Etiket: önder erol ünsal

Cinsel Fantezi Dünyasından Karıştırılma Olasılığına Giden Uzun ve Dolambaçlı Yol – Kırbaçlar ile Parfümeri Ürünleri Benzer Mallar mıdır?

whip

Türk marka inceleme sistemi; başvuru sahipleri, vekiller, idare, bilirkişiler ve yargıyı da kapsayacak biçimde bütün olarak düşünüldüğünde, kanaatimizce sistemin en sorunlu ayaklarından birisi bilirkişilik müessesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bilirkişilerin marka hukukuna ve sistemin yapıtaşlarına hakimiyet derecesi ve bilgi düzeyleri bazı raporlarda tartışmalı değerlendirmelere yol açmakta ve bilirkişilik sisteminin ortaya çıkardığı sonuçlar müessesenin güvenilirliğini tartışma konusu yapmaktadır.

İhtisas mahkemeleri hakimleri, bilirkişi raporları ile bağlı olmasa da Yargıtay’ın bilirkişi raporu alınmamış olması nedeniyle bozduğu kararların varlığı ve mahkemelerin ağır işyükü gibi gerekçeler, sistemin bilirkişi incelemesine bağımlılığını artırmaktadır. Buna ilaveten, Türk Patent Enstitüsü (TPE) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK)’nun kararlarına karşı açılan davalarda, Enstitü savunmalarının bilirkişi raporlarına detaylı itirazları içerecek biçimde yapılamaması (ağır işyükü nedeniyle) ve kurum içinde kararı veren kişilerin savunmanın da bir parçası olabileceği iç mekanizmaların (gene işyükü nedeniyle) sağlıklı biçimde işletilememesi, son tahlilde Türk marka inceleme sistemini bilirkişilerin ilginç raporları kolaylıkla yazabildiği bir alan haline getirmiştir.

Hiç şüphesiz raporlarda yer alan maddi yanlışların veya belirgin hatalı yorumların itiraz yoluyla ortaya konulması raporlara en azından düzen verilmesini sağlayacaktır. Buna karşın, inceleme sistemindeki mevcut durumun, bilirkişi raporlarıyla -en azından şu an için- daha iyiye gitmediği, tersine marka incelemesine ilginç yorumların getirildiği kanaatimizce ortadadır.

Mevcut tecrübemiz bize bilirkişi raporlarının en sorunlu olduğu alanların; malların ve/veya hizmetlerin benzerliği hakkında getirilen yorumlar, Enstitü kararlarına karşı açılan iptal davalarında Enstitü’ye sunulmamış ancak dava aşamasında öne sürülen delilleri de dikkate alarak yazılan raporlar (ki Enstitü’ye sunulmamış delilleri esas alarak tanınmışlık, kötü niyet, kullanım sonucu kazanılmış ayırt ediciliğin varlığı sonuçlarına vararak Enstitü kararının iptalinin gerekliliği yorumunu yapmak kanaatimizce yerinde değildir) ve tanınmışlık yorumlarında esas alınan delillerin niteliği olduğunu göstermektedir.

Enstitü kararlarına karşı açılan davaların sonuçlarına ilişkin olarak kimi dönemlerde yapılan taramalarda, ilginç yorumlarla karşılaşıp dava dosyasının içeriğini incelendiğinde, bu ilginç yorumların ana dayanağının bilirkişi raporları olduğu gerçeğiyle karşılaşılmaktadır. Özellikle detaylı yorumlar içeren kararların (evet Enstitü bazen detaylı analizler içeren kararlar veriyor), bilirkişilerin ilginç yorumları esas alınarak iptal edilmesi hiç şüphesiz karar verenleri de etkilemektedir. Bu yazıda, bize göre en ilginç yorumlardan birisini içeren bir raporu, marka numarası, marka, karar numarası ve herhangi bir isim belirtmeden sadece tespitleri çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağız.

Rapor konusu davanın özet içeriği aşağıdaki şekildedir:

Enstitü’ye yapılan marka başvurusu 18. sınıfa dahil “İşlenmiş veya işlenmemiş deriler ve postlar, yapay deriler, köseleler, astarlık deriler. Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamul taşıma amaçlı başka sınıflarda yer almayan eşyalar(Çantalar, deri veya kösele kutular ve sandıklar, anahtarlıklar dahil). Şemsiyeler, güneş şemsiyeleri, güneşlikler, bastonlar. Kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” mallarını ve 35. sınıfa dahil “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri ( belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir ).” hizmetlerini içermektedir. Buna karşın itiraz gerekçesi markanın kapsamında 3. sınıfa dahil “Temizlik malzemeleri ve çamaşır yıkamada kullanım için diğer maddeler; temizlik, parlatma, ağartma ve aşındırma müstahzarları; sabunlar; parfümeri, esans yağları, kozmetikler, saç losyonları; diş macunları.” malları bulunmaktadır.

Başvuru konusu marka İngilizce anlamı bulunan, bu anlamı çok sofistike olmayan, Türk tüketicilerce anlamı kolaylıkla anlaşılabilecek ve Türkçe karşılığıyla neredeyse aynı kelime yapısına sahip bir ibaredir. Başvuru bu haliyle Türk başvuru sahiplerince de kolaylıkla marka olarak seçilebilecek içeriktedir ve –kanaatimizce- her duyulduğunda sadece itiraz sahibi firmayı refleksif olarak çağrıştırabilecek bir yapıya sahip değildir. İtiraz gerekçesi marka da aynı ibareden oluşmaktadır.

Başvurunun yayınına karşı yapılan itiraz TPE Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddedilir ve bir kez daha yapılan itiraz üzerine dosya YİDK nezdinde incelenir. YİDK, markalar benzer olsa da, kapsadıkları mal ve hizmetlerin benzer olmadığı, dolayısıyla karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, itiraz gerekçesi markanın tanınmışlığının itiraz ekinde sunulan dokümanlarla ispatlanmadığı, kötü niyet iddiasının ispatlanmadığı gibi gerekçeleri ayrıntılı biçimde açıklayarak itirazı reddeder.

İtirazın reddedilmesi kararına karşı YİDK kararının iptali talebiyle dava açılır ve dosya bilirkişiye tevdi edilir.

Bilirkişi heyeti, dava hakkında düzenlediği ilk raporda başvurunun kapsadığı 18 ve 35. sınıflara dahil mal ve hizmetlerle, itiraz gerekçesi markanın kapsadığı 3. sınıfa dahil malları benzer mallar ve hizmetler olarak değerlendirir ve tanınmışlık iddiasının da kabul edilmesi gerektiğini belirterek, belirtilen tespitleri içeren bir rapor sunar.

Mahkeme bilirkişi raporunu kısmen tatmin edici bulmaz ve “Sınıf 18: Kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” malları ile davacının 3. sınıfa dahil mallarının neden benzer olduğunun, 18. sınıfa dahil belirtilen malların modayla ilişkisinin ne olduğunun heyet tarafından yeniden irdelenmesi gerektiği tespitiyle ek rapor talep eder.

Bilirkişi heyeti uzun bir giriş yaptıktan sonra can alıcı gerekçesini açıklar ve “Sınıf 18: Kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” malları ile davacının 3. sınıfa dahil mallarının benzerliği yönündeki tespitindeki neden ısrarcı olduğunu belirtir:

“… kök raporda yer alan değerlendirmelerde, davaya konu marka başvurusunda yer alan “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” emtiaları da benzerlik kapsamında değerlendirilmiştir. Her ne kadar, genel olarak az önce bahsedilen emtialar; sadece at, koşu ve takımları kapsamında düşünülmekte ise de, bu ve benzeri ürünlerin; farklı talepler kapsamında ve fantazi ürünler yelpazesinde; yine moda sektörü kapsamında, tüketiciye sunulmakta olduğu bir realitedir. Örneğin, Harvey Nichols markası altında yer alan ve yurtdışında oldukça bilinen Agent Provocateur markası; bahse konu emtiaları, tüketiciye, moda sektörü kapsamında arz etmektedir. Bahse konu markanın Türkiye’de (İstanbul Kanyon alışveriş merkezi) dahi bir şubesi bulunmaktadır.

Bu noktada takdiri Mahkemenize ait olmak üzere, ilk raporda 18. sınıf içerisinde yer alan “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” emtialarının da moda ile ilişkili olduğu yönündeki görüşlerimizde herhangi bir değişiklik olmadığı belirtilmelidir.”  

(Bu aşamada, Agent Provocateur markasının rapora konu ihtilafla hiçbir ilgisinin bulunmadığı ve raporda sadece örnek mahiyetinde kullanıldığı özellikle belirtilmelidir. Ayrıca, rapordan yapılan alıntıdaki koyu renkli vurgular yazara aittir.)

Bilirkişi heyeti, ek raporda bu hususa ilaveten tanınmışlığa ilişkin tespiti bir kez daha yapmaktadır.

Yazı içeriğinde tartışacağımız konu “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” mallarının moda sektörü ile ilişkisi, dolayısıyla parfüm ve kozmetik gibi ürünlerle bağlantısı kurulurken kullanılan argüman ve tespitlerin yerindeliği olacaktır. Tanınmışlık yönündeki tespitlere ve başvuru kapsamındaki diğer malların ve hizmetlerin 3. sınıftaki mallarla benzerliğinin kurulması için kullanılan argümanlara ise fazlasıyla değinilmeyecektir.

Ek raporun içeriğinde kullanılan “fantezi ürünler yelpazesi” terimi, açıkça ifade edilmemiş olsa da muhtemelen “kırbaçlar”ın cinsel yaşamda fantezi bir ürün olarak da kullanıldığı kabulüne dayanmaktadır. Şöyle ki inceleme konusu diğer malların yani “koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” mallarının nasıl birer cinsel fantezi ürünü olabileceği hususu zihnimizde canlanmamaktadır. (Canlandıran varsa tebrik ederiz.)

Cinsel yaşamda kullanılan fantezi ürünleri uzmanlık alanıma girmese de, fantezi ürün olarak kullanılabilecek kırbaçların, hayvanlar üzerinde kullanılan 18. sınıftaki bildiğimiz kırbaçlar olmadığı, seks oyuncağı mahiyetinde ürünler olduğu veya 18. sınıftaki kırbaçlar olsa dahi bunların genel moda sektörüyle bir bağlantısının kurulamayacağı görüşündeyim. (Bu tip kırbaçların modası varsa ve bu moda parfümeri, kozmetik kullanıcısı ortalama Türk tüketiciler tarafından takip ediliyorsa yazı için peşinen özür dilerim.)

Bir an için Nicé sınıflandırmasına bakılacak olursa “seks oyuncaklarının” 18. sınıfta değil, 10. sınıfta yer aldığı kolaylıkla görülebilir (bkz. https://webaccess.wipo.int/mgs/?lang=en , aranacak terim sex toys). Fantezi ürün mahiyetindeki kırbaçların Nicé sınıflandırmasının 10. mu yoksa 18. sınıfında mı sınıflandırılması gerektiği ayrı bir tartışma konusu olsa da, kanaatimizce tartışma konusu olmaması gereken konu, bu ürünlerin genel moda sektörüyle bağlantısının kurulmasının ve buna dayanarak parfüm ve kozmetiklerle benzer ürünler olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığıdır.

Bilirkişi heyeti bu noktada “Harvey Nichols markası altında yer alan ve yurtdışında oldukça bilinen Agent Provocateur markasını örnek göstermiş olsa da, her iki alanda (parfümeri ve kırbaç) birden faaliyet gösteren tek bir markanın varlığı, söz konusu ürünlerin genel moda sektörüyle bağlantılı olduğunu göstermek için yeterli olmayacaktır. Bunun ötesinde, malların ve hizmetlerin benzerliğinin içinde bulunulan zaman ve coğrafya da esas alınarak değerlendirilmesi gerekirken, Türkiye’de hangi tüketici grubunun parfüm ve kırbaçları birbirleriyle benzer veya ilişkili ürün olarak değerlendirebileceği, dahası kırbaçları cinsel fantezi ürünü olarak değerlendirip, moda sektörü kapsamında düşünebileceği, sonrasında da kırbaç markasını, parfüm markasıyla ilişkilendirebileceği hususu raporda elbette ki hiç belirtilmemiştir. Heyetin İstanbul Kanyon’da bir Agent Provocateur mağazasının bulunduğunu belirtmesi, kanaatimizce böylesine iddialı bir genellemenin yapılması için tek başına yeterli olmayacaktır.

Aslına bakılırsa bilirkişi heyeti, kanaatimizce kök rapordaki 3. ve 18. sınıftaki mallar esasen moda sektörüne dahil olduğundan, “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” malları da dahil olmak üzere birbirleriyle benzerdir içeriğindeki kolaycı – kestirmeci görüşünden ek raporda vazgeçmemek için, fantezi ürünler sektörüne uzanan zorlama bir gerekçe yazmayı tercih etmiştir.

Belirtilen gerekçe bize göre zorlama olsa da mahkemeyi tatmin etmiş olsa gerek ki, mahkeme kararında “farklı talepler kapsamında ve fantezi ürünler yelpazesinde, yine moda sektöründe” ifadesi aynen kullanılarak ve de ilişki bu şekilde kurulmuşken ilgili tüketici kesimi “orta seviyede bilgi ve dikkate sahip kişiler” olarak tayin edilerek, mallar birbirleriyle benzer bulunmuş ve markalar arasında 556 s. KHK 8/1-(b) bendi bağlamında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. (Bu durumda ortalama Türk tüketicisi kırbaç gördüğünde farklı şeyler düşünüyor demektir. Hipodrom, at çiftliği, binicilik tesisleri gibi ortamlardan uzak durmanızı öneririm.)

Mahkeme buna ilaveten tanınmışlık gerekçeli iddiayı da haklı bulmuş ve o iddia bakımından da davayı kabul etmiştir. Bu değerlendirmenin yerindeliği sonucuna varmak kanaatimizce de mümkün olduğundan (mevcut delillerle tersi de mümkün olsa da), tanınmışlık değerlendirmesi hakkında yapacağımız bir yorum bulunmamaktadır.

8/1-(b) bağlamındaki karıştırılma ihtimali sonucu, “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” malları özelinde öne sürülen gerekçe ve değerlendirme bakımından kanaatimizce enteresan olsa da, farklı bir yol takip edildiğinde, hele de itiraz gerekçesi marka tanınmış veya bilinir bir marka olarak değerlendirilmişken, aynı sonuca varılabilmesi bizce mümkündür.

Şöyle ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Canon  ve Sabel-Puma davalarında ortaya koyduğu ilkeler ortadayken, yani “Mal  ve  hizmetlerin   benzerlik  derecesinin düşüklüğü, markaların benzerlik derecesinin yüksekliğiyle telafi edilebilir veya tam tersi geçerli olabilir. Divanın yerleşmiş uygulamasına göre de, önceki markanın ayırt edici gücünün yüksek olması durumunda karıştırılma riski artmaktadır. (Avrupa Adalet Divanı, Sabel – Puma davası) Dolayısıyla, ayırt edici gücü yüksek markaların korunma derecesi, ayırt ediciliği zayıf markalara göre daha fazladır. Bu nedenle Avrupa Adalet Divanına göre; Direktifin 4(1)(b) maddesinin (karıştırılma ihtimali ile ilgili ret gerekçesi) yorumlanması, mal ve hizmetler arasındaki benzerlik düşük derecede olsa da, markaların çok benzer ve önceki markanın ayırt edici gücünün yüksek olduğu durumlarda tescil talebinin reddedilmesi yönünde olacaktır.”  ilkeleri bağlamında, markalar kapsamındaki malların düşük derecede benzerliği sonucuna varmak mümkün olacaktır.

Nasıl mı? Aşağıdaki şekilde:

3. sınıfta genel olarak temizlik ve parlatma ürünlerinin bulunduğunun, bunlar arasında deriden ürünler için özel temizlik malzemelerinin, cilaların ve hayvanlar için temizlik ürünlerinin de bulunduğunun altının çizilmesi ve bu malların itiraz gerekçesi markanın kapsamında kullanılan genel ifadeler kapsamına girdiğinin belirtilmesi suretiyle; bu tip malların “kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” malları ile oldukça düşük derecede de olsa benzerliğinin bulunduğunun iddia edilmesi, buna ilaveten markaların ayniyet derecesindeki benzerliği, itiraz gerekçesi markanın tanınmışlığı nedeniyle artırılmış ayırt edici gücünün varlığı ve bunların sonucunda yukarıda belirtilen Canon ilkeleri kapsamında markalar arasında karıştırılma ihtimalinin, en azından malların aynı veya bağlantılı ticari işletmelerden kaynaklanması anlamında ilişkilendirme ihtimalinin bulunduğunun öne sürülmesi, kanaatimizce daha kabul edilebilir ve daha az zorlama içeren bir gerekçelendirme olacaktır.

Buna karşın incelenen davada, bilirkişi heyetinin Canon kriterleri gibi ilkeleri hiç kullanmadan, kırbacı cinsel fantezi ürünü olarak değerlendirerek, cinsel fantezi ürünlerini de moda sektörüne dahil ürünler olarak kabul ederek ve sonrasında da sadece bu nedenle parfüm gibi mallarla kırbacı benzer bularak, önce malların benzerliği sonra karıştırma ihtimalinin varlığı sonucuna ulaşması, kanaatimizce oldukça zorlama bir tespittir.

Elbette bütün bunları yazarken, Enstitü tarafından ortaya çıkartılan alt grup sisteminin ve buna dayalı mal / hizmet benzerliği incelemesinin, Türk marka inceleme sisteminin gelişimini engelleyen başlıca husus olduğu yönünde yıllardır öne sürdüğümüz tespitimizi bir kez daha tekrar etmekte fayda bulunmaktadır.

IPR Gezgini, bu sonbahardan itibaren sadece yabancı ofis veya mahkeme kararları hakkında değil, kesinleşmiş kararlar olması şartıyla ulusal yargı kararları hakkında da değerlendirmelerde bulunmayı planlamaktadır. Okuduğunuz yazı bu niyetin ilk ürünüdür.

Her ne kadar kırbacın cinsel fantezi ürünü olup olmadığı, Türk tüketicilerce moda sektörüne dahil bir ürün olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve sonrasında parfümlerle ilişkilendirilip ilişkilendirilmeyeceği hakkında sayfalarca yazmak ağır bir işsizlik göstergesi olarak algılanabilse de, gene de ilginç bulduğunuz karar ve değerlendirmeleri yazmamız için bize iletirseniz mutlu oluruz.

Önder Erol Ünsal

Ekim 2016

unsalonderol@gmail.com

Ders Kitaplarının Fotokopi Yoluyla Çoğaltılması Telif Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? Hindistan’dan Çarpıcı Bir Mahkeme Kararı

xerox

Bayram sonrası uzatılmış deniz tatilinde IPR Gezgini, Facebook hesabı üzerinden güncel bazı haberleri paylaşmaya devam etti. Bu haberlerden birisi görece dikkat çekici olduğu için tatilimde kısa bir ara vererek, bu haber hakkında kısa bir yazı yazmayı tercih ettim. (Bu arada site takipçilerimizden facebook hesabı olanların IPR Gezgini’ni facebook arkadaşları aralarına eklemelerini bir kez daha öneriyorum, şöyle ki sitede yazmaya fırsat bulamadığımız önemli haberlerin bağlantılarını facebook’tan paylaşıyoruz ve bu yolla dünyada fikri mülkiyet dünyasında olan bitenleri sosyal medya arkadaşlarımızla da anında paylaşıyoruz.)
Yazının konusunu Hindistan’da verilen oldukça güncel bir mahkeme kararı oluşturuyor. Karar telif haklarıyla ilgili ve yazıyı hazırlarken kullandığım kaynak http://www.techdirt.com sitesinde 19 Eylül 2016 tarihinde yayımlanan Mike Masnick imzalı bir makale. Masnick’in makalesine https://www.techdirt.com/articles/20160917/00432335547/indian-court-says-copyright-is-not-inevitable-divine-natural-right-photocopying-textbooks-is-fair-use.shtml bağlantısı aracılığıyla erişilmesi mümkündür.
Öğrencilik yıllarını Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü (Kampüs kelimesine hakaret olsa da öyle anılıyor, belki artık Cebeci Külliyesi olmuştur, onu bilemiyorum.)’nde geçirenlerin sınav dönemlerinde en aşina oldukları mekanlar –benim dönemimde- şüphesiz fotokopi yoluyla çoğaltılmış ders notlarının veya pahalı yabancı kitapların önemli bölümlerinin satıldığı fotokopicilerdi. Diğer üniversiteler bakımından da benzer kampüs çevresi fotokopicilerin bulunduğunu tahmin ediyorum. Bu fotokopicilerin ortak özelliği sattıkları ders notları veya kitap kopyaları için yazarlardan veya öğretim görevlilerinden herhangi bir izin almamalarıydı ve hocalarımızdan bir bölümü bu dükkanlardan uzak durmamızı özellikle tavsiye ederlerdi.
Görünen o ki benzer bir ticari pratik Hindistan’da da varmış ve önemli bir telif hakkı davasının konusunu oluşturmuş.
Bundan yaklaşık üç yıl önce Hindistan’da ders kitapları basan büyük yayınevleri tarafından, bu kitapların bazı bölümlerini fotokopi yoluyla çoğaltarak öğrencilere satan bir fotokopi dükkanı ve üniversite aleyhine telif hakkı ihlali gerekçesiyle açılan dava geçmiş günlerde sonuçlanmış. Bu tip davalar geçmişte Amerika Birleşik Devletleri’nde açılmış olsa da, Hint mahkemesinin verdiği karar benzerlerinden farklılık gösteriyor, şöyle ki Hint mahkemesine göre ders kitaplarının çeşitli bölümlerinin fotokopi yoluyla çoğaltılarak öğrencilere satılması, kitapları basan yayınevlerinin telif haklarına tecavüz anlamına gelmemektedir.
Mahkeme kararında konuya adil kullanım açısından yaklaşılmakta ve eğitimsel amaçların büyük yayınevlerinin maddi kazançlarından daha önemli olduğu belirtilmektedir. Masnick yazısında kararın bir hayli uzun olduğunu belirterek karardan kimi alıntılar yapmaktadır (şu an tatilde olduğum için kararı derinlemesine okuma imkanım bulunmadığından, Masnick’in tespit ve alıntılarını aktarmakla yetineceğim. Kararın en çarpıcı bölümlerini aşağıdaki kısımlar oluşturmaktadır:
“Telif hakkı, özellikle edebi eserlerde yazarlarına eserlerinin mutlak sahipliğini veren kaçınılmaz, kutsal veya doğal bir hak değildir. Bunun ötesinde toplumun sanatta entelektüel zenginleşmesi için faaliyet ve gelişmeyi teşvik etmek amacıyla tasarlanmıştır. Telif haklarının amacı bilginin hasadını artırmaktır, bunu engellemek değildir. Telif haklarının amacı, yazar ve yenilik sahiplerinin yaratıcı etkinliğini toplum yararı amacıyla motive etmektir.
Diğer davalı olarak gösterilen üniversitenin, öğrencilerinin neredeyse tamamı günümüzde kameralı cep telefonları kullanmaktadır. Öğrenciler, çalışmaları gereken kitaplardan kütüphanede not almak yerine, kameralı telefonları kullanarak ilgili bölümlerin fotoğrafını çekmekte ve sonrasında bu fotoğrafların yazıcıdan çıktısını alarak veya ilgili bölümleri doğrudan cep telefonundan veya daha büyük bir ekrandan okuyarak çalışmaktadır. Bu da adil kullanım niteliğindedir ve durdurulamaz.
Alman Federal Yüksek Mahkemesi, 2000 yılında verdiği Halk Kütüphanesinin Gazete Makalelerinin Fotokopiyle Sağlanması kararında, Almanya gibi teknolojik açıdan oldukça gelişmiş bir ülkede, bilginin hızlı işleyen ve ekonomik yollarla değişiminin gerekli olduğunu belirtmiş ve bu nedenle kütüphanelere işleyiş özgürlüğü verilerek, yazarların hakları bilgi özgürlüğü gerekçe gösterilerek kısıtlanmıştır. Buna göre, kütüphane kullanıcısının kişisel kullanım amacıyla kopyalamayı gerekçe göstermesi, telif hakkı ihlalinden sorumlu tutulmasını engelleyecektir ve kütüphanenin bu hizmet için ücret alıp almamasının konuyla ilgisi bulunmamaktadır.”
Mahkeme kararın bir diğer kısmındaysa avukatların da fotokopiyle kitap çoğaltarak, bunu davalarda kullandıklarını göstermeye çalışarak, davacı avukatlarını ikilemde bırakacak değerlendirmelerde bulunmuştur:
“Diğer davalı olarak gösterilen üniversitede yapılanların bu mahkeme yerleşkesinde yapılanlardan farkı yoktur. Bu mahkemede davaya katılan avukatlar, ev veya ofislerinden mahkemeye kitaplarını taşıyarak davalarda mahkeme kararlarına atıfta bulunmak yerine, mahkeme yerleşkesinde bulunan baro kütüphanesinden fotokopiler çekerek zamandan tasarruf etmektedir. Bu pratik başlangıçta kitapları kütüphaneden çıkartarak ve mahkeme tarafından izin verilmiş tek bir fotokopiciye götürerek yapılırken, sonradan avukatların rahatlığı için baro kütüphanesine bir fotokopici kurulmuş ve avukatlara ücretini ödeyerek kütüphanede kitapların fotokopilerini çekme izni verilmiştir.”
Karar, Masnick’in yazısından alıntıladığımız haliyle oldukça dikkat çekici tespitler içermektedir ve daha detaylı bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Bununla birlikte tatil döneminde yazılan bir yazının eksik yönlerini okuyucularımızın mazur göreceğini umuyoruz.
Telif haklarının korunması konusundaki eksikliklerin sıkça gündeme getirildiği ülkemizde de benzeri sorunların yaşandığı açıktır. Buna karşın yukarıda kısaca aktardığımız Hint mahkemesi kararı ölçüsünde radikal ve net bir yaklaşımın sergilendiği ulusal bir mahkeme kararının bulunup bulunmadığını doğrusu merak etmekteyiz. Hint mahkemesi kararı, her ne kadar oldukça tartışmalı argümanlar içerse de, toplumun bilgi edinme hakkını ve eğitim amaçlarını ön plana koyarak telif hakkının yüceltilmesi pratiğinden oldukça ayrıksı bir tutumu sergilemiştir. Bu tutum hiç şüphesiz Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin fikri mülkiyet haklarının bazı alanlarındaki genel tutumuyla (yazılımcı geliştirmek için korsan yazılımlara göz yummak, vb.) da uyum göstermektedir.
Önder Erol Ünsal
Eylül 2016
unsalonderol@gmail.com

“PRO” Kelimesi Mimari Danışmanlık Hizmetleri için Tanımlayıcı mıdır? USPTO Temyiz Kurulu “PRO” Kararı

pro

 

Günlük konuşma dilinde yabancı dillerdeki kelimeleri kullanmak birçoğumuz bakımından bir alışkanlık haline geldi. Türkçe’ye sahip çıkmak ve anadilin yozlaşmasını engellemek gibi nedenlerle bundan kaçınmaya çalışanlarımız olsa da, yabancı dillerdeki kelimelerin kullanımı ticari yaşamda da önemli bir alışkanlık halini almıştır ve birçok yabancı sözcük günlük yaşamın ayrılmaz parçası olmuştur.

Yerli başvuru sahiplerinin marka tescili için seçtikleri sözcüklere bakılınca da durum hiç farklı değildir. İngilizce kelimeleri içeren markalara neredeyse her sektörde yapılan yerli başvurularda rastlanırken, kozmetik – parfümeri – giyim sektörlerinde Fransızca kelimeleri içeren yerli başvurular, yiyecek – giyim – moda sektörlerinde İtalyanca kelimeleri içeren yerli başvurular, makine – otomotiv gibi sektörlerde ise Almanca kelimeleri içeren yerli başvurular sıklıkla görülmektedir. Bu durumun nedenlerinden birinin, yerli ürün veya hizmetler için ilgili sektörlerin dünya üzerinde lideri olan ülkelerin dillerinde markalar seçerek, ürün veya hizmetler sanki o ülke menşeiliymiş gibi bir algı yaratarak, ilgili ülkelerin itibarından bir şekilde faydalanmak olduğu da açıktır.

Ticaret ve rekabetin uzun yıllardır ulusal sınırları aştığının ve ticari yaşamı sürdürebilmek için potansiyel tüm müşterilere hitap edebilecek markalar seçmenin gerekli olduğu kabul eden benim gibiler için bu durum rahatsızlık yaratmasa da, anadil hassasiyeti gelişmiş birçok kişi bakımından yabancı dillerdeki kelimeleri içeren yerli markalar önemli bir hassasiyet noktası oluşturmaktadır.

Marka incelemesi bakımından ortaya çıkan sorun ise, ulusal ofise yapılan başvuruların çoğunun yabancı dillerdeki kelimeleri içermesi ve bunların tescil edilebilirliği incelemesinde birçok yabancı dilde tanımlayıcılık, ayırt edici nitelik incelemesinin yapılması gerekliliğinin ortaya çıkmasıdır. Bu tespit veri olarak alındığında IPR Gezgini’nde yabancı ofis ve mahkemelerin kendi dillerindeki veya diğer yabancı dillerdeki tanımlayıcı sözcük veya kısaltmaları içeren başvurular hakkındaki kararlarına yer vermek bir zorunluluk olarak belirmektedir. Bugünkü yazımız da benzer içerikteki bir kararla ilgilidir.

A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO)’ne 24 Haziran 2015 tarihinde yapılan ve aşağıda görseline yer verilen başvurunun kapsamında 42. sınıfa dahil “Mimari tasarım alanında danışmanlık hizmetleri.” yer almaktadır.

pro

Başvuru sahibi marka tarifnamesinde aşağıdaki açıklamalara yer vermiştir: “Marka P harfi büyük, r ve o harfleri ise küçük harflerle yazılmış halde stilize Pro kelimesinden oluşmaktadır. O harfinin yanında büyük gölgeli bir daire yer almaktadır ve bu bir noktayı işaret etmektedir. Renk markanın bir unsuru olarak talep edilmemektedir.”

USPTO uzmanı başvuruyu tanımlayıcılık gerekçesiyle reddeder ve başvuru sahibi ret kararına karşı itiraz eder.

İtiraz hakkında verilen ve bu yazı kapsamında ele alınacak 23 Ağustos 2016 tarihli USPTO Temyiz Kurulu kararının tüm metninin http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-86672373-EXA-8.pdf bağlantısından görülmesi mümkündür.

Başvuru sahibi itirazında markasının münhasıran tanımlayıcı nitelikte olmadığını öne sürmektedir. Temyiz Kurulu incelemesine tanımlayıcı markalar hakkındaki yerleşik içtihadı belirterek başlar:

“Bir terim, kullanılacağı malların veya hizmetlerin niteliğini, özelliklerini, amacını veya karakteristik özelliklerini derhal bildiriyorsa tanımlayıcıdır. Münhasıran tanımlayıcılık değerlendirmesi soyut olarak değil, talep konusu mallar ve hizmetler dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu yapılırken markanın kullanıldığı veya kullanılacağı koşullar ve markanın, malların ve hizmetlerin piyasadaki kullanıcıları üzerinde bırakacağı olası etki dikkate alınmalıdır. Bir terimin alıcı kitlesi için münhasıran tanımlayıcı olup olmadığına ilişkin kanıtlar sözlükler, gazeteler veya kamuoyu araştırmaları gibi uygun kaynaklardan elde edilebilir.”

Temyiz Kurulu bu açıklamaların ardından “pro” kelimesinin anlamını araştırır. USPTO uzmanı tarafından da belirtildiği üzere “pro” kelimesi takip eden anlamlara karşılık gelmektedir:

“Profesyonel, özellikle spor alanında; girişim alanında uzman; profesyonel kelimesinin kısaltması yani uzman, bir alanda önemli beceri gösteren veya sahibi olan; kariyer anlamında bir faaliyetle bağlanmış olan.”

Bu tanımlar esas alındığında Temyiz Kurulu’na göre başvuru konusu marka “başvuru sahibinin mimari tasarım alanında profesyonel danışmanlık hizmetleri verdiğini” göstermektedir ve bu nedenle de münhasıran tanımlayıcıdır. Başvuruda yer alan büyük nokta işareti Kurul’un bu yöndeki değerlendirmesini değiştirmemektedir, şöyle ki yerleşik içtihada göre tanımlayıcı kelimelere noktalama işaretleri eklemek tanımlayıcı bir terimi tanımlayıcı olmayan bir terim haline getirmeyecektir. Kurul, incelenen başvuruda belirtilen yerleşik yaklaşımdan farklılaşmayı gerektirir bir unsur görmemektedir, şöyle ki başvuruda yer alan nokta işareti tüketicinin marka algısını değiştirmemektedir.

Temyiz Kurulu, “pro” kelimesinin münhasıran tanımlayıcılığı konusundaki tespitini üçüncü kişilerin “pro” veya bu kelimenin simgelediği “profesyonel” kelimelerinin mimari tasarım hizmeti veren üçüncü kişilerce de sıklıkla kullanılan bir kelime olduğunu gösteren kanıtları sunarak güçlendirmiştir. Kurul, bunu ispatlamak için üçüncü kişilerin ilgili hizmetlerde belirtilen terimleri kullandığını gösterir örneklere yer vermiştir.

Başvuru sahibinin ret kararına karşı öne sürdüğü bir diğer argüman, markanın stilize yazım biçiminin başvuruyu kendiliğinden ayırt edici hale getirdiği ve dolayısıyla markanın tanımlayıcı nitelikte olmadığı iddiasıdır. Başvuru sahibine göre, başvuruda kullanılan iki ayrı ton, özel yazım fontu, tipik olmayan font ve büyüklükteki gölgeli nokta işareti gibi hususlar markayı kendiliğinden ayırt edici kılmaktadır. Başvuru sahibi markanın standart karakterlerde olmadığını, bunun ötesinde özel bir tasarım içerdiğini belirtmekte ve bu hususun marka tarifnamesinde de belirtildiğini öne sürmektedir.

Temyiz Kurulu bu yöndeki iddiayı takip eden biçimde değerlendirmiştir:

“Yerleşik uygulamaya göre, münhasıran tanımlayıcı olan ve bu nedenle de tescil edilebilir nitelikte olmayan kelimeler, kendiliğinden ayırt edici bir görsel tasarım çerçevesinde sunulduğunda, bu tasarım biçimi markayı bütün olarak tescil edilebilir hale getirebilir, ancak bunun için başvuru sahibinin tanımlayıcı kelimeler için münhasır haklardan feragat etmiş olması (disclaimer) gerekir. Bu tip durumlarda kullanılacak uygun test, harflerin stilize biçimde yazımı suretiyle tanımlayıcı kelimeden bağımsızlaşmış ayrı ve kendiliğinden ayırt edici bir ticari izlenimin yaratılıp yaratılmadığıdır. Stilize yazım biçiminin bir markayı tanımlayıcı nitelikten kurtarmasının markaya bakanların gözüne göre değerlendirebileceğini ve mutlak surette öznel bir değerlendirme olduğunu kabul ediyoruz. Bununla birlikte kanaatimize göre, ne markanın oldukça sade biçimde blok karakterlerle yazılması ne de nokta işaretinin büyük bir top şeklinde olması, “pro” kelimesinden bağımsızlaşmış ayrı ve kendiliğinden ayırt edici bir ticari izlenim yaratmak için yeterli değildir. Bunun sonucu olarak markanın görünümü nispeten sıradandır.”

Sayılan tüm tespitler ışığında Temyiz Kurulu, başvuruyu bütün olarak kendiliğinden ayırt edici nitelikte bulmamış ve “pro” kelimesinden kaynaklanan münhasır haklardan feragat (disclaimer) edilse de markayı esas sicilde tescil edilebilir bir başvuru olarak değerlendirmemiştir.

Sonuç olarak başvuru sahibinin itirazı reddedilmiştir.

15 Temmuz 2016’dan sonra başlayan ve halen devam etmekte olan zor ve sarsıcı günler ve gündem, IPR Gezgini’nin yazı paylaşım sıklığını etkilemiş olsa da, takip eden günlerde eski hız ve rutinimize dönebilmeyi umuyoruz. Bu yazı yeniden ısınma turlarına başlangıcımız sayılsın.

Önder Erol Ünsal

Eylül 2016

unsalonderol@gmail.com

Askeri Timlerin İsimleri Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? USPTO Temyiz Kurulu “SEAL TEAM” Kararı

seal2

 

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin (daha doğru bir tabirle terör saldırısının) hepimizde bıraktığı etki çok tazeyken ve her geçen dakika bu korkunç girişim hakkındaki yeni gerçekleri öğrenirken, zihni toparlayarak başka konulardan bahsetmek oldukça güç. Suçluların yakalanıp yargılanması ve cezalandırılması, bu yapılırken de hukuk devleti ilkelerinin gözetilmesi şu an için en büyük temenni ve beklentimizi oluşturuyor.

Zihnimiz bu konuyla meşgulken ve her dakika MAK (Muhabere Arama Kurtarma Timi), SAT (Sualtı Taarruz Timi), JÖH (Jandarma Özel Harekat Timi), PÖH (Polis Özel Harekat Timi) gibi kimilerimizin önceden pek de aşina olmadığı isim veya kısaltmaları duyarken, bugün ele alacağımız kararın da gündemle bir şekilde bağlantısının bulunmasını tercih ettik. Tam da bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi Temyiz Kurulu’nun, “Seal Team Physical Training, Inc.” başvurusu hakkında 30 Haziran 2016 tarihinde verdiği oldukça yeni bir kararla karşılaştık. A.B.D. donanmasının en elit birliği olan “SEAL Timi (SEAL TEAM)”ni çağrıştırdığı gerekçesiyle USPTO tarafından reddedilen bu marka tescil başvurusu hakkında USPTO Temyiz Kurulu’nun verdiği karar, bu yazının konusunu oluşturacak. Merak eden okuyucularımız kararın İngilizce tüm metnine http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-86420547-EXA-23.pdf bağlantısı aracılığıyla erişebilirler.

“Seal Team PT Incorporated” unvanlı başvuru sahibi 10 Ekim 2014 tarihinde aşağıda görseline yer verdiğimiz marka tescil başvurusunu USPTO’ya yapar. Başvuru kapsamında 41. sınıfa dahil “Fitness ve egzersiz konularında danışmanlık hizmetleri ve fiziksel fitness eğitimi hizmetleri.” yer almaktadır.

seal

USPTO uzmanı başvuruyu, A.B.D. marka kanunu madde 2(a) uyarınca, başvurunun A.B.D. donanmasının seçkin “SEAL Timleri”yle yanlış bir bağlantı kurulmasına imkan sağlaması nedeniyle reddeder. Başvurunun bir diğer ret gerekçesi ise önceden tescilli “SEAL” markasıyla karıştırılma olasılığıdır.

Başvuru sahibi ret kararına karşı itiraz eder ve itiraz USPTO Temyiz Kurulu’nca değerlendirilerek 30 Haziran 2016 tarihinde sonuçlandırılır.

Temyiz Kurulu kararında ilk olarak, marka kanunu madde 2(a)’nın kapsamını tarif eder. Buna göre, madde kapsamında “Kişiler, kuruluşlar, inançlar veya ulusal sembollerle yanlış biçimde bağlantı kurulmasını sağlayacak unsurlardan oluşan veya bu tip unsurları içeren markalar tescil edilmeyecektir”. Kurula göre, maddede adı geçen “kuruluşlar”, “devlet kurumlarını” da kapsamaktadır.

Başvuruya konu işaretin bir kişi veya kuruluşla yanlış bir bağlantı kurulmasını sağlayıp sağlamadığını değerlendirirken inceleme uzmanı aşağıdaki hususları dikkate almalıdır:

a-    Başvuruya konu işaret, başka bir kişi veya kuruluş tarafından önceden kullanılan isim veya kimliğin aynısı veya yakın derecede benzeri midir?

b-    Başvuruya konu işaret, münhasıran ve açıkça ilgili kişi veya kuruluş olarak mı anlaşılacaktır?

c-     Başvuru sahibinin faaliyetlerinin, başvuru konusu markanın işaret ettiği kişi veya kuruluşla bağlantısının bulunmaması gereklidir.

d-    İlgili kişi veya kuruluş o denli bilinir veya üne sahip olmalıdır ki, başvuruya konu marka, başvuru sahibinin malları veya hizmetleri için kullanıldığında, ilgili kişi veya kuruluşla bağlantı kurulacağı varsayılabilmelidir.

Temyiz Kurulu, başvuruyu yukarıda yer verilen ilkeler kapsamında değerlendirir ve ret kararının yerindeliğini bu değerlendirme sonucunda tespit eder.

Değerlendirilen ilk husus başvuruya konu işaretin, A.B.D. donanmasının elit “SEAL Timi”nin ismiyle aynı veya yakın derecede benzer olup olmadığıdır.

Türkçe karşılığı “SEAL Timi” olan “SEAL Team” ibaresi, inceleme uzmanına göre, A.B.D. donanmasının özel silahlarla operasyon konusunda uzmanlaşmış taktik birim ve timlerinin bilinen adıdır. “Sea-Air-Land Teams” teriminin kısaltması niteliğindeki “SEAL Teams” ibaresi, “SEAL” veya “NAVY SEALS” olarak da bilinmektedir.

Başvuru sahibi, başvuruda yer alan “Inc.” (bu kısaltma İngilizce’de şirket kelimesinin kısaltması olarak kullanılmaktadır) kısaltmasının başvurunun devlet bağlantılı olmadığını göstermek için yeterli olduğunu ve başvuruda takım veya tim anlamlarına gelen “Team” kelimesinin kullanılmasının fitness egzersizlerinin takım halinde yapıldığını işaret etme amaçlı olduğunu belirtmektedir. Bu çerçevede başvuru sahibine göre, başvurusu donanmayı veya donanma timlerini işaret etmemektedir.

Temyiz Kurulu’na göre, bir kuruluşun ismine ilave unsurların eklenmesi, ilgili başvurunun söz konusu kuruluşun isminin yakın derecede benzeri olduğu yönündeki ticari algıyı ortadan kaldırmayacaktır. Bu çerçevede Kurul, başvuruyu A.B.D. donanmasının “SEAL” isimli seçkin timlerinin yakın derecede benzeri olarak değerlendirmiştir.

Kurul takiben, “Başvuruya konu işaret, münhasıran ve açıkça ilgili kişi veya kuruluş olarak mı anlaşılacaktır?” sorusunun yanıtını araştırmıştır.

Başvuru sahibi başvurusunun sadece A.B.D. donanmasının “SEAL” isimli seçkin timlerini işaret etmediğini ispatlamak için USPTO sicilinden “SEAL TEAM” ibaresini içeren iki önceki tarihli tescil sunmuştur.

Temyiz Kurulu her ikisi de aynı kişiye ait olan önceden tescilli markaların, donanmanın seçkin “SEAL” timleriyle başvuru arasında münhasır ve açık bağlantı kurulması hususunu ortadan kaldırmayacağı değerlendirmesini yaparak, başvuru sahibinin tersi yöndeki iddiasını reddetmiştir.

Bu noktada, inceleme uzmanının ret kararını verirken, “SEAL TEAM” ibaresinin donanma “SEAL” timini işaret etmekte olduğunu gösteren çok sayıda medya çıktısı, ticari kullanım örneği ve etiket, çıkartma gibi ticari dolaşıma sokulmuş ürünler sunduğu da belirtilmelidir.

Temyiz Kurulu üçüncü olarak, “Başvuru sahibinin faaliyetlerinin, başvuru konusu markanın işaret ettiği kişi veya kuruluşla bağlantısının bulunmaması gereklidir.” ilkesi çerçevesinde değerlendirme yapmıştır.

Başvuru sahibi, donanma veya SEAL timleriyle herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtmiştir ve dolayısıyla bu beyanın ötesinde bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç duyulmamıştır.

Temyiz Kurulu son olarak, “İlgili kişi veya kuruluş o denli bilinir veya üne sahip olmalıdır ki, başvuruya konu marka, başvuru sahibinin malları veya hizmetleri için kullanıldığında, ilgili kişi veya kuruluşla bağlantı kurulacağı varsayılabilmelidir.” ilkesi bakımından değerlendirmelerde bulunmuştur.

Kurul burada, donanma “SEAL Timleri”nin halk nezdindeki bilinirliğinin sonucu olarak, tüketicilerde başvuruya konu “Seal Team Physical Training, Inc.” markasının, donanmayla ve onun elit “SEAL” timleriyle bağlantısı bulunduğu algısının oluşup oluşmayacağını değerlendirmiştir.

Okuyucularımızın muhtemelen çoğu Hollywood aksiyon filmlerine aşinadır ve bu filmlerde “SWAT”, “SEAL” ve diğer birçok A.B.D. operasyon timlerinin isimlerini duymuştur. Temyiz Kurulu da, aynı varsayımdan hareketle, “SEAL” ibaresinin çok sayıda kitap, film ve yayında kullanılması, “SEAL” timlerinin Bin Ladin’i öldüren birim olarak isminin son yıllarda dünyada sıklıkla geçmesi, bu timlerin dünyanın çeşitli yerlerinde ismi sıklıkla duyulan operasyonlar yapmaları gibi faktörler ışığında, “SEAL TEAM” ibaresinin donanma elit birimlerini doğrudan çağrıştıran bir terim olduğu sonucuna ulaşmıştır.

“SEAL” timlerinin üstün fiziki beceri gerektiren testlerden geçmeleri, bunun için sürekli ve düzenli spor ve egzersiz yapmaları, timlerin resmi web sayfasında bu egzersizlerin sayılması, egzersiz bilgilerine pdf formatındaki dosyalarda yer verilmesi, aynı sayfada egzersiz videolarının yayımlanmış olması, başvuru sahibi dahil olmak üzere, çok sayıda fitness kulübünün “SEAL” timlerinin kullandığı egzersiz yöntemlerini kullanarak eğitim verdikleri yönünde kanıtların bulunması, vd. hususların değerlendirilmesi neticesinde Temyiz Kurulu, halkın “Fitness ve egzersiz konularında danışmanlık hizmetleri ve fiziksel fitness eğitimi hizmetleri.” için yapılmış “SEAL TEAM” ibaresini içeren başvuru ile donanmanın seçkin “SEAL” timleri arasında bağlantı kurabileceği neticesine varmıştır.

Başvuruya konu işaretin, bir kişi veya kuruluşla yanlış bir bağlantı kurulmasını sağlayıp sağlamadığını değerlendirirken kullanılan testte aranılan kriterlerin tümünün yerine getirilmiş olması nedeniyle Temyiz Kurulu, başvurunun reddedilmesi yönündeki kararı yerinde bulmuştur. Madde 2(a) çerçevesinde verilen ret kararı yerinde bulunduğundan karıştırılma olasılığı ret kararına karşı yapılan itirazın incelenmesine ihtiyaç duyulmamıştır. Sonuç olarak başvuru sahibi adına yapılan itiraz reddedilmiştir.

MAK (Muhabere Arama Kurtarma Timi), SAT (Sualtı Taarruz Timi), JÖH (Jandarma Özel Harekat Timi), PÖH (Polis Özel Harekat Timi) gibi isim ve kısaltmaları artık haberlerde değil, sadece film veya dizilerde duyacağımız barış ve huzur dolu günlerin özlemiyle ve ülkemizin içinde bulunduğumuz iç karartıcı günler ve gündemden hızlıca kurtulması dileğiyle yazımızı sonuçlandırıyoruz.

Önder Erol Ünsal

Temmuz 2016

unsalonderol@gmail.com

Barcelona Bu Kez Kaybetti! Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KULE” Kararı (T-614/14 )

cules

 

Haziran 2016’da Türkiye’nin çoğunluğu gecelerini Avrupa Futbol Şampiyonası’nı, sıkıldıklarında da Survivor’ı izleyerek (tersi de olabilir) geçiyor diye düşünüyorum. Türk Milli Futbol takımının gaz, milli duyguları körükleme gayreti, gazeteci fırçalama ve mimik gücü üzerine kurulu efsanevi performansı benim için pek şaşırtıcı olmadı, gene de halen –takım demiyorum- mevcut tek adamdan beklentisi olanlar varsa, onlara ilerleyen yıllarda bol sabır diliyorum. Yeter ki başarısızlık bahanesi olarak milli takıma düşman olanları tespit etme çabası içerisine girdiklerinde, sırayı kendi hallerindeki insanlara da getirmesinler.

Başlıktan tahmin ettiğiniz gibi, bu yazının konusunu oluşturan davanın taraflarından biri bir futbol kulübü, hatta dünyanın en bilinen ve popüler futbol kulübü. Ülke gündemi bugünlerde kısmen futbol üzerine kurulmuşken, futbolla bağlantılı bir yazı yazmasam IPR Gezgini’nin gündemle paralel ilerleme iddiasına aykırı davranmış olacaktım.

Tanıyanlar bilir, iyi bir BJK taraftarıyım ve yurtdışında önde gelen liglerin neredeyse tamamında desteklediğim takımlar var. Yurtdışında desteklediğim takımların çoğunluğunu ne kadar başarılı olduklarına göre seçmedim, bu zamana kadar biriktirdiğim algı ve bilgi bu seçimlerde belirleyici oldu. Desteklediğim takımlar zaman içerisinde değişebiliyor, ancak değişmeyen şeylerden birisi büyük bir “Barcelona FC” hater’ı olduğum gerçeği. Barcelona Futbol Kulübü’ne olumsuz yaklaşımım Real Madrid taraftarı olmamdan değil (kralcı değilim), Barcelona’nın Katalan vurgusunu ön plana tutmasına dayalı (bana göre) ayırımcı doğasından kaynaklanıyor. Her ne kadar, İspanyol İç Savaşı sonrası Franco döneminde Barcelona diktatörlüğe karşı direnişin sembolü haline gelmişse de, içinde bulunulan dönemde ayırımcı milliyetçiliğin simgesi haline dönüşmüş bir yapıyı desteklemek bana pek doğru gelmiyor. Aşırı zengin ve çokça harcayan bu gibi kulüpler karşısında daha mütevazi kulüpleri desteklemeyi tercih ediyorum (birkaç tanesi aşağıda yer alıyor).

 

stpauli

combatti

stetienne

 

Görece uzun girişin ardından yazıda aktarmaya çalışacağım davaya gelecek olursak:

Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 16 Haziran 2016 tarihinde verdiği sayılı “KULE” kararında ilana itiraz gerekçesi markaların önceki kullanımı ve bundan kaynaklanan tanınmışlığı gerekçeleri bağlamında bir Avrupa Birliği markasının ilanına karşı yapılan itirazın reddedilmesi üzerine açılan davayı değerlendirmiştir. Merak eden okuyucularımızın kararın tam metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=9ea7d2dc30d5f9286a7c54d64cab8991dd24b0c8c69d.e34KaxiLc3qMb40Rch0SaxuTax90?text=&docid=180281&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=87087 bağlantısından erişimi mümkündür.

A.B.D. menşeili “KULE LLC” firması 22 Nisan 2011 tarihinde “KULE” kelime markasını tescil ettirmek için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO, eski adıyla OHIM)’ne başvuruda bulunur. Başvuru kapsamında 14. sınıfta yer alan “mücevherat ve saatler”, 18. sınıfta yer alan “çanta, cüzdan, şemsiye, valiz, baston, deri ve deri taklitleri” ve 25. sınıfta yer alan “giysiler, ayak giysileri ve baş giysileri” malları yer almaktadır.

KULE

Başvuru ilk incelemenin ardından kabul edilerek ilan edilir. İlana karşı “Futbol Club Barcelona” yani BARCELONA FC, 2 Kasım 2011 tarihinde itiraz eder ve başvurunun reddedilmesini talep eder.

BARCELONA FC’nin itirazı İspanya’da belirtilen mallar için 20-23 yıldır tescilli “CULE” markalarına, EUIPO’da tescilli olmayan “CULE” markasının tanınmışlığı, kullanımı iddialarına dayandırılmıştır. Bu noktada “culé” ibaresinin Barcelona futbol takımının taraftarlarına veya sporcularına verilen takma isim olduğu da belirtilmelidir.

EUIPO itiraz birimi ilana itirazı reddeder ve bu karara karşı yapılan itiraz neticesinde konu EUIPO Temyiz Kurulu önüne taşınır.

EUIPO Temyiz Kurulu, 18 Haziran 2014 tarihinde verdiği kararla itirazı reddeder. Temyiz Kurulu itirazı reddederken takip eden gerekçelere dayanmıştır: İtiraz sahibi sunduğu dokümanlarla itiraz gerekçesi markaların gerçek kullanımını gösterememiştir, itiraz sahibine verilen süre içinde sunulmayan ve sonradan gönderilen dokümanların gerçek kullanım iddiasının incelenmesine esas teşkil etmesi mümkün değildir ve itiraz sahibi kendisine verilen süre içerisinde itiraz gerekçesi markaların İspanya’da iyi bilinir markalar olduğunu ispatlayamamıştır.

Barcelona FC bu karara karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce T-614/14 sayıyla görülüp 16 Haziran 2016 tarihinde karara bağlanır. T-614/14 sayılı kararda yer alan temel hususlar yazının devamında bilgilerinize sunulmaktadır.

Barcelona FC’nin taleplerinden ilki başvurunun Genel Mahkeme tarafından reddedilmesidir. Bu talep Genel Mahkeme’nin dava sonucunda EUIPO’ya başvurunun reddedilmesi yönünde talimat vermesi anlamına gelmektedir. Genel Mahkeme bu talebi yerleşik içtihadı uyarınca reddeder, şöyle ki mahkemenin görevi EUIPO’ya talimat vermek değildir. Tersine EUIPO, Genel Mahkeme kararlarını inceleyip ve hükme ilişkin kısımlarını dikkate alarak uygun işlemleri yapmakla yükümlüdür. Bu nedenle, başvurunun Genel Mahkeme tarafından reddedilmesi içerikli talep kabul edilmemiştir.

Takiben, Barcelona FC’nin EUIPO Temyiz Kurulu’nun kararının iptal edilmesi içerikli talebi incelenmiştir.

Mahkeme, davacının EUIPO Temyiz Kurulu’na sunmayıp ilk kez mahkeme önüne getirdiği dokümanları incelenebilir nitelikte bulmamıştır. Şöyle ki, Genel Mahkeme’nin görevi, EUIPO Temyiz Kurulu kararlarının hukuka uygunluğunun incelenmesidir ve bu inceleme söz konusu kararların alınmasına dayanak unsurlar ve ilgili dönemdeki mevzuat dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Mahkeme, EUIPO’ya sunulmayıp ilk kez kendi önüne getirilen dokümanları değerlendirerek esasa ilişkin yeniden inceleme yapmak gibi bir işleve sahip değildir. Dolayısıyla, bu tip dokümanlar mahkeme incelemesine esas teşkil etmemiştir.

Devamında esasa ilişkin değerlendirmeye geçilmiştir.

Genel Mahkeme içtihadına göre, AB Marka Tüzüğü süresi içerisinde sunulmayan ek dokümanları dikkate alıp almamak konusunda EUIPO’ya geniş bir takdir yetkisi vermektedir. Dolayısıyla incelenmesi gereken EUIPO’nun bu yetkisini yerinde bir biçimde kullanıp kullanmadığıdır.

EUIPO Temyiz Kurulu’nun süresi içinde sunulmayan delilleri dikkate almama gerekçeleri, incelemenin gelinen aşamasında bu delilleri dikkate almanın mümkün olmaması ve buna ilaveten süresi içinde sunulmayan ek delillerin önceki markaların kullanım zamanı, yeri ve yoğunluğu gibi hususları göstermemesidir. Bu çerçevede süresi içinde sunulmayan deliller, inceleme konusu mallarla alakalı olarak kabul edilebilir nitelikte değildir. Bu hususlar Temyiz Kurulu kararında da belirtilmiş haldedir. Dolayısıyla, Temyiz Kurulu süresi içinde sunulmayan delilleri dikkate alıp almama hususunda kendisine tanınan yetkiyi yerinde biçimde kullanmıştır ve davacının aksi yöndeki iddiası kabul edilmemiştir.

Davacının diğer iddiası, EUIPO Temyiz Kurulu’nun kendisine sunulan ve kullanımı gösteren dokümanları incelerken hata yaptığı yönündedir.

Davacıya göre sunulan dokümanlar, Barcelona FC’nin itiraz gerekçesi markalarla özdeşleşmiş olduğunu ve kendisinden lisans almış kişilerce inceleme konusu mallara ilişkin olarak yaygın biçimde kullandığını göstermek için yeterlidir.

AB marka mevzuatına göre (2868/95 sayılı Tüzük madde22(3)), kullanım için sunulan kanıtların önceki markanın kullanım yeri, zamanı, miktarı ve biçimi hakkında bilgileri içermesi gerekmektedir.

Bir markanın gerçek kullanımından, ancak markanın esas işlevini, yani tescile konu mallar veya hizmetlerin kaynağını garanti etme işlevini yerine getirebilecek biçimde kullanılması halinde bahsedilebilir. Tek amacı markadan kaynaklanan hakları sürdürme olan simgesel kullanım (token use) gerçek kullanım olarak kabul edilemez.

Bir markanın kullanımının gerçek kullanım olup olmadığı değerlendirilirken, markanın ticari kullanımını oluşturan tüm faktörler ve durumlar, özellikle de malların ve hizmetlerin niteliği, ilgili piyasanın özellikleri, markanın kullanım sıklığı ve kullanımın ilgili ekonomik sektörde mallar ve hizmetler için pazar oluşturma veya pazar payı yaratma etkilere sahip olması gibi hususlar dikkate alınmalıdır.

Önceki markanın kullanımının büyüklüğü (ölçüsü) değerlendirilirken, bir taraftan markanın kullanımının ticari boyutu, diğer taraftan da markanın kullanımının zaman olarak uzunluğu ve sıklığı dikkate alınmalıdır.

Markanın gerçek kullanımı olasılıklar ve varsayımlarla ispatlanamaz, markanın etkili ve yeterli kullanımı, markanın ilgili piyasadaki kullanımına ilişkin somut ve objektif delillerle ispatlanabilir.

İnceleme konusu vakadaki kullanım iddiası da yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

İncelenen vakada kullanıma ilişkin olarak dikkate alınacak 5 yıllık süre, davaya konu marka başvurusunun Topluluk Marka Bülteni’nde yayınlandığı 3 Ağustos 2011 tarihi esas alınarak saptanmalıdır.

Davacı kullanıma ilişkin olarak aşağıda özetlenen kanıtları sunmuştur: Bir İspanyolca sözlükte yer alan “culé” kelimesinin tanımı, İspanya’da sporla ilgili web sitelerinden alınmış 5 çıktı (bu çıktılarda Barcelona FC’ye ve “culés” olarak anılan oyuncu ve taraftarlarına referans yapılmaktadır), Barcelona FC’ye ve “culé çekilişine” referans yapan bir web sitesi çıktısı, Wikipedia’dan alınan bir çıktı (burada kulübün taraftarlarına “culé(s)” takma adının verildiği belirtilmektedir), İspanya’daki web sitelerinden alınmış benzer bilgileri içeren 2 diğer çıktı ve bir Google arama sayfası çıktısı (culé kelimesinin araması sonucunda çıkan 5 sonuçtan ikisi bir online sözlüğe, ikisiyse Barcelona futbol kulübüne referans yapmaktadır).

EUIPO Temyiz Kurulu kararında, yukarıda belirtilen delillerin dava konusu markanın kapsadığı mallar için kullanımı göstermediklerini, dolayısıyla gerçek kullanıma kanıt teşkil etmeyeceklerini belirtmiştir. Kurul’a göre deliller, sadece Barcelona FC’ye referans yapmakta ve “culé” kelimesinin bu kulübün taraftar veya oyuncularını işaret etmek için kullanılan bir terim olduğunu göstermektedir.

Genel Mahkeme, yukarıda sayılan delilleri tek tek kısaca değerlendirmiş ve delillerin davaya konu mallar bakımından davacının gerçek kullanımını gösterir deliller olmadığına hükmetmiştir. Mahkemeye göre, deliller her ne kadar “culé” teriminin Barcelona FC oyuncularını veya taraftarlarını anmak için kullanılan bir terim olduğunu gösterse de, bu durum dava konusu marka kapsamında yer alan mallara ilişkin gerçek kullanımı gösterir nitelikte değildir. Şöyle ki, yazı içeriğinde daha önce de belirtildiği gibi, gerçek kullanımdan bahsedilmek için önceki markanın kapsadığı mallara ilişkin yer, zaman, miktar ve kullanım biçimini gösterir nitelikte kanıtlar sunulması gerekmektedir. İncelenen vakada davacı, dava konusu mallara ilişkin olarak yukarıdaki içerikte deliller sunamamıştır.

Davacının sunduğu delillerin dava konusu marka kapsamındaki mallar bakımından gerçek kullanımını gösterememesi nedeniyle dava tüm gerekçeleri bakımından reddedilmiştir. Yani, genellikle kazanan Barcelona FC, bu kez kaybetmiştir.

Sınai Mülkiyet Kanunu tasarısının TBMM’nce kabul edilmesi halinde, ilana itirazlarda belirli hallerde itiraz gerekçesi markaların kullanımını ispatlama zorunluluğu itiraz inceleme sistemimizin bir parçası olacaktır:

kullanımmaddesi

Hal böyleyken ilerleyen günlerde, gerçek kullanım kavramı ve kullanımın ispatlanmış sayılacağı haller üzerine daha da yoğunlaşmak kanaatimizce yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Haziran 2016

unsalonderol@gmail.com

 

Tarihi Olgular Telif Hakkı Korumasına Konu Olabilir mi? Kanada Federal Mahkemesi’nden İlgi Çekici Bir Karar

number-4

 

İkinci Dünya Savaşı tarihine meraklı olanlar, hiç şüphesiz cephelerdeki savaşlar kadar, cephe gerisinde gerçekleşen Yahudi Soykırımı hakkında da detaylı bilgi sahibidir. Yahudi Soykırımı hakkında yayımlanmış çok sayıda kitap, sinema filmi ve belgesel bulunmaktadır. Schindler’in Listesi, Piyanist, Hayat Güzeldir, Her Şey Aydınlandı, Eichmann gibi dünya çapında ses getiren sinema filmleri Yahudi Soykırımı’nı yeni kuşakların unutmamasını sağlamakta ve 20. yüzyılın bu büyük trajedisi kolektif hafızadaki yerini halen korumaktadır. Bu bağlamda Yahudi Soykırımı sadece savaş tarihi meraklılarının değil neredeyse herkesin bildiği ve hakkında okuduğu veya en azından filmler izlediği canlı bir konudur.

