2025 yılının üçüncü ve son IPR Gezgini buluşmasını 9 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da gerçekleştireceğimizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyor ve etkinliğe kayıt için son hatırlatmamızı yapıyoruz.
Önceki IPR Gezgini buluşmalarına katılanlar mutlaka farkındadır, amacız fikri haklar alanında çalışan herkesi “kıdem-yaş-kariyer-belirli kuruluşlarda çalışma-üyelik- özel çalışma alanı” gibi kriterleri gözetmeksizin bir araya getirmek. Tek ortak paydamızın fikri haklar alanında çalışma veya alana ilgi duymak olması yeterli. Buluşmalarımızda birlikteliği sağladıktan sonra gerisi katılımcılarımıza kalıyor; dileyen yeni arkadaşlar edinebilir, dileyen eski arkadaşlarıyla zaman geçirebilir, dileyen ağını genişletebilir, dileyen mesleki dileyen de sosyal konularda sohbet edebilir.
Buluşmalarımızdan sonra aldığımız geri dönüşler neredeyse tamamen olumlu yönde oluyor ve birkaç ay sonra ise yeni buluşmayı ne zaman yapacağımız sorulmaya başlanıyor. Katılmak isteyenleri daha fazla bekletmemek adına yaz tatilleri bitmişken, soğuklar kendisini göstermeden ve tamamen işlerimize konsantre olmuşken yılın son IPR Gezgini buluşmasını düzenlemek istedik.
Buluşmamız 9 Ekim Perşembe akşamı, saat 18.30-19.00 civarı başlayacak şekilde “Büklüm Sokak No: 44 – Kavaklıdere” adresinde faaliyet gösteren The Trip Pub‘da (https://www.instagram.com/trippub__/) gerçekleştirilecek. The Trip’i tercih etmemizin nedeni, mekanın oldukça büyük arka bahçesinin o gece tamamen bize ait olacak olması. Beklenmedik hava koşullarında iç mekanı kullanmamız da mümkün olacak. 2 yerli içeceği (bira, şarap, votka, cin veya meşrubat) içeren katılım ücreti kişi başı 400 TL olacak, ki bu fiyat bizce oldukça uygun. Dileyenlerin The Trip’in veya iş ortakları Nico La Pizza’nın (https://www.instagram.com/nico.lapizza/) mutfağından yiyecek sipariş etmesi de mümkün olacak, yemek ücreti veya ikinin üzerindeki içecek siparişleri ise katılımcının kendisine ait olacak.
The Trip’e ulaşım oldukça kolay, Tunalı Hilmi Caddesi’nin üzerinde Gordion Otel’in olduğu köşeden Büklüm Sokak’a dönüyorsunuz ve birkaç bina sonra 44 numarada buluşma yerini buluyorsunuz. Arabayla gelecekler için, The Trip’ten Tunalı’ya doğru giderken sadece iki bina sonra oldukça büyük bir otoparkın bulunduğunu da belirtebiliriz. IPR Gezgini buluşması mekanın arka bahçesinde olacak, ön bahçede bizleri görmezseniz sakın şaşırmayın.
Buluşmaya katılım veya sorularınız için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz gerekiyor, e-postanıza cevaben size katılım ücretini ödemeniz gereken hesap numarasını ileteceğiz. Ödemeyi yapmanızın ardından kesin katılımcı listesine isminiz eklenecek.
Buluşmaya katılım kayıtlarını 7 Ekim Salı saat 15.00’e dek almaya devam edeceğiz.
Son buluşmalarımızda sabit, limitli ve makul bir katılım ücretini önceden alıp, bu ücreti buluşmayı yaptığımız işletmeye IPR Gezgini’nin ödemesi uygulamasına geçtik. Tahmin edersiniz ki, buluşmaların düzenleneceği işletmelere karşı sorumluluklarımız var ve katılacağını bildirip buluşmaya gelmeyenler nedeniyle zor duruma düşmek istemiyoruz. Bu hususta bizi anladığınızı umuyoruz.
Buluşmaya dek haftalık hatırlatmalar yapacağız, umarım hatırlatmaları görmekten sıkılmazsınız:)
Programı uygun olan herkesi 9 Ekim Perşembe akşamı aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!
2025 yılının üçüncü ve son IPR Gezgini buluşmasını 9 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da gerçekleştireceğimizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz!
Daha önceki IPR Gezgini buluşmalarına katılanlar mutlaka farkındadır, amacız fikri haklar alanında çalışan herkesi “kıdem-yaş-kariyer-belirli kuruluşlarda çalışma-üyelik- özel çalışma alanı” gibi kriterleri gözetmeksizin bir araya getirmek. Tek ortak paydamızın fikri haklar alanında çalışma veya alana ilgi duymak olması yeterli. Buluşmalarımızda birlikteliği sağladıktan sonra gerisi katılımcılarımıza kalıyor; dileyen yeni arkadaşlar edinebilir, dileyen eski arkadaşlarıyla zaman geçirebilir, dileyen ağını genişletebilir, dileyen mesleki dileyen de sosyal konularda sohbet edebilir.
Buluşmalarımızdan sonra aldığımız geri dönüşler neredeyse tamamen olumlu yönde oluyor ve birkaç ay sonra ise yeni buluşmayı ne zaman yapacağımız sorulmaya başlanıyor. Katılmak isteyenleri daha fazla bekletmemek adına yaz tatilleri bitmişken, soğuklar kendisini göstermeden ve tamamen işlerimize konsantre olmuşken yılın son IPR Gezgini buluşmasını düzenlemek istedik.
Buluşmamız 9 Ekim Perşembe akşamı, saat 18.30-19.00 civarı başlayacak şekilde “Büklüm Sokak No: 44 – Kavaklıdere” adresinde faaliyet gösteren The Trip Pub‘da (https://www.instagram.com/trippub__/) gerçekleştirilecek. The Trip’i tercih etmemizin nedeni, mekanın oldukça büyük arka bahçesinin o gece tamamen bize ait olacak olması. Beklenmedik hava koşullarında iç mekanı kullanmamız da mümkün olacak. 2 yerli içeceği (bira, şarap, votka, cin veya meşrubat) içeren katılım ücreti kişi başı 400 TL olacak, ki bu fiyat bizce oldukça uygun. Dileyenlerin The Trip’in veya iş ortakları Nico La Pizza’nın (https://www.instagram.com/nico.lapizza/) mutfağından yiyecek sipariş etmesi de mümkün olacak, yemek ücreti veya ikinin üzerindeki içecek siparişleri ise katılımcının kendisine ait olacak.
The Trip’e ulaşım oldukça kolay, Tunalı Hilmi Caddesi’nin üzerinde Gordion Otel’in olduğu köşeden Büklüm Sokak’a dönüyorsunuz ve birkaç bina sonra 44 numarada buluşma yerini buluyorsunuz. Arabayla gelecekler için, The Trip’ten Tunalı’ya doğru giderken sadece iki bina sonra oldukça büyük bir otoparkın bulunduğunu da belirtebiliriz. IPR Gezgini buluşması mekanın arka bahçesinde olacak, ön bahçede bizleri görmezseniz sakın şaşırmayın.
Buluşmaya katılım veya sorularınız için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz gerekiyor, e-postanıza cevaben size katılım ücretini ödemeniz gereken hesap numarasını ileteceğiz. Ödemeyi yapmanızın ardından kesin katılımcı listesine isminiz eklenecek.
Buluşmaya katılım kayıtlarını 6 Ekim Pazartesi akşamına dek almaya devam edeceğiz.
Son buluşmalarımızda sabit, limitli ve makul bir katılım ücretini önceden alıp, bu ücreti buluşmayı yaptığımız işletmeye IPR Gezgini’nin ödemesi uygulamasına geçtik. Tahmin edersiniz ki, buluşmaların düzenleneceği işletmelere karşı sorumluluklarımız var ve katılacağını bildirip buluşmaya gelmeyenler nedeniyle zor duruma düşmek istemiyoruz. Bu hususta bizi anladığınızı umuyoruz.
Buluşmaya dek haftalık hatırlatmalar yapacağız, umarım hatırlatmaları görmekten sıkılmazsınız:)
Programı uygun olan herkesi 9 Ekim Perşembe akşamı aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!
2025 yılının üçüncü ve son IPR Gezgini buluşmasını 9 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da gerçekleştireceğimizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz!
Daha önceki IPR Gezgini buluşmalarına katılanlar mutlaka farkındadır, amacız fikri haklar alanında çalışan herkesi “kıdem-yaş-kariyer-belirli kuruluşlarda çalışma-üyelik- özel çalışma alanı” gibi kriterleri gözetmeksizin bir araya getirmek. Tek ortak paydamızın fikri haklar alanında çalışma veya alana ilgi duymak olması yeterli. Buluşmalarımızda birlikteliği sağladıktan sonra gerisi katılımcılarımıza kalıyor; dileyen yeni arkadaşlar edinebilir, dileyen eski arkadaşlarıyla zaman geçirebilir, dileyen ağını genişletebilir, dileyen mesleki dileyen de sosyal konularda sohbet edebilir.
Buluşmalarımızdan sonra aldığımız geri dönüşler neredeyse tamamen olumlu yönde oluyor ve birkaç ay sonra ise yeni buluşmayı ne zaman yapacağımız sorulmaya başlanıyor. Katılmak isteyenleri daha fazla bekletmemek adına yaz tatilleri bitmişken, soğuklar kendisini göstermeden ve tamamen işlerimize konsantre olmuşken yılın son IPR Gezgini buluşmasını düzenlemek istedik.
Buluşmamız 9 Ekim Perşembe akşamı, saat 18.30-19.00 civarı başlayacak şekilde “Büklüm Sokak No: 44 – Kavaklıdere” adresinde faaliyet gösteren The Trip Pub‘da (https://www.instagram.com/trippub__/) gerçekleştirilecek. The Trip’i tercih etmemizin nedeni, mekanın oldukça büyük arka bahçesinin o gece tamamen bize ait olacak olması. Beklenmedik hava koşullarında iç mekanı kullanmamız da mümkün olacak. 2 yerli içeceği (bira, şarap, votka, cin veya meşrubat) içeren katılım ücreti kişi başı 400 TL olacak, ki bu fiyat bizce oldukça uygun. Dileyenlerin The Trip’in veya iş ortakları Nico La Pizza’nın (https://www.instagram.com/nico.lapizza/) mutfağından yiyecek sipariş etmesi de mümkün olacak, yemek ücreti veya ikinin üzerindeki içecek siparişleri ise katılımcının kendisine ait olacak.
The Trip’e ulaşım oldukça kolay, Tunalı Hilmi Caddesi’nin üzerinde Gordion Otel’in olduğu köşeden Büklüm Sokak’a dönüyorsunuz ve birkaç bina sonra 44 numarada buluşma yerini buluyorsunuz. Arabayla gelecekler için, The Trip’ten Tunalı’ya doğru giderken sadece iki bina sonra oldukça büyük bir otoparkın bulunduğunu da belirtebiliriz. IPR Gezgini buluşması mekanın arka bahçesinde olacak, ön bahçede bizleri görmezseniz sakın şaşırmayın.
Buluşmaya katılım veya sorularınız için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz gerekiyor, e-postanıza cevaben size katılım ücretini ödemeniz gereken hesap numarasını ileteceğiz. Ödemeyi yapmanızın ardından kesin katılımcı listesine isminiz eklenecek.
Son buluşmalarımızda sabit, limitli ve makul bir katılım ücretini önceden alıp, bu ücreti buluşmayı yaptığımız işletmeye IPR Gezgini’nin ödemesi uygulamasına geçtik. Tahmin edersiniz ki, buluşmaların düzenleneceği işletmelere karşı sorumluluklarımız var ve katılacağını bildirip buluşmaya gelmeyenler nedeniyle zor duruma düşmek istemiyoruz. Bu hususta bizi anladığınızı umuyoruz.
Buluşmaya dek haftalık hatırlatmalar yapacağız, umarım hatırlatmaları görmekten sıkılmazsınız 🙂
Programı uygun olan herkesi 9 Ekim Perşembe akşamı aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!
13 Haziran Cuma günü Ankara’da gerçekleştirilecek yılın ikinci IPR Gezgini buluşması için son hatırlatmamızı yapıyoruz.
13 Haziran Cuma akşamı saat 19.00 için planlanan buluşmamız, Ankara Barosu’nun Ihlamur Sokak No:1, Sıhhiye adresindeki ABEM binasının restoran katında gerçekleştirilecek.
Buluşmamız bistro düzeninde olacak, çünkü katılımcıların masada oturmak yerine hareket halinde olabileceği ve birbirleriyle daha rahat sohbet edebilecekleri tarzın IPR Gezgini’ne daha uygun olduğunu düşünüyoruz.
Buluşma için bizlere gayet uygun gelen bir fiyat aldık, bunun için ev sahibimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. 2 adet alkollü/alkolsüz içecek ve bistrolarda sunulacak 8 çeşit sıcak/soğuk atıştırmalık için katılımcıların kişi başı 650 TL ödemesi gerekecek. Daha fazla içecek veya ayrı yemek isteyen katılımcılar, oluşacak ek ücretleri kendileri ödeyecekler.
Buluşma için sınırlı bir kontenjanımız olacak ve kontenjana başvuru önceliğine göre girilecek. Daha önceki buluşmalarda tecrübe ettiğimiz, katılım bildirimi yapıp buluşmaya gelmeyenleri mümkün olduğunca engelleyebilmek için, katılacağını bildirenlerden katılım ücretini baştan alacağız.
Katılım taleplerini bizlere iletenlere, ödeme için bir hesap numarası ileteceğiz ve ödemenin alınmasının ardından ilgili kişi katılımcı listesine eklenecek. Şunu eklemek isteriz ki; etkinliğin Ankara Barosu’na ait bir tesiste gerçekleştirilmesi, etkinliğe sadece avukatların katılabileceği anlamına gelmiyor, fikri haklar ortak paydasında buluşan farklı kariyerlere sahip IPR Gezgini takipçilerinin etkinliğe katılımı bizi mutlu edecek.
IPR Gezgini’nin bu buluşmaları düzenlemekteki asıl amacı, mesleki ve entelektüel birlikteliğimizi, özgür ve gayriresmî ortamlarda paylaşarak mesleki dostluklarımızı pekiştirmek ve daha üretken, yaratıcı, bürokrasiden ve yapaylıktan uzak, makam – mevki endişesi gözetmeyen, dolayısıyla ifade ve eleştiri özgürlüğünü esas alan yatay ilişki biçimlerinin önünü çalışma alanımızda açmak. Bunu buluşmalarımızda başarabildiğimizi şu an dek katılanların hissettiğinden eminiz.
Katılmak isteyen takipçilerimiz iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri e-postayla katılım bildirimlerini bize iletebilirler. Talebi almamızın ardından katılımcılarımıza ödeme için hesap numarasını e-postayla ileteceğiz.
Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!
Bu yazı, yazarın 26 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmış aynı başlığa sahip yazısının güncelleştirilmiş halidir.
Yarın 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.
1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.
Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.
26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.
2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlanır.
Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2001 yılından itibaren her yıl farklı bir temayla kutlanmaktadır. Bu temaları listeleyelim (https://www.wipo.int/web/ipday/archives):
2001 – Geleceği Bugün Yaratmak (Creating the Future Today)
2012 – Vizyon Sahibi Mucitler (Visionary Innovators)
2013 – Yaratıcılık – Yeni Nesil (Creativity – The Next Generation)
2014 – Sinema Filmleri Bir Küresel Tutku (Movies – a Global Passion)
2015 – Yerinden Kalk, Ayağa Kalk. Müzik İçin (Get Up, Stand Up. For Music.)
2016 – Dijital Yaratıcılık: Kültürü Yeniden Hayal Etmek (Digital Creativity: Culture Reimagined.)
2017 – İnovasyon – Yaşamı Geliştirmek (Innovation – Improving Lives)
2018 – Değişimi Güçlendirmek: İnovasyon ve Yaratıcılıkta Kadınlar (Powering Change: Women in Innovation and Creativity)
2019 – Altına Uzanmak: Fikri Haklar ve Spor (Reach for Gold: IP and Sports)
2020 – Yeşil Bir Gelecek İçin Yenilik Yap (Innovate for a Green Future)
2021 – Fikri Haklar ve KOBİ’ler: Fikirlerinizi Pazara Taşımak (IP & SMEs: Taking your ideas to market)
2022 – Fikri Haklar ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon (IP and Youth: Innovating for a Better Future)
2023 – Kadınlar ve Fikri Haklar: İnovasyon ve Yaratıcılığı Hızlandırmak (Women and IP: Accelerating innovation and creativity)
2024 – Fikri Haklar ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Ortak Geleceğimizi İnovasyon ve Yaratıcılıkla İnşa Etmek (IP and the SDGs: Building our common future with innovation and creativity)
2025 – Fikri Haklar ve Müzik: Fikri Hakların Temposunu Hissedin (IP and Music: Feel the Beat of IP)
WIPO internet sayfasında Dünya Fikri Mülkiyet Günü için özel bir sayfa yer almaktadır:
Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.
Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz kutlu olsun!
Not: WIPO veya Türkiye’deki resmi kurumlar “Patent Haftası” isminde bir hafta ilan etmemiştir. Türkiye’de sosyal medyada görmeye başladığımız “Patent Haftası” isimlendirmesi ve kullanımı tamamen bireyseldir ve resmi veya uluslararası bir karşılığı 2025 yılı itibarıyla yoktur.
Sınai mülkiyet alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, temsil ettikleri kişi ve kuruluşların sektöre dair görüş ve beklentilerinin dile getirilmesi, daha etkili bir koruma sisteminin ortaya çıkarılması, üyelerinin ve toplumun konu hakkındaki bilinç/bilgi düzeyinin artırılması, devlet organlarının sivil toplumun beklentileri hakkında bilgi sahibi olmalarının sağlanması ve hakların daha etkin biçimde korunmasının gerçekleştirilmesi amaçlarına hizmet etmektedir. Bu işlevleri layıkıyla yerine getiren sivil toplum kuruluşlarının varlığı, diğer alanlarda olduğu gibi, sınai mülkiyet alanında da çoğulcu, şeffaf, modern ve paydaşların görüşlerine açık bir sistemin oluşturulmasının vazgeçilmez unsurlarından birisidir.
Ülkemizde, sınai mülkiyet alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları arasına bir yenisi 2024 yılının son aylarında eklendi. Sınai Mülkiyet Derneği’nin, kısa adıyla SMD’nin kuruluşunu, yukarıda belirttiğimiz amaçlara hizmet edecek yeni bir yapının ortaya çıkması bağlamında, bizler de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu kısa yazıda, kendilerinden gelen talep doğrultusunda Sınai Mülkiyet Derneği’nin kuruluşunu ve amaçlarını okuyucularımıza duyuracağız.
Sınai Mülkiyet Derneği, kuruluşuna ilişkin olarak yayımladığı basın bülteni ile amaçlarını ve kuruluşunu aşağıdaki ifadelerle duyurmuştur:
“Sınai Mülkiyet Derneği kısa adı ile SMD; Patent ve Marka Vekilliği mesleğinin itibar ve saygınlığını korumak, mesleki güvencenin geliştirilmesi için çalışmalar yapmak, mesleğin yetkin kişiler tarafından yürütülmesinin teşvik edilmesini sağlamak, mesleki faaliyetlerin ulusal ve uluslararası standartlar ve etik kurallar ile hukuk kuralları doğrultusunda etkili bir şekilde yürütülmesi ve marka-patent vekilleri ile bu sektörde çalışan tüzel firmaların bir mesleki birliğe kavuşması için gerekli her türlü çalışmayı yürütmek amacıyla 26 Eylül 2024 günü resmen kurulmuştur.
İstanbul merkezli olarak kurulan Sınai Mülkiyet Derneği, sektörel sorunlara çözüm üretmeyi ve bilgilendirme çalışmaları yaparak sektörü ileriye taşımayı hedefliyor.”
Dernek web sayfasının “Hakkımızda” kısmında ise aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Sinaî Mülkiyet Derneği olarak, fikri mülkiyet haklarının korunması, geliştirilmesi, sektörümüze ait sorunların aşılması ve toplumda bu konudaki farkındalığın artırılması amacıyla bir araya geldik. Patent tescili, marka tescili, tasarım tescili ve telif hakları gibi fikri mülkiyetin tüm alanlarında sektörel sorunları çözmeyi, yenilikçi çözümler üretmeyi ve bu alanda faaliyet gösteren kişi ve kurumlara destek olmayı hedefliyoruz.
Sektörde yaşanan hukuki belirsizlikler ve uygulama eksiklikleri, gelişimin önünü kesebilir. Sinaî Mülkiyet Derneği, bu sorunlara sürdürülebilir çözümler geliştirerek sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesini desteklemektedir.
Amacımız, fikri ve sınai mülkiyetin ekonomik ve toplumsal kalkınmadaki önemini aktarırken, sürdürülebilir çözümlerle sektörün ve meslektaşlarımızın ihtiyaçlarına yönelik projeler geliştirmek ve uygulamaya koymaktır. Yine sektörel gelişimin, teknolojik yeniliklerle eş zamanlı ilerleyebilmesi adına, eğitim süreçlerine de ağırlık vermek ve liyakatli bir oluşum yakalamaktır.”
Sınai Mülkiyet Derneği, Yönetim Kurulu dahil olmak üzere dernek organlarını oluşturmuş ve üye kayıtlarına başlamıştır. Dernek organları, yönetim kurulu, dernek tüzüğü, üyelik şartları ve derneğin amaçlarına ilişkin bilginin, derneğin https://sinaimulkiyetdernegi.org/ adresinden erişilebilecek web sayfasından edinilmesi mümkündür.
Sınai Mülkiyet Derneği ve yöneticilerine amaçlarına ulaşmaları konusunda başarılar diliyor ve camiamız için faydalı çalışmalarını kısa sürede sunmalarını umuyoruz.
Sınai mülkiyet haklarının elde edilmesi, kullanılması, kullandırılması ve bu haklar üzerinde gerçekleştirilebilecek başkaca hukuki işlemelere ilişkin temel düzenlemeler; 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’tir. Bununla birlikte Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği m.6/7 hükmünde olduğu gibi sınai mülkiyet haklarının elde edilmesine, Tütün Mamullerinin Üretim Şeklini, Etiketlenmesi ve Denetlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m.10 hükmünde olduğu gibi markaların kullanımının sınırlanmasına ilişkin meslek ya da sektör bazlı düzenlemeler de bulunmaktadır.
Sınai mülkiyet hakları üzerinde gerçekleştirilebilecek hukuki işlemlere ilişkin özel nitelikli güncel düzenlemelerden biri de inceleme konumuzu oluşturan ve özel öğretim kurumlarında kullanılan markaların lisans yoluyla başka kişilere kullandırılmasına sınırlama getiren, 03.01.2025 tarihli ve 32771 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’tir (Değişiklik Yönetmeliği).
Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği (Yönetmelik) m.7 hükmüne altıncı fıkra eklenmiştir. Anılan hükme göre; bir kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak özel öğretim kurumunun markasını, başka gerçek ya da tüzel kişilere kullandırabilmesi için aynı türde en az 5 kurumunun bulunması ve bu kurumların her birinin en az 5 yıl boyunca faaliyette bulunmuş olması şartı aranmaktadır. Kurucular, bu şartları sağlayan kurumlarının en fazla üç katına kadar başka gerçek ya da tüzel kişiye markasını kullandırabilir. İhdas edilen hükme göre; özel öğretim kurumları tarafından kullanılan markaların, lisans yoluyla başka gerçek veya tüzel kişilere kullandırılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:
Kurucuya ait bir markanın bulunması: 08.02.2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (Kanun) m.2/1,m hükmüne göre; kurucu, kurumun sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi düzenlenen gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda özel öğretim kurumu sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi de bulunan kişiye ait bir markanın bulunması gerekmektedir. Hükümde yer alan “… özel öğretim kurumunun markasını …” ifadesi, marka sahibinin özel öğretim kurumu olacağı yönünde bir çıkarıma yol açmaya elverişlidir. Ancak gerek normun amacı, gerek bu kurumların tüzel kişiliklerinin bulunmaması, gerekse aynı hükümde yer alan “… kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… Kurucular … kullandırabilir …” ifadelerinden marka sahibinin özel öğretim kurumu değil, kurucu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hükümde yer alan çelişkili ifadelerin, marka sahibi ile markanın kullanıldığı hizmete ilişkin bir vasıflandırma hatasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
Kurucunun aynı türde en az beş yıl faaliyette bulunmuş en az beş kurumunun bulunması: Hükümde yer alan “aynı tür” ifadesiyle neyin kastedildiği Kanun ya da Yönetmelik’ten anlaşılamamaktadır. Yine hükümden, lisans yoluyla markanın kullanılacağı özel öğretim kurumunun da aynı türde olmasının gerekip gerekmediği konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu nedenle inceleme, “aynı tür”den ifadesiyle neyin kastedildiğinden bağımsız olarak belirtilen diğer gereklilikler çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Kanaatimizce hükümde, “faaliyette bulunmuş” ifadesinin kullanılması hatalıdır. Zira metin mevcut hâliyle geçmişte beş yıl faaliyette bulunmasına rağmen hâlihazırda faaliyette bulunmayan kurumların da şartın sağlanması bakımından dikkate alınacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Oysaki normun konuluş amacının en az beş yıldır faaliyette bulunan ve faaliyetleri devam eden eğitim kurumunun bulunmasının şart olarak aranması olduğu ve bu nedenle ifadenin “faaliyette bulunan” şeklinde olması gerektiği değerlendirilmektedir.
Kurucuya ait markanın, şartları sağlayan kurum sayısının üç katına kadar gerçek veya tüzel kişiye kullandırılabilmesi: Hükümde markayı lisans yoluyla kullanacak gerçek ya da tüzel kişinin, bu markayı kullanacağı mal ve hizmete ilişkin herhangi bir sınırlama yapılmamış olması dikkati çeken ilk husustur. Zira markayı kullanacak kişinin özel öğretim kurumu kurucusu olup olmadığı dahi belli değildir. Düzenleme bu hâliye markanın, özel öğretim kurumları dışında başka bir mal veya hizmette kullanılmasına yol açabilecek niteliktedir. Lisansın, markanın sadece özel öğretim kurumlarının faaliyetlerinde kullanılmasıyla sınırlı olarak verilebileceğinin düzenlenmesiyle belirtilen sorunun giderilebileceği değerlendirilmektedir. Markanın kullandırılabilmesi için en az beş kurumun varlığı gerektiğinden, şartların sağlanması durumunda markanın kullandırılabileceği kişi sayısının on beşten başlayacağı tespit edilmektedir.
Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 30 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen Geçici Madde 26 hükmüne göre; inceleme konumuza ilişkin Yönetmelik m.7/6 hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önce Millî Eğitim Bakanlığından kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alan özel öğretim kurumlarından aynı fıkrada belirlenen şartlar aranmayacaktır, fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ise bu kurumlar tarafından yapılacak marka lisans sözleşmeleri için belirtilen şartların sağlanması gerekecektir. Değişiklik Yönetmeliği m.32/1,a hükmüne göre; inceleme konumuza ilişkin ihdas edilen Yönetmelik m.7/6 hükmü, Değişiklik Yönetmeliği’nin yayımı tarihinden itibaren bir ay sonra yürürlüğe girecektir. Değişiklik Yönetmeliği 03.01.2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu tarih esas alındığında Değişiklik Yöntemeliği’nin inceleme konumuza ilişkin kısmının, 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girdiği tespit edilmektedir.
Hükümde yer alan “Millî Eğitim Bakanlığından kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alan özel öğretim kurumlarının ifadesinin” markasını kullandıracak kurucuya ait kurumlara mı, yoksa markayı kullanacak olan kuruma mı ilişkin olduğu anlaşılamamaktadır. Hükmün lafzı, geçiş hükmündeki şartın markayı kullandırana da kullanacak olana da ilişkin olacak şekilde yorumlanmaya elverişlidir.
Hükümler birlikte değerlendirildiğinde, 03.02.2025 tarihinden önce kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alınmış olması durumunda inceleme konumuza ilişkin sınırlamalar uygulanmayacak, 03.02.2025 tarihi ve daha sonrasında kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alınmış olması durumunda sınırlamalar uygulanacaktır.
Yukarıda etraflıca incelediğimiz düzenlemede de sınai mülkiyet haklarına ilişkin diğer özel düzenlemelerde olduğu gibi, hakların elde edilmesine, korunmasına, bu haklar üzerinde tasarrufta bulunulmasına ilişkin, sınai mülkiyet haklarının niteliğiyle bağdaşmayan veya normun konuluş amacına ulaşılmasına elverişli olmayan hükümler yer almaktadır. Örneğin incelediğimiz mevzuat değişikliğinde, markanın üçüncü kişilerce hukuka uygun kullanılması yöntemlerinde sadece lisans sözleşmeleri düzenlenmiştir. Oysaki markanın hukuka uygun olarak kullanılması sadece lisans sözleşmesiyle değil, marka sahibinin kullanıma sonradan rıza göstermesi, önceden izin vermesi, üçüncü kişinin marka başvurusuna muvafakat edilmesi, bir marka tescili daha yaptırılarak bunun devredilmesi gibi başkaca yöntemlerle de gerçekleştirilebilmektedir ve bu durumların hiçbiri inceleme konumuzun kapsamında yer almamaktadır. Sınai mülkiyet haklarına ilişkin meslek ya da sektör bazlı özel düzenlemeler yapılması bir gereklilikten kaynaklanabilir ve bu durum olağandır. Ancak belirttiğimiz sorunlarla karşılaşılmaması ve düzenlemenin amaca ulaşmaya elverişli olabilmesi için mevzuat hazırlık sürecinin her aşamasında, Türk Patent ve Marka Kurumundan görüş alınmasına ilişkin olağan prosedürün yanında, koordineli bir çalışma yürütülmesinin yerinde olacağı değerlendirilmelidir.
Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Türkiye), 3-4 Nisan 2025 tarihlerinde İstanbul’da “Sertaç Köksaldı 6. Uluslararası Fikri Haklar Semineri”ni düzenliyor.
İstanbul Deniz Müzesi’nde gerçekleştirilecek -aşağıda programını paylaşacağımız- etkinlikte, fikri haklar camiasından yerli ve yabancı önemli isimler konuşmacı olarak yer alacak.
Pandemiden önce uluslararası konukların da katıldığı yüz yüze etkinliklere fikri haklar camiamız çok alışkındı, ancak pandemi sonrasında, ekonomik koşulların da etkisiyle, yüz yüze gerçekleştirilen ve yabancı konukların da davet edildiği etkinliklerin sayısı bir hayli azaldı. AIPPI Türkiye bu sarmalın dışına çıkmayı tercih etti ve iddialı bir program, güncel bir içerik ve tanınmış konuşmacılarla, fikri haklar alanında çalışan herkesi katılıma cezbeden bir semineri bizlerin önüne getirdi. Uluslararası konuşmacıların varlığından bahsetmişken, seminer boyunca İngilizce – Türkçe simültane çeviri hizmeti sağlanacağını da belirtmemiz yerinde olacak.
Katılımcı sayısının sınırlı olduğu etkinlikle ilgili program, kayıt, ücret ve diğer tüm bilgilerin https://ipseminar.aippiturkey.org/ sayfasından görülmesi mümkün. Katılımcı sayısının sınırlı olması, kayıt yaptırmayı atlamama gerekliliğini de yanında getiriyor.
AIPPI Türkiye’ye etkinlik için teşekkür ediyor ve başarılı bir seminer diliyoruz.
3 Nisan 2025, Perşembe – İstanbul Deniz Müzesi
08:30 09:00
Kayıt
09:00 09:30
Açılış Konuşmaları
President of AIPPI Turkish Group
Nazlı KORKUT
Secretary General, AIPPI
Prof. Dr. M. Zeki DURAK
President, Turkish Patent and Trademark Office (TBC)
Açılış Konuşmacısı
Emre OĞUZ
Corporate R&D Director, Beko
09:30 11:00
I. Oturum: Yapay Zeka Işığında Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku
Moderatör
Prof. Dr. Hamdi Yasaman
Yasaman Law Firm
Prof. Dr. Fülürya Yusufoğlu Bilgin
Galatasaray University Faculty of Law
Dr. Osman Gazi Güçlütürk
Galatasaray University Faculty of Law
Preston Richard
European Patent Attorney, Bardehle Pagenberg Partnerschaft mbB
Luiz Henrique O. Do Amaral
Partner, Dannemann Siemsen
11:00 11:30
Kahve Arası
11:30 12:30
II. Oturum: Sahtecilikle Mücadele ve Güncel Problemler
Moderatör
Nükhet Serra Coral
Partner Deriş
Hande Karakülah
Legal & Scientific Director, L’Oréal
Neil Narriman
General Counsel & Senior Global Director Intellectual Property at PUMA SE
Şule Binnaz Aydın Yunus
Judge, Istanbul 1st Civil IP Court
12:30 13:30
Öğle Yemeği
13:30 15:00
III. Oturum: UPC’nin 2. Yılı: EPO Uygulamaları Karşısında Yorum Farklılıkları
Moderatör
Hülya ÇAYLI
Founder/Partner, Paragon Consultancy
Bernard Ledeboer
Partner V.O.
Tjibbe Douma
Partner, Bird & Bird
Barış Atalay
Founder, Alfa Patent Stan Advoka
15:00 15:30
Kahve Arası
15:30 17:00
IV. Oturum: Fikri Mülkiyet Hukuku’na İlişkin Uyuşmazlıklarda Alternatif Çözüm Yolları
Moderatör
Uğur Aktekin
Senior Partner, Gün+Partners
Heike Wollgast
Head | IP Disputes Section, WIPO Arbitration and Mediation Center
Banu Eylül Yalçın
Associate Legal Officer, Internet Dispute Resolution Section | WIPO Arbitration and Mediation Center
26 Nisan günü, 2000 yılından bu yana her yıl Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) tarafından her yıl ayrı olarak belirlenen bir tema çerçevesinde kutlanan bu özel günde, Türkiye dahil WIPO üyesi ülkelerde çok sayıda etkinlik düzenlenmektedir.
Dünya Fikri Mülkiyet Gününün tarihçesini, neden 26 Nisan tarihinin seçildiğini ve yıllara göre seçilen özel temaları aktardığım “Neden 26 Nisan? Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz Kutlu Olsun!” başlıklı yazımı bu bağlantıdan okuyarak, Dünya Fikri Mülkiyet Gününe ilişkin detaylı bilgi edinebilirsiniz.
WIPO, 2025 yılının Dünya Fikri Mülkiyet Günü temasını “Fikri Haklar ve Müzik: Fikri Hakların Temposunu Hissedin” (IP and Music: Feel the Beat of IP) olarak belirlemiştir. Bu da demek oluyor ki, bu yıl fikri hakların müzikle kesişim noktasında çok sayıda etkinlik ve çalışmayla karşılaşacağız. WIPO, 2025 yılındaki Dünya Fikri Mülkiyet Gününün içerik çalışmalarına şimdiden başlamıştır, bu çalışmalara ilişkin bilgi ve materyal, WIPO’nun bu bağlantıdan erişebileceğiniz özel sayfasında görülebilir.
Fikri hakların müzikle kesişimi denilince akla ilk ve otomatik olarak telif hakları ihtilafları gelmektedir. Biraz daha düşününce müzik gruplarının, şarkıcıların ve hatta şarkıların adlarının marka olarak tescil edilmesinden kaynaklanan marka hak sahipliği ihtilafları ve devamında patentle korunan müzik enstrümanlarına, müzik teknolojisine dair cihazlara veya görsel özellikleri tasarımla korunan enstrümanlara veya diğer müzik ürünlerine ilişkin hususlar da akıllara gelebilmektedir.
IPR Gezgini’nin 10 yıldan uzun tarihi süresince, müzik sanatçılarının fikri haklar ihtilaflarına ilişkin onlarca yazı yayımladığımızı sanıyorum. 2025 yılının, yukarıda bahsettiğimiz nedenle, fikri hakların müzikle ilişkisine dair önemli bir yıl olması itibarıyla, bu yıl hem Fikri Haklar – Müzik kesişim noktalarında yeni yazılar yayımlayacak hem de bu konuda geçmiş yıllarda yayımlanmış yazılarımızdan bazılarının güncellenmiş versiyonlarına yer vereceğiz.
“Fikri haklar ve müzik ilişkisi konusunda aklına gelen en isyankar ihtilaf hangisidir?” sorusuna, kendi adıma vereceğim yanıt gayet net: George Harrison’un telif hakları özelinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yargısını eleştirmek amacıyla yazdığı ve şarkı için çektiği videoda ABD yargısıyla kafa bulduğu “This Song” şarkısı ve buna ait klip.
Bu konuyu ilk olarak 2019 yılında kısa süreyle çıkarttığımız IPR Gezgini Bülteni için yazmış ve sonrasında sitede de yayımlamıştım. Şu an okumakta olduğunuz yazı, 2019 yılındaki yazımın küçük revizyonlara uğramış ve adapte edilmiş halidir.
George Harrison(1943-2001), The Beatles üyelerinden biriydi malumunuz. Harrison, Beatles’ın dağılmasından sonra kariyerine solo olarak devam etti ve birçok esere daha imza attı. Ayrıca, kişisel alana ufak bir adım atarsak, en sevdiğin Beatles üyesi kimdir sorusuna benim vereceğim yanıt, ne John Lennon ne de Paul McCartney olacaktır, yanıt benim için açık olarak George Harrison’dır.
Beatles’ın dağılmasının ardından solo kariyerine devam eden Harrison’un şarkılarından “My Sweet Lord” (1970) , The Chiffons grubunun 1963 yılında yaptığı “He’s So Fine” isimli şarkıyla benzerlik ve dolayısıyla telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava konusu olur.
George Harrison, New York’ta görülen davada bir hafta boyunca hakimi, telif hakkı ihlalinin söz konusu olmadığına ikna etmeye çalışır, ancak başarısız olur ve davayı kaybeder.
Davayı kaybeden ve süreçte çok yıpranan Harrison, 1976 yılında “This Song” parçasını yazar. “This Song” şarkısı aşağıdaki şekilde başlamaktadır:
“This song has nothing tricky about it (Bu şarkının hileli bir tarafı yoktur)
This song ain’t black or white and as far as I know (Bu şarkı siyah veya beyaz değildir ve bildiğim kadarıyla)
Harrison’un şarkı için yaptığı video ise, bir mahkeme salonunda duruşma esnasında geçmektedir ve videoda hakim, jüriler, avukatlar, polisler, katipler ve izleyiciler yer almaktadır. Harrison video boyunca, davayı tiye alır ve duruşma en sonunda herkesin dans ettiği bir partiye dönüşür.
Diyebiliriz ki, “My Sweet Lord” telif hakkı ihlali davasını kaybetmesi, George Harrison’un “This Song”u yazmasına ve bu komik videoyu yapmasına neden olmuştur.
“This Song” şarkısının videosu izlemek isteyen okurlarımız için aşağıdadır:
Benzerlik iddiasına konu “My Sweet Lord” ve “He’s So Fine” şarkılarını da aşağıdaki bağlantılardan dinleyebilir ve karşılaştırabilirsiniz.
2025 yılı Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün “Fikri Haklar ve Müzik” temasına biz de girişimizi bu yazıyla yapmış oluyoruz. Yıl boyunca, fikri hakların müzikle kesişimi noktalarındaki yeni yazılarda ve olası etkinliklerde görüşmek dileğiyle!
Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nın (WIPO) Cenevre’deki merkezinde düzenlenen uluslararası toplantılara ilgili devlet kurumları ve uluslararası mesleki sivil toplum kuruluşları adına katılanlar veya toplantı tutanaklarından katılımcıları inceleyenler, bu toplantılarda Türkiye’yi temsil edenler arasında Türkiye’nin Cenevre’deki Daimi Temsilciliğinden katılımcıların isimlerini de görmüşlerdir. Dış İşleri Bakanlığında görevli diplomatlarımız olan bu kişiler; katıldıkları, takip ettikleri ve hakkında bilgi notları hazırladıkları toplantılar itibarıyla, fikri hakların birçok alanında derin tecrübe ve donanım elde etmişlerdir. Geçmişte bu görevi ifa eden diplomatlarımızdan olan Dr. Tuğba Canatan Akıcı‘nın, yaklaşık yirmi yıl önce patent ve marka vekili olarak yola çıktığı uygulamada ve akademide edindiği bilgi ve deneyimlerini, uluslararası fikri mülkiyet hukuku müzakerelerindeki tecrübeleriyle birleştirerek ortaya çıkardığı yeni eserini takipçilerimizle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.
Tuğba Hanım bahsettiğimiz mesleki tecrübesine ilaveten IPR Gezgini’nin sıkı bir takipçisidir ve buluşmalarımıza da katılarak bizleri onurlandırmaktadır. Kendisine hem eseri hem de bizlerle paylaştığı dostluğu için en başta ve bir kez daha teşekkür ediyoruz.
Dr. Tuğba CANATAN AKICI’nın “Genetik Kaynaklar ve Bunlarla İlişkili Geleneksel Bilgilerin Korunmasında (Biyokorsanlığın Önlenmesinde) Fikri Mülkiyet Sisteminin Rolü” başlığını taşıyan eserini bu kısa yazıda yazarının kaleminden tanıtacak ve eserin kapsamı hakkında daha net bir fikir verebilmek adına İçindekiler bölümünü sizlerle paylaşacağız.
“Günümüzde genetik kaynaklar ve geleneksel bilgilerin sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel alanlarda önemi giderek daha fazla anlaşılmaktadır. Özellikle biyoteknolojinin gelişimiyle birlikte ilaç, kozmetik, tarım gibi alanlarda yürütülen inovasyon çalışmalarında genetik kaynaklar ve bunlarla ilişkili geleneksel bilgilere yoğun olarak başvurulmaktadır. Öte yandan, bu kaynak ve bilgilere dayalı ortaya çıkan fikri ürünlerden elde edilen faydalar, kaynak ülke ve/veya yerel topluluklarla paylaşılmamaktadır.
Tarihsel olarak genetik kaynaklar ve bunlarla ilişkili geleneksel bilgilerin “insanlığın ortak mirası” ve “kamu malı (public domain)” olarak kabul edilmesi, bunlar üzerinde fikri mülkiyet sistemi aracılığıyla üçüncü kişilerin tekel hakları elde etmesine, kısaca bunların fikri mülkiyet sistemi yoluyla suistimaline neden olmuştur. Bir başka değişle, ülkelerin baş etmek zorunda kaldığı ve giderek daha büyük sorun haline gelen “biyokorsanlık”, genetik kaynak ve geleneksel bilgilere dayanan buluşların patentle korunmasının artmasıyla birlikte fikri mülkiyet haklarının bahşettiği tekelci haklar aracılığıyla da vuku bulmaktadır.
Günümüze kadar genetik kaynaklar ve bunlarla ilişkili geleneksel bilgiler üzerinde kaynak ülke ya da yerel toplulukların rızası alınmaksızın üçüncü kişiler lehine çok sayıda patent tescili sağlanmıştır. Örneğin, Asya kıtasının 4000 yıllık kadim tıp bilgilerine dayanan “zerdeçal”ın (turmeric) yaraları iyileştirmede kullanımı yöntemi için verilen ABD patenti, biyokorsanlığın engellenmesine ilişkin yöntem arayışları için kurulan ilk uluslararası platformlarda en fazla gündeme gelen vakalardan biri olmuş; bu patent Hindistan’ın ısrarlı müdahaleleri sonucunda iptal edilmiştir.
Örnekteki durum kitapta “patent sistemi yoluyla gerçekleşen biyokorsanlık” olarak adlandırılmış ve hakkaniyet dengesini bozan patent sistemi temelli uygulamalar diğer popüler vaka incelemeleriyle somutlaştırılmıştır.
Genetik kaynaklar ve geleneksel bilgilerin korunmasında fikri mülkiyet sisteminin nasıl rol oynayabileceği sorusu temelinde küresel düzeyde hukuki çözüm arayışları yaklaşık yirmi beş yıl önce Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) nezdinde başlamıştır. Bu müzakereler hakkaniyet boyutunda iki farklı tarafı ortaya çıkarmıştır. Bir tarafta dünyanın tehdit ve tehlike altındaki genetik türlerinin çoğuna ev sahipliği yapan ve nesilden nesile aktarılan geleneksel bilgileri muhafaza eden gelişmekte olan ülkeler; diğer tarafta ise bu doğal zenginliği geliştirmek için gereken sermaye ve teknolojiye elinde tutan gelişmiş ülkeler yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, mevcut fikri mülkiyet hakları sisteminin sanayileşmiş batının ilaç, tarım ve kozmetik gibi alanlardaki faaliyetlerinde biyokorsanlık yapma imkânı sunduğunu savunmakta ve bunlardan elde edilen ekonomik gelirlerin adaletsiz dağıtımına vurgu yapmaktadır.
WIPO nezdinde yürütülen bu çalışmalar ilk meyvesini vermiş ve 2024 yılının Mayıs ayında “Genetik Kaynaklar ve Bunlarla İlişkili Geleneksel Bilgiler ve Fikri Mülkiyet Anlaşması” kabul edilmiştir. Bu Anlaşma, fikri mülkiyet sisteminin bu kaynak ve bilgilerin suistimalinin önlenmesinde oynayacağı rolü göstermesi bakımından ilk bağlayıcı uluslararası düzenlemedir. Bu Anlaşmayla, biyokorsanlığın engellenmesinde önemli bir kilometre taşı olan 2010 tarihli “Genetik Kaynaklara Erişim ve Bunların Kullanılmasından Ortaya Çıkan Yararların Adil ve Eşit Paylaşımına Dair Nagoya Protokolü” ne fikri mülkiyet hukuku temelli bir takviye sağlanmıştır.
Kitapta, genetik kaynaklar ve bunlarla ilişkili geleneksel bilgilerin fikri mülkiyet sistemi yoluyla biyokorsanlığa maruz kalmasının önlenmesi amacına yönelik uluslararası hukuktaki mevcut düzenlemeler ile yürütülen müzakereler temelinde inceleme yapılmış; adil bir çözüm için, erişim ve fayda paylaşımına ilişkin uluslararası anlaşmalarla kurulmuş mekanizmaların fikri mülkiyet hakları sistemindeki düzenlemelere entegre edilmesi suretiyle oluşturulacak bütünleşik bir sistem önerilmiştir.
Çalışma konusu özelinde kabul edilen yukarıda maruz Anlaşmayla birlikte ulusal ve uluslararası hukukta bu alana ilginin artması ve konunun hem uygulamada hem de akademide ön plana çıkması beklenmekte olup, bu çalışmanın okuyuculara faydalı olmasını ve bu alandaki çalışmalara ilham vermesini dilerim.”
Tuğba Hanım’a bu özel alandaki önemli ve öncü çalışması için bizler de teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz.
Yürürlüğe girmiş ve uygulanmakta olan bir kanun hükmünün, 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (Anayasa) aykırı olup olmadığına ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından yapılan inceleme, anayasa hukukunda “somut norm denetimi” olarak ifade edilmektedir.
Türk fikrî mülkiyet hukukunun kanun hükmünde kararnameler döneminden aşina olduğu somut norm denetimi, 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) döneminde de birden fazla kez uygulama alanı bulmuştur. Okumak da olduğunuz yazıda; üzerindeki tartışmaların güncelliğini koruduğu, markaların idari iptali uygulamasının normatif temelini oluşturan SMK m.26/1 hükmünün somut norm denetimine ilişkin AYM kararı incelenecektir.
Ankara 4. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından görülmekte olan; tecavüzün önlenmesi, durdurulması, maddi ve manevi tazminat talepleriyle açılan davada, 15.5.2024 tarihinde iddiaların dayanağı olan markanın iptali talebi karşı dava olarak ileri sürülmüştür. Mahkemece, SMK m.26/1 hükmünde yer alan ve Türk Patent ve Marka Kurumuna (TÜRKPATENT) markanın iptali konusunda münhasır yetki veren “Kurum” ifadelerinin, 18.10.1092 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (Anayasa) aykırı olduğu gerekçesiyle somut norm denetimi yolu işletilmiştir.
AYM tarafından; markanın iptaline ilişkin davanın açıldığı tarih itibarıyla, SMK m.192/1,a hükmünde öngörülen ve markaların iptali yetkisinin mahkemelere olduğu sürenin, 10.01.2014 tarihinde dolmuş olması, bu nedenle karşı davanın açıldığı tarih itibarıyla mahkemelerin markaların iptali konusunda yetkisinin sona ermiş olması, bu yetkinin münhasıran TÜRKPATENT’te olması, bakılmakta olan davanın itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin görev alanına girmemesinden ötürü, somut norm denetimi başvurusunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine, oy çokluğuyla karar vermiştir.[1][2]
Karşı oy gerekçesinde, Anayasa m.152 hükmüne göre; somut norm denetimi için görülmekte olan bir davanın varlığı ve kuralın, uygulanacak kural olması şartı arandığı; kuralın, uygulanacak kural olduğu konusunda bir ihtilafın bulunmadığı, çoğunluğun, ortada görülmekte olan bir dava bulunmadığı yönündeki tespitinin hatalı olduğu, markanın iptali davasının karşı dava olarak açıldığı, bunun aynı zamanda esas davalının savunmasını oluşturduğu, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.118/1 hükmüne göre; davanın, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılacağının düzenlendiği, bu anlamda görülmekte olan davanın bulunması şartının da sağlandığı, bu nedenle esas incelemesine geçilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Kanaatimizce Anayasa m.152 hükmünde somut norm denetimi için öngörülen; bakılmakta olan bir davanın ve uygulanacak bir kanun hükmünün bulunması şartları sağlandığından, başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi yönünde çoğunluk kararı isabetli olmayıp, karşı oy gerekçeleri yerindedir. Bu bağlamda itirazın usulden reddi kararının yerinde olmadığı, somut norm denetiminin esas yönünden de gerçekleştirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
İncelemekte olduğumuz ret kararI; norm iptal edilmediği için uygulamayı değiştirmeyeceği gibi, SMK m.26/1 hükmünün ilgili kısımları hakkında tekrar itirazda bulunulmasına da engel değildir. Zira itirazın reddi kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren on yıl boyunca aynı kanun hükmü için Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla tekrar itirazda bulunulamayacağına ilişkin Anayasa m.152/4 hükmünde düzenlenen kısıtlama, sadece AYM’nin işin esasına girerek verdiği ret kararlarıyla sınırlı olup, inceleme konumuzdaki Karar’da olduğu gibi, işin esasına girilmeden verilen ret kararları bakımından geçerli değildir. Son olarak; AYM’nin vermiş oluğu kararın isabetli olmadığını değerlendirmiş olsak da sonuç itibarıyla bağlayıcı ve kesin bir karar mevcut olduğundan, SMK m.26/1 hükmünün esas yönünden de Anayasa’ya uygunluğunun somut norm denetimi yoluyla incelenebilmesi için; markanın iptali talebine ilişkin TÜRKPATENT tarafından verilmiş bir kararın bulunması, bu kararın iptali istemli bir dava açılmış olması ve bu davada somut norm denetimi yoluna başvurulması gerektiği değerlendirilmektedir.
Ön kaydını iptal eden bazı takipçilerimiz nedeniyle, 10 Ocak Cuma akşamı gerçekleştirilecek IPR Gezgini buluşmamız için 5 kişilik boşluğumuz oluştu. Aşağıya kopyaladığımız yazıda detaylarını görebileceğiniz buluşmaya katılmak isteyen dostlarımız taleplerini zaman kaybetmeksizin iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla iletebilirler. Sonraki süreci karşılıklı iletişim içerisinde sürdürürüz. Buluşma hakkında bilgi için aşağıdaki yazımızı okuyabilirsiniz.
2025 yılının IPR Gezgini’nin tüm okurlarına, takipçilerine ve yazarlarına mutluluk, sağlık, başarı, barış ve huzur getirmesini diliyoruz.
Geçen hafta ilk duyurusunu yaptığımız üzere, yeni yılın ilk IPR Gezgini buluşması 10 Ocak Cuma akşamı Ankara’da gerçekleştirilecek ve konsept olarak diğer buluşmalarımızdan farklı olacak.
Buluşmamız 10 Ocak Cuma akşamı saat 19.00’da, Ankara Barosu’nun Ihlamur Sokak No:1, Sıhhiye adresindeki ABEM binasının restoran katında gerçekleştirilecek. Buluşmamız yemekli olacak ve ABEM Çatı Restoranın bizim için özel olarak belirlediği menünün ücretini katılımcılar kendileri ödeyecek. Buluşma için sınırlı bir kontenjanımız olacak ve 30 kişilik maksimum kontenjan içerisine ilk başvuranlar girecek. Daha önceki buluşmalarda üzülerek tecrübe ettiğimiz, katılım bildirimi yapmasına rağmen buluşmaya haber vermeden gelmeyenleri mümkün olduğunca engelleyebilmek için, katılacağını bildirenlerden kapora almayı planlıyoruz. Menü, ücret ve kaporaya ilişkin detayları katılım bildirimi yapanlarla ayrıca paylaşacağız. Şunu da eklemeyi isteriz ki; etkinliğin Ankara Barosu’na ait bir tesiste gerçekleştirilmesi, etkinliğe sadece avukatların katılabileceği anlamına gelmiyor, fikri haklar ortak paydasında buluşan farklı kariyerlere sahip IPR Gezgini takipçilerinin etkinliğe katılımı bizi mutlu edecek.
10 Ocak tarihini seçmemizin birinci nedeni, bu tarihin Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girişinin sekizinci yıldönümü olması; ikinci nedeni ise bu tarihin -o güne dek yeni bir gelişme olmazsa- marka idari iptal uygulamasının uygulamaya girememesinin birinci yıldönümü olacak olması.
Aslında tarihler ve yıl dönümleri bahane, asıl amacımız mesleki ve entelektüel birlikteliğimizi, özgür ve gayriresmî ortamlarda paylaşarak mesleki dostluklarımızı pekiştirmek ve daha üretken, yaratıcı, bürokrasiden ve yapaylıktan uzak, makam – mevki endişesi gözetmeyen, dolayısıyla ifade ve eleştiri özgürlüğünü esas alan yatay ilişki biçimlerinin önünü çalışma alanımızda açmak.
Katılmak isteyen takipçilerimiz iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri e-postayla katılım bildirimlerini bize iletebilirler. Sonraki aşamada ilk 30 kişi arasında yer alan katılımcılarımıza menü, ücret ve kapora bilgilerini e-postayla ileteceğiz.
Buluşma için halen yerimiz var ve katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz. Katılabileceklerle görüşmek üzere!
2025 yılının IPR Gezgini’nin tüm okurlarına, takipçilerine ve yazarlarına mutluluk, sağlık, başarı, barış ve huzur getirmesini diliyoruz.
Geçen hafta ilk duyurusunu yaptığımız üzere, yeni yılın ilk IPR Gezgini buluşması 10 Ocak Cuma akşamı Ankara’da gerçekleştirilecek ve konsept olarak diğer buluşmalarımızdan farklı olacak.
Buluşmamız 10 Ocak Cuma akşamı saat 19.00’da, Ankara Barosu’nun Ihlamur Sokak No:1, Sıhhiye adresindeki ABEM binasının restoran katında gerçekleştirilecek. Buluşmamız yemekli olacak ve ABEM Çatı Restoranın bizim için özel olarak belirlediği menünün ücretini katılımcılar kendileri ödeyecek. Buluşma için sınırlı bir kontenjanımız olacak ve 30 kişilik maksimum kontenjan içerisine ilk başvuranlar girecek. Daha önceki buluşmalarda üzülerek tecrübe ettiğimiz, katılım bildirimi yapmasına rağmen buluşmaya haber vermeden gelmeyenleri mümkün olduğunca engelleyebilmek için, katılacağını bildirenlerden kapora almayı planlıyoruz. Menü, ücret ve kaporaya ilişkin detayları katılım bildirimi yapanlarla ayrıca paylaşacağız. Şunu da eklemeyi isteriz ki; etkinliğin Ankara Barosu’na ait bir tesiste gerçekleştirilmesi, etkinliğe sadece avukatların katılabileceği anlamına gelmiyor, fikri haklar ortak paydasında buluşan farklı kariyerlere sahip IPR Gezgini takipçilerinin etkinliğe katılımı bizi mutlu edecek.
10 Ocak tarihini seçmemizin birinci nedeni, bu tarihin Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girişinin sekizinci yıldönümü olması; ikinci nedeni ise bu tarihin -o güne dek yeni bir gelişme olmazsa- marka idari iptal uygulamasının uygulamaya girememesinin birinci yıldönümü olacak olması.
Aslında tarihler ve yıl dönümleri bahane, asıl amacımız mesleki ve entelektüel birlikteliğimizi, özgür ve gayriresmî ortamlarda paylaşarak mesleki dostluklarımızı pekiştirmek ve daha üretken, yaratıcı, bürokrasiden ve yapaylıktan uzak, makam – mevki endişesi gözetmeyen, dolayısıyla ifade ve eleştiri özgürlüğünü esas alan yatay ilişki biçimlerinin önünü çalışma alanımızda açmak.
Katılmak isteyen takipçilerimiz iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri e-postayla katılım bildirimlerini bize iletebilirler. Sonraki aşamada ilk 30 kişi arasında yer alan katılımcılarımıza menü, ücret ve kapora bilgilerini e-postayla ileteceğiz.
Buluşma için halen yerimiz var ve katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz. Katılabileceklerle görüşmek üzere!
Yaklaşmakta olan yeni yılın IPR Gezgini’nin tüm okurlarına, takipçilerine ve yazarlarına mutluluk, sağlık, başarı, barış ve huzur getirmesini diliyoruz.
2024 yılının son günlerini yaşarken, yeni yılın ilk günlerinde, 10 Ocak Cuma akşamı gerçekleştirilecek 2025 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz. Yeni yılın ilk IPR Gezgini buluşması Ankara’da gerçekleştirilecek ve konsept olarak diğer buluşmalarımızdan farklı olacak.
10 Ocak Cuma akşamı saat 19.00 için planlanan buluşmamız, Ankara Barosu’nun Ihlamur Sokak No:1, Sıhhiye adresindeki ABEM binasının restoran katında gerçekleştirilecek. Buluşmamız yemekli olacak ve önceden belirlenmiş menüler arasından tercihini yapacak katılımcılar kendi seçtikleri menünün ücretini ödeyecek. Buluşma için sınırlı bir kontenjanımız olacak ve 30 kişilik maksimum kontenjan içerisine ilk başvuranlar girecek. Daha önceki buluşmalarda üzülerek tecrübe ettiğimiz, katılım bildirimi yapıp buluşmaya gelmeyenleri mümkün olduğunca engelleyebilmek için, katılacağını bildirenlerden kapora almayı planlıyoruz. Menü, ücret ve kaporaya ilişkin detayları katılım bildirimi yapanlarla ayrıca paylaşacağız. Şunu da eklemeyi isteriz ki; etkinliğin Ankara Barosu’na ait bir tesiste gerçekleştirilmesi, etkinliğe sadece avukatların katılabileceği anlamına gelmiyor, fikri haklar ortak paydasında buluşan farklı kariyerlere sahip IPR Gezgini takipçilerinin etkinliğe katılımı bizi mutlu edecek.
10 Ocak tarihini seçmemizin birinci nedeni, bu tarihin Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girişinin sekizinci yıldönümü olması; ikinci nedeni ise bu tarihin -o güne dek yeni bir gelişme olmazsa- marka idari iptal uygulamasının uygulamaya girememesinin birinci yıldönümü olacak olması.
Aslında tarihler ve yıl dönümleri bahane, asıl amacımız mesleki ve entelektüel birlikteliğimizi, özgür ve gayriresmî ortamlarda paylaşarak mesleki dostluklarımızı pekiştirmek ve daha üretken, yaratıcı, bürokrasiden ve yapaylıktan uzak, makam – mevki endişesi gözetmeyen, dolayısıyla ifade ve eleştiri özgürlüğünü esas alan yatay ilişki biçimlerinin önünü çalışma alanımızda açmak.
Katılmak isteyen takipçilerimiz iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri e-postayla katılım bildirimlerini bize iletebilirler. Sonraki aşamada ilk 30 kişi arasında yer alan katılımcılarımıza menü, ücret ve kapora bilgilerini e-postayla ileteceğiz.
Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!
Son olarak; yeni yılınızı tekrar kutluyor ve yazının başındaki dileklerimize ilaveten, yeni yılın fikri haklar alanında bizler ve ülkemiz için daha üretken, yapıcı, olumlu gelişme ve haberleri yanında getiren bir dönem olmasını diliyoruz.
Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliği (Yönetmelik) m.6/3 hükmüne göre; Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT) nihai karar mercii olan Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi (YİDD) bünyesinde yer alan kurullar (YİDK), verecekleri karara etki edecek bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında ara karar verebilir.
Yönetmelik m.6/3 hükmüne göre; bir konunun bekletici sorun yapılabilmesi için tek şart, belirtilen konunun verilecek karara etki etme kabiliyetinin bulunmasıdır. Bununla birlikte hükmün sonunda yer alan “verebilir” ifadesi ile böyle bir konunun varlığı hâlinde dahi YİDK’ye, bekletici sorun kararı verme konusunda takdir hakkı tanınmıştır. Bu takdir hakkının kullanılmasına ilişkin sınai mülkiyet mevzuatında herhangi bir sınırlama getirilmemekle birlikte, TÜRKPATENT’in bir idari merci olması, verdiği kararların da idari nitelikte olması nedeniyle idari işlem ve eylemlerde takdir hakkının kullanılmasına ilişkin sınırlamaların, YİDK tarafından verilecek (ya da verilmeyecek) bekletici sorun kararları bakımından da geçerli olduğu değerlendirilmektedir.
Yönetmelik m.6/3 hükmünde belirtilen “karara etki edecek bir konu” tipik örneklerinden biri de bir marka başvurusunun reddine engel olabilecek nitelikteki bir markanın hükümsüzlüğü ya da iptaline ilişkin başlatılmış ve devam eden hukuki süreçlerdir. Hatta bu süreçlerin bazılarında; redde gerekçe markanın kötü niyetli şekilde tescil ettirilmiş olduğu, bu markanın gerçek hak sahibinin, reddedilen sonraki tarihli başvurunun sahibi olduğu ve Sicil’de başkası adına tescilli görünen, ancak gerçek hak sahibinin kendisi olduğu bu markanın varlığı sonlandırılmadan markasını tescil ettiremediği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Ne var ki yine böylesi durumlarda dahi YİDK’nin tescile engel markanın hükümsüzlüğü veya iptali istemiyle yürütülen hukuki süreçleri bekletici mesele yapmadığı durumlarla karşılaşılmaktadır.
Ankara 5. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, YİDD kararının iptali istemine ilişkin bakmakta olduğu davada vermiş olduğu 10.05.2023 tarihli ve E.2022/221, K.2023/230 sayılı güncel karar ile YİDK’nin “bekletici sorun” yapma konusundaki takdir yetkisi etraflıca ele alınmış ve bu yetkinin sınırlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.[1] Kararda özetle; YİDK’nin karar verdiği anda, redde mesnet markanın hükümsüzlüğüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararının üzerinden bir yıl veya daha uzun bir süre geçmişse, bu kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılmasının “kamu yararı” ve “hizmetin gerekleri”ne uygun olduğu, TÜRKPATENT’in asli görevlerinden olan düzenli işleyen bir sınai mülkiyet koruma sistemi tesis edilmesinin gereği olduğu tespit edilmekte, takdir yetkisinin aksi yönde kullanılmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Kararın ilgili bölümleri aşağıda yer almaktadır:
Redde gerekçe oluşturan bir markaya ilişkin olarak yürütülen ve henüz başlangıç aşamasında olan, sözgelimi bir hükümsüzlük davasında henüz ilk derece mahkemesinde dilekçeler teatisi dahi tamamlanmamış olan veya idari iptal başvurusu henüz karşı tarafa dahi tebliğ edilmemiş olan bir sürecin bekletici sorun yapılması, akıbeti konusunda tahmin dahi yürütülemeyen redde mesnet marka sahibi aleyhine orantısız bir tasarruf olacaktır. Bununla birlikte yukarıdaki kararda isabetli olarak belirtildiği gibi; redde mesnet markaya ilişkin verilmiş bir hükümsüzlük kararı varsa ve bu karar kanun yolu incelemesindeyse, anılan kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılması, redde mesnet markanın varlığını sürdürmeyeceği yönünde makul bir beklenti oluştuğu için menfaatler dengesine uygun olacaktır. Oysaki TÜRKPATENT uygulamasında redde gerekçe markanın hükümsüzlüğüne ilişkin karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedildiği durumlarda dahi, “bekleme süresinin belirsiz olduğu”, “kararın kesinleşmesinin sınırsız şekilde beklenemeyeceği” gibi gerekçelerle bekletici mesele yapılması taleplerinin reddedildiği durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu ret kararları neticesinde; redde gerekçe marka sahibinin yeni bir başvuru yaparak, olası hükümsüzlük veya iptal kararlarını dolanması riski ortaya çıkmakta, başvurusu reddedilen marka sahibi ise redde gerekçe markanın akıbeti kesin şekilde belli olana kadar, Sicil’de boşluğa mahal vermemek için birbirini takip eden başvurular yapmak zorunda kalmaktadır. Bekletici sorun yapılmasına ilişkin talebin, yukarıdaki şekilde reddedilmesi; hem sonraki tarihli başvuru sahibi, hem yargı sistemi hem de TÜRKPATENT bakımından yersiz bir iş gücü, zaman ve para kaybına neden olmaktadır.
