Etiket: bengisu düzgüner

ÇAĞDAŞ SANATIN EN TARTIŞMALI “MUZU” TELİF SAVAŞINDA


Çağdaş sanat camiasını 2022 yılında en çok meşgul eden konulardan birisi ABD’li sanatçı Joe Morford ile İtalyan sanatçı Maurizo Cattelan arasındaki telif hakkı ihtilafıydı. Bu yazıda iki sanatçı arasındaki ihtilaf ana hatlarıyla aktarılmaya çalışılacaktır.

Maurizo Cattelan gündemi oldukça meşgul eden ‘’Comedian’’ eserinin sahibiydi.


Joe Morford ise “Banana & Orange’’ eserinin yaratıcısı olup Cattelan’ın kendi eserini eserini taklit ettiğini ileri sürmüştü.


Her iki sanatçının eserlerinin eser sıfatını taşıyıp taşımadığı bile tartışmalı iken telif ihlaline yönelik davalar sanat camiasında şaşkınlık yaratmıştır.

Cattelan’ın “Comedian” adlı eserinin, Joe Morford’un tartışmalara yol açan “Banana & Orange” eserini taklit ettiği yönündeki iddialar ihtilafın temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Miami kökenli sanatçı Joe Morford, Cattelan’ı kendisinin “Banana & Orange” adlı eserini taklit etmekle suçlamakta; Cattelan ise viral ve tartışmalara neden olan “Comedian” adlı eserinin çalıntı olduğu iddialarını reddetmektedir.

Tartışmalara geçmeden önce ilk olarak eserlerin tanımlanması ve taraflar arasındaki ihtilafın özetlenmesi yerinde olacaktır.

Cattelan’ın tartışmalı “Comedian” eseri bir muzun duvara yalnızca plastik bant ile yapıştırılmasıyla oluşturulmuştu. ABD’li sanatçı Morford’ın “Banana & Orange” eseri ise yeşil panele yapıştırılmış portakal ve muzdan meydana getirilmişti. Morford’ın eseri aslında tıpkı Cattelan’ın “Comedian” eserindeki gibi tek bir gri plastik bantla platforma tutturulmuş şekilde kamuya arz edilmişti. Buna ilaveten, Joe Morford, “Banana & Orange” adlı eserini 2000 yılında ABD Telif Hakları Ofisi’nde tescil ettirdiğini beyan etmektedir.

Cattelan, 2019 yılında Art Basel’de umuma arz edilen ve tartışmalara sebep olan “Comedian” başlıklı eserinin “Banana & Orange” eserinden sonra meydana getirildiği ve umuma arz edildiği iddialarını reddetmektedir. Cattelan’ın sunduğu belgelerde “Comedian” adlı eserin, sanatçının hür iradesiyle ve Morford’ın eserinden ilham alınmaksızın yapıldığını beyan etmiştir. Mahkeme belgelerine göre “Comedian”ın 3 kopyası 390.000 Amerikan Dolarına satılmıştır.

   Joe Morford                                             Maurizio Cattelan  

‘’Banana&Orange’’                                           ‘’Comedian’’

Görseller:    https://news.artnet.com/art-world/an-artist-sued-maurizio-cattelan-banana-2144524


Joe Morford “Banana & Orange” eserini taklit ettiği gerekçesi ile Cattelan’a karşı açtığı davada, ilk derece mahkemesi Morford’ın talebini kabul etmiş ve Cattelan davanın reddi talebini bir üst mahkemeye taşımıştır.

Florida İstinaf Mahkemesi son olarak Morford’ın duvara yapıştırılmış muz üzerinde telif hakkının olmadığına, ancak Cattelan’a karşı dava açabileceğine hükmetmiştir.

SÜREÇ

Florida İstinaf Mahkemesi hukuki değerlendirmeden önce ilk olarak duvara bantlanan muzun sanat olup olmadığı noktasının tartışılması gerektiğini belirtmiş ve “Duvara yapıştırılan muz’’ figürünün sanat eseri olarak kabul edilmesinin tartışmalı olduğunu; ancak bu hukuki sorunun çözümünün de bir o kadar zor olduğunu işaret etmiştir.

Mahkemeye göre Morford, iddiasını başarıyla savunabilmek için geçerli bir telif hakkının olduğunu ve ihlale konu eserin unsurlarının orijinal olduğunu ispatlamalıdır. Ayrıca, ihlal eylemi açısından taklidin güncel olduğunu ve eserin unsurlarının dışa vurumunun da korumaya elverişli olduğunu göstermelidir. Mahkeme bu süreçte, davacı Morford’ın dolaylı veya doğrudan ispat yöntemini kullanabileceğini ifade etmiştir. Dolaylı ispat yönteminde, davacı tarafından, davalının telifli esere ulaşabildiği ispat edilmeli ve taklit eserle taklit edilen eserin benzerlikleri ortaya konulmalıdır.

Mahkemeler bu tip iddiaları incelerken, kullandıkları benzerlik araştırmasında değişik yöntemlere başvurmaktadır. Benzerlik araştırmalarında, sıklıkla başvurulan yöntem azımsanmayacak benzerlik yöntemidir. Bu yönteme göre davacı, ihlali gerçekleştirenin kendi eserine erişebildiğini ispatlayamadığı takdirde, benzerlikleri ortaya koymak zorundadır. Burada dikkate alınan benzerlik kriteri çarpıcı/azımsanmayacak benzerlik kriteridir. Mahkemenin, ”azımsanmayacak benzerlik” yönünden değerlendirmesinde dikkat edilen nokta, eserde ihtiva olan yaratıcılık unsurlarının tesadüfen bir araya getirilmesinin imkansız olması ve bu yaratıcılık unsurlarının herkes tarafından kullanılma ihtimalinin olmaması, dolayısıyla ”özgünlük” vasfını taşımadığının ispatlanmasıdır.

BENZERLİK KRİTERLERİ VE YÖNTEMLER

Peki bu benzerlik kriteri nasıl belirlenebilir? Mahkeme, tespit için anlaşılması kolay olmayan birçok test uygulamaktadır. Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi On Birinci Dairenin uyguladığı test ise esaslı olan/esaslı olmayan benzerlik testidir. Bu testlerdeki amaç, öncelikle korunan ifadenin dışa vurumunun benzerliklerini ve parçalarını kıyaslamak ve bu sayede jürinin azımsanmayacak benzerliği değerlendirmesine yardımcı olmaktır. Ancak mahkeme daha sonra bu yöntemden vazgeçmiş ve gözlemci testini uygulamaya karar vermiştir. Bu aşamada, ortalama bir gözlemcinin taklit oranının tanımlanmasına göre değerlendirme yapılmaktadır. Son zamanlarda ise her iki testin de uygulanmasından vazgeçilmiş ve soyutlama-filtreleme-kıyaslama testi uygulanmaya başlanmıştır.

İnceleme konusu vakada Morford, Cattelan’ın kendi eserine erişiminin olduğunu iddia etmektedir. “Banana & Orange”a uygulanan filtreleme yönteminden sonra korunmayan unsurların çıkarılmasının ardından, her iki eserin önemli ölçüde benzediği de görülmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki telif ihlali genellikle jürinin kararına bırakılan bir unsurdur. Yine aynı şekilde azımsanmayacak benzerlik değerlendirmesi jürinin takdirine bırakılmaktadır.

Ancak eserin görsel kıyaslama ile irdeleneceği ve eserin yeniliğini etkileyen unsurları inceleme ihtiyacı duymadığı takdirde mahkemeler, benzerlik hususunu uyuşmazlık konusu olarak belirleyebilecektir.

GEÇERLİ TELİF HAKKI KORUMASI

Bu başlık altında incelenecek ilk husus, geçerli bir telif hakkının olup olmadığıdır.

Cattelan bu noktada plastik bant ile duvara sabitlenmiş muzun telif hakkının konusunu oluşturacak bir fikir olmadığını ileri sürmektedir. Morford ise buna karşılık olarak, burada duvara yapıştırılan muzun değil, fikrin dışa vurumunun / ifadenin korunduğunu ifade etmiştir.

