Etiket: telif hakkına tecavüz

ÜNLÜ KİŞİLER BİLGİSAYAR OYUNU KARAKTERİ OLURSA DÖVMELERİ NEDENİYLE TELİF HAKKI İHLALİ ORTAYA ÇIKAR MI?

DÖVME SANATÇILARI İLE BİLGİSAYAR OYUNU FİRMALARI A.B.D. YARGISINDA KARŞI KARŞIYA (Solid Oak Sketchers LLC v. Take-Two Interactive Software)

Pandemi döneminde gıda ve temizlik ürünlerinden sonra en çok satılan ürünler oyun konsolları ve hobi ürünleri olmuş. Hadi itiraf edin siz de belki başlarda bir puzzle aldınız yaptınız ya da bitiremeden sıkılıp kaldırdınız. Sonuçta kimimiz bu süreçte bir ekmek uzmanına dönüşürken kimi kendisini dijital dünyaya kaptırdı; bazılarımız kenarda yarım kalan kitaplarına başladı; bazılarımızsa sporunu aksatmadı. Ya da belki hiçbir şey yapmadınız, hiçbir şey yapmıyor olmanın dayanılmaz hafifliği. Bence muhteşem.

İşte oyun konsollarının satışının patladığı bir dönemde gelin beraber bir video oyunuyla ilgili verilen kararı inceleyelim. Belki sizler de ben gibi hayatınızın bazı dönemlerinde, saat farkından dolayı perişan olmayı göze alıp sabahın 4’üne alarm kurarak uyanıp Kaan Kural ve Murat Kosova ikilisinin müthiş yorumları eşliğinde play-offları izlemişsinizdir. Ya da bir kuşak öncesindeyseniz Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem’in enteresan diyaloglarını hatırlarsınız. İşte konumuz da bu basketbol.

10-15 yıl öncesi oyun karakterlerinin yüzlerini seçemediğimiz piksel piksel görüntü ile oynadığımız oyunları şu an çok daha üst düzey kaliteyle oynar olduk. Artık oyun karakterlerinin bütün detayları gerçeğiyle neredeyse birebir aynı oldu. (Hatta bu yazı için fotoğraf ararken oyuncuların gerçek hali diye fark etmeyip oyundaki avatarlarını koymuştum önce.) İşte tam da bu noktada yepyeni bir tartışmamız oldu.

BENİM BEDENİM BENİM DÖVMEM Mİ? YOKSA BENİM ÇİZİMİM BENİM KARARIM MI?

Bu noktada dövmelerle ilgili ansiklopedik bilgiler verip sizleri sıkmak istemiyorum sadece çoook eski bir sanat olduğunu hatta MÖ 2000’lerdeki Antik Mısır mumyalarında bile dövme olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Dövme sanatçılarının şirketi olan Solid Oak Sketchers LLC, NBA2K oyununun yapımcısı Take-Two Interactive Software ve 2K Games Inc’ye telif hakkı ihlali iddiasıyla dava açtı. Yakın zamanda sonuçlanan bu dava dünya basınında da kendine geniş bir yer bulmayı başardı.

Her yıl güncellenen versiyonları ile yayınlanan NBA2K, oyuncuların gerçeğe en yakın görüntüleri ile oluşturulmuş bir basketbol oyunu. İşte bu gerçeğe en yakın görüntüleri dediğimiz nokta dövmeleri de kapsıyor. Bu nedenle Solid Oak, NBA oyuncularından Eric Bledsoe, LeBron James ve Kenyon Martin’e yaptıkları toplamda 5 adet dövmenin kendilerinden izin alınmadan bir oyunda kullanılıyor olmasının telif hakkı ihlaline neden olduğunu iddia etti.

Take-Two ise NBA 2K’in mümkün olan bütün gerçekliklerle beraber hazırlandığını vurguladı ve oyundaki bütün detaylara önem verildiğini belirtti. Düdük sesleri, taraftarlar, parkede ayakkabının çıkardığı sesler (çok severim bu sesi nedense), oyun saati, skor tabelası, koçlar, amigolar, hakemler, basketbol topları, stadyum, formalar, oyuncuların aksesuarları gibi her şeyin gerçek bir NBA maçındaki gibi olması için uğraştıklarından bahsetti. Dolayısıyla böyle bir gerçeklik algısı ile yaratılan oyundaki karakterlerin dövmelerinin bu konsept dışında bırakılamayacağını belirtti.

Ancak maç esnasında bu dövmelerin net bir şekilde görülemediğini, NBA2K oynayan birinin bu dövmeleri sadece 400 oyun karakteri arasından LeBron James,’i Kenyon Martin’i veya Eric  Bledsoe’yu seçtiği ihtimalde görebileceğini vurguladı. Ayrıca oyun verilerinin sadece % 0.000286 ila% 0.000431’i gibi çok küçük bir bölümünün dövmelere ayrıldığına ve dövmeli bir oyuncu seçildiğinde bir bilgisayar veya televizyon ekranında dövmenin boyutunun çok küçük olacağına değindi. Dövmelerin maç esnasında oyuncunun saç stilinden daha çok dikkat çekmeyeceğini, zaten çoğu zaman başka bir oyuncunun vücudu ile kapatılacağından ve oyuncuların çok hızlı hareket etmesi nedeniyle net olarak seçilemeyeceğinden bahsetti. Hatta anlatılanları gösteren bir videoyu da mahkemede izletti. Video, oyuncuların dövmelerinin oyunun odak noktası olmadığını, izleyicilerin dövmeleri doğru düzgün göremediğini gösterdi.

