itirazında sunacağı gerekçeleriyle uzmanı ikna ederek belge alabilecek ve ileride bu faydalı model belgesine yönelik bir hükümsüzlük davası söz konusu olursa, başvuru sahibinin uzmanla yaptığı bu yazışma da Mahkemedeki değerlendirmede büyük fayda sağlayacaktır.

Böyle durumlarda ispat yükünün başvuru sahibine yüklenmesinin örneklerine EPO’da da rastlanmaktadır. Örneğin buluş konusu istem ile tekniğin bilinen durumu yalnızca bir parametre ile farklılık gösteriyorsa EPO öncelikle yenilik olmadığına dair itirazda bulunmakta ve başvuru sahibinden aksini ispat etmesini beklemektedir.[19] Yine ABD’de de buluş konusu istem ile önceki teknik arasındaki tek fark, farklı bir sayısal aralık ya da adet ise başvuru sahibinden bu aralığın/sayının neden seçildiğinin açıklanması istenir. İspat yükünün burada başvuru sahibine bırakılmasındaki temel amaç bilinen bir teknolojinin sınırlarında dolanarak istemlerini önceki teknikteki boşlukları doldurarak oluşturmalarının önüne geçmektir. Başvuru sahibi, seçilen belirli aralığın buluşun başarısı için “kritik” olduğunu göstermelidir.[20]

Başka ofislerdeki uygulamalar değerlendirilirken onların mevzuatının bağlamından ve ortaya konuluş amacından izole bir biçimde hareket edilirse hatalı değerlendirmeler yapmak kaçınılmaz olabilir. Örneğin EPO’da bir unsurun iyi bilinen bir eşdeğerinin kullanılması yenilik sağlamak için yeterlidir. Biz de EPO üyesi bir ülke olduğumuza göre aynısını biz de uygulayalım yaklaşımı burada doğru olmayacaktır. Zira öncelikle EPO’da faydalı model sistemi mevcut değildir ve EPO’nun patentte uyguladığı katı yenilik yaklaşımının altında yatan temel neden EPC m.54(3)’te tanımlanan “E doküman” türündeki dokümanların nasıl ele alınacağına dayanmaktadır.[21] Hem çifte patent korumasının (double patenting) önüne geçmek hem de başvuru sahibinin önceki başvurusunun yeni başvurusunu haksız yere öldürmesini engellemek için geliştirilmiş bu hüküm bizim faydalı modellerde geliştirmek istediğimiz yenilik kriterinin amacıyla örtüşmemektedir. Kaldı ki Paris Sözleşmesine göre ülkelere faydalı model koruması için belli temel kurallar dışında bir kısıtlama getirilmemiş ve geniş serbestlik tanınmıştır. Bu bakımdan bizim faydalı model mevzuatımızın EPO’nun patent uygulamalarına paralel olması gerekmez. Hatta faydalı modeldeki uygulamamızı patentteki kendi uygulamamıza benzetmeye çalışmak da kanaatimizce doğru değildir, zira yenilik kriteri farklı hükümlere dayanmaktadır.

Örnek:

Şimdi hayali bir örnekle uygulamanın işleyişini canlandırmaya çalışalım. Aşağıda bir çalışma masasıyla ilgili buluşa ait istemlerin faydalı model yenilik kriteri değerlendirmesini yapalım. Bu örnek özelinde yalnızca sistemin işleyişi gösterilmek istendiğinden –karışıklık yaratmamak adına- başvurunun buluş bütünlüğü kriterini sağladığı varsayılacaktır.

  1. Bir çalışma masası olup, özelliği, bir üst parça ve bu üst parçaya bağlanmış ve ona destek sağlayan en az üç ayak içermesidir.

Tekniğin bilinen durumundaki dokümanın ise dört ayaklı bir yemek masası olduğunu varsayalım. Söz konusu yemek masası istem 1’in yeniliğini ortadan kaldıracak mıdır?

Teknikteki yemek masası bir üst parça ve bu üst parçaya bağlanmış ve ona destek sağlayan en az üç ayak (dört ayak) içermektedir. İstemde “en az” ifadesi geçmeseydi de yemek masasının yine de “üç ayak” içerdiğini öne sürebilirdik. Zira dört ayaklı bir yemek masasının üç ayağı ve buna ek olarak fazladan bir ayağı daha vardır. Yenilik karşılaştırması yapılırken istemdeki özelliklerin dokümanda olup olmadığına bakılmakta, dokümanda ekstra özelliklerin bulunması ya da daha karmaşık özelliklere de sahip olması önem arz etmemektedir.

İstem ile doküman arasındaki bir diğer fark istemin çalışma masası, dokümanın ise bir yemek masası olmasıdır. Ancak Bölüm 2.6’da belirtildiği üzere söz konusu yemek masası aynı zamanda bir çalışma masası olarak da kullanılabileceği için yenilik incelemesinde bu fark dikkate alınmayacaktır. Sonuç olarak bahsi geçen yemek masası standart yenilik testi uygulandığında istem 1’in yeniliğini ortadan kaldırmaktadır. Peki faydalı model mevzuatımızdaki yeni hükme dayanarak başvuru sahibi böyle bir durumda üç ayak kullanılmasının tarifnamede belirtildiği üzere masanın sallanma probleminin önüne geçerek buluşa teknik katkı sağladığını ileri sürebilir mi? Ancak bu durumda istemini “en az üç ayak” olarak değil “üç ayak” olarak düzenlemeliydi. Böyle bir durum olsaydı bile uzman masanın sallanma probleminin üç ayaklı yapılanmalarla çözülmesini teknikte yaygın genel bir bilgi (common general knowledge) olarak değerlendirirerek istemin yeni olmadığı konusundaki görüşünü sürdürebilirdi.[22]

Bu tür değerlendirmelerde genellikle iki karşıt görüş ortaya çıkar. İlki “buna da belge verilir mi” diyen gruptur. Buna cevaben eğer tekniğin bilinen durumunda bir örneği bulunamamışsa ve benzerlerinden farklı bir teknik etkiye de sahipse neden olmasın diyebiliriz. İkinci grup ise “elbette belge vereceğiz, buluş basamağı değerlendirmesine giremeyiz” diyen gruptur. Buna da cevaben yapılan işlemin problem çözüm yaklaşımı gibi gerçek bir buluş basamağı değerlendirmesi olmadığı, buluşun çözdüğü problemin dikkate alınmasının nedeninin mevzuatta bahsi geçen “katkı”nın tespiti için gerekli olduğu söylenebilir.

Masa istemine bağlı diğer istemleri inceleyelim:

  1. İstem 1’e göre bir çalışma masası olup özelliği bahsedilen üst parçaya bağlanmış ayakların 73,5 cm uzunluğunda olmasıdır.

İstemde bahsedilen ebatla ilgili detayların tekniğin bilinen durumunda bire bir karşılıklarını bulmak büyük ihtimalle mümkün olmayacaktır. Ancak söz konusu spesifik ebatın buluş konusuna katkı sağlamayan bir özellik olduğu ileri sürülebilir. Çok istisnai durumlarda, örneğin buluşun başka şekilde çalışmasının mümkün olmadığı ya da en iyi o boyutta çalışacağının ispatı söz konusu ise ebat farklılıkları bir anlam ifade edebilecektir. Aksi takdirde istem 2’deki türde bir yapılanma yeni kabul edilmeyecektir.

  1. İstem 1’e göre bir çalışma masası olup özelliği, bahsedilen üst parçanın üzerinde transparan malzemeden yapılmış bir katman bulunmasıdır
  2. Yukarıdaki istemlerden herhangi birine göre bir çalışma masası olup özelliği, bahsedilen ayakların yere değen uçlarında dayanıklı malzemeden mamul bir tabaka bulunmasıdır.
  3. İstem 4’e göre bir çalışma masası olup özelliği, bahsedilen ayakların yere değen uçlarında bulunan dayanıklı malzemenin alüminyum olmasıdır.

Söz konusu istemlere karşı elimizde üzeri cam tabaka ile kaplı ve ayaklarının ucunda da bakır tabakaların olduğu bir masa olduğunu varsayalım. Bu durumda cam tabaka “transparan malzemeden yapılmış bir katman” yerine geçeceği ve ayakların ucundaki bakır tabakalar da “dayanıklı malzeme” olacağı için istem 3 ve 4’ün yeniliğinden söz edilemeyecektir.

İstem 5’te ise dayanıklı malzemenin alüminyum olması söz konusudur ve teknikte bilinen masada ise bakır tabaka alüminyumu karşılamamaktadır. Bu durumda istem 5 standart bir yenilik testinde söz konusu dokümana göre yeni olacaktır. Peki faydalı model mevzuatımıza göre yeni kabul edebilir miyiz? Bakır yerine alüminyumun kullanılmış olması buluş konusuna katkı sağlamayan bir teknik özellik midir? İstem 5 ve bağlı olduğu istem 4’te ayakların yere değen uçlarına dayanıklı malzeme eklendiği belirtilmiştir. Anlaşılan buradaki amaç ayak uçlarının yıpranmasının önüne geçilmesidir. Aynı amaç bakır malzeme kullanılarak da gerçekleştirilebileceğine göre uzman bu farklılığın buluş konusuna katkı sağlamayan bir teknik özellik olduğunu ileri sürebilir. Peki başvuru sahibi alüminyumun daha ucuz ya da hafif olması nedeniyle teknik katkı sağladığını ileri sürerse ne yapılmalı? Bu durumda bu özelliklerin alüminyumun iyi bilinen karakteristik özellikleri olması sebebiyle yaygın genel bilgi (common general knowledge) olarak değerlendirilmesi mümkündür.[23]


Şekil 8: Masa lambalı çalışma masası

6. Yukarıdaki istemlerden herhangi birine göre bir çalışma masası olup özelliği, bahsedilen üst parçanın bahsedilen ayaklara bağlantısını sağlayan vidalar içermesidir.

7. Yukarıdaki istemlerden herhangi birine göre bir çalışma masası olup özelliği, bahsedilen üst parçanın doğal görünümlü ağaç kütüğü şeklinde olmasıdır.

8. Yukarıdaki istemlerden herhangi birine göre bir çalışma masası olup özelliği, üzerine konumlandırılan ahşap görünümlü bir masa lambası içermesidir.

Teknikte bulunan dokümanda masanın üst parçasının ayaklarla bağlantısı cıvata ve somunlarla sağlanmış olsun. İstem 6’da vidalarla gerçekleştirilen bu işlem tekniğin bilinen durumundan yalnızca iyi bilinen bir eşdeğer unsurla ayrıldığı için buluş konusuna katkı sağlamayan teknik unsur olarak kabul edilecektir.

İstem 7’de masanın üst parçasının görsel şekli teknik yönü bulunmayan bir tasarım olarak değerlendirilerek yeni olmadığı ifade edilecektir.

İstem 8’de masanın üzerinde bir masa lambası bulunması teknik olarak birbiriyle etkileşim halinde olmayan ve bilinen iki unsurun bir araya (yan yana) getirilmesi (juxtaposition/collocation) olarak değerlendirilir. Zira masa ve masa lambası ayrı ayrı çalışmaktadır ve birbirleriyle bir etkileşimi bulunmamaktadır. Lambanın masanın üzerine konumlandırılması ya da çalışma masasında çalışılması için gerekli ışığı sağlaması vb. argümanlar bu iki unsurun teknik etkileşim içine girdiğini ispatlamada yetersizdir.

Sonraki bölümde yukarıda sayılan 12 farklılığa yönelik örnekler ve açıklamalar sunulacaktır.

5. Örnekler ve Açıklamalar

Her bölüm için açıklama yapılırken farklılığın hem yenilik yarattığı hem de yenilik sağlamadığı örnekler gösterilmeye çalışılmıştır. Burada atıf yapılan ofisler ve kararları kavramları açıklamakta kullanılmıştır. Bazı örnekler buluş basamağı değerlendirmelerinden alınmıştır.

I. Fiziksel bir unsurun boyutunun, oranının, ağırlığının, uzunluğunun, renginin vb. değiştirilmesi, bir unsurun güçlendirilmesi (Change of proportions, degree, color or size)

Buluş basamağının henüz geliştirilmediği dönemden bir örnek verelim: Buluş, belirli bir şekle ve pürüzlü kenarlara sahip kaldırım taşları ile ilgilidir. Aynı şekle sahip, ancak kenarları daha az pürüzlü olan kaldırım taşları ise tekniğin bilinen durumunda bulunmaktadır. Önceki taşların kenarlarını daha pürüzlü hale getirmek, ABD Yüksek Mahkemesi tarafından yalnızca derece değişikliği (kademe sıklığındaki değişiklik) olarak kabul edilmiş ve patentlenebilir bulunmamıştır.[24]

Ancak, kademe sıklığındaki değişiklik farklı amaçlar ve unsurlar söz konusu olduğunda patentlenebilir de kabul edilebilir. Örneğin demir testeresi bıçağının bir kenarında, karşı kenardaki setten daha geniş bir diş seti yapmak patentlenebilir bulunmuştur.[25]

İstemde bir unsurun boyutunun spesifik olarak verilmiş olması (örneğin uzunluğu 156,5 cm, genişliği 132 cm olan…) durumunda bunun buluş konusuna katkı sağlamayan bir teknik özellik olması sebebiyle yenilik değerlendirmesine alınmadığı belirtilir. Eğer başvuru sahibi itirazında gerekçeleriyle ikna edici bir argüman sunarsa (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) farklılığın yenilik arz ettiği kabul edilir.

ABD’de Federal Mahkeme, önceki teknik ile istemler arasındaki tek farkın, cihazın göreli boyutları olduğunu tespit etmiştir. Ancak bu göreli boyutlara sahip bir cihazın önceki teknik cihazdan farklı bir şekilde çalışmayacağına bu nedenle de teknikte bir farklılaşma söz konusu olmadığına karar vermiştir.[26] Yine sadece biçim, oran veya derece değişikliğini içeren ve bu sayede yenilik sağlayan bir buluşun patentlenebilir bir buluş olarak kabul edilmez.[27]

Belli bir unsur için farklı renk kullanılması genelde buluşa farklılık katmamakla birlikte, nadir durumlarda belli bir rengin kullanımı teknik farklılık yaratabilmektedir.

Forklift türü bir araçla kaldırılabilecek “büyüklükte ve ağırlıkta” bir kereste paketine yönelik istemler, el ile kaldırılabilen önceki tekniğe ait kereste paketleri ile karşılaştırıldığında yalnızca paketin boyutuna ilişkin sınırlamalar içermesi sebebiyle tekniğin bilinen durumundan farklılaşamadığı sonucuna varılmıştır.[28]

“Yalnızca bir boyutun optimizasyonu veya öğelerin yalnızca yeniden düzenlenmesi gibi bariz değişiklikler”in[29] (modifikasyonlar) patentler için “E” doümanlarla istemi karşılaştırırken yapılan yenilik değerlendirmesinde “daha geniş yenilik” (broader novelty) kavramı kapsamında yeni kabul edilmemesi önerilmiştir.[30]


II. Unsurun farklı sayıda (adette) bulunması

Bazen istemle teknikte bulunan dokümandaki bir unsurun adedinde farklılık olabilmektedir. Bir unsurun farklı adette bulunması genellikle buluşa anlamlı bir katkı sağlamamakla birlikte bazı durumlarda önemli olabilmektedir. Bu nedenle sırf adet farkı bulunan durumlarda aradaki farkın buluşa katkı sağlamayan teknik özellik olarak nitelendirilmesi ve başvuru sahibinin (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) ikna edici bir argüman sunması halinde yeniliğin kabul edilmesi kanaatimizce uygundur.

Buluşun gerçekleşmesinde katkısı olmayan rastgele sayı farklılıkları kabul edilmeyecektir. Örneğin bir havalandırma ünitesinde teknikte hava geçişini sağlayan üç delik olsun, buluşta dört delik varsa ve başvuru sahibi delik sayısının artmasının daha iyi hava akışına katkı sağladığını iddia etmesi faydalı model almasına yeterli olmayacaktır, zira bu katkı teknikte uzman kişinin yaygın genel bilgisi dahilindedir.

Bazı durumlarda bir unsurun sayısının arttırılmasının teknik zorlukları vardır ve başvuru sahibi bu zorlukları aşarak buluşu ortaya koyduğunu iddia edebilir. Örneğin bir anakart devresinde teknikte bilinen 3 USB port yerine istemde 6 USB portu bulunuyor olsun. Başvuru sahibi de USB port sayısının arttırılmasının ısınma vb. pek çok teknik zorluk ortaya çıkardığını ve buluşun bunların üstesinden geldiğini iddia etmiş olsun. Ancak bu zorlukların aşılmasını sağlayan özelliklerin de istemde bulunması gerekir, zira bu esas unsurlar bulunmayan bir istem buluşun gerçekleştirilmesini sağlayamayacaktır. İsteme bu özelliklerin eklenmesiyle buluş zaten yalnızca port sayısıyla değil, başka özellikleriyle de teknikten farklılaşacağı için yeni olacaktır. Ancak bu özelliklerden tarifnamede bahsedilmediyse, bunların sonradan başvuruya eklenmesi mümkün değildir.

Tek bir transistörün devredeki etkisi temelde elektronik bir anahtar gibidir. Ancak pek çok transistörün bir mikroişlemci oluşturmak amacıyla bir araya getirilmesi ile sinerjik bir etki oluşur ve bu sayede veri işleme vb. teknik etkiye sahip işlemler yapılabilir.[31] Bu da bir unsurun sayısının arttırılmasını yarattığı sinerjik etkiye çarpıcı bir örnektir.

Bir ABD Mahkemesi kararında, yeni ve beklenmedik bir sonuç üretilmedikçe, yalnızca bir unsurun sayısının arttırılmasının patentlenebilir bir önemi olmadığına karar verilmiştir.[32]

Buluş konusu istem ile önceki teknik arasındaki tek fark, farklı bir sayısal aralık ya da adet ise başvuru sahibinden bu aralığın neden seçildiğinin açıklanması istenir. İspat yükünün burada başvuru sahibine bırakılmasındaki temel amaç bilinen bir teknolojinin sınırlarında dolanarak istemlerini önceki teknikteki boşlukları doldurarak oluşturmalarının önüne geçmektir. Başvuru sahibi, seçilen belirli aralığın buluşun başarısı için “kritik” olduğunu göstermelidir.[33]

III. Malzemenin değiştirilmesi (Substitution of materials)

Tekniğin bilinen durumundan farklı olarak “sadece bir malzeme bir başkasıyla değiştirilmişse ve değiştirilen malzeme, onu daha önce kullanılan malzemeden ayıran iyi bilinen özellikleri nedeniyle kolayca tahmin edilebilir bir şekilde gerçekleştirilmişse”[34] söz konusu özelliğin buluş konusuna katkı sağlamayan bir teknik özellik olması sebebiyle yenilik değerlendirmesine alınmadığı belirtilir. Eğer başvuru sahibi itirazında (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) gerekçeleriyle ikna edici bir argüman sunarsa farklılığın yenilik arz ettiği kabul edilir.

IV. Aradaki farkın unsurun iyi bilinen bir özelliği olması

Bazı durumlarda istem ile teknikteki doküman arasındaki fark unsurun iyi bilinen bir özelliği olmaktadır. Örneğin buluş, alüminyumdan yapılmış bir bina yapısı ile ilgilidir. Önceki tekniğe ait dokümanda, aynı yapı açıklanmıştır ancak malzemenin hafif bir malzeme olduğu söylenmiş, alüminyum kullanımından bahsedilmemiştir.[35] Böyle bir durumda alüminyumun hafif bir malzeme olmasının onun iyi bilinen bir özelliği olması gerekçesiyle söz konusu farklılığın buluş konusuna katkı sağlamayan (her ikisi de hafif materyal) bir teknik özellik olması sebebiyle yenilik değerlendirmesine alınmadığı belirtilir. Eğer başvuru sahibi itirazında (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) gerekçeleriyle ikna edici bir argüman sunarsa farklılığın yenilik arz ettiği kabul edilir.

V. Aradaki fark aslında buluşa dezavantaj getiren işlevsiz bir modifikasyon ya da rastgele bir seçim olması (Predictable disadvantage; non-functional modification; arbitrary choice)

Eğer buluş tekniğin bilinen durumunun öngörülebilir dezavantajlı bir modifikasyonunun sonucuysa ve bu öngörülebilir dezavantaja beklenmedik bir teknik avantaj eşlik etmiyorsa[36] söz konusu farklılığın buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler olması sebebiyle yenilik değerlendirmesine alınmadığı belirtilir. Eğer başvuru sahibi itirazında (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) gerekçeleriyle ikna edici bir argüman sunarsa farklılığın yenilik arz ettiği kabul edilir. Yine eğer buluş yalnızca önceki tekniğe ait bir cihazın işlevsel olmayan keyfi bir modifikasyonunun veya bir dizi olası çözüm arasından yalnızca keyfi bir seçimin sonucu ise, benzer bir değerlendirme yapılabilir.[37]

Genellikle kimyasal konulu buluşlarda ortaya çıkan bu sorunlara benzer durumlar faydalı modele konu buluşta da bulunuyorsa, benzer bir yaklaşımın uygulanabileceği düşünülmektedir.

VI. Buluşa ait esas olmayan unsurlarda yapılan değişiklik (Alteration of unessential parts)

Avustralya’da buluşa ait esas olmayan unsurlarda yapılan değişikliğin buluşa yenilik getirmeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre önce istemle teknikteki doküman arasındaki fark tespit edilir ve bu farkın buluşun esas özelliği olup olmadığı irdelenir.[38] Bir unsurun ana istemde bulunuyor olması onu otomatik olarak buluşun esas özelliği haline getirmez.[39]

Bağlı bir istem, bağımsız isteme buluşun çalışmasını etkilemeyen önemsiz bir özellik ekliyorsa, bu özelliğin istemin esas bir özelliğini oluşturması olası değildir. Bu tür durumlarda, bağımsız istemin yeni olmadığı yönündeki görüşe ek olarak bağlı istemin de yeni olmadığı öne sürülür.[40]

Benzer bir yaklaşım Rusya’da da bulunmaktadır. Rusya’da yeni ve sanayiye uygulanabilir buluşlar faydalı model ile korunabilmekte, buna ek olarak yenilik değerlendirmesinde sadece buluşun esas özelliklerinin dikkate alındığı belirtilmektedir. [41] Bir unsurun esas özellik olup olmadığının tespiti ise şu şekilde yapılmaktadır: Eğer bir özellik geri kalan esas özelliklerle birlikte faydalı modelin amaçladığı teknik sonuca ulaşmayı sağlıyorsa ve bu özelliğin yokluğunda istenen teknik sonuca ulaşılamıyorsa o özellik esas özelliktir.[42] Esas olmayan özellikler ise yenilik değerlendirmesine dahil edilmemektedir.

Alman Yüksek Mahkemesi, “Air-Breathing Hose” kararında, bir unsurun bulunmamasının, ancak patent sahibi bu unsuru buluşun esas bir özelliği olarak tanımlamış olması halinde ihlali ortadan kaldıracağını tespit etmiştir.[43]

İngiliz patent sisteminde de benzer uygulamalar gözlemlenmektedir. Eğer aradaki fark esas olmayan özelliklerdeki farklar ise yenilikten söz edilememektedir.[44]

Mevzuatımızdaki “buluşa katkı sağlamayan teknik özellik” ifadesinde geçen özelliklerin buluşa katkı sağlamamasının nedeni buluşun esas bir unsuru olmamalarından kaynaklanıyor olabilir. Zira buluşun esas özelliği geri kalan esas özelliklerle birlikte faydalı modelin amaçladığı teknik sonuca ulaşmayı sağlar ve bu özelliğin yokluğunda istenen teknik sonuca ulaşılamayacaktır. Esas olmayan bir özellik ise faydalı modelin amaçladığı teknik sonuca bir katkı sağlamayacaktır.

Kanunda “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” hükmü yerine, kanaatimizce Avustralya’daki gibi “buluşa ait esas olmayan unsurlarda yapılan değişiklikler”in yenilik kriterinde dikkate alınmaması hükmü bulunsaydı daha az kafa karışıklığı yaratacağı düşünülmektedir.

VII. Unsurun farklı bir şekle sahip olması (Change of shape or form)

Yapılan yenilik değerlendirmesinde istemle karşılaştırılan doküman arasında unsurun şeklinde ya da biçiminde farklılık varsa ve uzman bu farklılığın yarattığı katkıyı net olarak göremiyorsa bu farklılığı buluşa katkı sağlamayan teknik özellik olarak niteleyip başvuru sahibinin söz konusu katkıyı (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) ortaya koymasını bekleyebilir.

Buluş bir şişe ve şişenin boynunu örtecek şekilde uyarlanmış, belden yukarısı insan figürü şeklinde içi boş bir eleman içeren bir reklam gösterme cihazı olup, burada içi boş eleman ve şişe birlikte şeklen bir insan vücudu izlenimi vermektedir. Başvuru sahibi, kolların dizilişi dahil olmak üzere vücudun üst kısmındaki belirli sınırlamaların önceki teknik tarafından öğretilmediğini ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme bu farkın yalnızca estetik bir tasarım değişikliği olduğu için patentlenebilir bulmamıştır.[45]

Ancak bunun aksine durumlar da söz konuşu olabilir. Örneğin istemde belirli bir nem ve yağ içeriğine sahip kızarmış patates cipsleriyle ilgiliyken, önceki teknik, daha yüksek nem içeriğine sahip parmak patates kızartmalarıyla ilgili olsun. Yukarıdaki şişe örneğinde olduğu gibi, bazı durumlarda, bir ürünün belirli şeklinin patentlenebilir bir önemi olmadığı kabul edilirken, böyle bir durumda Kurul ürünün şeklinin (cips) önemli olduğuna karar vermiştir, çünkü burada cips ile patates kızartmasının nem ve yağ oranları şekillerinden dolayı farklı sonuçlar doğurabilmektedir, bir başka deyişle patateste belirli bir nem oranını tutturmak için bu iki farklı ürün birbirinin yerine kullanılamayacaktır[46] (Buradaki örnek bir patent başvurusudur, bu nedenle buluş konusu faydalı modele uygun olmayabilir, bu örnek sadece fikir vermek amacıyla sunulmuştur).

Şekil 9: Patates cipsi şekli ve kutuya yerleştirilme biçimi

Yine cipslerden bir diğer örnek verelim. Patates cipslerinin belli bir şekilde oluşturulmasının cipslerin aynı kalınlıkta ve düzgünlükte standart bir şekilde üretilmesini sağlıyorsa ya da kutunun içinde kırılmadan düzgün bir biçimde paketlenmesini sağlıyorsa bunlar da teknik bir etkidir ve bu tür bir şeklin tekniğin bilinen durumundan farklılık arz ettiği kabul edilir.[47]


VIII. Özel-genel yaklaşımı (Generic vs. specific)

Spesifik bir açıklama yenilik testinde jenerik bir açıklamanın yeniliğini ortadan kaldırır ancak jenerik bir açıklama normalde spesifik bir açıklamanın yeniliğini ortadan kaldırmaz. Teknikte bilinen bakır, istemdeki metalin yeniliğini ortadan kaldırır. Ancak çeliğin ya da camın yeniliğini ortadan kaldırmaz. Ya da metal, bakırın yeniliğini ortadan kaldırmaz. [48] Ancak faydalı model mevzuatımızda bu farklar değerlendirilirken farklılığın buluş konusuna teknik katkı yapıp yapmadığı irdelenebilir. Örneğin istemde bir unsurun çelik olduğundan bahsediyor olsun ve teknikte bulunan dokümanda bu unsurun metal olduğundan bahsetsin. Bu durumda unsurun çelik olmasının buluşa katkı sağlamayan teknik özellik olarak değerlendirildiği belirtilebilir. Eğer başvuru sahibi (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) itirazında aksini ispat edebilirse uzman argümanı kabul edebilir.


IX. Aralıklı belirtilen istemler (selection invention)

Spesifik bir aralık belirtilen istemlere daha çok ilaç ve kimya başvurularında rastlanmakla birlikte zaman zaman bu tür istemler faydalı modellerde de karşımıza çıkmaktadır.

Buluşun olası alternatifler arasından sadece bir seçim olması buluşu tekniğin bilinen durumundan farklılaştıramayacaktır. Patentlenebilir olacak bir seçim, bir avantaj sağlamalı veya bazı dezavantajlardan kaçınmaya imkân vermelidir. [49]

Örneğin başvuru içten yanmalı motor için bir piston halkası ile ilgili olsun ve istemde piston halkasının çapının 95 mm olduğu belirtilsin. Tekniğin bilinen durumundaki dokümanda ise içten yanmalı motorda kullanılan çapı 70-105 mm olan bir piston halkasından bahsediliyor olsun. Böyle bir durumda standart yenilik testinde istem yeni olarak kabul edilecektir.[50] Ancak faydalı model mevzuatımıza göre böyle bir farklılığın buluş konusuna teknik katkı sağlamadığı ileri sürülerek istemin yeni olmadığı ifade edilebilir. Başvuru sahibinin (tarifname kapsamında kalmak koşuluyla) ikna edici argümanlar sunması halinde yenilik kriterinin sağlandığı kabul edilebilir.


X. Unsurun iyi bilinen bir eşdeğerinin kullanılması (substitution of well-known equivalents)

Bir unsurun iyi bilinen bir eşdeğerinin kullanılması EPO’da isteme yenilik niteliği kazandırmaktadır. Örneğin buluş, sadece hareket gücünün bir elektrik motoru yerine bir hidrolik motor tarafından sağlanmasıyla bilinen bir pompadan farklılık gösteren bir pompa ile ilgili ise yeni kabul edilmektedir.[51] Ancak kanaatimizce faydalı model mevzuatımızda istemdeki söz konusu farklılığın buluş konusuna katkı sağlayıp sağlamadığının irdelenmesinde fayda vardır. Bu düşüncenin temel çıkış noktası ise WIPO’nun “broader novelty” olarak tanımladığı kavramdır:[52]

“Genişletilmiş yenilik: isteme konu buluş daha önceki başvuruda tam olarak açıklanmasa bile (açık veya doğal olarak), ikisi arasındaki farklar küçükse (örneğin, unsurun iyi bilinen bir eşdeğeriyle değiştirilmesi), istem yeni kabul edilemeyecektir.”[53]

Burada hemen ifade etmek gerekir ki, WIPO’nun yaklaşımı faydalı modellerle ilgili olmayıp, yalnızca yenilik değerlendirmesinin mümkün olduğu “E dokümanlar”ın başvuruyla karşılaştırılması sırasında yapılan değerlendirmedir.

EPO’nun katı yenilik yaklaşımı diğer ülkelerden bu açıdan farklıdır. Örneğin USPTO’da da bazı mahkeme kararlarında unsurların aynı işleve sahip aynı şekilde çalışan eşdeğerlerinin de istemin yeniliğini ortadan kaldırabileceği değerlendirilmiştir.[54]

Çin’de de geleneksel araçların doğrudan ikamesi söz konusuysa istemin yeniliğinden bahsedilememektedir. Örneğin buluş bir cihazın vidayla tutturulmuş bir parçasından bahsediyor olsun. Tekniğin bilinen durumundaki dokümanda cıvata ile tutturulduğundan bahsediyorsa istem yeni kabul edilmemektedir.[55]

Bir istemde teknikten farklı olarak basmalı düğme (push-button) yerine dokunmatik düğme (touch button) kullanılmış olması iyi bilinen unsurların birbiri yerine kullanılması olarak değerlendirilebilir.

Avustralya’da ise “Doctrine of Mechanical Equivalents” olarak geçen mekanik eşdeğerler doktrinine göre buluş ile tekniğin bilinen durumu arasındaki farkın, önemli olmayan bir özelliğin bariz bir eşdeğeriyle ikame edilmesi buluşa yenilik sağlamamaktadır. Mahkemeler istemdeki bir özelliğin tekniğin bilinen durumunda mekanik (yani işlevsel) bir eşdeğeri varsa, bu özelliğin ipso facto gereksiz olması gerektiği görüşünü benimsemiştir.[56]

Almanya’da yenilik değerlendirmesinde iyi bilinen eşdeğerlerin de yeniliği ortadan kaldırmakta kullanıldığı bilinmektedir.[57] İstemde belirtilmeyen ancak uzmanın -yaygın genel bilgi temelinde, araştırmaya veya değerlendirmeye ihtiyaç duymadan- eşdeğer olarak hemen anladığı çözümler (yani, istemde belirtilen çözümün esaslı olmayan varyasyonları) yenilik sağlamamaktadır.[58]

ABD’de bazı mahkeme kararlarında unsurların aynı işleve sahip aynı şekilde çalışan eşdeğerlerinin de istemin yeniliğini ortadan kaldırabileceği değerlendirilmiştir.[59]


XI. Bilinen ilgisiz unsurların basitçe bir araya getirilmesi (mere aggregation of old elements, juxtaposition)

Bazen istemde, bilinen ilgisiz unsurların basitçe bir araya getirilmesi söz konusu olabilir. Bu unsurlar birbirinden bağımsız bir şekilde ve aralarında herhangi bir işbirliği olmadan hareket eder ve birleşik bir mekanizma oluşturmaz.[60]  Eğer iki unsurun birbiriyle etkileşimi varsa ve bunlar tek bir üniter yapı oluşturuyorsa[61] bir birleşimden (combination) bahsedebiliriz, yoksa bu sadece basit bir yan yana getirme (mere aggregation / juxtaposition / collocation) olur.

EPO’da bu şekilde yan yana getirilmiş ve aralarında bir etkileşim olmayan unsurlara ait buluş basamağı kriteri ayrı ayrı değerlendirilir.[62] Unsurlar arasındaki işlevsel etkileşim, örneğin her bir unsurun teknik etkilerinin toplamından daha büyük olmalıdır. Başka bir deyişle, unsurların etkileşimleri sinerjik bir etki oluşturmalıdır. Böyle bir sinerjik etki yoksa, istemde yalnızca özelliklerin bir araya toplanmasından, basit bir şekilde yan yana getirilmesinden fazlası yoktur.[63] Örneğin tek bir transistörün devredeki etkisi temelde elektronik bir anahtar gibidir. Ancak pek çok transistörün bir mikroişlemci oluşturmak amacıyla bir araya getirilmesi ile sinerjik bir etki oluşur ve bu sayede veri işleme vb. teknik etkiye sahip işlemler yapılabilir.[64]

Buluş yalnızca, bilinen cihazların normal şekilde işleyen ve bariz olmayan herhangi bir çalışma ilişkisi üretmeyen unsurların yan yana yerleştirilmesinden veya ilişkilendirilmesinden ibaret ise EPO’da bu tür buluşların buluş basamağı içermediği kabul edilir. Örneğin sosis üretmeye yönelik bir cihaz, bilinen bir kıyma makinesinin ve bilinen bir doldurma makinesinin yan yana yerleştirilmesinden ibaret ise burada buluş basamağından bahsedilemez.[65]

Bir buluşu tanımlayan unsurlar işlevsel olarak birbirine bağlı değilse ve buluş her unsurun sadece yan yana getirilmesi ise, buluş basamağından bahsedilemez.[66] Örneğin bir otomobil başvurusunda istemde, teknikte bulunan dokümandan farklı olarak aydınlatma aparatı (D) ve cam silecek aparatı (E) bulunuyor olsun. Bu unsurların teknikte otomobillerde kullanıldığı biliniyor olsun. Bu iki unsur birbiriyle işlevsel olarak etkileşen unsurlar değildir. Bu nedenle bu iki unsurun buluş basamağı kriteri ayrı ayrı değerlendirildiğinde istemin buluş basamağı içermediği tespit edilecektir.[67]

Avustralya’da ise birbirleri arasında etkileşim olmayan unsurların yeniliği ayrı ayrı değerlendirilir, buna göre eğer bu unsurlardan biri bile yeniyse istem yeni kabul edilir. Ancak istem bilinen unsurların bir araya getirilmesinden oluşuyorsa istemin yeniliğinden söz edilemez.[68] Yukarıda verilen EPO’daki sosis üretmeye yönelik bir cihaz örneğinde olduğu gibi, bilinen bir kıyma makinesinin ve bilinen bir doldurma makinesinin yan yana yerleştirilmesi patentlenebilir kabul edilmeyecektir.[69]

Yazar yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bilinen unsurların aralarında herhangi bir etkileşim olmadan salt yan yana getirilmesinin faydalı model mevzuatımızda buluş konusuna katkı sağlamayan teknik unsurlar olarak değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşündedir.

Örneğin buluş bir lehim seti ile ilgili olsun. Başvuru sahibi kullanıcıların bir lehim işlemi yaparken ihtiyaç duyacakları tüm ekipmanın bir araya getirildiği bir kit oluşturduğunu ileri sürsün. Kit içerisinde havya, havya sehpası, lehim pompası, lehim teli ve yan keski, devre kartı ve 9V pil bulunuyor olsun. Bu durumda uzmanın buluşun yeniliğini öldürmek için bu unsurların tümünün bir arada bulunduğu bir kit bulmasına gerek yoktur, zira bu unsurlar birbiriyle etkileşim halinde değildir, sadece belli bir işi yapmak için yan yana getirilen ve bilinen ürünlerdir.


XII. Aradaki farklılığın teknik olmayan unsurları kapsaması

Bu konuyla ilgili örnek ve açıklamalar için bkz. Bölüm 3.1.

6. Faydalı Model Araştırma Raporu

Faydalı model araştırma raporu format olarak patent başvurularına ait araştırma raporuna benzemekle birlikte bazı farklılıklar içerir. Araştırma sonucu bulunan dokümanların listelendiği kısımda doküman kategorisi olarak “Y doküman” bulunmaz ve “X doküman” da patenttekinden farklı olarak “Buluşun yeni olmadığını gösteren doküman” olarak ifade edilir.

Şekil 10: Faydalı model araştırma raporu – kategorilerin açıklaması bölümü

Ayrıca raporda “FAYDALI MODEL VERİLEBİLİRLİK KRİTERLERİ” başlığı altında –patent inceleme raporlarındakine benzer şekilde– yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerinin hangi istemler için sağlandığını ve sağlanmadığını gösteren bir liste bulunur.

Şekil 11: Faydalı model araştırma raporu – Faydalı model verilebilirlik kriterleri bölümü

Eğer buluş konusu istemle en yakın doküman arasında bazı farklılıklar varsa ve aradaki farkın teknik katkı sağladığı uzman tarafından kabul ediliyorsa olumlu bir rapor hazırlanır.

Eğer buluş konusu istemle en yakın doküman arasında farklılıkların teknik katkı sağlamadığı gerekçesiyle olumsuz bir araştırma raporu düzenlenecekse raporun “görüşler” kısmına hangi unsurun ne sebeple buluşa teknik katkı sağlamadığı aşağıdakine benzer bir şekilde açıklanır:

“İstem 1’deki fan koruyucunun (5) plastik yapıya sahip olması özelliği, buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellik olarak değerlendirilmiş ve yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmamıştır.”

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Mart 2021

guneycaliskan@gmail.com


[1] Çin Patent Yasası, m.22, https://www.wipo.int/edocs/lexdocs/laws/en/cn/cn006en.pdf

[2] Graham v. John Deere Co., 383 U.S. 1 (1966).

[3] T 0552/14 (Queue message/TICKETMASTER), https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t140552eu1.html

[4] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 5. Ascertaining differences, 5.2. Distinguishing features, 5.2.8 Non-technical distinguishing features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_5_2_8.htm

“Whereas novelty is not necessary to establish the technical character of an invention, the converse is not true as novelty and inventive step can only be established on the basis of the technical features of the invention. This is in line with the case law of the boards of appeal (T 154/04, OJ 2008, 46)”

[5] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 5. Ascertaining differences, 5.2. Distinguishing features, 5.2.8 Non-technical distinguishing features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_5_2_8.htm

“A claimed invention lacks novelty unless it includes at least one essential technical feature which distinguishes it from the state of the art.”

[6] T 2050/07:  “the board confirmed the established case law according to which features that do not contribute to the technical character of an invention and do not interact with the technical subject-matter of the claim for solving a technical problem have to be ignored when assessing inventive step, such features should equally be ignored when assessing novelty.”

[7] T 2191/13:  “the board observed that novelty could not be established on the basis of a distinction made only mentally, i.e. derived solely from pre-existing knowledge and not reflected in the technical features of the claimed subject-matter.”

[8] Neden teknik özelliklere sahip olduğuna yönelik bir açıklama için bkz: T 2383/10 () of 10.10.2012, Reasons for the decision, 1.

[9] “advantage of easy classification by colour represented a non-technical effect in the form of a presentation of information”;  EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, A. Patentable inventions, 2. Non-inventions under Article 52(2) and (3) EPC, 2.3. Aesthetic creations, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_a_2_3.htm ; Ayrıca bkz. T 0119/88 (Coloured disk jacket) of 25.4.1989.

[10] “the flap is partially or entirely shaped as a company logo or as a product in the box.”

[11] T 2383/10 of 10.10.2012, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t102383eu1.html

[12] TÜRKPATENT’te yapılan istatistiklere göre 2017 ve sonrası patentten faydalı modele dönüşen başvuruların %100’e yakınının G06Q sınıfına sahip bilgisayar tabanlı buluşlar olduğu tespit edilmiştir.

[13] In Ryan v Lum (1989) 14 IPR 513, which concerned a method of cleaning silver involving a sheet of  aluminium with a regular pattern of holes, the court observed: “Neither in the specification nor anywhere else is it claimed that it is the holes themselves which are important in the process. Indeed, the fact that the specification is so general about the number and types of holes that are needed negates to my mind the view that the holes are of great significance to this invention.”

[14] Intellectual Property Office, Manual of Patent Practice, Section 14.115, July 2018, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/436997/mopp.pdf : the interpretation of the word “opaque” by Jacob J in Minnesota Mining and Manufacturing Co. and anr. v Plastus Kreativ AB and anr. (BL C/64/95; upheld on appeal [1997] RPC 737) where he construed the term by considering the stated reason for the flap being opaque, which was to eliminate the disadvantages of the prior art. However, when considering this case in Nikken Kosakusho Works v Pioneer Trading Co. [2005] FSR 15, Mann J held that although the meaning of a word in a claim can be qualified or explained by reference to the objective intended to be realised, this has to be stated clearly enough in the specification; otherwise the skilled but unimaginative reader, through whose eyes the patent had to be read, would be confused.

[15] Butler v. Helms, 550 F.2d 954, 956-57, 193 U.S.P.Q. 81 (4th Cir. 1977) (“a merely extraneous structural feature recited in the claim, which has no function with respect to the invention claimed, should not prevent invalidity for anticipation if all of the requirements of anticipation are otherwise met”)

[16] Bkz. RCA Corp. v. Applied Digital Data Sys., Inc., 730 F.2d 1440, 221 USPQ 385 (Fed. Cir. 1984); Reynolds Metals Co. v. Aluminum Co. of America, 609 F.2d 1218, 204 USPQ 7 (7th Cir. 1979)

[17] Electro-Nucleonics Laboratories, Inc. v. Abbott Laboratories 214 USPQ 139 (N.D. Ill. 1981)

[18] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VI – Novelty, 6. Implicit disclosure and parameters, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vi_6.htm

[19] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VI – Novelty, 6. Implicit disclosure and parameters, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vi_6.htm :

“It may happen that in the relevant prior art a different parameter, or no parameter at all, is mentioned. If the known and the claimed products are identical in all other respects (which is to be expected if, for example, the starting products and the manufacturing processes are identical), then in the first place an objection of lack of novelty arises. The burden of proof for an alleged distinguishing feature lies with the applicant.”

[20] Iron Grip Barbell Co. v. USA Sports, Inc., 392 F.3d 1317.

[21] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 4. Determining the content of the relevant prior art, 4.5. Taking equivalents into account, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_4_5.htm ; TREATMENT OF CONFLICTING APPLICATIONS STUDY MANDATED BY THE TEGERNSEE HEADS, Tegernsee Experts Group, Munich, 24 September 2012,https://www.uspto.gov/sites/default/files/ip/global/treatment_of_conflicting_apps.pdf

[22] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 2. State of the art, 2.8. Common general knowledge, 2.8.1 Definition of “common general knowledge”, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_2_8_1.htm

[23] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 2. State of the art, 2.8. Common general knowledge, 2.8.1 Definition of “common general knowledge”, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_2_8_1.htm

[24] Guidet v. Brooklyn, 105 U.S. 550 (1881).

[25] Re Shortell, 21 CCPA 1062.

[26] Gardner v.TEC Syst., Inc., 725 F.2d 1338, 220 USPQ 777 (Fed. Cir. 1984), cert. denied, 469 U.S. 830, 225 USPQ 232 (1984): “the Federal Circuit held that, where the only difference between the prior art and the claims was a recitation of relative dimensions of the claimed device and a device having the claimed relative dimensions would not perform differently than the prior art device, the claimed device was not patentably distinct from the prior art device.”

[27] Smith v. Nichols, 88 U.S. 112 (1874).

[28] In re Rose, 220 F.2d 459, 105 USPQ 237 (CCPA 1955): “Claims directed to a lumber package “of appreciable size and weight requiring handling by a lift truck” where held unpatentable over prior art lumber packages which could be lifted by hand because limitations relating to the size of the package were not sufficient to patentably distinguish over the prior art.”

[29] “evident modifications such as a mere optimization of a size or a mere re-arrangement of elements”

[30] DRAFT “ENLARGED” CONCEPT OF NOVELTY:  INITIAL STUDY CONCERNING NOVELTY AND THE PRIOR ART EFFECT OF CERTAIN APPLICATIONS UNDER DRAFT ARTICLE 8(2) OF THE SPLT prepared by the International Bureau, December 2, 2004, s.25-26, https://www.wipo.int/scp/en/novelty/documents/5prov.doc

[31] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, 7. Combination vs. juxtaposition or aggregation, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_7.htm

[32] In reHarza, 274 F.2d 669, 124 USPQ 378: “Although the reference did not disclose a plurality of ribs, the court held that mere duplication of parts has no patentable significance unless a new and unexpected result is produced.”

[33] Iron Grip Barbell Co. v. USA Sports, Inc., 392 F.3d 1317.

[34] Ling-Temco-Vought, Inc. v. Kollsman Instrument 372 F.2d 263 (2d Cir. 1967): “merely substituting one material for another and the substituted material performed in a readily predictable manner because of its well known properties that distinguish it from the formerly used material, appellant has a mere “substitution of materials” patent which is invalid.”

[35] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, Annex – Examples relating to the requirement of inventive step – indicators, 1. Application of known measures?, 1.1(i), https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_viia_1.htm

[36] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, 10. Secondary indicators, 10.1 Predictable disadvantage; non-functional modification; arbitrary choice, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_10_1.htm

[37] T 72/95 ve T 939/92.

[38] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.3.2 Testing a Claim Against a Citation, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.3.2-testing-a-claim-against-a-citation

[39] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.8.3 Mere Presence in Claim Does Not Ensure Essential, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.8.3-mere-presence-in-claim-does-not-ensure-essential

[40] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.8.9 Consideration of Independent and Dependent Claims, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.8.9-consideration-of-independent-and-dependent-claims

[41] Rusya Patent Yasası, 2003, m.5(1): A utility model shall be recognized as patentable if it is new and industrially applicable. A utility model shall be new if the sum of its essential features is not anticipated by prior art.

[42] International report – Key features of utility model protection, Gorodissky & Partners – Russia, 24.02.2016,  http://www.iam-media.com/reports/detail.aspx?g=04fdcef1-57e3-4810-a319-3e9279d09f2f  Erişim tarihi: 26.01.2018.

[43] Is the “essentiality” test here to stay?, Miquel Montañá (Clifford Chance), May 15, 2017,  http://patentblog.kluweriplaw.com/2017/05/15/essentiality-test-stay/

[44] Intellectual Property Office, Manual of Patent Practice, Section 2.11, July 2018, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/436997/mopp.pdf

[45] In re Seid, 34 C.C.P.A. 1039, 161 F.2d 229, 73 U.S.P.Q. 431 (1947).

[46] Ex parte Hilton, 148 USPQ 356 (Bd. App. 1965).

[47] Bkz. Pringles örneği: US2286644 nolu patent; The Pringle as Technology, ALEXIS C. MADRIGAL, APRIL 6, 2011, https://www.theatlantic.com/technology/archive/2011/04/the-pringle-as-technology/236903/

[48] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VI – Novelty, 5. Generic disclosure and specific examples, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vi_5.htm

[49] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.6.6.2 Selection Specification Must Describe Advantage, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.6.6.2-selection-specification-must-describe-advantage

[50] SIPO Examination Guidelines 2010 Part II Chapter 3 Section 3.2.4, http://www.gechengip.com/information/gfpe2010_en.htm

[51] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, Annex – Examples relating to the requirement of inventive step – indicators, 1. Application of known measures?, 1.1(ii), https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_viia_1.htm

[52] DRAFT “ENLARGED” CONCEPT OF NOVELTY:  INITIAL STUDY CONCERNING NOVELTY AND THE PRIOR ART EFFECT OF CERTAIN APPLICATIONS UNDER DRAFT ARTICLE 8(2) OF THE SPLT prepared by the International Bureau, December 2, 2004, s.1, https://www.wipo.int/scp/en/novelty/documents/5prov.doc

[53] Broader novelty: even if the claimed invention is not fully disclosed (explicitly or inherently) in the earlier application, the earlier application defeats the patentability of the claimed invention if the differences between the two are minor (for example, a replacement with a well-known equivalent element)

[54] Shanklin Corp. v. Springfield Photo Mount Co., 521 F.2d 609, 187 U.S.P.Q. 129 (1st Cir. 1975)

[55] SIPO Guidelines for Examination (2010) Chapter 3 of Part 2, 3.2.3.

[56] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.9 Doctrine of Mechanical Equivalents, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.9-doctrine-of-mechanical-equivalents

[57] Rogge, GRUR 1996, 936.

[58] NOVELTY AND NON-OBVIOUSNESS – THE RELEVANT PRIOR ART, Mario Franzosi; Edited for publication by Kraig Hill, Toshiko Takenaka and/or Kevin Takeuchi, CASRIP, 2001, s.77, https://ficpi.org.au/members-only/articles/Annex_1A.pdf

[59] Shanklin Corp. v. Springfield Photo Mount Co., 521 F.2d 609, 187 U.S.P.Q. 129 (1st Cir. 1975)

[60] Bowser Inc. v. United States, 388 F.2d.

[61] Lincoln Engineering Co. v. Stewart-Warner Corporation, 91 F.2d 757 (7th Cir. 1937).

[62] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, 7. Combination vs. juxtaposition or aggregation, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_7.htm

[63] T 389/86 ve T 204/06.

[64] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, 7. Combination vs. juxtaposition or aggregation, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vii_7.htm

[65] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VII – Inventive step, Annex – Examples relating to the requirement of inventive step – indicators, 2. Obvious combination of features?, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_viia_2.htm#GLG_CVIIA_2

[66] COMPARATIVE STUDY REPORT ON INVENTIVE STEP (JPO – KIPO – SIPO), p.12, https://www.kipo.go.kr/upload/en/download/JP-CN-KR_Comparative_Table_of_Inventive_Step.pdf

[67] Inventive Step of Invention, Japan Patent Office, Asia-Pacific Industrial Property Center, JIII, 2011, Collaborator: Tetsuo TSUKANAKA, 3-4 Principle of Method of Determining whether a Claimed Invention Involves an Inventive Step, Mere juxtaposition of features, https://www.jpo.go.jp/e/news/kokusai/developing/training/textbook/document/index/Inventive_Step_of_Invention2011.pdf

[68] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.4 Novelty, 2.4.8.5 Collocations, Kits, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.4.8.5-collocations-kits

[69] Australia Patent Manual of Practice and Procedure, 2.9 Patentability issues, 2.9.2.16.1 Collocations, http://manuals.ipaustralia.gov.au/patent/2.9.2.16.1-collocations

Faydalı Modelde Yenilik Kriterinin Değerlendirilmesi – Bölüm I

UYARI: Bu yazıdaki değerlendirmeler yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez.

GİRİŞ

Bilindiği üzere 6769 nolu Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile birlikte faydalı model mevzuatında çeşitli değişiklikler gerçekleşti. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz faydalı modele araştırma raporu düzenlenmesi zorunluluğuydu. Bu değişiklikle beraber faydalı model verilebilirlik kriterlerinin nasıl değerlendirileceği sorusu da daha önem kazanmış oldu. Bu kriterler her ne kadar eski mevzuatta olduğu gibi buluş basamağı kriteri aranmaksızın, yenilik ve sanayiye uygulanabilirlikten ibaret olsa da, yenilik değerlendirmesine eklenen bir hüküm kafa karışıklığını da beraberinde getirdi. Bu yazıda 6769 nolu SMK’ya göre faydalı modeller için yenilik kriterinin nasıl değerlendirileceği yorumlanmaya çalışılacaktır. Bu yapılırken önce Bölüm I’de TÜRKPATENT’te uygulanan standart yenilik prosedürü ortaya konulacak ve sonra Bölüm II’de Kanuna yeni eklenen hüküm ile ilgili değerlendirmeler yazarın tamamen kendi görüşleri üzerinden yapacaktır. Umarız ki yazı kafaları daha da fazla karıştırmaz ve okuyuculara faydalı olur.

1. Mevzuat

6769 nolu SMK’nın 142 nci maddesinin ilk iki fıkrasında faydalı model ile korunabilir buluşlardan bahsedilmektedir:

“(1) 83 üncü maddenin birinci fıkrası hükmüne göre yeni olan ve 83 üncü maddenin altıncı fıkrası kapsamında sanayiye uygulanabilen buluşlar, faydalı model verilerek korunur.

(2) Faydalı modelin yenilik değerlendirmesinde, buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler dikkate alınmaz.”

SMK m.142(1)’de atıf yapılan m.83’e göre “Tekniğin bilinen durumuna dâhil olmayan buluşun yeni olduğu kabul edilir.”

SMK m.83’ün ilk fıkrası, eski mevzuatta olduğu gibi faydalı model verilebilirlik şartlarını yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik olarak belirlemiştir.

Burada yeni eklenen ikinci fıkra özellikle dikkat çekicidir. Bu maddeye ilişkin Kanun Gerekçesi şöyledir:  “Maddenin birinci fıkrasında, faydalı modelle korunabilir buluşlar tanımlanmıştır. Patentten farklı olarak faydalı modelde buluş basamağı kriteri aranmamaktadır. Ancak buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler, faydalı modelin yenilik değerlendirmesinde dikkate alınmayacaktır. Böylece küçük farklılıklar içeren buluşların değil yenilik içeren teknik geliştirmelerin faydalı modelle korunabilmesi imkânı sağlanmıştır.”

Ancak gerekçe kafa karışıklığını gidermektense daha fazla karışıklık yaratmışa benzemektedir. Zira “yenilik içeren teknik geliştirmeler” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği belirsizdir. Bu durumda bütün geliştirmeler yenilik içermemekte midir? “küçük faklılıklar”dan ne kast edilmektedir? Dahası “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler” nasıl tespit edilecektir? Hatta “buluş konusu” nasıl tespit edilmelidir? Bu sorulara cevap aramadan önce biraz soluklanalım ve konuya klasik yenilik testimizi ele alarak başlayalım.

2. Yenilik Testi

Patentlenebilirlik kriterleri arasında yenilik kriteri, çoğu zaman buluş basamağı kriterine göre çok daha az tartışma konusu olmakta, yenilik genelde taraflarca çok zorluk çekilmeden değerlendirilebilmektedir. Bu rahatlığın temel nedenlerinden biri “küçük farklılıklar” nedeniyle bir buluşun yeni olarak kabul edilmesi durumunda bile buluş basamağı kriterinin devreye gireceği düşüncesidir. Bununla birlikte buluş basamağı kriterinin değerlendirilmediği ülkemizdeki gibi faydalı model sistemlerinde yenilik kavramının değerlendirilmesi çok daha fazla önem kazanmaktadır. Tekniğin bilinen durumundaki bir dokümandan “küçük bir fark”la ayrılan bir yapılanmanın yeni olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda sıklıkla görüş ayrılıkları yaşanmaktadır. Kanuna eklenen yukarıda bahsedilen yeni hüküm bu tartışmayı daha da alevlendirmiştir.

Yenilik değerlendirmesi kabaca iki ana aşamaya ayrılabilir: Birinci aşamada tekniğin bilinen durumunun kapsamı tespit edilir ve ilgili dokümanlar bulunur. İkinci aşamada ise her doküman tek tek buluş konusu istemlerle karşılaştırılır.[i] Bu karşılaştırma sonucunda eğer istemdeki bütün özellikler bulunan dokümanda varsa istemin yeni olmadığı sonucuna varılır. Şimdi ilk olarak tekniğin bilinen durumunun kapsamını tespit edelim.

2.1 Tekniğin Bilinen Durumunun Kapsamı

SMK m.83(2)’ye göre “Tekniğin bilinen durumu, başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde, yazılı veya sözlü tanıtım yoluyla ortaya konulmuş veya kullanım ya da başka herhangi bir biçimde açıklanmış olan toplumca erişilebilir her şeyi kapsar.”

Bu hüküm mevzuatımızda yenilik kıstasının “mutlak yenilik” (sadece Türkiye’de yeni değil, tüm dünyada yeni olma kriteri) olduğunu göstermektedir. Ayrıca açıklamanın türü (yazılı, sözlü kaynak ya da kullanım şeklinde olması) önemli olmaksızın her türlü açıklama tekniğin bilinen durumu kapsamına alınmıştır.

Tekniğin bilinen durumu tespit edilirken başvuru ile aynı tarihe sahip dokümanlar dikkate alınmaz. Zira 6769 SMK m. 83(2)’deki “başvuru tarihinden önce” ifadesi bunu gerektirmektedir.

Ayrıca SMK m.83(3)’e göre, “başvuru tarihinde veya bu tarihten sonra yayımlanmış olan ve başvuru tarihinden önceki tarihli ulusal patent ve faydalı model başvurularının ilk içerikleri tekniğin bilinen durumu olarak dikkate alınır.” Bir başka deyişle araştırma raporlarında “E doküman” olarak kullanılan yerli başvurular da tekniğin bilinen durumuna dahil edilmiştir. Türkiye’ye giriş yapan ve tarih itibariyle “E doküman” olma şartını sağlayan PCT ve EP başvuruları da yerli başvuru olarak kabul edilerek tekniğin bilinen durumuna dahil edilmiştir.

Yukarıdaki hüküm tekniğin bilinen durumunu genişletirken, aşağıdaki hüküm ise kapsamı biraz daraltmaktadır. 6769 SMK m.84’e göre buluşa faydalı model verilmesini etkilemeyen açıklamalar şunlardır:

“(1) Buluşa patent veya faydalı model verilmesini etkileyecek nitelikte olmakla birlikte, başvuru tarihinden önceki on iki ay içinde veya rüçhan hakkı talep edilmişse rüçhan hakkı tarihinden önceki on iki ay içinde ve aşağıda sayılan durumlarda açıklama yapılmış olması buluşa patent veya faydalı model verilmesini etkilemez:

a) Açıklamanın buluşu yapan tarafından yapılmış olması.

b) Açıklamanın patent başvurusu yapılan bir merci tarafından yapılmış olması ve bu merci tarafından açıklanan bilginin;

1) Buluşu yapanın başka bir başvurusunda yer alması ve söz konusu başvurunun ilgili merci tarafından açıklanmaması gerektiği hâlde açıklanması.

2) Buluşu yapandan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgiyi edinmiş olan üçüncü bir kişi tarafından, buluşu yapanın bilgisi veya izni olmadan yapılan başvuruda yer alması.

c) Açıklamanın buluşu yapandan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgi elde eden üçüncü kişi tarafından yapılmış olması.

(2) Birinci fıkraya göre, başvurunun yapıldığı tarihte patent veya faydalı model isteme hakkına sahip olan her kişi buluşu yapan sayılır.

(3) Birinci fıkranın uygulanmasından doğan sonuçlar, süreyle sınırlı değildir ve her zaman ileri sürülebilir.

(4) Birinci fıkranın uygulanması gerektiğini ileri süren taraf, şartların gerçekleştiğini veya gerçekleşmesinin beklendiğini ispatla yükümlüdür.”

Burada sıklıkla tartışma konusu olan noktalardan biri başvuru sahibinin başvuru tarihinden önceki on iki ay içinde yayınlanmış eski bir başvurusunun bu kapsama girip girmeyeceğidir. Söz konusu maddenin temel amacı başvuru sahibinin isteği dışında gerçekleşen bazı açıklamalar nedeniyle mağdur olmasının önüne geçmektir. Bunun dışında yine sergileme yoluyla ya da makale vb. bir şekilde yapılan açıklamalar için de bu maddeyle başvuru sahibine istisna (grace period) sağlanmıştır. Ancak ilgili maddedeki ”açıklamanın buluşu yapan tarafından yapılmış olması” ifadesini başvuru sahibinin yaptığı önceki tarihli patent/faydalı model başvurusu olarak değerlendirmek kanaatimizce doğru olmayacaktır. [ii] Zira bu durum koruma süresinin haksız olarak uzatılmasına yol açacaktır. Örneğin 20.09.2016 başvuru tarihli bir faydalı model başvurusu 20.03.2018’de yayınlanmış olsun. Aynı başvuru sahibi aynı buluş konusu ile ilgili 10.03.2019’da bir faydalı model başvurusu daha yapmış olsun. 12 aylık süreyi kaçırdığı için önceki başvuruyu da rüçhan gösterememiş olsun. Bu durumda 20.03.2018’de yayınlanmış başvuruyu son on iki ayda buluşu yapan tarafından yapılmış açıklama olarak kabul edecek olursak başvuru sahibine aynı buluş konusuyla ilgili 20.09.2016 tarihinden itibaren 10.03.2029 tarihine kadar yaklaşık 12,5 yıl koruma süresi (normalden 2,5 yıl fazla) verilmiş olacaktır ki bu doğru bir uygulama değildir.

551 KHK m.8(1)(b)’deki “Açıklamanın bir merci tarafından yapılmış olması” ifadesinin 6769 SMK m.84’te “Açıklamanın patent başvurusu yapılan bir merci tarafından yapılmış olması” olarak değiştirildiği görülmektedir. Söz konusu değişikliğin nedeninin anılan mercinin patent ofisi olduğunun altını çizmek olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bahsi geçen istisnalar nadiren karşılaşılabilecek bazı durumlara işaret etmektedir. Örneğin başvuru sahibinin yaptığı bir başvurunun ardından gelen olumsuz araştırma raporu, başvuru sahibinde başvuruyu daha iyi ve kapsamlı bir şekilde yapması gerektiği kanaati oluşturmuş olsun. Hemen bu başvuru yayınlanmadan başvuruyu geri çeksin ve buluşa ait unuttuğu, eksik bıraktığı unsurları ekleyerek yeni bir başvuru yapmış olsun. Ancak bu sırada ofis geri çekme talebini fark etmemiş ve yanlışlıkla önceki başvuruyu yeni başvuru yapılmadan önce yayına çıkarmış olsun.   Bu durumda SMK m.84(1)(b)(1)’deki hükme göre bu yayın yeni başvurunun faydalı model verilebilirliğini etkilemeyecektir.

Bir diğer istisna ise üçüncü bir kişi tarafından, buluşu yapanın bilgisi veya izni olmadan patent ofisine başvuruda bulunulması ya da başka bir şekilde açıklanması durumudur. Böyle bir durumda da yapılan açıklama başvurunun faydalı model verilebilirliğini etkilemeyecektir.

2.2 Yenilik Değerlendirmesindeki Temel Kurallar

Bu bölümde TÜRKPATENT’te uygulanan klasik yenilik testine ait esaslardan bahsedilecektir. Tekniğin bilinen durumunda bulunan dokümandaki yapılanma ile faydalı modelin istemi karşılaştırılırken unsurların kelimesi kelimesine aynı olması gerekmez. Bir başka deyişle, teknikte bilinen dokümanın istemdeki unsurları özdeş bir dille yazılmış şekilde içermesi gerekmez.[iii] Teknik unsurların farklı isimlendirilmiş olması önemli olmayıp teknik özelliklerinin örtüşmesi önemlidir. Bir başka deyişle buluşa ait unsurların tümünün bir dokümanda bulunmasından kastedilen lafzi bir aynılık değildir. Teknikteki doküman buluşun öğretisinin içeriğini, temel fikrini bulundurmalıdır.[iv]

Bağımlı ve bağımsız istemler için yenilik değerlendirmesi şu şekilde ele alınır: Eğer bağımsız bir istem yeni değilse, buna bağlı istemlerin yeni olup olmadığı tek tek kontrol edilmelidir. Eğer bağımsız bir istem yeni ise, buna bağlı istemler de yenidir (İstemlerin doğru bir şekilde bağlandığı varsayılmaktadır. Eğer yanlış bağlandıysa, düzeltilmiş hali düşünülerek değerlendirme yapılır ve düzeltme istenir).

Yenilik karşılaştırması yapılırken istemde bir unsur ya da yapılanmayla ilgili birden fazla alternatif verilmişse, o alternatiflerden herhangi birinin olduğu yapılanmaya sahip bir doküman istemin yeniliğini ortadan kaldırmada yeterli olacaktır. Bir başka deyişle, alternatiflerin her birinin ayrı ayrı bulunmasına gerek yoktur. Örneğin istemde iki cep telefonu arasında yapılan veri transferinin NFC ya da bluetooth kullanılarak yapıldığından bahsediyor olsun. Bu durumda uzmanın söz konusu veri transferinin NFC ile gerçekleştirildiği bir doküman (bluetooth’tan bahsedilmese bile) bulması istemin yeni olmadığını göstermede yeterli olacaktır. Yine istemde opsiyonel olarak sunulan özelliklerin yenilik değerlendirmesinde karşılaştırılan dokümanda bulunmasına gerek yoktur. İstemde geçen “tercihen”, “örneğin”, “vb.” gibi ifadeler bu nedenle göz ardı edilebilir.[v] Örneğin “…kısa mesafe veri transferinin tercihen NFC ya da bluetooth ile yapılmasıdır” ifadesinin yeni olmadığı herhangi bir kısa mesafe veri transfer yöntemi (NFC ya da bluetooth olmak zorunda değil) ile gösterilebilir.

Buluş konusunun başvuru tarihinden önce piyasada satıldığı biliniyorsa söz konusu cihazın/ürünün isteme konu yapılanmalardan birinin teknik özelliklerini kapsaması yeterli olacaktır.[vi] Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus, özellikle piyasada satılan ürünlerin bazen dış görünüşleri ile bilindiği ve içeriklerine tam olarak ulaşılamadığı durumlarla ilgilidir. Böyle bir durumda buluşa konu istemin söz konusu ürüne karşılık geldiği anlaşılamıyorsa veya ürün ortaya konamıyorsa yeniliği ortadan kaldırmasından söz edilemeyecektir.[vii] Örneğin bulunan bir internet sitesinde satılan cihazın görsel açıdan buluşla birebir aynı olduğu anlaşılsa bile resimlerden iç mekanizması görülemiyorsa (ve bunu destekleyecek başka bilgi de yoksa) ve istemde de bunlar korunuyorsa bu doküman yenilik değerlendirmesi için yeterli değildir. Bir dokümanın yeniliği ortadan kaldırabilmesi için yeterli teknik içeriğinin (enabling disclosure) olması gerekir. Burada buluşun muhtemelen piyasada önceden satılıyor olması nedeniyle daha açıklayıcı bir doküman bulunması amacıyla uzman tarafından araştırmada azami çaba sarf edilmelidir.