İkinci olarak Cattelan, “Banana & Orange” eserinin unsurlarının özgün şekilde konumlandırılmadığını; dolayısıyla bu haliyle korumaya haiz olamadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, telif korumasının yalnızca; eserin bileşenlerinin özgün ve orijinal denecek düzeyde konumlandırıldığı ya da düzenlendiği durumlarda geçerli olduğunu vurgulamıştır. İncelenen vakaya ilişkin olarak, duvara gri bantla yapıştırılan muz, yaratıcılıkta yüksek seviyede olmasa bile, eserin absürt doğası yaratıcılık derecelendirmesinde minimum düzeyde olsa dahi orijinal kabul edilebilecektir. Bu çerçevede Mahkeme, “Banana & Orange” eserini yeterli derecede orijinal bulduğunu belirtmiştir.

TAKLİT EYLEMİ

Morford’ın geçerli bir telif hakkının veya eserin bir kısmı için geçerli korumasının bulunduğu tespitinin ardından, Mahkeme ikinci olarak taklit eyleminin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmiştir. Mahkeme bu noktada azımsanmayacak/yeteri kadar benzerlik ayrımı ile esere erişim noktası hususlarını ayrı ayrı değerlendirmiştir.

A) ERİŞİM

Morford, Cattelan’ın eserlerine erişebildiğini ve kendi eserlerinin 2008 yılından beri internet üzerinde olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık, Cattelan erişimin bu noktada önemli olmadığını ispatlayan birçok emsal dava ibraz etmiştir. İstinaf aşamasında davacının erişim iddiasına yönelik uzun ve kapsamlı deliller ibraz etme şansı vardır. Ayrıca Mahkeme Morford’ın iddialarını “Banana & Orange” eserinin birçok ülkede ve birçok internet sitesinde erişebilir olması kapsamında değerlendirmiştir.

B) AZIMSANMAYACAK BENZERLİK

Mahkeme erişim aşamasından sonra benzerlik değerlendirmesine geçti ve soyutlama yöntemini kullandı. Soyutlamada “Banana & Orange” eseri unsurlarına ayrılmıştır.

Buna göre; “Banana & Orange” yeşil panel üzerine bant ile yapıştırılmıştır. Muz ve portakalın sabitlendiği paneller arasında ise boşluk bulunmaktadır. Yeşil panelin merkezinde ise yukarıda portakal, aşağıdaysa muz konumlandırılmıştır.  Portakal bant ile çevrelenmiş ve gri bant yatay şekilde portakalı kesecek şekilde konumlandırılmıştır. Muz ise dikey şekilde soldan sağa bantlanmış ve portrenin sol kısmında yer almıştır.

Filtreme aşamasında ifadenin dışa vurumu, insanlığın ortak mirası kapsamında irdelenmiştir. Bu aşamada mahkeme Morford’ın unsur seçimi ve koordinasyon aranjmanının korunması talebini değerlendirmiştir. Mahkeme, dışa vurumun birden fazla seçeneğinin olduğunu belirtmiş ve duvara yapıştırılan muzun farklı renk ve konumlamalarla da arz edilebileceğini örnek olarak vermiştir. Bu doktrin “Merger Doctrine” yani birleşim doktrini olarak anılmaktadır. Doktrin kapsamında ifade korunmamaktadır. Ancak fikrin dışavurumun birden çok yöntemi var ise ifadenin sağladığı koruma fikrin kendisine de uygulanmalıdır. Ancak; Cattelan burada birleşim doktrinini ileri sürmemiş ve mahkeme de bunu hükme esas almamıştır.

Son olarak kıyaslama adımında İlk Derece Mahkemesinde Morford, “Banana & Orange”ın unsurları ile Cattelan’ın eseri arasında benzerlik olduğunu iddia etmiştir. Buna göre, her iki eser; gümüş renk bant ve merkezde konumlanan sarı muz koordinasyonlarına kadar aynı olmakla birlikte, bant Cattelan’ın eserinde daha az merkezde yer almaktadır.  Cattelan ise unsurların azımsanmayacak benzerliği ispatlamak için yeterli olmadığını ileri sürmüştür.

Mahkeme ihlal belirlenmesinde telif koruması altındaki eseri oransal olarak incelemektedir. Taklit olduğu öne sürülen eserdeki oranlamaları değerlendirmemektedir. Önemle belirtmek gerekir ki aksi değerlendirmede davalıların eseri harfi harfine taklit etme fırsatları doğmaktadır. Başka bir deyişle taklit eyleminin uzunluğu, koruma altındaki eserin bütününü etkileyecek nitelikte ve nicelik miktarı olarak bağlantılı olmalıdır. Mahkemeye göre “Banana & Orange” eserinde yer muz ve portakal unsurları eserin yarısını oluşturmaktadır. Morford’ın duvara yapıştırılmış muz eseri de nicelik açısından kıyaslama yapıldığında yine eserin yarısını oluşturmaktadır. Niteliksel açıdan değerlendirilme yapıldığında ise Morford’ın “muzu” belirgin şekilde konumlanmıştır. Mahkeme bu değerlendirmeleri yaparken Newman davasına atıfta bulunarak belirgin niteliği korunan eserin kopyalanan kısmı / oranının görünen kısmı olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak mahkeme Morford’ın eserini telif hakkı ihlaline ilişkin nicelik ve nitelik açısından değerlendirildiğinde, Morford’ın koruma talep edilmesi için yeterli olduğuna kanaat getirmiştir.

KARAR

Mahkeme kararında azımsanmayacak benzerlik ve kopyalama eyleminin unsurlarını ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Azımsanmayacak benzerlik mahkemenin ihlal belirlemesi noktasında zorlandığı bir durum olmuştur. Test yöntemlerinin uygulanması, özellikle soyutlama-filtreleme-kıyaslama yöntemi sonucunda azımsanmayacak benzerliğin ispatlandığı hüküm altına alınmıştır. Mahkeme “azımsanmayacak benzerliğin” sınırlarının belirlenmesi sorununa işaret etmiş ve mahkemenin bu sınırları belirleyemeyeceğini, yalnızca durulacak noktasını gösterebileceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Mahkeme Morford’ın telif koruması iddia edemeyeceğini, ancak korunamayan unsurların (muz, bant ve portakal öğeleri) seçimi ve koordinasyonu yönünden, başka bir deyişle dışa vurumun farklılığı sebebiyle koruma talep edebileceğine hükmetmiş ve Cattelan lehine karar vermiştir.

KARARA YÖNELİK DEĞERLENDİRME

Kanaatimizce İstinaf Mahkemesi kararında eserlerin unsurlarına ayrılarak incelenmesi konusunda dikkatli davranmıştır ve Morford’ın eserlerinin ABD Telif Hakları Ofisi bünyesinde tescilli olduğu da gerekçesinde vurgulamıştır. Mahkemenin uyguladığı testler, telif hukukuna yönelik ihtilaflar açısından emsal teşkil etmiştir. Şöyle ki; Mahkeme, bu testleri, eserlerin geçerli bir telif korumasına haiz olup olmadıkları ve bu yönden özgünlük taşıyıp taşımadıkları yönünden uygulamıştır. Mahkeme taklit eylemi yönünden davalının erişimini incelenmiş ve jürinin inisiyatifinde olan ihlal eylemi açısından “azımsanmayacak benzerlik” yönünde değerlendirme yapmıştır. Özellikle anımsanmayacak benzerlik yönünden her iki sanatçının da yaratıcılık seviyesi ve seçenekleri, ifade biçimleri değerlendirmeye alınmıştır.

Mahkemenin detaylıca incelediği, eserlerin, eser niteliğine haiz olup olmadığı hususu, sanat ve hukuk camiası tarafından fazlaca tartışılan bir noktaydı. Eserin unsurları, unsurların konumlandırılması, eserin bütünü incelendiğinde aslında orijinallik taşımadığının vurgulanması kamu vicdanına yönelik bir karar olarak algılanabilir. Eserin eser niteliği ve sanatsal yönü her ne kadar tartışmalı olsa da, meyveleri duvara bantlama fikrinin dışa vurumu aslında yaratıcılık kıstasını karşılamaktadır. Dolayısıyla, eserin telif korumasına haiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Ancak Hakim Scola azımsanmayacak benzerlik konusunda politik bir tutum sergilemiş ve bu faktörün mahkeme tarafından belirlenemeyeceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak eser ve geçerli telif koruması yönünden ayrı ayrı değerlendirme yaptığımızda “Banana & Orange” eserinin SANATSAL YÖNÜNÜN OLMADIĞI, ANCAK ÖZGÜNLÜK AÇISINDAN TELİF KORUMASINA HAİZ OLABİLECEĞİ düşüncesinde olmakla birlikte, mahkemenin bu açıdan değerlendirmesinin mevcut şartlar ve sanat piyasasındaki yaratıcılık durumuna göre yerinde olduğu kanaatindeyiz.