İncelemeye konu karar çerçevesinde; YİDK’nin, bekletici sorun yapılmasına ilişkin talebi değerlendirirken, bekletici sorun yapılan sürecin belli bir aşamaya gelip gelmediğini, gelinen aşamada redde gerekçe markanın varlığının sona ereceğine ilişkin bir emare olup olmadığını dikkate alması, beklenecek sürenin belirsiz olması gibi soyut gerekçelerle bekletici mesele taleplerini reddetmemesi beklenmektedir. Uygulamanın belirtilen şekilde olmasının, kamu yararına, hizmetin gereklerine uygun olacağı, aksi yöndeki kararların iptal edilme riskiyle karşı karşıya kalacağı değerlendirilmektedir.
IPR Gezgini Ankara buluşmasına sadece bir hafta kaldı. Sondan bir önceki hatırlatmamızı yapıyoruz.
2024 yılı ilkbaharında İstanbul’da bir buluşma yapmıştık, ama asıl göz ağrımız olan ve beşincisini düzenleyeceğimiz Ankara etkinliğini sonbahara saklamıştık.
Ankara buluşmamız için programı uygun olan herkesi, 3 Ekim Perşembe akşamı bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 3 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya gelecek!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Tekrarını herkes bekliyordu ve o gün yaklaşıyor.
Soğuk günler gelmeden 2024 yılı IPR Gezgini Ankara buluşmasını 3 Ekim Perşembe akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanımız son üç buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece havadar bir mekanda olacağız).
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Önceden belirlenmiş menü, katılım ücreti yok; herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Katılım taleplerini Ekim ayı başına dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj yoluyla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılım için ismini bildirip sonradan hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, çünkü anlaştığımız yerlere yaklaşık kişi sayısı bildiriyoruz ve onlara karşı mahçup olmak istemiyoruz. Kayıt yaptırmanıza rağmen katılamayacaksınız lütfen bize önceden bilgi verin.
Geçtiğimiz hafta duyurduğumuz IPR Gezgini Ankara Buluşması için ikinci hatırlatmamızı yapıyoruz.
2024 yılı ilkbaharında İstanbul’da bir buluşma yapmıştık, ama asıl göz ağrımız olan ve beşincisini düzenleyeceğimiz Ankara etkinliğini sonbahara saklamıştık.
Ankara buluşmamız için programı uygun olan herkesi, 3 Ekim Perşembe akşamı bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 3 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya gelecek!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Tekrarını herkes bekliyordu ve o gün yaklaşıyor.
Soğuk günler gelmeden 2024 yılı IPR Gezgini Ankara buluşmasını 3 Ekim Perşembe akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanımız son üç buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece havadar bir mekanda olacağız).
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Önceden belirlenmiş menü, katılım ücreti yok; herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Duyurumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini Ekim ayı başına dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj yoluyla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılım için ismini bildirip sonradan hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, çünkü anlaştığımız yerlere yaklaşık kişi sayısı bildiriyoruz ve onlara karşı mahçup olmak istemiyoruz. Kayıt yaptırmanıza rağmen katılamayacaksınız lütfen bize önceden bilgi verin.
Geçtiğimiz hafta duyurduğumuz IPR Gezgini Ankara Buluşması için ilk hatırlatmamızı yapıyoruz.
2024 yılı ilkbaharında İstanbul’da bir buluşma yapmıştık, ama asıl göz ağrımız olan ve beşincisini düzenleyeceğimiz Ankara etkinliğini sonbahara saklamıştık.
Ankara buluşmamız için programı uygun olan herkesi, 3 Ekim Perşembe akşamı bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 3 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya gelecek!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Tekrarını herkes bekliyordu ve o gün yaklaşıyor.
Soğuk günler gelmeden 2024 yılı IPR Gezgini Ankara buluşmasını 3 Ekim Perşembe akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanımız son üç buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece havadar bir mekanda olacağız).
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Önceden belirlenmiş menü, katılım ücreti yok; herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Duyurumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini Ekim ayı başına dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj yoluyla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılım için ismini bildirip sonradan hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, çünkü anlaştığımız yerlere yaklaşık kişi sayısı bildiriyoruz ve onlara karşı mahçup olmak istemiyoruz. Kayıt yaptırmanıza rağmen katılamayacaksınız lütfen bize önceden bilgi verin.
IPR Gezgini Ankara Buluşmalarının beşincisinin takvimi belli oldu!
2024 yılı ilkbaharında İstanbul’da bir buluşma yapmıştık, ama asıl göz ağrımız olan Ankara etkinliğini sonbahara saklamıştık.
Ankara buluşmamız için programı uygun olan herkesi, 3 Ekim Perşembe akşamı bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 3 Ekim Perşembe akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya gelecek!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Tekrarını herkes bekliyordu ve o gün yaklaşıyor.
Soğuk günler gelmeden 2024 yılı IPR Gezgini Ankara buluşmasını 3 Ekim Perşembe akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanımız son üç buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece havadar bir mekanda olacağız).
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Önceden belirlenmiş menü, katılım ücreti yok; herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Duyurumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini Ekim ayı başına dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj yoluyla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılım için ismini bildirip sonradan hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, çünkü anlaştığımız yerlere yaklaşık kişi sayısı bildiriyoruz ve onlara karşı mahçup olmak istemiyoruz. Kayıt yaptırmanıza rağmen katılamayacaksınız lütfen bize önceden bilgi verin.
Fikri haklar camiamızın öncü ve sevilen isimlerinden Erkan Sevinç’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Bu yazı Erkan Sevinç’e sevgi ve saygımızı sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.
8 Ağustos Perşembe sabahı Türk fikri haklar camiasında üzücü bir haber yayılmaya başladı. Birçoğumuzun tanıdığı ve sevdiği, kişisel olarak tanımayanların da mutlaka ismini duymuş olduğu meslektaşımız/arkadaşımız Erkan Sevinç henüz 50’li yaşlarının başında beklenmedik şekilde hayatını kaybetti.
Ölüm haberleri her halde üzücü olsa da genç ve beklenmedik olanların daha sarsıcı olduğu şüphesiz. Dolayısıyla, haberi alan tüm meslektaşlarımız, Erkan’ı yakından veya uzaktan ne şekilde tanırlarsa tanısınlar derin bir üzüntüye kapıldılar. Geçtiğimiz Perşembe gününden başlayarak meslektaşlarımız ve fikri haklar platformları tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlar hiç şüphesiz Erkan’ın ne denli sevildiğinin ve takdir edildiğinin göstergesi oldu.
Bu kısa yazı her ne kadar yeterli olmayacaksa da, Erkan Sevinç’i fikri haklar anlamında tanıtacak olursak:
Türk ve Avrupa Patent Vekili, Avrupa Birleşik Patent Mahkemesi (UPC) Vekili unvanlarına sahip Erkan Sevinç, İstanbul Patent firmasının yönetici ortağı olarak 25 yılı aşkın süredir fikri haklar camiamıza katkı vermekteydi. Erkan’ın camiamıza katkıları alandaki sivil toplum kuruluşları bağlamında da karşımızdaydı, kendisi AIPPI Türkiye ve LES Türkiye derneklerinin kurucu üyesi olmasının yanısıra FICPI ve EPI üyesiydi. Erkan’ın en önemli katkılarından birisi de 25 yılı aşkın süre boyunca bilgilerini paylaştığı, bir anlamda yetiştirdiği yüzlerce patent vekilinin şu an piyasada aktif biçimde faaliyette olmasıdır. Tüm bunlara ilaveten, Mahkemeler nezdinde hazırladığı çok sayıdaki bilirkişi raporu da kendisinin alanımıza katkıları arasında sayılmalıdır.
IPR Gezgini’nin pandemi yıllarında Clubhouse platformunda düzenlediği fikri haklar buluşmalarının birine de katılan Erkan, bilgi birikimini bizlerle de paylaşma nezaketini göstermişti.
Sözü bu noktada Erkan’ı en yakından tanıyan İstanbul Patent’teki çalışma arkadaşlarına bırakıyor ve onlar adına sunulan satırları sizlere aktarıyoruz:
Nefes almanın bile canımızı yaktığı, karmakarışık duygular içinde olduğumuz bu günlerde Erkan’a dair yazacaklarımız hem yetersiz hem eksik kalacak. İyiniyetli, sağduyulu, alçakgönüllü, soğukkanlı, çalışkan kişiliğinle her birimizin hayatına ayrı ayrı dokundun. Sen ki her zaman adil olmaya özen gösterirdin ama sonsuzluğa gittiğin bu zamansız yolculuk hiç adil olmadı. Keşkelerimizle, hayal kırıklıklarımızla ve hafızalarımıza kazınmış anılarımızla yapayalnız kaldık. Huzur içinde uyu.
Erkan Sevinç’i fikri haklar camiamıza sağladığı katkılar ve bıraktığı unutulmayacak izler bağlamında andığımız yazıyı bitirirken; ailesine, sevenlerine ve İstanbul Patent’e baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Hatıranın önünde saygıyla eğiliyoruz, huzur içinde uyu…
Olimpiyat oyunlarının kalbi bu yıl 26 Temmuz ilâ 11 Ağustos tarihleri arasında Paris’te atacak. Bu yazıda dünyanın dört bir yanındaki spor tutkunları tarafından heyecanla beklenen bu etkinliğe ait sembollere ve perde arkasındaki güçlü fikri mülkiyet koruma kalkanına değinilecektir.
Günümüzde gerçekleştirilen oyunların kaynağının M.Ö. 776 ilâ M.S. 393 yılları arasında Olympia’da düzenlenen Antik Olimpiyat Oyunları olduğu ifade edilmektedir[1]. 1800’lü yılların başlarında, Yunanistan halkının talebiyle bu oyunları canlandırmaya yönelik bazı girişimlerde bulunulsa da uluslararası alanda böyle bir organizasyonun düzenlenmesi fikri Pierre de Coubertin tarafından gündeme getirilmiştir. Coubertin’in23 Haziran 1894 günü Paris, Sorbonne’da organize ettiği kongrede öne sürdüğü bu fikir uygun bulunmuş ve ilk etkinlik 1896 yılında Atina ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir[2].
Dünya çapında güçlü bir etkiye sahip olan Olimpiyat Oyunları İsviçre’nin Lozan kentinde yer alan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından organize edilmektedir. Kâr amacı gütmeyen ve bağımsız bir kuruluş olan IOC’nin misyonu, dünya genelinde sporcuları teşvik etmek ve Olimpiyat Hareketi’ne liderlik etmektir. Bu amaçla IOC’nin her gün dünya genelindeki sporculara ve spor organizasyonlarına destek olarak 4.2 milyon ABD Doları aktardığı belirtilmektedir[3]. IOC sağladığı bu maddi döngüyü devam ettirebilmek adına çeşitli gelir kaynakları oluşturmuştur. Bu kaynağın önemli bir kısmının Olimpiyat Oyunları kapsamındaki fikri mülkiyet varlıklarının stratejik kullanımından elde edildiği ifade edilmektedir[4].
Olimpiyatlar bilindiği üzere IOC tarafından bir ev sahibi şehrin seçilmesiyle başlamaktadır. Bu organizasyonun kendi şehrinde gerçekleştirilmesini isteyen ülkeler IOC’ye ev sahipliği yapma ilgilerini ifade etmektedirler. Adaylık prosedürünün bir parçası olarak şehirler tarafından sunulan dosyada, telif hakkı korumasına uygun şekilde meydana getirilen edebi, sanatsal ve görsel-işitsel eserlerin, marka ve endüstriyel tasarım korumasından faydalanabilecek logolar, tasarımlar, amblemler ile sloganların ve etkinliğin gerçekleştirilmesiyle ilgili diğer bilgilerin detayları yer almaktadır. Seçilen şehrin tüm dosya kapsamındaki maddi ve manevi sembolleri, fikri mülkiyet koruması altına alınmaktadır.
İlgili yılda, Olimpiyat Oyunlarının gerçekleştirileceği ev sahibi olarak belirlenen ülkenin Ulusal Olimpiyat Komitesi ve ilgili şehir, “Ev Sahibi Şehir Sözleşmesi” (HCC) olarak bilinen bir anlaşmayı imzalayıp Olimpiyat Oyunları Organizasyon Komitesini (OCOG) kurmaktadır. Bu komite belirlenen ev sahibi şehirde yasal bir varlık haline gelmektedir. IOC daha sonra OCOG’ye fikri mülkiyet korumalı varlıkları kullanma izni vererek sponsorlarla iç ticari ilişkiler kurma yetkisi tanımaktadır. Bu da Olimpiyat oyunlarının gerçekleştirilmesine yönelik maliyetleri desteklemek için gelir elde edilmesine katkı sağlamaktadır.
Günümüzde Olimpiyat Oyunları, bir spor organizasyonundan çok daha fazla şey ifade etmektedir. Bu organizasyon hem ev sahibi ülkede hem de uluslararası alandaki çeşitli işletmeler için gelir kaynağı haline gelmiştir. Pek çok işletme bu organizasyonda sponsor olabilmek için ciddi yatırımlar yapmaktadır. Örneğin, lüks devi LVMH’nin 2024 Oyunları’nı sponsorluğu kapsamında yaklaşık 130 milyon sterlin ödediği bildirilmekle birlikte bu ay sonunda başlayacak oyunlardan elde edilecek sponsorluk gelirlerinin 1.08 milyar sterlini aşması beklenilmektedir[5].
Ayrıca bu sene Türkiye için de bir ilk yaşanmaktadır. Aralık 2023’te yapılan açıklamaya göre Trendyol, Olimpiyatlarda IOC’nin ilk Türk partneri olarak yer alacaktır[6].
Anlaşılacağı üzere tüm bu sponsorluk yarışının en önemli amaçlarından biri, Olimpiyat Oyunları kapsamında ilgili markanın Olimpiyat sembolleri ile yan yana özgürce kullanarak bu alanda elde edilecek maddi kazanca ortak olabilmektir. IOC, şirketlere Olimpiyat Oyunları ile ilgili sembolleri pazarlamak ve reklam yapmak için münhasıran kullanma hakkı karşılığında finansal destek ve ayni katkılar karşılığında resmi ortaklıklar sunmaktadır.
Peki bu Olimpiyat Sembolleri nelerdir?
İlk defa 1908 yılında “Annuaire du Comité International Olympique” başlığı altında yayımlanan Olimpiyat Şartnamesi, Olimpiyatlarla ilgili temel prensiplere yönelik IOC tarafından benimsenen kurallar ve iç yönergeleri içeren kurallar bütününü içermektedir. Güncel Olimpiyat Şartnamesi’nin 7.4 maddesinde[7] yer verilen Olimpik Mülklerin tüm haklarının IOC’ye ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu mülkler sırasıyla şunları içermektedir:
Olimpiyat Adı: Olimpos Dağı’ndan gelen[8] Olimpiyat (Olympic) ismi IOC tarafından marka olarak koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu koruma genel olarak halkın zihninde korunan işaretlerle ilişki kurabilecek kadar benzer kabul edilen ibareleri de kapsamaktadır. Bunların yanı sıra ev sahibi Şehir + Yıl kombinasyonları da marka koruması altına alınmaktadır. Günümüzde Olimpiyat sembolleriyle fikri mülkiyet koruması o kadar önemli hale gelmiştir ki ülkeler henüz resmi olarak davet edilmedikleri ön aşamada dahi bu tescilleri gerçekleştirebilmektedir. Örneğin “PARIS 2024” ifadesi ve bu ibareyi içeren çeşitli işaretler 2016-2017 gibi erken bir tarihte kaydedilmiştir[9].
Bunun yanı sıra Olimpiyatlarda yarışacak olan ülkelerin de ulusal takımlarının kullanacakları ibareleri etkinliğin birkaç yıl öncesinden tescil ettiği görülmektedir. Örneğin ülkemizi Olimpiyatlarda temsil edecek olan “Team Türkiye” ibaresi 2021 yılında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi adına tescil edilmiştir[10].
Olimpik sembol: “Olimpiyat halkaları” olarak da bilinen bu sembol, mavi, sarı, siyah, yeşil ve kırmızı renkli birbirine geçen beş halkadan oluşmaktadır. Bu sembol, 1913 yılında Olimpiyatların başlamasına öncülük eden Coubertin tarafından oluşturulmuştur. Bu eşit boyuttaki beş halkanın beş yerleşik kıta olan Avrupa, Asya, Afrika, Okyanusya ve Amerika’yı temsil ettiği ifade edilmektedir[11].
1981 yılında, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) aracılığıyla hazırlanan Nairobi Antlaşması ile elli iki devlet bu iç içe geçmiş beş halka sembolünün IOC’nin izni olmadan ticari amaçlarla kullanıma karşı korumayı taahhüt etmiştir. Bu anlaşmaya üye olmayan ülkeler ise bu sembollerin korunmasını ulusal boyuttaki yasal düzenlemelerle gerçekleştirmektedir. Örneğin Türkiye Nairobi Antlaşmasına üye değildir; ancak 3796 sayılı İstanbul Kentinde Yapılacak Olimpiyat Oyunları Kanunu’nun 18.maddesi kapsamında ilgili sembol, koruma altına alınmıştır.
Maskotlar: 1972 yılında Almanlar tarafından tanıtılan resmi maskot Waldi’den bu yana maskotlar Olimpiyat oyunlarının bir parçası haline gelmiştir. Maskotlar da tıpkı Olimpiyat adları gibi fikri mülkiyet stratejisinin bir gereği olarak çok önceden tescil edilmektedir[12].
Bayrak: Koruma altındaki bir diğer sembol olan Olimpik Bayrak, kenarı olmayan beyaz bir arka plana sahiptir. Beş renkli iç içe halkalar da bayrağın ortasında bulunmaktadır. Coubertin, halkaların renklerinin arka plan rengi beyaz ile birlikte, her rakip ülkenin bayrağını oluşturan renkler olduğunu belirtmiştir[13]. (İsveç’in mavisi ve sarısı, Yunanistan’ın mavisi ve beyazı, Fransa, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Belçika, İtalya ve Macaristan’ın üç renkli bayrakları ve İspanya’nın sarı ve kırmızısı gibi…)
Motto: Coubertin tarafından önerilen Latince “Citius, Altius, Fortius” (Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü) sloganı Olimpiyat Şartnamesinde korunan semboller arasında yer almaktadır. 2021 yılında sloganın sonuna ‘Birlikte’ kelimesi de eklenmiştir[14].-“Citius, Altius, Fortius – Communiter”
Marş: Spiro Samara tarafından 1896’daki ilk modern Olimpiyat için bestelenen Olimpiyat Marşı, 1960’tan beri her oyunda resmi Olimpiyat marşı olarak kullanılmaktadır. (Bir dönem her organizasyon için ayrı beste ve yarışma gibi uygulamalar gerçekleştirilse de sonradan bu uygulamalardan vazgeçilmiştir.)
Olimpik ateş ve meşaleler: Olimpiyat Oyunları’na geri sayımın başladığını belirten bir sembol olarak Olympia’da yakılan bu ateş, bu yıl da Paris’te gerçekleştirilecek olan Olimpiyat Oyunlarının geri sayımı için 16 Nisan 2024’te yakılmıştır[15].
Bu ateşin taşıyıcısı olan Olimpiyat Meşalesi, gerçekleştirilen her olimpiyat dönemi için özel olarak tasarlanmakta olup tasarım, telif hakkı ve patent (bkz. JP2018071896A) gibi fikri mülkiyet hakları çerçevesinde koruma altına alınmaktadır. Öte yandan açılış töreninde Olimpiyat stadyumunda Olimpiyat Meşalesini taşıyan Olimpiyat Kazanı da fikri mülkiyet hakları çerçevesinde korunmaktadır.
Sayılan bu sembollerin yanı sıra koruma altındaki bir diğer fikri mülkiyet varlığı da yayın haklarıdır. IOC’nin gelirinin yaklaşık %73’ünü oluşturan yayın haklarının en değerli fikri mülkiyet varlığı olduğu ifade edilmektedir[16]. IOC tarafından kurulan Olympic Broadcasting Services (OBS) Olimpiyat yayınlarına ait içeriğin üretimini gerçekleştirmektedir. Sonrasında bu içerik, belirli bir ödeme karşılığında yayın hakkını elde eden BBC gibi ulusal yayıncılar ve medya kuruluşları aracılığıyla ilgili kanallarda yayınlanabilmektedir. Dolayısıyla Olimpiyat Oyunlarındaki tüm performanslar fikri mülkiyet hakları kapsamında koruma altındadır.
Olimpiyat varlıklarının korunmasında IOC tarafından gösterilen hassasiyete çeşitli ülkeler de kendi ulusal yasalarıyla destek olmuştur. Bu yasalarla sadece Olimpiyat mülklerinin korunması değil, aynı zamanda Olimpiyat Oyunları kapsamında yürütülen ticari faaliyetlerdeki haksız rekabet ile mücadele edilmesi ve özellikle Olimpiyat mekanları ve çevresindeki reklamların tek elden yönetilebilmesi hedeflenmiştir. Bu yönde ortaya çıkan ilk özel mevzuat Montreal 1976 Olimpiyat Oyunları öncesinde Kanada’da kabul edilmiştir. Sidney 2000 Olimpiyat Oyunları’ndan itibaren de tüm ev sahibi ülkeler bu tür mevzuatlara başvurmuştur[17]. Ancak 2008 Pekin Olimpiyatlarından itibaren ulusal yasalarla sağlanan korumanın arttırıldığı ifade edilmektedir[18].
Son zamanlarda bu korumanın özellikle Olimpiyat marka korumasının sınırları zorladığı tartışılmaktadır. Öyle ki Olimpiyatların gerçekleştirileceği ülke halkı şayet Olimpiyat sembollerine yönelik koruma sisteminden haberdar değilse güçlü yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. Örneğin 2012 Londra Olimpiyatlarında kendi ülkesindeki Olimpiyat coşkusunu paylaşmak isteyen bir çiçekçi, kağıtlardan tasarladığı Olimpiyat Sembolünü dükkân vitrininde sergilediği için 20.000 sterlinlik bir para cezası riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Aynı şekilde etlerini olimpiyat sergisi şeklinde düzenleyen yerel bir kasap, dükkanını kapatma yaptırımıyla karşılaşmıştır[19]. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin eski pazarlama direktörü ve aynı zamanda IOC tarafından gerçekleştirilen sponsorluk uygulamasının da fikir babası olan Michael Payne, marka koruma konusundaki bu aşırı titiz uygulamaların oyunlara zarar verme riski taşıdığını ifade etmiştir[20]. Dolayısıyla uygulamaların amacından sapma riski taşıdığı halkı Olimpiyat sevgisini benimsemekten uzaklaştırdığı görülmektedir.
Olimpiyat Hareketi’nin amacının, her türlü ayrımcılıktan uzak şekilde spor yoluyla barışçıl ve daha iyi bir dünya inşa etmeye katkıda bulunmak olduğu ifade edilmektedir[21]. Bu nedenle karşılıklı anlayış, dostluk ve dayanışma ruhunu zedeleyebilecek amacı aşan koruma önlemlerinden ziyade, bilhassa küçük işletmelere yönelik daha esnek ve hoşgörülü davranılmasına özen gösterilmesi önem arz etmektedir.
[18] Daniel A. Craig, “Bad Sports: Has Olympic Brand Protection Gone Too Far?, South Carolina Journal of International Law and Business: Vol. 9, Iss. 2, Article 7, 2013, s.376, https://scholarcommons.sc.edu/scjilb/vol9/iss2/7
2022 yılının Şubat ayında başlayan ve tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Rusya’nın Ukrayna işgalinin üzerinden yaklaşık 2,5 yıl geçti. Bu konunun fikri haklarla bağlantısı üzerine ilk yazımı 2022 yılının Mart ayında IPR Gezgini’nde yayımlamış ve küresel markaların sahiplerinden bazılarının aldıkları kararlar ile Rusya’nın bu kararlar karşısındaki tutumundan bahsetmiştim. Bugünkü yazımda ise, Avrupa Birliği (AB) Konseyi tarafından Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar hakkında genel bilgi verip, fikri mülkiyet alanı ile ilgili yeni eklenen yaptırım maddelerinden bahsedeceğim.
AB Konseyi yaptırımları, gerçek veya tüzel kişi olması fark etmeksizin, yaptırımın hedefi kişilerin (“belirlenmiş kişiler”) fon veya ekonomik kaynaklarının her türlü kullanımını, erişimini, transferini engeller ve hiç kimse tarafından kullanılmamasını amaçlar. Fikri mülkiyet hakları, maddi olmayan ekonomik kaynaklardır, dolayısıyla onlar da bu tip yaptırımların konusu olabilir ve yaptırım uygulanması halinde, ilgili kurumların fikri mülkiyet haklarının kullanımını engellemesi veya bu haklara ilişkin taleplerin incelenmesini engellemesi söz konusu olabilir. AB Konseyi yaptırımları aynı zamanda, belirlenmiş kişilerin sahibi olduğu veya kontrol ettiği kişilere de aynı şekilde daha fazla fon veya ekonomik kaynak sağlanmasını yasaklayabilir. Çok basit olarak açıklamak gerekirse fikri haklar özelinde yaptırımlar, yasağın uygulandığı andan itibaren belirlenmiş kişilere ait veya onlar tarafından başlatılacak fikri haklarla ilgili herhangi bir işlemin Birlik kurumları veya AB üyesi ülkelerin ulusal kurumları nezdinde yapılamaması anlamına gelebilecektir. Aynı zamanda, bu yaptırımlar sadece AB Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) tarafından değil, AB’ye üye devletlerin ulusal marka/patent ofisleri tarafından da uygulanabilecektir. Bu çerçevede, yaptırım uygulanan belirlenmiş kişilerin fikri haklara ilişkin başvuru, lisans, devir, itiraz, patent raporu vs gibi tüm işlemleri kabul edilmeyecektir. Ancak fikri mülkiyet hakları, eğer NCA (National Competition Authorities – bkz: https://competition-policy.ec.europa.eu/antitrust-and-cartels/european-competition-network/national-competition-authorities_en) tarafından istenen şartlar sağlanır ise, donmuş kalmaları şartıyla yenilenebilecektir. Tüzüğe veya ulusal hukuka göre gerekli olmadıkça koruma altında fikri hakların geçersiz kılınması veya iptal edilmesi gerekmeyecektir, çünkü yaptırımların amacı belirlenen kişileri haklarından mahrum bırakmak değildir. Bir fikri mülkiyet hakkı, eğer yenilenmez ise bir hak kaybına neden olacağından, koşulların sağlanması şartıyla ve NCA da uygun görürse üye devletteki bir banka tarafından dondurulan fonların yenileme ücretini ödemek üzere serbest bırakılmasına izin verilebilir. (bkz: https://finance.ec.europa.eu/document/download/7072be27-ddc0-45d1-9f21-025aa9aff85a_en?filename=faqs-sanctions-russia-ipr_en.pdf )
Rusya ile ilgili yaptırımlar ise, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırısının ardından Rusya’nın ekonomik tabanını zayıflatmak, onu kritik teknolojilerden ve pazardan mahrum bırakmak amacıyla başlatılmıştı. AB Konseyi tarafından kabul edilen ilk paketler; çift kullanımlı ve savunmayla ilgili malların ihracatının yasaklanması, Rusya ile ticaret veya yatırım için kamu finansmanının engellenmesi, petrol rafinasyonuyla ilgili ihracatın kısıtlanması, havacılık sektörüne kısıtlamalar getirilmesi, Rusya’nın SWIFT sisteminden menedilmesi gibi çeşitli finansal faaliyetlerin yasaklanması tedbirlerini içeriyordu. Aynı yılın devam eden aylarında yaptırımlar genişletilerek Rus devleti mülkiyetindeki belirli işletmeler ve dört önemli Rus bankasıyla işlemler tamamen yasaklandı. Ardından demir ve çelik ürünleri ithalatı ile lüks mal ihracatı yasaklandı ve kömür yasağı, liman yasağı, karayolu taşımacılığı yasağı, petrol ithalatı yasağı dahil olmak üzere ek mali ve ticari hizmetlere yönelik başka önlemler uygulamaya konuldu. 2023 yılı boyunca Konsey, AB operatörlerinin Rusya’dan çekilmesini kolaylaştıracak önlemler gibi ek ticaret, ulaşım ve enerji önlemlerini uygulamaya koymaya devam etti ve Rus elmaslarına, çelik üretimine yönelik hammaddelere, işlenmiş alüminyum ürünlere ve diğer metal ürünlere yeni bir ithalat yasağı getirdi. (bkz: https://www.sanctionsmap.eu/#/main/details/61,26/?search=%7B%22value%22:%22%22,%22searchType%22:%7B%7D%7D)
Rus hükümeti ve mahkemeleri ise bu yaptırımlar karşısında şimdiye kadar AB üye devletlerinin fikri mülkiyet haklarını Rusya’da koruma dışı bırakacak şekilde gayri meşru karşı hareketlerde bulundu. Bu da Rus endüstrisi için aşırı bir rekabet avantajı sağladı ve Rus gelirlerine katkıda bulunarak Ukrayna’da savaş yürütmesine olanak sağladı. Bu nedenle yaptırımlar konusunda ara ara zaten güncellemeler yapılıyordu. En son yapılan ve bizi ilgilendiren güncelleme ise AB Konseyi tarafından 24 Haziran 2024 tarihinde yayımlandı. 2024/1745 sayılı Tüzük’le yeni eklenen 19. maddenin 5s fıkrası fikri haklarla ilgili yaptırımları içermektedir:
“Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi veya birliğe üye devletlerin kendi ulusal marka/patent ofisleri veya diğer kurumları; Rusya vatandaşları, Rusya’da ikamet eden kişiler, Rusya’da kurulu tüzel kişiler, Rusya’da kurulu kuruluşlar veya organlar tarafından veya sayılan bu sahiplik çeşitlerinden herhangi biriyle ortaklı olarak yapılacak yeni marka, patent, endüstriyel tasarım, faydalı model, coğrafi işaret başvurularını, herhangi bir talebi veya başvuruları kabul etmeyecektir.”
Bu maddeden anlaşılacağı üzere, AB Konseyi fikri hakların sahipliği hususunda Rusya ile ilgili en ufak bir ilişkisi olan başvuru sahiplerinin başvurularının kabul edilmesini engellemek amacındadır. Yani bu maddeye göre, yaptırımdan kurtulmak isteyen bir Rus vatandaşı/firması/kurumu/organı, örneğin bir Almanya vatandaşı/firması/kurumu/organı ile birlikte AB Fikri Mülkiyet Ofisi’ne veya birlik üyesi ülkelerin ofislerine başvuru yapacak olsa dahi bu başvuru kabul edilmeyecektir.
Yine eklenen bir diğer maddeye (5s(4)) göre, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın, Avrupa Patent Ofisi (EPO)’nin ve WIPO üyesi ülkelerin ofislerinin de Rusya’dan gelecek fikri mülkiyet başvurularını kabul etmemesi için girişimler yapılacağı belirtilmiştir.
Bu yaptırımlar karşısında Rusya nasıl bir yol izleyecek, bunu şu anda tam olarak bilemiyoruz, ancak Rusya daha önceki yaptırımlara karşı ataklar yapıp, AB üye devletleri ofislerinden gelen başvuruları veya süreci devam eden işlemleri bir şekilde durdurmuş ve yukarıda bahsedildiği gibi bundan fayda bile sağlamıştır. Aynı şekilde Rusya Merkez Bankası, özellikle bankacılık ve finans sektörünü ilgilendiren önlemlerin etkisini nötralize etmek amacıyla mali verileri değiştirmek için özel bir finansal mesajlaşma hizmeti olan ‘System for Transfer of Financial Messages “(SPFS) geliştirmiştir.
Hem fikri haklar alanında hem diğer alanlarda uygulanan yaptırımların barışa giden yolda etkili olup olmayacağını şu anda bilmek mümkün değil. Taraflar arasında veya uluslararası toplum nezdinde yapılacak görüşmeler başta, uzlaşı için gösterilecek tüm çabaların barışa giden yolda etkili olmasını temenni ediyor ve işgalin bir an önce bitmesiyle kalıcı barışın sağlanmasını diliyorum. Umarım birkaç sene sonra bu konu hakkında yazacağım tek gelişme savaşın tamamen bittiğine dair olur.
Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, farklı sektörlerde hız, verim ve sürdürülebilirliğin sağlanması için teknoloji kullanımı arttı. Özellikle pandemi dönemiyle pekişen “uzaktan çalışma” ve “iş akışlarını otomasyonlaştırma” vizyonu, dijital dönüşümü zorunlu kıldı. Hukuk sektörü de özellikle uluslararası mecrada bu dönüşümün bir parçası haline geldi.
Hukuk teknolojileri, diğer adıyla “legaltech”, hukuki süreç ve hizmetlerin daha verimli hale getirilmesi için teknoloji kullanımıdır. Görev takip yazılımları, dosya yönetim programları ve dijital arşivler bunun öne çıkan örnekleridir. Hukuk ofislerinin kendi bünyesinde kullandığı sözleşme otomasyonları, dosya ve müvekkil takip uygulamaları, iş raporlama yazılımları da örnek olarak verilebilir.
Gartner’ın 2024 raporuna göre, mevcut durumda en yaygın kullanılan hukuk teknolojileri; hukuki araştırma ve arama motorları ile sözleşme ve hukuki durum tespiti (due diligence) dokümantasyon programlarıdır[1]. Hukuki iş kalemlerinin bütünüyle otomasyona dayandığı sistemler ise; iş yapış modeli (know-how) teşkil etmesi ve müvekkil gizliliği gibi kaygılar dolayısıyla, daha çok hukuk ofislerinin kendi bünyesinde yürütülmekte ve geliştirilmektedir.
Küresel hukuk teknolojisi (legaltech) pazarının 2025 yılında yaklaşık 25 milyar dolara ulaşması beklenmektedir[2]. Bu pazarın yoğunlaştığı bölgeler, Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği’dir. Future Insights verilerine göre, pazardaki aktif legaltech sayısının 3000’i aştığı, bu firmaların önemli bir kısmının doğrudan veya dolaylı olarak fikri mülkiyet haklarına odaklandığı bilinmektedir.
Fikri mülkiyet hukuk teknolojileri, hukuki uyum, analiz, sözleşme otomasyonu gibi pek çok başlığın alt kategorisini oluşturmaktadır. Bu nedenle, farklı hizmetler ile girift bir yapıdadır. Ancak doğrudan bu alanda çalışan teknolojiler ele alındığında, dört ana grup altında toplandığı görülmektedir[3]:
1) Buluş Madenciliği (Invention Mining): Aralarındaki küçük farklara rağmen “invention harvesting” olarak da bilinen bu kategoride, korunmak istenen fikri varlığın tanımlanması, ideal korumanın tespit edilmesi ve geliştirilmesi amacıyla hukuk teknolojisi (legaltech) araçları kullanılır. Nihai amaç, fikri varlığın değerlemesini arttırmak için sürekli araştırma, takip, listeleme ve karşılaştırma yöntemlerinin otomatize edilmesidir. IP Copilot’ı örnek olarak verebileceğimiz bu kategoride, yapay zeka ve doğal dil işleme (NLP) modellerinin sıkça uygulandığı görülmektedir.
2) Araştırma ve İnceleme (Search & Review): Bu kategoride faaliyet gösteren teknolojiler; özellikle resmi sicillerde var olan, önceki tarihli haklara yönelik araştırma imkanı sunmaktadır. Ulaşılan sonuçların analiz edilmesi, örneğin bir markanın kelime unsurunun ilgili sınıfta bulunup bulunmadığının tespiti, inceleme aşamasını oluşturmaktadır. Clarivate’e ait Darts-IP’nin örneklerinden biri olduğu bu kategori; yapı itibariyle mevcut bir veri tabanı üzerinde araştırma ve veri seti yorumlama düzeninde çalışmaktadır.
3) Başvuru ve Takip (Filing & Docketing): Fikri mülkiyet haklarına ilişkin başvuru ve takip süreçlerinin yürütülmesi, son dönemde yükselişte olan bir kategoridir. Bu teknolojinin avantajı, başvuru süreçlerini hızlandırması, personel ve zaman maliyeti bakımından etkili olması ve işlemleri denetlenebilir hale getirmesidir. Anaqua ve Marcaria bu kategoriye örnek olarak verilebilir.
4) Portföy Yönetimi: Fikri mülkiyet varlıklarının takibi, başvuru ve tescil süreçlerindeki işlemlerin yürütülmesi, belgelerin yedeklenmesi ve lisans gibi üçüncü kişilerle ilişkilerin yönetilmesi; portföy yönetimini ifade etmektedir. Bu süreçlerin otomatik olarak takip edilmesini sağlayan teknolojiler, fikri mülkiyet portföy yönetim yazılımlarıdır. Dennemeyer ve Patsnap bu alanda faaliyet gösteren hukuk teknolojilerine örnektir.
Yukarıdaki kategorilerden görülebileceği üzere, fikri mülkiyet hukukundaki pek çok danışmanlık faaliyeti, hukuk teknolojileri ile desteklenebilmektedir. Bu teknolojiler sektörün dijital dönüşümü için pek çok çözüm sunarken, potansiyel dezavantajlar ve zorlukları da barındırmaktadır[4].
Öncelikle, fikri haklar; gerçek veya tüzel kişilerin kendi eser, ürün ve hizmetleriyle bütünleşmiştir. Her ne kadar tür ve mevzuat bakımından yakın olsa da, her fikri hak kendi içerisinde farklı bir akış ve ihtiyaç barındırır. Dolayısıyla; hukuk teknolojilerinin, her bireyin veya şirketin ihtiyaçlarına ve iş akışlarına uygun şekilde özelleştirilmesi gerekir.
Bununla beraber, fikri mülkiyet, teknoloji ve inovasyon ile iç içe bir alandır. Bu nedenle ortaya çıkarılmış olan bir teknolojinin, fikri mülkiyet ofislerinin karar ve rehberleri ile mevzuat değişikliklerine sürekli adapte olacak şekilde kurgulanması gerekir. Aksi durumda, ilgili teknolojinin doğruluğu ve güvenilirliği sorgulanabilecektir.
Aynı şekilde, fikri haklar doğası gereği gizliliği temin edilmesi gereken bir alandır. Dolayısıyla, müvekkillerin sağladığı verilerin sadece yetkili kişilerce yönetilmesi ve izinsiz erişime mahal verilmemesi kullanıcıların temel beklentisidir. Bunun için de gerekli siber güvenlik ve veri güvenliği tedbirlerinin alınmış olması önem arz etmektedir.
Sonuç olarak, hukuk teknolojileri her geçen gün çeşitlenen ve büyüyen bir ekosistemdir. Fikri mülkiyet haklarına ilişkin hukuk teknolojileri de her yıl sayıca artmakta ve müvekkil ihtiyaçlarına göre alt kategorilere ayrılmaktadır. Her ne kadar kullanım kapsamı, gizlilik ve güncellik hususları kaygı yaratsa da; gelecek yıllarda fikri mülkiyet haklarına ilişkin teknolojilerin artış göstereceği ve özellikle portföy yönetiminin daha etkili ve kolay hale geleceği görüşündeyiz.
Yazımızın ilk bölümü olan “MARKA TECAVÜZÜ vs. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – IKEA UYUŞMAZLIĞI – Bölüm I” (yazıya bu bağlantıdan erişebilirsiniz) başlıklı makalemizde Belçika Mahkemesi nezdinde görülen mobilya üretim devi Inter IKEA Systems B.V. (“IKEA”) ile bir siyasi partinin arasında geçen uyuşmazlığa, Belçika Mahkemesi’nin Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (“ABAD”) yönelttiği sorulara ve bu sorulara ilişkin International Trademark Association (“INTA”) tarafından sunulan amicus brief (“öneri niteliğinde üçüncü kişi görüşü”) hakkında bilgilere yer verilmişti. Bizler de söz konusu IKEA uyuşmazlığına ilişkin yorum ve değerlendirmelerimizi paylaşmadan önce, Avrupa Birliği’ndeki (“AB”) ifade özgürlüğü yaklaşımının yanı sıra Türk Hukuku’ndaki yaklaşıma da yer vermenin önemli olduğunu düşündük ve bu yazımızda telif, marka, reklam ve haksız rekabet hukuku bakımından parodi kullanımına ve ifade özgürlüğüne yönelik mahkemeler ve Reklam Kurulu tarafından yapılan değerlendirmelere yer verdik.
AB’de yer alan 2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün giriş kısmının 21. paragrafında (“Tüzük”) ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’nin giriş kısmının 27. paragrafında marka hukukunda ifade özgürlüğüne ilişkin üçüncü kişilerin markayı sanatsal kullanmaları halinde haklı kullanım istisnasına tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. 2017/1001 sayılı Tüzük’ün giriş kısmında[1] bir markanın üçüncü kişiler tarafından sanatsal ifade amacıyla kullanılması, aynı zamanda sınai ve ticari konulardaki dürüst uygulamalara uygun olduğu sürece adil olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve Tüzük’ün, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlayacak şekilde uygulanması gerektiği belirtilmiştir. AB düzenlemelerinin aksine Türk Hukuku’nda markaların parodi veya ifade özgürlüğü kapsamında kullanımına ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır.
Parodinin haklı neden kavramı içerisinde değerlendirilmesine yönelik Türk Mahkemeleri nezdinde ortaya konulmuş fazlaca karar bulunmamakla birlikte, parodi kullanımının değerlendirildiği bir uyuşmazlığa, Turkcell tarafından reklamlarında kullanılan “4 Çeker” sloganının Avea tarafından “4 Çeker Ama Çok Yakar” şeklinde parodileştirilmesi konu edilmiştir[2]. Mahkeme önüne taşınan uyuşmazlıkta İstanbul 28. Asliye Ticaret Mahkemesi, reklam kampanyasına gönderme yapan parodi reklamın “haksız rekabete yol açan yanlış, yanıltıcı ve kötüleyici beyanlar taşıdığı ve tüketicileri aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte olduğu, bu nedenle haksız rekabete yol açtığı” gerekçesiyle yayınlarının durdurulmasına ve bu söz konusu kullanımın haksız rekabet teşkil ettiğine karar vermiştir [3].
Benzer şekilde, yine Turkcell’in sabit numarası olan “532” sayılarının yer aldığı Avea’nın reklamında geçen “Zaten dünya sisteminde 5-3-2’ye yer yok! Bu sistemi değiştirelim, 5-3-2 olmuyor.” ifadesi üzerinde Reklam Kurulu’nun değerlendirmeleri neticesinde, ilgili reklamda Turkcell’in kötülendiği tespit edilmiştir[4].
Açıkçası görüldüğü üzere her ne kadar ilgili reklamlardaki kullanımlar parodi çerçevesinde değerlendirilebilecekse de Reklam Kurulu, reklamlarda herhangi bir rakibe yöneltilmiş bir ifade veya kullanım olduğunda rakip marka sahiplerinin haklarını koruma eğiliminde olup, bu ifadeleri ve kullanımları reklam hukuku şemsiyesi altında haksız rekabet ve kötüleme olarak değerlendirmiştir[5]. Zira Türk reklam hukukunda açıkça doğrudan karşılaştırmalı reklam yasağı düzenlenmiş olup, reklam hukukunda ifade özgürlüğü bakımından parodi istisnasının işletilmesi bir yana, rakiplerin kötülenmediği veya haksız rekabet durumunun oluşmadığı durumlarda da karşılaştırmalara izin verilmediği görülmektedir.
Diğer bir yandan, telif hukukuyla ilgili bir uyuşmazlıkta, mahkemenin telif hakkını parodi istisnasının önüne koyarak karar verdiği görülmektedir[6]. Zira kararda tecavüze konu kullanımların eserin tanınmışlığından ve ticari başarısından yararlanma amacının olduğu tespit edilerek tecavüzün varlığına karar vermiştir. Buradan da ticari etki doğuran bir kullanımın ifade özgürlüğü kapsamında olsa bile haklı kullanım olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.
İfade özgürlüğünün korunması ile ilgili değerlendirme içeren en popüler kararlardan biri olan 09 Ocak 2019 tarihli Naif Şaşmaz kararında da Yurtiçi Kargo ibaresinin yanında “mağdurları” ifadesinin yer aldığı alan adının kullanımı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek korunması mümkün görülmemiş; zira söz konusu kullanımın markanın ticari itibarını zedelediğine karar verilmiştir. “yurticikargomagdurlari.com” internet sitesi, başvuru sahibi tarafından ilgili kargo firmasından ayrılan çalışanların düşüncelerinin ve görüşlerinin yayınlanması için açılmış olup, kargo firması bu kullanımın tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia etmiştir[7]. İlgili kullanımın ticari amaç taşımadığı ve ticari etki doğurmadığı tespit edilmekle birlikte, kullanımın kargo şirketinin itibarını zedeleyeceği gerekçesiyle haksız rekabet bulunduğuna ve siteye erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. Sitenin sahibi Naif Şaşmaz ise verilen karar üzerine, fiiliyatta gerçekten kargo şirketinden mağdur olan işçilerin olduğunu ve bu mağduriyetlerin mahkeme kararlarıyla da ortaya konulmuş olduğunu belirterek, verilen bu karar ile eşitlik ilkesinin, haberleşme hürriyetinin, düşünce ve kanaat hürriyetinin, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur[8].
Yazımızla ilgili olarak, ifade özgürlüğüne ilişkin yapılan değerlendirmede Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu kararın kargo şirketinin ticari itibarının korunması noktasında devletin mülkiyet hakkını korumasına ilişkin pozitif yükümlülüğünü gerçekleştirdiğini ve haklar üzerinde adil denge gözetildiğini belirtilmiştir. Kısacası, ifade özgürlüğü ile marka hakkı/ticari itibar çatışmasında Anayasa Mahkemesinin de tercihi de marka ve ticari itibardan yana olmuştur.
Türk mahkemelerinin ve Reklam Kurulu’nun verdiği kararlar, parodi ve eleştirel ifadelerin haksız rekabet ve kötüleme olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Bu durum, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelmekte ve parodi gibi sanatsal ve eleştirel kullanımların önüne geçmektedir. Türk Hukuku’ndaki bu yaklaşımın aksine birinci yazımızda da belirtildiği gibi INTA, ABAD’ı yönlendirmek amacıyla sunduğu amicus brief’te eleştiri ve güldürü içeren kullanımlar ile hak sahipleri arasında adil bir dengenin sağlanması gerektiğinin altını çizmiştir. Görüldüğü üzere, Türk Hukuku’nda bu dengenin hak sahipleri bakımından daha ağır bastığı ve bu konuda Türk Mahkemelerinin daha sınırlı bir yaklaşım içerisinde olduğu görülmektedir.
IKEA uyuşmazlığının değerlendirmesi
ABAD tarafından Belçika Mahkemesi’nin kendisine yönelttiği sorulara karşı henüz bir karar verilmemişse de bizce, söz konusu uyuşmazlığa konu kullanımın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemesi daha ağır basabilecektir. Zira parodi istinasına konu edilmesi için kullanımın mizahi bir özelliğinin olması beklenmektedir[9]. “IKEA” markasının söz konusu kullanımının yüzlerde bir tebessüm bırakıp bırakmadığının tespiti ise ABAD’ın cevapları sonucunda yerel mahkeme tarafından tespit edilecektir. Ek olarak, bir markanın fonksiyonları göz önüne alındığında bu fonksiyonlara zarar verici bir kullanımın tecavüz teşkil edeceği düşünüldüğünde kamu nezdinde akıllarda soru işareti bırakacak bu kullanımın haklı neden olarak kabul edilmemesi bizleri şaşırtmayacaktır.
Bu noktada bir kullanımın parodi veya ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için kullanılan marka ile bağlantı ihtimalinin ortadan kaldırılması, belli bir düşüncenin ortaya konulması ve markanın fonksiyonlarına, tanınmışlığına ve ayırt edici niteliğine zarar verilmemesi gerekmektedir.
Her ne kadar siyasi parti “IKEA” markasını ticari amaçla kullanmamışsa da söz konusu kullanım “IKEA” markasını sulandırma, itibarını ve markanın kaynak gösterme fonksiyonunu zedeleme ihtimali içermektedir. Zira bu ihtimal de parodi savunmasının kabul edilebilir olmadığını işaret etmektedir[10]. Zira “IKEA” markasının broşürler üzerindeki yeni kullanımını gören kamuoyu, siyasi parti ile dünya mobilya devi IKEA arasında bir bağlantı olduğunu düşünmese bile, markanın tanınmışlığı, ayırt edici niteliği yine de zedelenebilecektir.
ABAD’ın kendisine yöneltilen sorulara vereceği cevaplar neticesinde “haklı neden” kavramının somutlaştırılmasına bir adım daha yaklaşabileceğiz. Siz okuyucularımızla bu gelişmeleri paylaşmak için gelişmeleri ve kararı sabırsızlıkla takip edeceğiz!
[2] Emre Ali Deliktaş, “Tanınmış Markanın Farklı Mal Ve Hizmetler Yönünden Korunabileceği Haller”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2018, s. 64.
[3] Çiğdem Yatağan Özkan, “Markayla Şaka Olur Mu? Marka Parodilerinin Hukuka Uygunluğu Üzerine Düşünceler.” Prof. Dr. Sabih Arkan’a Armağan,2019, s. 1372.
[4] Reklam Kurulu, 29.07.2011 tarihli ve D. 2011/982, T. No. 190 sayılı kararı.
[5] Baran Güney, “Türk Hukukunda Karşılaştırmalı Reklamlar”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2021, s. 77.
[6] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2013/11793 E., 2014/16523 K. sayılı kararı.
[9] Çiğdem Yatağan Özkan, “Markayla Şaka Olur Mu? Marka Parodilerinin Hukuka Uygunluğu Üzerine Düşünceler.” Prof. Dr. Sabih Arkan’a Armağan,2019, s. 1362-1363.
[10] Gül Büyükkılıç, “Marka Hukukunda Tanınmış Markanın Sulandırmaya Karşı Korunması” On İki Levha Yayıncılık, 2019.s. 613.
İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin[1] 10. maddesinde koruma altına alınmakla beraber ifade özgürlüğünün siyasi, sanatsal, ticari, vs. her türlü ifadeyi kapsadığı herkesçe bilinmektedir. Marka tecavüzü ve ifade özgürlüğünün değerlendirildiği iki yazılık serimizin ilk bölümünde, Belçika Mahkemesi nezdinde görülen mobilya üretim devi Inter IKEA Systems B.V. (“IKEA”) ile bir siyasi partinin arasında geçen uyuşmazlıktan bahsedeceğiz. Bu uyuşmazlığın temelinde marka tecavüzü ve ifade özgürlüğü kavramlarının dengelenmesi yer almaktadır. Bu yazımızı takiben Türk hukukunda marka tecavüzü, ifade özgürlüğü ve parodi kavramına karşı telif, marka ve reklam hukukundaki değerlendirmeleri ve emsal kararları içeren yazımız da okuyucularımız ile paylaşılacaktır. İkinci bölüm için takipte kalınız!
Öncelikle, uyuşmazlıkta ve yazımızda Avrupa Birliği’nde (“AB”) yer alan mehaz kanunlarla paralel olarak düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 7/2(c) maddesinde yer alan “haklı sebep” kavramının tartışıldığını belirtmek okuyucular açısından daha faydalı olacaktır.
SMK’nın 7/2(c) maddesi çerçevesinde marka sahibinin, “Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.” halinde bu kullanımı engelleme yetkisi vardır. Aslında SMK madde 6/5’te nispi ret nedenleri arasında yer alan durum, marka hakkına tecavüz de oluşturmaktadır[2].
2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün 9. maddesinin 2. fıkrasına karşılık gelen bu hükümde, sıradan markalara nazaran tanınmış markaların sahip olduğu itibarın, ayırt ediciliğin korunması amaçlanmış ve bu markaların tanınmışlığından haksız yararlanılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır[3].
Uyuşmazlık konusu
Uyuşmazlığın geçmişinden bahsetmek gerekirse; Belçika’da yer alan Vlaams Belang isimli bir siyasi parti, göç politikası ile ilgili siyasi planlarını desteklemek amacı ile “Immigratie Kan Echt Anders” (“Göç Gerçekten Farklı Olabilir”) sloganını kullanmış ve görüldüğü üzere sloganda yer alan kelimelerin baş harflerini almak suretiyle tanınmış “IKEA” markasını broşürlerinde kullanmıştır. Aşağıda görselinde yer verilen kullanım sonucunda IKEA, marka haklarının tecavüze uğradığını iddia ederek tecavüzün tespitini ve durdurulmasını, tecavüz teşkil eden kullanımların bulunduğu materyallerin imhasını ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Siyasi parti ise, bu kullanımların parodi ve mizah niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğü kapsamındaki kullanımın markanın üçüncü kişiler tarafından kullanımında haklı sebep teşkil ettiğini belirterek parti aleyhine açılan davaya karşı savunmasını ifade özgürlüğü kapsamında yapmıştır. Hatta bir basın toplantısında partinin sözcüsü tarafından broşürde yer alan “IKEA” ibaresinin açıkça İsveçli mobilya şirketi olan IKEA ile bağlantılı olmadığının vurgulandığı da görülmektedir.
Bu beyan ve savunmaların ardından Belçika Mahkemesi, ABAD’a söz konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak siyasi ifadeler ve siyasi parodiler dâhil olmak üzere, ifade özgürlüğünün tanınmış markanın kullanımı bakımından “haklı sebep” teşkil edip etmeyeceğini, temel haklar bakımından çizilmesi gereken sınırın ne olduğunu sormuştur[4]. Zira bir temel özgürlük olan ifade özgürlüğünün sınırları da olabildiğince geniş olup, tecavüz iddiası bakımından akıllıca bir savunmadır.
Belçika Mahkemesi’nin ABAD’a yönlendirdiği soruların ardından International Trademark Association (“INTA”), ABAD’a amicus brief (öneri niteliğinde üçüncü kişi görüşü) iletmiştir. INTA, bir markanın ifade özgürlüğü kapsamında tamamen hicivsel olarak yapılan kullanımın genellikle ekonomik kazanç beklentisinin dışında yapıldığını ve dolayısıyla markanın ticaret sırasında kullanılmadığı anlamına geldiğini belirtmiştir. Lakin zaman zaman bu salt hicivsel kullanımların da markasal kullanım çerçevesinde değerlendirilebileceği ve markanın ticari kaynağını gösterme, iletişim ve tanıtım fonksiyonu bakımından bir markanın kullanımının o markanın ihlaline sebebiyet verebileceğini belirtmiştir[5]. Zira AB içtihatlarında da marka hakkına tecavüz iddiasının bulunduğu durumlarda tecavüz iddiasına konu kullanımın, markanın bütün fonksiyonları üzerindeki etkisi düşünülerek değerlendirme yapılmaktadır.
Üçüncü bir kişi tarafından markanın kullanımının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi hususu, mehaz kanunların açıklama bölümünde sanatsal ifadenin dürüst ticari ilkeler sınırları içerisinde kalması halinde marka tecavüzüne yol açmayacağı şeklinde belirtilmektedir. Bunun yanında sanatsal ifade dâhil hiçbir ifade türünün hükümlere açıkça dâhil edilmediği görülmektedir. Bu noktada INTA, ifade özgürlüğünün şüphesiz olarak marka tecavüzünü ortadan kaldırmadığını, işbu temel özgürlük ile marka sahibinin mülkiyet hakkı arasında “adil bir denge” kurulması gerektiğinin altını çizmiştir.
Adil dengenin sağlanması noktasında markayı kullanan kişinin söz konusu markaya zarar vermekten kaçınması, kamu nezdinde kullanıcı ile markanın sahibi arasında bağlantı kurulması ihtimalinin söz konusu olmaması gerekmektedir. Aynı zamanda markanın, kullanım amacının diğer bir deyişle, kamu nezdinde ekstra dikkat çekme amacıyla kullanılıp kullanılmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. INTA, somut olay bakımından siyasi partinin “IKEA” markası kullanılmaksızın da göç ile ilgili politikalarını kamuya iletebileceğini belirtmiştir.
İşbu uyuşmazlık, söz konusu siyasi partinin ilk kez mahkeme önüne getirildiği uyuşmazlık değildir. 2014 yılında aynı siyasi parti, telif hakları bakımından parodi istisnasının ele alındığı bir uyuşmazlıkta da davalı koltuğuna oturmuştur. Aşağıda sol tarafta görseline yer verilen karikatür, 1961 yılında Willy Vandersteen tarafından ortaya konulmuş “Suske en Wiske” isimli bir çizgi romanından; sağ tarafta yer alan kullanım ise yine aynı siyasi partinin üyesi olan Johan Deckmyn tarafından yaptırılan bir takvim kapağından alınmıştır[6].
Deckmyn, bu kullanımın siyasi parodi mahiyetinde olduğunu ve telif hakkı korumasının istisnasını teşkil ettiğini belirtmiştir. Aynı şekilde Belçika Mahkemesi ABAD’a parodi istisnasının sınırlarını sormuş, ABAD ise ifade özgürlüğü ile parodi istisnası arasında adil bir denge kurulması gerektiğini[7] ve parodinin ancak, korunan bir fikri mülkiyet ürününü çağrıştırması ama ondan önemli ölçüde farklı olması ve bir mizah veya alay ifadesi oluşturması gerektiğini de belirtmiştir.
INTA, ABAD’ın önceki uyuşmazlıkla ilgili verdiği bu görüşünün telif haklarıyla ilgili olduğunu ve marka hakkına tecavüz incelemesinde aynı kriterlerin uygulanması halinde, parodinin ihlal edici olmayan kullanım olarak nitelendirilebilmesi için ifade özgürlüğünün koruması altında olan bir mesajı iletmeye veya bir görüşü ifade etmeye hizmet etmesi gerektiğini belirtmiştir.
INTA tarafından davaya konu kullanıma bakıldığında söz konusu kullanımın “IKEA” markasını çağrıştırdığı ve kamu nezdinde, mobilya devi IKEA’nın söz konusu siyasi parti ile işbirliği yaptığına yönelik yanlış bir algının oluşmasının da muhtemel olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle bizim de katıldığımız üzere INTA, kullanımda mizah unsurunun yer almadığı ve taraflar arasında bağlantı bulunmadığını gösterir bir unsurun yer almadığı düşünüldüğünde söz konusu kullanımın parodi çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
Parodi Kapsamında Değerlendirilmiş Olan Kullanımlar
Peki, hangi markasal kullanımlar parodi çerçevesinde değerlendirilmiştir? Örneğin, Greenpeace/Esso davasında Greenpeace[8], Esso’nun küresel ısınmaya karşı önlem almadığını belirtmek ve bu durumu eleştirmek amacıyla “stop E$$O” ve “boycott E££O” şeklinde kullanımlarda bulunmuştur. Fransız Yüksek Mahkemesi de bu kullanımların belli bir mesaj vermeye yönelik olduğunu ve bu nedenle de ifade özgürlüğü kapsamında korumanın sağlanması gerektiğine karar vermiştir[9].
Yukarıda yer verilen parodi kullanımı sosyal mesaj içeren bir kullanımdır. Markaların bir mesaj iletmek amacıyla mizahi kullanımına aşağıdaki kullanımlar da örnek olarak verilebilir. Sizler de fark edeceksiniz ki bu kullanımlarda iltibas ihtimali olup olmadığı akıllara gelmemekte ve aslında kullanımlar ile bir mesaj iletilmek istenmektedir[10]:
INTA, bir markanın siyasi ifadenin bir parçası olarak kullanılmasının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi noktasında ABAD’ı yönlendirmek amacı ile;
Markanın kullanım şeklinin, marka sahibinin rıza olsun ya da olmasın, markayı gerçekte kimin kullandığı konusunda kamuoyunu yanıltarak markaya zarar verip vermediği,
Kullanıma konu edilen marka ile iletilmek istenen mesaj arasında bağlantı olup olmadığı,
hususlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Kısacası INTA, marka sahibi ile ilgili kullanım arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığı ve markanın kullanılma nedeninin marka sahibinin itibarından yararlanmak olduğu, markanın ayırt ediciliğine veya itibarına zarar verdiği durumlarda kullanımda “haklı bir neden” olduğundan bahsedilemeyeceğini savunmuştur. Dolayısıyla, davaya konu kullanımın ifade özgürlüğü çerçevesinde gerçekleştirildiğinin kabul edilebilmesi için davalının bu kullanımın adil ve dürüst kullanımlara uygun olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Yazımızın devamı olarak, Türk Hukuku’ndaki değerlendirmeleri ve yukarıda bahsettiğimiz IKEA uyuşmazlığına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri okumak için MARKA TECAVÜZÜ VS. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ-TÜRK HUKUKU’NDAKİ DURUM & IKEA UYUŞMAZLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ – Bölüm II başlıklı yazımızı takip etmeyi unutmayın!
[2] Uğur Çolak, “Türk Marka Hukuku”, Oniki Levha Yayıncılık, 2018, s. 486.
[3] Arzu Oğuz, “Yargı Kararları Işığında Tanınmış Marka İtirazında Haklı Sebep Kavramı”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2018, s. 440.
Avrupa Birliği’nde (AB’de) tarım dışı ürünlere de coğrafi işaret koruması sağlanması konusunda ilk kez, 10 Aralık 2020 tarihinde IPR Gezgini’nde yayımlanan “Avrupa Birliği’nin Coğrafi İşaret Sisteminde Önemli Gelişmeler” başlıklı yazımızda yer vermiştik. Özetle diyebiliriz ki; AB Komisyonu İç Pazar, Sanayi, Girişimcilik ve KOBİ Genel Müdürlüğü, coğrafi işaret korumasının tarım dışı ürünlere genişletilmesine yönelik çalışmalarda esas olarak, 2009 yılından itibaren yayımlanan çalışmaları dikkate almış olup konunun mihenk taşını, 2014 yılında hazırlanan AB Komisyon Raporu (Commission green paper) ile 2015 yılında AB Parlamentosunca onaylanan rapor (initiative report) oluşturmuş.
Süreç içinde atılan diğer önemli adımların sonucunda, uzun süredir merakla beklenen yasal düzenleme, 27.10.2023 tarihinde AB Resmi Gazetesinin L serisinde yayımlandı.
18.10.2023 tarihli ve 2023/2411 sayılı AB Tüzüğü, tarım dışı ürünlerde coğrafi işaret koruma şartlarını düzenlerken, AB Markasına ilişkin 2017/1001 sayılı Tüzük ile AB’nin Cenevre Metnine katılımına ilişkin 2019/1753 sayılı Tüzükte bazı değişiklikler yapıyor.
AB’de gıda-tarım ürünleri ile şaraplarda “korunan menşe adı (Protected Designation of Origin)” için “PDO” ve “korunan mahreç işareti (Protected Geographical Indication)” için “PGI” kısaltmaları, distile alkollü içkilerde ise “GI” kısaltması kullanılmakta.
AB’de coğrafi işaretlerin korunmasıyla ilgili işlemler, ürün grupları bakımından iki kurum tarafından paylaşılmıştır:
AB Komisyonu: gıda-tarım ürünleri ve şaraplar (PDO ve PGI) ve distile alkollü içkiler (sadece GI)
AB Fikri Mülkiyet Ofisi – EUIPO: tarım dışı ürünler (sadece GI)
2023/2411 sayılı Tüzüğün kapsamında sadece “sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler (craft and industrial products) yer almakta olup bu ürünler, genel olarak “tarım dışı ürünler” (non-agri products) olarak tanımlanabilirler. Bu ürünlere sağlanacak coğrafi işaret koruması, sadece mahreç işareti şeklinde olacak.