 

Okumakta olduğunuz yazı, Yahudi Soykırımı’ndan kaçan aileleri saklayan Polonyalı bir kadın hakkında çekilmiş bir belgesel ve bu belgeselin işlediği gerçek öykü hakkında belgeselden sonra yazılmış bir kitap arasındaki telif hakkı davasını sizlere aktaracaktır.

 

Dava, Kanada Federal Mahkemesi tarafından görülmüş ve 10 Mayıs 2016 tarihinde karara bağlanmıştır (kararın tüm metni için bkz. http://decisions.fct-cf.gc.ca/fc-cf/decisions/en/item/144106/index.do). Davanın özü telif haklarının kapsamının gerçek olayları ve bunların kahramanlarını kapsayıp kapsamadığıyla ilgilidir. Sözü fazla uzatmadan dava hakkındaki ön bilgileri aktarmak yerinde olacaktır.

 

Polonyalı Francizska Halamajowa ve kızı Helena, Alman işgali altındaki Sokal kasabasındaki evlerinde, Nazilerden kaçan üç Yahudi aileyi ve buna ilaveten askerden kaçan bir Alman askerini yaklaşık iki yıl boyunca saklarlar. Bunun doğal sonucu elbette, üç Yahudi ailenin fertlerinin toplama kamplarında mutlak ölümden kurtulmalarıdır.

 

Bayan Halamajowa’nın sakladığı kişilerden birisi olan Moshe Maltz saklandıkları süre boyunca bir günlük tutar. Bu günlükte yer alan bilgilere de dayanılarak 2009 yılında, Bayan Halamajowa’nın Yahudi aileleri saklarken yaşadıklarını konu alan “No.4 Street of Our Lady” isimli bir belgesel çekilir.

 

streetofourlady

 

Davalı Jennifer Witterick belgeseli 2011 yılında Toronto’da Soykırım Eğitim Haftası’nda izler. Witterick kendi ifadesine göre, Bayan Halamajowa’nın öyküsünden ve cesaretinden çok etkilenir ve bu konuda bir kitap yazmaya karar verir. “My Mother’s Secret (Annemin Sırrı)” ismindeki kitap Bayan Halamajowa’nın yaşadıklarının kurgusal halidir. Kitap gençlere yönelik olarak yazılmıştır. Kitap yazılmadan önce Maltz veya belgeselin yapımcılarından izin alınmamıştır.

 

mymotherssecret

 

Kitapta Bayan Halamajowa’nın ve diğer kişilerin gerçek isimleri yer almaktadır. Hikayenin geçtiği yer, kaçakların evde saklandıkları bölümler, Bayan Halamajowa’nın kocasını terk etmiş olması, bir oğlu bir de kızı olması gibi olgular kitapta belgeseldeki gibi kullanılmıştır. Bayan Witterick’e göre bu gibi olgular dışında, kitapta yer alan kişiler kurgusaldır ve kendi tecrübe ve hayal gücüne dayanmaktadır. Bayan Witterick, belgeseldeki bazı olguları kitabında kullandığını kabul etmektedir.

 

Witterick’in kitabı Mart 2013’te basılır ve Nisan 2013’te bazı gazetelerin en çok satanlar listesine yerleşir. Judy Maltz kitaptan Nisan 2013’te haberdar olmasının ardından, durumdan rahatsız olur ve Witterick’le temasa geçer. Haziran 2013’te Penguin yayıncılık şirketi kitabın dünya genelindeki yayın haklarını satın alır. Maltz bu firmayla da temasa geçer ve rahatsızlıklarını dile getirir. Şirket Maltz’a Ağustos 2013’te yanıt verir, şirkete göre kitapta yer alan tarihsel gerçekler üzerinde telif hakkı bulunması söz konusu değildir. Şirket, Maltz’ı belgeselden ne tip kanun dışı kopyamalar yapıldığını göstermeye davet eder. Davacılar bunun üzerine yayıncı şirkete ihtarname gönderir.

 

Witterick’le Maltz arasında kitap yayınlandıktan sonra yapılan görüşmelerde, Witterick’in Maltz’a kitapta kendisine ait “bir şeylere” yer vermesini teklif ettiğini taraflar kabul etmektedir. Maltz’a göre bu bir nevi onay arayışıdır. Witterick ise, Maltz’ın kitapta belgeselden bahsedilmeyişinden rahatsız olduğunu anlayınca, ona kitapta kendi görüşlerini aktaracak bir bölüm vermek istediğini söylemektedir. Sonuç olarak, kitap baskılarının hiçbirisinde belgesele atıf bulunmamaktadır ve Witterick’in kaleme aldığı tarihi olgudan ilk kez 2011 yılında izlediği belgeselden sonra haberdar olduğu ortadadır.

 

Maltz’a göre Witterick’in kitabı ailesinin öyküsünü ve bu öyküyü belgeselin yapısını ve anlatısını kopyalamıştır. Bu itibarla, Maltz ve belgeselin yapımcısı olan diğer iki kişi, Witterick ve yayıncısı Penguin Canada Books şirketine karşı telif haklarının ve manevi haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 6.000.000 Dolar tazminat talebiyle Şubat 2014’te dava açar.

 

Mahkeme davada üç temel sorunun yanıtını aramaktadır:

 

i-                   Davalılar, belgeselden telif hakkı ihlaline yol açabilecek önemli ölçüde alım yapmış mıdır?

ii-                Davacıların manevi haklarına tecavüz gerçekleşmiş midir?

iii-              Eğer telif hakkı veya manevi hakların ihlali gerçeklemişse, davacıların tazminat elde etme hakkı ortaya çıkmış mıdır?

 

Federal Mahkeme bu soruların yanıtları ışığında davayı değerlendirmeye başlar:

 

Davalı ve davacının her ikisi de uzmanlardan aldıkları mütalaaları dosyaya eklemiştir.

 

Davalıların mütalaasına yer verdiği Profesör Sara Horowitz’e göre soykırım edebiyatında katliamlar, gettolara baskınlar, tavan aralarında veya bodrumlarda saklanma çok sık rastlanan durumlardır.

 

Davacıların mütalaasına yer verdiği Jack Granatstein ise kopyalamada “büyük olgular” ve “küçük olgular” ayırımı yapılması gerektiğini öne sürmektedir. Örneğin, “İkinci Dünya Savaşı’nın Almanya’nın Polonya’yı işgali üzerine başladığı” büyük bir olgu iken, bir askerin günlüğünde “4 Eylül 1939’da Danzig’te bir postaneyi yağmaladığını” belirtmesi küçük bir olgudur. Granatstein’a göre, kitabın belgeselden hiç bahsetmemesi uygun değildir.

 

Davacılara göre, Witterick belgeseli izlemiş ve belgeselin çeşitli bölümlerini, detaylarını ve yapımcıların kullandığını bazı yaratıcı ifade etme biçimlerini kopyalayarak kitabını yazmıştır. Davacılar, belgesel ve kitap arasında tespit ettikleri 30 civarı benzerliği listelemiştir. Davacılara göre söz konusu 30 benzerlik birebir kopyalama niteliğindedir ve belgeselde yer alan “küçük olgular” başka hiçbir yerde değil sadece belgesellerinde yer almaktadır. Bunun ötesinde, davacılar iyi bilinen tarihi olguların herkesin kullanımına açık olduğunu bildiklerini de ifade etmişlerdir.

 

Davalılar, belgeselin telif hakkıyla korunan dramatik bir eser olduğunu kabul etmektedir. Buna karşın davalılara göre, kitap ve belgesel arasındaki benzerlikler sadece olgulardır ve olguların telif hakkına konu ifade biçimleriyle ilgisi bulunmamaktadır. Bayan Halamajowa ve hikayede yer alan diğer kişiler gerçekten yaşamış kişilerdir ve bu kişilerin gerçek hikayesi üzerinde davacıların tekeli bulunmamaktadır. Telif hakkına konu olan davacıların belgeseli çekerken ortaya koydukları beceri ve muhakeme yeteneğinin sonucu olarak ortaya çıkan ifade biçimidir ve Witterick’in kitabının bu ifade biçimiyle benzerliği bulunmamaktadır. Davalılara göre, davacıların mütalaasına yer verdiği Bay Granatstein’ın söylediğinin aksine tarihi olgular açısından “büyük” veya “küçük” olgu farkı bulunmamaktadır. Davalılara göre, davacıların intihal argümanları da inceleme konusu vakada ortaya çıkmamıştır, şöyle ki intihalde fikirlerin korunması söz konusuyken, telif hakkı fikirlerin ifade biçimini korumaktadır.

 

Davalılar, dava konusu kitabın davacılarca bütün olarak değerlendirilmediğini ve bütün olarak değerlendirilmediği için de orijinal bir eser olarak anlaşılmadığını belirtmektedir. İncelenen vakada cevabı aranılan soru, eserler arasında önemli ölçüde benzerliğin bulunup bulunmadığıdır ve tarihi gerçeklerin bu tip bir benzerliğe esas teşkil etmesi mümkün değildir.

 

Tarafların görüşlerinin aktarımının ardından sıra mahkemenin değerlendirmesine gelmiştir:

 

Mahkemeye göre ilk olarak davacıların belgeselinin telif hakkı kapsamını tespit etmek yerinde olacaktır.

 

Davacıların belgeseli 2013 yılından itibaren tescilli telif hakkıyla korunmaktadır. Judy Maltz’ın dedesinin ilk kez 1993 yılında basılan günlüğü ise, 2013 yılında tescil edilmiş ve tescil babası tarafından Judy Maltz’a devredilmiştir.

 

Yerleşik içtihatta belirtildiği üzere, telif hakları edebi, dramatik, müzikal ve artistik eserlerde fikirlerin ifade biçimini korumaktadır. Bu haliyle koruma konusu fikirler değil, onların ifade biçimidir. Orijinal bir eser, bir fikrin beceri ve muhakeme kullanılarak ifade edilmesidir. Tecavüz bu orijinalliğin yetkisiz biçimde kullanılması halinde ortaya çıkar. Bununla birlikte, kanun orijinal bir eserin her parçasını korumamaktadır. Korunmayan parçalar, çıkartılmaları halinde eserin bütün olarak değerini etkilemeyecek her küçük parçadır.

 

Belgesel bütün olarak şüphesiz telif hakkı koruması altındadır. Bununla birlikte, davacıların yerleşik “olgular telif hakkına konu olamaz” ilkesinin de üstesinden gelmesi gerekmektedir.

 

Bayan Halamajowa’nın savaş sırasında başından geçen gerçek olayların öyküsünün kendisi, davacıların belgeseldeki telif haklarının konusu değildir. Bayan Halamajowa’nın öyküsünün detayları da davacıların telif hakkıyla korunmamaktadır. Davacıların telif hakkının konusu bu yaşam öyküsü değil, davacıların onu kendi beceri ve muhakemeleriyle spesifik olarak ifade ediş biçimleridir.

 

Davacının argümanları “küçük” ve “büyük” olgular ayırımına dayanmaktadır. Buna karşın telif hakları yasası böyle bir ayırım veya farklılık barındırmamaktadır. Olgular sadece olgulardır ve olgular üzerinde büyüklüklerine veya önemlerine bakılarak telif hakkı oluşturulamaz. Buna göre, davacıların telif hakkının konusu sadece Bayan Halamajowa’nın hikayesini anlatım biçimleri ve bunu yaparken kullandıkları kelimelerin cümle haline getirilmiş halleridir.

 

Bir belgeselde yer alan bir olgunun kullanılması, söz konusu olgunun büyük veya küçük, önemli veya önemsiz olmasına bakılmaksızın telif hakkına tecavüz teşkil etmez. Örneğin, Bayan Halamajowa’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında evinde üç Yahudi ailesi ve bir Alman askerini saklaması veya Sokal kasabasının tuğla fabrikasında savaş sırasında bir katliam gerçekleşmiş olması telif hakkıyla korunamaz. Yukarıda da belirtildiği üzere, olgular ve fikirler telif hakkıyla korunmaz, koruma konusu onların beceri ve muhakeme yollarıyla ifade ediliş biçimidir.

 

Dolayısıyla, cevaplanması gereken soru, belgeselin orijinalliğinin yani yapısının, tonunun, temasının, atmosferinin ve diyaloglarının davalılar tarafından kopyalanıp kopyalanmadığı ve bunun sonucunda belgeselden önemli ölçüde alım yapılıp yapılmadığı olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Mahkeme, belgeseldeki önemli unsurların kitaptaki benzer unsurlarla karşılaştırılması ve belgesel ve kitabın bütün olarak kıyaslanması sonucunda, kitabın belgeselden önemli ölçüde alım teşkil eder içerikte olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

 

Olgular telif hakkıyla korunmadığından, olguların bir eserin orijinalliğin parçası olması mümkün değildir. Bunun sonucu olarak, Witterick’in kitabında olguları kopyalaması veya alması, belgeselin Witterick tarafından önemli ölçüde kopyalandığı veya kullanıldığı iddiasının değerlendirilmesine esas teşkil etmeyecektir.

 

Davacıların eserinin önemli ölçüde alınıp alınmadığı belirlenirken, alınan kısmın niteliği ve niceliği, bu kısmın bütün içindeki önemi ve orijinalliği ile birlikte değerlendirilecektir. Buna ilaveten tecavüzün davacıların faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemesi ve telif haklarının değerini azaltması da dikkate alınacaktır. Alınan kısmın telif hakkına konu kısım olması, davalıların zaman ve çabadan tasarruf etme niyetiyle ilgili kısmı almaları ve alınan kısmın telif hakkına konu eserdeki haliyle aynı veya benzer biçimde kullanılmış olması da değerlendirme yapılırken dikkat edilecek hususlar arasındadır.

 

İncelenen vakada davalılar tarafından alınan kısmın nitelik ve nicelik olarak, Bayan Halamajowa’nın belgeselde aktarılan öyküsünden alındığı açıktır. Bununla birlikte, öykü telif hakkına konu olamayacak tarihi gerçekler üzerine kuruludur. Öykünün çatısı, belirli cümle veya kelimeler kitaba belgeselden aktarılmış olabilir, ancak bu kurgusal bir öyküde olduğu gibi ilk kez hayata geçirilmiş kurgusal karakterlerin kopyalanması değildir. Kitap ve belgeselin karşılaştırılması, olayların geçtiği yerin, kişilerin ve bazı olayların benzer olduğunu göstermektedir, ancak bunların hepsi olgulardır.

 

Mahkeme ana yaklaşımını bu şekilde ortaya koyduktan sonra, yukarıda yer verilen diğer faktörler bakımından da değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu değerlendirmeleri merak eden okuyucularımızın kararın tamamına, yazının başında yer verdiğimiz bağlantı aracılığıyla erişimi mümkündür.

 

Mahkeme değerlendirmesine aşağıdaki tespitlerle devam etmiştir:

 

İfade biçimi, içerik, şekil, duygu ve diğer açılardan belgesel ve kitabın önemli ölçüde farklılaşması dikkate alınarak yapılan niteliksel ve bütünsel değerlendirme, dava konusu kitabın dava gerekçesi belgeselin taklidi veya önemli ölçüde alımı (kopyası) olmadığını açıkça göstermektedir. Tersine kitap, tarihi gerçeklerden yola çıkarak yeni ve orijinal bir kurgu eser oluşturmaktadır ve bütün olarak davacının telif hakkına tecavüz etmemektedir.

 

Mahkeme davacıların manevi hakların ihlali gerekçeli iddiasını da reddetmiştir. Bu husustaki değerlendirmenin de karardan okunması mümkündür.

 

Sonuç olarak, davacının tüm iddiaları ve dava reddedilmiştir.

 

İkinci Dünya Savaşı tarihi meraklısı olan bu satırların yazarı, bu ilgi çekici kararı okurken ve sonrasında da aktarırken çok şey öğrenmiştir. Okuyucularımızın da kararı ilgiyle değerlendireceğini umuyoruz.

 

Son not: Belgesel hakkında detaylı bilgi edinmek isteyen okuyucularımız http://www.streetofourlady.org/ bağlantısı aracılığıyla belgeselin internet sitesine erişebilirler.

 

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2016

unsalonderol@gmail.com

 

Tat Markaları Hakkında A.B.D.’nden New York Pizzeria Kararı

Pizza_with_tomatoes

 

Geleneksel olmayan marka çeşitleri kategorilere ayrılırken adı geçen marka türlerinden birisi de “tat markaları”dır. Şu ana kadar tescilli veya başvurusu yapılmış bir tat markasıyla ulusal düzeyde karşılaşmamış olduğum (ve işin aslı bu konuda pek de bilgili olmadığım) için konu hakkında biraz araştırma yaptım. Araştırma sonucunda karşıma çıkan ilginç (en azından benim standartlarımda) bir davayı sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Yenilikler çoğunlukla yeni dünya kökenli olduğundan, olay ve davanın geçtiği yerin Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) olması elbette sizi de şaşırtmayacaktır. Aktaracağımız vaka, bir tescil başvurusunun reddedilmesi kararına karşı yapılan itiraz ve sonrasındaki bir davayla ilgili değildir. Tat markaları hususu, birden çok nedenle açılan davada, davacı tarafça öne sürülen argümanlardan birisidir. Bu noktada giriş kısmını çok da uzatmadan davanın kısa özetini yapmak yerinde olacaktır.

Birleşik Devletler Teksas Bölge Mahkemesi’nde yargıç Gregg Costa’nın 20 Ekim 2014 tarihinde verdiği kararın tarafları, davacı “New York Pizzeria, Inc.” (bundan sonra kısaca NYPI olarak anılacaktır) ve davalılar “Ravinder Syal ve diğerleri”dir.

NYPI, Gerard Anthony Russo’ya ait bir çok sayıda şubesi bulunan bir pizza franchise şirketidir. Adrian Hembree, bu zincirin eski müdürlerinden birisidir, ancak Hembree’nin çalışma akdi Mart 2011’de sona erdirilir. Hembree, NYPI’ya karşı sözleşme feshinin şartlarının ihlal edildiği gerekçesiyle dava açar. Bu davaya NYPI bir karşı davayla yanıt verir.

NYPI’ye göre, Hembree ve diğer komplocular açtıkları Gina’s Italian Kitchen isimli restoranda, NYPI’nin tariflerini, malzemelerini, dokümanlarını ve rehberlerini kullanmaktadır. NYPI karşı davada, bu faaliyetin, Hembree halen kendi şirketlerinde çalışırken, 2010 yılında başladığını tespit ettiklerini ve Hembree’nin bu tip bilgileri belirtilen tarihten itibaren aynı sektörde faaliyet gösteren Ravinder Syal’a aktardığını belirtmiştir. Ötesinde, Hembree’nin NYPI ile franchise şirketleri arasındaki elektronik iletişim ağına sızarak tarifler dahil olmak üzere, NYPI’nın ticari sırlarını çaldığı da iddia edilmektedir. Son olarak, Ravinder Syal’ın NYPI’nin eski çalışanlarını işe alarak NYPI ile çalışanları arasında gizli kalması gereken bilgileri ele geçirmeye çalıştığı öne sürülmüştür. Bütün bu iddialara dayanak deliller ise Gina’s Italian Kitchen isimli restoranda çalışmaya başlayan, ancak aslında NYPI’nin iç deneticisi olan bir kişinin restoranda ele geçirdiği bilgilere ve yaptığı bant kayıtlarına dayandırılmaktadır.

Bir casus filmini andıran dava bütünü itibarıyla da oldukça ilginç gözükmektedir ve dava hakkındaki detayların tamamının https://www.gpo.gov/fdsys/granule/USCOURTS-txsd-3_13-cv-00335/USCOURTS-txsd-3_13-cv-00335-1 bağlantısından görülmesi mümkündür.

NYPI’nin iddiaları mahkeme tarafından 5 ana başlığa indirgenmiştir: (i) Bilgisayar Sahtekarlığı ve İstismarı Yasasının İhlali, (ii) Depolanmış İletişim Verileri Yasasının İhlali, (iii) NYPI’nin ayırt edici tatlarının kullanılması suretiyle marka hakkına tecavüz, (iv) NYPI’nin ayırt edici yemek tabağı düzenleme yöntemlerinin kopyalanması yoluyla ticari takdim şekline tecavüz, (v) Çeşitli suçların işlenmesine yardım ve yataklık.

Kararın bizi ilgilendiren kısmı “NYPI’nin ayırt edici tatlarının kullanılması suretiyle marka hakkına tecavüz” iddiası olduğundan, kararın bu kısmına odaklanıyor ve kararın tamamının incelenmesini meraklı okuyucularımıza bırakıyoruz.

NYPI’ye göre, özel olarak temin edilen bileşenler ve yenilikçi hazırlama ve koruma teknikleri, NYPI ürünlerinin ayırt edici tadını ortaya çıkartmaktadır. NYPI’nin iddiası; davalıların belirtilen malzemeleri ve yöntemleri kullanarak NYPI ürünlerinin ayırt edici tadından kaynaklanan marka haklarına tecavüz ettiği ve bu hakları sulandırdığı yönündedir.

Mahkemenin bu iddiaya yönelik değerlendirmesi takip eden şekildedir:

NYPI’nin belirttiği gibi tatların marka işlevini yerine getirebileceğini engelleyen özel bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır. Qualitex v. Jacobson davasında belirtildiği üzere, “Önemli olan bir markanın amacını yerine getirmesini sağlayan renk, şekil, koku, kelime veya işaret gibi ontolojik statüsü değildir, önemli olan bir markanın kaynak gösterme yeterliliğinin olup olmadığıdır.” Aynı davada belirtildiği üzere, A.B.D. Marka Kanunu (Lanham Kanunu)’na göre bir anlam taşıması mümkün olan neredeyse her şey marka olabilir.

Mahkeme’ye göre, kokuların anlam taşıyabileceği konusunda hiç kuşku bulunmamaktadır; bununla birlikte, ancak kokunun ürünün kaynağını ayırt edebilmesi halinde kokulara marka koruması sağlanabilecektir. Kendiliğinden ayırt edici niteliğe sahip (inherently distinctive) işaretler, üzerinde kullanıldıkları ürünü tarif etmekten ziyade, ürünlerin kaynağını gösterirler. Bu tip işaretler genellikle kelime ve şekil markalarıdır ve hayali veya rastlantısal markalar olarak adlandırılabilirler. Buna karşın tek renkten müteşekkil markalar kendiliğinden ayırt edici niteliğe sahip değildir, şöyle ki tüketicilerin bu tip işaretleri bir ürünün kaynağını gösteren işaretler olarak kabul etmeleri beklenemez.

Tek renkten müteşekkil markalarda olduğu gibi, kokular da kendiliğinden ayırt edici niteliğe sahip değildir, çünkü kokular da “otomatik biçimde” bir ürünün kaynağını gösteremez.  Bu nedenle kokular ancak kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışlarsa, yani tüketiciler ilgili kokuyla ürünün ticari kaynağı arasında bağlantı kurmayı geçmişteki tecrübeleri nedeniyle başarabilmişlerse, kokular geçerli bir marka olarak işlev gösterme şansına sahip olurlar.

Bu durumun ortaya çıkmasını zorlaştıran bir başka husus daha bulunmaktadır, o da ürünlerin işlevsel özelliklerinin korunabilir olmamasıdır. Bir ürün özelliğinin, ürünün kullanımı veya amacı için gerekli olması veya ürünün maliyetini veya kalitesini etkilemesi hallerinde, ilgili özelliğin işlevsel olduğu kabul edilir. İşlevsel özelliklerin marka olarak tescil edilmesi halinde, ticari alanda rekabet halinde bulunan diğer firmalar önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşecektir.

İşlevsellik doktrini, bir koku hakkında marka koruması elde etmek isteyenler için önemli bir engel teşkil etmektedir. Geçmişte USPTO Temyiz Kurulu, portakal tadının haplar (ilaçlar) için tescil talebini işlevsellik nedeniyle reddetmiştir. Bunun nedeni ilaçların genellikle kötü bir tadının olması ve portakal tadının bu bağlamda faydacı bir işleve sahip olmasıdır. Bu işlev Temyiz Kurulu’na göre ilaç sektöründe rekabeti engelleyebilecek niteliktedir.

Eğer tatların marka olarak korunmasının önündeki engel ilaçlar hususunda büyükse, gıda sektöründe bu engel kesinlikle daha büyüktür ve yüksek olasılıkla aşılamaz niteliktedir. İnsanlar elbette açlıklarını gidermek için yemek yerler, ancak yemek yemenin bir diğer özelliği tat almaktır ve bu husus, insanların temel ihtiyaçlarını giderme amacının ötesinde para ödeyerek hizmet aldıkları restoran yiyecekleri için daha da önemlidir. Gıdaların tadı hiç şüphe olmaksızın kalitelerini etkiler ve bu nedenle, tatlar gıdalar için işlevsel bir unsurdur.

Tatların işlevselliği hususu göz önüne alındığında, incelenen vakada NYPI gıda tatlarını marka olarak tanıyan herhangi bir önceki vaka sunamamıştır. NYPI kendi ürünlerinin emsalsiz tadının kaynak gösterme işlevine sahip olduğunu öne sürmüş olsaydı bile, makarna ve pizzaların tadının işlevsellik engeline takılacak olması nedeniyle bu iddia kabul edilemez olacaktır. Belirtilen gerekçelerle, davalıların NYPI ürünlerinin ayırt edici tatlarını kullanarak, NYPI’nin marka hakkına tecavüz ettikleri iddiası haklı bulunmamıştır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız gerekçeler kapsamında, A.B.D. yargısının tatların marka olarak tescilinin önüne iki bariyer koyduğunu söyleyebiliriz: (i) Tatlar kendiliğinden ayırt edici niteliğe sahip değildir, ancak kullanım sonucu ayırt edici nitelik (ikincil anlam) kazanmışlarsa korunabilirler. (ii) Talebe konu tadın ilgili ürünler bakımından işlevsel olmaması gerekir. Bu tespitlere karşın, A.B.D.’nde tatların grafik gösteriminin mümkün olmaması nedeniyle marka olabilecek işaretler arasında sayılmadığı şeklinde bir varsayıma, en azından bu kararda ve karar içeriğinde yer alan içtihatta rastlamadık.

Avrupa Birliği mevzuatında marka olabilme koşulları arasında bulunan grafik gösterim şartının yeni Direktif ve Tüzük’le kaldırılmasının ve onun yerine gelen “işaretin, korumanın konusunun açık ve net olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması” koşulunun şu anki kapsamının belirsizliği göz önüne alınırsa, tat markaları konusunda yakında Avrupa Birliği’nde yeni kararlar görebileceğimizi şimdiden öngörebiliriz.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2016

unsalonderol@gmail.com

 

“Liiga” Markası Stilize Yazım Tarzına Rağmen Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce Tanımlayıcı Bulundu (T‑54/15)

liiga2

 

Geçtiğimiz haftalarda, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) karar kılavuzunu esas alarak, ayırt edici olmayan kelime unsurları ve buna ilaveten şekil unsurlarının kombinasyonundan oluşan markalarda, ayırt edicilik sınırının EUIPO’da nasıl belirlendiğini aktarmaya çalışmıştık (bkz. http://wp.me/p43tJx-xT ). Okumakta olduğunuz bu yazı, benzer bir durumda Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin verdiği 28 Nisan 2016 tarihli T‑54/15 sayılı “Liiga” kararı hakkındadır.

Finlandiya menşeili “Jääkiekon SM-liiga Oy” firması 9 Ağustos 2013 tarihinde aşağıda görseline yer verilen “Liiga” markasının tescili için EUIPO’ya başvuruda bulunur. Başvuru kapsamında Nicé sınıflandırmasının 9, 16, 25, 28, 29, 30, 32, 33, 39, 41 ve 42. sınıflarına dahil mallar ve hizmetler bulunmaktadır.

liiga

EUIPO uzmanı, 3 Ocak 2014 tarihinde verdiği kararla, başvuruyu ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle Tüzük madde 7/1-(b) ve (c) bentleri uyarınca “Sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar; diğer sınıflarda yer almayan jimnastik ve spor malzemeleri. Sınıf 41: Spor etkinlikleri hizmetleri.” bakımından kısmen reddeder.

Başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder ve itiraz EUIPO Temyiz Kurulu tarafından 1 Aralık 2014 tarihinde karara bağlanır. EUIPO Temyiz Kurulu itirazı aşağıda açıklanan nedenlerle reddeder:

Başvurunun kelime unsuru, Fince konuşan ortalama tüketiciler tarafından “Finlandiya’da rekabete dayalı bir spor liginin adı” olan “Liiga” ibaresi şeklinde okunacaktır. Bu bağlamda, başvuruya konu ibarenin kısmi ret kararına konu malların ve hizmetlerin cinsi, niteliği ve amacıyla açık ve doğrudan bağlantısı bulunmaktadır. Başvurunun şekli unsuru, harflerin hafif düzeyde stilize yazımı ve koyu renkte dairesel arka plandan oluşmaktadır. Belirtilen şekli unsurlar sıradan niteliktedir ve tüketicinin dikkatini kelime unsurunun ortaya koyduğu tanımlayıcı anlamdan uzaklaştırma işlevine sahip değildir. Bu bağlamda başvurudaki şekli unsurlar ayırt edici niteliğe sahip değildir. Kurula göre, şekli unsurlar yukarıda açıklanan nedenlerle tanımlayıcı mesajın arka planı olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla, başvuru kısmi ret konusu mallar ve hizmetler bakımından tanımlayıcıdır ve ayırt edici niteliğe sahip değildir ve anılan gerekçelere dayalı kısmi ret kararı yerindedir.

Başvuru sahibi EUIPO Temyiz Kurulu kararına karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nde görülür. Genel Mahkeme’nin 28 Nisan 2016 tarihli T‑54/15 sayılı kararına ana hatlarıyla aşağıda yer verilmiştir.

Başvuru sahibine göre, başvuruda yer alan “Liiga” kelime unsuru oldukça stilize biçimde el yazısıyla yazılmıştır ve siyah arka plan üzerinde gri renkte gölgelendirilmiştir. Bunun ötesinde, harfler diyagonal biçimde yazılmıştır, başvuruda yer alan “g” harfinin kuyruğu vardır, “l” harfi “1” rakamı biçiminde de algılanabilecek biçimde düzenlenmiştir ve son olarak “ii” çift ünlüsü “ü” harfi olarak da algılanabilecektir. Bu bağlamda, başvuru “Liiga”, “Lüga”, “1iiga” veya “lüga” olarak okunabilecektir. Bu çerçevede başvuru tanımlayıcı olarak değerlendirilebilse de, kelime unsurunun stilize yazımı ve şekli unsurlar başvuruya ayırt edici nitelik kazandırmaktadır ve bu nedenle de başvuru marka olarak asli fonksiyonunu yerine getirebilecektir.

Yerleşik içtihada göre, Tüzüğün 7. maddesinde yer alan ret nedenleri Avrupa Birliği’nin yalnızca bir bölümünde ortaya çıksa da uygulanacaktır.

Tüzüğün 7/1-(c) bendi kapsamına giren markalar tek bir işletme adına marka olarak tescil edilemez. Anılan tescil engelinin amacı, bu tip işaretlerin herkes tarafından serbest biçimde kullanımının sağlanmasıdır ve bent bu nedenle kamu düzenini koruma amacı gütmektedir. Buna ilaveten, ilgili bent kapsamına giren işaretler, aynı zamanda malların ve hizmetlerin ticari kaynağını gösterme şeklinde ifade edilebilecek asli işlevini de yerine getirmemektedir.

Bir işaretin tanımlayıcı özelliği, ilk olarak kamunun ilgili kesimi tarafından ne şekilde algılanacağı, ikinci olarak ilgili mallar ve hizmetler referans alınarak değerlendirilecektir.

Bir işaretin tanımlayıcılık gerekçesiyle reddedilebilmesi için işaret ve mallar ve hizmetler arasında yeteri derecede doğrudan ve özel bir ilişki bulunması ve bu ilişkinin kamunun ilgili kesimi tarafından malların ve hizmetlerin tasviri veya özelliği olarak derhal ve daha derin bir değerlendirmeye ihtiyaç olmaksızın anlaşılması gerekmektedir.

İncelenen vakada kamunun ilgili kesimi Fince konuşan ortalama tüketicilerden oluşmaktadır ve bu husus tartışma konusu değildir. Buna ilaveten Fin dilinin “ü” harfini içermediği ve ortalama Fin tüketicilerin markayı “Lüga” olarak algılamalarının düşük bir olasılık olduğu da başvuru sahibi tarafından tartışma konusu yapılmamaktadır.

Mahkemeye göre, başvuru hedef tüketici kesimince “Liiga” ibaresi olarak algılanacaktır ve bu kelime Fince’de bir şampiyonaya benzeyen rekabetçi bir spor ligi karşılığına gelmektedir. Bunun sonucunda, başvuru kısmi ret kararı kapsamındaki mallar ve hizmetlerin en azından amacı bakımından açık ve doğrudan bir mesaj iletmektedir. Oyunlar ve oyuncaklar ve jimnastik ve spor malzemeleri, bir spor şampiyonasıyla ilgili olabilir ve aynı durum spor etkinlikleri hizmetleri için de geçerlidir.

Başvurunun stilize unsurları, “Liiga” ibaresinin el yazısı ile yazımından ibarettir. Kelime unsuru el yazısıyla yazılmış olsa da halen gayet kolaylıkla okunabilir durumdadır. Başvuru sahibi tüketicilerin şekli bir top veya hokey pakı olarak algılayabileceklerini iddia etse de, kelime unsurunun arkasındaki siyah daire basit ve somut konfigürasyonu göz önüne alındığında,  sadece bir arka plan olarak algılanacaktır. Kaldı ki top veya hokey pakı olarak algılansa da, bu sadece kelime unsuru ile bir spor dalı arasındaki bağlantıyı kuvvetlendirecektir. Sonuç olarak, Temyiz Kurulu’nun da tespit ettiği gibi markayı oluşturan unsurlar, marka ve kısmi ret kararına konu mallar ve hizmetler arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırır nitelikte değildir.

Bunun sonucunda, başvuruya konu marka, kısmi ret kararı kapsamındaki “Sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar; diğer sınıflarda yer almayan jimnastik ve spor malzemeleri. Sınıf 41: Spor etkinlikleri hizmetleri.” ile yeteri derecede doğrudan ve özel bir ilişkiye sahiptir ve kamunun ilgili kesimi belirtilen malların ve hizmetlerin bu markayla piyasaya sürülmesi halinde bu ilişkiyi (en azından malların ve hizmetlerin amacına yönelik ilişkiyi) derhal algılayabilecektir. Dolayısıyla, Genel Mahkeme’ye göre tanımlayıcılık gerekçesiyle verilen kısmi ret kararı yerindedir.

Yerleşik içtihat uyarınca, malların veya hizmetlerin özellikleri hakkında tanımlayıcı bulunan kelime markaları, aynı mallar ve hizmetler bakımından aynı zamanda ayırt edici nitelikten yoksundur. Bu bağlamda, aynı tespitleri bir kez daha tekrar etmeye ihtiyaç olmaksızın, ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen kısmi ret kararı da Genel Mahkeme’ce yerinde görülmüştür.

Sonuç olarak Genel Mahkeme, EUIPO tarafından verilen kısmi ret kararını yerinde bularak davayı reddetmiştir.

Önceki yazımızda EUIPO uygulama kılavuzunda, kelime markalarının stilize yazımı biçimlerinin ayırt edicilik değerlendirmesini ne şekilde etkileyeceğini yazmıştık. Buna göre, “Standart yazım karakterlerine, harflendirmenin parçası olarak grafik unsurlar eklenmişse, markanın bütün olarak ayırt edici niteliğe sahip olduğunun kabul edilebilmesi için eklenen unsurların yeteri derecede etkiye sahip olması gereklidir. Eklenen unsurlar tüketicilerin dikkatini tanımlayıcı anlamdan uzaklaştırmaya veya markanın uzun süre kalıcı etkisini oluşturmaya yeterliyse, marka tescil edilebilir niteliğe sahip olacaktır.”

Yazı boyunca yer  verdiğimiz Genel Mahkeme kararından anlaşılacağı üzere incelenen vakada, “Liiga” ibaresinin stilize yazım biçimi ve buna ilaveten şekil unsuru ortalama tüketicinin algısını tanımlayıcı kelime unsurundan uzaklaştırabilecek nitelikte görülmemiştir. Bu haliyle değerlendirmenin 556 sayılı KHK’nın 7/1-(c) bendinde yer alan esas unsurun tespiti değerlendirmesine de yaklaştığı söylenebilir. İncelenen vakada, yeteri derecede ayırt edici bulunmayan şekil unsuru ve stilize yazım biçimi, EUIPO Temyiz Kurulu ve Genel Mahkeme tarafından markanın esas unsuru olarak değerlendirilebilecek kelime unsurunun tanımlayıcılığını ortadan kaldırır nitelikte görülmemiştir.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2016

unsalonderol@gmail.com

Sigara Üretimi, Sunumu ve Satışı Hakkındaki 2014/40 Sayılı AB Direktifi Adalet Divanı Tarafından Değerlendirildi (C-547/14 Sayılı Ön Yorum Kararı)

tobacco_products_high

Avrupa Birliği Adalet Divanı, bugün (4 Mayıs 2016) açıkladığı C-547/14 sayılı ön yorum kararıyla -merakla takip ettiğimiz- sigaralar için düz paketleme (plain packaging) konusuna dolaylı olarak değinmiştir.

Ön yorum kararına konu AB düzenlemesi 2014/40 sayılı Tütün ve Bağlantılı Ürünlerin Üretimi, Sunumu ve Satışıyla ilgili AB Direktifi‘dir. Direktif hakkında Philip Morris ve British American Tobacco firmaları tarafından açılan davayı gören İngiltere ve Galler Adalet Yüksek Mahkemesi (İdari Mahkeme) (High Court of Justice of England and Wales, Queen’s Bench Division (Administrative Court)), anılan direktifin bazı maddelerinin ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunda Adalet Divanı’na sorular yöneltmiş ve bu sorular divanın C-547/14 sayılı ön yorum kararı ile bugün yanıtlanmıştır. Verilen yanıtlar, kanaatimizce sigara şirketlerini üzecek içeriktedir, şöyle ki Adalet Divanı direktifin paketlerin standardizasyonu hükümlerini AB hukukuna uygun ve geçerli bulmuştur.

Adalet Divanı’nın C-547/14 sayılı kararının http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=177724&pageIndex=0&doclang=EN&mode=req&dir=&occ=first&part=1&cid=467972 bağlantısından, karar hakkındaki basın açıklamasının ise http://curia.europa.eu/jcms/jcms/P_207344/ bağlantısından görülmesi mümkündür. Değerlendirmeye konu 2014/40 sayılı direktifin tam metnine ise http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A32014L0040 bağlantısı aracılığıyla erişilebilir.

İngiltere ve Galler Adalet Yüksek Mahkemesi, diğerlerinin yanısıra aşağıdaki üç önemli soruyu da Adalet Divanı’na yöneltmiştir:

1- 2014/40 sayılı Tütün ve Bağlantılı Ürünlerin Üretimi, Sunumu ve Satışıyla ilgili AB Direktifi’nin tütün etiketleme ve paketlemeyle ilgili 8,9,10,11,12,13,14 ve 15. maddeleri orantılılık ve yerindelik ilkelerine uygun mudur?

2- Anılan direktifin 13. maddesi orantılılık ilkesine ve Temel Haklar Bildirgesi’nin 11. maddesine uygun mudur? Eğer öyleyse, söz konusu direktifin 13. maddesi uyarınca, bir tütün ürününün özellikleri hakkında hatalı bir izlenim yaratarak ürünün tüketimin teşvik eden unsurların yasaklanması, aynı zamanda tütün ürünlerinin ambalajlarındaki gerçek ve yanıltıcı olmayan ifadelerin kullanılmasını da yasaklamakta mıdır?

3- Direktifin 24(2) maddesi, tütün ürünlerinin paketlenmesinin standardizasyonu hakkında üye ülkelerin daha sert (sıkı) düzenlemeleri kabul etmesine izin vermekte midir?

Bu soruları verilen yanıtları, Adalet Divanının basın açıklamasını esas alarak aktaracak olursak:

Adalet Divanı, ilk ve ikinci soru hakkında, tütün ürünü paketlerinin, ambalajlarının veya tütün ürünlerinin üzerine teşvik edici hususların yerleştirilmesinin direktifle yasaklanmasının amacı tütün kullanımının risklerinden tüketicileri korumak olduğundan, ürün veya paket üzerine yerleştirilecek bilgi doğru olsa da, yukarıda belirtilen amacı gerçekleştirme hedefinden uzaklaşılamayacağını ifade etmiştir. Buna ilaveten, paket açıldıktan sonra görülecek sağlık uyarıları, sağlık uyarılarının konumu ve minimum boyutu, sigara paketlerinin biçimi ve paket başına konulabilecek asgari sigara sayısı gibi kurallar da Adalet Divanı tarafından orantılı önlemler olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, divana göre, ambalajların mesaj formunda sağlık uyarıları ve renkli fotoğraf içermesi ve bunların boyutunun paketin ön ve arka yüzlerinin %65’i olması önlemleri, uygunluk ve gereklilik sınırlarının ötesinde değildir.

Adalet Divanı, direktif kapsamında uyumlaştırılmamış konularda yalnızca tütün ürünlerinin ambalajlarının görünümüyle ilgili olarak, üye ülkelerin daha farklı düzenlemeleri getirebileceğini ifade ederek üçüncü soruyu yanıtlamıştır.

Adalet Divanı kararı düz paketleme konusuyla doğrudan ilgili olmasa da, özellikle yukarıda 3 numaralı soru olarak yer verdiğimiz soruya verdiği yanıt, üye ülkelerin direktifle öngörülenin ötesinde önlemler alabileceğini göstermektedir ve daha öte önlemler arasında düz paketleme de sokulabilir.

Kararın daha detaylı değerlendirilmesi, muhtemelen daha farklı yorumları da getirebilecektir, ancak değerlendirmeyi bu aşamada bırakıyor ve bugün açıklanan kararı okuyucularımıza anında haberdar etmenin zevkiyle, daha detaylı değerlendirmeyi -şimdilik- okuyucularımza bırakıyoruz.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2016

unsalonderol@gmail.com

 

Ayırt Edici Niteliğe Sahip Olmayan Kelime Unsurları ve Ayırt Edici Niteliğe Sahip Şekil Unsurlarının Kombinasyonundan Oluşan Markaların Değerlendirilmesi Hakkında EUIPO Uygulaması

euipo1

Ayırt edici olmayan veya tanımlayıcı nitelikteki bir kelime unsuru ile ayırt edici niteliğe sahip bir şekil unsurunun kombinasyonundan oluşan işaretlerin tescil edilebilirliğinin değerlendirilmesi, marka incelemesinin tartışmaya en açık ve subjektif yönlerinden birisini oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin marka mevzuatı neredeyse aynı olsa da, ulusal ofislerin birbirinden büyük ölçüde farklılaşan değerlendirmeleri ile uygulamada sıklıkla karşılaşılmaktadır. Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ulusal marka ofisleri arasındaki uygulama farklılıklarını asgari düzeye çekmek amacıyla, EUIPO ve üye ülkeler tarafından Yakınlaştırma (Convergence) Programları yürütülmekte ve uzlaşılan genel ilkelerin Ortak Bildirge (Common Communication) ismiyle kamuoyuna duyurulması da sağlanarak, sorunlu konularda AB üyesi ülkelerin marka ofislerinin bundan sonra takip edecekleri genel ilkeler belirlenmektedir.

EUIPO ve Birlik üyesi ülkelerin üzerinde uzlaşarak kamuoyuna duyurdukları son Ortak Bildirgelerden birisi, mutlak ret nedenleri ile ilgilidir ve “Ayırt Edici Olmayan/Tanımlayıcı Kelimeler İçeren Şekil Markalarının Ayırt Ediciliğine İlişkin Ortak Uygulama” başlığını taşımaktadır. 2 Ekim 2015 tarihli Ortak Bildirge’nin İngilizce aslının https://www.tmdn.org/network/web/10181/59 adresinden görülmesi mümkündür.

Bildirgede yer alan esaslar EUIPO marka uygulama kılavuzuna aktarılmış ve EUIPO uygulaması bildirge çerçevesinde güncellenmiştir. Bu yazıda EUIPO Marka Uygulama Kılavuzunun ilgili bölümü, kullanılan örneklerle birlikte, Türkçe’ye çevrilerek aktarılacak ve okuyucularımızın konu hakkındaki EUIPO uygulamasını detaylarıyla görmeleri sağlanmaya çalışılacaktır. EUIPO kılavuzunun ilgili bölümünün, takip eden bağlantının Part B: Examination, Section 4, 74-80. sayfalarında görülmesi mümkündür. (https://euipo.europa.eu/ohimportal/en/trade-mark-guidelines)

Kılavuzun ilgili bölümü; “Tüzüğün 7/1-(b),(c),(d) bentlerinde yer alan ayırt edici nitelikten yoksunluk, tanımlayıcılık ve jeneriklik gerekçeli ret halleri, işaretin ayırt edici niteliğe sahip başka bir unsurla kombinasyonun yapılması halinde ortadan kaldırabilir.” değerlendirmesiyle başlamaktadır. Bir diğer deyişle, ayırt edici nitelikten yoksun, tanımlayıcı veya jenerik bir unsurun başka unsurlarla kombinasyonu, işarete bütün olarak asgari düzeyin üzerinde ayırt edicilik kazandırıyorsa, belirtilen işaret bakımından anılan ret gerekçeleri uygulanmayacaktır. Bu durumda cevaplandırılması gereken soru, markada ayırt edici olmayan ve tanımlayıcı kelime unsuruyla birlikte yer alan figüratif unsurun, işarete asgari derecede ayırt edici nitelik kazandırıp kazandırmadığının nasıl tespit edileceği olarak ortaya çıkmaktadır.

Ortak Bildirge’den kılavuza aktarılan ve yazı boyunca yer verilecek örneklerde yer alacak “Flavor and Aroma” ibaresi “Tat ve Aroma” anlamına gelmektedir ve işaretin başvurusunun 30. sınıftaki “kahveler” malı için yapıldığı varsayılmaktadır. Diğer örneklerden “Taze Sardalya” anlamına gelen “Fresh Sardines” ibaresinin başvurusunun 29. sınıftaki “sardalyalar”, “do it yourself (kendi kendine yap)” ibaresinin kısaltması olan “DIY” ibaresinin başvurusunun 20. sınıftaki “mobilya olarak montajı yapılacak parçalardan oluşan setler”, “haşere kontrol hizmetleri” anlamına gelen “pest control services” ibaresinin başvurusunun 37. sınıftaki “haşere kontrol hizmetleri”, “hukuki danışmanlık hizmetleri” anlamına gelen “legal advice services” ibaresinin başvurusunun ise 45. sınıftaki “hukuki danışmanlık  hizmetleri” için yapıldığı kabul edilmektedir. Yukarıda verilen kelime unsurlarının tamamı ilgili mal ve hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe sahip değildir, örneklerin hepsi hayalidir ve aynı ibarenin farklı figüratif unsurlarla kullanımı yoluyla verilecek örnekler aracılığıyla kılavuzu inceleyenlerin konuyu daha iyi kavramaları amaçlanmıştır.

1. Stilize biçimde yazılmış kelime unsurları

a. Harf tipi ve yazım biçimi

Ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı kelime unsurlarının; basit, standart karakterlerde harflerle ve el yazısıyla yazımı, yazım karakterlerinde efektler (bold, italik, vb.) kullanılmış olsa da tescil edilebilir nitelikte değildir.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.1

Standart yazım karakterlerine, harflendirmenin parçası olarak grafik unsurlar eklenmişse, markanın bütün olarak ayırt edici niteliğe sahip olduğunun kabul edilebilmesi için eklenen unsurların yeteri derecede etkiye sahip olması gereklidir. Eklenen unsurlar tüketicilerin dikkatini tanımlayıcı anlamdan uzaklaştırmaya veya markanın uzun süre kalıcı etkisini oluşturmaya yeterliyse, marka tescil edilebilir niteliğe sahip olacaktır.

Ayırt edici örnekler:

cp4.2a

b. Renklerle kombinasyon

Ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı kelime unsurlarında harflere veya arka plana sadece rengin eklenmesi, markaya ayırt edici nitelik kazandırmak için yeterli olmayacaktır. Ticaret esnasında renklerin kullanımı yaygındır ve kaynak gösterir bir unsur olarak kabul edilmeleri mümkün değildir. Bununla birlikte, renklerin sıradışı ve ilgili tüketicilerce kolaylıkla hatırlanabilir belirli bir aranjmanının markaya ayırt edici nitelik kazandırabileceği göz ardı edilmemelidir.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.3c. Noktalama işaretleri ve diğer sembollerle kombinasyon

Ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı kelime unsurlarından oluşan markalara, noktalama işaretlerinin veya ticaret alanında yaygın kullanımı bulunan sembollerin eklenmesi, ilke olarak markayı ayırt edici hale getirmez.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.4d. Kelime unsurlarının pozisyonu (yön, ters yazım, vd.)

Kelime unsurlarının dik, ters veya birden fazla satırda yazımı, ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı kelime unsurlarından oluşan işaretlere, ilke olarak tescil için gerekli asgari ayırt edici niteliği kazandırmaz.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.5

Bununla birlikte, kelime unsurlarının düzenleniş biçimi nedeniyle, tüketicilerin tanımlayıcı mesajı derhal algılamadığı, onun yerine işaretin düzenleniş biçimine odaklandığı hallerde, bu düzenleniş biçiminin işarete ayırt edici nitelik kattığı kabul edilebilir.

Ayırt edici örnekler:

cp4.6

2. Kelime unsurları ve ek figüratif unsurlar

a. Basit geometrik şekillerin kullanımı

Ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı kelime unsurlarının noktalar, çizgiler, çizgi kesitleri, daireler, üçgenler, kareler, dikdörtgenler, paralelogramlar, beşgenler, altıgenler, yamuklar ve elipsler gibi basit geometrik şekillerle kombinasyonu, özellikle de adı geçen şekiller çerçeve veya sınır olarak kullanılmışsa tescil edilebilir nitelikte değildir.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.7Bununla birlikte, geometrik şekillerin diğer unsurlarla birlikte sunumunun, konfigürasyonunun veya kombinasyonunun yeteri derecede ayırt edici bir genel izlenim yaratması halinde, bu unsurlar işarete ayırt edici nitelik katabilir.

Ayırt edici örnekler:

cp4.8

b. Şekil unsurunun kelime unsuruna kıyasla konumu ve büyüklüğü (oranı)

Ayırt edici bir şekil unsuru, ayırt edici niteliği bulunmayan veya tanımlayıcı bir kelime unsuruna eklendiğinde, ilke olarak işaret tescil edilebilir hale gelir. Bununla birlikte, söz konusu figüratif unsurun, büyüklük ve konum olarak işarette açık biçimde fark edilir olması gerekir.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.9

Ayırt edici örnek:

cp4.10

c. Şekil unsurunun malların ve/veya hizmetlerin görünümü olması veya onlarla doğrudan bağlantısı bulunması

Bir şekil unsurunun aşağıdaki hallerde ayırt edici nitelikten yoksun ve/veya tanımlayıcı olduğu kabul edilir:

  • Malların ve hizmetlerin gerçek yaşamdaki tasviri olması.
  • Şekil ilgili malların veya hizmetlerin stilize veya sembolik görünümü olsa da, bu çizimin ilgili malların veya hizmetlerin genel görünümünden önemli ölçüde farklılaşmamış olması.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.11

Ayırt edici örnekler:

cp4.12Malları veya hizmetleri betimlemeyen, ancak malların veya hizmetlerin karakteristik özellikleriyle doğrudan bağlantısı bulunan şekil unsurlarının, yeteri derecede stilize olarak çizilmedikleri sürece, işarete ayırt edici nitelik katmadıkları kabul edilecektir.

Ayırt edici olmayan örnek:

cp4.13Ayırt edici örnek:

cp4.14

d. Şekil unsurunun mal ve/veya hizmetlere ilişkin olarak ticarette yaygın olarak kullanımının bulunması

Tescili talep edilen mallara ve/veya hizmetlere ilişkin olarak ticarette yaygın biçimde kullanılan veya gelenekselleşmiş şekil unsurları, ilke olarak markaya ayırt edici nitelik katmayacaktır.

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.153. Stilize kelime unsurları ve ek şekil unsurları

Tek tek değerlendirildiklerinde ayırt edici niteliğe sahip olmayan kelime ve şekil unsurlarının kombinasyon halinde sunulması, markayı ayırt edici hale getirmez.

Bununla birlikte, bu tür unsurların kombinasyonu, işaretin sunumu ve kompozisyonuna bağlı olarak kaynak gösterir biçimde de algılanabilir. Böyle bir durum, kombinasyonun oluşturduğu bütünsel izlenimin, ayırt edici olmayan veya tanımlayıcı kelime unsurunun verdiği mesajdan yeteri derecede uzaklaşmış olduğu hallerde ortaya çıkacaktır.

Örnekler:

Bir işaretin tescil edilebilir olması için, minimum derecede ayırt ediciliğe sahip olması gereklidir. Aşağıda yer alan ölçeğin amacı, ayırt edicilik eşiğinin nerede bulunduğunun ortaya konulmasıdır. Aşağıda yer verilen örnekler, soldan sağa doğru artan biçimde markanın ayırt ediciliğini güçlendiren unsurlar içermektedir, unsurların niteliğine göre markalar bütünsel olarak ayırt ediciliğe sahip değildir (kırmızı sütun) veya ayırt ediciliğe sahiptir (yeşil sütun).

cp4.16

EUIPO’nun ayırt edici niteliğe sahip olmayan ve tanımlayıcı kelime unsurlarının, şekil unsurlarıyla kombinasyonu halindeki ayırt edicilik değerlendirmesini yazı boyunca, EUIPO karar kılavuzunu çevirerek aktarmaya çalıştım. Ülkemiz uygulamasında da sıklıkla tartışılan ve genellikle örnekler bazında değerlendirilen bu konu, hiç şüphesiz inceleme konusu markalar temelinde farklı şekillerde de yorumlanabilecektir.

Yukarıda oluşturduğum maddelendirme biçimi esas alınırsa, 2.a başlığı altında yer verilen değerlendirme dışında, EUIPO karar kılavuzunda yer alan değerlendirmeler, kanaatimce oldukça yerindedir ve ülkemizdeki uygulama ile de büyük oranda benzerlik göstermektedir. 2.a başlığı altında ayırt edici bulunan örnekleri, ayırt edici bulunmayan örneklerle alt alta koyduğumdaysa, gerçekten aralarında pek bir farklılık göremiyorum ve örneklerinin tamamının ayırt edici niteliğe sahip olmadığını düşünüyorum:

Ayırt edici olmayan örnekler:

cp4.7Ayırt edici örnekler:

cp4.8

EUIPO ve taraf ülke ofislerinin bir araya gelerek ortak bir metin üzerinde uzlaşmasının ne derece zor olduğunu tahmin ettiğimden, 2.a başlığı altındaki ortak uygulamanın da uzun süren bir tartışma sonucu kaçınılmaz uzlaşma olarak ortaya çıktığını tahmin ediyorum.

Yazı (veya çeviri) umarım okuyucularımız için faydalı olur.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

GOssIP Dergisi 41. Sayısıyla Karşınızda!

gossip_41 kapak

“GOssIP” dergisinin 41. sayısı yayınlandı.

“GOssIP”, 3 ayda bir okuyucularına ulaşan ve son olarak Nisan sayısını yayımlamış ücretsiz bir marka-patent-endüstriyel tasarım dergisidir. GOssIP dergisinde, güncel marka, patent ve endüstriyel tasarım haberleri, yaratıcı tasarımlar, marka, tasarım ve buluşlara ilişkin röportajlar, mucit ve marka hikayeleri yer almaktadır.

Tüm bunlara ilaveten GOssIP dergisinin yeni sayısında tarafımdan yazılmış “Irkçı-Ayrımcı Kelimelerden veya Sembollerden Oluşan Markalar ve Kamu Düzenine Aykırılık” başlıklı bir yazı da bulunmaktadır.

gossip_41_Önder Ünsal _Sayfa_1gossip_41_Önder Ünsal _Sayfa_2

Dergiyi incelemek isteyen okuyucularımız, GOssIP’nin son sayısına aşağıdaki bağlantıdan erişimi mümkündür:

https://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_41/1

Ayrıca, aşağıda yer verilen sosyal medya hesapları aracılığıyla da GOssIP takip edilebilir:

facebook.com/gossipdergi

twitter.com/gossipdergi

instagram.com/gossipdergi

Beğenerek ve zevkle takip ettiğimiz GOssIP’ye başarılarının devamını diliyoruz.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

“Korsan” Tabirinin Kullanımı Telif Hakkı İhlalini Havalı Hale mi Getiriyor?

pirateslego

Her tür romanı ve çizgiromanı okuyarak geçen çocukluğumda en havalı bulduğum karakterlerin başında “korsanlar” gelirdi. “Jolly Roger” isimli siyah zemin üzerindeki kurukafadan müteşekkil bayrakları, kocaman yelkenlere sahip kadırgaları, kılıçları, bandanaları ve her fırsatta içtikleri romları ile korsanlar, hiç şüphesiz yerleşik otoritenin üniformalı denizcilerinden daha kahraman ve havalıydılar. Biraz büyüdükçe korsanlar hakkındaki algım pek de değişmedi, beyaz adam tarafından “keşfedilen” yeni dünyanın yerlilerinden çalınan zenginlikleri Avrupa’ya taşıyan ticaret gemilerine saldıran ve onları soyan korsanları zihnim bir türlü “basit hırsızlar” olarak kabul etmiyordu. Hatta üniversite yıllarımda en sevdiğim kıyafetim üzerinde kocaman bir “Jolly Roger” çizimi olan siyah bir tişörttü. Her romantik hikayenin bir sonu olduğu gibi korsanlarla olan sıcak ilişkilerim de bir yerde sona erdi, nereden bilebilirdim ki korsanları baş düşmanlardan birisi olarak kabul eden fikri mülkiyet camiasında çalışacağımı.

jolly roger

Korsan tabiri günümüze doğru geçen yıllar içerisinde belki daha havalı hale gelmiştir. Tüm dünyanın zevkle takip ettiği “Karayip Korsanları” film serisi, bu seride “Johnny Depp, Orlando Bloom, Penelope Cruz” gibi yıldızların korsanlar olarak performansı, Lego’nun muhteşem korsan oyuncakları, geçtiğimiz yıllarda gösterime giren korsanları anlatan “Black Sails” televizyon dizisi ve ülkemizde henüz pek bilinmese de Avrupa’da bir süredir ağırlığını hissettirmeye başlayan ve gücünü gençlikten alan patent ve telif hakkının aşırı korumasına karşı “Pirate Party (Korsan Parti)” hareketi (Korsan Parti hareketi için bkz. http://wp.me/p43tJx-1a ) gibi faktörler korsan terimine olan sempatiyi artırmış ve korsanlık insanların zihninde basit hırsızlığın ötesinde daha prestijli bir makama yerleşmiştir.

pirates2

pirate

Resmi tanımlamalar olmamakla birlikte, genellikle marka, patent, tasarım gibi sınai mülkiyet haklarını ihlal edenler taklitçi veya sahteci (counterfeiter), eser sahibinden izinsiz biçimde online dosya indirme, çoğaltma, kopyalama yaparak eser sahibinin haklarını ihlal edenlerse korsan (pirate) olarak adlandırılmaktadır. Korsan ürünlerde içerik genellikle aynı kalmakla birlikte, orijinal eser izinsiz biçimde çoğaltılalarak daha ucuz biçimde piyasaya sürülmektedir. İçeriğin değiştirildiği korsan ürünler de mevcut olmakla birlikte (bu gözler korsan kopya bir filmdeki altyazılarda İnşallah, Maşallah diyen kovboylar görmüştür), korsan kitap, CD, DVD, yazılım gibi ürünlerin temel özelliği içeriğin aynı kalması, ancak kalitenin düşük ve ürünün daha ucuz olmasıdır. Buna karşılık, sınai mülkiyet haklarının ihlali niteliğindeki taklit ürünlerde tüketici tercihini sağlayan içerik (ürün özellikleri, kullanılan malzeme, kalite, vb.) de genellikle değişmektedir. Değişmeyen tek şey gerek taklit gerekse de korsan ürünlerin fiyatlarının orijinal ürünlere göre ucuz olmasıdır.

Eser sahiplerini temsil eden kuruluşlara göre, eser sahibinden izinsiz indirme, çoğaltma ve kopyalama esas itibarıyla hırsızlıktan farklı değildir. Dolayısıyla, bu tip faaliyetleri ticari amaçla yapanlar basit hırsızlardır.

Bu noktada bu yazının konusunu oluşturan soru ortaya çıkmaktadır. Eser sahiplerince hırsız olarak görülen ve kanunun suç olarak tanımladığı faaliyetleri yürüten bu kişilere, halkın sempati duyduğu, olumlu bir imaj yüklediği ve oldukça havalı olan “korsan” isminin verilmesi bir çelişki değil midir? Torrent Freak sitesinde yayınlanan ve bu yazının yazılmasına gerekçe habere (https://torrentfreak.com/does-piracy-make-copyright-infringers-sound-cool-160424/) bu aşamada atıf yaparak, bu haberi kısaca aktarmak istiyorum.

