Etiket: fikrî mülkiyet

Özel Okul ve Diğer Özel Öğretim Kurumları Markalarının Lisans Yoluyla Kullandırılmasına İlişkin Güncel Mevzuat Değişikliğinin İncelenmesi


Sınai mülkiyet haklarının elde edilmesi, kullanılması, kullandırılması ve bu haklar üzerinde gerçekleştirilebilecek başkaca hukuki işlemelere ilişkin temel düzenlemeler olan 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik yanında, sınai mülkiyet hakları üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlayan meslek ya da sektör bazlı düzenlemeler de bulunmaktadır.

Sınai mülkiyet hakları üzerinde gerçekleştirilebilecek hukuki işlemleri sınırlayan özel nitelikli düzenlemelerden biri de 03.01.2025 tarihli ve 32711 sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (İhdas Yönetmeliği) Çerçeve Madde 4 hükmü ile ihdas edilerek, 20.03.2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) m.7 hükmüne eklenen altıncı fıkradır.[1] Anılan hükmün ihdası ve yürürlüğünün üzerinden henüz dokuz ay geçmişken, 05.09.2025 tarihli ve 33008 sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (Değişiklik Yönetmeliği) ile ihdas edilen düzenleme ve uygulamada değişiklik yapılmıştır. Uygulamayı ihdas eden hükümle, yapılan değişikliğin karşılaştırıldığı tablo aşağıda paylaşılacaktır. İhdas edilen hükme ilişkin ayrıntılı değerlendirmeyi daha önce yaptığımız için okumakta olduğunuz yazıda sadece güncel değişiklikler ve olası etkileri incelenecektir. Değişiklik ile hükümden çıkarılan kısımlar kırmızı ve üzeri çizili olarak gösterilecek, hükme yapılan eklemeler ise mavi olarak gösterilecektir.

İhdas edilen ve sonrasında değiştirilen hükme göre; özel okullar ile diğer özel öğretim kurumları tarafından kullanılan markaların lisans yoluyla başka gerçek veya tüzel kişilere kullandırılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