Take-Two’nun savunmasında değindiği bir diğer önemli nokta ise oyuncuların dövmelerinin oyunun satışında önemli bir rol oynamadığı oldu. Bu oyunu satın alan tüketicinin pek çok nedenle bu oyunu almayı seçebileceğini ancak LeBron James’in dövmesi için almayacağını belirtti. (Oyundaki simülasyonun dövmesine bakıp da ben bu oyunu alayım diyen normal bir insan olacağını ben de düşünmüyorum şahsen. Yani umarım yoktur.) Bu nedenlerle dövmelerin video oyunu için lisanslanmasına gerek olmadığı belirtildi.

İddiaları inceleyen mahkeme 3 ana noktaya değinerek kararını verdi;

  1. Söz konusu dövmelerin video oyununda kullanımı “De Minimis” bir kullanımdır.
  2. Dövme sanatçıları zımni olarak izin vermişlerdir. Davalı oyun yapımcısı şirket de zımni lisans sahibidir.
  3. Eserin kullanımı adil kullanım ilkelerine uygundur.

“De Minimis” kavramı

Latince bir ifade olan De Minimis “çok küçük şeyler hakkında, minimal” anlamlarında düşünülebilir. Bir mahkemenin davayı karara bağlarken görmezken gelebileceği kadar küçük şeyleri ifade eder.

A.B.D. yasalarına göre de minimis telif hakkı ihlali dava edilemez. Mahkeme, davacının iddialarına dair sunduğu kanıtların telif hakkı ihlaline neden olduğunu ispat edemediğine ve oyuncuların vücudundaki dövmelerin Take-Two tarafından oyunda kullanımının “de minimis” olduğuna karar vermiştir.

Zımni İzin/Lisans

Davalı Take-Two, dövmeleri oyunda kullanmak için zımni lisans sahip olduğunu, çünkü dövmelerin oyunculardan ayrı düşünülemeyeceğini, onlardan bir parça olduğunu ve oyuncuların gerçekliğini yansıtmaya dair izinlerini olduğunu belirtmiştir.

Oyuncuların her biri dövme sanatçılarından bu dövmeleri yapmalarını istemiş, sanatçılar bu dövmeyi oluşturmuş, tasarımları oyuncuların vücuduna işlemişlerdir. Dövme sanatçıları oyuncuların tanındığını, onların kamusal alanlarda, televizyonlarda veya reklamlarda göründüğünü bilerek bu dövmeleri onlara yapmıştır. Dolayısıyla görünüşlerinin bir parçası olacağını biliyorlardı. Oyuncular dövme sanatçıları tarafından dövmelerinin sergilenmesi konusunda kısıtlanmamışlardır. Davalı şirketlerin de oyuncuların görünüşlerini kullanırken dövmeleri de kullanabileceklerine dair zımni bir lisansı vardır. Nitekim oyuncular görünüşlerinin üçüncü kişilerce kullanılmasına dair NBA’e izin vermişler, NBA de bu yetkiyi Take-Two’ya vermiştir. Aynı zamanda oyuncular da doğrudan Take-Two ya görünüşlerinin kullanılmasına dair izin vermişlerdir. Bu nedenle davalılar dövmeleri NBA2K oyununda kullanma hakkına hem dolaylı olarak hem doğrudan sahiptir.           

Adil Kullanım

Amerika Birleşik Devletleri Kanununun 107. maddesi adil kullanım ilkesini düzenlemektedir. Bu madde çerçevesinde bir kullanımın adil kullanım ilkesine uyup uymadığı incelenirken aşağıdaki 4 husus ön planda tutulur:

  1. Bir kullanımın ticari nitelikte olup olmadığı veya kar amacı gütmeyen eğitim amaçlı olup olmadığı dahil olmak üzere kullanımın amacı ve niteliği.
  2. Telif hakkı alınmış çalışmanın doğası.
  3. Bir bütün olarak telif hakkı alınmış çalışmayla ilgili olarak kullanılan bölümün miktarı ve önemi.
  4. Kullanımın, telif hakkı alınmış çalışmanın potansiyel pazarı veya değeri üzerindeki etkisi.

Olayımızda davalılar; dövmeleri kullanma amacının, dövmelerin yapılış amacıyla aynı olmadığını savundular. Yani dövme, vücut sanatı ile kendini ifade etmek için bir araçken, davalıların bu dövmeleri oyunda kullanma amaçları oyuncuları en doğru ve iyi şekilde tasvir edebilmekti. Ayrıca oyundaki dövmeler normaldeki boyutlarından çok daha küçük yaratıldıkları için, oyuncuların dövmeyi oyun oynarken görme ihtimalleri çok azdır. Kaldı ki ayakkabılardan çıkan parke seslerine kadar düşünülerek yaratılan bu oyunda dövmelerin kullanılma sebebi de etkileyici estetik değerleri değil, yine oyuncuların en gerçek halini yansıtmaktır. Yani NBA2K oynayanlar maç esnasında bu dövmeleri görse bile, dövmelerin detaylarını görme ihtimalleri yoktur. Bu nedenledir ki bu dövmelerin oyuna eklenme sebepleri ticari bir getiri uğruna değildir.