19 Nisan 2016 tarihinde Londra’da düzenlenen “MarkMonitor Yıllık İlkbahar Sempozyumu”nda konuşan “International Federation of the Phonographic Industry (IFPI) – Uluslararası Fonogram Sanayi Federasyonu” anti-korsan bölümü başkanı Graeme Grant, “korsan” tabirinin kullanımının yasadışı dosya indirmenin engellenmesinde mani teşkil ettiğini belirtmiştir.

Graeme Green’e göre, yasadışı dosya indirme eylemi “korsan” olarak tanımlanarak cool (havalı) hale getirilmiştir. Green bu tespitini takip eden şekilde açıklamaktadır: “İnsanlar korsanlık ve korsanlar hakkındaki aksiyon filmlerini düşünmektedir. Bu tabirin kullanımı mücadele için engel teşkil etmektedir, şöyle ki insanlar havalı bir eylem gerçekleştirdiklerini düşünmektedir.” (http://www.trademarksandbrandsonline.com/news/markmonitor-annual-spring-symposium-piracy-has-been-made-cool-says-ifpi-4685)

Torrent Freak haberinde bu açıklamaya yer verilmesinin ardından hukukdışı indirmeye aracılık eden “Pirate Bay” sitesinden Spud17 takma isimli bir kişiye ve bazı kullanıcılara konu hakkındaki görüşlerini sormuştur.

“Pirate Bay” sitesinden Spud17 açıklamasında “İnsanların bizi korsan bir site olarak adlandırması umurumda değil, biz “Pirate Bay” sitesiyiz ve logomuzda bir korsan gemisi var, hepsi bu. Herşey algıya indirilmiş durumda ve korsanlığın kötü bir şey olduğunu düşünen kişilerle harcayacak zamanım yok, çünkü bu kişiler bizim neden var olduğumuzu bile algılayamamış haldeler.” ifadelerini kullanmıştır.

Yasadışı dosya indiren “Paul” isimli bir kullanıcı ise; “Ben kendimi bir dosya indirici olarak görüyorum. Müzik ve filmleri kendi kişisel kullanımım için indiriyorum. Bunu da romantik veya havalı bir şey olarak görmüyorum. Bana kalırsa, bu siteleri işletenler korsandır ve bana aynı ismin takılmış olmasını haklı görmüyorum.” demiştir.

İki diğer kişinin yorumuysa “Korsan etiketini şeref madalyası olarak taşımakla suçlanıyoruz ve işlediğim suçlardan suçlu bulunuyorum. Kendinizi korsan olarak adlandırmak, “müzik hırsızı” veya benzer başka bir terimle adlandıırlmaktan daha eğlenceli.” yönündedir.

Bir diğer torrent sitesi yönetici ise “İnsanların benimki gibi sitelere ne isim verdiği umurumda değil. Eğer korsan bir site olduğumu düşünüyorlarsa kendileri bilir. Gerekli süreçler tamamlanmadan büyük firmalarca kanun karşısında korsan olarak adlandırılmak kötü bir şey. Korsanlar çalar. Bizim sitelerimiz çalmıyor.” ifadelerini kullanmıştır.

Torrent Freak bu yorumların altında telif hakkı sahiplerinin bir süredir “korsan” yerine “content thief (içerik hırsızı)” teriminin kullanılmasını sağlamaya çalıştığı tespitini yapmıştır.

Spud17’nin bu konudaki yorumu da dikkat çekicidir: “Hırsızlık bir şeyin izin olmadan kalıcı olarak götürülmesidir. Korsanlık veya dosya paylaşımı, bir şeyi kopyalamak ve başkalarıyla paylaşmak hakkındadır, bu da ortaya çıktığımız andan bu yana insanlar tarafından yapılmaktadır. Kültürümüzü her zaman birbirimizle paylaşmışızdır. Bizi istedikleri gibi adlandırabilirler, bunu dijital çağ başlamadan önce de yapıyorduk ve devam edeceğiz. Korsan veya dosya paylaşımcısı veya kopyacı, terimlerin önemi yok, yaptığımızın önemi var.”

“Korsan” terimi yazının başında açıkladığım nedenlerle benim açımdan da olumsuz değil, tersine eğlenceli, havalı, popüler tabirle “cool” bir çağrışım yapmaktadır. Eser sahiplerini temsil eden kuruluşların, eğer korsana karşı mücadelelerinde kararlılarsa, hedeflerini tanımlamak için “korsan” yerine başka bir tabiri seçmeleri kanaatimce de yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

 

Devletler Kendi Adlarını Marka Olarak Tescil Ettirebilir mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin “MONACO” Kararı (T-197/13)

monacoview200913_afp

 

Bir devlet kendi adını marka olarak tescil ettirebilir mi?

Bu sorunun yanıtı Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi’ne göre “mallara ve hizmetlere ilişkin olarak tanımlayıcılık ve ayırt edici nitelikten yoksunluk halleri mevcutsa” HAYIR’dır.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin belirtilen tespiti içeren 15 Ocak 2015 tarihli T-197/13 sayılı kararının tam metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=9ea7d0f130d544f49bc745124320ad16dfe06fa2c401.e34KaxiLc3eQc40LaxqMbN4OchmTe0?text=&docid=161382&pageIndex=0&doclang=EN&mode=req&dir=&occ=first&part=1&cid=9654 bağlantısından erişilmesi mümkündür.

Bu yazının konusunu oluşturan T-197/13 sayılı kararın verilmesine gerekçe olan süreç aşağıda özetlenecektir:

Monako Devleti’ne ait “S.A.M. Marques de l’Etat de Monaco – MONACO BRANDS L’Estoil” firması “MONACO” kelime markasını Madrid Protokolü kapsamında 1069254 sayıyla uluslararası marka olarak tescil ettirir. Uluslararası tescil kapsamında başvurunun yönlendirildiği taraf ülkeler arasında Avrupa Birliği de bulunmaktadır.

MONACO

Yeni adıyla Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (eski adıyla OHIM – yazı boyunca ofis yeni kısaltmasıyla EUIPO olarak anılacaktır), Nicé sınıflandırmasının 9, 12, 14, 16, 18, 25, 28, 35, 38, 39, 41 ve 43. sınıflarına dahil çeşitli malları ve hizmetleri içeren başvuruyu alır ve inceleme süreci başlar.

EUIPO uzmanı 1 Nisan 2011 tarihinde, ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle başvuruyu “Sınıf 9: Manyetik veri taşıyıcılar; Sınıf 16: Diğer sınıflarda yer almayan kağıt ve kartondan yapılmış malzemeler; basılı yayınlar; fotoğraflar; Sınıf 39: Ulaşım hizmetleri; seyahat düzenlenmesi hizmetleri; Sınıf 41: Eğlence hizmetleri; spor faaliyetleri hizmetleri; Sınıf 43: Geçici konaklama hizmetleri.” bakımından kısmen reddeder.

Monako Prensliği hükümetini temsilen başvurunun sahibi olan firma bu karara karşı itiraz eder ve itiraz EUIPO Temyiz Kurulu’nca incelenir.

Temyiz Kurulu, 29 Ocak 2013 tarihli kararı ile kısmi ret kararını yerinde bulur ve başvuru sahibinin itirazını reddeder. Kurula göre, kısmi redde konu mal ve hizmetlerle başvuruyu münhasıran oluşturan “Monaco” ibaresi arasında coğrafi kaynak belirtilmesi anlamında yeteri derecede doğrudan ve somut bir ilişki vardır. “Monaco” ibaresi aynı isme sahip coğrafi bölgeyi işaret etmektedir ve Avrupa Birliği dahilindeki her ülkede ilgili mal ve hizmetlerin coğrafi kaynağını veya varış noktasını (hedefini-amacını) bildiren bir adlandırma olarak anlaşılacaktır. Bu bağlamda “Monaco” ibaresi kısmi ret kararı kapsamındaki mallar ve hizmetler bakımından tanımlayıcıdır ve aynı nedenlerle ayırt edici nitelikten de yoksundur.

Başvuru sahibi bu karara karşı Adalet Divanı Genel Mahkemesi nezdinde dava açar ve dava Genel Mahkeme’nin 15 Ocak 2015 tarihli T-197/13 sayılı kararı ile sonuçlandırılır.

Davacının ilk iddiası Temyiz Kurulu kararının yeteri derecede gerekçeli olmadığı yönündedir. Mahkeme bu iddiayı yerinde bulmaz ve akabinde başvurunun tanımlayıcı olduğu ve ayırt edici niteliğe sahip bulunmadığı yönündeki kararın yerinde olmadığına dair davacı iddialarını inceler.

Davacı ilk olarak, başvuru sahibinin bir devlet (Avrupa Birliği üyesi olmayan üçüncü bir devlet) olduğunu belirtmekte ve bu nedenle bu devlet adına yapılan başvuru için ret kararı verilemeyeceğini öne sürmektedir.

Marka Tüzüğü’nde belirtildiği üzere her gerçek veya tüzel kişinin Birlik Markası sahibi olması mümkündür ve dolayısıyla kamu tüzel kişilikleri de Birlik Markası sahibi olabilir. Birlik üyesi olmayan devletler de, AB hukuku açısından kamu hukuku çerçevesinde kurulu tüzel kişilerdir ve bu devletler adına yapılan Birlik Markası başvuruları için de Birlik Marka Tüzüğü hükümleri uygulanacaktır. Bu çerçevede Monako Devleti’ni temsilen hükümeti adına yapılan başvurunun mutlak ret nedenleri çerçevesinde reddedilmesinde şekli bir yanlışlık bulunmamaktadır.

Mahkeme, EUIPO Temyiz Kurulu’nun “bir kamu veya hükümet organı, bir markaya sahip olmak için ilkesel bir yetkiye sahip değildir” şeklinde yorumunu yerinde bulmuştur.

Davacı, Genel Mahkeme’nin Adalet Divanı’na iki ön yorum sorusu sormasını istemiş olmakla birlikte, ön yorum sorusu sorma yetkisi Genel Mahkeme’ye değil, ulusal mahkemelere aittir.

Belirtilen nedenlerle davacının ilk iddiası haklı görülmemiştir.

Davacının ikinci iddiası korunması gereken genel yararın belirlenmesinde Temyiz Kurulu’nun hatalı bir değerlendirme yapmış olduğudur.

Tüzüğün 7/1-(c) bendi kapsamında tanımlayıcı markaların reddedilmesinin nedeni, mal veya hizmetlere ilişkin özelliklerin isimlerinin tüm ekonomik aktörler tarafından serbestçe kullanımının sağlanmasıdır. Davacıya göre, bir devletin ismi olan “Monaco” ibaresi bakımından belirtilen durum söz konusu değildir.

Mahkemeye göre bu iddianın dayanağı yerinde değildir. Şöyle ki, marka tescili talebi, AB hukukunun Monako’ya empoze edilmesi anlamına gelmemektedir, tersine AB sınırları dahilinde marka korumasının avantajlarından başvuru sahibi Monako devletinin yararlanmasını sağlama amacına yöneliktir. Talebin etkisi, iç pazarın sınırları dahilinde marka koruması elde edecek tüm ekonomik aktörlerin sahip olacakları yetkilerle aynı olacaktır.

Davacı, Temyiz Kurulu’nun kamunun ilgili kesimini, kısmi ret kararına konu malların ve hizmetlerin bir bölümü bakımından ortalama tüketiciler, bir bölümü bakımındansa kamunun özel bir bölümü olarak belirtmesini, Monako’nun lüks ve şöhretle özdeşleşmiş olması yönündeki ima da dikkate alınınca, tüketici profilinin net olarak belirtilmemiş olması nedeniyle yerinde bulmamaktadır.

Genel Mahkeme’ye göre, özellikle coğrafi yer adlarının ortak kullanıma açık kalması kamu yararınadır. Bunun tek nedeni, coğrafi yer adlarının kalite veya ilgili mal ve hizmetlerin özelliklerine ilişkin gösterge olmaları değil, aynı zamanda tüketici zevklerini çeşitli yollarla etkileyebilen adlandırmalar olmalarıdır. Buna ilaveten belirtilmelidir ki, coğrafi yer isimlerinin reddedilmesinin ilk nedeni halihazırda ünlü oldukları mallar ve hizmetler için tüketicilerin zihninde ilgili mal ve hizmetlerle özdeşleşmiş olmalarıyken, ikinci nedeni malların ve hizmetlerin coğrafi kaynağını belirtmeleri nedeniyle, tüm işletmelerce kullanılabilecek coğrafi yer isimlerinin, ilgili mal ve hizmetler açısından tüm işletmelerce ortak kullanıma açık bırakılmaları gerekliliğidir (Peek & Cloppenburg v OHIM (Cloppenburg) kararı, T‑379/03 – 25 Ekim 2005, paragraf 47).

Bununla birlikte, Tüzük madde 7/1-(c); ilgili tüketici kesimince bilinmeyen veya en azından coğrafi yer ismi olarak bilinmeyen veya tüketicilerin coğrafi yer ismiyle ilgili mal ve hizmetler arasında bağlantı kurmayacağı ve mal ve hizmetlerin coğrafi kaynağı olarak algılamayacağı adlandırmaların tescil edilmesini ilke olarak engellemez.

Sayılan tüm hususların ışığında, coğrafi yer isimlerinin tanımlayıcılığı, ilgili mal ve hizmetler ve kamunun ilgili kesiminin algısı esas alınarak değerlendirilmelidir (Cloppenburg kararı paragraf 37).

EUIPO bu değerlendirmeyi yaparken, coğrafi yer adının, kamunun ilgili kesimini oluşturan kişilerce bir yer adı olarak bilinip bilinmediğini ortaya koymak durumundadır. Bunun ötesinde, inceleme konusu yer adı, kamunun ilgili kesimince değerlendirmeye konu mallar ve hizmetler açısından bir çağrışım oluşturmalı veya bu ismin belirtilen kişiler açısından coğrafi kaynak belirttiğini varsaymak akla yatkın olmalıdır. Bu değerlendirmeyi yaparken, kamunun ilgili kesiminin inceleme konusu coğrafi yer ismine, o isimle işaret edilen özelliklere ve ilgili mallara ve hizmetlere aşinalığı özellikle dikkate alınmalıdır (Cloppenburg kararı paragraf 47).

Mevcut vaka belirtilen hususlar ışığında incelendiğinde, başvuruya konu “Monaco” ibaresinin, yüzölçümü ve nüfus bakımından oldukça küçük olmasına rağmen, kraliyet ailesi, Formula 1 Grand Prix otomobil yarışı ve bir sirk festivali nedeniyle tüm dünyada bilinen bir prensliğin adı olduğu açıktır. Buna ilaveten, Monaco, Avrupa Birliği ülkelerinden Fransa ile sınırı olması, İtalya’ya yakınlığı ve Euro para birimin kullanması gibi nedenlerle AB vatandaşlarınca daha da fazla bilinmektedir. Bu çerçevede, incelenen vakada konuştuğu dile bakılmaksızın kamunun ilgili kesimi için “Monaco” ibaresinin aynı isimdeki coğrafi bölgeyi çağrıştıracağına şüphe yoktur.

Genel Mahkeme, kısmi ret kararının konusu mal ve hizmetlerin niteliği dikkate alındığında, Temyiz Kurulu’nun kamunun ilgili kesimini bazı mal ve hizmetler bakımından ortalama tüketiciler, bazı mal ve hizmetler bakımındansa özel bir kitle olarak tespit etmesini yerinde bulmuştur.

Belirtilen nedenlerle davacının bu yöndeki argümanları da haklı görülmemiştir.

Davacının bir diğer iddiası kısmi ret kararına konu mal ve hizmetlerle, bir yer coğrafi yer ismi olarak “Monaco” ibaresi arasında bir ilişki bulunmadığıdır. Davacıya göre bu açık bir hata niteliğindedir. Davacı, kamunun ilgili kesiminin, manyetik veri taşıyıcılar, nakliye ve geçici konaklama hizmetleri ile “Monaco” ismi arasında bir bağlantı kurmayacağı görüşündedir. Buna ilaveten, Formula 1 ve sirk gösterileri bakımından, “Monaco” ibaresinin değil, bu hizmetleri meşhur eden kişilerin sahip oldukları (ve inceleme konusu başvuruyla benzerliği bulunmayan) markaların bilindiğini öne sürmektedir.

Genel Mahkeme, davacının iddialarına katılmamaktadır. Mahkemeye göre, Temyiz Kurulu’nca reddedilen mallar ve hizmetlerin “Monaco” ibaresiyle yeteri derecede açık ve somut bağlantısı bulunmaktadır, bu çerçevede “Monaco” ibaresi kısmi ret konusu mal ve hizmetlerin coğrafi kaynağını, varış noktasını (hedefini-amacını) veya hizmetlerin sunum yerini bildiren bir adlandırma niteliğindedir ve tüm bunların sonucunda ilgili mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcıdır.

Davacının, ülkenin tam ismi yani “Principality of Monaco (Monako Prensliği)” ibaresi ile başvuruya konu “Monaco” ibaresi arasında ayırım yapılması gerektiği yönündeki iddiası da kabul görmemiştir.

Belirtilen nedenlerle davacının, Temyiz Kurulu’nun tanımlayıcılık gerekçesiyle 7/1-(c) bendi kapsamında verdiği ret kararına karşı öne sürdüğü argümanlar, Genel Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir.

Genel Mahkeme sonrasında ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçeli ret kararına karşı öne sürülen argümanları değerlendirmiştir.

Adalet Divanı’nın yerleşik içtihadına göre, bir kelime markası malların ve hizmetlerin özellikleri bakımından tanımlayıcısıysa, bu marka aynı zamanda ilgili mallar ve hizmetler bakımından ayırt edici nitelikten yoksundur.

İncelenen vakada Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun tanımlayıcılık gerekçeli kısmi ret kararını yerinde bulmuştur, dolayısıyla yukarıda belirtilen içtihat da göz önüne alındığında, aynı mal ve hizmetler bakımından ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen kısmi ret kararı da yerindedir.

Belirtilen nedenlerle davacının, Temyiz Kurulu’nun ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle 7/1-(b) bendi kapsamında verdiği ret kararına karşı öne sürdüğü argümanlar, Genel Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir.

Adalet Mahkemesi Genel Mahkemesi, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan gerekçelerle, EUIPO Temyiz Kurulu kararını yerinde bulmuş ve Monako Prensliği’nce açılan davayı reddetmiştir.

Genel Mahkeme’nin aktarmaya gayret ettiğimiz kararı, Avrupa Birliği yargısına göre, devlet isimlerinin tescili taleplerinin, başvuru sahibinin devletin kendisi olması halinde dahi coğrafi kaynak gösterme ve ayırt edicilik bakımından değerlendirmeye tabi tutulacağını ve başvuru sahibinin devletin kendisi olmasının ret kararının uygulanabilirliğini ortadan kaldırmayacağını göstermektedir.

Devlet ismini tescil ettirmek isteyen kişinin devletin kendisi değil üçüncü kişiler olması halinde, coğrafi kaynak belirtme anlamında tanımlayıcılık ve ayırt edici nitelikten yoksunluk nedenlerine ilaveten, diğer hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı ise WIPO toplantılarında uzun süredir tartışılan bir konudur ve bu hususun da başka bir yazıda irdelenmesi planlanmaktadır.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

“Fikri Mülkiyet ve Gençlik” Araştırması EUIPO Sitesinde Erişime Açıldı

ipandyouth

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO), “Fikri Mülkiyet ve Gençlik” adlı araştırmayı 6 Nisan 2016 tarihinde internet sitesinde yayınlamıştır.

Avrupa Birliği üyesi 28 ülkede 15-24 yaş aralığındaki gençler esas alınarak yapılan araştırmanın raporuna https://euipo.europa.eu/ohimportal/en/web/observatory/ip-youth-scoreboard bağlantısından erişim mümkündür.

Araştırmanın temel amacı gençlerin fikri mülkiyet hakları konusunda online ortamlarda ne şekilde hareket ettikleri konusunda, özellikle de yasal ve yasadışı kaynaklarda sunulan dijital içeriği ve fiziki malları elde etme hususlarında ortaya çıkan temel yönlendiriciler ve bariyerler hakkında bilgi toplamaktır.

Araştırma sonucunda ortaya çıkan temel bulgulara göre; genç Avrupalılar, fikri mülkiyet hakları konusunda bilgi eksikliği ve etkili iletişim yöntemlerinin yokluğunu hissetmektedir. Bu nedenle de fikri mülkiyet haklarını ihlal edip etmediklerini bilmeden hareket etmektedir.

Gençlerin %25’i son 12 ay içerisinde dijital içeriğe erişim için yasadışı yolları bilinçli biçimde kullanmıştır. Ankete katılanların 2/3’ü yüksek fiyatları yasadışı kaynakları kullanma konusundaki başlıca faktör olarak göstermektedir ve ankete katılanların 1/3’üne göre içeriğe erişebilirlik yasadışı kaynakları kullanma konusundaki bir diğer önemli faktördür.

Gençlerin %12’si son 12 ay içerisinde bilinçli olarak taklit bir ürün satın almıştır. Taklit ürün satın alanların yarısından fazlası fiyatı bu tip alışverişlerin temel etkeni olarak göstermektedir.

“Fikri Mülkiyet ve Gençlik” araştırması 28 AB üyesi ülkede, 15-24 yaş aralığındaki 24295 genç üzerinde yapılmıştır. Raporun bütününün okuyucularımız için ilgi çekici olacağını düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

Kızıl Yıldız Sembolü Telif Hakkı Korumasına Konu Olabilir mi? O Zaman Enternasyonalizm İlkesine Ne Olacak?

redstar

The Moscow Times internet gazetesinde 6 Nisan 2016 tarihinde yayınlanan bir haber (http://www.themoscowtimes.com/business/article/russias-communists-want-red-star-symbol-copyrighted/564831.html), belki de lisans eğitimimin siyaset bilimi alanında olması nedeniyle özellikle ilgimi çekti. Şöyle ki, haberin içeriği şu ana dek siyaset bilimi alanında öğrendiklerim bakımından bana şaşırtıcı geldi. Habere göre Rusya Federasyonu Komünist Partisi, Kızıl Yıldız sembolü üzerinde kendi devletlerinin telif hakkı sahibi olduğunun ortaya konulması ve yabancı şirketlerin bu sembolü ürünleri üzerinde kullanmalarının engellenmesi amacıyla girişimlere başlamıştır. Haberin detaylarına sonradan girmek üzere öncelikle Kızıl Yıldız sembolü, kullanımı ve bu sembolü ürünleri üzerinde marka olarak kullanan firmalar hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

Komünist Parti denilince aklınıza ilk gelen birkaç sembolü sıralayın denilirse, muhtemelen yanıtların çoğu “Kızıl Yıldız” şekli, Karl Marx veya Lenin’in çok bilindik portreleri veya Che Guevara’nın meşhur yıldızlı bereli pozu olacaktır. Bu noktadan hareketle Kızıl Yıldız şeklinin komünizm ve partiyle siyaseten özdeşleşmiş bir şekil olduğunu kabul etmek yerinde olacaktır.

Kızıl Yıldız’ın Komünist Parti ve Kızıl Ordu tarafından tam olarak hangi tarihte kullanılmaya başlandığı veya bu sembolü kimin seçtiği tam olarak bilinmemekle birlikte, Wikipedia’dan eriştiğim bilgiler kullanımın ilk olarak Bolşevikler ve Beyaz Ordu arasındaki Rus İç Savaşı’nda başladığını ve o tarihten bu yana dünya üzerindeki çoğu Komünist Parti ve örgütün Kızıl Yıldız sembolünü kullandığını ortaya koymaktadır. Konu hakkında temel bilgilerin https://en.wikipedia.org/wiki/Red_star bağlantısından görülmesi mümkündür.

Peki, Kızıl Yıldız sembolünü dünya üzerinde yalnızca komünist parti veya örgütler mi kullanmaktadır? Görsel hafızamızı biraz zorlayarak Kızıl Yıldızı taşıyan ve Komünist Parti’yle hiçbir bağlantısı bulunmayan bazı ticari markaları da anımsayabiliriz. Bu durumda bira severlerin aklına Heineken markalı biralar, mineral suyuna çok para vermeyi sevenlerin aklına San Pellegrino markalı mineral suları, alışveriş severlerin aklına ise A.B.D.’li perakende zinciri Macy’s gelecektir şüphesiz. Sporseverler ise Sırp takımı Kızılyıldız Belgrad Spor Kulubü’nü anımsayabilirler, ancak takımın isminin eski Yugoslavya’daki komünist dönemle bağlantısı açıktır.

heineken_bottle_cans sanpellegrino

macys

Heineken şirketine ait bir web sayfasından ürünleri üzerinde Kızıl Yıldız şeklinin 1930’lu yıllarda kullanılmaya başlandığını, hatta bu renkteki şekil nedeniyle Soğuk Savaş döneminde bazı ülkelerde yıldızın beyaza çevrildiğini öğrenmekteyiz. 1991 yılından bu yana (yani Soğuk Savaşın bitiminden bugüne) ise ürünlerin tamamı üzerinde yeniden Kızıl Yıldız kullanılmaktadır. Merak edenler http://www.heinekencollection.com/stories/the-heineken-label/ bağlantısını inceleyebilir.

https://www.finedininglovers.com/blog/food-drinks/s-pellegrino-label-history/ sayfasındaysa San Pellegrino mineral sularının ve markasının hikayesi anlatılmaktadır. Bu bilgilere göre San Pellegrino şişelerinde Kızıl Yıldız sembolü Rus İç Savaşı’ndan çok önce 1900’lü yıllarından başında kullanılmaya başlanmıştır.

Macy’s firmasının Kızıl Yıldız sembolünü kullanımına gelecek olursak, yaptığım araştırma şirket kurucusunun Kızıl Yıldız sembolünü geçmişte denizcilik alanındaki başarılarına referans yapmak amacıyla 1860’lı yıllarda kullanmaya başladığını göstermektedir. (bkz. https://www.macysinc.com/press-room/macysinc-history/macys-a-history/default.aspx)

Yapılan saptamalar göstermektedir ki, en azından San Pellegrino ve Macy’s bakımından Kızıl Yıldız sembolünün marka olarak kullanımı Rus İç Savaşı ve Komünist Parti’den çok daha öncedir.

Yazının başında yer verdiğimiz habere dönecek olursak.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi, Kızıl Yıldız sembolünün yabancı firmalar tarafından markaları üzerinde kullanımından son derece rahatsızdır ve Rus devletinin bu sembolü telif hakkı kapsamında koruması amacıyla Rusya Federasyonu devletinin girişimlerde bulunmasını talep etmektedir.

Rus meclisi Duma’nın başkan yardımcısı ve Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin baş hukukçusu Vadim Solovyov, Rus Lenta.ru haber portalına yaptığı açıklamada yoldaşlarının Rus Başbakanı Dimitri Medvedev’e talepte bulunarak, kendisinden askeri bayraklarında yer alan ve zaferi simgeleyen Kızıl Yıldız başta olmak üzere devlet sembollerinin korunmasını isteyeceklerini belirtmiştir. Solovyov’a göre “Bazen sembollerimiz ticari amaçlarla kullanılmaktadır ve devlet, devlet sembollerinin yabancı firmalarca ticari amaçlarla kullanımını engellemelidir.” Solovyov için yabancı şirketlerin kendi devlet sembolleri ile hiçbir bağlantıları bulunmamaktadır. Solovyov’a göre, Rus şirketleri Kızıl Yıldız sembolünü tahrif etmedikleri veya yanlış biçimde kullanmadıkları sürece sembolü kullanmaya devam edebileceklerdir.

Haberi ve açıklamaları okuduktan sonra kendi adıma bir hayli şaşırdığımı ifade etmek istiyorum. Öncelikle, Kızıl Yıldız sembolü oldukça basit ve yaygın kullanılan bir şekildir ve siyasi kullanımı dışında ticari kullanımı da bulunmaktadır. Bu haliyle bu işareti ticari olarak her kullananın Komünist Parti’yle ilgili veya bağlantılı bir kullanımı öngördüğünü kabul etmek kanaatimce pek olası değildir. Buna ilaveten, Türkiye’de dahi büyükşehirlerin neredeyse her köşebaşında satılan Che portre veya tişörtleri göz önüne alındığında Kızıl Yıldız sembolünün Komünist Parti’yle ilgili veya bağlantısı kurulabilecek kullanımını uluslararası boyutta engellemek de pek mümkün gözükmemektedir. Ayrıca, Kızıl Yıldız sembolünün uluslararası korumasını sağlayacak doğru koruma biçimi telif hakkı tescili mi, uluslararası marka tescili mi yoksa Paris Sözleşmesi uyarınca ulusal sembollerin korunmasını sağlayacak altıncı madde mekanizması mı olmalıdır, o konuda da doğrusu çok emin değilim.

Bir an için Kızıl Yıldız sembolünün uluslararası korumasını Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin talebi üzerine Rusya Federasyonu’nun sağladığını düşünecek olursak, acaba bu enternasyonal işareti kullanan diğer Komünist Partiler, Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nden lisans hakkı almak zorunda mı kalacaklardır? Bu durumda komünizmin temel unsurlarından enternasyonalizm ne anlama gelecektir veya anlamını yitirecek midir? Tüm bunların ötesinde Avrupa’da yükselişini sürdüren Korsan Parti gibi yeni tip özgürlükçü partiler, telif hakkı veya patentlerin aşırı korumasına karşı özellikle gençlerin kitlesel tepkisini ortaya koyup yeni bir özgürlük tanımı yaparken, temelde insanın özgürleşmesini hedef olarak koyan komünist ideolojinin telif hakkı yoluyla Kızıl Yıldız sembolünün ticari kullanımını engellemekle uğraşması ne derecede yerinde olacaktır? Bu sorular kafamda dolaşırken, yazıda yer verdiğim açıklamaların aslında Rusya’daki yabancı şirketlerin, Ruslar için çok önemli olan ve zaferi simgeleyen Kızıl Yıldız sembolünü kullanmasını engellemek amacıyla sınırlı ve bir ölçüde de milliyetçi ve korumacı bir refleks olabileceğini de kabul edebiliriz.

Gelişmeler ve sonucun ne olduğunu gelecek günlerde göreceğiz, ama bir şekilde Kızıl Yıldız sembolü Rusya Federasyonu adına telif hakkı veya uluslararası marka olarak tescil edilir ve bunun korunması için korsan veya taklide karşı Rusya Federasyonu Komünist Partisi adına baskınlar yapılırsa çok ilginç gelişmelerle karşılaşacağımızı şimdiden kabul edebiliriz.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2016

unsalonderol@gmail.com

 

 

IPR Gezgini’ni Sosyal Medyada Takip Ederek Güncel Gelişmelerden Haberdar Olabilirsiniz

iprgezfacebook

 

http://www.iprgezgini.org sitesinde fikri mülkiyet hakları alanında dünyadaki gelişmeleri, haberleri, sınai mülkiyet ofislerinin ve mahkemelerin önemli kararlarını paylaşan IPR Gezgini, sosyal medyada Facebook hesabında sitede yazı haline getirmediği diğer önemli fikri mülkiyet hakları haberlerini ve fikri mülkiyet hakları etkinliklerini paylaşıyor. Paylaşımlar arasında fikri mülkiyet hakları hakkında internette yayınlanmış önemli yazıların bağlantıları ve fikri mülkiyet alanında çalışan yerli ve yabancı sivil toplum örgütlerinin, resmi kurumların ve yayın organlarının güncel paylaşımları da yer alıyor.

Yukarıda yer verdiğimiz içerikte bilgi, haber ve duyurulardan haberdar olmak ve hatta önemli bulduğunuz gelişmeleri diğer IPR Gezgini okurlarıyla da paylaşmak isterseniz, IPR Gezgini facebook hesabını aşağıdaki bağlantıyı kullanarak arkadaşlarınız arasına ekleyebilirsiniz:

https://www.facebook.com/profile.php?id=100008346701691

Fikri mülkiyet hakları konusunda her tür paylaşım ve işbirliğine hazırız ve sizlerin de katkılarını bekliyoruz.

IPR Gezgini

iprgezgini@gmail.com

 

Pozisyon Markalarının Tescil Edilebilirliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin “STEIFF” Oyuncak Ayı Kararları (T-433/12, T-434/12)

steiff-bear-ear-tag-bear

 

Birkaç yıl öncesine kadar, birçok genç kadını sokaklarda sıklıkla ellerinde güçlükle taşıdıkları kocaman oyuncak ayılarla görüyordum. Artık eskisi kadar sık görmediğimden modası mı geçti bilmiyorum, ama erkeklerin sevgililerine kocaman oyuncak ayılar hediye ederek ne mesaj vermeye çalıştıklarını ve de genç kadınların kocaman bir ayıyı hediye olarak almaktan nasıl bir zevk aldıklarını doğrusu merak ediyorum. Belki de ben bir oyuncak ayı hediye ederek bu heyecanı kendim yaşayıp, cevabı deneyimlemeliyim.

IPR Gezgini’ninde yazdığım konular dikkate alındığında, yazının girişinin son derece anlamsız olduğunun farkındayım. Herşey şöyle gelişti, bir okuyucumuzla pozisyon markaları hakkında yazışıyorduk, kendisinin bana gönderdiği bir metinde Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin oyuncak ayıcıklarda yer alan bir pozisyon markası başvurusu hakkındaki kararını fark ettik, ben bunu fırsat bulursam yazayım dedim. Kararı okurken Türkiye’de oyuncak ayıcıkları en çok nerede gördüğüm aklıma geldi ve yazıyı yazarken de ilk onu belirtmek istedim. Tüm bu bilinç akışına ve yazının hazırlanmasına vesile olan okuyucumuz Mine Güner’e de buradan teşekkür ediyorum.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Ocak 2014 tarihinde verdiği T-433/12, T-434/12 sayılı “Steiff” kararları bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Yazı içeriğinde atıflar T-433/12 sayılı karara yapılacaktır. Kararın resmi İngilizce çevirisi henüz yapılmamıştır, dileyen okuyucularımız kararın Fransızca aslına http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=146427&pageIndex=0&doclang=FR&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=696116 bağlantısından erişebilir.

Yazıya başlamadan önce, inceleme konusu kararın konusunu oluşturan “pozisyon markalarını” kısaca tanımlamak yerinde olacaktır. Pozisyon markası, en basit ifadeyle, belirli bir işaret veya unsuru, bir ürün üzerinde, her zaman aynı yere yerleştirmek olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda pozisyon markaları, bir işareti ürün üzerine ve ürün üzerinde her zaman aynı yere yerleştirme eylemlerinin bir kombinasyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kombinasyonun markanın kaynak gösterme ve ayırt edicilik işlevlerini yerine getirdiği iddia edilmektedir. Bu bağlamda pozisyon markalarının koruma konusu iki bileşenden oluşmaktadır: İşaret ve ürün üzerindeki yeri. (bkz. “Taking a Position” – Claire Lehr, Gabriele Engels, http://www.grur.org/uploads/media/GRUR_NL_Sonderausgabe2014_web.pdf) Bağlantısını verdiğimiz makalenin pozisyon markaları hakkında OHIM, UKIPO, DPMA ve AB yargısı uygulamalarını detaylı biçimde aktaran bir metin olduğu bilgisini vererek, “Steiff” kararını kısaca aktarmaya başlıyorum.

Ünlü Alman oyuncak üreticisi “Margarete Steiff GmbH”, 12 Ekim 2010 tarihinde İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi’ne başvuruda bulunarak, aşağıdaki yer verilen şekil markalarının “oyuncak hayvanlar” için tescil edilmesini talep eder.

steiff1

steiff2

Markaların tarifnamesinde markaların pozisyon markası olduğu belirtilmekte ve koruma talebinin konusu, dolgu oyuncak hayvanın kulağının ortasına yerleştirilmiş parlak veya mat yuvarlak metal bir düğme şekli veya bu düğmeye bağlı dikdörtgen bir kumaş etiket olarak tarif edilmektedir. Düğme kulaktan küçüktür ve kulak düğmenin etrafını tamamen çevirmektedir. Kulağın şekli ve boyutu değişkendir ve koruma talebinin konusu değildir. Noktalarla çizilmiş çizgiler markanın parçası değildir ve sadece markanın ürünler üzerindeki konumunu gösterme amacına hizmet eder. Noktalı çizgilerle gösterilmiş hayvan kafası şekli sadece bir örnektir ve korumanın konusu sadece bu hayvan kafası şekliyle sınırlama niyeti bulunmamaktadır.

OHIM uzmanı başvuruları, başvuruların ayırt edici özelliğinin bulunmaması nedeniyle reddeder ve başvuru sahibi kararlara karşı itiraz eder. İtirazları inceleyen OHIM Temyiz Kurulu itirazları haklı bulmaz ve itirazlar Kurul’un 23 Temmuz 2012 sayılı kararı ile reddedilir.

Temyiz Kurulu kararında, markanın ortalama dikkat seviyesine sahip genel kamuya hitap ettiğini, dolgu oyuncak hayvana düğme eklenmesinin, markayı oyuncak hayvan şekillerinden bağımsız bir hale getirmediğini, oyuncak hayvanlara düğme iliştirilmesinin sıradışı bir pratik olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtir. Kurul’a göre, oyuncak hayvanların kulağında yer alacak düğme veya düğmeye iliştirilmiş etiket şekilleri, müşterilerin ürünlerin ticari kaynağını anlamasına imkan vermeyecek ve ürünün Steiff’a mı yoksa başka bir üreticiye mi ait olduğunun anlaşılmasını sağlamayacaktır. Kurul’a göre, koruma talebinin konusunu oluşturan düğme veya düğmeye bağlı etiket dekoratif işlevin ötesinde bir işleve sahip değildir.

Başvuru sahibi bu kararlara karşı dava açar ve davalar Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce görülür.

Genel Mahkeme ilk olarak markaların ayırt edici niteliğinin tespitine ilişkin yerleşik içtihadı sıralar ve ardından vakayı bu ilkeler çerçevesinde inceler. Daha önce birçok yazıda yer verdiğimiz ayırt edici niteliğe ilişkin yerleşik içtihadı bu yazıda tekrar etmeyerek, doğrudan vakaya ilişkin tespitleri aktarmayı tercih ediyoruz.

İncelenen vakada, başvuru sahibinin koruma talebinin konusu pozisyon markası, kulağı olan herhangi bir doldurulmuş hayvan oyuncakta, kulağın ortasına iliştirilecek parlak veya mat yuvarlak metal bir düğmedir. Koruma talebinin konusu bu düğmenin şekli veya parlak – mat bir düğme değil, bu tip bir düğmenin ilgili ürünlerin spesifik bir bölgesine iliştirilmesidir.

Genel Mahkeme’ye göre, başvuru konusu markalar, oyuncak hayvanların olası görünüm biçimlerinden ayrılmaz nitelikte değildir. Buna karşın, pozisyon markası olarak başvuru konusu işaretlerin, oyuncak hayvanların olası görünüm biçimlerinden ayrılabilir olması gereklidir. Buna karşın bu gereklilik gerçekleşmemiştir, şöyle ki, başvuru konusu markaların, yani düğme ve etiketin üründe özel bir noktaya sabitlenmeden ortaya çıkması mümkün değildir. Buna ilaveten, düğme ve etiket oyuncak hayvanların normal bileşenlerinden birisini oluşturur ve tüketiciler bu tip ürünlerde, tasarımlarında ve olası görünümlerinde geniş bir çeşitliliğe alışkındır. Bu çerçevede, yaygın bir kombinasyon olan düğme veya etiketin kulağa sabitlenmesi tüketicilerce bir dekoratif unsur ve etiketi içeren marka bağlamında işlevsel bir unsur olarak algılanacaktır ve istisnai (sıradışı) bir unsur olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Mahkemeye göre, ortalama Avrupalı tüketiciler, pozisyon markası sektördeki normal kullanım ve tasarım biçimlerinden dikkat çekici ölçüde farklılaşırsa, oyuncak hayvanların üreticisi hakkında varsayımda bulunabilecektir. Buna karşın, inceleme konusu vakada durum böyle değildir. Oyuncak hayvanlar için düğme veya kumaş etiketlerin kullanılabildiği birçok tasarım varyasyonu (fiyat, üretici ismi, temizleme talimatı iliştirme amaçlı) vardır, dolayısıyla düğme veya kumaş etiketlerin bu ürünlerde kullanımı sıradışı değildir. Düğme ve/veya etiketler oyuncak hayvanlarda genellikle gözlerde ve kıyafetlerde kullanılmaktadır. Tüketiciler, oyuncak hayvanlar üzerinde kullanılan düğme ve etiket gibi unsurları ticari kaynak gösterir markalar olarak algılama alışkanlığında değildir. Davacının ayırt edici bir yerleştirme biçimi olduğunu iddia ettiği pozisyon markası, tüketicilerce düğme veya etiketin oyuncağa iliştirilme hallerinden birisi veya kulaklarına uygulanan bir dekor olarak algılanacaktır. Dolayısıyla, bu görünümü tüketicilerin ticari kaynak gösterir bir unsur olarak algılamaları beklenemez.

Yukarıda sayılan hususlar esas alındığında, başvuru sahibinin oyuncak hayvanların kulaklarına parlak veya mat bir metal düğmeyi veya bu düğmeye bağlı gergin bir dikdörtgen kumaş etiket iliştiren tek üretici olduğu yönündeki iddia, varılan sonucu değiştirir nitelikte bir iddia olarak görülmemiştir.

Genel Mahkeme belirtilen değerlendirmeler çerçevesinde, başvuru sahibinin iddialarını kabul etmez ve davayı reddeder.

Pozisyon markalarının tescil edilmesinin güçlüğü Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-433/12, T-434/12 sayılı “Steiff” kararları ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kanaatimizce, genel kullanıma mahsus ürünlerde pozisyon markalarının tescil edilmesi biraz daha güçtür. Şöyle ki, ortalama tüketicilerin günlük tüketime konu ürünlerdeki tüketim anlayışları ve markaları algılama biçimleri komplike analizlere dayalı değildir. Bu haliyle, piyasadaki sunum biçimlerinin basit varyasyonu olan pozisyon markalarının ayırt edici niteliğe sahip olduğunu iddia etmek ve ispatlamak oldukça güçtür. Buna karşın daha komplike ve profesyonel kullanıma konu ürünlerde pozisyon markalarının piyasadaki diğer kullanım biçimlerinden farklılaştığını ispatlamak bir nebze daha kolay olacaktır. Bu bağlamda, başvuruya konu malların veya hizmetlerin niteliğine ve ortalama tüketici kesimine bağlı olarak pozisyon markalarının tescil edilmesi veya reddedilmesi olası kanaatimizce değişkenlik gösterecektir.

Önder Erol Ünsal

Mart 2016

unsalonderol@gmail.com  

İnternette İzinsiz Yayınlanan Reklamla Marka Hakkına Tecavüz Edilir mi? AB Adalet Divanı’nın C-179/15 Sayılı Kararı

mercedesbenz

 

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 3 Mart 2016 tarihinde verdiği C-179/15 sayılı “Daimler” ön yorum kararı ile internette verilen reklamlar yoluyla marka hakkına tecavüz konusunu bir kez daha değerlendirmiştir. Bu kararı ilginç kılan husus, reklamverenin reklama muvafakatının olmadığı veya bu muvafakatın ortadan kalkmış olduğu bir durumdaki tecavüz iddiasının değerlendirilmiş olmasıdır.

Bu yazının yazıldığı tarihten yalnızca üç gün önce verilmiş, dolayısıyla halen dumanı üzerinde tütmekte olan kararı, kısa sürede IPR Gezgini okuyucularına aktarmış olmanın mutluluğunu yaşayarak, kararın tam metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=174760&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=56049 bağlantısı aracılığıyla erişilebileceğini belirtmek istiyoruz.

Ön yorum kararının verilmesine dayanak uyuşmazlık aşağıda anahatlarıyla özetlenmiştir:

Alman menşeili “DAIMLER AG” firması taşıtlar ve taşıt parçaları mallarını da kapsayan ve Macaristan’da da tescil edilmiş olan “Mercedes-Benz” markasının sahibidir.

mercedesbenz

 

Macaristan’da kurulu “Együd Garage Gépjárműjavító és Értékesítő Kft.” firması (bundan sonra kısaca “Együd Garage” olarak anılacaktır), motorlu taşıtların ve bunların parçalarının satışı, tamiratı ve servisi işleriyle iştigal etmektedir.

“DAIMLER AG” firmasının Macaristan’daki alt şirketi konumunda olan Mercedes Benz Hungaria Kft.” 2007 yılında “Együd Garage” ile satış sonrası hizmetlerin verilmesi konusunda, ilgili firmayı yetkilendiren bir sözleşme imzalar. Anılan sözleşme çerçevesinde, “Együd Garage” yukarıda yer verilen markayı kullanma ve kendisini “Yetkili Mercedes-Benz Bayisi” olarak reklamlarda tanıtabilme konularında da yetkilendirilmiştir. Sözleşme 31 Mart 2012 tarihinde sona erer ve yenilenmez.

Sözleşmenin yürürlükte olduğu zaman dilimi içerisinde “Együd Garage”, internette www.telefonkonyv.hu adresinde online reklamcılık hizmetleri veren “Magyar Telefonkönyvkiadó Társaság” (bundan sonra kısaca “MTT” olarak anılacaktır) firması ile bir anlaşma yapar ve anılan firmadan 2011-2012 yıllarında “Együd Garage”yi yetkili bir Mercedes-Benz bayisi olarak tanıtan online reklamlar yayınlamasını ister. Belirtilen içerikteki reklamlar anılan tarihlerde internette yayınlanır.

Daimler’le sözleşmesinin bitiminin ardından “Együd Garage”, “Mercedes-Benz” markasına ilişkin her tür kullanımını sona erdirir ve anılan marka ve sahibiyle sözleşmesinin devam ettiğini izlenimini verebilecek kullanım biçimlerinin ortadan kaldırılması için gerekli yolları kullanır. Firma, “MTT” ile de temasa geçer ve internette yayınlanan reklamda değişiklik yapılmasını ve bu değişiklikle artık yetkili bir Mercedes-Benz bayisi olarak anılmamayı talep eder. “Együd Garage”, “MTT”nin dışındaki operatörlere de mektup yollayarak muvafakati olmadan yayınlanan ve kendisini yetkili Mercedes tanıtan reklamların kaldırılmasını ister.

Bu uyarılara rağmen online yayınlanan reklamın dağıtımı devam eder. Ötesinde, Google arama motoruna “együd garage” kelimeleri girildiğinde reklamların yer aldığı ilk satırda, anılan firma Mercedes-Benz yetkili bayi olarak görülmeye devam eder.

Daimler, bunun üzerine Macar yargısına başvurur ve iki talepte bulunur. Taleplerden ilki, “Együd Garage”nin yukarıda belirtilen reklamlar yoluyla “Mercedes-Benz” markasına tecavüz ettiği yönünde karar verilmesi, ikincisiyse “Együd Garage”nin anılan reklamları kaldırmasına, tüm tecavüz biçimlerini durdurmasına ve ulusal ve bölgesel basında bu durumu belirten bir ilan vermesine hükmedilmesidir.

“Együd Garage” firması, MTT’nin www.telefonkonyv.hu sitesi dışında online reklam vermediğini, sözleşme süresi dolunca bu reklamın sona erdirilmesi için talimat verdiğini ve şikayete konu olan reklamların kendi iradesi dışında yayında olduğunu belirterek savunma yapar. Firmaya göre kendisi yaygın bir ticari reklamcılık stratejisinin kurbanı olmuştur. Bu stratejiye göre, internette reklam verilmesini sağlayan firmalar, kendi ücretsiz bilgi veritabanlarını oluşturmak amacıyla, reklamverenin bilgisi veya onayı olmadan, başka sitelerde yayınlanan reklamların özetlerini kendi sitelerinde yayınlamaktadır. Daimler firmasının şikayetine konu olan online reklamlar da, “Együd Garage” firmasının bilgisi ve onayı olmadan bu şekilde yayınlanmış reklamlardır.

Bu açıklamanın ardından davayı gören Budapeşte Kent Mahkemesi işlemleri durdurur ve Adalet Divanı’na takip eden soruyu yöneltir (10 satırlık tek bir cümleden oluşan soru anlaşılırlığı sağlamak amacıyla kısaltılmıştır):

İnternette yayınlanan bir reklamda yer alan bir işaret nedeniyle kamunun ilgili kesiminde tescilli markanın sahibiyle reklamı veren arasında resmi bir bağlantının bulunduğu izleniminin ortaya çıkabileceği hallerde, eğer belirtilen reklam internete anılan kişi tarafından veya onun adına konulmamışsa veya ilgili kişi belirtilen reklamı kaldırtmak için gerekli tüm makul tedbirleri almış olsa da reklamı kaldırtmayı başaramamışsa, bu durum Topluluk Marka Direktifi madde 5(1) kapsamında tescilli marka sahibince engellenebilecek fiiller arasında bulunmaktadır yorumu yapılabilir mi?

Adalet Divanı belirtilen soruyu yanıtlarken ilk olarak durumu değerlendirmiş ve ilgili içtihadı özetlemiştir.

Adalet Divanı’na Direktif madde 5(1)(a) kapsamında, tescilli bir marka sahibi kendisinin izin vermediği hallerde, üçüncü bir tarafın tescilli bir markayla aynı işaretin tescilli markanın kapsadığı mallarla veya hizmetlerle aynı mallar veya hizmetler bakımından kullanımını engelleyebilir. Böyle bir durumda, tescilli markanın yalnızca kaynak gösterme işlevi değil, garanti, iletişim, yatırım veya reklam gibi işlevleri de etkilenecektir.

Direktif madde 5(1)(b) kapsamındaki hallerde yani, çifte aynılık (double identity) halinin söz konusu olmadığı, ancak tescilli marka ve kullanılan işaret ve mallar veya hizmetler arasındaki benzerlik nedeniyle halkın bir bölümünde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkması halinde, tescilli marka sahibi, markanın kaynak gösterme işlevini etkileyen veya etkileyebilecek kullanım biçimlerini engelleme hakkına sahiptir.

Adalet Divanı önceki bir kararında (C-63/97), tescilli bir markanın sahibinin izni olmadan, bu markanın kapsadığı malların tamiratının veya bakımının yapıldığı veya bu alanda uzmanlaşılmış olduğu bilgisini üçüncü kişilere veren kullanım biçiminin Direktif madde 5(1)(a) uyarınca marka sahibince yasaklanabilecek haller arasında yer aldığını belirtmiştir. Bununla birlikte aynı kararda Direktif madde 6 (marka tescilinden doğan hakların kapsamında istisna) ve madde 7 (marka tescilinden doğan hakların tüketilmesi)’nin uygulama alanı bulduğu hallerin bu durumun istisnası olduğu belirtilmiştir.

İncelenen vakada, “Együd Garage” firması “MTT” firmasına 2011-2012 yıllarında “Yetkili Mercedes-Benz Bayisi” ibaresini içeren bir reklamın yayınlanması talimatını vererek, anılan dönemde markayı Direktif madde 5(1) kapsamında kullanmıştır. Bu kullanımın ticaret sırasında olduğu, müşterilere sunulan mallara ve hizmetlere ilişkin olduğu ve Direktif madde 5(3)(d) kapsamında belirtilmiş reklamda kullanım hali kapsamında bulunduğu açıktır. Marka sahibinin izni olmamış olsaydı, anılan dönemdeki kullanımın, marka sahibiyle reklam veren arasında ekonomik bir bağlantının bulunduğu mesajının verilmesi nedeniyle markanın kaynak gösterme fonksiyonunu etkileyen bir kullanım biçimi olarak kabul edilmesi gerekirdi. Buna karşın anılan dönemde taraflar arasında yapılmış sözleşmenin halen geçerli olması nedeniyle, kullanımın marka sahibi tarafından verilen izin çerçevesinde gerçekleştiği, dolayısıyla marka sahibinin kullanımı yasaklama hakkının bulunmadığı belirtilmelidir.

Daimler ve Együd Garage arasındaki sözleşmenin bitiminin ardından gerçekleşen kullanıma ilişkin olaraksa takip eden değerlendirme yapılmıştır:

Taraflar arasındaki sözleşme bittikten sonra “Együd Garage” firmasını “Yetkili Mercedes-Benz Bayisi” olarak gösteren reklamların yayını www.telefonkonyv.hu sitesinde ve bir diğer sitede devam etmiştir ve bu kullanım biçimleri davanın ana konusunu oluşturmaktadır.

Macar mahkemesi, “Együd Garage” firmasının “MTT” firmasına talepte bulunarak “Yetkili Mercedes-Benz Bayisi” olarak anılmayacağı biçimde reklamın değiştirilmesini istediğini belirtmiştir. Bu talebe karşın, reklam anılan değişiklik yapılmadan bir süre daha sitede yayınlanmıştır.

Adalet Divanı’nın önceki içtihadında belirtildiği üzere, başkasına ait bir markaya referansta bulunan online bir reklamın bir web sitesinde yayınlamasının sorumluluğu o reklamı verene veya servis sağlayıcıya yayın talimatını veren kişiye yüklenebilir. Buna karşın servis sağlayıcı, reklamı veren kişinin, özellikle de başkasına ait bir markanın kullanımını engelleme yönündeki açık talimatlarını kasten veya ihmalkar biçimde göz ardı etmişse, bu durumda reklamveren, servis sağlayıcının davranış ve ihmalinden dolayı sorumlu tutulamaz. Buna uygun olarak servis sağlayıcı, reklamverenin içeriği veya ilgili markaya referansı kaldırma yönündeki talebini yerine getirmemişse, bu referansın internetteki yayını bundan sonra reklamverenin markayı kullanımı olarak değerlendirilemez.

Reklamın yayınının taraflar arasındaki sözleşme bittikten sonra başka bir sitede devam etmesi hakkında ise Adalet Divanı takip eden yorumu yapmıştır:

Macar mahkemesince belirtildiği haliyle, davanın konusu reklam sözleşme bittikten sonra başka bir sitede yayınlanmaya devam etmiştir. Macar mahkemesine göre bu durum, başka bir sitede yayınlanan reklamı, reklamverenin bilgisi veya onayı olmadan alarak kendi sitelerinde yayınlayan ve bu yolla kendi sitelerinin popüler bir site olduğu izlenimini yaratarak potansiyel müşterileri çekmeye çalışan bazı site operatörlerinin ticari pratiği olarak açıklanabilir.

Adalet Divanı’na göre; reklamverenle doğrudan veya dolaylı bağlantısı bulunmayan ve reklamveren veya onun adına hareket eden bir kişinin talimatıyla değil, kendi inisiyatifle ve kendi adına hareket eden üçüncü bir ticari işletmenin, bağımsız davranışlarından reklamveren sorumlu tutulamaz. İncelenen vakada reklamı, reklamverenin bilgisi veya onayı olmadan alarak kendi sitesinde yayınlayan web sitesi yöneticisinin fiili de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla, incelenen vakada Adalet Divanı’na göre marka sahibi, reklamverene karşı Topluluk Marka Direktifi madde5(1)(a) ve (b) uyarınca online reklamın yayınlanmasını engelleme içerikli yasal işlem başlatma yetkisine sahip değildir.

Ötesinde Adalet Divanı’na göre, Marka Direktifi madde 5(1)’te düzenlenen kullanım biçimi, ancak fiil üzerinde doğrudan veya dolaylı kontrolü bulunan bir kişi tarafından durdurabilir. Buna karşın incelenen vakada, relamverenden kendi izni dışında internette gerçekleşen kullanımı engellemesini beklemek, hükmün amacıyla çatışacak ve “hiç kimse imkansızı gerçekleştirmeye hukuken zorlanamaz (impossibilium nulla obligatio est)” ilkesiyle çelişecektir.

Bununla birlikte bu tespit, uygun koşulların ortaya çıktığı hallerde, marka sahibinin reklamverenden  ulusal kanunlar uyarınca sağladığı finansal avantajların tazminini talep etme hakkını veya ilgili web sitelerinin operatörlerine karşı yasal işlem başlatma hakkını etkilemeyecektir.

Belirtilen tespitler çerçevesinde Adalet Divanı, Macar mahkemesinin sorusunu takip eden şekilde yanıtlamıştır:

İnternette yayınlanan bir reklamda yer alan bir işaret nedeniyle kamunun ilgili kesiminde tescilli markanın sahibiyle reklamı veren arasında ticari bir bağlantının bulunduğu izleniminin ortaya çıkabileceği hallerde, eğer belirtilen reklam internete anılan kişi tarafından veya onun adına konulmamışsa veya belirtilen reklam internete anılan kişi tarafından veya onun adına konulmuş olsa da ilgili kişi ilgili web sitesinin operatöründen reklamı veya reklamda yer alan tescilli markaya referansı kaldırmasını açık biçimde talep etmişse, bu kişinin anılan işareti kullanımı Topluluk Marka Direktifi madde 5(1)(a) veya (b) paragrafları kapsamına giren kullanım olarak yorumlanamaz.

Onbir satırlık tek bir cümlenin çevirisini tam olarak yapmaya çalışarak Türkçe’de anlam kaymasına neden olmak istemediğimden, çeviriyi verilmek istenen mesajı net olarak aktarabilme endişesiyle yaptım. Bu nedenle dileyen okuyucularımız yazının başında yer verdiğim bağlantıyı kullanarak kararın tam metnini ve Adalet Divanı’nın yorumunu orijinal metninden okumayı tercih edebilir.

İnternet üzerinden tescilli markaya tecavüz halleri, her gün değişen ve gelişen teknolojinin de etkisiyle, sürekli yeni hukuki vakalar ortaya çıkartmakta ve Adalet Divanı’nın bu konuda fazla mesai yapmasına yol açmaktadır. İncelenen vakanın ilginçliği, kullanımı gerçekleştirdiği kabul edilmesi gereken kişinin (yani reklamverenin) kullanımı sözleşme süresinin sonunda nihayetlendirmesine ve bu konuda gerekli çabayı göstermiş olmasına rağmen, internet sitesi operatörlerinin kullanımı sona erdirmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Adalet Divanı, kullanımı sona erdirmek için gerekli çabayı göstermiş olan reklamverenin, üçüncü kişilerin yani internet sitesi operatörlerinin davranışlarından sorumlu tutulamayacağı değerlendirmesini yaparak, kanaatimizce hakkaniyete uygun bir yorum getirmiştir.

Sadece birkaç gün öncesine ait bu dikkat çekici Adalet Divanı ön yorum kararının okuyucularımızca da ilginç bulunacağını umuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Mart 2016

unsalonderol@gmail.com      

 

“STYLEHOUSE” ve “STYLEHAÜS” Markaları USPTO Temyiz Kurulu’nca Karşılaştırılıyor – Giysiler ve Giysilerin Perakendeciliği Hizmetleri Reloaded

stylehaus2

A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Marka Temyiz Kurulu (TTAB)’nun, 17 Şubat 2016 tarihinde verdiği “Stylehouse” kararı kanaatimizce birkaç açıdan ilgi çekicidir. http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-86345866-EXA-8.pdf bağlantısından erişilebilecek karar bu yazıda okuyucularımıza kısaca aktarılacaktır.

Başvuru sahibi “MUTYAAR INC.” stilize karakterlerde yazılı “stylehouse” markasının 25. sınıfa dahil “Giysiler, yani bluzlar, gömlekler, etekler, elbiseler, büstiyerler, sabahlıklar, pantolonlar, tişörtler, sweatshirtler, ceketler, iç çamaşırlar, atkılar, şallar, hırkalar, süveterler, jean giysiler” malları için tescil edilmesi talebiyle USPTO’ya başvuruda bulunur.

stylehouse2

USPTO uzmanı resen yapılan incelemede, başvuruyu 35. sınıfta “perakende giysi butikleri hizmetleri” için tescilli standart karakterlerde yazılı “STYLEHAÜS” markasıyla karıştırılma olasılığı gerekçesiyle reddeder.

STYLEHAÜS

Başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder ve itiraz USPTO Temyiz Kurulu tarafından incelenip 17 Şubat 2016 tarihinde karara bağlanır.

Temyiz Kurulu’na göre, başvuru sahibinin stilize STYLEHOUSE markası ve önceden tescilli STYLEHAÜS markaları işitsel ve anlamsal açıdan çok benzerdir, şöyle ki Almanca “ev” anlamına gelen “HAÜS” kelimesinin anlamı, İngilizce “ev” anlamına gelen “house” kelimesiyle aynıdır. Buna karşın, başvuru sahibine göre Almanca bir kelime intibaı veren ve bu yönde bir ticari izlenim yaratan “STYLEHAÜS” ibaresi nedeniyle başvuru ile ret gerekçesi marka birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilecektir.

Temyiz Kurulu, başvuru sahibiyle aynı kanaati paylaşmamaktadır. Başvuru ile ret gerekçesi markanın görünümü ve telaffuzunda farklılıklar olsa da, bu farklılıklar minimal düzeydedir ve bütünsel izlenimin benzerliğini değiştirmemektedir. Almanca “haus” kelimesinin doğru yazım halinde umlaut (iki nokta işareti) yer almasa da, bu husus aynı şekilde telaffuzu ve “Haüs” ve “Haus” ibarelerinin aynı şekilde algılanması durumunu değiştirmeyecektir. Bu çerçevede Kurul analizine göre, her iki markanın ikinci kısımları yani “HOUSE” ve “HAÜS” ibareleri birbirlerinin eşdeğeridir. Buna ilaveten, markaların yüksek düzeyde işitsel ve görsel benzerlik içerdiği de belirtilmelidir.

Ret gerekçesi STYLEHAÜS markası standart karakterlerde yazılmıştır ve herhangi bir tarif içermemektedir. Standart karakterlerde yazılı bir markanın koruma konusu kelimenin kendisidir ve herhangi bir gösterim biçimiyle sınırlı bir koruma söz konusu değildir. Bu çerçevede, başvuru sahibinin markasındaki stilize yazım biçimi markaların birbirinden ayırt edilmesini sağlamada büyük etkiye sahip olmayacaktır.

Sonuç olarak Temyiz Kurulu’na göre, başvuru ile ret gerekçesi marka, başlangıçlarının (STYLE kelimesi) aynı olması, sonlarında yer alan “HOUSE” ve “HAÜS” ibarelerinin birbirlerinin eşdeğeri olması nedenleriyle aynı yapıya sahip olarak değerlendirilmiş ve markalar arasındaki benzerliklerin farklılıklara göre daha ağır bastığı görüşüne ulaşılmıştır. Sonuç olarak Kurul, markaları benzer markalar olarak değerlendirmiştir.