Cattelan’ın taklit eylemi ise, fikrin dışa vurumu, özgünlük ve benzerlik yönlerinden değerlendirildiğinde; muz, yeşil fon ve bandın aynı konumda bir araya geldiği göz önünde tutularak tesadüften fazlasını barındırdığı görülecektir. Cattelan’ın burada esinlenmeden çok daha fazlasını gerçekleştirdiği, mahkemece uygulanan testler ve her iki eserin unsurlarının oranlaması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, Morford’ın, Cattelan’a karşı hem eseri bir araya getiren unsurlar ve unsurların konumlanması açısından koruma talep etmesi ve hak ihlalini önleme talebinde bulunması mümkün olmalıdır.

Bengisu DÜZGÜNER

Mart 2023

bengisu.duzguner@outlook.com


KAYNAKÇA

BİRLEŞİK DEVLETLER 2. TEMYİZ MAHKEMESİ WARHOL-GOLDSMITH DAVASI KARARI

26.03.2021 tarihinde ABD Temyiz Mahkemeleri 2. Temyiz Mahkemesi, Lynn Goldsmith’in çektiği ve üzerinde telif hakkına sahip olduğu fotoğraf  ile Andy  Warhol’un Prince Serisinin temelde ve büyük oranda benzer olduğu ve Bölge Mahkemesi’nin adil kullanıma ilişkin faktörlerin değerlendirilmesinde hataya düştüğü gerekçesiyle Goldsmith’in temyiz talebini kabul ederek Bölge Mahkemesi kararını bozmuştur. [1]

OLAYLARIN BAŞLANGICI: LYNN GOLDSMITH, PRINCE EFSANESİNİ YARATIYOR

Lynn Goldsmith, Rock’n’roll döneminin en bilinen fotoğraf sanatçılarından biridir. Öyle ki, çektiği birçok fotoğraf The Museum of Modern Art ve National Portrait Gallery gibi saygın enstitülerde sergilenmektedir.

Goldsmith, Prince henüz kariyerinin başındayken onu fotoğraflayan tek sanatçıydı. Prince’in on ikisi siyah-beyaz, on biri renkli olmak üzere toplam yirmi üç adet resmini çekmiştir.

Goldsmith, Newsweek dergisinde çalışırken Aralık 1981’de kariyerinin henüz başındaki Prince’in bir dizi fotoğrafını çekti. Sanatçı, stüdyosunda aydınlatmayı Prince’in “keskin kemik yapısını ve yüz hatlarını” sergileyecek biçimde ayarladığını belirterek daha dramatik bir etki için Prince’e göz farı ve dudak parlatıcısı da uyguladığını ekledi. Ancak bu fotoğraflar yayımlanmadı.

Yayımlanan fotoğraf Newsweek dergisinde Prince’i okuyuculara tanıtan bir köşe yazısına eşlik etmek üzere seçilen farklı bir fotoğraftı. Bu fotoğrafta Prince, Goldsmith’in kadrajından elleri cebinde beyaz bir fonda ifadesiz bir şekilde görünmekteydi

1984 yılına gelindiğinde ise, Vanity Fair dergisinin o zamanki fotoğraf editörü Esin Göknar, 1981’de çekilmiş ve yayımlanmamış bir Prince fotoğrafının “sanatçı referansına” sadık kalarak uyarlanıp kullanılması için Goldsmith’ten lisans talebinde bulundu. Sanatçı, bu fotoğrafın kullanımı için Vanity Fair dergisine kısıtlı kullanım amacıyla lisans sözleşmesi akdetti. Esin Göknar’a göre sözleşmede geçen “sanatçı referansı” ile amaçlanan başka bir sanatçının fotoğrafı temel alarak “yeni bir sanat eseri” yaratmasıydı.

Vanity Fair, derginin Kasım 1984 sayısında Prince için geniş bir yer ayırdı. Bu kısımda kullanılmak üzere Andy Warhol’dan Goldsmith’in fotoğrafının bir illüstrasyonunu hazırlaması istendi.  Böylelikle, Warhol imzalı illüstrasyon, Goldsmith’e atıf verilerek yayımlandı. Ancak, Vanity Fair, Goldsmith’i fotoğrafını referans alacak sanatçının Warhol olduğu hakkında bilgilendirmedi ve Goldsmith basılana kadar bu illüstrasyonu görmedi. Davanın kilit noktalarında biri de aslında budur.

Vanity Fair’de kullanılan illüstrasyonun yanı sıra, Andy Warhol Goldsmith’in fotoğrafını kaynak aldığı 15 eser daha yarattı. Bu illüstrasyonların on ikisi yağlı boya, ikisi de kara kalemdi. Oluşturulan bu eserlere daha sonra Prince Serisi ismi verildi.

Warhol’un ölümünden sonra Prince Serisi’nin isim ve telif hakları Andy Warhol Vakfına devredilmiştir. 1993-2004 yılları arasında Vakıf bu seriye ait 12 eserin haklarını satmış veya devretmiştir. Vakıf, Sanatçı Hakları Topluluğu aracılığıyla halen eserlerde hak sahibidir ve eserlerin editoryal, müzesel  ve ticari kullanımları üzerindeki lisansları düzenlemektedir.

Prince’in vefatının ardından, Vanity Fair dergisinin bağlı olduğu ana şirket Condé Nast, Kasım 1984’de yayımlanan eserin kullanımı için Andy Warhol Vakfı ile temasa geçti. Ek olarak 15 illüstrasyonun da varlığını öğrenen Condé Nast, Warhol’a ait illüstrasyonların kullanımı için üç aylık ticari lisans aldı. Vanity Fair dergisin Prince’i anmaya adanan Mayıs 2016 sayısında bu illüstrasyonlar kullanıldı. Derginin kapağında da illüstrasyonlara yer verilirken, Goldsmith’e referans verilmeyerek yalnızca Andy Warhol Vakfı’na atıfta bulunuldu. Lynn Goldsmith, kendi fotoğrafını temel alan Prince Serisinin varlığından ancak Vanity Fair’in 2016 Mayıs sayısının basılmasıyla haberdar olmuştur.

Nihayetinde Conde Nast  2016 Mayıs ayında bu görsellere yer vermiş ancak illüstrasyonların  kaynağı olarak Goldsmith ve şirketinin adına yer verilmemiştir.

WARHOL VAKFI ve GOLDSMITH KARŞI KARŞIYA GELİYOR

2016 yılının Temmuz ayında Goldsmith, Andy Warhol Vakfı ile iletişime geçerek bu görsellerin telif hakkı ihlali yarattığını belirtti. Daha sonra Goldsmith bu fotoğrafları Amerikan Telif  Hakları Ofisi’nde “yayımlanmamış eser” olarak tescil ettirdi. Bunun üzerine Andy Warhol Vakfı 2017 yılında tecavüzün mevcut olmadığına dair tespit davası açmış ve  bu eserlerin Goldsmith’e a ait olmadığının tespitini talep etmiştir.