Patent uzmanı buluşun yeniliğinin olmadığını referans göstererek ispatlamalıdır. Hiç doküman kullanmadan yalnızca uzmanın kişisel bilgisiyle bir buluşun yeni olmadığı ispatlanamaz.[viii]

6769 SMK m. 83(4)’te buluş basamağı tanımlanırken “teknik alandaki uzman” ifadesinden bahsedilmektedir. Söz konusu ifadenin yenilik tanımı yapılırken kullanılmayışı zaman zaman yenilik değerlendirmesinde böyle bir uzmana gerek olmadığı yorumlarına neden olmaktadır. Oysa “teknik alandaki uzman” yenilik değerlendirmesi sırasında da mevcuttur, ancak sadece görevi buluş basamağındakine kıyasla farklıdır. Yenilik değerlendirmesi yapan “teknik alandaki uzman” kişinin görevi tekniğin bilinen durumunda tespit edilen dokümanları tek tek buluşla karşılaştırmaktır. Söz konusu uzman ilgili dokümanlarda ima edilen ancak dile getirilmeyen bilgiye de sahiptir.[ix]

Yenilik değerlendirilirken teknikte uzman kişinin karşılaştırılan dokümanın yayın tarihindeki bilgisi dikkate alınır, buluşun başvuru tarihindeki bilgisi dikkate alınmaz.[x] Bu durumun tek istisnası karşılaştırılan dokümanın SMK m.83(3) kapsamına giren bir doküman olmasıdır. Bu tür dokümanların başvuru tarihleri (varsa rüçhan tarihleri) dikkate alınır.[xi] (bkz. Bölüm 2.1)

Buluşla karşılaştırılan tekniğin bilinen durumundaki dokümanda maddi bir hata yapılmışsa ve bu da buluştan farklılık arz etmişse bu durum yeniliğin sağlanması için yeterli olmayacaktır. Teknikte uzman kişi söz konusu hatayı genel teknik bilgisiyle düzeltebiliyorsa söz konusu doküman yeniliği ortadan kaldırmada kullanılabilecektir.[xii]

Yenilik değerlendirmesine ait diğer bazı kıstaslar şunlardır:

— Teknikte uzman kişi dokümanı okuduğunda şüphesiz bir biçimde tespit edebileceği her türlü teknik öğreti dokümanın kapsamına dahildir.[xiii]

— İlgili dokümanın doğrudan atıfta bulunduğu doküman da söz konusu dokümanın içeriğine dahil edilebilir.[xiv] Ancak bu atıf iki dokümanın aslında tek bir doküman olarak düşünüldüğünü göstermelidir.[xv]

— İlgili dokümandaki sadece resimler/çizimler ile ifade edilmiş teknik özellikler, net bir teknik öğreti ortaya koymaya olanak sağlayacak nitelikte oldukları sürece değerlendirmeye alınacaktır.[xvi] Bu durumda tesadüfi benzerlikler yüzünden yeniliğin olmadığı ileri sürülmemelidir.[xvii] Örneğin eğer teknikte uzman kişi bir diyagrama baktığında belli bir boyutsal oranın varlığını tespit edemiyorsa söz konusu dokümanın yeniliği ortadan kaldırdığı ileri sürülemeyecektir.[xviii]

— Bir makalenin/patent dokümanının özet kısmı da tekniğin bilinen durumunda değerlendirilmekle birlikte, ilgili dokümanı doğru bir şekilde yansıtmaması durumunda özet dikkate alınmamalıdır.[xix]

— İstemdeki unsurlar –zorunlu haller dışında- bir özelliğin var olduğunu ifade etmeli, bir özelliğin olmadığını ifade eder şekilde yazılmamalıdır. Örneğin “buluş bir elektrik süpürgesi olup, özelliği tekerlek içermemesidir.” şeklinde yazılmış bir istem buluşun sahip olduğu teknik unsurları tanımlamamaktadır. Bu tür istemlerde koruma kapsamının belirsizliği yenilik değerlendirmesini anlamsız kılar. Bu nedenle ya istem çıkarılmalı ya da düzeltilmelidir.[xx]

— Belirsiz bir terim ya da ifade istemin tekniğin bilinen durumundan farklılaşmasını sağlayamaz.[xxi]

2.3 Tek bir dokümanla karşılaştırma yapılması

Yenilik değerlendirmesinde karşılaştırma yaparken tek bir doküman kullanılabilir. Birden fazla doküman birleştirilmek suretiyle yeniliğe saldırılamaz. Örneğin istemde A+B+C+D+E özellikleri olsun ve araştırma sonucu bulunan bir dokümanda A+D+E, bir başka dokümanda da A+B+C unsurları bulunsun. Bu durumda iki dokümanı birleştirerek (araştırma raporunda Y doküman olarak kullanarak) yeniliğe saldırılamaz.

Buluşa ait unsurların tümünün bir dokümanda bulunması yeniliği ortadan kaldırmak için yeterli olmayabilir. Örneğin söz konusu dokümanda unsurlar farklı bir kombinasyonda bir araya getirilmiş olabilir. Özellikle bir katalogdaki farklı yapılanmaları bir araya getirerek buluşa ulaşmaya çalışmak doğru olmayacaktır.[xxii] Bir başka deyişle istemdeki unsurların aynı dokümandaki aynı yapılanmada geçiyor olması gerekir. Aksi takdirde iki farklı yapılanma bir araya getirilerek yeniliğe saldırılamaz. Bu mümkün olsaydı, dünyadaki bütün teknik bilgiyi (patent, makale, web sitesi vs.) tek bir doküman halinde birleştirdiğimizde bütün başvuruları yenilik olmadığı gerekçesiyle öldürebilirdik.

Eğer bulunan dokümanın içindeki bir yapılanmayla istem karşılaştırıldığında bazı unsurlar eksik kalıyorsa ve bunlar bir referans doküman (sözlük, el kitabı, ders kitabı, ansiklopedi vb.) yardımıyla tamamlanabiliyorsa, bu ikinci referans dokümanın kullanımı kabul edilebilir. Yine eğer internetten yapılan bir aramada örneğin spesifik model numarası olan bir cihaz bulunmuş ancak bazı detayları bir başka dokümanda bulunmuşsa, (ikisinin de tarihi başvuru tarihinden önce olmak şartıyla) iki doküman raporda & işareti kullanılarak tek doküman gibi birlikte yazılabilir. Bu yöntem, tarihi tespit edilemeyen bir bilginin tarihini bulmaya yardımcı ikincil bir doküman olması durumunda da kullanılabilir.

Yapılanmalarda ifade edilmemiş olsa da varlığının anlaşıldığı unsurlar varsa, uzman bunları mevcut kabul edip istemin yeniliğini ortadan kaldırmada kullanabilir. Bir örnek verelim:

“İstem 1: Kişisel savunma için bir püskürtme cihazı olup püskürtme maddesi ile doldurulmuş bir muhafaza, bir püskürtme nozılı ve bir tetik içermesi ve karakterize edici özelliği; püskürtme cihazının bir taşınabilir iletişim cihazının dış yüzeyine sökülebilir şekilde entegre edilmiş olmasıdır.”

Tekniğin bilinen durumunda US2006201964 nolu doküman bulunmuş olsun.

Şekil 1: Birinci yapılanma                                Şekil 2: İkinci yapılanma

Söz konusu dokümandaki buluş “Kişisel savunma için bir püskürtme cihazı olup (bkz. paragraf 20) püskürtme maddesi ile doldurulmuş bir muhafaza, bir püskürtme nozılı ve bir tetik içermesi (bkz. paragraf 46, şekil 1, birinci yapılanma) ve karakterize edici özelliği; püskürtme cihazı bir taşınabilir iletişim cihazının dış yüzeyine sökülebilir şekilde entegre edilmiş olmasıdır. (bkz. paragraf 48, şekil 2, ikinci yapılanma)”

Normal şartlarda bir doküman içindeki farklı yapılanmaların, unsurların bir kombinasyon haline getirilerek, birleştirilerek buluş konusu isteme ulaşılması ve bu şekilde istemin yeniliğinin ortadan kaldırılması mümkün değildir. Ancak yukarıdaki örnekte teknikte uzman kişi ikinci yapılanmada püskürtme nozılı ve bir tetikten bahsedilmemiş olmasına rağmen bu unsurların buluşun çalışması için gerekli olduğunu, söz konusu unsurların ifade edilmeden de varlığının anlaşıldığını bilecektir. Buna göre söz konusu doküman istemin yeniliğini ortadan kaldırmada kullanılabilecektir.[xxiii] Şimdi bu konuyu aşağıdaki bölümde biraz daha detaylandıralım.

2.4 Dokümanda ifade edilmediği halde varlığı anlaşılan unsurlar

Yenilik değerlendirmesi sırasında karşılaştırılan dokümanda bahsedilmese de eksik olan özellik ilgili yapılanmada doğası gereği zaten olması gereken (implicit/inherent) bir özellik olabilir.

Tekniğin bilinen durumunda bulunan bir dokümanın istemin yeniliğini ortadan kaldırabilmesi için “doğrudan ve açıkça”[xxiv] ortaya konabilir olması gerekmektedir. Bu karşılaştırmadaki bir esneklik istemde ifade edilmese bile anlaşılabilen bazı özelliklerin de var olduğunun kabul edilmesidir. Örnek vermek gerekirse, istemde kauçuk içeren bir yapılanmadan bahsedilirken, istemde kauçuğun elastik özelliğinin ön plana çıkarılmış olması söz konusu ise ve teknikte bulunan dokümanın istemden tek farkı kauçuk yerine “elastik malzeme” ifadesi ise söz konusu doküman istemin yeniliğini ortadan kaldıracaktır. Bu durumda kauçuğun elastik bir malzeme olduğu “doğrudan ve açıkça” ortaya konabilir niteliktedir.[xxv]

A.B.D.’de (USPTO) uygulanan yenilik değerlendirmesine göre bir unsur o buluşun tabiatında var olan[xxvi] bir özellikse ve karşılaştırma yapılan dokümanda bu unsurdan bahsedilmiyorsa, o unsurun yapılanmada bulunduğu varsayılarak yenilik veya buluş basamağının bulunmadığı ileri sürülebilir.[xxvii] Örneğin istem “Bir saklama kabı olup özelliği birden çok içi boş plastik çıkıntılar içermesidir.”  şeklinde olsun. Teknikteki dokümanda da plastik çıkıntılar içeren bir saklama kabından bahsediliyor olsun. Her ne kadar dokümanda açık bir şekilde çıkıntıların içi boş olduğundan bahsedilmese de çıkıntıların klasik üfleme kalıplama (blow molding) tekniği kullanılarak oluşturulduğundan bahsedilmiş olsun. Eğer tekniğin bilinen durumundaki bir başka dokümanda üfleme kalıplama tekniğiyle yapılan çıkıntıların içerisinde doğası gereği boşluk olacağından bahsediliyorsa, söz konusu iki doküman kullanılarak istemin yeni olmadığı ileri sürülebilecektir. Ancak üfleme kalıplama tekniğiyle yapılan çıkıntıların içerisinde boşluk olmama ihtimali de söz konusuysa yeniliği yok etmek mümkün olmayacaktır. Zira doğası gereği orada olması gereken bir özellik olasılıklar dahilinde düşünülemez, mutlaka orada olmalıdır.[xxviii]

Bir başka örnek vermek gerekirse, dokümanda bir içten yanmalı motorun soğutma sistemi için bir kontrol düzenlemesinden bahsedilirken, sistemdeki bir radyatör veya başka bir ısı eşanjörünün varlığına atıfta bulunulmayabilir, ancak böyle bir unsurun mutlaka bulunacağı ve bu nedenle varlığının ima edildiği kabul edilecektir.[xxix]

2.5 Aradaki farkın yaygın genel bilgi olması (Common general knowledge)

Yenilik değerlendirmesi sırasında karşılaştırılan dokümanla buluş konusu istem arasındaki fark “yaygın genel bilgi” (common general knowledge) olabilir.

“Yaygın genel bilgi” terimi, iyi bilinen bir teknik veya yaygın olarak kullanılan bir teknik dahil olmak üzere, teknikte uzman bir kişinin genel bilgi veya deneyiminden elde edilen bariz bilgi anlamına gelir.[xxx]

Ancak bu yaygın genel bilgi tekniğin bilinen durumunda kullanılan dokümanın yayın tarihindeki bilgidir, daha sonra genel bilgi haline gelmiş bilgiler buna dahil değildir.[xxxi] Bu buluş basamağındaki yaygın genel bilgi tanımından farklıdır, zira buluş basamağındaki yaygın genel bilgi başvuru konusu buluşun başvuru (varsa rüçhan) tarihindeki genel bilgidir.[xxxii]

Yaygın genel bilgi ders kitaplarında, ansiklopedilerde vb. bulunabileceği gibi başka herhangi bir şekilde de var olabilir. Bu nedenle bu bilginin varlığını ispatlamak için doküman göstererek ispat yapmak gerekmez.[xxxiii]

Patent dokümanları “yaygın genel bilgi” olarak değerlendirilemezler, ancak bazı durumlarda örneğin bir ders kitabında atıf yapılmış bir patent dokümanı için böyle bir durum söz konusu olabilir.[xxxiv]

“Yaygın genel bilgi”, teknikteki uzman kişinin ezberlediği ve uygulamış olduğu materyalle sınırlı değildir. Çalışmakta olduğu alanda var olduğunu bildiği, hatırlayamazsa atıfta bulunacağı ve temel olarak kullanılmasının yeterince güvenilir kabul edildiğini anladığı, önceki tekniğin anlaşılmasına yardımcı olan tüm materyalleri içerir. Örneğin, teknikte uzman kişinin karmaşık bir endüstri standardında yer alabilecek ilgili teknik ayrıntıların tamamını tutan bir ansiklopedik belleğe sahip olması beklenmez, bunun yerine bu tür özel ayrıntılı bilgiler gerektiğinde nereye bakılacağını bilmesi beklenir.[xxxv]

Bir örnek verelim. Buluş çamaşır makinesinde örümcek (tripod) olarak adlandırılan parça ile ilgili olsun. Buluş konusu istemlerde bu parçanın bazı yapısal özellikleri bulunsun. Bağımlı bir başka istemde de örümceğin silikon ve bakır içeren alüminyum alaşım malzemeden yapıldığı belirtilsin. Ancak bu bilgi teknikte karşılaştırılan dokümanda bulunmuyor olsun. Çamaşır makineleri alanında teknikte uzman kişi A380 olarak adlandırılan bu alaşımın çamaşır makinesindeki örümceklerde yaygın olarak kullanıldığını bileceği için bu bilginin “yaygın genel bilgi” olarak ilgili dokümanda bulunduğunu kabul edebilir.

Şekil 3: Bir çamaşır makinesi tamburu ve örümcek (tripod) yapılanması[xxxvi]

2.6 Buluşun kullanım alanı

Yenilik değerlendirmesi sırasında karşılaştırılan dokümanla buluş konusu istem arasındaki fark yalnızca buluşun kullanım alanının farklı olması ise, örneğin istemde cihazın belirli bir amaç için, belli bir işi yapmak için geliştirildiğinden bahsediyorsa (intended purpose) burada dikkat edilmesi gereken husus bulunan dokümandaki yapılanmanın istemdeki yapılanmanın yerine kullanılıp kullanılamayacağıdır. Eğer kullanılabiliyorsa istem yeni değildir.

Bir örnek üzerinden değerlendirelim: US20120093565 nolu başvuru sörf tahtası yüzeyi cilalamak için geliştirilmiş bir tüp/aplikatördür. Dosyanın uzmanı raporda US2980246 nolu dokümanı yenilik öldürücü doküman olarak kullanmıştır. Söz konusu doküman ise kozmetik ürün için kullanılan bir tüp/aplikatördür. Her iki buluşta da tüpün özellikleri aynı olup yalnızca kullanım alanları farklıdır.

Şekil 4: US20120093565 nolu başvuru sörf tahtası yüzeyi cilalamak için geliştirilmiş bir tüp (solda) ve US2980246 nolu doküman kozmetik ürün için kullanılan bir tüp (sağda), aparata ait temsili bir görsel (altta)

Tüpün içeriğinin farklı olması yenilik değerlendirmesinde teknik bir farklılık yaratmamaktadır. Zira içe konulan ürünün niteliği nedeniyle tüpte bir değişiklik yapma gereği olmadan iki buluş birbirinin yerine kullanılabilmektedir.

Buna göre, buluşun kullanım alanı yenilik kriteri araştırılırken bağlayıcı niteliğe sahip değildir. Bir buluşun ne amaçla veya nerede kullanılıyor olduğunun (istemlerle korunan unsurlara ait özellikler aynı olduğu sürece) yenilik araştırmasında bir önemi bulunmamaktadır. Aksi takdirde bilinen ve patentli ürünlerin farklı amaçlar için kullanıldığı ileri sürülerek yeni patentler alınabilecektir. Örnek vermek gerekirse, patentli bir sandalyenin birebir aynısını üreterek bunu bitki yetiştirmek için bir aparat olarak satmak, söz konusu ürünün hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın sandalye olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.[xxxvii] (Ancak bu durum ikincil tıbbi kullanıma dayalı buluşlarda farklıdır, ama bu tür buluşlar zaten faydalı model konusu değildir)

Burada basitçe istemdeki “için” ifadesi “için kullanmaya uygun” olarak düşünülmelidir. Eğer bu şekilde doküman istemi öldürebiliyorsa yenilikten bahsedilemeyecektir. Örneğin “sörf tahtası yüzeyi cilalamak için bir tüp/aplikatör olup…..” şeklindeki istem “sörf tahtası yüzeyi cilalamak için kullanmaya uygun bir tüp/aplikatör olup…..” olarak düşünülmelidir.

Bununla birlikte birbirinin yerine kullanılamayacak nitelikteki buluşlarda yeniliğin varlığı söz konusu olabilir. Örneğin bir kol saati için geliştirilmiş bir motor mekanizması ile bir araba motoru mekanizması, istemde yazılanlar birebir örtüşse bile birbirinin yerine kullanılamayacakları için yenilik öldürücü doküman olarak ele alınmazlar. Bir başka örnek vermek gerekirse bir vinç için geliştirilen kanca, bir olta için kanca gösterilerek vinç kancasının yeniliği ortadan kaldırılamaz, zira bu buluşlar birbirlerinin yerine kullanılamazlar.[xxxviii] Yine, erimiş çelik koymak için bir kalıpla ilgili buluşun yeniliği, istemdeki unsurlara bire bir sahip olan ama buz kalıbı yapmak için kullanılan plastik bir yapılanma ile yok edilemeyecektir.[xxxix] Yazının ikinci ve son bölümünde “buluş konusuna katkı sağlamayan teknik özellikler”ile ilgili hüküm yorumlanmaya çalışılacaktır.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Mart 2021

guneycaliskan@gmail.com


[i] Singer: The European Patent Convention; Lunzer, R., revised edition London, Sweet & Maxwell, 1995, s.106.

[ii] Konuyla ilgili görüşler için bkz. Patent Verilebilirlik Değerlendirmesinde “Önceki Tarihli Başvurular”, Prof. Dr. Feyzan Hayal ŞEHİRALİ ÇELİK, TFM, 3(1), s.103-117.

[iii] Procter & Gamble Co. v. Nabisco Brands Inc., 711 F. Supp. 759, 762, 11 USPQ2d 1241, 1243 (D. Del. 1989) (“The prior art need not … state the elements of the claim in identical language.”)

[iv] EPO BoA, T198/84

[v] EPO Guidelines for Examination, Part F – The European Patent Application, Chapter IV – Claims (Art. 84 and formal requirements), 4. Clarity and interpretation of claims, 4.9 Optional features, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_4_9.htm

[vi] T952/92, OJ 1995, 755.

[vii] G1/92, OJ 1993, 277, No.3; T977/93, OJ 2001, 84.

[viii] EPO BoA, T21/83

[ix] Singer: The European Patent Convention; Lunzer, R., revised edition London, Sweet & Maxwell, 1995, s.110-111.

[x] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 2. State of the art, 2.3. Relevant date of documents, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_2_3.htm ; T205/91, 16.06.1992.

[xi] T233/90, 08.07.1992.

[xii] EPO BoA, T171/84

[xiii] T153/85, OJ 1988, 1, Headnote III.

[xiv] T153/85, OJ 1988, 1, Headnote IV; T31/84, OJ 1986, 369.

[xv] Intellectual Property Office, Manual of Patent Practice (MoPP), April 2018, Section 2: Novelty, 2.09, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/719293/Manual-of-Patent-Practice-July-2018.pdf

[xvi] T204/83, OJ 1985, 310.

[xvii] T161/82, OJ 1984, 551.

[xviii] T56/87, OJ 1990, 188.

[xix] T160/92, OJ 1995, 35

[xx] İstemin başka şekilde yazılamadığı durumlar hariç.

[xxi] EPO Guidelines for Examination, Part G – Patentability, Chapter VI – Novelty, 1. State of the art pursuant to Art. 54(2), https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/g_vi_1.htm

[xxii] EPO BoA, T305/87

[xxiii] EPO Virtual Classroom 2 Presentation, OD39-2015, Exercises on novelty, s.22-26.

[xxiv] directly and unambiguously

[xxv] EPO Guidelines for Examination 2017, Part G, Chapter VI.2.

[xxvi] “inherent disclosure”

[xxvii] USPTO Manual of Patent Examining Procedure, Chapter 2100, Section 2112

[xxviii] An Introduction to Patent Law; Mueller, J.M.; 2006, s.129.

[xxix] Intellectual Property Office, Manual of Patent Practice (MoPP), April 2018, Section 2: Novelty, 2.07, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/719293/Manual-of-Patent-Practice-July-2018.pdf

[xxx] JPO Examination Guidelines Part II. Chapter 2. Section 1.2.4(3).

[xxxi]  EPO BoA, T 786/00.

[xxxii] Intellectual Property Office, Manual of Patent Practice (MoPP), April 2018, Section 2: Novelty, 2.08, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/719293/Manual-of-Patent-Practice-July-2018.pdf

[xxxiii] EPO Case Law of the Boards of Appeal, I. PATENTABILITY, C. Novelty, 2. State of the art, 2.8. Common general knowledge, 2.8.1 Definition of “common general knowledge”, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_c_2_8_1.htm

[xxxiv] NOVELTY AND NON-OBVIOUSNESS – THE RELEVANT PRIOR ART, Mario Franzosi, Edited for publication by Kraig Hill, Toshiko Takenaka and/or Kevin Takeuchi, CASRIP, s.79, https://ficpi.org.au/members-only/articles/Annex_1A.pdf

[xxxv] New Zealand Intellectual Property Office, The Patent Examination Manual, https://www.iponz.govt.nz/about-ip/patents/examination-manual/current/meaning-of-inventive-step/#jumpto-common-general-knowledge4

[xxxvi] CN204690370U nolu Çin faydalı model başvurusuna ait şekil 3.

[xxxvii] Rosenberg, M.D., The Essentials of Patent Claim Drafting, Oxford University Press, 2012, s.7-8.

[xxxviii] EPO Board of Appeals, T 2319/11, 19.9.2013

[xxxix] EPO Guidelines for Examination 2017, Part F, Chapter IV, 4.13



AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ PATENT HAKKINA MÜDAHALE BAŞVURUSUNDA MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİ SONUCUNA VARDI: TOKEL v. TÜRKİYE

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (“AİHM” veya “Mahkeme”) 23662/08 başvuru numaralı ve 09.02.2021 tarihli TOKEL v. TÜRKİYE kararı, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye (“Sözleşme”) Ek 1. Protokol’ün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi kapsamında incelenen patent hakkı ihlaline ilişkin bir değerlendirme sunuyor. Kanaatimizce bu karar, davaya konu patentin 1991 yılında İhtira Beratı Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde elde edilmiş olması ve iç hukuk yollarının tüketilerek Mahkeme’nin kararını verdiği 2021 yılına kadar iç hukukta patent hakkını düzenleyen mevzuattaki değişikliklere tabi olması bakımından önem arz etmektedir.

Mahkeme’nin değerlendirmesini analiz etmeden önce konu bütünlüğü açısından ihtilafın geçmişini, yerel mahkeme ve Yargıtay kararlarını incelemek yerinde olacaktır.

Mustafa Tokel (“Başvuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davada Başvuran, otomatik çay soldurma-konveyör traft sistemi olarak tanımlanan buluşu için 08.07.1991 tarihinde başvuru yaparak 26.08.1992 tarihinde yürürlükte olan 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu çerçevesinde buluşu korumaya imkan sağlayan, patent belgesi benzeri ihtira beratı almıştır. Ancak ihtira beratının alınmasından kısa bir süre önce Mayıs 1991 tarihinde, bir kamu iktisadi teşekkülü olan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (“Çaykur”), buluşu fabrikalarından birinde kullanmaya başlamış, Haziran 1991’de yayınladığı fizibilite raporunda da buluşun özelliklerini ve faydalarını açıklayarak buluşu beş senelik yatırım planı çerçevesinde fabrikalarında kullanacağını duyurmuştur.

1993 tarihinde taraflar arasındaki uyuşmazlık ilk kez Çaykur tarafından mahkeme yoluna taşınmış, Trabzon Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nde açılan ihtira beratının iptali davasında Çaykur; söz konusu çay soldurma sistemini davacının ihtira beratı aldığı tarihten önce kurduğunu, ihtira beratı konusu sistemin yeni buluş niteliğinde olmadığını, davacının Çaykur’a ait fabrikadaki sistemi kopyalayarak ihtira beratı aldığını ileri sürmüştür. Yerel mahkemenin “dava konusu patentin yürürlükte olan İhtira Beratı Kanunu’na göre yeni ve tekniğin bilinen durumuna dahil olmadığı, patentin haklı nedenlerle tescil edildiği” gerekçesiyle davayı reddettiği kararı[1], Yargıtay tarafından da onanarak[2], Çaykur’un karar düzeltme talebinin reddi ile kesinleşmiştir.

Bununla beraber, Mustafa Tokel’in de ilk olarak 1993 yılında olmak üzere, seneler içinde farklı mahkemeler nezdinde sistematik olarak Çaykur’un ihtira beratına konu buluşunu izinsiz olarak kullandığını ileri sürerek haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine ilişkin talepte bulunduğu ve bu tespit kararları ile buluşun farklı illerdeki fabrikalardaki kullanımlarını engellemeye yönelik bir yol izlediği görülmektedir. Farklı yerel mahkemeler nezdinde elde edilen kararların bir kısmı, ihtira beratının iptali için açılan önce tarihli davanın reddi kararına da atıfta bulunarak, Çaykur’un fabrikalarında kullandığı çay soldurma sisteminin davacının ihtira beratı aldığı buluş ile aynı olduğu yönünde olup, davalı Çaykur’un sistemi kullanmasının men’ine karar verilmiştir.[3] Ancak, bu yerel mahkeme kararlarının aksine görüş bildiren ve bozma kararı ile sonuçlanan Yargıtay kararları[4] başvuranın uyuşmazlığı AİHM’ne taşımasına sebep olmuştur.

Söz konusu kararlarda Yargıtay, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (“PatKHK”) 77. maddesinde düzenlenen “ön kullanım hakkı”na dayanarak, bu madde ile buluşa konu patent başvurusu tarihi ile patentin verildiği tarih arasındaki iyiniyetli faaliyetlerin, faaliyet sahibi açısından ön kullanım hakkı tanıdığını, bu kapsamda buluş konusu sistem ile ilgili kullanımına ilişkin belgelerin yerel mahkemece eksik değerlendirildiğine hükmederek yerel mahkeme kararlarını bozmuştur. Bu kararlar doğrultusunda alınan bilirkişi raporlarının ise bir yeknesaklık barındırmadığı görülmektedir. Nitekim bir rapor davaya konu buluşun yenilik özelliğini içermediğini, önceden bilinen ve farklı sektördeki farklı teşebbüslerce kullanılan bir sistem olduğunu, bu nedenle buluş zaten yeni olmadığı için geçersiz olduğundan ön kullanım hakkı incelemesine yer olmadığını belirtirken; bir diğer raporda 551 sayılı KHK’nın 77. maddesinde öngörülen ön kullanım hakkına ilişkin koşulların somut olayda Çaykur lehine gerçekleştiği belirtilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporları doğrultusunda verilen Yargıtay kararları da Başvuran aleyhine sonuçlanmıştır.  

Bu noktada, birbiri ile çelişen bilirkişi raporları ve Yargıtay kararları, Başvuran’ın çeşitli mahkemeler nezdinde elde ettiği ve kesinleşen kararlara rağmen Çaykur’un ilgili patentin izinsiz kullanımını sürdürmeye devam ettirmesi ile sonuçlanmıştır.  Nitekim, AİHM başvurusunun konusunu da; Başvuran’ın patentli buluşunun Devlet mülkiyetindeki bir teşebbüs tarafından izinsiz kullanımı ve iç hukuk yolunda başvurulan mahkemelerin davalı Çaykur’un kullanımının ön kullanım oluşturduğu yönündeki kararlarının Sözleşme’ye Ek Protokol’ün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlaline yol açması oluşturmuştur.

Mahkeme’nin değerlendirmesini incelemeden önce, davalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen taraf Hükümet’in başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinde düzenlenen kabul edilebilirlik koşullarına ilişkin itirazlarına, her ne kadar bu yazının esas konusunu oluşturan fikri mülkiyet hukuku bakış açısının dışında kalsa da, kararda geniş şekilde tartışıldığından değinmek yerinde olacaktır.

Hükümet öncelikle, Mahkeme’ye yapılan başvurunun, kişi bakımından (ratione personae) Protokol’ün 1. maddesi hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Bu iddia, başvuranın buluşu patentlenmesine rağmen Çaykur’un ön kullanım hakkına dayalı olarak öncelik hakkı bulunduğu ve bu durumun mahkeme kararları ile sabit olduğu; ayrıca başvuranın gerekli ücretleri ödememesi nedeniyle yirmi yıllık koruma süresi çerçevesinde 2011 yılında sona erecek olan patentin 2008 yılında sona erdiği, bu nedenle başvuran patent hakkına sahip olmadığından meşru bir beklentisinin bulunmadığı gerekçelerine dayandırılmıştır.

Mahkeme bu itiraza ilişkin olarak, sona eren patent hakkının, sona erme tarihi olan 2008 senesine kadar mevcut ve geçerli olduğunu belirtmiştir. Bu geçerlilik süresi boyunca Çaykur’un patentli buluşu patent hakkına tecavüz oluşturacak şekilde kullanması, patent sahibine bu kullanıma karşı kanun çerçevesinde yasal aksiyon alma hakkını tanıdığından başvuranın mağdur statüsü sabittir. Bu kapsamda, meşru beklentinin yalnız mevcut mülkiyet hakkından doğmayacağı, başvuranın patentin geçerlilik süresi boyunca gerçekleşen tecavüz eylemlerine karşı mülkiyet hakkına saygı gösterilmesini istemesinin meşru bir talep olduğu söylenebilecektir. Patentin süresi dolduğunda patent sahibinin tüm münhasır hakları ortadan kalkar. Bununla birlikte, ihlal, patentin aktif koruma süresi içinde gerçekleşmişse, aktif sürenin bu bölümünde meydana gelen zararlar için dava açma hakkı patent süresi dolduktan sonra da devam eder.

Hükümet’in konu bakımından bağdaşmazlık (ratione materiae) ile ilgili iddiası ise Çaykur’un kanunla kurulmuş bir kamu iktisadi teşebbüsü olmasına rağmen, özel hukuk hükümlerine tabi ve piyasada kamu yetkisini kullanmaksızın bağımsız olarak faaliyet gösteren bir teşebbüs olması nedeniyle, mevcut başvurunun iki özel hukuk süjesi arasındaki uyuşmazlığa ilişkin olduğu, bu nedenle başvurunun Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmeyeceği olmuştur. Bu noktada Protokol’ün 1. maddesi kapsamında bu davayı ilgilendiren devletin negatif yükümlülüğünün belirlenmesi önem arz edecektir. Maddede “Her gerçek ya da tüzel kişi, mülkiyetinden/malvarlığından müdahale edilmeksizin yararlanma hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenen, mülkiyet hakkına saygı zorunluluğu çerçevesinde, devletin negatif yükümlülüğü bireylerin malvarlığına haksız müdahalelerde bulunmamaktır.[5] Mahkeme, somut olayda emsal kararlarında ortaya konan kriterlerden hareketle Çaykur’un mevcut davadaki patent hakkına ilişkin ihlalinden Sözleşme çerçevesinde devletin sorumlu olacağı sonucuna ulaşmıştır. Çaykur’un kanun ile kurulmuş, sermayesi devlete ait bir kamu iktisadi teşekkülü olması ve Çaykur’un buluşa ilişkin ön kullanım iddiasına konu olan yatırım planının dahi devletin kontrol ve gözetiminde olması Mahkeme’yi bu sonuca ulaştıran etkenler olmuştur. Dolayısıyla Çaykur’un özel hukuk hükümlerine tabi olarak ilgili piyasada diğer teşebbüslerle birlikte kamu yetkisini kullanmadan hareket etmesi, devleti Sözleşme kapsamındaki sorumluluktan kurtarmak için yeterli olmamıştır.

Başvurunun esasen incelenmesine geçildiğinde, Mahkeme öncelikle, emsal kararlarında da açıkça kabul ettiği üzere, Protokol’ün 1. maddesinin fikri hakları da kapsadığını belirtmiştir. Bu kapsamda Çaykur’un buluş konusu sistemi başvuranın buluşu ihtira beratı ile korumasından kısa süre önce kullanmaya başladığı, bu kullanımın buluşun korunduğu 1991-2008 yılları arasında izinsiz olarak devam ettiği ve Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi anlamında mülkiyet hakkından barışçıl olarak yararlanmaya yapılan bir müdahale teşkil ettiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda, bir kamu otoritesinin mülkiyetin barışçıl bir şekilde kullanılmasına karşı gerçekleştirdiği bu müdahalenin meşru sayılabilmesi için hukukilik (lawfulness) şartını gerçekleştirmesi gerektiği vurgulamıştır.  Nitekim 1. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, “malvarlığından” yoksun bırakılma müdahalesini “hukukun öngördüğü koşullara tabi olarak” meşru saymakta; ikinci fıkrası ise Devletlerin ancak “kanunları” icra etmek suretiyle mülkiyetin kullanımını sınırlayabileceğini düzenlemektedir.[6]

Bu prensipler ışığında somut olayda yerel mahkemelerin başvuranın patent hakkına yapılan müdahaleyi 551 sayılı PatKHK’nın 77. maddesinde düzenlenen ön kullanım hakkına dayandırdıkları tespiti yapılmıştır. İlk kez 1995 tarihli 551 sayılı PatKHK ile pozitif hukuka giren ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 87. maddesinde de “Önceki Kullanımdan Doğan Hak” başlığı altında düzenlenen bu kavram, patent hakkının sınırlarından birini oluşturmaktadır. Bu kapsamda, patent başvuru tarihi/ rüçhan tarihinden önce iyi niyetli olarak patenti kullanan veya kullanma için ciddi hazırlıklar yapan 3. kişilerin kullanımına izin verilmiştir. Düzenleme, esasında hakkaniyet ilkesi çerçevesinde patent hakkının kazanılmasından önce buluş sahibinden habersiz olarak aynı buluşla ilgili çalışmalar yapan ve buluşu iyi niyetle kullanan kişilerin iyi niyetini korumaktır.[7]

Bununla beraber Mahkeme, mevcut davada Çaykur’un patent konusu buluşu kullanmaya başladığı tarih olan 1991 yılında yürürlükte olan 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu’nda ön kullanım hakkı düzenlemesinin yer almadığına dikkat çekmiştir. 551 sayılı PatKHK’nın önceki kanun hükümlerinin uygulanmasını düzenleyen Geçici 1. maddesinde PatKHK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış patent başvuruları hakkında, başvuru tarihindeki kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda PatKHK’da getirilen ön kullanım hakkı sınırlamasının İhtira Beratı Kanunu’nun yürürlükte olduğu sürede başvurusu yapılmış buluşlar için uygulama alanı bulmayacağı, dolayısıyla 77. maddenin geriye yürümeyeceği sonucuna ulaşılacaktır. Bu çerçevede Mahkeme, Çaykur’un ilk kullanım tarihinde, patent sahibinin patentten doğan haklarını sınırlayan yasal bir dayanağın bulunmadığını belirterek, başvuranın mülkiyetinden barışçıl bir şekilde yararlanma hakkına yapılan müdahalenin Protokol’ün 1. maddesi anlamında hukuka uygun olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.

Görüldüğü üzere, mevcut davada Çaykur’un kullanımının ön kullanım hakkının kapsamında yer alıp almadığı, şartları sağlayıp sağlamadığı yönündeki esas değerlendirmesine gerek kalmaksızın ihlal kararı verilmiştir. Patentin başvuru tarihinde yürürlükte olan kanunda bu sınırlamanın bulunmadığı ve PatKHK’da yer alan düzenlemenin geçici maddeler vasıtasıyla geriye etkisinin de kanun koyucu tarafından tercih edilmediği görülmektedir. Yeni düzenlemenin somut olaya uygulanmaması, önceki kanun zamanında elde edilmiş kazanılmış haklara saygı gösterilmesi ve hukuk güvenliği ilkesinin gerçekleştirilmesi bakımından da önem arz etmektedir. Bu durumda; sermayesi devlete ait olan ve devlet yönetim ve gözetiminde olduğuna karar verilen kamu iktisadi teşekkülünün başvuranın patentinin geçerlilik süresi boyunca mülkiyet hakkına gerçekleştirdiği müdahale, Sözleşme’ye aykırılık teşkil eden ve devletin sorumluluğunu gerektiren bir müdahaledir.

Betül ÖZBEK

Şubat 2021

betulozbek9@gmail.com


[1]Trabzon 1.Asliye Hukuk Mahkemesi 1995/182 Esas, 2001/129 sayılı ve 11.03.1993 tarihli kararı.

[2]Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 06.11.2001 tarih ve 2001/6276-8738 sayılı kararı.

[3]Rize Asliye 2.Hukuk Mahkemesi 18.02.2003 tarih ve 1993/324 – 2003/43 sayılı karar; Of Asliye Hukuk Mahkemesi 15.04.2003 tarih ve 1993/45 – 2003/108 sayılı karar; Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesi 14.09.2006 tarih ve 2005/92 – 2006/245 sayılı karar

[4]Yargıtay 11.Hukuk Dairesi E. 2003/7154 K. 2004/1445 T. 17.02.2004 tarihli kararı; Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, E. 2007/64 K. 2008/7301 T. 03.06.2008.

[5] Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 Numaralı Protokolünün 1. Maddesi Rehberi, https://www.echr.coe.int/Documents/Guide_Art_1_Protocol_1_TUR.pdf

[6] İbid.

[7] ÇAĞLAR, Hayrettin. “Patent Hukukunda Ön Kullanım Hakkı” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2006, http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/10_4.pdf , s.81.; GÜNEŞ, İlhami. “Sınai Mülkiyet Kanunu Işığında Uygulamalı Patent ve Faydalı Model Hukuku”, Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı, 2018, s.243.

TÜRKPATENT’te Bilgisayar Tabanlı Buluşların Değerlendirilme Kriterleri -Bölüm III-

UYARI: Bu yazıda özellikle örneklerin değerlendirilmesi yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. 

Bu yazı 8 – 10 Şubat 2021 tarihli aynı başlıklı yazı serisinin (Link 1, Link 2) üçüncü ve son bölümüdür.

(4.c). Adımdaki Başvuruya Örnek (İstemde teknik unsurlar yalnızca bilgisayar, cep telefonu, ağ, veritabanı, sunucu, işlemci, bellek vb. yaygın olarak kullanılan ve bilinen genel amaçlı veri işleme teknolojisinin yalnızca yaygın olarak bilinen görevleri içinde ve teknik olmayan bir işleme hizmet etmek amacıyla kullanılıyor)

Eğer istemdeki teknik unsurlar yalnızca bilgisayar, cep telefonu, ağ, veritabanı, sunucu, işlemci, bellek vb. yaygın olarak kullanılan ve bilinen genel amaçlı veri işleme teknolojisinin yalnızca yaygın olarak bilinen görevleri içinde ve teknik olmayan bir işleme hizmet etmek amacıyla kullanılıyorsa bu unsurları bulunduran genelgeçer bir doküman buluş basamağının olmadığını göstermede yeterli olacaktır. Bu genelgeçer doküman farklı teknik olmayan özelliklerle ilgili olsa bile, örneğin başka alanda bir iş metodu ile ilgili bile olsa, bulundurduğu teknik unsurlar itibariyle buluş basamağının olmadığını göstermede yeterli olacaktır.

Şekil 3: TÜRKPATENT’te bilgisayar tabanlı buluşların değerlendirilmesi

Örnek 4.16:

İstem 1: “Bir kişiye kredi skoru oluşturmak için bir sistem olup özelliği;

  • bahsedilen kişiye özgün bir kimlik bilgisinin girilmesine izin veren bir giriş/çıkış birimini (140) içermesi;
  • bahsedilen kimlik bilgisini alan bir kredi skoru oluşturma birimini (110) içermesi;
  • bahsedilen kredi skoru oluşturma biriminin (110), kişilere özgün kimlik bilgileri ile bu kişilerin fatura ve fatura ödeme bilgilerini barındıran bir fatura veri tabanına (400) erişmesini sağlayan bir haberleşme birimini (130) içermesi; kredi skoru oluşturma biriminin (110), fatura veri tabanından (400) aldığı kimlik bilgisiyle eşleşen fatura ve fatura ödeme bilgilerini sorgulayacak şekilde düzenlenmiş olması; eşleşen fatura ve fatura ödeme bilgilerini alacak, fatura tarihleri ve ödeme tarihlerindeki sapmaları göz önünde bulundurarak bir kredi skoru oluşturacak şekilde düzenlenmiş olmasıdır.”[i]

Yukarıdaki istemde veritabanı gibi teknik unsurlar bulunması sebebiyle başvuruya araştırma raporu düzenlenmiştir. Ancak söz konusu teknik unsurlar yaygın olarak kullanılan ve bilinen genel amaçlı veri işleme teknolojisinin yalnızca bilinen görevleri içinde ve teknik olmayan bir işleme hizmet etmek amacıyla kullanılmış olmasından dolayı genelgeçer bir dokümanla buluş basamağına saldırılması mümkündür.

Örnek 4.17:

İstem 1: “Bir alışveriş yöntem ve sistemi için aşağıdaki adımları ihtiva eden bir yöntem;

  • Kişinin internet sitesi üzerinden sisteme kayıt olması(1),
  • Sistem üzerinden kullanıcı hesabının aktif edilmesi(2),
  • Hesap oluşturma aşamasında sigorta ürün önerisi için algoritmanın ihtiyaç duyacağı verinin girilmesi (yaş, cinsiyet, sağlık geçmişine yönelik kriterler, geçmişte yaşamış olduğu kaza ve sağlık operasyonlarına ait bilgileri, ırsi sağlık problemlerine yönelik bilgi)(1.1)
  • Kişinin seçtiği ürünlerin sepete eklenmesi(3),
  • Kişinin internet sitesi üzerinde yer alan sepetteki ürünleri kredi kartı veya banka hesap kartı bilgilerini girerek ödeme bölümünü oluşturması(4),
  • Sistem tarafından kişinin yapmış olduğu alışveriş tutarı ve kişinin sistemde kayıtlı sigorta kritik veri geçmişine göre çeşitli sigorta türlerini önermesi veya çekiliş hakkı tanıması(5),
  • Kullanıcının ödeme işlemini tamamlaması sonrasında firmanın ürünleri kullanıcıya fiziki olarak veya banka yoluyla ulaştırması(6),
  • Firmanın sunmuş olduğu sigorta türünün kullanıcıya tanımlanması(7) adımlarının her birini veya birkaçının kombinasyonu veya tamamını içermektedir.”[ii]

İstem internet üzerinden yapılan bir alışveriş yönteminden bahsetmektedir. Bu bakımdan teknik karaktere sahip olduğu kabul edilmekle birlikte uzman raporu, tarifnamede bahsedilen yapısal unsurları da dikkate alarak düzenlemiştir. Raporda X olarak gösterilen D1 dokümanındaki buluş, belirli risk parametrelerine göre yolcular için sigorta oranlarının belirlenmesi için bir yöntem ve sistem ile ilgilidir ve internet üzerinden sigorta satın alımı yapılmaktadır.

Örnek 4.18:

İstem 1:

“‐ Müteahhit, ürün taşeronu ve bireysel kullanıcılardan oluşan talep kullanıcılarının talep ettiği ürünleri ve veya hizmetleri kendisine özel kategorize ederek işaretleme yaparak talepte bulunduğu, ilgili taleplere gelen teklifleri satıcı profilleri ile birlikte değerlendirme öncesi gözlemledikleri bir talep oluşturma modülü,

‐ Ürün taşeronu, hizmet taşeronu, tedarikçi kullanıcılarından oluşan arz kullanıcılarının, talep kullanıcıları tarafından yayınlanan talepleri gözlemledikleri ve diledikleri talepleri yanıtladıkları bir teklif veren modülü,

‐ Kullanıcıların sisteme girişi aşamasında profillerini oluşturarak kaydını sağlayan, iletilen talepleri ve teklifleri denetleyerek onaylayan, talep oluşturma modülü ve teklif verme modülü üzerinden özel ve resmi ihalelerin bilgilendirmesini, özel talep olması durumunda ihalelerin yaklaşık maliyetini hesaplayarak sonucu talep kullanıcılarına ileten sağlayan bir yönetim kontrol modülü

içermesiyle karakterize edilen inşaat sektöründe arz talep karşılama portalı.”[iii]

Yukarıdaki istemde teknik olarak kabul edilebilecek tek unsur portaldır. Talep oluşturma modülü, teklif veren modülü, yönetim kontrol modülü olarak adlandırılan unsurların hangi teknik enstrümanlarla söz konusu işleri yaptığı belirsizdir.Uzman istemde portal unsuru bulunması sebebiyle araştırma yapmış ve genelgeçer bir doküman ile buluş basamağına saldırmıştır.

Örnek 4.19:

Aşağıdaki istem bir iş metodunun bilgisayar sisteminde uygulanmasına dayalı olduğu için genel amaçlı bir bilgisayar sistemi gösterilerek buluş basamağı içermediği ortaya konmuştur.

İstem 1: “Bir bilgi işleme aparatı olup, özelliği;

  • bir ücret planına dayalı olarak bir kullanıcı tarafından kullanılan bir hizmet için bir ücret hesaplayan bir hesaplama birimi; ve
  • bir periyot başladığında, ücretlendirme planını ilk ücretlendirme planından ikinci bir ücretlendirme planına değiştiren ve bu periyot sona erdiğinde, ücretlendirme planını ikinci ücretlendirme planından birinci ücretlendirme planına değiştiren bir değiştirme birimi içermesidir.”[iv]

İstemde geçen “hesaplama birimi” (calculation unit) ve “değiştirme birimi” (changing unit) olarak ifade edilen unsurlar teknik olarak kabul edilmemektedir. İstemdeki tek teknik unsur bilgi işleme aparatı olarak ifade edilen ve tarifnameden bir bilgisayar olduğu anlaşılan unsurdur.

(4.d). Adımdaki Başvuruya Örnek (İstemdeki teknik unsurlar teknik bir amaca hizmet ediyor mu ve teknik bir problemi çözüyor mu veya çözmeye yardım ediyor mu?):

Eğer istemdeki teknik unsurlar teknik bir amaca hizmet ediyorsa ve teknik bir problemi çözüyorsa veya çözmeye yardım ediyorsa bunların buluş basamağında değerlendirilmesi söz konusudur. Buluşun teknik niteliğine katkıda bulunmayan özellikler buluş basamağının varlığını destekleyemeyecektir.

Örnek 4.20:

Bu buluş GPS izleme ve makine öğrenmesi kullanılarak sürücü davranışına ait sigorta riskinin değerlendirilmesi için bir sistem ve yöntem ile ilgilidir. Söz konusu bilgisayar sistemi şunları içermektedir: bir işlemci, bir birinci sensör, ikinci bir sensör ile iletişim halinde sağlanan fiziksel bir arayüz ve bilgisayarda okunabilir talimatları depolayan bilgisayar tarafından okunabilir bir depolama ortamı ve böylece sigorta şirketlerinin ve filo operatörlerinin araçlardan gerçek zamanlı veriler alarak sürücü davranışının sigorta riskini tespit ederek doğru bir şekilde değerlendirmesini sağlar. Başvuruya ait istem 1 aşağıdaki gibidir:

İstem 1: “Bir bilgisayar sistemi olup, özelliği;

  • bir işlemci;
  • bir birinci sensör;
  • ikinci bir sensörle iletişim halinde olan fiziksel bir arayüz; ve
  • işlemci tarafından yürütüldüğünde işlemcinin aşağıdakileri içeren bir yöntemi gerçekleştirmesine neden olan bilgisayarda okunabilir talimatları depolayan bilgisayar tarafından okunabilen bir depolama ortamı:
    • birinci sensörden ilk verilerin elde edilmesi;
    • fiziksel arayüz yoluyla ikinci sensörden ikinci verilerin elde edilmesi;
    • konum verilerini elde edilmesi;
    • birinci verinin, ikinci verinin ve konum verisinin bir ağ konumuna gönderilmesi;
    • birinci veriye, ikinci veriye, konum verisine ve harici verilere dayalı olarak genel bir risk seviyesinin alınması;
    • belirli bir eşiği aşan genel risk seviyesinin belirlenmesi; ve
    • Genel risk seviyesinin eşiği aştığını belirlemeye dayalı olarak, olay meydana gelme verilerinin bir veritabanına kaydedilmesi.” [v]

Bu başvuru, sigorta risk analizi yapılması gibi teknik olmayan bir konuda teknik niteliğiyle ön plana çıkan buluş türüne bir örnek olarak değerlendirilebilir. İstemde hem teknik hem de teknik olmayan unsurların bir arada olduğu görülmektedir. Bu durumda teknik unsurlar tespit edilir ve teknik olmayan unsurların bunlara bir katkısının olup olmadığı bulunur. Ardından teknik unsurların teknik bir amaca hizmet edip etmediği ve teknik bir problemi çözüp çözmediği veya çözmeye yardım edip etmediği tespit edilir. Tekniğin bilinen durumunda bulunan en yakın dokümanla karşılaştırıldığında oluşan farkın buluş basamağı değerlendirmesi bu bulgular eşliğinde yapılır.

Örnek 4.21:

İstem 1: “Buluş çamaşırları daha temiz yıkayan mikroişlemci kontrollü bir çamaşır makinesi olup, özelliği çamaşır makinesi tamburunun önce sola üç devir sonra sağa beş devir yapmasını sağlamak için mikroişlemciyi kontrol eden bir programa sahip olmasıdır.”[vi]

Tekniğin bilinen durumunda mikroişlemci kontrollü bir çamaşır makinesi biliniyor olsun. Aradaki farkın salt bilgisayar programında yapılan düzenleme olduğu görülmektedir. Ancak bu düzenlemenin çamaşırların daha temiz yıkanmasını sağladığı ileri sürülmektedir. Bu teknik bir etkidir ve bu farkın buluş basamağı kriterinde değerlendirilmesi gerekir. Eğer aradaki fark teknikte uzman kişinin tekniğin bilinen durumundan aşikâr bir şekilde ortaya çıkaramayacağı nitelikte ise buluş basamağı içerdiği kabul edilecektir.

Örnek 4.22:

Başvuru konusu buluş bir futbol video oyununda kullanmak amacıyla bir kılavuz görüntüleme yöntemiyle ilgilidir.[vii] Buna göre futbol topunu bulunduran oyuncuyu buluş aşağıdaki özelliklerle karakterize edilen bir kılavuz işaretiyle tanımlamaktadır:

a) Oyuncunun kılavuz işaretinin şekli ve yeri,

b) başka bir oyuncuyu gösteren pas verme kılavuzu işareti,

c) Ekranın sonunda pas verme kılavuzu işareti görüntülenir.

Şekil 8: Tekniğin bilinen durumunda aktif oyuncunun ekranda gösterilme biçimi (solda);
EP0844580 nolu başvuruya ait Şekil 7 (sağda)
Şekil 9: Örnek 4.20’yle ilgili bazı görseller[viii]

Şimdi bu farkları inceleyelim[ix]:

a) Kılavuz işaretinin (G1 ve G2) yeri tekniğin bilinen durumunda (bkz. şekil 8, soldaki şekil, referans “m”) oyuncunun yukarısındayken, başvuruda oyuncunun (P1) aşağısına alınmıştır. Kılavuz işaretinin şekli de farklılaştırılmıştır. Ancak bu özellikler başvurunun teknik karakterine bir katkı sağlamamaktadır zira sadece tasarım ve oyunun kurallarının ortaya koyduğu seçimlerdir. Ancak şeklin daha büyük olmasının teknik katkısı vardır. Bu sayede aktif oyuncu daha kolaylıkla seçilebilmektedir. Ancak bu teknikte uzman kişinin aşikâr bir şekilde ortaya koyacağı bir fark olduğu için başvuruya buluş basamağı kazandıracak bir özellik değildir.

b) pas verme kılavuzu işareti (G3) sayesinde oyuncunun (P1) yönüne göre hangi oyuncuya (örn. P2) pas verebileceği konusunda kullanıcı yönlendirilebilmektedir ve bu da buluşa teknik bir katkı sağlar. Ancak bu özelliğin de tekniğin bilinen durumuna göre buluş basamağı kriterini sağlamadığı yönünde değerlendirme yapılmıştır.

c) pas verilecek oyuncu (P2) ekranın dışında kalmış olsa bile pas verme kılavuzu işareti (G3) ekranın söz konusu oyuncuya yakın olan ucunda gösterilmekte ve bu sayede kullanıcıya pas verilecek oyuncunun yönü tarif edilmektedir. Bu da teknik etkiye sahip bir özelliktir. Buradaki teknik problem zoom yapıldığında aktif oyuncu ekranda görülebilmekte, ancak bu durumda etraftaki oyuncuların görülmesi zorlaşmaktadır. Bu probleme sağlanan çözüm tekniğin bilinen durumundan çıkarılamamaktadır ve buluş basamağı kriterini sağlamaktadır.

Örnek 4.23:

İstem 1: “Otomatik bagaj teslim sistemi olup, özelliği,

– havalimanına (H) ait kontuar bölümünde ( K) bagaj bandı (1) üzerinde bulunan tartı cihazı (2) yardımı ile ağırlığı ölçülen bagajın (3) ağırlık bilgisini anlık olarak mobil uygulamaya (4) iletilmesini sağlayan ve üzerinde mobil uygulama ile eşleştirme amaçlı karekod (5.1.1) bulunan tablet bilgisayar (5.1), bagaj etiketinin (6) basılmasını ve/veya elektronik etiket numarasının (7) üretilmesini sağlayan yazıcı (5.2) ve bagaj bandının (1) verilen komut doğrultusunda hareketini sağlayan kontrol kartı (5.3) içeren terminal (5),

– kullanıcı /yolcu (8) tarafından taşınabilir akıllı cihaz (9) üzerine yüklenebilen ve kullanıcının (8) komutlarının uygulama sunucusuna (10) iletilmesini, uygulama sunucusundan (10) gelen bilgi ve uyarıları sesli veya görsel olarak kullanıcıya (8) aktarılmasını sağlayan mobil uygulama (4),

mobil uygulama (4) ile terminal (5) arasındaki her türlü verinin kontrolünü, aktarımını ve depolanmasını sağlayan uygulama sunucusu (10) içermesidir.”[x]

Şekil 10: TR 2019/00719 nolu başvuruya ait Şekil 1

Yukarıdaki istemde teknik özellikler bulunması sebebiyle başvuruya rapor düzenlenmiştir. Buluş temelde bir cep telefonu uygulaması olup bagaj teslimiyle ilgili bir geliştirmedir. Söz konusu geliştirmenin buluş basamağını sağlayıp sağlayamayacağı yapılan araştırma sonucu bulunan dokümanlarla karşılaştırılarak değerlendirilecektir.

Cep telefonu uygulamaları, bir bilgisayar işlevi gören akıllı telefonlara yüklü bilgisayar programları gibi düşünülebilir. Bu bağlamda herhangi bir teknik etki oluşturmayan salt bir mobil uygulama (mobile app) teknik karaktere sahip olmayacaktır. İstem eğer bir cep telefonu ile birlikte mobil uygulamayı tanımladıysa, bu da “bilgisayarda çalıştırılmak üzere bir bilgisayar programı” olarak ifade edilen istemlere benzeyecektir. Bu tür istemlerin içerdiği cep telefonu ve bilgisayar unsurları nedeniyle teknik karaktere sahip olduğu kabul edilmektedir. Ancak buluş basamağı kriterini sağlayabilmek için uygulamanın ileri bir teknik etki göstermesine ihtiyaç vardır. Bu teknik etki örneğin cep telefonunun sahip olduğu sensör, GPS alıcısı, ivmeölçer, dokunmatik ekran, mikrofon, kamera, hoparlör vb. gibi teknik unsurların kullanımıyla ya da harici bir başka cihazın sisteme dahil olmasıyla ortaya çıkabilir.[xi]

Örnek 4.24:

İstem 1: “Karayollarında meydana gelebilecek yol ile ilgili hasarların önceden tahmin edilmesini sağlayan;

  • karayolu üzerinde hareket eden araca (V) konarak araç (V) üzerinde oluşan titreşimleri ve karayolu üzerindeki bozukluk sebebiyle hareket esnasında aracın (V) süspansiyon sisteminde oluşan etkiyi toplamak üzere yapılandırılan en az bir sensör (2);
  • sensörlerin (2) tespit ettiği karayolu üzerinde oluşan titreşimleri ve karayolu üzerindeki bozukluk sebebiyle hareket esnasında süspansiyon sisteminde oluşan etkiyi kayıt altında tutmak üzere yapılandırılan en az bir veri tabanı (3) içeren,
  • veri tabanı (3) ile iletişim halinde olan, veri tabanında (3) depolanan karayolundan gelen sarsıntı sinyal verilerini; hava durumu, trafik yoğunluğu verileri ile birlikte değerlendirerek yoldaki hasarın anlık durumunu ve sonraki dönemde hasarın büyüme trendini hesaplamak üzere yapılandırılan en az bir sunucu (4) ile karakterize edilen bir karayolu bozukluğu tahmin sistemi (1).”[xii]

Yukarıdaki istem sensör, veritabanı, sunucu gibi unsurlar bulundurması sebebiyle teknik karaktere sahiptir ve başvuruya araştırma raporu düzenlenmiştir.

Örnek 4.25:

İstem 1: “POS yazılımları vasıtasıyla ödeme alan mobil cihazların (1) limit üzeri işlemlerde kart sahibini doğrulamak için güvenli bir şekilde PIN girişi sağlayan sistem olup, özelliği;

• Mobil cihaz (1) içerisinde bulunan, ödemenin alınmasını sağlayan ve sunucu uygulaması (2) tarafından yönetilen POS uygulaması (4),

• POS uygulamasının (4) kullanıcı arayüzü, deneyimi ve iş akışlarını yöneten L3 iş katmanı (8),

• POS uygulaması (4) için güvenlik, anahtar yaratımı ve kriptografik algoritmaların çalışmasını yazılımsal olarak sağlayan POS belleği (6),

• POS bellek (6) vasıtasıyla ödeme işleminin güvenli şekilde yapılmasını sağlayan POS güvenlik katmanı (10),

• Güvenli PIN girişi için kullanıcı arayüzü sunan ve güvenli bir şekilde PIN girişini POS uygulamasına (4) ileten PIN uygulaması (3),

• PIN için güvenlik, anahtar yaratımı ve kriptografik algoritmaların çalışmasını yazılımsal olarak sağlayan PIN belleği (5),

• PIN bellek (5) vasıtasıyla PIN’in güvenli şekilde alımı ve iletimini sağlayan PIN güvenlik katmanı (7),

içermesidir.”[xiii]

Yukarıdaki istemde bir mobil cihaz bulunması sebebiyle istem teknik karaktere sahiptir. Buluş üye işyerlerinin kendi akıllı telefon ya da tabletlerini, herhangi ek bir cihaza ihtiyaç duymadan POS cihazına dönüştürerek EMV uyumlu temassız kartlar, mobil cüzdanlar ya da giyilebilir ödeme araçları ile yapılan ödemeleri kabul etmesini sağlamaktadır. Başvuruya araştırma raporu düzenlenmiştir.

Örnek 4.26:

İstem 1: “Buluş, yolcu taşımacılığı yapan ticari taksi şoförleri ile müşterilerini en kısa sürede buluşturan bir internet tabanlı taksi çağırma sistemi olup, özelliği; sırasıyla;

Web sitesi (100) üzerinden giriş yapılıp,

– Müşteri (M) ve Taksi şoförünün (T) ayrı ayrı kayıt oluşturup,

– Sistem üzerinden şifre (30) oluşturup sisteme (40) giriş yapıp,

– Taksi şoförü (T) gerçek zamanlı konum bilgisi (80) ve Müşteri (M) adres ve telefon bilgisi paylaşmaları ile oluşan işlem adımlarını içermesidir.”[xiv]

Yukarıdaki istemde internet üzerinden bir taksi çağırma yöntemine ait işlem adımları belirtilmiştir. (“taksi çağırma sistemi” yerine “taksi çağırma yöntemi” ifadesi kullanılması isabetli olurdu zira bu haliyle istemin kategorisi belirsizleşmektedir.) Buna göre istemde bir bilgisayar ağı (internet) kullanılarak, yolcu taşımacılığı yapan ticari taksi şoförleri ile müşterilerini bir araya getirmek gibi bir iş metodunun otomasyonu söz konusudur.

İstemde teknik unsurlar bulunması sebebiyle başvuruya araştırma raporu düzenlenmiş ve en yakın doküman olarak KR20040079014 nolu doküman (D1) tespit edilmiştir. D1’deki buluşta sisteme üye olan müşterinin şifreyle sisteme girmesi ve telefon etmesinin ardından konumuna göre en yakın taksiyi aramak için müşterinin konum bilgisi tespit edilir ve uygun taksi şoförü bir çağrı yoluyla müşteriye bağlanması açıklanmaktadır. Buna göre D1’de de bir bilgisayar ağı (internet) kullanılarak, yolcu taşımacılığı yapan ticari taksi şoförleri ile müşterilerini bir araya getirmek gibi bir iş metodunun otomasyonu söz konusudur. İş metodundaki farklar nedeniyle D1 karşısında yeni olan istem 1, buluş basamağı kriterini sağlayamamaktadır, zira bu farklar (örneğin “müşteri adres ve telefon bilgisi” teknik olmayan bir unsurdur) buluş basamağı değerlendirmesine -teknik olmamaları gerekçesiyle- alınmamaktadır.

Ayrıca istemde geçen “giriş yapılması”, “kayıt oluşturulması”, “şifre oluşturulması”, “gerçek zamanlı konum bilgisi paylaşılması” vb. eylemlerin hangi teknik unsurlarla gerçekleştirildiği belirsizdir. Bu nedenle bu eylemler ya teknik olmayan kuralların sıradan bir otomasyonu ya da bilinen çözümler arasında yapılan bariz seçimlerden öte değildir. Örneğin D1’de bir taksi şoförünün kendi konum bilgisini bir CTI (Bilgisayar Telefon Entegrasyonu) sunucusuna kaydetmesini sağlamak için temsili bir telefon numarası kullanılması söz konusudur ve bu sunucu müşterinin konumuna göre ona en yakın taksiyi seçmektedir.

Bunların dışında istemdeki teknik ve teknik olmayan unsurların etkileşimi yoluyla daha ileri bir teknik etki (further technical effect) sağlanması da söz konusu değildir.

Şimdi de bağlı istemleri inceleyelim:

“2. İstem 1’ de bahsedilen internet tabanlı taksi çağırma sistemi olup, özelliği; Web sitesi (100) üzerinden giriş yapılıyor olmasıdır.

3. İstem 2’ de bahsedilen Web sitesi (100) olup, özelliği; Taksi şoförü (T) ve Müşterinin (M) sisteme kayıt (10, 20) olarak şifre (30) oluşturup sisteme giriş (40) yapıyor olmasıdır.

4. İstem 1’ de bahsedilen internet tabanlı taksi çağırma sistemi olup, özelliği; Taksi şoförünün (T) akıllı telefon uygulamasını (70) indirip yükleyeceği cep telefonu (60) içermesidir.

5. İstem 1’ de bahsedilen internet tabanlı taksi çağırma sistemi olup, özelliği; Müşterinin (M), taksiyi çağırmak istediği yeri bulmak için sayfa üzerinde yer alan konum haritası (80) üzerinden taksi çağırmak istediği nokta bilgisini girerek ÇAĞIR düğmesine basıyor olmasıdır.

6. İstem 1’ de bahsedilen internet tabanlı taksi çağırma sistemi olup, özelliği; Taksi şoförünün (T) müşterilerin (M) kendisine çağrı göndermesini istiyorsa uygulamadaki (70) BOŞ düğmesine, çağrı gönderilmesini istemiyorsa DOLU düğmesine basıyor olmasıdır.”

İstem 2 ve 3’ün istem 1’e teknik olarak ek bir bilgi içermediği görülmektedir. İstem 4’e yönelik olarak D1’de de cep telefonu kullanımı söz konusudur. İstem 5 ve 6’daki “ÇAĞIR” ve “DOLU” düğmelerinin telefon uygulaması üzerindeki sanal bir tuş olduğu varsayılmıştır, zira bunlarla ilgili istemlerde ya da tarifnamede herhangi bir detaydan bahsedilmemiştir. Bu bakımdan teknikte uzman kişi için işlemin yapılması için gerekli olan sıradan uygulamalar olarak değerlendirilmektedir.

Buna göre istem 1-6 buluş basamağı kriterini sağlayamamaktadır.

Yukarıdaki bir noktanın üzerinde durmakta fayda var. “giriş yapılması”, “kayıt oluşturulması”, “şifre oluşturulması”, vb. eylemlerin hangi teknik unsurlarla gerçekleştirildiğinin belirsiz olduğundan bahsetmiştik. İşlemin sanki yalnızca bir insan unsurunun yaptığı eylemi tarif edercesine yazılmasındansa eylemi gerçekleştiren teknik unsura yoğunlaşmak gerekir. Böyle bir belirsizlik karşısında uzman eğer yönteme ait teknik unsurları tarifnamenin de yardımıyla anlayabiliyorsa araştırma yapmalıdır. Ancak bu yazım tarzı yüzünden buluşun hangi teknik unsurlar kullanılarak gerçekleştirildiği anlaşılamıyorsa uzman rapor da düzenleyemeyecektir. Bu tür yazım tarzının bir diğer dezavantajı da yukarıda buluş basamağı değerlendirmesinde görüleceği üzere, yapılan işlemlerin teknik detaylarındaki yetersizlikler yüzünden buluş basamağının sağlanamamasına da sebep olabilecektir.

Uzmanın yaptığı araştırmanın kapsamı

Teknik ve teknik olmayan unsurların birlikte yer aldığı istem türünde eğer teknik olmayan unsurlar yeterince iyi tanımlanmamışsa uzman istemi nasıl araştırır? Bir örnek üzerinden gidelim[xv]:

Örnek 4.27:

İstem 1: “Bir cep telefonu olup özelliği, bir ekran ve kullanıcıyla ilgili bir parametrenin hesaplanması için araçlar içermesidir.”[xvi]

İstemden görüldüğü üzere cep telefonu, ekran ve hesaplama araçları (örn. işlemci) teknik özelliklerdir, ancak “kullanıcıyla ilgili parametre” teknik olmayan bir özelliktir ve istemden de içeriğinin ne olduğu anlaşılmamaktadır. Üstelik bu parametreyle teknik unsurların ne gibi bir ilişkisi olduğu da belirsizdir. Parametrenin hesaplanması için bir girdi (input) mi kullanılacaktır? Parametre cep telefonu ekranında bir çıktı olarak mı görülecektir? Böyle bir durumda uzmanın sadece cep telefonu, ekran ve işlemci içeren sıradan bir doküman koymak yerine, tarifnamede ilgili parametreye yönelik bir detay bulunup bulunmadığına bakmasında fayda vardır. Örneğin tarifnamede bu parametre cep telefonu kamerasından alınan girdi ile kullanıcının kalp atış hızının hesaplanması sonucu ortaya çıkıyorsa, bu parametrenin cep telefonu üzerinde teknik bir etki sağladığı ve bu nedenle araştırmanın bu yönde geliştirilmesi gerektiği anlaşılacaktır. Ancak bu, başvuru sahiplerini genel bir istem yazma konusunda teşvik etmemelidir. Aksine, özellikle teknik olmayan unsurların iyi tanımlandığından emin olunmalıdır. Zira uzmanların varsayımlara dayanarak araştırma yapma zorunluluğu yoktur. Özellikle eğer buluşta teknik olmayan unsurların teknik katkı sağlaması söz konusuysa, bunun başvuru sahibi tarafından başvuruda net bir şekilde ifade edilmiş olması önemlidir.

Peki istemdeki teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi yoksa ve teknik bir problemi de çözmüyorsa uzman teknik olmayan bu konuyu araştırmasına dahil etmeli mi? “Teknikte uzman kişi”, ilgili teknoloji alanındaki bir uzmanı temsil eder. Buna göre bu kişinin teknik olmayan alanlarda uzman olması (örn. bir finans uzmanı) beklenmez. Zira teknik etkisi bulunmayan teknik olmayan unsurlar buluş basamağı değerlendirmesinde objektif teknik problem ortaya koyulurken, çözümü etkileyen unsur olarak değil, problemin içine alınarak değerlendirilir. Bir başka deyişle bu tür teknik olmayan unsurları teknikte uzman kişi zaten biliyormuş gibi davranılır.

Ancak uzmanlar buluşun içeriğine göre istemdeki teknik etkisi bulunmayan teknik olmayan unsurları da zaman zaman araştırabilirler. Örnek 4.9’daki internetten açık eksiltme yöntemini ele alalım. Uzman en yakın doküman olarak internet üzerinden bir açık arttırma yöntemini göstererek buluş basamağı olmadığını ileri sürebilir. Ancak eğer isterse araştırmasına açık eksiltme özelliğini de dahil ederek istemin yeni olmadığını da göstermeye çalışabilir. Zira bu, araştırmada ona fazla vakit kaybına yol açmayacaktır. Ama eğer bu teknik olmayan unsurlar pek çok adımdan oluşan bir iş metodunu içeriyorsa ya da karmaşık bir matematiksel formül ile ilgiliyse uzman büyük ihtimalle bunları araştırmasına dahil etmeyecektir ve istemi yeni kabul edip buluş basamağına saldıracaktır.