2023/2411 sayılı Tüzüğün tüm kapsamının bu yazıda irdelenmesi mümkün değil ancak dikkati ilk çeken hususları aşağıda özetliyoruz.
2023/2411 sayılı Tüzük 16 Kasım 2023 tarihinde yürürlüğe girdi ancak uygulanması, 1 Aralık 2025’te başlayacak. Bu tarihten sonra, tarım dışı ürünler için başvuru ve araştırma yapma konularında bilgi sağlayacak “GIportal” ile AB düzeyindeki kayıt sistemi olacak “GIregister” da hizmete açılacak. Ayrıca, gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkiler için hâlihazırda önemli bir kaynak oluşturan “GIview” veri tabanı, tarım dışı ürünleri de kapsar hale gelecek.
2023/2411 sayılı Tüzüğe göre “sanat ürünü”; tamamen elle; manuel veya dijital araçlarla ya da manuel katkının bitmiş ürünün önemli bir bileşeni olduğu durumlarda mekanik yollarla üretilen üründür. “Endüstriyel ürün” ise, seri üretim ve makine kullanımı da dâhil olmak üzere standart bir şekilde üretilen üründür. (Madde 4). Bu kapsamda doğal taşlar, ahşap işleri, mücevherat, tekstil, dantel, çatal bıçak takımı, cam, porselen, post ve deriler vb. ürünler, bu korumadan yaralanabilecek ürün yelpazesini oluşturur. Ancak bu ürünlerin aşağıdaki temel kriterleri karşılamaları esastır.
Ürün, belirli bir yer, bölge veya ülkeden kaynaklanmalı. (coğrafi sınır)
Ürünün kalitesi, itibarı veya diğer özellikleri esas olarak coğrafi kökenine atfedilebilir olmalı.
Üretim adımlarından en az biri coğrafi sınırda gerçekleşmeli.
Kamu düzenine aykırılık durumunda coğrafi işaret koruması sağlanmaz. (Madde 6)
Tüzüğün amaçları arasında açıkça, sürdürülebilir ürünler hakkındaki toplumsal talebin gözetildiği bir sistem kurulabilmesi yer almakta. (Madde 2.a)
EUIPO, sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler bakımından tescil, koruma ve denetimin yanı sıra Cenevre Metni kapsamındaki işlemler bakımından da resmi otorite. (Madde 1)
Tüzük uyarınca sağlanacak koruma üreticilerin; ürünlerin piyasaya sunulması, etiketlenmesi, ürün güvenliği, tüketicinin korunması ve piyasa gözetimi konuları başta olmak üzere AB’nin ilgili yasal düzenlemelerine uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. (Madde 3.3)
Tescil aşamaları Tüzüğün, ilgili AB üyesi ülkede gerçekleşecek olan Madde 12’den 16’ya kadar olan kısımları bakımından “ulusal düzeyde” (national level), 21.’den 30. maddeye kadar olan kısımlar bakımından ise AB düzeyinde uygulanacak. AB üyesi ülkeler, 19. Maddeye dayanarak derogasyon talep ederse bu durumda tek yetkili mercii EUIPO olacak. Tescil süreçleriyle ilgili idari yükler asgari düzeyde tutulacak. (Madde 7)
Her bir AB üyesi ülke, tescilin ulusal fazının gerçekleştirilmesinden sorumlu olacak yetkili otoritesini (competent authority) belirleyip 1 Aralık 2025 tarihine kadar AB Komisyonuna ve EUIPO’ya bildirecek. Başvurular elektronik olarak yapılacak. (Madde 12 ve 13)
Başvuru yapma hakkı üretici gruplarına ait ancak diğer üreticiler bir araya gelip başvuru yapmak istemezlerse, bu konuda istekli olan tek bir üretici de başvuru yapabilecek. Coğrafi sınırdaki yerel ve bölgesel otoriteler, başvurunun hazırlık safhasında ve sonraki aşamalarda başvuru yapana destek sağlayabilecekler.
Madde 12’de belirtilen tescil için yetkilendirilmiş ulusal otorite ile Madde 50’de belirtilen denetim otoritesi dışında kalmak üzere, yerel veya bölgesel otorite yahut üye ülke tarafından belirlenen özel bir kuruluş da başvuru yapabilecek ancak bu durumda makul gerekçe ileri sürülmeli. (Madde 8)
Objektif olan, ayrımcılık içermeyen, AB düzeyinde ve ulusal düzeyde ilgili yasal düzenlemelere uygun olan ürün şartnamesinin temel olarak içermesi gereken unsurlar, tarım ürünleri hakkındaki şartlarla benzer durumda. İlave olarak, başvuruya konu adın kaynaklandığı ülke dışındaki bir veya birkaç AB üyesinde ya da üçüncü ülkelerde gerçekleşen bireysel bir üretim aşaması varsa bu durumun açıkça belirtilmesi ve buna ilişkin denetim koşulunun da sağlanması gerekiyor. (Madde 9)
Başvuru yapma belgesi olan “tek belge” (single document) hazırlanırken, başvuru yapan mikro, küçük veya orta ölçekli işletmelerse, talep üzerine yetkili otoriteler teknik destek sağlayabilecek. Ancak bu durum, başvuru yapma hazırlığı konusunda başvuru yapanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi, başvuru hakkında yetkili otorite tarafından verilecek kararı hiçbir koşulda etkilemeyecek. (Madde 10)
Başvuruda bulunabilecek eksiklikler için belirli bir süre verilecek ve uygun bulunan başvurular, 2 aydan az olmamak kaydıyla ulusal itiraz prosedürüne tabi tutulacak. İtiraz edilmesi halinde taraflara 2 aylık görüşme süresi tanınacak, bu süre içinde talep edilmesi halinde 3 aya kadar ek süre verilecek. İtiraz gerekçeleri: Tüzükte belirtilen şartlara uygun olmama; jenerik terim haline dönüşme (Madde 42); başvurusu / tescili gerçekleşmiş önceki coğrafi işaret ile eşsesli (homonymous) olma (Madde 43); tanınmış / iyi bilinen marka ile benzer olma (Madde 44.2) veya ticaret sırasında kullanılan benzer bir ismin / markanın varlığına zarar verme yahut coğrafi işaret başvurusunun yayımından en az 5 yıl önce piyasaya yasal olarak sunulmuş ürünlerin varlığına zarar verme olarak özetlenebilir. (Madde 14 ve 15)
İtiraza dayanak oluşturacak ürün şartnameleri elektronik olarak yayımlanacak ve itirazlar hakkında verilen kararlar kamu erişimine açık olacak. (Madde 16)
Madde 14, 15 ve 16 ile ilgili olarak üye ülkeler, gerekli tüm bilgileri içeren etkili bir idari süreç oluşturup kamu erişimine sunacaklar. Bu kapsamda üye ülkeler, AB Komisyonu ve EUIPO, Madde 35 uyarınca oluşturulacak Danışma Kurulu ile iletişim içinde olacak. (Madde 18)
Tarım dışı ürünlerle ilgili ulusal coğrafi işaret koruma sistemi bulunmadığını gösteren kanıtlar ile, bu tür ürünler için coğrafi işaret koruması sağlanmasına ilişkin yerel talebin az olduğunu gösteren unsurlarla birlikte 30 Kasım 2024 tarihine kadar derogasyon talebinde bulunan üye ülkeler, tescil için ulusal yetkili otorite belirleme şartından muaf olabilecek. Ancak süreç içinde söz konusu üye ülkeden fazla sayıda başvuru yapılırsa AB Komisyonu derogasyon kararını geri çekebilecek. (Madde 19)
Hakkında derogasyon kararı bulunan AB üyesi ülkenin başvuruları doğrudan EUIPO’ya yapılacak ve bu durumda Madde 25 hükümleri uygulanacak (direct registration procedure). Ancak bu madde, AB üyesi olmayan yani üçüncü ülkeler için uygulanmayacak. (Madde 20)
AB düzeyindeki tescil prosedürü; AB üyesi ülkenin yetkili otoritesi tarafından tamamlanan ulusal aşamayı; Madde 20 kapsamındaki doğrudan yapılan başvuruları ve üçüncü ülkelerden yapılan başvuruları kapsar. Ancak AB’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ile Cenevre Metni uyarınca işlem gören coğrafi işaretler bu kapsamda yer almazlar. (Madde 21)
Üçüncü ülke kaynaklı başvurular, söz konusu ülkenin yasal düzenlemelerine bağlı olarak doğrudan başvuru yapanlar veya yetkili otoriteler tarafından yapılabilir ancak her koşulda, başvuru yapanlar ve yetkili otoriteler birlikte tescil sürecinin tarafı olarak kabul edilecek. EUIPO’ya yapılacak tüm başvurular, Madde 67 ile düzenlenen dijital sistemi kullanacak. EUIPO başvuruları, “Birlik Sicili”nde (Union Register) yayımlayacak. AB Komisyonu, başvuruların hazırlanması, EUIPO’ya sunulması vb. hususlarda tasarrufta bulunma yetkisine sahip. (Madde 22)
EUIPO’ya iletilen başvurular, 6 ay içinde incelenecek ve makul nedenlerle inceleme süresi uzayacaksa durum başvuru yapana yazılı olarak bildirilecek. Başvurunun özellikle üçüncü ülke kaynaklı olması halinde, başvuru yapandan veya ilgili ülkenin yetkili otoritesinden ilave bilgi istenebilecek. İncelemeyi yapacak Coğrafi İşaretler Birimi, Danışma Kurulundan görüş talep edebilecek. Tespit edilecek eksikliklerin giderilme süresi 2 ay. İnceleme sürecini başarıyla tamamlayan başvuruların tek belgesi ile şartnamesine ilişkin referans, AB’nin tüm resmi dillerinde ve elektronik olarak AB Sicilinde yayımlanacak. (Madde 23)
Yayımlanan başvurulara karşı itiraz süresi 3 ay. İtiraz incelenebilir durumda ise, 2 ay içinde taraflar karşılıklı görüşmeye davet edilecek. Taraflara, anlaşmaya varılabilmesi için en fazla 3 ay süre tanınacak, bu süre içinde talep edilmesi halinde en fazla 3 ay ek süre verilecek. Coğrafi İşaretler Birimi, Danışma Kurulundan görüş talep edebilecek. Başvuru yapan, görüşmelerin tamamlanmasından itibaren 1 ay içinde sonucu EUIPO’ya bildirecek. Başvurunun yayımlanan bilgilerinde değişiklik olmuşsa EUIPO yeni bir inceleme yapacak ve uygun bulması halinde yeniden düzenlenmiş başvuruyu yayımlayacak. AB Komisyonu, itirazlarla ilgili her konuda uygulama yönetmelikleri düzenleyebilecek. (Madde 25)
AB Komisyonu; başvurunun tescilinin kamu düzenine aykırı olabileceği veya başvurunun tescilinin ya da reddedilmesinin AB’nin dış ilişkilerine veya ticaretine zarar verebileceği durumlarda, tescil prosedürünün herhangi bir aşamasında resen veya EUIPO ya da AB üyesi ülkenin yetkili otoritesinin talebi üzerine başvuru üzerinde karar verme yetkisini üzerine alabilecek. Bu hüküm, şartnamede değişiklik ve iptal durumlarında da uygulanacak. (Madde 30)
Tescilin iptali şartları arasında, tescilli coğrafi işareti taşıyan ürünün kesintisiz olarak en az 5 yıl piyasada bulunmaması yer almakta. (Madde 32)
EUIPO’nun kararlarına karşı 2 ay içinde yazılı olarak Temyiz Kuruluna başvuruda bulunulabilecek. (Madde 33)
Coğrafi İşaretler Birimi; başvuru inceleme, şartnamede değişiklik talebi inceleme, başvuru veya şartnamede değişiklik talebine itiraz, AB Siciline kayıt ve tescilin iptali talebini inceleme işlerinden sorumlu. İptal talebi, en az biri hukukçu olmak üzere 3 kişilik kurul tarafından incelenirken diğer işlemler, uygun yeterliğe sahip tek bir uzman tarafından yürütülebilecek. (Madde 34)
Danışma Kurulu: kalite kriterlerinin değerlendirilmesi; ürünün ün kazandığının tespiti; bir ismin jenerik hale dönüşüp dönüşmediğinin değerlendirilmesi; ürünle coğrafi sınır arasındaki ilişkinin incelenmesi; tüketici nezdinde karıştırma riskinin değerlendirilmesi; markalar, eşsesli isimler ve piyasaya sunulan ürünlerin meşru olup olmadığının değerlendirilmesi vb. konulardan sorumlu. Coğrafi İşaretler Birimi ile Temyiz Kurulu tarafından talep edildiği takdirde görüş verecek. Danışma Kurulu, yenilenebilir olarak en fazla 5 yıllığına görevlendirilen ve çıkar çatışması olmayan 3 kişiden oluşacak; kararları bağlayıcı olmayacak. Gerekli görülen durumlarda coğrafi işaretlerle veya başvuruya konu ürünle ilgili olarak yetkilendirilmiş uzmanlar (recognised experts) davet edilerek görüşleri alınabilecek. (Madde 35)
AB Markası sistemine ilişkin 2017/1001 sayılı AB Tüzüğünün 165. Maddesi kapsamında oluşturulan temyiz kurulunun görev kapsamına, bu yeni tüzük de dâhil oluyor. (Madde 36)
EUIPO; erişimi kolay ve makine tarafından okunabilir olan elektronik bir AB Sicili kuracak. Reddedilen başvurular ile iptal edilen tescillere ilişkin tüm kayıtlar sadece, ilgili işlemi takip eden 10 yıllık bir dönem için saklanacak. (Madde 37)
Coğrafi işaretlerin koruma kapsamı, jenerik hale dönüşme ve eşsesli coğrafi işaretler ile coğrafi işaret-marka ilişkisi konuları, AB düzeyinde tarım ürünleri için 2024/1143 sayılı AB Tüzüğü ile aynı şekilde düzenlenmiş durumda. (Madde 40, 42, 43 ve 44)
Üretilmiş bir ürünün (manufactured product) bir parçasını / bileşenini gösteren coğrafi işaret, tescil ettirenin izni olmaksızın söz konusu ürünün satış adında kullanılamayacak. (Madde 41)
Tarım ürünleriyle ilgili olarak 664/2014 sayılı AB Yönetmeliği kapsamında oluşturulan mahreç işareti amblemi, tarım dışı ürünler için de kullanılacak. (Madde 48)
AB ülkeleri, coğrafi işareti taşıyan ürünün tescile uygunluğunun sağlanmasını ve elektronik ticaret de dâhil olmak üzere piyasa gözetimini yapmak üzere; objektif, bağımsız, şeffaf, nitelikli personel ve gerekli teknik kaynaklara sahip olan denetim yetkilisi otorite belirleyecek. (Madde 49 ve 50)
Coğrafi işaretli ürünün üreticisi ürününü piyasaya sunmadan önce, bu Tüzüğün 1 numaralı ekindeki ayrıntılı formu kullanarak yetkili denetim otoritesine, ürünlerinin tescile uygun olduğuna dair “öz beyan” (self-declaration) sunacak. “Yeterlilik beyanı” niteliğindeki öz beyan, ürün piyasaya sunulduktan sonra her 3 yılda bir tekrar sunulacak. Ancak bu beyan, yetkili denetim otoritesinin denetim yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacak. Öncelikle beyandaki bilgiler kontrol edilecek ve uygun bulunursa ürün üzerinde coğrafi işaretin kullanılabileceği onaylanacak. Ürünün piyasaya sunulmasından önceki ve sonraki aşamaları kapsayan denetimler, risk analizine dayalı olarak “yetkili denetim otoritesi” (kamu kurumları) veya bir/birkaç “ürün belgelendirme kuruluşu/gerçek kişi” tarafından yapılabilecek. (Madde 51). Denetime ilişkin yetkinin “ürün belgelendirme kuruluşuna/gerçek kişiye” devri ve diğer ilgili detaylar, Madde 55, 56 ve 57 ile düzenlenmiş durumda.
Üçüncü ülkelerinki de dâhil olmak üzere, denetime yetkili otoritelerin ve ürün belgelendirme kuruluşlarının isimleri ve iletişim bilgileri, EUIPO tarafından kamu erişimine sunulacak. (Madde 58)
Ürün belgelendirme kuruluşlarının, güncellenmiş versiyonları da dâhil olmak üzere aşağıdaki şartlardan birine göre, AB tarafından kabul edilen kurumlar tarafından akredite edilmiş olmaları gereklidir. (Madde 59)
EN ISO/IEC 17065 (ürün, süreç ve hizmet belgelendirme kuruluşları için şartlar), EN ISO/IEC 17020 (denetim yapan çeşitli türdeki kuruluşlar için şartlar) ve EN ISO/IEC 17025 (test ve kalibrasyon laboratuvarları için şartlar)
Uluslararası kabul gören diğer ilgili standartlar.
AB üyesi ülkeler, 1 Aralık 2025 tarihine kadar coğrafi işaret ihlalleri hakkında uygulayacakları cezaları AB Komisyonuna bildirecekler. (Madde 61)
Denetim ve ihlal konuları başta olmak üzere, AB üyeleri arasında karşılıklı yardım ve işbirliği öngörülmekte. (Madde 62)
Başvuru ve diğer işlemlere ilişkin ücret öngörme, üye ülkelerin inisiyatifine bırakılırken EUIPO, vereceği hizmetlerden ücret alacak. (Madde 65)
EUIPO’ya yapılacak talepler, AB’nin resmi dillerinden birinde olacak. (Madde 66)
EUIPO; başvuru ve diğer taleplerin sunulması ile gerekli bilgilerin yayımlanması için AB’nin tüm resmi dillerinde dijital bir portal oluşturacak. Portal, AB üyesi ülkeler tarafından yürütülecek ulusal aşamada da kullanılabilir nitelikte olacak. (Madde 67)
AB Komisyonu yürüteceği faaliyetlerde, Sanat Ürünleri ve Endüstriyel Ürünler Komitesi tarafından desteklenecek. (Madde 68)
2 Aralık 2026 tarihi itibarıyla, AB üyesi ülkelerde sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler için sağlanmakta olan coğrafi işaret koruması sona ereceğinden, bu tarihe kadar AB Komisyonu ve EUIPO’ya bu Tüzükte öngörülen bildirimlerin yapılması gerekli. (Madde 70)
AB ülkeleri AB Komisyonuna, 2 Aralık 2026 yılından başlamak üzere her 5 yılda bir: denetimlerin sonuçlarını ve denetim stratejilerini; sunulan öz beyanların uygunluk durumlarını; yetkili otorite / ürün belgelendirme kuruluşlarınca yapılan denetimlerin durumlarını; piyasa gözetim faaliyetlerinin durumlarını; çevrimiçi gerçekleşen haksız kullanımları vb. hususları raporlayacak. (Madde 71)
AB Komisyonu, 2 Aralık 2030 yılından başlamak üzere her 5 yılda bir, bu Tüzüğün uygulanması hakkında rapor ve öneriler hazırlayacak. Raporda ayrıca, Tüzük uyarınca sağlanan korumanın coğrafi sınırda veya başka yerlerde yarattığı değer irdelenecek. AB Komisyonu 2 Haziran 2026 tarihine kadar, sanat ürünleri ve endüstriyel ürünlerin alan adı sistemindeki kötüye kullanımı hakkındaki fizibilite çalışmasının değerlendirmesini yapacak ve bulgularını, önerileriyle birlikte AB Parlamentosu ve Konseyine sunacak. (Madde 72)
2023/2411 sayılı AB Tüzüğünün uygulanmaya başlayacağı 1 Aralık 2025 tarihine kadar yapılması gereken önemli işlere yukarıda değindik. İlave olarak, uygulama yönetmeliği ile kılavuzların hazırlanmasının beklendiğini söyleyebiliriz.
Önemli bir başlangıç yapacak EUIPO’ya kolaylıklar dileriz.
13-24 Mayıs 2024 tarihleri arasında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın Cenevre’deki merkezinde düzenlenen Diplomatik Konferans, fikri haklar alanında yeni bir uluslararası andlaşmanın kabul edilmesiyle sona erdi.
Türkçe resmi adı henüz duyurulmuş olmasa da, İngilizce adı “WIPO Treaty on Intellectual Property, Genetic Resources and Associated Traditional Knowledge” olan bu andlaşmayı yazı boyunca “Fikri Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Bağlantılı Geleneksel Bilgi Hakkında WIPO Andlaşması” olarak anacağız.
Genetik Kaynaklar ve Geleneksel Bilginin fikri haklarla kesişimi alanındaki ilk uluslararası andlaşma olan “Fikri Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Bağlantılı Geleneksel Bilgi Hakkında WIPO Andlaşması”, bu yönüyle dikkat çekicidir ve özellikle patent başvurularında, eğer varsa, genetik kaynakların ve geleneksel bilginin kökeninin açıklanması yükümlülüğünü getirmesi yönündeki hükümleriyle önem arz etmektedir.
Andlaşma hakkında uluslararası görüşmeler 2001 yılında başlamış ve 20 yılı aşkın süre boyunca andlaşmanın kabul edilebilmesi için çaba verilmiştir.
Giriş bölümüne ilaveten on yedi maddeden oluşan ve nispeten kısa sayılabilecek andlaşmanın, İngilizce tam metninin bu bağlantıdan görülmesi mümkündür.
Andlaşmanın birinci maddesinde, andlaşmanın amacı “(a) Genetik kaynaklara ve genetik kaynaklarla bağlantılı geleneksel bilgiye ilişkin olarak patent sisteminin etkinliğinin, şeffaflığının ve kalitesinin artırılması ve (b) Genetik kaynaklara ve genetik kaynaklarla bağlantılı geleneksel bilgiye ilişkin olarak yeni veya buluş niteliğinde olmayan patentlerin hatalı biçimde korunmasının engellenmesi” olarak tanımlanmıştır.
Andlaşmanın ikinci maddesinde tanımlar yer alırken, andlaşmanın can alıcı maddelerinin üçüncü ila altıncı maddeler olduğu görülmektedir.
Üçüncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, patent başvurusuyla korunması talep edilen buluşun genetik kaynaklara dayanması halinde, taraf ülkelerin başvuru sahiplerine genetik kaynağın menşei ülkesini açıklama zorunluluğu getireceğini düzenlemektedir. Aynı fıkranın (b) bendi ise, (a) bendinde belirtilen ülkenin bilinmemesi halinde açıklama yükümlülüğünün genetik kaynağın kökenine (source of the genetic resources)[1] ilişkin olacağını belirtmektedir.
Üçüncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, patent başvurusunda korunması talep edilen buluşun genetik kaynaklarla bağlantılı geleneksel bilgiye dayanması halinde, taraf ülkelerin başvuru sahiplerine genetik kaynaklarla bağlantılı geleneksel bilgiyi sağlayan yerli topluluğu veya yerel halkı açıklama zorunluluğu getireceğini düzenlemektedir. Aynı fıkranın (b) bendi ise, (a) bendinde belirtilen bilginin bilinmemesi halinde açıklama yükümlülüğünün genetik kaynaklarla bağlantılı geleneksel bilginin kökenine (source of the traditional knowledge associated with genetic resources)[2] ilişkin olacağını belirtmektedir.
Üçüncü maddenin diğer fıkraları, açıklanacak bilgiye ilişkin olarak andlaşma tarafı ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir ve beşinci fıkra ilgili ülke ofislerinin açıklamanın doğruluğunu onaylamakla (kontrol etmekle) yükümlü olmadığını düzenlemektedir. Bu noktada andlaşma boyunca Ofis tabiriyle anılan otoritelerin, andlaşma tarafı ülkelerde patent korunmasından sorumlu olan kamu otoriteleri olduğu da belirtilmelidir.
Andlaşmanın dördüncü maddesi, andlaşma hükümlerinin taraf ülkeler bakımından geçmişe yürümeyeceğini özellikle belirtmektedir. Buna göre, andlaşmanın ilgili taraf ülke bakımından yürürlüğe girmesinden önceki tarihlerde yapılmış patent başvuruları, andlaşma hükümlerinden etkilenmeyecektir.
Yaptırımları ve telafi yöntemlerini düzenleyen beşinci madde; her taraf devletin, üçüncü maddede belirtilen bilgi açıklama yükümlülüğünün sağlanmaması halinde uygun, etkili ve ölçülü idari ve yasal tedbirleri alabileceğini belirtmektedir. Buna karşın ikinci fıkraya göre, açıklama yükümlülüğün yerine getirilmemesine ilişkin yaptırımların uygulanmasından önce ilgili eksikliğin giderilmesi için imkan verilecektir. Bu fıkranın istisnası olan hal ise, beşinci madde mükerrer ikinci fıkrada (Article 5.2 (bis) yer almaktadır. Beşinci maddenin dördüncü fıkrasına göre, açıklama yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, patent haklarının iptali, hükümsüzlüğü veya uygulanamaz kabul edilmesi için tek başına gerekçe teşkil etmeyecektir. Beşinci fıkraya göre ise, açıklama yükümlülüğüne ilişkin olarak hile içeren niyet tespit edilirse, her taraf devlet kendi ulusal mevzuatı uyarınca koruma sonrası yaptırımları kabul edebilecektir.
Andlaşmanın altıncı maddesi, genetik kaynaklara ve genetik kaynaklarla bağlantılı gelenek bilgiye ilişkin olarak taraf ülkelerin veritabanları kurabileceğini düzenlemektedir. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, bu tip veritabanları patent başvurularının araştırılması ve incelenmesi için Ofislere açık olacaktır.
Andlaşmanın kalan maddeleri, andlaşmanın yürürlüğe girişi, onaylanması, idaresi, revizyonu, taraf ülkelerin oluşturacağı birlik ve diğer idari konularla ilgilidir.
Diplomatik Konferans sonucunda andlaşma imzaya açılmıştır ve andlaşmayı imzalayan 15 ülkenin andlaşmaya taraf olma prosedürlerini tamamlamasının ardından “Fikri Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Bağlantılı Geleneksel Bilgi Hakkında WIPO Andlaşması” yürürlüğe girecektir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) madde 90(4)’e bakıldığında, ulusal mevzuatımızın genetik kaynağa ve genetik kaynakla bağlantılı geleneksel bilgiye ilişkin açıklama yükümlülüğünü düzenlediği görülmektedir: “(4) Buluş, genetik kaynağa veya genetik kaynakla bağlantılı geleneksel bilgiye dayanıyorsa bu kaynağın nereden alındığına ilişkin açıklamaya, patent başvurusunda yer verilir.”
Uluslararası andlaşmanın diğer hükümlerine yönelik olarak, SMK’nın uyum düzeyi ise elbette daha detaylı ve teknik bir inceleme gerektirecektir.
Diplomatik Konferans’a ilişkin belgeler incelendiğinde, Türkiye’nin konferansa kalabalık bir delegasyonla katıldığı görülmektedir. Bu durum da konuya verilen önemin göstergesi olması anlamında önemlidir.
Türkiye’nin “Fikri Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Bağlantılı Geleneksel Bilgi Hakkında WIPO Andlaşması”na katılım niyeti veya böyle bir niyet varsa öngörülen takvim hakkında şu an için bilgimiz bulunmamaktadır. Bununla birlikte; patent başvuruları/koruması yoluyla gerçekleştirilen biyokorsanlığın önüne geçme çabalarının uluslararası düzeydeki yansıması olan bu andlaşmanın ülkemizde de kamuoyunda karşılık bulacağını tahmin ediyoruz.
[1] Andlaşmanın ikinci maddesinde yer alan tanımlara göre: “Source of genetic resources” refers to any source from which the applicant has obtained the genetic resources, such as a research center, gene bank, Indigenous Peoples and local communities, the Multilateral System of the International Treaty on Plant Genetic Resources for Food and Agriculture (ITPGRFA), or any other ex situ collection or depository of genetic resources.
[2] Andlaşmanın ikinci maddesinde yer alan tanımlara göre: “Source of traditional knowledge associated with genetic resources” means any source from which the applicant has obtained the traditional knowledge associated with genetic resources, such as scientific literature, publicly accessible databases, patent applications and patent publications.
Avrupa Birliği (AB) Parlamentosundaki 28 Şubat 2024 tarihli oylamanın ardından, 26 Mart’ta resmen kabul edilen coğrafi işaret hakkındaki tüzük teklifi, 23 Nisan 2024 tarihinde AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak kesinleşti.
11 Nisan 2024 tarihli ve 2024/1143 sayılı AB Tüzüğü; gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkilerde coğrafi işaret ve diğer kalite göstergelerine ilişkin koruma şartlarını birleştiriyor, sadeleştiriyor ve güçlendiriyor. Bu kapsamda gıda-tarım ürünleri hakkındaki 1151/2012 sayılı AB Tüzüğü yürürlükten kalkarken diğer ürünler hakkındaki tüzükler de değişikliğe uğruyor.
2024/1143 sayılı AB Tüzüğü, 13 Mayısta yürürlüğe girecek. Ancak AB üyesi ülkelerdeki ulusal prosedürlerle ilgili Madde 10(4) ve (5) ile, denetim sistemiyle ilgili bazı usullere yönelik Madde 39(1) ve Madde 45 için yürürlük tarihi 1 Ocak 2025.
Bu yazı, yazarın 26 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmış aynı başlığa sahip yazısının güncelleştirilmiş halidir.
Bugün 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.
1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.
Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.
26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.
2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlanır.
Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2001 yılından itibaren her yıl farklı bir temayla kutlanmaktadır. Bu temaları listeleyelim (https://www.wipo.int/web/ipday/archives):
2001 – Geleceği Bugün Yaratmak (Creating the Future Today)
2012 – Vizyon Sahibi Mucitler (Visionary Innovators)
2013 – Yaratıcılık – Yeni Nesil (Creativity – The Next Generation)
2014 – Sinema Filmleri Bir Küresel Tutku (Movies – a Global Passion)
2015 – Yerinden Kalk, Ayağa Kalk. Müzik İçin (Get Up, Stand Up. For Music.)
2016 – Dijital Yaratıcılık: Kültürü Yeniden Hayal Etmek (Digital Creativity: Culture Reimagined.)
2017 – İnovasyon – Yaşamı Geliştirmek (Innovation – Improving Lives)
2018 – Değişimi Güçlendirmek: İnovasyon ve Yaratıcılıkta Kadınlar (Powering Change: Women in Innovation and Creativity)
2019 – Altına Uzanmak: Fikri Mülkiyet ve Spor (Reach for Gold: IP and Sports)
2020 – Yeşil Bir Gelecek İçin Yenilik Yap (Innovate for a Green Future)
2021 – Fikri Mülkiyet ve KOBİ’ler: Fikirlerinizi Pazara Taşımak (IP & SMEs: Taking your ideas to market)
2022 – Fikri Mülkiyet ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon (IP and Youth: Innovating for a Better Future)
2023 – Kadınlar ve Fikri Mülkiyet: İnovasyon ve Yaratıcılığı Hızlandırmak (Women and IP: Accelerating innovation and creativity)
2024 – Fikri Mülkiyet ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Ortak Geleceğimizi İnovasyon ve Yaratıcılıkla İnşa Etmek (IP and the SDGs: Building our common future with innovation and creativity)
WIPO internet sayfasında Dünya Fikri Günü için özel bir sayfa yer almaktadır:
Sekmede 2024 yılında Türkiye’de düzenlenen bazı etkinliklere de yer verilmiştir. (Etkinliğin eklenmesi için organizatörler WIPO’ya etkinlik hakkında bildirim yapmalıdır.)
Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.
Bir düşüncenin ifade edilmesi, bir savın ortaya konulması; tarihe not düşmek, ilgililerin konu üzerinde düşünmesini sağlamak, düşünceyi kabul ettirmek gibi herhangi bir amaca yönelik olabilir. Amaca gerçekleşmesi şüphesiz mutluluk vericidir. Ancak bazen ifade edilen düşünce, amaçlanandan farklı sonuçlar ve etkiler doğurabilir. Okumakta olduğunuz yazı da IPR Gezgini’nde yayımlanmış bir yazının ortaya çıkardığı beklenmedik bir sonucun gelişim sürecine ilişkindir.
8 Eylül 2022 tarihinde okumakta olduğunuz yazının yazarlarından Osman Umut KARACA tarafından kaleme alınan ve IPR Gezgini’nde yayımlanan “Fikrî Mülkiyet Hukuku Terminolojisine Dair Süreğen bir Sorun: “Patent” Sözcüğünün Hatalı Kullanımı” başlıklı yazıda,[1] “patent” sözcüğünün hatalı kullanımının, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından hazırlanan ve güncellenen Güncel Türkçe Sözlük’te de karşılık bulmasına ilişkin tespitlere, eleştirilere ve bu durumun muhtemel hukuki ve teknik nedenlerine değinilmişti.
Yazının yayımlanmasının ardından, okumakta olduğunuz yazının yazarlarından Dr. Ayşegül DEMİRCİOĞLU, yazıyı okuduğunu, kendisinin de bir fikrî mülkiyet sözlüğü çalışması olduğunu, “patent” sözcüğünün tanımına ilişkin önerilerin yanında, birkaç farklı öneriyi de bir araya getirerek TDK’ye sunma teklifinde bulunmuş ve bunun üzerine hazırlanan metin, bu yazının yazarları tarafından TDK’ye sunulmuştur.
TDK yetkilileri tarafından yapılan sözlü geri bildirimde; hatalı olduğunu belirttiğimiz tanımların sözlüklerden çıkarılamayacağı, sözlüklerin kelimelerin yalnız terim anlamlarını değil, toplumda kabul görmüş anlamlarını da içerdiği, ancak doğru tanıma ilişkin önerilerin, yapılacak incelemeler neticesinde mevcut tanımlara eklenebileceği belirtilmiştir. Bu bildirimden yaklaşık bir buçuk yıl sonra TDK Sözlükleri üzerinden yaptığımız kontrollerde, önerilerimizden birinin “patent” sözcüğünün ikinci sıradaki anlamı olarak Güncel Türkçe Sözlük’e eklendiği tespit edilmiştir.
Özet olarak belirtiğimiz süreç sonunda gerçekleşen yukarıdaki değişiklik; bir emeğin karşılık ve değer görmesi, eksik ya da hatalı olarak değerlendirdiğimiz bilgilerin resmî düzeyde değişimine katkı sağlaması bakımından mutluluk vericidir. TDK’ye değişiklik önerisi sunulması fikrinin ortaya çıkmasından sürecin sonuçlanmasına kadar destek veren TDK Önceki Dönem (1993-2000) Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Prof. Dr. İsmail PARLATIR‘a teşekkür ederiz.
IPR Gezgini dostlarıyla 24 Nisan Çarşamba akşamı İstanbul’da buluşacak. Buluşmayı bir kez daha hatırlatıyor ve katılım taleplerinizi bekliyoruz. Detaylı bilgiyi aşağıda okuyabilirsiniz.
IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.
Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmasını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapacağız. Buluşma mekanımız “Bosphorus Brewing Company” olacak.
Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.
Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek.
Buluşma kesinleşmiş olsa da mekandaki organizasyon bakımından yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor. Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olacak ve organizasyonu daha kolayca gerçekleştirebileceğiz. Katılacaklarını önceki duyurulara yanıt vererek önceden bildiren dostlarımızın yeniden yazmalarına ise gerek bulunmuyor.
Organizasyona ilişkin yardımları için sevgili Zeynep Seda Alhas’a çok teşekkür ediyoruz.
iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz katılım bildirimlerinizi bekliyoruz!
IPR Gezgini dostlarıyla 24 Nisan Çarşamba akşamı İstanbul’da buluşacak. Buluşmayı bir kez daha hatırlatıyor ve katılım taleplerinizi bekliyoruz. Detaylı bilgiyi aşağıda okuyabilirsiniz.
IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.
Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmasını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapacağız. Buluşma mekanımız “Bosphorus Brewing Company” olacak.
Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.
Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek.
Buluşma kesinleşmiş olsa da mekandaki organizasyon bakımından yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor. Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olacak ve organizasyonu daha kolayca gerçekleştirebileceğiz. Etkinlik duyurusunu, bayramdan sonraki hafta bir kez daha yapacağız ve katılım taleplerini almaya devam edeceğiz. Katılacaklarını önceki duyurulara yanıt vererek önceden bildiren dostlarımızın yeniden yazmalarına ise gerek bulunmuyor.
Organizasyona ilişkin yardımları için sevgili Zeynep Seda Alhas’a çok teşekkür ediyoruz.
iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz katılım beyanlarınızı bekliyoruz!
Avrupa Birliği (AB), hazırlık çalışmalarını çok yönlü olarak birkaç yıldır yürüttüğü bir tüzük teklifinde son aşamaya geldi.
28 Şubat 2024 tarihinde AB Parlamentosunda, 19 aleyhte ve 64 çekimser oya karşı 520 lehte oy ile kabul edilen tüzük teklifi, 26 Martta resmen kabul edildi. Tüzük teklifi esas olarak; şimdiye kadar koruma şartları 3 ayrı tüzükle düzenlenmiş gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkilerde coğrafi işaret ve diğer kalite göstergelerine ilişkin koruma şartlarını birleştiriyor, sadeleştiriyor ve güçlendiriyor. Bu tüzük yürürlüğe girince bazı tüzüklerde değişiklik olacak, bazıları da yürürlükten kalkacak.
Değişikliğe uğrayacak tüzükler: Tarım ürünleri ortak piyasa düzenlemesi hakkında olan ve şaraplarla ilgili coğrafi işaret korumasını da düzenleyen 1308/2013 sayılı AB Tüzüğü; distile alkollü içkilerin tanımlanması, etiketlenmesi, bu adların diğer gıda ürünleriyle ilgili olarak kullanılması ve bunlarla ilgili coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin 2019/787 sayılı AB Tüzüğü ve AB markasına ilişkin 2017/1001 sayılı AB Tüzüğü.
2017/1001 sayılı Tüzükteki değişiklik hükmü, AB Komisyonunun coğrafi işaretlerle ilgili olarak AB Fikri Mülkiyet Ofisi EUIPO’ya görev verebileceğine ilişkin.
Yürürlükten kaldırılacak tüzük: gıda-tarım ürünlerine ilişkin coğrafi işaret, geleneksel ürün adı ve diğer kalite göstergeleri hakkındaki 1151/2012 sayılı AB Tüzüğü. Bu, coğrafi işaretlerle ilgili olarak karşımıza en çok çıkan tüzüktür.
Gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkiler hakkındaki 2 Mayıs 2022 tarihli ve 2022/0089 (COD) sayılı Tüzük Teklifinde birçok yenilik ve değişiklik mevcut. Hepsinin bu yazıda irdelenmesi mümkün değil ancak dikkati ilk çeken hususları aşağıda sıralıyoruz.
Etiketleme tanımı 1169/201 sayılı Tüzüğe; işlenmiş ürün tanımı 852/2004 sayılı Tüzüğe; ürün sertifikasyon kuruluşu tanımı 2017/625 sayılı Tüzüğe; bitki çeşit adı tanımı 2100/94 sayılı Tüzüğe veya 2002/53/EC, 2002/55/EC, 2008/90/EC Direktiflerine; hayvan ırkı adı tanımı 2016/1012 sayılı Tüzüğe; şarap tanımı 1308/2013 sayılı Tüzüğe; distile alkollü içki tanımı 2019/787 sayılı Tüzüğe; şarap ve distile alkollü içkiyi hariç tutan tarım ürünü tanımı bu yeni tüzüğe dayandırılıyor. Bu kapsamda yeni tüzükte geçen “tarım ürünü” kavramını, “şarap ve distile alkollü içki dışında kalan gıda-tarım ürünü” olarak kabul edebiliriz.
Sadece kayıt tutma ve istatistiki değerlendirme amaçlı olmak üzere, tescile konu ürünler 2, 4 veya 6 haneli sistemler uyarınca sınıflandırılacak. “Kombine nomanklatur (Combined Nomenclature-CN)” olarak adlandırılan bu sistem, 2658/87 sayılı AB Tüzüğüne dayanıyor. 2658/87 sayılı Tüzükle ilgili açıklamalara baktığımızda, bu sistemler için aşağıdaki örneklerin verildiğini görüyoruz.
2 haneli: ‘Bölüm 18 Kakao ve kakao ürünleri’
4 haneli: ‘1806 Çikolata ve kakao içeren diğer gıda ürünleri’
6 haneli: ‘1806 10 — İlave şeker veya tatlandırıcı madde içeren kakao tozu’
1151/2012 sayılı AB Tüzüğünde yer alan ürünlere bazı ilaveler yapılıyor.
Coğrafi işaretler için ilave edilen ürünler: Tuz, mannitol, sorbitol, koşineal, uçucu yağlar, albüminoidal maddeler – modifiye nişastalar – yapıştırıcılar, apre maddeleri, sorbitol n.e.p., deriler ve postlar, ham kürkler, mantar, ham ipek ve ipek atıkları, yün ve hayvan tüyü, ham pamuk, atık – karde veya penye pamuk, ham keten ve ham kenevir.
Geleneksel ürün adları için ilave edilen ürünler: Hazır yemekler, bira, çikolata ve türevi ürünler, ekmek, hamur işleri ve kekler, şekerleme, bisküviler ve diğer fırıncılık ürünleri, bitki özlerinden yapılan içecekler, makarna ve tuz.
Başvuru hakkı ve devamı taleplerle ilgili olarak “tanınan üretici grubu (recognised producer group)” tanımının getirilmesi, belki de en çarpıcı yeniliklerden. Bu tanım, “tüzel kişiliğe sahip olan ve tüm üreticiler adına hareket eden tek grup olarak yetkili ulusal otoriteler tarafından tanınan resmi bir dernek” şeklinde açıklanıyor. Öte yandan, ispatlanmış tek üreticinin başvuru yapma hakkının bulunmasına dair istisna, yeni tüzükte de yer alıyor.
Şartları uyan üretici gruplarının ilgili AB üyesi ülkeye talebi üzerine ve ülkenin yasalarına uygun şekilde, her bir coğrafi işaret için sadece bir tane üretici grubu tanınacak.
Bir üretici grubu; ilgili coğrafi işaretli ürünün üretim hacminin en az 2/3’üne sahip olan üreticilerinin sayısının en az 2/3’ünün kabul etmesi halinde, tanınan üretici grubu olarak kabul edilebilecek.
Tanınan üretici grupları; ulusal otoriteler tarafından belirlendiği şekilde ve ilgili ürünün niteliğine göre çiftçiler, çiftlik tedarikçileri, ara işleyiciler ve son işleyiciler dâhil olmak üzere ilgili paydaşların inisiyatifiyle kurulacak. AB üyesi ülkeler; üretici grubunun şeffaf ve demokratik bir şekilde çalıştığını ve coğrafi işaretli ürünün tüm üreticilerinin gruba üyelik hakkından yararlandığını doğrulayacak olup kamu görevlileri, tüketici grupları, perakendeciler ve tedarikçiler gibi diğer paydaşların da üretici grubunun çalışmalarına katılmasını sağlayabilecekler.
Tanınan üretici gruplarının temel sorumlulukları arasında; başvuru hazırlama, iç denetim yapma, koruma elde edilmiş üçüncü ülkeler de dâhil olmak üzere haksız kullanımlara karşı yasal girişimde bulunma, sürdürülebilirlik çalışmaları yapma ve sürdürülebilirlik şartlarının uygulanmasını sağlama, tanıtım ve pazarlama çalışmaları yapma, ekonomik performans ve sürdürülebilirlik analizleri yaptırma, mevcut ve potansiyel üreticilere toplumsal cinsiyeti anaakımlaştırma da dâhil olmak üzere eğitim verme konuları yer alıyor.
2018/1725 ve 2016/679 sayılı AB Tüzüklerine uygun biçimde kişisel verilerin korunacağına ilişkin hükümler öngörülüyor.
Yeni tüzükte, aksi yönde ifade bulunmadıkça “geographical indication” kavramı; tarım ürünleri ve şaraplar için “geographical indication” ve “designation of origin”, distile alkollü içkiler için de “geographical indication” olarak kabul edilmeli.
Yeri gelmişken, oldukça karıştırılan bir duruma açıklık getirmekte fayda var. Ulusal mevzuatımızda “menşe adı (designation of origin)” ve “mahreç işareti (geographical indication)” kavramlarının ikisini birden karşılamak üzere, yani şemsiye terim olarak “coğrafi işaret” kavramını kullanıyoruz ama bu tanımların kapsamlarında, AB’deki kapsamlarından herhangi bir farklılık bulunmuyor. Gerek AB yasal düzenlemelerinde gerekse uluslararası alanda “geographical indication” kavramı ise; hem ulusal mevzuatımızdaki “coğrafi işaret” gibi şemsiye bir terim olarak, hem de “mahreç işareti” tanımına karşılık olarak kullanılmakta. Kullanım yerine ve şekline göre “coğrafi işaret”in mi yoksa “mahreç işareti”nin mi kastedildiğinin anlaşılması mümkün olabiliyor.
Üretici grubu (başvuru yapan), AB veya ulusal düzeyde belirlenmiş sürdürülebilirlik şartlarına uygun ilave şartlar belirleyebilecek ve böyle bir durumda bu şartlar başvuruda belirtilecek.
Üçüncü ülke kaynaklı başvuruların da AB’ye, dijital bir sistem üzerinden gönderilebilmesi için teknik altyapı oluşturulacak.
AB Komisyonu başvuruları 6 ayda inceleyecek ve eğer daha fazla süreye ihtiyaç duyacak olursa, gerekçeli biçimde bu durumu başvuru yapana bildirecek.
AB Resmi Gazetesinde ilan edilen başvurulara itiraz süresi 3 ay. Bu süre içinde yapılan itirazlarda AB Komisyonu, 5 ay içinde tarafları uzlaşmaya davet edecek. 3 ayı aşamayacak uzlaşma görüşmeleri sırasında, taraflardan birinin talebi üzerine en fazla 3 aylık süre uzatımı olabilecek. Görüşmelerin sonuç bildirimi, 1 ay içinde AB Komisyonuna sunulacak ve AB Komisyonu tarafından incelenerek karar verilecek.
Üçüncü ülkeler tarafından yapılacak tescilde değişiklik taleplerinde, talep edilen değişikliğin söz konusu üçüncü ülkede yürürlükte olan coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin kanunlara uygun olduğuna dair kanıt sunulması gerekecek.
Coğrafi işaretlerin koruma kapsamında açıkça alan adlarında, web sitelerinde yer alan bilgilerde ve elektronik ticaret gibi uzaktan satış kanallarında gerçekleşen kullanımlar da dâhil ediliyor.
4 Şubat 2020 tarihinde IPR Gezgini’nde yayımlanan “Yenilenmek Gerek, Ama Dikkatle…” başlıklı yazımızda da değindiğimiz, coğrafi işaretli bir ürünün başka bir ürünün üretiminde bileşen olarak kullanılmasına ilişkin durumlar hakkındaki temel prensiplere, bu kez tüzükte yer veriliyor. Bu şekildeki kullanım, her şeyden önce dürüst ticari uygulamalar çerçevesinde olmalı ve coğrafi işareti zayıflatacak, sulandıracak veya itibarına zarar verecek niteliği bulunmamalı.
Bileşen olarak kullanılacak coğrafi işaretli ürünün üreticilerinin 2/3’ünün rızası olmadıkça, işlenmiş ürünün adında önceki coğrafi işaret kullanılamayacak. Ayrıca, bileşen olarak kullanılacak coğrafi işaretin doğru biçimde kullanılabilmesi için, söz konusu coğrafi işaretin tanınan üretici grubunun tavsiyede bulunması sağlanacak.
Bileşen olarak kullanılan coğrafi işaretli ürünün miktarı, işlenmiş üründe temel bir karakteristik özellik yaratacak düzeydeyse ve ayrıca işlenmiş üründe, coğrafi işaretli ürünle karşılaştırılabilecek başka hiçbir ürün kullanılmazsa işlenmiş ürünün adında, etiketinde veya reklamında coğrafi işaret kullanılabilecek. Bileşenin yüzdesi etikette belirtilecek.
Coğrafi işaretlerin internet alan adlarında kullanımlarına ilişkin şartlar belirlenmiş. Ayrıca EUIPO tarafından bir alan adı uyarı sistemi kurulacak olup coğrafi işaretlerle ilgili yaptırımların etki alanının ve gücünün artırılması öngörülüyor.
Konuyla ilgili AB amblemleri, belirteçleri ve kısaltmalarının ürün etiketinde ve reklamlarında kullanımları detaylandırılıyor. Bu detayların kapsamında, bileşen olarak kullanılan coğrafi işaretler de mevcut.
Ürünlerin tescile uygunluğunun ve ayrıca tescilli adın piyasadaki kullanımının uygunluğunun sağlanması amaçlarıyla yapılan denetimler hakkında ayrıntılı düzenlemeler mevcut. İlaveten, resmi kontrollere ilişkin 2017/625 sayılı AB Tüzüğüne bağlı olarak geliştirilen bilgi yönetim sistemi başta olmak üzere, çeşitli araçların kullanılması suretiyle AB üyesi devletlerarasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma sağlanması öngörülüyor.
Başvuru inceleme ve itiraz aşamaları için EUIPO ile iletişim kurulabileceğine ilişkin düzenlemeler mevcut. EUIPO ile kurulacak ilk iletişimden itibaren en geç 5 yıl içinde, bu görevlerin EUIPO tarafından yerine getirilmesinin sonuçları ve deneyimi hakkında bir rapor hazırlanıp AB Parlamentosuna ve Konseyine sunulacak. Performans izlemesi olarak adlandırılan bu raporda özellikle tarımsal faktörlerin inceleme sürecine entegrasyonu, değerlendirmelerin kalitesi, coğrafi işaretlere ilişkin farklı kaynaklardan yapılan değerlendirmelerin tutarlılığı, görevlerin verimliliği ve kullanıcı memnuniyeti kriterleri rol oynayacak.
AB Komisyonunun uygulama yetkilerini kullanımı, üye devletler tarafından kontrol ediliyor. Bu konudaki mekanizmalara ilişkin kural ve genel ilkeleri belirleyen 182/2011 sayılı AB Tüzüğü kapsamında bulunan Coğrafi İşaretler Komitesi, bu yeni tüzükte öngörülen usuller bakımından AB Komisyonunu destekleyecek.
Geleneksel ürün adlarına ilişkin şartlar, mevcut hükümlere göre daha açık biçimde düzenlenmiş. Önemle belirtmek gerekir ki, geleneksel ürün adı koruması sadece belirlenen türdeki tarım ürünleri için geçerli, yani distile alkollü içkiler, şaraplar, aromatik şaraplar vb bağcılık ürünleri kapsam dışı kalıyor.
Kısa süre içinde AB Resmi Gazetesinde yayımlanması beklenen bu yeni tüzüğün yürürlük tarihi, Resmi Gazetedeki ilan tarihini takip eden 20. gün olacak.
IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.
Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmasını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapacağız. Buluşma mekanımız “Bosphorus Brewing Company” olacak.
Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.
Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek.
Buluşma kesinleşmiş olsa da mekandaki organizasyon bakımından yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor. Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olacak ve organizasyonu daha kolayca gerçekleştirebileceğiz. Etkinlik duyurusunu, gelecek hafta ve bayramdan sonraki hafta birer kez daha yapacağız ve katılım taleplerini almaya devam edeceğiz. Katılacaklarını bir önceki duyuruya yanıt vererek önceden bildiren dostlarımızın yeniden yazmalarına ise gerek bulunmuyor.
Organizasyona ilişkin yardımları için sevgili Zeynep Seda Alhas’a çok teşekkür ediyoruz.
iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz katılım beyanlarınızı bekliyoruz!
“Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” (1923)
Mustafa Kemal ATATÜRK
Yaklaşık iki ay önce dünya çapında en çok patente sahip Türk mucitlere ait bir liste yayınlamıştım.[i] Listelerdeki kadın mucitlerimizin azlığı okuyucuların gözünden kaçmadı. Peki gerçekten çok az kadın mucidimiz mi var? Bunun doğru olmadığını göstermek adına bu yıl Dünya Kadınlar Gününde yayınlanmak üzere en çok patente sahip Türk kadın mucitler listesi hazırlamak istedim. Aşağıdaki listelerden de görüleceği üzere dünyanın en önde gelen şirketlerinde/üniversitelerinde çalışan çok sayıda değerli kadın mucidimiz var. Yeni nesillere rol model olacak kadın mucitlerimizin başarıları basında daha çok yer bulmalı ki hem örnek alınabilsinler hem de kızlarımızın kendine güvenmesini sağlasınlar.
IDiyas’ın oluşturduğu dünya çapındaki listede en çok patent belgesine sahip 100 mucit arasında yalnızca 5 kadın olduğunu görüyoruz.[ii] En çok patent belgesine sahip 100 Türk mucit listesinde ise 8 kadın mucidimiz bulunuyor. [iii] Bu da gösteriyor ki, oransal olarak kadın mucitlerin azlığı yalnızca bizde değil, dünya genelinde de görülüyor. Hatta buradan, ilk 100 olarak düşünüldüğünde, kadın mucitlerimizin oranının dünya geneline göre daha yüksek olduğunu da söyleyebiliriz. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünün (WIPO) verileri de bunu desteklemektedir: Türkiye 2022’de %24’le PCT başvurularında kadın mucit oranı en yüksek ikinci ülke olmuştur.[iv]
Elbette bu oranlar hala arzu edilenin çok altındadır ve kadınların çalışma hayatında yaşadığı sorunlar maalesef hala erkeklerden çok daha fazladır, ancak kadın mucit oranlarında son yıllarda yaşanan hızlı artış dikkate alındığında gelecekte kadın mucitlerimizin önlerindeki engelleri aşarak daha da büyük başarılara imza atarak arayı kapatacağına ve erkekleri geride bırakacağına inanıyoruz.
PCT başvurularında kadın mucit oranı en yüksek ülkeler, 2022[v]
Bir patent başvurusunda iki ana karakter bulunur: Biri başvuru sahibi (şahıs veya şirket olabilir), diğeri ise buluş sahibi yani mucittir (buluşu yapan, yalnızca şahıs(lar) olabilir). Başvuru sahipleri ile ilgili patent istatistikleri yaygın olarak kullanılsa da, mucitler üzerinden yapılan istatistiklere daha az rastlanır. Bunun stratejik anlamda pek çok sebebinin yanı sıra bir sebep de mucitlerle ilgili sağlıklı bir istatistik ortaya koymanın zorluğudur. Örneğin Türkiye’de ikameti olmayan veya bir başka vatandaşlığı bulunan Türklerin yabancı bir ülkede yaptığı patent başvuru istatistiklerini tespit etmek oldukça zordur. Bu bakımdan Türkiye’de yapılan patent başvuruları arasından en çok başvurusu bulunan mucitleri tespit etmek oldukça kolay iken bunu dünya çapında hatasız bir şekilde yapmak imkânsıza yakındır. Mucitlerin ad-soyadı yazımındaki dünya çapında standart olmayan yaklaşımlara bir de Türkçe karakter kullanma/kullanmama nedeniyle oluşan farklılıklar da eklenince istatistiklerde sağlıklı sonuçlar elde edilmesi zorlaşmaktadır. Kurmaca bir mucit ismi üzerinden olası farklı yazılışları örneklendirelim: Fatma Dilek ÖMÜR KAYA.
Bu isim patent dokümanlarında şu yazılış biçimleriyle karşımıza çıkabilir: fatma dilek omur, fatma dilek ömür, fatma dilek oemuer, f dilek omur, fatma d omur, f dilek ömür, fatma d ömür, f dilek oemuer, fatma d oemuer, omur fatma dilek, omur fatma d, omur f dilek, oemuer fatma dilek, oemuer fatma d, oemuer f dilek, ömür fatma dilek, ömür fatma d, ömür f dilek, fatma omur, fatma ömür, fatma oemuer, omur fatma, oemuer fatma, ömür fatma, dilek omur, dilek ömür, dilek oemuer, omur dilek, oemuer dilek, ömür dilek, fatma dilek omur kaya, fatma dilek ömür kaya, fatma dilek oemuer kaya, f dilek omur kaya, fatma d omur kaya, f dilek ömür kaya, fatma d ömür kaya, f dilek oemuer kaya, fatma d oemuer kaya, omur kaya fatma dilek, omur kaya fatma d, omur kaya f dilek, oemuer kaya fatma dilek, oemuer kaya fatma d, oemuer kaya f dilek, ömür kaya fatma dilek, ömür kaya fatma d, ömür kaya f dilek, fatma omur kaya, fatma ömür kaya, fatma oemuer kaya, omur kaya fatma, oemuer kaya fatma, ömür kaya fatma, dilek omur kaya, dilek ömür kaya, dilek oemuer kaya, omur kaya dilek, oemuer kaya dilek, ömür kaya dilek
Yazım yanlışları da cabası. Özellikle yabancıların Türkçe kelimeleri yanlış yazması oldukça yaygın. Örneğin “İlhan” isminin şu versiyonlarıyla karşılaştım: lihan, Llhan, illhan, ihan, lhan.
Çoğu zaman mucitlerin ad soyad sıralaması “adı-soyadı” ve “soyadı-adı” şeklinde iki türlü de yazılmaktadır. İsimler arasında bir başka farklılık ise doktor, mühendis gibi meslek ifadelerinin kısaltmalarının da mucit isminde geçmesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür kullanımla genellikle Almanya menşeili patentlerde karşılaştım.
Verileri değerlendirirken yaşanan bir diğer sorun aynı ad ve soyada sahip farklı mucitlerin bulunmasıdır. Bu sorun kişilerin çalıştığı şirketler veya patent sınıfları değerlendirilerek aşılabilmektedir.
Bir diğer sorun hem Türkçede hem de yabancı dillerde bulunan isimlerin sorgusunda ortaya çıkmaktadır. Örneğin Buse, Dilan, Eda, Emel, Funda, Gaye, Handan (Çinceyle karışıyor), Hande, Leman, Meryem, Mine, Miyase (Japoncayla karışıyor), Nevin, Suna gibi pek çok ismin hem Türkçede hem de yabancı dillerde kişi adı (ya da soyadı) olarak kullanılması arama sonuçlarını etkilemektedir.
Kadın mucitleri tespit etmekteki bir başka zorluk ise soyadı değişikliğinde ortaya çıkmaktadır. Evlendikten sonra her iki soyadını muhafaza eden mucitlerin başvurularını tespit etmek nispeten kolay olsa da, önceki soyadını kullanmayan bir mucidin başvurularını tespit etmek ve bunları ilişkilendirmek oldukça zor olmaktadır. Listelerde, zaman içinde farklı soyadları kullanmış olan mucitlerin en güncel soyadlarını değil, en çok patent başvurusu yaptıkları soyadlarını kullandım.
Bir diğer zorluk, hem kadın hem de erkek için kullanılabilen isimlerin bulunmasıydı. Gerçek bir örnek vermek gerekirse, rahmetli kadın fizikçi “Engin Arık” ismini aratmak istediğinizde karşınıza Harvard mezunu olan ve ABD’de bir nanoteknoloji firması sahibi “Engin Arık” Bey’e ait patentler çıkmaktadır.
Sonuçlar
Çalışmada Lens.org[vi] ve TÜRKPATENT[vii] patent veritabanlarını kullandım.[viii] 13 Şubat 2024 tarihli veriler üzerinden istatistikleri elde ettim. Nüfus idaresinin yayınladığı en yaygın ad ve soyad istatistikleriyle kişi adları sözlükleri ve WIPO’nun yapay zeka kullanarak tespit ettiği mucit isimlerini[ix] de kullanarak Türkçe ad ve/veya soyada sahip dünyadaki tüm mucitleri tespit etmeye çalıştım. Yaptığım araştırmalar sonucunda az da olsa hata payıyla listenin tamamlandığı inancındayım. Ancak mutlaka atladığım isimler veya eksik hesapladığım sayılar olmuştur, affınızı dilerim. Bulduğunuz eksikliklerle ilgili benimle iletişime geçerseniz sevinirim.
İstatistikleri üç farklı kategoride en çok sayıya sahip 100 mucit olarak hazırladım:
En çok patent başvurusuna sahip kadın mucitler
En çok patent ailesine sahip kadın mucitler
En çok patent belgesine sahip kadın mucitler
Açıklamaya geçmeden önce patent ailesini tanımlamaya çalışayım. Bir patent ailesi, aynı buluşu kapsayan ve çeşitli ülkelerde yapılan patent başvuruları grubudur. Bir ailedeki başvurular birbirleriyle rüçhan talepleri aracılığıyla ilişkilidir.[x] Başka bir deyişle, bir patent ailesi ortak bir mucit(ler) tarafından açıklanan ve birden fazla ülkede patent başvurusu yapılan aynı buluştur.
Buradaki listeler sınırsız bir maraton koşusunun bir anında çekilmiş bir fotoğraf karesi gibidir, yalnızca o anki sıralamayı göstermektedir. Her geçen gün mucitlerimiz yeni patent başvuruları yapmakta, mevcut başvuruları belgeye dönüşmekte ve koşuya yeni yarışmacılar katılmakta olduğu için sıralamaların zaman içinde değişmesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan listeyi her yıl güncellemeye çalışacağım.
Bütün bu istatistikleri sunmamın sebebi, dünya çapında çok sayıda başarılı insanımızın olduğunu göstermektir. İlk olarak her üç kategorideki ilk 10 listesini her bir kategorinin hemen altında bulabilirsiniz. İlk 100 tam listeleri de yazının sonunda bulabilirsiniz. Lütfen kaynak göstermeden kullanmayınız!
1. “En çok patent başvurusuna sahip kadın mucitler” listesindeki sayılar bulunurken bir buluş için farklı ülkelere yapılan başvurular da birer başvuru sayılarak hesaplanır. Ne kadar çok farklı ülkeye girilirse patent başvuru sayısı o kadar artar. Örneğin Biontech’in kurucusu Özlem Türeci bu listede 1969 patent başvurusuyla birinci sıradadır. Ancak bu kendisinin 1969 farklı buluş yaptığı anlamına gelmemektedir. Kendisinin patent ailesi sayısı 106’dır ve bu da 106 farklı buluş için patent başvurusu yaptığını göstermektedir. Bu iki sayı birbirine bölündüğünde yaklaşık 18 etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki Özlem Türeci her bir buluş için ortalama 18 farklı ülkeye patent başvurusunda bulunmuştur. Bu oldukça yüksek bir sayıdır. Bundan Biontech’in COVID-19 pandemisi sırasında geliştirdiği aşıların dünya çapında kullanılmış olmasının ve bu nedenle de dünya çapında bir patent koruması sağlamak istenmesinin etkili olduğu tahmin edilmektedir. Genel olarak ilaç firmalarının diğer alanlardaki firmalara göre (birkaç istisna teknoloji firması haricinde) daha çok sayıda ülkeye giriş yaptığı bilinmektedir. Kanser tedavisi üzerine de çalışmalar yapan Özlem Türeci, Forbes dergisinin her yıl yayınladığı “Dünyanın En Güçlü 100 Kadını” 2021 listesinde ve eşi Uğur Şahin ile birlikte Time dergisinin “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” 2023 listesinde yer aldı.[xi]
Dünyada en çok patent başvurusuna sahip 10 Türk kadın mucit:
Sıra
İsim
Patent Başvuru Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Özlem Türeci
1053
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
2
Yeliz Tokgöz
572
QUALCOMM
3
Nihan Doğan
276
NESTEC; NESTLE
4
Dilara (Grate) McCauley
256
KARYOPHARM; ARCHEMIX
5
Zehra Kaymakçalan
243
ABBOTT; ABBVIE
6
Fatma Arzum Şimşek-Ege
232
MICRON TECH; INTEL
7
Canan Uslu Hardwicke
201
GEN ELECTRIC
8
Nur Pehlivan Akalın
200
SANOVEL
9
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
174
MICROSOFT; AT&T
10
Chloe Ceren Tartan
166
NCHAIN
2. “En çok patent ailesine sahip kadın mucitler” listesindeki sayılar mucidin şimdiye kadar kaç farklı buluş için patent başvurusunda bulunduğunu göstermektedir. Bu listenin birincisi Yeliz Tokgöz olup 145 farklı buluş için patent başvurusunda bulunmuştur.