  • Özel okul ve diğer özel öğretim kurumu ayrımının yapılması: Gerçekleştirilen değişikliğin en dikkat çekici yönü, özel okul ile diğer özel öğretim kurumlarının uygulamalarının farklılaştırılmış, özel okullar için değişiklik öncesi şartlar korunurken, diğer özel öğretim kurumları için şartların, değişiklik öncesine göre hafifletilmiş olmasıdır. Bu bağlamda özel okullar dışındaki diğer özel öğretim kurumlarının kapsamının belirlenmesi, tabi olunan sınırlamaların tespiti açısından önem arz etmektedir. 08.02.2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (Kanun) m.2/1,c hükmüne göre okul; özel eğitim, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim ile Bakanlıkça dönüşüm programına alınan kurumlardan 2018-2019 eğitim-öğretim yılının sonuna kadar faaliyetleri devam eden ortaöğretim özel okullarını ifade etmektedir. Kanun m.2/1,b hükmüne göre kurum; özel okulları da kapsayan genel nitelikte bir ifadedir. Nitekim Değişiklik Yönetmeliği’nde yer alan “diğer özel öğretim kurumları” ifadesi de bunu tevsik etmektedir. Okul ve kuruma ilişkin hükümler birlikte değerlendirildiğinde diğer özel öğretim kurumları; çeşitli kurslar, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumları olarak tespit edilmektedir. Hükümde özel okul, diğer özel öğretim kurumu ayrımı yapılmasına rağmen özel okullara ilişkin birinci cümlenin “… 5 okulunun bulunması ve bu kurumların …” kısmında “kurum” ifadesi kullanılmıştır. Anılan ibarenin, önceki metin üzerinden yapılan güncellemede sehven bu şekilde kaldığı değerlendirilmektedir.
  • Kurucuya ait bir markanın bulunması: Kanun m.2/1,m hükmüne göre; kurucu, kurumun sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi düzenlenen gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda özel okul veya diğer özel öğretim kurumu sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi de bulunan kişiye ait bir markanın bulunması gerekmektedir. Hükümde yer alan “…okulun markasını…”, “… özel öğretim kurumunun markasını …” ifadesi, marka sahibinin, özel okul veya diğer özel öğretim kurumu olacağı yönünde bir çıkarıma yol açmaya elverişlidir. Ancak gerek normun amacı gerek bu kurumların tüzel kişiliklerinin bulunmaması gerekse aynı hükümde yer alan “… özel okul kurucusunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… Kurucular … kullandırabilir …” ifadelerinden marka sahibinin özel öğretim kurumu değil, kurucu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hükümde yer alan çelişkili ifadelerin, marka sahibi ile markanın kullanıldığı hizmete ilişkin bir vasıflandırma hatasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
  • Kurucunun, faaliyetin kapsamına ilişkin şartları yerine getirmesi: Değişiklikle birlikte özel okul ve diğer özel öğretim kurumu ayrımıyla bağlantılı olarak, yerine getirilmesi gereken şartlarda da farklılaştırmaya gidilmiştir. Değişiklikten önce “aynı türde” faaliyet gösteren kurum bulunması şartı, özel okullar için aynı veya farklı tür yahut kademe olarak değişmiş, diğer özel öğretim kurumları için ise mevcut hâliyle kalmıştır. Hükümde yer alan “aynı tür”, “farklı tür” ifadelerinden neyin kastedildiği Kanun ya da Yönetmelik’ten anlaşılamamaktadır. Yine hükümde, lisans yoluyla markanın kullanılacağı özel okulun ya da diğer özel öğretim kurumunun da aynı ya da farklı türde olmasının gerekip gerekmediği konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bununla birlikte “farklı tür veya kademeden … okulun bulunması” ifadesinden, özel okullar yönünden şartın sağlanması için “farklı tür” kapsamında sadece özel okul türlerinin girdiği değerlendirilmektedir. Yapılan değişiklikten yola çıkarak, “tür” sözcüğü ile kurum tanımı içine giren özel okullar dâhil özel öğretim kurumlarının her birinin ifade edildiği değerlendirilmektedir. “Kademe” sözcüğü ile sadece özel okullar için kullanılmış olmasından, anılan ifadenin sadece özel okullara ilişkin olarak okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretimden her birinin ifade edildiği değerlendirilmektedir. Değişiklikle yapılan ayrımla bağlantılı olarak; özel okullar için kurucunun aynı veya farklı türde yahut kademede en az beş okulunun bulunması ve bunların her birinin en az beş yıldır faaliyette bulunmuş olması, diğer özel öğretim kurumları için kurucunun aynı türde en az üç kurumunun bulunması ve bunların her birinin en az iki yıl faaliyette bulunmuş olması şartı aranmaktadır. Kanaatimizce hükümde, “faaliyette bulunmuş” ifadelerinin kullanılması hatalıdır. Zira metin mevcut hâliyle geçmişte beş ya da iki yıl faaliyette bulunmasına rağmen hâlihazırda faaliyette bulunmayan özel okulların veya diğer özel öğretim kurumlarının da şartın sağlanması bakımından dikkate alınacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Oysaki normun konuluş amacının en az beş ya da iki yıldır faaliyette bulunan ve faaliyetleri devam eden özel okulun ya da diğer özel öğretim kurumunun bulunmasının şart olarak aranması olduğu ve bu nedenle ifadenin “faaliyette bulunan” şeklinde olması gerektiği değerlendirilmektedir.
  • Kurucuya ait markanın, şartları sağlayan özel okul veya diğer özel öğretim kurumu sayısının üç katına kadar gerçek veya tüzel kişiye kullandırılabilmesi: Hükümde markayı lisans yoluyla kullanacak gerçek ya da tüzel kişinin, bu markayı kullanacağı mal ve hizmete ilişkin herhangi bir sınırlama yapılmamış olması dikkati çeken ilk husustur. Zira markayı kullanacak kişinin özel okul veya diğer özel öğretim kurumu kurucusu olup olmadığı dahi belli değildir. Düzenleme bu hâliye markanın, özel okullar veya diğer özel öğretim kurumları dışında başka bir mal veya hizmette kullanılmasına yol açabilecek niteliktedir. Lisansın, markanın sadece özel okul veya diğer özel öğretim kurumlarının faaliyetlerinde kullanılmasıyla sınırlı olarak verilebileceğinin düzenlenmesiyle belirtilen sorunun giderilebileceği değerlendirilmektedir.  Markanın kullandırılabilmesi için en az beş özel okulun veya üç diğer özel öğretim kurumunun bulunması gerektiğinden ve üç katına kadar sınırlaması öngörüldüğünden; şartların sağlanması durumunda markanın kullandırılabileceği kişi sayısının özel okullar için on beşten, diğer özel öğretim kurumları için dokuzdan başlayacağı tespit edilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Yönetmelik m.7 hükmüne yedinci fıkra eklenmiştir. Anılan fıkraya göre; kurucuların marka lisans sözleşmelerinde, öğretim programı, personel, bina, hizmet standartları ve markaya özgü diğer şartlar ile bu hususların yerine getirilip getirilmediğinde yapılacak uygulamalara ve fesih şartlarına yer vereceği belirtmiştir. Belirtilen unsurların marka lisans sözleşmesinde bulunmasında teknik olarak bir engel bulunmamakla birlikte hükmün lafzından lisans sözleşmesinin kural olarak eşitler arasında bir sözleşme olma niteliğinin ortadan kaldırıldığı, şartların müzakere edilerek belirlenmesinden ziyade, lisans alanın açıklayacağı iradenin, lisans verenin belirlediği şartların kabul edilip edilmemesi şeklinde ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Yönetmelik düzeyindeki söz konusu sınırlayıcı hükmün, Türk özel hukukuna hâkim olan irade özgürlüğü ve bunun borçlar hukukundaki yansıması olan, 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.26 hükmünde, tarafların, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebileceğine ilişkin hükme aykırı olduğu değerlendirilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Yönetmelik m.7 hükmüne eklenen yedinci fıkradaki bir başka düzenlemeye göre; kurucuların marka lisans sözleşmesi yapabilmeleri için sahip olmaları gereken yeterlilikler ile marka lisans sözleşmelerinde yer verilmesi gereken diğer hususlar Bakanlıkça hazırlanacak usul ve esaslarla belirlenir. Anılan hükme göre; SMK m.148/4 hükmüne göre; sadece yazılı şekil şartına tabi olan marka lisans sözleşmeleri için, özel okul ve diğer özel öğretim kurumlarında kullanılacak markaların lisansıyla sınırlı olmak üzere bir kısım şekil şartı daha getirilebileceği öngörülmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği m.29 hükmüne göre; inceleme konumuzu oluşturan Yönetmeliğin değiştirilen m.7/6 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen m.7/7 hükmü 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Burada İhdas Yönetmeliği m.32/1,a hükmüne göre; Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girmiş olması durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Değişiklik Yönetmeliği yürürlük maddesinin Yönetmelik m.7/6 hükmünün tamamının uygulanması bakımından mı yoksa, sadece yapılan değişikliğin uygulanması bakımından mı yürürlük tarihini belirlediği konusunda duraksama yaşanabilir. Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girdiği düşünüldüğünde, Değişiklik Yönetmeliği yürürlük maddesiyle Yönetmelik m.7/6 hükmünün tamamıyla 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe gireceği yönünde bir yorum yapmak, esasında yürürlükteki bir hükmün yürürlüğünü askıya alma sonucu doğuracağı, hatta hükmün ilga edilip yeniden düzenlenip yürürlüğe girmesi gibi bir durum ortaya çıkaracağı için ve bunun yürürlük maddesi ile yapılmasının mevzuat hazırlama tekniğine uygun olmaması nedeniyle Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihi ile 01.01.2026 tarihi arasında ihdas edildiği hâliyle yürürlükte olacağı, Yönetmelik m.7/6 hükmünün değiştirilmiş hâli ile Yönetmelik m.7/7 hükmünün 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe gireceği değerlendirilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 27 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen Geçici Madde 35 hükmüne göre; 01.01.2026 tarihinden önce marka lisans sözleşmesi yaparak Bakanlıktan kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı almış; okul kurucuları aynı bina ya da kampüste farklı kademe/türde okul açmak/okula dönüşmek ya da başka kuruma dönüşmek istemesi halinde, okullar dışındaki özel öğretim kurumlarının başka bir kurum türüne dönüşüm yapmak istemesi halinde Yönetmelik’te markanın lisans yoluyla kullanılmasına ilişkin hükümlere tabi olmayacaktır. Burada dikkate edilmesi gereken muafiyetin sadece Geçici Madde 35 hükmündeki durumlarla sınırlı olmasıdır. Yürürlük tarihinden önce lisans sözleşmesi yapılmış olmasına rağmen sayılan sınırlı durumların dışındaki bir oluşumda Yönetmelik m.7/6 ve 7/7 hükümlerindeki yükümlülükler varlığını sürdürecektir. Hükümde esasa etkili olmasa da özne yüklem uyumsuzluğu nedeniyle okul kurucularının farklı türde okula dönüşmek, başka kuruma dönüşmek istemesi gibi anlatım bozuklukları mevcuttur.