Ayrıca dövmelerin doğası incelendiğinde, LeBron James’in oğlunun portresi, 303 sayısı ve alev şekli, büyücü dövmesi, yıldızlar, dalgalar, kuşlar gibi unsurlardan oluşan bütün dövmelerin aslında eşsiz olmadığı, bu motiflerin dövme sanatçıları tarafından çok yaygın olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Amerika Bölge Mahkemesi bu kararı ile oyun yapımcısı şirketin yanında durmuş ve davayı reddetmiştir. Benim de şahsi fikrim mahkemeyle aynı aslında. Dövmeler yaptırdıktan sonra pişman da olsak (bende bu pişmanlıktan iki tane var) karakterimizin de vücudumuzun da bir parçası ve şahsen böyle bir parçayı kendimden bağımsız düşünmem çok zor.

Yazıyı davacı Solid Oak’ın da dövme yaptığı bir başka unutulmaz NBA oyuncusu Kobe Bryant’tan bahsetmeden bitirmeye gönlüm elvermedi. Yakın zamanda kaybettiğimiz Kobe Bryant, Michael Jordan’ın basketbolu bırakmasından sonra bütün dünyada basketbolun yüzü olmuş ve pek çok gence ilham vermişti. İşte o çocuklardan biri de LeBron James’ti. LeBron’un Black Mamba lakablı Kobe için yaptırdığı dövmeyi buraya bırakıyorum.

Ve yine yakın zamanda kaybettiğimiz İsmet Badem’in her maç sonu söylediği klasik kapanış cümlesi ileyazımı sonlandırıyorum.

“Dudaklarınızdan tebessüm, kalplerinizden basketbol sevgisi eksik olmasın.

Gözde EKER

Temmuz 2020

avgozdeeker@gmail.com

S.FISCHER v PROJECT GUTENBERG: TELİF HAKLARI YÖNÜNDEN YER SAĞLAYICININ SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN BİR ALMAN MAHKEMESİ KARARI

 

Herkese Merhaba,

Önder Bey’in kaybı konusunda hepimiz üzgünüz elbette, bu vesileyle kendisine bir kez daha başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ancak bir yandan da “hayatın bizden götürdüklerine rağmen” IPR Gezgini’nin devam etmesinin hem bizim için hem de Önder Bey için önemli olduğunu düşünüyorum.  O sebeple bugün Almanya’dan bir kararı sizlerle paylaşarak siteye katkı sunmak istedim.

Davacı ve Talepleri

Davacı, S. Fischer Verlag GmbH, Almanya’da mukim eski ve yerleşik bir yayınevi ve bir çok başka yazar yanında Heinrich Mann, Thomas Mann ve  Alfred Döblin’in birçok eserinin de basım-yayın hakkını elinde tutuyor.

S. Fischer davalı Gutenberg’in Alman okurlara ulaşacak biçimde yukarıda sayılan kendi yazarlarının en az 18 kitabını Almanca olarak ücretsiz indirilebilir biçimde sitesine koyduğunu tespit ediyor. Akabinde Gutenberg’e bir mektup/ihtarname göndererek bu kitapları sistemden/web sayfasından kaldırmasını ve ayrıca her bir eserin ilk ne zaman indirilmeye uygun şekilde sitede yer aldığını, hangi eserin kaç kez download edildiğini kendisine bildirmesini istiyor, fakat olumlu bir cevap alamıyor. Bunun üzerine Mahkeme’ye başvuruyor. S. Fischer Frankfurt Mahkemesi’nden;

–Project Gutenberg Literary Archive Foundation ve onun CEO’sunun bahsi geçen 18 kitabın (Alman) toplumuna bu şekilde açılmış olmasından dolayı telif hakkı ihlali yaptıklarının tespit edilmesini,

—Telif hakkı ihlali ile ilgili bilgilerin kendisine açıklanmasına karar verilmesini,

–Sitede/web sayfasındaki ihlallerden dolayı davalıların tazminat sorumluluğu bulunduğunun tespit edilmesini talep ediyor.

Ancak bu noktada davacı herhangi bir tazminat miktarı telaffuz etmiyor ki bu Almanya’da telif davalarında çok başvurulan bir yöntem; davacı önce durumun tespitini ve tazminat miktarının belirlenmesi için gerekli bilgilerin kendine sağlanmasını talep ediyor. Bilgiler kendisine geldiğinde ise ikinci aşamada tazminat talebi ileri sürülüyor.

Davalılar

Project Gutenberg Literary Archive Foundation (Gutenberg) Amerika Birleşik Devletleri’nde mukim, kataloğunda 56.000 civarında e-kitap bulunan ücretsiz/kar amacı gütmeyen bir online  arşiv. Diğer davalı gerçek kişi Dr. Gregory Newby ise Gutenberg’in CEO’su.