Yeliz Tokgöz, Bilkent Üniversitesinde elektrik-elektronik mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisansını ABD’de Ohio State Üniversitesinde, doktorasını ise San Diego Üniversitesinde tamamlamıştır. Kendisi ABD’de Qualcomm şirketinde Qualcomm’da Kablosuz Ar-Ge Bölümünde Baş Mühendis olarak çalışmaktadır. Çalışmalarında 5G teknolojisinde kapsama alanını ve kapasitenin nasıl geliştirileceği üzerine yoğunlaşmıştır.[xii]
Dünyada en çok patent ailesine sahip 10 Türk kadın mucit:
Sıra
İsim
Patent Ailesi Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Yeliz Tokgöz
145
QUALCOMM
2
Eren Kurşun
118
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
3
Nur Pehlivan Akalın
117
SANOVEL
4
Aslı Muslu
113
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
5
Özlem Türeci
106
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
6
Fatma Arzum Şimşek-Ege
77
MICRON TECH; INTEL
7
Canan Uslu Hardwicke
76
GEN ELECTRIC
8
Berna Erol
74
RICOH
9
Belgin Çukadar
73
MONSANTO
10
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
70
MICROSOFT; AT&T
3. “En çok patent belgesine sahip kadın mucitler” listesi yapılan patent başvuruları patent ofisleri tarafından değerlendirilip patentlenebilirlik kriterlerinin sağlandığı tespit edilmiş ve patent belgesi verilmiş başvuru sayılarını göstermektedir. Ancak bu sayılar belge alan farklı buluş sayılarını göstermeyip, girilen ülkelerdeki elde edilen tüm patent belge sayılarını yansıtmaktadır.
Bu listenin birincisi de Özlem Türeci olup 634 adet patent belgesine sahiptir.
Dünyada en çok patent belgesine sahip 10 Türk kadın mucit:
Sıra
İsim
Patent Belge Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Özlem Türeci
634
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
2
Dilara (Grate) McCauley
165
KARYOPHARM; ARCHEMIX
3
Nihan Doğan
142
NESTEC; NESTLE
4
Yeliz Tokgöz
140
QUALCOMM
5
Zehra Kaymakçalan
128
ABBOTT; ABBVIE
6
Eren Kurşun
124
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
7
Fatma Arzum Şimşek-Ege
117
MICRON TECH; INTEL
8
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
107
MICROSOFT; AT&T
9
Berna Erol
94
RICOH
10
Gönül Veliçelebi
94
CALCIMEDICA
En çok patent başvurusuna sahip 555 Türk kadın mucidin çalıştığı şirketler/kurumlar ise aşağıdaki gibidir:
Sıra
Başvuru Sahibi
Listeye Giren Kadın Mucit Sayısı
1
ARÇELİK
46
2
TURKCELL
22
3
SANOVEL
19
4
IBM
14
5
ECZACIBAŞI
8
5
GENERAL ELECTRIC
8
5
SANKO
8
8
BOSCH
7
9
ARVEN
6
9
MICROSOFT
6
9
PHILIPS
6
9
QUALCOMM
6
9
SIEMENS
6
14
BRISTOL MYERS
5
14
KORDSA
5
16
3M
4
16
ABDİ İBRAHİM
4
16
AT & T
4
16
GOOGLE
4
16
INTEL
4
16
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
4
16
PROCTER & GAMBLE
4
16
TÜBİTAK
4
16
TÜRKİYE ŞİŞE VE CAM FABRİKALARI
4
16
UNIV TEXAS
4
16
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ
4
16
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
4
27
ABBOTT LAB
3
27
BEIERSDORF
3
27
DOW
3
27
ERICSSON
3
27
HONEYWELL
3
27
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
3
27
KOÇ ÜNİVERSİTESİ
3
27
SHELL
3
27
TÜRK TELEKOMÜNİKASYON
3
27
UNIV CALIFORNIA
3
27
VODAFONE TEKNOLOJİ
3
Teknoloji Sektöründe Kadınların Yaşadıkları Zorluklar
“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” sözü güya kadınları övmek için söylenir, oysa bu üstten bakan bir ifadedir ve kadınların çalışma hayatında yaşadıkları zorluklar göz önüne alındığında, bu sözün doğrusunun aslında “her başarılı kadının önünde onun ışığına engel olan bir erkek(ler) vardır” olduğu söylenebilir.
WomenTech Network’ün teknoloji sektöründeki kadınların karşılaştığı zorlukları daha iyi anlamak için kendi topluluğu içinde düzenlediği anketin sonuçlarına göre en yaygın sorunlar arasında şunlar sayılabilir[xiii]:
Meslektaşlardan ve amirlerden destek görememek, önemli projelerden dışlanmak, veya işin etkili bir şekilde tamamlaması için gereken kaynakların verilmemesi.
Toplantılarda sözünüzün kesilmesi veya konuşmanızın engellenmesi, fikirlerinizin reddedilmesi veya görmezden gelinmesi.
Kadınların erkek meslektaşlarından ortalama olarak daha az kazanması.
İstenmeyen yaklaşımlara veya tacize maruz kalmak.
Gerekli beceri ve niteliklere sahip olunmasına rağmen şirkette liderlik pozisyonlarına yükselememek
Kadınların teknik açıdan erkeklerden daha az yetenekli veya kariyerlerine daha az bağlı oldukları varsayımına dayalı kalıplaşmış cinsiyet normlarıyla karşılaşmak
İşyeri ezici bir çoğunlukla erkeklerden oluştuğunda, kadınların kendilerini değerli ve desteklenmiş hissetmelerinin zorlaşması, bunun izolasyon ve dışlanma duygularına neden olması
Matilda etkisi, çalışmaları erkek meslektaşlarına atfedilen kadın bilim insanlarının başarılarının kabul edilmesine karşı bir önyargıdır.[xiv]
Kadınların iş yaşamındaki sorunlarını irdelemek bu yazının konusunu aşacağından, burada daha fazla detaya girmeyip, konuyla ilgilenenler için yapılan bazı çalışmaları dipnotta listeliyorum. [xv]
Sonsöz
Listelerdeki pek çok mucidin adını internetten aratınca birbirinden üstün başarılara imza attıklarını gördüm. Ancak, hepsinden burada ayrı ayrı bahsetmek mümkün mümkün değil maalesef ama merak edenler isimlerden arama yaparak bu bilgilere kendileri kolayca erişebileceklerdir.
Listelerdeki kadın mucitlerimizin çalıştıkları alanlar incelendiğinde, beyaz eşya, ilaç, telekom, tekstil, enerji sektörü başta olmak üzere gibi teknolojinin hemen her alanında çalışılmakta olduğu gözlenmektedir. Bu da aslında kadınların erkeklere göre her alanda başarılı olamayacağı yönündeki önyargının yanlışlığını göstermesi bakımından önemlidir.
Dikkat çeken bir diğer husus da listelerdeki mucitlerimizin çoğunun yurtdışındaki şirketlerde veya kurumlarda çalışıyor olmasıdır. Her ne kadar bu durum onlara kendi vatanımızda en iyi koşullarda çalışma imkânı sağlayamamış olmanın üzüntüsünü yaşatsa da, giden her kıvılcımın alevler olarak döneceği günlerin de geleceği umudunu taşıyoruz.
Bu yazıdaki listelerde yalnızca patent başvuruları bulunan bilim insanları ve mucitlere yer verilmiştir, ancak bilim ve teknolojinin her alanında çalışan ama bu listelerde yer almayan pek çok önde gelen kadın bilim insanımız da vardır. Bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan Türk bilim kadınlarından bahseden örnek bir liste için atıftaki bağlantıyı inceleyebilirsiniz. [xvi]
Tüm kadın mucitlerimizin ve geleceğin mucitlerinin Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Aşağıda her bir kategoriden 100 Türk kadın mucit listelenmektedir.
Dünyada En Çok Patent Başvurusuna Sahip 100 Türk Kadın Mucit
Sıra
İsim
Patent Başvuru Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Özlem Türeci
1053
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
2
Yeliz Tokgöz
572
QUALCOMM
3
Nihan Doğan
276
NESTEC; NESTLE
4
Dilara (Grate) McCauley
256
KARYOPHARM; ARCHEMIX
5
Zehra Kaymakçalan
243
ABBOTT; ABBVIE
6
Fatma Arzum Şimşek-Ege
232
MICRON TECH; INTEL
7
Canan Uslu Hardwicke
201
GEN ELECTRIC
8
Nur Pehlivan Akalın
200
SANOVEL
9
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
174
MICROSOFT; AT&T
10
Chloe Ceren Tartan
166
NCHAIN
11
Eren Kurşun
159
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
12
Jitka Eryılmaz
148
SANKO
13
Mihriban Tuna
142
F STAR; GAMMADELTA
14
Didem Öner Deliormanlı
141
DOW GLOBAL
15
Selma Bektesevic
140
HONEYWELL INT
16
Berna Erol
139
RICOH
17
Gönül Veliçelebi
137
CALCIMEDICA
18
Işıl Altıntaş
134
GENMAB; BIONTECH
19
Döne Buğdaycı Şanslı
132
QUALCOMM
20
Nalan Utku
132
GENPAT77 PHARMA
21
Gülay Yelken
125
SANOVEL
22
Ayşe Tülay Massey
124
KRAFT FOODS; DOUWE EGBERTS
23
Gökçe Dane
123
QUALCOMM; TECHNICOLOR
24
Arzu Palantöken
119
SANOVEL
25
Aslı Muslu
113
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
26
Emine Ünlü
107
MARS INC
27
Hasret Gürsoy
106
ARÇELİK
28
Ebru Oral
104
MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
29
Eylem Tarkın Taş
102
SABIC GLOBAL
30
Semra Çolak Atan
96
3M
31
Nihal Kurt
95
SIEMENS
32
Güliz Arf Elliott
95
BIOCHEMTEX; M&G POLIMERI
33
Seyhan Civanlar
94
AT & T; ARGELA YAZILIM; NETSIA
34
Nihal Doğu
93
COLGATE PALMOLIVE
35
Deniz İyidoğan
93
SANKO
36
Pamuk Bilsel
92
FLUGEN
37
Görkem Memi̇şoğlu
92
VESTEL; UNIV ÖZYEĞİN
38
Tülay Polat
91
NANTBIOSCIENCE
39
Aynur Hermann
91
REGENERON
40
Belma Erdoğan-Haug
90
3M
41
Şebnem Zorlu Özer
90
MESHNETWORKS; MOTOROLA
42
Belma Demirel
89
RENTECH
43
Dilek Saylık
87
HUNTSMAN
44
Mihrimah Özkan
85
UNIV CALIFORNIA
45
Neriman Nicoletta Kahya
85
PHILIPS
46
Göksu Elpek Kutlu
85
OBSIDIAN; JOUNCE
47
Hülya Demiryont
84
FORD; TÜRKİYE ŞİŞE VE CAM FAB.
48
Deniz Dalkara
84
UNIV CALIFORNIA
49
Yasemin Ataman-Önal
83
BIOMERIEUX
50
Fatma Korkmaz
82
SANKO
51
Devrim Çelik Sakızcı
82
ARVEN
52
Esin Beyhan Özkan (Akçayöz)
80
TURKCELL
53
Belgin Çukadar
79
MONSANTO
54
Jale Müslehiddinoğlu
76
SIGNAL PHARM; BRISTOL MYERS
55
Gülay Wittig
76
COROPLAST
56
Duygu Akbulut
74
ASML NETHERLANDS
57
Esra Ozdaryal
73
ABBVIE
58
Funda Şahin Nomaler
73
PHILIPS
59
Çiçek Gerçel-Taylor
70
UNIV LOUISVILLE RES FOUND
60
Esra Ogru
69
VITAL HEALTH SCIENCES
61
Zehra Serpil Gönen Williams
69
PIXELLIGENT
62
Yıldız Gülkok
69
SANOVEL
63
Paki̇ze Nesli̇han Taşlı
68
UNIV YEDİTEPE
64
Nur Selcan Tokgöz-Engrand
67
JOHNSON & JOHNSON
65
Aylin Met
66
ARÇELİK
66
Gökçen Çilingir
65
INTEL
67
Burcu Ünal Altıntaş
65
SCHLUMBERGER
68
Sena Davaslıgil
65
ARÇELİK
69
Selma Sapmaz
63
LILLY CO ELI
70
Zehra Ülger
63
ARÇELİK
71
Filiz Yapıcı
63
HENKEL
72
Leyla Zengi
62
SANKO TEKSTİL
73
Belma Doğdaş
62
PAIGE AI
74
Gülin Erdoğan Marelius
61
AVIDITY; VERTEX
75
Songül Bayraktar
60
ARÇELİK
76
Filiz Gorpe-Yaşar
60
ILLUMINA
77
Zehra Tosun
60
NOVABONE
78
Meliha Deniz Şümnü-Dindoruk
59
SHELL
79
Ayşe Alexiou Asatekin
59
TUFTS COLLEGE; MIT
80
Yeliz Demir
59
UNIV İSTANBUL GELİŞİM
81
Bengi Karacali-Akyamaç
58
AVAYA; IBM
82
Pınar Kılıçkıran
56
SONY; IBM
83
Aslı Saime Kayıhan
56
ARÇELİK
84
Gül Konuklar
56
ABBOTT
85
Hatice Belgin Gülgeze
55
NOVARTIS; BRISTOL MYERS
86
Havva Yağcı Acar
55
GEN ELECTRIC; UNIV KOÇ
87
Şahika Genç
55
GEN ELECTRIC; AMAZON
88
Selda Günsel
54
PENNZOIL; SHELL
89
Saadet Ulaş Açıkgöz
54
HONEYWELL UOP
90
Mehtap Saydam
54
SANOVEL
91
Ayşegül Çiftçi Sandıkçı
54
DOW GLOBAL
92
Duygu Ceylan Akşit
52
ADOBE
93
Gamze Erten
52
CLARITY
94
Elif Çuban
52
95
Nilgün Ereken Tümer
51
UNIV RUTGERS; MONSANTO
96
Sibel Korkut Punckt
51
UNIV PRINCETON
97
Dilek Dağdelen Uysal
51
METRC
98
Pelin (Helin) Cox
51
HONEYWELL UOP
99
Sibel Zenginer
51
SANOVEL
100
Nilüfer Baba
51
BOSCH
100
Elif Ayvalı
51
AURIS
100
Pınar Şen
51
QUALCOMM
100
Özgül Güner
51
SANKO ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ A.Ş.
100
Sema Solmaz Bölükbaşı
51
MERCEDES BENZ TÜRK
100
Handan Gündüz-Bruce
51
SAGE THERAPEUTICS
100
Aytaç Sezgi
51
US FILTER CORP.; SIEMENS WATER TECH
Dünyada En Çok Patent Ailesine Sahip 100 Türk Kadın Mucit
Sıra
İsim
Patent Ailesi Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Yeliz Tokgöz
145
QUALCOMM
2
Eren Kurşun
118
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
3
Nur Pehlivan Akalın
117
SANOVEL
4
Aslı Muslu
113
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
5
Özlem Türeci
106
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
6
Fatma Arzum Şimşek-Ege
77
MICRON TECH; INTEL
7
Canan Uslu Hardwicke
76
GEN ELECTRIC
8
Berna Erol
74
RICOH
9
Belgin Çukadar
73
MONSANTO
10
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
70
MICROSOFT; AT&T
11
Seyhan Civanlar
64
AT & T; ARGELA YAZILIM; NETSIA
12
Esin Beyhan Özkan (Akçayöz)
64
TURKCELL
13
Yeliz Demir
59
UNIV İSTANBUL GELİŞİM
14
Gülay Yelken
57
SANOVEL
15
Görkem Memi̇şoğlu
54
VESTEL; UNIV ÖZYEĞİN
16
Arzu Palantöken
53
SANOVEL
17
Elif Çuban
52
18
Özgül Güner
51
SANKO ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ A.Ş.
19
Sema Solmaz Bölükbaşı
51
MERCEDES BENZ TÜRK
20
Hasret Gürsoy
50
ARÇELİK
21
Devrim Çelik Sakızcı
48
ARVEN
22
Kübra Sak
46
TURKCELL
23
Nuray Kayakol
43
BOSCH SANAYİ VE TİCARET
24
Esra Bayrakçı
43
İSTİKBAL MOBİLYA
25
Huriye Hazal Keçoğlu
42
TURKCELL
26
Neda Şayan
42
ÇANAKKALE BİLİM VE SANAT MERKEZİ
27
Ülkü Alkoçlar
40
MAS MÜMESSİLLİK
28
Dilara (Grate) McCauley
39
KARYOPHARM; ARCHEMIX
29
Mina Karaağaç
38
30
Tuğba Saray Çetinkaya
37
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
31
Hülya Demiryont
36
FORD; TÜRKİYE ŞİŞE VE CAM FAB.
32
Aylin Met
36
ARÇELİK
33
İmren Yapıcı Kurt
36
FEV
34
Nihan Doğan
35
NESTEC; NESTLE
35
Gönül Veliçelebi
35
CALCIMEDICA
36
Aysu Ezen Can
35
IBM; CAPITAL ONE
37
Neslihan Tamsü Selli
35
ECZACIBAŞI
38
Yasemin Uğur Özekinci
35
EMC
39
Gözde Ünal
34
SIEMENS
40
Öznur Alkan
34
IBM
41
Ayşe Birsel
34
HERMAN MILLER; TOTO
42
Binnur Zeynep Günesin
33
MOBIL OIL
43
Emine Ünlü
32
MARS INC
44
Eylem Tarkın Taş
32
SABIC GLOBAL
45
Nihal Kurt
32
SIEMENS
46
Afife Lerzan Irkkan
32
TURKCELL
47
Serra Karaağaç
32
48
Şahika Genç
32
GEN ELECTRIC; AMAZON
49
Chloe Ceren Tartan
31
NCHAIN
50
Arzu Behiye Tarımcı
31
TURKCELL
51
Fatma Demet Çoşkara
31
AHMET MECBUR EFENDİ BİLİM VE SANAT MERKEZİ
52
Nalan Utku
30
GENPAT77 PHARMA
53
Şebnem Zorlu Özer
30
MESHNETWORKS; MOTOROLA
54
Yıldız Gülkok
30
SANOVEL
55
Sena Davaslıgil
30
ARÇELİK
56
Duygu Ceylan Akşit
30
ADOBE
57
Pınar Şen
30
QUALCOMM
58
Sinem Güven Kaya
30
IBM
59
Leyla Türker Şener
30
UNIV ISTANBUL
60
Seda Şayan Kösem
29
ÇANAKKALE BİLİM VE SANAT MERKEZİ
61
Semra Çolak Atan
28
3M
62
Mihrimah Özkan
28
UNIV CALIFORNIA
63
Aslı Saime Kayıhan
28
ARÇELİK
64
Hatice Öncel
28
İLKO İLAÇ; İLKOGEN
65
Gülseren Sakarya Buluş
28
KASTAMONU ÜNİV.; T.C. İSTANBUL AREL ÜNİV.
66
Zehra Kaymakçalan
27
ABBOTT; ABBVIE
67
Ebru Oral
27
MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
68
Bengi Karacali-Akyamaç
27
AVAYA; IBM
69
Nilgün Ereken Tümer
27
UNIV RUTGERS; MONSANTO
70
Ayşe Esra Karadağ
27
ISTANBUL MEDIPOL UNIV; ANADOLU UNIV
71
Jitka Eryılmaz
26
SANKO
72
Gökçe Dane
26
QUALCOMM; TECHNICOLOR
73
Gülay Wittig
26
COROPLAST
74
Gökçen Çilingir
26
INTEL
75
Zehra Ülger
26
ARÇELİK
76
Fatma Özcan
26
IBM
77
Şeyma Aslan
26
L’OREAL
78
Emine Yılmaz
26
ARVEN
79
Aslı Soytürk
26
TIRSAN TREYLER
80
Dilek Akça Bayrak
26
FORD OTOMOTİV
81
Nevruz Berna Tatlısu
25
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
82
Güneş Zeynep Karabulut Kurt
25
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ; TURKCELL
83
Demet Ayvaz
25
TURKCELL
84
Belma Erdoğan-Haug
24
3M
85
Neriman Nicoletta Kahya
24
PHILIPS
86
Filiz Yapıcı
24
HENKEL
87
Dicle Güner
24
SANOVEL
88
Nagehan Sarraçoğlu
24
İLKO İLAÇ; İLKOGEN
89
Gizem Yılmaz
24
TURKCELL
90
Zehra Tarcan
24
DİYARBAKIR BAĞLAR ÖZEL EĞİTİM OK. VE KUR. BİL. VE SAN. MERK.
91
Hacer Öztunç
24
TURKCELL
92
Ülkü Acar
24
93
Gülden Oğuz Koç
24
TURKCELL
94
Selma Bektesevic
23
HONEYWELL INT
95
Songül Bayraktar
23
ARÇELİK
96
Mehtap Saydam
23
SANOVEL
97
Sibel Zenginer
23
SANOVEL
98
Pınar Yavuz
23
ARÇELİK
99
Funda Erdem
23
ARÇELİK
100
Naciye Kervan
23
SİVEREK BİLİM VE SANAT MERKEZİ
100
Kadriye Deniz Bozdağ
23
SPIN
100
Banu R. Özden
23
LUCENT; AT&T
Dünyada En Çok Patent Belgesine Sahip 100 Türk Kadın Mucit
[viii] İstatistiklerde dikkate alınan patent dokümanları şunlardır:
1700’lerden günümüze Avrupa Patent Ofisi’nin (EPO) DOCDB bibliyografik verileri: 100’den fazla ülkeden 130+ milyon doküman.
2001’den günümüze USPTO patent başvuruları.
1976’dan günümüze USPTO patent belgeleri.
1978’den günümüze Avrupa Patent Ofisi (EP) Başvuruları.
1980’den günümüze Avrupa Patent Ofisi (EP) belgeleri.
1978’den günümüze WIPO PCT Başvuruları.
1967’den günümüze TÜRKPATENT patent ve faydalı model başvuruları.
[ix] WIPO’nun yaptığı bir çalışmada Türkçe dahil pek çok dilde isim sözlükleri oluşturularak geçmişe dönük PCT başvuru sahiplerinin cinsiyetlerine dair istatistikler elde edilmiştir: Identifying the gender of PCT inventors, Economic Research Working Paper No. 33, WIPO, Gema Lax Martínez, Julio Raffo, Kaori Saito, 2016, https://www.wipo.int/publications/en/details.jsp?id=4125
IPR Gezgini, Fikri Haklar camiamızı bir araya getirmeye devam ediyor! 10. yılımızı kutladığımız bu dönemde buluşmalarımızın bizim için ayrı bir anlamı da var.
Ankara’da yılda en az bir kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmalarını 24 Nisan Çarşamba akşamı (saat 18.30-19.00 civarında başlayacak şekilde) bu kez İstanbul’da yapmak niyetindeyiz. Buluşma mekanımız bir değişiklik olmazsa Bosphorus Brewing Company olacak.
Bosphorus Brewing Company – adres: Yıldız Posta Caddesi No:1/1A Gayrettepe, İstanbul; web sitesine bu bağlantı aracılığıyla erişebilirsiniz.
Konseptimizi Ankara’daki buluşmalarla aynı şekilde yapmaya çalışacağız, fiks bir ücret olmayacak ve herkes yediğini – içtiğini kendisi ödeyecek. Tüm bunları netleştirebilmek içinse olası katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor.
Dolayısıyla, katılmak isteyenlerden beklentimiz, katılım niyetlerini ve kaç kişi olacaklarını bize iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri bir e-posta veya sosyal medya paylaşımları için özel mesaj ile bildirmeleri olacak. Bu sayede yaklaşık katılımcı sayısı hakkında fikir sahibi olabileceğiz. Mekan ve yöntem konusu tam anlamıyla netleşince de kesin duyurumuzu yapıp, kesin katılım taleplerini almaya başlayacağız.
Ankara’da yerleşik hale gelmiş buluşmalarımızı kolaylıkla organize edebiliyoruz, İstanbul ise her zaman daha kaotik geliyor. Yardımlarıyla bu çekingenliği atmamızı sağlayan sevgili Zeynep Seda Alhas ve Hakan Pehlivan’a da çok teşekkür ediyoruz.
iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza göndereceğiniz olası katılım beyanlarınızı bekliyoruz!
Fikri mülkiyet alanında terim bütünlüğünün/ yeknesaklığın sağlanmasına katkıda bulunmak esasıyla oluşturduğum ve mesleki kişisel sosyal sorumluluk projesi olarak adlandırdığım Fikri Mülkiyet Terimleri Sözlüğü(İngilizce – Türkçe) projemi hayata geçirmiş olmaktan mutluluk duyuyorum.
Temellerini 2019 yılında attığım bu sözlüğün fikri mülkiyet sektörü için bir ihtiyaç olduğunu düşünmekle birlikte, disiplinler arası bir alan olan bu sektöre özellikle çok farklı lisanslardan gelen genç arkadaşlarımız için faydalı ve yol gösterici olacağına çok inanıyorum.
Sizinle paylaştığımız bu sözlük her türlü eleştiriye ve katkıya açıktır. Sözlüğün güncel gelişmeler ışığında aralıklı olarak güncellenmesi de planlanmaktadır. Değerli katkılarınızı ve eleştirilerinizi ipdictionary2024@gmail.com adresine iletebilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2 satışlarının ABD’de durdurulacağının Apple tarafından duyurulması büyük bir yankı uyandırmıştı.
Konunun temelinde ise Apple’ın üç yılı aşkın süredir Apple Watch’ta bulunan nabız oksimetre teknolojisinden dolayı, tıbbi cihaz üreticisi Masimo ile süregelen hukuk mücadelesi yer almaktaydı.
Apple, nabız oksimetre sensörüne sahip olan Apple Watch satışlarına ilk kez 2020 yılında başlamış ve sonraki sürümlerinde de bu teknolojiyi kullanmaya devam etmişti. Taraflar arasında süregelen bu ihtilaf, 2020 yılında Masimo ve kardeş şirketi Cercacor tarafından Apple’a karşı açılan patent hakkına tecavüz, ticari sırların ifşası ile kullanımına dair iddiaların yer aldığı uyuşmazlığa kadar uzanmaktaydı. Masimo ve Apple böylece uzun soluklu bir hukuk mücadelesi içerisine girmiş bulunuyordu.
2021 yılına gelindiğinde, Masimo tarafından Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Ticaret Komisyonuna (USITC) bir şikâyette bulunuldu. Masimo şikayetinde, teknolojilerini Apple Watch ürünlerine entegre etmek için 2013 yılında Apple ile bir araya geldiklerini, bundan kısa bir süre sonra da Apple’ın Masimo çalışanlarını işe almaya başladığını, 2020 yılında Apple tarafından Apple Watch Series 6 tanıtımının yapıldığını ve Apple Watch Series 6 ile Masimo’nun teknolojisine yer verildiğini, bu cihazların ithalat ve satışının ihlale yol açtığı yönündeki beyanlarına yer verdi.
10 Ocak 2023’te USITC, Masimo’nun patent hakkı ihlali (US 10,945,648 numaralı patent, istem 24 ve istem 30) sebebiyle, Apple’ın nabız oksimetre işlev ve bileşenlere sahip Apple Watch modellerinin ithalat ve satışının ilgili yasa (19 US Code § 1337- Unfair practices in import trade) kapsamında ihlal oluşturduğu kanaatine vardı. 26 Ekim’de ise USITC bu teknolojiyi barındıran Apple Watch cihazlarına yönelik olarak ABD’ye ithalatın yasaklanmasına karar verdi. Biden yönetiminin süresi içerisinde kararı veto etmemesi üzerine karar 26 Aralık’ta yürürlüğe girmiş oldu ve Apple tarafından Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2’nin satışlarının durdurulacağına ilişkin açıklamalar da peşinden geldi.
Kararın yürürlüğe girmesinden bir gün sonra, Apple, ABD Federal Temyiz Mahkemesine kararın geçici olarak durdurulması yönünde talepte bulundu. Temyiz Mahkemesinin Apple’ın geçici durdurma talebini kabulü ile bir sonraki bildirime kadar ilgili kararın uygulanmayacağına dair kararını takiben USITC’nin kararı da askıya alınmış oldu. Ayrıca Apple tarafından yapılan açıklamada, Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2’nin yeni tasarımının ABD Gümrük ve Sınır Koruma Biriminin onayına sunulması da dahil olmak üzere, ithalatına devam edebilmek için tüm yasal ve teknik çözümlerin değerlendirildiği de belirtildi.
Böylece ABD’de Apple’ın kendi internet sitesi ile satış noktalarından yapılan Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2 satışları, Apple’ın bu hamlesi ile şu an için tekrar devam etmeye başladı.
Apple her ihtimale karşı Apple Watch satışlarına sorunsuz şekilde devam edebilmek ve pazardaki hakimiyetini koruyabilmek adına yasal yollara başvurmaya ve önlemler almaya devam etmekteyse de uzun zamandır süregelen bu hukuk mücadelesinde Masimo’nun da büyük miktarda harcamalar yaptığı bilinmekte ve menfaatini savunmaya devam edeceği öngörülebilmektedir.
Gelişmeleri takip ederek ihtilaf hakkındaki güncellemeleri aktarmayı umuyoruz.
Türk mucitlerden bahseden yazılara bakıldığında listenin çoğunlukla yüzlerce yıl önce yaşamış mucitlerimizden oluştuğunu, listeye az sayıda da olsa çok bilinen birkaç modern zamanlar mucidimizin eklendiğini görüyoruz. Bu da Türklerin modern dünyaya bilimsel anlamda fazla katkılarının olmadığı izlenimini vermektedir. Oysa bu yazıda da göreceğiniz üzere çok sayıda değerli mucidimize ait pek çok patent bulunmaktadır.
Patent istatistikleri, belirli teknolojilerin olgunluğunu tespit etmek veya teknolojik eğilimleri belirlemek için kullanılabilir. Başvuru sayısı ile başvuru sahibi sayısını karşılaştırarak araştırma faaliyetlerinin kümelenmiş mi yoksa dağınık mı olduğunu belirlemek mümkündür. Patent istatistikleri, kurumsal karar vericiler, yatırımcılar (risk sermayedarları, bankalar), yenilikçiler (Ar-Ge), patent ofisleri, politika yapıcılar ve yöneticiler için çok değerli bilgiler sağlayabilir.[i]
Şirketlerin başvuru sayılarına ait patent istatistikleri belli bir alanda faaliyet gösteren etkin firmaların tespiti için önemlidir. Ancak bu şirketlerde çalışan buluş sahiplerine (mucitlere) yönelik istatistiklere nispeten daha az rastlanır. Hele belli bir milletten mucitlerin istatistiğini bulmak oldukça zordur. Örneğin Türkiye’de ikameti olmayan veya Türk vatandaşlığı bulunmayan ya da bir başka vatandaşlığı bulunan Türklerin yabancı bir ülkede yaptığı patent başvuru istatistiklerini tespit etmek oldukça zordur. Bu bakımdan Türkiye’de yapılan patent başvuruları arasından en çok başvurusu bulunan mucitleri tespit etmek oldukça kolay iken bunu dünya çapında hatasız bir şekilde yapmak imkânsıza yakındır. Mucitlerin ad-soyadı yazımındaki dünya genelinde standart olmayan yaklaşımlara bir de Türkçe karakter kullanma/kullanmama nedeniyle oluşan farklılıklar da eklenince istatistiklerde sağlıklı sonuçlar elde edilmesini zorlaştırmaktadır. Kurmaca bir mucit ismi üzerinden olası farklı yazılışları örneklendirelim: Mehmet Selim ÖMÜR.
Bu isim patent dokümanlarında şu yazılış biçimleriyle karşımıza çıkabilir: mehmet selim omur, mehmet selim ömür, mehmet selim oemuer, m selim omur, mehmet s omur, m selim ömür, mehmet s ömür, m selim oemuer, mehmet s oemuer, omur mehmet selim, omur mehmet s, omur m selim, oemuer mehmet selim, oemuer mehmet s, oemuer m selim, ömür mehmet selim, ömür mehmet s, ömür m selim, mehmet omur, mehmet ömür, mehmet oemuer, omur mehmet, oemuer mehmet, ömür mehmet, selim omur, selim ömür, selim oemuer, omur selim, oemuer selim, ömür selim
Yazım yanlışları da cabası. Özellikle yabancıların Türkçe kelimeleri yanlış yazması oldukça yaygın. Örneğin “İlhan” isminin şu versiyonlarıyla karşılaştım: lihan, Llhan, illhan, ihan, lhan.
Verileri değerlendirirken yaşanan bir diğer sorun aynı ad ve soyada sahip farklı mucitlerin bulunmasıdır. Bu sorun kişilerin çalıştığı şirketler veya patent sınıfları değerlendirilerek aşılabilmektedir.
Mucit listeleri konusunda mevcut çalışmalardan biri IDiyas olup bu siteden Türk kökenli mucitlerin ABD’ye yapmış olduğu patentlerle ilgili istatistiklere ulaşılabilir.[ii] Bir başka liste ise dünyada en çok patenti bulunan 100 mucidi göstermektedir[iii] (listenin ABD Patent Ofisi ağırlıklı veriye dayandığı belirtiliyor). Bu listeye girmiş olan tek Türk Jeyhan Karaoğuz olup dünyada 68. sıradadır.
Görüleceği üzere dünya çapında en çok patente sahip mucit listesi tam olarak yapılamamıştır. Bu durum ülkemiz mucitleri açısından da böyle olduğu için bu konuda bir çalışma yaparak ülkemizden çıkmış ve dünya çapında büyük başarılara imza atmış mucitlerimizi tespit etmek istedim.
Çalışmada Lens.org patent veritabanını kullandım ve EPO veritabanlarıyla da bu verinin doğruluğunu karşılaştırdım. Aralık 2023 sonu verileri üzerinden istatistikleri elde ettim. Nüfus idaresinin yayınladığı en yaygın ad ve soyad istatistikleriyle kişi adları sözlükleri kullanarak Türkçe ad ve/veya soyada sahip dünyadaki tüm mucitleri tespit etmeye çalıştım. Yaptığım araştırmalar sonucunda az da olsa hata payıyla listenin tamamlandığı inancındayım. Ancak mutlaka atladığım isimler veya eksik hesapladığım sayılar olmuştur, affınızı dilerim. Bulduğunuz eksikliklerle ilgili yazının sonundaki adresten benimle iletişime geçerseniz sevinirim.
İstatistikleri üç farklı kategoride en çok sayıya sahip 100 mucit olarak hazırladım:
En çok patent başvurusuna sahip mucitler
En çok patent ailesine sahip mucitler
En çok patent belgesine sahip mucitler
Açıklamalara geçmeden önce patent ailesini tanımlamaya çalışayım. Bir patent ailesi, aynı buluşu kapsayan ve çeşitli ülkelerde yapılan patent başvuruları grubudur. Bir ailedeki başvurular birbirleriyle rüçhan talepleri aracılığıyla ilişkilidir.[iv] Başka bir deyişle, bir patent ailesi ortak bir mucit(ler) tarafından açıklanan ve birden fazla ülkede patent başvurusu yapılan aynı buluştur.
Buradaki listeler sınırsız bir maraton koşusunun bir anında çekilmiş bir fotoğraf karesi gibidir, yalnızca o anki sıralamayı göstermektedir. Her geçen gün mucitlerimiz yeni patent başvuruları yapmakta, mevcut başvuruları belgeye dönüşmekte ve koşuya yeni yarışmacılar katılmakta olduğu için sıralamaların zaman içinde değişmesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan listeyi her yıl güncellemeye çalışacağım.
Bütün bu istatistikleri sunmamın sebebi, dünya çapında çok sayıda başarılı insanımızın olduğunu göstermektir. İlk olarak her üç kategorideki top 10 listesini her bir kategorinin hemen altında bulabilirsiniz. Top 100 tam listeleri de yazının sonunda bulabilirsiniz. Lütfen kaynak göstermeden kullanmayınız!
1. “En çok patent başvurusuna sahip mucitler”
Bu listedeki sayılar bulunurken bir buluş için farklı ülkelere yapılan başvurular da birer başvuru sayılarak hesaplanır. Ne kadar çok farklı ülkeye girilirse patent başvuru sayısı o kadar artar. Örneğin Biontech’in kurucusu Uğur Şahin bu listede 3340 patent başvurusuyla birinci sıradadır. Ancak bu kendisinin 3340 farklı buluş yaptığı anlamına gelmemektedir. Kendisinin patent ailesi sayısı 234’tür ve bu da 234 farklı buluş için patent başvurusu yaptığını göstermektedir. Bu iki sayı birbirine bölündüğünde yaklaşık 14 etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki Uğur Şahin her bir buluş için ortalama 14 farklı ülkeye patent başvurusunda bulunmuştur. Bu oldukça yüksek bir sayıdır. Bundan Biontech’in COVID-19 pandemisi sırasında geliştirdiği aşıların dünya çapında kullanılmış olmasının ve bu nedenle de dünya çapında bir patent koruması sağlamak istenmesinin etkili olduğu tahmin edilmektedir. Genel olarak ilaç firmalarının diğer alanlardaki firmalara göre (bazı istisna teknoloji firması haricinde) daha çok sayıda ülkeye giriş yaptığı bilinmektedir. Kanser tedavisi üzerine de çalışmalar yapan Uğur Şahin Şubat 2022 itibariyle yaklaşık 7.22 milyar dolarlık servetiyle “Dünyadaki en zengin Türk” unvanını elinde bulundurmaktadır.
Dünyada en çok patent başvurusuna sahip 10 Türk mucit:
Sıra
İsim
Patent Başvuru Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Uğur Şahin
2036
BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
2
Özcan Öztürk
1902
QUALCOMM
3
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
1682
PHILIPS; SIGNIFY
4
Burkay Dönderici
1594
HALLIBURTON ENERGY
5
Mehmet Yavuz
1477
QUALCOMM
6
Jeyhan Karaoğuz
1418
BROADCOM
7
Fatih Ulupınar
1351
QUALCOMM
8
Semih Esenlik
1200
HUAWEI
9
Ali Çağatay Cırık
1155
OFINNO LLC; COMCAST CABLE
10
Özlem Türeci
1053
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
2. “En çok patent ailesine sahip mucitler”
Bu listedeki sayılar mucidin şimdiye kadar kaç farklı buluş için patent başvurusunda bulunduğunu göstermektedir. Bu listenin birincisi Özcan Öztürk olup 567 farklı buluş için patent başvurusunda bulunmuştur.
Özcan Öztürk, ODTÜ’de matematik ve elektrik mühendisliğinde çift anadal yaptıktan sonra yüksek lisans ve doktorasını ABD’de Purdue Üniversitesinde tamamlamıştır. Yine ABD’de Nortel ve Qualcomm şirketlerinde çalışmıştır. Çalışmaları LTE, olasılık teorisi, optimizasyon, stokastik süreçler üzerine yoğunlaşmıştır.
Dünyada en çok patent ailesine sahip 10 Türk mucit:
Sıra
İsim
Patent Ailesi Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Özcan Öztürk
563
QUALCOMM
2
Jeyhan Karaoğuz
558
BROADCOM
3
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
519
PHILIPS; SIGNIFY
4
Ali Çağatay Cırık
386
OFINNO LLC; COMCAST CABLE
5
Burkay Dönderici
377
HALLIBURTON ENERGY
6
Ömer Refa Köseoğlu
364
SAUDI ARABIAN OIL CO
7
Mahmut Bilgiç
337
SIMA PATENT; NEUTEC
8
Ali Türkyılmaz
315
SANOVEL; ARVEN
9
Mehmet Yavuz
277
QUALCOMM
10
Mustafa Michael Pınarbaşı
251
HITACHI; IBM
3. “En çok patent belgesine sahip mucitler”
Bu liste yapılan patent başvuruları patent ofisleri tarafından değerlendirilip patentlenebilirlik kriterlerinin sağlandığı tespit edilmiş ve patent belgesi verilmiş başvuru sayılarını göstermektedir. Ancak bu sayılar belge alan farklı buluş sayılarını göstermeyip, girilen ülkelerdeki elde edilen tüm patent belge sayılarını yansıtmaktadır. Yeni yapılmış patent başvuruları henüz belge aşamasına gelmediği için bu oranı düşürebilmektedir. Bu açıdan, belge oranlarının verilen değerlerden daha yüksek beklenmesi gerektiği unutulmamalıdır. Ancak bu durum tüm mucitler için geçerli olduğu için sıralamaya büyük etkisi olduğu düşünülmemektedir.
Bu listenin birincisi ise Jeyhan Karaoğuz olup 1006 adet patent belgesine sahiptir. Karaoğuz, kariyerinin ilk on yılında IBM Research Triangle Park, IBM Zürih Araştırma Laboratuarları ve Motorola Laboratuarlarında teknik ve araştırma yönetimi pozisyonlarında bulunmuş ve buralarda hızlı ethernet ve kablo modemler için erken endüstri standartlarının geliştirilmesine önemli teknik katkılarda bulunmuştur. Halen Broadcom’da Direktör ve Fikri Mülkiyetten Sorumlu Genel Müdürdür.
Dünyada en çok patent belgesine sahip 10 Türk mucit:
Sıra
İsim
Patent Belge Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Jeyhan Karaoğuz
1006
BROADCOM
2
Uğur Şahin
953
BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
3
Fatih M. Özlütürk
774
INTERDIGITAL TECH
4
Burkay Dönderici
724
HALLIBURTON ENERGY
5
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
688
PHILIPS; SIGNIFY
6
Özlem Türeci
634
GANYMED; UNIV MAINZ J.GUTENBERG; BIONTECH
7
Fatih Ulupınar
619
QUALCOMM
8
Mehmet Yavuz
548
QUALCOMM
9
Altuğ Köker
502
INTEL
10
Mehmet Demirörs
470
DOW GLOBAL TECH
En çok patente/patent başvurusuna sahip Türk kadın mucitlerimiz arasında Özlem Türeci, Yeliz Tokgöz, Dilara McCauley, Nihan Doğan, Zehra Kaymakçalan, Eren Kurşun, Aslı Muslu, Fatma Arzum Şimşek-Ege, Gönül Veliçelebi, Nur Pehlivan Akalın, Dilek Zeynep Hakkani-Tur, Berna Erol ve Seyhan Civanlar sayılabilir.
Listelerdeki pek çok mucidin adını internetten arattıktan sonra birbirinden üstün başarılara imza attıklarını gördüm. Hepsinden burada ayrı ayrı bahsetmek mümkün değil maalesef ama merak edenler isimlerden arama yaparak bu bilgilere kendileri kolayca erişebileceklerdir.
Listelerdeki mucitlerimizin çoğunun yurtdışındaki şirketlerde, özellikle ABD’de (örn. GENERAL ELECTRIC, IBM, INTEL, INTERDIGITAL, MICROSOFT, QUALCOMM) çalıştığı göze çarpmaktadır.
En çok patent başvurusu olan mucitlerimizin birlikte çalıştığı Türkiye’den bazı başvuru sahipleri ise şunlardır: ARÇELİK, ARVEN, ASELSAN BİLKENT MİKRO NANO, ECZACIBAŞI, İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ, KORDSA, NEUTEC, SANKO, SANOVEL, SER DAYANIKLI TÜKETİM MALLARI, SÜTAŞ SÜT ÜRÜNLERİ, TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ, VESTEL, YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ.
Aşağıda her bir kategoriden 100 mucit listelenmektedir.
Dünyada En Çok Patent Başvurusuna Sahip 100 Türk Mucit
Sıra
İsim
Patent Başvuru Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Uğur Şahin
2036
BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
2
Özcan Öztürk
1902
QUALCOMM
3
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
1682
PHILIPS; SIGNIFY
4
Burkay Dönderici
1594
HALLIBURTON ENERGY
5
Mehmet Yavuz
1477
QUALCOMM
6
Jeyhan Karaoğuz
1418
BROADCOM
7
Fatih Ulupınar
1351
QUALCOMM
8
Semih Esenlik
1200
HUAWEI
9
Ali Çağatay Cırık
1155
OFINNO LLC; COMCAST CABLE
10
Özlem Türeci
1053
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
11
Fatih M. Özlütürk
992
INTERDIGITAL TECH
12
Ömer Refa Köseoğlu
989
SAUDI ARABIAN OIL CO
13
Mehmet Demirörs
924
DOW GLOBAL TECH
14
Muhammed Çoban
913
QUALCOMM
15
Altuğ Köker
910
INTEL
16
Ali Türkyılmaz
693
SANOVEL; ARVEN
17
Çağan Gürer
660
REGENERON PHARMA
18
Mahmut Bilgiç
641
SIMA PATENT; NEUTEC
19
Yeliz Tokgöz
572
QUALCOMM
20
Mehmet Ziya Şengün
539
DEPUY MITEK; MEDOS
21
Ömer İnan
536
KIEKERT AG
22
Erdem Bala
520
INTERDIGITAL
23
Özgür Oyman
492
INTEL
24
Bülent Mehmet Başol
475
SOLOPOWER; NUTOOL
25
Emre Yavuz
470
ERICSSON
26
Alpaslan Demir
448
INTERDIGITAL
27
Hamza Yılmaz
442
ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
28
Uygar E. Avcı
439
INTEL
29
Emre Barış Aksu
435
NOKIA
30
Akın Akınç
427
ALNYLAM PHARMACEUTICALS
31
Cem Başçeri
423
MICRON TECH; QROMIS
32
Mehmet Toner
408
MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
33
Barış Göktepe
394
FRAUNHOFER
34
Mustafa Michael Pınarbaşı
388
HITACHI; IBM
35
Ümit Çifter
383
SANOVEL; ARVEN
36
Cevat Yerli
380
GFACE; TMRW FOUND
37
Fatih M. Uçkun
378
PARKER HUGHES INST
38
Mutlu Karakelle
590
ALCON
39
Ömer Ünsal
371
BASF; PEMEAS
40
Osman Nuri Can Yılmaz
360
ERICSSON
41
Kaan Oğuz
354
INTEL
42
Ali Bayrakdar
339
SCHAEFFLER TECH
43
Memduh Güney
324
RESMED
44
Metin Ersoy
316
ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
45
Mustafa Eroz
315
HUGHES NETWORK SYSTEMS; DIRECTV
46
Alphan Şahin
312
INTERDIGITAL; IDAC HOLDINGS
47
Murat Acemoğlu
307
NOVARTIS
48
Kemal Uğur
307
NOKIA
49
Mehmet Sadettin Fidan
306
KORDSA; CONTINENTAL
50
Doruk Ömer Yener
296
SAINT GOBAIN
51
Hüsnü M. Kalkanoğlu
291
CERTAIN TEED
52
Nihat Ömer Cur
286
WHIRLPOOL
53
Adnan Eroğlu
286
ALSTOM TECH
54
Ercan Mehmet Dede
283
TOYOTA
55
Haluk Kopkalli
281
HONEYWELL
56
Zafer Termanini
279
HIP INNOVATION; JOINT INNOVATION
57
Selim Yalvaç
276
DOW GLOBAL TECH
58
Nihan Doğan
276
NESTEC; NESTLE
59
Hilmi Enes Eğilmez
275
QUALCOMM; LG
60
Gökhan Turhan
269
TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
61
Murat Mertoğlu
268
BASF
62
Mehmet İyigün
258
MICROSOFT
63
Işık C. Kızılyallı
257
AVOGY; ALTA DEVICES
64
Dilara (Grate) McCauley
256
KARYOPHARM; ARCHEMIX
65
Alper Büyüktosunoğlu
255
IBM
66
Ali Taha Koç
254
INTEL
67
İsmail Ağırman
252
OTIS ELEVATOR; CARRIER CORP
68
Kadir Rıdvan Çelik
252
ARÇELİK
69
Ertuğrul Berkcan
250
GEN ELECTRIC
70
Barış Güner
250
HALLIBURTON ENERGY
71
Sezai Türkmen
248
SIEMENS
72
Mehmet Kahraman
248
SERAGON PHARMACEUTICALS
73
Mehmet İzzet Gürelli
244
QUALCOMM
74
Zehra Kaymakçalan
243
ABBOTT; ABBVIE
75
Özge Köymen
243
QUALCOMM
76
Uğurhan Yılmaz
242
NICOVENTURES; BRITISH AMERICAN TOBACCO
77
Tamer Coşkun
238
LILLY CO ELI
78
Cengiz Küçük
237
BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
79
Fikrettin Şahin
237
UNIV YEDITEPE
80
Faik Emre Özyüksel
236
ARÇELİK
81
Seyfullah Halit Oğuz
235
QUALCOMM
82
Aydoğan Özcan
235
UNIV CALIFORNIA; UNIV LELAND
83
Fatma Arzum Şimşek-Ege
232
MICRON TECH; INTEL
84
Erkan Baloğlu
232
KARYOPHARM THERAPEUTICS
85
Barbaros Kirişken
232
VESTEL
86
Kemal Aygün
231
INTEL
87
Murtaza Bulut
231
PHILIPS
88
Onur Altıntaş
227
TOYOTA
89
Esin Terzioğlu
226
BROADCOM; QUALCOMM
90
Hasan Gökçer Albayrak
226
BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
91
Vahit Atakan
225
SOLIDIA; UNIV RUTGERS
92
Özgür Çobanoğlu
224
SANKO
93
Esat Yılmaz
222
ATMEL
94
Muhammed İbrahim Sezan
221
QUALCOMM; SHARP
95
Emre Dişçekici
220
HEWLETT PACKARD
96
Evren Eryürek
219
ROSEMOUNT
97
Ant Öztaşkent
217
GOOGLE
98
Ruhi Sarıkaya
217
MICROSOFT
99
Mustafa N. Kaynak
216
MICRON TECHNOLOGY
100
Bilge Yılmaz
216
BASF
100
Nedret Can
216
ELEMENT SIX ABRASIVES
Dünyada En Çok Patent Ailesine Sahip 100 Türk Mucit
Sıra
İsim
Patent Ailesi Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Özcan Öztürk
563
QUALCOMM
2
Jeyhan Karaoğuz
558
BROADCOM
3
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
519
PHILIPS; SIGNIFY
4
Ali Çağatay Cırık
386
OFINNO LLC; COMCAST CABLE
5
Burkay Dönderici
377
HALLIBURTON ENERGY
6
Ömer Refa Köseoğlu
364
SAUDI ARABIAN OIL CO
7
Mahmut Bilgiç
337
SIMA PATENT; NEUTEC
8
Ali Türkyılmaz
315
SANOVEL; ARVEN
9
Mehmet Yavuz
277
QUALCOMM
10
Mustafa Michael Pınarbaşı
251
HITACHI; IBM
11
Uğur Şahin
240
BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
12
Ercan Mehmet Dede
237
TOYOTA
13
Bülent Mehmet Başol
223
SOLOPOWER; NUTOOL
14
Altuğ Köker
218
INTEL
15
Gökhan Turhan
215
TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
16
Seydi Yıkmış
211
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
17
Ömer İnan
207
KIEKERT AG
18
Hamza Yılmaz
207
ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
19
Bülent Karaağaç
206
20
Fatih Ulupınar
195
QUALCOMM
21
Muhammed Çoban
189
QUALCOMM
22
Uygar E. Avcı
188
INTEL
23
Semih Esenlik
177
HUAWEI
24
İbrahim Ustaoğlu
171
SER DAYANIKLI TÜKETİM MALLARI
25
Emre Barış Aksu
158
NOKIA
26
Kaan Oğuz
155
INTEL
27
Ümit Çifter
150
SANOVEL; ARVEN
28
Ali Bayrakdar
149
SCHAEFFLER TECH
29
Yeliz Tokgöz
145
QUALCOMM
30
Alper Büyüktosunoğlu
144
IBM
31
Mehmet Demirörs
142
DOW GLOBAL TECH
32
Mehmet Demirezen
140
TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
33
İsa Gün
140
TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
34
Murat Arat
137
SÜTAŞ SÜT ÜRÜNLERİ
35
Emre Yavuz
135
ERICSSON
36
Metin Ersoy
135
ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
37
Muhammed Kürşat Sarıarslan
133
VESTEL
38
Nur Pehlivan Akalın
132
SANOVEL
39
Hüseyin Arslan
131
UNIV İSTANBUL MEDİPOL;UNIV SOUTH FLORIDA; ERICSSON
40
Seyfettin Kara
131
MIELE & CIE
41
Volkan Sevindik
129
CHARTER COMMUNICATIONS
42
Cevat Yerli
126
GFACE; TMRW FOUND
43
Cem Başçeri
124
MICRON TECH; QROMIS
44
Onur Altıntaş
123
TOYOTA
45
Fatih M. Özlütürk
121
INTERDIGITAL TECH
46
Ertuğrul Berkcan
120
GEN ELECTRIC
47
Eren Kurşun
118
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
48
Mustafa Karabağlı
117
LUNA ELEKTRİK
49
Barbaros Kirişken
114
VESTEL
50
Fatih M. Uçkun
113
PARKER HUGHES INST
51
Sezai Türkmen
113
SIEMENS
52
Aslı Muslu
113
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
53
Işık C. Kızılyallı
112
AVOGY; ALTA DEVICES
54
Nihat Ömer Cur
110
WHIRLPOOL
55
Boğaç Şimşir
110
ECZACIBAŞI; ARÇELİK
56
Mehmet Toner
109
MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
57
Emre Dişçekici
109
HEWLETT PACKARD
58
Ekmel Özbay
108
ASELSAN BİLKENT MİKRO NANO
59
Mehmet Sadettin Fidan
107
KORDSA; CONTINENTAL
60
Özlem Türeci
106
GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
61
Recai Sezi
103
INFINEON TECH; SIEMENS
62
Ömer Bulakçı
103
NOKIA; HUAWEI
63
İbrahim Levent Demirçakmak
103
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
64
Fırat Demirkol
102
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
65
Erdem Bala
101
INTERDIGITAL
66
Abdurrahman Sezginer
101
KLA TENCOR; SCHLUMBERGER
67
Hüsnü M. Kalkanoğlu
100
CERTAIN TEED
68
Kadir Rıdvan Çelik
99
ARÇELİK
69
Murtaza Bulut
99
PHILIPS
70
Özgür Oyman
98
INTEL
71
Mehmet İzzet Gürelli
98
QUALCOMM
72
Ünal Gazyakan
98
ZAHNRADFABRIK FRIEDRICHSHAFEN
73
Özgür Türker
97
BOSCH
74
Necip Berme
97
BERTEC
75
Faik Emre Özyüksel
96
ARÇELİK
76
Hasan Gökçer Albayrak
96
BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
77
Murat Güler
96
FORD
78
Alpaslan Demir
94
INTERDIGITAL
79
Adnan Eroğlu
94
ALSTOM TECH
80
Kemal Aygün
94
INTEL
81
Arda Aksu
94
VERIZON
82
Aydoğan Özcan
92
UNIV CALIFORNIA; UNIV LELAND
83
Muhammed İbrahim Sezan
92
QUALCOMM; SHARP
84
Barış Göktepe
91
FRAUNHOFER
85
Yusuf Koç
91
ARÇELİK
86
Bülent Abalı
89
IBM
87
Rıfat Pamukçu
89
CELL PATHWAYS; UNIV ARIZONA
88
Tahsin Öztiryaki
89
ÖZTİRYAKİLER MADENİ EŞYA
89
Esat Yılmaz
88
ATMEL
90
Zafer Şahinoğlu
88
MITSUBISHI
91
Osman Nuri Can Yılmaz
86
ERICSSON
92
Ömer Ünsal
83
BASF; PEMEAS
93
Fatih Sünel
81
SANOVEL
94
Mutlu Karakelle
80
ALCON
95
Ali Levent Hasanreisoğlu
80
ARÇELİK
96
Ersin Dönmez
80
ARÇELİK
97
Mehmet Ziya Şengün
79
DEPUY MITEK; MEDOS
98
Mehmet İyigün
79
MICROSOFT
99
İlker Bağcı
79
ZF FRIEDRICHSHAFEN
100
Memduh Güney
78
RESMED
100
Mustafa N. Kaynak
78
MICRON TECHNOLOGY
100
Mustafa Grit
78
KPSS KAO GMBH; GOLDWELL
Dünyada En Çok Patent Belgesine Sahip 100 Türk Mucit
Sıra
İsim
Patent Belge Sayısı
En Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1
Jeyhan Karaoğuz
1006
BROADCOM
2
Uğur Şahin
953
BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
3
Fatih M. Özlütürk
774
INTERDIGITAL TECH
4
Burkay Dönderici
724
HALLIBURTON ENERGY
5
Rıfat Ata Mustafa Hikmet
688
PHILIPS; SIGNIFY
6
Özlem Türeci
634
GANYMED; UNIV MAINZ J.GUTENBERG; BIONTECH
7
Fatih Ulupınar
619
QUALCOMM
8
Mehmet Yavuz
548
QUALCOMM
9
Altuğ Köker
502
INTEL
10
Mehmet Demirörs
470
DOW GLOBAL TECH
11
Çağan Gürer
433
REGENERON PHARMA
12
Ömer Refa Köseoğlu
430
SAUDI ARABIAN OIL CO
13
Hamza Yılmaz
426
ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
14
Mutlu Karakelle
400
ALCON
15
Özcan Öztürk
398
QUALCOMM
16
Cem Başçeri
344
MICRON TECH; QROMIS
17
Ali Çağatay Cırık
321
OFINNO LLC; COMCAST CABLE
18
Semih Esenlik
310
HUAWEI
19
Mustafa Michael Pınarbaşı
287
HITACHI; IBM
20
Muhammed Çoban
283
QUALCOMM
21
Mehmet Ziya Şengün
271
DEPUY MITEK; MEDOS
22
Bülent Mehmet Başol
266
SOLOPOWER; NUTOOL
23
Özgür Oyman
251
INTEL
24
Ali Türkyılmaz
248
SANOVEL; ARVEN
25
Mustafa Eroz
225
HUGHES NETWORK SYSTEMS; DIRECTV
26
Ümit Çifter
219
SANOVEL; ARVEN
27
Nihat Ömer Cur
213
WHIRLPOOL
28
Metin Ersoy
212
ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
29
Ercan Mehmet Dede
205
TOYOTA
30
Alpaslan Demir
205
INTERDIGITAL
31
Hüsnü M. Kalkanoğlu
201
CERTAIN TEED
32
Abdurrahman Sezginer
200
KLA TENCOR; SCHLUMBERGER
33
Adnan Eroğlu
200
ALSTOM TECH
34
Recai Sezi
194
INFINEON TECH; SIEMENS
35
Fatih M. Uçkun
190
PARKER HUGHES INST
36
Murat Acemoğlu
185
NOVARTIS
37
Alper Büyüktosunoğlu
178
IBM
38
Selim Yalvaç
178
DOW GLOBAL TECH
39
Ertuğrul Berkcan
176
GEN ELECTRIC
40
Evren Eryürek
172
ROSEMOUNT
41
Oral Aydın
171
BASF
42
Esin Terzioğlu
168
BROADCOM; QUALCOMM
43
Mehmet Toner
167
MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
44
Dilara (Grate) McCauley
165
KARYOPHARM; ARCHEMIX
45
Osman Nuri Can Yılmaz
162
ERICSSON
46
Ömer Ünsal
159
BASF; PEMEAS
47
Akın Akınç
157
ALNYLAM PHARMACEUTICALS
48
Vedat Eyüboğlu
155
MOTOROLA; COMMSCOPE
49
Işık C. Kızılyallı
154
AVOGY; ALTA DEVICES
50
Engin Özkaynak
154
CREATIVE BIOMOLECULES; STRYKER
51
Zafer Termanini
153
HIP INNOVATION; JOINT INNOVATION
52
Erdem Bala
150
INTERDIGITAL
53
Memduh Güney
142
RESMED
54
Cengiz Küçük
142
BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
55
Nihan Doğan
142
NESTEC; NESTLE
56
Sezai Türkmen
141
SIEMENS
57
Güneş Aybay
141
JUNIPER NETWORKS
58
Yeliz Tokgöz
140
QUALCOMM
59
Nadir Büyüktimkin
139
NEXMED
60
Servet Büyüktimkin
138
NEXMED
61
Vahit Atakan
137
SOLIDIA; UNIV RUTGERS
62
İbrahim Haskara
136
GM GLOBAL TECH
63
Mahmut Faruk Akşit
134
GEN ELECTRIC
64
Barış Güner
133
HALLIBURTON ENERGY
65
Ömer H. Dokumacı
133
IBM
66
Bayram Arman
133
PRAXAIR TECH
67
Ali Taha Koç
131
INTEL
68
Rıfat Pamukçu
130
CELL PATHWAYS; UNIV ARIZONA
69
Mehmet İyigün
130
MICROSOFT
70
Osman Polat
129
PROCTER & GAMBLE
71
Zehra Kaymakçalan
128
ABBOTT; ABBVIE
72
Mustafa N. Kaynak
126
MICRON TECHNOLOGY
73
Ant Öztaşkent
126
GOOGLE
74
Doruk Ömer Yener
126
SAINT GOBAIN
75
Volkan Sevindik
125
CHARTER COMMUNICATIONS
76
Kemal Aygün
125
INTEL
77
Muhammed İbrahim Sezan
125
QUALCOMM; SHARP
78
Ali Bayrakdar
124
SCHAEFFLER TECH
79
Eren Kurşun
124
BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
80
Esat Yılmaz
124
ATMEL
81
Uygar E. Avcı
122
INTEL
82
Emre Yavuz
122
ERICSSON
83
Bülent Abalı
121
IBM
84
Kemal Uğur
121
NOKIA
85
Hikmet Sarı
120
PHILIPS
86
Emre Barış Aksu
118
NOKIA
87
Fatma Arzum Şimşek-Ege
117
MICRON TECH; INTEL
88
Mehmet Reha Civanlar
116
VIDYO; AT & T
89
Ünal Gazyakan
115
ZAHNRADFABRIK FRIEDRICHSHAFEN
90
Sedat Ölçer
115
IBM
91
Kaan Oğuz
113
INTEL
92
Erkan Baloğlu
111
KARYOPHARM
93
Aykut Bultan
111
INTERDIGITAL
94
Mehmet Sadettin Fidan
110
KORDSA
95
Mustafa Grit
108
KPSS KAO GMBH; GOLDWELL
96
Ruhi Sarıkaya
108
MICROSOFT
97
Dilek Zeynep Hakkani-Tur
107
MICROSOFT; AT&T
98
Arda Aksu
106
VERIZON
99
Mehmet Arık
104
GEN ELECTRIC
100
Ali Özbek
104
SCHLUMBERGER; WESTERNGECO
100
Cenk Ergan
104
MICROSOFT
NOT: Bu yazının ilk yayınlanma tarihi 10 Ocak 2024 olup, istatistikler 12 Şubat 2024 itibariyle güncellenmiştir.
2024-2028 tarihlerini kapsayan On İkinci Kalkınma Planı, 31 Ekim 2023 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi ve 1 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Okurlarımız On İkinci Kalkınma Planı’nı bu bağlantıdan görebilir. Planın bizleri ilgilendiren kısmı ise, tahmin edeceğiniz üzere Fikri Mülkiyet Hakları ile ilgili olan kısmıdır. Bu sebeple, yazıda On İkinci Kalkınma Planı’nı bu çerçevede inceleyecek ve genel hatları ile bilgi vermeye çalışacağım.
Kalkınma planları, 1963’ten beri devlet tarafından hazırlanarak ekonomi, sağlık, eğitim, ulaşım, sosyal güvenlik vs. gibi birçok konuda gelişmeyi, kalkınmayı hedefleyen ve kamuda uygulanacak siyaseti belirleyen planlardır. Bu yıl da olduğu gibi, genelde beşer yıllık periyodlar için hazırlanır.
2024-2028’i kapsayan On İkinci Kalkınma Planı’nın vizyonu “Türkiye Yüzyılında çevreye duyarlı, afetlere dayanıklı, ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değer üreten, geliri adil paylaşan, istikrarlı, güçlü ve müreffeh bir Türkiye” olarak belirtilmiştir. Amacı ise “Milletimizin temel değerlerini ve beklentilerini esas alarak ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak suretiyle ülkemizin uluslararası konumunun yükseltilmesi ve refahın artırılması”dır.