Nasıl itiraz etmeli?

Başvurunuza araştırma raporu düzenlenemediğine dair bir bildirim aldınız ve gerekçe olarak da istemlerde ve tarifnamede herhangi bir teknik unsur bulunmadığı ileri sürülmüş olsun. Ancak siz uzmanla aynı şekilde düşünmüyorsunuz ve buluşunuzun teknik karaktere sahip olduğunu göstermek istiyorsunuz. Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Açık konuşmak gerekirse, eğer buluşunuz gerçekten net bir şekilde teknik karaktere sahip değilse, uzmanın görüşünü değiştirecek bir argüman sunma ihtimaliniz yok gibidir. Buluşun teknik olduğunu göstermeye çalışılırken sıklıkla karşılaştığımız argümanlardan biri, uzman tarafından başvuruya IPC sınıfı verildiği, IPC’nin patent dokümanlarını teknik alanlara göre ayırdığı, bu nedenle başvurunun da bir IPC sınıfı olduğuna göre buluşun teknik olduğu argümanıdır. Ancak bu iddia çok temelsizdir, zira TÜRKPATENT’te yapılan (teknik karaktere sahip olsun ya da olmasın) tüm patent başvurularına istatistiksel ve yayınla ilgili nedenlerden ötürü IPC sınıfı verilmektedir. Bu tür bir argümanla uzmanın ikna edilmesi mümkün değildir.

Buluşun çok önemli ticari gelir sağlayacağı, daha önce bir benzerinin yapılmadığı vb. genel ifadeler de teknik karakter bulunduğunu ispatlamada yetersizdir. Zira başvurunun konusu çok orijinal ve kimsenin aklına gelmeyen çok şaşırtıcı bir fikir de olabilir ancak bu, başvurunun teknik olduğunu ispatlamakla ilgili değildir. Başvurunuzun teknik olduğunu ispatlamak için buluşunuzdaki teknik unsurlardan bahsetmelisiniz ve bu unsurların hangi teknik problemi, hangi teknik enstrümanlar vasıtasıyla çözdüğünün altını çizmelisiniz. Ancak bu şekilde uzmanı ikna edici bir argüman elde edebilirsiniz.

Bir diğer durumu inceleyelim. Uzman buluşunuzun teknik karakteri olduğunu kabul etmiş ve araştırma raporu düzenlemiş, inceleme aşamasında da buluş basamağı olmadığını ileri sürmüş olsun. Böyle bir durumda uzmanın buluşun yeni olduğunu kabul etmesi üzerinden geliştireceğiniz argümanlar çok sağlam temelli olmayacaktır. Zira daha önce bahsedildiği üzere teknik olmayan özellikler de isteme yenilik özelliği kazandırabilmekte, ancak buluş basamağı değerlendirmesinde bu özelliklerin olumlu bir etki sergilemesi kolay olmamaktadır. Bu nedenle “uzman buluşun yeni olduğunu kabul etmiştir, buluşumuz aynı zamanda buluş basamağına da sahiptir” tarzında herhangi bir gerekçe ya da destek sunulmadan ileri sürülen argümanlar fazla ciddiye alınmayacaktır.

Eğer uzman istemdeki teknik olmayan özelliklerin istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi olmadığını ve teknik bir problemi de çözmediğini ileri sürmüşse, itirazınızı bu unsurlar üzerinden temellendirmelisiniz. Örnek 4.9’daki internetten açık eksiltme yöntemini ele alalım. Uzman açık arttırma ya da açık eksiltme özelliğinin seçilmesinin buluşa teknik bir katkısı olmadığını ileri sürmüş olsun. Bu durumda siz itirazınızı “uzman buluşun teknik olmadığını ileri sürmüştür, halbuki buluşumuz internet üzerinden gerçekleştirilmekte olup teknik özelliğe sahip bir buluştur” biçiminde sunarsanız bu da çok etkili bir argüman olmayacaktır, zira uzman buluşun teknik olduğunu zaten kabul etmiş ve araştırma raporu düzenlemiştir ve burada teknik katkısı olmadığını ileri sürdüğü unsurlar teknik olmayan unsurlardır ve itirazın bu bağlamda yapılması gerekir. Başvurunuzun buluş basamağı içerdiğini ispatlamak için buluşunuzdaki teknik unsurların hangi teknik problemi, hangi teknik enstrümanlar vasıtasıyla çözdüğünün altını çizmelisiniz. Eğer teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi varsa ya da teknik bir problemi çözüyorsa bunlardan bahsetmelisiniz. Ancak bu şekilde uzmanı ikna edici bir argüman elde edebilirsiniz.

İstem kategorileri:

Bilgisayar tabanlı buluşlarda oldukça farklı türde istem kategorileri kullanılabilmektedir. Eğer istemin içeriği teknik karaktere sahipse, istemin patentlenemez buluş konusu olmadığı kabul edilir ve yenilik/buluş basamağı kriterlerinin değerlendirilmesine geçilir. Aşağıda bazı istem kategorileri listelenmiştir:

  • Bir veri işleme sistemini çalıştırma yöntemi (a method of operating a data processing system)
  • Bir veri işleme sistemi (a data processing system)
  • Bir bilgisayar programı ürünü (a computer program product)
  • Bir bilgisayar programı (a computer program)
  • Bir bilgisayarda okunabilir bir depolama ortamı (a computer readable storage medium)
  • Bir bilgisayar uygulamalı yöntem (computer-implemented method)

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Şubat 2021

guneycaliskan@gmail.com


[i] TR 2018/06917 nolu başvuru.

[ii] TR 2018/06221 nolu başvuru.

[iii] TR 2018/07886 nolu başvuru.

[iv] EP3188109 nolu başvuru.

[v] EP3416114 nolu başvuru

[vi] Requirements for the Patentability of Computer Implemented Inventions at the European Patent Office, Conference on Patentability of CII Eva Hopper and Edoardo Pastore, Patent Examiners, Cluster Computers, European Patent Office, Ankara, 1 – 2 June 2010.

[vii] EP0844580 nolu başvuru.

[viii] Görseller sırasıyla şu web sitelerinden alınmıştır:

https://www.neogeokult.com/neo-geo-reviews-us/ultimate-eleven-us/

https://www.balls.ie/football/10-things-playstation-football-games-will-remember-293662

https://dds.konami.com/games/manual/pes2019/PS4/en/screen.html

[ix] T928/03, Video game/Konami.

[x] TR 2019/00719 nolu başvuru.

[xi] Is my Smartphone App Patentable?, Kristian Henningsson, HØIBERG A/S, April 2015, s.2,https://hoiberg.com/om-hoeiberg/artikler/is-my-smartphone-app-patentable/download/Article_Model_Article_Section/192/is-my-smartphone-app-patentable.pdf

[xii] TR 2019/05010 nolu başvuru.

[xiii] TR 2019/05756 nolu başvuru.

[xiv] TR 2015/16197 nolu başvuru. Ayrıca bkz. PCT/TR2016/000141 nolu PCT başvurusu.

[xv] Searching claims comprising non-technical features at the European Patent Office, Igor Dydenko, European Patent Office, World Patent Information 54 (2018) S44-S50, 19 September 2016, s. S45-S46.

[xvi] A mobile phone comprising a display and means for computing a user-related parameter.

TÜRKPATENT’TE BİLGİSAYAR TABANLI BULUŞLARIN DEĞERLENDİRİLME KRİTERLERİ -BÖLÜM II-

UYARI: Bu yazıda özellikle örneklerin değerlendirilmesi yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez. 

Bu yazı 8 Şubat 2021 tarihli aynı başlıklı yazının ikinci bölümüdür.

(4). Adımdaki Başvuruya Örnekler (İstemde hem teknik hem de teknik olmayan özelliklerin birlikte bulunması):

Daha önce bahsedildiği üzere bilgisayar tabanlı buluşlarda genellikle istemde hem teknik hem de teknik olmayan özellikler birlikte bulunur. Şimdi bu tür istemlerin nasıl değerlendirildiğini örneklerle inceleyelim.

Şekil 3: TÜRKPATENT’te bilgisayar tabanlı buluşların değerlendirilmesi

Örnek 4.1:

İstem 1: “Bankada (2) altın ya da diğer tür mevduatı olan müşterinin (3), kuyumcular (1) tarafından hazırlanan takı kataloğu içinde sunulan takılardan, istediği kadarını belirli bir süre için alıp kullanabilmesini sağlayan, takı kiralama sistemi olup, özelliği;

– kuyumcular (1), bankalar (2), müşterilerin (3) ara yüzler üzerinden kullandığı, işletim sistemine haiz tüm akıllı cihazlara yüklenen takı kiralama sistemine ait uygulama, takı kataloğunun ve algoritmaların kaydedildiği bir veri tabanına (4.1) sahip sunucu (4) içermesidir.”[i]

Yukarıdaki istem takı kiralamaya yönelik bir iş metodunun teknik unsurlarla uygulamaya geçirilmesi sebebiyle hem teknik hem de teknik olmayan unsurların bulunduğu isteme örnektir. Ancak, söz konusu teknik unsurlara sahip herhangi başka bir buluş (örneğin araç kiralama ya da başka bir iş faaliyeti gerçekleştiren ve akıllı cihaz, uygulama, veritabanı ve sunucu içeren bir sistem) başvurunun buluş basamağı niteliği olmadığını göstermeye yeterli olacaktır.

Örnek 4.2:

İstem 1: “Buluş sosyal medyayı çok fazla kullanan ve bağımlılığının farkında olmayan kişiler için sosyal medya kullanım alışkanlıklarını ölçen ve sosyal medya kullanımına bağlı olumsuz sonuçların önlenmesini sağlamak amacı ile bir veri toplayıcı ile bir merkezde toplayan, analiz eden ve yöneten sistem olup özelliği

– Kullanıcıya ait, cep telefonu, tablet pda ve benzeri mobil cihaz ile mobil operatör, data hattı ve/veya kablosuz internet bağlantısı vasıtasıyla server üzerinden ulaşılan uygulamanın yüklenmesini sağlayan yükleme modülü,

– Yükleme modülü vasıtasıyla indirilen uygulama üzerinde kullanıcı hesabı oluşturulması kullanıcı bilgilerinin saklanmasını veri kaydını ve güvenliğini sağlayan kişisel hesap modülü,

– Bahsedilen kişisel hesap modülüne kişisel verilerin girilmesini yetki ve izinlerin verilmesini sağlayan kullanıcı modülü,

– Verilen yetki ve izinler dahilinde kullanıcının mobil cihazı üzerinden yaptığı sosyal medya aktiviteleri ile oluşan verileri toplayan ve anlamlandıran, kategorize ederek olumlu olumsuz tanımlamaları yapan derecelendirme modülü,

– Elde edilen veriler ve kullanıcı profili ile birlikte değerleme yapan uzman katkısı ile birlikte ve kullanıcı takvimi, aktivite programını oluşturan raporlama modülü,

– Raporlama modülü kapsamında oluşturulan kullanıcı takvimi, aktivite programına kullanıcının uyup uymadığını izleyen, uyarı sistemleri ile uyarı ve bilgilendirmeyi yapan, tüm aktivitelerin geri bildirimini yerine getiren yapan analiz ve takip modülü,

içermesi ile karakterize edilmesidir.”[ii]

İstemde teknik unsurlar bulunması sebebiyle uzman araştırma raporu düzenlemiştir.

Örnek 4.3:

İstem 1: “Kullanıcılara sanal gerçeklik arayüzü vasıtasıyla iş görüşmesi deneyimi sağlayan;

– kullanıcının (K) etkileşime girdiği, kullanıcıya (K) sanal mülakat ortamı sunan ve kullanıcının (K) mimik ve hareketlerini ölçebilen en az bir kullanıcı arayüz birimi (2),

– kullanıcı arayüz biriminden (2) kullanıcının (K) oluşturduğu bilgileri alan ve kullanıcı arayüz birimine (2) sanal ortam ve mülakat bilgilerini ileten en az bir sunucu (3),

– sektör bazlı farklı iş görüşmeleri için farklı senaryolar içeren iş görüşmesi içerik bilgilerini kayıt altında tutan en az bir mülakat bilgileri veri tabanı (4),

– kullanıcı arayüz biriminin (2) içerdiği donanımlar vasıtasıyla kullanıcının (K) sesli veya metin formatında oluşturduğu cevapları sunucudan (3) alan ve tercihe bağlı olarak metinden sese ve sesten metine dönüşüm sağlayan en az bir dil işleme birimi (5),

– sunucu (3) ve raporlama birimi (8) ile iletişim halinde en az bir davranış analiz birimi (6),

– sunucu (3) ile iletişim halinde en az bir sanal mülakat birimi (7),

– dil işleme birimi (5), davranış analiz birimi (6) ve sanal mülakat biriminin (7) kullanıcıya (K) ait verileri kullanarak oluşturdukları değerlendirme verilerini alan, depolayan ve iletişimde olduğu birimler ile paylaşan raporlama birimi (8),

– kullanıcıların (K) iş görüşmesi deneyimleri sonuçlarını paylaşabilmeleri için sosyal medya platformları ile entegrasyon kuran en az bir sosyal medya entegrasyon birimi (9) içeren ve

– kullanıcı arayüz biriminde (2) sanal mülakat ortamının oluşturulması için dil işleme birimi (5), davranış analiz birimi (6) ve sanal mülakat birimi (7) ile kullanıcı arayüz birimi (2) arasında gerekli veri trafiğini yöneten sunucu (3),

– kullanıcı arayüz biriminin (2) içerdiği donanımlar vasıtasıyla alınan kullanıcı (K) görüntülerinin analizini gerçekleştirerek kullanıcının (K) jest ve mimiklerini içerdiği tanımlı kurallar doğrultusunda yorumlayan davranış analiz birimi (6),

– kullanıcı arayüz biriminin (2) içerdiği donanımların sanal gerçeklik ortamı ve karakterlerinin oluşturması için gerekli verileri içeren sanal mülakat birimi (7) ile karakterize edilen bir sistem (1).”[iii]

Yukarıdaki istemde veritabanı, sunucu gibi teknik unsurlar bulunduğu için istem teknik karaktere sahiptir ve araştırma raporu düzenlenmiştir.

Örnek 4.4:

İstem 1: “Yeni mağaza/işletme yatırım planlaması yapan kullanıcının (1), seçtiği lokasyonda ilgili ticari potansiyeli görebilmesini ve değerlendirebilmesini sağlayan sistem olup, özelliği;

– Kullanıcı (1) tarafından takip ve veri girişi işlemlerinin yapılmasını sağlayan kullanıcı ara birimi (2),

– Üçüncü Parti Mobil Uygulama Marketi (12) üzerinden satın alınan rapor kotasının yüklendiği Kullanıcı Hesap Bakiyesi (4),

o Kullanıcı hesap bakiyesini (4) kontrol eden,

o Harita vektör veritabanından (6) harita/bölge verilerini alan,

o Konum Ticari Değer Belirleme Algoritması/Modeli (7) vasıtasıyla hesaplanan yeni mağaza konumundaki yatırım skoru verisini alan,

o Seçilen yeni mağaza konumu çevresinde seçilen sektöre uygun demografi ve nokta veritabanında (8) önceden tanımlı sorguları yaparak bölge ile ilgili demografik bilgileri alan bahsedilen verileri kullanarak kullanıcının (1) seçtiği lokasyondaki ticari potansiyelin gösterildiği raporun üretilmesini sağlayan Harita Analiz Uygulaması (5),

– Kullanıcıdan (1) bilgilerin alınması, iletilmesi ve harita analiz uygulamasında (5) rapor üretilmesi için gerekli olan altyapıyı sağlayan Uygulama Sunucusu (11) içermesidir.”[iv]

Şekil 4: TR 2019/00905 nolu başvuruya ait Şekil 1

Yukarıdaki istemde veritabanı, sunucu gibi teknik unsurlar bulunduğu için istem teknik karaktere sahiptir ve araştırma raporu düzenlenmiştir.

Örnek 4.5:

İstem 1: “Konusuna göre kategorize edilmiş halde olan konusunda uzman kişilerin veya kurumların bilgisinin tutulduğu harici bir veri tabanı içeren ve

kullanıcının sisteme kişisel bilgilerini girerek kayıt olmasıyla, bilgi edinmek istediği konu hakkında uzman kişiyi belirleyerek, görüşmek için randevu talebi oluşturmasını, randevu sonucunun bilgisini edindiği, randevu zamanında uzman kişi ile sesli, görsel, mesaj şeklinde görüşme yaparak istedikleri bilgileri edinmelerine olanak veren bir kullanıcı ara yüz modülü ve

veri tabanında kayıtlı olan uzman kişilerin giriş yaptıkları, kullanıcıların kendilerine ilettikleri randevu taleplerini cevapladıkları, kullanıcılar ile sesli, görsel, mesaj şeklinde görüşme yapabilmesine olanak veren bir uzman kişi ara yüz modülü ve

sisteme ait olan yöneticilerin giriş yaptıkları, kullanıcı ara yüz modülünü, uzman kişi ara yüz modülünü, randevu taleplerini, görüşmeleri, görüşmelerin program ilkelerine uygunluk ve aykırılığını ve veri tabanını yöneten bir yönetici ara yüz modülü

içermesiyle karakterize edilen bilgi edinmeyi sağlayan mobil uygulamadır.”[v]

Yukarıdaki istemde kullanıcı arayüzü, veritabanı gibi teknik unsurlar bulunduran bir mobil uygulamadan bahsedilmekte olup istem teknik karaktere sahiptir ve araştırma raporu düzenlenmiştir.

Örnek 4.6:

İstem 1: “Buluş ihracat-ithalat yapmak isteyen şirketleri ve serbest (freelance) çalışma şekli ile çalışmak isteyen kişileri web sayfası veya mobil uygulama vasıtasıyla buluşturan bir sistem ve yöntem olup, özelliği; Serbest (Freelance) Dış Ticaret Çalışanlarının Kaydedildiği Veritabanı(1), İhracat-İthalat Yapmak isteyen İşletmelerin Kaydedildiği Veritabanı(2) , Cep Telefonu-Tablet (Mobil) Uygulamaları veya Web Sitesi (3), bahsedilen Cep Telefonu-Tablet (mobil) uygulamaları veya web sitelerine (3) bağlı çalışan e-mail, telefon, internet üzerinden anlık yazışma ile sunan haberleşme uygulaması-eklentisi (4), İnternet Sağlayıcı (5), Web Servisi (6) elemanlarını içermesidir.”[vi]

Yukarıdaki istemde internet, veritabanı gibi teknik unsurlarla etkileşimde olan bir mobil uygulamadan bahsedilmekte olup istem teknik karaktere sahiptir ve araştırma raporu düzenlenmiştir. Bu uygulamanın istemde mevcut teknik unsurlara sahip başka uygulamalardan farkının olup olmadığı ya da buluş basamağı içerip içermediği değerlendirilecektir.

Örnek 4.7:

İstem 1: “Alıcıların (çocukların) yaptığı alışverişlerin bir denetleyici (ebeveynleri) tarafından kontrolüne ilişkin bir alışveriş kontrol sistemi olup, özelliği;

– alıcının kontrol sistemine tanımlayıcı yöntemler ile önceden tanıtılmasını ve alışveriş sırasında alıcının sistem tarafından tanınmasını sağlayan bir tanıma sistemi,

– satışa sunulan ürünlere ait görsel içerik, son tüketim tarihi, kalori bilgisi, gıda içeriği, fiyat gibi detaylı bilgileri içeren, bu bilgileri denetleyicilerin incelemesine sunan bir ürün bilgi sistemi,

– denetleyici tarafından alıcının satın almak istediği ürünlere satın alma işlemleri için onay verme ya da onay vermeme işlemlerinin gerçekleştirilmesini ve bu işlemlerin kaydedilmesini sağlayan bir onay sistemi içermesidir.”[vii]

İstem 1’de hiçbir teknik özellik bulunmadığı görülmektedir. Zira tanıma sistemi, ürün bilgi sistemi, onay sistemi olarak geçen unsurların hangi teknik özelliklere sahip olduğu ya da teknik bir özelliğe sahip olup olmadığı belirsizdir. Denetleyici ve alıcı unsurları da insanları temsil etmektedir. Bununla birlikte uzman yine de araştırma raporu düzenlemiştir çünkü istem 1’e bağlı olan istemlerde teknik unsurlar (çevrimiçi ödeme, karekod okutma, akıllı telefon vb.) da bulunmaktadır. Bir başka deyişle, bağlı istemler hem teknik hem de teknik olmayan unsurların birlikte olduğu istem türündedir. Bu tür bir raporda uzman eğer istem 1’i bağlı istemleri göz önüne alarak teknik olarak yorumlayabiliyorsa araştırma raporuna istem 1’i de dahil edebilir ve durumu raporun görüşler kısmında açıklayabilir, ancak istem 1 anlamlı bir araştırma yapmayı mümkün kılacak nitelikte değilse istem 1 araştırılmaz, bağlı istemler araştırılır.

Bazı istemlerin araştırıldığı bazılarının araştırılamadığı bu tür raporlar kısmi araştırma raporu olarak adlandırılır.[viii] Buna bir başka örnek daha verelim:

Örnek 4.8:

İstem 1: “Buluş konusu ürün teknoloji yönetimi için bir karar destek sistemi için bir yöntem olup özelliği;

– bir teknoloji taksonomisi [101] modülü bulundurması, bu teknoloji taksonomisi [101] içerisinde organizasyonun ilgili olduğu teknoloji alanlarının kayıtlı olması;

– bir teknoloji hazırlık seviyesi [102] modülü bulundurması, bu teknoloji hazırlık seviyesi [102] modülü içerisinde her bir teknoloji taksonomisi [101]alanı için kullanıcılar tarafından yapılan değerlendirmelerin saklanması;

– bir yetkinlik modülü [103] bulundurması, bu yetkinlik modülü [103] içerisinde her bir insan kaynağının önceden yetkilendirilmiş başka bir kullanıcı tarafından değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin saklanması;

– bir ürün modülü [104] bulundurması, bu ürün modülü [104] içerisinde ürün bilgilerinin en az dört kademeli ve bu kademeler teknoloji, proje, ürün ve market olacak biçimde saklanması;

– bir proje modülü [105] bulundurması, bu proje modülü [105] İçerisinde projelerin genel bilgilerinin ve projelere ait teknoloji hazırlık seviyesi [102] ve projelerin ilgili olduğu teknoloji taksonomisi [101] sınıflarının saklanması;

– bir teknoloji varlık kütüphanesi [106] bulundurması, bu teknoloji varlık kütüphanesi [106] içerisinde varlıkların bilgilerinin saklanması yoluyla kullanıcıların organizasyonun varlıklarım tek noktada görebilmesi;

– bir market taksonomisi [107]modülü bulundurması, bu market taksonomisi[107] modülü içerisinde pazar bilgilerinin girilmesi ve saklanması;

– bir teknoloji yol haritası [108] bulundurması, bu teknoloji yol haritası [108] içerisinde ürün modülünden [104] çekilen ürün bilgilerinin, proje modülünden [105] çekilen proje bilgilerinin, market taksonomisi modülünden [107] çekilen pazar bilgilerinin teknoloji taksonomisi [101] ile eşleştirilmiş olarak gösterilmesi ve versiyonlar halinde saklanması;

– en az bir dış kaynaklı analiz [109] bulundurması, bu dış kaynaklı analizi [109] grafik bir hale getirip teknoloji taksonomisi [101] ile eşleştirerek teknoloji radarı [110] olarak kullanıcıya sunması; ile karakterize edilmesidir.”[ix]

Yukarıda görüldüğü üzere istem bir karar destek sistemi için bir yöntem olup içerdiği modüller ve bu modüllerde verilerin saklanmasından bahsedilmektedir. Ancak bu modüllerin ne gibi bir teknik unsur içerdiği ve verileri nasıl sakladığı belli değildir. İstemin teknoloji yönetimi ile ilgili olması teknik olduğu anlamına gelmemektedir. Araştırma raporunda istem 1 ve ona bağlı 2-19 nolu istemlerde korunmak istenen tek unsurun iş metodu olduğu ve söz konusu istemlerde herhangi bir teknik karakter bulunmadığı ifade edilmiştir. İstem 20’nin ise teknik unsur bulundurduğu ifade edilmiş ve sadece bu istem için kısmi araştırma raporu düzenlenmiştir. Bağımsız istem 20 ise aşağıdaki gibidir:

İstem 20: “Buluş konusu ürün bilgisayar tarafından okunabilen bir hafıza elemanı olup özelliği;

– bir teknoloji taksonomisi [101] modülü bulundurması, bu teknoloji taksonomisi [101] içerisinde organizasyonun ilgili olduğu teknoloji alanlarının kayıtlı olması;

– bir teknoloji hazırlık seviyesi [102] modülü bulundurması, bu teknoloji hazırlık seviyesi [102] modülü içerisinde her bir teknoloji taksonomisi [101] alanı için kullanıcılar tarafından yapılan değerlendirmelerin saklanması;

– bir yetkinlik modülü [103] bulundurması, bu yetkinlik modülü [103] içerisinde her bir insan kaynağının önceden yetkilendirilmiş başka bir kullanıcı tarafından değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin saklanması;

– bir ürün modülü [104] bulundurması, bu ürün modülü [104] içerisinde ürün bilgilerinin en az dört kademeli ve bu kademeler teknoloji, proje, ürün ve market olacak biçimde saklanması;

– bir proje modülü [105] bulundurması, bu proje modülü [105] içerisinde projelerin genel bilgilerinin ve projelere ait teknoloji hazırlık seviyesi [102] ve projelerin ilgili olduğu teknoloji taksonomisi [101] sınıflarının saklanması;

– bir teknoloji varlık kütüphanesi [106] bulundurması, bu teknoloji varlık kütüphanesi [106] içerisinde varlıkların bilgilerinin saklanması yoluyla kullanıcıların organizasyonun varlıklarını tek noktada görebilmesi;

– bir market taksonomisi [107] modülü bulundurması, bu market taksonomisi [107] modülü içerisinde pazar bilgilerinin girilmesi ve saklanması;

– bir teknoloji yol haritası [108] bulundurması, bu teknoloji yol haritası [108] içerisinde ürün modülünden [104] çekilen ürün bilgilerinin, proje modülünden [105] çekilen proje bilgilerinin, market taksonomisi modülünden [107] çekilen pazar bilgilerinin teknoloji taksonomisi [101] ile eşleştirilmiş olarak gösterilmesi ve versiyonlar halinde saklanması;

– en az bir dış kaynaklı analiz [109] bulundurması, bu dış kaynaklı analizi [109] grafik bir hale getirip teknoloji taksonomisi [101] ile eşleştirerek teknoloji radarı [110] olarak kullanıcıya sunması;

işlemlerinin yapılması için gerekli komut dizisini içermesi ile karakterize edilmesidir.”

İstem 20 yukarıda görüldüğü üzere bilgisayar tarafından okunabilen bir hafıza elemanı olarak tanımlanmış ve bu elemanda bulunan modüller ve bunların yaptığı işler sıralanmıştır. Bu hafıza elemanı (örn. bir CD, hard disk ya da USB bellek olabilir) teknik bir unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak bu hafıza elemanının yaptığı işlem bir iş metodunun bilgisayarda çalıştırılmasından öte değildir. Bu haliyle herhangi bir iş metodunu gerçekleştirmek için bilgisayar tarafından okunabilen bir hafıza elemanı içeren bir doküman (4.c) adımındakine benzer şekilde başvurunun buluş basamağı içermediğini göstermeye yeterli olacaktır. Raporda bir karar destek sistemine ait işlem adımlarını çalıştıran –ve hard disk içeren– bir bilgisayar içeren doküman bunun için kullanılmıştır.[x]

(4.b). Adımdaki Başvuruya Örnekler (İstemde teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi var mı ya da teknik bir problemi çözüyor mu?):

Özellikle iş metotlarında teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi nadiren söz konusu olur. Bir iş metodunun kullanışlı ya da pratik olması veya satışı kolay olması, bu iş metodunun istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisi olduğu anlamına gelmeyecektir.

İstemde teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisinin olup olmadığı ve teknik bir problemi çözüp çözmediğinin irdelendiği başvurulara örnek olarak aşağıdakiler verilebilir:

Örnek 4.9:

İstem 1: “İnternet üzerinden ürün satmak için bir internet müzayedesi olup, özelliği en yüksek fiyat teklifi ile başlayıp aşağı doğru inen açık eksiltme yönteminin kullanılmasıyla karakterize edilen bir müzayede olmasıdır.”[xi]

Bu buluş internet üzerinden gerçekleştirildiği için, teknik özellik içermektedir, zira bu, çok sayıda bilgisayar ve bir ağ anlamına gelir.

Tekniğin bilinen durumunda ise bu tür müzayedelerde internet üzerinden açık arttırma yöntemi (D1) biliniyor olsun. Aradaki fark yalnızca bir iş metoduyla ilgilidir ve bu farkın buluşa teknik bir etkisi de yoktur. Bu durumda D1 dokümanı başvurunun buluş basamağı içermediğini göstermeye yeterli olacaktır.

Örnek 4.10:

Bir işlemde ya da unsurda farklı renklerin kullanılması çoğu durumda teknik bir fark olarak kabul edilmez. Örneğin binaları modellemeye yönelik bir bilgisayar programında “stres seviyeleri” mavi renk düşük stres değerini, kırmızı renk yüksek stres değerini gösterecek şekilde renkli olarak sunulması yalnızca insan zihnini hedefleyen bilginin bir sunumudur ve teknik değildir.[xii] Bu tür istemler genellikle bir ekran bulundurmasından dolayı teknik karaktere sahiptir, ancak buluş basamağı kriteri değerlendirilirken tekniğin bilinen durumuyla aradaki tek fark eğer örneğin renklerin sunumu ile ilgili ise bu farkın buluşa teknik bir etkisi olmadığı ve istemin buluş basamağı içermediği ortaya çıkacaktır.

Örnek 4.11:

Ekrandaki bilgilerin vektörel olarak sunumu, müşteriyi, yalnızca istenen bir ürünü seçmek ve bir satın alma kararı vermek amacıyla bir ürünün özellikleri hakkında bilgilendirmesi teknik değildir ve tamamen zihinsel bir seçim yapma etkinliğidir.[xiii] Bu istem de bir ekran bulundurmasından dolayı teknik karaktere sahiptir ve teknik olmayan özellikler de bulundurmasından dolayı (ürünün özellikleri hakkında bilgilendirme) hem teknik hem teknik olmayan unsurları bir arada bulunduran bir istem türüdür. Buluş basamağı kriteri değerlendirilirken tekniğin bilinen durumuyla aradaki tek fark eğer bu bilgilendirme ile ilgili ise bu farkın buluşa teknik bir etkisi olmadığı ve istemin buluş basamağı içermediği ortaya çıkacaktır.

Örnek 4.12:

Başvuruda[xiv] vücut dışında yapılan kan tedavisi ile ilgili makineye ait, makineyi kullanıma hazır hale getirmek için çalıştırma talimatlarını içeren dokunmatik ekranlı kullanıcı arayüzü bulunmaktadır.[xv]

Şekil 5: EP1668556 nolu başvuruya ait Şekil 4

Ekranda sunulan bilgi, teknik sisteme ait bir çalışma durumu, bir koşul veya bir olay oluşturuyorsa, örneğin sistem kullanıcısını, düzgün çalışmasını sağlamak için onunla etkileşim kurmaya yönlendiriyorsa bu teknik bir özelliktir. Ancak, ekrandakiler teknik sistem üzerinde çalıştırılan teknik olmayan bir uygulamanın durumunu temsil ediyorsa bu özellik teknik olarak kabul edilmez. Zira bu durumda görüntülenen bilgi, makinenin herhangi bir içsel durumuna bağlı olmayan önceden depolanmış statik bilgileri oluşturmaktadır ve makinenin mevcut çalışma durumu hakkında herhangi bir ayrıntı sağlamamaktadır.

Bir bilginin sunumu söz konusu olan buluşlarda önemli olan neyin sunulduğu değil, bilginin nasıl sunulduğudur. Özellikle kullanıcı arayüzüne (GUI) yönelik buluşlarda genellikle bir ekran bulunduğu için bu tür buluşlar teknik karaktere sahip olmaktadır. Ancak, buluş basamağı kriteri değerlendirilirken neyin sunulduğu değil, bilginin nasıl sunulduğu önem kazanmaktadır.

Örnek 4.13:

Buluş operatöre yardımcı olmak için kurulum prosedürü ekranlarına sahip bir diyaliz sistemi ile ilgilidir.[xvi] İstemde görüntüleme cihazının, bir operatör girişi gerektiren çok sayıda diyaliz tedavisi kurulum prosedürünü ve diyaliz tedavisindeki ilerlemeyi adım adım gerçek zamanlı ve grafiksel olarak gösteren çok sayıda diyaliz tedavisi ekranını gösterdiğinden bahsedilmektedir.

Şekil 6: EP1509261 nolu başvuruya ait Şekil 30A-C

Burada, istemdeki unsurlar yalnızca insan zihnine yönelik bir bilgi içeriğinden daha fazlasına sahiptir; salt bilginin sunulmasından öte, sistemin işleyişi ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır, zira operatör girişi olmadan sistemin çalışması mümkün olmayacaktır. Gerçek zamanlı (realtime) diyaliz tedavi ekranları, tedavi sırasında diyaliz sisteminin durumuna ilişkin teknik bilgiler sunar ve operatöre, sistemin doğru çalışmasını izlemesine yardımcı olur, sistem ve operatör arasındaki bu etkileşim teknik bir niteliğe sahiptir.[xvii]

Kullanıcı arayüzüyle ilgili buluşlarda istemde buluş basamağı açısından değerlendirilen unsurlar, yalnızca bir grafik kullanıcı arabirimi (GUI) üzerindeki görsel verilerin kullanıcıya sunulmasına dayanıyorsa, bu özellik salt bilginin sunumu kabul edilecektir ve teknik olmadığı için, başvuruya buluş basamağı niteliği kazandırmayacaktır.[xviii]

Bir başka örnekte buluş, dosyaların kullanıcı seçimi için ekranda unsurlar olarak temsil edilmesini içeren, bilgisayar tabanlı bir veri tabanındaki veri dosyalarına erişim için bir sistem ve yöntem ile ilgilidir. Buluşun tek yeni özelliğinin görüntülenen öğelerin hareketiyle ilgili olduğu ve doğrudan bilgi arama ve erişimle ilgili bir sorunu çözmediği tespit edilmiştir. Dahası, kullanıcının bir dosyaya karşılık gelen bir öğeyi seçmesi yalnızca zihinsel bir eylemdir. Bu nedenle buluş basamağına katkıda bulunan herhangi bir teknik özellik bahsedilemez ve başvuru buluş basamağı kriterini sağlayamaz.[xix]

Örnek 4.14:

Buluş, kullanıcının bir cep telefonu uygulaması vasıtasıyla satın almak istediği ürünleri seçmesi ve bu ürünlerin bulunduğu en yakın mağazaların kullanıcıya en uygun alışveriş rotasını oluşturacak şekilde sunulmasıyla ilgilidir.[xx]

İstem 1: “Buluş mobil cihazlarda alışverişi kolaylaştırma yöntemi olup, özelliği;

a) Kullanıcının satın alınacak iki veya daha fazla ürünü seçmesi,

b) mobil cihazın, seçilen ürünlerin bilgilerini ve cihaz konumunu bir sunucuya iletmesi,

c) sunucunun, seçilen ürünlerden en az birini sunan satıcıları belirlemek için bir satıcı veritabanına erişmesi,

d) sunucunun, cihaz konumuna ve tanımlanan satıcılara bağlı olarak, önceki talepler için belirlenen en uygun alışveriş rotalarının bulunduğu bir önbelleğe erişerek seçilen ürünleri satın almak için en uygun bir alışveriş rotasını belirlemesi ve

e) sunucunun, en uygun alışveriş rotasını kullanıcının görmesi için mobil cihaza iletmesi.

adımlarını içermektedir.”[xxi]

Şekil 7: EP1216450 nolu başvuruya ait Şekil 1

İstemde görüldüğü üzere buluşa ait bilgi işlem altyapısı (cep telefonu, sunucu, veritabanı) başvuruya teknik karakter kazandırmaktadır.

Tekniğin bilinen durumunda D1 ve D2 dokümanları bulunmuştur. D1 dokümanı buluştaki aynı teknik altyapı ile benzer bir teknik olmayan amaca hizmet etmektedir. İstem 1 ile D1 arasındaki farklar şunlardır:

(1) kullanıcı (tek bir ürün yerine) iki veya daha fazla istenen ürünü seçebilmektedir

(2) kullanıcıya ürünleri satın alması için “en uygun alışveriş rotası” sağlanmaktadır

(3) en uygun alışveriş rotası, önceki talepler için belirlenen en uygun alışveriş rotalarının depolandığı bir önbelleğe erişilerek sunucu tarafından belirlenmektedir.

(1) ve (2)’deki farklar iş metodunda yapılan değişiklikleri kapsamaktadır ve bir pazarlama uzmanı tarafından ortaya konabilecek, teknik yönü bulunmayan farklılıklardır. Bunlar teknik probleme bir katkı sağlamamaktadır ve bu nedenle buluş basamağı değerlendirmesinde hesaba katılmaz, ancak teknik problem formüle edilirken problemin içine alınabilir.

(3)’teki fark ise bilgisayar uygulamasının teknik yönüyle ilgilidir. Buradaki teknik etki, en uygun alışveriş rotasının hızlı bir şekilde belirlenmesidir.

Buna göre, objektif teknik problem (1) ve (2)’deki iş metodunu teknik olarak verimli bir şekilde uygulamak için D1 yönteminin nasıl değiştirileceği olarak formüle edilebilir.

(1)’deki fark göz önüne alındığında kullanıcının tek bir ürün yerine iki veya daha fazla istenen ürünü seçebilmesini sağlamak için D1’de kullanılan mobil cihazı uyarlamak teknikte uzman kişi (programcı) için aşikârdır.

Sunucuya (2)’deki en uygun alışveriş rotasını belirleme görevinin atanması D1’deki en yakın satıcının belirlenmesine benzer şekilde yapılacağından, bu özellik de aşikârdır.

Teknik olarak nasıl verimli bir uygulama sağlanacağı sorulduğunda, teknikte uzman kişi bir rotanın belirlenmesine yönelik verimli teknik uygulamaları arayacaktır.

D2 dokümanı ise, bu sorunu bir seyahat planlama sistemi bağlamında ele almaktadır. D2 önceki sonuçları saklayan bir önbellek kullanımını önermektedir. Teknikte uzman kişi, objektif teknik problemi çözmek için D1’i D2’de önerildiği gibi bir önbellek kullanacak şekilde uyarlamayı düşünecek ve böylelikle istem 1’in tüm özelliklerine sahip bir yönteme ulaşmış olacaktır. Dolayısıyla, istem 1 buluş basamağı kriterini sağlayamamaktadır.

Şimdi teknik katkıyı biraz daha detaylı inceleyelim. Satıcıların seçimi ve bunun sunucu vb. teknik unsurlarla etkileşimi buluşun teknik karakterine katkıda bulunuyor mu? Hayır, çünkü bir  “teknik sızıntı yanılgısı” (technical leakage fallacy), söz konusudur, yani burada özünde teknik olmayan bir problem vardır ve teknik olmayan unsurların teknik unsurlarla etkileşimi tüm süreci teknik hale getirmek için yeterli değildir.

“Bir yere gitme” fiziksel eylemi teknik karakter kazandırır mı? Hayır, zira burada “kırılmış teknik zincir yanılgısı” (broken technical chain fallacy) vardır, yani bilgi sağlanmasından bunun teknik bir süreçte kullanımına kadar olan etki zinciri, bir kullanıcının müdahalesi ile kırılmaktadır. Bu yüzden olası herhangi bir teknik etki, kullanıcının seyahat rotasına tepkisine bağlıdır.

D1 sistemi birden fazla ürünü sipariş etmek için kullanılacaksa, yalnızca tüm kalemleri tedarik edebilecek tek bir satıcı hakkında bilgi verecektir.

Başvuru sahibi buluşun, bir siparişi yerine getirmeye yönelik başarısız girişimlerin sayısını azaltma sorununu çözdüğünü ileri sürmektedir. Ancak bu da “teknik olmayan önyargı yanılgısı”dır (non-technical prejudice fallacy) ve bu argüman, temelde teknik olmayan yönleri, önceki tekniğin değiştirilmemesinin bir nedeni olarak ortaya çıkarır.[xxii]

Örnek 4.15:

İstem 1: Buluş, internet sitesi ve mobil uygulamalar üzerinden sağlanan yeni bir elektronik satış sistemi olup özelliği;

− Müşteri tarafından E-Ticaret platformuna (web, mobil uygulama vb.) girilmesi,

− Eksiksiz girilen bilgiler ile üyelik kaydı oluşturulması,

− Satın almak istenilen ürünler ya da ürün gruplarının müşteri tarafından belirlenen ya da satıcı tarafından önceden oluşturulmuş paketlerin biri ya da birkaçına göre belirlenmesi,

− Belirlenen ürünlerin toptan paket fiyatına göre bedelinin ödenmesi,

− Belirlenen serinin/paketin/ürün grubunun/kombinasyonun E-Ticaret platformunda perakende fiyat üzerinden satışa sunulması,

− Satışa sunulan ürünlerin perakende fiyatı üzerinden satılması

− Satılan ürünlerin bedelinin müşteriye aktarılması işlem adımlarını içermesidir.[xxiii]

Yukarıdaki istemdeki satış sistemi (yöntemi), internet üzerinden yapılan bir e-ticaret sistemine ait işlem adımları olduğu için teknik karaktere sahiptir. Başvuru konusu buluş satıcı/üretici ile müşteri arasında kâr ortaklığı bulunan bir satış-pazarlama modelleri ile ilgilidir. Buna göre müşteri satın almak istediği ürünleri belirleyerek bir paket oluşturuyor ya da satıcının önceden oluşturduğu ürün paketlerinden seçim yapıyor ve bunların ücretini ödüyor, sonrasında bu ürünlerle oluşturduğu paket kombinasyonlarını satışa sunuyor ve buradaki satışla kâr elde ediyor. Başvuruya araştırma raporu düzenlenmiş ve en yakın doküman (D1) olarak gösterilen Shopify web sitesi ise müşterilerin üye olarak perakende satış yapabilecekleri bir e-ticaret internet sitesidir. İstem 1 ve D1 karşılaştırıldığında aradaki farkın satıcının kendi ürününü satmak yerine, internetten o anda aldığı ürünü satması söz konusudur. Ancak bu teknik olmayan ve tamamen bir ticari faaliyet ile ilgili düzenlemedir. Buradaki problem müşterinin nasıl kâr edeceğidir ve bu da müşteriyi hem alıcı hem de satıcı yerine koyarak gerçekleştirilmektedir. Bu problem teknik olmayıp ticari bir problemdir ve bu probleme sunulan çözüm de ticari nitelikte bir çözümdür. Bu sebeple D1’den farklı olan söz konusu özellikler buluş basamağı kriterinin değerlendirmesinde hesaba katılmamaktadır. Sonuç olarak istem D1 karşısında buluş basamağını sağlayamamaktadır.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Şubat 2021

guneycaliskan@gmail.com


[i] TR 2018/09974 nolu başvuru.

[ii] TR 2018/04507 nolu başvuru

[iii] TR 2017/05553 nolu başvuru.

[iv] TR 2019/00905 nolu başvuru.

[v] TR 2019/02348 nolu başvuru.

[vi] TR 2019/09905 nolu başvuru.

[vii] TR 2017/11668 nolu başvuru.

[viii] 6769 SMK Yönetmelik m.99(2).

[ix] TR 2018/06846 nolu başvuru.

[x] Bkz. TR 2018/06846 nolu başvurunun rüçhan olarak gösterildiği PCT/TR2019/050334 nolu uluslararası patent başvurusunda bulunan yazılı görüş.

[xi] Examples of Computer Implemented Inventions, Michael Alex Kemény, EPO, March 2011.

[xii] T 1567/05.

[xiii] T 125/04.

[xiv] EP1668556 nolu başvuru.

[xv] T 336/14.

[xvi] EP1509261 nolu başvuru.

[xvii] T 690/11.

[xviii] T 1562/11 (Closing out white space/SAP).

[xix] T 1143/06 (Data selection system/BRITISH TELECOMMUNICATIONS.

[xx] T 1670/07 Shopping with mobile device/NOKIA, BoA 3.5.01 (2013)’dan sadeleştirilerek oluşturulmuştur. Bkz: EPO Guidelines on “mixed inventions”: What’s is going on?, Miguel Domingo Vecchioni, EPO Directorate 1.5.07 (Computers/Berlin), NPO Expert Seminar, Bern, 25-27 October 2016.

[xxi] EP1216450 nolu başvuru.

[xxii] Technical & non-technical features, DG3 case law, Dr. Frédéric Bostedt, Lawyer Legal Research Service of the Boards of Appeal Bern, 25 October 2016, s.38-40.

[xxiii] TR 2018/06280 nolu başvuru; Ayrıca bkz. PCT/TR2018/050910 nolu PCT başvurusu.

TÜRKPATENT’TE BİLGİSAYAR TABANLI BULUŞLARIN DEĞERLENDİRİLME KRİTERLERİ – Bölüm I –

UYARI: Bu yazıda özellikle örneklerin değerlendirilmesi yazarın kişisel görüşlerini yansıtır ve hiçbir şekilde TÜRKPATENT’in resmi görüşünü ya da uzmanlarının başvurularla ilgili değerlendirmelerini temsil etmez.  

“Yazılımlara patent veriyor musunuz?”, “Bir mobil uygulama yaptım, patentini alabilir miyim?” gibi sorularla sıkça karşılaşıyoruz. Buluşunuzun teknik niteliğine, istemler ve tarifnameyi nasıl hazırladığınıza bağlı olarak bu sorulara evet ya da hayır diye cevap verebiliriz. Bu yazı dizisinde bilgisayar tabanlı buluşların TÜRKPATENT’te değerlendirilme kriterlerini inceleyeceğiz.

Teknoloji geliştikçe ve yeni teknoloji alanları ortaya çıktıkça patent mevzuatının (özellikle inceleme kılavuzlarının) da bu yeni teknolojilere uygun konumlanması ihtiyacı doğmaktadır. Örneğin bilgisayar tabanlı buluşlar, yapay zeka ve bulut bilişim teknolojilerine yönelik buluşlar için pek çok ofiste mevcut kılavuzların yeniden revize edildiği görülmektedir. Patent kanunlarında “teknik” ifadesinin tanımının yapılmayışının altında yatan temel neden de budur. Zira mevzuatta tekniğin sabit bir tanımı yapıldığında, zaman içinde gelişecek teknoloji alanlarının tekniğin bu tanımının dışında kalması kuvvetle muhtemel olacaktır. Mevzuatı yeni teknolojilere uyarlamak bu durumda yalnızca kılavuzlara ek yaparak değil, her yeni teknoloji çıktığında kanunu yeniden değiştirerek mümkün olacaktır. Bu nedenledir ki mevzuatta tekniğin net bir tanımı yapılmaz, ancak nelerin patentlenemeyeceğinden bahsedilir.

Şekil 1: Yıllara göre dünya çapında G06Q sınıfında yapılan (yayınlanmış) başvuru sayısı[i]

Günümüz dünyasında bilgisayarlar ve akıllı telefonlar hayatımızın her alanında pek çok işlemi kolayca gerçekleştirmemizi sağlamakta ve her geçen gün hayatımızın daha da vazgeçilmez bir parçası haline gelmektedir. Hal böyleyken bu alanda yapılan başvuru sayılarının son yıllarda hızla artmış olması beklenmedik bir durum değildir. Dünyada bu alandaki başvuru sayısı 6 yılda iki katına çıkarken (bkz. şekil 1), ülkemizdeki artış daha da dramatik bir şekilde gerçekleşmiş ve başvuru sayısı 4 yılda üç katına çıkmıştır. (bkz. şekil 2)

Şekil 2: Yıllara göre Türkiye’de G06Q sınıfında yapılan başvuru sayısı[ii]

 “Bilgisayar tabanlı buluşlar” (computer-implemented inventions – CII) ifadesi, bilgisayarları, bilgisayar ağlarını veya diğer programlanabilir aygıtları içeren, en az bir özelliğin bir program aracılığıyla gerçekleştirildiği buluşları kapsamaktadır.[iii] Bu bağlamda akıllı telefonların da birer bilgisayar olduğu ve bu telefonlardaki uygulamaların (mobile app) da bilgisayar programı olduğu kabul edilebilir.

Bilgisayar tabanlı buluşların patentlenebilirlik kriterlerini düşük tutmak, çok temel sayılabilecek konularda geniş bir koruma sağlamaya neden olabilecektir. Örneğin birimlerin bir sistemden diğerine dönüştürülmesi, örneğin metrik sistemden İngiliz İmparatorluk sistemine dönüştürmeyi sağlayan bir bilgisayar programına patent verildiğini varsayalım. Bu tür bir buluş, patent sahibine, belirli bir teknoloji uygulama alanından bağımsız olarak geniş bir alanda buluşun kullanılmasını engelleme hakkı sağlayacaktır. Potansiyel kullanıcılar, uzay teknolojisi (örneğin bir NASA uzay programı projesindeki kullanıcılar), otomotiv teknolojileri (örneğin, farklı ülkelerde aynı otomobile ait küçük farklılıklara sahip hız göstergeleri (km / mil) bulunan otomobilleri pazarlayan otomobil üreticileri), internet hava durumu veri platformları (örneğin, birden çok ülkedeki kullanıcılara hava durumu verileri (°C, °F) sağlama) vb. gibi farklı ve çeşitli uygulama alanlarında buluşu kullanmaktan alıkonulacaktır.[iv] Ancak bilgisayar vasıtasıyla gerçekleştirilen buluşlara ait başvuruları tümüyle patent koruması dışında bırakmak ya da patentlenebilirlik kriterlerini çok yüksek tutmak da doğru değildir. Bu da buluş sahibinin hak ettiği korumayı vermemek anlamına gelecektir. Bu nedenle bu iki uzak ucun orta yolunu hem kamuyu hem de mucidi mağdur etmeyecek şekilde düzenlemek önem arz eder.

Tablo 1: G06Q sınıfına sahip yayınlanmış tüm Türk başvurularına ait altsınıf dağılımı[v]

Bilgisayar tabanlı buluşlar genellikle G06 patent sınıfına dahildir. Bu sınıfta özellikle G06Q  (idari, ticari, finansal, yönetici, denetleyici veya tahmin amaçları için özel olarak uyarlanmış veri işleme sistemleri veya yöntemleri; veya bu amaçlara özel uyarlanmış sistemler veya yöntemleri) ve G06F (dijital veri işleme) altsınıflarında yoğunlaştıkları görülmektedir. Tablo 1’de görüldüğü üzere TÜRKPATENT’e yapılan G06Q sınıfına sahip başvurular arasında ticaret, yönetim ve ödeme sistemleri gibi konular başı çekmektedir.

Bilgisayar tabanlı buluşların ortaya çıkmasından itibaren patent alanında uzun yıllar bu tür buluşların ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğine net olarak karar verilememiştir. İşin içine yazılımların ve iş metotlarının patentlenebilirliği de dahil olunca, aynı patent ofisi için bile yalnızca yıllar içinde değil, aynı zamanlarda bile farklı değerlendirmelerin söz konusu olduğu görülmüştür. Günümüzde hala çoğu ülkede bu alanda patentlenebilirlik sınırları net değildir ve yeni alınan mahkeme kararları veya kanun değişiklikleriyle kriterler sıkılaştırılmakta ya da gevşetilmektedir. Bu alanda detaylı kılavuzları mevcut olan en önemli ofisler arasında EPO[vi] ve USPTO[vii] sayılabilir. Özellikle EPO’nun bilgisayar tabanlı buluşların değerlendirmesinde yıllar boyunca daha tutarlı bir çizgide ilerlemeyi sürdürdüğü söylenebilir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun (SMK) ilgili maddelerinin Avrupa Patent Sözleşmesindekilere (EPC) benzer olması sebebiyle TÜRKPATENT de bu alanda EPO’ya oldukça paralel değerlendirme kriterlerine sahiptir. Bu yazıda önce TÜRKPATENT’in bilgisayar-tabanlı buluş başvurularına yaklaşımı adım adım ifade edilecek, ardından her adıma uygun EPO’dan[viii] ve TÜRKPATENT’ten[ix] örnekler verilecek ve bunlar üzerinden yorum yapılacaktır.

TÜRKPATENT’in konuya yaklaşımına geçmeden önce bu tür buluşların değerlendirmesinde EPO’nun geçmişte yaşadığı bir dönüm noktasına değinelim. 1980’lerin sonunda EPO ilk olarak birkaç kararda[x] detaylarını ortaya koyduğu “teknik katkı yaklaşımı”nı (technical contribution approach) geliştirmiştir. Buna göre bir istemin teknik karakteri gerçek anlamda irdelenmeksizin önce buluş basamağı kriteri değerlendiriliyordu. Eğer istem tekniğin bilinen durumuna gerekli teknik katkıyı sağlıyorsa buluş basamağını da sağlayacak ve buluş patentlenebilir kabul edilecektir. Bir başka deyişle bu yöntemde buluşun tekniğin bilinen durumuna yaptığı katkının niteliği, teknik karakterini tespit etmek için kriter olmaktadır. Bu katkı teknik ise, istem de teknik karaktere sahiptir, eğer katkı teknik değilse, istem teknik karaktere sahip değildir.[xi]

Teknik katkı yaklaşımı, EPC m.52 (2) ile hariç tutulmayan bir faaliyet alanında alışılagelmiş olmayan bir sonucu gerektirerek teknik karakter tespitinde yüksek bir standart düzeyi belirlemiştir. Bu yaklaşım genellikle, teknik olmayan ya da genelgeçer özellikleri sayesinde yenilik veya buluş basamağı sağlayabilen bilgisayar sistemlerinin patentlenebilirliğini reddetmek için uygulanmıştır.

Tüm içerik yaklaşımı” (whole contents approach) ya da “ileri teknik etki” (further technical effect) olarak adlandırılan yaklaşım ise 2000’lerin başında ortaya çıkmıştır. Bunun ilk emareleri T 1173/97 (Computer program product/IBM) kararında görülmektedir.[xii] Bu kararda bilgisayar tabanlı buluşların patentlenebilirliğinde önemli olan kriterin “teknik karakter” olduğu vurgulanmıştır. Buluş konusu bir bütün olarak düşünüldüğünde teknik bir problemi teknik yollardan çözüyorsa ya da teknik bir etki yaratıyorsa teknik karaktere sahip kabul edilmektedir. Buna göre istemler bir bütün olarak değerlendirilmelidir ve bazı unsurların yeni olup olmadığı ya da patentlenebilirlik kapsamı dışında olup olmadığı onları teknik karakter değerlendirmesi dışında bırakmamalıdır.[xiii]

İleri teknik etki yaklaşımı, eğer buluşun ilk teknik etkisi sıradan bir etki ise onu göz ardı etmektedir. Örneğin bir bilgisayar programının bilgisayara takılmasıyla oluşan elektrik akımı bilgisayar programına yönelik bir istem için ilk teknik etki olarak kabul edilir ve dikkate alınmaz. Böyle bir durumda buluş ikinci bir teknik etki yaratabiliyorsa patentlenebilirliği söz konusu olacaktır.[xiv]

TÜRKPATENT’İN YAKLAŞIMI

6769 sayılı SMK m.82’de patentlenebilir buluşlar ve patentlenebilirliğin istisnaları belirtilmiştir. Buna göre:

Aşağıda belirtilenler buluş niteliğinde sayılmaz. Patent başvurusu veya patentin aşağıda belirtilen konu veya faaliyetlerle ilgili olması hâlinde, sadece bu konu veya faaliyetlerin kendisi patentlenebilirliğin dışında kalır:
a) Keşifler, bilimsel teoriler ve matematiksel yöntemler.
b) Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler.
c) Bilgisayar programları.
ç) Estetik niteliği bulunan mahsuller, edebiyat ve sanat eserleri ile bilim eserleri.
d) Bilginin sunumu.

Madde bu haliyle EPC m.52’nin benzeridir. Bu maddeye dayanarak Kurumumuzda örneğin yalnızca iş metoduna dayalı olup teknik karaktere sahip olmayan başvurulara patent verilmemektedir. Ancak çoğu zaman başvurularda teknik olmayan unsurların (örn. iş metodu) teknik unsurlarla harmanlandığı görülmektedir.

Yukarıda anılan Kanun maddesinde belirtildiği üzere (sadece bu konu veya faaliyetlerin kendisi patentlenebilirliğin dışında kalır), içinde “bilgisayar programı”, “yazılım”, “matematiksel yöntem” ya da “iş metodu” unsurlarının geçiyor olması bir istemin bu madde kapsamında reddedilmesi için yeterli değildir. Ancak bu durum, söz konusu unsurları bulunduran her türlü istemin patentlenebileceği anlamına da gelmemektedir. Aşağıda bir istemin içerdiği unsurlara göre teknik karaktere sahip olup olmadığı genel anlamıyla örneklendirilmiştir. Değerlendirmenin nasıl yapıldığını yazının devamında örneklerle inceleyeceğiz:

İstem: matematiksel yöntem + iş metodu => teknik karaktere sahip değil

İstem: teknik unsur + iş metodu => teknik karaktere sahip

İstem: bilgisayar programı + iş metodu => belli koşullar altında teknik karaktere sahip

İstem: teknik unsur + bilginin sunumu + iş metodu => teknik karaktere sahip

İstem: matematiksel yöntem + bilimsel teori => teknik karaktere sahip değil

İstem: bilgisayar programı + bilgisayar + iş metodu => teknik karaktere sahip

İstem: mobil uygulama + iş metodu => belli koşullar altında teknik karaktere sahip

İstem: mobil uygulama + cep telefonu + iş metodu => teknik karaktere sahip

Bir bilgisayar vasıtasıyla gerçekleştirilen buluşlarda sıklıkla, yukarıdaki metrik sistem örneğinde olduğu gibi bir iş metodunun, bir ticari faaliyetin ya da benzer bir teknik olmayan işlemin bilgisayarda uygulanması söz konusu olmaktadır. Bu da buluşun teknik karakterinin dikkatlice incelenmesini gerekli kılmaktadır.

EPO’da olduğu gibi TÜRKPATENT’te de bir buluşun patentlenebilir olması için ön koşul buluşun teknik karaktere sahip olmasıdır. Ancak bu özelliği sağlamak zor değildir, zira bilgisayar, cep telefonu, veritabanı, sunucu, işlemci, bellek vb. teknik bir unsurun bulunması buluşun teknik karakter kazanmasına yeterli olmaktadır. Ancak bu, buluşun kolaylıkla patentlenebileceği anlamına gelmemektedir. Teknik karakteri sadece yukarıda sayılan yaygın teknik unsurların teknik olmayan işlemleri gerçekleştirmekten ibaret olan başvurular genellikle içerdikleri detaylarla EPO’da ve TÜRKPATENT’te çoğu zaman yenilik kriterini de kolaylıkla sağlamakla birlikte buluş basamağı kriterini karşılamada ciddi zorluk yaşarlar.[xv]

EPO buluşun teknik karakterine katkısı olmayan teknik olmayan unsurların yenilik değerlendirmesine alınamayacağına hüküm vermiş olsa[xvi] da EPO uzmanlarının yaptığı raporlarda bu tür buluşlarda genellikle yeniliği fazla irdelemeyip, doğrudan buluş basamağı kriterini değerlendirdiği gözlemlenmektedir. Bunun bir nedeni buluş basamağıyla ilgili argümanların daha güçlü olacağına dair inanç olabilir.

TÜRKPATENT’te ise istem ile tekniğin bilinen durumundaki tek fark teknik olmayan unsurlar ise istemin yeni olduğu kabul edilmektedir. Bir başka deyişle teknik olmayan unsurlar isteme yenilik kazandırabilmektedir. Ancak bu tür istemlerin buluş basamağı kriterini sağlaması oldukça zordur. Örneğin teknik olmayan unsurların patentlenmesi konusunda daha yumuşak bir yaklaşımı olduğu düşünülen USPTO’da bile 2006-2018 arasında veri işleme (data processing) alanındaki başvuruların belge olma oranları %30’lar civarındadır.[xvii] İş metotlarında bu oran daha da azdır.[xviii] TÜRKPATENT’te bu oranın daha da düşük olduğu tahmin edilmektedir.[xix]

TÜRKPATENT’e 2017-2020 arası yapılan bilgisayar-tabanlı buluş başvurularından (G06Q sınıfı) araştırma raporu yapılan 688 başvuruya karşılık, 57 başvuruya rapor düzenlenememiştir. Bir başka deyişle bu alandaki başvuruların %7.6’sına araştırma raporu düzenlenememiştir.[xx] Önceleri içinde yazılım kelimesi geçen istemler doğrudan reddedilirken, son on yılda bakış açısı giderek yumuşamıştır ve yukarıda bahsedildiği gibi, yaygın olarak kullanılan bir teknik unsurun istemde geçiyor olması isteme teknik karakter kazandırmaya yetmektedir.

Bilgisayar tabanlı buluşlar ve iş metotlarının değerlendirmesinde TÜRKPATENT’te aşağıdakine benzer bir prosedür uygulanmaktadır:

1- İstemde[xxi] yalnızca teknik unsurlar varsa (tarifname iş metodu içerse bile) başvuru iş metodu olarak değerlendirilmeyip normal başvuru prosedürü uygulanır.

2- Hem istemde hem de tarifnamede yalnızca teknik olmayan unsurlar varsa (başvuruda hiçbir teknik karakter yoksa) SMK m. 96(3)’e göre araştırma raporu düzenlenmeyip başvuru sahibinden itirazlarını veya değişikliklerini üç ay içinde sunması istenir. Bu sürede itirazda bulunulmaması veya itirazın ya da yapılan değişikliklerin kabul edilmemesi hâlinde başvuru reddedilir. İtirazın ve varsa yapılan değişikliklerin kabul edilmesi hâlinde araştırma raporu düzenlenir. (SMK m.103’e göre başvuru kapsamının aşılmasına izin verilmediği için bu tür başvurularda yapılan değişikliklerin kabul edilme ihtimali oldukça düşüktür)

3- İstemde yalnızca teknik olmayan unsurlar varsa, ancak tarifnamede teknik unsurlar bulunuyorsa 2. adımdaki prosedür uygulanır ve rapor düzenlenmez. (Eğer uzman tarifnameden faydalanarak istemi teknik olarak kolayca ve net bir şekilde yorumlayabiliyorsa, bu yorum üzerinden araştırma raporunu düzenleyebilir, gerekli açıklamaları raporun görüşler kısmında belirtir) Gönderilen yazıda tarifnamedeki teknik özelliklerin istemlere alınması tavsiye edilebilir. Eğer teknik unsurlar da isteme dahil edilirse 4. adımdan devam edilir.

4- İstemde hem teknik hem de teknik olmayan unsurlar birlikte yer alıyorsa, istem teknik karaktere sahiptir ve aşağıdaki prosedür uygulanır[xxii]:

a- İstemdeki teknik unsurlar tespit edilir. Bu teknik unsurlar buluş basamağı değerlendirmesinde dikkate alınır.

b- İstemdeki geri kalan teknik olmayan unsurların istemin teknik unsurlarına teknik bir etkisinin olup olmadığı ya da teknik bir problemi çözüp çözmediğine bakılır.  Eğer teknik kısımla teknik olmayan kısmın herhangi bir etkileşimi yoksa ya da bu etkileşim çözüme bir katkı sağlamıyorsa teknik olmayan kısım buluş basamağı kriterinde değerlendirilmez.

c- Eğer teknik unsurlar yalnızca bilgisayar, cep telefonu, ağ, veritabanı, sunucu, işlemci, bellek vb. yaygın olarak kullanılan ve bilinen genel amaçlı veri işleme teknolojisinin teknik olmayan bir mahiyette kullanılmasını kapsıyorsa, bir başka deyişle bu unsurlar yalnızca yaygın olarak bilinen görevleri içinde ve teknik olmayan bir işleme hizmet etmek amacıyla kullanılıyorsa, bahsi geçen teknolojinin, başvuru tarihinde yaygın biçimde bilinen ve kullanılan bir bilgi teknolojisi olması sebebiyle tekniğin bilinen durumunda benzer unsurlar içeren genel bir doküman bulmak ve buluş basamağı değerlendirmesinde bunu kullanmak yeterli olacaktır.

İstemde kullanılan cihaz, aparat, modül, birim (device, apparatus, module, unit) vb. unsurların, içerikleri ve işlevleri salt bir teknik olmayan bir konuyu (örn. iş metodunu) uygulamaya yönelik ise, bu ifadelerin isteme eklenmesi isteme teknik karakter kazandırmayacaktır. Doğasında teknik karakter bulunmayan bir başvuruya ait unsurların isimlerini teknik terimlerle adlandırmak başvuruya teknik karakter kazandıramayacaktır. Örneğin “sistem” kelimesi teknik unsur içeren bir sistem değil de finansal bir organizasyonu ifade ediyorsa, bu kelime isteme teknik karakter kazandıramayacaktır.

d- Eğer teknik unsurlar c.’de belirtildiği gibi olmayıp teknik bir amaca hizmet etmekte ve teknik bir problemi çözmekte veya çözmeye yardım etmekteyse kapsamlı bir araştırma ile buluş basamağı değerlendirmesi yapılır. Teknik olmayan unsurların teknik unsurlara katkısı söz konusu ise bu katkı da dikkate alınır.

Şekil 3: TÜRKPATENT’te bilgisayar tabanlı buluşların değerlendirilmesi

ÖRNEKLER

Şimdi yukarıdaki prosedüre ait adımlara örnekler vererek tek tek inceleyelim.

(1). Adımdaki Başvuru:

(1). adımdaki başvuruya (istemde yalnızca teknik unsurlar bulunan başvuru örneği) örnek verilmeden geçilecektir zira örneğin mekanik alanındaki hemen hemen her başvuruda istemlerde yalnızca teknik unsurlarla karşılaşılmaktadır. Burada tarifname iş metodu içerse bile istemlerde yalnızca teknik unsurlar bulunuyorsa normal başvuru değerlendirme prosedürü uygulanır.

(2). Adımdaki Başvuruya Örnekler (Hem istemde hem de tarifnamede yalnızca teknik olmayan unsurlar bulunan başvuru):

Örnek 2.1:

İstem 1: “Oyuncak satışlarını teşvik etmek için bir yöntem olup, özelliği bir oyuncakçı dükkânında oyuncakları çocuklar için erişimin kolay olduğu daha alt raflara yerleştirilmesidir.”[xxiii]

Başvurunun tarifnamesinde de yönteme ait yalnızca teknik olmayan detaylara yer verilmiştir. Bu tür bir başvuruya araştırma raporu düzenlenmez ve düzeltme için üç aylık süre verilir. Ancak başvuru kapsamının aşılmasına izin verilmediği için başvuruya teknik unsur eklemek de mümkün olmayacağı için başvurunun reddedilmesi kesin gibidir.

Örnek 2.2:

İstem 1: “Bir piyango oyunu oynama yöntemi olup, özelliği;

  • kişinin bir numara içeren piyango bileti satın alması,
  • yapılan çekilişin ardından belirlenen numaranın kişinin kaybettiğini veya kazandığını göstermesi,
  • kişinin, yetkili bir dağıtıcıda numaranın kazanan numara olup olmadığını doğrulaması

işlem adımlarını içermesidir.”

İnsanların yaptığı işlemler (bilet satın almak, bayiye gitmek vb.) teknik olarak kabul edilmez. Bu işlemler teknik bir unsurla etkileşim içinde olsa bile, sistemi teknik hale getirmeyecektir.[xxiv]

Örnek 2.3:

İstem 1: “Bu buluş, ödünç para veren mali sistem ile ilgili olup, özelliği; ödünç paraya ihtiyacı olan kişilere ödünç para verilmesini sağlayan mali ve parasal sistem ile ilgilidir.”[xxv]

İstem teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 2.4:

İstem 1: “Buluş, her alanda kullanılabilir tercihen sağlık kurumlarında çalışmalar yapacak sağlık personeli adaylarının atanmalarını daha kolay hale getiren belli bir algoritmaya sahip akıllı bir atama sistemi olup, içerisinde kura usulü yerleştirme durumlarında ve yerleştirmelerin değerlendirme puanlarında göre yapılmasına göre iki adet metot barındırması ile karakterize edilir.”[xxvi]

Bağlı istemlerde de algoritmaya ait teknik olmayan özelliklerden bahsedilmiştir. İstemler teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir. Algoritma, akıllı atama sistemi gibi ifadeler tek başlarına teknik bir unsuru ifade edemezler. Başvuru sahiplerinin sıklıkla yaptığı hatalardan biri buluşlarında aslında teknik unsurlar bulunmasına rağmen bunları başvuruda bahsetmeyi unutmaktır. Belki başvuru sahibi yukarıdaki istemde bunun bir bilgisayarla yapılacağını düşünmüştür ancak başvuruda bu ifade edilmediği için, sistemin bilgisayarda çalıştığını varsayamayız, zira isteme göre pekâlâ bir kişi bu atama işlemini zihinsel olarak da yerine getirebilir.