Temyiz Kurulu bu tespitin ardından, markaların kapsamında bulunan malların ve hizmetlerin benzerliği hususunu irdelemiştir.

Başvuru kapsamında yer alan “Giysiler, yani bluzlar, gömlekler, etekler, elbiseler, büstiyerler, sabahlıklar, pantolonlar, tişörtler, sweatshirtler, ceketler, iç çamaşırlar, atkılar, şallar, hırkalar, süveterler, jean giysiler” malları hiç şüphesiz ret gerekçesi markanın kapsamında bulunan “perakende giysi butikleri”nde satışa sunulacak mallardır. Buna ilaveten, kanıtlar göstermektedir ki giysiler ve giysi mağazaları aynı ticari kaynağı gösterebilir nitelikte mallar ve hizmetlerdir.

Malların ve hizmetlerin ticari dağıtım kanalları ve tüketicilerin niteliği incelendiğinde, malların ve hizmetlerin normal ticari kanallarla sunulduğu ve tüketicilerin ortalama tüketiciler olduğu görülmektedir.

Başvuru sahibi, ret gerekçesi marka sahibinin butik dükkanlarının oldukça özelleşmiş ve randevuyla gidilen niteliği nedeniyle, mallar ve hizmetler arasında yeteri derecede farklılık bulunduğunu öne sürmektedir. Buna ilaveten, başvuru sahibi kendi mallarının tüketicilere normal ve geleneksel kanallarla ulaştırılmasına karşın, ret gerekçesi marka sahibinin hizmetlerinin tüketicilere yüksek derecede özelleşmiş ve karmaşık yollarla sadece Los Angeles’ta bulunan bir mağazada stilistler aracılığıyla sunulduğunu belirtmektedir.

Temyiz Kurulu’na göre, başvuru sahibinin argümanları sorunludur, şöyle ki bu argümanlar dışsal kanıtlara dayanmaktadır. Yerleşik içtihada göre karıştırılma olasılığı incelemesinde, markaların kapsadığı mallar ve/veya hizmetler, başvuru formu veya tescil belgesinde yazılmış oldukları halleriyle karşı karşıya konularak incelenir. Başvuru sahibi, ret gerekçesi markanın kapsamındaki hizmetlerin sunum biçimine ilişkin çeşitli iddialarda bulunmuş olmakla birlikte, markanın hizmet listesinde belirtilen içerikte bir sınırlandırma mevcut değildir. Bu çerçevede Kurul incelemesinde de, markaların mal ve hizmet listeleri yazılmış oldukları halleriyle esas alınmış ve yukarıda açıklanan nedenlerle malların ve hizmetlerin benzer oldukları, aynı ticari kaynaktan geldikleri izlenimini yaratabilecekleri, aynı ticari kanallarla piyasaya sunuldukları ve ayni tip tüketicilere hitap ettikleri sonucuna varılmıştır.

Başvuru sahibi, ret gerekçesi markanın kapsadığı hizmetlerin maliyeti dikkate alındığında hizmet alıcılarının sofistike tüketiciler olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Kurul’a göre, başvuru sahibi ret gerekçesi markanın kapsamını bir kez daha kendi bakış açısıyla sınırlandırmaktadır. Şöyle ki, ret gerekçesi markada yer alan “perakende giysi butikleri” tanımı kapsamında fiyatı ve tüketici tipini işaret eden herhangi bir sınırlandırma bulunmamaktadır, tersine bu tanımlama her tür müşterinin giysi alışverişini kapsayabilecek bir terimdir. Kanıtlar, perakende butiklerin müşterilerinin diğer yerlerden alışveriş yapan giysi tüketicilerinden daha itinalı ve dikkatli olduğunu da göstermemektedir. Dolayısıyla, Kurul analizinde her tür tüketiciyi dikkate almak durumundadır.

Sayılan tüm nedenlerle, Temyiz Kurulu markaların benzer olduğu, mallar ve hizmetler arasında benzerlik ve bağlantı bulunduğu ve ticari kanalların ve tüketicilerin çakıştığı, bunların sonucunda da başvuru ile ret gerekçesi marka arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu neticesine ulaşmıştır. Dolayısıyla, USPTO marka inceleme biriminin ret kararı Temyiz Kurulu tarafından onanmıştır.

Yazı içeriğinde yer verdiğimiz karar oldukça basit gözükse de, birkaç noktanın altı kanaatimizce dikkatlice çizilmelidir.

İlk olarak; USPTO incelemesinde markaların benzerliği resen değerlendirilirken bile mallar ve hizmetler arasındaki benzerlik ve bağlantı incelenmektedir ve mallar veya hizmetler arasında bağlantı kurulması için bunların aynı sınıfta olması gibi bir ön şart bulunmamaktadır. İncelenen vakada olduğu gibi, mallar ve hizmetler resen inceleme aşamasında bile benzer ve bağlantılı bulunabilmekte ve bu husus esas alınarak ret kararı verilebilmektedir.

İkinci olarak; giysiler ve giysilerin perakendeciliğine yönelik 35. sınıfa dahil hizmetler arasında benzerlik bulunduğu açık bir tespittir ve bu husus çok sayıda USPTO kararında olduğu gibi, bu kararda da tekrar edilmiştir.

Son olarak; malların ve hizmetlerin benzerliği incelenirken, mal ve hizmet listelerindeki yazım biçiminin esas olduğu, piyasadaki kullanım biçimi esas alınarak malların ve hizmetlerin benzerliğinin daha dar bir bakış açısıyla sınırlanamayacağı bir kez daha belirtilmiştir. Ülkemizde çok sayıda itiraz ve dava dilekçesinde ısrarla piyasadaki kullanım biçimi nedeniyle malların ve hizmetlerin farklılaştığı vurgulanmakta ve incelemenin bu husus dikkate alınarak sonuçlandırılması talep edilmektedir. Buna karşın, gelişmiş ülke ofislerinde olduğu gibi ülkemizde de markaların mal ve hizmet listeleri esas alınarak inceleme yapılmaktadır. Aksi durum marka tesciline olan güveni azaltacak ve tescil belgesi yerine piyasadaki kullanım hususunu esas alarak inceleme yapmayı gerektirecektir.

Altını çizdiğimiz noktaların, bu kısa kararı bilgilendirici ve okuyucularımız açısından ilgi çekici hale getirdiğini umuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2016

unsalonderol@gmail.com   

 

“Ateistler Hadi Bunu da Açıklayın” – Dindarlık Düzeyi ve Dijital Korsanlık Tercihi Arasındaki İlişki

piracy

Yazının başlığı internet dünyasını yakından takip etmeyenlere tuhaf ve saldırgan gelmiş olabilir. Bu nedenle ilk olarak, “Hadi Ateistler bunu da açıklayın” ifadesinin internette tartışmalarda ateistlerden açıklama talep edildiğinde kullanılan sorgulayıcı bir ifade olduğunu, ancak ifadenin sonradan yaygınlaşarak karikatürize edilmiş – dalga geçilen bir kullanım kalıbı haline geldiğini belirtmek yerinde olacak.

İlgi çekme dışında bir amacı olmayan başlığı bir tarafa bırakarak, bize oldukça ilginç gelen bir bilimsel araştırma hakkındaki haberi aktaralım.

Torrent Freak sitesinde yer alan ve https://torrentfreak.com/god-can-stop-piracy-research-finds-160207/ bağlantısından erişebileceğiniz habere göre yeni yapılan bir bilimsel araştırma “korsan ürün tercihi ile dindarlık” arasındaki bağlantıyı araştırmaktadır. “Dindarlık ve Dijital Korsanlık: Bir Ampirik İnceleme” başlıklı bilimsel araştırma Riza Caisdy, Ian Phu ve Michael Lwin tarafından yayınlanmıştır (bkz. http://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/15332969.2015.1112172).

Araştırmanın tüm metninin ücretli abonelik gerektiren Taylor & Francis Online sitesinden görülmesi mümkün olmakla birlikte, siteye aboneliğim olmadığı için maalesef araştırmayı inceleme fırsatım olmadı. O nedenle Torrent Freak sitesinde yer alan haberi esas alarak araştırmanın sonuçlarını okuyucularımıza kısaca iletmek istiyorum. Açıklamalara geçmeden önce, dijital korsanlıkla kast edilenin internetten izinsiz film, kitap, dizi, vb. indirmek olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

Araştırma, Endonezya’da bulunan oldukça büyük bir kilisenin cemaati arasında yapılmıştır. Araştırmacılar, öncelikle kilise cemaatini inançlarının güçlülüğüne göre gruplara ayırmıştır. Araştırmada, katılımcılara dini inançlarla korsan ürünlere yaklaşım arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını ölçmeye yönelik sorular yöneltilmiştir.

Ortaya çıkan ilk sonuç, katılımcıların korsan ürünlere yaklaşımı ile dini inançlarının gücü arasında korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Buna göre, daha dindar olan kişilerin dijital korsanlığa karşı daha olumsuz görüşleri bulunmaktadır. Araştırmacıların ifadeleriyle; “Beklentilerimize uygun olarak, daha dindar katılımcıların dijital korsanlığa karşı, daha az dindar katılımcılara kıyasla, güçlü bir tutumu olduğu ortaya çıkmıştır.” Korsanlığa karşı oluşan genel tutumu ortaya çıkartmak için sorulan sorular, korsancılığın müzik endüstrisini etkileyip etkilemediği, hukuka aykırı olup olmadığı, vb. içeriktedir.

Katılımcılara yöneltilen bir diğer soru grubu ise, korsanlığa karşı davranış biçiminin dışsal etkiyle değişip değişmediğini ölçmeye yöneliktir. Bu davranış biçimini ölçmek için katılımcılara, korsan ürünlere karşı yaklaşımlarının X adlı dış etkenden gelecek yönlendirmeye göre değişip değişmeyeceği sorulmuştur. X dış etkeni farklı sorularda, arkadaşlar, rahip, din, Tanrının kendisi olarak tanımlanmıştır.

Araştırma sonucunda, yalnızca Tanrının kendisinin insanların korsan ürünlere karşı yaklaşımında güçlü bir etki doğurabileceği görülmüştür: “Bu çalışmada esas alınan dört referans noktasından (arkadaşlar, rahip, din, Tanrının kendisi) yalnızca Tanrının kendisinin katılımcıları korsan ürün almaktan vazgeçirebilecek derecede güçlü etkiye sahip referans olduğu ortaya çıkmıştır.”

Tanrı; daha az dindar, orta derecede dindar ve yüksek derecede dindar kişilerin tamamının davranışlarını etkileyebilecek konumdadır ve en güçlü etkiyi en dindar kişiler üzerinde ortaya çıkartmaktadır. Bununla birlikte oldukça ilginç biçimde, en dindar kişiler bile rahip veya din tersini söylese de, korsan ürünlere karşı olumlu tutumlarını değiştirmeyecektir. Araştırmada çıkan bir diğer sonuç, rahip ve din dış etkenlerine göre ortaya çıkan davranış biçimlerinin birbirinden farklılaşmadığı ve bu iki dışsal etkenin etkisinin katılımcıların dindarlık derecesine göre değişmediğidir.

Araştırmacılara göre bu durum birçok kişinin korsancılığı etik dışı bir davranış olarak görmemesiyle ilgilidir. Diğer başka araştırmalarda da ortaya çıktığı üzere katılımcılar korsancılığı genellikle günahkar bir davranış biçimi olarak görmemektedir. Araştırmacıların ifadesiyle; “Önceki çalışmalarından da gösterdiği üzere dijital korsanlık yapan kişilerin çoğunluğu, korsanlığı yasadışı veya etik dışı bir davranış olarak değerlendirmemektedir. Amerikalı gençlerin yalnızca %10’u dijital korsanlığın ahlaki olarak yanlış olduğuna inanmaktadır.” Araştırmacıların, bu duruma karşı önerisi dijital korsanlığa karşı ahlaki değerlerin küçük yaşlardan itibaren gençlere aşılanmasıdır: “Dini kuruluşlar, eğitim kurumlarıyla birlikte dijital korsanlık hakkında güçlü bir mesaj iletmek için çalışabilirler.”

Görülen o ki, araştırma sonucuna göre, ne din adamları ne de din, dijital korsanlığı engelleme konusunda etki sahibi değil, inananlar dijital korsanlıktan sadece Tanrı’dan doğrudan iletilecek bir mesaj üzerine vazgeçecek gibi gözüküyorlar. Aslında yazının başlığını “Ateistler hadi bunu da açıklayın” olarak seçmiş olsak da, araştırma gördüğünüz üzere sadece inanç sahibi olanlar üzerinde yapılmış ve ateistlerle herhangi bir ilgisi yok. Araştırmanın kendisini görmemiş olsam da, katılımcı grubunda Tanrı inancı olmayanlar bulunmadığı sürece, dini inançlar ile dijital korsanlık arasındaki bağlantıyı ortaya koymak bana pek mümkün gözükmedi. Bu tip bir araştırmanın ülkemizde yapılması da muhtelemen ilginç sonuçlar ortaya koyacaktır.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2016

unsalonderol@gmail.com  

 

 

“Monkey Selfie” Tartışması – Hayvanlar Telif Hakkı Sahibi Olabilir mi?

monkeyselfie5

 

Uzun süredir hakkında yazmaya niyetlendiğim, ancak bir türlü sırası gelmeyen “Monkey Selfie” tartışmasını bugün IPR Gezgini okuyucularına aktarmak istiyorum.

2014 yılından bu yana fikri mülkiyet dünyasını meşgul eden bu sevimli tartışma, hayvan hakları savunucusu PETA örgütünün de taraflar arasında yerini almasıyla oldukça ilginç bir hal almıştır. Ülkemizde basında da yer bulan bu tartışmayı IPR Gezgini’nin atlamasının doğru olmayacağını düşünerek öncelikle olayı kısaca özetlemek istiyorum.

2011 yılında İngiliz doğa fotografçısı “David Slater”, Makak cinsi maymunların fotoğraflarını çekmek amacıyla Endonezya’ya gider. Slater çekimler sırasında, -kendi iddiasına göre- bilinçli olarak tripod üzerinde kamerasını ayarlar ve uzaktan çekim yapmayı sağlayacak kumandayı maymunların erişebileceği bir noktaya bırakır. Dişi bir makak maymunu kumandaya yanaşır ve kendisinin birkaç fotoğrafını çeker. (Slater’ın iddiası bu yönde olsa da, diğer iddia maymunların Slater’ın başıboş bıraktığı ekipmanla oynarken kendi fotoğraflarını çektiği yönündedir.)

Slater ülkesine döndüğünde, maymunun çektiği birkaç fotoğrafı “Monkey Selfie (maymun özçekimi)” adıyla yayınlar ve fotoğrafların yayın lisansını “Caters News Agency” isimli bir ajansa verir. Slater’a göre, fotoğrafları maymun çekmiş olsa da, fotoğraf makinesini o amaçla kendisinin ayarlamış olması, açı – donanım gibi hususları kendisinin tasarlamış olması, çekimin kendisinin gözünü önünde olması ve fikrin kendisine ait olması nedenleriyle, fotoğrafın telif hakları kendisine aittir ve fotoğrafın lisansını vermesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.

Slater’ın maymunlarla birlikte bir fotoğrafı (maymun tarafından çekilenlerden değil) aşağıdadır:

slater

Fotoğrafların ilgi görmesinin ardından olaylar gelişir.

Wikipedia bağlantılı sitelerinden birisi olan Wikimedia Commons fotoğraflardan en çok ilgi göreni (yazının başındaki fotoğrafı) 2011 yılında online koleksiyonuna ekler. Bilmeyenler için Wikimedia Vakfı‘nın bir projesi olan Wikimedia Commons’ın; kullanımı serbest olan resim, ses ve diğer çoklu ortam belgelerinin deposu olduğunu, bu depoya yüklenen belgelerin, Wikimedia sunucularındaki diğer tüm ortamlarda kendi belgeleriymiş gibi kullanılabildiğini belirtmek yerinde olacaktır.

Slater, fotoğrafın telif haklarının kendisine ait olduğu, fotoğrafın Wikimedia Commons’a konulmasının ardından kullanım için kimsenin kendisine ödeme yapmadığı ve dolayısıyla finansal kayba uğradığı iddialarıyla Wikimedia Vakfı’na başvuruda bulunur ve fotoğrafın kaldırılmasını talep eder.

Wikimedia Vakfı, Slater’ın fotoğrafı çeken kişi olmadığını belirterek, Slater’ın telif hakkı sahibi olamayacağını öne sürer ve fotoğrafı Wikimedia Commons’tan kaldırmaz.

Wikimedia’ya göre, insan olmayanların telif hakkı sahibi olması mümkün değildir, dolayısıyla Wikimedia fotoğrafı aşağı notla birlikte yayınını sürdürür: “Bu dosya, bir hayvana ait bir eser olduğundan ve telif hakkına sahip olabilecek eser sahibi bir insan olmadığından kamu mülkiyetindedir.” https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Macaca_nigra_self-portrait_(rotated_and_cropped).jpg

monkeyselfie2

 

Belirtilen nedenlerle Wikimedia Vakfı, Slater’ın talebini kabul etmez. Bu aşamada, tartışma fikri mülkiyet camiasının ilgisini çekmeye başlar ve gelişmeler üzerine Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakkı Ofisi, inceleme kılavuzunu güncelleyerek takip eden değerlendirmeyi kılavuzuna ekler: “Eser sahipliğine konu olabilecek bir eserden bahsedilmek için eserin bir insan tarafından yaratılmış olması gerekir. Bu şartı yerine getiremeyen eserler telif hakkına konu olamaz.” (http://copyright.gov/comp3/chap300/ch300-copyrightable-authorship.pdf , bkz. s.22). Bu noktada durum için verilen örnekler arasında “Bir maymun tarafından çekilmiş selfie.” örneğinin yer aldığı da belirtilmelidir.

Konu hakkında görüş bildiren fikri mülkiyet uzmanları da görünüşe göre bölünmüş durumdadır: Bir grup uzmana göre, fotoğrafçı kamerayı kurmuş, tripodu yerleştirmiş, dolayısıyla ışık ve sahneyi seçmiştir, maymunun tek yaptığı düğmeye basmaktır, dolayısıyla eğer fotoğrafçı tüm bu işleri maymuna bu fotoğrafı çektirmek niyetiyle yapmışsa telif hakkı fotoğrafçıya ait olmalıdır. Buna karşın fotoğrafçı bu işlemleri bu niyetle yapmadıysa fotoğrafçının telif hakkından bahsetmek mümkün olmayacak ve eserin sahipliğinin tamamen maymuna ait olduğunu söylemek gerekecektir. Üçüncü görüşe göre ise, maymunun telif hakkı sahibi olma ehliyeti bulunmamaktadır, aynı şekilde fotoğrafçı da eserin sahibi değildir, dolayısıyla kimseye ait değildir ve kamu mülkiyetindedir. Bu ilginç tartışma hakkındaki detayları http://ipkitten.blogspot.com.tr/2015/09/it-could-only-happen-in-america-peta.html ve http://ipkitten.blogspot.com.tr/2014/08/the-case-of-black-macaque.html bağlantılarından görebilirsiniz.

Tüm bu tartışmalar devam ederken bir anda PETA (Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler Örgütü) da devreye girer. (Bu duruma internet jargonunda sanırım “Diego dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık.” deniyor.)

PETA, 22 Eylül 2015 tarihinde A.B.D. Kuzey Kaliforniya Bölge Mahkemesi’nde bir dava açar. PETA’nın talebi, fotoğrafa ilişkin telif haklarının maymuna verilmesi ve fotoğraftan elde edilecek gelirleri maymun adına PETA’nın yönetmesidir. Elde edilecek gelir ise, eser sahibi maymun ve diğer makak maymunlarının Sulawesi rezerv alanındaki yaşam şartlarının iyileştirilmesi için kullanılacaktır.

PETA’nın açtığı davada, davalılar fotoğrafçı David Slater ve yayıncısıdır. Davanın konusu ise selfieyi çeken (Naruto ismi takılan) maymunun telif haklarının ihlal edilmesidir. Bu davaya karşı davalı avukatının yaptığı savunmalardan birisi ise olayı iyice komikleştirmiştir. Avukata göre, adına dava açılan Naruto, selfieyi çeken maymun değildir, şöyle ki Slater’ın notlarına göre selfie çeken maymun dişidir, ancak PETA’nın dilekçesindeki davacı Naruto erkek bir maymundur. Dolayısıyla, davalıya göre PETA davayı yanlış maymun adına açmıştır. Slater’ın avukatının dilekçesi PETA ile dalga geçen argümanlarla doludur.

Dava, 28 Ocak 2016 tarihinde görülür ve hakim William Orrick davanın reddine karar verir. Hakime göre, mevcut mevzuat çerçevesinde hayvanlar telif hakkı sahibi olamaz.

PETA avukatı Jeff Kerr karara karşı yaptığı yorumda mücadeleden vazgeçmeyeceklerini ve kararı temyiz edeceklerini belirtir. “Bu yenilgiye rağmen, hukuki olarak bir zafer kazandık, şöyle ki federal bir mahkeme önünde Naruto’nun başkasının mülkiyetinin parçası olarak görülmesini değil, kendisinin telif hakkı sahibi olarak görülmesi gerektiğini savunduk… Bu dava aynı zamanda kendi kazançları için hayvanları sömürenlerin ikiyüzlülüğünü ortaya koymaktadır.” (http://www.dailymail.co.uk/news/article-3388623/We-ll-definitely-APE-peal-Monkey-selfie-legal-team-vow-fight-judge-rules-animal-t-copyright-famous-photograph.html)

Mahkeme kararını okumak isteyenlerin http://www.courthousenews.com/2016/01/29/monkey%20selfie.pdf bağlantısından karara erişimi mümkündür.

Naruto’nun davacı olarak anıldığı kararın ilk sayfasını tarihi bir belge olarak IPR Gezgini’nde biz de yer verelim.

monkeyselfie3

Temyiz Mahkemesi’nin kararını merakla beklediğimizi şimdiden belirtelim.

Slater’ın atacağı bir sonraki adım muhtemelen Wikimedia Vakfı’na karşı A.B.D.’nde telif hakkı ihlali davası açmak olacak, o davayı da merakla bekliyoruz.

Böylesine yaratıcı argümanlarla dolu ve inovatif (!) davaların ülkemizde de görülmesini umut ediyoruz.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2016

unsalonderol@gmail.com  

“Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” Semineri Gerçekleştirildi ve Seminer Sunumları MAPADER Sitesinde Yayınlandı

IMG_1133

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) ve Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Turkey) işbirliğiyle düzenlenen “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” semineri 22 Ocak 2016 tarihinde Türk Patent Ensitüsü‘nün (TPE) evsahipliğinde Ankara’da TPE Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Olumsuz hava koşullarına rağmen şehir dışından gelenler dahil olmak üzere çok sayıda dinleyicinin katıldığı seminer oldukça dikkat çekti.

IMG_0832

Seminer hakkında MAPADER sitesinde yayınlanan habere http://www.mapader.org/#!seminer22ocak/ch2u bağlantısından, seminerde yapılan sunumlardan sahipleri tarafından yayınına izin verilen sunumlara ise https://drive.google.com/a/mapader.org/file/d/0BzcN0UGjkmdGNUxDUEUtOVlOX1k/view?pref=2&pli=1 bağlantısından erişilmesi mümkündür.

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

IPR Gezgini Arşivi

archivo

 

IPR Gezgini‘nde şu ana dek yayınlanmış tüm yazıların koleksiyonuna http://wp.me/P43tJx-1P bağlantısından veya IPR Gezgini anasayfasında “Makaleler – Denemeler” sekmesinden erişebilirsiniz.

Bilgilendirme ve duyuru amaçlı birkaç tanıtıcı yazıyı hariç tutarsak IPR Gezgini’nde şu ana dek 225 yazı yayınlanmıştır.

Bu yazıların 27’si Gülcan Tutkun Berk’e, 4’ü H. Tolga Karadenizli’ye, 1’i Bekir Güven’e, kalan 193’ü ise Önder Erol Ünsal’a aittir.

Yazılarımızın birçok metinde, dava dilekçesinde, bilirkişi raporunda kullanıldığını biliyoruz ve bu amacımıza ulaştığımız anlamına geliyor. Yapılan alıntılarda kaynak belirtildiği zaman bizi daha da teşvik etmiş oluyorsunuz, bundan dolayı bize atıfta bulunanlara teşekkür ediyoruz ve tüm alıntılarda yazarlara ve siteye atıfta bulunulmasını umuyoruz.

Yukarıda verdiğimiz bağlantıyı kullanmak istemeyenler için yazı koleksiyonumuzu aşağıya kopyalıyoruz.

Bizi izlemeye devam edin!

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

(Yazarların ismi yazıların yanında belirtilmiştir, yazar adı belirtilmemiş tüm yazılar Önder Erol Ünsal‘a aittir.)

  • Sloganlardan Oluşan Markaların Ayırt Edici Niteliği –  Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Innovation for the Real World” kararı (T-515/11) http://wp.me/p43tJx-2
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Colloseum v. Levi Strauss” Ön Yorum Kararı  –  Bileşke Markalarda Gerçek Kullanım Sorunu http://wp.me/p43tJx-V
  • Korsan Parti Hareketi – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasında Aşırılığa Karşı Toplumsal Tepki http://wp.me/p43tJx-1a
  • Soyadlarının Marka Olarak Tescil Edilebilirliği Konusunda A.B.D. Mevzuatında Yer Alan Düzenleme ve USPTO Uygulama Esasları http://wp.me/p43tJx-2f
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Tescil Başvurularının Tespit Edilmesinde Uygulanabilecek Bazı İlkeler Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Ön Yorum Kararı (C-320/12) http://wp.me/p43tJx-2l
  • Günlük Yaşama Ait Terimlerin Ayırt Edici Niteliği – Birleşik Krallık’ta “The Works” ve “The Basics” Kararları http://wp.me/p43tJx-2q
  • Ses Markalarının İşlevsel Niteliğinin Belirlenmesine İlişkin Değerlendirme İlkeleri – USPTO Temyiz Kurulu “SUTRO” Kararı http://wp.me/p43tJx-2t
  • OHIM Temyiz Kurulu “Tony Montana” Kararı – Kurgu Karakterlerin İsimlerinden Oluşan Markalar ile Telif Haklarının İhtilafı ve Kötü Niyetli Başvuru Sonucu Tescil Edilmiş Markalar Hususu http://wp.me/p43tJx-2y
  • Adalet Divanı “Céline” kararı (C-17/06) –  Tescilli Markanın Üçüncü Kişiler Tarafından Ticaret Unvanı, Şirket veya Dükkan İsmi Olarak Kullanımı ve Taslak Direktifle Öngörülen Düzenleme http://wp.me/p43tJx-2C
  • İhtilaf Dışı Üçüncü Kişiler Adına Önceden Tescilli Markaların Karıştırılma İhtimaline Etkisi – A.B.D. Örneği http://wp.me/p43tJx-2J
  • “du Pont” Faktörleri – Karıştırılma Olasılığının Tespitinde A.B.D.’nde Kullanılan Testler http://wp.me/p43tJx-2M
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Uluslararası Marka Tescillerinde Sınıflandırma Sorunları http://wp.me/p43tJx-2O
  • Madrid Protokolü Yoluyla Uluslararası Marka Tescil Sistemi http://wp.me/p43tJx-2Q
  • Adalet Divanı “Bravo” kararı çerçevesinde Topluluk Marka Direktifi 3(1)(d) bendinin analizi ve 556 sayılı KHK 7/1-(d) bendi ile içerik karşılaştırması http://wp.me/p43tJx-2U
  • Tescilsiz Markalara Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Sağlanan Koruma ve Kapsamı http://wp.me/p43tJx-2Z
  • Muvafakat Mektubu (Letter of Consent) Üzerine Tescil Sorunu http://wp.me/p43tJx-35
  • “Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a
  • Elimizde Karıştırılma İhtimali Kalmamış, Onun Yerine Size İlişkilendirilme İhtimali Verelim http://wp.me/p43tJx-3g
  • Marka İncelemesinde Mutlak Ret Nedenleri http://wp.me/p43tJx-3j
  • Topluluk Marka Hukuku http://wp.me/p43tJx-3o
  • Topluluk Markası Sistemi http://wp.me/p43tJx-3s
  • Nicé Sınıflandırmasının Genel Yapısı, Etkisi ve Sınıflandırma İlkeleri http://wp.me/p43tJx-3y
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Esas Tescile veya Başvuruya Bağımlılık http://wp.me/p43tJx-3C
  • “Kapatmak” ve “Veni Vidi Vici” http://wp.me/p43tJx-3G
  • Paris Sözleşmesi Birinci Mükerrer Altıncı Maddesi Anlamında Tanınmış Markalar – “Sınai Mülkiyetin Korunması Hakkında Paris Sözleşmesi’nin Uygulamasına ilişkin Rehber”de Maddenin Analizi http://wp.me/p43tJx-3O
  • Marka Kanunları Hakkında Singapur Andlaşması – Andlaşmanın Amacı, Geçmişi ve Yapısı http://wp.me/p43tJx-3U
  • “Streamserve” kararı – Aynı Markanın Farklı Ülkelerde Önceden Tescil Edilmesi Hususunun ve İnceleme Ofisinin Önceki Kararlarının Marka İncelemesine Etkisi – http://wp.me/p43tJx-3Y
  • Paris Sözleşmesi’nin Dördüncü Mükerrer Altıncı Maddesine (Article 6quinquies) Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Organı Tarafından Getirilen Yorum http://wp.me/p43tJx-42
  • Irkçı – Ayrımcı Kelimelerden / Sembollerden Oluşan Markalar ve Kamu Düzenine Aykırılık – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “PAKI” kararı ve Türkiye Özelinde Bazı Görüşler http://wp.me/p43tJx-4c
  • Ayırt Edici Nitelikten Yoksun ve Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesi – Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-90/11 sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-4k
  • “What About Transits?” – Transit Mallar Hakkında Adalet Divanı’ndan Geç Kalmış Yanıt http://wp.me/p43tJx-4p
  • OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal) hakkında http://wp.me/p43tJx-4s
  • Tanınmışlık Benzer Marka Değerlendirmesini Ne Derecede Değiştirebilir? “NC NICKOL & NIKE Kararı” http://wp.me/p43tJx-4w
  • “Tosca Blu” ve “El Corte Ingles” Kararları ve Tanınmış Markaların Adalet Divanına göre Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-4C
  • Kullanım Sonucu Kazanılmış Ayırt Edicilik İddiasının İspatlanmasında Tüketici Anketleri – İsviçre’den bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4H
  • Marka İtirazlarında Açık Büfe veya Fiks Menü Tarifeler http://wp.me/p43tJx-4L
  • Üç Boyutlu Markalarda Grafik Gösterim ve Ayırt Edici Nitelik Tartışması  – Almanya’dan bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4R
  • Bir Marka Türü olarak “Marka Serileri” http://wp.me/p43tJx-4U
  • Sabel v. Puma ; Canon v. MGM ; Lloyd Schuhfabrik Meyer v. Klijsen Handel ; Marca Mode v. Adidas Davaları ve Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesinin Temel İlkeleri http://wp.me/p43tJx-4Y
  • “IP TRANSLATOR” Davası ve Nicé Sınıflandırmasında Sınıf Başlıklarının Kapsamı Sorunu http://wp.me/p43tJx-54
  • IP TRANSLATOR I – İlahlar Böyle İstedi – C-307/10 sayılı ECJ Kararı http://wp.me/p43tJx-59
  • IP Translator II – OHIM Reaksiyonu yani 2/12 sayılı OHIM Başkanlık Genelgesi http://wp.me/p43tJx-5i
  • IP Translator III – Birinci Dalga Eleştiriler http://wp.me/p43tJx-5o
  • IP Translator IV – “Sınıf Kapsamları” Çalışması – Avrupa Birliğinde Sınıf Başlıklarının Revizyonu Projesi http://wp.me/p43tJx-5u
  • IP Translator V – Alman Patent ve Marka Ofisinin Reaksiyonu http://wp.me/p43tJx-5z
  • IP Translator VI –  AB Üyesi Ülkelerin ve OHIM’in “IP Translator” Kararının Uygulamasıyla ilgili Ortak Bildirisi http://wp.me/p43tJx-5D
  • Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor – Peki Katı Marka Uzmanları Ne Oluyor? http://wp.me/p43tJx-5H
  • Madrid Protokolü kapsamındaki Uluslararası Marka Başvurularına ilişkin Ret Kararları, İlgili Düzenlemeler ve Süre Limitleri http://wp.me/p43tJx-5L
  • Madrid Protokolü’nde Statü Bildirim Yazıları ve Kesin Karar Bildirimleri http://wp.me/p43tJx-5Q
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Royal Shakespeare” kararı – Tiyatro Yapımları
  • Madrid Protokolü Kapsamında Uluslararası Tescili Ulusal Başvuruya Dönüştürme (Transformation) İşlemi http://wp.me/p43tJx-5Z
  • SBB vs. Apple – İsviçre Demiryolları Saati İhtilafı http://wp.me/p43tJx-63
  • Avrupa Birliği İlerleme Raporu 2012 “Fikri Mülkiyet Hukuku” Kısmı – Sisyphos Söylencesinin Zirveye Yaklaşma Bölümü mü? http://wp.me/p43tJx-69
  • Avrasya Markası mı Geliyor? http://wp.me/p43tJx-6c
  • Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı? http://wp.me/p43tJx-6i
  • Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da “Pablo Emilio Escobar Gaviria” Başvurusu http://wp.me/p43tJx-6m
  • Gareth Bale Gol Sevincini Birleşik Krallık’ta Marka Olarak Tescil Ettirdi – Peki Benzer Gol Sevinçleri Ne Olacak? http://wp.me/p43tJx-6r
  • Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı http://wp.me/p43tJx-6y
  • “NUTELLA” mı yoksa “NUGTELLA” mı tercih edersiniz? http://wp.me/p43tJx-6B
  • HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme http://wp.me/p43tJx-6F
  • Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası http://wp.me/p43tJx-6K
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması http://wp.me/p43tJx-6N
  • OHIM Temyiz Kurulu “Sharbati” Kararı – Yabancı Dillerdeki Kelimelerin Tanımlayıcı Niteliğine İlişkin Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-6R
  • Adalet Divanı Birinci Derece Mahkemesi “Eurohealth” Kararı – Kapsayıcı Terimin İçeriğinin Yalnızca Bir Bölümüne İlişkin Tanımlayıcılık Hali http://wp.me/p43tJx-6W
  • Yabancı Dillerdeki Tanımlayıcı Markalar Hakkında USPTO Uygulaması – Yabancı Eşitler Doktrini http://wp.me/s43tJx-435
  • Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliğine İlişkin USPTO İnceleme Esasları http://wp.me/p43tJx-74
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Halloumi – Hellim” Kararı http://wp.me/p43tJx-79
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “3D eXam” Kararı – Tanımlayıcı Markalar Konusunda Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok http://wp.me/p43tJx-7f
  • PHOTOS.COM Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesinin Ayırt Edici Olmayan ve Tanımlayıcı Nitelikteki İnternet Alan Adlarından Oluşan Markalara Yönelik Değerlendirmesi http://wp.me/s43tJx-453
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Babilu” Kararı – “IP Translator” sonrası OHIM Başkanlık Genelgesi Uygulama Alanı Buluyor http://wp.me/p43tJx-7o
  • “Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma” (Max Planck Enstitüsü) – İstemediğiniz kadar bilgi ve veri http://wp.me/p43tJx-7t
  • AB Üyesi Ülkelerin Marka Tescil Sistemlerine İlişkin Bazı Temel Bilgiler http://wp.me/p43tJx-7x
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “FCI” Ön Yorum Kararı – Tescil Zırhı Önceki Markadan Kaynaklanan Hakların Uygulanmasını Engeller mi? http://wp.me/s43tJx-473
  • “Halloumi” Kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı Tarafından Onandı http://wp.me/p43tJx-7P
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı WINTERS v. RED BULL Kararı (C-119/10) – Hizmet Sağlayıcının Üçüncü Kişinin Talimatı Üzerine Benzer Markayı Kullanımı Hangi Tip Durumlarda Marka Sahibince Yasaklanabilir? http://wp.me/p43tJx-7T
  • A.B.D. Marka Hukukunda Esas Sicil ve Ek Sicil Ayrımı http://wp.me/p43tJx-7X
  • A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Topluluk Marka Ofisi (OHIM)’in Marka Tescil Başvuruları Hakkında Ret Kararı Oranları –  Harmonizasyon Bir Hayal mi? http://wp.me/p43tJx-82
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1) http://wp.me/p43tJx-8e
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2) http://wp.me/p43tJx-8q
  • OHIM Temyiz Kurulu, OHIM İnceleme Kılavuzuyla Ne Derecede Bağlıdır? Avrupa Birliği Adalet Divanının C-53/11 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-8u
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Bainbridge Kararı (C-234/06) – Bir Marka Serisine veya Marka Ailesine Dahil Olma Gerekçesiyle Karıştırılma veya Çağrıştırma İhtimali http://wp.me/p43tJx-8x
  • Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor http://wp.me/p43tJx-9q
  • OHIM Marka İnceleme Kılavuzu Güncelleniyor http://wp.me/p43tJx-9x
  • Ülke Bayraklarını Kısmen İçeren Marka Başvurularının Tescil Edilebilirliği Sorunu – Portekiz’den Winhouse Kararı http://wp.me/p43tJx-9G
  • OHIM Uygulaması – Mutlak Ret Nedenleri Kapsamında Reddedilen Markalara İlişkin İtirazlarda Kabul Edilmesi Mümkün Olmayan Argümanlar http://wp.me/p43tJx-9N
  • Bileşke Kelime Markalarında Kelime Unsurlarından Birisinin Önceden Tescilli Olması Durumunda Karıştırılma İhtimalinin Varlığı – Adalet Divanı “Medion v. Thomson” Kararı (C-120/04) http://wp.me/p43tJx-9S
  • Bileşke Kelime Markalarında Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi – Topluluk Marka Ofisi (OHIM) Uygulaması http://wp.me/p43tJx-a2
  • Tanınmış Tescilli Markanın Kullanımı v. İfade Özgürlüğü Çatışması – LEGO Markasının Kullanımı ile ilgili bir Örnek Olay http://wp.me/p43tJx-ah
  • Yabancı bir Ülkeden İnternet Üzerinden Alışveriş Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüzü Engeller mi? Adalet Divanı “Blomqvist v. Rolex” Önyorum Kararı (C-98/13) http://wp.me/p43tJx-au
  • Tanınmış Markanın Üçüncü Kişilerce Kullanımında “Haklı Neden” Kavramı – Adalet Divanı “Leidseplein Beheer v. Red Bull” Ön Yorum Kararı (C-65/12) http://wp.me/p43tJx-aF
  • Ahlaka Aykırı Kelimelerden Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Ficken” Kararı (T-52/13, T-54/13) http://wp.me/p43tJx-aO
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Vogue” Kararı – Kapsamı Belirsiz Terimler Bakımından Malların veya Hizmetlerin Benzerliğinin Değerlendirilmesi (T-229/12) http://wp.me/p43tJx-aU
  • A.B.D. Uygulamasında Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-b3
  • Morehouse Savunması – A.B.D. Uygulamasında Çok Taraflı İşlemlerde Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? (2) http://wp.me/p43tJx-b7
  • IP Translator VII – AB Üyesi Ülkeler ve OHIM’in İkinci ve Üçüncü Ortak Bildirileri – Nicé Sınıflandırması Sınıf Başlıkları Tabirlerinden Hangileri Yeterince Açık ve Kesin Değildir? http://wp.me/p43tJx-bf
  • Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Çalışabilecek En İyi Federal Bağlı Kuruluş Olarak Seçildi http://wp.me/p43tJx-bq
  • Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları http://wp.me/p43tJx-bt
  • İtiraz Dilekçesinde İnceleme Uzmanına Kişisel Saldırıda Bulunulması ve Ahlaka Aykırı Markaların Değerlendirilmesi – USPTO Temyiz Kurulu “FOK’N HURTS” Kararı http://wp.me/p43tJx-bB
  • “Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu http://wp.me/p43tJx-bJ
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Başvuruları Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararlarında Yer Alan Temel İlkeler http://wp.me/p43tJx-bQ
  • “Stop the Islamisation of America” Marka Tescil Başvurusu – Halkın Bir Bölümünü Aşağılayıcı Markalar Hakkında USPTO Temyiz Kurulu ve Federal Daire Temyiz Mahkemesi Kararları http://wp.me/p43tJx-bX
  • USPTO Temyiz Kurulu “SpiderGraph” Kararı – Başvuru Sahibinin Önceki Tarihli Tescilli Markasının Yeni Başvuruların İncelenmesine Etkisi http://wp.me/p43tJx-c3
  • Tek Rengi Münhasır Ayırt Edici Unsur Olarak İçeren Markaların Benzerliğine Dair Değerlendirme – USPTO Temyiz Kurulu “Cook Medical Technologies” Kararı http://wp.me/p43tJx-c8
  • Kişi İsim ve Soyisimlerinden Oluşan Markalarda Karıştırılma Olasılığı İncelemesinin Esasları – Avrupa Birliği Adalet Divanı “Barbara Becker” Kararı (C-51/09) http://wp.me/p43tJx-cf
  • Honda Super Cup Modeli Motosikletin Şekli Japonya’da Üç Boyutlu Marka Olarak Tescil Edildi http://wp.me/p43tJx-cy
  • “Giysiler” ile “Giysilerin Perakendeciliği Hizmetleri”nin Benzerliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “ENI v. EMI” Kararı (T-599/11) ve Konu Hakkında OHIM Karar Kılavuzu Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-cs
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Aris” Kararı – Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi (T-247/12) http://wp.me/p43tJx-cl
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Perakende Satış Mağazalarının Görsel Düzenlerinin Marka Olarak Tescil Edilebilirliğine İlişkin C-421/13 Sayılı Ön Yorum Kararı http://wp.me/p43tJx-cM
  • “L. Skywalker” İmzasının Kullanımı Pasaport Alımına Engel Teşkil Eder mi?  http://wp.me/p43tJx-cZ
  • Hizmetlerin Perakendeciliği Bir Hizmet Midir? Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “Netto” Kararı (C-420/13) http://wp.me/p43tJx-d3
  • Nicé Sınıflandırmasının Sınıf Başlıklarının Kapsamı Hakkında A.B.D. ve Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerin Uygulamaları ve Türkiye Bakımından Kısa Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-da
  • Sigara Ambalajlarına İlişkin Tek Tip Paketleme (Plain Packaging) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Tescilli Marka Haklarıyla Bağlantısı http://wp.me/p43tJx-dn
  • Kara Şövalye Engellere Rağmen Yükselmeye Devam Ediyor! Sinema Filmindeki Kurgusal Marka Kullanımı Tescilli Marka Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? A.B.D.’nde “Clean Slate” Davası http://wp.me/p43tJx-dt
  • Fare Kulakları İhtilafı! “Deadmau5” v. “Disney” – Yeni Bir “Celebrity Deathmatch” http://wp.me/p43tJx-dA
  • Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması http://wp.me/p43tJx-dN
  • Sert Kovboy John Wayne, Duke Üniversitesi’nin Hakkından Gelebilecek mi? http://wp.me/p43tJx-dS
  • Ayak Giysileri ile Parfümler Bağlantı Mallar mıdır? Malların Benzerliği Konusunda İlgi Çekici Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı http://wp.me/p43tJx-e0
  • Isis Markasının Seçim ve Terk Edilme Hikayesi – Uluslararası Terör Bir Çikolata Markasını Nasıl Etkileyebilir? http://wp.me/p43tJx-e9
  • “Lambretta” Kararı (T-51/12) – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “IP Translator” Kararının Uygulama Alanını Açıklığa Kavuşturmaya Devam Ediyor http://wp.me/p43tJx-e3
  • İsviçre Federal Fikri Mülkiyet Enstitüsü “SC Studio Coletti” Kararı – Gelişmiş Ülke Ofisi Kararı Her Zaman Mutlak Doğruyu Gösterir mi? http://wp.me/p43tJx-el
  • USPTO Temyiz Kurulu “Barton Family Winery” Kararı – Aynı Soyismini Farklı Kelime Unsurlarıyla Birlikte İçeren Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali İncelemesi http://wp.me/p43tJx-ey
  • USPTO Temyiz Kurulu “The Egg” Kararı – Malların Şeklini Tarif Eden Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği http://wp.me/p43tJx-eL
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KAATSU” Kararı – “Piyasada İlk Kez Kullanım” veya “Piyasada Tanımlayıcı Kullanımın Fiilen Bulunmaması” Argümanları Tanımlayıcılık Halini Ortadan Kaldırır mı? http://wp.me/p43tJx-eG
  • Ayırt Edici Gücü Olmayan veya Ayırt Edici Gücü Zayıf Olan Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi http://wp.me/p43tJx-eS
  • Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-eY
  • Çizgi Dizi Kahramanı ile Aynı İsme Sahip Olmak Gerçek Kişinin İtibarını Zedeler mi? İtalya’da “Peppa Pig” Vakası http://wp.me/p43tJx-fc
  • Rubik Küp Şekli Üç Boyutlu Bulmacalar İçin Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-450/09 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-f4
  • IPR Gezgini’nde Yenilik – “Mevzuat ve Bağlantılar” Ana Menüsü – http://wp.me/p43tJx-g9
  • Çikolata Şekillerinin veya Ambalajlarının Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-440/13 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-gi
  • Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesine İlişkin Genel İlkeler Tekrar Ediliyor – Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “REHABILITATE” Kararı (T-712/13) – http://wp.me/p43tJx-gp
  • “I Can’t Breathe” Sloganı A.B.D.’nde Marka Olarak Tescil Edilecek mi? Toplumsal Nitelik Kazanmış Sloganları veya Politik Olayların İsimleri Ticarileştirmek Para Kazanmanın En Kolay Yolu mu Olacak? http://wp.me/p43tJx-gv
  • USPTO Temyiz Kurulu “THE SLANTS” Kararı – Irkları Aşağılayıcı Terimlerin Marka Olarak Tescili Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-gD
  • “Tomorrowland” Kimin Markası? Disney’in İşi Bu Kez Her Zamankinden Daha Zor http://wp.me/p43tJx-gK
  • “Je Suis Charlie” Sloganının Marka Olarak Tescil Edilmesi Talepleri – Konu Hakkında OHIM ve INPI Duyuruları http://wp.me/p43tJx-gS
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Tripp Trapp” Kararı (C-205/13) – Ürünlerin Doğasından Kaynaklanan veya Ürünlere Esasa İlişkin Değer Katan Şekillerin Marka Olarak Tescili Taleplerine Yönelik Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-h5
  • OHIM Temyiz Kurulu Kararı Yeteri Derecede Gerekçeli Olmazsa Ne Olur? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-605/13 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-hl
  • “Sandviçler” ve “Sebze Salataları” Bağlantılı Mallar mıdır? USPTO Temyiz Kurulu “THE LAFAYETTE” Kararı http://wp.me/p43tJx-hr
  • “I ❤ Paris” Sloganı Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Fransa’dan Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-hy
  • Tanınmış Markanın Ününden Haksız Fayda Sağlanması Kavramı Ne Şekilde Değerlendirilmelidir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KENZO” Kararı (T-322/13) http://wp.me/p43tJx-hH
  • Organizasyon veya Etkinlik İsminden Oluşan Markaların Tescil Edilebilirliği Hakkında Güncel Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı – “International Air and Space Program” Markası http://wp.me/p43tJx-hR
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) Kuruldu – http://wp.me/p43tJx-i2
  • USPTO Temyiz Kurulu “CLETAXI” Kararı – Tanımlayıcı Markalara Yönelik Uygulama Bir Kez Daha İrdeleniyor – http://wp.me/p43tJx-i8
  • Sloganlardan Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Wet Dust Can’t Fly” Kararı (T-133/13) – http://wp.me/p43tJx-if
  • Yabancı Dillerdeki Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği – İtalyan Yüksek Mahkemesi “SLIMMER” Kararı – http://wp.me/p43tJx-il
  • IPR Gezgini Yeni Yazarlar Arıyor – http://wp.me/p43tJx-it
  • USPTO Temyiz Kurulu’nun Karıştırılma Olasılığı Hakkındaki Kararları Mahkemeler İçin Tecavüz Davalarında Önleyici Etkiye Sahip midir? A.B.D. Yüksek Mahkemesi “Sealtite” Kararı (No. 13-352) – http://wp.me/p43tJx-io
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “FORCE” Kelimesinin Ayırt Edici Gücünü Değerlendiriyor – “FSA K-FORCE” Kararı (T-558/13) – http://wp.me/p43tJx-iy (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Sloganların Ayırt Edici Niteliği Konusunu Yeniden Değerlendiriyor – “So What Do I Do With My Money” Kararı (T-609/13 ) – http://wp.me/p43tJx-iW
  • “Rienergy Cola” – “Coca Cola”ya Karşı – Ayırt Edici Gücü Zayıf Kelimelerin Tertip Tarzlarının ve Tanınmışlığının Karıştırılma Olasılığına Etkisi  (Adalet Divanı Genel Mahkemesi – T-384/13) – http://wp.me/p43tJx-j7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “GREEN” Sadece Bir Renk Adı Değildir – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “GREENWORLD” Kararı (T-106/14) –  http://wp.me/p43tJx-jj  (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Amerikan Patent ve Marka Ofisi, Bir “Moda İkonu” Olan “Prenses Kate” Adının Marka Olarak Tescil Edilebilirliğini Tartışıyor (85179243) – http://wp.me/p43tJx-jA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “DIGITAL COUPONS” v. “DG DIGITAL QPONS” Ayırt Edici Gücü Zayıf Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – USPTO Temyiz Kurulu Kararı – http://wp.me/p43tJx-jt
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “SMARTER SCHEDULING” Başvurusunu Değerlendiriyor (T-499/13) – http://wp.me/p43tJx-jJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SKYPE”, Adalet Divanı’nda Marka Tescili Sınavından Geçemiyor (T-423/12) – http://wp.me/p43tJx-jQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • USPTO Temyiz Kurulu “MASTERBAITER” Kararı – Mallar Aynı veya Benzerken, Malların Fiili Kullanımının Farklılığı Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesini Etkiler mi? – http://wp.me/p43tJx-jW
  • Adalet Divanı Temyiz Mahkemesi’nin “ASOS” Kararı (C-320/14 P) – “Sulh İçinde Birlikte Var Olma (Peaceful Coexistence)” Olgusunun İspatı Neredeyse “İmkansız”… – http://wp.me/p43tJx-k0 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? – http://wp.me/p43tJx-k7
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar – http://wp.me/p43tJx-kc
  • Meşhur “Paskalya Tavşanı” Kararı – Adalet Divanı “Lindt Goldhase” Tescilindeki Kötü Niyet İddiasını Tartışıyor (C-529/07) – http://wp.me/p43tJx-ko (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • MAPADER Genel Kurulu Toplandı – http://wp.me/p43tJx-kw
  • Tanınmış Marka Olmak Her Zaman Yeterli Değildir! Adalet Divanı’nın “SWATCH/SWATCHBALL” Kararı (T-71/14) – http://wp.me/p43tJx-kM (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor – http://wp.me/p43tJx-l2
  • “Perakendecilik Hizmetleri” Nedir? Marka Tescilinde Somut Karşılığı Ne Şekilde Ortaya Çıkar? – http://wp.me/p43tJx-l8
  • Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi Tanınmışlık Değerlendirmesi Yapıyor / SPA Kararı (T-131/12) – http://wp.me/p43tJx-ld (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Divan, Temyiz İncelemesinde Birliğin Üniter Yapısını Vurguluyor, C-445/12 P – http://wp.me/p43tJx-lp (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka İncelemesinde Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisinin Tespitine Yönelik İlkeler – USPTO Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-ly
  • Lego’nun Küçük Adamları Marka Olarak Korunuyor! Genel Mahkeme’den Yeni Bir Lego Kararı (T‑396/14) – http://wp.me/p43tJx-lE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği Marka Mevzuatı Değişiyor – Taslak Direktif ve Taslak Tüzük’le Getirilen Yeni Düzen – http://wp.me/p43tJx-lL
  • Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Tebliğ Çağrısı – 2. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 2. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Düzenleniyor – http://wp.me/p43tJx-lY
  • AB Marka Hukuku ve OHIM Uygulaması Bağlamında Karıştırılma İhtimali Kavramı: Genel İlkeler ve Metodoloji – http://wp.me/p43tJx-lU (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Haziran 2015 Tarihli  “TEFLON” Kararı (T-660/11) – http://wp.me/p43tJx-mk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Birliğin Resmi Dilleri Dışında Kelimeler İçeren Topluluk Markalarında Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesi Nasıl Yapılır? Genel Mahkeme 25 Haziran 2015 Tarihli Kararı İle Arapça Topluluk Markaları Hakkında Görüş Bildiriyor, (C 147/14) – http://wp.me/p43tJx-ms (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Karıştırılma İhtimali: AB Adalet Divanı İçtihatları ve Dava Hukuku Kaynaklı Genel İlkeler – http://wp.me/p43tJx-mQ (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Bir Ortağın, Şirketten Habersiz Kendi Adına Marka Tescili Başvurusu Yapması “Kötü Niyet” Olarak Değerlendirilmiştir. Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin, “Bol Aktörlü” Bir Hükümsüzlük Davasına İlişkin 16 Haziran 2015 Tarihli Kararı, (T-306/13) – http://wp.me/p43tJx-mZ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 101 ve 501 Markaları Benzer Mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 3 Haziran 2015 Tarihli Levi’s 501 Kararı, (T-604/13) – http://wp.me/p43tJx-n7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi 15 Temmuz 2015 Tarihli Kararı İle Ayırt Ediciliği Çok Düşük “HAPPY HOURS/HAPPY TIME” Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesinde Bulunuyor. (T‑352/14) – http://wp.me/p43tJx-nd (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerinin Ekonomik Maliyeti” Konusunda AB Gözlemevi Raporu – http://wp.me/p43tJx-np
  • The Simpsons Gangsterlere Karşı – Çizgidizi Karakterlerinin Gerçek Kişilere Görsel Benzerliği Hakkında Bir Dava – http://wp.me/p43tJx-nv
  • Cezayir de Madrid Protokolü’ne Katıldı – Elveda Madrid Andlaşması! – http://wp.me/p43tJx-nD
  • Olimpiyat İlkeleri Arasında Telif Hakkı İhlali de Var mı? 2022 Pekin Kış Olimpiyatları Resmi Şarkısı Hakkında Telif Hakkı İhlali İddiası – http://wp.me/p43tJx-nH
  • Coğrafi İşaretin Ününden Haksız Fayda Sağlanması – Parmigiano Reggiano Peynir Birliği Pornhub’a Karşı – http://wp.me/p43tJx-nM
  • 7/1-(b) Bendi Anayasa’nın 91. Maddesine Aykırı mıdır? Anayasa Mahkemesi Kararı Öncesi Kafa Karıştırıcı Yeni Bir Soru – http://wp.me/p43tJx-nT
  • Tescilli Markanın Ayırt Edici Karakterini Değiştirmeden Farklı Unsurlarla Birlikte Kullanılması Halinde de Marka Kullanımından Bahsedilir. Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 15 Temmuz 2015 Tarihli, Tescilli Markanın 5 yıl Süreyle Kullanılmaması İddiası İle Açılan İptal Davası Kararı/T‑215/13 – http://wp.me/p43tJx-o4 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Seçim Kampanyasında Kullanılan Afişlerle Marka Hakkına Tecavüz Mümkün müdür? Örnek Olay A.B.D.’nde HERSHEY Davası – http://wp.me/p43tJx-ob
  • Dismaland, Disneyland İçin Sıkıntı mı? Dismaland: Çocuklar İçin Uygun Olmayan Aile Parkı – http://wp.me/p43tJx-om
  • “IP Finance” İnternet Bloğu – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasının Ekonomik Boyutu ile İlgilenenler için Zengin Bir Kaynak – http://wp.me/p43tJx-oy
  • Alman Federal Mahkemesi, 9 Temmuz 2015 tarihli “Nivea/Blau” Kararı ile Soyut, Tek Renk Markasının Ayırt Ediciliğini Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-oC (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Yemek Tarifleri Telif Hakkı Kapsamında Korunabilir mi? A.B.D. Temyiz Mahkemesi “Pechu Sandwich” Kararı – http://wp.me/p43tJx-oL
  • Anzak Markasının 1. Dünya Savaşı Döneminde Avustralya’da Kullanımına İlişkin Düzenleme – Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi 1. Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Araştırmaları – http://wp.me/p43tJx-oP
  • ABD Federal Temyiz Mahkemesi 19 Ağustos 2015 Tarihli Kararında Jack Wolfskin’in Pençe İzi Markasını Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-oY (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa’da Markaların Kullanılmamasından ve Mal ve Hizmet Listelerinin Genişliğinden Kaynaklanan Sorunlar – Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi Raporu – http://wp.me/p43tJx-p6
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) İnternet Sitesi Yayında – http://wp.me/p43tJx-pe
  • Almanya’da “PINAR SOSİS” Markası EGETÜRK’ün! Alman Federal Yüksek Mahkemesi, 17 Kasım 2014 Tarihli Kararı İle “PINAR SOSİS” Markasını Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-pk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Sevgilinize Süpermarketten Pırlanta Yüzük Alır mısınız? “Tiffany v. Costco” Davası – http://wp.me/p43tJx-ps
  • OHIM Büyük Temyiz Kurulu’nun “PAPAGAYO ORGANIC” Kararı: Fransız Tüketiciler için “Şarap” ve “Rom” Benzer midir? – http://wp.me/p43tJx-pE (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Patent Uzmanına Hakaret Eden Patent Vekilinin Yetkileri USPTO’da 6 Ay Süreyle Askıya Alındı – http://wp.me/p43tJx-q0
  • “DüsseldorfCongress” Hizmet Markası Tanımlayıcıdır! Almanya Federal Yüksek Mahkemesi “DüsseldorfCongress” Markasının Ayırt Ediciliğini Tartışıyor – http://wp.me/p43tJx-pz (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka Başvurularında İhtiyaç Duyulmayan Mal ve Hizmetlere Yer Verilmesi Sorunu ve Çözüm Önerileri – http://wp.me/p43tJx-qf (Yazar: Bekir Güven)
  • Adalet Divanı “Nestlé Kit Kat”ın Çikolata Şekli Hakkında Ön Görüş Bildiriyor – http://wp.me/p43tJx-qt (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “XPRESSO” ve “ENERGY” Kelimeleri Karıştırılma İhtimaline Neden Olmaz. Adalet Divanı Genel Mahkemesi Kararı – http://wp.me/p43tJx-qA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Video Paylaşımında “Adil Kullanım İlkesi”nin Uygulanması – “Dancing Baby” Davası – http://wp.me/p43tJx-qJ
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “DELL / LEXDELL” KARARI (T 641/14) – http://wp.me/p43tJx-qE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SO…?” Ön Ekli Seri Markasına İlişkin AB Adalet Divanı Temyiz Kararı – http://wp.me/p43tJx-qQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Ünlü Futbolcu Bastian Schweinsteiger Nazi Askerine Benzetildiği Oyuncak Figürlerin Üreticisine Dava Açmaya Hazırlanıyor – http://wp.me/p43tJx-qZ
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KARIS” Kararı – Malların ve Hizmetlerin Benzerliğinde Nicé Sınıflarının Etkisi (T-720/13) – http://wp.me/p43tJx-qV
  • “GOssIP” Marka, Patent ve Endüstriyel Tasarım Dergisiyle Henüz Tanışmayan Var mı? – http://wp.me/p43tJx-re
  • Üç Boyutlu Ürün Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nden Remi Oyunu Ambalajına İlişkin Güncel Bir Karar (T-547/13) – http://wp.me/p43tJx-ro
  • HARIBO VE LINDT Altın Ayıcık Savaşında Karşı Karşıya! Alman Federal Yüksek Mahkemesinin Temyiz Kararı İle HARIBO Davayı Kaybediyor – http://wp.me/p43tJx-rC (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nun Fikri Mülkiyet Hakları Bölümü ve Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-rJ
  • 7/1-(b) Bendi İptal Edilecek mi? Nefesler Tutuldu, Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Bekleniyor – http://wp.me/p43tJx-rT
  • Anayasa Mahkemesi Kararı Biraz Daha Beklenilmesi Gerektiğini mi Söylüyor? – http://wp.me/p43tJx-s1
  • Adalet Divanı tanınmış markanın sulandırılması iddiasının ispatını tartışıyor: ‘WOLF ’ kararı – http://wp.me/p43tJx-sa (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • “Anne Frank’ın Günlüğü” İlginç Bir Telif Hakkı Tartışması – http://wp.me/p43tJx-sn
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi 18 Kasım 2015 Tarihli Kararında, “PORTO ŞARABI” Coğrafi İşareti ile “PORT CHARLOTTE” Markasını Karşılaştırıyor (T-659/14) – http://wp.me/p43tJx-sJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • The Pirate Bay’de Yayınlanan Korsan Videolardan İnternet Servis Sağlayıcısı Firma Sorumlu Değildir – Stockholm Bölge Mahkemesi Kararı – http://wp.me/p43tJx-sS
  • Türkiye’nin YouTube Yasağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce İfade Özgürlüğünün İhlali Olarak Değerlendirildi – http://wp.me/p43tJx-sV
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2015/98 ve 2015/99 Sayılı Kararları – 7/1-(b) Bendinin İptali Talebinin İncelenmesini Beklemeye Devam Edeceğiz – http://wp.me/p43tJx-t4
  • Marka Hükümsüzlük Davası Sonucunun Beklenmesindeki Hukuki Yarar, Tescil/İtiraz Sürecinde Göz Ardı Edilemez. Adalet Divanı Genel Mahkemesinin 12 Kasım 2015 Tarihli Nestlé ALETE/ALETA Kararı, (T‑544/14) – http://wp.me/p43tJx-tb (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Otomobil Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği Hakkında Adalet Divanı Genel Mahkemesi Kararı (T-629/14) – http://wp.me/p43tJx-te
  • Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu Yayınlandı – http://wp.me/p43tJx-tw
  • Şerit Şekilleri Ayakkabılar için Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-3/15 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-tI
  • Kırmızı Başlıklı Kız Markalar Diyarında – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Red Riding Hood” Kararı (T-128/15) – http://wp.me/p43tJx-tX
  • Markanın Ulusal Düzeyde Tescilli Olması Aynı Markanın Diğer Ülkelerde Tescil Edilebilmesi için Dayanak Teşkil Eder mi? Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararları Işığında Değerlendirme – http://wp.me/p43tJx-ul
  • David Bowie ve Queen’in Vanilla Ice’a Karşı Telif Mücadelesi – David Bowie’ye Veda Yazısı – http://wp.me/p43tJx-uq
  • Ünlü Çete Lideri -Joaquin “El Chapo” Guzman-ın İsminin Tescil Talebi Meksika’da Reddedildi – http://wp.me/p43tJx-uw

 

David Bowie ve Queen’in Vanilla Ice’a Karşı Telif Mücadelesi – David Bowie’ye Veda Yazısı

bowie-mercury

Bugün hayatını kaybeden David Bowie‘nin sıkı bir dinleyicisi veya takipçisi değildim. Bununla birlikte sevdiğim birkaç şarkının sahibi olan ve sıradışı tavır ve görünümüne her zaman saygı duyduğum Bowie’nin ölümü üzerine onun da içerisinde olduğu bir telif hakkı tartışmasını yazarak IPR Gezgini‘nden de kendisine veda etmek istedim.