Yukarıda etraflıca incelediğimiz düzenlemede de sınai mülkiyet haklarına ilişkin diğer özel düzenlemelerde olduğu gibi, hakların elde edilmesine, korunmasına, bu haklar üzerinde tasarrufta bulunulmasına ilişkin, sınai mülkiyet haklarının niteliğiyle bağdaşmayan veya normun konuluş amacına ulaşılmasına elverişli olmayan hükümler yer almaktadır. Örneğin incelediğimiz mevzuat değişikliğinde, markanın üçüncü kişilerce hukuka uygun kullanılması yöntemlerinde sadece lisans sözleşmeleri düzenlenmiştir. Oysaki markanın hukuka uygun olarak kullanılması sadece lisans sözleşmesiyle değil, marka sahibinin kullanıma sonradan rıza göstermesi, önceden izin vermesi, üçüncü kişinin marka başvurusuna muvafakat edilmesi, bir marka tescili daha yaptırılarak bunun devredilmesi gibi başkaca yöntemlerle de gerçekleştirilebilmektedir ve bu durumların hiçbiri inceleme konumuzun kapsamında yer almamaktadır. Sınai mülkiyet haklarına ilişkin meslek ya da sektör bazlı özel düzenlemeler yapılması bir gereklilikten kaynaklanabilir ve bu durum olağandır. Ancak belirttiğimiz sorunlarla karşılaşılmaması ve düzenlemenin amaca ulaşmaya elverişli olabilmesi için mevzuatın hazırlanma aşamasında Türk Patent ve Marka Kurumundan ya da özel sektörde faaliyet gösteren alan uzmanlardan teknik görüş alınması veya mevzuatın hazırlık çalışmalarında yer almak üzere benzer yöntemlerle uzman temini sağlanmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Eylül 2025