Planın hedefi ve politikaları ise;
İstikrarlı Büyüme, Güçlü Ekonomi
Yeşil ve Dijital Dönüşümle Rekabetçi Üretim
Nitelikli İnsan, Güçlü Aile, Sağlıklı Toplum
Afetlere Dirençli Yaşam Alanları, Sürdürülebilir Çevre
Adaleti Esas Alan Demokratik İyi Yönetim
olmak üzere beş ana eksenden oluşturulmuş ve Fikri Mülkiyet Haklarına “Yeşil ve Dijital Dönüşümle Rekabetçi Üretim” bölümünde yer verilmiştir. Yeşil ve dijital dönüşümün gerçekleştirilmesiyle ekonomide rekabetçilik ve verimlilik artışının nasıl sağlanabileceğine dair politikalar sunulmuştur. Bu politikaların Fikri Mülkiyet ile ilgili kısmı ise şu şekilde hazırlanmıştır:
Fikri Mülkiyet Hakları Politikaları
“Fikri mülkiyet hakları alanında yenilikçi fikir ortamının geliştirilmesi, hak sahiplerinin haklarının yurt içinde ve yurt dışında etkin şekilde korunması, uygulanacak desteklerle yenilikçiliğe ve katma değerli küresel marka oluşturulmasına imkân sağlanması ve hak ihlallerine karşı etkin mücadele edilmesi” temel amaç olarak belirtilmiştir.
Politika ve Tedbirler ise aşağıdaki maddeler halinde açıklanmıştır:
– Toplumda fikri mülkiyet bilincinin artırılması ve yayılması sağlanacak, hedef odaklı eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri yapılacaktır.
– Fikri mülkiyet hakları alanında farkındalığın artırılması için kamuoyuna, kullanıcılara ve hak sahiplerine yönelik eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılacaktır.
– Fikri Mülkiyet Akademisi Sınai Mülkiyet Hakları Eğitim Merkezi ve Telif Hakları Eğitim Merkezi tarafından çeşitli seviyelerde sertifikalı eğitim programları hazırlanarak devreye alınacaktır.
– Fikir ve sanat eserlerine ilişkin davalara katkı sağlamak amacıyla öncelikli olarak ihtisas mahkemesinde görev yapacak hâkim ve savcılar olmak üzere yargı sürecindeki tüm paydaşlara yönelik eğitim faaliyetleri düzenlenecektir.
– Telif haklarıyla ilgili akademik çalışmalar teşvik edilecek ve TTO’lara yönelik eğitim faaliyetleri düzenlenecektir.
– Çocuklarda ve gençlerde telif hakları bilincinin oluşturulması için ilköğretim ve ortaöğretim müfredatına telif haklarına yönelik içerik eklenecektir.
– Çocukların erken yaşlarda yenilikçi düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik çizgi film ve eğitici içerikli bilgisayar oyunları geliştirilecektir.
– Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumlarda görev yapan idareci ve öğretmenlerin fikri mülkiyet bilgi düzeyini artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilecektir.
– Mühendislik ve temel bilimler alanında öğrenim gören öğrencilerin patent araştırması konusunda bilgi ve becerilerini artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilecektir.
– Üniversite öğrencilerinin fikri mülkiyet alanında staj yapmaları teşvik edilecektir.
– Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, Ar-Ge Merkezleri ve Tasarım Merkezlerine yönelik tematik sınai mülkiyet eğitim programları yürütülecektir.
– Telif hakları alanında akademik tez veri tabanı oluşturulacaktır.
– Bitki ıslahçı hakları korumasında yapılan iş ve işlemlerde etkinliğin artırılması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması için paydaşlara yönelik eğitim faaliyetleri düzenlenecektir.
– Telif haklarında toplu hak yönetim sisteminin geliştirilmesi ve ülke genelinde adil ve yaygın bir lisanslama sistemi oluşturulmasıyla telif gelirlerinin artırılması sağlanacaktır.
– Meslek birliklerinin profesyonel yönetim ve insan kaynakları dâhil olmak üzere kurumsal kapasitelerinin artırılması amacıyla meslek birliği zorunlu organ üyeleri ile personeline yönelik periyodik eğitimler verilecektir.
– Ülke genelinde yaygın bir lisanslama sistemi kurulabilmesi için toplu hak yönetimi ve meslek birlikleri konusunda kamuoyu bilinçlendirme faaliyetleri yürütülecektir.
– Meslek birliği işlemlerinin daha etkin ve hızlı yürütülmesi amacıyla meslek birliklerinin dijital altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılacaktır.
– Ülkemizin fikri mülkiyet varlıklarının ekonomik değere dönüşümü hızlandırılacak, sektörel temelde ekonomik değer ölçümü yapılacaktır.
– Telif haklarına dayalı endüstrilerin ve alt sektörlerin ülke ekonomisine katkısının ölçümü için temel ekonomik göstergeler ve istihdama katkının ölçülmesine yönelik çalışmalar yürütülecek, düzenli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılacaktır.
– Ülkemizde telif gelirlerine ve telif ödemelerine ilişkin sağlıklı veri elde edilmesine yönelik mevcut durum analizi yapılacaktır.
-Telif haklarına dayalı yenilikçi endüstrilerde başarılı ülke örnekleri incelenecektir.
– Sınai mülkiyet haklarından elde edilen gelirin ölçülmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilecektir.
– Fikri mülkiyet varlıklarının değerlemesine ilişkin hizmet kapasitesi artırılacaktır.
– Sanayicilerin ve yatırımcıların fikri mülkiyet sahipleriyle etkileşimi artırılacaktır.
– Ticarileşme potansiyeli yüksek patentlerin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik faaliyetler gerçekleştirilecektir.
– Patentlerin ticarileşme sürecinde kullanılmak üzere pazar araştırması araçları geliştirilecektir.
– Fikri mülkiyet varlıklarıyla ilgili devir, lisans, teminat, rehin gibi hukuki işlemlerle ilgili süreçler sadeleştirilerek bu işlemlerin yaygınlaştırılması sağlanacaktır.
– Ülkemizin ihracat potansiyeli yüksek coğrafi işaretli ürünleri için uluslararası markalaşma stratejileri geliştirilecektir.
– Sahtecilik ve korsanla mücadele edilmesine yönelik mekanizmalar oluşturulacaktır.
– Sahtecilik ve korsanlıkla mücadele stratejisi oluşturulması ile kayıt dışılığın ve ekonomik kaybın sayısal olarak ölçülmesi sağlanacaktır.
– Mevzuat ve uygulamalar teknolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilecektir.
– Bitki ıslahçı hakları sisteminin etkinliği artırılacak ve ülkemiz ıslah çeşitlerinin uluslararası alana çıkarılması sağlanacaktır.
– Bitki ıslahçı haklarına ilişkin kurumsal yapı geliştirilecek, personel ve hizmet kalitesi artırılacaktır.
– Bitki ıslahçı hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlarla işbirliği geliştirilecektir.
– Fikri mülkiyet haklarına yönelik destekleme sistemi yeniden yapılandırılacaktır.
– Sanayi kuruluşlarının sınai mülkiyet çıktılarının artırılması için destek ve stratejilerin oluşturulması sağlanacaktır.
– Patent desteklerinin değerlendirilmesi ve güncel gereksinimlere göre yenilenmesi sağlanacaktır.
– TÜBİTAK 1702 programı kapsamındaki desteklerin geliştirilmesi sağlanacaktır.
– Standarda esas patent süreçlerinin desteklenmesi sağlanacaktır.
– Telif haklarına dayalı kültür endüstrileri ile toplu hak yönetim kuruluşlarının kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik özel destek programları oluşturulacaktır.
– Fikri mülkiyet varlıklarının değerlemesine ve ticarileştirilmesine yönelik devlet yardımları gözden geçirilecek, kullanımı yaygınlaştırılacaktır.
– Türkçe ibareli markaların uluslararası düzeyde markalaşması teşvik edilecektir.
– Fikri mülkiyet alanında her düzeyde nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi sağlanacaktır.
– Fikri ve Sınai Haklar İhtisas Mahkemelerinin personel kapasitesi ve kalitesi geliştirilecektir.
– Fikri mülkiyet hukuku alanında akademik çalışmaların artırılması sağlanacaktır.
– Akademik atama ve yükselme kriterlerinde sınai mülkiyetin kullanılmasına ilişkin mevcut uygulamanın değerlendirilerek güncellenmesi sağlanacaktır.
– Üniversitelerde ve TTO’larda fikri mülkiyet hakları alanında çalışanların sayısını ve niteliğini artırmaya yönelik destekler sağlanacaktır.
– Gümrük personelinin fikri mülkiyet haklarının korunmasına yönelik farkındalığı ve yetkinliği artırılacaktır.
– Fikri mülkiyet alanında çalışan bilirkişiler ve arabulucular ile patent ve marka vekillerinin bilgi ve tecrübelerini artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilecektir.
– Ülkemizde yerleşik gerçek ve tüzel kişilere uluslararası düzeyde hizmet sunacak fikri mülkiyet profesyoneli ve Avrupa Patent Vekili sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürütülecektir.
– Kurumsal kapasite geliştirilecek ve işbirliği platformları oluşturulacaktır.
– Fikri ve Sınai Haklar İhtisas Mahkemelerinin yaygınlaştırılması konusunda ihtiyaç analizi yapılacaktır.
– İhtisas mahkemelerindeki hâkim ve savcıların görevlerindeki sürekliliğin sağlanması ve yargılama sürelerinin azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir.
– Fikri mülkiyet uyuşmazlıklarının çözümünde arabuluculuk ve tahkim uygulamaları yaygınlaştırılacaktır.
– Sınai mülkiyete ilişkin veri, istatistik ve içeriklerin raporlanması ve paylaşımı sağlanacaktır.
– Sınai mülkiyet tescil süreçleri, yapay zekâ teknolojileri kullanılarak hızlandırılacak, karar kalitesi artırılacak ve başarılı uluslararası uygulamalar ülkemize uyarlanacaktır.
– Telif hukukuna dair bölge adliye mahkemeleri ile fikri ve sınai haklar ihtisas mahkemeleri kararlarının erişime açılmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir.
– Yeşil ve dijital dönüşüm alanında geliştirilecek yerli ve milli teknolojilerin uluslararası düzeyde etkin korunması ve ticarileşmesi sağlanacaktır.
– Yeşil ve dijital dönüşüm alanında patent verilerine dayalı teknoloji eğilim raporları hazırlanarak araştırmacıların ve girişimcilerin kullanımına sunulacaktır.
– Yeşil ve dijital dönüşüm alanındaki patent başvurularına yönelik “hızlı inceleme süreçleri” geliştirilecektir.
– Yeşil ve dijital dönüşüm alanında faaliyet gösteren girişimlerin fikri mülkiyet yönetim kapasiteleri artırılacaktır.
– Bilgisayar uygulamalı buluşlarla ilgili bilişim sektörüne yönelik bilgilendirme ve farkındalık faaliyetleri yürütülecektir.
– Yeşil ve dijital dönüşüm alanında geliştirilen teknolojilerin etkin takibi için akademisyen ve araştırmacılara yönelik Otomatik Patent Takip Sistemi geliştirilecektir
Fikri Mülkiyet Hakları Hedefleri
Yukarıda bahsedilen politikaların uygulanması doğrultusunda ise, bu beş yıllık süredeki hedefler ise aşağıdaki tabloda belirtilmiştir:
Tablo incelendiğinde, yeşil ve dijital dönüşümle ilgili tescilli ve geçerli patent sayılarının 2023 yılı tahminlerinde geçtiğimiz yıla göre yaklaşık 1,19 oranında artacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Aynı oranda 2028 yılına doğru hesaplama yapıldığında ise bu sayının yaklaşık 7160 olması gerekirdi. Lakin 10.000 gibi bir hedef belirlendiği görülmektedir. Aynı şekilde Türkiye orijinli uluslararası patent başvuru sayısının geçtiğimiz yıla oranla hesaplama yapıldığında yaklaşık 2250 olması gerekirdi, lakin iki katından fazla bir hedef ile 5000 olarak belirlendiği görülmektedir. Belirlenen strateji ve planlar uygulandığında, tabii gelişen teknolojiyi de göz önünde bulundurarak, patent sayılarındaki artış oranının fazla olacağı yönündeki görüş anlaşılabilirdir. Ancak Avrupa Birliği’nde tescilli coğrafi işaret sayısı ile meslek birliklerinin telif geliri hedef sayılarında ise tam tersi bir tablo görülmektedir. Coğrafi işaret sayısı bir önceki yıla göre 2 katı artış gösterirken, aynı oranda bu sayısının 2028 yılında 512 olması gerekirdi. Aynı şekilde telif geliri de geçilen yılın oranından hesaplandığında yaklaşık 12.428 olması gerekirdi.
Sonuç
En nihayetinde belirlenen politikalar tek tek incelendiğinde, hepsinin uygulanması durumunda ülkenin gelişmesine katkı sağlayacağı aşikardır. Ne kadar uygulanabilir olduğunu ise sanıyorum hep birlikte bu beş yıl içinde yaşayarak göreceğiz.
1999 yılında aday ülke statüsü tanınan Türkiye ile Avrupa Birliği (“AB“) arasında, Ekim 2005’ten bu yana katılım müzakereleri yürütülmektedir. Katılım müzakereleri çerçevesinde aralarında fikri mülkiyet hukukunun da bulunduğu 16 fasıl açılmış ve 1 fasıl geçici olarak kapatılmıştır. Bununla birlikte katılım müzakereleri 2018 yılından bu yana duraklama sürecindedir.
Avrupa Komisyonu (“Komisyon“), aday ülkeler ile potansiyel aday ülkeler için her yıl ülke raporları yayımlamaktadır. Bu kapsamda ülkemiz için hazırlanan 25. rapor olan 2023 Türkiye Raporu (“Rapor“) 8 Kasım 2023 tarihinde yayımlanmıştır[1]. Bu yazıda, okuyuculara Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunun durumuna ilişkin Komisyon’un tespitleri aktarılacaktır.
B. Rapor’un Fikri Mülkiyet Hukukuna İlişkin Tespitleri
Rapor’da yer verilen tespitler telif hakları ve bağlantı haklar, sınai mülkiyet hakları ve hakların icrası olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir. AB nezdinde, hem kitapları, filmleri, bilgisayar programlarını veya (radyo-televizyon) yayınlarını koruyan telif hakları ve bağlantılı haklar, hem de patent, marka, tasarım, biyo-teknolojik buluşlar veya ilaçları koruyan sınai mülkiyet hakları ile bu hakların icrasına ilişkin mevzuat çeşitli tüzük[2] ve direktifler[3] ile uyumlaştırılmıştır.
Komisyon, Türkiye’nin AB mevzuatı ile uyumluluk açısından iyi bir noktada bulunduğunu ve fakat bir önceki yılda yapılan tavsiyeler[4] üzerine hiçbir ilerleme kaydedilmediğini[5] ifade etmektedir. Komisyon’a göre Türkiye’nin üzerinde eğilmesini gerektiren başlıca sorunlar mevzuattaki bir kısım tutarsızlıkların yanı sıra adli süreçler başta olmak üzere uygulama ve icraya ilişkin sorunlardır.
Telif hakları ve bağlantı haklara ilişkin olarak, Türkiye’nin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (“FSEK“) yaptığı değişiklik ile teknolojik önlemlerin etkisiz kılınmasına karşı yasal korumayı, bilgisayar programlarına ek olarak eserleri, icraları, fonogramları, yapımları ve yayınları kapsayacak şekilde genişlettiği vurgulanmıştır[6].
Özellikle teknolojik gelişmeler ışığında, FSEK’in telif hakları ve bağlantı haklara ilişkin yeterli koruma sağlayacak şekilde bütünüyle modernizasyonun henüz gerçekleştirilmediğinin altı çizilmiştir. Komisyon’a göre toplu hak yönetimi, meslek birliklerine ilişkin özerklik ve denetim eksikliği ile meslek birliklerinin yönetiminde yabancı hak sahiplerine karşı ayrımcılık yapılması gibi sistematik sorunlar süregelmektedir.
Komisyon ayrıca şahsi kopyalama harçlarının adil dağıtımı, lisanslama zorlukları, çevrimiçi eğitim istisnalarına ilişkin belirsizler, temsil hakkı sorunları, telif hakkı korumasında olan materyallerin çevrimiçi platformlar ve tanınmış e-ticaret siteleri aracılığıyla izinsiz kullanımı gibi bir dizi sorunun çözüme kavuşturulmayı beklediğinin altını çizmektedir. Bu noktada mevzuatımızın Dijital Tek Markette Telif ve Bağlantılı Haklar Direktifi’ne[7] uyumu henüz sağlanmamıştır.
Sınai mülkiyet haklarına ilişkin olarak, Türk Patent ve Marka Kurumu’nun idari kapasitesini güçlendirme ve hizmetlerini dijitalleştirme çalışmalarının devam ettiği ifade edilmiştir. Komisyon’a göre marka hukukunda “kötü niyet” kavramının kesin bir tanımının bulunmaması, kötü niyetli markalara ilişkin hükümsüzlük prosedürünü etkisiz hale getirmektedir. Markalara ilişkin iptal, itiraz ve hükümsüzlük prosedürlerinin pahalı olduğu ve uzun sürdüğünün altı çizilmiştir. Ülkemizde patentlere ilişkin Ek Koruma Sertifikası’na[8] yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır.
Komisyon’un üzerinde durduğu bir diğer husus, farmasötik ve zirai kimyasal ürünler için ruhsat alma sürecinde üretilen ve açıklanmayan test ve diğer verilerin korunmasına yönelik etkin bir sistemin yokluğudur. Komisyon’a göre Türkiye’de 2005 yılından bu yana bir veri koruma rejimi olsa da, bu rejimin kapsamı sınırlıdır ve biyolojik ürünler ile kombinasyon ürünlerini kapsamamaktadır. Ayrıca öngörülen koruma süresi de sınırlıdır. Mevzuatımızda veri koruma rejiminde süre patent süresi ile ilişkilendirildiğinden, patent süresinin sona ermesi akabinde veri koruması da otomatik olarak kaybedilmektedir.
Rapor’da en çok üzerinde durulan konu fikri ve sınai mülkiyet haklarının icrasıdır. Komisyon’a göre ceza mahkemeleri mevzuatta daha yüksek cezaların varlığına rağmen ticari ölçekteki hak ihlallerine ilişkin nadiren caydırıcı para cezalarına hükmetmektedir. Hak sahipleri, istinaf ve temyiz mahkemeleri de dahil olmak üzere yargı süreçlerinin verimsiz olduğu yönünde görüş bildirmektedir. Hak sahipleri, ihtiyati tedbir kararları ile maddi tazminat taleplerinin karara bağlanmasında zorluklar ve tutarsızlıklarla karşılaşmakta, taklit malların depolanması ve imhasında mali yükler de dahil çeşitli problemler yaşamakta ve bilirkişi görüşlerinin aşırı kullanıldığından yakınmaktadırlar.
Hak sahipleri tarafından sunulan güçlü kanıtlara rağmen, çok az sayıda arama ve el koyma kararı verilmekte ve çok az sayıda taklit mal ele geçirilmektedir. Cumhuriyet savcılarının ve hakimlerin iddiaların ispatı için hak sahiplerinden makul olmayan ek kanıtlar talep ettiği ifade edilmektedir. İhtiyati tedbir kararlarının alınması oldukça güçtür ve yargı makamları tarafından verilen cezaların caydırıcılık seviyesi düşüktür. Başta polisler ve hakimler olmak üzere, icra makamlarının fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlallerine yönelik alınan aksiyonların etkinliğini arttırmaları gerekmektedir.
Komisyon, Türkiye’de son yıllarda fikri ve sınai haklar mahkemelerinin sayısının azaldığını, bu durumun mahkeme kararlarının kalitesi ve tutarlığını olumsuz yönde etkilediğini bildirmektedir. Fiziksel pazar yerlerinde taklitle mücadeleye yönelik eylemler yetersiz kalmaktadır. 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile uygulama yönetmeliği, uyar-kaldır (notice and take-down) prosedürüne ilişkin yeni hükümler getirerek fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlaline ilişkin şikayetlerde elektronik ticaret hizmet sağlayıcıları ile aracı hizmet sağlayıcılarının sorumluluğuna açıklık getirmiştir. Bununla birlikte tanınmış elektronik ticaret pazar yerlerinde taklit malların satışında artış yaşandığını vurgulayan Komisyon, Türkiye’nin hak ihlallerini önlemek amacıyla uyar-kaldır prosedürlerini uygulamasının önemli olacağını vurgulamaktadır.
El koyma amaçlı gümrük başvuruları 2021 yılında 2.431 iken, bu sayı 2022 yılında 2.637 olmuştur. Bununla birlikte Türkiye, taklit mallarla mücadele etmek için, AB’ye giren taklit mal sayısı bakımından ikinci büyük kaynak ülke olmasına neden olan transit ve ihracat mallarına yönelik gümrük uygulamalarını iyileştirmelidir[9]. Türkiye’den gelen ve AB sınırlarında gümrük makamları tarafından el konulan malların sayısı artmıştır. Taklit mallar, gıda ve alkollü içeceklerden araçlara, araç aksesuarlarına ve yedek parçalara kadar geniş bir ürün yelpazesini ilgilendirmektedir. Türkiye’de yürürlükte bulunan gümrük mevzuatı, AB müktesebatı ile tam olarak uyumlu değildir.
Komisyon’a göre taklit ve korsan faaliyetlerin kamu sağlığı, tüketici güvenliği, hukukun üstünlüğü, işgücü piyasasına yönelik yarattığı tehditler ile fikri ve sınai mülkiyet haklarının yoğun olduğu sektörlerin yarattığı ekonomik faydalar konusunda kamu kurumları tarafından organize edilen farkındalık kampanyaları sınırlıdır. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının icrası ile Türkiye’den AB’ye taklit mal ticaretine ilişkin akışın durdurulması için daha güçlü bir siyasi kararlılığa ihtiyaç vardır.
C. Sonuç ve Değerlendirmeler
Komisyon, yukarıda ayrıntılarına yer verilen tespitlerle bağlantılı olarak, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte özellikle
Taklit ve korsan malların internet üzerinden satışı da dahil, fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlalleriyle etkin bir şekilde mücadele etmek için icraya yönelik tedbirlerin iyileştirilmesi, fikri ve sınai haklar mahkemelerinde uzmanlık düzeyinin arttırılması ile arama ve el koyma kararlarının alınmasındaki prosedürel zorlukların giderilmesi,
Özellikle hızlandırılmış ve basitleştirilmiş imha prosedürlerine ilişkin fikri ve sınai mülkiyet hakkı sahipleriyle işbirliğinin geliştirilmesi,
Sistematik eksikliklerin analizini kolaylaştırmak amacıyla, özellikle adli süreçlere ilişkin doğru istatistiki verilerin toplanmasının ve işlenmesinin sağlanması
hususları üzerinde yoğunlaşmasını tavsiye etmektedir.
Rapor’da yer alan tespitler, Türkiye’nin mevzuat uyumu noktasında iyi bir noktada bulunduğu ve fakat hakların icrasının zayıf kaldığı çıkarımına dayanmaktadır. Ülkemizin Çin’den sonra AB’ye giren taklit mal sayısı bakımından ikinci büyük kaynak ülke olması da Komisyon’un hak icrasında görülen eksikliklere her yıl geniş bir yer ayırmasına neden olmaktadır. Ayrıca bir önceki rapora göre ilerleme kaydedilmediği belirtildiğinden, Rapor’da yer alan tavsiyeler 2022 yılındaki tavsiyeler ile aynıdır.
2022 raporunda yer verilen tespitler ile 2023 Rapor’unda yer alan tespitler arasında bir kısım farklılıklar göze çarpmaktadır. Geçen yıl Kovid-19 salgınının etkileri üzerinde de durulmuşken, bu yıl Kovid-19’dan hiç söz edilmemektedir. Bu atfın çıkartılmasıyla Komisyon’un salgının fikri ve sınai haklar üzerindeki etkilerinin tamamen veya çok büyük oranda ortadan kalktığı kanaatinde olduğu çıkarımı yapılabilir.
2022 yılındaki tanınmış markalara ilişkin hukuki belirsizliğin devam ettiği tespiti, bu yıl yerini kötü niyete ilişkin tanımın olmamasına bırakmıştır. Buna göre tanınmış markalara ilişkin başvuruların hukuki durumuna ilişkin belirsizlikler sona mı ermiştir? Öte yandan Komisyon’un kötü niyet kavramına ilişkin kesin bir tanım eksikliği ile ne kastettiği belirsizdir. Zira 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda olduğu gibi, AB Marka Tüzüğü’nde de kötü niyete ilişkin bir tanıma yer verilmemiştir. Kaldı ki hukukumuzda iyi niyetin esas olması ve kötü niyetin somut olaydaki durum ve şartlara göre değerlendirilmesi gerekliliği karşısında kanuni bir tanım çok daha farklı zorluklar yaratabilecektir. Her halükarda kötü niyet içtihat yolu ile sınırlarının netleştirilmesi gereken bir kavramdır.
Bir önceki raporda yer alan kamuoyunda taklitçilik ve korsancılığın meşrulaştırılmasının bunların küçük suçlar olduğuna dair köklü inançtan kaynaklandığı ve fakat bu suçların çoğunlukla örgütlü suç şebekeleri tarafından işlendiğine yönelik tespit 2023 Rapor’unda yer almamıştır. Kaldı ki 2022 tarihli raporda yer alan özellikle ilk tespitin hangi bilimsel veriye dayandığı belirsizdir. Son olarak Rapor’da 10 Ocak 2024 itibariyle marka iptaline ilişkin yetkinin Türk Patent ve Marka Kurumu’na geçecek olmasına ve bu durumun ortaya çıkaracağı sonuçlara hiç değinilmemiştir. Komisyon’un bu konuya 2024 yılında yayımlanacak raporda değinmesi beklenebilir.
Diğer pek çok fasıla nazaran ülkemiz fikri mülkiyet hukuku faslında önemli bir aşama kaydetmiştir. Komisyon’un özellikle hak icrasına yönelik tavsiyelerinin hayata geçirilmesi, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte fikri mülkiyet hukuku faslını kapatmaya bir adım daha yaklaşmasını sağlayacaktır.
[5] 2022 Türkiye Raporu’nda “sınırlı ilerleme” kaydedildiği belirtilmiştir.
[6] Rapor’da sözü edilen değişiklik, 25 Aralık 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 7346 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile FSEK’in 72. maddesinde yapılan düzenlemedir. FSEK md. 72 hükmü şu şekildedir:
Teknolojik önlemleri etkisiz kılma:
Madde 72: Bu Kanunda yer alan hakların korunması amacıyla eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanımının kontrolünü sağlamak üzere erişim kontrolü veya şifreleme gibi koruma yöntemi ya da çoğaltım kontrol mekanizması uygulamalarıyla sağlanan etkili teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik;
a) Ürün ve araçları imal veya ithal eden, dağıtan, satan, kiraya veren veya ticari amaçla elinde bulunduranlar,
b) Ürün ve araçların reklam, pazarlama, tasarım veya uygulama hizmetlerini sunanlar,
altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
[7] Directive 2019/790 of 17 April 2019 on copyright and related rights in the Digital Single Market and amending Directives 96/9/EC and 2001/29/EC.
İnsanların yaşamına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.[1]
Mustafa Kemal ATATÜRK
Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutladığımız bu günlerde geleceğe bir hatıra bırakmak ve ülkemiz insanının bitmek bilmeyen bir çaba ve özveriyle yüz yıldır ortaya koyduğu buluşlar arasından 100 tanesini geçmişten günümüze bir seçkide derlemek istedim.
Bu listeyi yapmak için kaynakları tararken karşılaştığım buluşlarda şunu fark ettim ki insanımızın sınırsız bir merak ve gelişim arzusu var. Yeter ki potansiyelimizin farkında olalım ve organize bir şekilde çok çalışalım.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yaygın buluş konularının ısınma sistemleri, temizlik gereçleri, cam, tütün, kâğıt ve şeker ile ilgili makine ve teçhizat ile tarım makineleri olduğu görülüyor. Zaman içinde bazı alanlarda veya belli bir zaman diliminde dünyada ilgili tekniğe yön verdiğimiz de olmuş, ancak kabul etmemiz gerekir ki bir inovasyon toplumu olma yolunda kat etmemiz gereken çok mesafe var, zira toplumun geneline yayılmış bir bilinç düzeyi henüz yok. Ancak listeyi incelerken göreceğiniz üzere bu hedefi gerçekleştirememiz için bir neden yok.
Patentlerle ilgili basında yer alan haberlerde genellikle ilginç buluşlara odaklanılıyor. Bu bir bakıma okuyucunun ilgisini arttırmak için iyi niyetli bir yaklaşım olsa da, buluşlarımızla ilgili salt bu tür haberlerin yapılması zamanla insanların mucitlerimizin yaptığı buluşları “zihni sinir” seviyesinde görüp hafife almasına yol açıyor. Oysaki aşağıdaki listede de göreceğiniz üzere ülkemizde gelişmiş ülkelerle yarışan çok sayıda buluşumuz var.
Listeyi oluştururken Türkiye’de gerçekleştirilen ve patent belgesi almış buluşlar arasından seçim yapmaya çalıştım. Bu bakımdan listede bulunan patentler ilgili mucidin en iyi/önemli icadı olmayabilir. Seçim kriterleri arasında Türkiye’de başvuru yapılmış olması, yurtdışında patent belgesi alınmış olması, haberlere konu olması, tarihi değeri olması, ileri teknoloji ile ilgili olması vb. çok çeşitli kıstasları dikkate almaya çalıştım. Mümkün olduğunca farklı alanlardan, farklı zaman dilimlerinden ve farklı mucitlerden seçmeye özen gösterdim. Ancak umarım okuyucularımız da takdir ederler ki, 150.000’in üzerinde Türk patent, ihtira beratı ve faydalı model arasından 100 adet buluş seçmek gerçekten çok zor. Atilla Hülagü, Tacettin Hiçyılmaz, Necip Akar, Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil, Hamit Demirtaş, Emin Bozoğlu, Mennan Aksoy gibi daha pek çok mucidimiz var ancak ya patent başvurusu yapmadıklarından ya da patentlerine erişemediğim için bu listede kendilerine yer veremedim. Yine değerli çalışmalarını yurtdışında gerçekleştirip yalnızca yurtdışında patent almış çok sayıda önemli mucidimiz de bu listede yok. Bu nedenle ismi geçmeyen tüm mucitlerimizden şimdiden özür diliyorum. Kaldı ki bu bir en iyi 100 listesi değil, sizi Türkiye Cumhuriyetinde zamanda bir yolculuğa çıkarmak için hazırlanmış bir liste. Daha fazla sözü uzatmadan sizleri kronolojik olarak listelenmiş buluşlarımızla baş başa bırakıyorum.
Nice yüzyıllara!
Başvuru Tarihi: 10.06.1931
İhtira Berat No.: 1498
Buluş Sahibi: Sabri Halil
Nebatatın hulâsalarını ve şibih kalevilerini tohum ve çekirdeklerin ve hayvani nesiçlerin yağlarını çıkarmağa mahsus cihaz.
Bu cihaz nebatatın tıbbi hulâsalarını ve şibih kalevilerinin istihsaline yarar. Tütünün şibih kalevisi çıkarıldıktan sonra bakiye üzerine reçine ve rezinol gibi kokulu maddeleri iade edilmek suretiyle aynı zamanda nikotinsiz tütün imaline yarar. Yağlı nebatat ve hayvani nesiçlerden yağların tefrikinde muvaffakiyetle istimal edilir.
Başvuru Tarihi: 24.09.1931
İhtira Berat No.: 1317
Buluş Sahibi: Ahmet Agâh Bey
Soba ve sair vesaiti teshiniye bacalarında harici rüzgår tesirlerine rağmen tehit ve muntazam çekiş teminine mahsus baca şapkası tertibatı
Bu ihtiranın mevzuu şiddetli, hafif hava cereyanlarında bacanın muntazam çekişini temindir. A borusunun üzerine e aralığı ile raptedilmiş bir B mahrutu ile haricine müttehidülmerkez raptolunan bir K mahrutu nakısı ve dört adet S lavhasından mürekkeptir. Mahrutun kaidesi bir satıhla mesturdurki çıkacak gazların bu satha çarparak sakin havada üzerinden çıkmakla N aralığını teshin ve dairen çekiş intizamını temin eder. Mezkûr lavhaların sakin havada vazifesi yoktur. Ancak rüzgârlı havalarda cereyan mahrutun alt kısmına doğru duman ve gazları alt kaidesinden çıkarır. Mahrutu nakısın alt kaidesi borunun üzerinden aşağıda bulundurulmakla muhtelif rüzgârların çekişini ihlal etmemesine hizmet edilmiştir.
Makina seyyar otomatik sigara satış makinası olup on kuruş bronz para mahalli mahsusuna atılınca makina kendiliğinden bir sekizlik sigara ile iki kuruş küsuratı ön taraftaki çanağına atar. Diğer nevi sigaraları da satabilmesi için ayni esası tekrar etmek lazımdır. Makina aksamı bir gramofon makinasına ilave edilen bazı müteferri parçalardan ibarettir.
Başvuru Tarihi: 07.12.1932
İhtira Berat No.: 1468
Buluş Sahibi: Salahattin Sami
Otomatik diş fırçası.
Otomatik (Sami) diş fırçası hali hazırda istimal edilmekte olan adi fırçalara sıhhi ve fenni noktai nazardan tevakkuf eder. Adi diş fırçaları vazife esnasında ileri geri seyrederken diş etlerini tahrip ettiği hibi yalnız diş üzerlerindeki kirleri temizleyip bunları kısmen tazyik ile diş aralarını imla etmektedir. Ayni zamanda fırçaların telleri dibine teraküm eden kirlerin tathiri müşkülatla olmaktadır. Dişçilikte: diş çürümesi evvela diş aralarından başlar. Bu da diş aralarının mikroplanmasile olur. Otomatik fırça diş etlerini tahrip etmeksizin dişlerin aralarını dahi sıhhi bir şekilde temizleyüz diş aralarının mikroplanmasına, dolayısile çürümesine maydan vermez. Fırça raptiyeleri birbirlerinden mesafeli ve seyyar olduklarından fırçaların sıhhi şekilde tathiri dahi temin edilir.
Başvuru Tarihi: 23.11.1944
İhtira Beratı No: 4029
Buluş Sahibi: Fikret Kaftan (Kaftanoğlu)
Görçek foto makinası ve aynalı kondansatör
Görçek foto makinası – 1 No. lu resimdeki kabinenin D aynasının arkasına Görçek makinası tesbit edilir. Bu makinanın 500, 1000 adet film alacak muayyen ebadda şasısı vardır. Makinanın kurucu düğmesine basıldığı zaman içerisindeki hususi tertibat opturatörü kurar, şasıdan film yuvasına bir film düşürür ve kabinenin lâmbasını yakar. Fotoğrafını çekecek şahıs aynanın karşısında pozunu alıp çekici düğmeye basınca fotoğrafı çekilir, lâmba söner, ve çekilmiş film de depoya düşer. Aynalı Kondansatör – 3 No. lu resimde görüldüğü üzre karşılıklı aynalar koymak suretiyle aynalardan yekdiğerine akseden lâmbaların ışıklarını opal cam üzerine muntazam ve müsavi surette toplamak ve bu neticeden agrandisman, projeksiyon makina vesaire gibi yerlerde istifade etmek.
Reçine kusan muhtelif sellülöz nevilerini, muhtelif nisbette alüminyüm sülfat, şap ve diğer elektrolitlerle muamele ederek vasatta eloktroistatik bir muvazanet tevlit etmek suretiyle, kağıt imalatı esnasında selülozdan reçine ayrılmaması; makinaların nazik aksamına reçine sıvaşmaması ve sellülozda mevcut reçinenin – bulunduğu hücreler dahilinde – mütecanis şekilde sabit kalması temin olunur.
Başvuru Tarihi: 13.07.1948
İhtira Berat No.: 4867
Başvuru Sahibi: TÜRKİYE ŞİŞE VE CAM FABRİKALARI ANONİM SOSYETESİ
Üfleme usulü ile yapılan cam eşyanın sıcak kesme makinesi.
Müteharrik bir kovanda (9) tesbit edilen cam eşyası (11) ince memelerden (12) püsküren yüksek suhunetli alev (13) teması ile istediğimiz hat üzerinde camını eritim kestiriyor ve ayni zamanda ağzı yakılıyor.
Başvuru Tarihi: 20.12.1948 İhtira Berat No.: 4910 Buluş Sahibi: NUSRET ATUNCU (Makine Mühendisi, Şeker Fabrikası Müdürü Eskişehir)
Kristal şeker santrifujlarında otomatik şurup ayırma tertibatı. Kristal şeker santrifujlarında elde edilen iki nevi şurubu, işçinin taktirine bırakmadan otomatik olarak ayırmaya mahsus tertibat olup, santrifuja buhar vermek üzere kol çekilince şurup, beyaz şurup oluğuna akıtılmakta ve buharı kapatmak üzere kol geriye itilince, şurup yeşil şurup oluğuna akıtılmaktadır.
Küçük çifçinin bir çift hayvanla ve fennî bir şekilde tohum ekebilmesini temin maksadiyle imal edilmiş üç tekerlekli bir çift bıçaklı, demirden mamûl ve yüz on kilo ağırlığında tohum ekme makinesidir. 4 – 5 hayvanla çekilen büyük çaptaki emsaline nazaran daha ucuza malolmakla beraber nadasata çok elverişlidir. Tekerleklerinin alçak tabancalarının sabit ve bileklerinin kısa bulunmasından diğerlerinden çok daha mukavimdir. Başlıca üç kısma ayrılır: 1- Sandık 2- şase 3- tekerlek. İstenildiği takdirde araba gibi nakledilebilir. Lüzumu halinde tekerlekler ve bileği sökülmek suretiyle kolayca nakledilebilip çabuk kurulabilir.
Kolay ve muntazam manikür yapmak âleti. Manikür âleti diklemesine avucun içine alınarak, parmaklar rahatça oyuklara yerleştirilir. Alet parmaklara hâkimiyeti temin ederek, boyanacak tırnağa göre elin çevrilmesiyle, ojenin önünüze gelen tırnağa bir hareketle muntazaman ve aynı kalınlıkta sürülmesini temin eder. Bu esnada ister dirsek, ister bilek bir mesnede dayanarak yorulma önlenir.
Başvuru Tarihi: 17.05.1951 İhtira Berat No.: 5904 Başvuru Sahibi: T. H. K. MOTÖR FABRİKASI MÜDÜRLÜĞÜ Gazi Orman Çiftliği – Ankara
Yol Tesviye Makinası Tip. No: 1 T. H. K. Motör Fabrikası Yol makineleri mevzuu bahis yol makinesi, T. H. K. Motör Fabrikasında imâl edilen yoltes 1tipi olup traktör veya kamyonla çekilmektedirler. Esas yol kenarındaki ufak mikyasta kazı işleri ile yolu tesviye etmektir. Şekilde görüldüğü gibi önden çekilen bu makine, 1 No. lu kepçe vasitasiyle kazı ve yol tesviyesi işleri yapılır. Kepçe bir cok makanizmalar yardımiyle her istikameti alarak yolun her tarafındaki meyillere uydurulabilir. Kepçenin sağa veya sola yatması işi 3 ve 6 No. lu kollarla yapılır. 2 No. lu kasaya 1 No. lu kepçeden intikal edecek darbeler 22 No. daki bir amortisörle amorti edilir. Kepçenin sağa veya sola aşağı yukarı hareketini kolayca temin etmek için 9 No. lu kasnaklarla tahrik edilen 8 No.lu nihayetsiz vida tertibatı vardır. En çok aşınmaya maruz kalan 13 No.lu parça sulanmış çeliktendir.
Batarya tırnak yaslanma plâkası. İlişik resimde (A) ile gösterilen (batarya tırnak yaslanma plâkası) batarya dişlisini, batarya tırnağını ve hey’eti umumiyesiyle bataryanın iyi ve hassas çalışmasında mühim rol oynamaktadır. Şöyle ki; batarya konstürüksiyonu itibarile dokuma tezgâhından aldığı hareketle (B) tırnağı vasıtasıyla (D) dişlisini kesik hareketlerle çevirir ve (D) dişlisi de, üzerine tesbit edilmiş olan (C) gövdesini beraber döndürür Batarya da (A) yaslanma plakası olmadığı takdirde (B) dişlisi daima dışarı doğru (A yalanma plakası tarafına) kayma istidadı göstermekte ve binnetice kısa zamanda (B) tırnağı (D) dişlisi ile birlikte mail bir aşınma meydana getirmekte ve kısa zamanda her ikisinin değişmesini intaç etmektedir. Bahis konusu (A) yaslanma plakası tırnağın kaymasına müsade etmediğinden tırnak ve dişlinin takriben 3 defa daha ömrünü arttırmakta ve söküp takma zamanınıda kazandırmaktadır.
Başvuru Tarihi: 28.05.1964 İhtira Berat No.: 12287 Buluş Sahibi: NECMİ TANYOLAÇ (Dr. Yüksek Mühendis), GÜLTEKİN YILDIZ (Yüksek Mühendis)
Elektro – Odosel
İhtiramız özel olarak kokunun burnumuzu kullanmadan objektif olarak cinsini tâyin ve miktarını ölçme ve genel olarak ta cisimlerin moleküllerinin cinsini tâyin ve miktarını ölçme metodu ve adına Elektro-Odosel dediğimiz ölçme aletidir. Metodumuz koku moleküllerini veya her hangi bir cismin moleküllerini muayyen bir katı veya sıvı üzerinde toplayarak sıvı veya katının yüzündeki potensieli, koku molekülleri’nin veya deneyi yapılan her hangi bir cismin molekülünü üç buudlu şekli ve miktarile ilgili olarak değiştirmek ve bu değişikliği voltaj-zaman veya voltaj-zaman lugaritmik eğrisi olarak tespit etmektir. Aletimiz esas itibarile üç kısımdan ibarettir. Birinci kısım genel olarak yüzeyinde toplanacak moleküllere ve kokuya karşı hassas olan ve yüzeyinde biriken molekülün veya kokunun (koku neşreden cisimlerin molekülünün) cinsine göre bir elektrik potensieli veya değişimi meydana getiren detektör-transdüser. İkinci kısım ise, detektör-transdüserdeki potensieli veya potensiel değişimini çok hassas olarak ölçen bir voltmetre. Üçüncü kısım ise, detektör-transdüserdeki dolayısile voltmetredeki voltajın ve değişikliğin zaman-voltaj eğrisini otomatik olarak kaydeden otomatik kayıt cihazıdır. Bir Elektro-Odoselde detektör-transdüser bir tane olduğu gibi çoklu da olabilir. Otomatik kayıt cihazı da tekli veya çoklu olabilir. Özel tatbikatlar için, cihazda, voltmetre veya otomatik kayıt cihazı kullanılmayabilir. Bu durumda cihaz detektör-transdüser ile voltmetreden veya detektör-transdüser ile otomatik kayıt cihazından ibaret olur.
Başvuru Tarihi: 12.01.1966 İhtira Berat No.: 13343 Buluş Sahibi: ABDULLAH CELKAN (Emekli polis müfettişi)
Debreyaj ve firen kilidi Tarifnamesinde belirtildiği gibi bu alet debreyaj ve firen tertibatı bulunan bütün motorlu vasıtaların debreyaj ve firen pedallarımı kilitliyerek vasıtanın bir yerden bir yere naklini imkânsız hale getirir. Hulasâ vasıta sahibinin müsaadesi olmadan arabanın hareketi mümkün olmaz. Bu suretle araba hırsızlığının önüne geçilmiş olunur.
«Kordon kıskacı.» Kordon kıskacı, yeni doğan bebeklerin göbeğini katküt veya ipekle bağlamak yerine geçen ve naylondan imâl edilmiş tıbbi bir alettir. Görünüş itibariyle küçük bir masaya benzeyen bu kıskaç 55 mm. boyunda ve bu boyun 40 mm. dişli kısmı olup 22’şer dişlisi bulunup ağız açıklığı da 50. mm.’dir. Kapandığında dişlerin yekdiğerine girecek biçimde olması ve testereye benzemesi ve ağızının bir ucunun olta iğnesi gibi kanca biçiminde olup diğer ucunun bu kancaya yuva vazifesi görmesi nedeni ile baş ve işaret parmakları arasında sıkıştırıldığında kilitlenip ve bir daha ancak kesilerek açılması suretiyle fonksiyonunu tamamlamaktadır. Naylondan olması sebebiyle, otaklavda kaynama ile zefiran ve benzeri solüsyonlarda stril edildiğinde kat’iyen deforme olmaz.
Başvuru Tarihi: 30.01.1976 İhtira Berat No.: 18975 Başvuru Sahibi: TÜRKİYE BİLİMSEL ve TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU
Mercek tramlı televizyon ekranı Mercek tranlı televizyon ekranı ile, seyredenlerin özel gözlük ya da başka türden yardımcı bir eleman kullanmadan, doğrudan doğruya, televizyon ekranı üzerinde üç buutlu olarak görmesi mümkün olmaktadır. Buluşun en önemli ve ihtira için müracaat edilmiş olan kısmı mercek tramlı televizyon ekranıdır. Bu ekranlar, özel yayın yapacak olan hem siyah beyaz, hem de renkli televizyonlarda kullanılabileceklerdir.
Başvuru Tarihi: 20.05.1977 İhtira Berat No.: 18915 Buluş Sahibi: Ord. Prof. Ata Nutku
Tek veya çift stator – odası ve rotorunda rakkas – damperli bulunan döneysel makineler
İşbu İHTİRA silindirik rotorunun slot yuvalarında milleri etrafında rahseden 1) Segmental veyahutta 2) Sektoryal kesitli prizmatik blok damperleri bulunan ve bu rotorun (ihtira’ın bir kapsatında) 3. Silindrik bir stator içine çevresindeki noktasından temaslı dönmek üzere yataklanmış, diğer kapsatında ise 4) aynı rotorun, birbirine karşıt çift odası bulunan diğer tipten bir stator odası ortasına döner durumda yataklanmasile, ve adıgeçen damperlerin dış uçlarının statorun iç çevre duvarile sürekli kayıcı temasının da rotor göbek parçalarıyle sağlanmasını içermekte, rotorun dönmesile büyüyüp küçülen stator bölmelerinde emme, sıkıştırma ve iş yapılarak kuvvet makinesi, tulumba, kompresör, hidrolik – motoru ve benzeri ödevde makineler elde edilmektedir.
Dolan likit petrol gazı (LPG) Kamping tüplerinin otomatik olarak doldurma tesisini oluşturan dolum Karuselinin dışına itilmesini sağlayan çıkış mekanizması
Likit Petrol Gazı (Lpg) kamping tüplerinin, dolumlarını müteakip, tamamen otomatik olarak, dolum karuselinin dışına itilmelerini sağlayan bir çıkış mekanizması olup mümeyyiz vasfı birbirleriyle irtibatlı olarak çalışan aşağıdaki 3 elemandan oluşmasıdır: a) Dolum karuselindeki (11) dolum terazisi (1) üzerindeki dolumu tamamlanmış kamping tüplerini (2) karusel çıkışı önünde, dolum terazisinin (1) kefesinden (2) iterek zincirli konveyör bandına verilmesini sağlamak olan atıcı kol ünitesi (5), b) Atıcı kol ünitesini (5) bağlı olduğu hava silindiri (7) vasıtasıyla ve itmek suretiyle harekete geçiren ve uç kısmından bir rulman (25) bulunan bir piston (6), c) Görevi hava silindirine (7) ve dolayısiyle atıcı kol ünitesini (5) harekete geçiren pistona (6) kumanda vermek olan ikaz ünitesi (8) ve bu ünitenin bir parçası olan ikaz çubuğu (9).
Başvuru Numarası : 83/021040
Başvuru Tarihi : 28.02.1983
Başvuru/Buluş Sahibi : ALİ RIZA İYİKOÇAK
Devir ve yön değiştirme mekanizmaları
Bir sürtünme tahrikinde tork aktarma elemanı olarak kullanılan bir bilyalı rulman (4).
Başvuru Numarası : 88/22895
Başvuru Tarihi : 02.05.1988
Buluş Sahibi : AMRAM JAK
Platform ve başlık kısımlarının tamamı yardımcı tıraş malzemesi katkısıyla üretilen sulu ortamda kaygan zemin oluşturan bir veya çok bıçak tıraş ünitesi.
Diğer tıraş yardımcı malzemeleri kullanmadan sürtünme ve suyla temas sonucu cilt üzerinde pürüzsüz bir yüzey oluşturan bir veya daha fazla tıraş bıçağına (4) sahip tek kullanımlık tıraş ünitesi, tüm platformun (5) ve kapak bölümünün (7) üretiminde, ağırlıkça %50-90 oranında polistiren olan suda çözünmeyen polimer karışımından oluşan cilde temas eden bir yüzey tanımlayan bir enjeksiyon işlemi kullanılır, polistiren, polietilen, polipropilen ve poliasetal içeren veya içermeyen termoplastik kauçuk (dolgu maddesi içeren veya içermeyen), ağırlıkça %9-40 oranında suda çözünür polimer ve ağırlıkça %1-10 oranında polietilen glikol bulunur.
Başvuru Numarası : 96/00527
Başvuru Tarihi : 24.06.1996
Buluş Sahibi : AHMET DUYAR, OSMAN TUĞRUL DURAKPAŞA, EVREN ALBAS, A. HAKAN ŞERAFETTİNOĞLU
Elektrik motorları için model bazlı hata tespit ve teşhis sistemi.
Bu buluş model bazlı bir hata tespit sistemi ile ve elektrik motorlarının çalışma durumlarının takip ve kontrolu ile bakım gereksinmelerini önceden tahmin etmek için bir yöntemle ilgilidir. Bu buluşun yöntemi ve sistemi yazılım bazında olduğu ve non-intrusiv sisteme müdahale edilmeden yapılan ölçümlerden elde edilen veriler kullanıldığı için tesis ve uygulama masrafları önceki bakım yöntemlerinden daha düşüktür. Sistem, giriş voltajı, akım ve motor hızı ile ilgili sürekli gerçek zaman bilgilerini sağlayan sensorlara bağlı olan bilgisayar sistemini içerir. Sistem ve yöntem, motorun matematiksel bir tanımını elde etmek için çok değişkenli deneysel bir model alma algoritması kullanılır. Algoritma, model alınan sonuçla ölçülmüş bir sonucu karşılaştırır ve karşılaştırma sonucunu ilgili sinyalleri çıkartmak suretiyle üretilen bir artan olarak nicelendirir. Teşhis edici bir gözlemleyici artanı analiz eder ve motorun hatasız olup olmadığını veya hatasız olmadığı halde çalıştığını saptar.
Başvuru Numarası : 1998/00160
Başvuru Tarihi : 02.02.1998
Buluş Sahibi : İBRAHİM SEMİH ERDEN
Patlayan şeker üretiminde yeni bir yöntem.
Bu buluş nötr karbondioksit gazı ile muale edilip içinde gaz baloncukları oluşumuna neden olan ve ağızda minik patlamalar meydana getiren sert şeker üretiminde yeni bir yöntem ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 1999/00813
Başvuru Tarihi : 14.04.1999
Başvuru/Buluş Sahibi : MEHMET AĞRİKLİ
Örgü sökme yöntemi ve makinası.
Sökülecek örgünün ipliklerinin yeniden kullanılabilmesi için; örgü tipi, iplik sayısı ne olursa olsun, ipliklerin gerektiğinde gerdirilip gerektiğinde gevşetilerek, ve gerektiğinde de iplik katlarının birbirine bükülerek sökülmesini sağlayan, germe-gevşetme ve büküm özellikli örgü sökme yöntemleri ve bu yöntemlerle çalışan, istenilen sayıda örgü sökme birimine sahip, her biriminde iplik pasajları, motorlar tarafından hareketlendirilen iki yöne dönebilen iplik besleyicileri ve iplik sarım ünitesi, konumu bir sensörle algılanan, istenildiğinde gerdirilebilen gergi-reservuar kolu, katlı iplikleri bükme mekanizması bulunan; birimlerini tek tek veya istenilen sayıda birlikte kontrol ederek, ipliklerin gerdirilmesini, gevşetilmesini, sökülme sırasını bir kontrol ünitesiyle belirleyip sökebilen bir örgü sökme makinasıdır.
Başvuru Numarası : 2002/01623
Başvuru Tarihi : 24.12.1999
Buluş Sahibi : BURAK ERMAN, OĞUZ OKAY, SELDA DURMAZ
Bütil kauçuk esaslı süper emici malzemeler, bu malzemeleri imal işlemi ve bunların kullanımı
Buluş, bütil kauçuk esaslı polimer membranlar, çubuklar veya boncuklar şeklindeki süper emici malzemelere ilişkin olup, bunlar hidrofobdur, su üzerinde yüzerler ve kuru malzemenin gramı başına 100 grama kadar organik çözücü alarak şişme kapasitesine sahiptirler. Buluş aynı zamanda bu süper emici malzemelerin elde edilmesi için çözelti ve süspansiyon çapraz bağlama işlemlerine ve bu süper emici malzemelerin petrol/yağ içeren atık suların muamelesi için kullanılmasına ilişkindir.
Başvuru Numarası : 2000/01863
Başvuru Tarihi : 22.06.2000
Başvuru/Buluş Sahibi : MEHMET KURT
Elektronik At Eğitim Aracı.
Sunulan buluşun konusu araç, atların binicisi olmadan, içinde özgürce koşabileceği ancak, yapabileceği sürati araç hareketi sağlayan mekanizma tarafından kontrol altında tutulan, aynı anda atın vücuduna yerleştirilen çeşitli elektrotlar ve çeşitli veteriner araçları sayesinde atın fiziki durumunun elektronik uzaktan algılama sistemleri ile monitarize edilerek tespit edilmesini sağlamak üzere geliştirilmiştir.
Başvuru Numarası: 2003/01968
Başvuru Tarihi: 15.03.2001
Buluş Sahibi : HALİT GÜNDÜZ, MEHMET BAHAR , MEHMET GÖKTEPE
Selekoksibin kristal biçimi.
Formül I’ e sahip 4-[5-(4-Metilfenil)-3-(triflorometil) -1H-pirazol-1-il]benzensulfonamit’ in (celecoxib) biçim I olarak tanımlanan yeni bir kristal biçimine ve kristal haldeki biçim I’ in hazırlanmasına ve daha yoğun FORMÜL kristallerin üretimine yönelik bir yönteme ilişkindir.
Başvuru Numarası : 2001/01250
Başvuru Tarihi : 10.05.2001
Buluş Sahibi : KADİR DABAK, EVREN A. ÖZARSLAN, FİLİZ ŞAHBAZ, TUNCER ASLAN
4-amino-1-hidroksibutiliden-1,1-bifosfonik asit veya tuzlarının hazırlanmasına ilişkin proses
Bu buluş, 4-amino-1-hidroksibutiliden-1, 1-bifosfonik asit veya tuzlarının üretimi ile ilgilidir. 4-aminobutirik asidin; fosforus asit ve fosfor triklorür ile, aralkil veya alkil etoksilatları ya da bitkisel veya hayvansal yağlar ve bunların türevleri gibi trigliseritlerin varlığında reaksiyonu, ve 4-amino-1-hidroksibutiliden-1, 1-bifosfonik asit veya tuzlarının elde edilmesi tanımlanmıştır. Buluşun temel özelliği, yukarıda tanımlanan non-iyonik emülgatörlerin, fosfonilasyon reaksiyonlarında kullanımlarıdır.
Başvuru Numarası : 2001/02469
Başvuru Tarihi : 29.08.2001
Başvuru Sahibi : YAŞAR BOZKURT AŞICI, NECATİ OKYAY
Otomatik galoş sarma makinası- Galoşmatik
Galoş sarma makinası, özellikle hijyen, temizlik gerektiren alanlara giren insanların ayakkabı tabanlarına otomatik olarak özel film kağlayarak zeminle ayakkabı tabanının temasını kesmek suretiyle mikrop, çamur, toz, bakteri v.s. kırıntıların taşınmasına engel olacak bir makinadır. Makine, ayakkabı sistem üzerindeki yere ayak ağırlığı ile yapılan baskının bir elektrosiviçi çalıştırması ile çalışmaya başlar. Makine üzerindeki sürücü bir rulodan, filmi ayak tabanının altına sürer. Film tabanı ve uygun yüksekliğe kadar ayakkabıyı sarar. Hava motoru ve rezistans devresi açılarak sıcak hava üflemesi çalışır. Makine üzerindeki uyarıcı bir ses veya ışık işleminin tamamlandığını bildirir. Makine bir sonraki işlem için kendini otomatik olarak hazırlar. Burada önemli olan film malzemeleridir. Bu malzemenin özelliği mümkün olan en düşük sıcaklıktaki hava akımına tepki vererek büzüşmesidir.
Başvuru Numarası : 2004/02719
Başvuru Tarihi : 24.01.2002
Başvuru/Buluş Sahibi : HASAN BASRİ ÖZDAMAR
Biyel kolu döner pernolu motor
Buluş konusu motor, piston (1), silindir (2), biyel kolu (3), biyel kolu döner perno dişli çarkı (4), biyel kolu döner pernosu (5), krank mili (6), krank mili pernosu (7) ve çift yüzlü dişli çark (9) ve dişli çarklardan (10,11 ve 12) oluşmaktadır. Krank mili (6) ve pistona (1), biyel kolu (3) bağlı olmasına rağmen biyel kolu (3), krank mili pernosunun (7) hareketinden bağımsız olarak biyel kolu döner pernosunda (5) hareket eden biyel kolu döner perno dişli çarkı (4) tarafından hareket ettirildiğinden, krank mili (6) biyel kolundan (3) bağımsız hareket etmektedir. Bu durumda, pistonun (1) alt ölü nokta ile üst ölü nokta arasında aldığı yolun krank mili pernosu (7) dönme çapından farklı olması ve biyel kolunun (3), krank mili pernosu (7) üzerinde dairesel hareket yerine eliptik hareket yapması sağlanmaktadır.
Başvuru Numarası: 2002/00962
Başvuru Tarihi : 09.04.2002
Başvuru/Buluş Sahibi: MEHMET NEZİR GENCER
Agrega malzeme işleme için kapalı sistem ünitelerden oluşan bir düzenek ve üretim metodu
Asfalt üretilen tesisler için bir düzenek olup, farklı gradasyon sayısındaki agregayı depolayabilmek için birden çok sayıda çepeçevre bölüntülerden (6) oluşan bir gövde (2) ve bu gövdeyi üzerinde taşıyan ayaklar (1) bahsedilen bölüntülerin (6) depolanması istenen agreganın hacmi ve bir ya da birden fazla gradasyon sayısına bağlı olarak tek bir depolama hacmi gibi kullanılabilmesi için çepeçevre bölüntüler (6) ve bu bölüntüler (6) arasında yapılandırılan geçişler (7) ve içinde agreganın homojen bir şekilde dağılmasını sağlayan kanallar (15) ve bu kanallar (15) üzerinden bahsedilen bölüntüler (6) içine farklı seviyelerde verilen dolum ağızları (14) içermektedir.
Başvuru Numarası : PCT/TR2003/000063
Başvuru Tarihi : 29.07.2003
Başvuru/Buluş Sahibi : TURHAN ALÇELİK
GÖZ KAMAŞTIRICI ETKILER OLMADAN SÜREKLI UZUN MESAFE AYDINLATMASINA SAHIP BIR FAR
Özellikle motorlu taşıtlar için geliştirilmiş, ışık kaynağını ve tüm doğrudan ve dolaylı yansıtıcı yüzeyleri tamamen gizleyerek ve bu buluşta açıklanan yarım lens aydınlatma prensibini kullanarak ışık düzleminin yüksekliğinin tam olarak ayarlanmasına dayanan bir far. Bu buluşun en çok tercih edilen uygulaması tek bir standart ışık kaynağı (1), üç birimden oluşan bir reflektör grubu (2,3; 12,13; 22,23), her bir birimin kendi ışık yoluna sahip olduğu yonca yaprağına benzer bir yapı oluşturan üç plano-konveks mercek (27,7,17), üç düz ayna (25,5,15), plano-konveks merceklerin üst yarılarını kaplayan üç hareketli yarı kapatıcı (26,6,16) ve bu düzenlemenin ileriye bakan kısmında bir kalkan (9) ve yansıtıcı bir yüzeyden oluşmaktadır. Yukarıda tanımlanan temel aydınlatma prensibi, tekli veya çoklu reflektörlü veya far yapısında mercek bulunmayan far tasarımlarına ve reflektörlerin sayısı veya yönünde herhangi bir sınırlama olmaksızın uygulanabilir.
Başvuru Numarası : 2007/02164
Başvuru Tarihi : 01.08.2003
Buluş Sahibi : İZMİR KEYAN MAMEDBEYLİ, FİKRET HACIZADE
Renk ve renk farklılıklarını ölçen cihaz ve bu cihaz ile gerçekleştirilen bir renk ölçme metodu.
Buluş konusu olan tek renkli ve tek renkli olmayan (örneğin kot) pürüzlü kumaş, iplik ve parçacık halinde olan her tür malzemenin renk ve renk farklılıklarını ölçme metodu, buluş konusu olan renk ve renk farklılıklarını ölçme cihazını kullanarak genelde üç değişkenli yansıma katsayılarını R(lambda,theta,phi) tek değişkenli R(lambda) yansıma katsayıları haline getirmektir. Bu metotla hesaplanan renk koordinatları pürüzlü malzemelerde tekrarlanabilir biçimde ölçüm yapılmasını sağlamaktadır.
Bu buluş, geleneksel pişirme yöntemlerinden esinlenerek gerçekleştirilmiş, kısa sürede, istenilen miktarda, alışılmış tadına ve kıvamına uygun olarak Türk kahvesi pişiren, pişirme işlemi esnasında ısıtıcının (4) temas etmesini, pişirme işlemi dışında ısıtıcı (4) ile temasının kesilmesini sağlayan ve temizlenmesi kolay pişirme hazneleri (2) içeren bir otomatik kahve makinası (1) ile ilgilidir.
Bu buluş, sıvılaştırılmış petrol gazları ya da diğer hidrokarbonların taşınması ve saklanmasında kullanılan basınçlı tüpler ile ilgilidir. Buluş konusu tüp, en temel halinde, özellikle sıvılaştırılmış petrol gazının (LPG) taşınmasında ve saklanmasında kullanılan çelik bir gövde, gazın dışarı çıkmasını sağlayan bir regülatör, bir valf, üst kısmında kullanıcı tarafından kolayca taşınmasına olanak sağlayan bir tutamak, tutamak üzerinde boşlukları kapatan ve estetik bir görüntü sağlayan bir kapak, alt kısmında tüpün dengede durmasını sağlayan bir taban içermekte, dış darbeleri sönümleyen, tüpü dış etkenlerden koruyan, tutamak ve taban için en az birer ara parça ile karakterize edilmektedir.
Başvuru Numarası: 2005/03780
Başvuru Tarihi: 21.09.2005
Buluş Sahipleri: HAKAN KONUKOĞLU, AHMET GÖKHAN AYDIN
Vater (iplik makinesi) otomatik iğ durdurucusu
Bu buluş, iplik makinelerinde dönen iğin, ipin kopması sonrasında durdurulmasını sağlayan iğ durdurucu ile ilgilidir. Bu buluşla geliştirilen vater (iplik makinesi) otomatik iğ durdurucusu; sargılı parça (2), alan arka kutu (5) ve kutu kapağından (4) oluşan (14), kilit mekanizması (8 ve 9); üzerinde T ve l kanallar (12 ve 13) bulunan durdurucu kol (7), ana bağlantı parçası (1) ve bağlantı elemanından (15) oluşması ile karakterize edilmektedir.
Başvuru Numarası : 2005/04376
Başvuru Tarihi : 02.11.2005
Buluş Sahibi : OSMAN CAKIR, YÜCEL BİROL
Tane küçültücü ön alaşım üretmek için bir proses
Titanyum borit ve titanyum alüminit partikülleri içeren, aluminyum-titanyum-bor tane küçültücü ön alaşım üretmek için bir proses geliştirilmiştir; proses aluminyumun ergitilmesi, 750°C ile 900°C arasındaki sıvı alüminyuma, sıvı alüminyumda 5’den 20’ye kadar Ti/B oranı sağlanacak şekilde önceden karıştırılmış KBF4 ve K2TiF6 tuzlarının ilave edilmesi, bu tuzların karıştırma uygulanmadan banyoya yedirilmesi, sıvı alaşımın bir elektrik direnç fırınına aktarılması, bu fırında 750°C ile 800°C arasındaki bir sıcaklıkta bekletilmesi, tuz reaksiyonun yan ürünü olan potasyum alüminyum florür tuz eriyiğinin banyo yüzeyinden akıtılarak alınması, KA1F4 tuzunun yüzeyden sıyrılarak alınması, sıvı alaşımın sıcak ekstrüzyonla 9.5mm çapındaki çubuk şekline şeklillendirilmek üzere biyet şeklinde dökülmeden önce grafit çubuklarla iyice karıştırılmasından ibarettir. Bu ön alaşımla 0.02% Ti seviyesinde aşılamadan sonraki döküm tane boyutu aşılamadan sonra 60 dakikaya kadar 200 mikrondan küçük olmaktadır.