Gutenberg, arşivinde bulunan  indirilebilir kitapların telif sürelerinin dolduğunu yani bunların kamuya ait olduğunu söylüyor.  Siteyi yönetenler kitapların çoğunun 1923’den evvel ilk basımının yapıldığını ve ABD’de ki 56 yıllık telif korumasının bittiğini iddia ediyor. (şimdi ABD’de telif koruma süreleri, bu konunun nasıl karmaşık ve çetrefilli olduğu, zihinsel sıçrama ve serbest düşünce akışıyla oradan  Rare Window davasına değinme gibi konulara hiç girmeyelim isterseniz)

Gutenberg’in web sayfasının ana yüzü İngilizce ama kullanıcılar dili Almanca veya Fransızca’ya çevirebiliyor ve sitede birçok dilde kitap var ki bunların yüzlercesi de Almanca.

Sitede İngilizce olarak bir disclaimer (yasal uyarı) var ve bu uyarı kısaca şöyle; ABD dışındaki kullanıcıların indirmek istedikleri kitapların bağlı olduğu ulusal mevzuat uyarınca telif hakkı süresinin devam edip etmediğini kontrol etmesini rica ederiz.  Yani kısaca Gutenberg diyor ki “bir kitabı indirmek istiyorsan o kitabın bağlı olduğu ulusal mevzuata göre telif hakkı devam ediyor mu diye sen bak kitabı indirmeden evvel”

Ayrıca kitaplar indirilirken elektronik olarak bir lisans sözleşmesi çıkıyor ve orada şöyle bir hüküm var.

“Bu e-kitap ücretsiz biçimde ve hiçbir kısıtlama olmaksızın herkesin her yerde kullanımına açıktır.  (Bu indirdiğin kitabı) bu kitapta yer alan veya  http://www.gutenberg.org adresinde (mevcut olan) Project Gutenberg lisansı çerçevesinde kopyalayabilirsin, başkasına verebilirsin veya yeniden kullanabilirsin.”

Frankfurt 3. Hukuk Mahkemesi Kararı

Mahkeme davacı lehine hüküm tesis ediyor yani Gutenberg ve onun CEO’sunun Alman Hukuku çerçevesinde telif hakkı ihlalinden  sorumlu olduğunu , telif ihlalinin içeriği ve büyüklüğü hakkında gerekli bilgileri davacı ile paylaşması gerektiğini ve S. Fischer’in tazminat talep etme hakkı olduğunu söylüyor. Ayrıca Mahkeme Gutenberg’e ait web sayfasında davacının bahsettiği 18 kitabın Almanya’dan ulaşılmasının/indirilmesinin engellenmesine de karar veriyor.

Davacı Alman ama davalılar ABD’de mukim. Doğal olarak davalıların öne sürdüğü ilk savunma Alman Mahkemesinin böyle bir davaya bakma yetkisi olmadığı.

Ama Frankfurt’da kürsüde oturan Hakimler davalılar ile aynı görüşte değil ve kendilerinin böyle bir davayı görmeye yetkisi olduğunu söylüyor.

Hakimler, Mahkeme’nin Alman Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu madde  § 32 ZPO’ya göre yetkili olduğunu ki bu maddenin de AB’nin    1215/2012 sayılı Tüzüğünün 7(2) maddesine paralel düzenlendiğini belirtiyorlar önce. Bu maddelere göre haksız fiil, kusurlu fiil, suç doğuran eylem hallerinde yetkili mahkeme zarar verici eylemin gerçekleştiği yer mahkemesidir. Davalılar her ne kadar web sayfalarının Alman kullanıcıları hedeflemediği savunmasını ileri sürse de Hakimler aynı görüşte değil ve eldeki delillerin web sayfasının açık biçimde Alman okuyucuları/kullanıcıları (da) hedeflediğini gösterdiğini söylüyorlar, zira

–web sayfasının Almanca versiyonu da var,

–Almanca dilinde kitaplar da indirilebiliyor

—Gutenberg dünya genelinde okurlara/kullanıcılara ulaşmayı hedefliyor, indirmeden evvel çıkan lisans sözleşmesinde açık biçimde “Bu e-kitap  ücretsiz biçimde herkesin her yerde kullanımına açıktır” deniyor ve ayrıca çıkan yasal uyarı da yine açık biçimde ABD dışından kitap indirmek isteyenlere ulusal mevzuat uyarınca o kitabın telif süresinin dolup dolmadığını kontrol etmelerini söylüyor ki bu ifade Gutenberg’in ABD dışından (Almanya dahil) indirme yapılmasını beklediği/istediği (buradan da indirme yapıldığını aslında bildiği)  anlamına geliyor.

Yetki konusunu halleden Mahkeme sonraki safhada davaya hangi ülke Hukukunun uygulanacağı sorusuna yöneliyor ve diyor ki “uygulanacak olan Alman Telif Hukukudur” çünkü S. Fischer Almanya sınırları içinde koruma talep etmektedir ve bu yorum AB’nin 864/2007 – Rome II Regülasyonuna ve ABAD’ın C-173/11 sayılı Football Dataco kararının 31. Paragrafındaki görüşe uygundur.

Alman Hukuku’na göre edebi eserlerde telif koruması eser sahibinin ölümünden sonra 70 yıl boyunca devam eder. Davaya konu olan eserlerin yazarları 1950-1957 yılları arasında vefat etmiştir. Dolayısıyla Alman telif mevzuatına göre eserler üzerindeki telif hakları devam etmektedir.