Örnek 2.5:

İstem 1: “Buluş, dinamik risk yönetimi modellemesi ve senaryo bazlı muhasebe alt yapısına paralel senaryoların çalıştırılmasına ilişkin bir yöntem olup;

  • Risk kataloglarının oluşturulması(1),
  • Risk indikatörü(verilerinin) belirlenmesi(2),
  • Risk karşılama senaryolarının hazırlanması(3),
  • Veri test ve düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi(4),
  • Verilerin tek düzen hesap planı alt yapısı ile ilişkilendirilmesi(5),
  • Senaryoların testinin gerçekleştirilmesi ve uygulamaya alınması(6) adımlarından biri, birkaçının kombinasyonu veya tamamının bir arada kullanılmasını ihtiva etmektedir.”[xxvii]

İstemde ve tarifnamede herhangi teknik bir unsur bulunmadığı için buluş teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 2.6:

İstem 1: “Buluş; sigmoid volvulus gibi kötü huylu olmayan fakat tedavisi birçok parametreye bağlı olan bir hastalığa sahip hastalara zaman kaybetmeden en doğru müdahalenin uygulanmasını sağlamak üzere bir hasta sınıflama metodu olup, özelliği; sınıflama yapılırken, hasta yaşı (A), barsak canlılığı (B) ve American Society of Anesthesiology (ASA) Skorlama Sistemi olmak üzere üç parametrenin aynı anda değerlendirilmesiyle oluşturulmasıdır.”[xxviii]

İstemde ve tarifnamede herhangi teknik bir unsur bulunmadığı için buluş teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir. Konunun bilimsel bir alandan olması teknik olduğu anlamına gelmemektedir.

Örnek 2.7:

İstem 1: “Bir lisans veren ile bir lisans sahibi arasında bir fikri mülkiyet varlığı için bir lisansın değerini hesaplama yöntemi şu adımlardan oluşur:

  • sözü geçen lisans veren kişiye sözü edilen lisansın asgari değerinin hesaplanması;
  • bir lisans sahibine sözü edilen lisansın azami bir değerinin hesaplanması;
  • bahsedilen lisansın bahsedilen maksimum değerden çıkarılmasıyla bahsedilen lisansın bir net değerinin hesaplanması;
  • sözü edilen lisans üzerindeki lisans veren yatırımın belirlenmesi;
  • sözü geçen lisans üzerindeki lisans alan yatırımcının belirlenmesi; ve
  • sözü geçen lisans verene ve sözü geçen lisans sahibine eşit oranda geri dönüş sağlayan eşit bir geri ödeme ödeneği hesaplama.” [xxix]

İstemlerde ve tarifnamede herhangi teknik bir unsur bulunmadığı için buluş teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir. İstem salt bir iş metodu içermektedir.

Örnek 2.8:

İstem 1: “Buluş down sendromlu, engelli bireylerin toplumla entegrasyonu ve sürdürülebilir kazanç kaynağı için ticari bir iş yöntemi ile ilgili olup, özelliği;

  • İlgili dernek ile sözleşme yapılarak ticari işletme kurulması
  • Down sendromlu ve engelli kişinin işe alınması
  • Down sendromlu ve engelliler için iş konusu üzerine eğitim programı uygulanarak sertifika verilmesi
  • Down sendromlu veya engelli birey için ve de çalışan aileleri için çalışma ücreti verilmesi
  • Ticari işletmenin ürün ve malzeme tedarikinin bir kısmının ev hanımlarından, üretici köylüden sağlanması
  • Ticari işletmenin çalışanlarının, down sendromlu birey ve ailesi veya engelli birey ve ailesinin aynı ortamda çalışması
  • Ticari işletmenin gelirinin bir kısmının anında makbuz karşılığında herhangi bir derneğe veya sosyal sorumluluk projesine bağışlanması
  • Daha sonraki açılacak ticari işletmeler için katkı payı şeklinde yeni işletmelerin yatırımında çoklu ortaklık sistemi uygulanması işlem adımlarından oluşmasıdır.”[xxx]

İstemlerde ve tarifnamede herhangi teknik bir unsur bulunmadığı için buluş teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir. İstemde de vurgulandığı üzere salt bir ticari iş yöntemi söz konusudur.

Örnek 2.9:

İstem 1: “Finansal Sağlık Skoru Endeksi Modeli buluşu, bireylerin finansal sağlık skorlarını hesaplama yöntemi olup; değişkenleri ve katsayıları şu şekilde oluşmaktadır:

– FSEM =2,5 Gelir Düzeyi + 2,5 Bütçe Uygulamaları + 0,833 Finansal Bilgi Düzeyi + 0,3571  Finansal Davranış Düzeyi + 0,833 Finansal Tutum Düzeyi + 2,5 Finansal Erişim Düzeyi + 1,25 Borç Düzeyi + 1,25 Tasarruf Düzeyi.”[xxxi]

İstem finans alanında bir hesaplama yöntemi olup teknik karaktere sahip değildir ve araştırma raporu düzenlenememiştir.

Örnek 2.10:

İstemde kullanılan matematiksel bir formülün etkisine göz atalım. Bilindiği üzere matematiksel yöntemler teknik niteliği bulunmaması nedeniyle tek başlarına patentlenemezler.[xxxii]

1. “Buluş bir hisse senedi opsiyonu fiyatını belirleme yöntemi olup özelliği, hesaplamanın

 Yukarıdaki istemde tümüyle bir iş metoduna yönelik bir işlemin matematik formülü kullanılarak hesaplanması söz konusudur. Böyle bir durumda istemin teknik karakter içerdiğinden söz edilemez. Zira hem iş metodu hem de matematik formülü teknik olmayan unsurlardır.

Ancak matematiksel bir yöntem yardımıyla buluş, örneğin RFID cihazlarında daha düşük bir enerji tüketimi gerçekleştirilmesini sağlıyorsa[xxxiii] ya da bir robot kolun hareketini kontrol etmeyi sağlıyorsa burada teknik olmayan unsurun (matematiksel yöntem) teknik bir katkı (daha düşük bir enerji tüketimi gerçekleştirilmesi) sağladığından söz edebiliriz. Bu da söz konusu matematiksel yöntemin buluş basamağı kriteri değerlendirmesine dahil edilmesini sağlar.[xxxiv]

Burada bir açıklama yapmakta fayda vardır. Teknik olmayan bir probleme teknik bir çözüm getirilebilir. Ancak teknik olmayan bir çözüm (örneğin matematiksel algoritma) öneriliyorsa, problemin teknik olması gerekir.[xxxv]

İstemlerin teknik olmayan bir alanda elde edilecek bir amaca yönelik olduğu durumlarda, bu amaç, özellikle bir kısıtlama olarak, çözülmesi gereken teknik problemin bir parçası olacak şekilde objektif teknik problemin formülasyonunda kullanılabilir.[xxxvi]

Şimdi yukarıda sayılan örneklerdeki iş metotlarına ait işlemlerin bir bilgisayar programıyla yapıldığını farz edelim. Bu durumda başvurular teknik karakter kazanır mıydı? Bir örnek üzerinden değerlendirelim:

Örnek 2.11:

İstem 1: “İçerik ödemesini ve dağıtımını kontrol etmek için geliştirilen bir bilgisayar programı olup, özelliği:

  • sağlayıcının bir kullanıcıdan içerik talebi alması;
  • sağlayıcının istenen içeriği tanımlayan içerik bilgisine erişmesi;

….

işlem adımlarına sahip bir algoritma içermesidir.”

Bu istem SMK m.82(2)(c) kapsamına girecek ve m.96(3)’e göre araştırma raporu düzenlenemeyecektir. Zira istem bu haliyle teknik yönü bulunmayan bir iş metodunun bilgisayar programı vasıtasıyla uygulanmasıdır ve burada “başvurunun bir bilgisayar programı olması hâlinde, sadece bu konu veya faaliyetlerin kendisi patentlenebilirliğin dışında kalır” hükmü geçerlidir.

Salt bir bilgisayar programının patentlenebilmesi için programda yapılan işlemin ileri bir teknik etkisi olması gerekir. Bu tür programlar teknik karaktere sahip kabul edilir ve buluş basamağı kapsamında değerlendirilir. Teknik karaktere sahip bilgisayar programlarına örnek şunlar verilebilir: araba freninin kontrolünü sağlayan program, cep telefonları arasında daha hızlı iletişim sağlayan program, güvenli veri aktarımı (verinin şifrelenmesi) gerçekleştiren bir program, işletim sisteminde kaynak tahsis edilmesine yönelik bir program. Ancak yeni bir açık arttırma işlemini gerçekleştiren bilgisayar programı ya da emekli maaşı katkılarının hesaplanmasını sağlayan bir bilgisayar programı tek başına teknik bir karaktere sahip değildir.[xxxvii]

İstemde kullanılan cihaz, aparat, modül, birim (device, apparatus, module, unit) vb. unsurların içerikleri ve işlevleri salt iş metoduna yönelik ise, bu ifadelerin isteme eklenmesi isteme teknik karakter kazandırmayacaktır. Yine “sistem” kelimesi de teknik bir sistem değil de finansal bir organizasyonu ifade ediyorsa, bu kelime isteme teknik karakter kazandıramayacaktır.

Örneğin aşağıdaki cihaz isteminde sıralanan modüller yalnızca bir iş metodunu tanımlamakta ve isteme teknik bir özellik getirmemektedir.

Örnek 2.12:

İstem 1: “Risk bilgilerini çıkarmak için bir cihaz olup, özelliği:

  • bir veya daha fazla risk faktörünü içeren önceden belirlenmiş bir risk kontrol kuralına dayalı olarak, risk faktörlerinden bir hizmetin bir risk kontrol karar sonucuna karşılık gelen bir risk faktörünü belirlemek için yapılandırılmış bir risk faktörü belirleme modülü;
  • risk faktörüne karşılık gelen bir risk bilgisi setini belirlemek için konfigüre edilmiş bir birinci risk bilgisi belirleme modülü, burada karşılık gelen risk bilgisi seti, farklı ayrıntılandırma derecelerine sahip birden fazla risk bilgisi seviyesi içerir ve risk bilgisi, risk kontrol karar sonucunun nedenini açıklamak için kullanılır;
  • hizmet sahibinin risk bilgisi gereksinim düzeyine bağlı olarak, birden çok risk düzeyinden bir hizmet sahibinin bir risk bilgisi gereksinim düzeyiyle eşleşen iyileştirme derecelerine sahip bir veya daha fazla risk bilgisi düzeyini belirlemek için yapılandırılmış ikinci bir risk bilgisi belirleme modülü; ve
  • hizmet sahibinin belirlenen risk bilgisini elde etmesi için belirlenen risk bilgisini çıkarmak üzere konfigüre edilmiş bir risk bilgisi çıktı modülü

içermektedir.”[xxxviii]

Yukarıdaki istem tamamıyla iş metoduna yönelik olup herhangi bir teknik karakter içermemektedir. Zira istemde bahsi geçen modüller teknik birer unsur olmayıp yalnızca iş metoduna ait parçalardır. Bahsedilen istemin bir “cihaz” olarak ifade edilmiş olması isteme teknik karakter kazandırmaya yeterli değildir, zira teknik olmayan yapılanmalara teknik isimler vermek suretiyle teknik karakter kazandırmak mümkün değildir.

Ancak, farz edelim ki söz konusu başvurunun tarifnamesinde cihazın program çalıştıran bir bilgisayar sistemi olduğundan bahsetmiş olsun. İstemin daha sonra “cihaz” yerine “Risk bilgilerini çıkarmak için bir program çalıştıran bir bilgisayar sistemi” olarak değiştirildiğini farz edelim. Bu durumda herhangi bir iş metodunu gerçekleştiren bir program çalıştıran bir bilgisayar sistemi öldürücü doküman olarak kullanılarak başvurunun buluş basamağı içermediği gösterilebilecektir. Zira istemde “program çalıştıran bir bilgisayar sistemi” dışındaki tüm unsurlar tamamen risk yönetimi yapmak ve risk bilgilerini çıkarmak için geliştirilmiş bir iş metoduyla ilgili olup, bilgisayar sistemine teknik bir katkı sağlamamaktadır, bu nedenle de buluş basamağı değerlendirmesinde kullanılamamaktadır.

Yukarıdaki istemle karşılaştırma yapmak amacıyla, “modül” kelimesinin teknik bir unsuru ifade ettiği bir örnek aşağıda verilmektedir:

İstem 1. “Bir otomobile (3) monte edilmek üzere uyarlanmış ve sürüldüğünde otomobile (3) ilişkin sürüş bilgilerini kaydetmek için yapılandırılmış bir mobil telekomünikasyon cihazı (17), olup özelliği:

  • bir görüntü sensörü (21), bir ses sensörü (27), bir ivme ölçer (23) ve bir konumlandırma modülü (25) dahil olmak üzere bir grup sensörden seçilen çok sayıda sensör içeren bir sensör seti;
  • bahsedilen sürüş bilgisini türetmek için sensör setinden sensör verilerini işlemek için bir işlemci (33);
  • bahsedilen türetilmiş sürüş bilgisini depolamak için bir hafıza (34); ve
  • bir uygulamayı indirmek için çalıştırılabilen bir kablosuz telekomünikasyon modülü (31)

içermesidir.” [xxxix]

Örnek 2.13:

Aşağıdaki istemde ise teknik varlıklar bulunmasına rağmen bu varlıkların teknik olmayan bir işten bahsedilirken kullanılması söz konusudur:

İstem 1. “Müşterinin operatörden sabit telefon, data,  fiber, radyo link ve benzeri bir devre hizmet isteğinin girişinin yaptığı en az bir talep birimi (2) içeren,

-talep birimi (2) ile bağlantıda olan ve talep biriminden (2) girilen isteğe bağlı olarak hizmetin hangi alt yapı ile verilebileceğinin belirlendiği en az bir alt yapı belirleme birimi (3),

-alt yapı belirleme biriminin (3) kullanacağı; verilecek hizmet ile ilgili güzergah, fiber kablo, yol, kaldırım, bina, radyo link kapsama alanları, radyo link bağlantı noktalarına ilişkin verilere ait kayıtların tutulduğu en az bir kayıt birimi (4),

-alt yapı belirleme biriminde (3) belirlenen bağlantı tercihlerine göre, operatörün ana toplama merkezine bağlantı tercihleri çeşitleri ile ulaşmak için, kayıt biriminde (4) yer alan kayıtlar üzerinde coğrafi analizler yaparak her bağlantı türü için bir maliyet hesabı yapan en az bir hesaplama birimi (5) ve

-kural bazlı destek karar sistemini kullanarak hesaplama biriminde (5) bağlantı tercihleri için elde edilen maliyetler arasından en uygun olanını seçen en az bir karşılaştırma birimi (6) ile karakterize edilen bir maliyet değerlendirme birimi (1).”[xl]

Yukarıdaki istemde geçen sabit telefon, data, fiber, radyo link unsurları teknik varlıklardır ancak bunlar istemde bir hizmetin adı olarak teknik olmayan bir mahiyette geçmektedir. Bu nedenle bu unsurların isteme teknik karakter kazandırması mümkün değildir.

TÜRKPATENT’te eğer bir istemde en azından bir teknik unsur bulunuyorsa ve bu unsur teknik anlamıyla kullanılıyorsa o istem için araştırma raporu düzenlenecektir. Buna istisna, yalnızca teknik olmayan unsurları (örneğin bir iş metodunu) çalıştırmaya hizmet eden bilgisayar programlarıdır. Daha önce belirtildiği üzere, bir bilgisayar programının teknik karakterinden bahsedebilmek için ileri bir teknik etki üretiyor olması gerekir.

(3). Adımdaki Başvuruya Örnekler (İstemde yalnızca teknik olmayan unsurlar bulunan ancak tarifnamesinde teknik unsurlar içeren başvuru):

Örnek 3.1:

İstem 1: “Müşterileri firmaya sadık olmaya teşvik etme yöntemi olup, özelliği müşterilere gelecekteki alışverişleri için indirim imkânı sağlanmasıdır.”[xli]

İstem 1’de herhangi bir teknik unsur bulunmadığı görülmektedir. Başvurunun tarifnamesinde ise önceden ürün satın almış olan müşterileri içeren bir veritabanına sahip olanve veritabanındabulunanmüşterinin sonraki alışverişine indirim uygulayan bir bilgisayar’dan bahsediliyor.

Bu örnekte bilgisayar ve veritabanı teknik özellikleri istemde bulunmadığı için ilk etapta başvuruya araştırma raporu düzenlenemeyecektir. Ancak söz konusu unsurlar istemlere dahil edildikten sonra da başvurunun buluş basamağı kriterini sağlayamayacağı ve (4.c) adımındaki durumun söz konusu olduğu görülecektir.

Örnek 3.2:

İstem 1: “İçerik ödemesini ve dağıtımını kontrol etmek için bir yöntem olup, özelliği:

  • sağlayıcının bir kullanıcıdan içerik talebi alması;
  • sağlayıcının istenen içeriği tanımlayan içerik bilgisine erişmesi;
  • sağlayıcının ödeme ve talep edilen içeriğin içerik bilgileriyle ve kullanıcının coğrafi bilgileriyle ilgili en az bir düzenlemeyi açıklayan düzenleme bilgilerine erişmesi;
  • kullanıcının coğrafi konumunun belirlenmesi;
  • sağlayıcının talep edilen içeriğin en az bir düzenlemeyi karşılayıp karşılamadığını belirlemesi;
    • eğer öyleyse, istenen içeriğin kullanıcıya ücretsiz olarak gönderilmesi;
    • değilse, kullanıcıya bir ödeme talebinin iletilmesi

işlem adımlarını içermesidir.”[xlii]

Yukarıdaki istemde herhangi bir teknik unsur bulunmadığı görülmektedir, zira iş metodu ne kadar detaylı olursa olsun eğer teknik unsur içermiyorsa başvuruya o istem kapsamında araştırma raporu düzenlenmesi mümkün olmayacaktır. Bu örnekte sağlayıcının teknik bir unsur olup olmadığı anlaşılamamakta (belki bir insan olabilir), gerçekleştirilen işlemlerin hiçbirinin hangi teknik enstrümanlar kullanılarak yapıldığı belirsizlik arz etmektedir.

Şimdi başvurunun tarifnamesinde istemde bahsedilen işlem adımlarının hangi teknik unsurlarla gerçekleştirildiğinden bahsedildiğini farz edelim. Başvuruya araştırma raporu düzenlenemediğine dair bildirimin ardından başvuru sahibi tarifnamedeki teknik unsurları istemlere ekleyerek istemi aşağıdaki gibi yeniden düzenlemiş olsun:

Yeni istem 1A: “Bir kullanıcı terminali, bir sağlayıcı sunucusu ve bir iletişim ağı yoluyla bağlanan bir veritabanı içeren bir bilgisayar sistemi içindeki içeriğin ödemesini ve teslimatını kontrol etmek için bilgisayarda uygulanan bir yöntem olup, özelliği:

  • sağlayıcı sunucunun kullanıcı terminalinden bir içerik talebi alması;
  • sağlayıcı sunucunun talep edilen içeriği bulunduran veritabanı içerik bilgisine erişmesi;
  • sağlayıcı sunucu, talep edilen içeriğin ödeme ve içerik bilgisi ve kullanıcının coğrafi bilgileriyle ilgili en az bir düzenlemeyi açıklayan veritabanındaki düzenleme bilgilerine erişmesi;
  • kullanıcının coğrafi konumunun belirlenmesi;
  • sağlayıcının sunucu talep edilen içeriğin en az bir düzenlemeyi karşılayıp karşılamadığını belirlemesi;
    • eğer öyleyse, istenen içeriğin kullanıcı terminaline gönderilmesi
    • değilse, kullanıcı terminaline bir ödeme talebinin iletilmesi.

işlem adımlarını içermesidir.”

Yeni istemde sunucu (server), iletişim ağı (communication network), terminal, veritabanı (database), bilgisayar sistemi (computer system), bilgisayarda uygulanan bir yöntem (a computer-implemented method) unsurları teknik özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu haliyle istem teknik ve teknik olmayan unsurların bir arada olduğu istem türüne (mixed-type claims) bir örnektir. Ancak bahsi geçen teknik unsurların istemlere dahil edilmesinden sonra da başvurunun buluş basamağı kriterini sağlayamayacağı ve (4.c) adımındaki durumun söz konusu olduğu görülecektir. İş metodu içerik sipariş edilmesi ve fiyatının hesaplanması ile ilgilidir. Tekniğin bilinen durumunda bir iletişim ağıyla bağlanmış bir sunucu, veritabanı ve terminalden oluşan bilgisayar sistemleri yaygın bir şekilde bilinmektedir. Buna göre istem ile tekniğin bilinen durumu arasındaki tek fark anılan iş metodu olmaktadır. Bu iş metodunun yukarıdaki bilgisayar sisteminde otomatikleştirilmesi bir veri işleme uzmanı için aşikâr bir otomasyon uygulaması olmanın ötesinde değildir. İstemde yer alan iş metodunun (bkz. istemin ilk hali) eklenen teknik unsurlara teknik bir katkı sağlamadığı, ya da teknik bir problemin çözümüne yardım etmediği, başvuruda salt bir iş metodunun genelgeçer teknik unsurlar kullanılarak uygulamasının yapıldığı görülmektedir.

Şimdi başvuru sahibinin yukarıda istemde yaptığı değişiklik yerine, tarifnamede bulunan başka teknik özellikleri de isteme ekleyerek düzeltme yaptığını varsayalım (italik olarak gösterilen kısım da eklenmiştir):

Yeni istem 1B: “Bir kullanıcı terminali, bir sağlayıcı sunucusu ve bir iletişim ağı yoluyla bağlanan bir veritabanı içeren bir bilgisayar sistemi içindeki içeriğin ödemesini ve teslimatını kontrol etmek için bilgisayarda uygulanan bir yöntem olup, özelliği:

  • sağlayıcı sunucunun kullanıcı terminalinden bir içerik talebi alması;
  • sağlayıcı sunucunun talep edilen içeriği bulunduran veritabanı içerik bilgisine erişmesi;
  • sağlayıcı sunucu, talep edilen içeriğin ödeme ve içerik bilgisi ve kullanıcının coğrafi bilgileriyle ilgili en az bir düzenlemeyi açıklayan veritabanındaki düzenleme bilgilerine erişmesi;
  • kullanıcının coğrafi konumunun belirlenmesi; burada kullanıcının coğrafi konumu x, y, z yöntem adımları kullanılarak kullanıcı terminalinin IP adresi ile belirlenir
  • sağlayıcının sunucu talep edilen içeriğin en az bir düzenlemeyi karşılayıp karşılamadığını belirlemesi;
    • eğer öyleyse, istenen içeriğin kullanıcı terminaline gönderilmesi
    • değilse, kullanıcı terminaline bir ödeme talebinin iletilmesi.

işlem adımlarını içermesidir.”

Yukarıda görüldüğü üzere kullanıcının coğrafi konumu x, y, z yöntem adımları kullanılarak kullanıcı terminalinin IP adresi ile belirlenmektedir. Böyle bir durumda daha önce bahsedilen genelgeçer bir bilgisayar sistemi ile başvurunun öldürülmesi mümkün olmayacaktır ve söz konusu x, y, z yöntem adımlarının buluş basamağı açısından değerlendirilmesi için detaylı araştırma yapılması gerekecektir. Örneğin tekniğin bilinen durumunda en yakın doküman olarak terminalin konumunu belirleyebilen bir iletişim ağıyla bağlanmış bir sunucu, veritabanı ve terminalden oluşan bilgisayar sistemi tespit edilmiş olsun. Bu durumda kullanıcının coğrafi konumunu belirlemek için geliştirilen bu alternatif yöntemin (x,y,z adımları) teknikte uzman kişi için aşikâr olup olmadığı (4.d) adımında olduğu gibi değerlendirilecektir.

Örnek 3.3:

İstem 1: “Buluş bir gayrimenkul ağını kontrol etme yöntemi olup, karakterize edici özelliği;

  • bahsedilen gayrimenkul ağı sadece gayrimenkulleri üye olarak kayıt eder; ve
  • bahsedilen gayrimenkul ağı bir gayrimenkulü sadece bir kez üye olarak kayıt eder, bu sayede bahsedilen gayrimenkul ağı üye gayrimenkulün birden fazla üyeliğine izin vermez.”[xliii]

Yukarıdaki istem salt bir iş metoduna yöneliktir ve teknik karakter içermemektedir. Söz konusu başvuruya araştırma raporu düzenlenememiştir. Ardından başvuru sahibi istemleri aşağıdaki gibi değiştirmiştir:

Yeni İstem 1: “Kamu kuruluşlarına (11), özel kuruluşlara (12), gayrimenkul sahiplerine (7) ve/veya umuma (9), üye gayrimenkul ile ilgili bilgilere internet (1) üzerinden erişim, kullanım ve/veya bildirimlere olanak sağlayan, bir gayrimenkul ağını kontrol etme ve birlikte çalışmasını sağlama yöntemi olup özelliği bahsedilen gayrimenkul ağının;

  • sadece gayrimenkullerin üye olarak kayıt edildiği ve bir gayrimenkulün sadece bir kez üye olarak kayıt edilerek gayrimenkul bilgilerinin bütün olarak saklandığı veri tabanı sunucuları (5);
  • bahsedilen üye gayrimenkul bilgilerinin alışveriş edildiği web sunucuları (4);
  • bahsedilen veri tabanı sunucuları (5) ve bahsedilen web sunucularını (4) güvenlik duvarı (3) üzerinden internete (1) bağlayan modemler (2) ile bahsedilen veri tabanı sunucuları (5) ve bahsedilen web sunucularında (4) yerleşik üye gayrimenkullerin bilgi alışverişi ve bilgi girişi süreçlerinin üzerinden yönetilmesine olanak sağlayan yazılım (6) içermesi;
  • bahsedilen gayrimenkul ağı ile kiosklar, masaüstü bilgisayarlar, dizüstü bilgisayarlar, tablet bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve mobil cihazlar gibi internet bağlantısı olan çok sayıda cihazlar ile internet (1) üzerinden erişim sağlanması; ve
  • bahsedilen üye gayrimenkul ile ilgili bilgilerin kısmen veya tamamen bahsedilen gayrimenkul ağı dışında kullanılabilecek şekilde baskı veya elektronik mesaj veya başka bir şekilde çıktısına olanak sağlanmasıdır.”

Yeni istemler tarifnameden alınan teknik unsurların eklenmesiyle hem teknik hem de teknik olmayan özelliklerin birlikte bulunduğu bir isteme dönüşmüştür. Bundan sonra 4. adımdaki prosedür uygulanmış ve uzman araştırma raporunu düzenlemiştir.

Örnek 3.4:

İstem 1: “Buluş çalışan bağlılığı ve mutluluğu yönetiminin bir sistem olup karakterize edici özelliği; Çalışanın ne hissettiğini girmeği sağlayan Modum modülü(1), Çalışanların iş arkadaşlarına pozitif veya gelişime açık yönleri için geri bildirimlerini yaptıkları Geri Bildirim modülü(2), çalışanların görev aldıkları projeler ile ilgili duygu durumlarını bildirdikleri ve proje ile ilgili geri bildirimde bulundukları Projeler modülü(3), Her çalışanın kendine ait profil sayfasını içeren çalışanın duygu durumu, başarıları (aldığı pozitif geri bildirimler), gelişime açık yönleri (aldığı geri bildirimlere göre) ve Yönetici ise, departmanına ait tüm geri bildirimler ve departman duygu durumunu gösteren Performans modülü(4), Çalışanların uygulamayı kullandıkça kazandıkları puanlara karşılık gelen ve işletme tarafından belirlenen hediyeleri talep ettikleri Ödüller modülü(5), Çalışanlar, departmanlar, projeler programın kullanımına göre kazanılan Puan durumlarının başarı sırasına göre sıralandığı Pulse Check Sıralama modülü(6), İK veya üst yönetim tarafından yapılan Duyurular modülü(7), İK tarafından kullanılacak olan Anketler modülü(8), Tüm detaylı çalışan raporlamalarını gösteren Analitik Raporlar modülü(9)  içermesidir.”[xliv]

Yukarıdaki istemde bahsedilen sisteme ait modüllerin teknik birer unsur olup olmadığı ve hangi teknik enstrümanlarla bahsedilen işleri gerçekleştirdiği belirsizdir. Başvuruya herhangi bir teknik karakter bulunmadığı sebebiyle araştırma raporu düzenlenememiştir. İşlemlerin bir bilgisayar programı vasıtasıyla yapıldığı tarifnameden anlaşılmakla birlikte, bilgisayarın isteme dahil edilmesi isteme teknik karakter kazandırsa da genelgeçer bir doküman başvurunun buluş basamağı kriterini sağlamadığını göstermeye yetecektir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Şubat 2021

guneycaliskan@gmail.com


[i] Kaynak: EPODOC veritabanı (ocak 2021).  2020 yılı başvurularının bir kısmı henüz yayınlanmamış olduğu için grafikte 2020’nin gerçek değerinin daha çok olması beklenmektedir.

[ii] Kaynak: TÜRKPATENT veritabanı, Ocak 2021.

[iii] EPO Guidelines for Examination, Part F – Chapter IV – 3.9 Claims directed to computer-implemented inventions, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/f_iv_3_9.htm

[iv] The trends and current practices in the area of patentability of computer implemented inventions within the EU and the U.S., Prof. Alain Strowel, Dr. Sinan Utku, European Union, 2016, s.12.

[v] 2001-2020 arası yapılmış 3376 başvuruya ait istatistiklerdir. Kaynak: TÜRKPATENT veritabanı.

[vi] EPO: Avrupa Patent Ofisi: Index for Computer-Implemented Inventions in the Guidelines for Examination, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/guidelines/e/j.htm

[vii] USPTO: A.B.D. Patent ve Marka Ofisi: 2019 Revised Patent Subject Matter Eligibility Guidance, https://www.federalregister.gov/documents/2019/01/07/2018-28282/2019-revised-patent-subject-matter-eligibility-guidance ;

Examining Computer-Implemented Functional Claim Limitations for Compliance With 35 U.S.C. 112, https://www.federalregister.gov/documents/2019/01/07/2018-28283/examining-computer-implemented-functional-claim-limitations-for-compliance-with-35-usc-112

[viii] Örneklerin bir kısmı EPO uzmanlarınca verilen seminerlerden, diğer bir kısmı da gerçek EP başvurularından derlenmiştir.

[ix] Örnekler gerçek TR başvurularından derlenmiştir.

[x] T 38/86 (Text processing/IBM), T 208/84 (Computerrelated invention/VICOM) ve T 26/86 (X-ray apparatus/KOCH & STERZEL)

[xi] Technical Character in European Patent Law, Matthieu DHENNE, PhD (Panthéon-Assas University), s.25.

[xii] Software Patents, Åsa Hellstadius, Linköping University Electronic Press, Information & communication technology : legal issues, Peter Wahlgren, pp. 362-396, Stockholm: Jure, 2010, s.378, https://www.diva-portal.org/smash/get/diva2:875232/FULLTEXT02.pdf

[xiii] Pila, Justine, Dispute over the meaning of ‘invention’ in Art. 52 EPC – the patentability of

computer-implemented inventions in Europe, IIC 2005, 36(2) pp. 173-191, s. 176.

[xiv] Technical Character in European Patent Law, Matthieu DHENNE, PhD (Panthéon-Assas University), s.31.

[xv] The trends and current practices in the area of patentability of computer implemented inventions within the EU and the U.S., Prof. Alain Strowel, Dr. Sinan Utku, European Union, 2016, s.17.

[xvi] T 0154/04 (Estimating sales activity / DUNS LICENSING ASSOCIATES) of 15.11.2006, Reasons 5.f: Novelty and inventive step, however, can be based only on technical features, which thus have to be clearly defined in the claim. Non-technical features, to the extent that they do not interact with the technical subject matter of the claim for solving a technical problem, i.e. non-technical features “as such”, do not provide a technical contribution to the prior art and are thus ignored in assessing novelty and inventive step.

[xvii] Allowance Rate by USPC Class, https://developer.uspto.gov/visualization/allowance-rate-uspc-class

[xviii] Business Methods Allowance Rate, https://www.uspto.gov/patents/basics/types-patent-applications/utility-patent/business-methods-27

[xix] İgili istatistikler için bkz: BİLGİSAYAR TABANLI BULUŞLARDA YENİLİK VE BULUŞ BASAMAĞI KRİTERLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UZMANLIK TEZİ, AYŞEN CEMRE PEKAK, ANKARA – 2018, 2008-2017 Yılları Arasında TÜRKPATENT’e Yapılan Bilgisayar Tabanlı Buluş Başvurularında Tescil İstatistikleri, s.37, https://www.teknolojitransferi.gov.tr/TeknolojiTransferPlatformu/resources/temp/0753EF09-2AF6-4CDC-94CC-E105AC1EE0D5.pdf.

[xx] Kaynak: TÜRKPATENT veritabanı, Ocak 2021.

[xxi] Burada başvurunun tüm istemleri kastedilmektedir. İlk istemde hiçbir teknik özellik olmasa bile ona bağlı bir istemde teknik özellikler varsa istemlerde (istemlerin bir kısmında) teknik özellik olduğu kabul edilir. Hiç teknik özellik bulunmayan istemlere 2. adımdaki prosedür uygulanır, hem teknik hem teknik olmayan unsurların bulunduğu istemlere 4. adımdaki prosedür uygulanır. Bazı istemlerde teknik özelikler var, bazılarında yoksa, teknik yönün bulunan istemlere araştırma düzenlenir, diğer istemler için düzenlenmez. Buna “kısmi araştırma raporu” denir. Bkz. 6769 SMK Yönetmelik m.99(2).

[xxii] Buradaki prosedür EPO Guidelines for Examination, Part G, VII, 5.4 baz alınarak oluşturulmuştur.

[xxiii] Requirements for the Patentability of Computer Implemented Inventions at the European Patent Office, EPO Conference on Patentability of CII, Ankara, 1 – 2 June 2010.

[xxiv] Konuyla ilgili bkz. T 1670/07 : “broken technical chain fallacy” ve “broken technical chain fallacy”: interaction with technical elements is not enough to make whole process technical.

[xxv] TR 2016/15674 nolu başvuru.

[xxvi] TR 2019/18703 nolu başvuru.

[xxvii] TR 2018/16498 nolu başvuru.

[xxviii] TR 2018/06184 nolu başvuru.

[xxix] TR 2017/21327 nolu başvuru.

[xxx] TR 2017/12240 nolu başvuru.

[xxxi] TR 2019/01768 nolu başvuru.

[xxxii] 6769 SMK, m.82(2)(a).

[xxxiii] TR 2018/05933 nolu başvuru.

[xxxiv] EPO, T 1814/07: Teknik bir proseste matematiksel bir yöntem kullanılıyorsa ve bu işlem, yöntemi uygulayan bazı teknik yollarla fiziksel bir varlık üzerinde yürütülürse ve sonuç olarak o varlıkta bir değişiklik sağlarsa, bir bütün olarak buluşun teknik karakterine katkıda bulunur. Ancak, daha hızlı veya bellek açısından daha verimli bir algoritma mutlaka buluş basamağı kriteri sağlamayabilir. Bkz. EPO T 1227/05,  T 1784/06, T 1954/08.

[xxxv] EPO, Case Law of the Boards of Appeal, I.D.9. Assessment of inventive step, 9.1.3 Problem and solution approach when applied to “mixed” inventions, c) Non-technical features and technical contribution, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/caselaw/2019/e/clr_i_d_9_1_3_c.htm

[xxxvi] T 641/00, Comvik (headnote II).

[xxxvii] Drafting of Claims for Computer Implemented Inventions, EPO Conference on Patentability of CII, Ankara, 1 – 2 June 2010.

[xxxviii] EP3435260 nolu başvuru.

[xxxix] EP3255613 nolu başvuru

[xl] TR 2015/16906 nolu başvuru değiştirilerek oluşturulmuştur.

[xli] Requirements for the Patentability of Computer Implemented Inventions at the European Patent Office, EPO Conference on Patentability of CII, Ankara, 1 – 2 June 2010.

[xlii] Search and Examination Practice of Computer Implemented Inventions at the European Patent Office, Eva Hopper and Edoardo Pastore, Patent Examiners, Conference on Patentability of CII, Ankara, 1 – 2 June 2010.

[xliii] TR 2018/09275 nolu başvuru.

[xliv] TR 2017/06600 nolu başvuru.

MONOPOLY: EFSANEVİ OYUNUN İRONİK HİKAYESİ

Nice kavgalara sebep olan; ancak oynaması bir o kadar da keyifli Monopoly, Hasbro tarafından satışa sunulan ve artık herkes tarafından bilindiği üzere; oyuncuların oyun tahtası üzerinde iki adet zar ile oynadıkları, mülk alıp sattıkları, aldıkları arsalar üzerinde ev ve otel sahibi olarak da gelirlerini arttırdıkları emlak ticareti konulu bir masaüstü oyunudur.

Günümüzde popüler kültürün bir parçası haline gelmiş, yüz üçten fazla ülkede lisanslı ve otuz yediden fazla dilde yayınlanmış olan Monopoly, kelime olarak İngilizce’de “tekel” anlamına gelmektedir. Oyunun amacı ise mümkün olduğunca çok mülk satın alıp (arsa, istasyon, iskele, kamu kuruluşu gibi) diğer oyunculardan toplanan kira gelirleri ile onların iflas etmesini sağlamak ve oyunda kalan son oyuncu olarak oyunu bitirmektir.

Kendi alanında efsaneler arasına giren Monopoly oyununun hikayesi ve geçmişi ise şu anki halinden oldukça farklıdır. Günümüzde, Monopoly adıyla bilinen bu oyuna ilişkin ilk kuralları icat eden kişi, çoğunluk tarafından bilinenin aksine Washington’da yaşayan Lizzie Magie (Elizabeth J. Magie) adındaki Amerikalı yazar, sanatçı, oyun tasarımcısı bir kadındır. 1903 yılında, Lizzie Magie, The Landlord’s Game (Ev Sahibi Oyunu) adını vererek tasarladığı bu oyunun patentini almak için başvuruda bulunan ilk kişidir.

Lizzie Magie’nin, sonradan Monopoly’e dönüşecek olan The Landlord’s Game’i yaratma hikayesinden önce, döneminin şartlarına göre (hatta günümüz şartlarına göre) son derece sıra dışı bir kişiliğe sahip olan bu kadından biraz bahsetmek daha doğru olacaktır.

Lizzie Magie, stenograf ve sekreter olarak çalışan; ancak bununla birlikte şiir ve kısa hikayeler yazan, kendi komedi şovlarını sahneleyen bir sanatçıydı. 1886 yılında doğan Magie, gazeteci babası James Magie’nin etkisiyle küçük yaştan itibaren habercilik ve siyasi tartışma ortamlarına aşina bir şekilde yetişmiştir. Tekelcilik karşıtı (anti-monopolist) Henry George’un “Progress and Poverty” (İlerleme ve Yoksulluk) isimli eseri, baba James ve kızı Lizzie’yi oldukça derinden etkilemiştir. Henry George’un eseri ile dönemin yoksulluk içindeki şartlarının birleşimi, Magie’lerin anti-monopolist görüşler benimsemesine yardımcı olmuş ve ironik bir şekilde, Monopoly oyununun ilk hali olan The Landlord’s Game’in esin kaynağı olmuştur.

Elizabeth Magie

Oyun, aslında Lizzie Magie tarafından ilk başta, haksız şekilde başkasının toprağını elde eden kimsenin sebep olduğu trajik etkileri göstermek amacıyla tasarlanmıştır. Magie’nin 1904 yılında patentini aldığı The Landlord’s Game adlı bu kare şeklindeki masaüstü oyunu, “Go To Jail” (“Kodese Git”) ve “Public Park” (“Umumi Park Yeri”) isimli köşelerden ve bu köşeler arasına yerleştirilmiş dokuz adet dikdörtgen şeklindeki haneden oluşmaktaydı. Bu dokuz hanenin tam ortasında demiryolu bulunmakta, onların yanında da kiralık ve satılık mülklerin bulunduğu haneler yer almaktaydı. Oyuncular bu oyunda, bulundukları dikdörtgen hanelere göre mülk, kamu hizmetleri ve demiryolu satın alıyor, vergi ödüyor, kira veriyorlardı. Lizzie Magie bu oyunu, biri “anti-monopolist” ve diğeri “monopolist” olan birbirinden farklı kurallara sahip, iki varyasyondaki oyunlar olarak tasarlamıştı. Oyunun ilk versiyonunda, zengin olmak tüm oyuncuların zenginliğini arttırmasına bağlıyken; ikinci versiyonunda, tek bir oyuncunun zengin olup diğer rakiplerini alt etmesi gerekmekteydi.

Magie’nin oyunu iki farklı versiyonu ile tasarlamasındaki amaç ise insanların ahlaki açıdan daha üstün olan ve çoğunluk menfaati güden “anti-monopolist” oyununu oynadıktan sonra “monopolist” oyunu ile başkalarını yok etmek pahasına büyük miktarlarda servet elde etmenin kötülüğünün ve ahlaksızlığının boyutunu gösterebilmekti. Oyun, kısa sürede elden ele yayılarak büyük bir popülerlik kazandı. Ancak, Magie’nin beklentisinin aksine, “monopolist” oyunu daha büyük rağbet görmeye başlamıştı. Magie’nin oyunun patentini almasından yaklaşık iki sene sonra ise Economic Game Company isimli New York merkezli bir şirket tarafından yayınlandı.

The Landlord’s Game oyununun tahtası

Ev yapımı kopyalarıyla kampüslerde ve farklı çevrelerde yayılmaya başlayan oyun, Charles Darrow’a kadar ulaştı. Charles Darrow, oyunun daha basit olan kendi versiyonunu geliştirerek bu oyuna “Monopoly” adını verdi ve bunun için 1933 senesinde patent başvurusunda bulundu. Charles Darrow, Magie’nin kendi oyununun patentini almasından tam otuz bir sene sonra, 1935 yılında, Monopoly’i Parker Brothers Şirketi’nin sahipleri olan George ve Fred Parker’a sattı. Darrow tarafından Parker Brothers’a verilen oyun, dünya çapında yüz milyonlarca kopya sattı ve Darrow ömrü boyunca kendisine ödenen telif ücretlerinden faydalandı. Parker Brothers, oyun patentinin ilk kez 1904 senesinde, Lizzie Magie tarafından alınmış olduğunu öğrenmesinin üzerine, oyunun tüm haklarını elde edebilmek için Magie’ye, The Landlord’s Game ve diğer iki oyun fikri için 500$ değerinde bir ücret ödedi. Ancak Şirket, bunun dışında Magie’ye hiçbir telif hakkı ücreti ödemedi.

Charles Darrow tarafından başvurusu yapılan Monopoly oyununun patent başvurusundan bir görsel

Parker Brothers, oyuna ait tüm hakları elde ettikten sonra geniş bir çevreye yayılan pazarlama çalışmalarını başlatarak, oyunun hem standart hem de lüks versiyonlarını piyasaya sürdü. Şirket, daha sonra ahşap oyun tahtası ile pirinç oyun parçalarını içeren altı farklı versiyona sahip ve daha pahalı olan Monopoly oyunlarını da üretti. Oyun ile Magie arasındaki bağ ise giderek kayboldu ve Charles Darrow, oyunun mucidi ve hatta ilk milyoner oyun tasarımcısı olarak anılmaya başladı.

Monopoly’ye ilişkin bu bilinmeyen ve oyun yapımcıları tarafından da kabul edilmeyen hikâye ise 1970’li senelerde Ralph Anspach isimli bir profesörün “Anti-Monopoly” adındaki tekelciliğin ilkelerini göstermek ve ortadan kaldırmak amacıyla kendi tahta oyununu tasarlaması sonucunda ortaya çıkmış oldu. Parker Brothers, Anspach tarafından kullanılan oyunun ismi nedeniyle, kendisine karşı marka hakkına tecavüz davası açtı. Anspach, Parker Brothers tarafından kendisine açılan, oldukça maliyetli bu davayı kazanmak için bu oyunun kökenini araştırmaya başlamış ve bu araştırmalar sonucunda, Monopoly oyununun bu yazıda da aktarılan hikayesini ortaya çıkartmıştır. Parker Brothers tarafından açılan dava 1979 yılında Kaliforniya Yerel Mahkemesi tarafından, Monopoly ibaresinin jenerik olduğu gerekçesiyle reddedilmiş ve Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi (Supreme Court) tarafından da onanmıştır. Bu karar sonrasında Anspach, Parker Brothers ile uzlaşmaya varmış ve Anti-Monopoly isimli oyununu başka bir şirket aracılığıyla satabilmiştir. Uzlaşmanın sonuçlarından bir diğeri ise Anspach’ın, oyunun gerçek kökenine ilişkin bilgileri halka açıklayabilmesi olmuştur. Anspach, bu süreçten sonra Monopoly’nin gerçek tarihini ve kendi yasal mücadelesini anlattığı, “The Billion Dollar Monopoly Swindle” isimli kitabı kaleme almış, Monopoly’e dair bilinmeyen gerçekleri gün yüzüne çıkarmıştır. Monopoly’nin şu anki yayın sahibi olan Hasbro ise halen oyunun patentinin 1935 senesinde alındığını kabul etmekte ve oyunun 1935 öncesi tartışmalı geçmişini tanımamaktadır.

Belce BARIŞ

belcebaris@gmail.com

Ocak 2021

CORONA VİRÜS AŞISINDA PATENT PÜRÜZLERİ

1. Beklenen Haber: Moderna, Corona Virüs Aşısını Piyasaya Sürmeye Hazırlanıyor!

 Corona virüs (COVID-19), Aralık 2019’da etkilerini göstermeye başlamışken, hiçbirimiz dünyanın maske imparatorluğu ardında işleyeceğini tahmin etmiyorduk. Şimdi, maske takmak, dezenfektan sıkmak, kolonyanın alkol oranlarını kontrol etmek rutinlerimiz arasında çoktan yerini aldı. Henüz tedavi haberini alamadık ama tüm dünya gözünü COVID-19 aşısına dikmiş, müjdeli haberi bekliyor!

Hepimiz “kahraman” aşıyı geliştirecek şirketi beklerken, bu sıfata en yakın gelişmeyi ABD menşeili ilaç şirketi Moderna (Moderna Therapeutics, Inc.) açıkladı; şirket yapılan veri analizi sonucunda % 94,5 oranında koruma sağlayan bir formül geliştirdiklerini müjdelediler[1]. Üstelik bu sonuca, aşının 30 bin kişinin üzerinde denenmesiyle ulaşılmıştır. Bu tatmin edici sonuç üzerine, Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü Direktörü Anthony Fauci yeni aşı hakkında: “Olabileceğinin en iyisi” yorumunu yapmıştır[2]. Henüz 10 yıllık bir şirket olan Moderna, piyasalar üzerindeki güçlü etkisini, teknoloji know-how’ına borçludur. Dolayısıyla, bu aşının şirket değeri üzerinde etkisi oldukça önemli görünüyor.

COVID-19 tedavisinde kullanılan bu teknoloji özetle; tedavi görecek kişinin kendi hücresinde hedeflenen proteinler üzerine terapötik etki için; lipit partikülü içerisine sarılmış mRNA (haberci RNA) ipliğinin[3] kullanılmasını konu almaktadır[4].  Geleneksel aşı yönteminden farklı olarak geliştirilen bu teknolojinin, COVID-19 tedavisinde beklenilen başarılı sonucu vermesi beklenmektedir. Zira COVID-19 tedavisi için %90 başarı oranı ile öne çıkan bir diğer şirket Pfizer de mRNA teknolojisini kullanmaktadır[5]. Bu aşının kullanıma sunulması için Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi’nden (U.S. Food and Drug Administration) onay süreci beklenmektedir.

2. Moderna Patent Panaroması ve Yenilikçi mRNA Aşıları

Moderna ve yatırımcılarının, mRNA araştırmalarına yatırdığı sermayenin karşılığını USTPO (A.B.D. Marka ve Patent Ofisi), EPO (Avrupa Patent Ofisi), Japonya ve diğer ülkelerdeki patent ofislerindeki patentleri ile almıştır[6]. Moderna, COVID-19 aşısı için kullandığı “mRNA-1273” teknolojisi için 7 adet USTPO patentini elinde tutmaktadır[7]. Amerika menşeili şirketin patent panoraması, birçok ülkede çeşitli teknolojilere yönelik olduğu göze çarpsa da, şirket bilhassa mRNA teknolojisiyle ilgilenmektedir[8]. Bu çığır açıcı teknolojinin fark yaratan özelliği; onun hücre içine girerek hücrenin hedeflenen proteinleri üretmesi için kodlamayı yaptıktan sonra kaybolarak, vücuttan atılmasında yatıyor. Bir noktada, bu etkiyi hücresel kodlama olarak algılayabilmek mümkün olsa da, mRNA hücrede kalıcı etki yaratacağı iddiası doğru değildir[9]. Ancak komplo teorisyenlerinin bu yeni teknolojiyle bir süre daha uğraşacağını öngörmek zor değil.

3. Moderna v. Arbutus: mRNA Patent Sorunu

 9 Ocak 2019 tarihinde Moderna, Arbutus’a (Arbutus Biopharma) ait, 8,058,069 nolu USTPO patentinin (‘069 patenti) yeniden incelenmesi için bir dilekçe verdi. Esasen, ABD Patent Kanunu’nda (35 U.S.C.) geçerli patentlerinin USTPO Temyiz Kurulu tarafından yeniden incelenmesi Inter Partes Review adı verilen bir mekanizma ile mümkün olabilmektedir. ABD Patent Kanunu madde 102 ve 103 vasıtasıyla üçüncü taraflara verilen bu imkân 2012 yılından sonraki patentler için geçerli olacaktır[10]. Moderna’nın Inter Partes Review dilekçesi üzerine, USTPO Patent Yargılama ve Temyiz Kurulunun 23 Temmuz 2019 tarihli kararı Arbutus’un lehine çıkmıştır. Temyiz Kurulu, Moderna’nın ‘069 patentine karşın öne sürdüğü “buluş basamağının aşılmadığı” iddiasını uygun bulmamıştır.

 Moderna’nın lipid nanopartikül iletim teknolojisiyle ilgili benzer teknolojiler için Arbutus’a ait 9,404,127 ve 9, 364,435 nolu USTPO patentleri için Inter Partes Review talepleri şirket lehine sonuçlanmıştır ancak ‘069 patenti için bu talep kabul edilmemiştir[11]. Belirtmek isteriz ki, ilgili patentlerin her biri temyiz aşamasındadır. Dolayısıyla güncel tablonun ileride değişiklik göstermesi de mümkündür.

 Söz konusu ‘069 patenti, lipid nanopartikül teknolojisiyle ilgilidir. Kararlı nükleik asit lipit partikülleri (Stable Nucleic Acid Lipid Particles-SNALP) yapma ve iletim metotlarına yönelik bu patent[12]; insan vücudunun, kendisi için tedavi amaçlı proteinlerinin üretilmesine olanak sağlamaktadır[13]. Bu iletim sistemleri, esasen molekülleri yağ topları içine sararak onları hem gizler, hem de bağışıklık sisteminin saldırılarını önler ve hedef hücrenin mRNA moleküllerini kolayca sindirmesine izin verir[14].

ABD patent hukukuna göre bir buluşun patentlenebilir olması için, onun yenilik (new) , aşikâr olmama (non-obvious) ve kullanışlılık (useful)  kriterlerini karşılaması gerekmektedir. Moderna’nın bahse konu ‘069 patenti için yaptığı Inter Partes Review talebindeki temel dayanağı; bu patentin “aşikâr olmama”  basamağını karşılamadığı yönündeydi. ABD patent hukukuna göre; buluşta teknikte uzman kişi için önemli bir yenilik varsa, bu durumda aşikâr olmama basamağının karşılandığı söylenebilecektir. Söz konusu patent basamağı kanunda ayrıntılarıyla tanımlanmamış olup, mahkeme içtihatları ile kriterler ortaya konmuştur. Hotchkiss v. Greenwood kararı, aşikâr olmama basamağının kapsamına dair güzel bir örnektir. Porselen kapı kollarının patentlenmesine ilişkin bu kararda, Mahkeme form ve malzeme değişikliğini, buluş için yeterli bulmamıştır[15].

 Yüksek Mahkeme kararlarına göre aşikâr olmama basamağı incelenirken, aşağıdakilere bakılmıştır: (a) Tekniğin bilinen durumunun kapsamı ve içeriği; (b) Patent talep edilen buluş ile tekniğin bilinen durumu arasındaki fark; (c) Buluşun yapıldığı tarihte teknikte uzmanlığın bulunduğu seviye; (d) Aşikâr olmaya ilişkin objektif kanıtlar[16].

Arbutus’un ‘069 patenti, belirli yüzdelerde mol oranı verilen lipit formüllerinin tedavi edici bir nükleik asit olarak (örneğin çözünen bir RNA) kullanıldığında karaciğerde avantaj sağladığının keşfine dayanmaktadır[17]. Ancak Moderna, bu formülasyonun WO2005/007196 (‘196 PCT), U.S. 2006/0134189 ve U.S. 2006/02400554 yer alan içeriklerden hareketle, “tahmin edilebilir olduğunu” ve dolayısıyla bu bileşimin “aşikâr olduğu” iddiasında bulunmuştur.  Buna göre, “teknikte uzman olmayan” bir kişi ‘196 ve ‘189 patentleri alan lipit bileşenlerinin miktarını ayarlayarak; ‘069 patentindeki formülasyona ulaşması tahmin edilebilirdir[18]. Özetle, ‘069 patentinin konusunu oluşturan 22 adet istemin “tahmin edilebilir” ve “teknikte sıradan beceriye sahip bir kişi” için açık olduğu öne sürülmüştür[19].

 Temyiz Kurulu’nun 23 Temmuz 2020 tarihli kararı ise Arbutus lehine sonuçlanmıştır. Kararda kapsamlı bir şekilde ‘196 ve ‘189 patentlerinin “tekniği” ile “teknikte uzman kişi” değerlendirmesi yapılmıştır. Moderna’nın ‘069 patentinde yer alan lipit oranlarının oluşturduğu bileşimin buluş için kritik olmayacağına dair iddiası, Kurul tarafından uygun bulunmamıştır. Kurul, ‘069 patentindeki lipit oranlarının farklı olması durumunda, buluşun gösterdiği etkinin de farklı olacağına karar vermiştir. Kurul, Moderna’nın ‘196 ve ‘189 patentlerine dayanan iddiasını da problematik bulmuştur çünkü her iki patentte de lipit aralıkları açıkça belirlenmemiştir. Dolayısıyla, Moderna’nın bahse konu taleplerinde referans alınabilecek bir “tekniğin bilinen durumu” yer almamaktadır. Kurulun da referans verdiği Connell v. Sears, Roebuck & Co. kararına göre; bir buluşun önceden yapılmış olduğu iddiası için, önceki tekniğe dair tüm öğelerin açıklanması gerekmektedir[20].

4. Sonuç

 Kurul’un bu kararından sonra Moderna 23 Eylül 2020 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Henüz bu başvuruya ilişkin karar verilmemiştir ancak Kurul’un söz konusu kararı bile şirket hisseleri üzerinde doğrudan etki yaratmıştır. Arbutus’un hisseleri iki katına çıkarken, Moderna’nın %9,5 oranında kayıp yaşamıştır[21].  Moderna’nın geliştirip, başarı sağladığı COVID-19 aşısının Arbutus’un patentlerini ihlal edip, etmediği bilinmemektedir ancak Arbutus’un Moderna’ya patent ihlali sebebiyle dava açmadığını da hatırlatmak gereklidir[22]. Moderna, COVID-19 mücadelesiyle ilgili aşı çalışmalarında sahip olduğu patentler için talepte bulunmayacağını ve aşı geliştirmeye yönelik fikri mülkiyetlerini talep üzerinde pandemi sonrasında da lisanslamaya açık olduğunu beyan etmişlerdir[23].

 Özetle, gelişen yeni teknolojilerden fayda sağlamaya ve pandeminin bitişini görmeye yaklaştık sayılır. Bu koşullarda, şirketlerin de gerekli hassasiyeti göstereceği öngörülebilir. Pandemi sonrası koşullarda ise yeni mRNA aşı teknolojilerini neler bekliyor, göreceğiz.

Yıldız Tuğçe ERDURAN

Kasım 2020

tugcerduran@hotmail.com


[1] Moderna’nın Aşı Adayı Yüzde 94,5 Koruma Sağlıyor, https://www.dw.com/tr/modernan%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-aday%C4%B1-y%C3%BCzde-945-koruma-sa%C4%9Fl%C4%B1yor/a-55616780

[2] Moderna’nın Aşısı %94.5 Etkili Bulundu, https://www.bloomberght.com/moderna-nin-asisi-945-etkili-bulundu-2268733

[3] Jon Cohen, ‘Just Beautiful’: Another COVID-19 Vaccine, From Newcomer Moderna, Succeeds İn Large-Scale Trial, https://www.sciencemag.org/news/2020/11/just-beautiful-another-covid-19-vaccine-newcomer-moderna-succeeds-large-scale-trial

[4] Breaking Down Moderna’s COVID-19 Patent Pledge: Why Did They Do It?,  https://www.ipwatchdog.com/2020/11/11/breaking-modernas-covid-19-patent-pledge/id=127224/

[5] Pfizer and BioNTech Announce Vaccine Candidate Against COVID-19 Achieved Success in First Interim Analysis from Phase 3 Study, https://www.pfizer.com/news/press-release/press-release-detail/pfizer-and-biontech-announce-vaccine-candidate-against

[6] Daniel Shores, Breaking Down Moderna’s COVID-19 Patent Pledge: Why Did They Do It?, https://www.ipwatchdog.com/2020/11/11/breaking-modernas-covid-19-patent-pledge/id=127224/

[7]  Patents, https://www.modernatx.com/patents

[8] mRNA: A New Approach to Medicine, https://www.modernatx.com/modernas-mrna-technology

[9] mRNA Vaccines Are Being Developed For Covid-19, But They Do Not Change Your DNA, https://fullfact.org/health/mrna-covid-vaccine/

[10] Inter Partes Review, https://www.uspto.gov/patents-application-process/patent-trial-and-appeal-board/trials/inter-partes-review

[11] Dorothy Auth, Michael B. Powell, Patent Issues Highlight Risks of Moderna’s COVID-19 Vaccine, https://www.law.com/newyorklawjournal/2020/09/14/patent-issues-highlight-risks-of-modernas-covid-19-vaccine/

[12] Kim Jordahl, PTAB Decides Against Moderna in Challenge to Arbutus Vaccine Patent, https://www.ipwatchdog.com/2020/08/05/ptab-decides-moderna-challenge-arbutus-vaccine-patent/id=123802/

[13] Jan Wolfe, Moderna loses challenge to Arbutus patent on vaccine technology, https://www.reuters.com/article/us-moderna-patent/moderna-loses-challenge-to-arbutus-patent-on-vaccine-technology-idUSKCN24O2XY

[14] Daniel Shores, a.e.,

[15] Yıldız Tuğçe Erduran, “Yaşayan Organizma Üzerinde Patentin Biyotıp Etiği ve Hukuku Açısından İncelenmesi”, On İki Levha Yayıncılık, Ankara, 2020, s.138.

[16] Atalay Berk Damgacıoğlu, “Patent Sistemlerinde Buluş Basamağının Değerlendirilmesi”, Uzmanlık Tezi, Türk Patent Enstitüsü, s. 24.

[17] Dorothy Auth, Michael B. Powell, a.e.,

[18] Kim Jordahl, PTAB Decides Against Moderna in Challenge to Arbutus Vaccine Patent, https://www.ipwatchdog.com/2020/08/05/ptab-decides-moderna-challenge-arbutus-vaccine-patent/id=123802/

[19] Moderna Eyes Appeal as Board Upholds an Arbutus Lipid Nanoparticle Patent, https://www.genengnews.com/news/moderna-eyes-appeal-as-board-upholds-an-arbutus-lipid-nanoparticle-patent/

[20] Karar metni için bkz: https://s3-us-west-1.amazonaws.com/ptab-filings%2FIPR2019-00554%2F40

[21] Jan Wolfe, a.e,

[22] Dylan Haversack, Daniel Shores, COVID-19 Vaccine Leader Moderna “Not Aware of Any Significant Intellectual Property Impediments” in Development of its Vaccine Despite Mixed Results at PTAB, https://www.jdsupra.com/legalnews/covid-19-vaccine-leader-moderna-not-81369/#_ftnref7

[23] Statement by Moderna on Intellectual Property Matters during the COVID-19 Pandemic, https://investors.modernatx.com/news-releases/news-release-details/statement-moderna-intellectual-property-matters-during-covid-19


Yeni Kitap: “Uzman Gözüyle Patent ve Faydalı Modelden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar”

Türk Patent ve Marka Kurumu‘nda sınai mülkiyet uzmanı olarak görev yapan Dr. Ali Rıza KÖKER ve fikri haklar camiamızın duayen isimlerinden Kurumun kurucu başkanı Uğur Gürşad YALÇINER tarafından kaleme alınan “Uzman Gözüyle Patent ve Faydalı Modelden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar” isimli kitap (Adalet Yayınevi, 2020) okuyucularıyla buluştu.

Patent alanında çalışan veya konuya ilgi duyan herkesin zevkle okuyacağını düşündüğümüz esere ilişkin kısa tanıtım aşağıda yer alıyor.

Sınai Mülkiyet Hakları günümüzde gerek ekonomik gerekse politik anlamda büyük önem taşıyan, üzerinde çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. Sınai Mülkiyet Hukukunun en karmaşık alanının hangisi olduğu sorulduğunda çoğunluğun cevabı patent hukuku olacaktır. Belki de bu nedenle patent hukuku alanında diğer sınai mülkiyet haklarına oranla  daha az çalışmaya rastlamaktayız. Teknolojinin sürekli gelişimi neticesinde önemi her geçen gün artan, hukuki ve teknik değerlendirmelerin birlikte vücut bulduğu patent hukuku ile ilgili temel bilgilerin yanısıra bu alandaki davalara nasıl hazırlanılması gerektiğine ve nasıl değerlendirme yapıldığına dair önemli  bilgilerin yer aldığı çok sayıda uygulama örneği içeren “Uzman Gözüyle Patent ve Faydalı Modelden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar”  isimli kitabın ilk baskısı Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

Patent hukukuna ilgi duyanlara keyifli okumalar dileriz.

IPR Gezgini

Kasım 2020

iprgezgini@gmail.com

ABAD İkinci Tıbbi Kullanım Ürünlerine İlişkin Ek Koruma Sertifikası Hakkında Son Sözünü Söyledi: Santen Yorum Kararı (C‑673/18)

Bilindiği üzere, patent koruması mevzuat gereğince buluş sahibine 20 yıl süreyle pazarda tekel olma hakkı tanımaktadır. Yeni keşfedilen bir etken maddenin patentinin alınması ile söz konusu etken maddeden üretilen bir ilacın piyasaya çıkması uzun yıllar aldığından koruma süresi ilaç firmalarına yetmemektedir. İlaç firmalarını bu olumsuz etkiden korumak amacıyla, Avrupa Birliği ülkelerinde Ek Koruma Sertifikası gündeme gelmiş, düzenleme 2 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Avrupa Parlamentosu’nun 6 Mayıs 2009 tarihli ve 469/2009 sayılı Tüzüğü ile günümüzdeki şeklini almıştır. Türkiye, henüz bir Avrupa Birliği üyesi olmadığından ek koruma konusundaki AB mevzuatı ile bağlı değildir.

İlaç şirketleri, ek korumadan yalnızca Ek Koruma Sertifikası Tüzüğü (SPC) kapsamındaki koruma kriterlerini karşıladıkları takdirde yararlanabilirler. ABAD’ın önündeki bu dava, kriterlerin nasıl uygulanması gerektiği ile ilgilidir.

İlk olarak, Japon ilaç şirketi Santen, bir göz damlası emülsiyonu için bir SPC başvurusunda bulundu ve Ikervis için bir pazarlama izni verdi.  Fransız Patent Ofisi (INPI), 1983’te Sandimnun ürünü için daha önce verilen bir pazarlama izninin varlığına dayanarak SPC başvurusunu reddetti.

INPI, Santen’in AB’nin SPC tüzüğünün 3(d) maddesine uymadığını savundu. SPC tüzüğünün 3(d) maddesi, SPC başvurusuna temel teşkil eden pazarlama izninin ‘ürünü tıbbi ürün olarak piyasaya sürmek için ilk izin’ olması gerektiğini belirtir. Neurim davası olarak bilinen 2012 tarihli kararda; ABAD, bu maddenin ilaç şirketlerinin aynı ürünün farklı bir uygulaması için bir SPC elde etmesine engel olmadığına karar vermiştir. Ancak bu karar nelerin ‘ürün’ olduğu konusunda pek çok tartışma konusuna neden olmuştur.

ABAD; 9 Temmuz 2020 tarihli C‑673/18 sayılı Santen kararında[1] Tüzüğün 1 (b) maddesinin bir SPC’nin “ürününü” kullanımından veya onaylanmış terapi amaçlı uygulamasından bağımsız olarak tanımladığını gerekçelendirmiştir. Bu nedenle, yeni bir terapi amaçlı uygulama için bir aktif bileşen kullanılıyorsa, bu, aynı aktif bileşenin daha önce farklı bir terapi amaçlı uygulama için zaten kullanılmış olduğu durumlarda onu farklı bir “ürün” yapmayacağını belirtmiştir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “ürün” kavramını yukarıda belirtilen katı yorumundan, Madde 3 (d)’nin, aktif bileşeni (veya aktif bileşenlerin kombinasyonunu içeren herhangi bir tıbbi ürün için ilk pazarlama ruhsatı ile ilgili olarak anlaşılması gerektiği) onaylandığı terapi amaçlı uygulamaya bakılmaksızın değerlendirdiği anlaşılmaktadır.  Sonuç olarak, yeni bir tedavi amaçlı kullanım için bir aktif bileşenin veya aktif bileşenlerin bir kombinasyonunun kullanılabileceği gerçeği, bu yeni tedavi amaçlı kullanım nedeniyle onu ayrı bir “ürün” haline getirmez. Yani ikinci tıbbi kullanımlar ‘ürün’ olarak kabul edilmemektedir.

SPC tüzüğü; herhangi bir veya tüm araştırmayı ödüllendirmeyi amaçlamamakta, daha ziyade yalnızca bir aktif bileşenin veya bir ilaç olarak aktif bileşenlerin kombinasyonunun ilk kez piyasaya sürülmesini sağlayan araştırmayı ödüllendirmeyi amaçlamaktadır. Mahkeme bu amaç çerçevesinde bir yoruma giderek, ikinci tıbbi kullanımlar için Ek Koruma Sertifikasının mümkün olamayacağını belirterek uzun süredir devam eden tartışmaları nihayet sona erdirmiştir.

Ülkemizde ilaçla ilgili temel hukuksal sorunları özel olarak düzenleyen bir “ilaç yasası” bulunmamaktadır. Buna karşılık çeşitli yasalarda ve yönetmeliklerde ilaçla ilgili genel düzenlemelere yer verildiğinden söz edilebilir. Bunlardan Beşeri ve Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’ne göre ilaç, “etkin madde/ maddeler açısından bilimsel olarak kabul edilebilir etkinlik, kalite ve güvenliğe sahip olduğu kanıtlanarak, dünyada pazara ilk defa sunulmak üzere ruhsatlandırılmış/ izin verilmiş ürün”dür.[2] Tıbbi bir ürün olan ilaç, patentin konusunu oluşturan diğer buluşlar gibi patent koruması altındadır. Ülkemizde, ikinci tıbbi kullanımlar tartışma konusu olmakla birlikte ek koruma sertifikası koruması bulunmamaktadır. Bahsi geçen Ek Koruma Sertifikasının uygulanmaya başlamasının Türkiye bakımından maliyetleri azaltma konusunda olmasa da patent süresinin uzamasına bağlı olarak kârlılığı artırma konusunda sağlayacağı faydanın, yerli ilaç firmalarını orijinal ilaç geliştirmeye yöneltebileceği düşünülebilir.[3] Ancak, Rekabet Kurulu’nun raporlarına göre; patent sahibi ilaç firmalarının idari izinler nedeniyle yaşadıkları olası kayıp sürelerin pek önemli olmadığı tespit edilmiştir.[4] Bu bakımdan, ilaçların ek koruma süresine ihtiyaç olup olmadığı ülkemizde halen bir tartışma konusudur.