Aralıksız süreli düzensiz osilatörlerin esasında yenilikçi rast gele sayı üretim yöntemleri ve rastgele sayı üreticiler (RNG)`ler sunulmaktadır. Ofset ve frekans telafi döngüleri, çıktı sekansının istatistiksel kalitesinin maksimuma çıkartılması için ve parametre varyasyonlarına ve ataklarına karşı dayanıklı olması için eklenmektedir. Bir boyutlu kesit, dağılıma göre bölgelere ayrıldığında, üretilen bit akışlarının, işlem sonrası olmaksızın FIPS-140-2 ve NIST 800-22 istatistiksel test kurgularında kullanılan testleri geçtiğini sayısal olarak ve deneysel olarak doğruladık. İnovasyonda sunulan sayısal ve deneysel sonuçlar, sadece önerilen devrelerin uyumluluğunu onaylamaz, ayrıca yüksek performanslı bir IC TRNG`sinin merkezi olarak bunların kullanımlarını da destekler. Zamanda ayrık düzensiz eşleşmelerin RNG`lerle olan kıyaslamasında, bir ses kaynağının ve gecikmeli osilatör örneklendirmesinin güçlendirilmesi esasında olan kıyaslamada, aralıksız süreli kaotik osilatörlerin esasında olan RNG`lerin, işlem sonrası olmaksızın çok daha yüksek ve sabit veri oranlarını önerebildiği görülmektedir. Sonuç olarak, önerilen devrelerin, entegre devrelerde oluşturulabildiği ve önerilen inovasyonlarla aralıksız süreli düzensizliğin kullanımının, oldukça yüksek veri hacmi ile rastgele sayıların üretilmesinde oldukça umut vaat edici olduğu sonucu varabiliriz.
Başvuru Numarası : 2009/07716
Başvuru Tarihi : 29.12.2006
Başvuru/Buluş Sahibi : EMRAH BOZKURT, ENDER BOZKURT
Patinaj önleme düzenekleri için bir merkezi sıkma sistemi ve buna sahip bir patinaj önleme düzeneği.
Patinaj önleme ve çekiş arttırma düzeneklerinde kullanılmak üzere kayışlara sahip bir sıkma sistemi tarif edilmektedir. Sıkma sistemi bir tekerlek aksının ana ekseninde konumlandırılmış olan ve çevresi boyunca bir dizi merkez doğrultusunda uzanan kayışları bağlayacak şekilde uyarlanmış olan bir dizi uzantıya sahip olan bir merkezi bağlantı alanını ihtiva etmektedir. İlk uçlarından bir yüzey temas elemanına bağlı olan ve ikinci uçlarından merkezi bağlantı alanına bağlı olan bir dizi merkez doğrultusunda uzanan esnek kayış patinaj önleme düzeneğini sıkmak üzere kullanılmaktadır Söz konusu esnek kayışlar, yüzey temas elemanları üzerindeki dışa doğru belvermeyi elimine etmenin yanında kayış sisteminde eksen kaçıklığını önlemek üzere yüzey temas elemanlarını merkez doğrultusu yönünde sıkmak için bir tokanın içinden geçirilmektedir.
Başvuru Numarası : 2009/06792
Başvuru Tarihi : 06.03.2007
Başvuru/Buluş Sahibi : ALİ DOĞAN BOZDAĞ
Anoskop
Bu buluş, arka parçası (3) üzerinde yer alan; uzunlamasına aksı, anoskopun (1) ön parçasını (2) bilhassa kayar kapağı (5) ve kapak (5) açıldığında oluşan pencereyi (11) görecek doğrultuda olan bir sap (6), sapın (6) ön parça (2) ile birleştiği orta kısımda yer alan, ön parçanın (2) üzerine oturan genişçe (7) bir kısım, genişçe (7) kısmın avlu (23) yüzeyinde bir yuva (8), genişçe (7) kısmın içerisinde silindirik bir uzantı (17), ön parçası (2) üzerinde yer alan; istenilen ölçüde açılarak istenen açıklıkta pencere (11) oluşturabilen veya tamamen ön parçadan (2) ayrılabilen sürgülü bir kapak (5), sürgülü kapağın (5) iç yüzeyinde tutulmasını ve çekilmesini kolaylaştıran bir çıkıntı (12), yuvaya (8) oturan ve ön parçanın (2) arka parçaya (3) kilitlenip açılmasını sağlayan ve ön parçanın (2) distal tarafına doğru konumlandırılmış bir dil (9) ve ön parçayı (2) çevirmek ve çıkarmak için dilin (9) iki farklı kenarında çıkıntılar (21,22) içeren bir anoskop (1) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2007/03816
Başvuru Tarihi : 04.06.2007
Buluş Sahibi : AHMET NEZİR IŞIKLAR
Temizlik kağıdı üretiminde bir kojenerasyon uygulaması
Bu buluş, temizlik kağıdı üretiminde enerji tasarrufu sağlarken aynı zamanda şebeke elektriğinden kaynaklanan ve üretimin aksamasına neden olan sorunları da bertaraf eden bir temizlik kağıdı üretim yöntemi gerçekleştirmektir. Bu amaçla, bir türbin sayesinde yanma gazlarından elektrik üretildiği, türbinden çıkan sıcak yanma gazlarının ise temizlik kağıdı kurutmasında kullanılarak değerlendirildiği ve temizlik kağıdı kurutma prosesinden çıkan gazların bir absorpsiyonlu soğutucu ile soğutulduğu bir temizlik kağıdı üretim yöntemi gerçekleştirilerek soruna çözüm bulunmuştur.
Başvuru Numarası: 2007/06652
Başvuru Tarihi: 27.09.2007
Buluş Sahibi: MEHMET NEZİR GENCER
Bir sıcak asfalt geri dönüşüm sistemi ve metodu.
Buluş, bir sıcak asfalt geri dönüşüm sistemi olup, özelliği; ısı izoleli taşıyıcı bir gövde (2) içerisinde en az üç kenarlı bir şekil oluşturacak şekilde yapılandırılmış bir taşıma kanalı (2.1), bahsedilen taşıma kanalı (2.1) içerisinde hareket eden bir taşıma hattı (2.3), taşıma hattına (2.3) geri dönüştürülecek GKA’yı ileten bir besleme tertibatı (2.6), taşıma hattındaki (2.3) GKA’yı ısıtmak için ısıtma vasıtaları, taşıma hattını (2.3) hareket ettirmek için bir tahrik tertibatı, yeterli sıcaklığa ulaşan depolandığı, taşıyıcı gövde (2) içerisinde oluşturulmuş bir toplanma haznesi (2.7), bir boşaltma tertibatı (2.8) ve taşıma hattındaki GKA’nın gerektiğinde tahliyesini sağlayacak bir tahliye (2.9) tertibatını içermesidir.
Bu buluş, yeni ışığa duyarlı rutenyum kompleksi boyar maddeler ve bu boyar maddelerin nanokristal metal oksit film ihtiva eden boyayla duyarlılaştırılmış güneş pillerinde kullanımı ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2008/02780
Başvuru Tarihi : 22.04.2008
Buluş Sahibi : UFUK SAKARYA, EROL TUNALI, UĞUR MURAT LELOĞLU
Kovan dip tablası üzerinde otomatik bölge bölütleme yöntemi ve kovan karşılaştırma için en uygun iz bölgesi seçimi.
Suç bilim çalışmaları kapsamında karşılaşılan önemli problemlerden birisi ateşli silahlardan merminin ateşlenmesinden sonra, atılan kovanların üzerindeki izler temel alınarak otomatik olarak başarılı bir şekilde eşleştirilmesidir. Bu problemin çözümünde yer alması muhtemel basamaklardan birisi de kovan üzerinde tanımlı olan bazı bölgelerin bölütlenmesi işlemidir. Bu buluş, kovan dip tablasına ait yüzey yükseklik matrisi bilgisi kullanılarak bölütlenmesi yöntemi ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2010/01523
Başvuru Tarihi : 23.05.2008
Buluş Sahibi : ÜMİT ÇİFTER, HASAN ALİ TURP, ALİ TÜRKYILMAZ
Valsartan formülasyonları.
Mevcut buluş, etken madde olarak valsartan, prejelatinize nişasta ve mikrokristalin selülozdan oluşan tablet şeklinde yeni bir farmasötik formülasyona dairdir.
Başvuru Numarası : 2008/05221
Başvuru Tarihi :15.07.2008
Buluş Sahibi : HÜSEYİN CAHİT FIRAT
Antimikrobik etkili bitkisel kompozisyon
Urtica Dioica, Vitis vinifera, Glycyrrhiza Glabra, Alpinia Officinarum ve Thymus Vulgaris bitkilerinin tanımlanmış kısımlarından oluşan bitkisel drogların ekstraksiyonu ile elde edilen antimikrobik etkili bitkisel kompozisyondur.
Başvuru Numarası : 2011/04301
Başvuru Tarihi : 18.08.2008
Buluş Sahibi : ERGIN ÖZGEN
Eliptik baş kısımlarına sahip sürgüleri olan geliştirilmiş bir kilit
Mevcut buluş, kapı kasası üzerinde kapının kilitlenmesi için sürgünün hareket ettiği yönde bulunan kilitleme yuvalarına bağlanmaya uygun şekilde düzenlenmiş baş kısımlarına sahip en az bir sürgü ihtiva eden bir kilitleme mekanizması önermektedir. Söz konusu baş kısımlarının söz konusu yuvalar ile bağlanması, sürgünün kilit mekanizması ya da kapı kasası yönünde zorla ilerletilmeye çalışılması girişimlerinin önlenmesini sağlamaktadır. Mevcut buluşa göre doğrusal yapıya sahip sürgüler, sürgü gövdesi üzerine bağlanan ve doğrusal olmayan bir kanal içerisinde kılavuzlanmış olan birer pim vasıtasıyla kendi eksenleri etrafında dönecek şekilde düzenlenmişlerdir.
Başvuru Numarası : 2008/07794
Başvuru Tarihi : 16.10.2008
Başvuru/Buluş Sahibi : CENK ÖZDEMİR
Yol enerji sistemi
Bu buluş, yollarda seyir halinde bulunan araçların ağırlıkları vasıtası ile yola uyguladıkları basıncı enerjiye çeviren bir yol enerji sistemi (1) (YES) ile ilgilidir. Söz konusu buluşun amacı; yol üzerinde hareket eden araçların ağırlıklarının kullanılması ile hava basıncı ile elektrik enerjisi elde eden bir enerji yol sisteminin sağlanmasıdır.
Başvuru Numarası : 2008/08268
Başvuru Tarihi :03.11.2008
Başvuru/Buluş Sahibi : HÜSEYİN YAVUZ KOCAOVA
Bir gökyüzü yelkenlisi
Bu buluş taşıyıcı kanat olarak paraşüt bulunduran insanlı ve/veya insansız olarak kullanılan uzaktan kumandalı bir gökyüzü yelkenlisidir. Gökyüzü yelkenlisi (1) ile hassas manevra kabiliyeti sağlanmakta ve kaldırma kapasitesi artırılmaktadır. Ayrıca gökyüzü yelkenlisi (1) ile zorlu hava koşullarında paraşütlerin (2) kapanması engellenmektedir.
Başvuru Numarası : 2019/07167
Başvuru Tarihi : 23.12.2008
Buluş Sahibi : FATİH TİRYAKİOĞLU
ANONİMLİK VE ŞEFFAFLIK SAĞLAYAN DOĞRULANABİLİR ELEKTRONİK OY VERME YÖNTEMİ
Buluş, oy anonimliği korunurken oy veren kişinin kullandığı oyların doğru şekilde sayıldığını doğrulamasına olanak sağlamaktadır. Anonimlik ve şeffaflık dengelenmektedir ve bu şekilde oy veren kişiler, kullandıkları oyların doğru bir şekilde sayıldığını gösteren kanıtlara sahip olmaktadır, ancak aynı kanıtlar diğerleri için bir anlam ifade etmemektedir. Bu şekilde, oy veren kişi gizliliği açığa çıkmadan şeffaflık elde edilmektedir. Oy veren kişiler, örneğin bir oy verme makinesinde oylarını kullanırken, oyun doğru bir şekilde sayıldığını doğrulamak için bir şahide ihtiyaç duyulmaktadır. Şahit tarafından kanıtlanan oy veren kişi gizliliği, oy verme sistemi üzerinde oy veren kişi üstünlüğünü kullanarak uygulanmaktadır. Bu güç, şeffaflık-anonimlik sorununu çözmek için kullanılmaktadır: Oy verme sistemi, oy veren kişinin bir sonraki adımını tahmin edememektedir ve adımların tamamı ortaya çıktığında, sistemin geri dönmesine izin verilmemektedir. Oy veren kişiler, oy verme prosesindeki her bir oy verme tercihi ile birlikte önceden belirlenmiş rastgele tercihler kümesinden bir rastgele tercih sunmaktadır ve oy verme tercihleri ile oy verme tercihlerinin rastgele tercihlerini içeren bir kanıt olarak bir algoritma çıktısı beklemektedir. Algoritma çıktısını aldıktan ve bunun ilerdeki adımlarda değişmeyeceğinden emin olduktan sonra oy veren kişi, olası her bir tercih için bütün rastgele tercihlerini sunmakta ve oy verme sisteminden sunulan rastgele tercihleri almaktadır. Oy verme sisteminin diğer olası tercihlerin rastgele tercihlerini bilememesinden dolayı, sistemdeki olası kötü amaçlı yazılım kodu, oy veren kişinin oy verme tercihlerini değiştirmeye kalkışamamaktadır. Bu kötü amaçlı yazılım kodunun bu tercihleri değiştirme girişiminde bulunması durumunda, eğer yazılımın seçtiği oy verme tercihi için yaptığı rastgele tercih, oy veren kişinin algoritma çıktısını aldıktan sonra bütün olası oy verme seçenekleri için bir rastgele tercih yaptığı aşamada yazılım tarafından seçilen oy tercihi için yapmış olduğu rastgele tercih ile aynı değil ise bu yasadışı değişiklik/manipülasyon ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkma olasılığı, oy verme sisteminin yasadışı değiştirilmiş oyları arttıkça üssel olarak artmaktadır. Algoritma çıktısı, oy verme tercihlerini ve oy verme tercihlerinin rastgele tercihlerini girdi olarak alan ve bir parola kullanan bir kriptografik algoritmanın çıktısıdır.
Başvuru Numarası : 2008/09970
Başvuru Tarihi : 30.12.2008
Başvuru/Buluş Sahibi : FATMA GÜLRU ERDOĞAN
VİDALI TIRNAK DÜZELTME TERTİBATI
Buluş; insanların ayak ve/veya el tırnaklarında yaşanan tırnak batmasının tedavisi amacıyla kullanılan vidalı bir tırnak düzeltme aparatı ile ilgilidir. Aparatın amacı değişik tırnak genişliklerine ve aynı tırnakta zaman içinde gelişebilecek değişikliklere uyum sağlamak ve tırnağın ihtiyaca uygun bir kuvvetle çekilmesini pratik bir şekilde mümkün kılmaktır. Aparat yekpare olmayıp her iki tırnak kenarından ayrı ayrı takılabilmesi kullanım kolaylığı sağlarken, ortasındaki vidalı hareketli kısmı da gerginliğin tırnağın o andaki ihtiyacına göre ayarlanmasına yardım etmektedir.
Başvuru Numarası : 2013/03104
Başvuru Tarihi : 27.02.2009
Buluş Sahibi : YÜCEL BİROL
Alüminyum döküm alaşımları için gelişmiş tanecik inceltici alüminyum-titanyum-bor temel alaşımları üretmek
Mevcut buluş ile AI3TI partikülleri ve AIB2 partiküllerini içeren Al-Ti-B tanecik inceltici temel alaşımlar üretmek için bir yöntem sunulmaktadır. Yöntem harmanlanmış bir karışım elde etmek üzere Al-B alaşımı tozunun K2TIF6 tuzuyla tamamen karıştırılmasını; böylece elde edilen karışmış toz harmanının alüminyumun erime sıcaklığının birazcık altına bir inert gaz fırınında, yaklaşık 650 santigrat dereceye ısıtılmasını; ve bunun yeterince uzun süre boyunca bu sıcaklıkta tutmasını ve ısıtılmış toz karışımın tabletler şeklinde sıkıştırılması adımlarını içermektedir.
Başvuru Numarası: 2013/06351
Başvuru Tarihi : 06.07.2009
Buluş Sahibi : FAHRETTİN GÜLENER
Vücut ergonomisi sağlayan oturma aparatı.
Buluş, ayak (34), kişinin üzerine oturduğu, ayak (34) üzerinde konumlandırılan bir oturma bölümü (33), kişinin sırtını yasladığı, oturma bölümü (33) ile irtibatlı bir arkalık bölümü (32), oturma bölümünün (33) yan kısımlarında konumlandırılan kolçaklar (35), arkalık bölümünün (32), arkalık taşıyıcı profili (36) üzerine sınırlı dönme hareketi yapacak şekilde bağlanan ve kişi sırtını yasladığında senkronize hareket yaparak kişinin sırtını tam olarak kavrayan en az iki adet arkalık parçası (7), oturma bölümünün (3), kışı üzerine oturduğunda oturma parçası taşıyıcı profili (17) üzerindeki sabitleme milleri (26) etrafında sınırlı dönme hareketi yapan en az iki adet oturma parçasına (18) sahip olduğu bir oturma aparatı (30) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2009/05721
Başvuru Tarihi : 23.07.2009
Başvuru/Buluş Sahibi : SEVAN BIÇAKCI
Taş içi üç boyutlu görüntü oluşturma metodu
Buluş, şeffaf taş (1) içinde üç boyutlu görüntü oluşturma metodu olup, bahsedilen şeffaf taşın (1) iç kısmının oyularak boşluk oluşturulması ve dış kabuk (1.1) bırakılması; bahsedilen dış kabuğun (1.1) içe bakan yüzeyine en az bir desenlendirme yapılması; bahsedilen dış kabuğun (1.1) içe bakan yüzeyine en az bir şeffaf dolgu katmanı (2) yapılması, bahsedilen dolgu katmanının (2) içe bakan yüzeyine en az bir desenlendirme yapılması; bahsedilen dolgu katmanının (2) içe bakan yüzeyinde desenlendirme ve dolgu katmanının (2) desen tasarımına göre alt alta tekrarlanması; bahsedilen en alt kat kat dolgu katmanının (2) içe bakan yüzeyine en az bir üç boyutlu nesne (5) irtibatlanması ile taş (1) alt kısmının kapatılması işlem adımlarını içermektedir.
Başvuru Numarası : 2016/10924
Başvuru Tarihi : 12.11.2009
Buluş Sahibi : ÇAĞATAY BÜYÜKTOPÇU
Enerji tüketim miktarı kontrol edilen bir ev cihazı.
Bu buluş, kullanıcının belirlediği hedef enerji tüketim miktarına (Et) göre program parametrelerini belirleyerek programın gerçekleştirilmesini sağlayan bir kontrol ünitesi (5) içeren bir ev cihazı (1) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2012/09797
Başvuru Tarihi : 22.12.2009
Başvuru/Buluş Sahibi : CÜNEYT FEHMİ BAZLAMAÇCI, OĞUZHAN ERDEM
Hızlı IP arama için sistolik dizilim mimarisi.
Bu buluş, ilk olarak çoklu boru hatlarının paralelleştirilmesi fikrini kullanan bir SRAM tabanlı sistolik dizilim mimarisi içeren SRAM tabanlı internet protokolü (IP) arama mimarisini sunar ve temel mimarinin ayrıntılarına inerek avantajlarını vurgular. Bu temel mimaride, farklı uzunluklarda ve birbirini kesen çoklu boru hatları, işlem elemanlarından oluşan bir iki boyutlu dizi üzerine döngüsel biçimde inşa edilmiştir. Bu mimari geleneksel ikili ontakı ağacı yerine herhangi bir çeşit ontakı arama ağacının kullanımını destekler. Bu buluş, ikinci olarak önemli ölçüde performans artışı kazanmak için alternatif ve daha avantajlı iki terimli kapsayan ağaç tabanlı ontakı ağacının kullanımını önerir. Bu yeni yaklaşım, dört taraflı giriş ve üç işaretçili kullanım gibi iyileştirmeler ile temel mimarinin arama kapasitesini ve paralelliği arttırmakta ve 7 Tbps yönlendirici IP arama hızı ile tüm mevcut IP arama yaklaşımlarından daha yüksek çıkan iş oranı sağlamaktadır. Bu sistolik dizilim yapısında, arama gecikmesi en kötü durumda teorik olarak yüksek olmasına rağmen, ortalama gecikme oldukça düşüktür, büyük gecikmeler nadiren gözlenmektedir. Bu yapı, yeni formu ile işlem elemanları bakımından ölçeklenebilir ve IPv6 adresleme yapısı için uygundur.
Başvuru Numarası : 2013/08706
Başvuru Tarihi : 16.03.2010
Buluş Sahibi : TURGAY ŞERBET
Mobilya ve mobilya elemanları üzerine pratik takılıp sökülebilen amortisör içeren adaptör.
Buluş, kapak çekmece gibi hareketli mobilya parçalarının (1) sabit mobilya üniteleri (2) üzerinde hızlı kapanma durumlarında karşı tarafa çarpmasını engelleyerek gürültüyü önleyen, bahsedilen hareketli parçaların yavaş kapanmasını sağlayan, mobilya elemanlarından herhangi biri üzerindeki deliğe 10 (3.1) pratik olarak sökülüp takılabilen, ez az bir hava veya sıvı sıkıştırmalı amortisör içeren bir adaptör (5) yapılanmasıdır.
Başvuru Numarası : 2018/00480
Başvuru Tarihi : 18.06.2010
Buluş Sahibi : GÜLŞEN ÇELİKER, HİLMİ VOLKAN DEMİR, HÜSEYİN ÇELİKER
Bor ile yapılandırılmış fotokatalitik nanokompozit.
Mevcut buluş, borla yapılandırılmış bir işlevsel inorganik-organik hibrid nanokompozitle ilgilidir. Mevcut buluşla, bir nano boyutlu malzeme, gelişmiş UV ve Görünür bölge aktivitesi ile elde edilmektedir, burada bor bileşikleri ile metal-oksit nanoparçacık kombinasyonları kullanılmaktadır.
Başvuru Numarası : 2013/08475
Başvuru Tarihi : 16.07.2010
Buluş Sahibi : BESİM TAHİNCİOĞLU
Mekanik termostatlı çift hazneli tam otomatik çay makinası.
Mevcut buluşa göre sunulan elektrikli ev aleti, suyun kaynatılması için bir birinci hazne ve ısıtılmış su ile içerisine yerleştirilmiş bitki yapraklarının demlendiği, söz konusu birinci haznenin üstüne konulmaya uygun bir ikinci hazne ihtiva etmektedir. Söz konusu birinci hazne, kendisi ile irtibatlı olacak şekilde eşleşecek söz konusu birinci haznenin itici mekanizmasının mevcudiyeti durumunda, söz konusu ikinci hazneye isteğe bağlı olarak sıvı akışını oluşturan bir çift yönlü valf ihtiva etmektedir.
Başvuru Numarası : 2011/02791
Başvuru Tarihi : 24.03.2011
Buluş Sahibi : EKMEL ÖZBAY, HONGBO YU, HÜSEYİN ÇAKMAK, MUSTAFA ÖZTÜRK
Bir GaN temelli yüksek elektron mobiliteli transistör yapısı ve bunun büyütme yöntemi.
Bu buluş, metal organik kimyasal buhar biriktirme yöntemi ile elde edilen temel olarak bir attaş (1), bir AIN tampon katmanı (2), bir birinci aktif katmanı (3), bir ikinci aktif katman (5), bir GaN üst katmanı (6) içeren bir galyum nitrat temelli yüksek elektron mobiliteli transistör (100) yapısı ve bu transistörü (100) elde etme yöntemi ile ilgilidir. Söz konusu AIN tampon katmanı (2), bir düşük sıcaklıklı AIN ince film tabakası (21) ve bu tabakanın (21) üzerinde bir yüksek sıcaklıklı AIN ince fllm tabakası (22) içermektedir. Bununla birlikte adı geçen birinci aktif katmanı (3), bir birinci GaN tampon katmanı (31), tercihen derecelendinlmiş bir AlGaN tampon katmanı (32) ve bir ikinci GaN tampon katmanı (33) içermektedir. Söz konusu birinci aktif katman (3) ile söz konusu ikinci aktif katman (5) arasında iki boyutlu elektron gazı (4) oluşmaktadır. Adı geçen ikinci aktif katman (5) da bir AIN bariyer katmanı (51) ve bu katmanın (51) üzerinde bir AlGaN bariyer katmanı (52) içermektedir. Bu buluş, söz konusu yapıyı içeren bir yüksek elektron mobiliteli transistör (100) ve bu transistörü (100) elde etme yöntemini anlatmaktadır.
Başvuru Numarası :2015/07296
Başvuru Tarihi :05.01.2012
Buluş Sahibi : SEDA GİRAY, CAN ERKEY, SEDA KIZILEL
Yüzeyden başlayan fotopolimerizasyon yolu ile peg-hidrojel ile kaplanmış hidrofobik ve hidrofilik aerojeller.
Mevcut buluş; silika aerojelin ve bir hidrojelin yeni bir bileşimi ve bunlarla ilgili sıralı oluşum için bir yöntem ile ilgilidir. Bileşim, ışıkla başlatılmış polimerizasyon yoluyla hidrofobik aerojellerin PEG hidrojelleriyle kapsüllenmesi ile sentezlenmiştir. Mevcut buluşun aerojel-hidrojel bileşimi iki katman içermektedir: dış hidrojel katman hidrofiliktir, iç aerojel çekirdek ise hidrofobiktir.
Başvuru Numarası : 2012/00495
Başvuru Tarihi : 16.01.2012
Buluş Sahibi : MEHMET DEMİREZEN, GÖKHAN TURHAN
Çift çıkışlı emniyetli setüstü gaz musluğu.
Buluş ile evsel pişirici ocak veya fırınlarda kullanıma uygun, küçük boyutlu ve hafif bir çift çıkışlı emniyetli setüstü gaz musluğu(1) açıklanmaktadır. Bahsedilen gaz musluğu(1); en genel olarak bir gaz girişi(1.6) ve iki adet gaz çıkışı(1.7,1.8), yekpare üretilen bir gövde(1.1), bahsedilen gövde(1.1) içerisinde konumlanan bir erkek(1. 4), bir kapak(1.3), bir mil(1.2), ve bir emniyet ventilinden(1.5) oluşmakta, söz konusu emniyet ventili (1.5) b açısı 400 ila 600 arasında olacak şekilde açılı konumlandırılmakta ve aynı düzlemde konumlandırılan birinci gaz çıkışı(1.7) ve ikinci gaz çıkışı(1.8) arasında boşluk (1.18) bulunmaktadır.
Başvuru Numarası : 2012/03218
Başvuru Tarihi : 21.03.2012
Buluş Sahibi : ERSOY ATİLLA
Tam otomatik Türk kahvesi pişirme ve servis yapma makinesi.
Buluş, tam otomatik türk kahvesi pişirme makinesi (a) ve pişen kahveyi içecek kaplarına (5) servis yapma yöntemi ile ilgili olup özelliği, kahve içeriği ve miktarının tuş takımı (1) ile seçilmesi, seçilen kahve içeriği ve miktarına göre su deposundan (6) gerekli suyun, kahve ve şeker dozajlama haznelerinden (7,8) kahve ve şekerin pişirme haznesine (21) gönderilmesi, pişirme haznesinde (21) karıştırıcı (34) vasıtasıyla kahve içeriğinin karıştırılması, ısıtıcı (32) ile kahve karışımının pişirilmesi, pişirme sıcaklığı aralığında pişirme işleminin bitmesinden sonra kahve servis pistonu (30) ile ayarlanan miktarda kahvenin hazne çıkışlarından (22) içecek kaplarına (5) servis edilmesi işlem aşamalarını içermesidir.
Başvuru Numarası : 2012/04773
Başvuru Tarihi : 24.04.2012
Buluş Sahibi : ALİ CAN SAHİLLİOĞLU, NESRİN ÖZÖREN
Bir antijen gönderim yöntemi.
Bu buluş, antijen ve/veya biyoaktif molekül gönderimi için yeni bir yöntem ve antijen ve/veya biyoaktif molekül gönderim sisteminde görevli, ASC zerre taşıyıcısı ve ASC zerre taşıyıcısı tarafından taşınan antijen veya biyoaktif molekül içeren bir kompozisyon ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2018/07071
Başvuru Tarihi : 21.06.2012
Buluş Sahibi : VOLKAN PATOĞLU
DIŞ İSKELET
İnsanlara yönelik bir dış iskelet, bir uç-uyarıcı destek vasıtasıyla bir insanın eklemi ile doğrudan veya dolaylı olarak etkileşime giren bir eklem elemanını içerir burada uç-uyarıcı destek, eklem elemanının bir gövdesi ile ilgili olarak uç-uyarıcı desteğin üst üste koyulmuş çevirisel ve dönüşsel hareketlerine olanak sağlayarak, bir düzlemde rastgele bir düzlemsel paralel hareketi gerçekleştirmek üzere düzenlenir. Dış iskelet, aynı anda çevirisel ve dönüşsel hareketlerin etkilenmesine yönelik eklem eksenlerinin, diğer bir deyişle dış iskeletin ve insanın ekleminin kusursuz ayarına olanak sağlar. Özel olarak, dış iskelet, dış iskeletin gövdeye bağlanmasındaki farklılıklardan ve hastaların anatomik farklılıklarından bağımsız olarak bir insanın ekleminin hareketlerine kendiliğinden hizalanmaktadır.
Başvuru Numarası : 2012/08055
Başvuru Tarihi : 11.07.2012
Buluş Sahibi : ÖZGÜR DOKUYUCU, BÜLENT BAYRAK, MEHMET ERYİĞİT, ÖMER VARLIK ÖZERCİYES, BURAK TİMOÇİN, ENDER KIZILTAN
Bir kilit mekanizması.
Bu buluş; hava araçlarında ray içerisinde hareket eden kapının uçuş sırasında veya park halinde iken güvenli şekilde açık konumda kalmasını ve istendiğinde serbest bırakılmasını sağlayan bir kilit mekanizması (1) ile ilgilidir. Hava araçlarında kapının yukarı doğru kaydırılarak önceden belirlenmiş pozisyonda kilitlenmesini sağlayan bu mekanizma (1), kapıyı tam açık konumda kilitleyerek kapının asılı kalabilmesini ve istenildiğinde serbest bırakılabilmesini sağlamaktadır.
Mevcut buluşla geliştirilen kemik plağı (P), kırığın bir tarafına sabitlenen, bu sabitleme için en az bir bağlantı elemanının takılmasına uygun en az bir deliği (la) içeren en az bir ana gövdeyi (1), ana gövdeyle (1) bağlantılı olan, kırığın bir diğer tarafına sabitlenen, bu sabitleme için en az bir bağlantı elemanının takılmasına uygun en az bir deliği (2a) içeren, ana gövdeye (1) göre hareket edebilen en az bir hareketli parçayı (2), hareketli parçanın (2) ana gövdeye (1) göre hareketini sağlayan, ana gövdenin (1) orta kısmında konumlu en az bir hareket mekanizmasını, hareket mekanizmasının çalışmasını durdurarak hareketli parçanın (2) hareketim sınırlandıran bir kilitleme elemanını (4) ve mekanizmanın dışarıdan kontrol edilmesi için mekanizmasıyla bağlantılı bir hareket elemanını (5) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2012/10250
Başvuru Tarihi : 07.09.2012
Buluş Sahibi : RAHMI OĞUZ ÇAPAN
Bir buhar yoğunlaştırma ve su damıtma sistemi.
Mevcut buluşla geliştirilen buhar yoğunlaştırma ve su damıtma sistemi, su kaynağından alınan suyun buharlaştırıldığı, içerisinde vakum ortamı bulunan buharlaştırma bölmesini (3b) ve yüksek yoğunluklu suyun toplandığı birinci kolonu (3a) içeren birinci kısmı (3); bir kısmı buharlaştırma bölmesinde (3b) yer alan buhar hattını (B1); buhar hattındaki (B1) buharın iletildiği yoğunlaştırma havuzunu (2a); buharlaştırma bölmesindeki (3b) buharının aktarıldığı, içerisinde vakum ortamı bulunan yoğunlaştırma bölmesini (5c), buharın yoğunlaştırılmasıyla oluşan damıtılmış suyun toplandığı ikinci kolonu (5a), bir miktar temiz su bulunan, içerisinde yoğunlaştırma bölmesinin (5c) konumlandırıldığı damıtılmış su bölmesini (5b) içeren ikinci kısmı (5); damıtılmış su bölmesiyle (5b) ve ikinci kolonla (5a) bağlantılı olan, buralardan gelen suyun soğutularak tekrar damıtılmış su bölmesine (5b) iletildiği birinci damıtılmış su hattını (A1); damıtılmış suyun kullanım için iletildiği ikinci damıtılmış su hattını (A2) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2013/00456
Başvuru Tarihi : 14.01.2013
Buluş Sahibi : ALİ YÜKSEL
Lokasyon bazlı bir bilgilendirme sistemi.
Buluş, kapalı ve/veya küçük alanlarda abonelerin (A) lokasyonlarının mobil cihazlar (2) aracılığıyla belirlenmesini ve belirlenen bu lokasyon bilgisine göre mobil cihaz (2) üzerinden abonelere (A) özel bilgilendirmelerin yapılmasına olanak sağlayan bir sistem ile ilgilidir. Buluş konusu sistem (1); mobil cihaz (2), alıcı (3), algılama birimi (4), ses yayma aparatı (5), geniş alan lokasyon izleme birimi (6), veri tabanı (61), küçük alan lokasyon izleme birimi (7), veri tabanı (71) ve bilgilendirme platformu (8) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2013/01396
Başvuru Tarihi : 05.02.2013
Buluş Sahibi : SÜLEYMAN VEDAT SARIGÖL, HATİCE TÜRKÖZ, SEFA MANAV, RECEP HOCAOĞLU, NİHAT BALTACI
Klozet haznesi yıkama sistemi.
Buluş konusu, vitrifiye ürün üzerinde rezervuardan gelen temiz su girişi kanalı ucuna, bu bolümde konumlandırılmış yuvaya (16a) monte edilerek klozet haznesinin yıkanmasını sağlayan bir yıkama sistemi, montajı ve bu sistemin kullanımı ile klozet haznesinin yıkanmasına ilişkin yöntem ile ilgilidir Buluş konusu yıkama sistemi; taharet boru sistemi (1), taharet boru sisteminde kullanılan açılı conta (2), taharet borusu içeren yıkama sisteminde kullanılan, vitrifiye ürün ile uyumu sağlayan kapak (3a), taharet borusu içermeyen yıkama sisteminde kullanılan vitrifıye ürün ile uyumu sağlayan kapak (3b), yıkama sistemi iç gövdesi (4), sızdırmazlık elemanı (5), sistem dış gövdesini (7) vitrifiye ürüne sabitleme vidası (6), yıkama sisteminin dış gövde kısmını (7), sistem dış gövdesini (7) vitrifiye ürüne sabitlemeye yarayan parça (8), vitrifiye ürün ile dış gövde (7) arasında sızdırmazlığı sağlayan eleman (9), taharet sistemim temiz su borusuna bağlayan parçayı (10) içermektedir. Buluş konusu sistem vitrifiye urunun temiz su giriş kanalı ucuna monte edilmekte ve ürüne sonradan monte edilip kolaylıkla demonte edilebilmektedir. Ürün demonte edilebilen yapıda olduğundan temizliği kolaylıkla gerçekleştirilebilmektedir. Buluş konusu yıkama sisteminin taharet boru sistemi ile birlikte kullanımı mümkün olduğu kadar taharet sistemi olmadan da kullanımı mümkündür.
Başvuru Numarası : 2013/07719
Başvuru Tarihi : 26.06.2013
Buluş Sahibi : SEDA KIZILEL, RIZA KIZILEL, ADEM LEVEND DEMİREL, SELİN KANYAS, DERYA AYDIN, RAMAZAN OĞUZ CANIAZ
Bir iyonik tuzun bir hidrofobik polimer matriksinde nano partiküller ve jelleşme ile stabilleştirilmiş fonksiyonel kompozitleri
Mevcut buluş, bir hidrofobik sürekli ortam (5) olarak hidrofobik stiren-bütadien-stiren blok kopolimeri (2) ve bir hidrofilik dağınık ortam (6) olarak da silika nano partiküllerin (8) bünyesine katılmış hidrofilik fonksiyonel maddeler içeren kontrollü salimli bir kompozit membran ve bu membranın hazırlanmasına yönelik bir proses ile ilgilidir.
Doku onarımı sağlayan mikropartikül içeren sinerjik etkili dermal matriks ve üretim yöntemi.
Bu buluş, en temel halinde dermal matriks sisteminin hazırlanması (11), mikropartiküUerin oluşturulması (12), mikropartiküllerin dermal matriks sistemi ile birleştirilmesi (13) adımlarını içeren; kronik yara tedavilerinde kullamlan, dermal dokunun hızlı bir şekilde onarılmasını sağlayan, yapısında sinerjik etkili antioksidan madde yüklü mikropartiküller içeren dermal matriksler ve bunların üretim yöntemi ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2014/04844
Başvuru Tarihi : 29.04.2014
Buluş Sahibi : ARİF ÇAĞLAR PINAR, GÖKTAN KURNAZ
Supap zamanlama sistemi.
Buluş konusu, içten yanmalı motorlarda, kayıp hareket gerektirmeyen, birbirinden bağımsız emme ve egzoz supapları için kam tasarımı yapılarak mevcut alan yerleştirilebilmelerine olanak sağlayan, değişken supap zamanlama aktüatörlerinin ucuz ve hafif olarak teminine olanak sağlayan, supap boşluğu ayarlama ihtiyacını ortadan kaldıran ve aşınma konusunda zayıf olan külbütör parçalarının kullanımını kaldıran bir supap zamanlama sistemi (1) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2014/07615
Başvuru Tarihi : 30.06.2014
Buluş Sahibi : ÖZGÜR CAN KORKMAZ, ALPER SARIOĞLAN, FEHMİ AKGÜN, GAYE SAĞLAM, HÜSEYİN ÇAMKERTEN, EGEMEN AKAR, YILDIZ SUCU
Bir hibrid homojen-katalitik yakma sistemi.
Bu buluş, zengin homojen yanma ile fakir katalitik yanmanın ardışık olarak gerçekleştirildiği, sıfır NOx emisyonu sağlayan ve evsel sıcak su eldesinde kullanılan bir hibrid yakma sistemi (1) ile ilgilidir. Bu buluş zengin homojen yanma ünitesi ile fakir katalitik yanma ünitesi çıkışlarında yer alan ısı değiştirici ünitelerin 10 birbirine seri olarak bağlandığı ve yanma reaksiyonlarında ortaya çıkan ısının evsel radyatör ısıtma suyuna ve/veya kullanım suyuna aktarıldığı bir yakma sistemi ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2014/12471
Başvuru Tarihi : 23.10.2014
Buluş Sahibi : YAVUZ DÜŞMEZKALENDER, HASAN AYARTÜRK
Bir geri görüş sistemi
Bu buluş, aracın arkasında tercih edilen bir bölgeye yerleştirilmiş olan ve aracın arka tarafında kalan görüntünün çekilmesini sağlayan en az bir arka kamera (2), kalan görüntünün çekilmesini sağlayan en az iki yan kamera (4), aracın iç tarafında görülebilir bir alanda bulunan ve arka kameradan (2) alınan görüntülerin gösterilmesini sağlayan en az bir arka görüş ekranı (6), göz bebeklerinin (P) koordinatları ve hareketlerinin ölçülebilmesini sağlayan en az bir göz sensörü (8), göz sensöründen (8) aldığı veriler doğrultusunda, arka görüş ekranındaki (6) görüntüyü kaydırması için uyarlanmış en az bir araç kontrol sistemi (9) içeren bir geri görüş sistemi (1) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2020/08799
Başvuru Tarihi : 18.11.2014
Başvuru/Buluş Sahibi : MEHMET BUDAK, GÜRER GÜVEN BUDAK
PAPAVER RHOEAS’TAN ELDE EDİLEN BİR YENİ MOLEKÜLE SAHİP DOKU VE HÜCRE BOYA FORMÜLÜ
Histopatoloji, mikrobiyoloji ve sitolojide mikroskopik değerlendirmeye yönelik çekirdeği spesifik olarak boyayan bir yeni biyoflavonoid içeren bir Papaver rhoeas hücre ve doku boyası formüle edilmektedir. Bu, rutin kullanıma yönelik hematoksiline bir alternatif olarak görünmektedir. Bu bileşiğin biyokimyasal adı aşağıda yer almaktadır; tetrahidro-3,4,5- trihidroksi-6-metil-2H-piran-2-iloksil)metil)2H-piran-2,3,4,5-tetraol)-4- metoksifenil) -7- metoksi-4H-kromen-4-on. NMR analizi molekülün biyokimyasal yapısının biyoflavonoid olduğunu göstermektedir (şekil 4,5). Sinerjik ve diğer moleküllerle birlikte Papaver rhoeasın içindeki molekül, biyolojik ve biyolojik olmayan numunelere nüfuz etmektedir. Diğer sinerjik mekanizmalarla birleştirilerek boya formülü hazırlanmaktadır. Mordanın türü ve miktarı ve pH, boyama sonuçlarının zamanlamasını ve kalitesini etkileyen parametrelerdir. Papaver rhoeas formülü, özellikle laboratuvarlar ve hastanelerde tanı amaçlı dokuların incelenmesi için hazırlanmaktadır ve rutin olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Dünya çapında cerrahi preparatlar için milyonlarca biyolojik numune gözden geçirilmektedir ve biyolojik olanlar, tanı için boyanmış numunelerdir. (Hematoksilin doku boyası, rutin olarak kullanılmaktadır, dünyadaki yağmur ormanlarının bir üyesi olan Hematoxylin campechianum (bakkam ağacı) olarak adlandırılan ağaçlardan üretilmektedir. Her yıl 3000 Bakkam ağacı ve ayrıca ormanlar, yaklaşık 1200 ton toz ve 70.000 ton sıvı hematoksilin boyası üretmek için yok edilmektedir. ($ 15 milyar / yıl). Papaver rhoeas, çekirdeğin görünür hale gelmesinde etkili ve spesifik boyama sonuçları sağlamaktadır. Bariz ekonomik katkısının yanı sıra, Papaver rhoeas, yaygın olarak yetişmektedir, kolaylıkla toplanabilmektedir ve üretilebilmektedir. Ayrıca Papaver rhoeas Formülü, Dünya üzerinde önemli ve değerli bir endüstriyel ürün olmasına olanak sağlayacak bir ekolojik etkiye sahiptir.
Başvuru Numarası : 2015/07790
Başvuru Tarihi : 24.06.2015
Buluş Sahibi : MURAT BAHADIR KILINÇ, MURAT BALABAN
SELÜLOZ ÇAMURUNDAN BİYOGAZ HAMMADDESİ ELDE ETME YÖNTEMİ
Selüloz atığından hızlı şekilde biyogaz üretimine uygun ve pompalanabilir hammadde üretilmesini sağlayan biyolojik mikroorganizma içeren ve buna ilaveten süreç koşullarını içeren bir buluştur.
Başvuru Numarası : 2015/11621
Başvuru Tarihi : 17.09.2015
Buluş Sahibi : MEHMET SADETTİN FİDAN, NESLİHAN GÜL, KÜRŞAT AKSOY
BİR KUŞAK ÜSTÜ GÜÇLENDİRME KORDU
Bu buluş, pnömatik radial araç lastiğinde sırtla kuşak paketi arasında yer alan, kuşak paketi üzerine ekvatoral düzlemle 0 ila 5° arasında açı yapacak şekilde tek kord veya birbirine parallel birden fazla korddan meydana gelen şerit halinde spiral olarak sarılarak oluşturulan kuşak üstü güçlendirme katmanındaki, doğrusal yoğunlukları 1300-1500 dtex ve 850-1000 dtex aralıklarında olan iki farklı doğrusal yoğunluk eğerine sahip iplikleri içeren bir kuşak üstü güçlendirme kordu ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2019/13359
Başvuru Tarihi : 22.10.2015
Buluş Sahibi : ALİ KOŞAR, MUSTAFA PINAR MENGÜÇ, İBRAHİM KÜRŞAT ŞENDUR
Parçacık topaklanmasını önlemeye yönelik akış sistemi.
Mevcut buluş, akışkan sınırlayıcı elemandan çıkmasıyla akışkanda kavitasyonun meydana geleceği şekilde, kullanım sırasında akışkana ani genişleme sağlayan bir akış sınırlayıcı eleman içeren nano akışkanlarda parçacık topaklanmasını önlemeye yönelik bir akış sistemini önermektedir.
Başvuru Numarası : 2016/01023
Başvuru Tarihi : 26.01.2016
Buluş Sahibi : AHMET HACIMÜFTÜOĞLU, ORHAN ATEŞ, FARROKH LAFZI, ALI TAGHIZADEHGHALEHJOUGHI, NURULLAH SARAÇOĞLU
Nöron Hücrelerinde Çeşitli Sebepler Sonucu Görülen Nörotoksisiteyi Ortadan Kaldırıcı Bir Molekül ve Bahsedilen Molekülün Üretim Metodu
Buluş, nöron hücrelerinde çeşitli sebepler sonucu görülen nörotoksisitenin ortadan kaldırılmasını sağlayan bir molekül ile ilgilidir.
JELATİN VEYA PEKTİN BAZLI ANTİMİKROBİYAL YÜZEY KAPLAMA MALZEMESİ
Bu buluş, antimikrobiyal özellikte jelatin veya pektin bazlı yüzey kaplama malzemesi ile ilgilidir. Buluşta bor bileşikleri, jelatin veya pektin ile karıştırılarak film şeklinde yüzey kaplaması elde edilmektedir. Söz konusu kaplama malzemesi başta gıda olmak üzere hijyen gerektiren tüm ambalaj sanayisinde kullanılabilmektedir. Buluş ile ambalajların, antifungal, antikandidal ve antibakteriyel olması sağlanmaktadır.
Başvuru Numarası : 2016/14314
Başvuru Tarihi : 12.10.2016
Buluş Sahibi : MEHMET ALAEDDİN AKGÜN
BİR MAYIN TARAMA ARACI
Bir kol mekanizması (18), kol mekanizmasına (18) entegre ve bir yörüngesel hareket ile zemin altını tarar şekilde bir tarama elemanına (10) sahip hava yastıklı bir mayın tarama aracı (1) açıklanmaktadır. Mayın tarama aracı (1), tarama elemanı (10) ile algılanan mayınların bir konum belirleme sistemi tarafından sağlanan konum bilgisini bir görüntüleme elemanına (26) sağlar şekilde en az bir veri kayıt elemanı (21) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2016/17639
Başvuru Tarihi : 01.12.2016
Buluş Sahibi : ALPER YAMAN, TUĞÇENUR BAHADIR
BİR EKSTERNAL FİKSATÖR
Bu buluş; darbeleri sönümleyen; iki ucunda bağlantı delikleri bulunan ve bu delikler karşılıklı denk gelecek şekilde iki adedinin bir araya gelmesiyle tam bir çember oluşturan, yarım çember şeklinde, üzerinde çemberin eksenine paralel eksende açılmış belirli aralıklarla rod delikleri bulunan, rod delikleri ile çemberin dış kenarı arasında rod deliklerinden daha dar olacak şekilde kanal bulunan, iki adet tam çember oluşturacak şekilde en az dört yarım çember (2), yarım çemberleri bağlantı deliklerinden birbirine bağlayan en az dört bağlantı elemanı (3), rod deliklerine giren, rod deliklerinin çapında, çapın karşılıklı iki yanından kanalın kalınlığına eşit olacak şekilde kesilmiş, sonsuz vida dişleri açılmış çubuklar şeklinde en az üç rod (4), rodları (4) yarım çemberlere (2) sabitleyen somunlar (5), tedavi edilen dokuların sabitlenmesi için en az bir Kirschner teli (6), Kirschner telini (6) her iki ucundan rod deliklerinden yarım çemberlere (2) sabitleyen en az iki tel tutucu (7), Kirschner telinin (6) uçlarının kıvrılması için bir ucu teli tutan ve diğer ucu telin kolaylıkla kıvrılabilmesi için bir tutamağa sahip bir aparatı (8) içeren bir eksternal fiksatör ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2017/05596
Başvuru Tarihi : 14.04.2017
Buluş Sahibi : ALİ KOŞAR, DEVRİM GÖZÜAÇIK, YUNUS AKKOÇ, AHMAD REZA MOTEZAKKER, ABDOLALI KHALILI SADAGHIANI
İYİLEŞTİRİLMİŞ ISI AKTARIM YÜZEYLERİ BULUNAN ISI DEĞİŞTİRİCİSİ
Mevcut buluş, Archaea cinslerinden olabilen, ayrıca Sulfolobus cinsinden olabilen ve ayrıca Sulfolobus solfataricus türünden olabilen hipertermofilik bakterilerle donatılmış bir ısı aktarım yüzeyi olan bir ısı değiştiricisini önermektedir. Isı değiştiricisi havuz kaynaması ısı aktarımına uyarlanabilmektedir.
Başvuru Numarası : 2017/05906
Başvuru Tarihi : 20.04.2017
Buluş Sahibi : AYKUT BİLİCİ
CAM SİLME ROBOTU
Buluş konusu cam silme robotu sensörleri ile, dış cephelerde bulunan çerçeve, pervaz, kompozit kaplama malzemeleri gibi çıkıntıları algılayarak, temizlik fırçalarının konumunu cam yüzeye eşit şekilde temas edecek şekilde ayarlayabilen yapay zeka kontrollü hareketli yıkama sistemine sahiptir. Rüzgâr hızı ve yönüne göre eksenel itiş kuvvetini ayarlayan fanlar ile temizlik yüzeyinden ayrılmadan yüksek binalarda dış cephe temizliğini güvenli hale getirmektedir. Dış cephe temizliğinde zamandan, iş gücünden ve maliyetten tasarruf etmeyi sağlamaktadır. İnsana ihtiyaç olmadan cam ve dış yüzeylerde güvenli temizlik imkânı sağlayan robottur.
Başvuru Numarası : 2017/11450
Başvuru Tarihi : 03.08.2017
Buluş Sahibi : SELÇUK ÖZYURT, BÜLENT AYDIN, NİL GİRGİN KALIP, CANSIN ÇOKOL, SÜLEYMAN ŞEMSİOĞLU, SENA KARALİ, KAAN ALPER
SUYUN SOĞURMA KABİLİYETİNİ ANALİZ ETMEK İÇİN BİR SUALTI ANALİZ CİHAZI
Suyun soğurma kabiliyetini analiz etmek için bir sualtı analiz cihazıdır (10). Buna göre sızdırmaz yapıda bir aydınlatma penceresini (111) barındıran sızdırmaz yapıda bir birinci mahfazaya (110); sızdırmaz yapıda bir ölçüm penceresini (131) barındıran sızdırmaz yapıda bir ikinci mahfazaya (130); bahsedilen birinci mahfaza (110) ile bahsedilen ikinci mahfaza (130) arasında sağlanan ve bir birinci ağzı (121) bahsedilen aydınlatma penceresine (111), bir ikinci ağzı (122) bahsedilen ölçüm penceresine (131) bakacak şekilde düzenlenmiş, prizmatik formda içi boşaltılmış bir su haznesine (120) sahip bir gövdeyi (100) içermesi, bahsedilen su haznesinin (120), çoklu sayıda su transfer açıklığını (123) içermesi, bahsedilen birinci mahfazanın (110), aydınlatma penceresinden (111) ölçüm penceresine (131) doğru test ışığı yayacak şekilde düzenlenmiş bir ışık yayma birimini (113) içermesi, bahsedilen ikinci mahfazanın (130), su haznesindeki (120) sudan geçen test ışığını en azından kısmen alacak şekilde düzenlenmiş ve aldığı test ışığının bileşenlerinin yoğunluğuna göre sinyal üretecek şekilde yapılandırılmış bir ışık algılama birimini (133) içermesidir.
Başvuru Numarası : 2017/21292
Başvuru Tarihi : 22.12.2017
Buluş Sahibi : HÜNKAR KEMAL YURT, EKREM FIRTINAOĞLU, İSMAİL GÜLER
BİR KATLANABİLEN ANTEN SİSTEMİ
Mevcut buluşla, özellikle radar sistemlerinde kullanıma uygun olan bir katlanabilen anten sistemi geliştirilmektedir. Bahsedilen anten sistemi, sinyal alış verişi sağlayan en az bir birinci anteni (1) ve en az bir ikinci anteni (2); en az bir gövde parçasını (4); en az bir eyleyiciyi (3); en az bir birinci bağlantı elemanını (5); en az bir ikinci bağlantı elemanını (6); en az bir üçüncü bağlantı elemanını (7) ve en az bir taşıma parçasını (8) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2017/23427
Başvuru Tarihi : 31.12.2017
Buluş Sahibi : JEHAD MAHMOUD AMIN HAMAMREH, HÜSEYİN ARSLAN
Kablosuz Ağlarda Mutlak Güvenlik Ve Kimlik Doğrulaması Sağlaması İçin Otomatik Tekrar Talep Sistemi
İleri düzey kablosuz haberleşme sistemleri için gizli dinlemelere karşı güvenlik ve kimlik taklidi (spoofing) ataklarına karşı kimlik doğrulaması sağlanmasına yönelik güvenli bir sistem ve yöntem açıklanmaktadır. Yöntem, gizliliğin elde edilmesi için maksimal oran birleştirmesi (MRC) yardımıyla birlikte, MAC katman mekanizması olarak otomatik tekrar talebi (ARQ) ve fiziksel katman (PHY) mekanizması olarak yapay gürültüden (AN) faydalanmaktadır. Temel olarak kanal içerisinde sınıf uzay gerektirmeyen özel bir yapay gürültü, hizmet kalitesi (QoS) gereklilikleri ve meşru taraflar arasındaki kanal koşulu esas alınarak tasarlanır ve veri paketine eklenir. Meşru alıcı (Bob) tarafından aynı paketin talep edilmesi durumunda, bir yapay gürültü iptal sinyali uygun şekilde tasarlanarak bir sonraki pakete eklenir. Ardından, Bon tarafından MRC süreci kullanılarak yapay gürültü bulunmayan bir paket elde edilir ve bu sırada gizli dinleme yapan tarafın performansı yapay gürültü tarafından bozulur.
Başvuru Numarası : 2018/01262
Başvuru Tarihi : 30.01.2018
Buluş Sahibi : HÜSEYİN YETİK
OKÜLER CERRAHİ OPERASYON SIRASINDA, NEMLENDİRİLMİŞ VE KONTROLLÜ YÜKSEK-BASINÇLI HAVA BESLEME SİSTEMİ
Buluş, cerrahi aletler alanı ile ilgili olmakla birlikte, daha çok, oküler cerrahi operasyonlar sırasında nemlendirilmiş ve kontrollü, yüksek-basınçlı hava beslemeye yönelik bir cihaz ile ilgilidir. Oküler cerrahi operasyon sırasında, göze yüksek-basınçlı hava verilmesine yönelik bir sistem söz konusu olup, bu sistem, bir adet hava tüpü, bir adet 1 parçası, bir adet 2 parçası ve hava tüpüne uygun açıklıklardan oluşmaktadır. 1 parçası, bir dizi 1 parçası besleme borusu, 1 parçası ayarlanabilir açıklıklarından ve hava boşaltma memelerinden oluşmaktadır. Bunun yanı sıra, 2 parçası, bir adet 2 parçası hava besleme borusu, bir adet 2 parçası ayarlanabilir açıklığı, bir adet çap-kontrollü ayarlanabilir açıklık ile vanalardan oluşmaktadır. 1 parçası ve 2 parçası, ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilmektedir. 1 parçası yatay ve 2 parçası dikey olarak kullanılmaktadır. Nemlendirilmiş ve yüksek-basınçlı hava, 1 parçası ile 2 parçasına, hava kaynağından gelecek, hava besleme boruları ile aktarılmaktadır. Aktarılan yüksek-basınçlı hava, nemlendirilmiş ve kontrollü, yüksek-basınçlı havadır.
Başvuru Numarası : PCT/TR2018/050040
Başvuru Tarihi : 05.02.2018
Buluş Sahibi : Mahmut Gazi YAŞARGİL, Dianne Cathryn Helena YAŞARGİL, Başar ATALAY
BİR CERRAHİ PED VE BUNUN ELDE ETME YÖNTEMİ
Cerrahi operasyonlarda, özellikle beyin ve omurilik operasyonlarında kullanılmak üzere X-ışınında görülebilen bir malzeme içeren bir ara tabaka (113) bulunan bir baş kısmına (11) sahip bir cerrahi ped (10) açıklanmaktadır. Cerrahi pedde (10), ara tabakanın (113), %100 pamuk bir malzemeden imal ve el yordamıyla şekillendirilen bir geometrik şekle sahip tabakalar (111, 112) arasında sağlanmaktadır.
Başvuru Numarası: 2018/02472
Başvuru Tarihi : 21.02.2018
Buluş Sahibi : NEVZAT ERGİÇAY, İSMET YÜCETAŞ
GAZ ENJEKSİYON SİSTEMİ
Mevcut buluşla, en az bir üretim kuyusu ile bir jeotermal enerji kaynağından alınan jeotermal akışkanın, işlemden geçirildikten sonra jeotermal enerji kaynağına tekrar iletilmesini sağlayan en az bir reenjeksiyon kuyusunu (1) içeren bir jeotermal santralde kullanıma uygun gaz enjeksiyon sistemi geliştirilmektedir. Bahsedilen sistem, pompadan (5) alınan basıncı arttırılmış reenjeksiyon suyu ile kompresörden (4) gelen basıncı arttırılmış gazların bir araya geldiği ve bahsi geçen reenjeksiyon kuyusu (1) ile rezervuara iletildiği en az bir birinci hattı (6); basıncı arttırılmış olan gazın birinci hatta (6) iletilmesini sağlayan en az bir birinci iletim hattını (7); basıncı arttırılmış reenjeksiyon suyunun birinci hatta (6) iletilmesini sağlayan en az bir ikinci iletim hattını (8); birinci hatla (6) bağlantılı olan, bir diğer tarafı reenjeksiyon kuyusunun (1) bir alt bölümüne açılan ve birinci hattan (6) alınan karışımın reenjeksiyon kuyusunun (1) alt bölümüne iletilmesini sağlayan en az bir birinci çıkış hattını (11); santralden reenjeksiyon suyunun basınçlandırılmayan bölümünün alınmasını sağlayan en az bir su iletim hattını (9); su iletim hattından (9) alınan nispeten düşük basınçlı reenjeksiyon suyunun reenjeksiyon kuyusuna (1) iletilmesini sağlayan en az bir ikinci çıkış hattını (12) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2018/06277
Başvuru Tarihi : 03.05.2018
Buluş Sahibi : DENİZ KUŞASLAN
PENCERE ÇOCUK GÜVENLİK SİSTEMİ
Buluş, özellikle çocukların açık camlardan sarkmasını ve düşmesini engellemek üzere pencereye zarar vermeden pratik şekilde sökülüp takılabilen, her türlü pencere ebadında kullanılabilen, seri olarak üretilebilen, montajı yapan kişi tarafından ince çelik halat (3) ile pencere açıklığının dikey ve yatay olarak montajın yapıldığı yerde örülmesi ve söz konusu halatların (3) birbirine sabitlenerek pencerede emniyetli bir güvenlik ağı oluşturulması prensibine dayanan estetik ve emniyetli pencere çocuk güvenlik sistemi (A) ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2022/002500
Başvuru Tarihi : 21.05.2018
Buluş Sahibi : BARBAROS KİRİŞKEN, CİHAN TOPAL
Bir görüntüleme cihazını kafa hareketleri yoluyla uzaktan kontrol etmeyi sağlayan yöntem, sistem ve bilgisayar programı.
Bir bilgi işlem cihazını (120) uzaktan kontrol etmeyi sağlayan bir yöntem olup, bir video karesinden tekrar tekrar bir görüntü yakalanmasını; yakalanan görüntüde bir insan yüzünün tespit edilmesini; tespit edilen insan yüzünün daha önce tespit edilen bir insan yüzüyle eşleştirilmesini; eşleşen tespit edilmiş insan yüzünden yüz işaretlerinin (140) çıkarılmasını; üç boyutlu (3D) kafa pozu, egosantrik bir koordinat sisteminde (150) insan yüzünden yönlendirilen bir 3D poz vektörü tarafından temsil edilecek şekilde, 3D poz vektörü, ilgili dönüş matrislerini kullanarak egosantrik koordinat sisteminin (150) x, y ve z eksenleri etrafında dönmekte serbest olacak ve bir öteleme vektörü kullanarak x, y ve z eksenleri boyunca öteleme yapmakta serbest olacak şekilde, çıkarılan yüz işaretlerine dayalı olarak eşleşen tespit edilmiş insan yüzünün üç boyutlu kafa pozunun tahmin edilmesini; ve tahmin edilen 3D kafa pozuna göre bilgi işlem cihazına (120) ait bir görüntüleme ekranında (170) bulunan bir kullanıcı arayüzünün kontrol edilmesini içermektedir.
Başvuru Numarası : 2018/07464
Başvuru Tarihi : 25.05.2018
Buluş Sahibi : ERDEN BANOĞLU, BURCU ÇALIŞKAN, ÖZGE AKBULUT, DENİZ LENGERLİ, ÖZGÜR ŞAHİN
ANTİ-KANSER AJANI OLARAK KULLANILABİLECEK YENİ POTANSİYEL TACC3 İNHİBİTÖRÜ (BRP-OZG-264)
Buluş, meme kanseri dahil birçok kanser türünde onkogenik olarak etki gösteren TACC3 proteinini inhibe eden yeni bir TACC3 inhibitör molekülü (BRP-OZG-264) ve bunun anti-kanser ajanı olarak kullanımı ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2018/08475
Başvuru Tarihi : 13.06.2018
Buluş Sahibi : ONUR ŞEN, ESRA ÖZÇELİK
Kardan Millerinde Filtreleme Özellikli, Çift Yönlü Hava Sirkülasyon Kapağı
Buluş, kardan milinin (8) çatallı kayıcı mili (9) ile kayıcı çatalı (10) arasındaki iç hacim (12) ile dış ortam arasındaki hava sirkülasyonunun sağlanmasını ve yabancı maddelerin iç hacme (12) girişini önleyen hava sirkülasyon kapağı (1) olup, orta kısmı hava geçişini sağlayan halka formlu ana gövde (2), bahsedilen ana gövdeyi (2) kapak montaj yuvasına (11) oturtan gövde destek elemanı (3), bahsedilen gövde destek elemanının (3) orta kısmına monte edilen bir diyafram (2.2), bahsedilen diyaframın (2.2) gövdesi üzerinde hava geçişi sağlayan hava yarıkları (2.2.1), geniş yüzeyli filtre elemanı (6), filtre destek elemanı (7) ve gövde dış kenarı (2.1) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2018/14010
Başvuru Tarihi : 26.09.2018
Buluş Sahibi : ZEKERİYA BIYIKLIOĞLU, HÜSEYİN BAŞ, BURAK BARUT, ARZU ÖZEL
DNA ile etkileşebilen, topoizomeraz inhibisyonu gösteren ve antikanser etkili suda çözünebilen, agregasyon göstermeyen yeni bir silisyum ftalosiyanin bileşiği ve sentez yöntemi.