1 Temmuz 2019 tarihinde Bölge Mahkemesi, Warhol Vakfının talebini kabul etmiş ve  20. yüzyılın en popüler sanatçılarından olan Warhol’un  Prince Serisinin adil kullanım sınırları içinde kaldığını ve Goldsmith’in telif hakkına tecavüz teşkil etmediğini belirtmiştir. Amerikan Telif Kanununun 107. maddesine dayalı olarak yapılan incelemede;

1. Goldsmith portresinde Prince’in “kırılgan bir insan” olarak fotoğraflandığı, buna karşın Warhol’un Prince serisinde ise “efsanevi bir ikon” olarak görselleştirildiği,

2. Goldsmith’in portreleri her ne kadar yaratıcı ve yayımlanmamış olsa da, Warhol’ın eserinin “dönüştürülmüş’’ yönüyle daha ağır bastığı,

3. Prince serisinin, Goldsmith’in portresinin koruma kapsamındaki konu unsurlarını içermediği,

4. Prince serisinin, Goldsmith’i piyasada zarara uğratma durumunun olmadığı belirtilmiştir.

Mahkeme Warhol’un Prince Serisinin “dönüştürülmüş’’ olduğuna ve Goldsmith’in portresinden farklı mesaj taşıdığına da hükmetmiştir

Davalı Lynn Goldsmith Limited Şirketi, Birleşik Devletler New York Güney Bölgesi Mahkemesi’nin kararını temyiz etmiştir.

TEMYİZ MAHKEMESİNİN DEĞERLENDİRMELERİ

26.03.2021 tarihinde Temyiz Mahkemesi Goldsmith’in portresi ile  Warhol’un Prince Serisinin hukuken benzer konuları işlediği, Warhol’un adil kullanım savunmasının kabul edilemeyeceği ve eserin yeterince dönüştürülmüş olmadığı gerekçelerine dayalı olarak Goldsmith’in temyiz talebini kabul etmiştir. Temyiz Mahkemesi ayrıca adil kullanıma dayalı hükmünün hukuki yarar karşısında geçerli olmadığını ve  bu kararın hatalı olduğunu belirtmiştir. Warhol’un Prince Serisi ile Goldsmith’in portrelerinin benzer olduğuna, hukuki açıdan birlikte değerlendirilmeleri gerektiğine hükmedilmiş ve bölge mahkemesinin kararı bozulmuştur.

Temyiz Mahkemesi kararında dört etken ele alınmıştır. Bu etkenler sırasıyla adil kullanım ilkesi, ticari kullanım, eserin doğası ve piyasa değerlendirmesi şeklindedir.

Mahkeme, Birleşik Devletler Anayasasının 8. bölümünde yer alan “bilim ve sanatın gelişmesi yönünde teşvik’’ maddesi ve 1976 tarihli Telif Kanununun 101. maddesini işaret etmiştir.

Telif Kanununun ilgili maddesi “daha önceden var olan bir eserden türetilmiş; bir eserin reprodüksiyonu, kısaltılmışı, yoğunlaştırılmışı, değiştirilmişi veya uyarlaması” gibi herhangi bir versiyonunun telif korumasına konu olabileceğini hüküm altına almıştır

ADİL KULLANIM

Temyiz Mahkemesi “adil kullanım” kavramını açıklarken aralarında  Campbell v. Acuff-Rose Music, Inc., ve Emerson v. Davies davalarının da bulunduğu birçok karara atıfta bulunmuştur.

 “Gerçekte, edebiyatta, bilimde ve sanatta, soyut anlamda tamamen özgün pek az kavram vardır. Edebiyat, bilim ve sanat alanlarındaki her kitap daha önceleri bilinen ve kullanılan pek çok ögeyi ödünç alır ve çoğunlukla kullanmak zorunda kalır.”[2]

1976 tarihli Telif Kanunu’nda “Adil Kullanım İlkesi’’ tanımlanmış ve bir kullanımın adil kullanım sayılabilmesi için gerekli faktörler şu şekilde sıralanmıştır:

(1) Ticari veya kar amacı gütmeyen kullanımlar da dahil olmak üzere kullanım amacı ve niteliği.

(2) Telif hakkına konu eserin doğası.

(3) Eserin bütününe göre kullanılan oranın miktarı ve önemi.

(4) Kullanımın potansiyel piyasa  veya telif hakkına haiz eserin değeri çerçevesindeki etkisi.

New York Güney Bölge Mahkemesi Prince Serisini “dönüştürülmüş” bulmuş ve Warhol’un eserlerinde Prince’in, Goldsmith’in fotoğrafındaki “kırılgan” halinden farklı olarak  “ikonik bir figür” şeklinde tasvir edildiğini belirtmiştir. Temyiz Mahkemesine göre  Bölge Mahkemesinin bu değerlendirmesi hatalıdır, zira eserin dönüştürülmüş olup olmadığı incelenirken eser sahiplerinin ifade ettiği veya hakim de  dahil olmak üzere eserin eleştirisini yapanın algıladığını düşündüğü eser sahibinin iradesi/düşünüşü göz önüne alınamaz. Zira meseleye böyle bakılırsa bir eser üzerinde yapılan her tür değişiklik dönüştürülme olarak kabul edilmek durumunda kalınır. Bunun yerine Mahkemenin değerlendirme yaparken eserin makul biçimde nasıl algılanacağını incelemesi gerekir, aksi halde yapılan değerlendirme doğası gereği subjektif olur. Goldsmith’in de ifade ettiği gibi 1981 yılında Prince’i henüz kariyerinin başında genç bir sanatçı olarak tanışıp fotoğrafladığı zaman kendisinin algısıyla bugün şarkıcının uzun kariyerinden sonra aynı fotoğrafa bakan bir seyircinin algısı tamamen farklı olabilir; çünkü bugün bakıldığında fotoğrafta bir pop ikonu görülecektir .[3]

Hakimin üzerinde durması gereken, ikincil eserin kaynak eserden sanatsal amaç ve karakter olarak yeni ve temelde farklı olup olmadığı, bir diğer deyişle ilk eserden ayrışıp ayrışmadığıdır. Bu çerçevede yapılan incelemede Temyiz Mahkemesi Prince Serisinin Goldsmith’in fotoğrafının dönüştürülmesi olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

Temyiz Mahkemesinde,  illüstrasyonların Warhol’un karakteristik tarzını içerdiği, Warhol’a ait yaratıcılığı ve stili barındırdığı kabul edilmekle beraber, ki aynı husus Goldsmith tarafından da davada kabul edilmiştir, burada tartışılanın sanatsal yetenek değil hukukun Warhol’a Prince Serisi üzerinde hak bahşedip bahşetmediği ve dahi bu illüstrasyonlardan Goldsmith’in izni olmadan faydalanıp faydalanılamayacağının tespiti olduğunun altı çizilmiştir.    

1. TİCARİ KULLANIM AÇISINDAN

Bölge Mahkemesi  kararında “Prince Serisinin ticari değeri olduğu; ancak yarattığı sanatsal değerle topluma fayda sağladığı” görüşüne yer vermiştir. Temyiz Mahkemesi, Bölge Mahkemesinin bu görüşüne katılmıştır. Warhol Vakfı görsel sanatların geliştirilmesi misyonuyla kurulmuş olmakla beraber, Temyiz Mahkemesine göre, sırf bu misyondan dolayı illüstrasyonların satış ve lisanslanmasının doğrudan adil kullanım kabul edilemeyeceği anlamı çıkarılamaz. Ancak burada Temyiz Mahkemesi Prince Serisinin dönüştürülmüş olduğu kanaatine varmadığına göre aslında bu hususun tartışılmasına da yer yoktur.  Vakfın topluma yarar sağlaması, Goldsmith’e telif ücreti ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır .

2. TELİF KORUMASI ALTINDAKİ ESERİN DOĞASI

Bölge Mahkemesi, Goldsmith’in fotoğrafının yayımlanmamış yaratıcı bir eser olduğunu belirtmekle beraber davalılardan LGL’nin  (Lynn Goldsmith Limited) fotoğrafı Vanity Fair’e lisansladığını ve Prince Serisinin büyük ölçüde dönüştürülmüş olduğuna karar kılmıştır. Bu gerekçe Temyiz Mahkemesi tarafından hatalı bulunmuştur.[4] Goldsmith ve şirketi LGL, lisans sözleşmesini yalnızca “sınırlı süreyle bir defaya mahsus kullanım için ” akdetmiştir. Böyle bir hal hukuken eserin yayınlanmamış olma statüsünü ve eser sahibinin bunu ne zaman yayınlanacağına karar verme hakkını elinden almaz.  Temyiz Mahkemesine göre Bölge Mahkemesi Prince Serisinin dönüştürülmüş olduğuna karar vermiş olsa dahi bu faktör yönünden Goldsmith’in iddialarını kabul etmeliydi.