Aysu TAŞ

Eylül 2020

aaaysutas@gmail.com


[1] http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=B757697B9B84F487781FFEA60EC8DD30?text=&docid=228371&pageIndex=0&doclang=en&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=1760612

[2] ÖZCAN BÜYÜKTANIR Dr. Burcu G., İlaç Patenti Sahibinin İlaç Kullanımına Bağlı Zararları Tazmin Yükümlülüğü, Ankara Barosu Dergisi, 2012/2 , s.125,126

[3] KONCA Murat, ÖZER Özlem, UĞURLUOĞLU Özgür , ‘İlaç Sektöründe Ürün Geliştirme, Ek Koruma Sertifikasının Önemi ve Türkiye’deki Durum’ , Balıkesir Sağlık Bilimleri Dergisi, Cilt:4 Sayı:3 Aralık 2015, s.195

[4] GÜLERGÜN C. Emin/KARAKOÇ H. Deniz/ HATİPOĞLU C. Atalay; 27.03.2013 Tarihli Rekabet Kurumu Sektör Araştırma Raporu, s. 223. www. rekabet.gov.tr (erişim: 12.06.2014)

MANNHEIM BÖLGE MAHKEMESİ ABAD YORUMUNA İHTİYAÇ DUYMADI – ARABA SAVAŞLARI VE STANDARDA ESAS PATENTLER II

Geçtiğimiz ay okuyucularımızla Mannheim Bölge Mahkemesi nezdinde Nokia ve Daimler arasında görülen patent tecavüzü davasının detaylarını paylaşmıştık (yazıya https://iprgezgini.org/2020/08/05/araba-savaslari-ve-standarda-esas-patentler-avrupa-birligi-adalet-divani-acaba-ne-diyecek/ linkinden ulaşabilirsiniz). Yazımızda, Bölge Mahkemesi’nin standarda esas patentlerle (“SEP”) ilgili olan bu uyuşmazlıkla ilgili Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan (“ABAD”) bir ön yorum kararı almasının talep edildiğini belirtmiştik. Mannheim Bölge Mahkemesi, araba ve telekomünikasyon sektörünce merakla beklenen kararını sonunda verdi, ancak karara geçmeden önce uyuşmazlığı bir kez daha özetlemek faydalı olacaktır.

Nokia ve Mercedez-Benz markalarının sahibi Daimler arasındaki uyuşmazlığın esasını Nokia’nın UMTS ve LTE cep telefonu standartları ile ilgili olan EP2981103 B1 numaralı patenti oluşturmaktadır. UMTS (Universal Mobile Technology System) 3G mobil telefon teknolojisinin bir çeşidi iken; LTE (Long-Term Evolution) ise 4G hızının bir diğer adı olarak kullanılan bir terimdir. Yani buluşun konusu e-bağlantı için araçlarda kullanılan telekomünikasyon teknolojisidir. Günümüzde arabalar tekerleri olan birer akıllı telefonlara dönüşüp neredeyse kendi kendini sürebilir duruma geldikleri için araba üreticilerinin 4G ve 5G gibi teknolojinin son standartlarına bağımlılığı her geçen gün artmaktadır. Tabii ki bu standart teknolojiler çoğunlukla patent korumasından yararlanmakta ve dolayısıyla da lisans işlemlerine tabi olmaktadır. Ne var ki bu standart teknolojileri kullanmak isteyen üreticilerle patent sahipleri FRAND (Fair, Reasonable, Non-Discriminatory) terimleri doğrultusunda bir lisans anlaşması üzerinde mutabık olamadığı zaman uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.

Mannheim Bölge Mahkemesi nezdinde görülen uyuşmazlıkta her iki taraf da birbirini FRAND terimlerine uygun bir lisans sözleşmesi teklifi yapmamakla suçlamaktadır. Gerçekten de taraflar lisans ücretinin nasıl hesaplanacağı konusunda anlaşamamıştır. Nokia, araba parçası üreticilerine ürettikleri tamamlayıcı parçalar için lisans vermek yerine Daimler’den sattığı her araç için lisans ücreti ödemesini istemiştir. Daimler ise bu lisans ücretinin çok yüksek olduğunu, bunun yerine patentle korunan teknolojinin, mobil cihazları arabalara entegre etmek için kullanılan ekipman tedarikçilerine lisanslanması gerektiğini bu tedarikçilerin de ücretlerini sonradan Daimler’den alması gerektiğini iddia etmiştir.

Sonuç olarak Bölge Mahkemesi, Daimler’in lisans almak için istekli davranmadığına ve SEPler için geçerli olan FRAND kurallarını takip etmeyi reddettiğine karar vermiştir. Bu nedenle de Mahkeme Nokia lehine Mercedes araçlarının Almanya’da satışını engelleyebilecek nitelikte bir ihtiyati tedbir kararı vermiştir. Bölge Mahkemesi’nin, ABAD’ın 2015 yılında verdiği Huawei v ZTE (C-170/13) kararından çok Alman Federal Mahkemesi’nin 2009 yılında verdiği Orange Book Standard (KZR39/06)kararından etkilendiği görülmektedir. Nitekim Huawei kararında, ABAD her SEP sahibinin FRAND şartlarına göre standart teknolojileri için patent lisansı alma hakkına sahip olduğuna ve bazı durumlarda ihtiyati tedbir kararlarının verilebileceğine ancak her iki tarafın da adil ve iyi niyetli şekilde lisans müzakerelerine katılması gerektiğine karar vermiştir. Bu karar aynı zamanda SEP sahibinin FRAND terimlerine uygun bir lisans anlaşması teklifinde bulunma yükümlülüğünü öngörmektedir. Federal Mahkeme tarafından verilen Orange Book Standard kararında ise odak, potansiyel lisansörün davranışlarından ziyade potansiyel lisans alanın davranışlarındadır.

Daha önceki yazımızdan hatırlanacağı üzere, Alman Rekabet Kurumu, davanın görüldüğü mahkemeye “amicus curiae” talebinde bulunup, Mannheim Bölge Mahkemesinin yargılamayı durdurarak standarda esas patentlerin lisanslanması hususundaki soruları ABAD’a iletmesini talep etmişti. Ne var ki Alman Rekabet Kurumu’nun bu talebi Bölge Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.

Kararın temyiz edilmesi mümkün olduğundan uyuşmazlığın ileriki süreçlerinde ABAD’dan görüş alınması tekrar gündeme gelebilecektir. ABAD tarafından bu hususta verilecek olan bir ön yorum kararı hem Huawei kararının yorumlanmasına dair hem de yerel mahkemelerin ihtiyati tedbir kararı verirken hangi hususları göz önünde tutması gerektiğine dair bir açıklama niteliğinde olabilecektir. Ayrıca karar, birçok şirketin karmaşık bir ürün için tedarik zincirine dahil olduğu durumlarda SEP’lerin lisanslanması süreci ile ilgili olarak ortaya çıkan sorunlara da ışık tutabilecektir.

Gelinen bu aşamada Daimler’in kararı temyiz edip başarılı olma ihtimali göz önüne alındığında, Nokia’nın gerekli teminatı yatırarak ihtiyati tedbir kararını uygulatıp uygulatmayacağı merakla beklenmektedir.

B. Eylül YALÇIN

Eylül 2020

eylulyalcin96@gmail.com

ARABA SAVAŞLARI VE STANDARDA ESAS PATENTLER – AVRUPA BİRLİĞİ ADALET DİVANI ACABA NE DİYECEK?

1700’lü yıllarda buhar kazanlarıyla çalışan araçlardan, kendi kendine gidebilen otomobillere kadar uzanan araba teknolojisi günümüzde artık tekerleri olan birer akıllı telefonlara dönüşmüş durumda. Bilişim teknolojisindeki gelişmeler sonucunda ortaya çıkan “connected car” teknolojisi, bir internet bağlantısına sahip olan ve bu bağlantı sayesinde araç içindeki ve dışındaki diğer cihazlarla iletişim kuran cihazlardan oluşmaktadır. Connected car teknolojisine sahip bir aracın özelliklerine en basit örnekler olarak uzaktan aracın konumunu belirleme, aracı çalıştırma, klimasını kontrol etme, radyo ve navigasyon sistemini güncelleme verilebilir. Kısacası, otomobil firmaları ile telekomünikasyon firmaları arasındaki çizgi her geçen gün daha da azalmakta ve dolayısıyla otomobil üreticilerinin 4G ve 5G standartlarına olan bağlılığı artmakta. Tabii ki bu standart teknolojiler çoğunlukla patent korumasından yararlanmakta ve dolayısıyla da lisans işlemlerine tabi olmakta.

Yazıya konu uyuşmazlığın esasına geçmeden önce konunun daha anlaşılır olması adına standarda esas patentler (SEP – Standard Essential Patents) hakkında kısaca bir bilgi verilmesi faydalı olacaktır. SEP’ler diğer patentlerden farklı olarak, teknoloji standartlarında kullanılması zorunlu olan patentlerdir. Bir patentin standarda esas olup olmadığı, standart belirleme kuruluşları tarafından belirlenir. Örneğin bir akıllı telefon birden fazla SEP tarafından korunan teknolojiyi kapsamaktadır. Yine Wi-Fi: bilgisayarlar, akıllı telefonlar/televizyonlar gibi cihazların kablosuz olarak birbirlerine veya internete bağlanmasını sağlayan teknolojidir ve ürünlerin kablosuz bağlantı sağlayabildiğini gösteren bir uyumluluk göstergesidir. Dolayısıyla Wi-Fi teknolojisini koruyan patent bir standarda esas patenttir.

Patent hakkının sağlamış olduğu tekel hakkı özellikle SEP’ler söz konusu olduğunda birçok soruna yol açabilmektedir. Zira patent sahibinin, standardı uygulamak isteyen kişi üzerinde bir gücü bulunmaktadır, eğer ki patent sahibi buluşunun lisansını vermek istemezse kişi standardı uygulayamayacaktır. SEP sahiplerinin bu gücünü sınırlandırmak ve tekelleşmenin önüne geçmek amacıyla standart belirleme kuruluşları FRAND (Fair, Reasonable, Non-Discriminatory)[1] lisans şartlarını öngörmüştür. SEP sahipleri standart belirleme kuruluşu ile yaptıkları anlaşmada FRAND şartlarını kabul ettiklerini taahhüt etmektedirler. Bu da SEP sahiplerinin standardı uygulamak isteyen herkese FRAND terimleri doğrultusunda lisans vereceğini taahhüt etmesidir.

SEP ve FRAND terimlerinden kısaca bahsettikten sonra uyuşmazlık konusu olaya geri dönüldüğünde; yukarıda da bahsedildiği üzere navigasyon, araç iletişimi ve kendi kendini süren otomobiller için gerekli olan patentli teknolojilerden bazıları da 4G ve 5G teknolojileridir. Bu teknolojilerin geliştiricisi olan Nokia ile bu teknolojilere ihtiyaç duyan otomobil üreticileri arasında SEP lisans sözleşmeleri bağlamında çekişmeler meydana gelmiştir. 2019 yılında Daimler, Ford, Cisco, BMW, Dell, Lenovo dahil toplam 27 şirketten oluşan bir grup, diğer şirketlerin standarda esas patentlerinin adil ve makul şartlarda lisansını vermeyi reddederek mevcut patent sisteminin kötüye kullanıldığını ve bu hususun da kendi kendini süren araçların ve birbirine bağlı cihazların (“connected devices”) geliştirilmesini tehlikeye soktuğunu belirten şikayetlerini Avrupa Komisyonu’na sunmuşlar ve Komisyondan Avrupa yasaları ve politikasının tüm endüstrilerdeki yeniliği koruyacak şekilde uygulanmasını talep etmişlerdir. Şikayette şirketler açıkça Nokia’nın adını zikretmese de bu şikayetin aslında SEP’lerini otomobil şirketlerine ve tamamlayıcı parça tedarikçilerine FRAND terimlerine uygun olarak lisanslamayı reddeden Nokia’ya karşı bir tavır olduğu pek çok kişi tarafından yazılmıştır. Avrupa Komisyonu tarafından henüz bir karar verilmemiş olup; Nokia ve Daimler arasında mahkemeye taşınan uyuşmazlık ise aşağıdaki şekilde gelişmiştir.

Şirketler Avrupa Komisyonu’na şikayette bulunduğu sırada Nokia da Daimler’e karşı patentlerini lisanssız kullandığı için Almanya’da patent hakkına tecavüz davası açmıştır. Mannheim Bölge Mahkemesinde (ID 2 0 34/19 numaralı) açılmış olan tecavüz davasının konusunu, Nokia’nın UMTS ve LTE cep telefonu standartları ile ilgili olan EP 29 81 103 B1 numaralı patenti oluşturmaktadır. UMTS (Universal Mobile Technology System) 3G mobil telefon teknolojisinin bir çeşidi iken; LTE (Long-Term Evolution) ise 4G hızının bir diğer adı olarak kullanılan bir terim. Nokia ayrıca bu davada mahkemeden Daimler’e karşı bir ihtiyati tedbir talebinde de bulunmuştur.

Her iki taraf da birbirini Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (“ABAD”) Huawei v ZTE[2] kararında da açıkladığı şekilde, FRAND terimlerine uygun bir lisans sözleşmesi teklifi yapmamakla suçlamaktadır. Daimler, Nokia’nın lisansı sadece Daimler’e vermek istediğini ancak Daimler’in kendi tedarikçilerine vermek istemediğini iddia ederken; Nokia tedarikçilerin lisans hakkının olmadığını yalnızca orijinal ekipman üreticilerine lisans verebileceğini belirtmektedir.

18 Haziran 2020’de Alman Rekabet Kurumu, davanın görüldüğü mahkemeye “amicus curiae” talebinde bulunmuştur. “Amicus curiae” dilimize mahkemenin dostu olarak çevrilebilecek olup aslında uyuşmazlığın bir tarafı olmayıp mahkemeye bilgi vererek davanın karara bağlanma sürecine yardımcı olan anlamındadır. Alman Rekabet Kurulu, Mannheim Bölge Mahkemesinin dosyayı ABAD’a iletip aşağıdaki hususlarda bir ön yorum kararı talebinde bulunmaya davet etmiştir:

  • Bir SEP sahibinin tedarikçiye lisans vermeyi reddederken patent teknolojisinin aynı tedarik zincirinde yer alan bir nihai ürün üreticisine karşı dava açması Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma madde 102 uyarınca hakim durumun kötüye kullanılması hali teşkil eder mi?
  • Bir SEP sahibi isteyen herkese lisans vermekle yükümlü müdür, yani tedarik zincirindeki her birime lisans vermesi gerekir mi? SEP sahipleri tamamlayıcı parça tedarikçilerine lisans vermek zorunda mıdır? Hangi durumlarda bir tedarik zinciri içindeki bazı işletmeler lisans teklifinden muaf tutulabilir?
  • SEP sahipleri, potansiyel lisans sahibinin faaliyet gösterdiği tedarik zincirinin hangi aşamasında olduğuna bağlı olarak, hangi işletmelere lisans vereceğine ve hangilerine vermeyeceğine tamamen kendileri karar verebilirler mi?

Mahkemeler, diğer kurumlardan gelen “amicus curiae” taleplerini kabul etmek zorunda olmamasına rağmen Mannheim Mahkemesi 23 Haziran’da vermesi öngörülen kararını bahsi geçen “amicus curiae” talebinden sonra ertelemiştir.

Bu durum, Mahkeme’nin söz konusu uyuşmazlığı, ön yorum almak için ABAD önüne taşımayı düşündüğüne işaret ettiği yönünde yorumlanabilecektir. ABAD tarafından bu hususta verilecek olan bir ön yorum kararı, birçok şirketin karmaşık bir ürün için tedarik zincirine dahil olduğu durumlarda SEP’lerin lisanslanması süreci ile ilgili olarak ortaya çıkan sorunlara ışık tutabilecektir.

B. Eylül YALÇIN

Ağustos 2020

eylulyalcin96@gmail.com


[1] Adil, Makul, Ayrımcı Olmayan

[2] Huawei Technologies Co. Ltd v ZTE Corp. and ZTE Deutschland GmbH, Case C-170/13

Yapay Zeka Buluş Sahibi Olabilir mi Tartışmasında Yeni Perde

Avrupa Patent Ofisi DABUS Kararı Temyiz Argümanları ve Güncel Gelişmeler

Geçtiğimiz aylarda Avrupa Patent Ofisi (EPO)’nin vermiş olduğu DABUS isimli yapay zekanın buluş sahibi olamayacağı yönündeki gerekçeli karar sonrası, 27 Mayıs 2020 tarihinde başvuru sahibi Stephen Thaler, DABUS tarafından icat edilen iki Avrupa Patent başvurusunun reddi kararına karşı EPO Temyiz Kurulu nezdinde itiraz etmiştir.

İtiraz dilekçesinde başvuru sahibi, temelde buluşun gerçek mucidi olan DABUS yerine, sırf şekli gereklilikleri yerine getirmek için bir gerçek kişi ismi yazmanın patent yasalarına aykırılığını ve kamuyu yanıltıcılığını tartışmıştır. Ayrıca, Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC)’de veya diğer uluslararası sözleşmelerde buluş sahipliğinin açıkça bir gerçek kişiye ait olabileceğinin düzenlenmediğini, dolayısıyla bir yapay zekanın buluş sahibi olması yönünde hukuki bir engel bulunmadığı da iddia edilmiştir.

Başvuru sahibinin itirazlarına karşılık, EPO’nun vermiş olduğu ret kararına yönelik sunulan üçüncü kişi görüşünün de, yapay zeka varlığın buluş sahibi olarak gösterilemeyeceğine yönelik önemli açıklamalar içermesi nedeniyle, bu kapsamda incelenmesi faydalı olacaktır.

Temyiz başvurusunun ayrıntılarını incelemeden önce itirazın EPO Temyiz Kurulu nezdinde inceleme aşamasında olduğunu ve itiraza ilişkin henüz karar verilmediğini de belirtmekte yarar var.

Başvuru sahibi, ilk aşamada EPO’nun EPC’ye aykırı şekilde başvurunun yayımında buluşçuyu göstermeyip, “Buluşçu tayini yapılmamıştır.” şeklinde bir açıklama yaparak halkı yanılgıya düşürdüğünü ileri sürmüştür. Zira, EPC Yönetmeliği’nin 20. maddesi uyarınca Avrupa Patenti başvurusu yayınında, buluşçu bu hakkından feragat etmediği sürece, buluşçu adının gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak EPO, gerekçeli kararında buluşçu olarak yapay zeka DABUS’un gösterilmesinin, patent hakkının kazanılma şekline ilişkin EPC’nin 81. maddesi ve buluşçu tayininde buluşçunun ad-soyad ve adres bilgilerini gerekli kılan Yönetmelik’in 19. maddesinde yer alan şartları sağlamadığını vurgulamıştır. Nitekim başvuru formunda başvuru sahibinin Avrupa Patenti’ne ilişkin hakları nasıl elde ettiğine ilişkin kısımda, Stephen Thaler önce DABUS’un işvereni olarak, sonra ise halefi olarak belirtilmiş, EPO (Receiving Section) yapay zekalar bu belirlemelerden ikisine de giremeyeceğinden başvuruyu şekli incelemede reddetmiştir.

Başvuru sahibi, başvuru formunda yer alan bu kısıtlamaya (yalnız işveren ya da halef kutucuğunun bulunmasına) itiraz etmiştir.  Nitekim EPC’de başvuru aşamasında EPO’ya ait formların kullanılma zorunluluğundan bahsedilmemiştir. Oysa EPO online sistemi, bu iki kutucuktan biri işaretlenmeden başvurunun yapılmasına imkan tanımamaktadır.

EPO online sisteminin EPC’nin 60. maddesinde düzenlenen Avrupa Patenti hakkının buluşçuya, onun yetkili halefine veya şartlar oluşmuşsa işverenine ait olacağı maddesi ile uyumlu olarak tasarlandığı düşünüldüğünde, bu iddianın yerinde olmadığı söylenebilecektir. Ancak başvuru sahibi, Avrupa Patenti üzerinde hak sahibi olabilmenin 60. maddede sayılan bu yollarla sınırlı olmadığını ileri sürmüştür . Nitekim EPO’nun bağlı olduğu “Bir Avrupa Patentinin Verilmesi Hakkı ile İlgili Kararların Yargı Yetkisi ve Tanınması Hakkında Protokol”(Tanıma Protokolü) çerçevesinde üye ülkelerin mahkemeleri, Avrupa Patenti hakkındaki taleplere karar vermede yargı yetkisine sahiptir. Somut olayda patent başvurusunun yapıldığı üye ülkelerden İngiltere’nin ulusal patent yasasında ise, patent hakkına sahip olma; buluşçu, buluşçunun halefi veya işvereni olmakla sınırlandırılmayıp EPC 60’dan daha geniş ve kapsamlıdır. Dolayısıyla, patent hakkı sahipliği ulusal mahkemelerde ulusal yasalara göre belirleneceğinden EPO’nun online başvuru formlarında bu ihtimallerin öngörülmemesi nedeniyle başvurunun reddedilmesinin doğru olmadığı öne sürülmüştür.

Başvuru sahibi temyiz dilekçesinde, buluşun gerçek mucidinin gösterilmesinin EPO tarafından engellenmesinin kamunun gerçek buluşçuyu bilme hakkına aykırılığına da genişçe değinmiştir. Günümüzde, gerçek kişilerin yapay zekaların icat ettiği buluşların sahibi olarak gösterildiği, bu buluşları icat etme yeteneğine sahip olmayan kişilerin yalnız insan olmalarından dolayı buluşçu olarak anılmalarının etik olmadığı da belirtilmiştir. Aslında başvuru sahibinin daha önce de ileri sürdüğü “halkın gerçek buluş sahibini bilme hakkı”na yönelik olarak EPO, patent ofislerinin gerçek buluş sahibinin kim olduğuna ilişkin karar verme yetkisinin bulunmadığını, bu hususların mahkemelerde çözümlendiğini ve kamunun da o aşamada aydınlatıldığını belirtmişti. Ancak, başvuru sahibi iddiasında direnerek yalnızca bir şekil şartını tatmin etmek için gerçek buluşçu yerine bir insan adı yazılmasının adil olmadığını vurgulamıştır. Nitekim başvuru sahipleri İngiltere Patent Yasası ve pek çok ulusal patent yasasında da belirtilen, gerçek buluşçuyu gösterme yükümlülüğüne tabidir. Çoğu ülkenin ulusal patent yasasında yer alan bu yükümlülüğün, yine bu ülkelerin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalarda açıkça yer almamış olması da eleştirilmiştir.

Temyize konu EPO kararında yer alan; EPC’nin, sadece fiil ehliyeti olan gerçek ve tüzel kişilere hitap ettiği ve insan olmayan varlıkların; başvuru sahibi, mucit veya patent işlemlerinde başka herhangi bir role sahip olamayacağı iddiasına da itiraz edilmiştir. Başvuru sahibi, EPC’nin açıkça yapay zekaların buluş sahibi olabileceğini düzenlememesinin, yapay zekalar tarafından yapılan buluşları dışladığı anlamına gelmediğini iddia etmiştir. Gerçekten de sözleşmede açıkça buluşçuluğun gerçek kişi olma ile bağlantılı olduğunu belirten bir hüküm bulunmamaktadır. EPO’nun kararında atıf yaptığı hükümlerin tümünde “buluşçu” ibaresi geçmekte olup buluşçu kavramı bir gerçek kişi ile sınırlandırılmamıştır. Bu bağlamda sözleşmeye göre patentlenebilirlik kriterlerini sağlayan patentlerin, yapay zeka tarafından icat edilse dahi patentlenmeye müsait olduğu ileri sürülmüştür.

Başvuru sahibi, EPC’nin lafzının gerçek kişi buluşçulara daha fazla odaklandığını kabul etmekle beraber, bunun nedeninin, işverenin buluşçu kısmına kendi ismini yazarak gerçek buluşçunun haklarını ihlal etmesini engellemek olduğunu, zira 1960’larda kaleme alınan sözleşmenin hazırlandığı zamanda yapay zeka varlıkların buluş sahibi olmasının söz konusu olmadığını, ancak bir insanın icat yapabileceği varsayımına dayandığını iddia etmiştir. EPC’nin bu yönelimi, başvuru sahibine göre açık bir şekilde insan dışı varlıkların mucit olmasını engellememektedir.

Bunun yanında gerekçeli kararda, buluşçunun kanunda sayılan ve buluşçu olmaktan doğan haklara sahip olduğunu, oysa bir yapay zeka varlığın hukuki bir kişiliği olmadığından bu haklara sahip olma yeteneği olmadığından bahsedilmiştir. Buna karşı başvuru sahibi temyiz dilekçesinde buluşçu olmanın bir hak değil, kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu olduğunu ileri sürmüştür. Buluşçu, ona kanunla sağlanan haklara sahip olabilir, ancak bu haklar buluşçu olmanın sonuçlarından doğan haklardır, yoksa buluşçu olabilmek bu haklara bağlı değildir. Bahsi geçen haklar, buluşçu olmak sonucuna bağlı ise ve EPO başvuru formuna gerçek buluşçu olmayan bir insan isminin yazılmasını şart koşuyorsa bu haklar gerçek buluşçu olmayan kişi açısından da doğmayacağı için EPO kendi ile çelişmiş bulunmaktadır.

Başvuru sahibine göre; yapay zekanın buluşçu olarak gösterilmesi sonrası buluşçuya başvurunun tebliğ edilmesi, maddi ve manevi hakların kullanılması aşamasında problemler çıkacağı doğru olsa da, bu hususlar maddi ve usul hukukunun konusu olup, patent hakkı sahibi olabilmeye ilişkin değildir. Nitekim, bakıldığında tüm gerçek kişilerin de bu hakları kullanmasının mümkün olmadığı, örneğin ergin olmayan küçüklerin EPO ile sözleşmesel ilişkiye giremeyeceği vurgulanmıştır. Üstelik başvuru sahibi, yapay zeka varlığın icat ettiği buluşlarla ilgili hiçbir hakka sahip olamayacağı ilkesine uymuş ve başvuru formunda Stephen Thaler’in DABUS’un buluşlarından doğacak haklara sahip olacağı belirtilmiştir.

Özetle, başvuru sahibi EPC’de buluş sahibinin bir gerçek kişi olması gerektiğine dair açık bir hüküm bulunmadığı, buluş sahibinin niteliğinin patentlenmeye ilişkin şartlar arasında da sayılmadığı, dolayısıyla buluşçunun kişiliğinin patentten bağımsızlık arz ettiği ve somut olaydaki asıl aykırılığın başvuru sahibinin gerçek buluş sahibini göstermesinin engellenmesi olduğunu belirtmiştir. Bir yapay zekanın icat etme yeteneği olup olmadığına yönelik tartışmalara başvuru sahibinin cevabı ise, hiçbir patent sisteminin buluşun nasıl ortaya çıktığını sorgulamadığı olmuştur. Gerçekten de, buluşu ortaya çıkaran motivasyon, başvuruda önemsiz bir detaydır ve yapay zekaların insanlar gibi duyguları olmaması bu noktada önem arz etmemektedir.

Başvuru sahibinin yukarıda özetlenen iddialarına karşı, gerekçeli karara ilişkin dosyalanan bir üçüncü kişi görüşünde yapay zeka varlıkların bir Avrupa Patenti başvuru formunda neden buluş sahibi olarak gösterilemeyeceği açıklanmıştır. Sözü geçen görüşte, bir kimsenin EPC’nin 60. maddesinde Avrupa Patenti hakkına sahip olabilme şartlarını sağlayabilmesi, yani somut olayda Stephen Thaler’in DABUS’un hukuki halefi olabilmesi için, DABUS’un bu haklarını devredebilme ehliyetine sahip olması gerekir. Haklarını devredebilmesi için ise önce onlara sahip olabilmesi aranır. Somut olayda başvuran buluşçu olmadığını kabul etmiş ancak buluşçunun haklarını devraldığını hukuki çerçevede ispatlayamamıştır. Dolayısıyla, başvuru sahibi EPC uyarınca Avrupa Patenti hakkına sahip değildir. Zira patent bir mülkiyet olduğundan, bu durumda mülke sahip olamayan kişi Avrupa patenti haklarını da elde edemeyecektir. Bu bağlamda, başvuru sahibinin yapay zekanın hukuki kişiliğe sahip olmamasının patent hakkından bağımsız olarak maddi hukukun konusu olduğu yönündeki iddiasının hukuken yerinde olmadığı söylenebilecektir.

EPO’nun ret kararı temyiz aşamasında iken, İngiltere Patent Ofisi (UKIPO) de her iki patent başvurusunu da yeniden incelemiş ve iki patentin de patentlenebilirlik kriterlerini karşıladığına karar vermiştir. Bu kapsamda, UKIPO, DABUS’u iddia edilen buluşların yaratıcısı olarak açık bir şekilde tanımış, ancak yapay zekaların patent başvurusunda buluşçu olabileceğini öngören hiçbir yasa veya yargı içtihatının bulunmadığı gerekçesi ile başvuruyu kabul etmemiştir. Bu noktada UKIPO, yapay zeka varlığın mucit olarak adlandırılıp adlandırılamayacağına dair rehberlik için Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Duruşmanın Temmuz ayında Londra’da gerçekleşmesi beklenmektedir.

Bir yapay zekanın mucit olup olamayacağı sorusu dikkate değer olmakla birlikte, bu olay fikri mülkiyet hukuku ilk kez insan dışı varlıklar tarafından yaratılış meseleleriyle karşı karşıya gelmemiştir. 2016 yılında ünlü Naruto v. Slater davasında bir maymunun, çektiği iddia edilen fotoğraflar için eser sahibi olup olamayacağı ele alınmıştı. Temyiz Mahkemesi, fotoğrafların sahibinin fotoğrafçı değil, maymun olduğunu kabul etmekle birlikte bir hayvanın yasalara göre eser sahipliğinden doğan haklara sahip olma ehliyeti bulunmadığından maymunun ihlal davası açmak için yasal bir dayanağı olmadığı sonucuna varmıştı. Bu sonuç aslında yukarıda açıklanan UKIPO kararına oldukça benzemektedir, zira iki kararda da insan olmayan varlıkların fikri mülkiyet ürünü yaratabileceği, ancak bu hakları talep etmek için gerekli kişiliğe sahip olmadığı belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, konu ile ilgili çokça tartışma ve görüş olsa da, yapay zekaların buluş sahibi olamayacağına ilişkin argümanların daha baskın ve hukuki temelli olduğu söylenebilir. Ancak, gelecekte de yapay zekaların buluş sahipliğine ilişkin gerek patent ofislerinin gerek mahkemelerin önüne gelecek olay sayısının artacağı öngörüsü, hukuk ve patent sistemlerinin bir çözüm üretmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Betül ÖZBEK

Haziran 2020

betulozbek9@gmail.com

AVRUPA PATENT OFİSİ GENİŞLETİLMİŞ TEMYİZ KURULU G3/19 KARARI: “BİTKİ VE HAYVANLAR PATENTLEMEMEZ”

1. Giriş

Neredeyse 10 yıldır süren domates, brokoli, biber patent talepleri sonunda çözüme kavuştu. Bitki ve hayvanlar patentlenecek mi tartışmalarının yerel gündemimizde[1] dahi yer aldığı 2010 yılından bu yana, bu soru farklı şekillerde cevaplanmıştır. Nihayet Avrupa Patent Ofisi Genişletilmiş Temyiz Kurulu, 14 Mayıs 2020 tarihli kararıyla, esaslı biyolojik süreçler ile üretilen bitki ve hayvanların patentlenemeyeceğine karar vermiştir. Genişletilmiş Temyiz Kurulu kararına kadar olan süreçte bitki ve hayvanlara dair patentlenebilirlik istisnalarının neleri kapsadığı netleştirilmiş değildi. Genişletilmiş Temyiz Kurulu kararıyla, Avrupa Patent Sözleşmesi[2] (“EPC”) madde 53 (b) ve Avrupa Patent Sözleşmesi Uygulama Yönetmeliği[3] madde (“Yönetmelik”) 28 (2) hükümlerinin esaslı biyolojik işlem içeren ürünlerin patentlenemeyeceğine işaret ettiği kabul edilmiştir.

Avrupa Patent Sözleşmesi’nin “Patentlenebilirlik İstisnaları” başlıklı 53 (b) maddesi şu şekildedir:

“(b) Bitki ve hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki ve hayvan yetiştirilmesi usulleri. Bu hüküm, mikrobiyolojik usuller ve bu usuller yoluyla kazanılmış olan ürünlere uygulanamaz.”

29 Haziran 2017 karar ve 1 Temmuz 2017 tarihinde yürürlük tarihli, Avrupa Patent Ofisi İdari Konsey Kararı[4] ile Avrupa Patent Sözleşmesi Uygulama Yönetmeliğine eklenen madde 28 (2) hükmü şu şekildedir:

“(2) 53 (b) maddesi uyarınca, yalnızca esaslı bir biyolojik işlemle elde edilen bitkiler ve hayvanlar bakımından Avrupa Patenti verilmeyecektir[5].”

Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun 25 Mart 2015 yılında verdiği G2/12 (“Domates II”) ve G2/13 (“Brokoli II”) kararı uyarınca, “esaslı biyolojik işlemle elde edilen bitki ve hayvanlar” EPC madde 53 (b) kapsamında değerlendirilemeyecektir. Yönetmelik madde 28’in yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Patent Ofisi Teknik Temyiz Kurulu’nun 5 Aralık 2018 tarihli kararı, Madde 28 (2)’nin, EPC madde 53 (b)’ye aykırı olduğunu saptayarak, G2/12 (“Domates II”) ve G2/13 (“Brokoli II”) kararlarını desteklemiştir. Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun önüne gelen konu, esaslı biyolojik işlemle elde edilen bitkiler veya hayvanların da patentlenemez kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.

2. G2/12 (“Domates II”) ve G2/13 (“Brokoli II”) Kararları

EPO Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun G2/12 ve G2/13 kararlarına konu; EP 1 211 926 (“domates”), EP 1 069 819 (“brokoli”) numaralı Avrupa patentleri, klasik yetiştirme yöntemlerinden kaynaklanan yenilikçi bitkiler üzerine yeni bir patent örneğidir. Genetik modifikasyona uğramış bitkilerin AB mevzuatıyla sıkı şekilde denetlendiği, daha da önemlisi tüketiciler tarafından şüpheyle yaklaşıldığı göz önüne alınırsa, bu yöntemin teknik ve ekonomik önemi daha iyi anlaşılabilir. İlgili patentlerin akıbetini ise, EPC madde 53 (b) hükmünde yer alan patentlenebilirlik istisnalarının nasıl yorumlandığı belirlemiştir. İlgili maddede patent istisnası dar yorumlanarak; sadece bitki çeşitleri ile esaslı biyolojik işlemler patentlenemez kabul edilebilirken; maddenin esaslı biyolojik işlemler sonucu elde edilen tüm bitki materyallerini kapsayabileceği şeklinde geniş kapsamlı yorumlanabilmesi de mümkündür[6].

Uygulama Yönetmeliğinin 26. maddesinde;“bitki çeşitleri”, “esaslı biyolojik işlem” ve “mikrobiyolojik işlemi” tanımlarına yer vermiştir. AB Biyoteknoloji Direktifi (98/44/EC[7]) düzenlemesine uyum kapsamında İdari Konsey kararıyla eklenen maddede esaslı biyolojik işlem şu şekilde tanımlanmıştır:

“(5) Eğer çaprazlama ve seçme gibi tamamen doğal fenomenlerden oluşuyorsa, bitki ve hayvan üretimi işlemi esaslı bir biyolojik işlemdir.[8]

EPO Genişletilmiş Temyiz Kurulu, EPC madde 53 (b) hükmünü dar yorumlamayı tercih ederek brokoli ve domateslerin farklı yetiştirme yöntemlerine ilişkin patentleri uygun bulmuştur. Kurul bu kararı verirken; EPC’nin patentlenebilirlik istisnaları arasında 53 (b)’nin sistematik, teleolojik, gramer yorumlarına yer vermiş ve EPC’nin Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin ilgili yorum kurallarını[9] kullanmıştır. Ayrıca Uygulama Yönetmeliğinin 27. maddesi lafzının bahse konu brokoli ve domates patentlerine cevaz verdiğine karar vermiştir[10]. İlgili madde uyarınca, belirli bir bitki veya hayvan çeşidiyle sınırlı olmadığı takdirde bitkilerle ilgili biyoteknolojik buluşlar patentlenebilecektir[11].

Sonuç olarak, esaslı biyolojik işlemle elde edilmiş hayvan, bitki ve bitki materyallerine yönelik ürün ve usul sonucu elde edilen ürünler (product-by-process[12]) patentlenebilir görülmüştür. Dolayısıyla çaprazlama ve seçme yoluyla üretilen Brassica bitkisi (T83/05) ve doğal yolla suyu alınmış domates (T1242/06) patentlenebilir ürünlerdir[13].

3. Teknik Temyiz Kurulu T 1063/18 Sayılı Kararı

Başvuru sahibi Syngenta’nın “besin değeri artırılmış biber bitkisi” için yaptığı 12 756 468.0 numaralı Avrupa Patenti başvurusu, İnceleme Bölümü tarafından EPC madde 53 (b) ve Yönetmelik madde 28 (2)’de yer alan patentlenebilirlik istisnaları içerisinde yer aldığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Syngenta, iki ana iddia sunmuştur. Bunlardan ilki; Yönetmelik madde 28 (2)’nin, EPC 53 (b) maddesine aykırı olduğudur. Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun G 2/12 ve G 2/13 (“Domates II/Brokoli II”) kararlarında, esaslı biyolojik işlemle elde edilse bile bitkilerin patentlenebilir kabul edilmesiyle; Yönetmelik 28 (2)’nin, EPC 53 (b) ile çeliştiği iddia edilmiştir.

Başvuru sahibinin ikinci iddiası ise;  EPC’nin, Biyoteknoloji Direktifi ile uyumlu olması gerektiğidir. Genişletilmiş Temyiz Kurulu G 2/07 ve G 1/08 (“Brokoli I/Domates I”) kararlarında “esaslı biyolojik işlem” kavramına, çaprazlama ve seçim aşamalarını içeren işlemlerin tümü, onların çoğalabilmesi veya o işlemlerin teknik özelliklerine bakılmaksızın dâhil edilmiştir. Ancak Biyoteknoloji Direktifi, buluşun teknik karakterini, onun çoğalmasına bağlamıştır. Ayrıca Yönetmelik madde 27 (c) uyarınca esaslı biyolojik işlem sadece teknik olmayan işlemleri kapsamaktadır. Direktif ve Yönetmelik hükümleri ışığında dar yorumun benimsenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Tüm bu iddialar ışığında Yönetmelik madde 28 (2)’nin geniş tanımının, mevzuatla uyumsuz olduğu dile getirilmiştir. EPO Teknik Temyiz Kurulu, Yönetmelik madde 28 (2)’nin, EPC madde 53(b) ile çeliştiği sonucuna varmıştır[14].

4. Genişletilmiş Temyiz Kurul G 3/19 Sayılı Kararı

T 1063/18 sayılı kararın akit devletlerde yarattığı endişe sebebiyle, EPO Başkanı 29 Mart 2019 tarihli basın açıklamasıyla kararı Genişletilmiş Temyiz Kurulu’na havale ettiğini ifade etmiştir[15].

Genişletilmiş Temyiz Kurulu G 3/19 sayılı kararı uyarınca “esaslı biyolojik işlemlerin”, ürün ve usul sonucu elde edilen ürünleri (product-by-process) de kapsadığına, dolayısıyla bitkiler, bitki materyalleri (bitki kısımları veya meyveler) ve hayvanlara EPC madde 53 (b) uyarınca patentlenebilirlik istisnalarının uygulanacağına karar vermiştir.

14 Mayıs 2020 tarihli basın açıklamasında[16] da yer verildiği üzere, kararda Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun G 2/12 ve G2/13 kararlarındaki gramer (“gerçek ve kastedilen”), sistematik (“EPC’nin esaslı biyolojik işlemlerin geniş anlamını desteklemediği”), teleolojik (“hukuksal, sosyal ve ekonomik amaçlar”) yorumu tasdiklenmiştir[17]. Ancak yasal bir hükme verilmiş belirli bir yorumun “taştan oyulmuş” olarak katı şekilde ele alınamayacağı ve hükmün anlamının zamanla değişebileceği veya evrilebileceği[18] değerlendirmesi yapılmıştır. Kurul, EPC madde 53(b)’nin “dinamik yorumunun” Yönetmelik madde 28 (2)’e izin verdiğine karar vermiştir. Dinamik yorum uyarınca  “bitki veya hayvan üretimine yönelik esaslı biyolojik işlemlere” patent verilmeyecektir[19].  Kararda, EPC madde 164 (2) (“EPC ve Uygulama Yönetmelik hükümlerinin çelişmesi durumunda, EPC hükümlerinin geçerli sayılacağı[20]”) ile T 1063/18 ve G 2/12 kararlarındaki EPC madde 53 (b) yorumunun birbirleriyle alakalı olmadığına yer verilmiştir[21].

Sonuç olarak esaslı biyolojik işlemle üretilen veya usul özellikleri esaslı biyolojik işlemi içeren bitki, hayvan, bitki materyallerine yönelik ürün veya usul sonucu elde edilen (product-by-process) ürünler patentlenemez yorumu kabul edilmiştir. Kurul, EPC madde 53 (b)’ye dair bu yorumun, Yönetmelik md. 28 (2)’nin yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2017 tarihinden önceki Avrupa Patentleri ve Avrupa Patent başvuruları üzerine geriye dönük etkisinin olmadığına karar vermiştir.

5. Sonuç

2015 yılından beri esaslı biyolojik işlemle üretilen/işlemlerinde esaslı biyolojik işlemlere yer verilen ürünler ve usul sonucu elde edilen ürünlerin (product-by-process) patentlenebilir kabul edilmesi, EPC’ye taraf devletlerde büyük yankı uyandırmıştır. G 2/12 kararından sonra 7 akit devletin kanunlarında değişiklik yapması, bu göstergelerden en önemlisidir[22]. Teknik Temyiz Kurulu’nun da kararın arkasında durması, Yönetmelik madde 28 (2) değerlendirmesinde kafa karışıklığı yaratmıştı. Bu kararla Genişletilmiş Temyiz Kurulu, buna nokta koymuş görünüyor[23]. Buna göre sadece genetik mühendisliği teknikleri uygulanmış bitki ve hayvanlar patentlenebilecektir. Örneğin, GDO’lu sebzeler veya tranjenik hayvanlar için patent mekanizması söz konusu olacaktır. Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun kararı sivil toplum örgütlerinden destek almış görünmektedir[24]. Kısaca bitki ve hayvanların patentlenmesi konusunda 2010 yılından beri süregelen karmaşa son bulmuş görünmektedir.

Yıldız Tuğçe ERDURAN

tugcerduran@hotmail.com

Haziran 2020


[1] Brokoli ve Domatese Patent Kararı, https://www.haber7.com/guncel/haber/660567-brokoli-ve-domateste-patent-karari

[2] European Patent Convention

[3] Implementing Regulation of EPC

[4] Official Journal July 2017,https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/official-journal/2017/07/a56.html

[5] Rule 28, Exceptions of Patentability, https://www.epo.org/law-practice/legal-texts/html/epc/2016/e/r28.html

Under Article 53(b), European patents shall not be granted in respect of plants or animals exclusively obtained by means of an essentially biological process.”

[6] Axel Metzger, Patents on Tomatoes and Broccoli: Legal Positivists at Work, IIC, 2016, s. 515.

[7] 98/44/EC Direkitifi için bkz: https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:31998L0044

[8]A process for the production of plants or animals is essentially biological if it consists entirely of natural phenomena such as crossing or selection. “ Bu madde Biyoteknoloji Direktifi’nin 4. maddesiyle de uyumludur: “[…]without prejudice to the patentability of inventions which concern a microbiological or other technical process or a product obtained by means of such a process.”. EPO Teknik Temyiz Kurulu, 320/8748 kararında, esaslı biyolojik işlem; bitkilerin üretimi için mikrobiyolojik olmayan işlemle, bitki genomlarını çaprazlama ve seçilim adımlarına eş tutulmuştur. Karar için bkz: https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t870320ex1.html

[9] Viyana Konvansiyonu’nun “Genel yorum” başlıklı 31. maddesi ve “Tamamlayıcı yorum araçları” başlıklı 32. maddesine atıf yapılmıştır.

[10] Timo Minssen, Ana Nordberg, The Impact Of Broccoli II & Tomato II On European Patents In Conventional Breeding, GMO’s And Synthetic Biology: The Grand Finale Of A Juicy Patents Tale?, Biotechnology Law Report, sayı 3, 2015, s.94.

[11] “(b) without prejudice to Rule 28, paragraph 2, plants or animals if the technical feasibility of the invention is not confined to a particular plant or animal variety;”

[12] Usul sonucu elde ürünlerdekoruma talep edilen buluş istemde açıklanan usul değildir, o usulün uygulanmasıyla ele geçen üründür. Yani, bir ürünün patent koruması altına alınabilmesi için,ürünün boyu, sistemdeki pozisyonu, işlevi vs gibi yapısal özellikleriyle tanımlanması gerekmektedir. Usul sonucu elde edilen ürünlerde patentlenebilirlik elde edilen ürüne bağlıdır. Ahmet Kayakökü, İstem Yazımı-Koruma Kapsamı İlişkisi ve TPE’de Yapılan Başvuruların Bu Bağlamda Değerlendirilmesi, TPE Patent Dairesi Başkanlığı, Uzmanlık Tezi, 2014, s.67-68.

[13] Irina Demina, Johanna Bergh, EPO Rules Plants And Animals Exclusively Obtained By Essentially Biological Processes Not Patentable,https://awapoint.com/epo-rules-plants-and-animals-exclusively-obtained-by-essentially-biological-processes-not-patentable/.

[14] T 1063/18 Kararı:https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/recent/t181063eu1.html

[15] EPO Contracting States Discuss Next Steps Regarding The Patentability Of Plants Obtained By Essentially Biological Processes,https://www.epo.org/news-events/news/2019/20190329.html.

[16] Press Communiqué of 14 May 2020 Concerning Opinion G 3/19 Of The Enlarged Board of Appeal, https://www.epo.org/law-practice/case-law-appeals/communications/2020/20200514.html.

[17]G 3/19 sayılı karar 24. Paragraf. Karar için bkz: http://documents.epo.org/projects/babylon/eponet.nsf/0/44CCAF7944B9BF42C12585680031505A/$File/G_3-19_opinion_EBoA_20200514_en.pdf.

[18] İlgili karar 20. paragraf.

[19] İlgili karar 27. paragraf.

[20] EPC md. 164 (2): “In case of conflict between the provisions of this Convention and those of the Implementing Regulations, the provisions of this Convention shall prevail.

[21] İlgili karar 27. paragraf.

[22]İlgili karar 15. paragraf.

[23] Kararın Türk patent hukukunda da etki doğuracağı beklenmektedir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 82/3 (b) patentlenebilir buluşlar ve patentlenebilirliğin istisnalarında esaslı biyolojik işlemleri şu şekilde dâhil etmiştir: “Mikrobiyolojik işlemler veya bu işlemler sonucu elde edilen ürünler hariç olmak üzere, bitki çeşitleri veya hayvan ırkları ile bitki veya hayvan üretimine yönelik esas olarak biyolojik işlemler”.

[24]European Patent Office Gives Green Light To Prohibit Patents On Plants And Animals Enlarged Board of Appeal Agrees With Restrictive Interpretation Of Patent Law, https: //www.no-patents-on-seeds.org/en/node/638.

COVID-19 TEDAVİSİ İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR ÜZERİNDEKİ PATENT KORUMASI VE KAMU YARARINA ZORUNLU LİSANS BAŞVURUSU

COVID-19 enfeksiyonu, Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkmış, Mart 2020 tarihi itibariyle hemen hemen bütün ülkelerde rastlanmış ve hızla yayılmaya devam etmiştir. COVID-19 enfeksiyonu Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiş olup hastalığın merkezinin Çin’den Avrupa’ya kaydığı bilgisi kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu kapsamda, öncelikle birçok uluslararası tedarik zincirinin parçası olan Çin’de, sonrasında ise ülkemizle ticari ilişkisi en yoğun olan ülkeleri barındıran Avrupa’da çeşitli devletler salgını sınırlandırabilmek amacıyla olağanüstü hal ve acil durum ilan etmiş, kimi yerlerde sokağa çıkma yasağına varacak şekilde günlük hayatı yüksek seviyede kısıtlayıcı önlemler almak durumunda kalınmıştır. Ülkemizde de COVID-19 enfeksiyonu ile ilgili olarak kısıtlayıcı önlemler hayata geçirilmeye başlanmıştır.

Kısıtlayıcı önlemlerin yanı sıra sağlık alanında da COVID-19 tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilen ilaçlar ile ilgili tüm dünyada birçok çalışma yapılmış ve geliştirilen ilaçların patentlerinin alınması için başvurulara başlanmıştır.

Tüm dünyada yaşanan bu gelişmeler neticesinde, COVİD-19 tedavisi için hâlihazırda patentli veya patent başvurusu yapılmış ilaçlar ile ilgili olarak kamu sağlığı açısından zorunlu lisans başvurusu konusu gündeme gelmiştir. Patent hukuku kapsamında kamu yararı gerekçesiyle zorunlu lisans başvurusuna ilişkin bu çalışmada COVID-19 tedavisinde kullanılacak ilaçların patent koruması altına alınması hususlarına da değinilecektir.

I. GENEL BİLGİLER

Dünya Sağlık Örgütü, 30 Ocak 2020 günü COVID-19 sebebiyle küresel halk sağlığı krizi (PHEIC[1]) ilanında bulunmuştur. Bunun üzerine sağlık alanında birçok ülke COVID-19 tedavisi için çalışmalara başlamıştır.

Dünya genelinde yer alan bazı çalışmalar ile ilgili çıkan haberlerden bahsetmek gerekirse; Avustralya Queensland Üniversitesi Klinik Araştırmalar Merkezi uzmanları bulunan ilacın hali hazırda bazı hastalarda denendiğini ve bu hastaların iyileşme gösterdiğini belirtmiştir. Rotterdam Erasmus Üniversitesi (EUR) Erasmus Medikal Merkezi ve Utrecht Üniversitesi Tıp Merkezi’nde çalışan Hollandalı bilim insanları COVID-19’a karşı özel antikor geliştirmeyi başaran ilk kişiler olduğu bilinmektedir. İsrail, aşı geliştirilmesine ilişkin olarak yaptığı çalışmalar ile en başından beri en hızlı sonuçları alan ve en çok yatırım yapan ülkelerden biri olmuştur. Kanadalı ilaç şirketi Medicago, aşı geliştirirken yumurta yerine bitkisel yöntem kullanmıştır. Bu yöntemin Amerika Birleşik Devletleri’nin Sağlık Bakanlığına Bağlı Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA)[2] onayı alması ve hayvan testlerinin atlanması halinde COVID-19 için gerekli olan aşıyı hazır edebileceklerini duyurmuştur[3].

bakteriler, bakteriyel, Biyoloji

Türkiye’de ise Abdi İbrahim, kendi ürünleri arasında yer alan ve yapılan araştırmalarda tüm dünyanın mücadele ettiği COVID-19’a karşı olumlu sonuç verebildiği gözlemlenen bir ilacın, ilk parça başı üretimini gerçekleştirerek Sağlık Bakanlığı’na teslim etmiştir. Firma, yıl sonuna kadar üretecekleri tüm ilaçları da Sağlık Bakanlığı’na bağışlayacaklarını duyurmuştur[4].

Görüleceği üzere, dünya genelinde COVID-19 salgını hızla yayılırken ve yol açtığı ölüm sayısı artarken bilim insanları virüsün tedavisine yönelik aşı ve ilaç geliştirmek için yoğun çaba harcamaktadır. Bu durum, COVID-19 aşısı için patent hakkı olan yepyeni bir küresel silahlanma yarışı başlatmıştır.

altın, ambalaj, aşı, ateş içeren Ücretsiz stok fotoğraf

Bilindiği üzere patent, bir buluşun veya faydalı bir yöntemin belgelenmesi ve korunması işlemidir. Patent işleminde buluş sahibi buluşu tam olarak tarif eder. İlaç endüstrisinde ise diğer patente konu buluşlardan farklı olarak tek bir ilacın araştırma ve geliştirme süreçleri çok maliyetlidir. Ancak patentler, şirketlerin bu maliyeti karşılamasına yardımcı olmaktadır. Böylece patentler, bilimsel yeniliği ve araştırmayı teşvik eder bir nitelik de taşımaktadır. Şu anda dünyadaki pandemi göz önüne alındığında, uzmanlar COVID-19 için geliştirilecek aşının bazı şirketler veya hükümetler tarafından patentlerle kısıtlanmasından çekinmektedir.

ABD’nin en büyük laboratuvarlarından Gilead Sciences, Inc., COVID-19’un tedavisinde etkili olduğuna inanılan tek antiviral olan Remdesivir®’in patent haklarına sahiptir[5]. (Bu patent belgesine Espacenet®, Google Patent® gibi veri tabanlarından “WO2017049060” kodu ile erişilebilmektedir.)

9 Nisan 2019’da ABD patent numarası 10,251,904, Gilead Sciences, Inc’e “Methods for treating arenaviridae and coronaviridae virus infection” yani arenaviridae ve coronaviridae virüs enfeksiyonunu tedavi etme yöntemleri için verilmiştir. Bu çalışmanın tarihi itibariyle, Çin dahil olmak üzere diğer ülkelerde bekleyen Remdesivir® başvuruları henüz kabul edilmemiştir[6]

Araştırma, aşı, Bilim, bilim insanı içeren Ücretsiz stok fotoğraf

COVID-19 tedavisi ile ilgili dünyada gelinen aşama böyleyken, ilaç patentini tekelinde bulunduran patent sahiplerine karşılık diğer birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 129/1-(c) ve 132. maddeleri kapsamında kamu yararı dikkate alınarak, COVID-19 tedavisinde kullanılabilecek ilaçlar için zorunlu lisans başvurusu yapma konusu gündeme gelecektir.

II. KAMU YARARI GEREKÇESİYLE ZORUNLU LİSANS BAŞVURUSU

Patentin koruma süresi SMK madde 101’de düzenlenmiş olup, patentlerin koruma süresi başvuru tarihinden itibaren yirmi yıldır. Hükümden de anlaşıldığı gibi bu yirmi yıllık koruma süresi dolmadıkça üçüncü kişiler patente konu olan ürünleri patent sahibinin izni olmadan  üretemeyecek ve  ticaretini yapamayacaklardır.

Bu durum, patent hakkını elde etmiş olanların müktesep hakkıymış gibi bir görüntü çiziyor olsa da bu güçlü yetkilerinin istisnai hallerde zorunlu lisans ile sınırlandırılabileceği görülmektedir.

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun  129/1 maddesinde “Zorunlu lisansın verilme şartları” ,132. Maddesinde de “Kamu yararı nedeniyle zorunlu lisans” hususu düzenlenmiştir.

Zorunlu lisans patent hakkı sahibini kısıtlayıcı niteliktedir. Zorunlu lisansta, patent hakkı sahibinin isteği dışında buluşun belli bir süre kullanılmaması ile beraber patentler arasında bağımlılık, kamu yararı gibi sebeplerle lisans verme işlemi söz konusudur[7].

alaz, Aşk, bakteriler, çiçek içeren Ücretsiz stok fotoğraf

İşbu çalışmanın konusunu oluşturan, olağanüstü koşullarda patent hakkı sahibinin izni aranmaksızın zorunlu lisans verilerek üçüncü kişilerin patent hakkının korunması kapsamına giren ürünleri üretmesi de sağlanabilir.

Zorunlu lisansın özellikleri esas olarak ülkelerin iç hukuk düzenlerinde öngördükleri mevzuata göre şekillenmektedir. Ancak The Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights  (TRIPS )[8] ve 20.3.1883 tarihinde imzalanan Sınai Hakların Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi[9] ile zorunlu lisans hakkında birtakım ilke ve esaslar kabul edilmiştir. Söz konusu uluslararası anlaşmalara taraf olan ülkeler, bu ilke ve esaslara uyum sağlamakla yükümlüdür.

Bunlar dışında ilaçlara erişim güçlüğü çeken ülkelerin bu ilaçlara erişimlerinin önündeki engellerin kamu sağlığı mülahazasıyla kaldırılmasının yolunu açan Doha Deklarasyonu, ilaçta zorunlu patent lisansı uygulaması bakımından öncü düzenlemeler olmuştur. TRIPS metnini kabul eden Türkiye ve diğer üye ülkeler Doha Deklarasyonu ile getirilen evrensel ilkeler ve insani düşünceler ile uyumlu düzenlemeler geliştirmek zorundadır.

Doha Deklarasyonu, konuyla ilgili maddelerinde[10];

“Madde 4: We agree that the TRIPS Agreement does not and should not prevent Members from taking measures to protect public health. Accordingly, while reiterating our commitment to the TRIPS Agreement, we affirm that the Agreement can and should be interpreted and implemented in a manner supportive of WTO Members’ right to protect public health and, in particular, to promote access to medicines for all. In this connection, we reaffirm the right of WTO Members to use, to the full, the provisions in the TRIPS Agreement, which provide flexibility for this purpose.

Madde 5-(c): Each Member has the right to determine what constitutes a national emergency or other circumstances of extreme urgency, it being understood that public health crises, including those relating to HIV/AIDS, tuberculosis, malaria and other epidemics, can represent a national emergency or other circumstances of extreme urgency.”

Denilmek suretiyle özetle; TRIPS Anlaşması üye devletleri kamu sağlığını korumak için gerekli tedbirleri almak konusunda engellenmemesi gerektiği ve her ülkenin zorunlu lisans verme ve bu lisansları ne şekilde vereceğini belirleme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir[11].”

Yine belirtmek gerekir ki, TRIPS üyesi ülkeler 2001 yılında Doha Deklarasyonu’nda kamu sağlığı/yararı için zorunlu lisans kararı alsa bile bu durum, ilaç üretimi için teknik donanıma sahip olmayan ülkeler için ilaçları ithal etme olanağı sağlamıştır[12].

Günümüzde yaşanan COVID-19 salgınının tedavisi için patent koruması altında olan ilaçlar ile ilgili zorunlu lisansın verilmesi halinde, lisansın koşullarının uluslararası hukuka uygun olması gerekmektedir. Türkiye’nin de Dünya Ticaret Örgütü üyeliği kapsamında tarafı olduğu TRIPS yani The Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights[13]’i 31.maddesine[14] göre, kamu menfaatinin korunması gibi durumlarda, zorunlu lisans ile üçüncü kişilere patent konusu buluşu kullanım hakkı verilebilmesi için özetle[15]:

  • Somut olayın özelliklerinin dikkate alınması,
  • Kullanım hakkının süresinin ve kapsamının kısıtlı olması,
  • Patent sahibine uygun bir ücret ödenmesi,
  • Verilen kullanım hakkının münhasır olmaması,
  • Kullanımın yurtiçi pazarına yönelik olması,
  • Kullanım hakkının başkasına devredilemez olması ve
  • Zorunlu lisans kararının yargı denetimine tabi olması

koşullarına uyulması gerekmektedir.

Araştırma, aşı, aşılama, bakteriler içeren Ücretsiz stok fotoğraf

Zorunlu lisans, SMK’nun 129. maddesi uyarınca kural olarak mahkemeden talep edilir. Ancak patent sahibinin patenti kullanırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması halinde ise bu talep Rekabet Kurulu’na yöneltilir[16]. Öte yandan işbu çalışmanın konusunu oluşturan kamu yararı kapsamında, SMK’nun 132. maddesi gereğince, zorunlu lisansa Cumhurbaşkanlığı karar vermektedir.  

Zorunlu lisans, kamu yararının gerektiği hallerde verildiğinden patent sahibinin menfaatiyle kamu yararı çatıştığında kamu yararının tercih edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Kamu yararının;

1. Kamu sağlığı veya milli savunma nedenleriyle buluşun kullanılmaya başlanılması, kullanımın artırılması veya genel olarak yaygınlaştırılması veya yararlı bir kullanım için ıslah edilmesi büyük önem taşıyorsa,

2. Patent konusu buluşun kullanılmamasının, nitelik veya miktar bakımından yetersiz kullanılmasının ülkenin ekonomik veya teknik gelişmesi bakımından ciddi zararlara sebep olacağı hallerde

var olduğu kabul edilmektedir[17].

SMK 132/1 maddesinde bu husus;

Kamu sağlığı veya millî güvenlik nedenleriyle patent konusu buluşun kullanılmaya başlanılması, kullanımın artırılması, genel olarak yaygınlaştırılması, yararlı bir kullanım için ıslah edilmesinin büyük önem taşıması veya patent konusu buluşun kullanılmamasının ya da nitelik veya nicelik bakımından yetersiz kullanılmasının ülkenin ekonomik veya teknolojik gelişimi bakımından ciddi zararlara sebep olacağı hâllerde, ilgili bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu karar verilir.” şeklinde açıklanmaktadır.

Ancak 02.07.2018 tarihli, 700 Sayılı   Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname[18]’nin 209.maddesi uyarınca zorunlu lisans teklifleri Bakanlar Kurulu yerine artık Cumhurbaşkanlığı’na sunulmaktadır.

Anılan maddenin ikinci fıkrası uyarınca patent başvurusu veya patent konusu buluşun kullanımının kamu sağlığı veya millî güvenlik bakımından önemli olması hâlinde, Millî Savunma Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak ilgili bakanlık tarafından teklifte bulunulacaktır[19].

Ayrıca zorunlu lisans süreci, kişinin ilgili bakanlığa başvurusuyla başlayabileceği gibi idarenin re’sen harekete geçmesiyle de mümkündür. Başka bir deyiş ile kamu yararı gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesi için bir mahkeme kararına ihtiyaç yoktur[20]. Zorunlu lisansın kime verileceği bir açık hüküm olmaması sebebiyle lisansın verileceği kişi herhangi bir tüzel kişi, kamu ya da gerçek kişi işletmesi olabilir.

III. SONUÇ

SMK  Madde 129/1-(c) ve Madde 132 kapsamında kamu sağlığı dikkate alınarak COVID-19 tedavisinde kullanılabilecek ilaçlar için zorunlu lisans başvurusu yapma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, zorunlu lisans talebi sadece patentler için değil, patent başvuruları için de yapılabilmektedir.

Yine SMK madde 132/1-(b) uyarınca, buluşun kamu yararını karşılayacak yeterlikte kullanımı patent sahibi tarafından gerçekleştirilebilecekse buluşun, şartlı olarak zorunlu lisans konusu yapılmasında kamu yararı bulunduğuna Cumhurbaşkanlığınca karar verilebilir. Şartlı lisansa ilişkin değerlendirme, SMK’da mahkeme ifadesi yer almadığı için sadece Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılabilmektedir.

Ancak bahsi geçen aşamalardan önce doğrudan patent sahibiyle görüşülerek anlaşma yoluna gidilmesi de mümkündür.

Özge YALINKILIÇ

Nisan 2020

av.ozgeyalinkilic@gmail.com



[1] IHR Procedures concerning public health emergencies of international concern hakkında: https://www.who.int/ihr/procedures/pheic/en/ son erişim tarihi 26.04.2020

[2] Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi hakkında: https://tr.wikipedia.org/wiki/FDA 27.04.2020

[3]Euronews, Covid-19 ile mücadelede aşı ve ilaç tedavileri hakkında: https://tr.euronews.com/2020/03/17/koronaya-karsi-ilaclar-antikorlar-asi-calismalari-iyi-haberleri-duymak-ister-misiniz, Euronews, Covid-19 ile mücadelede aşı ve ilaç üzerine on çalışma https://tr.euronews.com/2020/03/19/koronavirusle-mucadele-icin-hangi-ulkeler-asi-ve-ilac-uzerinde-calisyor-covid-19-tedavi, son erişim tarihi 20.04.2020.

[4] Abdi İbrahim, Covid-19 ilacı duyurusu hakkında: https://www.abdiibrahim.com.tr/, son erişim tarihi 20.04.2020.

[5] Covid-19 Patent Tartışması hakkında: http://www.hk-lawyer.org/content/covid-19-patent-controversy, son erişim tarihi 20.04.2020

[6] Covid-19 Patent Tartışması hakkında: http://www.hk-lawyer.org/content/covid-19-patent-controversy, son erişim tarihi 20.04.2020

[7] Erdem, Bahadır; Patent Hakkının Korunmasına ve Patent Hakkına İlişkin Sözleşmelere Uygulanacak Hukuk, İstanbul, 2000, (s.123,136 vd)

[8] TRIPs Anlaşma metnine ulaşmak için bkz. https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/27- trips_01_e.htm son erişim tarihi 20.04.2020.

[9] Paris Sözleşmesi hakkında: https://www.wipo.int/treaties/en/text.jsp?file_id=288514, son erişim tarihi 20.04.2020.

[10] Doha Deklarasyonu ilgili maddeleri hk: https://www.who.int/medicines/areas/policy/tripshealth.pdf?ua=1 son erişim tarihi 26.04.2020.

[11] Doha Deklarasyonu ilgili maddeleri hakkında:  https://www.hacettepettm.com/Files/File/PARAGON_HACETTEPE_17122013_Sent.pdf son erişim tarihi 20.04.2020.

[12]World Trade Organization. (2001). Doha Deklarasyonu: https://www.who.int/medicines/areas/policy/tripshealth.pdf?ua=1, Son erişim tarihi: 20.04.2020.

[13] The Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights  hakkında: https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/27-trips.pdf son erişim tarihi 26.04.2020.

[14]  The Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights 31. Maddesi için bakınız https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/27-trips.pdf:  Article 31: Where the law of a Member allows for other use7 of the subject matter of a patent without the authorization of the right holder, including use by the government or third parties authorized by the government, the following provisions shall be respected: (a) authorization of such use shall be considered on its individual merits; (b) such use may only be permitted if, prior to such use, the proposed user has made efforts to obtain authorization from the right holder on reasonable commercial terms and conditions and that such efforts have not been successful within a reasonable period of time. This requirement may be waived by a Member in the case of a national emergency or other circumstances of extreme urgency or in cases of public noncommercial use. In situations of national emergency or other circumstances of extreme urgency, the right holder shall, nevertheless, be notified as soon as reasonably practicable. In the case of public non-commercial use, where the government or contractor, without making a patent search, knows or has demonstrable grounds to know that a valid patent is or will be used by or for the government, the right holder shall be informed promptly; (c) the scope and duration of such use shall be limited to the purpose for which it was authorized, and in the case of semi-conductor technology shall only be for public noncommercial use or to remedy a practice determined after judicial or administrative process to be anti-competitive; (d) such use shall be non-exclusive; (e) such use shall be non-assignable, except with that part of the enterprise or goodwill which enjoys such use; (f) any such use shall be authorized predominantly for the supply of the domestic market of the Member authorizing such use; (g) authorization for such use shall be liable, subject to adequate protection of the legitimate interests of the persons so authorized, to be terminated if and when the circumstances which led to it cease to exist and are unlikely to recur. The competent authority shall have the authority to review, upon motivated request, the continued existence of these circumstances; (h) the right holder shall be paid adequate remuneration in the circumstances of each case, taking into account the economic value of the authorization; (i) the legal validity of any decision relating to the authorization of such use shall be subject to judicial review or other independent review by a distinct higher authority in that Member; (j) any decision relating to the remuneration provided in respect of such use shall be subject to judicial review or other independent review by a distinct higher authority in that Member; Members are not obliged to apply the conditions set forth in subparagraphs (b) and (f) where such use is permitted to remedy a practice determined after judicial or administrative process to be anti-competitive. The need to correct anti-competitive practices may be taken into account in determining the amount of remuneration in such cases. Competent authorities shall have the authority to refuse termination of authorization if and when the conditions which led to such authorization are likely to recur; (l) where such use is authorized to permit the exploitation of a patent (“the second patent”) which cannot be exploited without infringing another patent (“the first patent”), the following additional conditions shall apply: (i) the invention claimed in the second patent shall involve an important technical advance of considerable economic significance in relation to the invention claimed in the first patent; (ii) the owner of the first patent shall be entitled to a cross-licence on reasonable terms to use the invention claimed in the second patent; and (iii) the use authorized in respect of the first patent shall be non-assignable except with the assignment of the second patent.

[15] Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması hakkında: https://fikrimulkiyet.com/mevzuat/ticaretle-baglantili-fikri-mulkiyet-haklari/, Son erişim tarihi: 20.04.2020.

[16] Güneş, İlhami; Patent ve Faydalı Model Hukuku, Ankara, Şubat 2019, s.198.

[17] Güneş, s.201-202.

[18] 02.07.2018 tarihli, 700 Sayılı   Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hakkında: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/07/20180707M2-1.pdf

[19] Güneş, s.201.