Metal içeren bileşiklere karşı direnç gösteren kanser hücrelerinde aktivite gösteren, etki spektrumu metal içerikli bileşiklere göre daha geniş olan ve toksik etkisi metal içerikli bileşiklere göre daha düşük olan, yan etkileri azaltılmış, potansiyel antitümör ilacı olarak kullanılabilecek, anti-kanser (kanser tedavi edici) ve anti-oksidan etkilerine sahip, DNA hedefli (3,5-bis{3-[3-(dimetilamino)fenoksi]propoksi}fenil)metoksi fonksiyonel gruplar içeren silisyum ftalosiyanin bileşikleri ve bu bileşiklerin sentez yöntemleri ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2018/19751
Başvuru Tarihi : 18.12.2018
Buluş Sahibi : HASAN HAVITÇIOĞLU, BORA UZUN
STEMSİZ GENİŞLEYEBİLEN KALÇA PROTEZİ
Buluş, herhangi bir nedenle kalça kemiğindeki (K) femur başı (F) zarar görmüş hastalarda, femur başının (B) yerine geçebilen, stemsiz ve trokanter içerisinde hareketi sınırlayacak şekilde yapılandırılmış genişleyebilen kalça protezi (1) olup, özelliği; bir yivli şaft (15) içermesi, bahsedilen yivli şaft (15) alt bölümünde, ortasında bulunan delikte yiv içeren bir alt plaka (4) içermesi, yivli şaftın (15) yivli kısmının yer almadığı üst bölümüne sabitlenmiş bir üst plaka (3) içermesi, üst plaka (3) alt yüzeyinde ve alt plaka (4) üst yüzeyinde yer alan, küre başlıklı hareket kollarının (9) ve yuva ve küre başlıklı hareket kollarının (8) ilişkilendirildiği çok sayıda küre yuvası (5) içermesi, üst plaka (3) alt yüzeyinde ve alt plaka (4) üst yüzeyinde yer alan küre yuvalarına (5) yerleştirilmiş, birbirleri ile eklem yerlerinden (16) hareket edebilir şekilde ilişkilendirilmiş çok sayıda yuva ve küre başlıklı hareket kolu (8) ve küre başlıklı hareket kolu (9) içermesi, yivli şaftın (15) üst ucundaki boyuna (10) takılan, femur başı (F) anatomisine uygun bir küresel baş (2) içermesi ile karakterize edilmesidir.
Başvuru Numarası : 2019/06799
Başvuru Tarihi : 07.05.2019
Buluş Sahibi : DUYGU YILMAZ, MEHMET EMİN ÖZ, AHMET FATİH AYAŞ
Buluş daha özel olarak, zeytinyağı fabrikalarından alınan zeytin çekirdeği atıklarının iki farklı kimyasal parçalama işlemine tabi tutulması, parçalanan zeytin çekirdekleri atığının içinden biyoplastik üretimi için gerekli maddenin alınması ve içerisine doğal polimerleştirici form tutucular eklenmesi adımlarını içeren biyoplastik granül üretim yöntemi ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2019/07000
Başvuru Tarihi : 09.05.2019
Buluş Sahibi : LEVENT ERKOÇAK
Birden fazla eksende hareket edebilen güvenliği artırılmış kontrol çubuğu.
Mevcut buluş, bir üst sensörü (79) olan bir üst devre kartının (74) sağlandığı bir buton gövdesi (70) içeren, kontrol çubuğunun (100) bir uzunlamasına yönü boyunca uzanan bir merkezi eksen etrafında dönebilen bir tutma asamblesi (50); bir alt sensörü (47) olan bir alt devrenin (44) sağlandığı bir alt gövdesi (41) olan bir kontrol asamblesi (30) ve tutma asamblesine (50) kısmen sokulan ve alt gövdeye (41) göre eksensel hareket için bir eksensel elemanın (40) üzerine monte edilen bir kontrol kolu (80) içeren, bir makineyi birden fazla eksende kontrol etmeye yönelik bir kontrol çubuğuyla (100) ilgilidir. Söz konusu kontrol kolu (80) en azından kısmen bir enjeksiyon kalıplama işleminde plastikten yapılmaktadır ve bir kontrol kısmının (50) alt devresinin (44) yakınında sağlanan kalıplanmış bir alt mıknatısa (20) sahiptir, burada kontrol kolu (80) tutma asamblesinin (50) üst devresinin (74) yakınında sağlanan bir başka üst mıknatısa (87) sahiptir.
Başvuru Numarası : 2019/10146
Başvuru Tarihi : 08.07.2019
Buluş Sahibi : HALİL SAYIR
Bulaşık makineleri için bir fıskiye tertibatı.
Mevcut buluşla geliştirilen ve bulaşık makinesinde, sepetin tabanına paralel düzlemde dönebilecek şekilde konumlandırılarak bir temizleme sıvısının, bulaşıklara püskürtülmesi için kullanıma uygun olan fıskiye tertibatı, hazne yapısındaki ana gövdeyi (1); bir kısmının, ana gövdeden (1) dışarı uzandığı, üzerinde açılı delik (2a) bulunan, bir geçiş açıklığı vasıtasıyla içerisinden geçen temizleme sıvısının açılı delikten (2a) püskürtülmesiyle ana gövdenin (1) dönmesini sağlayan, ileri-geri yönde hareket edebilen püskürtme kolunu (2); ana gövdenin (1) dönme hareketini püskürtme koluna (2) aktararak püskürtme kolunun (2) hareketini sağlayan hareket mekanizmasını; bir kaynaktan alınan temizleme sıvısının, püskürtme kolundaki (2) delikler vasıtasıyla bulaşıklara gönderildiği sıvı girişini (1f); açıklığın üstünde konumlandırılan, püskürtme kolunun (2), açıklıkla arasındaki boşluğa yerleşik olduğu, püskürtme kolunun (2) hareketini kılavuzlayan tutucu yatağı (1a); sıvı girişinden (1f) gelen temizleme sıvısının püskürtme koluna (2) dağıtıldığı sıvı dağıtım parçasını (5); geçiş açıklığıyla bağlantılı olan, püskürtme kolunun (2) kapalı pozisyonunda sıvı dağıtım parçasının (5), geçiş açıklığına bakan tarafının bir karşı tarafından olacak şekilde sıvı dağıtım parçasına (5) bağlanan, sıvı dağıtım parçasına (5) gelen temizleme sıvısının püskürtme koluna (2) aktarıldığı iletim hattını (6) içermektedir.
Başvuru Numarası : 2019/13129
Başvuru Tarihi : 29.08.2019
Buluş Sahibi : NİHAT KAVAKLI, AHMET AKGÖZ, EYÜP ÇUĞALIR, ERSİN ÖZKAN, HAKKI NAZLI, MEHMED AKİF PAKSOY
ARACA TAKILI METAL VE MAYIN DEDEKTÖRÜ
Buluş, askeri veya insani amaçlı mayın temizleme veya mayından arındırma faaliyetlerinde yer yüzeyine yakın veya yer altında gömülü halde bulunan metal içeriği yoğun mayınlar ve minimum metal içerikli plastik mayınlar ile her türlü el yapımı patlayıcılar, mühimmatlar ve patlayıcı maddelerin tespitinde; arkeoloji araştırmalarında gömülü durumdaki arkeolojik yapı kalıntılarının herhangi bir hasar verilmeden yerlerinin belirlenmesinde; jeofizik araştırmalarında maden yatakları, endüstriyel mineral ve kayaç oluşumlarının aranmasında; yer altındaki boru hatları ve kablolar gibi altyapı elemanlarının tespitinde kullanılabilen, araca takılı metal ve mayın dedektörü ile ilgilidir. Sistem; insanlı ya da insansız bir kara aracı (8), araç alt kabuğuna (7) arka kollar (10) vasıtasıyla döner bağlantı ile bağlı olan alt kol (2) ve üst kol (3), içerisine elektromanyetik indüksiyon sensörü bobinleri (12) ile yere nüfuz eden radar sensörü antenlerinin (11) iç içe geçmiş şekilde yerleştirildiği bir arama başlığı (1), arama başlığının (1) direkt üzerine veya üzerindeki federlere (13) sabitlenen ve arama başlığının (1) çabuk sökülüp takılabilen bağlantı elemanları vasıtasıyla alt kol (2) ve üst kola (3) döner bağlantı ile bağlanmasını sağlayan ön kollar (9), arama başlığının (1) zeminden olan yüksekliğini ayarlamak üzere alt kol (2) veya üst koldan (3) herhangi birine döner bağlantı ile bağlantılandırılan bir lineer aktüatör (5) ve kaldıraç kolu (4) ile bu mekanizmaların dış etkenlerden korunması için üzerini örten bir üst kabuktan (6) oluşmaktadır. Arama başlığının (1) zeminden olan yüksekliği ayarlanırken aynı zamanda zemine göre paralelliği de korunmakta ve bu iki işlev tek bir lineer aktüatör (3) kullanılarak sağlanmaktadır. Sensörlerin arama başlığı içerisinde iç içe geçmiş şekilde dizilmesi sayesinde arama başlığı boyutları olabildiğinde küçük tutularak tarama faaliyetinin yürütüleceği dar alanlarda kullanım rahatlığı imkanı sunulmaktadır. Arama başlığının (1) alt kol (2) ve üst kola (3) çabuk sökülüp takılabilir bağlantı elemanları vasıtasıyla bağlanması sayesinde arama başlığının darbe alması durumunda bağlantı elemanlarının kendiliğinden kırılarak arama başlığının araçtan kopması ve aracın geri kalanının darbe etkisinden korunarak zarar görmesi engellenmektedir. Ayrıca zarar gören arama başlığının değiştirilerek yerine yenisinin takılması, özel bir ekipmana gerek duymaksızın sahada hızlı ve kolay bir şekilde gerçekleştirilebildiğinden araç uzun süre operasyon yapabilme kabiliyetine sahiptir.
Başvuru Numarası : 2019/17533
Başvuru Tarihi : 12.11.2019
Buluş Sahibi : CAHİT UTKU ARAL
TABANCA KILIF KİLİT SİSTEMİ
Buluş, göğüs, bacak ve bele yerleştirilebilen ve içerisine tabanca konulduğunda tabancanın kullanıcı isteği dışında çıkmasına engel olan bir tabanca kılıf sistemi ile ilgilidir.
Başvuru Numarası : 2019/20558
Başvuru Tarihi : 18.12.2019
Başvuru/Buluş Sahibi : HASAN KUM
KENDİSİNE ÇAYIR BİÇME, KAR KÜREME VE MİBZER APARATI AKÜPLE EDİLEBİLEN ÇOK FONKSİYONLU TARIM ARACI
Buluşumuz tarımsal amaçlı olarak kullanılan farklı tür makinalar yerine tek bir gövde ve kendisine eklemlenen farklı aparatlar ile farklı tarım makinası haline getirilebilen çok fonksiyonlu tarım aracına ilişkindir. Buluşumuz olan çok fonksiyonlu tarım aracı temel olarak; tarım aracının tahrik gücünü sağlayan bir motor (1), devir ayarını motor kayışı (3) ile sağlayan bir redüktör (4), makara (6) ile varyatörlü kasnağın (5) üzerine baskı oluşturarak aracın hızını değiştiren vites (25), aracın kontrollü bir şekilde sürülmesini sağlayan tutma kolları (13) ve sağ-sol dönüş manevra kabiliyetini sağlayan diferansiyel sisteminden oluşmaktadır.
Başvuru Numarası : 2022/002568
Başvuru Tarihi : 24.02.2022
BİYOTEK15 ARGE EĞİTİM VE DANIŞMANLIK SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
Buluş Sahibi : GÜLŞEN ALTUĞ
Akuatik alanlarda organik madde birikimi ile denizlerde müsilaj oluşumunun engellenmesine ve giderilmesine yönelik yöntem
Mevcut buluş; akuatik alanlardaki organik madde birikimi ile denizlerde müsilaj oluşumunun engellenmesine ve giderilmesine yönelik bir yöntem ile ilgilidir. Söz konusu yöntem; deniz bakterilerinin deniz suyundan, sedimentinden veya biyotadan izole edilmesi, organik madde birikimi ve/veya müsilajı ayrıştırmaya uygun bakteri izolatlarının belirlenmesi ve bakteri izolatlarının veya bunların çeşitli kombinasyonlarının akuatik alanlardaki organik madde birikimi veya denizlerdeki müsilaj üzerine uygulanması adımlarını ihtiva etmektedir.
DİPNOT
[1] 1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)
Markaların iptali ve hükümsüzlüğü süreçleri; bizatihi kavramlar, hükümlerin uygulanma şartları, uygulayıcıları, sonuçları bakımından 24.06.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (556 sayılı KHK) döneminde çokça tartışılmış, tartışılan bu konular ise 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile normatif düzeyde çözüme kavuşturulmuştu.
Markaların iptali bakımından birçok sorunu çözüme kavuşturan SMK; m.26 hükmü ile “markaların idari iptali” olarak ifade edilen yeni bir kavramı ve beraberinde bu kavrama ilişkin birçok tartışmayı da Türk marka hukukuna kazandırmıştı. Ne var ki bu tartışmalar, SMK m.192 hükmüyle, SMK m.26 hükmünün yürürlüğünün, SMK’nin Resmî Gazete’de yayımlandığı 10.01.2017 tarihinden itibaren yedi yıl süreyle, bir başka ifadeyle 10.01.2024 tarihine kadar ertelenmesiyle güncelliğini yitirmişti. Bu yedi yıllık erteleme süresi boyunca, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından, sektör paydaşlarına yönelik, sürecin uygulanmasına ilişkin hazırlık yapılıp yapılmadığı yönünde resmî bir bilgilendirmede bulunulmaması nedeniyle, hükmün yürürlüğünün bir kere daha ertelenebileceği, hatta hükmün ilga edilebileceği dahi konuşulmaktaydı. Markaların idari iptal sürecine yönelik bu belirsizlik ve tartışmalar, SMK m.26 hükmünün yürürlüğe girmesine çok az bir süre kala, TÜRKPATENT’in 20.10.2023 tarihinde yaptığı Duyuru ile son buldu. Gerçekten söz konusu Duyuru ile SMK m.26 ve m.192 hükümleriyle marka iptal yetkisinin TÜRKPATENT’e verildiğine işaret edildikten sonra, bu yetkinin uygulanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi için “Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı (Taslak) hazırlandığı ve görüşe açıldığı belirtilmiş; Taslak ve Görüş Bildirme Formu paylaşılarak, görüşlerin 03.11.2023 tarihine kadar mevzuatgorus@turkpatent.gov.tr adresine gönderilebileceği ifade edilmiştir.
Duyuru ile birlikte markaların idari iptalinin belirlenen tarihte uygulanmaya başlayacağı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur. İdari iptal prosedürü bir kısmı, kanun düzeyinde değişikliği gerektiren bazı sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Örneğin; sınai mülkiyet haklarının ortadan kalkması sonucunu doğuracak yargı kararları kesinleşmeden icra edilememesine rağmen, TÜRKPATENT tarafından verilen idari iptal kararı derhal uygulanacak, bu kararın iptali sitemiyle açılan davada verilen karar kesinleşinceye kadar, iptal edilen marka Sicil’de hüküm doğurmayacak, bu sürede üçüncü kişilere ait aynı ya da benzer mal ve hizmetlerde tescil edilmek üzere aynı veya benzer marka tescil başvuruları yapılabilecek hatta bu başvurular tescille sonuçlanabilecektir. TÜRKPATENT’in idari iptale ilişkin kararının mahkemece iptal edilmesi durumunda ise marka hakkı iptal edilen ve iptal kararı sonradan ortadan kaldırılan marka sahibi bakımından telafisi imkansız zararlar ortaya çıkabilecektir. Bu sadece bir örnektir ve çeşitli düzeylerde düzenleyici işlemi gerektiren başkaca sorunlar da mevcuttur. Ancak bu yazıda Taslağın içeriğine ilişkin başkaca bir değerlendirmede bulunulmayacaktır.
TÜRKPATENT’in Taslağı görüşe açması; katılımcı yaklaşımın benimsenmesi, uygulamanın getireceği muhtemel sorunların tespit edilebilmesi ve bunların çözümüne yönelik adımlar atılabilmesi, markaların idari iptalinin 10.01.2024 tarihinde uygulanmaya başlayacağı kanaatinin oluşması ve ilgililerin gerekli hazırlıkları yapması bakımından önem arz etmektedir. Markaların idari iptalinin, 2024 yılında Türk sınai mülkiyet hukukunun başlıca tartışma konusunu oluşturacağı tartışmasızdır. Biz de gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğiz.
2013 yılının Ekim ayında kurulan IPR Gezgini, Ekim 2023’te 10 yaşına girdi ve ne güzel tesadüf ki 1000. yazımız da doğum günümüzle rastlaştı. Bizler için önemli ve mutluluk verici bu günü okuyucularımızla da paylaşmak ve 1000. yazımızı mevcut ve eski yazarlarımızın kalemlerinden özel bir katkıyla taçlandırmak istedik.
Özel yazımız, IPR Gezgini’nde yazarlık yapan/yapmış dostlarımızdan bazılarının IPR Gezgini’yle ilgili görüş ve duygularını içeriyor. Elbette siteye emek verenlerin bu kişilerle sınırlı olmadığının da farkındayız; bu yazıda ismini görmediğiniz yazarlarımızın, yazar statüsüne geçmemiş olsalar da sitede yazılarını paylaşmış arkadaşlarımızın, siteyi merakla takip eden okurlarımızın, sosyal medya takipçilerimizin ve IPR Gezgini’ne sempatilerini her fırsatta ifade eden fikri haklar camiamızın 10. Yıl ve 1000. Yazımıza gelişimizde emeği ve/veya payı var.
Sözü daha fazla uzatmadan kürsüyü yazarlarımıza bırakıyoruz, onların görüş ve duyguları bizi daha iyi anlamanızı sağlayacak!
Önder Erol ÜNSAL
1997 yılının sonlarında o dönemdeki ismiyle Türk Patent Enstitüsü’nde marka uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladığım andan itibaren başlıca motivasyonum bana verilen görevlerle sınırlı kalmadan kendimi ve yaptığım işi geliştirmek oldu. 2000’li yılların başlarında yurtdışında yayın yapan fikri mülkiyet bloglarını takip etmeye başladım ve geçen yıllar içinde benzeri platformların Türkiye’de de olması gerektiğini düşünmeye başladım. Düşlediğim platform; ticari kaygısı olmayan, bağımsız, akademik sıkıcılıktan uzak, önemli ve güncel yurtdışı karar ve gelişmeleri okuyuculara hızlıca aktarma potansiyeline sahip, fikir/ifade özgürlüğünü esas alan, kendi kuralları olsa da alabildiğince özgür bir yapıydı. Devlet memuru olmanın verdiği çekingenliği bir tarafa bırakarak 2011 yılında ilk bloğumu kurdum, ilk blog yavaşça gelişirken, hedeflerime ulaşmak için platformu ve ismini değiştirmem gerektiğini fark ettim ve 2013 yılının sonbahar aylarında IPR Gezgini projesini hayata geçirdim.
2013’ten bu yana geçen 10 yıllık süre içerisinde IPR Gezgini gelişerek ve büyüyerek hayatına devam etti. Tek başıma çıktığım yolda, Gülcan’la başlayıp diğer yazarlarımızla devam eden yol arkadaşlarım oldu/olmaya devam ediyor; IPR Gezgini’ne katkı verenler yazarlarla da sınırlı kalmadı, kendi bilgi ve birikimlerini bu platform aracılığıyla dışarıya aktaran çok sayıda konuk yazarımız oldu/olmaya devam ediyor. Kapımız da herkese açık, fikri haklar alanında yazmak isteyen herkes, site kural ve standartlarına uygun bulunduğu sürece, görüşlerini IPR Gezgini aracılığıyla özgürce paylaşabilir.
IPR Gezgini yolculuğunda kuruluş ilkelerinden sapmadan yürümüş olmak bana ayrıca mutluluk ve gurur veriyor. IPR Gezgini kurulduğu günden bu yana:
Kimseden maddi destek almadı ve tüm masraflarını yazarları karşıladı.
İçeriğe erişmek için ücret veya ücretli abonelik gibi düşünceler aklımızın ucundan geçmedi.
Reklam veya sponsorluk ilişkisi içine girmedi ve hiçbir kişi veya kuruluşun borazanlığını yapmadı.
Sürekliliği sağladı, dönemsel olarak motivasyon kayıpları veya durağanlık olsa da, on yıl boyunca hiç yazı çıkmayan tek bir ay bile olmadı.
Eleştiri yapmaktan korkmadı ve ifade özgürlüğünü esas aldı, ama eleştirilerini kişi veya kuruluşları hedef tahtasına oturtarak değil, fikri haklar sistemimizi geliştirmek adına yaptı.
Hepsi fikri haklar camiamızın üyesi olan, ancak birbirlerini mesleki anlamda tam olarak anlayamayan kamu, özel sektör, yargı, akademi çalışanlarının ve sivil toplum örgütlerinin birlikte takip ettiği, kendilerine mesleki anlamda ders çıkarttıkları bir platform niteliğine büründü. Son yıllarda yaptığı buluşmalarla IP dünyamızın farklı çevrelerini bir araya getirdi ve birçok dostluğun başlamasına da vesile oldu😊
Kolaycılıktan kaçındı, başkalarının yazılarının önüne kısa bir not ekleyerek repost etme veya kopyalama yerine, kendi özgün içeriklerini oluşturdu.
Kapısı herkese açıktı ve açık olmaya devam edecek.
Fikri haklar alanında yurtdışında verilmiş yüzlerce önemli karar veya gelişme, Türkiye’de ilk olarak IPR Gezgini yazarlarının kaleminden fikri haklar camiamıza aktarıldı. Elbette ki, bu yazıların kararların çevirisinden ibaret olmadığını, analiz ve karşılaştırmalar içerdiğini belirtmek de yerinde olacak.
Türkiye’de fikri haklar alanındaki gelişme veya yeniliklerin çoğu, IPR Gezgini yazarlarının kaleminden takipçilerimizle buluştu.
Sosyal medya özellikle de Instagram hesabında, yazı duyurularına ilaveten daha hafif/komik kimi zaman sivri dilli bir içeriği yerleştirmeye çalışıyor, henüz bunu tam anlamıyla başardı diyemeyiz, gelecek günler ve ayırabildiğimiz zaman bunu gösterecek.
10. Yıla ve 1000. Yazıya erişebileceğimizi 2013 yılında hayal edemezdim, ama bunu başardık. Bunu birlikte başardığımız yol arkadaşlarıma, IPR Gezgini’ne katkı veren herkese ve tüm okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu andan itibaren, yeni on yıllara konsantre olmak ve IPR Gezgini’ni nasıl geliştirebileceğimizi düşünmek gerekiyor.
Bizi takip etmeye devam edin ve gelişmeleri gelecek yıldan itibaren beraber görelim. Hatta, takip etmekle yetinmeyin, bizlere yazılarınızla veya fikirlerinizle katkı verin. Bu gemide herkese yetecek kadar yer var!
Gülcan TUTKUN
IPR Gezgini’nin 10 yıldır hiçbir maddi menfaat olmaksızın bilgiyi istikrarlı, düzeyli ve profesyonel şekilde paylaşması, günümüz dünyası için erdemli bir örnektir. Bu 10 yıllık özveri neticesinde, ülkemizdeki fikri ve sınai mülkiyet hakları camiası içinde “itibarlı ve güvenilir bilgi kaynağı” payesini alan IPR Gezgini’nin hak ettiği bir tahta oturduğunu görmekten gurur duyuyorum. Ayrıca IPR Gezgini mimarı ve kurucusu Önder ile yolumun kesişerek IPR Gezgini’nin ilk yazarlarından biri olmak kişisel kariyer tarihçemde gururla andığım bir deneyimdir. Bu başarılı ve erdemli projenin, yeni yazarlarla beslenerek daha fazla büyümesini ve yazıların daha geniş kitlelere ulaşarak ülkemizdeki fikri ve sınai mülkiyet haklarının gelişimine katkıda bulunmaya devam etmesini içtenlikle dilerim. Nice 10 yıllara!
Özlem FÜTMAN
IPR Gezgini zihnimin çiçekli bahçesidir. Benim adeta çocukça sayılabilecek, her şeyden bağımsız ve elbette ki bu yüzden de biraz etrafta ne olduğunu umursamaz, ama biteviye yazma isteğim için bir alan yaratmıştır. Bunu yaparken bir de üstüne mesleğimizle ilgili gelişmeleri takip eden, okuyan, dahası yazılar yoluyla bunları takipçilerle paylaşan bir yazar grubuyla beraber olmak ayrı güzel. Hemen hiçbir şeyi sürdürememekten muzdarip bir toplumda IPR Gezgini’nin 10 yıldır, üstelikte artan bir güç ve takipçi sayısıyla, varlığını devam ettirerek bugünlere gelebilmiş olması başarıdır. Başta kurucusu olmak üzere katkıda bulunan herkesi tebrik ediyorum ve bir parçası olmaktan memnuniyet duyuyorum.
Osman Umut KARACA
IPR Gezgini’ni, genel anlamda, fikrî ve sınai mülkiyet hukuku alanında faaliyet gösteren, isteklilerin içerik üretebildiği ve yine isteklilerin üretilen içeriğe açık şekilde erişebildiği bir blog olarak tanımlayabiliriz. Ancak IPR Gezgini’ni bu genel tanımla sınırlamanın, onun hak ettiği değeri ifade etmekte yetersiz olacağı kanaatindeyim. Zira IPR Gezgini içeriklerini incelediğimizde, bünyesinde yürütülen faaliyetleri; ajans, mevzuat incelemesi, karar incelemesi, popüler konuların fikrî ve sınai mülkiyet hukuku bağlamında ele alınması gibi çeşitli kategorilere ayırabiliriz. Bütün bunların yanında IPR Gezgini çatısı altında yüz yüze etkinlikler, çevrim içi toplantılar da gerçekleştirilmektedir. IPR Gezgini şüphesiz fikrî ve sınai mülkiyet hukuku anlamında önemli bir boşluğu doldurmuş; okuyucularına, yazarlarına fikrî ve sınai mülkiyet hukuku alanına katkı sağlayarak büyümüş ve 10. yılını kutlarken 1000. yazıya erişmiştir.
IPR Gezgini’nde içerik üretirken temel akademik etik ve fikrî mülkiyet kuralları mutlak şekilde gözetilmekle birlikte, akademik kaygılardan arınılmış olması, formatının esnek olması sayesinde hızlı şekilde içerik üretilebilmesi, içerik üreticilerin çoğunluğunun fikrî mülkiyet hukuku alanında kayda değer bir düşünceyi ortaya koyma yeterliliğine sahip olması, finansman için reklam ve sponsorluk almaması, içerik üretmek ve içeriğe erişmek için herhangi bir bedel talep edilmemesi IPR Gezgini’nin elde ettiği istikrarlı başarıda önemli rol oynamaktadır.
Kuruluş aşamasına tanıklık ettiğim, bünyesinde yazmaktan büyük keyif aldığım IPR Gezgini’nin yeni katılımcılarla ve yeni formatlarla varlığını ve değerini koruyacağına inanıyorum. Başta Önder Erol ÜNSAL olmak üzere IPR Gezgini’nin bu günlere gelmesinde emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.
Güldeniz DOĞAN ALKAN
Tüm okurlarımıza merhaba,
IPR Gezgini’nde yazmak benim için gerçekten çok gurur ve mutluluk verici 😊
Yazı yeteneğim her zaman güçlü yanlarımdan birisi olmuştur, eğitim hayatımda da, mesleki hayatımda da bu hep böyleydi. IPR Gezgini’nde başta ABAD kararlarına odaklı olmak üzere, soft IP alanında muhtelif konulu yazılar yazıyorum ve bu sayede değişik konuların irdelendiği kararları derinlemesine inceleme ve bunları başkalarına da aktarma fırsatı buluyorum. İş veya kişisel yoğunluğum ne olursa olsun, bu mecrada yazmaya vakit ayırmayı çok önemsiyorum. Okuyucularımıza keyifli okumalar diliyorum! 😊
H. Tolga KARADENİZLİ
IPR Gezgini 10. yılını tamamladı ve bu süre zarfında Türkiye’nin fikri mülkiyet alanındaki en önemli bilgi kaynaklarından, bu alanda en çok ziyaret edilen internet sitelerinden birisi haline geldi. Üstelik kurumsal bir internet sitesi olmaksızın ve ilk kurulduğu günden bugüne kadar herhangi bir maddi kazanç amacı gütmeksizin tamamen gönüllülük esasıyla bunu başarmış olması da ayrıca övgüyü hak ediyor.
Önder Bey ile TÜRKPATENT’te uzun yıllar aynı birimde çalışmış ve aynı odayı paylaşmış, bu nedenle sürece başından itibaren tanıklık etmiş kişilerden birisi olarak filmi biraz daha geriye, yani 10 yıldan daha öncesine sararak IPR Gezgini’nin kuruluş aşamasından kısaca bahsetmek isterim. Önder Bey tamamen meslekî bir ilgi, heves ve çabayla yazmış olduğu marka hukuku alanındaki yazılarını bir arada toplamak, derli toplu hale getirmek ve bunları alana ilgi duyan daha geniş kitlelere ulaştırmak için “cinscesitvasif” isimli kişisel bir blog sitesi (internet bloğu) oluşturarak ilk adımı attı. Blog yazılarında, marka hukukunun çeşitli konuları hakkında güncel AB Adalet Divanı kararlarını, özellikle EUIPO (o dönemki adıyla OHIM) ve USPTO gibi yabancı fikri mülkiyet ofisinin karar ve uygulamalarını, birebir çeviri yerine konunun can alıcı noktalarına temas ederek ve çoğu kez kendi yorumunu da katarak aktarıyordu. Bence kamuda çalışan bir uzmanın, kendi mesleki alanıyla ilgili yabancı karar ve uygulamalara yer veren böylesi bir blog kurması başlı başına önemli bir adımdı. Zira hafızam beni yanıltmıyorsa o yıllarda Türkiye’de sosyal medya platformları henüz yaygınlaşmamıştı. Bu açıdan Cinscesitvasif, IPR Gezgini’ne giden yolda önemli bir kilometre taşı oldu. Nitekim blog belli bir süre sonra, Önder Bey’in yine vizyoner bir hamlesiyle “IPR Gezgini” ismiyle Türkiye’de fikri mülkiyet alanında önemli internet sitelerinden birisine dönüştü. Zaman içinde sitenin bir yazar kadrosu da oluştu ve Önder Bey dışında farklı yazarlar da sitede yazılarına yer vermeye başladı. Yazı kurallarının oluşturulması ve yeni yazarlarla birlikte konu çeşitliliği de artmaya başladı ve marka dışında coğrafi işaret, telif hakkı, patent gibi alanlarda da yazılar yayımlanmaya başladı. Ben de sitenin ilk yazar ekibi içinde yer aldığım için kendimi şanslı hissediyorum. Bugün de yazar olarak olmasa da sitenin bir takipçisi olarak, yayınlanan yazıları büyük bir ilgiyle okuyorum, pek çok yazıdan yeni şeyler öğreniyorum. Bundan sonraki süreçte de fırsat buldukça siteye yeni yazılarla katkı vermekten her zaman mutluluk duyacağım.
Bu yazı vesilesiyle IPR Gezgini’nin 10. yılını kutluyor, çizgisini hiç bozmadan yayın hayatına devam etmesini, fikri haklar alanında önemli bir kaynak olma işlevini nice 10 yıllar boyunca sürdürmesini temenni ediyorum.
Gonca ILICALI
Sınai mülkiyet alanında çalışmak; her an yeni gelişmelere, hatta sürprize hazırlıklı olmayı da gerektirir. Çok çalışır, araştırır, düşünür durursunuz ama bazen bir bakarsınız ki bazı şeyler, doluya koyunca almaz, boşa koyunca dolmaz.
Marka ve patent sistemlerine kıyasla coğrafi işaret, kendine özgü bir sisteme oldukça geç kavuştu. İstisnai durumlar haricinde birden fazla sahibinin bulunması, tarafların birlikte ve “ortak bir anlayış içinde” hareket etmesini gerektirmekte.
Coğrafi işaretin bu yapısına benzeyen ama içerik olarak bir o kadar da farklı olan “geleneksel ürün adı” koruma sistemi ise ülkemizde, 2017 yılından itibaren mevcut. Sınai mülkiyet sistemiyle birlikte anılması, bu sistemin içinde olduğunu düşündürse bile, sınai mülkiyet hakkı olmadığı kanun hükmüyle sabit.
Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı kavramlarına kanunla çizilen çerçevenin özümsenmesi, özel bir çaba gerektiriyor. Kavramlara yüklenen anlamlar, bazen yasal çerçevenin dışında kalabiliyor. Bu kavramlara konu ürünlerin sürdürülebilirliği için, ürün özelinde geliştirilip uygulanabilecek teknolojilere de ihtiyaç duyuluyor. Ancak konu coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı olunca, konunun teknoloji ile bağdaştırılabilirliğine ikna olunması biraz zaman alabiliyor.
İşte bu gözlemler beni, öncelikli ihtiyacın “coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı okuryazarlığının kazandırılması” olduğuna inandırdı. Günlük hayatta hemen herkesin ilgi duyduğu bu tür ürünlere farklı perspektiflerden yaklaşma ve genellikle serbest yazım şekli kullanma tercihiyle, temeli 10 yıl önce atılan IPR Gezgini ailesine katıldım.
IPR Gezgini kendi ayakları üzerinde duruyor; tamamıyla gönüllülük esasıyla içerik sağlıyor, site giderlerini site yazarları karşılıyor ve herhangi bir yerden maddi destek almıyor. Siteye olan yerli ve yabancı ilgi gün geçtikçe artıyor. Zaman zaman gerçekleştirilen “IPR Gezgini Buluşmaları”na üniversite öğrencilerinin de katılmaları ve sınai mülkiyet alanıyla ilgili çokça soru sormaları, gelecek planlaması yapan gençlerimize iyi örnek olduğumuzun göstergesi olarak mutluluk verici.
Bir parçası olmaktan gurur duyduğum IPR Gezgini’nin kurucusu sevgili arkadaşım Önder’e, kalem arkadaşlarıma ve değerli okurlarımıza çok teşekkür ederim. IPR Gezgini’nin 10. Yaşını kutlarken, 29 Ekim’e de çok yaklaştık. Bu sebeple emeklerim, emeklerimiz, Türkiye Cumhuriyeti’mizin 100. yılına armağan olsun!
Alara NAÇAR SEÇKİN
IPR Gezgini ile sanıyorum –daha da erken değilse– henüz bir stajyer avukatken gerçek anlamda tanışmıştım. Avukatlık stajımı yapmakta olduğum alan olmasının yanı sıra zaten son derece ilgili olduğum fikri mülkiyet hukuku konusunda okuması çok keyifli ve öğretici birçok yazının hem kişisel merakımın giderilmesinde hem de mesleki olarak ihtiyaç duyduğum bilgilerin büyük çoğunluğuna erişebilmemde büyük katkısı vardır. Doğrusu fikri mülkiyet hukukunda bir konuyu araştırırken mutlaka baktığım bir kaynak olan bu sitede diğer saygıdeğer ve alanında uzman yazarlarla bir arada benim de yazılarımın yayımlanması, bu güzel topluluğun bir parçası olmak, sıcaklık ve içtenlikle sitede yazar olarak kabul edilmek, yazdığım yazılar için güzel yorumlar ve yapıcı eleştiriler almak ve başkalarının bilgi birikimine ufak da olsa katkıda bulunabilme fırsatı edinmek benim için son birkaç yıldır aynı zamanda bir mutluluk kaynağı diyebilirim. Sayesinde ulaşabildiğim veya tanışabildiğim her bir insan, araştırıp yazarak merakımı giderip bilgi birikimime ekleyerek kendimi ifade edebildiğim her bir yazı ve bana kattığı her şey için IPR Gezgini’ne ve onun parçası olan herkese bir teşekkür borçluyum.
İyi ki varsın IPR GEZGİNİ! Nice 10 yıllara birlikte.
Elif AYKURT KARACA
Türk Fikri Mülkiyet Hukuku’nda önemli bir boşluğu dolduran IPR Gezgini, yayınları ve etkinlikleriyle fikri mülkiyet hukuku alanına sağladığı katkı bakımından yadsınamaz bir öneme sahiptir. Bu anlamda, fikri mülkiyet hukuku alanındaki bilgi ve tecrübelerin topluma yayılması ve herkes için ulaşılabilir hale getirilmesi konusunda etkin rol oynayan IPR Gezgini’nin önemini ve değerini gelecekte de koruyacağına inanıyorum.
Kuruluşunun 10 uncu yıl dönümünde başta Önder Erol ÜNSAL olmak üzere IPR Gezgini’nin bu günlere gelmesinde hiçbir karşılık beklemeden emek veren tüm yazarlara teşekkür ediyor, nice 1000 yazılar olmasını temenni ediyorum.
Mustafa Güney ÇALIŞKAN
IPR Gezgini’nin on yılının son iki yılında patent alanında yazmaya başlamış olmama rağmen, bu önemli külliyatta yazılarımın bulunmasını çok önemsiyorum. IPR Gezgini fikri ve sınai mülkiyet alanında belki de en geniş okuyucu kitlesine sahip platform ve ondan hem yazar hem de okuyucu olarak çok faydalanıyorum. Bunun gerçekleşmesini sağlayan başta Önder Erol ÜNSAL olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum. Nice onlarca yıla, nice binlerce yazıya, nice yüzyıllara!
Poyraz DENİZ
IPR Gezgini ile tanışmam meslek hayatımın ilk yıllarına dek uzanıyor. WordPress temelli bir blog sayfasından mesleki gelişim ve araştırma yöntemlerimi biçimlendirmede, bunca yıldır ve halen bana bu denli katkısı olan bir içerik elde etmeyi hiç düşünmezdim herhalde. O dönemler kendince yazılar yazan, yabancı mahkeme ve ofis kararlarını çeviren, uygulamaya dönük bilgiler veren ve henüz yüz yüze tanışmadığım Önder Bey’e (aslında Önder Abi) ne kadar teşekkür etsem azdır. Siteyi ilk keşfettiğimde “yazarlar” bölümünde “Site kurucusu ve (şimdilik tek) yazarı Önder Erol Ünsal 1974 doğumludur. “ yazmaktaydı. Bugün çok sayıda yazar ve katkı sağlayanı ile fikri haklar ve sınai haklar alanında, alan gelişimine en çok faydası dokunan bir platform haline geldi IPR GEZGİNİ. 10. Yaşına gelmiş ve daha nice yaşları olur umarım.
Eylül YALÇIN
Öğrenciyken okumaya başladığım ve fikri mülkiyet alanına olan ilgimin artmasında katkısı olan bu platformun, daha sonrasında yazarları arasında olmak benim için harika bir deneyimdi. Bu alana ilgi duyan pek çok kişiye ilham vermeye devam edeceğine emin olduğum IPR Gezgini’ne daha nice 10 yıllar diliyorum.
Büşra BIÇAKCI
IPR Gezgini efsanedir. Hatırlıyorum da avukatlığa ilk başladığımda, ki doğrudan fikri mülkiyet alanında gözlerini açmış bir bebek gibiydim, yaptığım araştırmalar sırasında şunu duyardım: “Aa evet o konu IPR Gezgini’nde de yazılmıştı.” Öyle bir yerdi ki sanki fikri mülkiyetin Temel Britannica Ansiklopedisi. Heyecanla okurdum, takip ederdim. Kendi içimdeki yazmaya olan genel merakın da etkisiyle kendimi özdeşleştirirdim okurken. Zaman geçti, deneyimim arttı birikimim derinleşti derken içimdeki bitmek bilmeyen yazma isteği tekrar kendini hatırlattı. Tam ne yapsam nasıl yapsam derken birden belirdi orada: IPR Gezgini’nde yazsam? Nasıl olur ki? Sonra cevap yine IPR Gezgini’nde geldi: Güzel olur! Oldu da! Bir baktım burada yazıyorum keyifle, neşeyle, en önemlisi de sevgiyle. Sonra baktım sadece yazmıyorum, kollarını açan tüm ekibin varlığıyla, harika bir oluşumun bir parçasıyım keyifle, neşeyle, en önemlisi de sevgiyle.
Neden bu kadar güzel peki burada yazmak, burada olmak?
Bir kere tam sektöre yönelik objektif bir mecra. Fikri mülkiyetin her şeyi var burada ve gerçekten de sadece fikri mülkiyet ile var. Baktığınızda ne fazladan bir kurum övgüsü/ yergisi ne bir sevgi gösterisi ne bir eleştiri var. Tabii ki herkesin bir fikri var, ama bu fikirler platformun değil. Platformun kendisi özgür ve tarafsız, yazılanlar gerçeği gerçek olarak veriyor. Üstelik tüm bu objektifliğinin yanında samimi. Hem yazıların hem yazarların tarzına eşlik ederken, o net objektiflik içinde kaybolmuyor bir yandan bir parçası olabiliyorsunuz. 10 yıldır var olan bir platform için büyük meziyet.
Güncel. Yeni bir regülasyon mu çıktı hoop burada. Yeni bir yaklaşım mı yerleşiyor, sansasyonel bir karar var mı var, hemen IPR Gezgini’ne tıklıyorsunuz, hoop karşınızda. Fikri mülkiyet gibi hukukun görece daha küçük bir alanını kaplayan ama içinde uçsuz bucaksız bir kuyu olan bir alan için çok önemli bir nitelik. Dahası bu güncellik sağlanırken kaliteden ödün vermek gibi bir yaklaşım yok. Sahiden de her bir yazının arkasında ilmek ilmek işlenen hazırlık süreçleri var. Örneğin benim en iyi bildiğim konudan başka bir ülkede görülen en yeni dosyaya kadar tekrar araştırmadan, kaynakları, güncel durumu yoklamadan yazdığım bir yazı bile yok. Güncellik korunurken emeğin de bu kadar korunabilmesi çok büyük bir değer. 10 yıldır var olan bir platform için büyük meziyet.
Çok yönlü. Sınırlılığı koruyan bir sınırsızlık içinde. Sadece şu konuları yazabiliriz ve haliyle okuyabiliriz gibi keskin bir sınırı yok, fikri mülkiyete değen her şey sınırsızca burada. Haliyle çeşitliliğini korurken yukarıda değindiğim adeta temel ansiklopedi olma yönünü de sağlamlaştırıyor. Yazım şekli için de aynısı geçerli. İsterseniz tam bir makale niteliğinde, isterseniz daha hafif tonda yazılar okuyabilir ve yazabilirsiniz. Bu okuyucuya çeşitlilik sunduğu kadar yazarı de özgürleştiren bir özellik. Özellikle de benim gibi yazarken bazen daha ciddi bir anlatım bazense masalsı bir anlatım kullanmayı seven bir yazar için cevher. 10 yıldır var olan bir platform için büyük meziyet.
Keyifli. Öyle tatlı bir ekiple ilerliyor ki IPR Gezgini, keyifli hissetmemek, gülümsememek mümkün değil. Bunu sağlayan yazarların kendisi tabii ki. Yeri gelmişken güzel yazar arkadaşlarıma da selam olsun. Bu tamamen yazarlarda olan bir konu da, bu canım yazarları bir araya getiren kim, enerjiyi tutturan ve koruyan kim? IPR Gezgini’nin ta kendisi değil de ne? 10 yıldır var olan bir platform için büyük meziyet.
IPR Gezgini efsanesi benim için budur işte, hepsi birlikte, çoğu var azı yok. Bunlar 10 yıldır var olan bir platform için büyük meziyet. Emeği geçen herkesin meziyeti harikulade. Tüm yazarlar birbirinden şahane. Ben de böyle bir platformda yazar olduğum, arkadaşlarımla harika bir oluşumun bir içinde olduğum için sadece mutlu, keyifli ve -yalan yok- biraz da gururluyum 😊
Nice 10 yıllara keyifle, neşeyle, en önemlisi de sevgiyle.
Görüş ve yorumlarını bizlerle paylaşmak isteyen okuyucularımızı, bu yazının altında veya sosyal medya hesaplarımızda yorum yapmaya davet ediyoruz. Sizlerin geri dönüşleri bizleri daha da motive ediyor.
Nice 10 yıllara, iyi ki doğdun ve hayatımızın bir parçası oldun IPR Gezgini!
Avrupa Komisyonu, 11 Temmuz 2023 tarihinde “Web 4.0 ve Sanal Dünyalar Üzerine bir AB Girişimi: Bir Sonraki Teknolojik Geçişte Avantajlı Bir Başlangıç” başlıklı Strateji Belgesini (“Strateji Belgesi“) yayımlanmıştır[1]. Strateji Belgesi’nin hedefi teknolojik gelişmeleri yönlendirerek Avrupa Birliği (“AB“) vatandaşları, işletmeleri ve kamu idareleri için açık, güvenilir, adil ve kapsayıcı bir dijital ortam yaratmak amacıyla kullanılacak stratejileri belirlemektir.
Salt okunur web olarak ifade edilen ve internetin ilk dönemi Web 1.0 akabinde, kullanıcılar tarafından yaratılan içeriklerin ve insanların birbirleriyle etkileşimlerinin arttığı sosyal web dönemine geçilmiş, 2010’lu yıllardan itibaren de bilgi odaklı, ana özellikleri açıklık, tek bir merkezden yönetilmeme ve kullanıcıların tam yetkilendirilmesi olan semantik web, yani Web 3.0 teknolojisi yaygınlaşmıştır. Web 4.0 ise dijitalleşmeye odaklanarak insanlar ile makinalar arasında daha karmaşık bir etkileşime izin vermekte, dijital ve gerçek nesne ve ortamlar arasında entegrasyonu önemli ölçüde arttırmaktadır.
Avrupa Komisyonu, dijitalleşmenin 2030’dan itibaren AB ekonomisinin temel itici güçlerinden birisi olacağını, özellikle sağlık, yeşil geçiş, sanayi, sanat ve tasarım ile eğitim alanlarında giderek önem kazanacağını, küresel sanal pazar büyüklüğünün 2030 yılında 800 milyar Euro’nun üzerine çıkacağını ve 2025 yılına kadar 860.000 yeni iş hacmi yaratacağını tahmin etmektedir[2].
AB vatandaşları, işletmeleri ve akademi ile yürütülen önceki çalışmaları temel alan Strateji Belgesi, 4 ana sütun üzerinde; (1) farkındalığı arttırmak, güvenilir bilgiye erişimi teşvik etmek ve sanal dünyalara ilişkin uzmanlar yetiştirmek amacıyla insan kaynağı odaklı, (2) AB genelinde yeknesak bir ekosistem oluşturarak yeniliği teşvik eden işletme odaklı, (3) sanal kamu hizmetlerini desteklemek üzere kamu idareleri odaklı ve (4) Web 4.0 ve sanal dünyaların birkaç büyük piyasa oyuncusu tarafından domine edilmesini önlemek amacıyla açıklığı temel alan küresel standartların şekillendirilmesi ve yönetişimi odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.
B. Strateji Belgesi’nde Fikri Mülkiyet Haklarının Geleceği
AB’de yürürlükte olan başta Marka Tüzüğü[3], Know-How ve Ticari Sır Direktifi[4], Dijital Tek Markette Telif ve Bağlantılı Haklar Direktifi[5] ve Bilgisayar Programlarının Korunması Direktifi[6] gibi fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin temel mevzuat, kural olarak Web 4.0 ve sanal dünyalar için de geçerli ve uygulanmaktadır.
Strateji Belgesi’nde fikri mülkiyet haklarına ilişkin öngörülen yeniliklerden ilki, vatandaşların sanal dünyalarda kimliklerini, sanal yaratımlarını, varlıklarını ve verilerini nasıl koruyup yöneteceklerini anlamalarını sağlamak, onlara yol göstermek ve AB mevzuatı kapsamındaki haklarına ilişkin rehberlik etmek amacıyla sanal dünyalar araç kutusu (toolbox) kurulmasıdır. Sanal dünyalar araç kutusu, telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet haklarının yanı sıra, güvenilir kimlik doğrulama için dijital kimlik ve dijital cüzdan çözümleri, sanal işlemler, dijital veri ve varlıkların yönetimi, veri koruma ve gizlilik, tüketicilerin korunması ve siber güvenlik alanlarını da kapsayacaktır.
Avrupa Komisyonu’na göre gerçek dünyada olduğu gibi, sanal dünyalarda da sanal varlıkların izinsiz çoğaltılması ve dağıtılması, hem tüketiciler hem de fikri ve sınai mülkiyet hak sahipleri için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle hak sahipleri yönünden sanal dünyalarda sahtecilik, ciddi bir gelir kaybı ve marka değerinin aşınmaya uğraması riski barındırmaktadır. Strateji Belgesi ile sahtecilikle mücadele kapsamında, sanal dünyalar da dahil olmak üzere çevrimiçi ve çevrimdışı ortamlarda fikri ve sınai mülkiyet haklarının icra edilmesine ilişkin hak sahiplerine rehberlik etmek üzere bir araç kutusu yaratılması öngörülmektedir.
Her ne kadar Strateji Belgesi’nde fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin araç kutusu yaratımı hariç başka bir açıklama yer almasa da, Strateji Belgesi’ne eşlik eden Komisyon Personeli Çalışma Belgesi (“Çalışma Belgesi“)[7] daha detaylı bir inceleme içermektedir.
Sanal dünyalar insan yaratıcılığını destekleme ve yeni iş fırsatları yaratma potansiyeline sahip olmasının yanı sıra, fikri ve sınai mülkiyet haklarıyla korunan içeriğin yaratımı ve işlenmesine ilişkin yeni yöntemler de sağlamaktadır. Bu kapsamda Çalışma belgesinde, Web 4.0 ve sanal dünyaların özellikle telif hakları, markalar, tasarımlar, ticari sırlar ile fikri ve sınai mülkiyet haklarının icrasına etkileri değerlendirilmiştir.
Telif hakları ve bağlantılı hakların korunması ve yönetimi, hem yazılım, bilgisayar programları, internet sitesi tasarımı gibi sanal dünyaların mimarisiyle; hem de sanat eserleri, avatarlar, müzik, hikaye gibi geliştiriciler, kullanıcılar veya yapay zeka tarafından sanal dünyalar için yaratılan eserlerle yakından ilişkilidir. Özellikle ekonomik haklar ile telif haklarının istisnalarına ilişkin kurallar AB nezdinde uyumlaştırılmışsa da, manevi haklar gibi AB ülkelerinde farklılık gösteren kuralların sanal dünyalarda ulusal mahkemeler tarafından nasıl ele alınacağı belirsizdir.
Nitelikli Fikri Tapuların (NFT – Non-Fungible Token) kullanımı da telif haklarına ilişkin çeşitli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Örneğin NFT’lerin blok zincirinde (blockchain) depolanmasının telif hakkı tecavüzü teşkil edip etmediği, eğer ediyorsa hak ihlali yaratan NFT’lerin nasıl yok edileceği önemli bir konudur.
Ayrıca yapay zeka ile telif hakkı arasındaki etkileşim de karmaşık bir yapıdadır ve hem yapay zekaların eğitilmesi sırasında telif hakkı korumalı içeriğin kullanımı, hem de yapay zeka tarafından yaratılan eserlerin telif hakkıyla korunup korunmayacağı hukuki fikir ayrılıklarına yol açmaktadır. 2019/790 sayılı Dijital Tek Markette Telif ve Bağlantılı Haklar Direktifi genel bir metin ve veri madenciliği istisnası içermekteyken, yapay zeka yaratımlarının telif hakkı ile korunamayacağı; zira, AB mevzuatının Türkiye’deki düzenlemelere benzer şekilde eser sahibinin kendi entelektüel yaratımı şartı gerektirdiği değerlendirilmektedir.
Telif haklarıyla ilgili bir diğer husus, sanal dünyalara ilişkin platformların içerik yaratan kullanıcıları kendilerine veya üçüncü kişilere münhasır olmayan ücretsiz lisanslar vermeye zorlayıp zorlayamayacağıdır. Çalışma Belgesi’nde bu tür uygulamaların kullanıcıları kendi içeriklerinden doğan kardan mahrum bırakmaması gerektiği üzerinde durulmaktadır.
AB nezdinde sanal malları veya NFT’leri kapsayan marka başvurularında önemli bir artış görülmektedir. Ancak bir markanın sanal mallar üzerindeki kullanımının, kapsamında yer alan fiziksel mallara ilişkin gerçek/ciddi kullanım teşkil edip etmeyeceği belirsizliğini sürdürmektedir. Benzer şekilde sanal ve fiziksel mal veya hizmetlerin karşılaştırılmasını gerektiren uyuşmazlıkların nasıl ele alınacağı da net değildir.
Sanal dünyalarda marka tecavüzü fiillerindeki artış nedeniyle[8], Avrupa Komisyonu sanal ortamlarda marka korumasına ilişkin mevzuatın revize edilerek güçlendirilmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirileceğini ifade etmektedir.
Tasarımlara ilişkin mevcut AB mevzuatı, Tasarımlara ilişkin Direktif Taslağı[9] ile Birlik Tasarımlarına ilişkin Tüzük Taslağı’nın[10] yürürlüğe girmesiyle değişikliğe uğrayacaktır. Sanal dünyaların tasarımlara ilişkin getirdiği hukuki tartışmaların başlıcaları NFT’ler de dahil olmak üzere sanal ürünlerin tasarım olarak tescili ve korunması, tescilsiz tasarımların kamuya ifşası, ürünlerin sınıflandırılması, sanal dünyalarda tescilli veya tescilsiz tasarımların kullanılması ve sanal tasarımlara ilişkin tecavüz davalarında hukuki belirliliğin sağlanmasıdır.
Ticari sırlar 2016/943 sayılı Know-How ve Ticari Sır Direktifi ile düzenlenmektedir. Gerçek dünyada olduğu gibi, bir sanal ofis bağlamında üretilen ticari açıdan hassas bilgilerin de sanal dünyaların sahibi veya sağlayıcısı tarafından, üçüncü kişilerce yasa dışı ele geçirilmesinden korunması gerekmektedir.
Fikri mülkiyet haklarının icra edilmesi noktasında sanal dünyaların yarattığı en büyük sorun sınır ötesi doğasıdır. Bu husus hak ihlallerinde bölgesel bir belirleme yapılmasını güçleştirmektedir. Çalışma Belgesi’nde, hem sanal dünyalarda kullanıcıların belirlenemiyor olmasının hak ihlallerine ilişkin sorumluluğun tespit edilmesine engel olmaması, hem de sanal dünyada etkileşime giren tüm paydaşların fikri ve sınai mülkiyet haklarının icrasına dair kurallara tabi olması gerekliliğinin üzerinde durulmuştur.
C. Sonuç ve Değerlendirmeler
İnternetin doğuşunda olduğu gibi, yapay zeka ve sanal dünyalarda meydana gelen yenilikler fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin yeni hukuki tartışmaların doğuşuna zemin hazırlamaktadır. Başta marka, tasarım ve telif hakları olmak üzere fikri ve sınai mülkiyet haklarının sanal dünyalarda etkin bir şekilde tescili, koruması ve icrasının sağlanması hem hak sahipleri, hem de kullanıcılar ve sürdürülebilir bir fikri ve sınai mülkiyet hak sistemi için çok önemlidir.
Strateji Belgesi’nde Web 4.0 ve sanal dünyalara ilişkin Avrupa Komisyonu’nun ilk somut planının hem vatandaşlara, hem de hak sahiplerine fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması ve icrasına ilişkin yol gösterecek araç kutularının yaratımıdır. Strateji Belgesi’nde sözü edilen araç kutularının 2024 yılından itibaren kullanıma hazır hale geleceği öngörülmektedir.
Öte yandan Çalışma Belgesi’nde çeşitli hukuki sorunlara değinilmiş ve özellikle marka korumasına ilişkin mevzuatın revize edilerek güçlendirilmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirileceği ifade edilmişse de, bu bağlamda tam olarak hangi düzenleme ve değişikliklerin öngörüldüğüne ilişkin ayrıntıya girilmemiştir.
Web 4.0 ve sanal dünyalar AB’de olduğu gibi Türkiye’de de fikri ve sınai mülkiyet haklarına yönelik benzer problemleri gündeme getirmektedir. Ülkemizde bu hukuki sorunlar halihazırda ağırlıklı olarak akademik ortamda tartışılmaktadır. Her ne kadar 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nu ile birlikte marka, tasarım ve patent haklarına ilişkin ulusal mevzuatın AB mevzuatıyla uyumu noktasında önemli bir adım atılmışsa da, başta 5.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu olmak üzere telif haklarına ilişkin mevzuatın uluslararası anlaşmalar ve AB mevzuatı ile uyumlaştırılması için gereken modernizasyon çalışmaları henüz tamamlanamamıştır. Web 4.0 ve sanal dünyaların özellikle telif hakları ile karmaşık bir ilişkisi olduğu göz önünde bulundurulduğunda, uyumlaştırılma çalışmaları sırasında AB ve diğer ülkelerde bu alanda atılan adımların dikkatle takip edilmesinin önemli olacağı değerlendirilmektedir.
Hak sahipleri açısından Web 4.0 ve sanal dünyalara ilişkin etkin bir fikri ve sınai mülkiyet hakkı politikasının belirlenmesinde, hem regülasyon çalışmalarının, hem de mahkeme içtihatları ile ulusal ve uluslararası fikri mülkiyet ofislerince verilen kararların yakından takip edilmesi oldukça değerli olacaktır.
[1] European Commission, Communication, an EU initiative on Web 4.0 and virtual worlds: a head start in the next technological transition, Strasbourg, 11.7.2023, COM(2023) 442/final.
[2] European Commission, EU competitiveness beyond 2030: looking ahead at the occasion of the 30th anniversary of the Single Market, Brussels, 16.3.2023.
[3] Regulation 2017/1001 of 14 June 2017 on the European Union trade mark.
[4] Directive 2016/943 of 8 June 2016 on the protection of undisclosed know-how and business information (trade secrets) against their unlawful acquisition, use and disclosure.
[5] Directive 2019/790 of 17 April 2019 on copyright and related rights in the Digital Single Market and amending Directives 96/9/EC and 2001/29/EC.
[6] Directive 2009/24/EC of 23 April 2009 on the legal protection of computer programs.
[7] European Commission, Commission Staff Working Document, accompanying the document: An EU initiative on Web 4.0 and virtual worlds: a head start in the next technological transition, Strasbourg, 11.7.2023, SWD(2023) 250 final.
[9] European Commission, Proposal for a Directive on the legal protection of designs, Brussels, 28.11.2022 COM(2022) 667 final.
[10] European Commission, Proposal for a Regulation amending Council Regulation No 6/2002 on Community designs and repealing Commission Regulation No 2246/2002, Brussels, 28.11.2022 COM(2022) 666 final.
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi tarafından T-568/21[1] sayılı dosya hakkında verilen 01.02.2023 tarihli Genel Mahkeme kararında, dünya çapında tanınmış Google markası gerekçe gösterilerek 12. sınıf kapsamında “araçlar ve taşıtlar” mallarında tescili istenen marka başvurusunun reddi kapsamında karıştırılma ihtimali ve tanınmışlık kavramları değerlendirilmiştir.
09 Ocak 2019 tarihinde markasının 12. sınıf kapsamında “araçlar ve taşıtlar” mallarında tescil ettirmek amacıyla başvuruda bulunulmuştur. Söz konusu marka başvurusuna Google LLC. tarafından, 2017/1001 sayılı Tüzük’ün karıştırılma ihtimalini düzenleyen 8(1)(b) maddesi ve tanınmışlık korumasını düzenleyen 8(5) maddesi dayanak gösterilerek itiraz edilmiştir. İlk etapta itiraz, tanınmışlık korumasını düzenleyen 8(5) maddesine dayalı olarak İtiraz Birimi tarafından kabul edilmişse de, başvuru sahibi bu kararı Temyiz Kurulu’nun önüne taşımıştır. Temyiz Kurulu da başvuru sahibinin temyiz iddialarını reddetmekle beraber somut olayda Tüzük’ün 8(5) maddesinde yer alan koşulların oluştuğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Şöyle ki;
Temyiz Kurulu, itiraza gerekçe gösterilen önceki tarihli markaların özellikle bilgi teknolojileri bakımından yüksek ve güçlü tanınmışlığa sahip olduğunu,
Taraf markaları arasında orta derecede benzerliğin var olduğunu,
Taraf markaları arasında bağlantı kurulabileceğini,
Başvuruya konu markanın kullanımı halinde itiraza gerekçe gösterilen markaların itibarının gücü ve markalar arasındaki benzerlik, başvuruya konu markanın açıkça önceki tarihli markalara atıfta bulunduğu dikkate alındığında önceki markanın tanınmışlığından haksız yararlanma ihtimalinin olduğunu belirtmiştir.
Temyiz Kurulu tarafından verilen bu karara binaen başvuru sahibi, kararı Genel Mahkeme’ye taşımıştır. Başvuru sahibi karara karşı yaptığı itirazda; taraf markaları arasındaki görsel ve kavramsal değerlendirmelerin, söz konusu markalar arasında bir bağlantının varlığının değerlendirilmesinin ve haksız yarar sağlama ihtimaline ilişkin değerlendirmelerin hatalı olduğuna ilişkin iddialarda bulunmuştur. Başvuru sahibinin iddialarını sırasıyla inceleyen Genel Mahkeme, yapılan itirazın reddine karar vermiştir.
Bu noktada başvuru sahibinin iddialarına ve Genel Mahkeme’nin bu iddialara karşı yapmış olduğu hukuki değerlendirmelere yer vermek gerekmektedir. Zira söz konusu değerlendirmeler tanınmış markalara atfedilen koruma seviyesini, markalar arasındaki görsel ve kavramsal benzerliğin ele alınış şeklini ve haksız yarar sağlama ihtimalinin varlığını detaylı bir biçimde içermektedir.
Genel Mahkeme’nin Değerlendirmeleri
Görsel Benzerlik Bakımından
Marka hukuku ile ilgilenenlerin bildiği üzere, markalar arasındaki görsel, kavramsal ve işitsel benzerlik değerlendirmesi, özellikle ayırt edici ve baskın unsurlar göz önünde tutularak söz konusu markaların bütünsel izlenimine dayandırılmalıdır.
Başvuru sahibi, Temyiz Kurulu tarafından yapılmış görsel benzerlik değerlendirmesinin hatalı olduğunu, zira “GOOGLE” ibaresinin markanın genel izleniminde göz ardı edilebilecek bir ibare olduğunu belirtmişse de Temyiz Kurulu da aynı şekilde “GOOGLE” ibaresini markanın baskın unsuru olmadığı kanaatine varmıştır. Ek olarak, görsel benzerlik değerlendirilmesinde “GC” ibaresinin markada esas ve baskın unsur olduğunu, lakin önceki tarihli “GOOGLE” markasının başvuruya dahil edilmesi ile bu ibarenin bağımsız bir unsur olarak var olmasının markalar arasında görsel benzerliğe sebebiyet verdiği kanaatine varmıştır.
Genel Mahkeme, 20 Nisan 2018 tarihli T-439/16 sayılı holyGhost v. EUIPO – CBM (holyGhost) kararına atıfta bulunarak önceki tarihli markayı oluşturan kelimenin, tamamen sonraki tarihli marka başvurusuna dahil edilmesi halinde bu iki markanın benzer olduğu anlamına geleceğini belirtmiş ve bu çerçevede önceki tarihli “GOOGLE” markasının “GC Google Car” başvurusuna eklenmiş olması sebebiyle markalar arasındaki görsel benzerliğin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Başvuru sahibi yukarıda yer alan iddialarına ek olarak tüketicilerin genellikle markanın başında yer alan unsurlara daha çok dikkat edeceğini, “GOOGLE” ibaresinin markanın genelinde ihmal edilebilir düzeyde olduğunu iddia etmiştir. Temyiz Kurulu kararında, tüketicilerin markaların başında yer alan unsurlara dikkat edeceğini desteklemekle ve başvuruya konu markada yer alan büyük harflerle yazılmış “GC” ibaresinin markanın baskın unsuru olduğu noktasındaki değerlendirmesinin yanı sıra, “GOOGLE” ibaresinin tüketicilerin dikkatinden kaçmayacağını, zira altında bulunduğu “GC” kelime öğesi ile aynı genişliğe sahip olduğunu ve net okunabilir durumda olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle de ihmal edilebilir bir unsur olmadığı noktasında değerlendirme yapılmış, söz konusu değerlendirmelere Genel Mahkeme de katılmış ve markalar arasında görsel açıdan benzerlik olduğu kararına varılmıştır.