Lise yıllarımın favori gruplarından birisi (hatta birincisi) olan Queen‘in David Bowie ile birlikte yazıp bestelediği ve muhtemelen hepimizin hayatında en az bir kez dinlemiş olduğu “Under Pressure” şarkısı muhteşem bass melodisi ile grubun hafızaya en kolay yerleşen şarkılarından birisiydi. “Under Pressure” şarkısını aşağıda David Bowie ve Queen’den birlikte dinleyebilirsiniz.

80’lerin sonunda ortaokul-lise yıllarını yaşayanlar bir anda ortaya çıkan rap furyasını ve furyanın başlangıcını oluşturan Mc Hammer‘i ve Vanilla Ice‘ı hatırlayacaktır. Mc Hammer ve hit şarkısı “U Can’t Touch This” bana ne kadar sevimli geldiyse de, beyaz rapçi olarak piyasaya sürülen Vanilla Ice ve şarkısı “Ice Ice Baby” de benim için aynı derecede sevimsizdi. Şarkıyı aşağıdaki videoda izleyince “Under Pressure”la benzerliğini kolaylıkla fark edebilirsiniz.

Sevimsiz Vanilla Ice’ın kendisi gibi sevimsiz “Ice Ice Baby” şarkısını ilk dinlediğimde şarkının ana melodisinin “Under Pressure” şarkısıyla ne kadar benzer olduğunu fark edip, çocuk aklımla bile her halde Queen’den izin alıp öyle kullanmıştır demiştim.

Lakin durum öyle değilmiş ve “Vanilla Ice”, ne “Queen” ne de “David Bowie”den izin almadan “Under Pressure” şarkısının ana melodisini alıp kendi şarkısına yerleştirmiş. Bunun sonucundaysa, Billboard listelerinde ve birçok ülkede bir numaraya yükselen “Ice Ice Baby” şarkısının “Under Pressure” şarkısıyla benzerliği, dünyanın en bilinen şarkı telifi anlaşmazlıklarından birisi olarak tarihe geçmiş.

Kulağı olan herkesin kolaylıkla fark edebileceği benzerliği Vanilla Ice başta reddetmiş ve parçanın melodisinin “Under Pressure”dan farklı olduğunu iddia etmiştir. Buna karşılık olarak, David Bowie ve Queen grubunun muhteşem dörtlüsü Freddie Mercury, Brian May, Roger Taylor ve John Deacon haklarını korumak için Vanilla Ice’a karşı hukuki mücadeleye girişmiştir. Bunun sonucunda Vanilla Ice, Bowie ve Queen grubu üyelerine telif hakkı ücreti ödemeyi kabul etmiş ve ayrıca şarkının künyesinde belirtilen isimlere yer vermek zorunda kalmıştır.

Yazıyı ani bir kararla David Bowie’yi anmak amacıyla yazmaya karar verdiğimden ihtilaf konusunda daha fazla detaya girmeden yazıyı sonuçlandırmayı tercih ediyorum. Billboard listelerinde bir numaraya yükselmiş bir şarkının ana melodisinin başkasına ait olması ve ondan izinsiz kullanılması rezalet kategorisinde, ancak gene benim kuşağımın iyi hatırlayacağı “Milli Vanilli” rezaletiyle kıyaslanabilir sanırım.

David Bowie her nereye gittiysen rahat edersin umarım ve gittiğin yerde görürsen Freddie Mercury’ye de benden selam söyle lütfen.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

unsalonderol@gmail.com

 

 

Markanın Ulusal Düzeyde Tescilli Olması Aynı Markanın Diğer Ülkelerde Tescil Edilebilmesi için Dayanak Teşkil Eder mi? Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararları Işığında Değerlendirme

equaltreat

Bu yazının kısaltılmış hali GOssIP dergisinin Aralık 2015 tarihli 40. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_40 bağlantısından erişebilirsiniz.

Başarılı her markanın kaderi taklit edilmektir ve başarısı ulusal düzeyin ötesine taşmış markalar çoğunlukla uluslararası düzeyde de taklit edilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışına açılmış bir markanın ulusal düzeyde tescil ettirilmiş olması, yurtdışında koruma için yeterli midir sorusu ortaya çıkmaktadır.

Neredeyse her devlet ulusal marka sicilini tutmaktan sahipli bir sınai mülkiyet ofisine veya belirtilen yetkiyle donatılmış bir devlet birimine sahiptir. Ulusal ofislerde yaptırılan marka tescilleri yalnızca ilgili ülkenin sınırları dahilinde yasal etkiye sahiptir. Bu durumun istisnası, bölgesel düzeyde tescil yapma yetkisiyle donatılmış ofislerdir. Bu tip ofislere örnek olarak, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında geçerli marka tescilleri yapmaya yetkili İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) ve Benelüks ülkelerinde geçerli marka tescilleri yapan Benelüks Sınai Mülkiyet Ofisi (BOIP) verilebilir. Ayrıca, Dünya Fikri Mülkiyet Ofisi (WIPO) tarafından yürütülen Madrid Protokolü’ne taraf ülke vatandaşları, WIPO aracılığıyla birçok farklı ülkede uluslararası marka tescili yaptırabilmektedir. Buna karşın, Madrid Protokolü kapsamında elde edilen tesciller, marka sahiplerine sadece seçtikleri ülkelerde geçerli olabilecek haklar vermektedir ve bu anlamda tescillerin etkisi ulusal düzeyde etkiyle sınırlı kalmaktadır.

Tescilli marka haklarının sağladığı korumanın, yalnızca tescilin elde edildiği ülkenin sınırları dahilinde geçerli olması “ülkesellik ilkesi” kavramı ile açıklanmaktadır. Ülkesellik ilkesi gereğince, bir ülkede marka hakkı elde etmiş bir kişinin hakları yalnızca o ülkenin sınırları dahilinde geçerlidir ve marka sahibinin diğer ülkelerde geçerli marka hakkına sahip olabilmesi için markasını koruma talep ettiği ülkelerin ofislerinde de tescil ettirmesi gereklidir.

Marka sahipleri açısından bu durum her zaman kolaylıkla anlaşılamamaktadır, şöyle ki çoğu marka sahibi ulusal düzeyde tescil ettirdikleri ve maddi – manevi çok emek verdikleri markalarının diğer ülkelerde de otomatikman korunması gerektiğini düşünmektedir. Hele ki, bir ülkede kolaylıkla tescil edilmiş bir markanın, bir diğer ülke ofisince reddedilmesi marka sahiplerinin kafasındaki soru işaretlerini iyice artırmaktadır. Bu yazıda, bir ülkede herhangi bir problemle karşılaşılmadan tescil edilmesine rağmen, bir diğer ülke sınai mülkiyet ofisince reddedilen markalar hakkında açılan davalarda Avrupa Birliği Adalet Divanı’nca verilen birkaç karar okuyucularla paylaşılacak ve Avrupa Birliği yargısının konu hakkındaki değerlendirmesi aktarılacaktır.

Okuyuculara aktarılacak ilk karar Adalet Divanı İlk Derece Mahkemesi’nin 2002 yılında verdiği T-106/00 sayılı “Streamserve” kararıdır. OHIM’in “streamserve” ibareli marka tescil başvurusunu reddetmesi kararına karşı, başvuru sahibi dava açar ve aynı markanın bazı Avrupa Birliği ülkelerinde tescilli olduğu iddiasının yanısıra, OHIM’in benzer başvurular hakkında verdiği kararlar iddiasını öne sürülür. Mahkeme bu iddiaları takip eden gerekçelerle reddeder.

Kararın 47. – 48. paragrafları diğer ülkelerdeki tescil hususunun OHIM (veya yeni başvuruya konu ülkelerdeki) etkisini tartışmaktadır:

“47.  Başvuru sahibince öne sürülen ulusal kararlara ilişkin olarak, içtihattan açık olarak anlaşılacağı üzere, Topluluk markası sistemi, kendine yeterli ve herhangi bir ulusal sistemden bağımsız işleyen, kendi amaçları ve özellikleri bulunan otonom bir sistemdir. Bunun sonucunda, bir işaretin Topluluk markası olarak tescil edilebilirliği yalnızca ilgili Topluluk mevzuatı hükümleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, Ofis (OHIM) ve Topluluk yargısı, ihtilaf konusu işaretin üye bir ülkede veya üçüncü bir ülkede ulusal bir marka olarak tescil edilebilirliği hususunda verilmiş olan önceki bir kararla bağlı değildir. Bu kararın Topluluk Marka Direktifiyle uyumlu bir ulusal mevzuat kapsamında alınmış olması veya kararın, ihtilaf konusu kelimenin kaynak dilsel bölgesine (ilgili kelimenin ait olduğu dilin anadil olduğu) ait, bir ülke tarafından verilmiş olması durumlarında dahi değerlendirme aynı şekilde olacaktır.

  1. Bunun sonucu olarak, başvuru sahibinin, “streamserve” kelimesinin ulusal marka olarak tescil edilebilirliğine ilişkin ulusal kararların varlığı ve özellikle bu kararlardan birisinin Birleşik Krallık’ta verilmiş olması gerekçeli argümanı kabul edilebilir içerikte değildir. Daha ötesi, başvuru sahibi bu kararlardan sonuca ulaşılmasına sağlayacak esasa ilişkin hiçbir argüman sunmamaktadır.”

Başvuru sahibinin mahkemede öne sürdüğü iddialardan bir diğeri ise, OHIM Temyiz Kurulu’nun aynı malları içeren benzer nitelikteki bir marka (imagestream) hakkındaki ret kararını kısmen kaldırılmış olmasıdır. Başvuru sahibi aynı değerlendirmenin “streamserve” markası hakkında yapılmamış olmasını istikrarsızlık olarak nitelendirme ve “streamserve” markası için eşit muamele talep etmektedir.

Mahkeme, bu talep hakkında kararın 66. – 67. paragraflarında takip eden değerlendirmeleri yapmıştır:

“66. … Temyiz Kurulu’nun kararlarının hukuka uygunluğu, Kurul’un önceki karar verme pratikleri esasına göre değil, sadece – Topluluk yargısınca yorumlandığı haliyle –  Topluluk marka tüzüğü esasına göre değerlendirilmelidir.

  1. Bu bağlamda iki hipotez ortaya çıkmaktadır. Eğer, önceki bir vakada, Temyiz Kurulu bir işaretin Topluluk markası olarak tescil edilebilirliğine karar vererek, Tüzüğün ilgili maddelerini doğru biçimde uygulamışken, ilk vakayla kıyaslanabilecek sonraki bir vakada Kurul aksi yönde bir karar aldıysa, Topluluk yargısının tüzüğün ilgili maddelerine aykırılık nedeniyle sonraki kararı iptal etmesi gerekecektir. Bu ilk hipotez çerçevesinde, ayrım yapılmaması (eşit muamele) ilkesine aykırılık iddiası başarısız olmuştur. Diğer taraftan, bir işaretin tescil edilebilirliğine karar vererek Temyiz Kurulu hukuki bir hata yapmışsa ve ilk vakayla kıyaslanabilir sonraki bir vakada, Kurul aksi yönde bir karar almışsa, ilk karar sonraki kararın iptal edilmesini sağlamak için bir gerekçe olamaz. Adalet mahkemesi içtihadına göre, eşit muamele ilkesi, hiç kimsenin talebini desteklemek için başkası lehine önceden gerçekleşmiş kanun dışı fiillere dayanamayacağı prensibini içeren kanunilik ilkesi ışığında uygulanmalıdır. Belirtilen ikinci hipoteze göre de ayrım yapılmaması (eşit muamele) ilkesine aykırılık iddiası başarısız olmuştur.”  

Yukarıda yer verilen paragraflardan açık olarak anlaşılacağı üzere, Adalet Divanı İlk Derece Mahkemesi’ne göre aynı markanın aynı mevzuata sahip başka bir ülke tarafından tescil edilmiş olması, markayı oluşturan kelime tescile konu ülkenin ana dili olsa da, diğer ülkelere veya OHIM’e aynı markayı tescil etme konusunda bir yükümlülük getirmemektedir.

Mutlak ret nedenlerine göre reddedilmiş markalara ilişkin itiraz dilekçelerinde ispatlanması gereken husus, markanın hangi nedenle ilgili ret gerekçesi kapsamında değerlendirilemeyeceğidir. Aynı markanın, aynı mevzuat hükmüne sahip olsalar da diğer ülkelerde tescil edilmiş olması, ret kararını kendiliğinden yanlış hale getirmez. Başvuruyu oluşturan kelime yabancı dilde olsa da ve marka o dilin anadil olarak konuşulduğu ülkede tescil edilmiş olsa da sonuç aynıdır, ispatlanması gereken diğer ülkelerdeki tescil hususu değil, kararın veya değerlendirmenin yanlışlığıdır.

Karara göre, önceden yanlışlıkla verildiği açık olan tescil kararlarının sonraki kararlara esas olması biçiminde bir pratik kabul edilmesi Adalet Divanı İlk Derece Mahkemesi’ne göre mümkün değildir. Aksi yöndeki yorum, kanunilik ilkesi ile çelişmektedir ve eşitlik ilkesini uygulamak için kanunilik ilkesini yok saymak yerinde olmayacaktır.

Konuyla ilgili olarak okuyuculara aktaracağımız ikinci karar, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin Mart 2012 tarihli T-242/11 sayılı “3D eXam” kararıdır.

OHIM’in, “3D eXam” başvurusunu ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle reddetmesi kararına karşı açılan davada mahkeme, davacının aynı markanın farklı ülkelerde hali hazırda tescil edilmiş ve tanımlayıcı bir marka olarak değerlendirilmemiş olduğu yönündeki iddiasını incelemiştir. Başvuru sahibi aynı markanın aynı mallar / hizmetler için Almanya, A.B.D. ve Japonya’da tescil edilmiş olmasından hareketle ret kararının yerinde olmadığını iddia etmektedir.

Mahkeme bu iddiaya ilişkin olarak takip eden değerlendirmeyi yapmıştır. Topluluk marka rejimi, kendi amaçları olan otonom bir hukuki sistemdir ve herhangi bir ulusal sistemden bağımsızdır. Bu çerçevede, bir topluluk markasının korunabilirliği ya da tescil edilebilirliği yalnızca ilgili topluluk mevzuatı çerçevesinde değerlendirilir. Bunun sonucu olarak, ne OHIM ne de Topluluk Mahkemeleri, birlik üyesi bir ülkede veya üçüncü bir ülkede bir markanın ulusal bir marka olarak tescil edilebilirliğine ilişkin olarak alınan kararlarla bağlı değildir. Bu durum, tescil edilebilirliğe ilişkin kararın, inceleme konusu kelime markasının dilsel açıdan ait olduğu bölgede kurulu bir ülke tarafından verilmiş olması halinde de geçerlidir. Belirtilen yerleşik içtihat doğrultusunda önceki ulusal tescillere dayandırılan itiraz da haklı bulunmamıştır.

Okuyuculara sunacağımız bir diğer örnek kararsa, Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce 2012 yılında verilen T-338/11 sayılı “photos.com” kararıdır. Dava, “photos.com” başvurusunun OHIM tarafından ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık gerekçeleriyle reddedilmesi kararına karşı açılmıştır. Davacı aynı markanın, benzer mallar ve hizmetler için kendi adına önceden OHIM tarafından iki kez tescil edilmiş olmasını belirterek eşit değerlendirme ve meşru beklentilerin karşılanması içerikli argümanlar öne sürmüştür.

Başvuru sahibine göre, önceden tescil edilmiş markalar, yeni başvurunun da tescil edilmesi gerektiği beklentisini ortaya çıkartmaktadır; davacının ticari rakiplerinden hiçbirisinin önceki tescillerin geçerliliğine ilişkin işlem (hükümsüzlük, vb.) başlatmamış olması da, bu beklentiyi desteklemektedir. Ayrıca, bu tescillerin hiçbirisi kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik istisnası çerçevesinde elde edilmemiştir.

Mahkemeye göre, OHIM yetkilerini Birlik mevzuatının genel ilkeleri çerçevesinde kullanmakla yükümlüdür. Eşit muamele ve düzgün yönetim ilkeleri çerçevesinde OHIM benzer markalar hakkında önceden verilmiş kararları dikkate almalı ve aynı yönde karar verip vermeyeceğini dikkatle belirlemelidir. Bununla birlikte, bu ilkelerin ne şekilde uygulanacağı hukukilik ilkesiyle uyumlu olmalıdır. Bu çerçevede, bir markayı tescil ettirmek isteyen kişi, kendi lehine aynı kararın verilmesi talebiyle başka bir kişi adına gerçekleştirilmiş kanuni olmayan bir işleme dayanamaz. Bunun ötesinde, hukuki belirlilik ve iyi yönetim esasları çerçevesinde, markaların uygun olmayan biçimde tescil edilmesini engellemek amacıyla, her markanın incelenmesi düzgün ve kapsamlı biçimde yapılmalıdır. Buna uygun olarak, inceleme her vaka bazında ayrı olarak yapılmalıdır. Bir markanın tescil edilmesi, ilgili markanın kendi olguları kapsamında değerlendirilebilecek ve amacı, inceleme konusu markanın herhangi bir ret gerekçesi kapsamına girip girmediğini belirlemek olan özel kriterlere bağlıdır.

Sayılan hususlar ışığında mahkeme, davacının, önceki OHIM kararlarını emsal göstererek öne sürdüğü, eşit muamele ve meşru beklentilerin karşılanması ilkeleri içerikli argümanlarını kabul etmemiştir.

Yazı içeriğinde yer verdiğimiz kararlar, Avrupa Birliği yargısı içtihadı çerçevesinde, aynı markanın birlik ülkeleri dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde tescil edilmiş olmasının, marka sahibine söz konusu markayı farklı ülkelerde tescil ettirme hakkını vermediğini göstermiştir. Hatta, “photos.com” kararı aynı markanın aynı ofiste önceden tescil edilmiş olmasının, aynı markadan oluşan yeni bir başvurunun mutlak ret nedenleri çerçevesinde reddedilmesini engellemeyeceğini de göstermektedir.

Markalarıyla farklı pazarlara açılmayı hedefleyen okuyuculara önerimiz, markalarını vakit geçirmeksizin yurtdışında tescil ettirmek için ilgili ülkelere başvuruda bulunmalarıdır.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

unsalonderol@gmail.com

MAPADER – AIPPI Türkiye Ortak Semineri – “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” (22 Ocak 2016)

mapader.logoaiipilogo

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) ve Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI) işbirliğiyle organize edilen ve 22 Ocak 2016 Cuma günü Türk Patent Enstitüsü’nün evsahipliğinde TPE Konferans Salonu‘nda gerçekleştirilecek “Marka ve Patent Hukuku ile ilgili Güncel Gelişmeler” seminerine ilişkin duyuru aşağıdadır.

Seminer dışarıdan katılıma açıktır.

mapader

MAPADER ve AIPPI etkinliğe katılımınızdan mutluluk duyacaktır.

IPR Gezgini

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

Anayasa Mahkemesi 7/1-(b) Bendinin İptali Talebini Reddetti

anayasamah7b

 

Beklenen karar sonunda açıklandı.

Anayasa Mahkemesi 23 Aralık 2015 tarihinde aldığı kararla 2015/118 sayılı kararla 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin iptali için Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan talebi oybirliği ile reddetti. Karar, bugün yani 7 Ocak 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı.

Gerekçeli karara http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/01/20160107.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/01/20160107.htm bağlantısından erişim mümkündür.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında aşağıdaki ifadelere yer verildi:

2015118

Bir diğer deyişle, Anayasa Mahkemesi, 7/1-(b) bendinin çalışma ve sözleşme hürriyeti, ticari özgürlükler gibi konularla ilgisi bulunmadığı değerlendirmesini kararın 18. paragrafındaki tek bir cümleyle tespit ederek ve 7/1-(b) bendinin 5194 sayılı Kanunla değiştirilmiş olması ve dolayısıyla KHK ile düzenlenmemiş olmasından hareketle Anayasa’nın 91. maddesine aykırılıktan bahsedilemeyeceğini belirterek, iptal talebini redddetmiştir.

Hüküm iptal edilmediğinden, artık yeni bir senaryodan bahsetmeye gerek kalmadı görüşündeyiz. Buna ilaveten karardaki tespitler de üzerinde yorum yapılamayacak derecede kısa olduğundan şu an için tartışılacak bir argüman da yok gibi gözüküyor.

Büyük merak ortadan kalktı, marka inceleme sistemimiz için şimdilik değişen birşey yok diyebiliriz.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

iprgezgini@gmail.com

Kırmızı Başlıklı Kız Markalar Diyarında – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Red Riding Hood” Kararı (T-128/15)

Little_Red_Riding_Hood_WPA_poster

2016 yılının ilk yazısını masal dünyasıyla bağlantılı bir marka davasından seçtim. Bu seçim, Ortadoğu coğrafyasının sosyal ve politik gerçeklerinden mümkün olduğunca uzak bir hayal dünyasında geçirmek istediğim 2016 yılına ait dileklerimi de kısmen içeriyor.

“Kırmızı Başlıklı Kız” en sevdiğim çocuk masalı değildi, ama büyüdükçe ve de çocuk masallarının sadece çocuklar için olmadığını fark ettikten sonra, bu masal da diğerleri gibi daha ilginç hale gelmeye başladı. Özellikle, çoğu ünlü masalı derleyen (Kırmızı Başlıklı Kız buna dahildir) Grimm kardeşlerin orijinal metinlerindeki vahşet ve şiddet öğelerinden haberdar olunca ve bunların üstüne halk masallarına gönderme yaparak cinayetler işleyen bir seri katili anlatan Craig Russell’ın “Kanlı Masallar” romanını okuyunca masal algım doğrusu bir hayli değişti. Tüm bunların üzerine, 2016 yılında yazacağım ilk yazının konusunu ararken, Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin “Red Riding Hood” (-Kırmızı Başlıklı Kız- masalının İngilizce kısa ismi) kararı ile karşılaşınca, yazının konusunu seçmek benim için hiç de güç olmadı.

redridingWalter_Crane

Masal dünyasını bir tarafa bırakıp, aslında kimilerine göre bir başka masal dünyası olan marka incelemesinin kurgusal dünyasına geçecek olursak…

Bu noktada ilk olarak, inceleme konusu davanın esas olarak markaların kavramsal benzerliği hususuyla ilgili olduğu belirtilmelidir.

Karıştırılma ihtimalinin kurucu unsurlarından birisi, inceleme konusu markaların benzerliğidir. Markaların benzerliği; görsel, işitsel ve kavramsal açılardan değerlendirilir. Görsel benzerlik, inceleme konusu işaretlerin görsel özelliklerinin benzerliğini, işitsel benzerlik ise markaların telaffuz edildikleri halleriyle ortaya çıkan sesçil benzerliği ifade eder. Buna karşılık kavramsal benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldiği mana veya kavramların benzerliği anlamına gelmektedir. Kavramsal benzerliğin değerlendirmesi, kanaatimizce görsel ve işitsel benzerliğin değerlendirilmesine göre daha zordur ve daha karmaşık bir incelemeyi gerektirmektedir.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 16 Aralık 2015 tarihinde verdiği T-128/15 sayılı kararı ile farklı iki dilde olan ve görsel veya işitsel benzerlik içermeyen iki markanın kavramsal benzerliği iddiasına dayalı karıştırılma ihtimali iddiasını incelemiştir. İlgilenen okuyucularımızın kararın İngilizce metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=173070&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=1177846 adresinden erişimi mümkündür.

İspanyol vatandaşı “Alberto Ruiz Moncayo”, 28 Ekim 2012 tarihinde “RED RIDING HOOD” kelime markasının marka olarak tescil edilmesi talebiyle İç Pazarda Harmonizasyon Ofisi (OHIM)’ne başvuruda bulunur. Başvurunun kapsamında Nicé sınıflandırmasının 33. sınıfına dahil çeşitli alkollü içecekler yer almaktadır.

 

RED RIDING HOOD

 

Başvuru ilan edilir ve ilana karşı Alman menşeili “Rotkäppchen-Mumm Sektkellereien GmbH” firması tarafından itiraz edilir. İtiraz gerekçesi marka, 33. sınıfa dahil “Alkollü içecekler.” için Avrupa Birliği’ni kapsayacak şekilde önceden tescil edilmiş “ROTKÄPPCHEN” ibareli uluslararası marka ve Almanya’da tescil edilmiş “ROTKÄPPCHEN” ibareli ulusal markadır. İtiraz sahibi, “RED RIDING HOOD” ibareli başvuru ile “ROTKÄPPCHEN” ibareli itiraz gerekçesi marka arasında kavramsal benzerlik bulunduğunu ve malların da aynı olması dikkate alındığında, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceğini öne sürmektedir.

 

ROTKÄPPCHEN

 

Kısa bir açıklama yapılacak olursa; “RED RIDING HOOD” ibaresi Türkiye’de “Kırmızı Başlıklı Kız” adıyla bilinen bir çocuk masalının İngilizce kısa adı (tam adı “Little Red Riding Hood” olduğu belirtilmelidir (red = kırmızı, riding hood = kadınlar veya çocuklarca at sürerken veya doğada giyilen bir tür başlıklı pelerin). Buna karşılık, itiraz gerekçesi markayı oluşturan “ROTKÄPPCHEN” ibaresi de masalın Almanca adıdır (rot = kırmızı, käppchen = başlık, kep). Bu bağlamda, “RED RIDING HOOD” ve “ROTKÄPPCHEN” ibarelerinin kelime anlamlarının aynı olmadığı, bununla birlikte aynı masalın farklı dillerdeki isimleri oldukları anlaşılmaktadır.

OHIM itiraz birimi ilana itirazı haklı bulmaz ve reddeder. İtiraz sahibi bu karara karşı itiraz eder. OHIM Temyiz Kurulu’nun, 28 Ocak 2015 sayılı kararı ile bu itiraz da reddedilir. OHIM Temyiz Kurulu, inceleme konusu işaretlerin benzer olmadığı, dolayısıyla markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı görüşündedir.

Başvuru sahibi bu karara karşı dava açar ve dava, Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Aralık 2015 tarihli T-128/15 sayılı kararıyla sonuçlandırılır.

Genel Mahkeme ilk olarak karıştırılma olasılığına ilişkin genel ilkeleri sıralar.

Yerleşik içtihada göre, halkın malların veya hizmetlerin aynı işletmeden veya ticari olarak bağlantılı bir işletmeden geldiğine inanması riski karıştırılma olasılığını ortaya çıkartır. Karıştırılma olasılığı, kamunun ilgili kesiminin ihtilafa konu markalar ve mallar veya hizmetler hakkındaki algısı, markaların ve malların veya hizmetlerin benzerliğinin karşılıklı bağımlılığı dahil olmak üzere inceleme konusu ihtilafa ilişkin tüm faktörler dikkate alınarak, bütüncül olarak değerlendirilmelidir.

Önceki tarihli markanın koruması Avrupa Birliği’nin tümüne ilişkinse, malların ve hizmetlerin bu bölgedeki tüketicilerinin algısını dikkate almak gereklidir. Bununla birlikte, bir topluluk markasının reddedilmesi için, bir nispi ret nedeninin Avrupa Birliği’nin bir bölümünde ortaya çıkmasının yeterli olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

OHIM Temyiz Kurulu’na göre, inceleme konusu mallar “alkollü içecekler” olduğundan, kamunun ilgili kesimi yasal içki içme yaşını doldurmuş kamunun genelidir. Bu çerçevede, itiraz gerekçelerinden Avrupa Birliği’ni kapsayan uluslararası marka bakımından kamunun ilgili kesiminin Avrupa Birliği’ndeki halkın geneli olduğu kabul edilmelidir. Davacı bu tespitlere karşı çıkmamaktadır ve Genel Mahkeme’ye göre de bu tespitler yerindedir.

Karıştırılma olasılığına ilişkin bütüncül değerlendirme yapılırken, ihtilafın konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği, işaretlerin bütün olarak oluşturdukları izlenim esasında incelenmelidir, ancak bu yapılırken işaretlerin ayırt edici ve baskın unsurları özellikle dikkate alınmalıdır. Karıştırılma olasılığına ilişkin genel değerlendirmede, malların veya hizmetlerin ortalama tüketicisinin markalara ilişkin algısı belirleyici etkiye sahiptir. Bu bağlamda, ortalama tüketiciler markayı genellikle bütün olarak algılar ve markanın çeşitli detaylarına ilişkin kapsamlı bir analize girişmez.

İncelenen vakada OHIM Temyiz Kurulu, markalar arasında görsel ve işitsel herhangi bir benzerlik bulunmadığı görüşünü belirtmiş ve buna ilaveten markalar arasında kavramsal açıdan da benzerlik bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Temyiz Kurulu’na göre işaretler, kavramsal karşılaştırmaya imkan verecek bir kavrama işaret etmemektedir ve Avrupa Birliği’nin Alman, Almanca konuşan veya İngilizce konuşan tüketicileri işaretlerin aynı karaktere ilişkin olduğunu algılamayacaktır.

Buna karşılık davacıya göre, her iki marka da “Kırmızı Başlıklı Kız” masalına atıfta bulunduğundan markalar arasında kavramsal benzerlik bulunmaktadır.

Genel Mahkeme tarafların argümanlarını aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir:

Markalar arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunmadığı açıktır ve davacının bunun tersi yönde bir argümanı bulunmamaktadır.

Kavramsal benzerlik değerlendirmesine gelindiğinde, her iki işaretin de “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının İngilizce ve Almanca isimlerinden oluşturulmuş olduğu görülmektedir. Diller arasındaki farklılık nedeniyle, markalar arasında kavramsal karşılaştırma yapacak tüketicilerin markaları diğer dile çevirmesi gerekecektir, bu da diğerlerinin yanısıra kamunun ilgili kesiminin dillere ait bilgisine, ilgili dillerin yakınlığına ve markalarda kullanılan kelimelerin yakınlığına bağlıdır. Buna ilaveten yabancı bir dile ait bilgiye sahip olmanın genel bir kabul varsayımı oluşturmadığı da belirtilmelidir.

Bu çerçevede davacının iddiasının aksine, “red”, “riding” ve “hood” kelimelerinden oluşan başvurunun anlamının, kamunun ilgili kesimince yani Avrupa Birliği’ndeki genel tüketicilerce özellikle de “rotkäppchen” ibaresiyle karşılaştırma yapacak Alman tüketicilerce, derhal anlaşılacağı düşünülmemektedir.

Buna ilaveten OHIM Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği gibi, markaları oluşturan kelimeler oldukça farklıdır. Almanca “käppchen” kelimesi ile İngilizce “hood” kelimesinin köklerinin ortak olmaması, kamunun ilgili kesiminin kelimelerin aynı anlama geldiğini derhal idrak etmesine izin vermeyecektir. Almanca “käppchen” sözcüğü küçültmeli bir yapıdadır ve İngilizce “riding hood” ibaresinin böyle bir karşılığı yoktur, dahası belirtilen ibare genellikle at sürerken kullanılan bir başlığı ifade etmektedir. Ayrıca, dava gerekçesi Almanca markada “riding” kelimesine karşılık gelen bir anlam bulunmamaktadır. Son olarak, başvuru üç kelimeden oluşurken, itiraz gerekçesi marka tek kelimeden müteşekkildir. “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının Almanca ve İngilizce isimleri arasında ortaya çıkan sayılan tüm farklılıklar, ortalama dikkate sahip tüketicilerin inceleme konusu işaretlerin anlamlarının benzer olduğunu derhal algılamasını engelleme kapasitesine sahiptir.

Alman tüketicilerin günlük dildeki İngilizce kelimelere ilişkin iyi bilgisi olduğu hususunda ihtilaf bulunmamakla birlikte, “red”, “riding” ve “hood” kelimelerinin temel İngilizce sözcükler arasında olduğu da gösterilmemiş durumdadır. Aynı şekilde, kamunun İngilizce konuşan kesiminin iyi derecede Almanca bilgisine sahip olduğu ve her durumda “rotkäppchen” kelimesini anlayacağı da ispatlanmamıştır.

Son olarak, bir an için “red”, “riding” ve “hood” kelimelerinin temel İngilizce sözcükler arasında yer aldığı ve bunun sonucunda ortalama tüketicilerce anlaşılacağı kabul edildiğinde dahi; bu husus, ortalama Alman tüketiciler dahil olmak üzere tüketicilerin günlük kullanıma mahsus ürünleri satın alırken, “red riding hood” ibaresini derhal “rotkäppchen” kelimesinin İngilizce tercümesi olarak algılayacağı anlamına gelmemektedir.

Bu çerçevede, inceleme konusu işaretler arasındaki belirgin farklılıklar nedeniyle, kamunun ilgili kesiminin işaretler arasında derhal bir kavramsal karşılaştırma yapmayacağı sonucuna varılmıştır.

Başvuru sahibinin argümanları da bu tespitin üzerine kuşku düşürmeyecektir. Şöyle ki, ortalama tüketicilerin “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının isminin diğer dillerdeki karşılığını bilmesi veya bu ismin diğer dillerdeki karşılığını derhal algılaması beklenemez. Daha önceden de açıklandığı gibi markalar arasındaki belirgin farklılıklar, davacının iddiasının aksine kamunun ilgili kesiminin markalar arasında derhal bir kavramsal bir karşılaştırma yapmasını kolaylaştırmayacak tersine engelleyecektir. Davacı, “Little Red Hiding Hood” isimli bir sinema filminin 2011 yılında çekilmiş ve dünya çapında dağıtılmış olmasından hareket ederek, bu hususun markalar arasında bağlantı kurulmasını kolaylaştıracağını iddia etmektedir. Buna karşılık, bu iddiayı ispatlar nitelikte kanıtların sunulmaması ve iddianın yukarıda sayılan tespitleri ortadan kaldırır nitelikte olmaması gerekçeleriyle, bu argüman da kabul edilmemiştir.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi yukarıda belirtilen tüm gerekçelerle, Avrupa Birliği’nin Alman, Almanca konuşan veya İngilizce konuşan tüketicilerinin, inceleme konusu işaretlerin her ikisinin de “Kırmızı Başlıklı Kız” masalına atıfta bulunduğunu algılamayacağı, dolayısıyla da inceleme konusu işaretler arasında kavramsal karşılaştırma yapmayacağı sonucuna ulaşmış ve aynı tespit doğrultusunda OHIM Temyiz Kurulu tarafından verilen kararı yerinde bulmuştur. Belirtilen nedenle dava reddedilmiştir.

Yazının konusunu oluşturan vakada, inceleme konusu işaretler arasındaki görsel ve işitsel farklılık açık olsa da, kanaatimce markalar arasında kavramsal benzerlik bulunduğu sonucuna ulaşmak oldukça olasıdır ve daha yerinde olacaktır. Bununla birlikte, alkollü içki sektöründeki markaların ülkemizde fazla sayıda olmaması, buna karşılık Avrupa’da ilgili sektörde çok sayıda marka bulunması, bunların bir kısmının oldukça küçük işletmelere ait olması ve masal-roman isimlerinin veya karakterlerinin bu markalarda yaygın biçimde kullanılması farklı değerlendirmeler yapılmasına gerekçe oluşturabilir. Gerçi, Genel Mahkeme kararında bu tip hususlar hiç tartışma konusu edilmemiş ve işaretler arasındaki farklılıklar nedeniyle tüketicilerin markalar arasında kavramsal karşılaştırma yapmayacağı sonucuna varılmıştır.

Kararın okuyucularımızca da dikkatle değerlendirileceğini tahmin ediyoruz. Karar verme yetkisi size ait olsaydı, markaları kavramsal bakımdan benzer bulur muydunuz? Yorum yapan okuyucularımıza şimdiden teşekkür ediyoruz.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2016

unsalonderol@gmail.com

 

7/1-(b) Bendi Anketimizin Sonuçları – Bakalım Yeni Gün Ne Getirecek?

surveysays

 

Beklenen gün geldi.

Bugün yani 23 Aralık 2015 günü, siz bu yazıyı okurken Anayasa Mahkemesi muhtemelen 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendinin iptali talebini görüşüyor olacak. Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıklandıktan sonra sizlerle paylaşacağız.

Karar henüz açıklanmamışken, iptal kararı konusundaki tahminlerinizi öğrenmek için geçtiğimiz günlerde yaptığımız anketin sonuçlarını açıklıyoruz:

Ankete 68 okuyucumuz katıldı.

“556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendi sizce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilecek mi?” şeklindeki ilk sorumuzu 65 okuyucumuz yanıtladı, 3 okuyucumuz bu soruyu pas geçti. Yanıt veren okuyucularımızdan 39’u (%60) bendin iptal edilmeyeceği, 26’ı ise (%40) bendin iptal edileceği yönünde görüş bildirdi.

anket1

 

“556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-(b) bendi sizce Türkiye için gerekli bir hüküm müdür? Yoksa, yeni bir marka başvurusunun, önceden tescilli / başvuru halindeki markalarla aynı veya ayırt edilecek derecede benzer olması halinde ret kararı yalnızca ilana itiraz üzerine mi verilmelidir?” şeklindeki ikinci sorumuzu 68 okuyucumuz yanıtladı. 36 okuyucumuz (% 52,94) “7/1-(b) bendi Türkiye için gerekli bir hükümdür ve mevzuatta kalmalıdır.” yanıtını verirken, 32 okuyucumuz (%47,06) 7/1-(b) bendi kapsamında resen sağlanan korumaya Türkiye’de günümüzde ihtiyaç yoktur ve bu inceleme yalnızca ilana itiraz üzerine yapılmalıdır.” yanıtını verdi.

anket2

 

Aldığımız yanıtlar okuyucularımızın 7/1-(b) bendinin mevzuatta kalmasının gerekliliği konusunda neredeyse %50 oranında ortadan ikiye ayrıldığını göstermektedir. Buna karşın aradaki fark çok yüksek olmamakla birlikte, ankete katılan okuyucularımızın çoğunluğu (%60) Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmeyeceğini düşünmektedir.

Ben bunları yazarken bir okuyucumuz daha anketi yanıtlamış ve Anayasa Mahkemesi 7/1-(b) bendini iptal etmeyecek yanıtlarının sayısı 40’a, 7/1-(b) bendi mevzuatta kalmalıdır yanıtlarının sayısı ise 37’ye çıkmış.

Yazıya son vermeden kendi tahminimi de yazayım.

Anayasa Mahkemesi bence 7/1-(b) bendini iptal etmeyecek, buna karşın 7/1-(b) bendinin içinde bulunduğumuz günlerde gerekli bir hüküm olmadığını düşünüyorum. Bununla birlikte, 7/1-(b) bendi mevzuattan çıkarılacaksa marka iptal ve hükümsüzlüğünün idari yollarla da talep edilebilmesi için mevzuat değişikliği yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Bakalım Anayasa Mahkemesi bugün ne karar verecek, merakla bekliyoruz.

IPR Gezgini

iprgezgini@gmail.com

Aralık 2015

 

Şerit Şekilleri Ayakkabılar için Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-3/15 Sayılı Kararı

kswiss

Spor ayakkabılarının yan taraflarında yer alan geometrik şekiller, kimi zaman tüketicilerce belirli bir markayla özdeşleştirilmekte ve bir kelime markasına ihtiyaç olmaksızın hangi markalı ürünle karşılaşıldığının anlaşılmasını mümkün kılmaktadır. Bu şekillerin bir kısmı son derece basit geometrik unsurlardan oluştuğundan marka olarak ayırt edici nitelikleri sorgulanmakta ve kimi zaman tescil talepleri ayırt edici nitelikten yoksunluk nedeniyle reddedilmektedir.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 4 Aralık 2015 tarihinde verdiği T-3/15 sayılı oldukça yeni bir kararında, bu tip bir şeklin ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi kararına karşı açılan davayı sonuçlandırmıştır. Benzeri içerikte tescil talepleriyle Türkiye’de de sıklıkla karşılaşıldığından dava ve kararın okuyucularımızın dikkatini çekeceğini düşünüyoruz.

Kararın tüm metninin http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=9ea7d2dc30dd6058be42ad0c4effb364e1d85eeb3f30.e34KaxiLc3qMb40Rch0SaxuSah50?text=&docid=172647&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=271829 bağlantısından incelenmesi mümkündür.

A.B.D. menşeili “K-SWISS INC.” firması 23/5/2013 tarihinde aşağıda yer alan şekil markasının “Sınıf 25: Spor ayakkabıları, yani tenis ayakkabıları, basketbol ayakkabıları, kros koşusu ayakkabıları, jogging ayakkabıları ve günlük kullanım için ayakkabılar.” malları için tescil edilmesi talebiyle tarihinde İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM)’ne başvuruda bulunur.

5stripes

OHIM başvuruyu 4/3/2014 tarihinde ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddeder ve başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder. İtiraz 30/10/2014 tarihinde OHIM Temyiz Kurulu tarafından reddedilir.

OHIM Temyiz Kurulu’na göre, ayakkabı şeklinin kenarında yer alan beş şerit şeklinin orijinal hiçbir özelliği yoktur ve spor ayakkabılara şerit şekli koyma şeklinde yaygın uygulama göz önüne alındığında beş şerit şekli sıradan, jenerik bir süslemeden başka bir şey değildir. Buna ilaveten Temyiz Kurulu’na göre; kamunun ilgili kesimi pahalı ayakkabılar alırken daha dikkatli olsa da, bu yaklaşım ilgili sektördeki tüm mallar için geçerli olmayacaktır, başvuru sahibinin sunduğu kanıtlar spor ayakkabılar için şeritlerden oluşan markaları OHIM’in genel bir uygulama olarak tescil ettiğini göstermemektedir ve OHIM kararlarının hukukiliği OHIM’in önceki kararları doğrultusunda değil, Birlik mahkemelerince yorumlandığı haliyle Marka Tüzüğüne göre değerlendirilmelidir.

Başvuru sahibi bu karara karşı dava açar. Dava yukarıda da belirtildiği üzere, Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce 4 Aralık 2015 tarihinde T-3/15 sayılı kararla sonuçlandırılır.

Yerleşik içtihada göre, bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması, inceleme konusu işaretin, tescili talep edilen mallar veya hizmetler bakımından bir işletmenin ürünlerini diğer işletmelerin ürünlerinden ayırt edilmesini mümkün kılması anlamına gelmektedir. Ayırt edici nitelik, ilk olarak tescil talebine konu mallar veya hizmetler bakımından, ikinci olaraksa söz konusu malların veya hizmetlerin ilgili tüketicilerine göre değerlendirilmelidir.

Başvuru sahibi OHIM değerlendirmesinin aksine, başvuruya konu işaretin ayırt edici nitelikte olduğunu öne sürüyorsa, bu durumda işaretin ayırt edici niteliğe sahip olduğuna dair spesifik ve doğrulanmış bilgileri sunma yükümlülüğü başvuru sahibine aittir.

İncelenen vakada başvuruya ait tarifnamede, başvuru takip eden biçimde tanımlanmıştır: “Marka, iki set halinde beş paralel şeritten oluşmaktadır. Şerit setlerinin her biri ayakkabının ortasında bulunmaktadır ve ayakkabının üst tarafından tabana doğru uzanmaktadır.”

Marka tarifnamesinden, markanın bir ayakkabı şeklinin iki boyutlu görünümünden değil, malların üzerine uygulanacak bir şekilden oluştuğu anlaşılmaktadır.

OHIM Temyiz Kurulu itirazı, başvuruya konu şeklin sıradan bir şekil olması ve ilgili sektörde yaygın bir uygulama olan ayakkabıların üzerine şerit şekli koyma uygulamasından yeterli derecede farklılaşmamış olması, bu çerçevede başvurunun malların ticari kaynağını gösterme vasfına sahip olmaması gerekçeleriyle reddetmiştir.

Genel Mahkeme’ye göre de, şerit şekilleri sıradan ve jenerik bir süslemeden başka bir şey değildir. Marka 5 adet birbirine paralel eğimli şeritten oluşmaktadır ve bu şeritlerin ölçüleri ayakkabının boyutuna göre değişmektedir.

Buna ilaveten, bu derece basit ve sıradan bir şeklin kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanması da bir hayli güçtür, şöyle ki şekil ayakkabının yan tarafı üzerinde yer almaktadır. Açıklamak gerekirse ilk olarak, başvuru sahibinin de belirttiği üzere, çoğu spor ayakkabı üreticisi ayakkabıların yan taraflarına basit çizgi veya şerit şekilleri yerleştirmektedir. İkinci olarak, şeritler ayakkabının en yüksek kesimine dek uzanmaktadır ve bu yükseklik ayakkabının ölçüsüne göre değişmektedir. Bu durum işaretin, ürünün özelliklerinden bağımsız olarak anında kavranmasını engellemektedir. Son olarak, işaretin ayakkabının yan tarafına yerleştirilmesi kamunun ilgili kesiminin dikkatini muhtemelen çekmeyecek ve ayakkabıların yan taraflarına uygulanan diğer işaretlerden ayırt edilmesini muhtemelen sağlamayacaktır. Belirtilen nedenlerle ayakkabının yan tarafına yerleştirilmiş inceleme konusu işaret, ilgili mallar bakımından ticari kaynak gösteren bir işaret olarak algılanmayacaktır.

Başvuru sahibince öne sürülen iddialar da varılan sonucu değiştirmeyecektir.

Başvuru sahibine göre, ayakkabıların yan tarafına marka koymak ilgili sektörün bir geleneğidir ve bu gelenek nedeniyle, ortalama tüketiciler bu bölüme konulan işaretlere özellikle dikkat edecek ve bu işaretleri marka olarak değerlendirecektir.

Başvuru sahibince sunulan bilgi, çok sayıda spor ayakkabı üreticisinin ayakkabıların yan tarafına şekil markaları yerleştirdiğini gösterse de, bu bilgi ortalama tüketicilerin ayakkabıların yan tarafında yer alan işaretle belirli bir üretici arasında otomatik bir bağlantı kurmayı öğrendiğini ve bunun sonucunda tüketicilerin spor ayakkabıların yan tarafında yer alan her geometrik şekli marka olarak algıladığını kabul etmek için yeterli değildir.

Buna ilaveten, ayakkabıların yan tarafına yerleştirilmiş bazı basit geometrik şekiller bakımından ortalama tüketicilerin belirli bir üreticiyle bağlantı kurabileceği kabul edilse de, bu ayırt edici özellik işaretin ürün üzerine yerleştirilme biçiminden ziyade, ürünlerin piyasada yoğun biçimde kullanımıyla açıklanabilir.

Ayrıca, başvuru sahibi iddiasının aksine Adalet Divanı içtihadının, spor ayakkabıların yan tarafına yerleştirilmiş her basit geometrik şeklin ayırt edici niteliğe sahip olduğu yorumunu mümkün kılmadığı da belirtilmelidir.

Bir an için ayakkabıların yan tarafına yerleştirilmiş şekillere ortalama tüketicilerin özel dikkat gösterdiği ve bunları genellikle marka olarak değerlendirdiği kabul edildiğinde bile; inceleme konusu şeklin sıradanlığı göz önüne alındığında, ortalama tüketicilerin bu şekli basit bir dekoratif unsur olarak değil, ticari kaynak gösteren bir işaret olarak algılayacağını ispatlayan yeterli kanıt başvuru sahibince sunulmamıştır.

Buna ilaveten, en basiti dahil olmak üzere her geometrik şeklin ayakkabıların yan tarafına uygulandığında ayırt edici olduğunu kabul etmek, bazı üreticilerin herkesin kullanımına açık kalması gereken basit ve dekoratif şekilleri kendilerine mal etmelerine yol açacaktır.

Başvuru sahibinin bir itiraz gerekçesi ise, OHIM tarafından önceden benzer içerikteki markaların tescil edilmiş olmasıdır.

Genel Mahkeme bu iddiayı alışıldık gerekçeyle reddetmiştir:

OHIM, eşit muamele ve düzgün yönetim ilkeleri çerçevesinde benzer markalar hakkında önceden verilmiş kararları dikkate almalı ve aynı yönde karar verip vermeyeceğini dikkatle belirlemelidir. Bununla birlikte, bu ilkelerin ne şekilde uygulanacağı hukukilik ilkesiyle uyumlu olmalıdır. Bunun sonucu olarak, bir başvuru sahibi kendi çıkarına olan bir kararı elde edebilmek için, başka birisi için önceden verilmiş hukuki olmayan bir karara dayanamaz. Bunun ötesinde, hukuki belirlilik ve iyi yönetim esasları çerçevesinde, markaların uygun olmayan biçimde tescil edilmesini engellemek amacıyla, her markanın incelenmesi düzgün ve kapsamlı biçimde yapılmalıdır. Buna uygun olarak, inceleme her vaka bazında ayrı olarak gerçekleştirilmelidir. Bir markanın tescil edilmesi, ilgili vakanın kendi şartları kapsamında değerlendirilebilecek ve amacı, inceleme konusu markanın herhangi bir ret gerekçesi kapsamına girip girmediğini belirlemek olan özel kriterlere bağlıdır.

İncelenen vakada, Temyiz Kurulu’nun, itirazı reddederken kapsayıcı ve detaylı bir inceleme yaptığı açıktır. Kararın önceki bölümlerinde belirtildiği üzere, Temyiz Kurulu, başvuruya konu şeklin başvuru kapsamındaki mallar bakımından ayırt edici niteliğe sahip olmadığını tespit etmiştir ve Mahkeme’ye göre bu tespitler yerindedir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin bu sonucu ortadan kaldırmak için OHIM’in önceki kararlarına dayanması mümkün değildir.

Belirtilen tüm açıklamalar çerçevesinde, Adalet Divanı Genel Mahkemesi, OHIM Temyiz Kurulu’nun başvuru konusu şekil hakkında ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verdiği ret kararını yerinde bulmuş ve davayı reddetmiştir.

Genel Mahkeme bu kararıyla, ayakkabılar üzerine uygulanan şerit işaretlerini veya daha geniş bir tanımlamayla basit geometrik şekillerden oluşan işaretleri ayırt edici nitelikten yoksun olarak değerlendirmektedir. Bu durumun istisnası şüphesiz kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik halidir. Kararın yerindeliğinin değerlendirilmesini bu aşamada okuyucularımıza bırakıyoruz.

Kendi adıma özellikle son birkaç yılda karşılaştığım Adalet Divanı ve Adalet Divanı Genel Mahkemesi kararlarının, aynı mahkemelerin eski pratiklerine ve OHIM kararlarına göre bir hayli farklılaştığını ifade etmem gerekiyor. Bu değişim kanaatimce, ayırt edici niteliğin tespiti konusunda sınırları oldukça geniş bırakan ilkelerin sınırlarının yeniden çizilmesi ve daraltılması amacından kaynaklanıyor. Bir diğer deyişle, Adalet Divanı eski kararlarının arkasını topluyor diyebiliriz. Yazının konusu kararı da bu gözle değerlendirmek kanaatimce yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Aralık 205

unsalonderol@gmail.com

 

Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu Yayınlandı

europol

 

“Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu”, İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) ve EUROPOL tarafından hazırlanmış ve Nisan 2015’te yayınlanmıştır.

70 sayfalık raporda, Avrupa Birliği’ne  giren taklit ürünlerin kaynağı ülkeler, transit ülkeler, tedarik ağı, taklit ürünlerin piyasaya sürülmesini sağlayanlar ve kolaylaştırıcılar, organize suç örgütleriyle bağlantılar gibi konularda detaylı bilgi ve istatistikler sunulmaktadır.

Okuyucularımızın rapora https://oami.europa.eu/ohimportal/documents/11370/80606/2015+Situation+Report+on+Counterfeiting+in+the+EU bağlantısından erişimi mümkündür.

Sınai ve fikri mülkiyet hakları korumasının sadece modern bir mevzuata sahip olma veya iyi bir sicil tutma yükümlülüğüyle sınırlı olmadığı, asıl meselenin hakların etkin biçimde korunmasının sağlanması noktasında ortaya çıktığı açıktır. “Avrupa Birliği’nde Ürün Taklitçiliği – 2015 Durum Raporu” konuya bu açıdan yaklaşmakta ve objektif verilere dayalı olarak tabloyu okuyuculara sunmaktadır.

Raporda Türkiye’nin adının sıklıkla geçtiğini belirtmek, okuyucularımız için muhtemelen sürpriz olmayacaktır.

Okuyucularımızın raporu dikkat çekici bulacağını düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2015

unsalonderol@gmail.com

 

 

Otomobil Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği Hakkında Adalet Divanı Genel Mahkemesi Kararı (T-629/14)

rangerover.evoque.1

 

Otomobillerin kendilerine özgü görünümlerinin marka olarak tescil edilebilecek derecede ayırt edici niteliğe sahip olup olmadığı sorusu, Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-629/14 sayılı kararında tartışılmıştır. Bu dikkate değer karar, umuyoruz ki okuyucularımızın da ilgisini çekecektir.

Otomobillere olan merakı çocukluk döneminde sahip olduğu “Matchbox” ve “Majorette” markalı oyuncak arabalarla sınırlı olan ve uzun yol dışında araba kullanmaktan hiç hoşlanmayan bu satırların yazarı, çoğu hemcinsinin tersine otomobil modellerini gördüğünde, bunları otomobil markaları ile eşleştirmeyi çoğunlukla başaramamaktadır. Hele ki, motor özelliği, yakıt –yol performansı, araç içi donanım kıyaslaması, vb. konular yanında konuşulduğunda, kendisini mide sancısından beter bir acıya maruz kalıyormuş gibi hissetmektedir.

Bununla birlikte, otomobil modellerinin görünümlerinin tescil edilebilirliğinin tartışıldığı T-629/14 sayılı Adalet Divanı Genel Mahkemesi kararı, yazara oldukça ilgi çekici gelmiş ve tartışmaya gebe konu hakkındaki Adalet Divanı yaklaşımını öğrenmek son derece yararlı olmuştur. İlgilenen okuyucularımız karar metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=172022&pageIndex=0&doclang=EN&mode=req&dir=&occ=first&part=1&cid=639448 bağlantısı aracılığıyla erişebilirler.

Birleşik Krallık menşeili “JAGUAR LAND ROVER LTD” firması 30 Kasım 2011 tarihinde aşağıdaki üç boyutlu şekil markasının tescil edilmesi talebiyle İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi’ne (OHIM) başvuruda bulunur:

 

rangerover.evoque

 

Başvuru kapsamında 12., 14. ve 28. sınıflara dahil mallar yer almaktadır.

OHIM uzmanı başvuruyu 12. sınıfa dahil “Taşıtlar; kara, hava ve su yoluyla ulaşım için cihazlar; ambülanslar, arabalar, golf arabaları, elektrikli taşıtlar, askeri ulaşım taşıtları, motorlu evler, soğutuculu taşıtlar, oyuncaklar dışında kalan uzaktan kumandalı taşıtlar, spor arabalar, vanlar (taşıtlar), kara, hava, su ve raylar yoluyla ulaşım için taşıtlar, otomobil gövdeleri, otomobil şasileri, otomobil kaportaları, taşıtlar için gövdeler, taşıtlar için kaportalar, taşıt şasileri, biçimlendirilmiş taşıt kılıfları.” malları ve 28. sınıfa dahil “Oyunlar ve oyuncaklar, oyunlar, radyo kontrollü oyuncak taşıtlar, ölçekle küçültülmüş model oyuncaklar, ölçekle küçültülmüş model taşıtlar, oyuncak taşıtlar, oyuncaklar.” malları bakımından Topluluk Marka Tüzüğü’nün 7/1-(b) bendi gereğince ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddeder.

Başvuru sahibi bu karara karşı OHIM Temyiz Kurulu nezdinde itiraz eder. OHIM Temyiz Kurulu başvuru sahibinin itirazını “hava ve su yoluyla ulaşım için cihazlar” malları bakımından haklı bulur ve ret kararını belirtilen mallar bakımından kaldırır, ancak ret kararı kapsamında bulunan diğer mallar bakımından ret kararı onanır. Başvuru sahibi bunun üzerine, OHIM Temyiz Kurul kararına karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından 25 Kasım 2015 tarihli T-629/14 sayılı kararla sonuçlandırılır.

Davacının temel argümanı, başvuruyu oluşturan şeklin ayırt edici niteliğe sahip olduğu, dolayısıyla başvuru hakkında verilen ret kararının yerinde olmadığıdır. Başvuru sahibi iddiasını dört sütuna oturtmuştur: “(i) Temyiz Kurulu başvurunun tarifnamesini dikkate almamıştır; (ii) Temyiz Kurulu, “Range Rover Evoque” ve “Evoque” ibarelerinin başvuruda yer almaması nedeniyle başvuru sahibinin birçok kanıtını dikkate almamıştır, bu yaklaşım yerinde değildir; (iii) Temyiz Kurulu taşıt şekli hakkında sunulan üçüncü taraf görüşlerini yeteri derecede dikkate almamıştır; (iv) Temyiz Kurulu, üzüğün 7/1-(e) bendine atıfta bulunarak hata yapmıştır.”

Mahkeme değerlendirmesine ilk olarak genel tespitlerle başlamıştır.

Buna göre; 207/2009 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü’nün 7/1-(b) bendine göre ayırt edici niteliğe sahip olmayan markaların tescil edilmesi mümkün değildir. Bu hüküm kapsamında bir markanın ayırt edici niteliği, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin belirli bir işletmeden gelen mallar ve hizmetler olduğunun anlaşılmasını sağlaması ve bu yolla, başka teşebbüslerin aynı nitelikteki mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması anlamına gelmektedir.

Ayırt edici nitelik, ilk olarak tescili talep edilen mallar veya hizmetler bakımından, ikinci olarak ise kamunun ilgili kesiminin algısı bakımından değerlendirilecektir. Kamunun ilgili kesimi, ilgili malların veya hizmetlerin, yeteri derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinden oluşmaktadır.

Ürünlerin görünümünden oluşan üç boyutlu markaların ayırt edici niteliğini değerlendirmek için kullanılacak kriterler, diğer marka kategorileri için kullanılacak kriterlerden farklı değildir.

Bununla birlikte, ortalama tüketicilerin ürünlerin görünümden oluşan üç boyutlu markalara yönelik algısı, aynı tüketicilerin markanın kapsadığı malların görünümüne ilişkin herhangi bir bağlantı içermeyen kelime veya şekillerden oluşan markalara yönelik algısıyla her durumda aynı olmayacaktır. Ortalama tüketiciler, şekil veya kelime unsurları olmadığı sürece, ürünlerin veya ürünlerin ambalajlarının şekillerine bakarak malların kaynağı hakkında tahminde bulunma alışkanlığına sahip değillerdir ve bu nedenle, üç boyutlu bir markanın ayırt edici niteliğini ortaya koymak, bir kelime veya şekil markasının ayırt edici niteliğini ortaya koymaktan daha güç olabilir.

Yerleşik içtihada göre, başvurusu yapılan şekil, inceleme konusu ürünlerin olası şekline ne derece yakınlaşırsa, şeklin ayırt edici nitelikten yoksun bulunması ihtimali o derecede artacaktır. Bu tip durumlarda sadece, ilgili sektörün kurallarından ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşan ve dolayısıyla, kaynak belirtme işlevi olarak tanımlanan asli işlevi yerine getirebilen markaların, madde 7/1-(b) anlamında ayırt edici niteliğe sahip olduğu söylenebilecektir.

Bu çerçevede, bir ürünün şeklinden oluşan üç boyutlu bir markanın, ilgili ürün şeklinin başka bir biçimi olması, tek başına markanın ayırt edici nitelikten yoksun olduğu sonucuna varmak için yeterli değildir. Bu tip durumlarda, inceleme konusu şeklin, ilgili ürünün yeteri derecede gözlemci, bilgilenmiş ve bilinçli ortalama tüketicilerince -analitik bir inceleme yapılmaksızın ve özel dikkat sarf edilmeksizin-, bir işletmenin mallarını diğer işletmelerin mallarından ayırt edilmesini sağlayabilecek bir işaret olarak değerlendirip değerlendirilmeyeceği dikkate alınmalıdır.

Mahkeme yukarıda yer verilen genel tespitler ışığında davayı değerlendirmiştir.

Mahkemeye göre, Temyiz Kurulu, başvurunun 12. sınıfında yer alan malların hem kamunun geneline hem de profesyonellere, 28. sınıfında yer alan mallarınsa kamunun geneline hitap eden mallar olduğu yönündeki tespiti yerindedir.

Başvuru, bir otomobil gövdesinin değişik perspektiflerden altı adet çiziminden müteşekkil üç boyutlu grafik gösterime sahiptir. Başvuruda, başkaca bir kelime veya figüratif unsur bulunmamaktadır.