KAYNAKÇA

  1. Güneş, İlhami; Patent ve Faydalı Model Hukuku, Ankara, Şubat 2019(s.198-202,243 vd.)
  2. Erdem, Bahadır; Patent Hakkının Korunmasına ve Patent Hakkına İlişkin Sözleşmelere Uygulanacak Hukuk, İstanbul, 2000, (s.123,136 vd)
  3. Euronews, Covid-19 ile mücadelede aşı ve ilaç tedavileri hakkında: https://tr.euronews.com/2020/03/17/koronaya-karsi-ilaclar-antikorlar-asi-calismalari-iyi-haberleri-duymak-ister-misiniz
  4. Euronews, Covid-19 ile mücadelede aşı ve ilaç üzerine on çalışma https://tr.euronews.com/2020/03/19/koronavirusle-mucadele-icin-hangi-ulkeler-asi-ve-ilac-uzerinde-calisyor-covid-19-tedavi
  5. Covid-19 Patent Tartışması hakkında: http://www.hk-lawyer.org/content/covid-19-patent-controversy
  6. TRIPs Anlaşma metnine ulaşmak için bkz. https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/27- trips_01_e.htm
  7. Paris Sözleşmesi: https://www.wipo.int/treaties/en/text.jsp?file_id=288514
  8. World Trade Organization. (2001). Doha Deklarasyonu: https://www.who.int/medicines/areas/policy/tripshealth.pdf?ua=1, Son erişim tarihi: 20.04.2020.
  9. Doha Deklerasyonu ilgili maddeleri hakkında: https://www.hacettepettm.com/Files/File/PARAGON_HACETTEPE_17122013_Sent.pdf
  10. World Trade Organization. Doha Deklarasyonu: https://www.who.int/medicines/areas/policy/tripshealth.pdf?ua=1, Son erişim tarihi: 20.04.2020.
  11. Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması hakkında: https://fikrimulkiyet.com/mevzuat/ticaretle-baglantili-fikri-mulkiyet-haklari/
  12. IHR Procedures concerning public health emergencies of intern04ational concern: https://www.who.int/ihr/procedures/pheic/en/ son erişim tarihi 26.04.2020
  13. 02.07.2018 tarihli, 700 Sayılı   Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hakkında: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/07/20180707M2-1.pdf

COVID-19 SALGINI ve PATENT HUKUKU:

Salgın Nedeniyle Patentli Buluş, Üçüncü Kişilerce Hak Sahibinin Rızası Olmaksızın Kullanılabilir Mi?

Doç. Dr. Ali PASLI *
M. Hamza ARSLAN **

GİRİŞ

Salgın hastalıklar ve fikri mülkiyet hakları ilişkisi 1980’li yılların başından beri özellikle AIDS, sıtma ve tüberküloz hastalıklarının tedavisinde az gelişmiş ülkelerin tedavide kullanılacak ilaçlara erişimi problemi kapsamında tartışılagelmiştir[1]. Bu kapsamda 14 Kasım 2001 tarihli Dünya Ticaret Örgütü (“WTO”) Bakanlar Konferansı’nda “TRIPS Antlaşması ve Kamu Sağlığı Deklarasyonu”[2] (“DOHA Deklarasyonu”) yayımlanmış ve bu deklarasyonda benimsenen ilkeler uyarınca Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasını Değiştiren Protokol ile TRIPs’e eklemeler yapılmıştır.

COVID-19[3] salgını ile bu tartışmalar yeniden hatırlanmakla birlikte salgının geldiği nokta itibarıyla küresel sağlık sisteminin kapasitesini aşması nedeniyle yaşanan ve giderek artan can kayıpları, bir hukuki tartışmadan öte insani bir kriz ile karşı kaşıya geldiğimizi göstermektedir. Öyle ki bu kriz, önceki tartışmalardan farklı olarak fikri mülkiyet haklarının esnetilmesi olarak nitelendirilen yenilikler ile sınırlı kalmayacak[4], fikri mülkiyet haklarının ve daha özelde de patent hakkının varlığını sorgulatacak gelişmelere neden olabilecektir. Gerçekten de fikri mülkiyet hakları, özündeki tekelci yaklaşım ile günün sonunda toplum sağlığını/huzurunu/düzenini muhafazayı önlemekte midir, sorusu gündeme gelebilecektir. Hatta salgın sürecinin, patent tekeli ile sağlanan bireysel refahın, günün sonunda toplumsal refaha dönüşeceği yönündeki “faydacı” (“utilitarian”) görüşlere dayanan mevcut patent sisteminin, patent tekelinin meşrulaştırmasına ilişkin etik kaygıları gideremediği dahi söylenebilir. Bu bağlamda fikri mülkiyet hukuku gündeminin en azından daha adil bir refah dağılımını sağlayacak bir patent sistemi oluşturmaya yönelik tartışmalarla meşgul olacağı düşünülmektedir[5]. Sahteciliğe Karşı Ticaret Anlaşması (“ACTA”)’nın yürürlüğü sürecinde[6] bilişim teknolojisinin gelişiminde fikri mülkiyet haklarının bir engel olup olmadığı, açık erişim kavramına yönelik tartışmalar, bu sefer tüm dünyada bilgisayar teknolojileri bağlamında telif hukukundan, sağlık teknolojileri/(deneysel) tıp endüstrisi bağlamında patent hukukuna kaymaktadır.

Bizim işbu çalışmadaki nihai amacımız bu tartışmalara girmek değildir. Bu çalışmada mevzu, hukuk sınırları içerisinde COVID-19 salgını sürecinde gündeme gelen en önemli patent hukuku sorunu olan, patentli buluşların çeşitli nedenlerle patent hakkı sahibinin rızası olmaksızın devlet ya da özel kişilerce hukuka uygun bir biçimde kullanılmasının mümkün olup olamayacağıdır.

A. Güncel Şartlar Altında Yaşanan Temel Soru(n)lar

Son zamanlarda COVID-19’a ilişkin çeşitli teröpatik ilaçlar, aşılar ve solunum cihazları gibi tıbbi cihazlar ile bunların parçalarına ilişkin patent sorunları basında yer almaktadır. Örneğin EBOLA hastalığının tedavisi için geliştirilen ve COVID-19’un da tedavisi için kullanılabileceği söylenen “remdesivir” isimli molekülün formülünü de içeren bir patent[7] için “yetim ilaç”[8] (“orphan drug”) başvurusu yapan bir ilaç şirketi, birçok sivil toplum örgütünün baskısı[9] ile başvurusu kabul edilmesine rağmen bunu geri çekmek zorunda kalmıştır[10]. Ancak söz konusu buluş, henüz patentlenmemiş olmakla birlikte patent başvurusunun yayımlanması nedeniyle halen koruma altındadır[11]. Ayrıca yakın tarihli bir çalışma COVID-19 hastalığının tanı, tedavi ve aşı çalışmalarına ilişkin 2000’nin üzerinde patentin bulunduğunu göstermektedir[12]. Bu noktada akla gelen ilk soru(n), patent sahibinin ilgili buluşu bu salgın sürecinde üretememesi ve/veya takiben devletin ya da başkalarının üretmesi için de izin vermemesi durumunda, devletin -ve daha genel bir ifade ile kamusal sistemin- buna karşı imkânlarının neler olduğudur.

Bu kapsamda gündeme gelen bir diğer bir diğer soru(n) ise devlet dışındaki özel kişilerin salgın sırasında ihtiyaç duyulan patentli buluşları, patent sahibinin rızası olmaksızın kullanıp kullanamayacaklarıdır. Zira salgının geldiği boyut itibarıyla endüstri, çok acil ihtiyaç duyulan birçok medikal cihazı, bunların parçalarını ve tıbbi koruyucu ekipmanları üretme kapasitesinden yoksundur. Bu kapsamda birçok işletme, özellikle üç boyutlu yazıcı teknolojisinin gelişmesi ile birlikte medikal cihaz parçaları ve tıbbi koruyucu ekipmanları üretmeye başlamıştır. Örneğin “Üç Boyutlu Destek” isimli üç boyutlu yazıcılara sahip kişilerden oluşan bir üretim ağı[13] ülke genelinde ihtiyaç duyulan koruyucu medikal malzemeleri kâr amacı gütmeden üretmekte ve sağlık kuruluşlarına tedarik etmektedir. Yine salgının çok ciddi boyutlara ulaştığı İtalya’da bir start-up girişimi solunum cihazlarında kullanılan bir valfi, bir hastanenin acil ihtiyaç çağrısı üzerine üretmiş ve hastaneye teslim etmiştir[14]. Ancak anılan girişim söz konusu valfin patentini elinde bulunduran firmanın patent tecavüz davası açma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu örnekler ise devlet müdahalesinin dahi geç kalabileceği acil durumlarda devlet dışındaki kişilerin patentli buluşu patent hakkı sahibinin rızası olmadan kullanıp kullanamayacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu çerçevede çalışmamızda önce devletin rıza dışı kullanımını daha sonra devlet dışında kalan kişilerin rıza dışı kullanımını ele aldık. Ancak bu sorunlara ilişkin çözümlerin değerlendirilmesine geçmeden önce bunlara ilişkin temel bakış açısını ortaya koymak gerekmektedir.

B. Soruna İlişkin Temel Yaklaşım: Patent Hakkı Bir Mülkiyet Hakkıdır ve Uluslararası Anlaşmalar Düzenine Tabidir. 

Küresel bir kriz haline gelen COVID-19 salgın hastalığı döneminde insani refleksler anlaşılabilir bir şekilde bazı hukuki kurumları görmezden gelme eğilimindedir. Ancak yine de hukukun bu olağanüstü durumlarda dahi çaresiz olduğu düşünülmemelidir. Bu çerçevede yukarıda ortaya koyduğumuz sorunların çözümünde şu iki temel ilkenin unutulmaması gerekmektedir:

  • (1) Patent hakkı bir mülkiyet hakkıdır.
  • (2) Patent hakkı uluslararası antlaşmalar rejimine tabidir.

Fikri mülkiyet haklarının, özelde patent hakkının, bir mülkiyet hakkı olup olmadığı ülkemizde uzun yıllardır tartışma konusu olmakla birlikte Anayasa Mahkemesi kararları[15] ile -en azından uygulamada- artık mülkiyet hakkı oldukları sonucuna ulaşılmış durumdadır. Bu çerçevede patent hakkına yapılacak müdahalelerin mülkiyet hakkına yönelik olduğu ve Anayasa m. 35 çerçevesinde mülkiyet hakkının sınırlanmasına ilişkin temel ilkelere uyulması gerektiği açıktır. Mülkiyet hakkına ve takiben fikri mülkiyet haklarına sınırlama getiren bir düzenlemenin şekli olarak kanunla öngörülmüş ve Anayasa’nın sözü ile ruhuna uygun olması, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması, hakkın özüne dokunmaması, ölçülülük ilkesine uygun olması, müdahale nedeniyle hak sahibine tazminat verilmesinin öngörülmüş olması gerekmektedir[16]. Patent sahibinin rızası olmaksızın patentli buluşun rıza dışı kullanımı da şüphesiz ki mülkiyet hakkına müdahale olduğundan anılan ilkelere riayet edilmesi gerekmektedir.

Belirttiğimiz üzere patentli buluşun sahibinin rızası olmaksızın kullanımında nazara alınması gereken bir diğer husus ise patent hukukunun ve daha da giderek fikri mülkiyet hukukunun uluslararası antlaşmalar rejimine tabi olmasıdır[17]. Fikri mülkiyet haklarının birer mülkiyet hakkı olmaları, takiben mülkiyet hakkının bir insan hakkı olduğu dikkate alındığında, fikri mülkiyet haklarına ilişkin antlaşmaların kanunlarla çatışması durumunda Anayasa m. 90/5 uyarınca öncelikle uygulanacakları da vakıadır[18]. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmelerde haklara getirilecek istisna ve sınırlamalara ilişkin özel düzenlemeler getiren uluslararası antlaşma hükümleri öncelikle dikkate alınmalıdır.

C. Devletin Patentli Buluşu Sahibinin Rızası Olmaksızın Kullanması

Yukarıda belirtildiği üzere COVID-19 salgını esnasında Türkiye’de patentli olup da hiç ya da yeterli miktarda üretilmeyen/üretilemeyen ya da üretilmesine patent sahibinin izin vermediği ilaçlar, aşılar, tıbbi cihazlar ve tanı araçları söz konusu olabilir. İşbu başlık altında salgın hastalığın tedavisinde kullanılabilen Türkiye’de patent tescili sonuçlanmış (ya da Türkiye’de patent başvurusu yapılmış) (X) isimli bir ilacın üretilmemesi farazi örneği üzerinden devletin kullanabileceği imkânlar ele alınmıştır.

Hemen belirtelim ki Türkiye’de tescilli olmayan ve başka ülkelerde tescilli olan buluşlar ülkesellik ilkesi gereği Türkiye’de korun(a)mamaları nedeniyle -tescillere karşı açılabilecek hükümsüzlük davası ve haksız rekabet hükümleri kapsamındaki koruma hükümleri saklı olmakla birlikte- esasen herkesin bu buluşu kullanma imkânı söz konusudur[19].

Mevcut şartlar altında devletin patentli bir buluşu sahibinin rızası olmaksızın hukuka uygun biçimde kullanabilmesinin yolu zorunlu lisanstır. Patent hakkı sahibine sözleşme yapma yükümlülüğü getiren ve bu anlamda patent hakkının istisnalarından biri olan zorunlu lisans sisteminin özel görünüm biçimlerinden biri de “kamu yararı nedeniyle” zorunlu lisanstır. Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) m. 132 uyarınca “kamu sağlığı veya millî güvenlik nedenleriyle patent konusu buluşun kullanılmaya başlanılması, kullanımın artırılması, genel olarak yaygınlaştırılması, yararlı bir kullanım için ıslah edilmesinin büyük önem taşıması veya patent konusu buluşun kullanılmamasının ya da nitelik veya nicelik bakımından yetersiz kullanılmasının ülkenin ekonomik veya teknolojik gelişimi bakımından ciddi zararlara sebep olacağı(…)” durumlarda Cumhurbaşkanı tarafından kamu yararı gerekçesiyle zorunlu lisans kararı verilebilir.

Bu kararda SMK m. 133/1 uyarınca zorunlu lisansın süresi, bedeli ve kullanım alanına ilişkin hususlar da belirtilir. Her ne kadar SMK m. 133/1’de kamu yararı nedeniyle zorunlu lisansta bedel konusunda tam bir açıklık yoksa da TRIPs m. 31/h uyarınca patent hakkı sahibine uygun bir karşılığın ödenmesi zorunludur. Durumun acil ve zorunlu lisans kararının kamu sağlığı gerekçesiyle verilmiş olması, patent hakkının mülkiyet hakkı niteliğinde olduğu dikkate alındığında, bedel ödenmeyeceği şeklinde bir çıkarım yapılması için yeterli değildir. Bu noktada kamu yararı nedeniyle verilecek zorunlu lisans bedelinin standart ilaç fiyatından çok daha düşük bir tarife üzerinden belirlenebileceği de unutulmamalıdır[20].

SMK’da bir açıklık olmamakla birlikte kamu yararı nedeniyle zorunlu lisans, kamu kurum ve kuruluşlarına/tüzel kişilerine verilebileceği gibi özel kişilere/işletmelere de verilebilir. Zira kamu yararı nedeniyle zorunlu lisans esas itibarıyla SMK m. 129’da genel şartları ortaya konulan bir zorunlu lisans türü olup temel farklılığı zorunlu lisansı veren mercidir. Örneğin (X) ilacı için özel bir jenerik ilaç üreticisi şirkete zorunlu lisans kararı kapsamında lisans verilebilir.

Bu bağlamda farazi olayımızdaki (X) ilacı için “Cumhurbaşkanı Kararı” ile zorunlu lisans kararı verilebilmesinin şartları oluşmuştur[21]. Zira güncel şartlar altında COVID-19 salgınının kamu sağlığını etkilediği ve anılan ilacın kullanılmaya başlanılmasının gerekli olduğu açıktır. Diğer zorunlu lisans nedenlerinden farklı olarak kamu yararı nedeniyle verilecek zorunlu lisanslarda, patent sahibinden makul ticari şartlar altında sözleşmeye dayalı lisans istenilmesine kanaatimizce gerek bulunmamaktadır. Her ne kadar bu zorunluluğun düzenlendiği SMK m. 129/2’de kamu yararı nedeniyle verilecek zorunlu lisans hariç tutulmamış ise de gerek anılan hükümde mahkemece verilecek zorunlu lisans usulünün düzenlenmesi, gerek SMK m. 130’da anılan zorunluluktan bahsedilmemesi ve son olarak TRIPs m. 31/b’nin “…Herhangi bir Üye, olağanüstü hallerde veya aşırı aciliyet gerektiren diğer koşullarda veya ticari olmayan kamu yararına kullanım durumlarında bu koşuldan feragat edebilir…” şeklindeki iç hukuka doğrudan etkili[22] hükmü dikkate alındığında, patent sahibinden lisans talebinde bulunulması şart değildir.

Böylece zorunlu lisans kararı ile birlikte Cumhurbaşkanı Kararı’nda belirtilen şartlar çerçevesinde ve yine kararda gösterilen kişi/kişiler tarafından söz konusu buluş kullanılabilir. Bu çerçevede buluş, bir “ürün” ise ürün doğrudan Türkiye’de üretilebilir, satışa sunulabilir, depolanabilir. Yine benzer şekilde buluş, bir “usul” ise bu usulün kullanılması, usul kullanılarak elde edilen ürünlerin satılması ve depolanması mümkündür.

Farazi olayımızı biraz değiştirip (X) ilacına ait patentin sahibinin bunu yeterli miktarda üretebileceği bir durumu ele alalım: Bu varsayımda söz konusu üretim miktarının dahi yetmediği olağanüstü hallerde önlem olması amacıyla kamu yararı/sağlığı gerekçesiyle, patentin SMK m. 132/1-(b) uyarınca “şartlı zorunlu lisans” konusu yapılması da mümkündür. Yani zorunlu lisans kararında, geciktirici şart niteliğinde olmak üzere; üretimin başlama süresi, ürünün niteliği ve niceliği hakkında şartlar belirtilir; bunların gerçekleşmemesi durumunda zorunlu lisans devreye girer.

Farazi olayımızı şu şekilde tekrar değiştirelim: (X) ilacı Türkiye’de patent korumasına sahip olmakla birlikte Türkiye’de üretilmemektedir. Ancak söz konusu ilaç üçüncü bir ülkede üretilmektedir. Bu durumda SMK m. 133/2 uyarınca zorunlu lisans kararına ithalat yetkisi eklenmesi durumunda, zorunlu lisans kamu yararı nedeniyle verildiği için (X) ilacı, sahibinin rızasına gerek kalmaksızın ithal edilebilir. Diğer zorunlu lisans hallerinde ithalat yetkisi verilmesi yasaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında devletin COVID-19 salgını ile ilgili hiç ya da yeterli miktarda üretilemeyen, ithal edilemeyen patentli ilaçları, tıbbi cihazları ve tanı araçlarını zorunlu lisans kararı vermek suretiyle üretmesi/ürettirmesi -ve ithal ettirmesi- mümkün olup mevcut şartlar kamu yararı/sağlığı nedeniyle zorunlu lisansın tipik koşullarını oluşturmuş durumdadır.

Yukarıda bahsedildiği üzere uluslararası güncel tartışmalar spesifik birkaç ilaç patenti üzerinden yürümekte ise de özellikle ülkemizde pazar yeri, market ve toplu olarak çalışılan iş yerlerinde maske kullanımının zorunlu olması[23] ve bu konudaki arz problemi nedeniyle alınan tedbirler[24]; zorunlu lisans sisteminin bu tür koruyucu tıbbi ekipmanlar ile COVID-19’un solunum yolları ile akciğerlerde neden olduğu sorunlar nedeniyle salgının seyrine göre, özellikle kronik hastalar için acil şekilde ihtiyaç duyulabilecek solunum cihazları ile bu minvaldeki diğer aparatlar için de andığımız ihtiyaç gündeme gelebilecektir.

D. Devlet Dışındaki Kişilerin Patentli Buluşu Sahibinin Rızası Olmaksızın Kullanması

İtalya’da solunum cihazı parçalarını üç boyutlu yazıcıyla üreten start-up örneğinde görüldüğü üzere içerisinde bulunduğumuz olağanüstü salgın sürecinde yalnızca devlet değil devlet dışındaki özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin de patentli buluşları sahibinin rızasını almaksızın kullandığı durumlar söz konusu olabilir. Çalışmamızın devamındaki değerlendirmeler bu çerçevede yapılmıştır.

1. Geleneksel İstisnalar

Patent sahibinin rızası olmaksızın patentli buluşun hukuka uygun biçimde kullanılması esas itibarıyla patent hakkının istisnalarına ilişkindir[25]. Patent hakkının istisnalarına temel olarak SMK m. 85/3’te yer verilmiştir[26]. COVID-19 salgını süresince anılan hükümde düzenlenen “deneysel kullanım” ve “bireysel kullanım” hususlarının önem taşıyacağını düşünüyoruz. Kısaca açıklayalım:

  • Deneysel kullanım istisnası[27] SMK m. 85/3-(b) hükmünde düzenlenmiş olup buna göre “Patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller” patent hakkının kapsamı dışındadır. Bu istisna kapsamındaki üçüncü kişi kullanımlarının hukuka uygun olabilmesi için deney amaçlı yani yeni bir bilginin edinilmesi amacıyla yapılması gerekmektedir. Söz konusu istisnanın önemi, COVID-19 salgını kapsamında yeni ilaç ya da cihazın “deneme amaçlı” olarak kullanılması durumunda bu kullanımı hukuka uygun hale getirmesinde yatmaktadır.
  • Bireysel kullanım istisnası ise SMK m. 85/3-(a)’da düzenlenmiş olup buna göre “sınai veya ticari bir amaç taşımayan ve özel maksatla sınırlı kalan fiiller” patent hakkının kapsamı dışındadır. Bireysel kullanımın hukuka uygun olabilmesi için kullanımın sınai veya ticari bir amaç taşımaması, ana hatları ile herhangi bir şekilde kâr amaçlı olmaması gerekmektedir. Kullanımın özel amaçlı olmasından maksat ise kişisel amaçlı ya da ev içi kullanım gibi patent sisteminin etkisinin bulunmadığı kullanımlardır. Hemen belirtelim ki İtalya’da patentli tıbbi cihaz parçalarını üreten start-up firmasının fiilleri bireysel kullanım istisnasından yararlanamaz. Zira söz konusu kullanım ticari amaçlı olmasa dahi kişisel değildir. Çünkü kullanım artık kişisel olmaktan çıkıp parçaların hastanelere dağıtılması nedeniyle artık kamusal hale gelmiştir.

Görüldüğü üzere söz konusu istisnaların kapsamı oldukça dar olup, salgın süresince özel kişilerin acil durumlarda hastanelerin, sağlık çalışanlarının ve hastaların çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik girişimleri SMK m. 85/3’te düzenlenen ve hemen tüm patent sistemlerinde kabul gören istisnaların kapsamına girmemektedir.

Öte yandan küresel salgın hastalık koşulları göstermektedir ki bu özel dönemde patent hakkına ilişkin özel hükümler, patent inhisarının verilmesi ile amaçlanan nihai sonuç olan toplum yararını gerçekleştirmekten uzaktır. Zira patent inhisarının varlığının meşrulaştırılmasına dair klasik söylem, bu tekel hakkının mucitleri buluş yapmaya teşvik edeceği ve böylece yeni buluşlardan toplumun da menfaat sağlayacağı yönündedir. Ancak gelinen noktada, hakkın verdiği inhisari kullanım yetkisi topluma yararlı olmak bir yana, acil kamu sağlığı nedenleri ile toplum aleyhine bir duruma neden olabilmektedir. Bu nedenle hukuk sınırları ve aktüel koşullar içerisinde patent sahibi ile toplum menfaati arasındaki dengede toplum menfaati daha ön planda tutulmalıdır. Böylece en azından patent tekelinin kısa vadede neden olduğu toplum menfaati aleyhine olabilecek durum hafifletilebilir. Hatta bu durum kanaatimizce mevcut uyuşmazlıklarda, özellikle kamu sağlığına ilişkin buluşlardaki davalarda gündeme gelen ihtiyati tedbirlerin değerlendirilmesinde dahi göz önüne alınmalıdır. Bu sebeple tedbir kararı vermekten kaçınmak yahut da verilecek ise de üretimin, satışın, kullanımın engellenmesi dışındaki tedbir türlerine öncelik verilmelidir[28].

Öyle ise patent sisteminin bu amaçlarına uygun biçimde, patent hakkının mülkiyet hakkı olması ve uluslararası antlaşmalara tabi olma niteliğine uygun bir çözüm aranmalıdır. Bu durumda bahsettiğimiz biçimdeki kullanımların hukuka uygunluğu meselesinin genel hükümlere göre çözülebileceğini değerlendirmekteyiz.

2. Zorunluluk (Iztırar) Hali

Bilindiği üzere fikri mülkiyet haklarına tecavüz fiilleri birer özel haksız fiil türüdür. Bu nedenle anılan problemin çözümünde haksız fiile ilişkin hukuka uygunluk nedenlerinin kullanılması gündeme gelebilir. SMK’da patent hakkına ilişkin istisnalar sayılmış olsa dahi bunlar da temelde hukuka uygunluk halleri olup, TRIPs ve diğer uluslararası düzenlemelere uygun oldukları müddetçe genel hükümler ya da diğer uygun düzenlemeler de bu kapsamda ele alınabilir. Ancak bu noktada en başta belirttiğimiz üzere fikri mülkiyet haklarının mülkiyet hakkı niteliğinde olduğu ve uluslararası antlaşmalar düzenine tabi oldukları unutulmamalıdır.

Patent hakkının bir mülkiyet hakkı olduğu dikkatte alındığında patent hakkına karşı yapılan müdahalelerin geniş anlamda tazmin edilmesi gerektiği AİHM kararlarının bir gereğidir. Nitekim patent hakkına ciddi bir müdahale teşkil eden zorunlu lisansta dahi kural olarak patent hakkı sahibine uygun bir karşılığın ödenmesi gerekmektedir. O halde genel hükümler çerçevesinde yapılacak değerlendirmelerde de aranan şartlardan biri patent sahibinin bir şekilde tazmin edilmesidir.

Haksız fiillerin hukuka uygunluğuna ilişkin düzenlemeler patent hakkına yapılacak müdahalelerde kanaatimizce her durumda uygulanamaz. Zira bu müdahaleler temel olarak patent hakkının istisnası niteliğinde olup TRIPs m. 30 uyarınca Antlaşmaya taraf devletlerde öngörülecek istisnaların belirli özelliklerinin bulunması gerekmektedir. TRIPs m. 30 uyarınca patent hakkına getirilecek istisnanın “three-step test” olarak adlandırılan şu üç şartı içermesi gerekmektedir: İlgili istisna; (1) sınırlı olmalı, (2) patentten normal olarak yararlanılmasına makul ölçüler dışında aykırı olmamalı ve (3) patent sahibinin yasal menfaatlerine makul ölçüler dışında zarar vermemelidir[29].

Tüm bu açıklamalarımızın ışığında, salgın süresince acil durumlarda hastanelerin, sağlık çalışanlarının ve hastaların zorunlu ihtiyaçlarını karşılama amaçlı patent konusu buluşun izinsiz kullanımlarının Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 63/2 kapsamında zorunluluk (ıztırar) hali teşkil ettiği kanaatindeyiz. Şöyle ki;

  • TBK m. 63/2 anlamında zorunluluk halinden bahsedilebilmesi için bir kimsenin kendisinin ya da başkasının şahsını veyahut mallarını tehdit eden açık ya da yakın bir tehlikeden korumak için diğer bir üçüncü kişinin mallarına, ölçülülük ilkesinin sınırları çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Iztırar halinin meşru müdafaadan temel farkı, meşru müdafaada saldıran kimsenin vücut bütünlüğü ya da malları korunur iken, ıztırar halinde zor durum durumdan kurtulmak için üçüncü bir kişinin mallarına zarar verilmektedir. TBK m. 63/2 temelinde “mal” kavramı sınırlanmamış olup kanaatimizce bu mal patent gibi “gayri maddi” bir mal da olabilir. COVID-19 salgını süresince birçok durumda zorunluluk haline ilişkin bu şartların gerçekleşebileceği açıktır.
  • Bu başlık altındaki temel örneğimiz olan İtalya’da patentli tıbbi cihaz parçalarını üreten start-up firmasının fiillerinin, zorunluluk halinin şartlarını karşıladığını düşünüyoruz. Zira anılan somut olayda zarara neden olan fiil, yakın bir ölüm tehdidi içerisindeki hastaların korunması için gerçekleştirilmiştir. Burada zarara neden olan fiilden kasıt, patentli ventilatör valflerinin üretilmesidir. Somut olayda bu üretimin yalnızca bir hastanenin acil ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu dikkate alındığında, zarar veren fiilin ölçülü olduğu da söylenebilir. Son olarak zarar verilen mal, gayri maddi bir mal olan patenttir. Bu bağlamda sonuç olarak anılan olayda ıztırar halinin şartları gerçekleşmiş olup fiil hukuka uygundur.
  • Zorunluluk hali hemen yukarıda belirttiğimiz üzere sıkı ve öngörülebilir şartlara sahiptir. Bu nedenledir ki zorunluluk hali, kanaatimizce TRIPs m. 30’da patent hakkına getirilecek sınırlamalara ilişkin teste de uymaktadır. Diğer bir deyişle zorunluluk halinin gerçekleştiği durumlar sınırlı olup, patent hakkı sahibi patentini hala kullanabilir durumdadır ve patent hakkı sahibinin menfaatlerine makul ölçüler dışında zarar verilmemektedir[30].
  • Son olarak zorunluluk halinde, diğer hukuka uygunluk nedenlerinden farklı olarak TBK m. 64/2 uyarınca başkasının mallarına zarar veren kimsenin, miktarını hâkimin hakkaniyete göre belirleyeceği bir giderim yükümlülüğü bulunmaktadır[31]. Bu mali yükümlülük, bir mülkiyet hakkı olan patent hakkına müdahalenin karşılığıdır. Ayrıca hakkaniyete göre belirlenecek giderim yükümlülüğü TRIPs m. 30 kapsamında patent sahibinin yasal menfaatlerine verilen zararın makul ölçüde kalmasını sağlamaktadır. Bu durum zorunluluk halini patent hakkının niteliklerine uygun bir istisna haline getirmektedir.

SONUÇ

Global bir sağlık krizi haline gelen COVID-19 salgınının “olağanüstü şartlar” yarattığı açık olmakla birlikte bu krize karşı bulunacak “olağanüstü çözümlerin” hukukun sınırları içerisinde kalması mümkün olmanın ötesinde gereklidir. Bu kapsamda gerek devletin gerek de özel hukuk kişilerinin patentli ilaçlar, aşılar, tanı araçları ve solunum cihazları gibi tıbbi cihazlar ile bunların parçalarına ilişkin üretim ve satış yapma eğilimine/imkânına yönelik patent problemleri; patent hakkının mülkiyet hakkı olmasından ve uluslararası antlaşmalar düzenine tabi olmasından kaynaklanan özelliklerine riayet edilmek suretiyle çözülebilir. Bu çerçevede aktüel salgın koşulları çerçevesinde gerekli patentli buluşlar için SMK m. 132 kapsamında kamu yararı/sağlığı nedeniyle zorunlu lisansın şartları oluşmuştur. Ayrıca acil durumlarda özellikle salgın nedeniyle hayatı ya da vücut bütünlüğü tehlike altında olan hastalar ve sağlık çalışanları için gerekli patentli buluşların, patent sahibinin rızası olmaksızın üçüncü kişiler tarafından bu tehlikeyi bertaraf edebilecek ölçüde kullanılması da TBK m. 63/2’de düzenlenen zorunluluk (ıztırar) hali çerçevesinde hukuka uygun addedilmelidir



*         İstanbul Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

**       Türk-Alman Üni. Hukuk Fak. Medeni Hukuk Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi



Nisan 2020

alipasli@hotmail.com

m.hamza.arslan@gmail.com



[1]         World Health Organization, Report of the Commission on Intellectual Property Rights, Innovation and Public Health, 2006, s. 15.

[2]         Doha Deklarasyonu’nun tam metni için bkz. https://www.who.int/medicines/areas/policy/doha_declaration/en/.

[3]         Corona Virus Disease kelimelerinin baş harfleri ile 2019 yılını karşılayan 19 sayısın bir araya getirilmesinden oluşan bu kısaltma, Corona virüs ailesinin 2019 yılında ortaya çıkan yeni tip virüsünün insanlarda ortaya çıkardığı hastalığı ifade etmektedir.

[4]         Doha Deklarasyonu’nun 5. paragrafında yaşanan değişikliklerin esneklik (“flexibility”) olduğu açıkça belirtilmiştir.

[5]         Bu noktada salgın bu tür yıkıcı tartışmaları gündeme getirse de en azından salgının kısa sürede atlatılabilmesi için gerekli olan aşı ve ilaçların işbirliği içerisinde hareket edilmesine dayanan, patent tekelinin kâr odaklı değil, genel refah odaklı kullanımına ilişkin çözüm önerilerini yeniden akla getirmiştir. Gönüllü patent havuzu meselesi, COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2’nin bir benzeri olan ve 2003-2005 yıllarında dünyayı meşgul eden SARS-CoV’un neden olduğu salgın döneminde, bu virüsün gen dizisine ilişkin çok sayıdaki patent başvurusunun aşı çalışmalarını güçleştirmesi karşısında gündeme gelmişti. COVID-19 salgınında bu mesele tekrar gündeme gelmiş olup, Kosta Rika Hükümeti, Dünya Sağlık Örgütü’nden COVID-19’a karşı ilaç, aşı ve tanı cihazlarının geliştirilmesi için patent havuzu kurulmasında öncü olması yönünde çağrıda bulunmuştur. Bkz. https://www.statnews.com/pharmalot/2020/03/24/covid19-coronavirus-costa-rica-intellectual-property/.

[6]         Söz konusu uluslararası antlaşma ile ilgili genel bilgi/değerlendirme için bkz. Ali PASLI, Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına İlişkin Etkileri, İstanbul, 2014, s. 106 vd.

[7]         EPO Application No:2016770866.

[8]         “Yetim ilaç” (“orphan drug”), nadir hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlara verilen isimdir. Söz konusu ilaçların geliştirilmesi ciddi araştırma ve geliştirme maliyetlerine yol olmasına karşın düşük talep ve ilaç şirketleri için kârlı olmamaları nedeniyle, devletler bu ilaçların geliştirilmesine devam edilmesi için çeşitli vergisel ve patent korumasını genişleten imtiyazlar vermektedir. Yetim ilaçlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.fda.gov/industry/developing-products-rare-diseases-conditions.

[9]         Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün (“Médecins Sans Frontières”) konuyla ilgili çağrısı için bkz. https://www.msf.org/no-profiteering-covid-19-drugs-and-vaccines-says-msf.

[10]       Başvurunun geri çekildiğine ilişkin haber için bkz. http://www.pmlive.com/pharma_news/gilead_faces_criticism_over_remdesivirs_orphan_drug_designation_1329985.

[11]       Söz konusu ilaç patenti için ABD’li ve Çinli ilaç üreticileri arasında ciddi bir patent savaşı hâlihazırda başlamış olup kamu sağlığı bakımından bu denli vahim bir dönemde ilaç şirketlerinin ve devletlerin halen patent inhisarına dayalı kâr beklentisi içerisinde olmaları ayrı bir tartışma gerektirmektedir. Bu kapsamda yaşanan gelişmeler için bkz. https://www.inquartik.com/inq-china-coronavirus-patents-gilead-portfolio/.

[12]       Cynthia Liu, Qiongqiong Zhou, Yingzhu Li, Linda V. Garner, Steve P. Watkins, Linda J. Carter, Jeffrey Smoot, Anne C. Gregg, Angela D. Daniels, Susan Jervey, Dana Albaiu, “Research and Development on Therapeutic Agents and Vaccines for COVID-19 and Related Human Coronavirus Diseases” ACS Central Science, 2020, 6 (3), s. 320.

[13]       Söz konusu üretim ağının internet sitesine erişmek için: https://www.3boyutludestek.org/.

[14]       Basında yer alan bu haber için bkz. https://www.forbes.com/sites/amyfeldman/2020/03/19/talking-with-the-italian-engineers-who-3d-printed-respirator-parts-for-hospitals-with-coronavirus-patients-for-free/#6557b38c78f1.

[15]       Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi’nin şu kararları örnek olarak verilebilir: 9.4.2014, 2013/147 E., 2014/75 K.; 14.5.2015 2014/177 E., 2015/49 K.

[16]       Mehmet Hamza ARSLAN, Patent Hakkına İlişkin İstisnalar ve Sınırlamalar (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2019, s. 51.

[17]       Marka hukuku bağlamında aynı yönde bkz. PASLI, s. 150.

[18]       PASLI, s. 163.

[19]       Avrupa Patenti’nde durum farklıdır. Avrupa Patent Sözleşmesi m. 2/2 uyarınca Sözleşme kapsamında verilen patent üye devletlerde verilmiş bir patent gibi korunur. Örneğin yukarıda yer verilen “remdesivir” isimli ilaca ilişkin patent, Türkiye’de tescilli olmasa dahi Avrupa Patent Sözleşmesi kapsamında korunduğu için Türkiye’de de korunacaktır.

[20]       Bedel belirlenirken Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) kamu sağlığı nedeniyle verilecek zorunlu lisans karşılıklarına ilişkin yayınladığı rehbere uyulması, bedel konusundaki tartışmaları büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Bkz. Remuneration Guidelines for Non-Voluntary Use of a Patent on Medical Technologies (https://www.undp.org/content/dam/aplaws/publication/en/publications/hiv-aids/access-to-drugs-via-compulsory-licensing-guidelines–non-voluntary-patent-use/22.pdf).

[21]       Nitekim İsrail COVID-19 salgınına ilişkin bir zorunlu lisans kararı almış olup, Almanya, Avustralya ve Kanada da bu çerçevede adımlar atmıştır. İlgili haber için bkz. https://www.ft.com/content/b69afd98-a8af-40d9-b520-4231d9cac68f. Ülkemizde bizatihi bu hastalık/salgın dönemine ilişkin çıkarılmış -7226 ve 7244 sayılı- temel iki torba kanun bulunması ve bunlarda yer alan istisnai geçici hükümlerin çoğunluğu, mücbir sebep düzenlemeleri, dahası bizatihi 7244 sayılı son Kanun’un ismi bile yaptığımız özel/olağanüstü durum tespitini teyit etmektedir: “Yeni Koronavirüs (Covıd-19) Salgınının Ekonomik Ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”.

[22]       Uluslararası antlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanması hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. PASLI, s. 173.

[23]       İlgili genelgeye ilişkin haber için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/icisleri-bakanligindan-koronavirus-onlemlerine-iliskin-yeni-genelge/1791764.

[24]       Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun bu konudaki duyurusu için bkz. https://www.titck.gov.tr/haber/maske-teminine-iliskin-onemli-duyuru-19032020100326.

[25]       Burada “istisna” kavramı patent hukuku açısından teknik olarak kullanılmıştır. Patent hakkı sahibinin yetkileri ve etki alanı, patent hakkının sınırları ve istisnaları kapsamında belirlenir. Bu bağlamda patent hakkının sınırları; hakkın verdiği yetkilerin, kapsamının, miktarının, süresinin belirlendiği ve aşılamadığı, bunların ötesindeki şeylerin mümkün olmadığı noktalar anlamına gelmektedir. Patent hakkının istisnaları ise esas itibariyle hakkın “sınırları” içerisinde bulunmakla birlikte hak sahibinin inhisari hakkına dâhil olan fakat yasanın bu fiilleri hakkın kapsamının dışında tutması nedeniyle engellenemeyen fiillerdir.

[26]       “Aşağıda sayılan fiiller patentin sağladığı hakkın kapsamı dışındadır:

a) Sınai veya ticari bir amaç taşımayan ve özel maksatla sınırlı kalan fiiller.

b) Patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller.

c) İlaçların ruhsatlandırılması ve bunun için gerekli test ve deneyler de dâhil olmak üzere, patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller.

ç) Sadece bir reçetenin oluşturulması için eczanelerde yapılan ilaçların seri üretim olmadan hazırlanarak kullanılması ve bu şekilde hazırlanan ilaçlara ilişkin fiiller.

d) Patent konusu buluşun Paris Sözleşmesine taraf devletlerin gemi, uzay aracı, uçak veya kara nakil araçlarının yapımında veya çalıştırılmasında veya bu araçların ihtiyaçlarının karşılanmasında, söz konusu araçların geçici veya tesadüfi olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunması şartıyla kullanılması.

e) 5/6/1945 tarihli ve 4749 sayılı Kanunla onaylanan Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşmasının 27’nci maddesinde öngörülen ve bu madde hükümlerinin uygulandığı bir devletin hava aracı ile ilgili fiiller.”

[27]       Deneysel kullanım istisnasına ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. ARSLAN, s. 82.

[28]       Gerçekten de patent hakkının kapsamına ilişkin yapılacak değerlendirmelerde de -yani istisna bazında değil hakkın sınırlarının belirlenmesinde de- bu tür özel dönemlerde daha yumuşak davranmaya, kapsamı mümkün olduğunca genişletmemeye özen göstermek doğru olacaktır. Zaten işbu yorum tarzının devamı olarak ihtiyati tedbir vb. kurumların uygulamasında da normal dönemden farklı olarak patent hakkının mutlaka korunması gerektiği/kutsallığı anlayışından uzaklaşmak gerekir. Fikri mülkiyet hakları içinde toplum menfaati ile en yakın ilişki içinde olan ve belki de bazı durumlarda buna zıt olabilen patent hakkının, kısa vadede göz ardı edilmesi, orta ve uzun vadede buluşların da önünü açabilecektir. En nihayetinde patent hukukunun gelişiminde bile bu hakların inhisari şekilde sıkıca korunmasının, buluş sahiplerini teşvik ettiği için buluşları geliştireceği, takiben özel hakkın korunmasının kamusal menfaati de -uzun vadede olsa da- sağlayacağı anlayışı hâkimdir. İşte bu sebeple patent haklarının uygulamasının, bu gelişimi tamamen durduracak ya da toplumun bu haklara bakışını tamamen olumsuz etkileyecek şekilde gelişmesi kimsenin yararına olamaz.

[29]       TRIPs m. 30’da öngörülen bu şartların detayları için bkz. ARSLAN, s. 78.

[30]       Bu bağlamda ekleyelim ki üzerinde durduğumuz sorunun çözümünde bir an için TBK m. 63/2 kapsamında hukuka uygunluk nedenlerinden “üstün nitelikte kamusal yarar”ın uygulanabileceği düşünülse dahi bunun TRIPs m. 30’daki şartları karşılamaktan uzak ve muğlak bir kurum olduğu kanaatindeyiz. Kaldı ki kamu yararı, temelini TRIPs m. 31’den alan SMK m. 132’de bir zorunlu lisans hali biçiminde özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle TBK m. 63/2 anlamında üstün nitelikteki kamusal yarar, patent hakkının istisnası olarak düşünülemez. 

[31]       Bu giderim yükümlülüğünün niteliğinin bir tazminat mı yoksa denkleştirme mi olduğu tartışmalıdır. Tartışmalar için bkz. Başak BAYSAL, Haksız Fiil Hukuku, İstanbul, 2019, s. 134-135.

COVID-19 Pandemisini Alternatif Evrende Düşünmek: SARS Patent Havuzu Girişimi

1. Patent Havuzları

Patent havuzu, patent sahiplerinin bir ya da daha fazla patent lisansını ayrı veya bağımsız bir yönetimi olan ve çoğunlukla tüzel kişiliği bulunan bir üçüncü kişiye bırakmalarını ifade etmektedir.

Patent sahiplerinden ayrı olarak bu tüzel veya gerçek kişi, havuzda bulunan hakları bir bütün olarak ya da küçük gruplara ayırarak lisans verirken; patent havuzundan lisans almak isteyen tarafla yapılan sözleşme, patent havuzu lisans sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Patent havuzlarında paket lisans veya belirli standartlar için zorunlu patent listesinin lisansı verilmektedir. Bu lisans sözleşmeleri bağımsız bir kuruluş tarafından onaylanır ve ücretler eşit olarak belirlenir. Patent havuzlarının yönetiminde, havuzdaki patent sahiplerinden biri veya bağımsız bir üçüncü kişi bulunabilmektedir. Havuzu yöneten kişi havuzdaki patentlerin uygunluğu ve havuza dâhil olmak isteyen patent sahiplerinin patent tescillerinin uygunluğu hakkında karar verebilecektir. Havuz yöneticisinin, havuzdaki patent sahiplerinden seçilebilmesi mümkün olduğu gibi havuzda bulunmayan bir üçüncü kişi tarafından da seçilmesi mümkündür. Bu noktada, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun bağımsız bir uzmana önem atfetmektedir.  Bu kişi veya kuruluş, havuzdan bağımsız bir şekilde seçilerek çalışmalıdır ancak bağımsız bir uzmanın değerlendirmeleri adil olabilecektir. Havuz yöneticinin bağımsızlığı, patent havuzlarının antitröst riskinden korunmasına yardımcı olarak havuzun rekabet edilebilirliğine garantör olabilecektir. Birden fazla patent sahibi, çapraz lisanslama yoluyla da buluşlarını meydana getirebilir ancak patent havuzunu, onlardan ayıran en önemli özellik lisansların merkezden idare edilmesidir.

Günümüz teknolojisinde bir ürün oluşturmanın yolu çoklu patentleri kullanmaktan geçmektedir. Endüstride bir ürünü oluşturmak için hukuken veya teknik olarak bazı standart patentlere ihtiyaç duyulabilmektedir. Bunları ayrı ayrı çapraz lisans sözleşmeleri ile edinmek mümkünse de, patent havuzlarındaki patentler yoluyla bunlara paket olarak çok daha uygun bir lisans ücretiyle erişebilecektir. Ayrıca patent havuzları, tecavüz davaları için ödenecek masrafları önemli ölçüde düşürmektedir. Havuz içinde bulunmanın patent sahiplerinin AR-GE faaliyetlerine olumlu bir etki yaratacağı da açıktır. Tek bir yerden tüm lisans ihtiyacının (“one-stop-shop”) giderilmesi, karmaşık buluşların da biz tüketicilere daha uygun fiyatlarla erişebilmesini sağlamaktadır.

Havuz sözleşmelerinde öne çıkan kriterler şu şekildedir; patentlerin rakip değil tamamlayıcı olmaları, patentlerin teknolojiyi uygulamak için gerekli olmaları, lisansın ayrımcılık yapılmadan taraflara verilmesi, bağımsız bir patent uzmanının bulunması, havuzun geçerli patentlerle yapılması, havuzla patent sahiplerinin rekabet etmelerine izin verilmesi ve havuzun potansiyel engelleme sorununu ortadan kaldırmasıdır.

2. Biyoteknoloji Endüstrisinde Patent Havuzları

Patent havuzunun ilk örneğine 1856’da Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) rastlanmıştır[1]. 1920’lere kadar patent havuzlarının örnekleri görülmüşse de, 1990’lara kadar patent havuzlarının kartel oluşturulduğuna kanaat getirildiği için bu yapı engellenmiştir. 1990’lı yıllardan sonra patent havuzlarının, çoklu patentlerin söz konusu olduğu kompleks buluşlara getirdiği makul çözüm sebebiyle tercih edildiği görülmektedir.

Biyoteknoloji sektöründe patent havuzu yönteminin birçok faydası vardır. Öncelikle patent havuzları lisansların “engellenmesi” veya “istiflenmesi” ile ilgili sorunları ortadan kaldıracaktır. İkincisi, lisans işlem maliyetleri çeşitli yönlerden önemli ölçüde azalacaktır. Patent tecavüz davaları azaldıkça, zaman ve paradan büyük tasarruf edilecektir. Üçüncü olarak risklerin dağıtılması da daha fazla yenilik için havuzdaki patent sahiplerini teşvik edecektir. Son olarak patentle korunmayan kurumsal teknik bilgi alışverişinin havuzdaki üyeler için avantajlı bir durum yaratacağı açıktır.

Gen patentleri için patent havuzu oluşturmanın avantajlı olmayacağını düşünen yazarlar, buna gerekçe olarak standartların tanımlanmasının biyoteknolojide önemli olmadığına işaret etmektedir. Ayrıca tedavi usulünün geliştirilmesinde patent havuzu gibi bir işbirliğine gerek duyulmadığı savlanmıştır. Son olarak, fikri mülkiyetin bu kadar değerli olduğu bir endüstride, patentin havuzdaki paylaşımlı lisans ücretine tabi kılınması olumsuz olarak görülmekteydi.

3. SARS İçin Patent Havuzu

Sony®, Matsushita®, Toshiba® ve Philips®’in oluşturduğu DVD patent havuzu ile üç büyük patent sahibiyle başlayıp, dev bir birliğe[2] dönüşen MPEG-2 patent havuzları diğer şirketler için emsal olmuştur. Bunun üzerine, ABD Marka ve Patent Ofisi (USTPO) tarafından yayınlanan 2001 tarihli White Paper[3] isimli raporda patent havuzlarının, patentli genomik buluşlara makul erişimi sağlayabileceğine ve AR-GE faaliyetlerini teşvik edebileceğine yer verilmiştir. Ayrıca raporda patentlerin rekabeti olumlu şekilde teşvik edebileceği de vurgulanmıştır.

2003 yılında ise dünyayı etkisi altına alan SARS (Severe Acute Respiratory Syndrome) virüsü, sıkıntılarını bugün çektiğimiz Corona virüs hastalığının[4] (SARS-CoV-2) atasıdır. Bu şiddetli salgın, bugünkü tablodan daha hafif bir manzarayı tüm dünyada gösterse de yine de tüm dünyanın gündeminde yer bulmuşken tedaviye ulaşmak için AR-GE maliyetleri ve patent sistemleri tekrar sorgulanır olmuştur. Hali hazırda ABD patent hukukunda zorunlu lisans uygulamalarının olmayışı tedaviye erişimi yüksek maliyetli kılarken, patent havuzlarının bu noktada uygulanması gündeme gelmiştir. Ayrıca 2001 tarihli USTPO resmi raporunun olumlu yaklaşımı da SARS patent havuzu düşüncesinde etkili olmuştur.

Patent havuzu fikri ortaya atılmadan önce SARS sekanslarıyla ilgili patent talepleri farklı kuruluşlar tarafından yapılmıştır. Eklemek isteriz ki,SARS virüsü sekansları üzerinde patent alabilmek için sekans üzerindeki patent taleplerinin, ABD Patent Kanunu (35 U.S.C.) madde 101’de yer alan koşulları karşılaması gerekmektedir[5].. Dolayısıyla patent taleplerinde kanuni bir engel bulunmamıştır.

Sorun birçok patent talebinin farklı taraflarca sunulmasıdır. Bunlardan en geniş kapsamlısı Britanya Kolumbiyası Kanser Ajansı’nın (British Columbia Cancer Agency-BCCA) “tüm sekans üzerindeki” patent talebidir. BCCA, 12.04.2003 tarihinde SARS’a sebep olan corona virüsün genetik sekansını çıkardıktan sonra yaptığı patent talebiyle antiviral tedavi, aşı, antikor vb. geliştirmek için söz sahibi olmayı ummaktadır.SARS genomuna ilişkin ABD Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi (US Center of Disease Control-CDC), Hong Kong  Erasmus Tıp Fakültesi (Erasmus Medical College-EMC) geçici patent başvurusu[6] yapmıştır. CDC patent başvurusu BCCA’dan farklı 15 ek nükleotid içermektedir. Ancak bu 15 nükleotid haricinde, virüs genomuna ilişkin sonuçlar önemli ölçüde aynıydı. CDC bu başvuruyu, diğerlerinin monopolize olmasını engellemek için yaptığını belirtmiştir. HKU izole sekans ürettiğini açıklamış ve teknoloji transfer ofisi Versitech patent talebini yapmıştır. Dördüncü taraf EMC ise sekans üzerindeki fikri mülkiyet haklarını öne sürmüştür[7].

SARS üzerindeki fikri mülkiyet hakları parçalara bölündüğünde, ortaya iyice karışık bir manzara çıkmıştır. Hastalık etkisini gösterirken, patent başvurusu sahiplerinin birbirlerini engelleyerek teşhis ve tedavi çalışmalarının aksatması, tarafların aleyhine olduğu kadar, kamu sağlığını da etkileyen bir durumdu. Bu görünümü kırmak için CoroNovative şirketinden patent havuzu önerisi geldikten sonra, taraflar da bu konuda iyi niyetlerini dile getirmişlerdir[8]. Görüş, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), SARS Danışma Grubu (SARS Consultation Group) ve ABD Ulusal Teknoloji Transfer Sağlık Ofisleri (National Institutes of Health Office of Technology Transfer in the United States) tarafından da desteklendikten sonra taraflar, böyle bir havuzun nasıl oluşturulabileceğini belirlemek için resmi makamlarla görüşmelere başlamıştır. SARS patent havuzunu oluşturma girişimi arkasındaki desteğe rağmen uzun bir süre gecikmiştir. Maalesef patent havuzunu oluşturmak için paket lisans anlaşmasının yapılması oldukça uzun bir süre aldı çünkü rekabet hukukundan kaynaklanan engellemelerle karşılaşmamak için oldukça detaylı bir çalışma gerekmekteydi.

Bu gecikme çok da sebepsiz sayılmazdı, çünkü SARS patent havuzunu oluşturmanın, geleneksel patent havuzu oluşturmaktan daha güç yanları bulunmaktaydı. Öncelikle bu havuzu oluşturmak isteyen tarafların elinde geçerli patentler değil, sadece patent başvuruları vardı. Bunun pandemi karşısında, fikri mülkiyet haklarını kullanılabilir hale getirmek için yapıldığı anlaşılsa da, havuzun oluşturulması onun geçerli patentlerle teşkil edilmesini gerektirir. İkincisi, patentler ile patentteki usulü içerecek ticari ürünler arasındaki ilişki emsallerinden farklıydı. Genel olarak genomlardan elde edilen tedavi edici ve önleyici ticari ürünler ancak uzun AR-GE faaliyetinden sonra ortaya çıkmaktadır. Olası ticari uç noktaların aralığı, geliştirme sürecine kadar “kısmen” tanımlanmıştır. Sekans patentlerinin tamamlayıcılığı ve esasının belirlenmesi ise bir başka zorluktu.  Zaten 2009 itibariyle sadece iki patent başvurusunun kabul edildiği görülmektedir. CDC’nin US 7,220,852 numaralı patenti SARS-CoV virüsüne ait nükleik sekansları korumaktayken, HKU’nun US 7,375,202 numaralı patenti izole yeni bir virüse ilişkindir. Dolayısıyla, SARS patent havuzu tarafların niyet mektubu aşamasında kalmıştır.

Halen oluşturulamamış havuz için kamuya bir açıklama yapılmamış olsa da, salgın tehdidinin azalması ve 5 Temmuz 2003 itibariyle son SARS vakasının görülmesi üzerine, aciliyete ilişkin itici gücü kaybetmiştir.

4. Sonuç

Patent havuzlarının; havuz taraflarına ait fikri mülkiyet haklarının korunmasına, olası tecavüz davalarının önlenmesine, havuzdaki patentlere uygun lisans ücretlerinin ödenmesine, AR-GE çalışmalarına ve teknoloji sektörüne olumlu katkılar yaptığı görülmektedir.

Günümüzde bir ürün oluşturmanın tabi olduğu çoklu lisans anlaşmalarının, kamu sağlığı ile kesiştiği noktada biyoteknoloji sektörü durmaktadır. Patent sahiplerinin çoklu çapraz lisans anlaşmaları ve bunun sağlık sektöründeki çıktısı olan terapötiklerin yüksek ücretlendirmeye tabi olması sorununa patent havuzları çözüm olabilecektir. Ancak biyoteknoloji şirketlerinin kimi zaman ellerindeki en önemli sermaye olan patentlerin, havuzun standart lisans ücretine bağlı kılınması sebebiyle patent havuzu uygulamasına yanaşmadığı görülmektedir. SARS patent havuzu fikri, kuruluşlar tarafından destekçi bulsa da, maliyet-ürün analizleri ve gen patentlerindeki tamamlayıcılık unsuruna dair tanımın muğlaklığı sorun oluşturmuştur. Kanaatimce, kamu sağlığını yakinen ilgilendiren pandemiyi durdurmak için patent havuzlarının teşvik edilmesi gerekmektedir. Eğer SARS patent havuzu kurulabilmiş olsaydı, şimdi COVID-19 pandemisi için etkisi kanıtlanmış bir tedavi usulünü konuşuyor olabilirdik. Bu geç kalınan girişimi devam ettirmek isteyen büyük ilaç şirketlerinin patent havuzu kurmak gibi bir gündeminin bulunması, bu noktada hepimizin “geç olsun güç olmasın” temennisini güçlendirmektedir.

Av. Yıldız Tuğçe ERDURAN

Nisan 2020

ytugceerduran@gmail.com


[1] 1856 yılında Singer’ın da bulunduğu dikiş makinesi patent havuzu kurulduktan sonra, onu 1902’de Edison Gramphone patentinin geliştirilerek kurulduğu bir patent havuzu takip etmiştir. 1917 yılında ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na girerken yeni uçakların inşası için, patentlerin büyük çoğunluğuna sahip Wright ve Curtis şirketini de kapsayan patent havuzunun oluşturulmasına bizzat Franklin Roosevelt ön ayak olmuştur. (USTPO, Patent Pools: A Solution to the Problem of Access in Biotechnology Patents?, 2000, s.4.)

[2] Sony- 311 patent, Thomson-198 patent, Mitsubishi Electric-119 patent

[3] USPTO Issues White Paper on Patent Pooling, https://www.uspto.gov/about-us/news-updates/uspto-issues-white-paper-patent-pooling, (Erişim Tarihi:11.04.2020).

[4] Corona virüs hastalığı (COVID19); ilk olarak Çin’in Wuhan bölgesinde, 2019 yılı Aralık ayının başında görülüp, bu bölgedeki yetkililer tarafından tanımlandığı için gayri resmi Wuhan koronavirüsü adıyla da bilinen yeni koronavirüs solunum yolu enfeksiyonuna neden olan ve insandan insana geçebilen bulaşıcı bir virüstür. Koronavirüs, Corona Virüs, https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/koronavirus-coronavirus/#undefined (Erişim Tarihi:16.04.2020).

[5] 35 U.S.Code 101. Inventions Patentable: “Whoever invents or discovers any new and useful process, machine, manufacture, or composition of matter, or any new and useful improvement thereof, may obtain a patent therefor, subject to the conditions and requirements of this title”. https://www.law.cornell.edu/uscode/text/35/101, (Erişim Tarihi:17.04.2020).

[6] Geçici başvuru, sadece ABD patent hukukuna özgü mucidin buluşu yapmasıyla, başvuru yapması arasında geçen sürenin en aza indirilmesine yarayan bir yöntemdir. Bu yöntemle buluş konusu meydana getirildikten sonra koruma kapsamını belirlemek amacıyla istem yazmadan istemsiz başvuruda bulunulmasına olanak sağlamaktadır.

[7] Ed Levyi Emily Marden, Ben Warren, David Hartell, Isaac Filate, Patent Pools and Genomics: Navigating a Course to Open Science?, B.U. . SCI& TECH. L., v.16, s.90-93.

[8] James Simon, Dealing with Patent Fragmentation: The SARS Patent Pool as a Model, in GENE PATENTS AND PUBLIC HEALTH 115, 119 (Geertrui Van Overwalle ed., 2007) (nakden Marden vd, a.e., s.90)


KAYNAKÇA

  1. Tekin Memiş, Patent Haklarının Sınırlandırılmasında Üç Özel Hal: Patent Havuzları, Çapraz Lisans Anlaşmaları ve Patent Trolleri, Fikri Mülkiyet Yıllığı 2011, Yetkin, İstanbul, 2012, s.294.
  2. Aybüke Semerci, Patent Havuzlarının Rekabet Açısından Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2010, s.27.
  3. USPTO Issues White Paper on Patent Pooling, https://www.uspto.gov/about-us/news-updates/uspto-issues-white-paper-patent-pooling, (Erişim Tarihi:11.04.2020).
  4. European Commission, Report of the Expert Group on Patent Aggregation, 2015, s.36.
  5. Corona virüs, https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/koronavirus-coronavirus/#undefined (Erişim Tarihi:16.04.2020).
  6. WIPO, Patent Pools and Antitrust-A Comparative Analysis, 2014, s.7; Memiş, a.e., s.11.
  7. Fatma Gözlükaya, Teknoloji Transferi Sözleşmelerine İlişkin Rekabet Hukuku Uygulaması, Ankara 2007, s. 68-69.
  8. Matthew Rimmer, The Race to Patent the SARS Virus: The TRIPS Agreement and Access to Essential Medicines,
  9. MPEG-LA, https://en.wikipedia.org/wiki/MPEG_LA, (Erişim Tarihi:13.04.2020); Robert Merges, Institutions for Intellectual Property Transactions: The Case of Patent Pools, RPM, 1998, s.28-31.
  10. Mustafa Güney Çalışkan, Türkiye’de ve Dünyada Patent Süreçleri ve Bu Süreçlerin Patent Sistemine Etkisi, TPE Uzmanlık Tezi, 2011, s.97.
  11. US7375202B2, https://patents.google.com/patent/US7375202B2/en; US7220852B1 https://patents.google.com/patent/US7220852B1/en (Erişim Tarihi:13.04.2020).
  12. Ed Levyi Emily Marden, Ben Warren, David Hartell, Isaac Filate, Patent Pools and Genomics: Navigating a Course to Open Science?, B.U. . SCI& TECH. L., v.16, s.90-93.
  13. James Simon, Dealing with Patent Fragmentation: The SARS Patent Pool as a Model, in GENE PATENTS AND PUBLIC HEALTH 115, 119 (Geertrui Van Overwalle ed., 2007)
  14. Financial Times, Big Drugmakers Under pressure to Share Patents Against Coronavirus, https://www.ft.com/content/b69afd98-a8af-40d9-b520-4231d9cac68f (Erişim Tarihi:13.04.2020).

İLAÇ VE ECZACILIK SEKTÖRÜ İLE İLGİLİ SAHTE ÜRÜNLERİN YASADIŞI TİCARETİ

Organize çeteler tarafından sahte ürünlerin ticareti yapılarak, sınai mülkiyet hakkı sahiplerinin haklarının zedelenmesi ile maddi ve manevi zarara uğratılması uzun yıllardır sınai mülkiyet hak sahiplerinin başını ağrıtmakta olan bir mevzudur. Uluslararası ticaretin %3,3’lük kısmı (yaklaşık olarak 509 milyar ABD Doları hacim) sahte ürünlerin ticaretinden oluşmaktadır.

İşbu organize yapılar ile her gün savaş halinde olan birçok sektör bulunmaktadır. İlaç ve benzeri ürünlerin piyasaya sürüldüğü eczacılık sektörü de bu sektörler arasında 10. sırada yer almaktadır. Eczacılık sektöründeki sahte ürünlerin, sınai mülkiyet haklarını zedelenmesinin yanı sıra kamu sağlığını da tehdit eden faktörler olması sebebiyle, 2020 yılında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)[1] ve Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO)[2] ortak çalışması ile “İlaç ve Eczacılık Sektörü ile İlgili Sahte Ürünlerin Yasadışı Ticareti” [3]adlı çalışma yayınlanmıştır. Bu çalışmayı esas alarak, konuya ilişkin bazı notlarımızı sizlerle paylaşmak istedik.

A. SAHTE İLAÇ TİCARETİNE İLİŞKİN GENEL BİLGİLER

Sahte ilaçlara yönelik yasadışı pazarlar; yüksek kar marjları, düşük tespit ve kovuşturma riskleri, zayıf cezalar ve tüketicilerin kolaylıkla sahte ürünlerin orijinal olduğuna inandırılabileceği göz önüne alındığında, sahte ürün ticareti yapanlar için daha cazip konumdadır.

2016 yılında uluslararası sahte ilaç ticareti, 4.4 milyar ABD Dolarına ulaşarak, halk sağlığını ve güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir.  Sahte ilaçlar, sadece sektöre ekonomik zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda halk sağlığı için de önemli bir tehdittir. Bu ilaçlar genellikle uygun şekilde formüle edilmedikleri için sağlığa zararlı maddeler içermektedirler.

2014-2016 döneminde, ele geçirilen sahte ilaçlar arasında sıtma, HIV / AIDS ve kanser gibi ciddi hastalıkların tedavisinde kullanılan  ilaçlar dahil; antibiyotikler, yaşam tarzı tedavileri (diyetetik ürünler, besin takviyeleri, sporcular için takviyeler, bağışıklık güçlendiriciler vs.) , ağrı kesiciler, diyabet tedavilerinde kullanılan ilaçlar ve merkezi sinir sistemi ilaçları bulunmaktaydı.

Rapor  kapsamında yapılan araştırmada, Çin Halk Cumhuriyeti (%30), Hong Kong (Çin) (%4), Singapur (%17,5) ve Hindistan’ın (%53) sahte ilaç ticaretinde ana ekonomiler oldukları, Çin ve Hindistan’ın üretici konumunda olmalarına karşın; Hong Kong (Çin), Singapur ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin transit ülkeler konumunda oldukları tespit edilmiştir. Diğer önemli transit ticaret noktaları ise İran ve Yemen’dir. Türkiye ve Rusya’da en çok sahte ilaç ticareti yapılan on ülke arasında yer almaktadır. Sahte ilaçlar, bu ülkelerden dünyanın birçok yerine özellikle Afrika, Avrupa ve Amerika’ya gönderilmektedir. Türkiye ise Avrupa Birliği’ne gönderilen ürünler için ana transit noktasıdır.

Yakın süreçte yaşanan gelişmelerde ise Mısır, Pakistan, Filipinler, Endonezya gibi ülkelerdeki faaliyetlerin artışı ile gelecekte yasadışı ilaç ticaretinde bu ülkelerin büyük oranda rol olacağı yönünde kanı oluşturmaktadır. Aşağıdaki tabloda en çok üretim yapılan ülkeler ile transit ticaret ülkelerini görebilirsiniz:

Sahte ürünlerin başarıyla pazarlanması, bu ürünlerin tedarik zincirlerine nüfuz etmesini gerektirir. Söz konusu  tedarik zincirleri ise kısmen üreticiler ve düzenleyici otoriteler (Örneğin, Tarım ve Sağlık Bakanlığı, Rekabet Kurulu vs.) tarafından yakından izlenmektedir. Toptancılar tarafından ürün dağıtımı güvenli iken, birçok eczacılık ürününün binlerce ikinci seviye dağıtımcı/distribütör olduğu da unutulmamalıdır. Sahte ilaç pazarlamacıları, başarılı bir paketleme ile orijinal ürünün birebir kopyasını yaratırken, uzman incelemesi yapamayan veya yaptıramayan dağıtımcılar sahte ürün karşısında savunmasız kalmaktadır.

Yasadışı ilaç ticaretinin tespitini zorlaştıran en önemli unsurun başka ürünler adı altında yeniden paketleme olduğu bilinmektedir. Gümrüğe telefon kabı olarak bildirilen kutular içerisinde sahte ilaç pazarlanması bu kapsamda örnek olarak gösterilebilir. İyiniyetli dağıtımcılar olduğu kadar, kötü niyetli dağıtımcıların varlığı da yeniden paketleme yöntemi ile ilaç ticaretinin yayılmasını kolaylaştırmaktadır.

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde resmi olmayan dağıtım kanalları daha yaygın ve daha az güvenilirdir. Tüm dünyada sahte ürünleri ucuza dağıtan çevrimiçi (online) eczanelerin geliştirilmesi ile resmi olmayan dağıtım kanallarının güvenilirliği sorgulanmadan, tüketicilerin uygun şekilde formüle edilmemiş ürünler satın almanın ve kullanmanın riskini de adeta bilinçli olarak yüklendikleri görülmektedir.  Yine kargo sisteminin yıllar içerisinde gelişimi ile birlikte, tüketicinin ürüne erişimi daha kolay hale geldiği için sahte ilaç ticareti de doğru orantılı olarak artmıştır.

Uluslararası çapta Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (INTERPOL)[4], Dünya Sağlık Örgütü (WHO)[5] tarafından yürütülen organizasyonlar ve ulusal çapta hükümet ve sektör bazında sahte ilaç sektörü ile mücadele devam etmektedir.

Peki bu sahte ilaç ticareti ne gibi sonuçlara yol açmaktadır?

  1. Halk sağlığının zarar görmesi: Önümüzdeki yıllarda, takribi 72.000 ila 169.000 arasında çocuk ölümü ve sahte malarya ilaçları sebebi ile 116.000 yetişkin ölümü beklenmektedir.
  2. Ticari itibar kaybı: Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde şirketler %38 oranında küçülme yaşamıştır.
  3. Ekonomik ve vergisel kayıp: Avrupa Birliği’nde yaklaşık 1.7 milyar Euro kayıp yaşanmıştır.
  4. Sahte ilaçların kullanımı nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların tedavisi
  5. Zehirli maddeler sebebiyle çevre kirliliği
  6. Organize suça bağlı iş kaybı:  Avrupa Birliği (AB)’nde yaklaşık 80.000 istihdamın etkilendiği görülmüştür.