Gutenberg ve onun CEO’su yazarların mirasçılarından gerekli izinleri almadan bu eserleri (Alman) toplumuna sunmakla mirasçıların telif haklarını ihlal etmiştir.

Tabi bu noktada davalılar web sayfasının sadece tarafsız bir yer sağlayıcı olduğunu ve davaya konu eserlerin/kitapların bizzat kullanıcılar tarafından sisteme yüklendiğini belirtiyorlar. Yani diyorlar ki “biz ne yaptık ki? Sadece parasız bir yer sağladık, biz zaten kar amacı gütmeyen bir organizasyonuz, insanlar kendileri sisteme girip bu kitapları yüklüyorlar bu durumda biz niye sorumlu olalım ki?” 

Mahkeme ise kısaca şöyle diyor; kusura bakmayın da ben bu savunmadan pek ikna olmadım. Her ne kadar kitaplar platforma gönüllü kullanıcılar tarafından yükleniyor olsa da ;

—–site yüklenilen kitapları kabul ediyor  ve yüklenen içeriklerin kendisine ait olduğunu söylüyor, mesela siz bu kitaplardan “bizim e-kitaplarımız” (our ebooks) diye bahsediyorsunuz sitede.

—Ayrıca her kitabın ilk sayfasında o kitaba ilişkin bir not var örneğin Thomas Mann’ın kitabı için deniyor ki “Thomas Mann (tarafından yazılmış) Buddenbrooks’a ait The Project Gutenberg’in e-kitabı (The Project Gutenberg EBook of Buddenbrooks, by Thomas Mann).

–Bundan öte ortada tartışma konusu olmayan bir husus var; Gutenberg’in CEO’su olan davalı kişi yüklenen bu kitapların çok büyük bir çoğunluğunu kendisi bizzat edit etmiş, gerçi bu durum dava konusu olan 18 kitabın tümü için böyle midir tam belli değil ama bu kitapların bir çoğunun CEO tarafından edit edildiği konusunda taraflar arasında ihtilaf yok.

–Son olarak, Gutenberg lisans sözleşmesi de açıkça gösteriyor ki bizzat davalılar bu e-kitapları kamuya açık hale getirmiş.

Mahkeme konuyu Alman Telemedia Kanunu açısından yer sağlayıcının sorumluluğu(sorumluluktan muaf olması)  yönünden inceliyor. Telemedia Kanunu AB’nin E-Commerce Direktifi’nin bir yansıması aslında. Bu incelemeden sonra ise davalıların yer sağlayıcının sorumlu olmadığı yönündeki iddiaları iki gerekçeyle reddediliyor.

—Yer sağlayıcı içeriği kendisi yüklüyorsa ya da içeriği bir şekilde “kendine ait” kılıyorsa sorumsuz olduğunu söyleyemez.

— Davalılar ihtilafa konu içeriklerin siteden çıkarılması konusunda davacı tarafından uyarıldıkları halde buna uygun davranmamışlar ve bu içerikleri sitede tutmaya devam etmişler. Bu durumda Avrupa’da geçerli olan “safe harbour” sisteminden yararlanmak için aranan gereklilik yerine getirilmemiş, dolaysıyla sorumlu olmadıklarını iddia edemezler.

Bu durumda, diyor Mahkeme, davalılar sorumludur ve davacının istediği bütün bilgileri kendisine sağlamak zorundadırlar. Neyin bilgisini istiyor davacı? Şunların;

–Dava konusu kitapların her biri indirmeye uygun biçimde siteye ilk ne zaman yüklenmiştir,

—Kitapların her biri Almanya’dan kaç defa indirilmiştir

Bu elde edilecek bilgilerin davacının tazminat talebinin ne olacağının hesaplanmasında kullanılacağını söylemiştim yukarıda.

Bu davada şöyle bir değerlendirme yapılabilir; Gutenberg projesi kar amacı gütmüyor, iyi bir amaca ve hatta kamu menfaatine hizmet ediyor görünüyor, niye davacı bunu bu kadar mesele ediyor ki?

Ama bir de konuya şöyle yaklaşalım; bu kitapların telifi ABD’de bitti diye dünyanın her yerinde bunların kamu malı haline gelmesini kabul mü edelim yani, peki yazarların mirasçılarının hakları ne olacak? Davalının savunmaları kabul edilirse o zaman telif koruması dünya genelinde kitabı bir ülkede yayınlayanın  kendi hukukuna tabi hale gelir ki bu durumun ülkesel hukuklar arasında çelişki doğuracağı, telif haklarının ülkeselliği prensibine aykırı olacağı açık. Bütün bunların doğal sonucu ne olur sizce? Tabi ki kitabı yayınlamak için telif korumasının en kısa olduğu bir ülke seçer ve orada basar-yayarsınız, böylece dünyanın her yerinde de eseri kamu malı haline dönüştürüverirsiniz.  Bütün bu hallerde telif korumasının ne anlamı kalıyor?