İncelenen vakada, Temyiz Kurulu başvuru hakkındaki ret kararını “hava ve deniz yoluyla ulaşım için cihazlar” malları bakımından kaldırarak yerinde bir karar vermiş olmakla birlikte, ret kararını “hava ve deniz yoluyla ulaşım için taşıtlar” malları bakımından kaldırmamakla hata yapmıştır. Dolayısıyla, Genel Mahkeme ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçeli ret kararını “hava ve deniz yoluyla ulaşım için taşıtlar” malları bakımından kaldırmıştır, şöyle ki başvuruyu oluşturan şekil, belirtilen mallar bakımından ilgili sektörün norm ve geleneklerinden belirgin biçimde uzaklaşmıştır.

Takiben Temyiz Kurulu kararı, ret kararı kapsamında bulunan diğer mallar, yani “Sınıf 12: Taşıtlar; kara yoluyla ulaşım için cihazlar; ambülanslar, arabalar, golf arabaları, elektrikli taşıtlar, askeri ulaşım taşıtları, motorlu evler, soğutuculu taşıtlar, oyuncaklar dışında kalan uzaktan kumandalı taşıtlar, spor arabalar, vanlar (taşıtlar), kara, hava, su ve raylar yoluyla ulaşım için taşıtlar, otomobil gövdeleri, otomobil şasileri, otomobil kaportaları, taşıtlar için gövdeler, taşıtlar için kaportalar, taşıt şasileri, biçimlendirilmiş taşıt kılıfları. Sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar, oyunlar, radyo kontrollü oyuncak taşıtlar, ölçekle küçültülmüş model oyuncaklar, ölçekle küçültülmüş model taşıtlar, oyuncak taşıtlar, oyuncaklar.” malları bakımından değerlendirilmiştir.

Temyiz Kurulu kararında, başvuruyu oluşturan şeklin, dört tekerlekli ve her iki yanında ikişer kapı olan bir araba gövdesinin altı farklı perspektiften kabataslak çiziminden oluştuğu belirtilmektedir. Temyiz Kurulu’na göre bu araba gövdesini, piyasada rastgele seçilecek diğer araba gövdelerinden belirgin bir farklılaştıran özellikler bulunmamaktadır. Başvuruda göze çarpan başlıca özellikler; yassı bir ön cam, kavisli bir ön cephe, eğimli kupe bir çatı hattı, yükselen bir bel hattı, gövdeye entegre ön – arka lambalar ve çamurluk, arka kısmın tepesinde aerodinamik bir kanat gibi modern arabalarda tipik olarak bulunan özelliklerdir. Buna ilaveten arabanın ızgara kısmında belirgin bir unsur bulunmamaktadır ve bu kısmın çizimi son derece kaba durumdadır. Temyiz Kurulu, sayılan ve buna benzer diğer gerekçelerle, başvuruyu oluşturan çizimlerin, piyasadaki diğer alışıldık arabaların görünümlerinden belirgin biçimde farklılaşmadığı ve başvuruya konu şeklin tipik araba biçimlerinden farklılık içermediği görüşlerine ulaşmıştır.

Başvuru sahibi bu tespitlere karşı çıkmakta ve tecrübeli oto tasarımcıları tarafından tasarlanan başvuru konusu şeklin yeteri derecede anlaşılır, net ve objektif olduğunu belirtmektedir.

Mahkemeye göre, başvuru sahibinin iddiaları, başvuru konusu şeklin ilgili sektörün norm ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaştığını göstermemektedir ve dolayısıyla, başvuru hakkında ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen ret kararı, inceleme konusu mallar bakımından yerindedir.

Başvuru sahibi OHIM tarafından tescil edilen araba şekillerini emsal karar olarak sunmuş olsa da, ilgili markalardaki şekillerin, OHIM tarafından ilgili sektörün norm ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşmış olarak değerlendirildiği öne sürülebilir. Bunun ötesinde, Temyiz Kurulu kararlarının hukuka uygunluğu, OHIM’in önceki karar verme pratikleri bağlamında değil, Avrupa Birliği mahkemelerince yorumlandığı haliyle Birlik marka mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, OHIM’in önceki kararlarının Birlik mahkemeleri açısından bağlayıcı olması mümkün değildir. Hukuki belirlilik ve iyi yönetim esasları çerçevesinde, markaların uygun olmayan biçimde tescil edilmesini engellemek amacıyla, her markanın incelenmesi düzgün ve kapsamlı biçimde yapılmalıdır. Buna uygun olarak, inceleme her vaka bazında ayrı olarak gerçekleştirilmelidir. Bir markanın tescil edilmesi, ilgili vakanın kendi şartları kapsamında değerlendirilebilecek ve amacı, inceleme konusu markanın herhangi bir ret gerekçesi kapsamına girip girmediğini belirlemek olan özel kriterlere bağlıdır. Bu çerçevede, 12. sınıf için tescilli başka üç boyutlu araba şekli markalarının olması, inceleme konusu şekli kendiliğinden ilgili sektörün norm ve geleneklerinden belirgin biçimde farklı ve ayırt edici niteliğe sahip hale getirmez.

Başvuru sahibinin bir diğer iddiası, OHIM Temyiz Kurulu’nun, “Range Rover” veya “Evoque” terimlerinin inceleme konusu başvuruyla herhangi bir bağlantısının bulunmadığı yönündeki tespitinin yerinde olmadığıdır.

Mahkemeye göre, OHIM başvuruları kendisine sunulan marka örneğini esas alarak incelemek zorundadır ve inceleme konusu başvuruda “Range Rover” veya “Evoque” kelime unsurları yer almamaktadır. Buna ilaveten, başvurunun bir araba modelinin fotoğraflarından değil, çizimlerden oluştuğu da belirtilmelidir. Bu çerçevede, OHIM Temyiz Kurulu’nun kararını yalnızca başvuruya konu çizimleri esas alarak vermesi ve “Range Rover” veya “Evoque” kelime unsurlarını veya bu isimdeki arabanın fotoğraflarını dikkate almaması yerindedir.

Başvuru sahibi, OHIM Temyiz Kurulu’nun inceleme konusu araba şekline ait üçüncü kişi yorumlarını dikkate almadığını, oysa bu yorumların başvuruya konu şeklin ayırt edici niteliğe sahip olduğunu gösterdiğini iddia etmektedir.

Genel Mahkeme bu iddiayı da kabul etmemiştir. Şöyle ki, Mahkemeye göre, OHIM tarafından incelenen başvuru bir araba şeklinin 6 farklı perspektiften çiziminden oluşmaktadır ve başvuruda araba şeklinin veya oyuncak arabaların fotoğrafları bulunmamaktadır. Buna karşın başvuru sahibi, başvuru konusu çizime ilişkin üçüncü kişi yorumları sunmamıştır. Başvuru sahibi tarafından sunulan fotoğraflarda, araba ızgarası ve diğer bazı unsurlar görülebilir durumdayken, başvuruya konu çizimde bu tip unsurlar görülmemektedir. Dolayısıyla, sunulan fotoğraflarla başvuruya konu çizimin aynı olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda, OHIM Temyiz Kurulu’nun araba fotoğraflarına dayalı üçüncü kişi yorumlarını incelemede dikkate almamasının bir hukuki hata olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Başvuru sahibi, OHIM Temyiz Kurulu’nun Topluluk Marka Tüzüğü madde 7/1-(e)’yi referans göstermesinin yerinde olmadığını belirtmekle birlikte, başvuru belirtilen bent kapsamında reddedilmemiş olduğundan bu hususun sonucu etkilemesi, Genel Mahkeme tarafından mümkün görülmemiştir.

Belirtilen nedenlerle, Genel Mahkeme, OHIM Temyiz Kurulu tarafından ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen ret kararını “hava ve deniz yoluyla ulaşım için taşıtlar” dışındaki mallar bakımından yerinde bulmuştur. Bu çerçevede, ret kararı “Sınıf 12: Taşıtlar; kara yoluyla ulaşım için cihazlar; ambülanslar, arabalar, golf arabaları, elektrikli taşıtlar, askeri ulaşım taşıtları, motorlu evler, soğutuculu taşıtlar, oyuncaklar dışında kalan uzaktan kumandalı taşıtlar, spor arabalar, vanlar (taşıtlar), kara ve raylar yoluyla ulaşım için taşıtlar, otomobil gövdeleri, otomobil şasileri, otomobil kaportaları, taşıtlar için gövdeler, taşıtlar için kaportalar, taşıt şasileri, biçimlendirilmiş taşıt kılıfları. Sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar, oyunlar, radyo kontrollü oyuncak taşıtlar, ölçekle küçültülmüş model oyuncaklar, ölçekle küçültülmüş model taşıtlar, oyuncak taşıtlar, oyuncaklar.” malları bakımından Genel Mahkeme tarafından onanmıştır.

Otomobil modellerinin şekilleri özellikle bu sektörün meraklılarına çok tanıdık gelmekte ve kaba bir çizime bakılarak otomobil markası veya modeli tahmin edilebilmektedir. Bununla birlikte, ilgili sektörün birçok kullanıcısı bakımından bu tip bir tahminde bulunmak çoğunlukla mümkün değildir. OHIM Temyiz Kurulu ve Genel Mahkeme incelenen vakada, bir otomobil modelinin kabataslak çiziminin ilgili sektörün norm ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşmadığı, dolayısıyla ayırt edici nitelikte olmadığı yönünde karar vererek, kanaatimizce ayırt edici özellikleri göstermekten aciz otomobil şekli çizimlerine tescil yolunu kapatmıştır.

Kararın okuyucularımızın dikkatini çekeceğini umuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2015

unsalonderol@gmail.com 

 

 

“Anne Frank’ın Günlüğü” İlginç Bir Telif Hakkı Tartışması

anne-frank-diary-amsterdam

 

İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan Yahudi Soykırımı’nın sembolik isimlerinden birisi “Anne Frank”tır.

1929 yılında doğmuş bir kız çocuğu olan Anne Frank, Nazilerin Yahudi avı sırasında yakalanmamak için ailesiyle birlikte 2 yıl boyunca Amsterdam’da bir odada saklanmış, saklanırken tuttuğu günlüğe bir kız çocuğunun diliyle hislerini aktarmıştır. Anne Frank, 1944 yılında yakalanmış, ailesiyle birlikte toplama kampına gönderilmiş ve 1945 yılında kampta tifüsten hayatını kaybetmiştir.

 

AnneFrankSchoolPhoto

 

Anne Frank’ın günlüğü, gizlenmelerinde yardımcı olan bir kişinin çabasıyla toplama kampından sağ kurtulan babası Otto Frank’a ulaştırılır, günlüğü yayına hazır hale getiren baba yakın çevresinin de etkisiyle günlüğü kitap olarak bastırır. “Genç Bir Kızın Günlüğü” adıyla ilk olarak Fransa ve Almanya’da1950 yılında basılan kitap kısa sürede sansasyonel bir etki doğurur ve Türkçe dahil birçok dile çevrilerek büyük ticari başarıya ulaşır. Otto Frank, kitabın ilk basımına yazdığı önsözde günlüğün Nazilerden saklanırken Anne Frank’in kendi sözleriyle yazıldığı hakkında teminat verir.

Okuyucularımızın bildiği gibi birçok ülkede eser sahibinin telif hakkı, eser sahibinin ölüm tarihinin ardından 70 yıl geçince sona ermektedir. Anne Frank 1945 yılında öldüğünden, eserin telif hakkı koruması 2016 yılının başında sona erecek ve eser kamu malı haline gelecektir.

Anne Frank günlüğünün yayın haklarını elinde bulunduran “Anne Frank Vakfı”, 1980 yılında ölen baba Otto Frank’ı bu yıl günlüğün diğer yazarı olarak ilan ederek, günlüğün telif hakkı korumasını 2055’e dek uzatmaya niyet etmiştir. Bu niyet birçok hukuki ve etik tartışmayı yanında getirmiştir. Şöyle ki önceden kitabın sadece editörü olarak anılan Otto Frank, bir anda kitabın diğer yazarı haline getirilmek istenmekte ve bu yolla vakfın en önemli gelir kaynağı olan “Anne Frank’ın Günlüğü” kitabının yayın tekelinin 40 yıl daha elde tutulması amaçlanmaktadır.

Konu hakkında detaylı açıklamaların New York Times gazetesinden http://www.nytimes.com/2015/11/14/books/anne-frank-has-a-co-as-diary-gains-co-author-in-legal-move.html?_r=0 bağlantısı aracılığıyla edinilmesi mümkündür.

New York Times’a göre, “Anne Frank Vakfı” yaklaşık 5 yıl önce çeşitli telif hakkı uzmanlarına danışarak, telif hakkı süresinin dolacağını dikkate alarak nasıl bir strateji izleyebileceklerini araştırmıştır. Vakfa verilen tavsiyeye göre, günlüğü düzenleyip bütünleştiren ve kızının defter ve notlarındaki farklı metinleri kesip birleştirerek tek metin haline getiren baba Otto Frank yeni bir eser yaratmıştır ve bu nedenle metin üzerinde kendisinin de telif hakları mevcuttur. Vakıf bu iddia üzerinden giderek günlüğün diğer yazarının baba Otto Frank olduğunu iddia etmek niyetindedir.

Vakfın takip etmek yola yöneltilen eleştiriler iki ana eksendedir.

Birinci eleştiri, yıllar boyunca günlüğü Anne Frank’ın tuttuğunu söyleyip, bir anda babasını kitabın diğer yazarı ilan etmek, okuyuculara yıllar boyunca yalan söylemiş olmak anlamına gelmektedir.

Diğer eleştiri ise telif hakkını kötüye kullanarak kitabın kamu malı haline gelmesi engelleme ve bu yolla fikri mülkiyet haklarını sürekli tekelci ve cezalandırıcı biçimde kullanma çabasıdır.

İşin ilginç tarafı, “Anne Frank Vakfı”, Otto Frank’ı kitabın diğer yazarı olarak ilan edip telif hakkını uzatma çabası gösterirken, ayrı bir tüzel kişilik olan Hollanda’daki “Anne Frank Evi Müzesi”nin Otto Frank’ın diğer yazar olduğunu kabul etmemesidir. 5 yıldır günlüğün web versiyonu üzerinde çalışan ve günlüğün tarihi ve metinsel analizini yayınlamak için telif hakkı süresinin dolmasını bekleyen “Anne Frank Evi Müzesi” yetkilileri “Otto Frank’ın veya herhangi bir diğer kişinin günlüğün diğer yazarı olmadığını” belirtmektedir.

Buna karşılık, “Anne Frank Vakfı” yetkilileri yapmak istedikleri şeyin telif hakkını uzatmak yoluyla daha fazla maddi kazanç elde etmek isteği olmadığını, eserin sömürülmesini engelleyerek Anne Frank’ın özgün haliyle kalmasını arzuladıklarını belirtmektedir.

1 Ocak 2016’dan itibaren günlük, telif hakkının dolduğunu iddia eden yeni yayıncılar tarafından basılınca ve vakıf bunlara karşı dava açınca, bu ilginç durumun mahkemelerce nasıl değerlendirileceğini göreceğiz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Anayasa Mahkemesi Kararı Biraz Daha Beklenilmesi Gerektiğini mi Söylüyor?

breaking-news

Anayasa Mahkemesi’nden beklenen karar aşağıda, ancak anlaşılan o ki, bu karar 7/1-(b)’nin akıbetini tam olarak ortaya koymuyor:

“İtiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) ve 41. maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,”

(bkz. http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/detay/genelkurul/691.pdf )

anayasamahkemesi.7bret

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun

Madde 40

(4) Evrakın kayda girişinden itibaren on gün içinde başvurunun yöntemine uygun olup olmadığı incelenir. Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.

Madde 41

(2) İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır.

Karardan anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesi’nin önünde itiraz konusu kuralın uygulanacağı aynı mahkemeye ait başka bir dava dosyası bulunmaktadır ve 7/1-(b) bendinin iptali 2015/15 esas sayılı bu iptal talebinin esastan görüşülmesi sonucu anlaşılacaktır. (http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/detay/genelkurul/657.pdf)

anayasamah.2015-15

Görülen o ki, bir süre daha bekleyeceğiz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

7/1-(b) Bendi İptal Edilecek mi? Nefesler Tutuldu, Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Bekleniyor

Anayasa Mahkemesi onunde balyoz davasi avukati sule nazlioglu'nun baslattigi Adalet Nobeti devam ediyor. 7 mayis 2014 / ali unal

 

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname‘nin resen benzerlik incelemesini düzenleyen 7/1-(b) bendinin anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptali için Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi‘nce yapılan talep, aşağıdaki programdan görülebileceği gibi Anayasa Mahkemesi‘nce bugün (12/11/2015) görüşülecek. (http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/gundem/genelkurul.html)

anayasamahk

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ne yönde olacağını tahmin edebilmek şu an benim için oldukça güç. Eğer karar iptal yönünde çıkarsa, Ay’a ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong’un “Bir insan için küçük, insanlık için dev bir adım.” sözü hemen aklıma gelecek.

Konu hakkında fazlaca yorum yapmaksızın, IPR Gezgini‘nde 7/1-(b) bendi ve iptal talebi hakkında önceden yayınlanan yazılarımızdan birkaçının başlık ve bağlantılarını aşağıda veriyoruz. Konu hakkındaki görüşlerimizi merak eden okuyucularımızın bu yazıları incelemesi yerinde olacaktır:

  • Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlarhttp://wp.me/p43tJx-kc
  • 7/1-(b) Bendi Anayasa’nın 91. Maddesine Aykırı mıdır? Anayasa Mahkemesi Kararı Öncesi Kafa Karıştırıcı Yeni Bir Soruhttp://wp.me/p43tJx-nT

Nefeslerimizi tutup günün sonunu bekleyelim ve bakalım Türk Marka İnceleme sistemi, bugünden sonra yeni bir yöne gidecek mi, yoksa 7/1-(b) bendi sayfası halen açık mı kalacak?

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Avrupa Birliği 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nun Fikri Mülkiyet Hakları Bölümü ve Değerlendirmesi

progressreport2015

 

Avrupa Birliği Komisyonu, 2015 yılı Türkiye İlerleme Raporu’nu 10 Kasım 2015 tarihinde yayınladı.

IPR Gezgini, İlerleme Raporu’nun 7 numaralı başlığını oluşturan Fikri Mülkiyet Hukuku bölümünü vakit geçirmeksizin sizlerle paylaşıyor. Raporun ilgili bölümüne, http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2015/20151110_report_turkey.pdf bağlantısının 40. ve 41. sayfalarında erişmeniz mümkündür. Yazının devamında rapordaki dil kullanılacak ve ifadeler anahatlarıyla çevrilerek bilgilerinize sunulacaktır. (Yazıdaki çevirilerin tümü yazara aittir, başka bir kuruluşun resmi çevirisi esas alınmamıştır, bu bağlamda yapılacak atıflarda bu hususun dikkate alınması yerinde olacaktır.)

Raporun fikri mülkiyet hukuku bölümü, Türkiye’nin bu alanda iyi hazırlıkları olduğu tespitiyle başlamaktadır.

Fikri mülkiyet hukuku alanında geçmiş yıl içerisinde bazı gelişmeler olmakla birlikte, taklitçilik ve korsan ürünler halen oldukça yaygındır. Türkiye gelecek yıl öncelikle; halen bekleyen fikri ve sınai mülkiyet mevzuatlarını kabul etmeli, taklit ve korsana karşı mücadelede alınan tedbirleri daha da geliştirmeli; fikri mülkiyet koruması bilincini mevcut inisiyatiflerin ötesinde artırmalıdır.

Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar alanında, hakların kolektif yönetimi, özellikle yabancı yapımcılara muamele, umuma temsil hakları ve çoğaltma haklarının lisansı konularında sorunlar halen devam etmektedir. Telif Hakları yasası tasarısı halen Kültür Bakanlığı önünde beklemektedir.

Sınai mülkiyet hakları kanununun kabul edilmesi halen beklenmektedir ki, bu durum hak sahipleri için belirsiz bir hukuki ortam oluşturmaktadır. Türk patent mevzuatı, halen Avrupa Birliği (AB) mevzuatı ve Avrupa Patent Ofisi’nin ilaç buluşlarıyla ilgili standartları ile uyumlu değildir. Türk Patent Enstitüsü, İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) tasarım veritabanına da katılarak çevrimiçi hizmetlerini geliştirmiştir, Enstitü bunun yanında yönetsel kapasitesini de artırmıştır. Enstitü’nün kötü niyetli marka ve tasarım başvuruları hakkındaki kararlarının kalitesi artmıştır. Enstitü, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla birlikte düzenlediği bilinç artırma ve işbirliği faaliyetlerini geliştirmiştir. AB – Türkiye IPR Çalışma grubu, Mart 2015 toplantısına çok sayıda fikri mülkiyet hakları (IPR) bağlantılı sanayi temsilcisi katılmıştır. IPR haklarının sahipleriyle, kemikleşmiş IPR problemleri yapılandırılmış ve kapsamlı biçimde tartışılmalıdır. IPR ve coğrafi işaretler ulusal strateji belgeleri ve buna ilaveten 2015-2018 yılları faaliyet planı Temmuz 2015’te yayınlanmıştır. Bununla birlikte, coğrafi işaretler, yeni bitki çeşitleri ve ilaçlar için veri koruması alanlarında daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Hakların hukuk yoluyla etkin korunması alanıyla ilgili olarak, bir ihtisas mahkemesi daha kurulmuştur. Bununla birlikte, mevcut 25 ihtisas mahkemesi, IPR konusunda eğitimler yoluyla güçlendirilmelidir. Patentlenebilirlik kriterlerinde tutarlılık, yargıçlar ve bilirkişilerle işbirliği halinde sağlanmalıdır. Patent davalarında bilirkişilerin profesyonelliği ve tarafsızlığı, bilirkişilerin nitelikleri ve yükümlülükleri hakkında hazırlanacak kılavuzlarla birlikte güçlendirilmelidir. Hakların Etkin Korunması Direktifi’yle uyum, özellikle taklit ürünlerin ihlali gerçekleştirenlere iadesi, hak sahiplerinin el konulan ürünleri depolaması ve ihtiyati tedbir kararlarının alınmasındaki uyumsuzlukların giderilmesi konularında sağlanmalıdır. Taklit ürünlere karşı gümrüklerde etkin koruma daha da ilerlemiştir ve gümrüklerde el koyma uygulamalarının sayısı artmıştır. Korsan ürünlere karşı mücadele, daha fazla el koymaya imkan veren şifreli lazer kod sistemi yoluyla güçlendirilmiştir. Resen veya şikayete dayalı büyük ölçekli polis baskınlarına rağmen, taklitçilik ve korsan ürünler halen yaygındır ve bu durum kamu sağlığına, tüketici korumasına ve kayıtlı ekonomiye zarar vermektedir. Gümrüklerde hakların korunması birlik mevzuatı ile daha da uyumlu hale getirilmelidir. Fikri mülkiyet haklarının etkin korunması hakkında daha güçlü politik iradeye ihtiyaç bulunmaktadır.

2015 İlerleme Raporu’nun oldukça kısa sayılabilecek Fikri Mülkiyet Hukuku bölümü bundan ibarettir. Özetin özetini yapmak gerekirse, raporda oldukça genel ifadeler kullanılmıştır. AB mevzuatına uyum konusunda özellikle altı çizilen konular, hakların kollektif yönetimi konusu ve patent mevzuatıdır. Bunun yanında, hakların etkin korunması hakkında, hakimlerin eğitimi ve patent bilirkişilerinin durumu konularına özellikle dikkat çekilmiştir. Elbette, bölümün en başında yer verilen fikri ve sınai haklar mevzuatlarında yenilik ve değişiklik getiren kanun tasarılarının bir an önce kanunlaşması gerekliliği de atlanmamalıdır.

Birkaç yıl öncesinin raporları hatırlanınca, 2015 raporunun özellikle Türk Patent Enstitüsü açısından başarılı bir tabloyu ortaya çıkardığı söylenebilir. Bununla birlikte, fikri ve sınai haklar mevzuatları güncellemelerinin artık sabırsızlık yarattığı, rapordaki nazik dile rağmen kolaylıkla anlaşılmaktadır. Kanun tasarılarının kanunlaşması sadece Avrupa Birliği’nin değil, tüm hak sahiplerinin ve konu hakkında çalışan herkesin beklentisidir.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi) Programı Açıklandı

yıldırımbe

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 27 Kasım 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenecek II. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu’nun programı ve sunum başlıkları açıklandı.

Marka Hukuku temalı sempozyumun programını, buna ilaveten oldukça güncel ve iddialı sunum başlıklarını aşağıda görebilirsiniz.

semp

Sempozyuma kayıt için http://www.ybu.edu.tr/hukuk/tfmsempozyum/ bağlantısını kullanabilirsiniz.

Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen uluslararası sempozyumda önceden sunulan bildiriler, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından çıkartılan hakemli akademik hukuk dergisi TFM – Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi’nde yayınlanmıştır. Okuyucularımızın dergiye http://www.ybu.edu.tr/hukuk/custom_page-427-son-sayi.html bağlantısı aracılığıyla erişimi mümkündür.

Fakülte dekanı Prof. M. Fatih Uşan, dergide yer alan sunuş yazısında, “Yıldırım Beyazıt Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Merkezi”ni açmak için hazırlıkları sürdürdüklerini belirtmiştir ki, bu da IPR tutkunları için oldukça sevindirici bir gelişmedir.

IPR Gezgini yazarları, 27 Kasım 2015 tarihinde sempozyuma dinleyici olarak katılacaktır. Okuyucularımızın da sempozyumda koltuklarını alacaklarını düşünüyor ve sizlerle orada karşılaşmayı umut ediyoruz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Üç Boyutlu Ürün Şekillerinin Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nden Remi Oyunu Ambalajına İlişkin Güncel Bir Karar (T-547/13)

rummyplayers

Türkçe’ye “Remi” adıyla geçmiş, “Rummy” isimli masa oyunu, iskambil kağıtları veya taşlarla oynanan ve yurtdışında oldukça popüler olan bir oyundur.

Ülkemizdeki en yaygın masa oyunu olan “Okey”le yakın benzerlik gösteren “Remi”nin amacı da, oyuncuların ellerindeki kağıt veya taşlarını diğerlerinden önce bitirerek oyunu kazanmasıdır.

Adalet Divanı Genel Mahkemesi 8 Ekim 2015 tarihinde verdiği T-547/13 sayılı karar, Remi oyunu taşları ve tahtaları için tasarlanmış bir ambalaj biçiminin marka olarak tescil edilip edilemeyeceği sorusunun yanıtını içermektedir.

Kararı incelemek isteyen okuyucularımızın, kararın tamamına http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=169342&pageIndex=0&doclang=en&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=346998 bağlantısı aracılığıyla erişimi mümkündür.

Romanya menşeili “ROSIAN EXPRESS SRL” firması 11 Temmuz 2013 tarihinde aşağıdaki şekil markasının tescil edilmesi talebiyle İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi’ne (OHIM) başvuruda bulunur.

rummy

Başvuru kapsamında “Sınıf 28: Oyunlar, oyuncaklar; diğer sınıflarda yer almayan jimnastik ve spor malzemeleri; Noel ağacı süslemeleri. Sınıf 35: Reklamcılık hizmetleri; iş yönetimi ve idaresi hizmetleri; sekreterlik hizmetleri.” malları ve hizmetleri yer almaktadır.

OHIM uzmanı, 1 Şubat 2013 tarihinde verdiği kararla, başvuruyu ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle “Sınıf 28: Oyunlar ve oyuncaklar.” malları bakımından reddeder. Başvuru sahibi bu karara karşı OHIM Temyiz Kurulu nezdinde itiraz eder, ancak itirazı Temyiz Kurulu tarafından reddedilir. Başvuru sahibi bunun üzerine, OHIM Temyiz Kurul kararına karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından 8 Ekim 2015 tarihli T-547/13 sayılı kararla sonuçlandırılır.

Davacının temel argümanı, başvuruyu oluşturan şeklin ayırt edici niteliğe sahip olduğu, dolayısıyla başvuru hakkında verilen ret kararının yerinde olmadığıdır.

Davacıya göre, OHIM Temyiz Kurulu, Remi oyunu dahil olmak üzere salon oyunlarının, günlük kullanıma mahsus ürünler olmadığını, tersine dayanıklı ve uzun süre kullanılabilen mallar olduğunu, dolayısıyla da ilgili tüketici kesiminin yüksek derecede dikkate sahip olduğu hususunu incelemede dikkate almamıştır.

Davacı, Remi oyununa ilişkin standart tipte bir ambalajlamadan bahsedilemeyeceğini, dolayısıyla Temyiz Kurulu’nun ürünün doğasının başvuruda yer alan biçimde olduğu tespitini de eleştirmektedir. Ayrıca, davacıya göre Temyiz Kurulu kararında yer alan ve piyasada benzer nitelikteki kullanımları gösterdiği iddia edilen dokümanlar, orijinal ürünlerin sahibi olan davacının ürünlerinin taklitleridir. Bu bağlamda, Temyiz Kurulu taklit ürünleri esas alarak karar vermiştir ve karar bu bakımdan da yerinde değildir.

Mahkeme değerlendirmesine ilk olarak genel tespitlerle başlamıştır.

Buna göre; 207/2009 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü’nün 7/1-(b) bendine göre ayırt edici niteliğe sahip olmayan markaların tescil edilmesi mümkün değildir. Bu hüküm kapsamında bir markanın ayırt edici niteliği, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin belirli bir işletmeden gelen mallar ve hizmetler olduğunun anlaşılmasını sağlaması ve bu yolla, başka teşebbüslerin aynı nitelikteki mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması anlamına gelmektedir.

Ayırt edici nitelik, ilk olarak tescili talep edilen mallar veya hizmetler bakımından, ikinci olarak ise kamunun ilgili kesiminin algısı bakımından değerlendirilecektir. Kamunun ilgili kesimi, ilgili malların veya hizmetlerin, yeteri derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinden oluşmaktadır.

Ürünlerin görünümünden oluşan üç boyutlu markaların ayırt edici niteliğini değerlendirmek için kullanılacak kriterler, diğer marka kategorileri için kullanılacak kriterlerden farklı değildir.

Bununla birlikte, ortalama tüketicilerin ürünlerin görünümden oluşan üç boyutlu markalara yönelik algısı, aynı tüketicilerin markanın kapsadığı malların görünümüne ilişkin herhangi bir bağlantı içermeyen kelime veya şekillerden oluşan markalara yönelik algısıyla her durumda aynı olmayacaktır. Ortalama tüketiciler, şekil veya kelime unsurları olmadığı sürece, ürünlerin veya ürünlerin ambalajlarının şekillerine bakarak malların kaynağı hakkında tahminde bulunma alışkanlığına sahip değillerdir ve bu nedenle, üç boyutlu bir markanın ayırt edici niteliğini ortaya koymak, bir kelime veya şekil markasının ayırt edici niteliğini ortaya koymaktan daha güç olabilir.

Yerleşik içtihada göre, başvurusu yapılan şekil, inceleme konusu ürünlerin olası şekline ne derece yakınlaşırsa, şeklin ayırt edici nitelikten yoksun bulunması ihtimali o derecede artacaktır. Bu tip durumlarda sadece, ilgili sektörün kurallarından ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşan ve dolayısıyla, kaynak belirtme işlevi olarak tanımlanan asli işlevi yerine getirebilen markaların, madde 7/1-(b) anlamında ayırt edici niteliğe sahip olduğu söylenebilecektir.

Mahkeme yukarıda yer verilen genel tespitler ışığında davayı değerlendirmiştir.

Mahkemeye göre, inceleme konusu malların (oyunlar ve oyuncaklar) niteliği ve fiyatı dikkate alındığında, kamunun ilgili kesiminin bilgi düzeyi, ortalamadan yükseğe dek uzanabilir. Oyunlar ve oyuncaklar malları genel kullanıma yöneliktir ve kullanıcıları sadece profesyoneller ve oyun tutkunları değildir. Bu çerçevede, OHIM Temyiz Kurulu’nun mallarla ilgili tüketici kesimini, sadece yüksek derecede dikkate sahip tüketiciler olarak sınırlandırmaması yerindedir.

Başvuruya konu şeklin ayırt edici niteliği değerlendirilirken, Mahkeme ilk olarak ürünün başvuru sahibi tarafından, başvuruda yer verilen tarifnamesini esas almıştır. Özetlemek gerekirse, başvuruya konu şekil, ahşaptan yapılmış dikdörtgen bir kutudur, kutu ürünün diğer parçalarını içerisinde barındırmasını sağlayacak kayar rafları da içermektedir ve kutunun açık uçlarında bir kapatma mekanizması yer almaktadır. Bahsedilen raflı ve kapatma mekanizmalı sistem, oyun tahtalarının ve taşlarının kutunun içerisine yerleştirilmesini ve ürünün bütün olarak başka bir ambalaj gerekmeksizin saklanmasını sağlamaktadır.

Belirtilen tarifname esas alındığında, mahkemeye göre, OHIM Temyiz Kurulu’nun başvuruyu “şeklin ilgili sektörün kurallarından ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşmaması ve bu tip oyunların yaygın biçimde, ahşaptan yapılanlar dahil olmak üzere, çeşitli malzemelerden yapılmış ambalajlarda satılması” gerekçeleriyle reddetmesi yerindedir.

İnceleme konusu malların çoğunlukla ahşap dikdörtgen kutularda satıldığı malumdur. Ayrıca, ürünlerin kayar farlardan oluşan bir ambalajlama sistemi ile kutulanması veya kutudan çıkartılması, ilgili sektörün kurallarından ve geleneklerinden belirgin biçimde farklılaşma anlamına gelmemektedir. Bunların sonucunda, başvurunun bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin belirli bir işletmeden gelen mallar ve hizmetler olduğunun anlaşılmasını sağladığını ve bu yolla, başka teşebbüslerin aynı nitelikteki mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilebilme işlevini yerine getirdiğini kabul etmek mümkün değildir.

Başvuru sahibi kendi başvurusuna benzer şekillerin piyasada bulunmadığına yönelik kanıtlar sunmuş olmakla birlikte, yerleşik içtihat çerçevesinde, bir markanın ayırt edici niteliğinin piyasada ne kadar sayıda benzer şeklin bulunduğuna veya piyasada aynı şeklin hiç bulunmamasına bağlı olarak değerlendirilmediği hatırlatılmalıdır. Bu bağlamda, piyasa hakkında araştırma yapmayan ortalama tüketicilerin piyasada sadece bir firmanın bir ambalaj biçimini kullandığını, buna karşın rakiplerinin aynı ürün için farklı ambalaj biçimlerini tercih ettiğini önceden bilemeyeceği de belirtilmelidir.

Ayrıca, başvuru sahibinin kendi ürünlerinin orijinal olduğu, buna karşın OHIM Temyiz Kurulu tarafından tespit edilen benzer ambalaj biçimlerinin kendi ürünlerinin taklidi olduğu yönündeki iddiası da kabul edilebilir nitelikte değildir.

Son olarak, başvuru sahibinin benzer üç boyutlu markaların OHIM tarafından önceden tescil edilmiş olduğu yönündeki iddiası değerlendirilmiştir.

Genel Mahkeme bu iddiayı alışıldık argümanıyla kabul etmemiştir:

OHIM, eşit muamele ve düzgün yönetim ilkeleri çerçevesinde benzer markalar hakkında önceden verilmiş kararları dikkate almalı ve aynı yönde karar verip vermeyeceğini dikkatle belirlemelidir. Bununla birlikte, bu ilkelerin ne şekilde uygulanacağı hukukilik ilkesiyle uyumlu olmalıdır. Bunun ötesinde, hukuki belirlilik ve iyi yönetim esasları çerçevesinde, markaların uygun olmayan biçimde tescil edilmesini engellemek amacıyla, her markanın incelenmesi düzgün ve kapsamlı biçimde yapılmalıdır. Buna uygun olarak, inceleme her vaka bazında ayrı olarak gerçekleştirilmelidir. Bir markanın tescil edilmesi, ilgili vakanın kendi şartları kapsamında değerlendirilebilecek ve amacı, inceleme konusu markanın herhangi bir ret gerekçesi kapsamına girip girmediğini belirlemek olan özel kriterlere bağlıdır.

İncelenen vakada, Temyiz Kurulu’nun, itirazı reddederken kapsayıcı ve detaylı bir inceleme yaptığı açıktır. Kararın önceki bölümlerinde belirtildiği üzere, Temyiz Kurulu, başvuruya konu şeklin ret kararı kapsamındaki mallar bakımından ayırt edici niteliğe sahip olmadığını tespit etmiştir ve Mahkeme’ye göre bu tespitler yerindedir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin bu sonucu ortadan kaldırmak için OHIM’in önceki kararlarına dayanması mümkün değildir.

Belirtilen tüm açıklamalar çerçevesinde, Adalet Divanı Genel Mahkemesi, OHIM Temyiz Kurulu’nun başvuru konusu şekil hakkında, “oyunlar ve oyuncaklar” malları için ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verdiği ret kararını yerinde bulmuş ve davayı reddetmiştir.

IPR Gezgini’nde daha önceden de yer verdiğimiz çok sayıda karar, ürün şekillerinden oluşan üç boyutlu marka başvuruları hakkında OHIM değerlendirmesinin ve Genel Mahkeme pratiğinin, başvuru konusu şekiller, ürünlerin standart biçimlerinden çok farklılaşmadığı sürece, çoğunlukla başvuruların reddedilmesi yönünde olduğunu göstermektedir. Bu sonuca varılırken kullanılan gerekçelendirme biçimiyse yazara göre oldukça yerindedir.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

“GOssIP” Marka, Patent ve Endüstriyel Tasarım Dergisiyle Henüz Tanışmayan Var mı?

gossip39

 

Bir yazıyı bitirdikten sonra “Yayınla” komutuna basmak, blog yazarlarının günlük yaşamlarındaki en zevkli anlardan birisini oluşturmaktadır. Bir internet sitesini uzun süre boyunca düzenli yayın yapabilir biçimde tutmaksa, zevkli olmanın ötesinde adanmışlık da gerektirmektedir.

IPR Gezgini, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında, güncel konularda düzenli yayın yapmayı uzun süre boyunca sürdürebilen tek internet bloğudur. Bununla birlikte, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında, uzun süredir düzenli biçimde yayın yapmaya devam eden bir de basılı yayın bulunmaktadır.

“GOssIP”, 3 ayda bir okuyucularına ulaşan ve son olarak 39. sayısını yayınlamış ücretsiz bir IPR dergisidir. Türkiye’nin sektöründeki büyük vekillik firmalarından birisi olan Grup Ofis Marka Patent tarafından yayınlanan GOssIP dergisinde, güncel marka, patent ve endüstriyel tasarım haberleri, yaratıcı tasarımlar, marka, tasarım ve buluşlara ilişkin röportajlar, mucit ve marka hikayeleri yer almaktadır.

gossip38

 

Kendisini sektörünün tek dergisi olarak tanımlayan GOssIP’nin dağıtımı, Türkiye’nin her yerindeki okuyucularına, alan uzmanlarına, üniversitelere, ticaret ve sanayi odalarına, teknoloji transfer ofislerine, alışveriş merkezlerine, restoran ve kafelere yapılmaktadır. GOssIP, 6.000 adet basılmakta ve bunun yanında 16.000 okuyucusuna da dijital formatta ulaşmaktadır.

Dergiyi incelemek isteyen okuyucularımız, GOssIP’nin son sayılarına aşağıdaki bağlantıları kullanarak erişebilir. Ayrıca, aşağıda yer verilen sosyal medya hesapları aracılığıyla da GOssIP’nin takip edilmesi mümkündür.

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_37_yksk

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_dergi_38

http://issuu.com/gossipdergi/docs/gossip_39

facebook.com/gossipdergi

twitter.com/gossipdergi

instagram.com/gossipdergi

IPR Gezgini, fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında yayına devam eden tüm elektronik ve basılı yayınları kardeş yayın olarak kabul etmekte ve ülkemizde yayın bakımından oldukça bakir bir alan sayılabilecek IPR sahasındaki her yayını mutluluk ve heyecanla takip etmektedir.

GOssIP’ye uzun süredir devam etmekte olan yayın hayatında daha önemli başarılar diliyoruz ve gelecek günlerde IPR alanında benzer yayınların artmasını umutla bekliyoruz.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015  

unsalonderol@gmail.com

 

Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KARIS” Kararı – Malların ve Hizmetlerin Benzerliğinde Nicé Sınıflarının Etkisi (T-720/13)

man-spraying-herbicide-on-corn

 

Malların ve/veya hizmetlerin benzerliğini değerlendirmek kanaatimizce, markaların benzerliğini değerlendirmekten daha zor ve daha üst düzey teknik bilgi gerektirir bir husustur. Türkiye’de bu değerlendirme yapılırken kullanılan birkaç temel araç bulunmaktadır. Bahsedilen temel araçlardan ilki Türk Patent Enstitüsü (TPE) tarafından yayınlanan Sınıflandırma Tebliği’dir (http://www.tpe.gov.tr/TurkPatentEnstitusu/resources/temp/8977CC5D-0053-40F7-BF7A-B588FED46BC9.pdf). Sınıflandırma tebliği ile oluşturulan alt grupların birbirlerine benzeyen mal veya hizmetleri kapsadıkları kabul edilmekte ve markaların birbirleri ile aynı veya benzer bulunması halinde aynı alt grupta yer alan mallar ve hizmetler farklı kişiler adına tescil edilmemektedir.

Sınıflandırma tebliğ ve alt grup sistemi IPR Gezgini’nde yayınlanmış birkaç yazıda eleştirilmiş ve bu sistemin marka incelemesi amacına tam olarak hizmet edemeyeceği belirtilmiştir. (http://iprgezgini.org/2013/12/16/nice-siniflandirmasinin-genel-yapisi-etkisi-ve-siniflandirma-ilkeleri/)

Malların ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken kullanılan bir diğer araç ise Nicé Sınıflandırması’dır. Sınıflandırmayı kuran anlaşma, malların ve hizmetlerin benzerliği konusunda ofislerin yapacağı değerlendirmeyi etkileyebilecek herhangi bir hüküm içermemektedir. Tersine, anlaşmada sınıflandırmanın etkisinin taraf her ülke tarafından ona tanınan etki olacağı belirtilmiş, ofisler sınıflandırmayı esas veya yardımcı sistem olarak kullanmakta serbest bırakılmış ve ofislere sadece yapacakları yayınlarda ve düzenledikleri belgelerde sınıf numarasını belirtme zorunluluğu getirilmiştir. Buna karşın, Türkiye’de sınıflandırmanın aynı sınıfında yer alan tüm malların veya hizmetlerin birbirlerine benzer olduğunu savunan bir anlayış hakimdir.

Avrupa Birliği İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM) marka incelemesi yaparken, malların ve hizmetlerin benzerliğini Türkiye’de olduğu gibi standart listeleri esas alarak değerlendirmemekte, tersine malları ve/veya hizmetleri birbirleriyle karşılaştırarak, bunların birbirine benzer veya benzemez olduğuna karar verilmektedir.

Bununla birlikte OHIM tarafından 2013 yılında oluşturulan “aşamalı tasnif (taxonomy)” yapısının, TPE’ndeki alt grup sistemine benzer bir uygulama getirdiği ve malların ve hizmetlerin benzerliğinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği şeklinde bir yanlış algılama ortaya çıkmıştır.

“Aşamalı tasnif (taxonomy)”, sınıflandırılamayacak derecede genel veya kapsamı çok geniş içerikli tabirlerle karşılaşıldığı sürece, bunları sınıflandırılabilir ve kapsamı belli terimlere bölerek, basamaklı – hiyerarşik bir yapı oluşturmak olarak tanımlanabilir. Yapı çerçevesinde, sınıflandırılamayacak derecede geniş kapsamlı ifadeler, bir alt kategoride kapsamı daha belirgin bir ifadelere indirgenecek ve sınıflandırmaya uygun kapsayıcı terimlerle karşılaşıldığı sürece alt basamaklara inilmeyecektir. Sınıflandırmaya uygun kapsayıcı terimlerden oluşan üst veya alt kategori terimlerin bütün olarak meydana getirecekleri grup başlıkları, ilgili sınıfta yer alan malların veya hizmetlerin tümünü tek seferde ifade eden yeni sınıf kapsamlarını oluşturacaktır. Konu hakkında daha detaylı bilginin IPR Gezgini’nde önceden yayınladığımız http://iprgezgini.org/2013/12/17/ip-translator-iv-sinif-kapsamlari-calismasi-avrupa-birliginde-sinif-basliklarinin-revizyonu-projesi/ yazısından edinilmesi mümkündür.

Yazıya bu denli bir uzun giriş yapmamızın nedeni, yazı içeriğinde aktaracağımız Adalet Divanı Genel Mahkemesi kararının esasen malların ve hizmetlerin benzerliğinin değerlendirilmesinde kullanılan araçlara yönelik olmasıdır. Bu aşamada söyleyeceklerimizi, yazının sonuç kısmına bırakarak dava hakkında bilgi vermeye başlamamız yerinde olacaktır.

Avusturya menşeili “GAT Microencapsulation GmbH” (bundan sonra “GAT” olarak anılacaktır), “KARIS” kelime markasının tescil edilmesi için 2011 yılında OHIM’e başvuruda bulunur. Başvuru kapsamında 1.,5. ve 35. sınıflara dahil bazı mallar ve hizmetler yer almaktadır.

KARIS

Başvurunun ilan edilmesinin ardından Alman menşeili “BASF SE” (bundan sonra “BASF” olarak anılacaktır) firması ilana karşı itiraz eder. İtirazın gerekçesi, itiraz sahibi adına OHIM ve çeşitli AB üyesi ülkelerde “Sınıf 1: Bitki gelişimi düzenleme müstahzarları. Sınıf 5: Fungisitler.” malları için tescil edilmiş “CARYX” ve “Sınıf 5: Herbisitler.” için tescil edilmiş “AKRIS” markalarıdır.

CARYX

İtiraz sonrası başvuru sahibi mal listesinde kısıtlama yapar ve 1. sınıfa dahil malları takip eden şekilde düzenler: “Gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere sanayi, bilim, fotoğrafçılıkta ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar;…. gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere bitki koruma ve bakım müstahzarları; …….”. Başvuru sahibi diğer sınıflarda da benzer içerikli kısıtlamalar yapar.

BASF, başvuru sahibi tarafından yapılan kısıtlamanın, malların ve hizmetlerin benzerliğini ortadan kaldırmadığı görüşündedir ve ilana itirazını geri çekmez.

OHIM itiraz birimi, başvuru ile itiraz sahibinin “CARYX” markası arasında karıştırılma olasılığının ortaya çıkabileceği tespiti doğrultusunda itirazı kısmen haklı bulur ve başvuruyu 1.,5. sınıflara dahil bazı mallar bakımından reddeder. Ret kararı kapsamında bulunan mallar İngilizce olarak aşağıya kopyalanmıştır: “Sınıf 1: Chemicals used in industry, science, as well as in agriculture, horticulture and forestry excluding manures, growth regulator for plants and fertilizers; plant preservation and care preparations, excluding manures, growth regulator for plants and fertilizers; all the aforesaid goods not relating to dietetic substances adapted for medical use, food supplements for medical purposes, food supplement substances; dietetic food for medical purposes; dietetic beverages adapted for medical purposes. Sınıf 5: Chemical and veterinary products; sanitary preparations for medical purposes; disinfectants; preparations for destroying vermin; phytosanitary products, excluding fungicides and herbicides; plant protection preparations; capsules and micro capsules for medicines and active ingredients; all the aforesaid goods not relating to dietetic substances adapted for medical use, food supplements for medical purposes, food supplement substances.”

“GAT” bu karara karşı itiraz eder, itirazı kısmen kabul edilir, ancak sadece 5. sınıfa dahil “ilaçlar için mikro kapsüller ve kapsüller, tıbbi amaçlı hijyenik müstahzarlar ve veterinerlik müstahzarları” ret kararının kapsamından çıkartılır ve kalan mallar için ret kararı OHIM Temyiz Kurulu tarafından onanır.

“GAT”, Temyiz Kurulu kararını yerinde bulmadığından ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı görüşünde olduğundan, karara karşı dava açar.

Dava , Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nde görülür ve 30 Eylül 2015 tarihinde T-720/13 sayılı kararla sonuçlandırılır. Kararın tam metnine http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=9ea7d0f130d5db6942aa57a14d7e9e86a11a0ac84d46.e34KaxiLc3eQc40LaxqMbN4Oc34Le0?text=&docid=168883&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=855070 bağlantısından erişilmesi mümkündür.

Davada değerlendirilen konu, başvuruya konu “KARIS” markası ile ilana itiraz sahibinin “Sınıf 1: Bitki gelişimi düzenleme müstahzarları. Sınıf 5: Fungisitler.” malları için tescilli “CARYX” markası arasında, kısmi ret kararı kapsamındaki “Sınıf 1: Gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere sanayi, bilimde ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar; gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere bitki koruma ve bakım müstahzarları. Sınıf 5: Kimyasal ürünler; dezenfektanlar; zararlı haşaratı yok etmek için müstahzarlar; fungisitler ve herbisitler hariç olmak üzere bitki sağlığı ürünleri; bitki koruma müstahzarları; aktif bileşenler için kapsüller ve mikro kapsüller.” malları bakımından karıştırılma olasılığının ortaya çıkıp çıkmayacağıdır.

Genel Mahkeme’nin malların ve hizmetlerin benzerliğine ilişkin olarak karar içeriğinde yer verdiği genel ilkelerin aktarılması, bu yazının hazırlanmasının asıl amacını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, belirtilen genel ilkeler mahkeme kararında yer aldıkları şekliyle aşağıda okurların bilgisine sunulmaktadır:

Yerleşik içtihada göre, malların benzerliği değerlendirilirken ilgili mallara ilişkin tüm faktörler dikkate alınmalıdır. Bu faktörler arasında, diğerlerinin yanısıra, malların niteliği, amacı, kullanım biçimleri, malların birbirleriyle rekabet eder veya tamamlayıcı nitelikte olmaları yer almaktadır. Bunun yanında ilgili malların dağıtım kanalları gibi faktörler de dikkate alınabilir.

Kısmi ret kararı kapsamında, “Sınıf 1: Gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere sanayi, bilimde ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar; gübreler, bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri hariç olmak üzere bitki koruma ve bakım müstahzarları.” malları bulunmaktadır. Başvuru sahibi, “bitkiler ve gübreler için büyüme düzenleyicileri” mallarını başvuru kapsamından mal kısıtlaması yaparak çıkartmış olsa da, “Sınıf 1: Sanayi, bilimde ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar.” tabiri oldukça geniş kapsamlıdır ve mallar aynı olmasa da, malların aynı amaca (bitki bakımı) hizmet edebilmesi, kullanım biçimleri, aynı ticari kanallarla dağıtımlarının yapılması ve aynı firmalarca üretilebilmeleri gibi faktörler dikkate alındığında, mallar arasında benzerlik bulunmaktadır.

Başvuru sahibinin öne sürdüğünün aksine, başvuruda “sanayi” ve “bilim” ifadelerinin yer alması benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Şöyle ki, bitki bakımı da bilim teriminin kapsamına girmektedir ve sanayi terimi tarımla ilgili faaliyetleri de (genetiği değiştirilmiş kültürler endüstrisi, agro-sanayi faaliyetleri, vb.) kapsamaktadır. Bu tespit de Genel Mahkeme’ye göre malların birbirine benzer olduğunu göstermektedir.

Başvuru sahibinin malların birbirine benzer olmadığı argümanını desteklemek için kullandığı bir diğer araç, OHIM’in TMclass adındaki mal ve hizmet sınıflandırması veritabanıdır.

Buna karşılık, OHIM Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği üzere, TMclass veritabanı, Nicé sınıflandırma sisteminin parçası değildir ve marka incelemesiyle, malların ve hizmetlerin benzerliği değerlendirmesi üzerinde hukuki hiçbir etkisi bulunmamaktadır. Buna ilaveten, Nicé anlaşması ile oluşturulan mal ve hizmet sınıflandırması sadece idari amaçlara hizmet etmektedir. Bütün bu hususlar ışığında, bir terime sağlanan korumanın kapsamı, o terimin taksomoni yapısında nerede yer aldığına göre değil, terimin anlamına göre belirlenir. Nicé sınıflandırmasının tek amacı, sınıfların saptanması ve mal ve hizmet kategorilerinin sınıflarının oluşturulması yollarıyla, marka başvurusu hazırlanmasının ve başvuruların incelenmesinin kolaylaştırılmasıdır. Sınıf başlıklarının gösterdiği malların veya hizmetlerin bir sınıfta veya kategoride yer alması, aynı mal veya hizmetlerin başka bir sınıf veya kategori kapsamına girmesini engellememektedir.

Başvuru sahibi, OHIM’in mallar arasında benzerlik bulmasını eleştirmiş olsa da, kendi malları ile BASF’ın mallarının niteliğinin veya amacının neden farklılaştığını ortaya koyamamıştır.

Bilindiği üzere, malların ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken, inceleme piyasada fiilen satışa sunulan mallar ve hizmetler göz önüne alınarak değil, markaların mal ve hizmet listeleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu çerçevede, GAT’ın kendi markasıyla fiilen satılan ürünlerin böcek öldürücüler olduğu, buna karşın BASF’ın fiilen satılan ürünlerinin mantar önleyiciler olduğu yönündeki iddiası incelemenin esasına etki etmemiştir.

Başvuru sahibinin bir diğer iddiası, itiraz sahibinin yalnızca “Sınıf 1: Bitki gelişimi düzenleme müstahzarları.” mallarını tescil ettirerek, tarımda kullanılan tüm kimyasalların tescil edilmesini bloke edemeyeceği argümanıdır. Genel Mahkeme’ye göre, marka incelemesinin amacı, bir markanın tescil edilmesini bloke etmek değil, basitçe malların benzer olup olmadığını araştırmaktır. Buna ilaveten, oldukça geniş kapsamlı tabirler kullanmak suretiyle geniş kapsamlı koruma talep eden ve dolayısıyla, BASF’ın markasının kapsadığı mallarla kendi başvurusunun kapsadığı malların benzerliği ihtimalini güçlendiren başvuru sahibinin kendisidir.

Son olarak, Nicé sınıflandırmasının yalnızca idari amaçlara hizmet ettiği dikkate alındığında, OHIM Temyiz Kurulu’nun malların benzerliği incelemesini hangi gerekçeyle sadece 1. sınıftaki malların karşılaştırmasıyla sınırlı tuttuğunun bir açıklaması bulunmamaktadır. Şöyle ki, BASF’ın markasının 5. sınıfında yer alan “fungisitler” malının kelime anlamı esas alındığında, söz konusu malın, GAT’ın markasının 1. sınıfında bulunan “Sanayi, bilimde ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar.” mallarıyla aynı kapsama girdiği, dolayısıyla belirtilen malların aynı olduğu ortadadır. “Fungisitler” malının sınıflandırmanın 5. sınıfında yer alması, buna karşılık “Sanayi, bilimde ve bunun yanında tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar.” mallarının 1. sınıfta bulunması tamamen idari bir konudur ve malların farklı sınıfta yer alması malların aynılığı halini ortadan kaldırmamaktadır.

Genel Mahkeme, yukarıda yer alan tespitlerin ardından başvuru kapsamında bulunan mallarla ret gerekçesi marka kapsamında bulunan malların benzerliği hususunu tek tek ele almıştır. Yazı kapsamında bu detaylı değerlendirmeye yer verilmeyecek olmakla birlikte merak eden okuyucuların, detaylı değerlendirmeyi kararın 52.-81. paragraflarından okuması mümkündür. Bununla birlikte, mahkemenin söz konusu paragraflarda yer verdiği birkaç önemli saptama okuyucularımızı da aktarılacaktır.

Başvuru sahibi, BASF’ın markasında yer alan “fungisitler” ile kendi markasında yer alan “fungisitler ve herbisitler hariç bitki sağlığı ürünleri” arasında karıştırılma olasılığı bulunmadığını, malların birbirleriyle karıştırılmasının söz konusu olmadığını öne sürmektedir. Mahkeme’ye göre, birbirleriyle karıştırılmayacağı açık olan iki malın dahi, birbirleriyle benzer olması mümkündür. Şöyle ki, iki malın birbiriyle benzer olarak kabul edilmesi için, her iki malın da aynı sınıfa veya kategoriye dahil olması veya birbirleriyle karıştırılabilir nitelikte olması şart değildir.

Başvuru sahibi, BASF’ın markasında yer alan “fungisitler” ile kendi markasında yer alan “fungisitler ve herbisitler hariç bitki sağlığı ürünleri”nin amacının farklı olduğunu, fungisitlerin mantara karşı koruma amaçlı, kendi ürünlerinin ise haşarata karşı koruma amaçlı olduğunu iddia etmekte ve bu nedenle malların benzer olmadığını öne sürmektedir. Genel Mahkeme’ye göre malların ait olduğu alt kategorilerin spesifik amaçları farklı olsa da, bu husus malları benzerliğini tek başına ortadan kaldırmamaktadır, şöyle ki ürünler arasında bitki koruma amaçlı ürünler olunması bağlamında genel bir amaç benzerliği bulunmaktadır ve bu tip ürünler genellikle benzer şekilde kullanılmakta, aynı firmalarca üretilmekte ve benzer ticari kanallarla satışa sunulmaktadır.

Genel Mahkeme, kararın 52.-81. paragraflarında yaptığı detaylı değerlendirmeler çerçevesinde kısmi ret konusu mallarla, ilana itiraz sahibi markasının kapsadığı malları benzer mallar olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, akabinde “KARIS” ve “CARYX” markalarının benzerliği hususunu incelemiştir.

Mahkeme’ye göre, “KARIS” ve “CARYX” ibareleri arasında her iki kelimenin de “A” ve “R” harfleri içermesi bağlamında sınırlı görsel benzerlik mevcuttur. Buna karşın, kelimeler telaffuz edildikleri ortaya çıkan sesçil benzerlik neredeyse aynılık derecesindedir. Dolayısıyla, Genel Mahkeme, OHIM Temyiz Kurulu’nun markaların benzer olduğu yönündeki tespitini paylaşmaktadır.

Markaların piyasada birlikte var olması (coexistence) hususu başvuru sahibince öne sürülmüş bir diğer gerekçedir.

OHIM Temyiz Kurulu, belirtilen iddiayı, başvuru sahibince ileri sürülen kanıtların yalnızca iki ülkeyi kapsaması ve kanıtların coğrafi kapsam anlamındaki yetersizliği nedeniyle reddetmiştir. Temyiz Kurulu’na göre, sunulan kanıtlar tüketicilerin her iki markayla aynı pazarda, aynı anda, aynı mallara ilişkin olarak karşılaşabileceğini gösterme yeterliliğine sahip değildir.

Yerleşik içtihat, bazı durumlarda, markaların piyasada birlikte var olmasının karıştırılmanın ortaya çıkması ihtimalini azaltabileceğini kabul etmektedir veya daha doğru bir tabirle bu olasılığı tamamen dışlamamaktadır. Bu durumun dikkate alınabilmesi için başvuru sahibinin OHIM nezdinde, başvuru ve itiraz gerekçesi markalarla aynı olan markaların, ilgili tüketici grubu tarafından karıştırılma ihtimali olmaksızın birlikte var olabildiklerini ispatlaması gerekmektedir.

Başvuru sahibi bu iddiasını ispatlamak için birkaç doküman sunmuş olmakla birlikte, bu kanıtlar piyasada bir arada kullanımı ve bu kullanım biçimleri arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ispatlar nitelikte değildir. Dolayısıyla, OHIM Temyiz Kurulu’nun birlikte var olma iddiasını reddetmiş olması Genel Mahkeme’ye göre yerindedir.

Sayılan tüm hususlar ışığında, Genel Mahkeme, markalar arasında kısmi ret kararı kapsamındaki mallar bakımından karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği görüşüne ulaşır ve davayı reddeder.

“KARIS” kararı kanaatimizce, marka incelemesinin malların ve hizmetlerin benzerliği değerlendirmesi ayağı bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir. Bu değerlendirmelerin en önemlisi, malların ve hizmetlerin benzerliğini, Nicé sınıflandırmasının sınıf numaralarına (veya bizdeki haliyle alt grup şablonlarına) veya sınıflandırma araçlarına (TMclass veya bizdeki Tebliğ sistemi) indirgeyen anlayışın karar içerisinde yanlışlanmasıdır. Genel Mahkeme, kararda açık olarak mal tanımlamalarının kapsamları itibarıyla birden fazla Nicé sınıfına dahil olabileceğini ve bir malın bir sınıfa ait olmasının diğer sınıflardaki mallarla benzerliği ortadan kaldırmayacağını belirterek tersi yöndeki davacı iddialarını reddetmiştir. Türk marka incelemesi sisteminin başına gelen en büyük talihsizliğin tebliğ ile oluşturulan alt grup sistemi, buna bağlı olarak gelişen kopyala-yapıştır başvurular ve tahlilden yoksun mal / hizmet benzerliği değerlendirmesi olduğu görüşünde olan bu satırların yazarı, “KARIS” kararını memnuniyetle karşılamıştır. Gelecek yıllarda tebliğ sisteminden kurtulmak şimdilik pek olası gözükmese de, bu konuda dünyada ne olup bittiğini takip etmek, en azından gözlerimizin açık kalmasını sağlayacaktır.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Ünlü Futbolcu Bastian Schweinsteiger Nazi Askerine Benzetildiği Oyuncak Figürlerin Üreticisine Dava Açmaya Hazırlanıyor

bastian1

 

IPR dünyasında ilginç bir haber çıkmadan neredeyse tek bir gün geçmiyor.

Geçtiğimiz haftanın ilginç haberinin öznesi, futbolseverlerin yakından tanıdığı eski Bayern Münih, yeni Manchester United oyuncusu, karizmatik isimli Alman futbolcu Bastian Schweinsteiger oldu. Söylenmesi en zevkli isimlerden birisine sahip olan Schweinsteiger, yüz hatları itibarıyla Alman ırkının en belirgin özelliklerini (mavi gözler, sarı saç, düzgün burun, vb.) taşımaktadır.