[1] Belirtilen düzenlemeye ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler için bkz., Osman Umut Karaca, Özel Eğitim Kurumu Markalarının Lisans Verilmesine İlişkin Mevzuat Değişikliğinin İncelenmesi, IPR Gezgini, https://iprgezgini.org/2025/04/10/__trashed/, 05.09.2025.

Orta Vadeli Program’ın (2025-2027) Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hakları Bağlamında İncelenmesi

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından üç yıllık periyotları kapsayacak şekilde her yıl hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Orta Vadeli Programlar; makro ekonomik politikaların, tahminlerin ve hedeflerin belirlendiği ve merkezi yönetim bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan bir politika belgesidir.[1] Bu kapsamda söz konusu belge ile ilgililere; hangi alanlarda, ne gibi eylemlerin gerçekleştirileceği konusunda da bir öngörü sağlamaktadır.

2025-2027 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Plan (OVP), 05.09.2024 tarihli ve 23653 Mükerrer Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.09.2024 tarihli ve 8906 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanmıştır. Geçmiş yıllarda da olduğu gibi OVP’de fikrî ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin bölümler de yer almaktadır.

OVP’nin makro ekonomik hedefler ve politikalara ilişkin ana bölümünün “büyüme” hedef ve politikalarına ilişkin kısmında, Ar-Ge yenilik ekosistemi ele alınmıştır. Bu ekosistem içerisinde Ar-Ge temelli yatırımların ve girişimciliğin desteklenmesi ve yenilik ekosisteminin güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Fikrî mülkiyet varlıklarının yüksek teknolojili ve katma değerli üretime katkısının artırılması amacıyla patent, marka ve tasarımlara ilişkin değerleme, finansmana erişim ve ticarileştirme mekanizmalarının güçlendirilmesi belirtilen hedefe ulaşmak için yapılacak çalışmalar arasında düzenlenmiştir.

OVP’nin makro ekonomik hedefler ve politikalara ilişkin ana bölümünün “iş ve yatırım ortamı” hedef ve politikalarına ilişkin kısmında, düzenleyici çerçevenin iyileştirilmesi ele alınmıştır. Bu iyileştirme kapsamında; iş ve yatırım ortamında düzenleyici çerçevenin iyileştirilerek yatırımcı güveninin, öngörülebilirliğin ve istikrarın artırılması hedeflenmektedir. Fikrî mülkiyet sisteminde toplumsal bilinci ve farkındalığı artırmak üzere hukuki altyapının güçlendirilmesi, fikrî mülkiyet haklarının oluşmasını destekleyen ekosistemin geliştirilerek bu hakların ticarileştirilmesinin hızlandırılması belirtilen hedefe ulaşmak için yapılacak çalışmalar arasında düzenlenmiştir.

OVP’nin iki farklı bölümünde fikrî ve sınai mülkiyet haklarına değinilmiş, temel olarak alana ilişkin bilincin artırılması ile hakların değerlemesinin yapılması, finansman erişiminin sağlanması ve hakların ticarileştirilmesinin hızlandırılması hedef ve politika olarak belirlenmiştir. Anılan hedeflere ulaşılmasını temenni ederiz. Bunun yanında hakların elde edilme aşamasından sonraki döneme ilişkin hedef ve politikaların yanında, hakların elde edilmesi ve korunması aşamasında yaşanan sorunların önüne geçecek hedef ve politikaların da programlara dâhil edilmesinin fikrî ve sınai mülkiyet haklarından beklenen faydanın artırılmasına katkı sağlayacağını değerlendirmekteyiz.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Eylül 2024


[1] Bkz; Orta Vadeli Program (2025-2027), s.1. https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2024/09/Orta-Vadeli-Program_2025-2027.pdf, (11.09.2024).