(District Court of Frankfurt am Main 3rd Civil Division, File Reference ; 2-03 O 494/14)

Özlem Fütman

ofutman@gmail.com

Mart 2018

Ünlü Futbolcu Bastian Schweinsteiger Nazi Askerine Benzetildiği Oyuncak Figürlerin Üreticisine Dava Açmaya Hazırlanıyor

bastian1

 

IPR dünyasında ilginç bir haber çıkmadan neredeyse tek bir gün geçmiyor.

Geçtiğimiz haftanın ilginç haberinin öznesi, futbolseverlerin yakından tanıdığı eski Bayern Münih, yeni Manchester United oyuncusu, karizmatik isimli Alman futbolcu Bastian Schweinsteiger oldu. Söylenmesi en zevkli isimlerden birisine sahip olan Schweinsteiger, yüz hatları itibarıyla Alman ırkının en belirgin özelliklerini (mavi gözler, sarı saç, düzgün burun, vb.) taşımaktadır.

Schweinsteiger’in son günlerde karşılaştığı sürpriz, yani Nazileri simgeleyen bir yüz haline gelmekse, uluslararası bir kariyere sahip Alman’ın en son isteyeceği şey olmalı.

Hong Kong’da yerleşik “Dragon in Dream” isminde bir firma internet üzerinden 2. Dünya Savaşı askerlerinin figürlerini satmaktadır. http://did.co/ adresinden erişebilecek internet sayfasında firmanın ürünlerinin görülmesi mümkündür.

“Dragon in Dream”in satışa sunduğu figürler arasında, 2. Dünya Savaşı’na katılmış çeşitli ülke askerlerinin figürleri yer almaktadır. Alman askerleri figürlerinden birisini ise “Bastian” isminde bir asker oluşturmaktadır.

Asker “Bastian”ın, futbolcu “Bastian Schweinsteiger”le benzerliği açıkça ortadadır, hatta asker figürünün Schweinsteiger’den esinlenilerek yapıldığı açıktır. “Dragon in Dream”, yüz benzerliği ile yetinmemiş, figürün adını “Bastian” koyarak, “Bastian Schweinsteiger”le benzerliği iyice ayyuka çıkarmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın Almanya bakımından Nazilerle, ırkçılıkla ve soykırımla özdeşleşmiş olması, bir Nazi askerine benzetilen Schweinsteiger’ı oldukça rahatsız etmiştir.

bastian4

Benzerliğin ortaya çıkmasının ardından Schweinsteiger’in hukuki temsilcilerinden bir açıklama gelmiş ve “Dragon in Dream” firmasına karşı hukuki prosedürlerin başlatılmasının söz konusu olduğu belirtilmiştir. http://www.bbc.com/news/world-europe-34606799 bağlantısından erişebilecek habere göre futbolcunun menajerleri hukuki işlemler konusunda Almanya merkezli avukatları yetkili kılmıştır.

İnternet sitesinde yer alan “Bastian” figürü birkaç elbise taşımaktadır. Askerin kullandığı aksesuarlar arasında gamalı haçlı bir kartal figürü de yer almaktadır. BBC’ye açıklama yapan bir Alman avukata göre, oyuncak figürün Schweinsteiger’e bu denli benzemesi futbolcunun kişilik haklarının ihlali niteliğindedir. Buna ilaveten, Schweinsteiger’in gamalı haç taşıyan bir Nazi askeri olarak gösterilmesi büyük bir karalama ve hakarettir.

bastian2

Telegraph gazetesine açıklama yapan “Dragon in Dream” temsilcisi “Patrick Chan”, benzerliği tamamen tesadüfi olarak nitelendirmiştir. “Figür tipik bir Alman esas alınarak hazırlanmıştır. Almanların çoğunun böyle gözüktüğünü düşünüyoruz. Ayrıca, Bastian Almanya’da oldukça yaygın bir isimdir.” http://www.telegraph.co.uk/sport/football/teams/manchester-united/11947610/Bastian-Schweinsteiger-to-sue-toy-company-over-Nazi-doll-called-Bastian.html

“Dragon in Dream” firmasının web sitesinde gerçek karakterlerle benzerlik ihtiva eden tek figür “Bastian” değildir. 2. Dünya Savaşı Amerikan askerleri bölümünde yer alan “Ryan” figürü, “Er Ryan’ı Kurturmak” filminde baş rolü oynayan “Matt Damon”un neredeyse aynısıdır (http://did.co/category/product/normandy-70th-anniversary-edition—101st-airborne-division—special.html) . Aynı şekilde, “Koulikov” adındaki Rus askeri figürü, Stalingrad savaşında keskin nişancıların mücadelesini konu alan “Kapıdaki Düşman” filminde “Koulikov” isminde bir karakteri canlandıran aktör “Ron Perlman”in neredeyse aynısıdır (http://did.co/category/product/wwii-russian-sniper—battle-of-stalingrad-1942.html).

ryan4 ryan3

kulikov kulikov2

“Dragon in Dream” firmasının bu karakterlerin herhangi birisinin görünümünün kullanımı konusunda aktörlerden veya film stüdyolarından izin aldığını gösterir bilgi web sitesinde yer almamaktadır. Bu çerçevede, film yapımcılarının telif hakkına tecavüz iddialı dava açmaları oldukça olası gözükmektedir.

Schweinsteiger’in açacağı dava ise kişilik haklarına tecavüzün yanısıra kendisinin Nazi askeri olarak gösterimi nedeniyle hakaret veya karalama içerikli de olabilir.