Schweinsteiger’in son günlerde karşılaştığı sürpriz, yani Nazileri simgeleyen bir yüz haline gelmekse, uluslararası bir kariyere sahip Alman’ın en son isteyeceği şey olmalı.

Hong Kong’da yerleşik “Dragon in Dream” isminde bir firma internet üzerinden 2. Dünya Savaşı askerlerinin figürlerini satmaktadır. http://did.co/ adresinden erişebilecek internet sayfasında firmanın ürünlerinin görülmesi mümkündür.

“Dragon in Dream”in satışa sunduğu figürler arasında, 2. Dünya Savaşı’na katılmış çeşitli ülke askerlerinin figürleri yer almaktadır. Alman askerleri figürlerinden birisini ise “Bastian” isminde bir asker oluşturmaktadır.

Asker “Bastian”ın, futbolcu “Bastian Schweinsteiger”le benzerliği açıkça ortadadır, hatta asker figürünün Schweinsteiger’den esinlenilerek yapıldığı açıktır. “Dragon in Dream”, yüz benzerliği ile yetinmemiş, figürün adını “Bastian” koyarak, “Bastian Schweinsteiger”le benzerliği iyice ayyuka çıkarmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın Almanya bakımından Nazilerle, ırkçılıkla ve soykırımla özdeşleşmiş olması, bir Nazi askerine benzetilen Schweinsteiger’ı oldukça rahatsız etmiştir.

bastian4

Benzerliğin ortaya çıkmasının ardından Schweinsteiger’in hukuki temsilcilerinden bir açıklama gelmiş ve “Dragon in Dream” firmasına karşı hukuki prosedürlerin başlatılmasının söz konusu olduğu belirtilmiştir. http://www.bbc.com/news/world-europe-34606799 bağlantısından erişebilecek habere göre futbolcunun menajerleri hukuki işlemler konusunda Almanya merkezli avukatları yetkili kılmıştır.

İnternet sitesinde yer alan “Bastian” figürü birkaç elbise taşımaktadır. Askerin kullandığı aksesuarlar arasında gamalı haçlı bir kartal figürü de yer almaktadır. BBC’ye açıklama yapan bir Alman avukata göre, oyuncak figürün Schweinsteiger’e bu denli benzemesi futbolcunun kişilik haklarının ihlali niteliğindedir. Buna ilaveten, Schweinsteiger’in gamalı haç taşıyan bir Nazi askeri olarak gösterilmesi büyük bir karalama ve hakarettir.

bastian2

Telegraph gazetesine açıklama yapan “Dragon in Dream” temsilcisi “Patrick Chan”, benzerliği tamamen tesadüfi olarak nitelendirmiştir. “Figür tipik bir Alman esas alınarak hazırlanmıştır. Almanların çoğunun böyle gözüktüğünü düşünüyoruz. Ayrıca, Bastian Almanya’da oldukça yaygın bir isimdir.” http://www.telegraph.co.uk/sport/football/teams/manchester-united/11947610/Bastian-Schweinsteiger-to-sue-toy-company-over-Nazi-doll-called-Bastian.html

“Dragon in Dream” firmasının web sitesinde gerçek karakterlerle benzerlik ihtiva eden tek figür “Bastian” değildir. 2. Dünya Savaşı Amerikan askerleri bölümünde yer alan “Ryan” figürü, “Er Ryan’ı Kurturmak” filminde baş rolü oynayan “Matt Damon”un neredeyse aynısıdır (http://did.co/category/product/normandy-70th-anniversary-edition—101st-airborne-division—special.html) . Aynı şekilde, “Koulikov” adındaki Rus askeri figürü, Stalingrad savaşında keskin nişancıların mücadelesini konu alan “Kapıdaki Düşman” filminde “Koulikov” isminde bir karakteri canlandıran aktör “Ron Perlman”in neredeyse aynısıdır (http://did.co/category/product/wwii-russian-sniper—battle-of-stalingrad-1942.html).

ryan4 ryan3

kulikov kulikov2

“Dragon in Dream” firmasının bu karakterlerin herhangi birisinin görünümünün kullanımı konusunda aktörlerden veya film stüdyolarından izin aldığını gösterir bilgi web sitesinde yer almamaktadır. Bu çerçevede, film yapımcılarının telif hakkına tecavüz iddialı dava açmaları oldukça olası gözükmektedir.

Schweinsteiger’in açacağı dava ise kişilik haklarına tecavüzün yanısıra kendisinin Nazi askeri olarak gösterimi nedeniyle hakaret veya karalama içerikli de olabilir.

Davalar bir tarafa, 2. Dünya Savaşı meraklısı bir kişi olarak, “Dragon in Dream” firmasının figürlerinin oldukça başarılı olduğunu söylemeden yazıyı bitirmek istemiyorum. Gerçi figürlerinin tanesinin fiyatının 120 Amerikan Doları olduğu dikkate alındığında, figürlerin yüzleri seçilirken firmanın daha özenli çalışmış olması gerektiği de ortadadır.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

IPR Gezgini Facebook Hesabıyla Daha Geniş Çevrelere Yayılmak İstiyor

social-media-management

IPR Gezgini, dikkatli okuyucularımızın muhtemelen fark etmiş olduğu üzere, şu ana dek sosyal medya kanallarını etkin olarak kullanmamış ve daha çok yazarlarının kişisel sosyal medya hesaplarını kullanmak suretiyle yazılarını yaymaya çalışmıştır.

Bugünlerde sosyal medya olmadan daha geniş kitlelere yayılmanın ve yaygınlaşmanın imkansız olduğunun bilincinde olarak, IPR Gezgini’ni sosyal medyada daha etkin biçimde tanıtmanın yerinde olacağını düşündük. Bunun ilk adımını da Facebook ‘ta IPR Gezgini adına açtığımız sayfa oluşturacak.

Facebook kullanıcısı okuyucularımızın https://www.facebook.com/profile.php?id=100008346701691 bağlantısından erişebilecekleri IPR Gezgini facebook hesabını arkadaş olarak eklemelerinden ve mümkünse çevrelerine de önermelerinden memnuniyet duyacağız.

Sayfa içeriği henüz tam olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, kısa süre içerisinde sayfada eski yazılarımıza, güncel haberlere, yerli – yabancı duyurulara yer vermeyi ve sayfayı mümkün olduğu ölçüde dinamik bir duyuru ve tartışma platformu haline getirmeyi planlıyoruz. Facebook hesabına yakın zamanda Twitter hesabını da eklemek niyetindeyiz.

Bizi arkadaşlarınız arasına eklerseniz çok seviniriz.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

Sevgilinize Süpermarketten Pırlanta Yüzük Alır mısınız? “Tiffany v. Costco” Davası

costco
Görsel http://www.bloomberg.com/bw/articles/2013-05-06/tiffany-vs-dot-costco-which-diamond-ring-is-better adresinden alınmıştır.

 

“Tiffany” mücevher mağazası, her ne kadar 1837 yılından başlayan köklü bir geçmişse sahip olsa da, dünya çapındaki ününü büyük ölçüde klasik olarak adlandırılabilecek “Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s)” filmine borçludur. Truman Capote’nin aynı adlı romanından uyarlanan Blake Edwards’ın yönettiği 1961 yapımı romantik film, “Audrey Hepburn”un canlandırdığı kült haline gelmiş “Holly Golightly” karakteri ile birçoğumuzun zihninde unutulmazlar arasına girmiştir. Audrey Hepburn hayranı olan bu satırların yazarı için Holly Golightly görünümü itibarıyla güzelliğin saf tanımını oluşturmaktadır.

 

mollygolightly

 

Elbette, IPR Gezgini yazarın estetik anlayışını, unutamadığı filmleri veya Audrey Hepburn hayranlığını dile getirme amaçlı bir platform değildir. Tiffany mağazasının tarafı olduğu ve geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir marka davası bu yazının konusu olacaktır.

Başlangıçta da belirttiğim gibi, Tiffany oldukça ünlü bir mücevher mağazasıdır ve muhtemelen filmin de etkisiyle romantizmin ikonlarından birisi haline geline gelmiştir. Tiffany mağazasında satılan ve mavi bir kutu içerisinde paketlenen pırlanta yüzükler, hiç şüphesiz pek çok evlilik teklifinin başarıyla sonuçlanmasını sağlamıştır.

Yazar, çoğu erkek gibi, pırlanta dahil olmak üzere, mücevheratı anlamsız bulsa da, her erkeğin kaçınılmaz kaderinin hayatında en azından bir kez, bir mücevhercide pırlanta yüzük seçmek olacağının da bilincindedir. Belirtilen bilince ortalama zekaya sahip herkes, dolayısıyla pazarlama uzmanları da sahip olduğundan, A.B.D.’nde bir toptan satış mağazası evlilik teklifinin kült simgelerinden “Tiffany” ibaresini kendi ürünleri için de kullanmak istemiştir.

“Costco” mağazası, A.B.D.’nin en büyük toptan satış zincirlerinden birisidir ve uygun fiyatlarıyla tercih edilmektedir. Toptan satış mağazasından pırlanta yüzük almak pek anlamlı gelmese de, araştırmalar göstermiştir ki bu tip bir alışveriş A.B.D.’nde oldukça ekonomiktir. Bu tespite sonradan dönmek üzere, şu aşamada Tiffany v. Costco ihtilafını ana hatlarıyla açıklamak yerinde olacaktır.

Costco’nun pırlanta yüzükler üzerinde kendi markasını kullandığını iddia eden Tiffany şirketi, Şubat 2013’de Costco’ya karşı marka hakkına tecavüz iddialı bir dava açmıştır.

Costco karşı iddia olarak, “Tiffany” kelimesinin mücevherler için jenerik hale geldiğini, yani ayırt edici bir marka olarak algılanma işlevini kaybettiğini öne sürer. Costco, belirtilen iddiasını kanıtlamak için mücevher derecelendirmesi konusunda sertifikasyon işlemi yapan “Mücevher Sertifikasyon ve Teminat Lab. (Gem Certification and Assurance Lab)” isimli bir kuruluşun başkanından “Tiffany kelimesinin pırlanta yüzüklerin biçimini – türünü simgeleyen, herkesin müştereken kabul ettiği tek kelime olduğu” yönünde bir beyan almış ve www.dictionary.com sitesinin üst düzey bir yetkilisinin “Tiffany ve Tiffany biçimi terimlerinin yerleşik tanımlayıcı anlamı bulunduğu” yönünde beyanını kanıtları arasına eklemiştir.

Tiffany’nin kanıtları arasında ise Costco ürünlerini orijinal Tiffany ürünleri oldukları zannıyla satın aldıklarını iddia eden 6 tüketicinin beyanı ve bir üniversitenin pazarlama bölümü profesörünce hazırlanmış bir alan araştırması yer almaktadır. Bu araştırmaya göre, Costco’dan ilgili pırlanta yüzükleri satın alan her beş tüketiciden ikisi ürünlerin orijinal Tiffany firmasınca temin edildiğini düşünmektedir.

Davayı gören New York Bölge Mahkemesi, Tiffany’nin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet taleplerini yerinde bulur ve 8 Eylül 2015 tarihinde Tiffany lehinde karar verir.

Mahkeme’ye göre, Costco’da satılan yüzükler karıştırılmaya yol açar niteliktedir. Mahkeme kararında, karıştırılmaya yönelik açık kanıtların mevcut olduğu, Tiffany’nin tüketicilerin yanıldığına ilişkin kanıtlarının aksinin ispatlanamadığı ve somut duruma ilişkin deliller ortadayken Costco’nun savlarının somut delilleri yanlışlamak için yeterli olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme’ye göre, Costco, ilgili tüketici kitlesinin Tiffany ibaresini bir markadan ziyade jenerik bir adlandırma olarak algıladığını gösterir nitelikte yeterli somut kanıt sunmamıştır. Belirtilen gerekçelerle, Tiffany’nin davası kabul edilmiş, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin varlığına hükmedilmiştir.

Yazının başlangıcında belirttiğim maliyetlerin karşılaştırılması kısmına dönecek olursak, http://www.bloomberg.com/bw/articles/2013-05-06/tiffany-vs-dot-costco-which-diamond-ring-is-better bağlantısından erişilebilecek bilgiye göre; normal bir mücevhercide 10.500 Amerikan Dolarına alınabilecek bir pırlanta yüzük, Tiffany’de 16.600 Dolara satılırken, piyasa değeri 8.000 Dolar civarında bir pırlanta yüzüğü, Costco’dan 6.000 Dolara almak mümkündür. Bu durumda, Tiffany mağazası ismi ve prestijiyle %58 oranında daha pahalıyken, Costco’nun ise piyasadan %17 oranında daha ucuz olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, bir evlilik sitesinde bu konuda açılan bir foruma verilen yanıtlar, birçok kadının Costco’dan alınacak pırlanta yüzükler konusunda şüpheli olduğunu göstermiştir. Yorumculardan birisi “Costco’yu manav ürünleri için seviyorum, fakat mücevher bölümüne gitmeyi hiç düşünmedim.” derken, bir diğeri “Costco’dan pırlanta yüzük alabiliriz, ama yüzüğü nereden aldığımızı sorduklarında ne diyeceğim konusunda endişeliyim.” demiştir. Bu yanıtlar, hiçbirimiz için sürpriz olmasa da, muhtemelen A.B.D.’li hemcinslerim açısından gene de hayalkırıklığı yaratmıştır.

Bir an için Türkiye’ye dönüp, BİM marketler zincirinde piyasadan çok daha ucuza, ama aynı kalitede pırlanta yüzükler satıldığını varsayalım. IPR Gezgini’nin kadın okuyucuları, beyaz atlı prensiniz önünüzde diz çöküp, BİM poşetinden bir pırlanta yüzük çıkartıp size evlenme teklif ederse ne yanıt verirsiniz? Ya da erkek okuyucularımızdan bu riski göze alacak kimse var mıdır?

Yazıya, “Tiffany’de Kahvaltı” filminde Audrey Hepburn’un kendisinin seslendirdiği “Moon River” şarkısı ile son vermek, yazının ruhuna uygun olacak sanırım.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2015

unsalonderol@gmail.com    

IPR Gezgini Arşivi ve Geleceğe Yönelik Planımız

iprgezgini.logo.yeni

 

IPR Gezgini’nin şimdilik 170’i aşkın yazıdan oluşan arşivini, yazı başlıkları ve bağlantılarıyla birlikte aşağıda bulacaksınız.

İçerik ve yayın formatı anlamında Türkiye’de şu anda benzeri bulunmayan ve yazarlarınca herhangi bir karşılık beklenmeksizin hazırlanan IPR Gezgini bundan sonra da aynı amatör ruhla yayına devam edecek.

2015 başlarında 2 kişiye (Önder Erol Ünsal, Gülcan Tutkun Berk) ulaşan kadrosuna, Haziran 2015’te üçüncü yazarını (H. Tolga Karadenizli) dahil eden IPR Gezgini, yeni katılımlardan memnuniyet duyacaktır. Sürekli yazı veremeyecek durumda olsalar da, yazılarını yayınlatmak isteyen kişilere de, IPR Gezgini‘nin kapısı her zaman açık olacak ve bu yazarlar “katkı sağlayan” sıfatıyla yazılarını sitede yayınlayabilecektir.

Okuyucularımızdan beklentimiz bizi heyecanla takip etmeye devam etmeleri, IPR Gezgini‘ni mümkün olduğu ölçüde çevrelerine duyurmaları ve siteyi veya yazıları sosyal medyada (Facebook, Twitter, LinkedIn, vd.) paylaşmak suretiyle, siteyi henüz haberdar olmayanlara tanıtmalarıdır. Özellikle akademisyen okuyucularımızın siteyi öğrencileri ile paylaşmalarından, diğer tüm meslek gruplarındaki okuyucularımızın ise meslektaşlarına ve ilgililere siteden bahsetmelerinden memnuniyet duyacağız.

Arşivimizi ileride daha da genişletmek, konularımızı çeşitlendirmek ve yazar sayımızı artırmak temennileriyle, koleksiyonumuzu bilgilerinize tekrardan sunuyoruz: 

  • Sloganlardan Oluşan Markaların Ayırt Edici Niteliği –  Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Innovation for the Real World” kararı (T-515/11) http://wp.me/p43tJx-2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Colloseum v. Levi Strauss” Ön Yorum Kararı  –  Bileşke Markalarda Gerçek Kullanım Sorunu http://wp.me/p43tJx-V (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Korsan Parti Hareketi – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasında Aşırılığa Karşı Toplumsal Tepki http://wp.me/p43tJx-1a (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Soyadlarının Marka Olarak Tescil Edilebilirliği Konusunda A.B.D. Mevzuatında Yer Alan Düzenleme ve USPTO Uygulama Esasları http://wp.me/p43tJx-2f (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Tescil Başvurularının Tespit Edilmesinde Uygulanabilecek Bazı İlkeler Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Ön Yorum Kararı (C-320/12) http://wp.me/p43tJx-2l (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Günlük Yaşama Ait Terimlerin Ayırt Edici Niteliği – Birleşik Krallık’ta “The Works” ve “The Basics” Kararları http://wp.me/p43tJx-2q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ses Markalarının İşlevsel Niteliğinin Belirlenmesine İlişkin Değerlendirme İlkeleri – USPTO Temyiz Kurulu “SUTRO” Kararı http://wp.me/p43tJx-2t (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu “Tony Montana” Kararı – Kurgu Karakterlerin İsimlerinden Oluşan Markalar ile Telif Haklarının İhtilafı ve Kötü Niyetli Başvuru Sonucu Tescil Edilmiş Markalar Hususu http://wp.me/p43tJx-2y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı “Céline” kararı (C-17/06) –  Tescilli Markanın Üçüncü Kişiler Tarafından Ticaret Unvanı, Şirket veya Dükkan İsmi Olarak Kullanımı ve Taslak Direktifle Öngörülen Düzenleme http://wp.me/p43tJx-2C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İhtilaf Dışı Üçüncü Kişiler Adına Önceden Tescilli Markaların Karıştırılma İhtimaline Etkisi – A.B.D. Örneği http://wp.me/p43tJx-2J (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “du Pont” Faktörleri – Karıştırılma Olasılığının Tespitinde A.B.D.’nde Kullanılan Testler http://wp.me/p43tJx-2M (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Uluslararası Marka Tescillerinde Sınıflandırma Sorunları http://wp.me/p43tJx-2O (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü Yoluyla Uluslararası Marka Tescil Sistemi http://wp.me/p43tJx-2Q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı “Bravo” kararı çerçevesinde Topluluk Marka Direktifi 3(1)(d) bendinin analizi ve 556 sayılı KHK 7/1-(d) bendi ile içerik karşılaştırması http://wp.me/p43tJx-2U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tescilsiz Markalara Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Sağlanan Koruma ve Kapsamı http://wp.me/p43tJx-2Z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Muvafakat Mektubu (Letter of Consent) Üzerine Tescil Sorunu http://wp.me/p43tJx-35 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Elimizde Karıştırılma İhtimali Kalmamış, Onun Yerine Size İlişkilendirilme İhtimali Verelim http://wp.me/p43tJx-3g (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka İncelemesinde Mutlak Ret Nedenleri http://wp.me/p43tJx-3j (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Topluluk Marka Hukuku http://wp.me/p43tJx-3o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Topluluk Markası Sistemi http://wp.me/p43tJx-3s (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Nicé Sınıflandırmasının Genel Yapısı, Etkisi ve Sınıflandırma İlkeleri http://wp.me/p43tJx-3y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü çerçevesinde Esas Tescile veya Başvuruya Bağımlılık http://wp.me/p43tJx-3C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Kapatmak” ve “Veni Vidi Vici” http://wp.me/p43tJx-3G (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Paris Sözleşmesi Birinci Mükerrer Altıncı Maddesi Anlamında Tanınmış Markalar – “Sınai Mülkiyetin Korunması Hakkında Paris Sözleşmesi’nin Uygulamasına ilişkin Rehber”de Maddenin Analizi http://wp.me/p43tJx-3O (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka Kanunları Hakkında Singapur Andlaşması – Andlaşmanın Amacı, Geçmişi ve Yapısı http://wp.me/p43tJx-3U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Streamserve” kararı – Aynı Markanın Farklı Ülkelerde Önceden Tescil Edilmesi Hususunun ve İnceleme Ofisinin Önceki Kararlarının Marka İncelemesine Etkisi – http://wp.me/p43tJx-3Y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Paris Sözleşmesi’nin Dördüncü Mükerrer Altıncı Maddesine (Article 6quinquies) Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Organı Tarafından Getirilen Yorum http://wp.me/p43tJx-42 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Irkçı – Ayrımcı Kelimelerden / Sembollerden Oluşan Markalar ve Kamu Düzenine Aykırılık – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “PAKI” kararı ve Türkiye Özelinde Bazı Görüşler http://wp.me/p43tJx-4c (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayırt Edici Nitelikten Yoksun ve Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesi – Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-90/11 sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-4k (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “What About Transits?” – Transit Mallar Hakkında Adalet Divanı’ndan Geç Kalmış Yanıt http://wp.me/p43tJx-4p (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal) hakkında http://wp.me/p43tJx-4s (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmışlık Benzer Marka Değerlendirmesini Ne Derecede Değiştirebilir? “NC NICKOL & NIKE Kararı” http://wp.me/p43tJx-4w (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Tosca Blu” ve “El Corte Ingles” Kararları ve Tanınmış Markaların Adalet Divanına göre Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-4C (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kullanım Sonucu Kazanılmış Ayırt Edicilik İddiasının İspatlanmasında Tüketici Anketleri – İsviçre’den bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4H (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka İtirazlarında Açık Büfe veya Fiks Menü Tarifeler http://wp.me/p43tJx-4L (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Üç Boyutlu Markalarda Grafik Gösterim ve Ayırt Edici Nitelik Tartışması  – Almanya’dan bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-4R (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bir Marka Türü olarak “Marka Serileri” http://wp.me/p43tJx-4U (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sabel v. Puma ; Canon v. MGM ; Lloyd Schuhfabrik Meyer v. Klijsen Handel ; Marca Mode v. Adidas Davaları ve Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesinin Temel İlkeleri http://wp.me/p43tJx-4Y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “IP TRANSLATOR” Davası ve Nicé Sınıflandırmasında Sınıf Başlıklarının Kapsamı Sorunu http://wp.me/p43tJx-54 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP TRANSLATOR I – İlahlar Böyle İstedi – C-307/10 sayılı ECJ Kararı http://wp.me/p43tJx-59 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator II – OHIM Reaksiyonu yani 2/12 sayılı OHIM Başkanlık Genelgesi http://wp.me/p43tJx-5i (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator III – Birinci Dalga Eleştiriler http://wp.me/p43tJx-5o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator IV – “Sınıf Kapsamları” Çalışması – Avrupa Birliğinde Sınıf Başlıklarının Revizyonu Projesi http://wp.me/p43tJx-5u (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator V – Alman Patent ve Marka Ofisinin Reaksiyonu http://wp.me/p43tJx-5z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator VI –  AB Üyesi Ülkelerin ve OHIM’in “IP Translator” Kararının Uygulamasıyla ilgili Ortak Bildirisi http://wp.me/p43tJx-5D (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor – Peki Katı Marka Uzmanları Ne Oluyor? http://wp.me/p43tJx-5H (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü kapsamındaki Uluslararası Marka Başvurularına ilişkin Ret Kararları, İlgili Düzenlemeler ve Süre Limitleri http://wp.me/p43tJx-5L (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü’nde Statü Bildirim Yazıları ve Kesin Karar Bildirimleri http://wp.me/p43tJx-5Q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Royal Shakespeare” kararı – Tiyatro Yapımları (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Madrid Protokolü Kapsamında Uluslararası Tescili Ulusal Başvuruya Dönüştürme (Transformation) İşlemi http://wp.me/p43tJx-5Z (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • SBB vs. Apple – İsviçre Demiryolları Saati İhtilafı http://wp.me/p43tJx-63 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği İlerleme Raporu 2012 “Fikri Mülkiyet Hukuku” Kısmı – Sisyphos Söylencesinin Zirveye Yaklaşma Bölümü mü? http://wp.me/p43tJx-69 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrasya Markası mı Geliyor? http://wp.me/p43tJx-6c (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı? http://wp.me/p43tJx-6i (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Uluslararası Bir Suçlunun İsmi Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Kolombiya’da “Pablo Emilio Escobar Gaviria” Başvurusu http://wp.me/p43tJx-6m (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Gareth Bale Gol Sevincini Birleşik Krallık’ta Marka Olarak Tescil Ettirdi – Peki Benzer Gol Sevinçleri Ne Olacak? http://wp.me/p43tJx-6r (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı http://wp.me/p43tJx-6y (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “NUTELLA” mı yoksa “NUGTELLA” mı tercih edersiniz? http://wp.me/p43tJx-6B (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme http://wp.me/p43tJx-6F (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası http://wp.me/p43tJx-6K (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması http://wp.me/p43tJx-6N (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu “Sharbati” Kararı – Yabancı Dillerdeki Kelimelerin Tanımlayıcı Niteliğine İlişkin Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-6R (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Birinci Derece Mahkemesi “Eurohealth” Kararı – Kapsayıcı Terimin İçeriğinin Yalnızca Bir Bölümüne İlişkin Tanımlayıcılık Hali http://wp.me/p43tJx-6W (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı Dillerdeki Tanımlayıcı Markalar Hakkında USPTO Uygulaması – Yabancı Eşitler Doktrini http://wp.me/s43tJx-435 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliğine İlişkin USPTO İnceleme Esasları http://wp.me/p43tJx-74 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Halloumi – Hellim” Kararı http://wp.me/p43tJx-79 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “3D eXam” Kararı – Tanımlayıcı Markalar Konusunda Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok http://wp.me/p43tJx-7f (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • PHOTOS.COM Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesinin Ayırt Edici Olmayan ve Tanımlayıcı Nitelikteki İnternet Alan Adlarından Oluşan Markalara Yönelik Değerlendirmesi http://wp.me/s43tJx-453 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Babilu” Kararı – “IP Translator” sonrası OHIM Başkanlık Genelgesi Uygulama Alanı Buluyor http://wp.me/p43tJx-7o (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Avrupa Marka Sisteminin İşleyişine Dair Çalışma” (Max Planck Enstitüsü) – İstemediğiniz kadar bilgi ve veri http://wp.me/p43tJx-7t (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • AB Üyesi Ülkelerin Marka Tescil Sistemlerine İlişkin Bazı Temel Bilgiler http://wp.me/p43tJx-7x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “FCI” Ön Yorum Kararı – Tescil Zırhı Önceki Markadan Kaynaklanan Hakların Uygulanmasını Engeller mi? http://wp.me/s43tJx-473 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Halloumi” Kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı Tarafından Onandı http://wp.me/p43tJx-7P (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı WINTERS v. RED BULL Kararı (C-119/10) – Hizmet Sağlayıcının Üçüncü Kişinin Talimatı Üzerine Benzer Markayı Kullanımı Hangi Tip Durumlarda Marka Sahibince Yasaklanabilir? http://wp.me/p43tJx-7T (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Marka Hukukunda Esas Sicil ve Ek Sicil Ayrımı http://wp.me/p43tJx-7X (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Topluluk Marka Ofisi (OHIM)’in Marka Tescil Başvuruları Hakkında Ret Kararı Oranları –  Harmonizasyon Bir Hayal mi? http://wp.me/p43tJx-82 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (1) http://wp.me/p43tJx-8e (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Marka Rejimi Değişiyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Taslak Direktif ve Tüzük Metinleri ve Değerlendirmesi (2) http://wp.me/p43tJx-8q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu, OHIM İnceleme Kılavuzuyla Ne Derecede Bağlıdır? Avrupa Birliği Adalet Divanının C-53/11 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-8u (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Bainbridge Kararı (C-234/06) – Bir Marka Serisine veya Marka Ailesine Dahil Olma Gerekçesiyle Karıştırılma veya Çağrıştırma İhtimali http://wp.me/p43tJx-8x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor http://wp.me/p43tJx-9q (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Marka İnceleme Kılavuzu Güncelleniyor http://wp.me/p43tJx-9x (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ülke Bayraklarını Kısmen İçeren Marka Başvurularının Tescil Edilebilirliği Sorunu – Portekiz’den Winhouse Kararı http://wp.me/p43tJx-9G (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Uygulaması – Mutlak Ret Nedenleri Kapsamında Reddedilen Markalara İlişkin İtirazlarda Kabul Edilmesi Mümkün Olmayan Argümanlar http://wp.me/p43tJx-9N (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bileşke Kelime Markalarında Kelime Unsurlarından Birisinin Önceden Tescilli Olması Durumunda Karıştırılma İhtimalinin Varlığı – Adalet Divanı “Medion v. Thomson” Kararı (C-120/04) http://wp.me/p43tJx-9S (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bileşke Kelime Markalarında Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi – Topluluk Marka Ofisi (OHIM) Uygulaması http://wp.me/p43tJx-a2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Tescilli Markanın Kullanımı v. İfade Özgürlüğü Çatışması – LEGO Markasının Kullanımı ile ilgili bir Örnek Olay http://wp.me/p43tJx-ah (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı bir Ülkeden İnternet Üzerinden Alışveriş Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüzü Engeller mi? Adalet Divanı “Blomqvist v. Rolex” Önyorum Kararı (C-98/13) http://wp.me/p43tJx-au (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Markanın Üçüncü Kişilerce Kullanımında “Haklı Neden” Kavramı – Adalet Divanı “Leidseplein Beheer v. Red Bull” Ön Yorum Kararı (C-65/12) http://wp.me/p43tJx-aF (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ahlaka Aykırı Kelimelerden Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Ficken” Kararı (T-52/13, T-54/13) http://wp.me/p43tJx-aO (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Vogue” Kararı – Kapsamı Belirsiz Terimler Bakımından Malların veya Hizmetlerin Benzerliğinin Değerlendirilmesi (T-229/12) http://wp.me/p43tJx-aU (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • A.B.D. Uygulamasında Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-b3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Morehouse Savunması – A.B.D. Uygulamasında Çok Taraflı İşlemlerde Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi Nedir? – veya – A.B.D. Uygulamasında Müktesep Haktan Bahsetmek Mümkün müdür? (2) http://wp.me/p43tJx-b7 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IP Translator VII – AB Üyesi Ülkeler ve OHIM’in İkinci ve Üçüncü Ortak Bildirileri – Nicé Sınıflandırması Sınıf Başlıkları Tabirlerinden Hangileri Yeterince Açık ve Kesin Değildir? http://wp.me/p43tJx-bf (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Çalışabilecek En İyi Federal Bağlı Kuruluş Olarak Seçildi http://wp.me/p43tJx-bq (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Politik – Sosyal Sloganlardan veya Toplumsal Olayların İsimlerinden Oluşan Marka Başvurularının Değerlendirilmesi – USPTO’nun “Boston Strong” ve “Occupy Wall Street” Kararları http://wp.me/p43tJx-bt (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İtiraz Dilekçesinde İnceleme Uzmanına Kişisel Saldırıda Bulunulması ve Ahlaka Aykırı Markaların Değerlendirilmesi – USPTO Temyiz Kurulu “FOK’N HURTS” Kararı http://wp.me/p43tJx-bB (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu http://wp.me/p43tJx-bJ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kötü Niyetle Yapılan Marka Başvuruları Hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararlarında Yer Alan Temel İlkeler http://wp.me/p43tJx-bQ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Stop the Islamisation of America” Marka Tescil Başvurusu – Halkın Bir Bölümünü Aşağılayıcı Markalar Hakkında USPTO Temyiz Kurulu ve Federal Daire Temyiz Mahkemesi Kararları http://wp.me/p43tJx-bX (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “SpiderGraph” Kararı – Başvuru Sahibinin Önceki Tarihli Tescilli Markasının Yeni Başvuruların İncelenmesine Etkisi http://wp.me/p43tJx-c3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tek Rengi Münhasır Ayırt Edici Unsur Olarak İçeren Markaların Benzerliğine Dair Değerlendirme – USPTO Temyiz Kurulu “Cook Medical Technologies” Kararı http://wp.me/p43tJx-c8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kişi İsim ve Soyisimlerinden Oluşan Markalarda Karıştırılma Olasılığı İncelemesinin Esasları – Avrupa Birliği Adalet Divanı “Barbara Becker” Kararı (C-51/09) http://wp.me/p43tJx-cf (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Honda Super Cup Modeli Motosikletin Şekli Japonya’da Üç Boyutlu Marka Olarak Tescil Edildi http://wp.me/p43tJx-cy (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Giysiler” ile “Giysilerin Perakendeciliği Hizmetleri”nin Benzerliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “ENI v. EMI” Kararı (T-599/11) ve Konu Hakkında OHIM Karar Kılavuzu Değerlendirmesi http://wp.me/p43tJx-cs (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Aris” Kararı – Marka Sahibinin Önceki Tarihli Aynı Markalarının İncelemeye Etkisi (T-247/12) http://wp.me/p43tJx-cl (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Perakende Satış Mağazalarının Görsel Düzenlerinin Marka Olarak Tescil Edilebilirliğine İlişkin C-421/13 Sayılı Ön Yorum Kararı http://wp.me/p43tJx-cM (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “L. Skywalker” İmzasının Kullanımı Pasaport Alımına Engel Teşkil Eder mi?  http://wp.me/p43tJx-cZ (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Hizmetlerin Perakendeciliği Bir Hizmet Midir? Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “Netto” Kararı (C-420/13) http://wp.me/p43tJx-d3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Nicé Sınıflandırmasının Sınıf Başlıklarının Kapsamı Hakkında A.B.D. ve Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerin Uygulamaları ve Türkiye Bakımından Kısa Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-da (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sigara Ambalajlarına İlişkin Tek Tip Paketleme (Plain Packaging) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Tescilli Marka Haklarıyla Bağlantısı http://wp.me/p43tJx-dn (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Kara Şövalye Engellere Rağmen Yükselmeye Devam Ediyor! Sinema Filmindeki Kurgusal Marka Kullanımı Tescilli Marka Hakkına Tecavüz Teşkil Eder mi? A.B.D.’nde “Clean Slate” Davası http://wp.me/p43tJx-dt (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Fare Kulakları İhtilafı! “Deadmau5″ v. “Disney” – Yeni Bir “Celebrity Deathmatch” http://wp.me/p43tJx-dA (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması http://wp.me/p43tJx-dN (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sert Kovboy John Wayne, Duke Üniversitesi’nin Hakkından Gelebilecek mi? http://wp.me/p43tJx-dS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayak Giysileri ile Parfümler Bağlantı Mallar mıdır? Malların Benzerliği Konusunda İlgi Çekici Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı http://wp.me/p43tJx-e0 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Isis Markasının Seçim ve Terk Edilme Hikayesi – Uluslararası Terör Bir Çikolata Markasını Nasıl Etkileyebilir? http://wp.me/p43tJx-e9 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Lambretta” Kararı (T-51/12) – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “IP Translator” Kararının Uygulama Alanını Açıklığa Kavuşturmaya Devam Ediyor http://wp.me/p43tJx-e3 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • İsviçre Federal Fikri Mülkiyet Enstitüsü “SC Studio Coletti” Kararı – Gelişmiş Ülke Ofisi Kararı Her Zaman Mutlak Doğruyu Gösterir mi? http://wp.me/p43tJx-el (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “Barton Family Winery” Kararı – Aynı Soyismini Farklı Kelime Unsurlarıyla Birlikte İçeren Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali İncelemesi http://wp.me/p43tJx-ey (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “The Egg” Kararı – Malların Şeklini Tarif Eden Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği http://wp.me/p43tJx-eL (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KAATSU” Kararı – “Piyasada İlk Kez Kullanım” veya “Piyasada Tanımlayıcı Kullanımın Fiilen Bulunmaması” Argümanları Tanımlayıcılık Halini Ortadan Kaldırır mı? http://wp.me/p43tJx-eG (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Ayırt Edici Gücü Olmayan veya Ayırt Edici Gücü Zayıf Olan Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi http://wp.me/p43tJx-eS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-eY (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Çizgi Dizi Kahramanı ile Aynı İsme Sahip Olmak Gerçek Kişinin İtibarını Zedeler mi? İtalya’da “Peppa Pig” Vakası http://wp.me/p43tJx-fc (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Rubik Küp Şekli Üç Boyutlu Bulmacalar İçin Marka Olarak Tescil Edilebilir mi? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-450/09 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-f4 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IPR Gezgini’nde Yenilik – “Mevzuat ve Bağlantılar” Ana Menüsü – http://wp.me/p43tJx-g9 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Çikolata Şekillerinin veya Ambalajlarının Ayırt Edici Niteliği – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-440/13 Sayılı Kararı – http://wp.me/p43tJx-gi (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanımlayıcı Markaların Değerlendirilmesine İlişkin Genel İlkeler Tekrar Ediliyor – Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi “REHABILITATE” Kararı (T-712/13) – http://wp.me/p43tJx-gp (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “I Can’t Breathe” Sloganı A.B.D.’nde Marka Olarak Tescil Edilecek mi? Toplumsal Nitelik Kazanmış Sloganları veya Politik Olayların İsimleri Ticarileştirmek Para Kazanmanın En Kolay Yolu mu Olacak? http://wp.me/p43tJx-gv (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “THE SLANTS” Kararı – Irkları Aşağılayıcı Terimlerin Marka Olarak Tescili Mümkün müdür? http://wp.me/p43tJx-gD (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Tomorrowland” Kimin Markası? Disney’in İşi Bu Kez Her Zamankinden Daha Zor http://wp.me/p43tJx-gK (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Je Suis Charlie” Sloganının Marka Olarak Tescil Edilmesi Talepleri – Konu Hakkında OHIM ve INPI Duyuruları http://wp.me/p43tJx-gS (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Birliği Adalet Divanı “Tripp Trapp” Kararı (C-205/13) – Ürünlerin Doğasından Kaynaklanan veya Ürünlere Esasa İlişkin Değer Katan Şekillerin Marka Olarak Tescili Taleplerine Yönelik Değerlendirme http://wp.me/p43tJx-h5 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • OHIM Temyiz Kurulu Kararı Yeteri Derecede Gerekçeli Olmazsa Ne Olur? Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin T-605/13 Sayılı Kararı http://wp.me/p43tJx-hl (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Sandviçler” ve “Sebze Salataları” Bağlantılı Mallar mıdır? USPTO Temyiz Kurulu “THE LAFAYETTE” Kararı http://wp.me/p43tJx-hr (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “I ❤ Paris” Sloganı Ayırt Edici Niteliğe Sahip midir? Fransa’dan Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı http://wp.me/p43tJx-hy (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Markanın Ününden Haksız Fayda Sağlanması Kavramı Ne Şekilde Değerlendirilmelidir? Adalet Divanı Genel Mahkemesi “KENZO” Kararı (T-322/13) http://wp.me/p43tJx-hH (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Organizasyon veya Etkinlik İsminden Oluşan Markaların Tescil Edilebilirliği Hakkında Güncel Bir USPTO Temyiz Kurulu Kararı – “International Air and Space Program” Markası http://wp.me/p43tJx-hR (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) Kuruldu – http://wp.me/p43tJx-i2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu “CLETAXI” Kararı – Tanımlayıcı Markalara Yönelik Uygulama Bir Kez Daha İrdeleniyor – http://wp.me/p43tJx-i8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Sloganlardan Oluşan Markaların Değerlendirilmesi – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “Wet Dust Can’t Fly” Kararı (T-133/13) – http://wp.me/p43tJx-if (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yabancı Dillerdeki Terimlerin Tanımlayıcı Niteliği – İtalyan Yüksek Mahkemesi “SLIMMER” Kararı – http://wp.me/p43tJx-il (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • IPR Gezgini Yeni Yazarlar Arıyor – http://wp.me/p43tJx-it (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • USPTO Temyiz Kurulu’nun Karıştırılma Olasılığı Hakkındaki Kararları Mahkemeler İçin Tecavüz Davalarında Önleyici Etkiye Sahip midir? A.B.D. Yüksek Mahkemesi “Sealtite” Kararı (No. 13-352) – http://wp.me/p43tJx-io (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “FORCE” Kelimesinin Ayırt Edici Gücünü Değerlendiriyor – “FSA K-FORCE” Kararı (T-558/13) – http://wp.me/p43tJx-iy (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Adalet Divanı Sloganların Ayırt Edici Niteliği Konusunu Yeniden Değerlendiriyor – “So What Do I Do With My Money” Kararı (T-609/13 ) – http://wp.me/p43tJx-iW (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Rienergy Cola” – “Coca Cola”ya Karşı – Ayırt Edici Gücü Zayıf Kelimelerin Tertip Tarzlarının ve Tanınmışlığının Karıştırılma Olasılığına Etkisi  (Adalet Divanı Genel Mahkemesi – T-384/13) – http://wp.me/p43tJx-j7 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “GREEN” Sadece Bir Renk Adı Değildir – Adalet Divanı Genel Mahkemesi “GREENWORLD” Kararı (T-106/14) –  http://wp.me/p43tJx-jj  (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Amerikan Patent ve Marka Ofisi, Bir “Moda İkonu” Olan “Prenses Kate” Adının Marka Olarak Tescil Edilebilirliğini Tartışıyor (85179243) – http://wp.me/p43tJx-jA (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “DIGITAL COUPONS” v. “DG DIGITAL QPONS” Ayırt Edici Gücü Zayıf Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – USPTO Temyiz Kurulu Kararı – http://wp.me/p43tJx-jt
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi “SMARTER SCHEDULING” Başvurusunu Değerlendiriyor (T-499/13) – http://wp.me/p43tJx-jJ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • “SKYPE”, Adalet Divanı’nda Marka Tescili Sınavından Geçemiyor (T-423/12) – http://wp.me/p43tJx-jQ (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • USPTO Temyiz Kurulu “MASTERBAITER” Kararı – Mallar Aynı veya Benzerken, Malların Fiili Kullanımının Farklılığı Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesini Etkiler mi? – http://wp.me/p43tJx-jW (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Adalet Divanı Temyiz Mahkemesi’nin “ASOS” Kararı (C-320/14 P) – “Sulh İçinde Birlikte Var Olma (Peaceful Coexistence)” Olgusunun İspatı Neredeyse “İmkansız”… – http://wp.me/p43tJx-k0 (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi? – http://wp.me/p43tJx-k7 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar – http://wp.me/p43tJx-kc
  • Meşhur “Paskalya Tavşanı” Kararı – Adalet Divanı “Lindt Goldhase” Tescilindeki Kötü Niyet İddiasını Tartışıyor (C-529/07) – http://wp.me/p43tJx-ko (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • MAPADER Genel Kurulu Toplandı – http://wp.me/p43tJx-kw (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Tanınmış Marka Olmak Her Zaman Yeterli Değildir! Adalet Divanı’nın “SWATCH/SWATCHBALL” Kararı (T-71/14) – http://wp.me/p43tJx-kM (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Anayasa Mahkemesi 7/1(ı) Bendini de İptal Etti – Sıcak Bir Yaz Geliyor – http://wp.me/p43tJx-l2 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • “Perakendecilik Hizmetleri” Nedir? Marka Tescilinde Somut Karşılığı Ne Şekilde Ortaya Çıkar? – http://wp.me/p43tJx-l8 (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi Tanınmışlık Değerlendirmesi Yapıyor / SPA Kararı (T-131/12) – http://wp.me/p43tJx-ld (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Divan, Temyiz İncelemesinde Birliğin Üniter Yapısını Vurguluyor, C-445/12 P – http://wp.me/p43tJx-lp (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Marka İncelemesinde Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisinin Tespitine Yönelik İlkeler – USPTO Değerlendirmesi – http://wp.me/p43tJx-ly (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Lego’nun Küçük Adamları Marka Olarak Korunuyor! Genel Mahkeme’den Yeni Bir Lego Kararı (T‑396/14) – http://wp.me/p43tJx-lE (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)
  • Avrupa Birliği Marka Mevzuatı Değişiyor – Taslak Direktif ve Taslak Tüzük’le Getirilen Yeni Düzen – http://wp.me/p43tJx-lL (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Tebliğ Çağrısı – 2. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu ve 2. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu Düzenleniyor – http://wp.me/p43tJx-lY (Yazar: Önder Erol Ünsal)
  • AB Marka Hukuku ve OHIM Uygulaması Bağlamında Karıştırılma İhtimali Kavramı: Genel İlkeler ve Metodoloji – http://wp.me/p43tJx-lU (Yazar: H. Tolga Karadenizli)
  • Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 16 Haziran 2015 Tarihli  “TEFLON” Kararı (T-660/11) – http://wp.me/p43tJx-mk (Yazar: Gülcan Tutkun Berk)

Marka İncelemesinde Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisinin Tespitine Yönelik İlkeler – USPTO Değerlendirmesi

penguins

 

Malların veya hizmetlerin aynı olmaması halinde, bunların birbirleriyle benzerliğinin ve ilişkisinin olup olmadığı sorusunun yanıtı önem kazanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO), malların ve/veya hizmetlerin birbirleriyle benzerliğini incelerken, ilişkili olma (relatedness) tabirini kullanmakta ve incelemesini bu terim bağlamında yapmaktadır.  USPTO incelemesi bakımından önemli olan husus malların ve/veya hizmetlerin birbirleriyle karıştırılıp karıştırılmayacağı değil, halkın bunların ticari kaynağına ilişkin olarak markalar arasında bağlantı kurup kurmayacağıdır. Dolayısıyla, malların  ve/veya hizmetlerin benzerliği incelemesi, yalnızca bunların özelliklerinin karşılaştırılması bağlamında yapılmamakta, daha üst düzey bir sorunun yani piyasanın ve tüketicinin davranış biçiminin değerlendirilmesi çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Takip eden satırlarda, USPTO’nun malların ve/veya hizmetlerin ilişkisini değerlendirirken temel aldığı ana ilkeler aktarılacaktır.

USPTO, oldukça detaylı ve profesyonelce hazırlanmış bir marka inceleme kılavuzuna sahiptir. Düzenli biçimde güncellenen kılavuzun son versiyonuna (Ocak 2015), http://tmep.uspto.gov/RDMS/detail/manual/TMEP/current/d1e2.xml#/manual/TMEP/current/TMEP-1200d1e5130.xml bağlantısından erişim mümkündür. Okumakta olduğunuz yazı, USPTO marka inceleme kılavuzunda, malların ve/veya hizmetlerin ilişkisi konusunda yer verilen genel ilkeleri IPR Gezgini okuyucularına aktarmak amacıyla hazırlanmıştır.

Malların ve/veya Hizmetlerin İlişkisi

Malların ve/veya hizmetlerin ilişkisi değerlendirilirken, markaların benzerlik derecesi arttıkça, karıştırılma olasılığı sonucuna varabilmek için malların veya hizmetlerin benzerliğine duyulan ihtiyaç azalır. Taraf markaları aynı veya neredeyse aynı ise karıştırılma olasılığının varlığı sonucuna ulaşmak için malların veya hizmetlerin ilişkisine duyulan ihtiyaç, markalar arasındaki farklılık olduğu durumlardaki denli yüksek olmayacaktır.

Bazı durumlarda, yerleşik piyasa alışkanlıkları nedeniyle, aynı markaların görünürde ilişkisiz mallar ve hizmetler için kullanımı, karıştırılma ihtimaline yol açabilir. (Ünlü kişilerin isimlerine veya portrelerine ilişkin olarak çeşitli mallar veya hizmetler için lisans verilmesi yaygın bir kullanım biçimidir. Ticari markaların, markanın asıl kullanım alanıyla hiçbir ilişkisi bulunmayan kişisel ürünler üzerinde kullanım amacıyla lisansının verilmesi, son yıllarda yaygın bir uygulama haline gelmiştir.)

Malların veya Hizmetlerin Aynı Olması Şart Değildir

Karıştırılma olasılığı incelemesi esnasında, karıştırılma ihtimalinin varlığı sonucuna ulaşmak için malların ve/veya hizmetlerin aynı veya birbirleriyle rekabet edebilir nitelikte olması şart değildir. Yanıtı aranan soru, malların ve/veya hizmetlerin birbirleriyle karıştırılıp karıştırılmayacağı değil, halkın bunların ticari kaynağına ilişkin olarak yanılıp yanılmayacağıdır. Mallar birbirinden farklı ve bu nedenle ilişkisiz olsa da, aynı mallar tüketici kitlesinin zihninde ticari kaynaklarına ilişkin olarak birbirleriyle ilişkilendirilebilir. Karıştırılma olasılığı analizinde önem arz eden ilişki biçimi bu yöndeki ilişkidir. Başvuru sahibi ile tescil sahibinin mallarının ve/veya hizmetlerinin bir şekilde ilişkili olması veya bunların pazarlamasına ilişkin şartlar nedeniyle mallarla veya hizmetlerle karşılaşacak tüketicilerin bunların aynı ticari kaynaktan geldikleri yanlış inancına kapılması yeterlidir. Bunun tersine, mallar ve/veya hizmetler birbirleriyle ilişkili değilse veya bunların pazarlamasına ilişkin şartlar nedeniyle mallarla veya hizmetlerle karşılaşacak tüketicilerin bunların aynı ticari kaynaktan geldikleri yanlış inancına kapılması mümkün değilse, markalar aynı olsa da, karıştırılma ihtimali ortaya çıkmayacaktır.

Mallar Hizmetlerle İlişkili Olabilir

Aynı veya benzer markaların, bir tarafça mallar üzerinde kullanılırken, diğer tarafça bu malları içeren hizmetler için kullanılması halinde, karıştırılma olasılığının ortaya çıkabileceği yerleşik bir kabuldür.

Yiyecek ve İçecek Ürünleri ile Restoran Hizmetlerinin İlişkisine Yönelik Değerlendirme

Yiyecek ve içecek ürünleri için kullanılan bir marka ile restoran hizmetleri için kullanılan bir diğer markanın benzer markalar olması halinde, genellikle karıştırılma olasılığının varlığı yönünde karar verilse de, bu sonuca varılması sağlayan müstakil bir kural yoktur. Dolayısıyla, bu tip malların ve hizmetlerin ilişkili olduğu otomatik olarak varsayılamaz, bu sonuca varabilmek için, belgelere dayalı kanıtların, aynı veya benzer markaların yiyecek ürünleri ve restoran hizmetleri için kullanıldığından “daha fazla bir şeyi” göstermesi gerekmektedir.

Aşağıdaki örneklerde, “daha fazla bir şey” şartının gerçekleştiği kabul edilmiştir:

“Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” için başvurusu yapılan “COLOMBIANO COFFEE HOUSE” markasının “kahveler” için tescilli bir sertifika markası olan “COLOMBIAN” markasıyla karıştırılma ihtimaline yol açabileceği karar verilmiştir. Şöyle ki, başvuruda “COFFEE HOUSE” ibaresi yer almaktadır, restoran hizmetleri ve kahve malını bir arada içeren çok sayıda üçüncü kişi tescili vardır ve “kahve evleri”, kahveli içeceklerde uzmanlaşmıştır.

“OPUS ONE” markasının “şaraplar” ve “restoran hizmetleri” için kullanımı halinde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği kararına varılmıştır. Şöyle ki, “OPUS ONE” güçlü ve rastlantısal bir markadır, birçok restoran kendi ismini taşıyan özel şaraplarını müşterilerine sunar ve tescil sahibinin şarapları, başvuru sahibinin restoranında sunulmaktadır.

“AMAZON” markasının restoran hizmetleri ve “chili ve biber sosları” için kullanımı halinde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği kararına varılmıştır. Şöyle ki, restoran hizmetleri ve soslar mallarını bir arada içeren çok sayıda üçüncü kişi tescili vardır ve soslar, diğer gıda ürünlerine kıyasla restoranlarca pazarlanması en olası mallardır.

“AZTECA MEXICAN RESTAURANT” ve “AZTECA” markalarının restoran hizmetleri ve “Meksika yemekleri” için kullanımı halinde karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği kararına varılmıştır. Şöyle ki, inceleme konusu mallar Meksika restoranlarında satılan mallardır ve ilgili restoranlarda Meksika yemekleri sunulmaktadır.

Malların ve Hizmetlerin Tescil veya Başvuru Listesinde Tanımlandıkları Hallerini Esas Alma

Taraflara ait malların veya hizmetlerin niteliği veya kapsamı, malların veya hizmetlerin başvuru veya tescilde yer aldıkları halleri esas alınarak tespit edilmelidir.

İnceleme konusu tescilli marka, malları veya hizmetleri geniş bir ifadeyle tanımlıyorsa ve bunların niteliğine, cinsine, ticari kanallara veya alıcıların niteliğine ilişkin sınırlandırma içermiyorsa, malların veya hizmetlerin tanım kapsamına giren tüm malları veya hizmetleri içerdiği, ilgili ticari kanallar yoluyla sunulduğu ve her tip alıcıya hitap ettiği kabul edilir. Dolayısıyla, eğer önceki tescilli marka, mallara veya hizmetlere ilişkin olarak geniş kapsamlı bir tanımlama içeriyorsa, yeni başvuru sahibinin bu tanım kapsamına giren malların veya hizmetlerin kapsamını sınırlandırarak karıştırılma olasılığını ortadan kaldırması mümkün değildir.

Benzer şekilde, başvuru sahibinin yeni başvurusunda malları ve hizmetleri çok geniş bir tanımlamayla ifade etmesi ve bunun sonucunda, bu tanımın benzer bir marka için önceden tescil edilmiş malları ve hizmetleri kapsaması durumunda da karıştırılma olasılığı ortaya çıkacaktır.

Başvuru sahipleri, başvuruları veya tescilli marka kapsamında yer alan malları veya hizmetleri, dışsal parametrelere dayalı argümanlar veya kanıtlar yoluyla (örneğin, malların kalitesi veya fiyatıyla ilgili argümanlar) sınırlayamaz.

Müstakil Kurallar Konulamaz

Her vakanın şartları özeldir ve vakaların değişik şartlarına göre karıştırılma olasılığına ilişkin her faktöre verilen ağırlık vaka bazında değişebilir. Bu nedenle, belirli malların ve/veya hizmetlerin birbirleriyle ilişkili olduğu, dolayısıyla bunlara ilişkin olarak benzer markaların kullanımı halinde karıştırılma olasılığının ortaya çıkacağı yönünde müstakil kurallar konulamaz.

Ticaretin Yayılması Doktrini

Ticaretin yayılması doktrini, çok taraflı prosedürlerde, ilana itiraz sahibinin markasından kaynaklanan öncelik hakkının, başvuru sahibi markasında yer alan mallara ve hizmetlere yayılması gerektiği, çünkü bu malların ve hizmetlerin, ilana itiraz sahibi markasının kapsadığı malların ve hizmetlerin doğal genişleme alanına girdiği iddiası değerlendirilirken uygulama alanı bulmaktadır.

Buna karşılık tek taraflı işlemlerde (ofis tarafından resen gerçekleştirilen benzerlik incelemesinde) normal ilişkilendirme analizi (başvuru ve tescil listesinin ilişkisini esas alan analiz) uygulanmaktadır.

Malların ve Hizmetlerin İlişkisini Gösteren Kanıtlar

İnceleme uzmanı, karıştırılma olasılığının varlığı sonucuna ulaşırken, malların ve/veya hizmetlerin ilişkisini gösteren kanıtlar sunmak zorundadır.

Malların ve/veya hizmetlerin ilişkisini gösteren kanıtlar arasında, malların ve/veya hizmetlerin birlikte veya aynı alıcılarca kullanıldığını gösteren haberler, makaleler veya bilgisayar veritabanlarından kanıtlar, malların ve/veya hizmetlerin reklamının birlikte yapıldığını veya aynı üretici tarafından satıldıklarını gösterir kanıtlar veya başvuru ve tescilli marka kapsamında yer alan mallara ve/veya hizmetlere birlikte yer veren üçüncü kişi tescilli markaları yer alabilir.

USPTO, malların veya hizmetlerin aynı olmadığı hallerde, yukarıda yer verilen ilkeleri esas alarak, malların ve/veya hizmetlerin ilişkisini değerlendirmekte ve bu değerlendirmeyi esas alarak karıştırılma olasılığı incelemesine yön vermektedir.

Sayılan ilkelerden Müstakil Kurallar Konulamaz ilkesi kanaatimizce özel öneme sahiptir ve dikkate alınmalıdır. “Her vakanın şartları özeldir ve vakaların değişik şartlarına göre karıştırılma olasılığına ilişkin her faktöre verilen ağırlık vaka bazında değişebilir. Bu nedenle, belirli malların ve/veya hizmetlerin birbirleriyle ilişkili olduğu, dolayısıyla bunlara ilişkin olarak benzer markaların kullanımı halinde karıştırılma olasılığının ortaya çıkacağı yönünde müstakil kurallar konulamaz.” değerlendirmesini içeren bu ilke, ülkemizde uygulanan ve malların veya hizmetlerin benzerliğini alt gruplar bazında düzenleyip, aynı alt grupta yer alan tüm mal veya hizmetlerin benzer olduklarını (istisnai durumlar dışında) kabul eden Tebliğ sistemine tamamen terstir. Bu satırların yazarı, Tebliğ ile tayin edilmiş mal ve hizmet benzerliği değerlendirmesinin Türk marka inceleme sistemini olumsuz yönde etkilediği, sistemin doğru yönde ilerlemesini çoğunlukla engellediği ve Tebliğ sisteminin gözden geçirilmesi gerektiği görüşündedir.

USPTO’nun malların ve/veya hizmetlerin ilişkisine dair ilkelerinin okuyucularımızca da ilgi çekici bulunduğunu umuyoruz.

Önder Erol Ünsal

Haziran 2015

unsalonderol@gmail.com

 

 

MAPADER Genel Kurulu Toplandı

mapader.gk1

 

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER) 1. Genel Kurulu, 26 Mayıs 2015 tarihinde toplanmıştır.

Derneğin kuruluş faaliyetlerini tamamlayan Geçici Yönetim Kurulu’nun görev ve yetkilerini, yeni seçilecek Yönetim Kurulu’na devretmesi ve Denetim Kurulu’nun seçilmesi gündemleriyle yapılan toplantı sonucunda, seçime giren tek liste oybirliği ile görevi devralmıştır.

 

mapadergk2

Derneğin,Yönetim ve Denetim Kurulu asil ve yedek üyeliklerine aşağıdaki isimler seçilmiştir:

Yönetim Kurulu Asil Üyeler:

  1. Önder Erol ÜNSAL (Marka Uzmanı)
  2. Ali Bülent DALOĞLU (Patent Uzmanı)
  3. Özhan ÜNAL (Marka Uzmanı)
  4. Işıl KARATAŞ YILMAZ (Marka Uzman Yardımcısı)
  5. Fatih KARAHAN (Patent Uzmanı)
  6. Kubilay ÖZDEMİR (Marka Uzmanı)
  7. Ali KÜÇÜKŞAHİN (Marka Uzmanı)

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler:

  1. Hakan BAYRAM (Patent Uzmanı)
  2. Hasan Tolga KARADENİZLİ (Marka Uzmanı)
  3. Bayram DAŞBAŞI (Patent Uzmanı)
  4. Ayşe Göksu KAYA ÖZSAN (Patent Uzman Yardımcısı)
  5. Şenay DEMİRKAN DELİCE (Marka Uzman Yardımcısı)

Denetim Kurulu Asil Üyeler:

  1. Gonca ILICALI (Marka Uzmanı)
  2. Aysun ALTUNKAYNAK (Patent Uzmanı)
  3. Yaşın Gizem ERDOĞAN (Marka Uzman Yardımcısı)

Denetim Kurulu Yedek Üyeler:

  1. Veysel BELEK (Marka Uzmanı)
  2. Murat DÖNERTAŞ (Marka Uzman Yardımcısı)
  3. Mustafa Hakan SANDIK (Patent Uzman Yardımcısı)

Yönetim Kurulu kendi içinde görev dağılımını en kısa sürede yapacak ve MAPADER faaliyetleri kesintisiz olarak devam edecektir.

MAPADER Hakkında:

Marka ve Patent Uzmanları Derneği (MAPADER), Türk Patent Enstitüsü’nde çalışan marka ve patent uzmanları ve uzman yardımcıları arasındaki birlik ve beraberliği, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak, üyelerin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek, üyelerin mesleki bilgilerinin artırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak, marka ve patent uzmanlığı mesleğiyle ilgili konularda araştırmalar ve incelemeler yapmak ve yayınlamak, üyelerin meslekleriyle ilgili alanlarda ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak ve mesleki sorunların çözümüne ilişkin önerilerde ve yayınlarda bulunmak amacıyla 20 Ocak 2015 tarihinde kurulmuştur.

MAPADER üyeliği, Türk Patent Enstitüsü’nde çalışan marka ve patent uzmanlarına ve uzman yardımcılarına ve Enstitü’de marka veya patent uzmanı unvanıyla görev yaptıktan sonra kurumdan ayrılmış kişilere açıktır.

MAPADER’in öncelikli amacı; üyeleri arasında dayanışma ve birlikteliği sağlamak, üyelerinin ortak mesleki sorunları hakkında çözüm üretmek ve üyelerini gerekli merciler nezdinde temsil etmektir. MAPADER’in diğer öncelikli amacı ise, sınai mülkiyet hakları alanında araştırma, inceleme ve diğer bilimsel faaliyetlerde bulunmak, konu hakkında literatürün geliştirilmesine katkı sağlamak, eğitim ve yayın gibi faaliyetlerde bulunmaktır.

MAPADER amaçlarını gerçekleştirmek için üyelerine ve paydaşlarına yönelik toplantı, seminer, yayın, mesleki eğitim gibi faaliyetlerde bulunmakta ve bunun yanında üyeleri arasındaki dayanışma ve birlikteliği geliştirmek için çeşitli sosyal faaliyetler organize etmektedir.