Marka Vekilliği ve Patent Vekilliği Sınav Sisteminde Önemli Değişiklik

Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde, sınai mülkiyet haklarına ilişkin vekâleten işlem yapma yetkisi münhasıran patent ve marka vekillerine aittir. Patent ve marka vekilliği unvanları, tek yılların sonunda yapılan sınavlarda başarılı olunarak elde edilmektedir. Patent vekilliği ve marka vekilliği sınavlarının zorluk derecesi, 2013 yılında gerçekleştirilen sınavda çok sayıda sorunun hatalı olması ve bu soruların iptal edilmesiyle birlikte tartışma konusu olmuş, 2015 yılından başlayarak sınavların zorluk derecesi oldukça artmış, 2017 yılında 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) yürürlüğe girmesinin ardından sınav usulünde önemli değişiklikler yapılmıştır.

Sınav usulünde yapılan bu değişikliklerden biri de sınavların “genel yeterlilik sınavı” ve “mesleki yeterlilik sınavı” olmak üzere iki aşamalı hâle getirilmesidir. İki aşamalı sınav sistemi 2015, 2017, 2019 ve 2021 yıllarında yapılan sınavlarda uygulanmıştır. Bu uygulamaya okumakta olduğunuz yazının konusunu oluşturan, 12.05.2023 tarihli ve 32188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınav, Sicil ve Disiplin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle son verilmiştir. Yapılan değişiklikle birlikte patent vekilliği ve marka vekilliği sınavları, tek aşamalı olarak çoktan seçmeli genel yeterlilik sınavı şeklinde gerçekleştirilecektir. Değişiklik 2023 yılının sonunda yapılacağı öngörülen sınavda uygulanacaktır. Değişiklik, bu bağlamdan marka vekilliği ve patent vekilliği sınavlarına hazırlanan adaylar bakımından ayrı bir öneme sahiptir.

Değişiklikle birlikte Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınav, Sicil ve Disiplin Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) mesleki yeterlilik sınavıyla ilgili ve ilişkili hükümleri ilga edilmiştir. Sınav yöntemindeki değişikliğin, sistem değişikliği dışında, Yönetmelik mülga m.13/4 hükmünden kaynaklı olarak, başkaca sonuçlar doğuracağı da öngörülmektedir. Gerçekten Yönetmelik mülga m.13/4 hükmüne göre; genel yeterlik sınavında başarılı olup da mesleki yeterlik sınavında başarısız olan adaylar bir sonraki dönemde yapılacak olan ilk sınavda mesleki yeterlik sınavına doğrudan katılabilmekteydi. Değişiklikle birlikte, 2021 yılında yapılan marka vekilliği ve patent vekilliği genel yeterlilik sınavında başarılı olup, mesleki yeterlilik sınavından başarılı olamayan adaylar bakımından bir hukuki belirsizlik ortaya çıkmaktadır. Kanaatimizce, Yönetmelik mülga m.13/4 hükmü, 2021 yılında yapılan genel yeterlilik sınavlarında başarılı olup, mesleki yeterlilik sınavında başarısız olan adayları, bir sonraki genel yeterlilik sınavından muaf tutmakta ve bu anlamda kazanılmış bir hukuki statü sağlamaktadır. Söz konusu adayların doğrudan girme hakkına sahip olduğu mesleki yeterlilik sınavı da kaldırıldığı için belirtilen hukuki statüyü elde eden adayların, ilgili sınav türüne göre marka vekilliği ve/veya patent vekilliği yapma yeterliliğini elde etmiş sayılmalarının, bu belirsizliğin çözümü bakımından görece daha hakkaniyetli bir yöntem olacağı değerlendirilmektedir.

Yönetmeliğin değişiklik öncesi ve sonrası durumunu gösteren karşılaştırma tablosu aşağıda yer almaktadır. Sınavlara girecek adaylara, şimdiden başarılar dileriz.

Karşılaştırma Tablosu

Osman Umut Karaca

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mayıs 2023

Fikrî Mülkiyet Hukuku Terminolojisine Dair Süreğen Bir Sorun: “Patent” Sözcüğünün Hatalı Kullanımı