Dünya Sağlık Örgütü, sahte ürünlerde aşağıdaki şekilde bir ayrıma gitmektedir:

  • Standart Altı: Aynı zamanda “tanım dışı” olarak da belirtilmektedir. Bu kapsamdaki sahte ürünler, ilgili sağlık kuruluşları veya otoriteler tarafından gerekli standart veya özellikleri sağlamayan ürünlerdir.
  • Tescil Edilmemiş/Lisans Alınmamış: Ulusal veya bölgedeki kuruluşlar veya otoriteler tarafından gerekli inceleme veya onaylama sürecinden geçmemiş olan ürünlerdir.
  • Taklit Edilmiş: Kasten veya hileli olarak orijinal ürünün künyesinin, bileşiminin veya kaynağının değiştirilerek oluşturulan ürünlerdir.

Ancak sahte ürünlerin bu sayılanlarla sınırlı olmadığı açıktır. Örneğin, yasal yolla elde edilen eczacılık ürünlerinin hırsızlık sonucu karaborsada veya açık pazar olarak tanımlana sokaklarda satılması ile de orijinal ürünün yine yasadışı faaliyet konu edilmesi de yasadışı ticaret kapsamındadır. Hatta 2018 yılında dünya genelinde yakalama tutanakları incelendiğinde yasadışı ilaç ticareti faaliyetinin %51’i oranında hırsızlık faaliyeti olduğu, %49’un ise yasadışı ilaç üretimi ve ticareti olduğu görülmektedir.

Eczacılık sektörünün değeri katrilyonlarla ölçülmektedir. 2018 yılında sektör değeri 1.2 trilyon ABD doları olarak tespit edilmiştir:

En çok ilaç ihracatı yapan 20 ülke aşağıda yer alan grafikte listelenmektedir:

En çok ilaç ithalatı yapan 20 ülke aşağıda yer alan grafikte listelenmektedir:

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)[6] kayıtlarına göre 2016 yılında 390.888 marka, Nis Sınıflandırmasında (NICE Sınıflandırması) 5. sınıfta tescil edilmiştir. Dünya marka başvurularının yaklaşık %4.3’ünü oluşturan sektör, en çok marka tescili yapan aynı zamanda dördüncü sektördür. Ayrıca 2016 yılında, 108.964 ürün ise ilaç sektöründe patent almıştır. Patent başvurularında ise sektör yedinci sırada yer almaktadır. En çok başvuru yapan ülke ise Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

En çok ticareti yapılan ilaçlar:[7]

Aşağıda yer alan grafikte ise patent üzerinden doğan hakları en çok etkilenen ülkelere yer verilmiştir. Bu ülkeler aynı zamanda en çok patente sahip ülkelerdir:

B. SAHTE İLACIN TAŞINMASI

Sahte ilaç ticaretinin, 2011-2016 yılları arasında taşımacılık yöntemlerinin değişimi aşağıdaki tabloda verilmiştir. En çok kullanılan yöntem posta/kurye taşımacılığı iken, değer büyüklüğü olarak karayolu taşımacılığı ilk sıradadır:

Yıllar içerisindeki bu değişim ise birkaç nedene bağlıdır. Öncelikle, denizyolu ulaşımında sahte ürünlerin tespit edilme imkanı düşük olsa da bu ürünlerin tespit edilmesi halinde kaybedilecek bedelin büyüklüğü de riski arttırmaktadır. Bu sebeple, posta/kurye taşımacılığı yıllar içerisinde popülerleşmiştir.

Diğer sebep ise, elektronik ticaretin gelişmesi ile tüketicilerin ürünleri doğrudan satıcıdan talep edebilmeleridir. Yani küçük boyutta gönderilen siparişler artık yasal ticaret ağı kapsamında, yasadışı ticaretin tespitini zorlaştırmaktadır. Alibaba, eBay, Amazon gibi internet sitelerinin dünya çapındaki elektronik ticarete ilişkin teşviki ile risk tüketicinin kendisi tarafından alınmakta ve yasal ticaret maskesi altında yasadışı faaliyet yürütülmesini kolaylaştırmaktadır.

Yine posta/kurye taşımacılığında basit belgelendirmeler gümrük işlemleri için yeterlidir. Öyle ki, doldurulan bu basit form tamamen satıcının/göndericinin beyanı olup, kontrol mekanizmasına tabi bir işlem değildir. Çoğu zaman alıcı adresi dışında bilgi dahi bulunmamaktadır.

2018 yılında Amerika Birleşik Devletleri bu durumun önüne geçmek amacıyla “STOP” kısaltması ile “Opioid Kötüye Kullanımının Önlenmesini Güçlendirmek”[8] adlı düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.

ABD’ye gönderilen iki kilogramın altında tüm paketlere ilişkin gönderici ad, soyad, adres, alıcının adı ve soyadı, adresi, gönderilen paketin içeriği, ağırlığı ve değeri elektronik olarak posta idaresine bildirilmek zorundadır. Posta idaresi ise bunu gümrük otoritesine bildirerek, gümrükte kurye/kargo yolu ile gelen gönderilerin kontrolünü kolaylaştırmaktadır. Gümrük birliği ile Federal İlaç İdaresi [9]arasında bilgi paylaşımı ve yardım anlaşması imzalandıktan sonra, 2018 mali yılında 180 ülkeden gelen ve kontrol edilen paketlerin %90’ının ülkeye girişi yasak ürünler olduğu tespit edilmiştir.

2019 yılında İngiltere’de resmi posta idaresi, posta yolu ile AB dışına gönderilecek ürünlere ilişkin elektronik bildirim yapılmasına dair kurallar getirmiştir.[10] Hızlı/ekspres kurye taşımacılığında ise daha ileriye giden kurallar ile ürünün gönderildiği yer, taşıma süreci ve ulaştığı yer bilgileri otomatik olarak gümrük otoritesi ile paylaşılacaktır. Ancak bu bilgilerin yanıltıcı olabileceği hususu yanında kişisel veri ihlali olması da soru işaretlerine yol açmaktadır. Yine Dünya Ticaret Örgütü (WTO)[11] yönergesi doğrultusunda ihracat vergileri ve sair düzenlemelerde düşük bedeller alınması da, AB’nin yasadışı ilaç ticareti ile savaşta yetersiz kalmasına neden olmaktadır.

C. SAHTE İLAÇ SATIŞ KANALLARI

1. İnternet

Belirtildiği üzere, elektronik ticaretin artışı ile internet en çok kullanılan ve geniş satış kanalı haline gelmiştir. Öyle ki, ABD’de 2017 yılında yaklaşık 26 milyon kişinin ve Hollanda’da da yaklaşık nüfusun %10’unun eczane ürünlerini internet kanalı ile satın aldığı gözlemlenmiştir.

Tüketicilere internet alışverişinin çekici gelmesinin ise dört ana sebebi bulunmaktadır. Bunlar;  hız ve erişilebilirlik; ucuz fiyat; hassas sağlık problemlerinin sağlık çalışanları; aile veya otoriteler ile paylaşılmaması ve reçete alma yükümlülüğünün bulunmamasıdır.

Birkaç farklı otoritenin çevrimiçi eczaneler üzerinde yaptığı araştırmalar ise korkunç tabloyu gözler önüne sermektedir:

  • Online alışveriş yapanların sadece %5’i sitenin güvenirliliğini sorgulayabilmektedir. 
  • Kişilerin yaklaşık 1/3’ü çevrimiçi ilaç alışverişi yapmıştır.
  • Kişilerin yarısı online ilaç alışverişi yapma fikrine açıktır.
  • Online eczaneler %95’i hukuka aykırı faaliyet göstermektedir.
  • Online satın alınan ilaçların %62’si sahte ilaçtır.
  • Reçeteli ilaç olarak geçen ürünlerin %90’ı reçetesiz satılmaktadır.
  • Online eczane alan adlarının %95’i güvenilir eczanelerin veya eczacıların adlarına kayıtlı değildir.
  • Online satılan ilaçların %78’i marka haklarını ihlal etmektedir.
  • Online eczaneler reklamını elektronik posta veya online reklamlar aracılığı ile yapmakta, yapılan reklamlar ise tek sefer görüntülenmektedir. Sosyal medya reklamları da online reklamlarda büyük yere sahiptir.
  • Para akışının güvenli hale getirmeye çalışan kurumlar önlem almakta ise de bu eczaneler, paranın ilaç satışından kaynaklı olduğunu bildirmemektedir.
  • Bazı online satıcılar inanılırlığını arttırmak için paketlemeye önem verirken, bazıları gazete kağıdına sarılı dahi gönderim yapabilmektedir.

2011 yılında, AB ilaç otoritesi[12] tarafından sahte ilaç satan bir online eczane kurularak, ziyaretçilerin verileri toplanmıştır. 9 hafta boyunca açık tutulan internet sitesine, 112 ülkeden yaklaşık 360.532 kişi erişim sağlamıştır. Tıklama başına bedel ödeyerek reklam yapan site, aynı zamanda elektronik posta üzerinden reklam göndermiş ve başka internet siteleri üzerinden de reklamlarını yayınlamıştır.  Çalışma yasadışı ilaç ticareti yapan sitenin işlevini yerine getiriyor olması halinde, yıllık 12 ila 35 milyon Euro gelir elde edebileceğini göstermektedir.

2. Sokak Satışı

Gelişmekte olan ülkelerde, tespitin de zorluğu sebebiyle yaygın kullanılan bir satış kanalıdır. Gana’da görülen bir örnekte yerel bir eczanede satılan ilacın yaklaşık %2’nin altında bir oranda gerçek içeriğe sahip olduğu öğrenilmiştir. Eczane ise ilacı lisanslı satıcıdan almıştır. Lisanslı satıcının bu ilacı seyyar bir satıcının kamyonetten ucuza ilaç satın aldığı ve sorgulamadığı ise otoriteler tarafından yapılan soruşturma kapsamında tespit edilmiştir.

3. Serbest Ticaret Bölgeleri

Yüzyıllar önce gümrük kısıtlamaların kaldırılması ve ticaretin arttırılması amacıyla kurulan serbest ticaret bölgeleri, ekonomik kalkınmada büyük rol oynamaktadır. Şu an 130 ülkede yaklaşık 3.500 serbest ticaret bölgesi bulunmaktadır. Ticaret bölgelerindeki kuralların esnekliği, yasadışı ilaç ticareti yapanların da ilgisini çekmektedir.

Örnek verilecek olursa, 2013’te İngiltere gümrük otoritesi tarafından ticareti yapılan sekiz ilaçtan yedisinin sahte olduğu tespit edilmiştir. Sharjah Dubai serbest ticaret bölgesinden Freeport, Bahamas’a transiti sağlanan ilaçlara ilişkin Bahamalar tarafından başlatılan soruşturmada, ilaçların Kanada merkezli yasadışı bir online eczane tarafından ticaretinin yapıldığı tespit edilmiştir. Bahamalardaki baskından sonra merkezini başka bir serbest ticaret bölgesi yapan şirketin karmaşık tedarik zincirinde Çin’de üretilen ilaçların Hong Kong yolu ile Birleşik Arap Emirlikleri’ne gönderildiği, Dubai’de sahte reçete üretilerek gerçek gösterilen ilaçların oradan Bahamalar’a gönderildiği ve son durak olan Amerika’ya gitmek üzere İngiltere’ye yola çıktığı tespit edilmiştir. Online eczanenin sahibi ticareti yapılan ilaçların %90’ının sahte olması sebebiyle dört yıl hapse mahkum edilmiştir.

D. SAHTE İLAÇ TİCARETİNİN ARKASINDAKİ NEDENLER

1. Yüksek Kar Marjı

Gerçek ilaçlara kıyasla ucuz maddelerin kullanılarak oluşturulduğu ilaçlar, aynı fiyat üzerinden pazarlandığında büyük kar elde edilmesine sebep olmaktadır. Örneğin, global ilaç şirketlerinde Pzifer tarafından üretilen Viagra®, en çok satılan sahte ilaçlardan biridir. Öyle ki, bir kilogram eroinin üretilmesi daha fazla masrafa sebep olurken, sokak satışındaki değeri de Viagra®’dan düşüktür. Eroinin satışı yanında sahte ilacın tespiti daha zor ve daha risksiz olduğu da göz önüne alındığında organize suç şebekleri için çekici gelmektedir. İngiltere’de yapılan araştırmada, bir ilaçtan yaklaşık 7,900% oranında kar elde edildiği belirlenmiştir.

2. Tespit Riskinin Düşüklüğü

Uluslararası ticarette gümrük otoriteleri, ülkeye giriş yapmadan sahte ilaçları tespit edebilmekte iken sağlık örgütleri ise giriş yaptıktan sonra tespit edebilmektedir. Yine de, gümrük tarafından kontrolü sağlanan taşımaların çokluğu, sahada yapılabilecek testlerin uzman eksikliği gerek zaman yokluğu sebebiyle ilgili denetimlerin yapılamadığı görülmektedir.

Satış kanallarının yaygınlaşması, satıcıların ürün kopyalamada uzmanlaşması, tüketicilerin bilinçsizliği de tespiti zorlaştıran diğer etkenlerdendir.

3. Soruşturma Açılma Riskinin Düşüklüğü

Uluslararası ticaret olması yönünden çoğu sahte ilaç tekrarlı satıcıya veya tüketiciye ulaştığında tespit edilebilmektedir. Karmaşık yapıdaki tedarik zincirlerinin çözümlenmesi için teknik yeterliliğe sahip uzmanlar gereklidir. Her ülkede ise polis kuvvetlerinin yeterli uzmanlığa sahip olmadığı gözlemlenmektedir. Öyledir ki, uluslararası ticaretteki ağların çözümlenmesi, yabancı banka hareketlerinin incelenmesi, gümrük otoriteleri ile temas halinde olmak ve en önemlisi ürünün sahteliğini tespit etmek gereklidir. Ülkelerin işbirliği yapması gereken durumlarda, dil bariyeri de söz konusu olabilmektedir.

4. Zayıf Yaptırımlar

Yasadışı uyuşturucu ticaretinin yaptırımları, ömür boyu hapis cezalarına çıkabilmekte iken yasadışı ilaç ticareti bir o kadar kişilerin vücut bütünlüğü ve yaşam hakkına zarar verebilecek iken yasadışı ilaç üretiminde üst sırada yer alan Çin’de bile en ciddi vakalarda 7 yıldır.

Marka ihlalinden doğan tazminat bedelleri de bir o kadar düşük olduğundan, kar marjı yüksek olan bu suçun ileriki yıllarda daha da yaygınlaşacağı ortadadır.

E. SAHTE İLAÇ TİCARETİNİN ETKİ ALANI

Sahte ilaç ticareti tüketicileri, yasal ilaç üreticilerini, devletleri ve tüm ekonomiyi etkilemektedir.

Tüketicileri inceleyecek olursak; önümüzdeki yıllarda takribi 72.000 ila 169.000 arasında çocuk ölümü ve sahte malarya ilaçları sebebi ile 116.000 yetişkin ölümünün tahmin edildiğini  belirtmiştik.

Bu vakaların yanında genel olarak yan etkilerin gözlemlendiği, hastalığın tedavi edilemediği ve ölüm riskinin arttığı, ilaca dayanıklı enfeksiyonlar gözlemlendiği, tedavi masraflarının arttığı, gelir kaybının oluştuğu, yanlış tedaviye bağlı destek ihtiyacının ortaya çıktığı, sağlık kurumlarına ve çalışanlarına güvenin kaybedildiği tüketicilere yansıyan diğer etkilerdendir.

Global ilaç firması Novartis tarafından yapılan araştırmada,[13] sahte ilaçların %90 oranında hastaya zarar verdiği tespit edilmiştir. Bu etkilerin bazen gözle görülememesi de halk sağlığı için başka bir tehdit oluşturmaktadır.

Yasal ilaç üreticileri yönünden inceleyecek olursak; kar kaybı (2012-2016 arasında AB’de yaklaşık 9.6 milyar Euro kayıp yaşanmıştır.), marka koruma masrafları (yıllık 200 ila 800 milyon Euro arasında), ticari itibar kaybı, yargılama masrafları olarak sahte ilaç ticaretinin birçok etkisi olduğu açıktır.

Öyle ki, bazı ilaç firmaları yıllık raporlarında veya yıllık mali raporlarında ne tür tedbirler alındığına da değinmişlerdir. Bazı şirketler uluslararası koordinasyon merkezi kurarak, soruşturma nezdinde ürünler üzerinde testler yaptığı ve siber suçları tespit ettiği de bilinmektedir.

Çoğu şirket, ürünlerini geliştirerek kopyalanmasını zorlaştırmakta, tüketicileri bilinçlendirme çalışmaları yapmakta, otoriteler ile işbirliği sağlamakta, tedarik zincirini sıkı denetim altına almaktadır.

Kaynağı yok etmeye çalışan bu şirketlerin uluslararası çapta çaba gösterdiği görülmekte ise de cezai yaptırımların zayıflığı karşısında faaliyetlerin önüne geçmenin zorluğu da açıktır.

Devletler ise bu süreçte gelir ve vergi kaybı dışında, sınırlı sağlık araştırmaları bütçelerinin de bir kısmını yasadışı ilaç ticaretinin tespitine harcayarak kaynak da kaybetmektedir.

Öyle ki, bu ticaretin tespiti için düzenlemeler yapmakta ve işlerlik kazandırmak için masraf yapmaktadırlar. Örneğin üreticilerin sahte ilaç bıraktıkları parmak izini bulmak için yöntem geliştirilmiş olsa da bu yöntemin bedeli 5.000 ila 15.000 ABD Doları arasında değişmektedir.

Devletin sağlık kurumlarına olan güven de zedelenmektedir. Öyle ki bu ilaçların yan etkilerinin görülmesi veya ilaç tedavisine bağışıklık geliştiren bireylerin tedavi süreçleri de etkilenmekte, bu da bireylere, devlet kurumunun güvenirliliğini sorgulatmaktadır. Bu süreçte, yanlış tedavi uygulayan bireyin sağlık masraflarına da yine devlet katlanmaktadır.

Global olarak ekonomide etkileri ise çevre kirliliği, yabancı yatırımın kaybı ve organize suç şebekelerinin çökertilmesinin masrafı olarak görülmektedir.

Organize suç şebekelerinin çökertilmesi üst başlıklarda belirttiğimiz üzere, uzmanlık gerektirdiği, uluslararası işbirliği gerektirdiği ve bazı devlet kurumlarının içerisindeki faktörler sebebiyle yozlaşması nedeniyle zorlu bir süreçtir. Gün geçtikçe elektronik ticaretin artması, çetelerin profesyonelleşmesi de yine suçla savaşı zorlaştırmaktadır.

INTERPOL tarafından yapılan araştırmalarda, sahte ilaç ticareti yapanların başka suçlar da işlediği gözlemlenmiştir.

Özellikle, Amerika Birleşik Devletleri’nde geçtiğimiz yıllardaki sahte ilaç ticareti vakalarına yönelik yargılamalarda, şahısların ve kurumların sahte ilaç ticareti yanında, tüketiciyi yanıltma, kara para aklama, kayıt dışı silah bulundurma, kayıt dışı uyuşturucu dağıtım merkezi kurması, kaçakçılık, geniş çapta dolandırıcılık gibi suçlardan hüküm giydirerek daha ağır yaptırımlar uygulanması sağlanmaktadır. Bu nevi yaptırımların daha caydırıcı niteliği olacağı açıktır.

F. SAHTE İLAÇ TİCARETİNİ ÖNLEMEYE YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Başta INTERPOL, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Gümrük Birliği [14]olmak üzere birçok kurum, sahte ilaç ticaretine karşı işbirliği yapmaktadır. Bu kurumların yanında ülkelerce de yasal tedbirler uygulanmaktadır.

INTERPOL, 2008 yılından beri birçok ülkenin eş zamanlı operasyonları ile desteklenen ve ana amaçları ilaç satışı yapan internet sitelerinin arkasındaki çetelerin çökertilmesi olan PANGEA isimli operasyon düzenlemektedir. 2018 yılındaki PangeaXI’ya 116 ülke dahil olarak, dünya çapında 859 yakalama gerçekleştirilmiş ve 14 milyon ABD  doları değerinde sahte ilaç ele geçirilmiştir. Ayrıca Asya ülkelerini hedef alan Operasyon Rainfall, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı hedef alan Operasyon  Qanoon ve Kuzey Afrika’yı hedef alan Operasyon Heera da organizasyonun diğer uluslararası operasyonlarıdır.

INTERPOL, söz konusu operasyon nezdinde elde ettiği veriler ile gelecekteki operasyonları için stratejik adımlar atmaktadır. Öyle ki, tüketicilerin elektronik ticarete olan talep artışının kaçakçılığın küçük paketler ile yapılma olasılığının da yükseldiğini otoritelere bildirerek,  kontrol mekanizmalarının dikkatini çekmektedir. İlaçların stoklanmasında kullanılan yöntemler de yine otoriteler ile paylaşılmakta, arama sürecinin daha verimli olması sağlanmaktadır. Örneğin, ilaçların dijital video disk (DVD) paketlerinde, içi boşaltılmış kitaplar içerisinde gönderilmesi son zamanlarda karşılaşılan yöntemler olarak, otoritelere bildirilmektedir.

Dünya Gümrük Birliği, kapasite geliştirmeye ve üyeleri ile kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamaya yönelik programlar ile uzmanların akreditasyonunu ve bölgesel örgütlenmeye odaklanmaktadır. Örgütlenme kapsamında gümrük idaresi çalışanlarını sahte ilaç ticaretinin tespiti ve önlenmesinde uzmanlaştırma amacı ile uluslararası kuruluşların ve hak sahiplerinin katkıları ile eğitmektedir.

Eşzamanlı geliştirilmiş sınır kontrolleri yoluyla tüm üyelerin çabalarını koordine ederek, farklı ülkeler arasında gerçek zamanlı olarak bilgi paylaşımını geliştirmeye destek vermektedir. Özel sektör kuruluşları da bu süreçte gerekli ticari veriyi paylaşarak sahte ilacın tespitinde yardımcı olmaktadır.  Kuruluş, gümrüklerde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlara destek sağlayarak büyük oranlarda ürünün ele geçirilmesi ve tespitinde önemli rol üstlenmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü ise önleme, tespit ve tespit sonrası yapılması gerekenler aşaması olarak tüm süreçte genel halk sağlığının korunması gayesiyle destek sağlamaktadır.

Uzmanların yetiştirilmesi, sahte ilaçların daha hızlı ve etkili tespitinin sağlanması, yeterli halk sağlığı politikaları olmayan devletlerin desteklenmesi, uluslararası çapta veri tabanı oluşturulması ve bu veri tabanının ülkelerin erişimine açılması, uluslararası verinin değerlendirilerek doğru yaptırımın öngörülmesi konuları olmak üzere örgüt birçok alanda destek sağlamaktadır.

Yasal tedbirler kapsamında; ülkeler tarafından düzenleyici otoritelerin kurularak uluslararası alanda işbirliklerinin ve veri akışının sağlanması, tedarik zincirinin sıkı denetime tabi tutularak izlenmesi, gerçek ilaç paketlemeleri üzerinde kopyalanamaz logo-barkod oluşturulması, orijinal satıcılar için ortak logo uygulaması, tedarik zincirinin elektronik olarak takibi, online eczanelerin orijinalliğinin tespiti ve kamu ile paylaşılması, online eczane siteleri tarafından ilaç satışının yasaklanması veya online eczanelerin alan adı almak için sıkı kurallara tabi tutulması gibi örnekler sayılabilir.

Türkiye tarafından uygulanan tedarik zincirinin elektronik takibi, Sağlık Bakanlığı tarafından 2010 yılında başlatılmış olup nihai tüketicinin orijinal ürüne ulaşmasını temin etmektedir.

Özetle, sahte ilaç ticaretinin önlenmesi için marka ve patent hakkı sahiplerinin alması gereken önlemlerin yanında genel halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit eden etkileri ile uluslararası alanda kuruluşların ve hükümetlerin desteğine ihtiyaç duyduğu açıktır. Tüketicilerin bilinçlendirilme çabası yanında gümrük bölgelerinde sıkı tedbirlerin uygulanması, çalışanların uzmanlaştırılması gerekliliği de ortadadır. Online ilaç satışı ise resmi uzantılı internet siteleri haricinde yasaklanmalı, ilaç tedarik zincirleri sıkı denetimlere tabi tutulmalıdır.

Bu süreçte uluslararası işbirliği, dünya sağlığı ve ekonomisi için önem arz etmektedir.

Didem TENEKECİOĞLU (Avukat)

Nisan 2020

didemtenekecioglu@gmail.com


[1] Organisation for Economic Co-operation and Development

[2] European Union Intellectual Property Office

[3] OECD/EUIPO (2020), Trade in Counterfeit Pharmaceutical Products, Illicit Trade, OECD Publishing, Paris,

https://doi.org/10.1787/a7c7e054-en.

[4] International Criminal Police Organization

[5] World Health Organization

[6] World Intellectual Property Organization

[7] İstatistiki çalışma gümrüklerde ele geçirilen ürünler üzerinden yapılmıştır.

[8] Strengthen Opioid Misuse Prevention Act

[9] Federal Drug Administration

[10] https://personal.help.royalmail.com/app/answers/detail/a_id/96/~/prohibited-and-restricted-items—advice-for-personal-customers

[11] World Trade Organization

[12] National Association of Boards of Pharmacy (NABP)

[13] Novartis in Society 2019, https://www.novartis.com/sites/www.novartis.com/files/novartis-in-society-us-report-2019.pdf

[14] World Customs Organization

Corona Virüs Patentlenebilir Mi? ABD ve Avrupa Patent Kanunlarıyla Kısa Bir Analiz

  • Giriş

Hayatımıza Aralık 2019’da girmesinden çok kısa bir süre sonra dünyanın ortak derdi haline gelen ve 11.03.2020 tarihi itibariyle Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) pandemi ilan ettiği Corona virüsün (literatürdeki bazı isimleriyle; 2019-nCoV veya SARS-CoV-2) ayak izleri, patent hukuku sahasında da anlamlı bir takibe konu oluyor. Corona virüsün hastalarda tedavi için kullanılan bir ilacı henüz yok, ancak Nisan 2019’da USTPO (ABD Patent ve Marka Ofisi) tarafından Gilead Sciences’a remdesivir isimli ilaç için verilen patent, buna deva olmaya talip. Gilead Sciences’ın CNIPA (Çin Patent Ofisi) başvuruları beklemedeyken; Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün Corona virüs tedavisine ilişkin CNIPA patent başvurusu tartışmalar yaratmıştır. Zira Gilead Sciences’ın başvurusu sonuçlanmasa dahi kamuya ve endüstriye ifşa olan bu buluşun patent alamayacağının bilincindeki uzmanların, bir bileşik üzerinde patent başvurusu yapması beklenmektedir.

Corona virüs tedavisi üzerindeki patent tartışmaları bir yana, virüsün patentlenebilirliği biz hukukçulara ayrı bir tartışma sahası bahşediyor. Yaşayan organizmaların patentlenebilirliği, uluslararası mevzuatta ve ülkemizde belli koşullarda uygundur. Bu sürecin bir gecede olgunlaştığını söyleyemeyiz, Diamond v. Chakrabarty kararıyla ilk kez genetik modifikasyona uğrayan bakteriye patent verilmiş ve aradan geçen 40 yılda yaşayan organizmaya patent verilebilirlik kriterleri belli standartlara oturabilmiştir. Corona virüs ise, doğada kendiliğinden bulunan bir virüs tipidir. Dolayısıyla genetik manipülasyona uğramış bakteriler ile aynı kriterlerde değerlendirilemeyecektir. Canlı organizmalara ilişkin USTPO ve EPO (Avrupa Patent Ofisi) farklı kriterler geliştirmiştir.

  • USTPO ve Virüs Patenti

Patentlenebilirlik üzerine temel madde ABD Patent Kanunu (35 U.S.C.) madde 101 hükmü şu şekildedir:

“Her kim herhangi yeni ve kullanışlı bir yöntem, makine, ürün ya da madde karışımı yahut bunlarda faydalı yeni bir ilerleme sağlayacak bir icat ve keşifte bulunursa bu kanunun şart ve koşullarına uygun olmak kaydıyla patent alma hakkına sahiptir[1].”

Bu maddeye göre patentlenebilirlik kriterleri üç başlık altında toplanmaktadır; yenilik, aşikâr olmama ve faydalılık (yararlılık). Bu kriterleri sağlamlaştırma yolunda ABD Yüksek Mahkeme kararlarının da literatüre etkisini yadsımamak gerekmektedir. Diamond v. Chakrabarty kararı, mucit Chakrabarty tarafından modifiye edilmiş Pseudomonas bakterisi için alınmıştır. Bu karardan sonra Yüksek Mahkeme’nin Moore v. Kaliforniya Üniversitesi kararı ile hücre hattı için alınan patent ile insan vücudunun içerisine girilmiştir. Moleküler Patoloji Derneği v. Myriad Genetics kararı ise genlerin ticarileştirilmesi tartışmalarına yol açsa da; insan eliyle değiştirilmiş cDNA’ya patent hakkı tanınarak; doğadan izole edilmiş biyolojik materyallere patent verilmemesi prensibini literatüre kazandırmıştır.

Wuhan çıkışlı Corona virüsü doğal ürün olduğu için patentlenemez. İzole genlerin patentlenemez olarak kabul gördüğü Myriad kararından sonra bahse konu vahşi tip virüs suşu üzerinde patent talebi ABD Patent Kanunu’na aykırılık teşkil edecektir. Bu virüsün vahşi tip suşunda bulunmayan bir gen sekansı içeren genetik modifikasyon ürünü farklı bir virüs ABD’de patentlenebilecektir. Yani gen sekansından onun hastalığa sebep olarak patojeninin çıkartıldığı virüse dayanan canlı bir aşı ABD’de korunabilecektir. İnsana ait 7 Corona virüs suşu keşfedilmiştir[2]. Wuhan Corona virüsü (SARS-CoV-2), kamuoyunda SARS hastalığı olarak bilinen SARS-CoV virüs sekansı ile %80 oranında benzemektedir[3].

  • EPO ve Virüs Patenti

Avrupa Patent Sözleşmesi (APS), Avrupa Patent Hukukunun temelini oluşturan bir metindir. Türkiye Cumhuriyeti de 27.01.2000 tarihinde 4504 sayılı Kanun ile bu Sözleşmeyi yürürlüğe sokmuştur[4]. Sözleşmenin 52. maddesinin 1. fıkrası patentlenebilirliği şu şekilde belirlemiştir:

Avrupa patentleri sanayide uygulanabilen, yeni ve bir buluş basamağını içeren herhangi bir buluş için verilir.”

APS uyarınca bir buluşun patentlenebilir sayılması için o buluşun; yenilik, buluş basamağı, sanayiye uygulanabilir olma kriterlerini sağlamış olması gerekmektedir. 98/44 sayılı AB Direktifi, biyoteknolojik buluşların patentlenebilirliğini ele alarak, ona ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Bu Direktif ile bitkiler, hayvanlar, insan vücudu parçaları ve genler üzerinde patent verilebilmesi mümkün olmuştur. Direktif’in 5. maddesinin 2. fıkrası virüs patentlenebilirliği için dikkat çekici fark yaratan kısma sahiptir. Buna göre:

“(2) İnsan vücudundan izole edilmiş veya teknik bir işlemle üretilerek başka bir gen sekansını veya kısmı sekansını içeren parça, bu parçanın yapısı doğal bir parça ile aynı olsa bile patentlenebilir bir icat olabilir.

Direktifin ilgili maddesinin yarattığı fark Myriad kararıyla daha da görünür olmuştur. Zira ABD Yüksek Mahkemesi izole edilmiş gene ilişkin patentlenemez kararı vermişse de, EPO biyolojik sistemde kendiliğinden üreyebilen veya üretilebilen biyolojik materyallerin doğal ortamından ayrılması veya teknik bir işlem sonucu üretilmesi halinde patentlenebileceğine hükmetmiştir[5]. AB Hukukunda, doğal olsa dahi o genetik dizimin izole edilmesi teknik bir süreç olarak değerlendirilerek patentlenebilir bulunmuştur.

Doğal ortamından izole edilen (SARS-CoV-2’de olduğu gibi) veya teknik bir işlemle üretilen biyolojik materyalin, o doğada bulunsa bile patentlenebilir olduğuna karar verilmiştir. Dolayısıyla, konakçıdan izole edilen viral bir suş, o suşun patentlenebilirlik kriterlerini sağlaması şartıyla, patentlenebilecektir.

  • Sonuç

Şu an için Wuhan Corona virüsünün üzerinde patent alındığına dair iddialar paylaşılsa da, Ocak 2020’de Corona virüsünün genomik dizileri halka açıldı. 18 aylık bekleme süresi geçtikten sonra yani 2021’in ortalarına kadar Wuhan Corona virüse dair bir patent başvurusu olup olmadığını öğrenmemiz mümkün olacaktır[6]. Ancak şu an için bir Wuhan Corona virüsünün üzerinde bir patent hakkı tesis edilmediğini sistem taramalarından görmekteyiz. 

Şimdilik USTPO ne de EPO, Corona virüsü için hiçbir tarafa patent hakkı tesis etmemiştir. Pratik anlamda her iki hukuk sisteminde şu an için aynı sonuç elde edilse dahi, yaşayan organizmaların patentlenebilirliğine dair hükümler ve içtihatlar iki sistemin birbirinden farklı olduğuna işaret etmektedir. Bu noktada AB’nin daha geniş bir yorumla yaşayan organizma patentlenebilirliğini öngördüğünü söylemek mümkündür.

Yıldız Tuğçe ERDURAN

Mart 2020

tugcerduran@hotmail.com


[1] Çeviri bana aittir.

[2] Common Corona Viruses, https://www.cdc.gov/coronavirus/types.html

[3]Irene Vázquez, SARS-CoV-2 Coronavirus and Patents, https://abg-ip.com/coronavirus-patents/?cli_action=1584095603.525.

[4] Avrupa Patentlerinin Verilmesi ile İlgili Avrupa Patent Sözleşmesi ve Eklerine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/kanunlar_kararlar/kanuntbmmc084/kanuntbmmc084/kanuntbmmc08404504.pdf

[5] Emre Bayamlıoğlu, “Myriad Davası ve Genetik Sekans Patentlerine Karşılaştırmalı Bir Bakış”, Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi, 2014, s.38, s.31-32

[6] Irene Vázquez, a.e.

KORONA GÜNLERİ: KAMU YARARI İLE FİKRÎ MÜLKİYET KORUMASI KARŞI KARŞIYA

Evrenin herhangi bir yerinde, Dünya’dan gelen sesleri dinleyenler varsa muhtemelen bu aralar “koronavirüs” dışında pek az şey işitiyorlardır. Koronavirüs’e (COVID-19 ya da 2019-nCoV) dair yazılan yazıları okumak bir yana, konuya ilişkin herhangi bir şey dahi duymak istemeyenler varsa bu yazıyı önlerine düşürdüğüm için şimdiden özür dilerim.

“Koronavirüs Hukuku” adı altında hukuk dünyamıza giriş yapan fantastik alanı bir yana bırakacak olursak; Koronavirüs bir hukuk dalı olmamakla birlikte hukukun pek çok alanı ile ilişkilidir. Fikrî mülkiyet hukuku alanına, “korona” esas ya da münhasır unsurlu marka başvuruları ile giriş yapan salgın, patent ihlali iddiaları ile etki alanını genişletmektedir.

Fikrî mülkiyet haklarına sağlanan korumanın, toplumun gelişmesi önünde bir engel olduğu ya da aksine, söz konusu hakların korunmamasının fikrî yaratımı engelleyeceği yönündeki tartışmalar, her zaman felsefi düzeyde kalmamakta, kimi zaman bizi tartışmanın bir tarafına çekecek olaylarla somutlaşmaktadır.

Bir pandemi haline gelen Koronavirüs salgınının, insan sağlığına olumsuz etkilerini artıran unsurlardan biri de tıbbi cihaz arzında yaşanan sorunlardır. Koronavirüs testleri pozitif çıkan hastalara solunum desteği sağlayan cihazların parçalarından biri olan valflerin piyasada tükenmesi üzerine, Cristian Fracassi ve Alessandro Ramaioli adlı iki İtalyan gönüllünün; tanesi yaklaşık 10.000 $’a tedarik edilebilen bu aparatları, 3D yazıcı ile tanesi 1 $ maliyetle üreterek hastaların kullanımına bedelsiz olarak sunduklarına ilişkin haber, İtalya Teknoloji Bakanı Paola Pisano tarafından 15 Mart 2020 tarihinde Twitter üzerinden duyurulmuş ve bu iki girişimci Bakan tarafından tebrik edilmişti.[1] Bugün bir sitede yayınlanan haberde[2]; söz konusu valflere ilişkin iki gönüllünün patentin sahibi olan şirketten çizim dosyalarını istediği, ancak şirketin bu çizimleri paylaşmaktan imtina ettiği, ancak şirketin üretim yapan gönüllülere karşı herhangi bir hukuki girişimde de bulunmadığı, 3D yazıcı ile üretim yapan İtalyan gönüllüler ile üretim aşamasında yardımcı olan FabLab Şirketi’nin; bu üretimden kâr amacı güdülmediği, üretilen ürünlerin yalnızca hastalarda kullanıldığı, 3D yazıcıda kullanılmak üzere yapılan çizimlerin kamuyla paylaşılmayacağı ve ihtiyacın ötesinde üretim yapılmayacağı yönünde açıklama yaptığı bilgileri yer almaktadır. Yazımızın bundan sonraki bölümünde söz konusu olay bir örnek niteliğinde olmak üzere, Türk hukuku bakımından incelenecektir.

Patent hakkının, bir mülkiyet hakkı olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkına ve bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin en temel norm olan 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) ilgili hükümleri incelenmelidir. Anayasa m.13 hükmüne göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Anayasa m.35 hükmüne göre; herkes, mülkiyet hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Anayasa’nın ilgili hükümleri incelendiğinde, mülkiyet hakkının özüne dokunulmaksızın, bir başka ifadeyle bu hakkın varlığını anlamsız kılacak nitelikte olmamak üzere, kamu yararı amacıyla ve ancak kanunla sınırlanabileceği sonucuna varılmaktadır. Yine mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılamayacağının da Anayasa düzeyinde normatif olarak düzenlendiği görülmektedir. Bu bağlamda patentin sağladığı hakların sınırlandırılması mümkündür.

Anayasa’nın mülkiyet hakkına ve bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeleri, patent hukuku bakımından, 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) zorunlu lisansa ilişkin hükümlerinde karşılığını bulmaktadır. SMK m.129/1,c hükmünün yapmış olduğu atıfla SMK m.132/1 hükmüne göre; kamu sağlığı nedeniyle patent konusu buluşun kullanılmaya başlanması, kullanımının artırılması veya genel olarak yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıması hâlinde Cumhurbaşkanınca, kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle zorunlu lisans verilmesine veya buluşun kamu yararını karşılayacak yeterlikte kullanımı patent sahibi tarafından gerçekleştirilebilecekse buluşun şartlı olarak zorunlu lisans konusu yapılmasında kamu yararı bulunduğuna karar verilir. SMK m.133/1 hükmüne göre; zorunlu lisans süre, bedel ve kullanım alanı göz önüne alınarak belirli şartlar altında verilir.

Somut olay incelendiğinde, ihlale ilişkin teknik şartların sağlandığı varsayımıyla, iki gönüllünün üretmiş oldukları ürünler; SMK m.141/1 hükmüne göre, patent veya faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek, şeklinde ifade edilen patent hakkına tecavüz sonucunu doğurmaktadır. Ancak mülkiyet hakkına ve haksız fiili sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler SMK ile sınırlı değildir. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, Anayasa m.35/3 hükmüne göre; mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.  11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 63/2 hükmüne göre; daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar varsa fiil, hukuka aykırı sayılmaz.  Somut uyuşmazlık bakımından tıbbi aparatı üretenlerin ticari amaç gütmedikleri, ürünleri yalnız hastalarda kullandıkları, ürün çizimlerini kimseyle paylaşmayacakları yönündeki beyanları ile hastanın hayatının kurtarılmasındaki üstün özel yarar ve salgının önlenmesindeki üstün kamusal yarar birlikte değerlendirildiğinde patent ile korunan valflerin üretilmesinin hukuka aykırı olmayacağı ve patent haklarına tecavüzün mevcut olmadığı değerlendirilmektedir.

jonas salk ile ilgili görsel sonucu
Kaynak:
https://www.gidahatti.com/milyonlarca-cocugun-hayatina-dokunan-jonas-salk-kimdir-58562/

Yazımızı sonlandırırken tıbbi ürünlerin ve ilaçların patent verilerek korunması konusunda somut olayın tam aksi yönde bir örneği hatırlatmak isterim. Bir röportaj esnasında muhabirin, “Aşının patenti kime ait?” sorusunu, “İnsanlara derim. Patent yok. Güneşi patentleyebilir misiniz?” şeklinde yanıtlayan[3] (Röportajın aşağıda yer alan bağlantıyla erişebileceğiniz videosunu izlemenizi öneririm.), yukarıda fotoğrafı yer alan Amerikalı Hekim ve Bakteriyolog Prof. Jonas Edward Salk, çocuk felci aşısını bulduktan sonra bu aşıyı patentle koruma yolunu tercih etmeyerek, aşıyı kamunun kullanımına sunmuş, çocuk felci vakalarının %89-90 oranında azalmasını sağlamış[4] ve aşıya patent alma yolunu tercih etseydi elde edeceği 7 milyar $’lık muhtemel bir gelirden mahrum kalmıştır. Kendisi bir kahramandır. İnsanlık adına minnetle ve saygıyla anıyorum.

Osman Umut KARACA

Mart 2020

osmanumutkaraca@hotmail.com


[1] https://twitter.com/PaolaPisano_Min/status/1239246094539915265?s=20 (18.03.2020).

[2] https://www.theverge.com/2020/3/17/21184308/coronavirus-italy-medical-company-threatens-sue-3d-print-valves-treatments (18.03.2020).

[3] Röportaj videosu için https://www.youtube.com/watch?v=erHXKP386Nk&feature=youtu.be (18.03.2020).

[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Jonas_Salk (18.03.2020)

Her Derdin Bir Devası, Her Devanın Bir Patenti Vardır! Corona Virüs (COVID-19) Tedavisi Üzerindeki Patent Talepleri Bu Kez ABD ve Çin’i Karşı Karşıya Getiriyor

Geçtiğimiz gün yapılan resmi açıklamaya göre ülkemizde bir vakada tespit edilen Corona virüs (COVID-19), Çin’in 15 milyon nüfuslu şehri Wuhan’da Aralık 2019’da ilk kez görülmüştür. Bu yazının kaleme alındığı 11 Mart 2020 tarihine dünya çapında 119.292 vakanın bulunduğu, 4.300 kişinin hayatını kaybettiği, 66.582 kişinin tedavisinin olumlu sonuçlandığı görülmektedir. 22 Ocak 2020’den 10 Mart 2020 tarihine kadar vaka sayısının lineer grafikte sürekli arttığı görülmektedir. Bu kaygı verici hareketliliğe maalesef ölümle sonuçlanan vaka sayısı eşlik etmekte ve onun da katlanarak arttığı görülmektedir. Vaka sayısında Çin (80.784) başı çekerken, onu İtalya (10.149) ve İran (8.042) izlemektedir. Resmi kaynaklarda Türkiye’de vaka tespiti 10.03.2020 tarihinde yapılmıştır. Ayrıca Togo’daki tek vakanın şubat sonu ve mart başı gibi Benin, Almanya, Fransa ve Türkiye’yi ziyaret ettiği not düşülmüştür[1]. Virüsün ortaya çıkış biçimi de büyük tartışmalara sebep olmuş, resmi ismiyle SARS-Co-V-2 RNA virüsünün pangolin ve yarasalardan alınan genom analizleriyle örtüştüğü bilgisini de verelim[2]. Virüsün isminin tanıdık gelmesi boşuna değil, zira geçmişte büyük kayıplar yaratan SARS virüsü ile oldukça yakın benzerlik taşıdığı belirlenmiştir. SARS-Co-V-2’nin, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından COVID-19 olarak adlandırılması 12 Şubat 2020 tarihine tekabül etmektedir[3].

COVID-19’un, SARS virüsüyle yakın genetik haritası, virüsün tedavisinde de kullanılabilecek yöntemleri belirlemede yol gösterici olmuştur. Zira ortaya ilk vakanın 2019 Aralık ayında çıkmış olduğu ve hızı göz önüne alınırsa, tedavi yöntemi ve ilaç üretimi için başlı başına yeniden bir çalışma yapmanın virüsün yayılımına yetişemeyeceği açıktır. Bu noktada Kaliforniya menşeli Gilead Sciences şirketinin remdesivir (GS-5734) isimli ilacı Corona virüs tipi olan Ebola, MERS gibi halk sağlığını tehdit eden salgınlarına karşı geliştirilmiştir. Gilead Sciences tarafından 9 Ekim 2015 ve 16 Eylül 2015 tarihlerinde ABD Patent ve Marka Ofisi’ne (USTPO) başvurusu yapılan US10,251,904 numaralı patent, arenavirüs ve koronavirüs enfeksiyonları için tedavi usulleri olarak açıklanmıştır. Bu patent ise 9 Nisan 2019 tarihinden itibaren ABD’de patent koruması altındadır[4]. Bu patent koruması sadece ABD’de değil, başvurusunu PCT (Patent İşbirliği Anlaşması) yoluyla yaptığı için, patentini Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatına üye 150 ülkede koruyabilme olanağına sahip olacaktır[5]. Her ülkede tek tek patent başvurusu yapmak yerine, anlaşmanın sağladığı avantaj ile çok daha ekonomik ve hızlı yolla patent hakkı elde eden Gilead Sciences, 1994 yılında PCT’ye taraf olan Çin’de de bu korumayı elde etmek amacındadır[6]. PCT başvurusu yapılan patentin yayınlanma tarihi WIPO belgesine göre 23 Mart 2017 olduğunu da ekleyelim[7].

9 Nisan 2019 tarihinde USTPO’da Gilead Sciences, lehine verilen patent için Çin’deki başvuru henüz bekleme aşamasındadır. Dolayısıyla Çin’de patent koruması altında olduğu söylenemez. Gilead Sciences’ın arenavirüs enfeksiyonunu yalnız veya diğer bileşiklerle korumasını sağladığı remdesivirin, klorokin (eski bir Malaria ilacı) ile kullanımıyla COVID-19 enfeksiyonunu kontrol altına almada oldukça başarılı sonuç verdiği Cell Research Journal, 28 Ocak 2020 sayısında Wuhan Viroloji Enstitüsü tarafından ortaya konulmuştur. Virüsün en yaygın etki alanına sahip olduğu Çin’de binlerce hastaya remdesivir etkinliğini ortaya koymak için klinik testler yapılmaktadır.

21 Ocak 2020 tarihinde Wuhan Viroloji Enstitüsü, Gilead Sciences’ın geliştirip başvurusunu yaptığı patente rağmen; COVID-19 tedavisine yönelik bir patent başvurusunda bulundu. Üzerinde fikri mülkiyet engeline rağmen, Enstitü bu hamlenin Çin’in ulusal çıkarlarının korunması açısından uluslararası uygulamalarla uyumlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Çin’deki salgını önlemek ve kontrolünde yardımcı olmak için patent haklarının bir kısmının askıya alınması gerektiği fikrini öne sürmüştür. Patent başvurusunun içeriğini üzerinden 18 aylık süre geçmeden görmek pek mümkün olmayacaktır ancak şimdilik tahminler COVID-19 enfeksiyonlarına ilişkin dar kapsamlı bir patent başvurusunun olduğu üzerinedir[8]. Bu noktada tahminlere ilişkin bize en doğru veriyi Wuhan Viroloji Enstitüsü araştırmacılarının Nature Dergisi’nde yayınladığı mektup vermektedir. “Sevgili editör” başlığıyla ele alınan 4 Şubat 2020 tarihli mektup remdesivir ve klorokinin Corona virüs tedavisinde etkin olduğuna yer vermektedir. Burada SARS ve MERS tedavisinde remdesivirin işe yararlığıyla beraber, klorokinin 70 yıldan beri malaria tedavisinde güvenle kullanıldığının üzerinde durulmuştur[9].

Remdesivir herhangi bir ülkede onaylanmadığı için güvenli ve işe yarar bir kullanımı da henüz tespit edilememiştir. Gilead Sciences, Çin sağlık otoriteleri ile çalışarak, hastalar üzerinde klinik testler yürütmeyi ve dolayısıyla onun güvenilirliğini ortaya koymayı istemektedir. Geçmiş Corona virüs vakaların üzerindeki klinik verilerin COVID-19 için de umut vaat edici olduğunu şirket yetkileri belirtmektedir. Bu işbirlikçi tavrın pozitif bir tablo yarattığını söylemek mümkün olsa dahi, Gilead Sciences şirketinin 2016 tarihli bir patent başvurusunun olduğunu ve bu başvurunun beklemede olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresi’nde (CNIPA) CN108348526A patent numarasıyla bekleyen başvuruya patent verilip verilemeyeceği belirsizdir[10]. Buna ilişkin şirket yetkilisi, COVID-19 yayılımı için potansiyel remdesivir tedavisinin bulunmasının kendi öncelikleri olduğunu ancak Wuhan Viroloji Enstitüsü patent başvurusundan da haberdar olduklarını belirtmişlerdir. Wuhan Viroloji Enstitüsü patent başvurusundan 3 yıl önce, remdesivir başvurusu yapılmış olsa dahi, 18 aylık süre içerisinde kamuya kapalı başvurunun kapsama alanını bilmek pek mümkün görünmemektedir.

Wuhan Viroloji Enstitüsü patent başvurusunun içeriği de merak konusu olmuştur. Acaba ilaçların özel bir kombinasyonu mu yoksa ilacın özel medikal kullanımına ilişkin bir başvuru mu olup olmadığı henüz bilinmezlik içerisindedir. Çinli araştırmacılar patent başvurusunun ulusal çıkarlara ve uluslararası uygulamalara uygun olarak yapıldığını ve virüsle savaşmakta istekli yabancı ilaç firmalarına karşı fikri mülkiyet haklarını uygulamayı geçici süreyle askıya alacaklarını söylemektedir.

Enstitü geliştirdiği buluş için patent alsa da, Gilead Sciences’ın patent başvurusu konusu yaptığı remdesivir ilacına ilişkin bir patent koruması talep edemeyecektir. Gilead Sciences’ın tavrı burada Çin pazarına girebilmek için Wuhan Viroloji Enstitüsü ile işbirliği içerisinde olması mümkün olabilir. Madalyonun diğer yüzüne bakılınca Çin otoritelerinin yabancı şirketlerin ilacı satmasını, üretmesini, pazarlamasını teoride durdurabilmesi mümkünken, doktorların bunu hastalara reçete etmesini önleyecek bir sistem inşa edilemeyecektir[11].

Bu noktada patentlenebilirlik kriterlerini hatırlamak yerindedir. Yenilik, aşikâr olmama ve elverişlilik olarak toplanabilecek 3 grup, yerel farklılıklar haricinde patentlenebilirlik kriterlerini özetlemektedir. Çin Patent Kanunu’nun koyduğu kriterler de bu başlıklara uygun olarak dizayn edilmiştir[12]. Yenilik kriteri, buluş konusunun patent başvurusundan önce kamuya açıklanmamış olmasını ve bu açıdan özgün olmasını ifade eder. Aşikâr olmama basamağı (Avrupa Patent Sözleşmesi’ndeki karşılığı buluş basamağı), teknikte uzman kişinin buluşun açık ve belirgin olmamasını yani teknik uygulayıcının kamuya açık bilgilerle kolayca buluşa ulaşamamasını ifade eder. Önceki tekniğin aşılması olarak da özetlemek mümkündür. Elverişlilik, endüstriyel uygulamaya uygunluk olarak özetlenebilir. Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün patent başvurusunun kabul edilebilir olabilmesi için sadece remdesivirin COVID-19 tedavisi üzerindeki etkinliğini kanıtlaması yeterli olmayacaktır çünkü Gilead Sciences’ın patenti özel olarak Corona virüs enfeksiyonlarının tedavisinde remdesivir iddiasında bulunmuyor olsa da, Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün Ocak 2020 patent başvurusundan önce Gilead Sciences’ın yayınladığı belgeler Corona virüsün tedavisinde remdesivir kullanımının önceki teknik olarak belirlendiği açıktır. Bu bilgi Gilead Sciences tarafından halka ve endüstriye ifşa olmuştur. Dolayısıyla Wuhan Viroloji Enstitüsü yenilik basamağına uygun olmayan bir başvuru yapmamak için remdesiviri kendi buluşu gibi lanse etmek gibi bir hataya düşmeyecektir. Patentlenebilirlik kriterlerini karşılamak adına Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün, Gilead Sciences patentlerinin bazı varyasyonlarını buluş olarak sunması ihtimal dâhilindedir. Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün Hücre Araştırmaları’na yazdığı mektupta remdesivir ile klorokin bileşiğinin COVID-19 enfeksiyon tedavisinde kullanılabileceği belirtilmektedir. Bu bir anlamda en uygun yoldu. Remdesivir ve klorokini icat edemeyeceği için bunların kombinasyonunu yeni bir icat olarak sunmak akla uygun bir ihtimaldir. Apayrı bir ihtimal ise Corona virüsün bir başka tedavi yöntemidir. Sadece yenilik basamağı değil aşikar olmama basamağının da karşılanması gerekmektedir. Eğer ki Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün buluşu remdesivir ve klorokin bileşiğini içeriyorsa, bu bileşiğin teknikte uzman kişi (farmasötik araştırmacı veya doktor gibi) gerçekleştirilemeyeceğini göstermelidir. Zira COVID-19 için antiviral tedavi henüz olmadığı için, tıbbi araştırmacılar SARS ve MERS’in neden olduğu enfeksiyon tedavilerinde farklı ilaç kombinasyon karışımlarını denemektedir. Bu yaklaşım zaten kullanılan ve sıradan uygulayıcı için aşikârdır. Bu basamağın da Wuhan Viroloji Enstitüsü uzmanları tarafından aşılması gerekmektedir.

Zorunlu lisans koşulları tartışılabilecek bir diğer alanı oluşturuyor. Gilead Sciences, Nisan 2019’da ABD patentini almıştır ancak bu başvuru Çin’de halen beklemektedir. CNIPA patente onay vermemesi halen mümkündür. Remdesivir patentinin onaylanmaması bile Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün bu patente sahip olabileceğini göstermez. Gilead Sciences’ın remdesivir patenti olarak tanımlanması halinde, halk sağlığı ve ulusal acil durumlarda TRIPS kapsamında zorunlu lisans hükümleri uygulamaya girecektir. Çin Patent Kanunu’nun 6. Bölümü zorunlu lisans hükümlerini içermektedir. Bu bölümde özetle olağanüstü hal ve kamu yararı durumunda zorunlu lisanslama yetkisi açıklanmaktadır. CNIPA, Gilead Sciences’a remdesivir patentini verdikten sonra Wuhan Viroloji Enstitüsü’ne ve diğer kuruluşlara lisans vermesini zorunlu kılabilecektir. Çin Patent Kanunu’nun 51. maddesi daha ilginç bir hüküm içermektedir. İlgili hüküm uyarınca yeni bir buluş, daha önceki bir buluşla karşılaştırıldığında dikkate değer ekonomik bir değer ve teknolojik ilerlemeyi temsil ettiğinde; eğer yeni buluştan faydalanılması, eski buluşun tüketilmesine dayandığında CNIPA yeni patent sahibinin kullanımı için zorunlu lisans verebilmektedir. Yani iki patent verildiğinde, ikinci patent birinci patent kullanılmadan bağımsız olarak kullanılamadığında madde 51 kullanılacaktır. Bunun uygulamasını şu şekilde göreceğiz gibi görünüyor; CNIPA, Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün tedavisi için remdesivir kullanımını gerektirdiğinde Gilead Sciences’ın remdesivir kullanımını izin vermediği durumlarda bu madde uygulaması gündeme gelebilir. Kısaca, dikkate değer ekonomik önem ve teknolojik ilerleme olduğunun kaydedilmesi, Wuhan Viroloji Enstitüsü’ne zorunlu lisans uygulamasını CNIPA öngörebilecektir. Bu durumda Gilead Sciences patenti remdesivir, Wuhan Viroloji Enstitüsü patenti kombinasyonu içerir. Buluşun dikkate değer bir ilerleme olarak nitelendirilmesiyle, Wuhan Viroloji Enstitüsü zorunlu lisanslama şartları uygulama alanı bulacaktır[13].  Tüm bu ihtimalleri değerlendirirken bunların sadece tasavvur olduğunu ve gerçeği ancak patent başvurusunun üzerinden 18 ay (güncel olarak 15 ay) geçtikten sonra değerlendirebileceğimizi eklememiz gerekmektedir.

Corona virüs yayılımının hızı günlerle değişen ve takibi zor bir hızla ilerlerken, 18 aylık sürenin Wuhan Viroloji Enstitüsü patent başvurusunun içeriği ile Gilead Sciences patentinin kıyaslamasının somut etkilerini şimdiden tahmin etmek zor görünüyor. Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresi müdür yardımcısı Zhimin; Gilead Sciences şirketine 27.02.2020 tarihinde Çin’de muhtemel COVID-19 tedavisi için 3 adet patent verildiğini belirtmiştir[14].

Her gün yeni bir gelişmeye gebe Corona virüs takviminin patent anlamında da takibi süreklilik arz etmektedir. Zira her güne yeni bir sürprizle uyanabilir; bir patent savaşına veya kamu sağlığını korumak için işbirliğine şahit olabiliriz. Unutulmamalıdır ki pastadan pay almak taraflar için ne kadar önemli olsa da, bu durumun acil durumlarda bir işbirliğine dönmesi, ticari anlamda da en yararlı tavır olabilir. Dolayısıyla Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün ilgili yabancı şirketlerin Çin salgınını önlemeye yönelik katkılarını kabul ederek, beraber çalışmayı umut ettiğini belirttiği açıklama bu anlamda değerlidir[15].

Peki, Türkiye bu aşamada nerede duruyor? WO 2017/049060 uluslararası ilan numarasıyla WIPO patent başvurusu içerisinde Türkiye’nin de olduğu ülkeler için PCT yoluyla yapıldığı görülmüştür. Ancak Türk Patent ve Kurumu’nda henüz patent tescilinin sağlanmadığı görülmektedir.

Yıldız Tuğçe ERDURAN

tugcerduran@hotmail.com

Mart 2020


[1] COVID-19 Coronavirus Outbreak, https://www.worldometers.info/coronavirus/

[2] Çağrı Mert Bakırcı, Wuhan Koronavirüsü (2019-nCoV, COVID-19, SARS-CoV-2), https://evrimagaci.org/wuhan-koronavirusu-2019ncov-covid19-sarscov2-8217

[3] T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Dünya Sağlık Örgütü’nün 12.02.2020 Tarihli Durum Raporu, https://www.seyahatsagligi.gov.tr/Site/HaberDetayi/2241,

[4] United States Patent, 10,251,904, http://patft.uspto.gov/netacgi/nph-Parser?Sect1=PTO2&Sect2=HITOFF&p=1&u=%2Fnetahtml%2FPTO%2Fsearch-bool.html&r=1&f=G&l=50&co1=AND&d=PTXT&s1=10,251,904&OS=10,251,904&RS=10,251,904

[5] Kenneth Y. Choy, John Y. Lo, COVID-19 Patent Controversy, Hong Kong Lawyer, http://www.hk-lawyer.org/content/covid-19-patent-controversy

[6] Is China a Member of the Patent Cooperation Treaty (PCT)?, Lehman, Lee & Xu, http://www.lehmanlaw.com/resource-centre/faqs/intellectual-property/patent/is-china-a-member-of-the-patent-cooperation-treaty-pct.html,

[7] https://patentscope.wipo.int/search/docs2/pct/WO2017049060/pdf/_wT9DcXR7Xajldpj-DvgRPYYRN2S8xbb1hLGSjg1zyi3VvbaAkfBQWiPRHkaoZaRUzrL8WHvci3J4WIHODk_e4YmgtbeA5GjQ4IfXsoLvo0958vgKMGlcFQ6mDCIgYBM?docId=id00000037150062

[8] Hong Kong Lawyer, a.e.,

[9] Wang, M., Cao, R., Zhang, L vd, Remdesivir and Chloroquine Effectively Inhibit the Recently Emerged Novel Coronavirus (2019-nCoV) in Vitro, https://www.nature.com/articles/s41422-020-0282-0#citeas

[10]CN108348526A,  https://patents.google.com/patent/CN108348526A/en?oq=WO2017049060

[11] Eric Ng, Who Owns the Coronavirus Cure? China’s Move to Patent Gilead’s Experimental Drug For the Novel Virus Could Lead to Legal Wrangle, https://www.scmp.com/business/article/3049227/who-owns-magic-cure-chinas-move-patent-gileads-experimental-drug-could

[12] Geoffrey Lin, An Overview of Patentability in China, https://www.lexology.com/library/detail.aspx?g=59af8b61-928f-4d15-910c-adb845b83507

[13] Hong Kong Lawyer, a.e.,.

[14] Edward Pearcey, China Approves Three Gilead Remdesivir Patents For COVID-19 Treatment, https://www.lifesciencesipreview.com/news/china-approves-three-remdesivir-gilead-patents-for-covid-19-treatment-3930

[15] Aaron Wininger, han Wuhan Viroloji EnstitüsüApplies for a Patent on Gilead’s Remdesivir, https://www.natlawreview.com/article/wuhan-institute-virology-applies-patent-gilead-s-remdesivir

Biyoteknolojinin İnterneti Paylaşılamıyor: CRISPR/Cas9 Patent Savaşlarının Kısa Tarihi*

1. Giriş

Bir genetik modifikasyon yöntemi olan CRISPR/Cas9 düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri anlamına gelmektedir (CRISPR- “Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats”). CRISPR bölgeleri, kendilerini tekrar eden en kısa DNA dizilerinden oluşmaktadır. Bu sistemin keşfi, bakteriler üzerinde bir anlamda kes/yapıştır sistemi ile bakterilerin bağışıklık sistemlerinin güçlendirilerek, ilgili bakterilerin de kullanımıyla diğer canlı türlerinin genetik yapılarının değiştirilebileceğinin bulunmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu tekniğin şimdiden biyoloji dünyasının interneti olarak anılması tesadüf değildir[1]. Zira, CRISPR/Cas9 tekniği diğer tekniklere nazaran oldukça ucuz maliyetlidir (Örneğin CRISPR/Cas9 ile birkaç dolarlık bir maliyetle sentezlenen kısa oligonükleotitler, bir başka genetik modifikasyon aracı TALEN ile 5.000 Dolar ve bir diğeri ZFN ile 6.000 Dolara mal olmaktadır[2]). CRISPR/Cas9 tekniğinin sayısız kullanım alanı bulunmaktadır; Parkinson, körlüğe sebep olan Retinitis pigmentosa hastalığına tedavi bulunmuştur. Bu tekniğin nesli tükenmekte olan Hint filleri üzerinde kullanılmasıyla, onların Sibirya soğuğuna bile dayanıklı tüylü mamutlar haline getirilmesi Harvardlı genetikçi George Church’e göre mümkün hale gelmiştir[3].

İşte bu yenilikçi ve çığır açan yöntemin patenti de aynı derecede çetin savaşlara sahne olmuştur. CRISPR/Casn9 tekniğinin patentlenme macerası, bizlerin ABD ve EPO patentlenebilirlik kriterlerinin karşılaştırmasını yapmasına olanak sağlamaktadır.

2. ABD Patent Süreci

CRISPR/Cas 9 sistemi ilk kez Kaliforniya Üniversitesi’nden Jennifer Doudna ve Almanya Helmholtz Enfeksiyon Araştırma Merkezi’nden Emmanuelle Charpentier tarafından keşfedilmiştir. Bu araştırmacıların ABD Patent ve Marka Ofisi’ne (USTPO) başvurusu 155 farklı patent talebini içermektedir. Bu patent taleplerinden ilki 25.04.2012 tarihlidir. Bu sistemi ilk kez keşfederek uygulayan Kaliforniya Üniversitesi’ne karşılık; MIT (Massachusetts Institute of Technology) ve Harvard Üniversitesi’nin kurduğu Broad Institute araştırmacısı Feng Zhang ökaryot hücrelerde CRISPR/Cas9 gen düzenleme yönteminin patenti için 12.12.2012 tarihinde başvuru yapmıştır.

Zhang’in insan genomu üzerinde yaptığı CRISPR/Cas9 modifikasyonuna ilişkin patent talebi 2014 yılında USTPO’da US8871445B2 numaralı patent kaydıyla tescil edilmiştir. İnsan genomu üzerinde 12.12.2014 tarihli patent ile 12.12.2033 yılına kadar bu patent, Broad Institute lehine koruma altındadır.

İnsan genomu üzerinde CRISPR/Cas9 tekniğinin patentinin Broad Institute’un elinde bulunması, bu sistemi daha önce keşfetmiş ancak bunu prokaryot hücreler üzerinde geliştirmiş Kaliforniya Üniversitesi’nin patent iptali için aksiyon almasına sebep vermiştir.

2017 yılında Zhang’in patentine itiraz edilmiş ancak USTPO, Kaliforniya Üniversitesi’nin argümanlarını kabul edilebilir bulmamıştır[4].

Patent Yargılamaları İtiraz Kurulu (Patent Trial and Appeal Board) önüne gelen bu itirazda, Broad Institute’un ökaryot hücrelerle sınırlı patenti ile Kaliforniya Üniversitesi’nin hiçbir çevre ile sınırlandırılmamış patentinin farklı olduğuna hükmetmiştir. Burada ABD Patent Kanunu madde 101’in belirlediği patentlenebilirlik kriterinin teknikte uzman kişi tarafından tahmin edilebilirliği, Kaliforniya Üniversitesi’nin talebinin reddedilmesinde ön ayak olmuştur. Buna göre ökaryot hücrelerde uygulanan sistemin geliştirilmesi, bunu prokaryot hücreler üzerinde geliştiren teknikte uzman kişi tarafından tahmin edilemeyecektir[5].

Kaliforniya Üniversitesi bu kararı ABD Federal Temyiz Mahkemesi önüne taşımıştır. Eylül 2018 tarihli kararda CRISPR/Cas9 sisteminin hedef DNA’dan kesilerek uygulamasına ilişkin tarafların yayınlarının içeriği ve kronolojisi ele alınmıştır. Kaliforniya Üniversitesi Ağustos 2012’de hücresel olmayan, deneysel alanda sistemin uygulamasına ilişkin yayınını yapmıştır; 2013 Şubat ayında Broad Institute insan hücre hattında CRISPR/Cas9 sistemine ilişkin makalesini yayınlamıştır. Kaliforniya Üniversitesi’nin ‘859 sayılı başvurusunun özel bir hücre tipine yönelik olmadığı tespit edilmiş ve sonuçta yine patent ihlalinin olmadığına karar verilmiştir[6]. Kaliforniya Üniversitesi’nin Yüksek Mahkeme’de patent ihlalini talep etmekten başka bir şansı kalmamışken, güncel olarak patentin Broad Institute adına tescilli olduğunu söyleyebiliriz.

ABD Patent Kanunu uyarınca, patentlenebilirlik kriterlerinden bir tanesi “aşikârlık” basamağı olarak adlandırılmıştır. Bu basamak uyarınca Zhang’in ökaryot hücrelerde uyguladığı CRISPR/Cas9 sisteminin patentlenebilirliğinin, Kaliforniya Üniversitesi’nin prokaryot hücrelerde uyguladığı sistemin kompleks yapılardaki uygulanabilirliğinin başarılı olmasına yönelik öngörülebilirlik analizi aşikârlık basamağı uyarınca Mahkeme ve patent uzmanları tarafından yapılmıştır[7].

Belirtmek isteriz ki, henüz Yüksek Mahkeme aşaması ile ilgili somut bir gelişme olmasa dahi, Zhang her halükarda karşı Cas9 enziminden daha iyi bir alternatif olan Cpfl enziminin patentini 2015 yılında almıştır[8].

3. EPO Patent Süreci

ABD’de büyük tartışmalar yaratan CRISPR/Cas9 patent tartışmasının galibi Broad Institute olarak görünmektedir. Avrupa’da ise farklı bir sürecin izlendiği görülmektedir. Bu anlamda Avrupa Patent Sözleşmesi (APS) ile ihdas edilen patent basamakları, patent tescilinde hangi tarafın zafer kazanacağını belirlemiştir.