3. KULLANIMIN MİKTARI VE ÖNEMİ

Temyiz Mahkemenin bir diğer incelediği nokta ise kullanım derecesi/miktarı  ve önemidir. Burada bakılan sadece kullanımın niceliği değil, aynı zamanda niteliği ve orijinal eserdeki önemidir. 

Vakıf dava konusu portrenin kırpıldığını ve yassılaştırıldığını, ışık ve kontrastın en aza indirilerek kullanıldığını ve telife konu fotoğrafın tüm elementleriyle değiştirildiğini ileri sürmüş ve Bölge Mahkemesi de Vakfın ileri sürdüğü bu sebepleri haklı bulmuştur. Temyiz Mahkemesi ise aynı kanaatte değildir. Temyiz Mahkemesi Goldsmith’in Prince’in yüzü üzerinde telif hakkı sahibi olamayacağını, ancak fotoğraftaki görünen imajının telife tabii olduğunun altını çizmiştir.  Mahkemeye göre Goldsmith’in portre fotoğrafı Warhol’un illüstrasyonunda öz olarak kopyalanmıştır ve aynı durum tüm serigrafi boyunca sürdürülmüştür. Vakıf, Warhol’un, Vanity Fair’e lisanslanan fotoğrafı özellikle kaynak görsel olarak seçmediğini ve kullanılan fotoğrafın sanat hayatı boyunca kullandığı görsellerden herhangi bir farklılığı bulunmadığını ifade etmiştir. Temyiz  Mahkemesi, Warhol’un Goldsmith’in temin ettiği bir fotoğrafın üzerine eserini yarattığını tekrarlayarak bu durumu Goldsmith’in lehine değerlendirmiştir.

4. PİYASA DEĞERLENDİRMESİ

Bölge Mahkemesi Warhol ve Goldsmith’in eserleriyle hedefledikleri piyasanın farklı olduğunu belirtmiştir. Temyiz  Mahkemesi de bu görüşe katılmaktadır. Ancak Temyiz Mahkemesine göre her iki sanatçının da meşhur olması veya aynı piyasaya hitap edip etmedikleri mevcut ihlali etkilememektedir. Ayrıca Temyiz Mahkemesinde, Bölge Mahkemesinin Goldsmith’i piyasadaki ağırlığını kanıtlaması açısından ispat yükü altına sokması da hatalı bulunmuştur.

Temyiz Mahkemesi ayrıca, Warhol’un da sıkça uyguladığı sanat eserlerinin uyarlanmasının düzenlemelere tabi tutulması gerektiğini belirtmiştir. Uyarlamanın yaygın bir uygulama haline gelmesi durumunda, eserlerin telif haklarına aykırı kullanımının fotoğraf sanatçılarını olumsuz yönde etkileyebileceği ihtimaline de dikkat çekilmiştir. Goldsmith gibi birçok müzisyeni fotoğraflayan sanatçıların, adil kullanım bedeli ödenmeksizin eserlerinin kullanılması sanatçıları şimdi ve ilerleyen zamanda çok büyük zarara uğratacağı vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Temyiz Mahkemesi, Warhol gibi, bu tip fotoğraf karelerini türeten veya editöryel düzenlemeler yapan sanatçıların kaynak eserin sahibine bedel vermemesini de telif hukukunun amacına aykırılık teşkil ettiğini belirtmiştir.

TÜM FAKTÖRLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Temyiz Mahkemesi davada  adil kullanım faktörlerini Goldsmith’in lehine yorumlamıştır. Vakfın adil kulanım savunmasını nazara almamış ve Vakfın değerlendirmeye alınacak yeni bir gerekçe de sunmadığını belirtmiştir.

Federal Mahkeme portrenin ve Warhol’un Prince serigrafilerinin de ayrı ayrı korunabilir ve koruma kapsamı dışında elementleri olduğunu da vurgulamıştır. Ayırt edicilik yönündeki tartışmalarda ise, iki eserin “sıradan, ve ayrıntılara dikkat etmeyen gözlemcilerin nezdinde, ikinci eserin diğer eserin reprodüksiyonu olduğu anlaşılacağı[5] gerekçesiyle birbirine içerik yönünden benzer olduğu yinelenmiştir.

Goldsmith’in fotoğrafı, Warhol’un çalışmasının ham maddesini oluşturmaktadır. Birçok “ikincil kullanıcı” ise genelde bu fotoğrafı, kendi figürlerini benzer şekillerde fotoğraflayarak taklit etmiştir. Bunun aksine Warhol, davaya konu portreyi kendi çekmemiş veya Prince’i benzer şekilde fotoğraflamamıştır. Warhol, burada bizzat portreyi ve Goldsmith’in sanatsal fikrinin ifade ediliş biçimini, yani doğrudan Goldsmith’in fotoğrafını kullanarak bir eser yaratmıştır.

Mahkemede, Renstmeester v Nike davasına atıfta bulunulmuştur.  2018’de sonuçlanan ve  Goldsmith ve Andy Warhol Vakfının karşı karşıya geldiği davada da emsal niteliği taşımaktaydı. Renstmeester v Nike davasını hatırlatmakta fayda var. Rentmeester, 1984 yılında Michael Jordan’ın basketbol potası önünde balet gibi zıpladığı bir anda fotoğraflamıştır. Fotoğraf, ünlü LIFE dergisinin bir sayısında yer almıştır. Kısa süre sonra 1985 yılında, NIKE firması da Michael Jordan’ı benzer şekilde fotoğraflayarak bu fotoğrafı ünlü Air Jordan serisinde logo olarak kullanmıştır. Reentmeester, fotoğrafın telif hakkının kendinde olduğu gerekçesiyle NIKE firmasına dava açsa da, mahkeme Rentmeester’in aleyhine karar vermiştir. Kararda, fotoğrafçının “fotoğrafın” haklarına sahip olduğu, “pozu” telif altına alamayacağı belirtilmiştir.[6] Ancak Warhol, Prince’i benzer şekilde fotoğraflamak yerine, doğrudan Goldsmith’in fotoğrafını kullanmıştır. İki dava arasındaki en temel fark da budur. Mahkeme, Prince gibi popüler bir müzik figürünün çokça fotoğraflandığını, ancak makul bir gözlemcinin Warhol’un eserinin Goldsmith’in fotoğrafını temel aldığını zorlanmadan tespit edebileceğini yinelemiştir.

Yukarıda açıklanan sebepler doğrultusunda Temyiz  Mahkemesi, Andy Warhol Vakfı lehine hükmedilen kararı bozarak, Lynn Goldsmith ve Goldsmith Ltd. şirketinin karşı davasının reddine hükmeden kararın kaldırılmasına ve dosyanın Bölge Mahkemesine geri gönderilmesine hükmetmiştir.

SONUÇ

Andy Warhol serigrafi tekniğini kullanmaya ilk olarak 1962 yılında başlamıştır. Kullanılan teknikte fotoğraf görüntüsü canvas üzerine basılmakta  ve aynı fotoğraf farklı renklerle yeniden kopyalanmaktadır (bkz: reprodüksiyon). Warhol, bu tekniğin önde gelen kullanıcıları arasında olarak kabul edilmektedir. Dava konusu olayda da Warhol’un eserlerindeki estetik farkı yinelenmektedir.

Davada adı geçen iki sanatçı, farklı sanat alanlarında başarı göstererek, popüler kültürün önemli figürleri arasında yer almışlardır. Portre fotoğrafçılığı alanında önde gelen isimlerden biri olan Goldsmith, uzun yıllar boyunca sanatta, sporda ve bilimde ikonlaşmış isimleri kadrajına almıştır. Eserleri birçok prestijli uluslararası yayında ve müzelerde yer almaktadır. Warhol ise sosyal meselelerde belirginleşmiş ve halka mâl olmuş figürleri serigrafi tekniği ile işlemiştir. Öte yandan, Andy Warhol sanatın birçok alanında faaliyet göstermiş, Pop-Art akımının öncüsü olmuştur. Eserlerine konu aldığı figürleri  toplumsal mesaj vermek amacıyla, toplumun onları algıladığı biçimde işlemiştir.