Fikrî mülkiyet hukuku[1], çeşitli gayrimaddi hakların elde edilmesi, sona ermesi ve korunması ile bu haklar üzerinde tasarrruf edilmesine ilişkin kurallar bütününü ifade etmektedir. Bu yapı içerisinde farklı menfaatleri koruyan çeşitli haklar; marka, tasarım, faydalı model vb. adlarla sınıflandırılmaktadır. Sektör profesyonellerinin büyük çoğunluğu tarafından, söz konusu sınıflandırmaya takıntı düzeyinde riayet edilmekte ve bu sözcüklerin başkaları tarafından kullanıldığı durumlarda da benzer şekilde hassasiyet gösterilmesi beklenmektedir. Ancak bu adlandırmalardan yazımızın konusunu da oluşturan “patent” sözcüğünün hatalı kullanımı, diğerlerinden farklı şekilde “geri iade” anlatım bozukluğunda olduğu gibi bir irkilmeye sebep olmaktadır. IPR Gezgini’nde geçtiğimiz yıllarda yayınlanan “Folklorik Türk Marka Terminolojisi” başlıklı yazının bir bölümünde[2] de “ismin patenti”, “markanın patenti” örnekleriyle bu duruma değinilmiştir. Örnekler; “bu işin patenti bende”, “o resim onun patentli hakkı”, “tasarımın patenti” şeklinde çoğaltılabilir.

Patent sözcüğünün hatalı kullanımı, anılan sözcüğün, bir gayrimaddi hak üzerinde tekel hakkı elde edilmesinin genel adı olduğu yanılgısından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından hazırlanan ve güncellenen Güncel Türkçe Sözlük’te, “patent” sözcüğünün dördüncü sıradaki, mecaz niteliğindeki anlamının, “Bir durum veya bir işi yalnızca kendi yetkisi altında görme” olduğu görülmektedir. Bu kullanıma örnek olarak da Peyami Safa tarafından kaleme alındığı belirtilen[3] “Çünkü Türkiye’de patenti yabancı şöhretlerin elinde bulunan heykeltıraşlık Türk sanatkârına para getirmez.” ifadeleri gösterilmektedir.  


TDK tarafından hazırlanan ve güncellenen Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğü’nde ise “patent” sözcüğünün belirtilen anlamına rastlanmamaktadır.

TDK Güncel Türkçe Sözlük’te, “patent” sözcüğüne ilişkin karşılaştığımız en ilginç kullanım ise “patentinin altına almak” ifadesidir. Dahası yapısal olarak dahi hatalı olduğunu düşündüğümüz bu sözcük grubunun, gayrimaddi hakların da ötesine geçecek şekilde, “birini egemenliği altına almak” anlamına geldiği belirtilmektedir.

TDK Başkanlığının görevleri, 11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (664 sayılı KHK) m.10/2 hükmünde düzenlenmiştir. Bu görevler arasında; Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak ve geliştirmek, yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak (664 sayılı KHK m.10/2,c) ile Türk dilinin zenginleşmesine yönelik inceleme ve araştırmalar yapmak, yazım kılavuzları ve sözlükler hazırlamak, bilim, sanat, spor terimleri ile teknik terim ve kavramları karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak (664 sayılı KHK m.10/2,ç) da yer almaktadır. Patent sözcüğünün hatalı kullanımına karşılık gelen anlamın, Güncel Türkçe Sözlük’te yer alması, ancak TDK’nin “yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak” şeklinde ifade edilen göreviyle ilişkilendirilebilmektedir. Zira yaygın, fakat hatalı bir kullanımın Güncel Türkçe Sözlük’te yer almasının, böyle bir kullanım bulunduğunun tespiti işlevine yönelik olduğu düşünülmekte, bu durumun ise kullanımdaki hatayı ortadan kaldırmayacağı değerlendirilmektedir. Dilin, sözcüklere yüklenen hatalı anlamlarla değil, sözcüklerin doğru şekilde kullanımıyla gelişeceği ve zenginleşeceği düşüncesiyle; yazının, fikrî mülkiyet hukuku terminolojisine uygun olmayan kullanımların azalmasına katkı sağlaması umut edilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Eylül 2022


DİPNOTLAR

[1] “Fikrî mülkiyet hukuku” ifadesi, yazının tamamında “sınai mülkiyet hukuku”nu da kapsayacak şekilde kullanılmıştır.

[2] Özlem Fütman, Önder Erol Ünsal; Folklorik Türk Marka Terminolojisi, 2019,Folklorik Türk Marka Terminolojisi – IPR Gezgini, (02.09.2022).

[3] Örnek olarak verilen ifadenin Peyami Safa’nın hangi eserinde yer aldığı tespit edilememiştir.

Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hukuku Bağlamında Elektronik Ticaret Alanındaki Güncel Gelişmeler

Bilişim teknolojileri; özellikle internete erişimin, mobil cihazlarla rahatlıkla ve yaygın şekilde sağlanmasıyla birlikte, bireysel ve kurumsal anlamda yaşamımızın birçok alanında yoğun şekilde yer edinmeye başlamıştır. Bu duruma yönelik olarak daha geleneksel bakış açısına sahip kişiler ile yenilikçiler arasında çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Ne var ki tartışmalar bununla sınırlı değildir. Gerçekten; yaşama dair çeşitli somut yansımaları olan bilişim teknolojileri, teorik tartışmalara konu olma seviyesinin bir adım ötesine geçerek, devletin temel erklerinin faaliyetleri kapsamında ele alınmaktadır. Yazımızın konusunu da bilişim teknolojilerinin yaygın alt alanlarından olan elektronik ticarete (e-ticaret) ilişkin bir normatif düzenlemede, fikrî ve sınai haklara ayrılan bölümünün değerlendirilmesi oluşturmaktadır.

Türk hukukunda e-ticareti düzenleyen temel normatif metin 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’dur (6563 sayılı Kanun). 07.07.2022 tarihli ve 31889 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 01.07.2022 tarihli ve 7416 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la (7416 sayılı Kanun) 6563 sayılı Kanun’da geniş kapsamlı değişiklikler yapılmıştır.[1] 7416 sayılı Kanun m.12 hükmüne göre; 7416 sayılı Kanun’un birkaç hükmü dışında, yazımızın konusunu oluşturan fikrî ve sınai haklara ilişkin değişiklikler de içeren hükümler de dâhil diğer hükümleri 01.01.2023’te yürürlüğe girecektir.

7416 sayılı Kanunun Çerçeve Madde 3 hükmüyle birlikte 6563 sayılı Kanun m.9 hükmünde kapsamlı bir değişiklik yapılarak hukuka aykırı içeriklerden sorumluluk ve bu içeriklere ilişkin yükümlülükler düzenlenmiştir. Düzenleme her ne kadar sorumluluğa ilişkin olsa da düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanunun m.9/1 hükmü ile aracı hizmet sağlayıcının, hizmet sağlayıcının hukuka aykırı eylemlerinden kural olarak sorumlu olmayacağı düzenlenmektedir. Nitekim anılan hükme göre; diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu tutulmamaktadır.

Düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanun m.9/2 hükmü ile hukuka aykırı içerikle ilgili olarak elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıya bazı yükümlülükler yüklenmektedir. Anılan hükme göre; elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, elektronik ticaret hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içeriğin hukuka aykırı olduğundan haberdar olması hâlinde, bu içeriği gecikmeksizin yayımdan kaldırarak hukuka aykırı hususu ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bildirmekle yükümlü kılınmaktadır.

Düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanun m.9 hükmünün son fıkrası, değişiklikten önce 6563 sayılı Kanun’da hakkında herhangi bir hüküm bulunmayan, fikrî ve sınai mülkiyet haklarının ihlali durumunda sorumluluk ve yükümlülüklere hasredilmiştir. Anılan hükme göre; elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, hak sahibinin, fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlaline dair bilgi ve belgeye dayanan şikâyeti üzerine, elektronik ticaret hizmet sağlayıcının şikâyete konu ürününü yayımdan kaldırarak durumu kendisine ve hak sahibine bildirmekle yükümlü kılınmaktadır. Elektronik ticaret hizmet sağlayıcının, şikâyetin aksini gösteren bilgi ve belgeye dayanan itirazını elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıya sunması üzerine şikâyete konu ürün yeniden yayımlanacaktır. Şikâyet ve itirazda; ilgililerin açık kimlik ve adres bilgileri, ihtilafa konu ürün hakkındaki bilgiler, ürünün yayımdan kaldırılması veya yayımlanmasının gerekliliğine dair gerekçeler ile yönetmelikle belirlenen diğer hususların yer alacağı düzenlenmektedir. İlgililerin genel hükümlere göre adli ve idari mercilere başvurma hakları saklı tutulmaktadır.

E-ticaretin, ticaret alanındaki hacmi arttıkça, fikrî ve sınai haklar alanındaki hak ihlallerinin e-ticaret mecralarında gerçekleşme oranı da artmaktadır. Günümüzde fikrî ve sınai mülkiyet hakkı sahiplerinin yaşadığı önemli sorunlar arasında, taklit ürünlerin e-ticaret pazar yerlerinde yaygın şekilde satışa konu edilmesi, e-ticaret hizmet sağlayıcıya ulaşmanın zor, bazen de imkansız olması gibi e-ticarete özgü durumlar da yer almaktadır.  6563 sayılı Kanun m.9/3 hükmünün ihdası, yaşanan sorunları belli ölçüde ve hızlı şekilde gidermeye elverişlidir. Ancak düzenlemede belirsiz alanlar da vardır. Örneğin; yapılan değişiklikte elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının şikâyet ve itiraz konusunda bir takdir hakkı olup olmadığı, şikâyet ve itirazın dayandığı bilgi ve belgelerin geçerliliğinin incelenip incelenmeyeceği, söz konusu belgelerin niteliğinin değerlendirilip değerlendirilmeyeceği gibi hususlarda boşluklar bulunmaktadır. Bu eksikliklerin, düzenleme yürürlüğe girene kadar çıkarılacağı öngörülen yönetmelikle giderileceği düşünülmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Temmuz 2022


[1] 7416 sayılı Kanun için bkz; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/07/20220707-2.htm, (11.07.2022).