Kaliforniya Üniversitesi, Avrupa Patent Ofisi (EPO) patentine Ağustos 2014 tarihinde başvurmuştur. Bu başvurudan sonra bu patent tescilinin uygun olmadığına dair üçüncü taraf görüşleri ileri sürülmüştür. APS madde 155 uyarınca:

“(1) Avrupa patent başvurusunun yayınlanmasından sonra, herkes başvurusu yapılmış olan buluşun patenlenebilirliğine ilişkin görüşlerini sunabilir. Bu görüşler yazılı olarak verilmeli ve görüşlerin dayandırıldığı gerekçelerin bir beyanını içermelidir. Söz konusu kişi Avrupa Patent Ofisi nezdinde yürütülen işlemlerin bir tarafı olmayacaktır.

(2) 1 inci paragrafta belirtilen görüşler, bu görüşlere karşı kendi görüşlerini bildirmesi için başvuru sahibi veya patent sahibine bildirilir.”

Üçüncü taraf görüşleri; araştırmacıların ökaryot hücreler üzerinde geliştirdiği ve başvuruda anlattıkları sistemin, prokoryot hücreler üzerinde çalışmayacağı gerekçesiyle, patentin tescilinin iptal edilmesine yöneliktir. EPO uzmanları tarafından bu itirazlar ilgisiz bulunarak, Kaliforniya Üniversitesi’nin patent hakkının tescili sağlanmıştır.

APS ve ABD Hukukundaki patentlenebilirlik kriterlerinin birbirinden farklı basamaklar içermesi, CRISPR/Cas9 sisteminin farklı patent başvuruculara patentlenmesine olanak sağlamıştır.

ABD Patent Kanunu madde 101 uyarınca belirlenen patent basamaklarından aşikârlık basamağının karşılığı; APS’de yerini buluş basamağına bırakmıştır. EPO uzmanları buluş basamağının karşılandığına hükmederek Kaliforniya Üniversitesi’ne patent vermiştir.

ABD’nde halen patent tartışması sürerken, Kaliforniya Üniversitesi araştırmacılarına da buluş basamağını karşıladıkları gerekçesiyle EPO tarafından patent verilmiştir. Aşikârlık basamağı ise daha karmaşık bir değerlendirme sürecine tabidir. Bu kısaca “mantıklı bir başarı beklentisi” ve “beklenmeyen özellikler” olarak özetlenmiştir . Yani, önceki tekniğin, patenti istenen buluş için teknikte uzman kişiye beklenen bir başarı yaratması onu patentlenemez kılmaktadır[9]

4. Sonuç

CRISPR/Cas9 tekniğine ilişkin ardı ardına gelen gelişmeler aynı zamanda medyanın da ilgisini cezbetmektedir. Bu da patent savaşlarının daha görünür şekilde alevlenmesine sebep olmuştur. Örneğin, anne karnındaki HIV’li bebeklere CRISPR/Cas9 uygulaması yapan He Jiankui, birçok tarafın itirazıyla karşı karşıya kalmıştır. Bunun akla yatkın sebepleri de vardır. Zira uygulaması sınırsız bu tekniğe ilişkin etik sınırların henüz bir düzenlemeye oturmadan insana uygulanması gelecekte oldukça büyük tehlikeler arz edebilecektir. En basitinden öjenizm tehdidi kapıda kendisini göstermektedir. En nihayetinde ikiz bebeklerin DNA’larının değiştirilmesi araştırmacının 3 yıl hapis cezasına çarptırılmasına sebebiyet vermiştir[10].

CRISPR/Cas9 teknolojisinin sınırsız olanakları ve gelecekte kaynak olabileceği ekonomik potansiyel, patent savaşlarının da bu minvalde çetin geçmesine sebebiyet vermektedir. Zira CRISPR/Cas9’un patent sahibi, neredeyse geleceğin biyoteknolojisinin önemli bir kısmının tabiri caizse mülkiyetini elinde tutacaktır. Bu noktada patent avukatlarının da anlamlı manevraları ile kısa bir özetini bahsettiğim patent savaşları, incelemeye değer doneler vermiştir. Örneğin Kaliforniya Üniversitesi’nin başvurusuna karşılık, Broad Institute hızlı başvuru yöntemini kullanmıştır.

CRISPR/Cas9 patent savaşlarını, APS ve ABD Hukukundaki patentlenebilirlik basamakları değerlendirmesinde de kullanabilmek mümkündür. Bu açıdan biz hukukçulara da iyi bir karşılaştırma olanağı sağlanmaktadır.

Yıldız Tuğçe ERDURAN

Şubat 2020

tugcerduran@hotmail.com


* Yüksek Lisans tezimden derlemedir:  Yıldız Tuğçe Erduran, Yaşayan Organizma Üzerinde Patentin Biyotıp Etiği ve Hukuku Açısından İncelenmesi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019.

[1] Jim Yeadon, “Pros and Cons of ZFNs, Talens and CRISPR/CAS”,  “https://www.jax.org/news-and-insights/jax-blog/2014/march/pros-and-cons-of-znfs-talens-and-crispr-cas#

[2] Chris Cain, CRISPR Genome Editing, Science-Business Exchange, Nature Publishing Group, v.6, 2013, s.2

[3]Steven Park, “How CRISPR Could Change the World—And Why that Frightens Many of Us”, https://geneticliteracyproject.org/2016/10/04/crispr-change-world-frightens-many-us/ (Erişim Tarihi: 19.04.2019).

[4] Karar metni için bkz: “The Broad Institute, Inc., Massachussetts Institute of Technology, and President and Fellows of  Harvard College v. The Regents of The University of California, University of Vienna, and Emmanuelle Charpenter” https://www.broadinstitute.org/files/news/pdfs/106048DecisiononMotions.pdf

[5][5] Gene Quinn, “CRISPR Patent Interfrence Ended by USTPO Because Parties’ Claims Do Not Interfere”, https://www.ipwatchdog.com/2017/02/16/crispr-patent-interference-ended-uspto/id=78455/

[6] crRNA ve tracrRNA; rehber RNA (gRNA) bileşenleri ve doğada kendiliğinden var olan moleküllerdir. Patrick Diep, “What’s the Difference Between crRNA, tracrRNA, and gRNA in CRISPR/Cas9?” https://www.quora.com/Whats-the-difference-between-crRNA-tracrRNA-and-gRNA-in-CRISPR-Cas9

[7] Jacob S Sherkow, “Inventive Steps: the CRISPR Patent Dispute and Scientific Progress”, EMBO Reports (2017) 18, 1048-1050

[8] Knut J Egelie, Gregory D Graff, Sabina P Strand & Berit Johansen, “The Emerging Patent Landscape of CRISPR–Cas Gene Editing Technology”, Nature Biotechnology, v 34, v.10, Kasım2016, s.1030.

[9] Ayşegül Özdemir, “Patenting Biotechnological Inventions in Europe and the US”, Ankara Bar Review, 2009/1, s.46

[10] Çin’de bebek genleriyle oynayan biyofizikçi He Jiankui, 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı, https://tr.euronews.com/2019/12/30/cin-de-bebek-genleriyle-oynayan-biyofizikci-he-jiankui-3-yil-hapis-cezasina-carptirildi

Yapay Zeka Buluş Sahibi Olmalı mı Olmamalı mı? EPO’ya göre bu mümkün değil!

Teknolojinin gelişmesi ve hayatımızdaki bir çok işin otomasyonu ile birlikte yapay zekalar da gündemimizi sürekli meşgul eder hale gelmiştir. Yapay zekanın günlük hayatımızda sahip olduğu alanın gittikçe büyümesi ile birlikte, yapay zekaya kişilik verilip verilmemesi meselesi de hukuk camiasında sıkça konuşulan bir konu haline gelmiştir. Şüphesiz yapay zekaya kişilik hakkı tanınması, yapay zekanın hak ve borç altına girmesine imkan tanıma amacına hizmet edecektir. Konuya ilişkin olarak yapay zekanın eşya olarak benimsenmesinden tutun da, yapay zekaya kişilik hakkı tanınmasına kadar birçok farklı görüş benimsenmekle birlikte, yapay zekaya özel gerçek ve tüzel kişiden farklı olan bir “elektronik kişilik” tanınması ilk kez Avrupa Parlamentosu’nun 27 Ocak 2017 tarihli raporunda bir dizi öneri ve tavsiye arasında resmi olarak gündeme getirilmiştir[1]. Bu konuya ilişkin tartışılacak birçok husus olmakla birlikte, yazımızın kapsamını yalnızca EPO’nun 27 Ocak 2020 tarihinde verdiği yapay zekanın buluş sahibi olamayacağına ilişkin gerekçeli kararı ile sınırlandırmak istiyorum.

Geçtiğimiz yıllarda DABUS isimli bir yapay zekanın buluşları, yapay zekanın sahibi tarafından patent başvurularına konu edilmişti. Patent başvurularında, başvuru sahibi olarak yapay zekanın sahibi buluş sahibi olarak ise DABUS gösterilmişti. EP 18 275 163 ve EP 18 275 174 sayılı patent başvurularının, buluş sahibi olarak gösterilen DABUS’un yapay zeka olması ve patent başvurusunda buluş sahibinin gerçek kişi olmasının hukuki bir gereklilik olması nedeniyle EPO tarafından sözlü yargılama esnasında reddedildiği açıklanmıştı. Sözlü yargılama esnasında verilen kararda gerekçe olarak, yapılan başvurularda buluş sahibinin bir yapay zeka olmasının Avrupa Birliği Patent Sözleşmesi’nde (daha sonra “EPC” olarak anılacaktır.) yer alan buluş sahibinin insan olmasına ilişkin hukuki gereklilikle çeliştiği belirtilmişti.

Kararın dayanağına ilişkin bir fikrimiz olsa da gerekçeli kararı merakla bekliyorduk. Nihayet, 27.01.2020 tarihinde  Avrupa Birliği Patent Ofisi’nin (bundan sonra “EPO” olarak anılacaktır.) yapay zekanın buluş sahibi olarak gösterildiği patent başvurularının reddine ilişkin gerekçeli kararını verdi.  

Hatırlayacağınız üzere, her iki patent başvurusunda da, buluş sahibi olarak “DABUS” ismi ile yapay zeka gösterilmiş ve başvuru sahibi Dr. Stephen Thaler, yapay zekanın sahibi kendisi olduğundan, yapay zeka tarafından üretilen fikri mülkiyet haklarının kendisine ait olduğunu belirtmişti.


EPO tarafından verilen kararlarda kısaca aşağıdaki sonuçlara varmıştır:

1) Avrupa patent sisteminin hukuki çerçevesinin incelenmesi sonucunda, başvuru formunda belirtilen buluş sahibinin gerçek kişi olması gereklidir. Buluş sahibinin gerçek kişi olması gerekliliği, yerel mahkeme kararları ile uyumlu, uluslararası camiada kabul edilen ve uygulanabilir niteliktedir.

2) Buluş sahibinin belirtilmesi özellikle belirtilen buluş sahibinin meşruiyeti ve bu ünvana bağlı haklardan yararlanabilmesi için zorunludur.  Bahsi geçen hakların kullanılmasının ancak buluş sahibinin kişilik hakkı olmasına bağlı olduğundan, ne gerçek ne de tüzel kişiliği olmayan yapay zekanın belirtilen haklardan yararlanması mümkün olmayıp, buluş sahibi olarak gösterilmesi de söz konusu değildir.

3) Yapay zekaya yalnızca bir isim vermenin hukuki kişilik yaratmadığından yapılan başvuruda EPC’de belirtilen şartlar sağlanmamıştır.

Karara ilişkin gerekçelerin ayrıntılı açıklamalarına geçmeden önce kısaca olayı hatırlatalım.

Olayın Özeti:

Patent başvuruları İngiltere Patent Ofisi nezdinde yapılmış ve 17.10.2018 tarihinde EPO’ya yönlendirilmiş, EPO’ya yönlendirilen başvuru formunda, buluş sahibi kısmının doldurulmaması üzerine, EPO tarafından, başvuru sahibinden eksikliği başvuru tarihinden itibaren 18 ay içinde gidermesi talep edilmiş, eksikliklerin süresi içinde giderilmemesi halinde başvurunun reddedileceğine ilişkin bilgi verilmişti. Bunun üzerine, başvuru sahibi tarafından buluş sahibinin bir çeşit yapay zeka olan DABUS olduğu, başvuru sahibinin ise DABUS’un sahibi olduğundan, DABUS’un Avrupa patenti üzerindeki haklarının işveren olarak kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Daha sonra ise bu açıklamasını düzelterek, yapay zekanın sahibi olduğundan haklarına halef olduğunu, bu nedenle de Avrupa patentine ilişkin tüm hakların sahibinin kendisi olduğunu belirtmiştir.

Başvuru sahibi, buluşun daha önce herhangi bir insan tarafından yapılmamış olmakla birlikte, buluşun DABUS’un kendi fikri ile oluşturulduğunu belirtmiş ve bu nedenle buluş sahibinin DABUS olarak belirtilmesi gerektiğini, DABUS’un sahibinin, DABUS’un buluşuna ilişkin haklara halef olduğunu ve bu talebinin patent sistemiyle uyumlu olduğunu ileri sürmüştür.

13.09.2019 tarihinde ilgili başvurulara yönelik sözlü yargılama yapılacağına karar verilmiştir. Yargılamanın konusu; başvuruda belirtilen başvuru sahibi bilgilerinin EPC’de belirtilen hukuki gereklilikleri sağlamaması, bu nedenle eksik olması, buluş sahibi belirtilirken, isim, soyisim ve adres bilgilerinin bulunması ve buluş sahibinin gerçek kişi olması gerekliliği olarak belirtilmiştir.

Bunun üzerine başvuru sahibi tarafından 25.10.2019 tarihinde, EPC m. 19’da buluş sahibinin insan olması gerektiğinin belirtilmediği ve m. 19’un amacının düzgün bir şekilde buluş sahibinin tanımlanması olduğu iddiasında bulunmuş ve isim soyisim ve adres beyanının gerekliliğinin, tek isimli kişilerin de buluş sahibi olarak belirtilmesini de engelleyeceğinin altını çizmiştir. Yine, başvuru sahibi EPC’nin hazırlık süreci ve gerekçesi incelendiğinde yasa koyucunun amacının yapay zekaların buluş sahibi olarak belirtilmesini engelleyici bir yapıda olduğu sonucuna varılamayacağını, patentlenebilirlik koşullarının EPC’nin 52-57. maddelerinde, TRIPS ve Strazburg Anlaşmasına paralel şekilde düzenlendiğini, EPC m. 19un usule ilişkin bir madde olduğu, yapay zeka tarafından yaratılan bir ürünün patentlemesine engel teşkil edecek şekilde maddi bir şekilde yorumlanmaması gerektiğini savunmuştur.

Başvuru sahibi, yapay zeka DABUS’un başvuru konusu ürünlerin gerçek yaratıcısı olduğunu belirtmiştir. Patent hukuku uyarınca, buluş sahibinin gerçek buluş sahibi olarak belirtilmesi gerektiğini, buluş sahibi olmayan birinin buluş sahibi olarak gösterilmesinin bu gereklilikle çelişeceğini belirtmiştir. Başvuru sahibi; her ne kadar yapay zekanın maddi veya manevi hakkı olmasa da, bunun tek başına yapay zekanın bir buluş sahibi olarak kabul edilmesine engel olmaması gerektiğinin, zira buluş sahipliğinin söz konusu hakların varlığından önce tanımlanması gereken bir unsur olduğunun altını çizmiştir. Son olarak başvuru sahibi, her ne kadar yapay zekanın buluş sahipliğinin düzeltilmesine rıza göstermesi mümkün olmasa da, bunun EPC’nin 21. maddesinin uygulanmasını ve yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesini engellememesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Söz konusu başvuru 06.11.2019 tarihinde yayınlanarak başvuruda buluş sahibinin henüz belirtilmediği ve buna ek olarak da buluş sahibine ilişkin ünvanın EPC m. 81 ve m. 19’da belirtilen şartları sağlamadığı belirtilmiştir.

25.11.2019 tarihinde sözlü yargılama gerçekleştirilerek yargılama sonucunda patent başvurularının reddine karar verilmiştir.

Karara ilişkin gerekçeler aşağıda sırasıyla açıklanmaktadır.

1. Buluş sahibinin, buluş sahibine ilişkin ek bir dilekçe ile belirtilmesi:

Başvuru, buluş sahibinin bir makine olduğunu belirttiğinden, EPC m. 81 ve anlaşmanın ikinci bölümünde yer alan buluş sahibinin düzeltilmesi başlıklı m.19(1)de belirtilen şartları sağlamamaktadır.

EPC m. 81’de Avrupa patent başvurusunda, buluş sahibinin belirtilmesi gerektiği, başvuru sahibi ile buluş sahibinin aynı kişi olmadığı durumlarda da buluşa ilişkin hakların neden başvuru sahibine ait olacağına ilişkin ek bir belge ile açıklanması gerektiği düzenlenmiştir.

Kararda yalnızca makineye DABUS ismi vermenin bu gerekliliklerini yerine getirmeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Yine, cansız varlıklara verilen isimlerin gerçek kişilere verilen isimlerle denk tutulmasının mümkün olmadığı, gerçek kişilere verilen isimlerin tek veya daha fazla isimden oluştuğuna bakılmaksızın yalnızca kişileri tanımlamak amacıyla değil aynı zamanda kişilik haklarından yararlanan hakları kullanabilmelerine de hizmet ettiği[2] ancak cansız olan varlıkların isimlerinin kendilerine böyle bir hak tanınmasının söz konusu olmayacağı[3] da vurgulanmıştır.

Kararda ayrıca, EPC’nin hukuki çerçevesi dikkate alındığında EPC’de yalnızca gerçek kişi, tüzel kişi ve tüzel kişiliği bulunan kurumlara belli çerçevede haklar tanındığı, hatta patentin tescil edilmesi sırasında başvuru sahipliği bakımından kişiliği olmayanlara bir hak tanınmadığı, buluş sahipliği bakımından ise yalnızca gerçek kişinin gösterilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.

EPO, tarihi yasal sürece bakıldığında, yasama işlemleri sırasında buluş sahibinin yalnızca gerçek kişi olacağının açıkça belirtildiğini, ayrıca sözleşmenin hazırlık çalışmaları incelendiğinde, tutarlı olarak buluş sahibinin yalnızca gerçek kişi olacağının belirtildiğini belirtmiş ve hatta çalışma dökümanlarında tüzel kişinin de buluş sahibi olabilmesi belirtilmiş olmasına karşın çalışmanın son halinde bu olasılığın yer almadığının görüldüğünü, bunun da yasa koyucunun buluş sahibini gerçek kişi olarak belirtmekteki niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtmiştir.

EPO kararında, yapay zeka veya makinelerin gerçek ve tüzel kişilere kıyasla, herhangi bir hukuki kişilikleri olmadığından şu an için bir hakları olmadığını[4] belirtmiştir. Yine, hukuki kişiliğin gerçek kişilere bir insan olma, tüzel kişilere ise yasal olarak kurulma koşulu ile sağlanmakta[5] olduğu, insan olmayan kişilere kişilik hakkı verilmesinin, ancak özel yasal düzenleme veya içtihat sonucunda gündeme gelebileceği, yapay zekalar için ne özel bir kanun düzenlemesi ne de bir içtihatın var olmadığı, bu nedenle de hukuken kişiliği olmayan yapay zeka veya makinelerin buluş sahibi olmasından kaynaklı olarak, buluş sahibi olarak gösterilme veya buluş sahibi olarak belirtilme gibi haklarının bulunmasının söz konusu olmadığı kararda belirtilmiştir.

Kararda, EPO içtihatlarına bakıldığında, buluş sahibinin gerçek kişi olduğunun sabit olduğu, bu güne kadar EPO’nun herhangi bir tüzel kişinin buluş sahibi olarak gösterilme talebi ile karşılaşmadığını ancak böyle bir taleple karşılaşmamanın tüzel kişilerin buluş sahibi olarak gösterilme ihtimali olarak yorumlanmasına imkan vermediğinin altı çizilmiştir. Yine, tüm EPC’ye taraf ülkelerde de benzer yaklaşımın kabul edildiği, hiçbir taraf devlet tarafından yapay zekaya buluş sahibi olma hakkı verilmediği bu nedenle uygulamada bir bütünlük olduğu belirtilmiştir.

2. Buluştan doğan hakların buluş sahibi olan yapay zekanın sahibine ait olduğunun belirtilmesi:

Başvuru sahibi tarafından yapılan açıklamalarda önce başvuru sahibi, DABUS’un haklarına işvereni olduğu için sahip olduğunu daha sonra ise DABUS’un sahibi olduğu için DABUS’un buluş sahibi olduğu patentten doğan fikri mülkiyet haklarının kendisine ait olduğunu belirtmiştir. EPO kararında, her iki açıklamanın da EPC m. 81 ve m. 60(1)’de belirtilen şartları sağlamadığını, yapay zeka veya makinelerin ne çalıştırılmasının ne de haklarını haleflerine devretmesinin mümkün olmayacağını belirtmiştir.

“Yapay zeka ve makinelerin hukuki bir kişiliği olmadığından bir iş sözleşmesine taraf olabilmeleri mümkün olmamakla birlikte yalnızca başkaları tarafından sahip olunabilmektedir. Yine, kendi ürünü üzerinde hakkı olmayan bir yapay zeka veya makinenin hakkını devretmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yapay zekanın sahibinin yapay zekanın buluş sahibi olduğu ürünler üzerinde hakkı olduğu sonucuna da varılamaz. Herhangi bir ürün sahibi için o ürünün semerelerine de sahip olduğu kanunen düzenlenmiş olsa da, bu buluş sahipliği ve buluş sahipliğinin tanıdığı haklarla eş tutulmamalıdır[6].”

3. Buluş sahibinin belirtilmesi ve patentlenebilirlik

Buluş sahibinin belirtilmesi patent başvurusunda bulunması gereken unsurlarından biridir. Başvurunun şekli olarak incelenmesi tescil sürecinin bir parçası olup, buluşa ilişkin yapılan patentlenebilirlik incelemesinden ayrılmaktadır.

Başvuru sahibi tarafından, yapay zekanın veya makinelerin buluş sahibi olarak belirtilmesinin engellenmesinin, yapay zeka ve makineler tarafından yaratılan patentlenebilir ürünlerin patentlenmesinin engelleyeceği, bunun da EPC’nin 52-57. maddeleri, TRIPS m. 27 ve Strazburg Anlaşması’na aykırılık teşkil edeceği belirtilmiş ve ortada patentlenebilr bir buluş var ise patent hukukunun bir buluş sahibi olduğunu varsayması gerektiği ileri sürülmüştür.

EPO, şekli gerekliliklerinin incelenmesinin her başvuruda esasa ilişkin incelemeden önce ve ondan bağımsız olarak yapıldığını, henüz patent başvurusuna konu ürünün patentlenebilirliğinin incelenmesine ilişkin bir yorumda bulunulmadığını, aksine patentlenebilir bir başvuru olmasının hiçbir şekilde buluşa ilişkin başvurunun şekli gereklilikleri sağladığı şeklinde yorumlanamayacağını belirtmiştir.

4. Kamunun buluşun gerçek sahibinin kim olduğunu bilme hakkı

EPO, başvuru sahibinin kamunun buluşun gerçek sahibinin kim olduğunun belirtilmesi gerekliliğine ilişkin iddialarına karşı; EPC’nin yasal çerçevesi incelendiğinde, kamuya gerçek buluş sahibine ilişkin bilgi sunmanın, kamuya ilgili patente karşı buluş sahipliğine ilişkin dava açılmasının mümkün hale getirilmesi anlamına geldiğini belirtmiştir[7].

Başvuru sahibi her ne kadar, buluş sahibinin sadece gerçek kişi olabilmesinin yapay zeka veya makineler tarafından yapılan buluşlara ilişkin olarak kamunun buluşun gerçek sahibini bilmesini engelleyeceğini belirtse de; EPO, gerçek buluş sahibinin doğruluğunu sağlayan bir kurum olmamakla birlikte, gerçek buluş sahibinin belirtilmesi gerekliliğinin amacının, yalnızca buluş sahipliğine ilişkin olarak üçüncü kişilere itiraz hakkı tanımak ve gaspı engellemek olduğunu ifade etmiştir. Yine EPO, buluş sahibinin kim olduğuna ilişkin itirazların da yerel mahkemelerde çözümlenen bir husus olduğunu, EPO’nun yalnızca verilen karar doğrultusunda başvuruda yer alan buluş sahibi bilgisini düzelterek yayınladığını belirtmiştir.

5. Sonuç

EPO tarafından verilen karardan alınması gereken noktalar özetle aşağıdaki gibidir:

– EPC’nin hukuki yorumu sonucunda, Avrupa Patent başvurusunda buluş sahibinin gerçek kişi olması zorunludur.

– Patent başvurusunda buluş sahibinin belirtilmesi, buluş sahibinin meşruiyeti ve buluş sahibinin ünvanından doğan haklarını kullanabilmesini sağlama amacını taşıdığından, hukuki kişiliği olmayan yapay zeka veya makinelerin bu haklardan yararlanması mümkün değildir.

– Son olarak, yapay zeka veya makineye bir insan ismi vermek bu gerekliliğin aşılması için yeterli değildir. EPO kararı, mevcut yasal düzenlemelere göre geçerli bir karar olsa da, karar aslında başvuru sahibinin cevabını aradığı soruya bir yön vermemektedir. EPO’nun kararda genel olarak çekimser bir tavır sergilediği görülse de, yapay zekanın buluş sahibi olarak belirtilmesinin, ancak yapay zekaya bir kişilik hakkı tanınması ile mümkün olabileceğine ilişkin de kapıyı aralık bıraktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Karar mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde hukuka uygundur, ancak sözleşmenin yapıldığı yıllarda, buluş sahibinin bir yapay zeka olacağı fikrinin tartışıldığını söylemek söz konusu olmadığından, hukuk kurallarının zamanın ihtiyaçlarına uygun olarak uyarlanması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ayrıca doktrinde özellikle sorumluluk hukuku bakımından yapay zekanın hak ve borç altına girmesi gerekliliğinin sıkça tartışıldığı da görülmektedir[8]. Bunun, gelecek açısından elzem olduğu düşünüldüğünde, hukuk kurallarının gereken şekilde uyarlanması ihtiyacı bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

İnci ERBİLEN

Ocak 2020

inc.erb@hotmail.com



[1] Avrupa Parlamentosu, Medeni hukuk kurallarının robot teknolojisine uyarlanmasına ilişkin öneri ve tavsiyeler içeren (2015/2103(INL) sayılı raporu. (https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/TA-8-2017-0051_EN.html)

[2] EPO 18 275 163.6 sayılı patent başvurusu hakkında verilen 27.01.2020 tarihli kararı paragraf 22.

[3] EPO 18 275 163.6 sayılı patent başvurusu hakkında verilen 27.01.2020 tarihli kararı paragraf 22.

[4] EPO 18 275 163.6 sayılı patent başvurusu hakkında verilen 27.01.2020 tarihli kararı paragraf 27.

[5] EPO 18 275 163.6 sayılı patent başvurusu hakkında verilen 27.01.2020 tarihli kararı paragraf 27.

[6] EPO 18 275 163.6 sayılı patent başvurusu hakkında verilen 27.01.2020 tarihli kararı paragraf 27.

[7] EPC m. 61.

[8] Yapay zekaya hukuki kişilik tanınmasına ilişkin ayrıntılı açıklamalar için Bkz. Dr. Seda KARA KILIÇARSLAN, “Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği Üzerine Tartışmalarhttps://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/775111

SINAİ MÜLKİYET HAKLARINA İLİŞKİN HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA GÖREVLİ MAHKEME

Okumakta olduğunuz yazı, taslak aşamasındayken, sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemelerin yanında yetkili mahkemelerinde ele alınmasını amaç edinmekteydi. Ancak görev ve yetki konularının aynı yazı içinde ele alınmasının, hem yazının okunmasına yönelik motivasyonu düşüreceği hem de bu uzunlukta bir yazının IPR Gezgini formatına uygun olmayacağı gerekçeleriyle yazının, görev ve yetki olmak üzere iki bölümde okuyuculara arz edilmesi yöntemi tercih edilmiştir. Bu bağlamda okumakta olduğunuz yazı, iki bölümlük bir serinin ilk bölümünü oluşturmaktadır.

Medeni usul hukukunun temelini oluşturan görev ve yetki konularına o kadar önem verilir ki hukuk fakültelerinin medeni usul ve icra ve iflas hukuku ana bilim dalı akademisyenleri bu durumu ağız birliği etmişçesine şöyle ifade eder: “Görev ve yetki konularını bilmeden bu dersten geçemezsiniz.” Öğrenciler bakımından dersi geçip geçememe gibi pratik bir sonucu olan görev ve yetki konularının, meslek yaşamında ise davanın görev ve/veya yetki yönünden reddedilip reddedilmemesi gibi nispeten telafisi daha güç sonuçları bulunmaktadır.

Hukuk yargılamasında göreve ilişkin kurallar HMK m.1-4 hükümlerinde düzenlenmiş ve HMK m.1 hükmünde, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirtilmiştir.

HMK m.2 hükmüne göre; HMK’de ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. SMK göreve ilişkin bazı özel düzenlemeler yer almaktadır. SMK m.156/1 hükmüne göre; SMK’de öngörülen hukuk davaları bakımından görevli mahkeme fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi; SMK m.156/2 hükmüne göre ise TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre almış olduğu bütün kararlara karşı açılacak hukuk davaları ile Kurumun kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin Kurum aleyhine açacakları davalarda Ankara FSHHM’nin görevli olduğu düzenlenmiştir.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görev yönünden değinilmesi gereken ilk husus; fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemelerinin teknik anlamda ilk kez SMK ile kurulmuş olmasıdır. Gerçekten SMK’nin yürürlüğe girmesinden önce fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi olarak ifade edilen mahkemeler; o dönemki adıyla HSYK’nin, 24.03.2005 tarihli ve 188 sayılı kararı ile belli asliye hukuk mahkemelerinin FSHHM olarak adlandırılmasından ibaretti. HSYK bu belirlemeyi, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) m.5/6 hükmüyle, hukuk mahkemelerinin ihtisas mahkemesi olarak belirlenmesi konusunda kendisine tanınan yetkiye dayanarak gerçekleştirmişti. Nitekim söz konusu mahkemeler; 551 sayılı KHK m.146/2, 554 sayılı KHK m.58/2,  555 sayılı KHK m.30/2 ve 556 sayılı KHK m.71/2 hükümlerinde görevli ve yetkili mahkemeler, FSHHM olarak değil, ihtisas mahkemeleri olarak adlandırılmaktaydı. KHK’ler döneminde verilen ve ilgili bölümleri aşağıda yer alan yargı kararlarında da bu konuya işaret edilmiştir:

“Ne varki, daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 24.6.1995 gün ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin görevli ve yetkilı mahkeme başlıklı 71.maddesinde, “Bu Kanun Hükmünde kararnamede öngörülen bütün davalarda görevli mahkeme, Adalet Bakanlığınca kurulacak ihtisas mahkemeleridir.”[1]

“556 sayılı KHK.nin 71.maddesinde, bu kararnamede öngörülen bütün davalarda, görevli mahkeme, Adalet Bakanlığınca kurulacak ihtisas mahkemeleridir, Asliye Ticaret ve Asliye Hukuk Mahkemelerinden hangisinin ihtisas mahkemesi olarak görevlendirileceği ve bu mahkemelerinin yargı çevresini Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirleyeceği hükmü mevcut olup …”[2]

 KHK’ler döneminde, asliye hukuk mahkemesi düzeyindeki ihtisas mahkemelerinin, teknik anlamda FSHHM olmamasının ve bu durumun bir adlandırmadan ibaret olmasının bir başka yansıması ise SMK Geçici Madde 6 hükmünde karşımıza çıkmaktadır. Anılan hükme göre; SMK ile yürürlükten kaldırılması öngörülen 551 sayılı KHK m.146, 554 sayılı KHK m.58, 555 sayılı KHK m.30 ve 556 sayılı KHK m.71 hükümleri uyarınca kurulmuş ihtisas mahkemeleri, SMK m.156/1 hükmü uyarınca kurulan mahkemeler olarak kabul edilecektir ve bu mahkemelerde derdest olan davaların görülmesine devam olunacaktır.

Görev konusunda değinilmesi gereken bir başka konu, FSHHM’nin bulunmadığı yerlerde, sınai mülkiyet haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hangi mahkemelerin görevli olacağıdır. SMK m.156/1 hükmüne göre; FSHHM kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince bakılır. HSK’nin, SMK m.156 hükmünde yer alan düzenleme ile 5235 sayılı Kanun m.5 ve m.9 hükümlerinin verdiği yetkiye dayanarak, SMK’nin yürürlüğe girmesinden sonra aldığı, 30.05.2018 tarihli ve 839 sayılı kararı[3] ile FSHHM’nin kurulmadığı ve yargı çevresinin bu mahkemelerin bulunduğu mahallere bağlanmadığı FSHHM’nin görev alanına giren dava ve işlere bir asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde bu mahkemenin, iki asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde bir numaralı asliye hukuk mahkemesinin, ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde ise üç numaralı asliye hukuk mahkemesinin bakmasına karar verilmiştir.[4] HSK, belirtilen görevlendirmenin 30.05.2018 tarihi itibariyle faaliyette bulunan asliye hukuk mahkemelerinin sayısına göre yapıldığını ve daha sonra faaliyete geçirilecek mahkemelerin, görevli mahkemenin belirlenmesinde dikkate alınmayacağını da karara bağlamıştır. Belirtilen sınırlamanın somut etkisi; 30.05.2018 tarihinden sonra asliye hukuk mahkemelerinin sayısını ikiye, üçe veya daha fazla sayıya çıkaracak ya da söz konusu mahkemelerin sayısını ikiye veya bire indirecek nitelikteki değişikliklerin FSHHM’nin görev alanına giren işlere bakan mahkemelerde bir değişiklik olmaması şekilden gerçekleşecektir. 

HSK’nin 30.05.2018 tarihli ve 839 sayılı kararında dikkat çeken ve uygulamayı etkileyecek bir başka husus ise FSHHM’nin yargı çevresiyle ilgilidir. Bu husus her ne kadar yetki düzenlemesi olsa da görevli mahkemenin belirlenmesinde de doğrudan etkilidir. HSK, anılan kararında, HSYK’nin 24.03.2005 tarihli ve 188 sayılı kararı ile sonraki tarihli kararlarına atıf yaparak, her ne kadar SMK’de açık bir düzenleme olmasa da FSHHM’nin yargı çevresinin adlî yargı adalet komisyonlarının merkez ve mülhakatları[5] olan ilçeleri kapsayacak şekilde belirlenmesi hususunu da karara bağlamıştır. Konuyu bir örnekle somutlaştıracak olursak; HSK’nin söz konusu kararı ile Ankara ilçe adliyeleri ile Batı Adliyesinin yargı çevresindeki sınai mülkiyet haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda söz konusu adliyelerdeki asliye hukuk mahkemeleri değil, Ankara FSHHM görevli ve yetkili kılınmıştır. HSK’nin söz konusu kararının görev yönünden etkisi ise yargı çevresine ilişkin olağan uygulamanın devam ettirilmesi halinde asliye hukuk mahkemelerinde görülecek olan davaların, HSK’nin anılan kararı ile FSHHM’de görülmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin bir başka düzenleme ise SMK m.156/2 hükmüdür. Anılan hüküm hem göreve hem yetkiye ilişkindir. Bununla birlikte hükmün yetkiye ilişkin kısmı, bir sonraki yazımızda ele alınacaktır. SMK m.156/2 hükmüne göre; TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre aldığı bütün kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in kararlarından zarar gören üçüncü kişilerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme, Ankara FSHHM olarak belirlenmiştir.[6] Anılan hükmün uygulanmasında dikkat edilmesi gereken ilk husus, yalnız SMK’de açıkça öngörülen davalar bakımından değil, Kurumun SMK hükümleri kapsamında aldığı kararlara karşı açılacak davaların tamamında Ankara FSHHM’nin görevli ve yetkili olmasıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi ilgili bölümleri aşağıda yer alan kararında konu etraflıca ele alınmıştır: [7]

 Kurum nezdinde temsile yetkili marka vekilinin, müvekkili adına takip ettiği dosyalardan istifa etmesi üzerine bir kısım tebligatların asil yerine eski vekile yapılması nedeniyle mağduriyet yaşandığı, söz konusu tebligatların tekrar asile yapılması ve hukuki durumun eski hale getirilmesi talebiyle açılan davada, Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari yargı çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, uyuşmazlığın idari yargıya taşınması üzerine Ankara 8. İdare Mahkemesi, E.2018/159 dosyada verdiği 31.01.2018 tarihli ara karar ile idari yargının değil adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle ve görevli yargı yerinin belirlenmesi talebiyle dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Uyuşmazlık konusu, 556 sayılı KHK’de öngörülen hususlara ilişkin Kurumun almış olduğu kararlardan kaynaklandığı için, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna, Ankara 8. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüne ve Ankara  3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 23.12.2016 tarihli ve E.2016/408, K.2016/453 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.”

Karşılaştığımız somut uyuşmazlıklarda, özellikle davacılar bakımından, SMK m.156/2 hükmünün uygulanması konusunda bazı duraksamalar yaşandığı ve anılan hükmün hatalı yorumlandığı tespit edilmiştir. Bu hatalı yorum ve uygulamalardan ilki, bir sınai mülkiyet hakkının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in tek başına ya da hak sahibiyle birlikte davalı olarak gösterildiği davaların, Ankara FSHHM’de açılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.[8] Hemen belirtmek gerekir ki davacının yerleşim yerinin Ankara olması ve kendi sınai mülkiyet hakkına dayanarak bu davayı açmış olması ya da herhangi bir sınai mülkiyet hakkına dayanmaksızın bu davanın açılması ve hükümsüzlüğü talep edilen sınai mülkiyet hakkı sahibinin yerleşim yerinin Ankara olması durumunda, dava görevli ve yetkili mahkemede açılmış olacaktır. Ancak bu iki durum dışında, davalının ya da davalılardan birinin TÜRKPATENT olması nedeniyle davanın, Ankara FSHHM’de açılması hâlinde, dava görevsiz mahkemede açılmış olacaktır. Zira bu durumda SMK m.156/2 hükmünün uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Gerçekten ne TÜRKAPATENT’in almış olduğu karara karşı açılmış bir dava ne de Kurum kararlarından zarar gören birinin uğramış olduğu bu zarar nedeniyle açılmış bir dava söz konusudur.

SMK m.156/2 hükmüne ilişkin karşılaşılan bir başka hatalı uygulama ise TÜRKPATENT’in SMK hükümleri dışında faklı mevzuat hükümlerine göre aldığı kararlara karşı veya bu nitelikteki kararlar nedeniyle zarar görenlerin TÜRKPATENT’e karşı yönelttikleri davaların Ankara FSHHM’de açılması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Belirtmek gerekir ki TÜRKPATENT tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumudur ve bu niteliği itibariyle sınai mülkiyet haklarına ilişkin işlemler dışında birçok hukuki iş ve işlemin de tarafıdır. Bu bağlamda TÜRKPATENT’in SMK hükümlerine göre almadığı kararlara karşı açılacak davalar ile TÜRKPATENT’in SMK hükümleri dışında diğer mevzuat hükümleri nedeniyle almış olduğu kararlardan zarar görenlerin TÜRKPATENT aleyhine açacakları davalarda FSHHM görevli değildir. Söz konusu davalar bakımından HMK’nin göreve ilişkin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

TÜRKPATENT’in herhangi bir kararı olmaksızın TÜRKPATENT’e karşı dava açıldığı istisnai durumlarla da karşılaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda da SMK m.156/2 hükmü değil, göreve ilişkin HMK’nin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Kuruma başvuru yapılmaksızın ve dolayısıyla Kurumun almış olduğu herhangi bir karar olmaksızın, bir markanın tanınmış olduğunun tespiti istemiyle doğrudan TÜRKPATENT’e karşı açılan bir tespit davasında Yargıtay görevli mahkemeye ilişkin olarak şu tespitlerde bulunmuştur:[9]

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davanın davalı TPE Başkanlığı tarafından verilmiş bir karar veya tesis edilmiş bir işleme karşı açılmamış olması nedeniyle, davalı TPE Başkanlığı yönünden 556 sayılı KHK’nın 71/2. maddesinde düzenlenen kesin yetki kuralının somut olayda uygulanması koşullarının bulunmamasına göre de, davalılar vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.”

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk davalarında göreve ilişkin değinilmesi gereken son konu, söz konusu davaların, mutlak ticari dava olmasına rağmen asliye ticaret mahkemelerinde değil de FSHHM’ler ile asliye hukuk mahkemelerinde görülüyor olmasıdır. TTK m.4/1,d hükmüne göre tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen davalardan doğan hukuk davaları ile çekişmesiz yargı işleri, ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılmaktadır. TTK m.5 hükmüne göre; aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. TTK m.5 hükmünde “… aksine hüküm bulunmadıkça …” şeklinde ifade edilen durumlardan biri de SMK m.156 hükmünde hukuki dayanağını bulmaktadır. Gerçekten TTK m.5 hükmünün istisnasını oluşturan SMK m.156 hükmü nedeniyle mutlak ticari nitelikteki sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıkları, asliye ticaret mahkemesinde değil, FSHHM’ler ile asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. Bu noktada FSHHM bulunmayan yerlerde neden asliye ticaret mahkemelerinin değil de asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu sorusu akıllara gelebilir. Kanaatimizce bu konuya ilişkin değerlendirme, karşılaşılabilecek iki farklı durum dikkate alınarak yapılmalıdır. İlk ihtimal; bir yerde hem FSHHM’nin hem de asliye ticaret mahkemesinin bulunmamasıdır. Bu senaryoda asliye hukuk mahkemesinin, davaya, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla değil de fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi sıfatıyla bakması, mahkemelerin ihtisaslaşması yönündeki iradeye ve pratiklere uygundur. Karşılaşılabilecek ikinci durum ise FSHHM bulunmayan bir yerde, hem asliye hukuk hem asliye ticaret mahkemesi bulunmasıdır. Bu noktada mutlak ticari nitelikte olan sınai mülkiyet haklarına ilişkin hukuk uyuşmazlıkları bakımından, asliye ticaret mahkemesinin değil de asliye hukuk mahkemesinin görevli olması kanaatimizce yerinde değildir. Kanun koyucunun bu tercihinin; asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi değil de iş bölümü ilişkisi olduğu döneme ait uygulamaların devam ettirilmesinden kaynaklandığını düşünmekteyiz.[10] [11] Olması gereken hukuk bakımından; FSHHM’nin bulunmadığı yerlerde asliye ticaret mahkemesi varsa davaya asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Bununla birlikte SMK m.156 hükmü varlığını sürdürdükçe, FSHHM olmayan yerlerde, asliye ticaret mahkemesi bulunsa bile sınai haklara ilişkin hukuk uyuşmazlıkları bakımından asliye hukuk mahkemeleri görevli mahkeme olmaya devam edecektir.   

Osman Umut KARACA

Kasım 2019

osmanumutkaraca@hotmail.com


KISALTMALAR CETVELİ

FSHHM                     : Fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesi

HMK                          : 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

HSK                           : Hâkimler ve Savcılar Kurulu

HSYK                        : Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

SMK                          : 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu

TTK                           : 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

TÜRKPATENT       : Türk Patent ve Marka Kurumu

551 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

554 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

555 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

556 sayılı KHK         : Mülga 24.06.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

5235 sayılı Kanun     : 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun


[1] YHGK, 10.04.1996 tarihli ve E.1996/11-132, K.1996/262 sayılı karar. Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.html (22.11.2019)

[2] Yarg. 7. CD., 13.06.2002 tarihli ve E.2002/10429, K.2002/9122 sayılı, 14.07.2004 tarihli ve E.2003/9077, K.2004/9434 sayılı kararlar. Kararlar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.html (22.11.2019)

[3] Karar için Bkz; https://www.lexpera.com.tr/resmi-gazete/metin/RG801Y2018N30437S839, (01.11.2019)

[4] HSK söz konusu kararı ile KHK’ler dönemindeki uygulamayı devam ettirmektedir. KHK’ler döneminde başlayan ve devam etmekte olan uygulama Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin; 02.03.2006 tarihli ve E.2005/1936, K.2006/2131 sayılı kararında da ele alınmıştır. (Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2005-1936.htm 21.11.2019)

[5] Bir merkeze bağlı olan yerler. (Kaynak; https://sozluk.gov.tr/ 21.11.2019)

[6] Yarg. 11. HD. 06.02.2006 tarihli ve E.2006/2507, K.2006/2206 sayılı karar. (Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2005-2507.htm 21.11.2019)

[7] Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, 28.05.2018 tarihli ve E.2018/178, K.2018/279 sayılı karar. Karar için Bkz; http://kararlar.uyusmazlik.gov.tr/Karar/Content/962ed5c9-aae8-4091-9f1d-95703aff2919?excludeGerekce=False&wordsOnly=False, (01.11.2019)

[8] SMK m.25/2 ve m.50/3 hükümlerinde markanın, coğrafi işaretin ve geleneksel ürün adının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda TÜRKPATENT’in taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Tasarım, patent ve faydalı model haklarının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda Kurum’un taraf gösterilmeyeceği açıkça düzenlenmemiş olsa da kanaatimizce bu durum kasıtlı bir susma olarak değerlendirilemez. Zira yerleşik yargı uygulamaları, bu haklar bakımından da hükümsüzlük davalarında TÜRKPATENT’in taraf gösterilemeyeceği yönündedir.

[9] Karar için Bkz. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/11hd-2007-3468.htm (21.11.2019)

[10] Asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki; 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 01.07.2012 itibariyle iş bölümü olmaktan çıkıp görev ilişkisi hâline gelmiştir.

[11]Asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki hukuki ilişkinin niteliği hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz. Hakan Pekcanıtez / Oğuz Atalay /Muhammet Özekes, Medenî Usûl Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s.191 vd.

EPO TEMYİZ KURULU’NUN T 1731/12 SAYILI KARARI: Yalnızca Bir Cerrahi Metot Adımı İle Üretilebilecek Olan Bir Tıbbi Cihaza EPC 53/(c) Uyarınca Patent Verilemez

Avrupa Patent Ofisi (EPO) Temyiz Kurulu, 15/02/2019 tarih ve T 1731/12 Sayılı kararı ile bir tıbbi cihaza ilişkin patent isteminin; isteme konu cihazın yalnızca bir cerrahi metot adımı ile üretilebiliyor olması nedeniyle Avrupa Patent Konvansiyonu (EPC) madde 53 (c) hükmü uyarınca patent verilemez olduğuna karar verdi.

EP1613394 sayılı patent patolojik olarak aktif beyin bölgelerinin aktivitelerinin de-senkronizasyonu için bir tıbbi cihazı açıklamaktadır. Patentin 1 numaralı bağımsız isteminde açıklanan üretim metodu isteme konu cihazın üretilmesi için cerrahi bir adımın varlığını gerektirmektedir.

EPO İtiraz Birimi, patentin yeni olmadığı ve buluş basamağının bulunmadığına yönelik itirazları reddetmişse de; itiraz sahiplerinin başvurduğu temyiz yolu neticesinde EPO Temyiz Kurulu patentin EPC madde 53(c)’ye uygun olmadığına karar vermiştir.

EPC madde 53(c) “İnsan veya hayvan vücuduna uygulanacak cerrahi veya terapötik tedavi yöntemleri ve hayvan veya insan vücuduna uygulanacak teşhis metotlarına dair Avrupa Patentleri verilemez; bu hüküm bu metotlar içinde kullanılacak ürünlere özellikle de maddelere veya kompozisyonlara uygulanmaz.” düzenlemesini haizdir.

EPC madde 53/(c)’nin amacı insan ve hayvanların tedavisi alanında uygulamacıların patent hakları ile engellenmeden mümkün olan en iyi tedaviyi uygulamalarını sağlamaktır. Bu nedenle bir patent istemindeki tek bir cerrahi adım dahi bu istemi patent verilebilir istemlerin dışına çıkartmaktadır.  

Benzer şekilde EPO Teknik Temyiz Kurulu T 775/97 Sayılı kararında da bir cihaza ilişkin bir istemin, söz konusu cihazın yalnızca bir cerrahi adım ile üretilebiliyor olması nedeniyle, patent verilemez olduğuna karar vermiştir. Karara göre tedavi ve teşhis cihazlarına bunların teşhis ve tedavi metotlarında kullanılacak olması şartıyla patent verilmesi mümkündür. Ancak söz konusu bu cihazın üretimi için cerrahi bir adımın var olması mecburi/kaçınılmaz ise; bu cihazın üretimine dair isteme patent verilemez.

Sonuç olarak; EPO Temyiz Kurulu’nun T 1731/12 Sayılı kararı ile EP1613394 sayılı patent; 1 numaralı bağımsız istemine konu tıbbi cihazın üretilmesi için cerrahi bir adımın varlığı gerekmesi nedeniyle hükümsüz kılınmıştır.

T 1731/12 Sayılı kararı veren temyiz kurulu; söz konusu kararı içinde Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun G1/07 sayılı kararını da irdelemiş ve bu karara da atıfta bulunmuştur. G1/07 Sayılı kararda özellikle “cerrahi yöntem” kavramından ne anlaşılması gerektiğine değinilmiş ve daha önceki tarihli T 182/90 ve T 35/99 sayılı EPO kararlarında benimsenen “canlı bir vücudun canlı hücrelerine veya dokularına ilişkin geri döndürülemez zarar veya bozulma yaratacak her türlü metodun cerrahi bir müdahale kabul edilmesi gerektiği” yönündeki bakış açısının EPC 53/(c) Hükmünün amacını aşar nitelikte olduğu yorumunu yapmıştır. Kurula göre tıp alanında, bir şekilde hastaya bağlanması gereken cihazların kullanımı için sayısız ve ileri düzeyde teknoloji mevcuttur. Doğru teşhisin konulması için hastadan alınacak verileri ileten metotlar çoğunlukla enjeksiyon ve benzeri yollarla hastaya ilaç verilmesi gibi müdahaleleri gerektirmektedir. 

Sonuç itibariyle Kurul, G 1/07 Sayılı kararında “cerrahi yöntem” kavramının daha dar şekilde ve tıp mesleğinin çekirdek aktivitelerinden olan müdahaleleri; yani tıp uzmanlarının uygulamak üzere özel olarak eğitildiği ve sorumlu oldukları türdeki müdahaleleri kapsayacak şekilde yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.  Bunlar, vücuda yönelik fiziksel müdahaleler olup bunların yapılması için tıp uzmanının profesyonel tıbbi becerilerinin olması gerekmektedir ve bu becerilere rağmen bu tür müdahaleler yaşamsal risk içerir.

Bu dar yorum, EPC 53/(c) kapsamından, yalnızca minik bir müdahaleyi içeren kritik olmayan ve beklenen özen ve beceri ile uygulandığında yaşamsal risk içermeyen metotları çıkartmaktadır.

G 1/07 Sayılı kararı ile daha önceki T 182/90 ve T 35/99 sayılı EPO içtihatlarından sapan Kurul özellikle, teşhise yardımcı bir ilacın hastaya enjeksiyon yoluyla verilmesinin patentlenerbilirlik dışında bırakılırken; inhalasyon yoluyla verilmesinin patentlenebilir görülmesinin ne kadar absürt olacağına da dikkat çekmiştir. 

Bu çerçevede Kurul G 1/07 Sayılı kararında bir görüntüleme cihazını açıklayan bir istemin, profesyonel tıp uzmanı tarafından gerçekleştirilecek şekilde vücuda esaslı bir fiziksel müdahale adımını içermesi ve bu adımın gerekli profesyonel özen ve uzmanlık gösterildiğinde dahi yaşamsal riskler içermesi nedeniyle EPC 53/(c) uyarınca patentlenebilir olmadığına karar vermiştir. 

Görülmektedir ki T 1731/12 Sayılı kararı veren temyiz kurulu; Genişletilmiş Temyiz Kurulu’nun G1/07 sayılı kararını yalnızca tedavi metotlarına ilişkin istemleri değil; cerrahi adım içeren bir tıbbi cihaza ilişkin istemleri de kapsayacak şekilde yorumlamıştır.

Sonuç olarak “cerrahi bir adım içeren cihazın kullanımına” dair bir isteme patent verilmesi bakımından EPC 53/(c) engel teşkil etmezken; “cerrahi bir adım içeren cihazın üretilmesine” dair isteme patent verilmesinin EPC 53/(c) uyarınca mümkün olmadığına karar verilmiştir. Nitekim “cerrahi bir adım içeren cihazın kullanımına” ilişkin isteme patent verilebileceği EPC madde 53/(c)’nin son cümlesinde yer alan istisna kapsamında “bahsi geçen tedavi ve teşhis metotlarında kullanılacak ürünlere özellikle de madde veya kompozisyonlara uygulanmaz” ifadesi ile sabittir.

Selin Sinem ERCİYAS

Ekim 2019

selinsinem@yahoo.com

Tarifname ile İstemin Koruma Kapsamı Sınırlanabilir mi?

Barselona Temyiz Mahkemesi’nin yakın zamanda yayınlanan 12 Ocak 2019 tarihli kararında bir istemin koruma kapsamının tarifname ile sınırlanamayacağına hükmetti.

Anılan karara konu uyuşmazlıkta EP1489342 (“EP’342”) sayılı patentin sahibi açmış olduğu patent tecavüzü davası ile davalı yanın pazarladığı “valfler” ile patentin 1 numaralı istemini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

EP’342 patentinin 1 Numaralı istemi şu şekildedir:

 “1.       Aşağıdaki unsurlardan oluşan üç yollu bir valf:

Bir giriş kanalı (1);

Bir birinci çıkış kanalı;

Bir ikinci çıkış kanalı (6);

söz konusu giriş kanalı (1) ile birinci çıkış kanalının kesişme yerinde konumlanan ve ilgili giriş kanalı (1) ile birinci ve ikinci çıkış kanalları arasındaki sıvı iletimini düzenlemeye yarayan kanalların (4, 5) bulunduğu bir musluğu bulunan birinci bağımsız, çeyrek dönüşlü valf (2) ve birinci bağımsız valf (2) ile ikinci çıkış kanalının (6) ortasında yer alan ikinci bağımsız, çeyrek dönüşlü valf. Burada söz konusu birinci çıkış kanalındın boylamasına ekseni giriş kanalının boylamasına eksenine dikey konumdadır ve ikinci çıkış kanalının boylamasına ekseni, giriş kanalının boylamasına ekseni, birinci çıkış kanalının boylamasına ekseni ve ikinci çıkış kanalının boylamasına ekseni genel olarak T-şeklinde bir konfigürasyon ile düzenlenecek biçimde ikinci çıkış kanalının boylamasına ekseni giriş kanalının uzunlamasına eksenine dikey konumdadır. Giriş kanalı (1), birinci çıkış kanalı ve ikinci çıkış kanalı (6) tek tip biçimlendirilmiş olup; birinci bağımsız, çeyrek dönüşlü valf (2) giriş kanalı (1) ile eksenel biçimde hizalanmıştır ve ikinci bağımsız, çeyrek dönüşlü valfın (7) ekseni ikinci çıkış kanalının boylamasına eksenine dikey konumda olup;

karakteristik özelliği musluk (3) ve giriş kanalının (1), musluk (3) giriş kanalı (1) üzerinden üç yollu valfa monte edilebilecek şekilde yapılandırılmış ve uyarlanmış olmasıdır.”

Davalı yan, üretip pazarlamakta olduğu valflerin 1 numaralı istemin “musluk (3) ve giriş kanalının (1), musluk (3) giriş kanalı (1) üzerinden üç yollu valfa monte edilebilecek şekilde yapılandırılmış ve uyarlanmış olması “ unsuru dışındaki tüm unsurları içerdiğini kabul etmiştir.

Ancak bahsi geçen unsur bakımından davalı yan “İstem metinsel olarak “musluğun (3) [kanal (1) üzerinden üç yollu valfa monte edilebilmesini” gerektirdiğini ancak, teknikte uzman kişinin musluğun kanala yalnızca alttan monte edilebileceğini anlayacağı” savına dayanarak tecavüzün mevcut olmadığını iddia etmiştir.

Davalının savunması ve tecavüzün mevcut olmadığı hususu ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlığı inceleyen Barselona Temyiz Mahkemesi ise şu hususlara dikkat çekerek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

“…Patente ait çizimlerin işlevinin hatalı bir biçimde yorumlanmasına dayalı olduğuna inandığımız için bu sonucu kabul etmemiz mümkün değildir. Davalı, çizimlere göre, yer olmadığı için musluğun üstten takılamayacağını ve bu sebeple yalnızca giriş kanalının (veya merkezi kanalın) alt kısmından takılabileceğini iddia etmektedir.

Bu da, tercih edilen yapılardan birinin, çizimler ile resmedilen yapı olması nedeniyle patentin koruma kapsamını sınırlandırmak amacıyla kullanılması anlamına gelmektedir ki bu uygulama EPC madde 69.1 düzenlemesine aykırıdır. Söz konusu maddeye göre; “Bir Avrupa Patenti veya bir Avrupa Patent başvurusu ile sağlanan korumanın kapsamı istemler ile belirlenir.  Yine de, istemlerin yorumlanmasında tarifname ile çizimler kullanılır. Çizimler veya tarifname, istemlere bu şekilde özellikler ekleyerek koruma kapsamını sınırlandırmak için değil genel olarak istemleri yorumlamak için kullanılmalıdır.”

Barselona Temyiz Mahkemesi bahsi geçen kararında EPO Temyiz Kurulu’nun T 1018/02, T-544/89 ve T-681/01 sayılı kararlarını dayanak göstermiştir ve her ne kadar EPO tecavüz incelemesi yapmasa da patentin geçerli olup olmadığı değerlendirmesi yapılırken EPO tarafından istemin koruma kapsamının nasıl belirlenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ve gözetildiğini ve dolayısıyla bu esnadaki bakış açısının mevcut uyuşmazlıkta istemin koruma kapsamının doğru belirlenmesi bakımından dikkate alınabileceğini belirtmiştir.

EPO Temyiz Kurulu T 1018/02 sayılı kararının 3.8 nolu paragrafında istemin koruma kapsamının nasıl belirlenmesi gerektiği hususuna değinmiş ve bir istemin mantık dışı veya akla yatkın olmayan bir manaya gelecek şekilde yorumlanamayacağına dikkat çekmiştir. Olduğu haliyle açık ve akla yatkın bir anlama sahip olan bir istemin, tarifnamenin yorumu yoluyla farklı bir anlama sahip addedilemeyeceği ifade edilmiştir. Buna göre istemin olduğu halinde var olmayan bir unsurun tarifnameden “import” edilmesi mümkün değildir. Aksi durumda üçüncü kişiler istemin olduğu haliyle sahip olduğu lafza güvenemezler. 

EPO Temyiz Kurulu’nun T-544/89 sayılı kararının 3.1 paragrafında ise sadece istemde açıkça belirtilen veya istemden çıkarılabilir olan unsurlar, istemin tekniğin bilinen durumundan farklı olup olmadığı, tekniğin bilinen durumunun aşılıp aşılmadığı değerlendirmesinde dikkate alınır. Tarifnamede yer alan örnekler, bunlar açıkça istemde belirtilmediği sürece, patentin koruma kapsamını sınırlamaz. Benzer şekilde bahsi geçen unsurlara yapılan atıf işaretleri de istemi sınırlayacak şekilde yorumlanamaz. 

EPO Temyiz Kurulu’nun T-681/01 sayılı kararının 2.1.1 numaralı paragrafında tarifnamenin istemi “yeniden yazmak” ve istemin teknik unsurlarını “yeniden tanımlanmak” amacıyla kullanılamayacağını; özellikle de istemin genel geçer lafzına bakıldığında isteme ait bir unsur olarak görülen bir unsurun tarifnameye dayanılarak bu istemin kapsamında olmadığı iddia edilemez. 

En nihayetinde Barselona Temyiz Mahkemesi, EPO Temyiz Kurulu içtihatları doğrultusunda, istemlerde açıkça belirtilmeyen bir sınırlamanın, tarifname veya çizimlerde yer alması gerekçesiyle istemin sınırlanmasına yol açmayacağına; çizimlerde “tercih edilen” olarak belirtilen seçimlik bir özelliğin, istemin sadece bu spesifik özellikle sınırlı olarak okunmasına yol açmayacağına hükmetmiştir.

Bilindiği üzere Sınai Mülkiyet Kanunu („SMK“) madde 89/(1) uyarınca patent başvurusu veya patentin sağladığı korumanın kapsamı istemlerle belirlenir. Bununla birlikte istemlerin yorumlanmasında tarifname ve resimler kullanılır. SMK 89/(2) ise; Avrupa Patent Sözleşmesi („EPC“) madde 69 ve bu maddenin uygulanmasına dair Protokolü karşılayacak şekilde “İstemler, kullanılan kelimelerin verdiği anlamla sınırlı olarak yorumlanamaz. Ancak istemler, koruma kapsamının tespitinde, buluşu yapan tarafından düşünülen fakat istemlerde talep edilmeyen, buna karşılık ilgili teknik alanda uzman bir kişi tarafından tarifname ve resimlerin yorumlanması ile ortaya çıkacak özellikleri kapsayacak şekilde genişletilemez.” düzenlemesini içermektedir.

EPO Temyiz Kurulu’nun yukarıda değinilen içtihatları uyarınca gerek EPC madde 69 ve uygulanmasına dair Protokolün gerekse bunun ulusal hukukumuzda bir yansıması olan SMK madde 89/2 hükmünün, istemlerin koruma kapsamının tarifname veya çizimler ile genişletilmesi mümkün olmadığı gibi; daraltılmasının da mümkün olmadığı anlamına gelecek şekilde yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. 

Av. Selin Sinem ERCİYAS

Eylül 2019

selinsinem@yahoo.com

Inter Partes Review ve Buluş Basamağı (Non-obviousness) Terimlerinin Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararına Etkisi (Riot Games, INC. v Paltalk Holdings, INC.)

Riot Games, INC. şirketi USPTO Temyiz Kuruluna, Paltalk Holdings, INC. şirketine ait 6,226,686 numaralı patentin aşağıda belirtilecek istemlerinin patentlenebilir olmadığına dair bir dilekçe vermiştir. İnceleme sonucunda USPTO Temyiz Kurulu, istemlerin buluş basamağını aşmadığı iddialarının yerinde olduğu gerekçesiyle 6,226,686 numaralı patentin 1-4, 7-21, 28-34, 35, 39 40, 47-54, 56,57 ve 64-70. istemlerinin A.B.D Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 103. maddesi uyarınca patentlenemeyeceğine karar verdi.

Riot Games, INC. şirketi, 2006 yılında Los Angeles’da kurulmuş olan Dünyaca ünlü, oyun yapım şirketidir. Riot Games şirketinin bilinen en ünlü oyunu ise League of Legends’dır. Dilekçeye taraf olan diğer şirket Paltalk Holdings, INC. ise, 6,226,686 patentin sahibi olan, online platformlar üzerinde olmak üzere kullanıcılarına konuşma odaları, mesajlaşma gibi hizmetler sağlayan bir şirkettir.

Olayın geçmişine kısaca değinecek olursak, Paltalk Holdings INC. Şirketi,  Riot Games, INC şirketinin League of Legends oyunundaki sohbet odalarındaki kullanımlarının ‘686 numaralı patent hakkına tecavüz oluşturduğu iddialarıyla 16 Aralık 2016 tarihinde patent tecavüzü davası açar. Riot Games, INC şirketi ise bir savunma mekanizması olan ‘’Inter Partes Review’’ talebinde bulunur. Riot Games,INC. şirketinin bu talebi üzerine USPTO Temyiz Kurulu istemi kabul eder, duruşma yaparak, yukarıda belirtilen istemlerin A.B.D. Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 103. maddesine göre patentlenebilir olup olmadığına ilişkin değerlendirmesine başlar.

USPTO Temyiz Kurulu kararına değinmeden önce, Inter Partes Review adı verilen dilekçenin anlamını ve taraflara nasıl bir imkan verdiğini inceleyecek olursak. Inter Partes Review mekanizması, 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Amacı, geçerli (valid) patentlerin istemlerinin A.B.D Patent Kanunu’nun (35 U.S.C.) 102. ve 103. maddeleri uyarınca USPTO Temyiz Kurulunca yeniden gözden geçirilmesini sağlamaktır. Bu mekanizma öncesinde, bir patentin geçerli olup olmadığına dair incelemeye yetkili kurum Bölge Mahkemeleriydi.

Yeni sayılabilecek bu sistemde, A.B.D Patent Kanunu’nun 286. maddesine göre, Inter Partes Review isteminde bulunan taraf, patent koruma süresi dolmuş olsa dahi, daha önce meydana gelen zararlarını 6 yıl ile sınırlı olmak kaydıyla isteyebilecektir.

Yazının devamında gerekçelerini belirterek, Inter Partes Review ve buluş basamağını değerlendiren USPTO Temyiz Kurulu’nun 14 Mayıs 2019 tarihli kararına yer vereceğiz, karar metninin Riot Games v Palktalk Holdings bağlantısından görülmesi mümkündür.

İnceleme konusu olan Paltalk Holdings, INC. Şirketine ait ‘686 numaralı patent, interaktif uygulamalar için sunucu grup mesajı sistemi başlığı altında yer alan, interaktif uygulamaları ana bilgisayarları ve grup mesajlaşma sunucularını içeren bir ağ üzerinden dağıtma yöntemi metodunu tanımlamaktadır. Internet gibi ağlar üzerinden dağıtılan paylaşılan, interaktif uygulamalar için ana bilgisayarlar arasında yönlendirme mesajlarını belirtir.

İnceleme talebinde bulunan Riot Games, INC. şirketi, dilekçesinde istem 1–4, 7–21, 28–30, 34, 35, 39, 40, 47–49, 53, 54, 56, 57, 64–66 ve 70’in Aldred ve RFC 1692’ye göre daha önceden belirtilen istemlerin değinildiğini ve buluş basamağının aşılmadığını belirtir. A.B.D. Patent Kanunu’nun (35 U.S.C) 103. maddesine göre göre, bir buluşun patentlenebilir olmasının şartlarından birisi de buluş basamağının aşılmasıdır.

A.B.D. Patent Kanunu’na göre, bir buluşun patent elde edebilmesi için tekniğin bilinen durumunun aşılması (non-obviousness), kullanılacak tekniğe yararlı (useful) ve yenilik (novelty) özelliklerine sahip olması gerekmektedir. Buluş basamağı, yenilik kavramı ile benzerlik göstermektedir. Fakat, buluş basamağı kavramında daha çok buluşun daha önceki patent başvurularında bilinip bilinmediği, buluşun daha önce yazılı şekilde tanımlanıp tanımlanmadığı gibi sorulara cevap vermesi gerekmektedir. Yeni bir buluş patent koruması altında olan diğer buluşlardan farklılık gösterse, bazı durumlarda yeni bir buluş olsa dahi patentlenemeyebilmektedir. Buluş basamağı kavramı, yeterli farklılık yani, o alandaki uzmana göre buluşun açık bir şekilde olmaması anlamına gelmektedir.

Buluş basamağının tespiti için Graham testi adı verilen 4 aşamalı bir değerlendirme yapılmaktadır:

  • Önceki tekniğin kapsamı ve içeriği;
  • İstemin söz konusu olduğu konu ile önceki teknik arasındaki farklar;
  • Buluş konusunundaki tekniğin kullanılma şekli ve
  • Buluşun o alanda uzman veya kamu nazarın açık, daha önceden belli olmadığına dair kanıtlar. Bknz. Graham v. John Deere Co., 383 U.S. 1, 17–18 (1966).

Yukarıda belirtildiği gibi, (i) tekniğin o alanda hangi sorunları çözdüğü, (ii) tekniğin alanıyla ilgili hangi sorunların bulunduğu gibi sorulara cevap veriliyor olması gerekmektedir.

USPTO Temyiz Kurulu değerlendirmelerine, ağda ortak çalışma başlıklı 26 Mayıs 1994 tarihinde yayınlanan Aldred uluslararası başvurusu ile devam eder. Aldred, ağda ortak çalışma için programlanabilir iş istasyonu ile ilgili olup, devreler arasında veri ve kaynakları paylaşan, paylaşım grubunun üyelerini bağlayan veri kanallarını paylaşan programların kümesinin paylaşımını içerir.

Şekil 3, A, B, C, D ve E devreler arasında veri ve kaynakları paylaşan uygulamaları göstermektedir. Şekil 4, Şekil 3’teki uygulamaların paylaşımı arasındaki iki paylaşım setini göstermektedir.

Ağustos 1994’te yayınlanan “Transport Multiplexing Protocol (TMux)” adlı RFC 1692, İnternet topluluğu için internet standartları izleme protokolü olup, iyileştirmeler için tartışma ve önerileri içermektedir. RFC 1692, TMux protokolunun birden çok tek bir bağlantı üzerinde bir çok terminal açmasını sağlayan ve verimliği artırıp, sistem yönetimini kolayl