Huzurdaki davada da Warhol Vakfı tarafından alınan uzman raporunda Warhol’un sanatsal tekniğine  ayrıntılı şekilde yer verilmiştir. Uzman görüşüne göre; Warhol’un tercih ettiği ölçülü kontrast ve izolasyonun dramatik etkisinin, eserlerdeki (kaş ve göz bölgeleri gibi) karanlık  noktalarda odaklandığını ifade edilmiştir. Warhol’un eseri üzerindeki tüm efektler; yüzün tamamında ve  görselin estetik niteliğini oluşturacak şekilde pozisyonlanmıştır.

Warhol’un çalışmaları genelde yüz ve saça odaklanmaktadır. Goldsmith’in fotoğrafında ise Prince’in kıyafeti ve vücut dili fotoğrafın temasını oluşturmuştur. Warhol’un sinegrafik eserlerindeki dramatik renkler, şöhreti ve gösterişli hayatı simgelemektedir. Prince’in baş kısmı Goldsmith’in portresinden alınmış ve Warhol tarafında rötuşlar ile karanlık bir forma dönüştürülmüştür. Bu sayede sanatçı, Prince’in akışkan cinsel kimliğini de esere yansıtmayı hedeflemiştir.

Sonuç olarak eser üzerindeki tüm faktörler gözlemcinin dikkatinin odağındadır. Warhol aynı zamanda Goldsmith’in eserini matlaştırmış ve Prince’in orijinal eserdeki yorgun gözleri ile çökük yanaklarını belirsizleştirerek, ünlü yıldızı bir pop ikonu kusursuzluğunda göstermek istemiştir. Goldsmith, Prince’in insani yönüne odaklanırken, Warhol şöhreti eleştirmek ve robotikleşmiş endüstriyi yermek için Prince’i kullanmaktadır. Satirik bakış açışı; davalının, dava konusu portrenin adil kullanım kapsamında korunduğuna yönelik savunmasının temelidir.[7]

Amerikan Temyiz Mahkemesi’nin son kararı; yalnızca hukuki anlamda değil, ayrıca sanat endüstrisini de yakından ilgilendirdiği için önem teşkil etmektedir. Sanatsal teknikler açısından yapılacak olan değerlendirmede, yerel mahkeme aşamasında alınan uzman raporunda, dava konusu eserin yapım tekniğinin öznel bir nitelik taşıdığı ve bu tekniğin “Warhol tarzı” olarak adlandırıldığı tespitine yer verilmiştir. Ancak, Goldsmith’in eserinin farklı tekniklerle dönüştürülmesi, ayırt-edicilik tartışmalarında da yeterli bulunmamıştır. Davanın önem teşkil ettiği bir diğer konu da, davaya konu eserlerin saygın ve bilindik sanatçılar tarafından yaratılmış olmasıdır. Goldsmith’in, portre fotoğrafçılığında tek başına bir otorite olduğu, pop-art akımının kurucusu Andy Warhol’un da 20. yüzyılın en önemli görsel sanatçıları arasında yer aldığı hemen herkesçe bilinmektedir. Davada sıkça bahsi geçen Warhol imzalı “Marilyn” tablosu da dahil olmak üzere sanatçının neredeyse tüm eserleri, birçok sinema filminde, mekan tasarımlarında kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu ölçüde popüler bir sanatçının eserlerini kaynak aldığı özgün eserler ve bunların adil kullanımına ilişkin sorular da ayrıca önem arzetmektedir.

Adil kullanım ilkesi, Amerikan Telif Kanununun 107. maddesinde düzenlenmiştir. Bilindiği üzere adil kullanım savunması bu gibi davalarda genellikle tarafların en büyük kozu durumundadır. Adil kullanımdan bahsedilebilmesi için kısıtlı ve belli bir miktar kullanımın söz konusu olması gerekmektedir. Temyiz  Mahkemesi bunun yanı sıra, aynı maddede bahsi geçen “kullanım miktarı” üzerinde de durmuştur.

Goldsmith’e ait fotoğraf karesi ile Warhol’un serigrafisi yan yana getirildiğinde gözlemcinin kafasında büyük olasılıkla iki eserin birbirinin farklı versiyonları veya devamı olduğu izlenimleri oluşacaktır. Burada eserlerde kullanılan teknikler önem teşkil etmemektedir. Her iki eserde de ana model Prince aynı yöne aynı ifadesizlikte bakmaktadır. Warhol’un her ne kadar kendine has tekniği ile Goldsmith’in fotoğrafını satirik olarak ele aldığı ileri sürülse de burada tamamen yeni bir eserden bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Davanın bir diğer ilginç tarafı da, Warhol’un yıllarca eleştirdiği sistemin büyük bir öznesi haline gelmiş olduğunun daha da kesinleşmesidir.

Temyiz Mahkemesinin adil kullanıma yönelik gerekçesinin yanı sıra eserin yeterince “dönüştürülmüş” olmadığı gerekçesinin sıklıkla üzerinde durulmuştur. Yukarıda da belirtildiği üzere Warhol’a ait eser, Goldsmith’in portresinin farklı bir versiyonu veya devamı niteliğini taşımaktadır. İlk bakışta izleyicinin kafasında canlanacak olan da budur.

Mahkeme, taraflar arasında lisans akdi olmamasını başlı başına hukuka aykırılık olarak kabul etmiş ve öncelikli olarak bu hususa dikkat çekmiştir. Nitekim, Temyiz Mahkemesi bu gerekçesinde haklıdır; zira olay örgüsünde Warhol’un bu portrede kullanılan kaynak görselin Vanity Fair dergisinden alındığına yönelik beyanı mevcuttur. Taraflar arasındaki lisans ilişkisinin detayı, ihlal durumunun tespitinde kilit noktadır. Dolayısıyla Vakfın fotoğrafın birine ait olup olmadığına yönelik savunması bu durumda kabul görmemelidir. Davanın en başından itibaren Goldsmith, Vanity Fair, Warhol ve Condé Nast arasında eserin kullanım hakkına yönelik lisanslama konusunda farklı düşünceler mevcuttu. Condé Nast’ın görsellerin kullanımı için yalnızca Warhol Vakfı ile iletişime geçmesi ve Goldsmith’in rızasının alınmaması ise telif hakkı ihlaline sebebiyet verebilmektedir. Warhol Vakfı’nın eserin ilk versiyonunun sahibini kaynak referansı olarak göstermeden işleme ve dönüştürme yapması ise profesyonellikle uyuşmayacak ölçüde büyük bir ihmaldir. Üstelik, Warhol’un imza stilinin; adil kullanım ilkesi, eserlerin hitap ettiği kitle, yararlanma düzeyi ve lisanslama şartları değerlendirmelerinde göz önünde bulundurulmaması da yerindedir.

Tüm bu değerlendirmeler kapsamında Temyiz Mahkemesi’nin kararı ile, Warhol Vakfı gibi  kâr amacı gütmeyen büyük bir sanat oluşumunun dahi, hak ihlali neticesinde hukuki yaptırımlardan muaf tutulamayacağı tekrar hatırlatılmıştır. Günümüzde Andy Warhol’un Prince serigrafileri büyük olasılıkla Lynn Goldsmith’in özgün portresine kıyasla daha popülerdir; buna karşın Temyiz Mahkemesi’nin hükmü, kesin olarak eser sahibini koruyan ve telif hukukunun amacı ile birebir örtüşen bir karar niteliğindedir.

Bengisu DÜZGÜNER

Ağustos 2021

bengisu.duzguner@outlook.com


DİPNOTLAR

[1] Kararın tamamı için bkz:  https://cases.justia.com/federal/appellate-courts/ca2/19-2420/19-2420-2021-03-26.pdf?ts=1616769010

[2] Campbell v. Acuff-Rose Music, Inc., 510 U.S. 569, 575 (1994) ve Emerson v. Davies, 8 F. Cas. 615, 619 (No. 4,436) (C.C.D. Mass. 1845

[3] Melville B. Nimmer & David Nimmer, Nimmer on Copyright § 13.05(B)(6); see also Google, 804 F.3d at 216 n.18

[4] See Warhol, 382 F. Supp. 3d at 327

[5] Knitwaves, Inc. v. Lollytogs, Ltd., 71 F.3d 996, 1003 (2d Cir. 1995), quoting Malden Mills, Inc. v. Regency Mills, Inc., 626 F.2d 1112, 1113 (2d Cir. 1980)

[6] Ibid.