MAPADER, fikri ve sınai mülkiyet hakları konularında faaliyet gösteren yerli veya yabancı mesleki örgütleri, sivil toplum kuruluşlarını, üniversiteleri, akademik merkezleri, ticaret odalarını, baroları ve kamu kurumlarını paydaş platformlar olarak kabul etmektedir. Paydaş platform ve kuruluşlarla ortak faaliyetler yürütmek ve projeler geliştirmek MAPADER’in hedefleri arasındadır. Bu bağlamda, talep edilmesi halinde MAPADER uzman kadrolarını, fikri ve sınai mülkiyet haklarının geliştirilmesi veya yaygınlaştırılması ile ilgili projelere tahsis etmeye hazırdır.

Dernek internet sitesi çok yakında http://www.mapader.org adresinde yayına başlayacaktır.

İşbirliği önerilerinizi ve sorularınızı info@mapader.org adresine gönderebilir veya telefonla 532 5242615 numarasını arayarak MAPADER’e ulaşabilirsiniz.

 

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

Anayasa Mahkemesi’nin Olası 7/1-(b) Bendi İptal Kararı – Sorular ve Muhtemel Sorunlar

 

Anayasa Mahkemesi onunde balyoz davasi avukati sule nazlioglu'nun baslattigi Adalet Nobeti devam ediyor. 7 mayis 2014 / ali unal

 

1453 yılında İstanbul kuşatması devam ederken ve şehir düşmek üzereyken, Bizans entelektüelleri konumundaki rahip ve aydınların, kiliselerde toplanıp hararetli biçimde meleklerin cinsiyetini tartıştıkları söylenegelir. Söylencenin doğru olup olmadığını bilmemekle birlikte, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri, anayasaya aykırılık gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilirken ve inceleme sisteminin belkemiğini oluşturan 7/1-(b) bendi de iptal tehdidi altındayken, konu hakkında görüşlerimi yazmadan geçmek istemedim. Şöyle ki, bu konu yokmuş gibi davranarak, bir yabancı mahkeme kararını yazmak, İstanbul düşerken meleklerin erkek mi yoksa dişi mi olduklarını tartışmak gibi olacaktı ve bunu kendi adıma doğru bulmadım.

IPR Gezgini’nin takipçileri site içeriğinin, marka başta olmak üzere sınai mülkiyet hakları konusundaki yabancı ofis ve mahkeme kararlarının aktarımı ve konu hakkında yurtdışındaki önemli gelişmelerin değerlendirilmesi yönünde olduğunun farkındadır. Site kurucusunun, yani bu satırlarının yazarının Türk Patent Enstitüsü’nde görevli bir kamu çalışanı olması nedeniyle site kapsamında ulusal uygulamalar çoğunlukla değerlendirme konusu yapılmamaktadır. Bu durum bilinçli bir tercih olsa da, şu günlerde Türk marka sistemi hakkında sessiz kalmak yazarı rahatsız etmektedir, şöyle ki içinde bulunulan günler Türk marka tescil sisteminin geleceği açısından kritik günler niteliğindedir.

Peşinen ifade etmeyelim ki, 7/1-(b) bendinin uygulamadan kalkmasını, marka tescil sistemimizin geleceği açısından yararlı görüyorum. Bununla birlikte, tescil sisteminin ve tescilli hakların ve yeni başvuruların hukuki güvenliğin sağlayacak mevzuat değişiklikleri olmaksızın, 7/1-(b) bendinin ortadan kalkmasının faydadan çok zarar getirmesi oldukça olasıdır. Bu nedenle kanaatimizce, olası iptal halinde nelerin yapılması gerektiği detaylı olarak masaya yatırılmalı ve değerlendirme ilgili tarafların görüşleri alınarak yapılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi’nin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin beşinci fıkrası hakkında verdiği iptal kararı (detaylar için bkz. http://iprgezgini.org/2015/05/20/556-sayili-kanun-hukmunde-kararnamenin-165-fikrasi-anayasaya-aykirilik-gerekcesiyle-iptal-edildi-sira-71-b-bendinde-mi/ ) ve sonrasında 7/1-(b) bendi hakkında beklenen ve oldukça olası gözüken iptal kararı, Türk marka inceleme sistemi hakkında alternatif planların oluşturulmasını ve sistemin geleceğinin masaya yatırılmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu zorunluluk çoktan beri mevcut olmakla birlikte, Enstitü tarafından defalarca hazırlanmasına rağmen kanunlaşamadan geri dönen tasarılar ve sonuca ulaşamayan diğer çabalar, beklenen sonun sinyallerini belirgin biçimde vermiştir.

Türk marka inceleme sisteminin karakteristik özelliklerinden birisi niteliğindeki resen benzerlik incelemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendi kapsamında yapıldığından, söz konusu bendin iptal edilmesi şüphesiz önemli bir sistem değişikliği getirecek ve gerektirecektir. Şöyle ki, Enstitü aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer mallar veya hizmetler için önceden tescilli veya başvurusu yapılmış aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaları, şu anda 7/1-(b) bendi kapsamında reddetmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmesi halinde resen yapılan inceleme ortadan kalkacak ve hak sahiplerinin önceki aynı veya benzer markalarından kaynaklanan hakları yalnızca ilana itiraz edilmesi halinde incelenecektir. Bu durum şüphesiz önemli bir sistem değişikliğini ifade etmektedir.

7/1-(b) bendinin yani idare tarafından resen yapılan benzerlik incelemesinin, ortadan kalkmasının yararlı olup olmayacağı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, olası iptal kararı halinde ne tür bir sistem oluşturulması gerektiği kanaatimizce, geniş bir platformda tartışılmalıdır. Bu platform bize göre, sadece idare ve yargıyı kapsamamalı, bunlarla birlikte hak sahipleri, onların temsilcileri olan marka vekilleri ve akademiyi de içermelidir.

Eğer, 7/1-(b) bendi, Anayasa Mahkemesi’nce anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilirse, kanaatimizce aşağıdaki soruların yanıtları çerçevesinde yeni bir sistemin oluşturulması planlanmalıdır:

  • Resen benzerlik incelemesinin devamı niteliğinde bir sistem öngörülerek, bu sistemin kanunlaştırılması mı sağlanacaktır? Eğer, tercih bu yönde olacaksa:

♦ “Ayırt edilemeyecek derecede benzer” markalar ve “aynı tür” mal / hizmet gibi, modern marka mevzuatlarında yeri olmayan, -en kibar tanımlamayla- “ilginç” kavramlar kullanılmaya devam edilecek midir?

♦ Yoksa, resen benzerlik incelemesi için benzer marka ve benzer mal / hizmet gibi 8 inci maddede yer alan terimler tercih edilerek, 8 inci madde incelemesine benzer bir inceleme sisteminin resen yapılması mı öngörülecektir?

♦ Veya, 7/1-(b) bendinin kapsamı aynı marka ve aynı mal / hizmetle sınırlanarak kapsamı daha kısıtlı bir inceleme mi düşünülecektir?

  • Olası iptal kararı sonrasında, resen benzerlik incelemesinin devamı niteliğinde yeni bir düzenleme ön görülmeden ve resen benzerlik incelemesi terk edilerek yola devam edilmesi bir diğer seçenektir. Bu seçenek tercih edilerek, Avrupa Birliği genelinde geçerli olan ve OHIM’ce de uygulanan, önceki haklarla benzerlik değerlendirmesinin yalnızca ilana itiraz üzerine yapılması sistemi kabul edilecekse:

♦ OHIM ve birçok diğer AB üyesi ülke marka ofisinde olduğu gibi tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verme yetkisi, kanunla Türk Patent Enstitüsü’ne verilecek midir? Eğer verilecekse bu yetkinin kapsamı hangi hükümsüzlük halleriyle sınırlanacaktır?

♦ Hükümsüzlük yetkisi Enstitü’ye de verilecekse kurum içerisinde bu işlem için kanunla bir birim mi tesis edilecek, yoksa konu hakkında YİDK görevlendirilerek onun kararlarına karşı doğrudan mahkeme yolu mu açılacaktır?

♦ Tescilli markaların hükümsüzlüğüne karar verme yetkisi Enstitü’ye verilmeyecekse ve 7/1-(b) bendinin iptalinden beklenen kaçınılmaz sonuç ilana itirazların patlaması ise, ilana itirazların incelenmesi veya YİDK incelemesi sonucu verilen kararlarda kaybeden tarafın tüm masrafları ödemesi gibi, gereksiz itirazları caydırıcı tedbirler kanunla alınacak mıdır? Ya da bir diğer tedbir niteliğindeki, tescil tarihinden itibaren 5 yıl geçmiş markalara dayalı itirazların, yalnızca itiraz gerekçesi markanın kullanımı halinde kabul edilebileceği yönünde bir hüküm kanunla getirilecek midir?

  • Seçeneklerden sonuncusu, olası iptal kararı halinde hiçbir düzenleme yapılmadan kalan maddelerle yola devam edilmesidir. Böyle bir halin tercih edilmeyeceğini tahmin etmekle birlikte, bu durumdaki olası senaryoyu aşağıdaki şekilde öngörebiliriz:

♦ İptal kararının ardından, 7/1-(b)’nin yerini alacak yeni bir düzenleme yapılmadan başvuru yaparak bir an önce tescil elde edelim düşüncesiyle, daha önce reddedilen veya reddedileceği için yapılmayan onbinlerce başvuru bir anda Enstitü’ye ulaştırılır. Bu başvurular 7/1-(b) bendi olmadığı için ilan edilir ve ilana itiraz sayısında patlama yaşanır. İlana itirazı kaçıran çok sayıda kişi Enstitü’yü resen inceleme sisteminin ortadan kaldırılması konusunda tedbir almamakla suçlar ve süreç boyunca önlemlerin neden alınmadığı sonradan sorgulanmaya başlanır. İlana itiraz birimi ve YİDK itirazlarla bloke olur ve inceleme süreleri uzar. İlana itiraz süresinin kaçırılması ve reddedilen itirazlar gibi nedenlerle hükümsüzlük davaları sayılarında patlama yaşanır, başka bir düzenlemeyle Enstitü’ye hükümsüzlük yetkisi de verilmemiş olduğundan, mahkemelerin iş yükü artar ve sistemin bütün olarak hantallığı artar. Hak sahipleri kendileri adına resen koruma sağlayan bir sistem mevcutken kendi görüşleri sorulmaksızın sistemden neden vazgeçildiğini veya neden ek bir düzenleme yapılmadığını sonradan sorgular, idare ve iptali talep eden yargıya güven sarsılır. Bu konu hakkında hiçbir görüş-eser vermemiş veya uyarı yapmamış akademi bir anda aydınlanır ve herşey olup bittikten sonra makaleler yayınlanmaya ve eleştiriler yapmaya başlar.

İstanbul düşerken meleklerin cinsiyetini tartışan aydınların pozisyonunda bulunmak istemeyen sınai mülkiyet camiası mensuplarının, Anayasa Mahkemesi’nin olası iptal kararı halinde olacaklar hakkında hassasiyet göstermeleri kanaatimizce yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16/5 fıkrası Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesiyle İptal Edildi. Sıra 7/1-(b) Bendinde mi?

anayasamahkemesi

Anayasa Mahkemesi, 13 Mayıs 2015 tarihli 2015/49 sayılı kararı ile 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesinin beşinci fıkrasını Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık gerekçesiyle iptal etti.

Karar metni için bkz. http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150515.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150515.htm

556 sayılı KHK’nın anılan hükmü “Tescilli bir markanın devri sırasında aynı markanın veya ayırt edilemeyecek derecede benzerinin, aynı veya halkı yanılgıya düşürecek derecede benzeri mallar veya hizmetler için başka marka tescillerinin bulunması halinde, bu markaların da devredilmesi şarttır.” düzenlemesini içermekteydi.

Bu hükmün iptali, bundan sonra, aynı sahibe ait aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaların, aynı mallar veya hizmetler için tescilli olsalar da diğer markalardan bağımsız biçimde farklı bir kişiye devredilebileceği anlamına gelmektedir.

İptal talebini yapan Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 556 sayılı KHK’nın 16/5 maddesinin anayasanın 2., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu öne sürmüş olsa da, Anayasa Mahkemesi 91. madde kapsamında anayasaya aykırılığı tespit ettikten sonra, diğer maddeler bakımından değerlendirme yapmamıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin hükmü iptal gerekçesi, marka hakkının bir mülkiyet hakkı olduğu, mülkiyet haklarının ise kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği değerlendirmesine dayanmaktadır. Bu haliyle, 556 sayılı KHK’nın sonradan kanunla düzenlenmemiş tüm maddeleri kanaatimizce iptal tehdidi altındadır ve kararname kanuna dönüştürülmediği sürece bu tehdit devam edecektir.

Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendinin de çok benzer gerekçelerle anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmesi talebinde bulunmuştur ve Anayasa Mahkemesi’nin 16/5 fıkrası hakkında verdiği karar, 7/1-(b) bendinin de yüksek olasılıkla, yakında iptal edileceğinin göstergesi niteliğindedir.

Türk marka inceleme sisteminin karakteristik özelliklerinden birisi niteliğindeki resen benzerlik incelemesi, 556 sayılı KHK’nın 7/1-(b) bendi kapsamında yapıldığından, söz konusu bendin iptal edilmesi şüphesiz önemli bir sistem değişikliği getirecek ve gerektirecektir.

Daha açıkça ifade etmek gerekirse, Enstitü aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer mallar veya hizmetler için önceden tescilli veya başvurusu yapılmış aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer markaları, şu anda 7/1-(b) bendi kapsamında reddetmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 7/1-(b) bendini iptal etmesi halinde resen yapılan inceleme ortadan kalkacak ve hak sahiplerinin önceki aynı veya benzer markalarından kaynaklanan hakları yalnızca ilana itiraz edilmesi halinde incelenecektir. Bu durum şüphesiz önemli bir sistem değişikliğini ifade etmektedir.

Bu satırların yazarı, 2011 yılında yazdığı bir yazıda (Ayırt Edilemeyecek Derecede Benzerlik” Kavramının Eleştirisi http://wp.me/p43tJx-3a) ifade ettiği üzere, 7/1-(b) bendinin uygulamada dönüştüğü hal göz önüne alındığında, hükmün ortadan kalkmasını zorunlu olarak görmektedir. Dolayısıyla, hükmün iptalinin Türk marka inceleme sisteminin tutarlılığı açısından yerinde olacağı görüşündedir. Bununla birlikte, 7/1-(b) bendinin iptali halinde neler yapılacağının ve kararnameye yeni hükümlerin eklenmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve tartışılması faydalı olacaktır. Bu değerlendirme şüphesiz, yalnızca idare veya yargı boyutuyla değil, asıl olarak hak sahipleri, vekiller ve akademi perspektifiyle gerçekleştirilmelidir.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

 

USPTO Temyiz Kurulu “MASTERBAITER” Kararı – Mallar Aynı veya Benzerken, Malların Fiili Kullanımının Farklılığı Karıştırılma Olasılığı Değerlendirmesini Etkiler mi?

 

Karıştırılma olasılığı gerekçeli itirazların incelenmesi esnasında, başvuru sahiplerinin itirazlara karşı öne sürdüğü argümanlarından birisi de, markaların fiili kullanım alanlarının farklı olduğu iddiasıdır. Belirtilen iddiayı öne süren başvuru sahiplerine göre, itiraz gerekçesi markaların kapsadığı mallar veya hizmetlerle, başvurunun kapsadığı mallar veya hizmetler, aynı veya benzer olsa da, markaların pazarda fiilen kullanıldıkları alanlar farklıdır ve dolayısıyla karıştırılma ihtimali fiilen ortaya çıkmayacaktır. Tescilli markaların kapsadıkları malların veya hizmetlerin değerlendirilmesinden ziyade piyasadaki fiili kullanımı esas alan ve değerlendirmeyi bir anlamda sahada yapmayı hedefleyen bu anlayışa, gelişmiş ülke yargı istemleri ve marka tescil ofisleri tarafından itibar edilmemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) Patent ve Marka Ofisi (USPTO) Temyiz Kurulu tarafından 13 Mayıs 2015 tarihinde verilen “MASTERBAITER” kararı kapsamında bu konu bir kez daha değerlendirilmiş ve karıştırılma olasılığı gerekçeli ret kararına karşı fiili kullanım alanlarının farklılığı iddiasına da dayandırılan itiraz reddedilmiştir. İlgilenen okuyucularımızın karar metninin tamamını http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-85955911-EXA-8.pdf bağlantısı aracılığıyla incelemesi mümkündür.

Başvuru sahibi “PACKED HOUSE PUBLICATIONS, LLC”, standart karakterlerde yazılı “MASTERBAITER” markasını 25. sınıfa dahil mallar için tescil ettirmek amacıyla USPTO’ya başvuruda bulunur. Başvuru kapsamında “Dansçılar için giysiler, yani tişörtler, sweatshirtler, pantolonlar, legging tipi pantolonlar, şortlar ve ceketler; spor giysileri, yani gömlekler, pantolonlar, ceketler, ayak giysileri, şapkalar ve kepler, spor amaçlı üniformalar; beyzbol kepleri ve şapkaları; güzellik salonlarında ve berberlerde kullanım amaçlı pelerinler; şef şapkaları …” başta olmak üzere çok sayıda farklı tipte giysi, ayak giysisi ve baş giysisi yer almaktadır.

masterbaiter

USPTO uzmanı, başvuruyu 25. sınıfa dahil “spor giysileri, yani giysiler, pantolonlar, ceketler, ayak giysileri, şapkalar ve kepler, spor amaçlı üniformalar; kepler; ayak giysileri; baş giysileri; kravatlar; üst giysiler” ve 28. sınıfa dahil “Suni balıkçılık yemleri; balıkların ilgisini çekici malzemeler, balıkçılık takımları” mallarını kapsayan aşağıda görseline yer verilen “MASTERBAIT” markasıyla karıştırılma olasılığı gerekçesiyle reddeder.

MasterBait

Başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder ve itiraz USPTO Temyiz Kurulu tarafından incelenir.

USPTO Temyiz Kurulu incelemeye, malların benzerliğine yönelik başvuru sahibi iddialarını değerlendirerek başlar.

Başvuru ve ret gerekçesi markanın kapsadığı malların bir kısmı aynı terimlerle ifade edilmiştir, buna ilaveten başvurunun kapsadığı malların bir kısmının da, ret gerekçesi marka kapsamında yer alan ayak giysileri ve baş giysileri ifadeleri kapsamına girdiği görülmektedir.

Başvuru sahibi, başvuru ve ret gerekçesi markanın kapsadığı malların birbirleriyle bağlantısız olduğunu öne sürmektedir. Başvuru sahibine göre, kendi markası mizah içeren tişörtler ve giysiler için kullanılırken, ret gerekçesi marka yalnızca balıkçılıkta kullanım amaçlıdır. Bu çerçevede, başvuru ve ret gerekçesi markanın kapsadığı mallar, fiili kullanımları göz önüne alındığında, başvuru sahibine göre benzer veya bağlantılı değildir.

Temyiz Kurulu, bu iddiayı yerleşik içtihadı ortaya koyarak reddetmiştir.

Başvuru ve ret gerekçesi marka kapsamında bulunan malların, mal listelerinde ifade edildikleri halleriyle karşılaştırılmaları gerektiği ve piyasadaki fiili kullanımın karşılaştırmaya esas olamayacağı yerleşik içtihat niteliğindedir (Stone Lion Capital Partners, L.P. v. Lion Capital LLP, 746 F.3d 1317, 110 USPQ2d 1157, 1162 (Fed. Cir. 2014) (“başvuru sahibi markasının tescil edilebilirliğine, başvuruda yer alan mal tanımlamaları temel alınarak karar verilmelidir”); Octocom Sys., Inc. v. Houston Comps. Servs. Inc., 918 F.2d 937, 16 USPQ2d 1783, 1787 (Fed. Cir. 1990)); In re Thor Tech Inc., 90 USPQ2d 1634, 1637-38 (TTAB 2009) (“malların benzerliğine veya benzemezliğine ve malların niteliğine yönelik analizimizi, malların başvuruda ve tescilde yer alan tanımlamalarını esas alarak yapmak zorundayız… dışsal kanıtları esas alarak, tescil kapsamında yer alan malları sınırlayamaz veya kısıtlayamayız”). Buna ilaveten, ret gerekçesi marka sahibinin web sitesinden erişilen bilgiler, ret gerekçesi markanın yalnızca balık tutarken giyilen giysiler için kullanıldığı yönündeki başvuru sahibi argümanını desteklememektedir. Bu çerçevede, markaların kapsadığı malların kısmen aynı olduğu kanaatine varılmış ve bu hususun karıştırılma olasılığını güçlü biçimde destekleyen bir faktör olduğu kabul edilmiştir.

Başvuru ve ret gerekçesi markanın kapsadığı malların kısmen aynı olması nedeniyle, malların pazarlandığı ticari kanalların ve alıcıların tipinin aynı olduğu kabul edilmelidir. (In re Yawata Iron & Steel Co., 403 F.2d 752, 159 USPQ 721, 723 (CCPA 1968) (hukuken aynı oldukları kabul edilen mallar söz konusu olduğunda, malların pazarlandığı ticari kanalların ve alıcı tipinin aynı olduğu kabul edilir); American Lebanese Syrian Associated Charities Inc. v. Child Health Research Institute, 101 USPQ2d 1022, 1028 (TTAB 2011); In re Viterra Inc., 671 F.3d 1358, 101 USPQ2d 1905, 1908 (Fed. Cir. 2012) (malların pazarlandığı ticari kanallara ve alıcı tipine ilişkin hiçbir kanıt bulunmasa da, karıştırılma olasılığı incelemesinde Temyiz Kurulu belirtilen hukuki varsayıma dayanmaya yetkilidir.)

Tüm bunlara ilaveten, karşılaştırma konusu mallar, sıradan tüketicilere yönelik hiçbir sofistike özellik içermeyen temel ürünler niteliğindedir. Ayrıca, ürünlerin ucuz ürünler olduğu da belirtilmelidir. “Ürünler görece düşük fiyatlı ve ani alım kararına konu olabilecek nitelikteyse, bu ürünlerin alıcılarının alışverişte daha düşük dikkat göstermesi nedeniyle karıştırılma olasılığı riskinin arttığı kabul edilir.” (Recot, Inc. v. Becton, 214 F.3d 1322, 1329, 54 USPQ2d 1894, 1899 (Fed. Cir. 2000); Midwestern Pet Foods, Inc. v. Societe des Produits Nestle S.A., 685 F.3d 1046, 1053, 103 USPQ2d 1435, 1440 (Fed. Cir. 2012)

Temyiz Kurulu devamında markaların benzerliği hususunu değerlendirmiştir.

masterbaiter     MasterBait

İncelenen vakada olduğu gibi mallar veya hizmetler aynıysa, karıştırılma olasılığının varlığı tespitine ulaşabilmek için markaların benzerlik derecesinin yüksekliğine duyulan ihtiyaç, malların veya hizmetlerin aynı olmadığı duruma göre daha düşük olacaktır (re Viterra Inc., 671 F.3d 1358, 1362, 101 USPQ2d 1905, 1908 (Fed. Cir. 2012); Palm Bay, 73 USPQ2d at 1692). Markaların benzerliği değerlendirirken uygulanacak test, markaların yanyana konulması suretiyle birbirlerinden ayırt edilip edilmediklerinin değerlendirilmesi değil, markaların oluşturdukları ticari izlenim anlamında yeterince benzer olup olmadıklarının değerlendirilmesidir. Markaların oluşturdukları ticari izlenim anlamında yeterince benzer olup olmadıkları sorusunun işaret ettiği durum, markalarla karşılaşacak kişilerin marka sahipleri arasında bağlantı kurup kurmayacaklarının değerlendirilmesidir (Coach Servs., Inc. v. Triumph Learning LLC, 668 F.3d 1356, 101 USPQ2d 1713, 1721 (Fed. Cir. 2012)). Bu değerlendirmede, markaların spesifik değil genel özelliklerini hatırlayan ortalama tüketicinin bakış açısı esas alınır (Inter IKEA Sys. B.V. v. Akea, LLC, 110 USPQ2d 1734, 1740 (TTAB 2014)).

Ret gerekçesi marka şekil unsurunun yanısıra “MASTERBAIT” kelime unsurundan oluşmaktadır. Buna karşın, başvuru yalnızca “MASTERBAITER” kelime unsurunu içermektedir. “MASTERBAIT” ve “MASTERBAITER” kelimeleri, genellikle “masturbate” ve “masturbator” kelimelerinin yanlış yazımı olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede, her iki markanın da aynı anlamı çağrıştırdığı kabul edilmelidir.

Buna ilaveten, “MASTERBAIT” ve “MASTERBAITER” markaları görsel ve işitsel açılardan da benzerdir. Başvuru sahibi, ret gerekçesi markada yer alan şekil unsurunun markanın baskın unsuru olduğunu ve bu nedenle, başvuru ile ret gerekçesi markanın birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebildiğini öne sürmektedir.

Yerleşik içtihada göre; markaların benzerliği veya benzemezliği analizi, markaların bütün olarak değerlendirilmesi çerçevesinde yapılmalı, markaların çeşitli bileşenlerine bölünerek incelenmesi yoluyla yapılmamalıdır (Nat’l Data Corp., 753 F.2d 1056, 224 USPQ 749, 751 (Fed. Cir. 1985)). Bununla birlikte, sonucun markaların bütünsel değerlendirilmesine bağlı olması kaydıyla, markanın belirli bir unsuruna incelemede daha çok veya daha az önem verilebilir. Kelime ve şekilleri birlikte içeren bileşke markalarda, kelime unsuru genellikle markanın baskın unsurudur, şöyle ki kelime unsurunun tüketicilerin hafızasında yer edinmesi daha olasıdır ve kelimeler ürünleri sipariş ederken kullanılır (Joel Gott Wines, LLC v. Rehoboth Von Gott, Inc., 107 USPQ2d 1424, 1431 (TTAB 2013) (citing In re Dakin’s Miniatures, Inc., 59 USPQ2d 1593, 1596 (TTAB 1999)); TMEP §1207.01(c)(ii); In re Viterra Inc., 671 F.3d 1358, 1362, 101 USPQ2d 1905, 1908, 1911 (Fed. Cir. 2012) (citing CBS Inc. v. Morrow, 708 F. 2d 1579, 1581-82, 218 USPQ 198, 200 (Fed. Cir 1983)).

Ret gerekçesi markada, “MASTERBAIT” kelime unsuru markanın büyük kısmını oluşturmaktadır ve kelimenin altında çizili eğriler kelime unsurunu vurgulamaktadır. “Bait = balık yemi” ibaresi balığa vurgu yaptığından, markanın balık yemi için olduğu algısını yaratmaktadır, bu nedenle de markadaki balık şekli incelemedeki önemi görece yitirmektedir. Bu çerçevede, “MASTERBAIT” kelime unsuru, markanın oluşturduğu bütünsel algıda baskın konumdadır.

Belirtilen gerekçeler doğrultunda Temyiz Kurulu, başvuru ve ret gerekçesi markayı benzer markalar olarak değerlendirmiştir.

Başvuru sahibinin bir diğer iddiası, ret gerekçesi markanın ayırt edici gücünün zayıf olduğu yönündedir, “master” veya “bait” ibarelerinin farklı kelimelerle birlikte üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olması iddiasına dayalı bu argüman, Kurul tarafından kabul edilmemiştir.

Bütün bunların sonucunda, Temyiz Kurulu başvuru ile ret gerekçesi marka arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği kanaatine ulaşmış ve aynı tespite dayalı USPTO uzmanı kararını yerinde bularak itirazı reddetmiştir.

Ülkemiz sosyal bilimlerin her alanında olduğu gibi, muhtemelen marka hukuku ve uygulaması alanında da oldukça ilginç bir laboratuvar işlevi görebilir. Şöyle ki, kuralları ve uygulama biçimi birçok gelişmiş ülkede yerleşik hale gelmiş karıştırılma olasılığı kavramına ve buna bağlı alt kavramlara yönelik olarak, ülkemizde sürekli biçimde yeni (ve uluslararası literatüre zıt) değerlendirmeler oluşturma arayışı gözlemlenmektedir. Bu yazı kapsamında detayına girilmeyecek olsa da, bu tip mesnetsiz ve zararlı arayışlardan uzak kalmak ve uluslararası düzeyde yerleşik hale gelmiş değerlendirme kriterlerini –gerektiğinde ülkemize uyarlayarak- uygulamak, bu satırların yazarına göre takip edilmesi gereken yoldur.

Karıştırılma olasılığı incelemesinde esas olan, başvuru ve önceki tarihli markanın kapsadığı mallar ve/veya hizmetler ve bunların birbirleriyle olan aynılığı, benzerliği ve bağlantısıdır. Markaların kapsadığı mallar ve/veya hizmetler birbirleriyle aynı veya benzer ise, USPTO pratiğine ve A.B.D. yargı içtihadına göre, inceleme bu husus esas alınarak yapılacaktır. Markaların piyasadaki fiili kullanım alanlarının farklı olması ise karıştırılma olasılığı değerlendirmesini etkileyen bir husus değildir.

Değerlendirme konusu karar, basit ve detaysız bir karar gibi gözükse de, USPTO’nun karıştırılma olasılığına ilişkin değerlendirmesinin iyi bir özeti niteliğindedir. Bu haliyle kararın okuyucularımızın ilgisi çekeceğini düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Mayıs 2015

unsalonderol@gmail.com

 

“DIGITAL COUPONS” v. “DG DIGITAL QPONS” Ayırt Edici Gücü Zayıf Unsurların Karıştırılma Olasılığına Etkisi – USPTO Temyiz Kurulu Kararı

dijitalkupon1

Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) Patent ve Marka Ofisi (USPTO), marka başvurularını önceden tescilli markalarla benzerlik ve karıştırılma olasılığı açısından resen inceleyen ofislerden birisidir. Bir diğer deyişle USPTO, karıştırılma olasılığı değerlendirmesi için başvuruların ilan edilmesini ve ilana karşı itiraz edilmesini beklememekte, bu inceleme, başvurunun alınmasından ardından ofis tarafından resen yapılmaktadır. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’nin 7/1-(b) bendi çerçevesinde uygulanan resen benzerlik incelemesinin A.B.D.’ndeki karşılığı niteliğindeki bu sistem, USPTO kararlarını, kanaatimizce ülkemizde uygulanan sistem ve verilen kararlarla karşılaştırma anlamında daha da ilginç hale getirmektedir.

Okumakta olduğunuz yazı, USPTO tarafından resen inceleme neticesinde reddedilen ve önceki markayla ortak unsuru ayırt edici niteliği düşük nitelikte bir kelime grubu olan bir marka başvurusu hakkında, karara itiraz üzerine USPTO Temyiz Kurulu’nca yapılan değerlendirme hakkındadır. Konu hakkındaki USPTO Temyiz Kurulu değerlendirmesinin okuyucuların ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Kararın tamamını incelemek isteyen okurların karara http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-86105555-EXA-11.pdf bağlantısından erişmesi mümkündür

“Hy-Vee, Inc.” firması aşağıda görseline yer verilen markanın USPTO’da tescil edilmesi talebiyle başvuruda bulunur:

digitalcoupons

Başvuru sahibi, başvurudaki “digital coupons” kelime unsuru için münhasıran koruma talep etmemektedir. Başvuru kapsamında, özet olarak, aşağıdaki mal ve hizmetler yer almaktadır: “Sınıf 9: Global bir bilgisayar ağından indirilen tüketici kuponları; ürünleri ve hizmetleri yorumlamak ve bunun karşılığında kupon, indirim, özel teklif gibi promosyon ürünlerine dönüştürülebilir puanlar kazanmak amaçlı indirilebilir mobil cihaz uygulamaları. Sınıf 42: Ürünleri ve hizmetleri yorumlamak ve bunun karşılığında kupon, indirim, özel teklif gibi promosyon ürünlerine dönüştürülebilir puanlar kazanmak amaçlı teknolojileri içeren interaktif web sitesi hizmetleri.”

USPTO uzmanı başvuruyu, A.B.D. Marka Kanunu madde 2(d) uyarınca aşağıda görseline yer verilen markayla karıştırılma olasılığı gerekçesiyle reddeder:

digitalqpons

Ret gerekçesi markanın kapsamında takip eden hizmetler yer almaktadır: “Sınıf 35: Site kullanıcılarının kazandıkları puanları kupon, indirim, özel teklif gibi promosyon ürünleriyle değiştirmesini sağlayan ve kullanıcıların internet içeriğini, kişileri, şirketleri, ürün ve hizmetleri yorumlayarak veya oylayarak puan kazanmalarını esasına dayanan interaktif web sitesi hizmetleri; elektronik kuponlar, promosyonlar ve indirimler aracılığıyla başkalarının mallarının ve hizmetlerinin satışına ilişkin promosyon hizmetleri.”

Başvuru sahibi USPTO uzmanının ret kararına karşı itiraz eder ve itiraz USPTO Temyiz Kurulu’nca incelenir.

Temyiz Kurulu’na göre, karıştırılma olasılığına ilişkin değerlendirme, konuyla ilgili tüm faktörlerin bir arada incelenmesi esasına göre yapılmalıdır. Bununla birlikte, karıştırılma olasılığına ilişkin her değerlendirmede iki anahtar faktör mevcuttur, bunlar markaların benzerliği ve malların / hizmetlerin benzerliğidir.

İlk olarak, malların ve hizmetlerin benzerliği veya farklılığı hususları değerlendirilmiştir.

Malların ve hizmetlerin değerlendirilmesi, başvuru kapsamında yer alan mallar ve hizmetlerle, ret gerekçesi marka kapsamında yer alan malların ve hizmetlerin karşılıklı olarak değerlendirilmesini içerir. Markalardan herhangi birisinin içerdiği mal veya hizmet, daha geniş (kapsayıcı) biçimde ifade edilmişse ve malların veya hizmetlerin niteliği, ticaret kanalları ve alıcı grubu hakkında bir kısıtlama belirtilmemişse, markanın ilgili tanım kapsamına giren tüm malları veya hizmetleri kapsadığı kabul edilir. Aynı kabul çerçevesinde, belirtilen malların veya hizmetlerin normal olan her tür ticaret kanalı ile pazarlandığı ve ilgili malların veya hizmetlerin potansiyel her tür alıcısına açık olduğu kabul edilir.

Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, başvuru sahibinin malları ve hizmetleri, ret gerekçesi marka kapsamında bulunan hizmetlerle karşılaştırıldığında, mallar ve hizmetler aynı şekilde ifade edilmemiş olsa da bunların esasen aynı olduğu ve aynı tüketicilerin başvuru sahibi ile ret gerekçesi marka sahibinin mal ve hizmetlerini birbirlerinin yerine kullanabileceği görülmüştür. Bu bağlamda, başvuru sahibinin hizmetleri ile ret gerekçesi marka kapsamında bulunan hizmetlerin hukuki açıdan aynı olduğunun, başvuru sahibinin mallarının ise ret gerekçesi marka kapsamında bulunan hizmetlerle bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gereklidir. Buna ilaveten Temyiz Kurulu, başvuru sahibi ile ret gerekçesi marka sahibi hizmetlerinin aynı ticari kanallarla pazarlanacağı ve sıradan tüketiciler niteliğindeki aynı tip tüketicilerin alımına konu olacağı görüşündedir, bağlantılı mallar bakımından da durum aynı olacaktır.

Başvuru sahibi, kendi hizmetlerinin hem web sitelerine hem mobil uygulamalara yönelik ve malların ve hizmetlerin yorumlanması ve oylanması amaçlı olduğunu, buna karşın ret gerekçesi marka sahibinin hizmetlerinin sadece web sitelerine yönelik ve sponsorların değerlendirilmesini talep ettiği herhangi bir şeyin yorumlanması ve oylanması amaçlı olduğunu belirterek, hizmetlerin farklı olduğunu iddia etmektedir. Temyiz Kurulu bu argümanı yerinde bulmamış ve kabul etmemiştir. Şöyle ki ret gerekçesi markadaki hizmetler kapsamları itibarıyla sınırlandırılmamış durumdadır ve başvuru sahibi hizmetlerinin mobil uygulamalara yönelik olması, hizmetlerin çakışan fonksiyonlara sahip olması durumunu değiştirmemektedir.

Sonuç olarak, malların ve hizmetlerin aynılığı ve benzerliği yönündeki tespit, Temyiz Kurulu’nca yerinde bulunmuş ve markaların benzerliği değerlendirmesine geçilmiştir.

Temyiz Kurulu’na göre, markaların benzerliği değerlendirmesinde kullanılacak test, markaların yanyana konularak karşılaştırılması değil, markaların oluşturdukları ticari etki anlamında benzer olup olmadıklarının yani markalarla karşılaşacak kişilerin markalar arasında bağlantı kurup kurmayacağının değerlendirilmesidir. Markalar bütün olarak değerlendirilecek olsa da, markalardaki ayırt edici unsurlara daha büyük önem verilmesi tamamen yerinde bir yaklaşımdır. Temyiz Kurulu kararlarını inceleyen mahkemelerce önceden belirtildiği üzere, markayı oluşturan unsurlardan birisinin, marka kapsamında bulunan mallara veya hizmetlere ilişkin olarak tanımlayıcı veya jenerik nitelikteki olması, incelemede o unsura daha düşük ağırlık verilmesi gerektiği bakımından genel kabul görmüş rasyonel bir gerekçe niteliğindedir (re National Data Corp., 224 USPQ at 751 (Federal Circuit 1985).

İncelenen vakada, başvuru ile ret gerekçesi marka arasındaki benzerlik, başvuru “DIGITAL COUPONS” ibaresini içerirken, ret gerekçesi markanın başvurunun fonetik eşdeğeri olan “DIGITAL QPONS” ibaresini içermesidir. Bununla birlikte, “DIGITAL COUPONS” veya onun fonetik eşdeğeri olan “DIGITAL QPONS” ibareleri, markaların kapsadığı mallara veya hizmetlere ilişkin olarak jenerik olmasa da, tanımlayıcı nitelikte adlandırmalardır (Digital Coupon ibaresinin Türkçe karşılığı “dijital kupon”dur.). Bu husus dikkate alındığında, tüketicilerin bu terimleri markaların kapsamlarında yer alan malların veya hizmetlerin ticari kaynağı ile ilişkilendirerek değil, malların ve hizmetlerin kendileriyle özdeşleştirerek değerlendireceği düşünülmektedir.

digitacouponsbirlikte

Ret gerekçesi markada, stilize biçimde yazılı DQ harfleri başvuruda baskın rol oynamaktadır, şöyle ki stilize DQ harfleri altında yer alan ve tanımlayıcı nitelikteki “DIGITAL QPONS” ibaresine kıyasla daha büyük puntolarla yazılmış durumdadır. DQ harfleri tescil sahibinin markasında görsel olarak baskın konumda bulunduğundan, bu unsur tüketicilerin zihninde esasen yer edinecek unsur konumundadır. Buna karşın, inceleme uzmanının “DQ” harflerinin stilize biçimde yazılı eş anlamlılık içerdiği ve kısaltmanın altta yer alan kelime unsurlarıyla bağlantılı olarak algılanacağı yönündeki beyanı desteksiz niteliktedir. Buna ilaveten, başvuruda yer alan ve “U” – “I” harflerinin yerine konulmuş stilize bilgisayar faresi biçimindeki şekil de, başvuruyu ret gerekçesi markadan farklılaştırmaktadır.

Yukarıda yer verilen görsel farklılıklar, Temyiz Kurulu’na göre markalar hakkında tamamen farklı ticari algı ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Temyiz Kurulu, bu tespitleri yaparken “DIGITAL COUPONS” kelime unsurunun başvuruda baskın konumda bulunduğunun ve markaların kelime ve şekil unsurlarının ilgili kamu kesimi üzerinde en kalıcı etkiyi yaptığının farkındadır. Başvuru hakkında ret kararını veren inceleme uzmanı bu değerlendirmenin sonucunda, “DIGITAL COUPONS” ibareli başvuru ile onun fonetik eşdeğeri olan “DIGITAL QPONS” ibareli ret gerekçesi markayı karıştırılabilecek derecede benzer markalar olarak değerlendirmiştir. Kelime ve şekil kombinasyonlarından oluşan markalarda kelime unsurlarının daha baskın unsur olduğu genellikle doğru olsa da, Temyiz Kurulu’na göre durum her zaman böyle olmayacaktır.

Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda Temyiz Kurulu, “DIGITAL COUPONS” ile “DIGITAL QPONS” ibarelerinin yüksek düzeydeki tanımlayıcı ve jenerik niteliği dikkate alındığında, markalar aynı hizmetler için kullanılacak olsalar da, başvurunun ret gerekçesi markadan oldukça farklı olduğu ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı neticesine ulaşmıştır.

Yukarıda ayrıntılı olarak aktarılan karar ve gerekçelerinden anlaşılacağı üzere, incelenen vakada markaların kelime unsurları arasında yüksek düzeyde benzerlik ve malları – hizmetler arasında aynılık ve benzerlik bir arada bulunmuş olmakla birlikte, USPTO Temyiz Kurulu, markaların ortak kelime unsurunun tanımlayıcı ve zayıf nitelikteki karakterini dikkate alarak, markaların birbirlerine benzer olmadıkları, aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı tespitine varmış ve bunun sonucunda başvuru hakkındaki ret kararını kaldırmıştır.

Ayırt edici niteliği zayıf unsurları ortak unsur olarak içeren markalar arasında karıştırılma ihtimali değerlendirmesi, vaka bazında bizi kimi zaman farklı sonuçlara götürse de, çoğu zaman varılan sonuç ayırt edici gücü zayıf unsurların ortaklığının tek başına karıştırılma olasılığının varlığı anlamına gelmediğidir. İnceleme konusu USPTO Temyiz Kurulu kararında da benzer içerikte değerlendirme yapılmış ve ayırt edici gücü zayıf kelime unsurlarının üst düzeydeki benzerliğine rağmen, markaların stilize yazım tarzlarındaki farklılık esas alınarak, markaların benzer olmadığı ve dolayısıyla markalar arasında karıştırılma olasılığı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

Nisan 2015

Adalet Divanı Sloganların Ayırt Edici Niteliği Konusunu Yeniden Değerlendiriyor – “So What Do I Do With My Money” Kararı (T-609/13 )

sowhatdoido

Sloganların marka olarak tescil edilebilirliği hakkında site içeriğinde önceden yazdığım çok sayıda yazı bulunmaktadır. Konu hakkındaki yazı sayısının fazlalığı, maalesef, herhangi bir ülkede veya yargı bölgesinde istikrarlı bir uygulamanın varlığını işaret eden bir gösterge değildir, tersine Avrupa Birliği ve A.B.D. başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede konu hakkında birbirleriyle çelişir nitelikte çok sayıda karara rastlanmaktadır. Dolayısıyla, sloganların tescil edilebilirliği ile ilgili her yeni Adalet Divanı kararı, bu satırların yazarının ilgisini çekmekte ve fırsat bulundukça bu içerikteki yazılar okuyucularla paylaşılmaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 29 Ocak 2015 tarihinde verdiği T-609/13 sayılı “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” kararında sloganların tescil edilebilirliği konusunu bir kez daha irdelemiştir. Belirtilen karar bu yazının konusunu oluşturmaktadır ve yazının orijinal metnini incelemek isteyenlerin karara http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=161905&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=194940 bağlantısından erişmesi mümkündür.

İlk olarak davaya konu kararın gerekçeleri ve başvuru hakkında bilgi verilmesi yerinde olacaktır:

“Blackrock, Inc.” firması 28 Ağustos 2012 tarihinde “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” kelime markasının tescil edilmesi talebiyle İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (OHIM)’ne başvuruda bulunur.

SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY

Başvurunun kapsamında 35. sınıfa dahil “Piyasa verilerinin ekonomik analizi ve bununla ilgili danışmanlık hizmetleri, finansal yatırımcılar ve finans profesyonelleri için ticari araştırma ve pazar araştırması hizmetleri, ticari yönetim danışmanlığı, ticari pazar analizi hizmetleri.” ve 36. sınıfa dahil “Finansal yönetim ,finansal danışmanlık hizmetleri ve burada tek tek sayılmayacak çok sayıda finansal hizmet” yer almaktadır.

Bu noktada başvuruyu oluşturan “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” sloganının Türkçe karşılığının “ÖYLEYSE PARAMLA NE YAPACAĞIM” ibaresi olduğu belirtilmelidir.

OHIM uzmanı başvuruyu ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddeder ve başvuru sahibi bu karara karşı itiraz eder. İtirazı inceleyen OHIM Temyiz Kurulu, 11 Eylül 2013 tarihinde verdiği kararla itirazı reddeder.

Temyiz Kurulu’na göre, başvuru kapsamındaki hizmetlerin tamamı finans veya yatırımla ve dolayısıyla parayla ilgilidir. Buna ilaveten, kamunun ilgili kesimi ortalama tüketicilerden ve profesyonellerden oluşan kişilerdir ve bu kişilerin promosyon terimlerine ilişkin dikkat düzeyi görece düşüktür. “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” ibaresi tek bir anlama gelmektedir, kelimelerle oynama içermemektedir, fantezi nitelikte bir ibare değildir ve herhangi bir yaratıcı unsur içermemektedir. Bu bağlamda, başvuru kapsamında bulunan parayla ilgili hizmetler açısından, terim çok açık ve kolay anlaşılır niteliktedir ve İngilizce’nin gramer kurallarına uygundur. Temyiz Kurulu, inceleme konusu sloganın tüketicilerin zihninde oluşturduğu tek sorunun finansal durumlarına yönelik değerlendirme yapmaya davet olduğu görüşündedir.

Reklam sloganları hakkında yerleşik olan içtihat, bu tip ibarelerin sadece reklam sloganları olmaları nedeniyle tescillerinin engellenemeyeceği yönündedir. Buna karşılık, bu nitelikteki sloganların tescil edilebilmeleri için, kamunun ilgili kesimi tarafından, malların veya hizmetlerin ticari kaynağını gösterir işaretler olarak derhal algılanmaları gerekmektedir. Temyiz Kurulu’na göre, incelenen başvuru için böyle bir durum söz konusu değildir, dolayısıyla başvurunun 207/2009 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü’nün 7(1)(b) maddesi çerçevesinde ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi kararı yerindedir.

Başvuru sahibi bu karara karşı dava açar ve dava Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nce görülür. Mahkeme kararı aşağıda detaylarıyla aktarılmıştır.

Başvuru sahibinin iki temel iddia çerçevesinde ret kararının yerinde olmadığını savunmaktadır: (i) Başvuru ayırt edici niteliğe sahiptir. (ii) OHIM, Adalet Divanı’nın C-398/08 sayılı kararında yer alan ilkeleri yanlış biçimde değerlendirmiştir.

Genel Mahkeme ilk olarak konu hakkındaki içtihadı özetlemiştir:

Topluluk Marka Tüzüğü madde 7(1)(b) çerçevesinde ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler tescil edilmeyecektir.

Mahkemeye göre, markanın asli fonksiyonu, malların veya hizmetlerin ticari kaynağını göstermek ve bu yolla ilgili malları veya hizmetleri edinen tüketicilerin sonraki bir satın alma esnasında, önceki deneyimlerinden memnun kalmaları halinde bu deneyimi tekrarlamalarını, tersine memnun olmamaları halinde ise aynı deneyimden kaçınmalarını sağlamaktır.

Yerleşik içtihada göre, bir markanın ayırt edici niteliğe sahip olduğundan bahsedebilmek için, bu markanın tescili talep edilen malların belirli bir işletmeden kaynaklandığını göstermesi ve bu şekilde malların diğer işletmelerin mallarından ayırt edilmesini sağlaması gerekmektedir. Bir markanın ayırt edici niteliği, öncelikle tescil talebine konu mallar veya hizmetler, ikinci olarak, kamunun ilgili kesiminin belirtilen mallara veya hizmetlere yönelik algısı esas alınarak değerlendirilmelidir.

Tescili talep edilen mallara veya hizmetlere yönelik olarak, aynı zamanda reklam sloganı veya bu malların satın alınmasını sağlamak amacıyla kalite veya teşvik emaresi olarak kullanılan işaretlerden müteşekkil markalar, bu kullanımları nedeniyle tescilden muaf tutulamazlar. Adalet Divanı, bu tip markaların ayırt edici karakteri değerlendirilirken, sloganlara diğer işaretlere uygulananlardan daha katı kriterler uygulanmaması gerektiğini de ifade etmiştir.

Ayırt edici niteliğin değerlendirilmesine ilişkin kriterler farklı marka türleri bakımından aynı olsa da, bu kriterler uygulanırken, kamunun ilgili kesiminin algısının her marka türünde aynı olacağından bahsedilmesi mümkün değildir ve bu nedenle, bazı marka türlerinde ayırt edici niteliğin ortaya konulması diğer marka türlerine kıyasla daha zor olabilir. Belirtilen zorluklar, reklam sloganlarının ayırt edici karakterinin tespiti için, kelime markalarının ayırt edici karakterinin tespitinde kullanılanlardan daha farklı ilave veya eksik kriterler kabul edilmesini meşru hale getirmez. Özellikle, reklam sloganlarının ayırt edici niteliğinin varlığının kabul edilebilmesi için, sloganın hayalgücü içermesi veya sürpriz veya sarsıcı etki oluşturacak kavramsal algı yaratması şartları getirilemez. Bunun ötesinde, kamunun ilgili kesiminin markayı bir promosyon ifadesi olarak algılayacağı ve bu tip ifadelerin övücü nitelikleri nedeniyle diğer işletmelerce de kullanılabileceği iddiası, tek başına markanın ayırt edici nitelikten yoksun olduğu sonucuna varılabilmesi için yeterli değildir.

Kelime markalarının övücü çağrışım yapması, bu tip markaların kapsadıkları mallar veya hizmetler bakımından ticari kaynak gösteremeyeceği anlamına gelmez. Bu çerçevede, bu tip markaların tüketiciler tarafından hem bir promosyon ifadesi hem de malların veya hizmetlerin ticari kaynağını gösterir bir işaret olarak algılanması mümkündür. Dolayısıyla, kamunun ilgili kesiminin, markayı kaynak gösterir şekilde algılaması durumunda, bu marka aynı zamanda -hatta öncelikle- bir promosyon ifadesi olarak değerlendirilse de, bu değerlendirme ayırt edici karakterin varlığının tespitinde etkili olmayacaktır.

Mahkeme ayırt edici niteliğe yönelik değerlendirmeyi yukarıda belirtilen genel ilkeler çerçevesinde yapmıştır.

Kamunun ilgili kesimine ilişkin olarak, bu kesimin OHIM Temyiz Kurulu kararında da belirtildiği gibi, hem ortalama tüketicilerden hem de profesyonellerden oluştuğu, markanın İngilizce kelimelerden ibaret olduğu, dolayısıyla ayırt edici nitelik değerlendirmesinin İngilizce konuşan halk esas alınarak yapılması gerektiği ortaya konulmalıdır.

Buna ilaveten, Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği üzere, promosyon ifadeleri söz konusu olduğunda, kamunun ilgili kesiminin dikkat derecesi düşük olabilir, bu durum tescil talebinin konusu finansal ve parasal hizmetler bakımından da geçerlidir.

Yerleşik içtihada göre, bileşke kelime markaları söz konusu olduğunda, işareti oluşturan unsurlardan her birinin anlamı tek başına ve diğerlerinden izole edilmiş şekilde değerlendirilmemeli, aksine işareti oluşturan tüm unsurların bir arada oluşturduğu anlam dikkate alınmalıdır. Bu durum, incelemeye başlarken başvuruyu oluşturan kelimelerin her birinin anlamının ayrı biçimde incelenemeyeceği anlamına gelmez. Bütüncül değerlendirmeye giden yolda, bileşke markayı oluşturan bileşenlerin her birini ayrıca değerlendirmek yerinde olabilir.

İncelenen vakada, başvuru yaygın kullanıma konu 8 İngilizce kelimeden oluşmaktadır: “so”, “what”, “do”, “I”, “do”, “with”, “my”, “money”. Başvuruyu oluşturan kelimelerin genel niteliği ve başvuru kapsamında yer alan hizmetlerin alanı dikkate alındığında, “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” sloganının anlamının kamunun ilgili kesimince kolaylıkla anlaşılacağı düşünülmektedir.

Yaygın kullanıma konu İngilizce kelimelerin tek bir ifade içerisinde toplanması suretiyle oluşturulan ve İngilizce gramer kuralarına uygun olan başvuru, derhal anlaşılacak açık ve kesin bir mesaj vermekte ve İngilizce konuşan tüketicilerce herhangi bir yorum yapılmasını gerektirmemektedir. Bu çerçevede, “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” sloganı kişinin kendisine finansal kaynakları ve varlıkları ile ne yapması gerektiği sorusunu yöneltmesine yol açmaktadır. İncelenen vakada, başvuru kapsamındaki hizmetlerin makul derecede bilgili ve gözlemci tüketicileri, başvuruya konu ifadeyi gördüklerinde kendilerine paralarını etkin biçimde kullanıp kullanmadıklarını soracaktır. Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği üzere, kişinin kendisine sorduğu bu soru, finansal bir uzmandan danışmanlık hizmeti alma yolunda atılan ilk adım niteliğindedir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin öne sürdüğünün aksine, Temyiz Kurulu, başvuruda yer alamayan mesajlara ilişkin bir çözümleme yapmış durumda değildir. Bu bağlamda, başvuru, kişilerin kendilerine sorduğu bir sorudan oluşmaktadır ve ifade kamunun ilgili kesiminin başvuru kapsamındaki hizmetlere ilişkin genel bir talebini belirtmektedir. Bunun ötesinde, başvuruyu oluşturan ifade oldukça açıktır ve kamunun ilgili kesiminin hizmetlerle doğrudan bir bağlantı kurmasını engelleyecek anlamsal bir derinlik içermemektedir. Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği üzere, başvuruyu oluşturan “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY (öyleyse paramla ne yapacağım)” sorusunu kendisine soran kişi, bir yatırım profesyoneline danışma ihtiyacı hissetmektedir. Bu husus, başvuru kapsamındaki tüm hizmetlerin parayla ilgili olduğu göz önüne alındığında, terimin ilgili hizmetler bakımından sıradan – banal bir ifade olduğunu ortaya koymaktadır.

Başvuru sahibinin bir diğer iddiası, başvuruya konu sloganın birden fazla anlamı olması ve bu durumun başvurunun ayırt edici niteliği olduğunun bir göstergesi olduğudur. Bununla birlikte, Adalet Divanı’nın “Live Richly” kararında belirtildiği üzere “Bir promosyon sloganının birden fazla anlamının bulunması sloganın ayırt edici niteliğinin bulunduğu sonucuna varılabilmesi için tek başına yeterli değildir.” Bu durumda başvuru sahibinin bu yöndeki itirazı da kabul edilmemiştir.

OHIM’in farklı birimleri arasında fonksiyonları itibarıyla devamlılık bulunsa da, Temyiz Kurulu içtihadında açık yer aldığı üzere, Kurul karar verirken, OHIM’in ilgili biriminin gerekçelendirmesi ile bağlı değildir.

Başvuruya konu ifadenin soru kalıbında olması, başvuru kapsamında hizmetler açısından ifadenin sıradanlığını ortadan kaldıran bir husus değildir.

Başvuru sahibi, başvurunun başında yer alan “so (öyleyse, bu nedenle, bunun sonucu olarak)” kelimesinin önceki bir olayı işaret ettiğini, dolayısıyla sloganın tüketicilerin zihninde aşamalı bir değerlendirmeye konu olacağını iddia etmektedir. Buna karşılık, OHIM Temyiz Kurulu’nca da belirtildiği üzere, bu kelimenin slogana dahil edilmesi, kamunun ilgili kesiminin önemli bir karar vermeden, yani parasını yatırıma yöneltmeden önce bir an için durup düşündüğünü göstermektedir. Bunun sonucu olarak, “so” kelimesinin başvuruda yer alması, sloganın apaçık anlamını değiştirmemekte veya slogana, sloganın ayırt edici nitelikte olarak değerlendirilmesini gerektirir, sıradışı gramatik bir yapı katmamaktadır.

Son olarak, başvuruya konu sloganın önceden üçüncü bir tarafça kullanılmamasının, sloganın ayırt edici niteliğe sahip olduğu anlamına gelmediği de belirtilmelidir.

Tüm bunların sonucunda, başvuruya konu sloganın ayırt edici nitelikte olmadığı tespitini içeren OHIM Temyiz Kurulu kararı yerinde bulunmuştur.

Takiben, başvuru sahibinin diğer itiraz gerekçesi yani, OHIM Temyiz Kurulu’nun, Adalet Divanı’nın C-398/08 sayılı kararında (Audi v. OHIM) yer alan ilkeleri yanlış biçimde değerlendirdiği iddiası incelenmiştir.

OHIM Temyiz Kurulu incelemesinde ilk olarak, sloganın başvuruya konu hizmetler açısından paranın kullanımına ilişkin basit bir kavramsal karşılığı bulunduğunu, kamunun ilgili kesiminin bu anlamı algılamak için çaba göstermesine gerek olmadığını ve terimin hizmetlerle bağlantılı bir anlamı olduğunu tespit etmiştir. Temyiz Kurulu, tüm bunların sonucunda, sloganın başvuru kapsamındaki hizmetler bakımından, ticari kaynak gösteren bir işaret olarak algılanmayacağı ve ayırt edici nitelikte olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Temyiz Kurulu, kararın sadece 15. paragrafında sloganın övücü ve promosyona yönelik bir slogan olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin iddia ettiğinin tersine, sloganın derin bir analizi yapılmıştır.

Temyiz Kurulu bu analizi yaparken, “Tescili talep edilen mallara veya hizmetlere yönelik olarak, aynı zamanda reklam sloganı veya bu malların satın alınmasını sağlamak amacıyla kalite veya teşvik emaresi olarak kullanılan işaretlerden müteşekkil markalar, bu kullanımları nedeniyle tescilden muaf tutulamazlar. Adalet Divanı, bu tip markaların ayırt edici karakteri değerlendirilirken, sloganlara diğer işaretlere uygulananlardan daha katı kriterler uygulanmaması gerektiği kararını önceden vermiştir. Kelime markalarının övücü çağrışım yapması, bu tip markaların kapsadıkları mallar veya hizmetler bakımından ticari kaynak gösteremeyeceği anlamına gelmez. Bu çerçevede, bu tip markaların tüketiciler tarafından hem bir promosyon ifadesi hem de malların veya hizmetlerin ticari kaynağını gösterir bir işaret olarak algılanması mümkündür. Dolayısıyla, kamunun ilgili kesiminin, markayı kaynak gösterir şekilde algılaması durumunda, bu marka aynı zamanda -hatta öncelikle- bir promosyon ifadesi olarak değerlendirilse de, bu değerlendirme ayırt edici karakterin varlığının tespitinde etkili olmayacaktır.” ilkelerini dikkate almıştır.

Bir diğer deyişle, başvuruya konu slogan sadece bir reklam sloganı olması nedeniyle reddedilmemiştir. OHIM Temyiz Kurulu’nun başvuruyu reddetmesinin nedeni, sloganın promosyonel niteliğinin ötesinde, kamunun ilgili kesiminin başvuruya konu hizmetler açısından, sloganı ticari kaynak gösterir bir işaret olarak algılamasını sağlayacak herhangi bir unsurun sloganda bulunmamasıdır.

Adalet Divanı C-398/08 sayılı kararında (Audi v. OHIM), başvuruya konu “Vorsprung Durch Technik (teknoloji yoluyla avantaj (veya gelişme))” sloganının ayırt edici niteliğe sahip olduğu kararını verirken, sloganın kolaylıkla hatırlanmasını sağlayabilecek, birden fazla anlama gelen veya kelimeler üzerinde oynama içeren veya hayal ürünü, sürpriz içeren veya beklenilmedik nitelikte olan yapıya sahip olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık incelenen başvuru, “Vorsprung Durch Technik” sloganından farklı olarak kararın önceki bölümlerinde detaylı olarak açıklandığı üzere, ticari kaynak gösterebilme işlevini herhangi bir şekilde yerine getiremeyecek, ayırt edici özelliği bulunmayan bir slogan niteliğindedir. Belirtilen husus ve karar içeriğinde yer verilen birkaç ek husus da dikkate alınarak, başvuru sahibinin Adalet Divanı’nın C-398/08 sayılı kararında (Audi v. OHIM) yer alan ilkelerin yanlış biçimde değerlendirildiği yönündeki iddiası da haksız bulunmuştur.

Belirtilen tüm değerlendirmeler ışığında, Adalet Divanı Genel Mahkemesi, “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” sloganının ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle, Topluluk Marka Tüzüğü paragraf 7(1)(b) uyarınca reddedilmesi yönündeki kararı yerinde bulmuş ve davayı reddetmiştir.

Yazının başında da belirttiğimiz üzere, sloganların tescil edilebilirliği konusunda birbirleriyle çelişen veya farklı tespitler içeren çok sayıda kararla karşılaşılması mümkündür ve OHIM ile Adalet Divanı kararları incelendiğinde bu husus açık olarak ortaya çıkmaktadır. İncelenen vakada davacı, Adalet Divanı’nın C-398/08 sayılı önceki kararında yer alan ilkelere aykırılığa kolaylıkla öne sürebilmekte ve Temyiz Kurulu veya Mahkeme de aynı rahatlıkla başvurunun incelenmesinde aynı ilkelere aykırı bir husus olmadığını ifade edebilmektedir. Bu ikilemin marka incelemesinin doğasından kaynaklanan belirli derecedeki subjektifliği gösterdiği açık olmakla birlikte, yorum marjının bu derecede açık olması tercih edilebilir nitelikte değildir. Yorum marjının bu denli açık olmasının nedeni, kanaatimizce sloganların tescil edilebilirliğine ilişkin değerlendirme kriterlerinin Adalet Divanı kararlarında çok net olarak ortaya konulmamış olması ve her vaka bazında aynı kriterler kullanılarak farklı sonuçlara gidilebilmesinin mümkün olmasıdır. Tüm bu hususlara karşın, incelenen vakada, “SO WHAT DO I DO WITH MY MONEY” sloganının ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi yönündeki karar kanaatimizce de yerindedir.

Önder Erol Ünsal

Nisan 2015

unsalonderol@gmail.com