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Ceza Hükümlerinde Yapılan 21.12.2021 Tarihli Değişiklik ve Muhtemel Etkileri

25.12.2021 tarihli ve 31700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 21.12.2021 tarihli ve 7346 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe giren Çerçeve Madde 1 hükmü ile 05.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) ceza hükümlerinden biri olan m.72 hükmü, başlığı ile birlikte değiştirilmiştir.

FSEK m.72 hükmü, 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.139 hükmüyle değiştirilerek bu yazıda inceleyeceğimiz değişiklikten önceki hâlini almıştı. FSEK m.72 hükmünde yapılan son değişiklikle birlikte, suç için öngörülen cezada bir değişiklik olmamasına rağmen suçu oluşturan eylemlerin ve hükümle koruma altına alınan hakların kapsamı genişletilmiştir.

Yapılan değişikliğin, bir kapsam genişlemesi olduğuna ilişkin ilk işaret, hükmün başlığında karşımıza çıkmaktadır. Nitekim değişiklikle birlikte “koruyucu programlar” ibaresi “teknolojik önlemler” olarak değiştirilmiştir. Başlıktaki “etkisiz kılmaya yönelik hazırlık hareketleri” ifadesinin, “etkisiz kılma” şeklinde değiştirilmesinin ise ceza hukuku terminolojisine uygun olsa da amaca uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Zira Kanun Koyucu, teknolojik önlemleri etkisiz kılacak araçların kullanılıp kullanılmadığına, etkisiz kılmanın gerçekleşip gerçekleşmediğine bir önem atfetmeksizin, bizatihi bazı ürün ve araçların varlığına ve bunların çeşitli işlemlere tabi tutulmasına sonuç bağlamıştır.

Yapılan değişiklikle birlikte, maddenin korumasına dâhil olan hakların kapsamı genişletilmiştir. Değişiklikten önce yalnız bilgisayar programları hükmün kapsamında iken, değişiklikten sonra FSEK’te yer alan hakların tamamı kapsama alınmıştır.

Değişiklikten önce yalnız hukuka aykırı çoğaltmanın önüne geçilmesine yönelik programlar kapsamda iken değişiklikten sonra hukuka aykırı kullanım kontrolünü sağlamaya yönelik, sınırlı sayıda olmamak üzere erişim kontrolü ve şifreleme gibi koruma yöntemleriyle çoğaltım kontrol mekanizmalarıyla sağlanan teknolojik önlemlerin tamamı kapsama alınmıştır.

Değişiklikten önce program ve teknik donanımları üretmek, satışa arz etmek, satmak veya kişisel kullanım amacı dışında elde bulundurmak suçu oluşturan eylemlerken, değişiklikten sonra korumayı işlevsiz kılacak ürün ve araçları imal veya ithal etmek, dağıtmak, satmak, kiraya vermek, ticari amaçla elde bulundurmak, ürün ve araçların reklamını, pazarlamasını, tasarımını veya uygulamasını yapmak suçu oluşturan eylemler olarak belirlenmiştir. Bu aşamada dikkat çekici değişikliklerden biri, “kişisel kullanım dışında elde bulundurmak” istisnasının, “ticari amaçla elinde bulunduranlar” ibaresinin mefhumu muhalifinden çıkarılabilecek örtülü bir istisnaya dönüştürülmesidir.

Değişiklikle birlikte suçu oluşturan eylemlerin sayısında artış olsa da eylemler karşısında öngörülen ceza miktarı değişmemiştir. 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m.7/2 hükmüne göre; yapılan değişikliğin, önceki düzenlemeye göre lehe hükümler içermemesi nedeniyle devam eden soruşturma, kovuşturma ve infazlar ile değişiklikten önce işlenen ancak henüz soruşturmasına başlanmamış suçlar bakımından bir etkisinin olmayacağı değerlendirilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki TCK m.7/1 hükmüne göre; değişiklikten önce gerçekleşen ve kanun değişikliğiyle birlikte ilk kez suç sayılan eylemlerden birini işleyenlere, FSEK m.72 kapsamında herhangi bir ceza verilmesi mümkün değildir. İncelemeye konu kanun değişikliğine ilişkin karşılaştırma tablosu aşağıda yer almaktadır:

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Aralık 2021