Davalar bir tarafa, 2. Dünya Savaşı meraklısı bir kişi olarak, “Dragon in Dream” firmasının figürlerinin oldukça başarılı olduğunu söylemeden yazıyı bitirmek istemiyorum. Gerçi figürlerinin tanesinin fiyatının 120 Amerikan Doları olduğu dikkate alındığında, figürlerin yüzleri seçilirken firmanın daha özenli çalışmış olması gerektiği de ortadadır.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması

eminem

 

“The New York Times”da 16 Eylül 2014’de yayınlanan habere göre (http://www.nytimes.com/aponline/2014/09/16/world/asia/ap-as-new-zealand-eminem.html?hp&action=click&pgtype=Homepage&version=WireFeed&module=pocket-region&region=pocket-region&WT.nav=pocket-region&_r=0), A.B.D.’li ünlü rap şarkıcısı “Eminem”in yayın haklarını elinde bulunduran firma, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne karşı dava açmıştır. Davanın nedeni seçimler öncesinde iktidarda bulunan “Ulusal Parti”nin seçim kampanyasında “Eminem”in ünlü “Lose Yourself” şarkısını izinsiz biçimde kullanmasıdır.

NY Times haberinde, Detroit merkezli Eight Mile Style ve Martin Affiliated isimli davacıların sözcüsü olan Joel Martin’in açıklamalarına yer verilmiştir. Martin, “Müzik yayıncılarının haklarını Yeni Zelanda’da savunmaktan sorumlu olan siyasal partinin telif haklarına bu derecede düşük saygı göstermesi hayal kırıklığı yaratmaktadır ve üzücü olduğu kadar ironiktir…Eminem’in haklarını korumak için hiç vakit kaybetmeden gerekli işlemleri yapacağız.” ifadelerine yer kullanmıştır. Buna ilaveten, zararların telafisi amacıyla Yeni Zelanda Yüksek Mahkemesi nezdinde dava açıldığı da belirtilmiştir.

Ulusal Parti tarafından yapılan açıklamada, partinin kullandığı eserin orijinalinin Los Angeles’ta yerleşik Spider Cues Music tarafından yayınlandığı ve partiye Avustralya merkezli bir tedarikçi tarafından satıldığı belirtilmiştir. Bu çerçevede parti kendisini sonuna dek savunacaktır. “Ulusal Parti, seçim kampanyasında tanıtım amacıyla kullandığı müzik parçasının herhangi bir sanatçının telif hakkıyla korunan eserine tecavüz içerdiği iddialarını tamamen reddetmektedir.” Bununla birlikte, Ulusal Parti, seçimlerden iki hafta önce anlaşmazlık konusu müzik parçasını kullanmayacağını belirtmiştir.

Davanın ne şekilde gelişeceğini şu andan tahmin etmek zor olsa da, sivri dilli rapçi Eminem’in bir sonraki albümünde Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nden bir iki satırla da olsa bahsedebileceğini düşünebiliriz.

Youtube’da yaptığım aramada, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nin seçim kampanyasında kullandığı videonun silinmiş olduğunu tespit ettim, gene de merak eden okurların şarkının kullanım biçimi hakkında fikir elde etmesi amacıyla, konu hakkında yapılan – ve seçim kampanyasında kullanılan reklamı da içeren – bir haber videosunu ve şarkının orijinal halini paylaşıyorum.

Bu arada merak edenler için, 20 Eylül 2014’de gerçekleşen seçimin sonucunda, Ulusal Parti’nin oyların %48’ini alarak seçimden birinci parti olarak çıktığını da belirtelim.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2014

unsalonderol@gmail.com

“Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu

matrix

 

Son yıllarda hepimizin aşina hale geldiği “Bu fikrin asıl sahibi benim” veya “Bu film (veya reklam) benim eserimden esinlenilerek çekildi” içerikli iddialar, suç isnat edilen taraf ünlü bir kişi veya büyük bir firma olduğu sürece, suçun gerçekten oluşup oluşmadığından bağımsız olarak, iddia sahibine kısa yoldan şöhret imkanı sağlamaktadır. Kanaatimce, Andy Warhol’un “Gelecekte herkes 15 dakikalığına dünya çapında ünlü olacaktır. (In the future everyone will be world-famous for 15 minutes.)” deyişine giden en kısa yol, popüler bir filme veya kitaba yöneltilecek “Ana fikir aslında bana ait.” suçlamasıdır. Suçlamanın gerçekliğinden bağımsız olarak, herkes öncelikle bu iddiayı haberleştirmeye çalışacağından, ortada gerçek bir esinlenme veya kopyalama olmasa da, suçlanan taraf öncelikli olarak kopyacı damgasını taşımaya başlayacak ve iddia sahibine her türlü karalamayı serbestçe yapabileceği platformların ve kısa süreli şöhretin kapılarını açacaktır. İddiaların gerçekliğinin tartışılacağı ve kesin hükmün verileceği makam yargı olsa da, yargı süreçleri sonuçlanana dek geçecek uzun süre, popüler eser üzerindeki sis bulutunun dağılmasını engelleyecektir.