[7]   Cassan, Clara.”Case Review: Warhol v. Goldsmith.”Center for Art Law. 30 Mar. 2021.  Web. 29 June 2021. <https://itsartlaw.org/2018/12/05/case-review-warhol-v-goldsmith/&gt;


KAYNAKÇA

  •        “17 U.S. Code § 107 – Limitations on Exclusive Rights: Fair Use.” Legal Information Institute, Legal Information Institute, http://www.law.cornell.edu/uscode/text/17/107.
  •         Cassan, Clara.”Case Review: Warhol v. Goldsmith.”Center for Art Law. 30 Mar. 2021.  Web. 29 June 2021. <https://itsartlaw.org/2018/12/05/case-review-warhol-v-goldsmith/&gt;.
  •       “The Andy Warhol Foundation for the Visual Arts, Inc. v. Goldsmith”, No. 19-2420 (2d Cir. 2021). Justia Law, law.justia.com/cases/federal/appellate-courts/ca2/19-2420/19-2420-2021-03-26.html.
  •          Görsel 1: Cassan, Clara.”Case Review: Warhol v. Goldsmith.”Center for Art Law. 30 Mar. 2021.  Web. 29 June 2021. <https://itsartlaw.org/2018/12/05/case-review-warhol-v-goldsmith/&gt;.
  •       Görsel 2: Copyright Lately, copyrightlately.com/warhols-prince-series-isnt-fair-use-but-what-is/.

ALMANYA FEDERAL ADALET MAHKEMESİ “RITTER SPORT v MILKA” KARARI

Almanya Federal Adalet Mahkemesi (BGH) Temmuz 2020’de kare şeklindeki çikolata ambalajı şekli tescilinin hükümsüzlüğü kararını yerinde bulmadı ve dolayısıyla şeklin “Ritter Schönbuch Vermögensverwaltungs GmbH & Co. KG” (Ritter) firması adına tescilli bir marka olarak kalmasına karar verdi. Yayımlanan gerekçeli karar, bu kararın Almanya bakımından önemli bir öncül karar olduğunu gösteriyor. [1]

OLAYLAR:

Ritter’in ünlü “Ritter Sport” çikolatasının tescili; “arkadan yapıştırılarak kare şeklinde ambalajlanmış ve üzerinde marka yazmaksızın, ön yüzeyinde kare çıkıntıları bulunan kare form” olarak tanımlanmıştır.[2] Ritter, ilk olarak 1995 yılında Alman Patent ve Marka Kurumunda (bundan sonra DPMA olarak anılacaktır) kare şeklinde ambalajlama biçimini tescil ettirdi.[3]

DPMA kayıtlarından tescilin kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik istisnası kapsamında gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Milka’nın 2010 yılında kare şekilli çikolatalarını piyasaya sürmesiyle iki çikolata devi arasındaki uzun yargı süreci de başlamış oldu. Milka, DPMA’dan tescilli markanın hükümsüzlüğünü talep etse de, bu talep reddedildi. Daha sonra, yerel mahkemede, 2016 yılında Milka tarafından açılan dava, Milka’nın lehine sonuçlandı ve DPMA’nın kararı iptal edildi.[4] Davanın sonuçlanmasının ardından yerel mahkemenin kararı Alman Federal Mahkemesinde temyiz edildi.

Ritter’in markası kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik kapsamında tescil edildiğinden, hükümsüzlük davasında kullanılan ana gerekçe 6769 sayılı SMK kapsamındaki karşılığı 5/1-(e) bendi olan “Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler.”in tescil edilemeyeceği yönündeki hükümdür. Anılan hüküm Türkiye’de olduğu gibi Almanya’da da kullanım sonucu kazanılmış istisnası kapsamında değerlendirilen ret hallerinden birisi değildir.

SÜREÇ:

Milka, DPMA’dan tescilin hükümsüzlüğünü talep etti; ancak bu talebi reddedildi. Ardından, Federal Patent Mahkemesi’nde yapılan talep doğrultusunda, tescilin iptaline karar verildi. Ritter tarafından gelen itiraz üzerine, Federal Adalet Mahkemesi, Patent Mahkemesinin kararını iptal etti ve bir ürünün işaretlerinin ve şekillerinin, söz konusu ürünün yapısı gereği belirlendiğini göz önünde bulundurarak, Marka Kanunu’nun 3. kısmının (2)(1) numaralı maddesi uyarınca tescilin hükümsüzlüğü için gerekçenin mevcut olmadığına karar vererek davayı Federal Patent Mahkemesine  geri gönderdi.

Federal Patent Mahkemesi, Marka Kanununun 3. kısmının (2)(3) numaralı maddesinde yer alan tanımın kapsamında tescilin hükümsüzlüğü için gerekçenin bulunup bulunmadığını incelemeliydi. Bu maddeye göre; ürüne karakteristik değerini veren şekiller ve işaretler marka olarak tescil edilmeye uygun değildir. Ancak, incelemede kare ambalajlamanın, çikolatanın karakteristik niteliklerini (tadı, kokusu, yapımında yer alan malzemeleri) etkilemediğine karar verildi. Buna göre, Federal Patent Mahkemesi, tescilin hükümsüzlüğü için gerekçe bulunmadığını varsayarak Milka’nın talebini reddetti. Bunun üzerine Milka, Federal Adalet Mahkemesine temyiz başvurusunda bulundu.

FEDERAL ADALET MAHKEMESİ İNCELEMESİ:

  • Tescilin hükümsüzlüğüne ilişkin talep, Federal Adalet Mahkemesi tarafından reddedildi. Tescili mümkün markalar tanımında, ürüne karakteristik değerini veren şekiller ve işaretler yer almamaktadır. Marka olarak tescil edilmesi mümkün görülen ürün ambalajlamasının temel özelliği, çikolatanın kare fiziksel biçimidir. Bu biçim, satışa sunulan çikolataların tadında bir değişikliğe sebep olarak ürüne önemli bir karakteristik değer vermemektedir. Bir şeklin marka olarak tescil edilebilmesi için aranan nitelikler; söz konusu şeklin; ticari özelliği, sanatsal değeri ve bu şeklin piyasadaki diğer benzer ürünlerin ambalajlanma şekillerine göre farkı ve ayırt ediciliğidir. Üstelik, söz konusu şeklin, esas olarak estetik, sanatsal ve görsel niteliklerinin vurgulandığı bir pazarlama yönteminin geliştirilmesi de Federal Yüksek Mahkemenin göz önünde bulundurduğu kriterler arasında yer almaktaydı.
  • Daha önceden Federal Patent Mahkemesi tarafından ortaya konulan bulgulara göre, tüketicilerin büyük ölçüde, kare şeklinde ambalajlanmış çikolataları, bu şeklin ürüne “karakteristik” bir önem katması sebebiyle satın almaya karar vermediği ortaya konmuştu. Üstelik, ambalajın kare şeklinin sanatsal değeri bulunmamakla birlikte, bu şekil benzer ürünlere kıyasla önemli bir fiyat farklılığına sebep olmamaktadır.
  • Son olarak Mahkeme, Almanya’da “ürüne karakteristik önemini” veren şeklin ve formun tescil edilemeyeceğini belirterek Ritter Sport markasının uzun bir süreden beri, ürünün kare şeklini kullanarak bir pazarlama stratejisi izlediğini hatırlattı. Yargıçlar, markanın sloganında da belirtildiği üzere; (“Quadratisch. Praktisch. Gut.” = “Kare. Pratik. Lezzetli.”) Almanya’da kare şeklinde ambalajlanmış çikolatanın, tüketiciler tarafından Ritter Sport markası ile ilişkilendirildiğini ve çikolata satın alırken bu şeklin belirli bir kalite beklentisi getirdiğini belirtti.[5] Bu, her ne kadar tüketicinin kararını etkileyecek bir nitelik olarak kabul edilse de, ambalajlanma şeklinin; ürünün tadı, kıvamı, kokusu ve niteliği açısından ürüne karakteristik bir değer vermediği göz önünde bulundurularak, kare şeklinde ambalajlamanın marka olarak tescilinin hükümsüz kılınmaması gerektiğine karar verildi.