 

Dünyaca ünlü ve kült haline gelmiş “Matrix” filmi de bu iddialardan nasibini almıştır. 2013 yılında “Thomas Althouse” isminde bir yazar, Matrix filminin kendi eserlerinden birisinden kopyalandığı gerekçesiyle dava açmıştır. Thomas Althouse, kendisine ait “The Immortals (Ölümsüzler)” senaryosunu, Matrix filminin yapımcısı “Warner Brothers” şirketine 1993 yılında verdiğini ve kendi eseriyle sonradan izlediği Matrix üçlemesinin çok sayıda benzerlik içerdiğini iddia etmektedir. Matrix üçlemesinin ilk filmi 1999 yılında çekilmiş ve dava 2013 yılında açılmış, bir diğer deyişle Althouse’un farklılıkları tespit etmesi 14 yıl almış olsa da, iddia kült haline gelmiş bir filme yönelik olduğundan yankı uyandırmıştır.

 

Althouse’un, “The Immortals” hikayesinin ana fikri, ölümsüzlük ilacı içip ölümsüz hale gelen ve yeniden uyandığı 2235 yılında tekrar canlanan Hitler ve Nazileriyle savaşan bir CIA ajanının hikayesini içermektedir. Matrix üçlemesinin en azından ilk filmini herkesin izlediğini varsayarak Matrix filminin hikayesini burada özetlemek istemiyorum, ama en azından senaryonun ana fikrinin, Althouse’un senaryosuyla herhangi bir benzerlik içermediğini belirtmek yerinde olacaktır. Bununla birlikte, Althouse, kendi senaryosuyla Matrix filmi arasında 100’den fazla benzerlik olduğunu iddia etmektedir.

 

A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde görülen ve 28 Nisan 2014 tarihinde karar verilen davada, mahkeme Althouse’u haksız bulmuştur. Mahkemeye göre, Althouse tarafından listelenen 119 benzerliğin tamamı, telif hakkı koruması için çok genel nitelikte, bir tarza ilişkin olarak kullanımı zorunlu olan veya alışagelmiş nitelikte ve yaygın biçimde kullanılan, orijinal nitelikte olmayan hususlardır. İki hikaye arasındaki tek benzerlik, her iki hikayede de, itaatkar bir gruba eziyet eden ve o grubu yok etmeye çalışan baskın bir grubu durdurmaya çalışan bir kahramanın varlığıdır. Yargıç Klausner’e göre, Matrix üçlemesinin ve Ölümsüzler senaryosunun temelleri o kadar farklıdır ki, hikayelerin kurgusunun esasen benzer olduğunu düşünmek mantıksız olacaktır.

 

Bu hususa ilaveten Warner Brothers firmasının, Matrix üçlemesine ilişkin olarak yönetmen Wachowski kardeşlerin çalışmasının 1992 yılında başladığını ve üçlemenin ilk taslağının 1993 yılında ortaya çıktığını belirttiği de ifade edilmelidir.

 

Althouse, Ölümsüzler senaryosundaki ana kahraman ile Matrix’in ana karakteri Neo arasında benzerlikler bulunduğunu öne sürmektedir (her iki karakter de (Jim ve Neo) insanları özgürleştirmek istemektedir, her iki karakter de diğer kimliklerinin ölümünden korkmaktadır, her iki karakterin de nefret ettikleri bir düşmanı vardır). Yargıç Klausner, bu iddialara ilişkin olarak, bu özelliklerin filmlerde ve edebiyatta sıklıkla rastlanan standart unsurlar olduğunu belirtmiştir. Althouse, iddiasında dine ilişkin imalar ve referanslarda bulunmuş ve her iki hikayede de bu unsurların yer aldığını belirtmiştir. Buna karşılık, mahkeme, Hıristiyanlığa ve mesihe imaların edebiyatta yüzyıllardır yapıldığını ve bu imaların esasen korunabilir mahiyette olmadığını ifade etmiştir.

 

Mahkeme sonuç olarak, her iki eserin konularını oldukça farklı biçimde işlediğini ve ifade ettiğini belirtmiş ve davacıyı haksız bulmuştur. Davacının temyiz veya itiraz gibi yolları kullanıp kullanmayacağı konusunda ise bilgim olmadığını belirtmeyelim.

 

Davanın detaylarını merak edenlerin Google’da “Thomas Althouse Matrix” şeklinde bir arama yapması yeterli olacaktır. Benim alıntılarım esasen http://www.worldipreview.com/news/warner-brothers-victorious-in-matrix-copyright-suit-6574 yazısından oldu.

 

1999 yılında peşpeşe izlediği “Matrix” ve “Fight Club” filmlerinin ağır etkisi altında kalan ve her iki filmi de dokunulmaz kabul eden bu satırların yazarı, Matrix filminin bu suçlamalardan temiz biçimde kurtulmasına doğrusu oldukça sevinmiştir. Buna karşılık, başta belirttiğimizi sonda da ifade edecek olursak, kısa yoldan şöhret olmak istiyorsanız popüler bir esere sahip çıkın, eser sahibi kendini temize çıkartana kadar siz şöhreti tadar, belki bunu ticari kazanca dönüştürebilir ve 15 dakikalığına da olsa dünya çapında ünlü olabilirsiniz. Benden duymuş olmayın!

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

unsalonderol@gmail.com