ÇIKARIMLAR:

Alman Marka Kanuna göre ambalajlama biçiminin marka olarak tescil edilebilmesinin açıkça engellenmemektedir. Ritter Sport kararının önemli bir noktası; kare şeklinde ambalajlamanın tüketici nezdindeki ayırt ediciliği, marka ile ürünü özdeşleştirmesi ve bu şeklin getirdiği muhtemel kalite beklentisidir. Federal Adalet Mahkemesinde alınan kararın aksine, geometrik bir şekil olan kare ambalajlamanın estetik açıdan değer taşımadığı ve bu yönüyle korumaya da konu olamayacağı düşünülebilir; ancak Almanya’da çikolataların kare şeklinde ambalajlanması aktardığımız karar ile birlikte  Ritter Sport markasında kalmıştır.

Alman Marka Kanununda, marka olarak tescilin mümkün olduğu nitelikler, ürünün ayırt ediciliğini ortaya çıkaran her türlü isim, görsel, şekil, üç boyutlu ambalajlama ve renk olarak belirtilmiştir. Marka tescili açısından Ritter Sport markalı çikolataların kare formu marka olarak tescil edilebilen işaretler kapsamındadır. Ayırt edici ve karakteristik bir unsur olarak kabul edilen bu şekil, tüketicilerin aklına gelen ilk ürün ya da hizmetin çağrıştırdığı marka açısından önem teşkil etmektedir. Kanun lafzından bağımsız olarak, tüketici algısının önemli olmadığına hükmün gerekçesinde yer verilmiştir. BGH kararında, tüketici algısı belirleyici bir unsur değilken, dikkate alınan unsurlar şu şekilde belirtilmiştir:

  • Söz konusu ürünün cinsi.
  • Söz konusu şeklin sanatsal değeri.
  • İlgili pazarda yaygın olarak kullanılan diğer şekillere kıyasla göre ayırt ediciliği.
  • Benzer ürünlere kıyasla önemli ölçüdeki fiyat farkı.
  • Ve söz konusu ürünün sanatsal niteliklerinin vurgulandığı bir pazarlama stratejisinin geliştirilmesi.

Alman Marka Kanunu 3. maddesi marka olarak tescil edilebilecek işaretleri ve şekilleri düzenlemiştir. İlgili hükme göre; ayırt ediciliği bulunan her türlü işaret, isim, renk, şekil, ambalajlama, üç boyutlu formlar marka olarak tescil edilebilmektedir.Gıda sektöründe, özele indirgeyecek olursak, çikolata sektöründe kullanılabilecek yaygın kalıp ve şekiller bellidir. Sektörü genel olarak ele aldığımızda ise lokal, ülkesel veya dünya çapındaki çikolata üreticilerinin genel olarak kullandığı format kare veya dikdörtgen şeklindedir. Ritter’in öne sürdüğü şirket tarihçesine göre 1932 yılında Clara Ritter, diğer çikolatalar ile aynı gramajda, ancak herkesin cebine rahatlıkla sığabilecek bir çikolata fikri öne sürer ve böylece kare çikolatanın temelleri atılır. Şirket her ne kadar böyle bir iddiada bulunsa da, kare şeklin yalnızca Ritter Sport markası için kullanılmadığı, hatta marka sahibi şirketin kuruluşundan önce de bu formu birçok çikolata üreticisinin kullanıldığı yadsınamaz. Ancak mahkemenin burada yalnızca kare şekli değerlendirmeyip pazarlama stratejisi ve ürün tanıtımına ilişkin sloganı da değerlendirdiğinde verildiği görülmektedir. Kararda, ayrıca Alman Marka Kanununun, 3. kısmının 2 numaralı maddesine göre, korumanın önündeki engelin yalnızca bütünüyle sanatsal veya dekoratif değeri olan malların şekli için değil, aynı zamanda işlevsel özelliklere sahip ürünlerin şekli için de geçerli olduğu belirtildi. BGH’nin ana kararının bir parçası olarak aynı hususun, önemli bir estetik unsurun yanı sıra temel işlevsel özelliklere sahip olan bir ürün şekli için de geçerli olduğuna karar verildi.

BGH tarafından verilen karara göre, ürünün fiziksel formunu ve dış görünüşünü, estetik ve işlevsellik açısından ayırmakta fayda var. Estetik kaygı devreye girdiğinde burada telif hukukunun alanına girilmektedir. Alman Telif Kanununun korumanın konusuna ilişkin hükmü; edebi, bilimsel ve estetik içeren her türlü çalışmanın, telif hakkının konusu olacağına yer vermiştir. (URGH P.1 SEC.2 D.1 )

Yine Alman Telif Kanunun p1. Sec2. D.2 kısmında korunabilen eserler; edebi çalışmalar, müzikal çalışmalar, koreografik çalışmalar, uygulamalı sanat ve mimari çalışmalar olarak tanımlanmış; bu eserlerin estetik kaygı bulunması şartıyla korumaya tabi olabildiği belirtilmiş, yine aynı maddenin devamında ve yedinci fıkrada teknik ve bilimsel doğasından kaynaklı illüstrasyonların, maketlerin, planlamaların ve üç boyutlu görsellerin de koruma kapsamına gireceği hüküm altına alınmıştır.

BGH’nin sanatsal ve estetik kaygıya yönelik değerlendirmesine dönecek olursak Alman Telif Kanununun 2. kısım 2. maddesi hükmü altında düzenlenen korunabilecek eserler kapsamında tasarımı, mimari çalışma, illüstrasyon ve üç boyutlu görsel kapsamına alabilmek mümkündür. Ancak kare formatının eser korumasına yönelik özgün nitelik taşımadığı aşikardır. Dolayısıyla federal mahkemenin şeklin estetik değer taşımadığına yönelik hükmü Telif Kanunu kapsamında yerindedir. Bu durumda Ritter Sport markasına ait ambalaj formunun telif hakkı kapsamında korunamayacağı anlaşılmaktadır.

Ürünün üç boyutlu kare ambalajlanması marka olarak tescil edilebildiğine göre ürünün tasarımını ve dış görünüşünü de ayrıca ele almak gerekmektedir.

Federal Adalet Mahkemesi, inceleme konusu kararda, hem estetik, hem ekonomik hem de hukuki açıdan kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Ancak, alınan kararın muhtemel ekonomik sonuçları düşünüldüğünde, kare ambalajlamanın Ritter’de kalması nedeniyle, marka sahibinin, kare ambalaj kullanan diğer üreticilere karşı münhasıran her türlü talepte bulunma hakkının da bulunduğu göz ardı edilemez. Sonuç itibariyle, çikolatanın şekli belirli bir formun dışına çıkamayacağı da aşikardır. Bu karar ile birlikte Ritter’in geometrik bir form üzerinde tescil hakkını elde etmesi (tersi yöndeki iddiaların reddedilmesi), diğer çikolata üreticilerinin yaratıcılığını mümkün olduğunca ortaya koymasını gerektirecektir.

Bengisu DÜZGÜNER

bengisu.duzguner@outlook.com

Hüseyin YAŞA

huseyinys@hotmail.com

Eylül 2020


[1] https://juris.bundesgerichtshof.de/cgi-bin/rechtsprechung/document.py?Gericht=bgh&Art=en&az=I%20ZB%2042/19&nr=109107

[2] Presse : Pressemitteilungen aus dem Jahr 2020 – Quadratische Verpackung Ritter-Sport-Schokolade bleibt als Marke geschützt. (2020, July 23).

[3] BGH and Ritter Sport: Product shape with functional features. (2020, August 25). Retrieved September 08, 2020, from https://legal-patent.com/trademark-law/bgh-and-ritter-sport-product-shape-with-functional-features/

[4] Germany’s Ritter Sport wins square chocolate battle against Milka. (2020, July 23). BBC News. https://www.bbc.com/news/world-europe-53510219

[5] Presse : Pressemitteilungen aus dem Jahr 2020 – Quadratische Verpackung Ritter-Sport-Schokolade bleibt als Marke geschützt. (2020, July 23).