Kavramsal Benzerlik Bakımından
Her ne kadar Temyiz Kurulu tarafından taraf markaları arasında kavramsal benzerliğin yüksek olduğuna dair verilen karara başvuru sahibi itiraz etmiş, “GOOGLE” ibaresinin hiçbir anlamı olmadığını ve bu nedenle de kavramsal benzerlik incelemesi yapılmasının yanlış olduğunu iddia etmişse de Genel Mahkeme, itiraz sahibi ile aynı kanıyı paylaşmamıştır.
Temyiz Kurulu, “GC” ibaresinin ilgili tüketiciler nezdinde “GOOGLE CAR” ibaresinin kısaltılmış hali olarak algılayabileceğini tespit etmiş, Genel Mahkeme de Temyiz Kurulu’nun bu değerlendirmesini doğru bularak halkın, ticari işaretleri bir ifadeyle, o ifadenin baş harflerinin kısaltmasını birleştirerek algılamaya ve yorumlamaya alışık olduğundan bahsetmiştir. Kurul’un bu karara varmasında, EUIPO vekilinin duruşmada yer verdiği tanınmış ve kısaltılmış markaların da sebep olduğu değerlendirilebilir, zira EUIPO vekilinin özellikle otomobil sektörü bazında örnek olarak verdiği BMW (Bayerische Motoren Werke), VW (Volkswagen) ve GMC (General Motors Company) tanınmış markaları, ilgili tüketicinin “GC” ibaresini “GOOGLE CAR” olarak algılayabilme iddiasını güçlendirmiştir.
İtiraza konu marka başvurusunda yer alan “CAR” ibaresinin tescil edilmek istenen mal sınıfı için tanımlayıcı olduğu ele alınmışsa da Genel Mahkeme, markada yer alan biri tanımlayıcı olmak üzere iki kelimenin birleşiminden doğan kısaltmada, bu tanımlayıcı unsurun eklenmesinin, tanınmışlığı ve itibarı nedeniyle bağımsız olan diğer ibarenin marka üzerindeki etkisini zayıflatmayacağına karar vermiştir. Kısacası, “GC” ibaresinde yer alan “CAR” ibaresinin kısaltımı olan “C” ibaresinin varlığı, tüketiciler nezdinde “GOOGLE” ibaresini göz ardı edebilecek bir unsur olmayacaktır. Aksine, markanın diğer unsurlarının baş harflerini temsil eden bir kısaltmanın varlığı, tüketiciler nezdinde markanın hatırlanmasını kolaylaştırarak ilgili tüketicinin kelimelere olan algısını destekleyecektir. Bu doğrultuda Genel Mahkeme de, “GC” ibaresinin, tanınmış ve önceki tarihli “GOOGLE” markasına yapılan atıfları vurguladığı kanaatine ulaşmıştır.
Diğer yandan, Temyiz Kurulu tarafından “GOOGLE” ibaresinin bir anlamı olmadığına ilişkin verilen karar Genel Mahkeme tarafından uygun görülmemiş ve “GOOGLE” ibaresinin İngilizce sözlüklere girmiş olan bir kelime olduğu vurgulanmış, bu durum da Genel Mahkeme tarafından taraf markaları arasındaki kavramsal benzerliği destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Markalar Arasında Bağlantı Kurulabilmesi Bakımından
Başvuru sahibi, “GOOGLE” markalarının arama motoru hizmetlerinde tanınmış olduğunu, tarafların faaliyet gösterdiği sektörler nazara alındığında bağlantı kurulma ihtimalinin olmadığını ileri sürmüştür. Genel Mahkeme bu hususu değerlendirirken çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuş ve 06.07.2012 tarih ve T-60/10 sayılı Jackson International v. OHIM-Royal Shakespeare kararına atıfta bulunarak, markalar arasındaki bağlantının varlığının uyuşmazlığın tüm faktörlerinin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bu faktörleri aşağıdaki şekilde sıralamıştır:
Markalar arasındaki benzerlik derecesi,
İlgili tüketici çevresi,
Markaların kapsamındaki mal ve hizmetler,
Önceki markanın tanınmışlık gücü,
Önceki markanın ayırt ediciliği,
Karıştırılma ihtimalinin varlığı.
Anlaşılır bir şekilde, başvuru sahibi, “GOOGLE” markalarının tanınmışlığını sorgulamamıştır ve mallar arasındaki farklılığa vurgu yapmakla yetinmiştir. Bu noktada Genel Mahkeme, taraf markalarının kapsamındaki malların farklı olduğunu kabul etmekle birlikte “GOOGLE” markasının yüksek tanınmışlığına koruma sağlayarak ilgili tüketicinin “GOOGLE” markasını göz ardı edemeyeceğini ve başvuruya konu markayı yazılımı internete bağlı olan Google LLC.’ye ait bir araba ile ilişkilendirebileceğini veya Google LLC. ile işbirliği halinde Google sistemi teknolojilerine sahip bir araç olarak değerlendirebileceğini belirtmiştir.
Ek olarak başvuru sahibi, itiraz sahibine ait 12. sınıf arabalar emtiasında tescilli “WAYMO” markası bulunduğunu, bu nedenle tüketicilerin taraf markaları arasında bağlantı kurma ihtimalinin olmadığını da belirtmiştir. Bu noktada Genel Mahkeme, itiraz sahibinin otomotiv sektöründe kendi projesi için farklı bir isim (WAYMO) kullanmış olmasını ilgili tüketiciler nezdinde bağ kurup kurmama konusunda hiçbir etkisinin olmayacağını belirtmiştir. Google LLC. tarafından sunulan delillerde de söz konusu projenin basında genellikle “Google’ın arabası”, “Google’ın WAYMO’su” veya “Google’ın sürücüsüz arabası” olarak anılması da Genel Mahkeme’nin bu kararını desteklemiştir. Sonuç olarak, Genel Mahkeme, tüketicilerin taraf markaları arasında bağlantı kurabileceği ihtimalinin var olduğuna hükmetmiştir.
Haksız Yararlanma İhtimali Bakımından
Temyiz Kurulu, itiraza konu marka başvurusunda güçlü bir itibara ve ayırt ediciliğe sahip bir markaya yapılan referansın haksız yararlanma teşkil edeceğini belirtmiştir[2]. Genel Mahkeme de somut olayda, önceki tarihli yüksek tanınmışlığa sahip bir markanın kullanılmış olmasından ötürü haksız yararlanma riskinin aşikâr olduğunu belirtmiştir. Ek olarak, itiraz sahibine ait otomotiv sektöründe kullanılmak üzere tescil edilmiş “WAYMO” markasının varlığını da haksız yararlanma riskini engelleyici bir unsur olarak da görmemiştir.
Değerlendirme ve Sonuç
İşbu karar, tanınmış markalara atfedilen yüksek korumanın bir göstergesidir. Tanınmış markaların tüketicilerin zihnindeki baskın varlığı ve markalar arasındaki bağlantı kurma ihtimalinin, ticari hayatın dinamiklerine yansıdığı da bu karardan açıkça anlaşılmaktadır. Zira Google LLC. otomotiv sektöründe “GOOGLE” markası ile ticari faaliyette bulunmamaktadır ve hatta itiraz konusu markada dahi “GOOGLE” ibaresi baskın unsur olarak değerlendirilmemiştir. Bunlara rağmen tüketiciler, otomotiv sektöründe “GOOGLE” ibaresini gördüğü takdirde markanın tanınmışlığı ve yüksek ayırt ediciliği nedeni ile şüphesiz “GOOGLE” markasını akıllarına getirecektir. Bu durum da tanınmış markaların gücünü faaliyet alanından öteye taşıyabileceğini, bu nedenle de tanınmış markalara tanınan koruma seviyesinin daha yüksek olması gerektiğini göstermektedir. Bir markanın tanınmışlığı ne kadar artarsa, farklı mal ve hizmetlerde tüketicilerin zihninde tanınmış marka ile bağlantı kurma ihtimali artacaktır. Tanınmış bir marka ile bağlantı kurma ihtimali artan bir markanın da tanınmış markanın itibarından ve ayırt ediciliğinden yararlanma ihtimali de o derecede de yüksek olacaktır.
[2]The more immediately and strongly the earlier mark is brought to mind by the later mark, the greater the likelihood that the current or future use of the later mark is taking unfair advantage of, or is detrimental to, the distinctive character or the repute of the earlier mark”, prg. 60; 07.12.2010 tarih ve T-59/08 sayılı Nute Partecipazioni and La Perla v OHIM – Worldgem Brands (NIMEI LA PERLA MODERN CLASSIC) kararı (parag. 53).
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5-14 fıkralarında düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (“HAGB”) kurumu Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 1 Haziran 2023 tarih, 2022/120 E. 2023/107 K. Sayılı iptal kararı ile (“AYM Kararı”) ile yürürlükten kaldırılmıştır. AYM Kararı, 1 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış olup, yürürlük tarihi 1 Haziran 2024 olacaktır.
AYM Kararının özellikle fikri mülkiyet haklarına (“FMH”) karşı işlenen suçlara ilişkin yargılamaları nasıl etkileyeceği şu an için belirsizliğini korumakla birlikte, TBMM’nin bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapmaması halinde FMH suçlarına ilişkin yargılamaların bu karardan olumsuz etkilenmesi ihtimali düşüktür.
HAGB Düzenlemesi ve Hukukumuzdaki Uygulaması
HAGB kurumu, Türk hukuk sistemine ilk defa 2005 yılında 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile girmiştir. 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 23. maddesiyle ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”) m. 231’e eklenen 5 ila 14. fıkralar ile çocuk olmayanlar yani yetişkinler hakkında da kabul edilmiştir.
CMK 231 m. 5-14 hükümleri ışığında bir sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
(1) Hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması,
(2) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
(3) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
(4) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin ilgili hükümleri iptal etmesi ile HAGB kurumu, yetişkinler yönünden uygulamadan kaldırılmıştır.
HAGB Hükümlerinin İptaline İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı
AYM Kararı ile CMK’nın HAGB kurumunu düzenleyen 231. maddesinin 5-14 numaralı fıkralarının iptaline karar verilmiş ve bu kararın 1 Haziran 2024 tarihi itibariyle yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
AYM kararı detaylı olarak incelendiğinde iptal gerekçeleri aşağıdaki şeklide özetlenebilir:
Sanığın HAGB uygulamasından yararlanabilmesi için İstinaf hakkından feragat etmesi, bu durumun hükmün denetlenmesini talep etme ve mahkemeye ulaşma hakkını sınırlandırması,
Sanığa HAGB uygulanıp uygulanmamasının ne zaman sorulacağının kanunen düzenlenmemesi ve bu sebepten dolayı ölçülülük ilkesinin sağlanamaması,
HAGB ile birlikte verilecek müsadere kararının infaz zamanının belirtilmemesi, bu nedenle mülkiyet hakkına yapılacak sınırlamanın ölçüsüz olması,
HAGB kararının ceza değil, ceza tehdidi olması sebebiyle caydırıcılık unsuru içermemesi, öte yandan mağdurun zararının giderilmesi konusunda yetersiz kalması,
İşkence ve eziyet suçlarında HAGB uygulanamayacağına dair bir kanuni düzenleme yapılmamış olması.
Anayasa Mahkemesi sayılan gerekçeler doğrultusunda HAGB kurumunu düzenleyen CMK’nın 5 ila 14. maddelerini iptal etmiş ve yasa maddesini HAGB uygulaması öncesindeki haline döndürmüştür.
Uygulamada Marka Hakkına Tecavüz ve Eserden Doğan Haklara Tecavüz olarak vücut bulan FMH Suçlarına ilişkin yapılan ceza yargılamaları bu iptal kararından nasıl etkilenecektir?
Suçların kanuni tanımlarında Marka Hakkına Tecavüz suçunun 1-3 yıl, Eser Sahibinin Mali ve Manevi Haklarına Tecavüz Suçunun ise 1-5 yıl aralığında hapis cezası öngörmesine rağmen, uygulamada Mahkemelerce genellikle 2 yıldan daha az bir hapis cezasına hükmedildiği, hükmedilen bu ceza ile ilgili de HAGB kurumunun uygulandığı görülmektedir.
Hakkında HAGB uygulanmasını kabul eden sanık, karara karşı istinaf hakkından feragat ettiği için, HAGB kararına karşı ancak Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itirazda bulunabilir. Bu itiraz da esasa girilmeksizin, yalnızca HAGB kurallarının hukuka uygun bir şekilde tatbik edilip edilmediğinin denetlenmesine dair olduğu için, itirazlar yaklaşık bir ay içerisinde karara bağlanarak hüküm gecikmeye yer verilmeksizin kesinleşmektedir.
Ceza Mahkemesi kararının süratle kesinleşmesinin hak sahibine sağladığı en büyük avantaj ise, “eşya müsaderesi” gibi tali hükümlerin de bu kararla birlikte kesinleşmesidir. Ceza Mahkemesinde müsadere konusu edilen eşyaların hemen hemen tamamına yakını, tecavüz mahsulü (mütecaviz) olarak tanımlanan taklit ve korsan ürünlerdir. Hukuken, el konulan eşyanın bulunduğu yerin mali teşkilatına teslim edilmesi gereken taklit ve korsan ürünler, yer sıkıntısı ve bölgelere göre değişen uygulamalar nedeniyle özel yedieminlerde de muhafaza edilmekte, bu süreçte tahakkuk eden depo ücretleri de hak sahipleri tarafından karşılanmaktadır.
Eşya Müsaderesini düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 54/4 maddesi “Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir” hükmünü amir olduğundan, tescilli bir markaya veya eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz yaratarak üretilmiş her türlü ürün bu hüküm doğrultusunda müsadere edilmektedir.
Nihai kararın süratle kesinleştiği HAGB uygulamasında, mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmesi ile birlikte “müsadere” kararı da kesinleşir ve mütecaviz eşyanın mülkiyeti devlete geçerek ürünlerin tasfiyesi süreci başlatılır. Fikri ve Sınai Haklara tecavüz edilerek imal edilen bu eşyanın imha süreci de, kararın kesinleşmesi ile daha hızlı bir şekilde başlamaktadır.
Neyse ki, mütecaviz eşyanın imha edilebilmesi sadece “müsadere” kararı verilmesine bağlı değildir. 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 163/2 maddesinin “suça konu eşyanın, … muhafazasının ciddi külfet oluşturması hâlinde bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine hâkim, kovuşturma aşamasında hükümden önce mahkeme tarafından imhasına karar verilir. ….” hükmü doğrultusunda mütecaviz ürünlerin nihai karar öncesi verilecek bir ara karar ile imhası da mümkün kılınmıştır.
Günümüzde “hızlı imha prosedürünün” mahkemeler nezdinde bir uygulama birliği henüz oluşmamış ise de, AYM Kararı doğrultusunda müsadere kararlarının kesinleşme sürelerinin uzayacağı beklendiğinden; bu prosedürün uygulamasının yaygınlaştırılması ile taklit ve korsan ürünlerin yargılama boyunca tutulması nedeniyle hem devlet hem de hak sahibi için oluşan külfetli durumun ortadan kaldırılabileceği değerlendirilmektedir.
HAGB kurumunun sanıklar yönünden sağladığı en büyük avantaj ise, mahkûm olunan hükmün açıklanmasının ertelenmesi ile sanığın hükümlü statüsüne girmemesidir. Hakkında HAGB uygulanmış bir sanığın, yargılandığı ve aslında mahkûm olduğu dava adli sicil kayıtlarında görülmez. Dahası, mahkemece tayin edilen denetim süresince herhangi bir kasıtlı suç işlememiş olan sanık hakkında verilen Mahkûmiyet hükmünün denetim süresi bitiminde düşmesine karar verilir.
Sanık hakkında HAGB uygulanmadan önce kanuni şartlardan biri olan mağdurun zararının karşılanması gerekmekte ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, HAGB için maddi zararın “…Kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zarar olması gerekir…” şeklindeki içtihadı doğrultusunda Ceza Mahkemeleri uygulamada zarar için detaylı bir inceleme yapmamakta ve mağdurun da rızası ile (ki bazı mahkemelerce mağdur tarafın rızasının alınmadığı da gözlemlenmektedir) sanık hakkında HAGB kurumunu uygulamaktadırlar.
Hal böyle olunca, fikri ve sınai hakkı ihlal edilen mağdurun zararı tam olarak giderilmeksizin sanık hakkında HAGB uygulanması, sanığın cezasız kalması eleştirilerini getirmekle birlikte Anayasa Mahkemesi tarafından iptal gerekçesi olarak belirtilen sebeplerden biri olarak sayılmıştır.
Bu aşamada TBMM tarafından AYM Kararı gözetilerek yeni bir düzenleme yapılmadığı takdirde, 1 Haziran 2024 tarihi itibariyle “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” kurumu CMK’dan ve FMH Suçlarına ilişkin yargılama usulünden tamamen çıkarılmış olacaktır.
Değerlendirme ve Sonuç
Nihayetinde böyle bir durumda, FMH sahipleri açısından müsadere hükümlerinin daha geç tatbik edilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, hızlı imha prosedürünün uygulanması ile bu süreç eskisinden de daha kısa hale getirilebilir ve FMH sahibi açısından olumsuz bir durum söz konusu olmayabilir.
Diğer yandan, sanıklar hakkında hükmedilen hapis ve adli para cezalarının infaz edilmesi ve mahkûmiyet hükümlerinin sanıkların adli sicil kayıtlarında görülmesi gibi hukuki sonuçların FMH suçlarında caydırıcılığı arttıracağı ve hukuki korumanın daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayacağı kanaatindeyiz.
A. Raporun Kapsamı ve Avrupa Komisyonu’nun Önemli Tespitleri
Avrupa Komisyonu, 17 Mayıs 2023 tarihinde “Üçüncü Ülkelerde Fikri Mülkiyet Haklarının Korunması ve İcrası” başlıklı raporunu (“Rapor“) yayımlanmıştır[1]. İlki 2006 yılında yayımlanan ve Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Birliği (“AB“) üyesi olmayan ülkelerde fikri mülkiyet haklarının korunması ve icrasını güçlendirme çalışmalarının bir parçası olan rapor iki yılda bir yayımlanmaktadır.
Raporun temel amacı, hem çevrimiçi, hem de fiziki ortamda fikri mülkiyet haklarının korunmasına ve icrasına ilişkin eksikliklerin AB’ye ekonomik anlamda negatif etki ettiği değerlendirilen üçüncü ülkelerin öncelikli bir listesini oluşturarak Avrupa Komisyonu’nun bu eksikliklerin giderilmesine yönelik çaba ve kaynaklarının odak noktalarını belirlemektir. Rapor ayrıca, hem üçüncü ülkelerdeki paydaşları, hem de hak sahiplerini, özellikle de bu ülkelerde ticari faaliyet yürüten küçük ve orta ölçekli işletmeleri fikri mülkiyet haklarına ilişkin potansiyel riskler hakkında bilgilendirmek ve yeterli koruma elde edebilmeleri için stratejiler geliştirmelerine olanak sağlamayı amaçlamaktadır.
Fikri mülkiyet haklarının etkin bir şekilde korunması, ekonomik büyüme ve rekabetçilik için kritik bir öneme sahiptir. Nitekim Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO“) ve Avrupa Patent Ofisi (“EPO“) tarafından Ekim 2022’de yayımlanan rapora göre imalat, teknoloji ve ticari hizmetler gibi fikri hak yoğun endüstriler[2], AB’de 6.4 Trilyon Euro değerindeki gayrisafi yurtiçi hasılanın (“GDP“) %47’sini ve tüm işlerin %39.4’ünü (toplam 81 milyon) yaratmaktadır. Benzer şekilde, 2019 yılında AB ithalatının %80.5’i ve AB ihracatının %80.1’i fikri hak yoğun endüstriler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Raporda, zorunlu teknoloji transferi, usul eksiklikleri, etkili icra politikalarının yoksunluğu, sicil kayıtlarındaki gecikmeler, belirli hakların tescil edilemiyor oluşu, mevcut yaptırımların caydırıcılıktan uzak olması, uzmanlık eksikliği, yolsuzluk, farkındalık ve şeffaflık eksiklikleri gibi hususların AB şirketleri için üçüncü ülkelerde fikri mülkiyet haklarının korunması ve icrasında karşılaşılan en büyük sorunlar olduğu belirtilmiştir.
Raporda dikkat çekilen en önemli konulardan birisi taklit ve korsan ürün ticaretidir. Fikri mülkiyet haklarını ihlal eden taklit ve korsan ürünler, 2019 yılında dünya ticaretinin %2.5’ini ve yaklaşık 19 milyar Euro ile AB ihracatının %5.8’ini oluşturmuştur. Organize suç örgütlerinin de ilgili alanına giren taklit ve korsan ürün ticareti, son yıllarda özellikle çevrimiçi ortama kaymıştır. Taklit ve korsan özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri ciro kaybı, itibar zedelenmesi, rekabet gücünün kaybı ve hatta iflasa neden olacak kadar ciddi şekilde etkilemektedir. Bu işletmelerin %40’ı ürünlerinin taklitlerine yönelik piyasa izlemesi de yapmamakta veya yapamamaktadır.
B. Raporun Türkiye’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeleri
Raporda ülkeler önceliklerine göre üçe ayrılmıştır. Çin, birinci öncelikli ülkeyken, Türkiye ve Hindistan ikinci öncelikli ülkelerdir. Arjantin, Brezilya, Ekvator, Endonezya, Malezya, Nijerya, Suudi Arabistan ve Tayland üçüncü öncelikli ülkeleri oluşturmaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından, Türkiye ve Hindistan’da fikri mülkiyet haklarının korunması ve icrasına ilişkin AB menşeli hak sahiplerine ciddi zarar veren sistematik sorunlar bulunduğu ve fakat 2021 tarihli bir önceki rapora kıyasla bu sorunların aşılmasına yönelik sınırlı bir ilerleme kaydedildiği ifade edilmektedir.
Türkiye’ye ilişkin 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK“) tanınmış markaların korunması ve kötü niyetli tescillerin hükümsüz kılınması gibi konularda olumlu yenilikler getirdiği, ayrıca coğrafi işaretlerin korunma kapsamının genişletildiği ifade edilmiş; hak sahiplerinin özellikle tanınmış markalarının korunmasının daha hızlı ve etkili hale geldiğini ifade ettikleri belirtilmiştir. Türk Patent ve Marka Kurumu’nun (“TÜRKPATENT“) çağrı merkezi de dahil çevrimiçi başvuru ve işlem servisini geliştirdiği, bununla birlikte fikri mülkiyet haklarının iyileştirilmesi yönünde Türkiye’nin geçmişte etkili adımlar atmasına karşın raporlama döneminde[3] önemli bir ilerleme kaydedilmediği not edilmiştir.
Raporlama döneminde hem gümrük idarelerine hak sahipleri tarafından iletilen başvuru sayısında, hem de gümrük idarelerinin el koyma sayılarında artış görülmüş, ayrıca bu dönemde gerek gümrük memurlarına, gerekse fikri ve sınai haklar hukuk ve ceza mahkemeleri hakimlerine (taklit ve korsan ürünlerin) yakalanma sayılarının arttırılmasına yönelik eğitimler verilmiştir. Bununla birlikte – mevzuatta ciddi yaptırımların varlığına karşın – fikri ve sınai haklar ceza mahkemelerince caydırıcı düzeyde para cezalarına nadiren hükmedilmektedir.
Telif hukuku alanında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (“FSEK“) meslek birlikleri ve bandrole ilişkin hükümlerde değişiklikler yapıldığı, bu değişikliklerin meslek birliklerinin kuruluş, üyelik ve çalışma esaslarına ilişkin yenilikler getirdiği belirtilmiştir.
Raporda, Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının korunması ve icrasına ilişkin olarak;
SMK ile belirlenen uluslararası tükenme rejiminin, Türkiye’nin AB ile gümrük birliği içinde olması nedeniyle, AB’den farklı bir tükenme rejimine sahip olmasının, hak sahiplerinin piyasaya sürülen malların kullanımını kontrol etmesini zorlaştırdığı,
Hak sahiplerinin marka tescil süreçlerinin öngörülemez ve belirsiz olduğu, ayrıca markalara ilişkin itiraz, iptal ve hükümsüzlük süreçlerinin orantısız bir şekilde pahalı ve uzun olduğunu bildirdikleri,
Kötü niyetli başvurulara ilişkin kesin bir tanım olmamasının, bu başvuruların itiraz ve hükümsüzlüğüne yönelik alınan aksiyonları etkisiz kıldığı,
Telif hakları ile bağlantılı haklara ilişkin olarak, Türkiye’nin WIPO Telif Hakkı Anlaşması ve WIPO İcralar ve Fonogram Sözleşmesi’nin gerektirdiği şekilde, hem eser sahipleri, icracı sanatçılar ve fonogram yapımcıları için teknik koruma önlemlerinin etrafından dolaşılmasına karşı, hem de hak yönetimi için yeterli koruma sağlamadığı,
Telif haklarına ilişkin uluslararası anlaşmaların uygulanabilmesi için gereken reform ve modernizasyonların on yılı aşkın süredir beklediği,
Eser sahiplerinin, dağıtım hakkına ilişkin hükümde yapılacak olası bir değişikliğin, edebi eserlerin nüshalarının eser sahibinin izni gerekmeksizin ithal edilebilmesiyle sonuçlanmasından ciddi bir endişe duydukları,
Beşeri tıbbi ürünler ile zirai kimyasal ürünler için ruhsat almak üzere yaratılan açıklanmamış testler ve diğer verilere ilişkin etkili bir koruma sisteminin olmadığı, mevcut veri koruma rejiminin kapsamının sınırlı olduğu,
Türk hukukunda veri koruma süresinin patent koruma süresi ile ilişkilendirildiği, bu nedenle bir ürünün patent hakkı kapsamı dışında değerlendirilmesi durumunda otomatik olarak veri korunmasının da kaybedildiği,
Korsan yayıncılığın yerli ve yabancı hak sahiplerini etkileyen önemli bir sorun olmaya devam ettiği, çevrimiçi telif hakkı ihlallerine karşı yaptırımların etkisiz olduğu, ayrıca İngilizce kitapların korsan tercümeleri gibi fiziksel kitap korsanlığının da ciddi bir ekonomik kayba neden olduğu,
Türkiye’nin, Çin’den AB’ye taklit/sahte ürünlerin geçişi için bir aktarma merkezi olarak kullanıldığı, özellikle pandemi döneminde hem iç hem de ihracat pazarları için taklit/sahte ürünlerin üretim ve satışında büyüme yaşandığı, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (“OECD“) ve EUIPO tarafından Haziran 2021 tarihinde yayımlanan Küresel Taklit Ticaret Raporuna göre Türkiye’nin 2017 ila 2019 yılları arasında taklit, sahte ve korsan ürünlerin gümrüklerde ele geçirilmesi sayısına göre üçüncü sırada yer aldığı, benzer şekilde OECD ve EUIPO tarafından Mart 2022’de yayımlanan Tehlikeli Taklit Ürünler Raporunda Türkiye’nin tehlikeli taklit/sahte ürünlerin ana kaynak ekonomilerinden birisi olarak tespit edildiği,
Türkiye’nin etiket ve ambalaj malzemeleri için de önemli bir aktarma merkezi olduğu, ürünlerden ayrı olarak AB’ye ihraç edilen bu etiket ve ambalaj malzemelerinin AB içindeki fikri mülkiyet hak ihlallerinin tamamlanması amacıyla kullanıldığı, SMK’nın 30. maddesinde[4] ithalat ve ihracata atıfta bulunulmakla birlikte gümrük idarelerinin transit geçiş yapan ürünlere el koyma yetkisinin açıkça düzenlenmemesinin hak sahipleri yönünden belirsizliğe yol açtığı, Yargıtay Ceza Kurulu’nun taklit ürünlerin transit ticaretinin suç teşkil ettiğine ilişkin kararının[5] olumlu bir gelişme olduğu,
Türkiye’nin AB’ye yönelik taklit giyim, parfüm, kozmetik ürünleri, gıda maddeleri ve diğer içecek ürünlerine ilişkin ana kaynak ülkesi olduğu, Türk makamlarının halk sağlığı ve tüketici güvenliği kapsamında ve organize suçla mücadele çerçevesinde belirli durumlarda taklit ve korsan ürünlere re’sen el koyma yetkisine sahip olduğu, bununla birlikte bu yetkinin nadiren re’sen kullanıldığı,
Hak sahiplerinin iddialarını destekleyecek makul düzeyde kanıt sunsalar dahi savcılık makamları ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemeleri tarafından nadiren arama ve el koyma kararları verildiği, bazı durumlarda hak sahiplerinden makul olmayan ek kanıtlar talep edildiği,
İhtiyati tedbir kararı almanın güç olduğu ve adli makamlarca uygulanan yaptırımların caydırıcılık seviyelerinin düşük olduğu,
Gümrük makamlarınca, marka sahiplerine alıkonulan ürünlerin sahte olduğunu ispatlamaları için üç günlük bir süre tanındığı, AB hukuku kapsamında bu sürenin on gün olduğu,
Yeni bitki çeşitlerinin ihlallerine yönelik – artan çabalara rağmen – etkin önlem alınması noktasında gümrük makamlarının yeterli kaynak ve eğitime sahip olmadığı,
Polis güçlerinin ve adli makamların fikri mülkiyet haklarının ihlaline yönelik etkin önlem almak için yeterli kaynağa sahip olmadığı, özelleşmiş fikri ve sınai haklar hukuk ve ceza mahkemelerinin sayısının azalmasının mahkeme kararlarının kalitesi ve tutarlılığı üzerinde olumsuz bir etki yarattığı,
tespit edilmiş ve bu hususların öncelikli iyileştirilmesi gereken alanlar olduğu vurgulanmıştır.
Tespitlere yönelik iyileştirme çalışmaları kapsamında AB ve Türkiye arasında yıllık fikri mülkiyet hakları çalışma grubu toplantıları düzenlenmekte, fikri mülkiyet mevzuatı ve uygulanması hakkında fikir alışverişinde bulunularak öneriler belirlenmekte, fikri mülkiyet hakları ayrıca AB nezdinde Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nde ve İç Pazar Alt Komitesi’nde de ele alınmaktadır.
C. Sonuç ve Değerlendirmeler
Raporda yer alan tespitlerin taklit ve korsanla mücadeleye yönelik uygulamadaki eksikler ile gümrüklerde fikri mülkiyet haklarının korunmasına yoğunlaştığı görülmektedir. Bu durumun Türkiye’nin taklit ve korsan ürünlere ilişkin hem bir üretim, hem de aktarma merkezi olmasından kaynaklandığı ve özellikle AB ekonomisine zarar verdiği tespit ve kanaatinden kaynaklandığı değerlendirilebilir. Raporda etiket ve ambalaj malzemelerine ayrıca dikkat çekilmiş, bunların AB içerisinde fikri mülkiyet hak ihlallerinin tamamlanması amacıyla kullanıldığı ifade edilmiştir.
SMK’nın yürürlüğe girmesiyle marka, tasarım ve patent haklarına ilişkin kanun hükmünde kararnameler yürürlükten kaldırılmış, ulusal mevzuatın AB mevzuatıyla uyumu noktasında önemli bir adım atılmıştır. Bununla birlikte uygulamada uzun yargılama süreçleri bir sorun olarak karşımıza çıkmaya devam etmektedir. İhtiyati tedbir kararları ile ceza yargılamalarında ve arama ve el koyma kararlarının alınmasında hak sahiplerinin karşılaştıkları zorluklar da iyileştirilmesi gereken önemli alanlar olarak görünmektedir.
Raporda büyük bir yer ayrılan bir diğer husus telif hukukuna ilişkindir. Hem FSEK’in ilgili uluslararası anlaşmalar ve AB mevzuatı ile uyumlaştırılması için gereken modernizasyon çalışmalarının henüz tamamlanmamış olması, hem de uygulamada çevrimiçi ve fiziki ortamda korsanla mücadelede karşılaşılan güçlükler Türkiye’nin üzerinde eğilmesi gereken öncelikli konulardan birisidir.
Fikri hak yoğun endüstrilerin yarattığı GDP ve iş gücü, fikri mülkiyet haklarının korunması ve icrasının ekonomik ilerleme için önemini göstermektedir. Fikri mülkiyet haklarının korunması ve etkin icrası yalnızca AB menşeli şirketler için değil, Türk şirketleri için de kritik öneme sahiptir. İlerleyen dönemde gerek telif hukuku alanında, gerekse de diğer fikri mülkiyet haklarına ilişkin mevzuat ve uygulamadaki eksikliklerin giderileceği çalışmaların yoğunlaşacağı ve Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının korunmasını ve icrasında AB standardına ulaşılacağı değerlendirilmektedir.
[2] Fikri hak yoğun endüstriler, diğer endüstriler ile karşılaştırıldığında, çalışan başına ortalamanın üzerinde fikri mülkiyet hakkı kullanılan endüstriler olarak tanımlanmaktadır.
[4] SMK m. 30/1: Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
[5] 2017/67 E., 2020/253 K., 2 Haziran 2020 tarih.
IPR Gezgini Ankara Buluşmaları artık gelenekselleşti ve Fikri Haklar camiamızca beklenen bir etkinlik haline geldi diyebilir miyiz?
Yanıt bizce kesinlikle evet ve IPR Gezgini ekibi için de buluşma günü yılın en keyifli günlerinden birisi!
Beklenen gün gelmek üzere, programı uygun olan herkesi 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez buluşmaya daha çok ihtiyacımız var; çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyeceğinden şüphe duymadığımız seçim yaklaşıyor, çoğumuz gerginiz, ülkemiz gereğinden fazla stresli, dolayısıyla birbirimizi görmek hepimize iyi gelecek ve birkaç saatliğine de olsa kendi küçük IP dünyamıza ve arkadaşlarımıza konsantre olabileceğiz.
Son IPR Gezgini buluşmasını Mayıs 2022’de Ankara’da yapmıştık. Oldukça kalabalık, aynı zamanda çok neşeli bir geceydi ve iyi zaman geçirmiştik.
Havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2023 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 5 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Katılım taleplerini 3 Mayıs Çarşamba günü bitene dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılacağını söyleyip, ismini bildirip sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
IPR Gezgini Ankara Buluşmaları artık gelenekselleşti ve Fikri Haklar camiamızca beklenen bir etkinlik haline geldi diyebilir miyiz?
Yanıt bizce kesinlikle evet ve IPR Gezgini ekibi için de buluşma günü yılın en keyifli günlerinden birisi!
Beklenen gün gelmek üzere, programı uygun olan herkesi 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez buluşmaya daha çok ihtiyacımız var; çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyeceğinden şüphe duymadığımız seçim yaklaşıyor, çoğumuz gerginiz, ülkemiz gereğinden fazla stresli, dolayısıyla birbirimizi görmek hepimize iyi gelecek ve birkaç saatliğine de olsa kendi küçük IP dünyamıza ve arkadaşlarımıza konsantre olabileceğiz.
Son IPR Gezgini buluşmasını Mayıs 2022’de Ankara’da yapmıştık. Oldukça kalabalık, aynı zamanda çok neşeli bir geceydi ve iyi zaman geçirmiştik.
Havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2023 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 5 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Katılım taleplerini 3 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılacağını söyleyip, ismini bildirip sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Yazımızın dün yayımlanan ilk bölümü, fikri mülkiyetteki kadın temsiliyetinin yetersizliğini ortaya koyuyor olsa da; aşağıda sadece bazılarına yer verdiğimiz kadınların, üstelik de ayrımcı tutumlarla mücadele ederken kazandıkları başarılar ilham kaynağı, daha nicelerinin tarihe not düşülmesi de ağaca astığımız dileğimiz olsun!
June Almeida[1]: Glasgow İskoçya’da yaşayan June Hart, maddi imkansızlıklar nedeniyle 16 yaşında okulunu bırakıp laboratuvar teknisyeni olarak çalışmaya başlar. Evlenip Almeida soyadını alır, Kanada’ya göç eder ve 1963 yılında Toronto’daki Ontario Kanser Enstitüsünde elektron mikroskoplarıyla çalışılan bir iş bulur. Yeni teknikler geliştirir, virüslerin daha önce görülmemiş yapılarını açıklayan makaleler yayımlar ve 1 yıl sonra yeni bir virüs keşfeder. Almeida’nın bu virüs hakkındaki çalışmaları, ilerleyen yıllarda farklı ortamlarda başka bilim insanlarıyla da devam eder. Virüsün etrafında haleler vardır. Bu sebeple ona, Latince taç anlamına gelen “Corona” adını verirler ve böylelikle, koronavirüsü keşfeden ilk kişi Almeida olur. Almeida’nın 34 yaşında elde ettiği bu başarı dikkat çekicidir, çünkü örgün eğitimini tamamlamamıştır.
Katherine Johnson[2]: NASA’da çalışan ilk Afrika kökenli Amerikalı bilim kadınlarından olup uzay araçlarının uçuş yollarını hesaplayıp analizini yapan matematikçidir. Amerikalıların ilk kez Dünya’nın yörüngesine girmesine ve aya ayak basmasına izin veren hesaplamaları yapmasıyla tanınır.
Marie Curie: Varşova’da doğan Manya Skłodowska, Pierre Curie ile evlendikten sonra Marie Skłodowska-Curie adını alır. Radyum ve polonyum elementlerinin kâşifi olması ve radyoaktivite alanındaki sıra dışı çalışmaları nedeniyle 1903 yılında fizik, 1911 yılında da kimya olmak üzere iki Nobel Ödülüne layık görülür. Böylelikle Marie Curie ismi, Nobel Ödülünü kazanan ilk kadın olmasının yanı sıra iki bilim dalında Nobel Ödülü kazanmış tek kişi olarak tarihe geçer.
“Kanser ve benzeri hastalıklardan muzdarip kadınların radyolojik tedavisi” için tıp alanında çalışan kadınlar tarafından kurulan bir hastane, 1929 yılında Londra’da açılır. Marie Curie projeyle yakından ilgilenir ve hastaneye adının verilmesine izin verir. The Marie Curie Hospital[3], daha modern ekipmanlarla donatılacak yeni bir binaya taşınmak üzere 1967’de kapatılır ve süreç içinde birçok değişime uğrar.
Valentina Tereşkova: Mühendis olan Tereşkova, uzaya giden ilk kadın kozmonottur. Uzay görevine tek başına çıkıp sadece üç günde Dünya’nın yörüngesinde 48 kez döner.
Elizabeth Garrett Anderson: Kadınların doktorluk yapmasına izin verilmeyen bir dönemde, İngiltere’deki ilk kadın doktor olur. Kadınlar için bir tıp okulu açar, liderlik pozisyonlarına öncelikle kadınları atar ve böylelikle Büyük Britanya’da tıpta kadınların öncüsü olur. Tıp fakültesindeki ilk kadın dekanlık görevinden sonra da İngiltere’deki ilk kadın belediye başkanı olur.
Chien-Shiung Wu: Amerika Birleşik Devletleri Princeton Üniversitesi fizik bölümünde işe alınan ilk kadın öğretim üyesidir. Columbia Üniversitesinde nükleer silahların yaratılmasıyla sonuçlanan Matthan Projesine katılır ve özdeş parçacıkların her zaman aynı şekilde davranmadığını kanıtlayan Wu deneyini yürütmesiyle tanınır. 1978’de ilk Wolf Fizik Ödülünü alınca “Fiziğin First Lady’si” lakabı takılır.
Ada Lovelace: 1880’lerde, bir bilgi işlem makinesi fikrinin geliştirilmesine yardımcı olarak bilgisayarın icadından çok önce bilgisayar için bir algoritma icat eder. Bu icat onun, dünyanın ilk bilgisayar programcısı olarak kabul edilmesini sağlar. Katkılarını onurlandırmak isteyen ABD Savunma Bakanlığı, 1990’larda yeni bir bilgisayar diline “Ada” adını verir.
Sally Ride: 1983’te uzaya çıkan ilk Amerikalı kadın astronottur. NASA’nın ikinci ve üçüncü Uzay Mekiği görevlerinde, uyduları uzaya yerleştirmek için robotik kolu çalıştırır. NASA’dan ayrıldıktan sonra, Dünya’nın fotoğraflarını çekme ve onları inceleme fırsatı veren NASA’nın EarthKam Projesini kurar. 2003 yılında Astronot Onur Listesine adı yazılır. Bilim ve matematikte kadınlar ve kız çocukları için kariyer ve eğitim fırsatları yaratmada etkili olur.
Mae Jemison: 1992’de uzaya giden Afrika kökenli ilk kadın NASA astronotudur. Aynı zamanda doktor ve mühendistir. “Star Trek: The Next Generation”nın bir bölümünde yer alır. Ulusal Kadın Onur Listesine ve Uluslararası Uzay Onur Listesine alınır. ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı aracılığıyla, gelecek 100 yıl içinde başka bir yıldıza insan yolculuğunu konu alan 100 Yıllık Yıldız Gemisi Projesini yönetir.
Ruth Rogan Benerito[4]: Biyoürünlerde öncü olan Amerikalı kimyager; kırışmayan, leke tutmayan ve ateşe dayanıklı pamuklu kumaş üretmeyi keşfederek İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’da pamuk endüstrisini kurtarmasıyla tanınır. Ayrıca, hastaların intravenöz beslenmesinde kullanılmak üzere tohumlardan yağ çıkarmak için geliştirdiği yöntem, günümüzde kullanılan yöntemin temeli olur.
Ellen Ochoa[5]: Optik sistemler hakkında üç patente sahip olan araştırmacı bir mühendistir. Daha sonra Discovery uzay mekiğindeki göreviyle uzaya giden ilk Hispanik kadın olur. Uzaya 4 kez giderek yörüngede yaklaşık 1.000 saat kayıt yapar. NASA’nın Johnson Uzay Merkezi müdürlüğüne seçilen ikinci kadındır.
Barbara McClintock[6]: Amerikalı genetikçi, 1983’te zıplayan geni, yani genlerin kromozom üzerindeki pozisyonunu değiştirme yeteneğini keşfederek Nobel Fizyoloji Ödülünü kazanır.
Dorothy Hodgkin[7]: İngiltere’nin Suffolk bölgesinde sadece erkeklerin kimya çalışmasına izin verilen bir devlet ortaokuluna, sistemle mücadele ederek kayıt yaptırır. 1932’de kimya alanında onur derecesi aldığı Oxford’a kabul edilir. 1950’lerden itibaren, insülin molekülünün ilk modelini inşa ederek insülinin yapısına odaklanır. 1964 yılında, “önemli biyokimyasal maddelerin yapılarının, X-ışını teknikleriyle belirlenmesi” konulu çalışmasıyla Nobel Kimya Ödülünü kazanır. Marie Curie ve kızı Irène Joliot-Curie’den sonra Nobel Kimya Ödülü kazanan üçüncü, bilim Nobel Ödülü kazanan beşinci kadın olur. 1965 yılında, Florence Nightingale’den sonra, devlet üstün hizmet madalyasıyla onurlandırılan ikinci kadın olarak tarihin sayfalarına yazılır. Hodgkin aynı zamanda, siyasi yaşamında “Demir Lady” olarak anılan Margaret Thatcher’ın, kimya öğrenimi gördüğü yıllardaki hocasıdır[8].
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change)[9] nezdinde yürütülen çalışmalarda hatrı sayılı katkılar sunan bilim kadınlarından bazılarını ve çalışma alanlarını aşağıda sıralıyoruz.
Kathryn Bowen: Sera gazı emisyonları
Aditi Mukherji: Su güvenliği
Rawshan Ara Begum: İklim finansmanı
Sherilee Harper: Yerel bilgi
Yukiko Hirabayashi: Su tehlikeleri
Rita Adrian: Biyoçeşitlilik
Gretta Pecl: Mercan ağartma
Marie-Fanny Racault: Okyanuslar
Michelle Mycoo: Küçük adalar
Shobha Maharaj: İklim verileri
Elham Ali: İklimsel riskler
Rupa Mukerji: İklim ve yoksulluk
Hedy Lamarr[10]: Viyana’da Hedwig Eva Maria Kiesler olarak doğar, 17 yaşında sinema hayatı başlar ve Hollywood’a adım attıktan sonra adını Hedy Lamarr olarak değiştirir. Birçok ünlü isimle birlikte çok sayıda filmde başrol oynar. Beyaz perdede sıklıkla “filmdeki en güzel kadın” olarak anılır. Ancak Lamarr’ın bu yazımıza konu olmasının asıl nedeni başarılı bir aktris olması değil, aynı zamanda yetenekli bir matematikçi, bilim kadını ve yenilikçi olması. II. Dünya Savaşı sırasında Lamarr, komşusu olan Amerikalı avangart besteci George Antheil[11] ile birlikte “gizli iletişim sistemi” icat eder ve bu patent, 1942 yılında Amerika Patent Ofisinde koruma elde eder. Kısaca frekans atlama olarak bilinen buluş, savaş sırasında düşmanın gizli askeri stratejileri, sinyalleri ve mesajları engellemesini engellemeyi amaçlar. Buluş aynı zamanda, günümüzün WiFi, GPS ve Bluetooth teknolojilerinin de temeli olarak kabul edilir. Yazımızın konusu bilim kadınları olmasına rağmen, Lamarr’ın bu önemli buluştaki ortağının da hakkını teslim etmeden geçmek olmaz. George Antheil 6 yaşında piyano çalmaya başlar, lise mezuniyeti yoktur ancak ünlü bestecilerle çalışır ve bu yüzden bolca seyahat eder. Antheil’in 300’den fazla eseri bulunuyor ve en meşhurunun Ballet mécanique olduğunu yazıyor kaynaklar. Lamarr ile geliştirdiği buluştaki katkısı ise, yenilikçi tarzda müzik üretmek için sahip olduğu müzik teknolojisi.
Amelia Mary Earhart[12]: Sayısız uçuş başarıları olsa da, 1928 yılında gerçekleştirdiği solo uçuşla, Atlas Okyanusunu geçen ilk kadın pilot olarak şöhret kazanır. 1937 yılında meslektaşlarıyla başladığı dünya turunda, uçağı Pasifik Okyanusu ortalarında kaybolur ve kendisinden bir daha haber alınamaz. Bir sene sonra da öldüğü ilan edilen Amerikalı kadın pilot, 1968’de Ulusal Havacılık Onur Listesine ve 1973’te Ulusal Kadınlar Onur Listesine alınır. Earhart, aynı zamanda başarılı bir yazardır. 1928’den 1930’a kadar Cosmopolitan dergisinde havacılık editörü olarak görev yapar. Çok sayıda dergi makaleleri, gazete köşe yazıları, denemeleri ve yayımlanmış iki tane de kitabı bulunur.
Frida Kahlo[13]: Yakalandığı çocuk felcinin izlerini taşıyan Kahlo, 18 yaşında geçirdiği elim bir trafik kazası nedeniyle hayali olan tıp eğitimini alamaz. Bu kaza onu bilim dünyasından uzak tutar ama tuvalinde yeşerttiği acı ve tutku, zamanın ötesinde bir sanatçı olarak anılmasını sağlar. Cesur ve canlı renkler kullanır, yansımalarında Meksika’nın yerli kültürünü ihmal etmez. Hastalık, kaza ve aşk acıları en çok otoportrelerinde okunur. 200 kadar eserin yanı sıra, özlü sözleriyle de tarihe iz bırakır.
Fikri mülkiyet dünyasında 26 Nisan günleri, doğum günü edasında yaşanır…
26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme ile doğan Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı WIPO tarafından yıllık olarak belirlenen temalarda etkinlikler yapmak üzere dünyanın fikri mülkiyet ofisleri, uluslararası kuruluşlar, ulusal kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları bir yıl boyunca çalışırlar ve perdeler, 2000 yılından itibaren her 26 Nisan’da coşkuyla açılır.
Bu yılın Dünya Fikri Mülkiyet Günü teması “Kadın ve İnovasyon: İnovasyonu ve Yaratıcılığı Hızlandırma” (Women and IP: Accelerating innovation and creativity). Fikri mülkiyetteki kadın etkisi söz konusu olunca, IPR Gezgini’nin erkek yazarları kalemlerini, kadın yazarlara bıraktı. Kalem arkadaşlarımıza bu centilmenliklerinden dolayı teşekkür ediyor ve fikri mülkiyet camiamızın doğum gününü kutluyorum!
İki bölümden oluşan yazımızın ilk bölümünü, kadınların fikri mülkiyet alanındaki temsilini gösteren sayısal verilere ve kadınlarla ilgili bazı çalışmalara ayırdık.
***
Yüksek kaliteli Avrupa Birliği (AB) istatistikleri sağlamakla görevli EUROSTAT[1] verilerine göre; 2021 yılında AB’deki bilim kadını sayısı, 2020’ye göre 369.800 artarak 6,9 milyona ulaştı. Bu sayı, toplam istihdamın %41’i.
Bilim kadınlarının erkeklere en yakın olduğu sektör, %46’lık temsille hizmet sektörü. Diğer sektörlerdeki temsili ise yetersiz olarak değerlendiriliyor.
Bilim kadını temsiliyetinde en düşük pay; %8 su yolu taşımacılığı, %12 ulaşım ekipmanları imalatı ve %13 motorlu taşıtlar imalatı sektörlerinde kaydedildi.
Bilgi yoğun hizmetlerde %46, yüksek teknoloji üretiminde ise %22.
AB üyesi ülkelerde bilim kadını sayısı en fazla olan ülke, %52 ile Litvanya. Takip eden sıralarda Bulgaristan, Letonya ve Portekiz’in her biri %51, Lüksemburg %35, Almanya ve İtalya’nın her biri %34, Macaristan %33 ve Finlandiya %31 ile yer alıyor.
***
Avrupa Patent Ofisi EPO’nun 2010-2019 yılları arasını baz alarak yürüttüğü “Kadınların Yaratıcı Faaliyetlere Katılımı” (Women’s participation in inventive activity: Evidence from EPO data)[2] isimli çalışması, Kasım 2022’de yayımlandı. Çalışmaya göre 2019’da EPO ülkelerinden Letonya, %30,6 ile en fazla kadın buluşçuya sahip ülke. Türkiye ise %17,7 ile 10. sırada. Kadın buluşçular en fazla kimya alanında çalışıyor, payı %22. Kimya alanı içinde biyoteknoloji ve farmasötiklerdeki toplam payı %30. Kadın buluşçu oranı bakımından 1990’lı yıllarda 16. sırada bulunan Türkiye’nin 2010’lu yıllarda 6. sıraya sıçramasının, EPO ülkeleri içinde dikkat çeken bir durum olduğu ifade ediliyor.
AB Komisyonu, tarihin sayfalarına adını yazdıran Marie Curie’nin anısına Marie Skłodowska-Curie Eylemleri[1] projesi yürütüyor. Başarılı genç araştırmacılar finanse edilerek, ilgi duydukları bir konuyu derinlemesine incelemelerine destek sağlanıyor. 2015 yılında başlayan “Science is Wonderful!” (Bilim Harikadır!) isimli araştırma projelerini, AB’deki okullarla birleştiriyor. Bu kapsamda en son, 13 Eylül 2023 tarihine kadar başvuru imkânı bulunan çağrı açıldı ve 260 milyon Euro’luk bütçe, doktora sonrası burslar için ayrıldı.
***
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, Ar-Ge alanında araştırma ve eğitim kurumlarının yetenek ve kapasitelerini sınırlayan önemli bir engel. Dünyanın birçok yerinde büyük çabalar gösterilmesine rağmen, araştırma ve eğitim kurumlarının özellikle fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (science, technology, engineering and mathematics – STEM) alanlarında belirgin cinsiyet eşitsizliği var. AB’nin, diğer birçok alanın yanı sıra tarım alanında başladığı AGRIGEP[2] (Agricultural Gender Equality Project – Tarımsal Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planları) projesinin bütçesi 998.237,5 Euro. 1 Ocak 2023 – 31 Aralık 2025 arasında yürütülecek olan AGRIGEP, Macaristan Tarım ve Yaşam Bilimleri Üniversitesi (Magyar Agrar- Es Elettudomanyi Egyetem) tarafından koordine ediyor.
***
Kadınlar, küresel tarımsal iş gücünün %43’ünü oluşturuyor ve sürdürülebilir gıda güvenliğinde (food security[3]) kritik noktada yer alıyor. Örneğin yabani otları ayıklama, ağaç dikme, hasat, tohum ekimi, sığ sularda balıkçılık, hayvan yetiştirme ve özellikle süt ürünlerinin üretimi ile pazarlamasında kilit rol oynuyor.
Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda gıdanın %60-80’ini kadınlar üretiyor ve dünyadaki gıda üretiminin yarısını da kadınlar üstlenmiş durumda.
Ancak tüm bunlara rağmen arazi ve hayvan sahipliği, eşit ücret alma, karar alma organlarına katılım, finansal hizmetlere erişim vb hususlarda önemli ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Bu zorluklar, ne yazık ki kadınları toplumun gelişimine zarar verecek şekilde ikincil bir role zorlayan bir dizi sosyal, ekonomik ve kültürel faktörün ürünü.
Özellikle Meksika’daki 1975 Dünya Kadın Konferansından itibaren geliştirilen uluslararası çabalar, kadınların kırsal ve diğer kalkınma alanlarına kilit katılımına katkıda bulunmuştur.
FAO, 1990 tarihli Tarımsal Kalkınmada Kadınlar, Gelişmekte Olan Ülkelerde Kırsal Gıda Güvenliğinde Toplumsal Cinsiyet Sorunları (FAO Women in Agricultural Development, Gender Issues in Rural Food Security in Developing Countries, Rome. 1990) isimli çalışmasında; çoğu kırsal alanda, kadınların en çok zaman alan iki faaliyetinin su ve yakacak odun taşımak olduğunu ve bazı durumlarda kadınların, bu faaliyetlerin yükünün bir kısmını genellikle kız çocuklarına devrettiği belirtiyor. Bu işlere ayrılan zaman, kadınları daha çok gelir getiren ve katma değer yaratan işlerden, çocukları ise okula gitmekten alıkoyuyor.
Bu sebeplerle FAO[4], politikaların toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmesini sağlaması amacıyla hükümetler düzeyinde; kadınları daha bağımsız olmaları ve yerel ekonomiye katılabilmeleri için girişimcilik ve iş planlama becerilerini güçlendirmek amacıyla da bireysel düzeyde çalışıyor.
FAO[5], toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak amacıyla yürüttüğü çalışmalarda kadınlara ve kız çocuklarına odaklanmanın, erkekleri ve erkek çocuklarını geride bırakmak anlamına gelmediğini de önemle vurguluyor.
Kırsal kesimde toprak, genellikle tarımsal üretimi desteklemek ve gıda güvenliği ile beslenmeyi sağlamak için en önemli hane halkı varlığı. Tarım arazileri üzerinde mülkiyet, yönetim, devir ve çeşitli ekonomik haklar mevcut. Tarımda güvenli arazi kullanım hakkı, daha fazla yatırım ve üretkenlik gerektiriyor, üstelik getirisi de yüksek. Ancak dünyanın birçok yerinde, kadınların bu haklara erişimi de oldukça yetersiz.
Bazı ülkelerde resmî belgeler, bazı ülkelerde ise beyana dayalı olarak elde edilen verilerin[6] gösterdiği eşitsizlikleri aşağıda sıralıyoruz.
– Kadınların arazi sahipliğini gösteren yasal belgeler erkeklere göre daha az.
– Küresel olarak, tüm arazi sahiplerinin %15’inden azı kadınlar.
– Kadın arazi sahiplerinin dağılımı Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da %5, Latin Amerika ve Karayipler’de %18, Honduras, Nijerya, Tacikistan ve Peru’da %20’den az, Ekvador ve Malavi’de de %50’nin biraz üzerinde.
FAO, kadınların toprak haklarını elde etmelerini etkileyen başlıca siyasi, yasal ve kültürel faktörleri belirlemek ve konu hakkındaki çalışmalara ışık tutmak için Cinsiyet ve Toprak Hakları Veri Tabanı (Gender and Land Rights Database[7]) GLRD’yi 2010 yılında kullanıma açtı. GLRD’de, düzenli olarak güncellenen ve aralarında Brezilya, Çin, Fransa, İtalya, Japonya, İspanya ve Birleşik Krallık bulunan toplam 84 ülkeye ait bilgiler yer alıyor.
***
Alman Patent ve Marka Ofisi Başkan Yardımcısı Christine Moosbauer, 2019 yılı Kadınlar Günü konuşmasında[8]; “19. yüzyıla kadar kadına ait olan her şeyin erkeğin malı olmasının, buluşlar için de geçerli olduğunu; bu yüzden geçmişte birçok kadının buluşlarını ve deneylerini gizlice gerçekleştirmeye zorlandığını; kadınların buluşlarının erkek takma adlarıyla ya da kocalarının adlarıyla yayımlanıp patent başvurusunda bulunduklarının bilindiğini” ifade eder. Ayrıca kısaca, “kütle numarası çok büyük olan bir atom çekirdeğinin parçalanarak kütle numarası küçük iki çekirdeğe dönüşmesi” olarak açıklanan “füzyon” olayını Lise Meitner ve Otto Hahn birlikte keşfetmesine rağmen Nobel Kimya Ödülünün sadece Otto Hahn’a verilmesi ve Hahn’ın da bu yanlışı düzeltmek için çaba sarfetmemesi, bilim kadınlarına karşı yapılan haksızlıklara somut bir örnek olarak verilir. Moosbauer’in konuşmasında; Josephine Cochrane’in bulaşık makinesinin, Marion Donovan’ın tek kullanımlık çocuk bezinin, Bette Graham’ın düzeltme sıvısının, Mary Anderson’un otomobil ön cam sileceğinin ve paraşüt paketinin, Katharina (“Käthe”) Paulus’un ilk katlanabilir paraşütün ve Marga Faulstich’in 300’den fazla optik cam türünün mucidi oldukları bilgisi de yer alır.
***
“Women in IP”[9] (Fikri Mülkiyet Alanında Çalışan Kadınlar) Derneği, 2011 yılında platform olarak kurulur ve 2014 yılında da kâr amacı gütmeyen bir dernek haline gelir. Derneğin çatısı altında patent vekilleri ve avukatları, hakimler, patent denetçileri, profesörler, patent mühendisleri, stajyerler ve Avrupa Patent Ofisinin itiraz ve temyiz kurullarının üyeleri gibi alan uzmanları var. Mesleki ve sosyal paylaşımlar için düzenli olarak Almanca ve İngilizce etkinlikler düzenliyor.
***
Mayıs 2018’de Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika tarafından WIPO Geliştirme ve Fikri Mülkiyet Komitesine (CDIP) yapılan teklif kabul edilerek Ocak 2019 – Aralık 2022 tarihleri arasında “Kadınların İnovasyon ve Girişimcilikteki Rolünün Artırılması, Gelişmekte Olan Ülkelerde Kadınların Fikri Mülkiyet Sistemini Kullanmasının Teşvik Edilmesi[10]” konulu proje yürütülür. 415 bin CHF bütçeli Projeden Meksika, Uganda, Umman ve Pakistan faydalanır.
Proje çalışmalarında bilimde cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çabalara rağmen, Afrika’da fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarındaki araştırmacıların üçte birinden azının kadın olduğu ve cinsiyet ayrımcılığı bulunduğu; bilim kadınlarının önündeki engellerden birinin de “güvenilirlik eksikliği algısı” olduğu ve ayrıca siyah ırktan olan bilim kadını ve girişimcilerin, kendilerini kanıtlamak için her zaman erkeklerin en az iki katı çalışmak zorunda kaldıklarına dair satırlar dikkatleri çekiyor.
***
L’Oréal ve UNESCO İş Birliği[11]kapsamında bilim kadınlarının desteklenmesi 1998’de başlar ve 2023 yılına kadar 122 destek verilir. Destekler fizik, matematik ve bilgisayar alanında olup her bir alan için 100 bin Euro bütçe ayrılır. 2023 yılı burs başvurularında son tarih, 30 Mayıs.
Bu iş birliği için yapılan açıklamalarda yine çarpıcı veriler mevcut. Bilim kadınları dünya çapında çığır açan araştırmalara öncülük etmesine rağmen dünya çapındaki araştırmacıların yalnızca %33,3’ünü temsil ediyor ve çalışmaları nadiren hak ettiği takdiri kazanıyor. Nobel Bilim Ödüllerinin şimdiye kadar %4’ten azı kadınlara verildi ve Avrupa’da üst düzey araştırma rollerinin yalnızca %11’i kadınlar tarafından yürütülüyor.
***
1971’de kurulan Bilim Kadınları Derneği AWIS[12] (Association for Women in Science), ticari büyüme, sosyal değişim ve yenilik elde etmek için fen, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarındaki kadınlara rehberlik yapıyor.
IPR Gezgini Ankara Buluşmaları artık gelenekselleşti ve Fikri Haklar camiamızca beklenen bir etkinlik haline geldi diyebilir miyiz?
Yanıt bizce kesinlikle evet ve IPR Gezgini ekibi için de buluşma günü yılın en keyifli günlerinden birisi!
Beklenen gün gelmek üzere, programı uygun olan herkesi 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez buluşmaya daha çok ihtiyacımız var; çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyeceğinden şüphe duymadığımız seçim yaklaşıyor, çoğumuz gerginiz, ülkemiz gereğinden fazla stresli, dolayısıyla birbirimizi görmek hepimize iyi gelecek ve birkaç saatliğine de olsa kendi küçük IP dünyamıza ve arkadaşlarımıza konsantre olabileceğiz.
Son IPR Gezgini buluşmasını Mayıs 2022’de Ankara’da yapmıştık. Oldukça kalabalık, aynı zamanda çok neşeli bir geceydi ve iyi zaman geçirmiştik.
Havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2023 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 5 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini 3 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılacağını söyleyip, ismini bildirip sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
IPR Gezgini Ankara Buluşmaları artık gelenekselleşti ve Fikri Haklar camiamızca beklenen bir etkinlik haline geldi diyebilir miyiz?
Yanıt bizce kesinlikle evet ve IPR Gezgini ekibi için de buluşma günü yılın en keyifli günlerinden birisi!
Beklenen gün gelmek üzere, programı uygun olan herkesi 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz.
Detaylar aşağıda!
Fikri Haklar camiamız 5 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen IP severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez buluşmaya daha çok ihtiyacımız var; çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyeceğinden şüphe duymadığımız seçim yaklaşıyor, çoğumuz gerginiz, ülkemiz gereğinden fazla stresli, dolayısıyla birbirimizi görmek hepimize iyi gelecek ve birkaç saatliğine de olsa kendi küçük IP dünyamıza ve arkadaşlarımıza konsantre olabileceğiz.
Son IPR Gezgini buluşmasını Mayıs 2022’de Ankara’da yapmıştık. Oldukça kalabalık, aynı zamanda çok neşeli bir geceydi ve iyi zaman geçirmiştik.
Havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2023 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 5 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanındaki merdivenlerden inerek Passkal’a ulaşıyorsunuz). Geçen buluşmada olduğu gibi işletme bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini 3 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz.
Önemli Not: Katılacağını söyleyip, ismini bildirip sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca IP sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Öncelikle IPR Gezgini okurlarından avukat olanların 5 Nisan Avukatlar Gününü kutluyorum. Dünya ile eş zamanlı biçimde ülkemizde de mesleğe ve geleceğine dair önemli gelişmeler ortaya çıkmaya devam ediyor.
Reuters’ın 15 Mart 2023 tarihli haberine[1] göre; yapay zekâ, avukat adaylarının Amerika Birleşik Devletleri’nde avukatlık yapmak için geçmek zorunda oldukları baro sınavında çoğu hukuk fakültesi mezununu geride bırakabiliyor.
Microsoft destekli OpenAI tarafından piyasaya sürülen yükseltilmiş yapay zekâ modeli GPT-4, iki hukuk profesörü ve hukuk teknolojisi şirketi Casetext çalışanları tarafından yürütülen bir deneyde baro sınavından 297 puan aldı. Araştırmacılara göre bu puan, sınava giren kişilerin pek çok eyalette avukatlık yapabilmesi için yeterli.
GPT-3 aynı sınavın çoktan seçmeli sorularında %50 oranında başarı sağlamışken, çok kısa bir süre sonra geliştirilen yeni versiyon GPT-4 yalnızca çoktan seçmeli soruların değil, aynı zamanda klasik soruların da yer aldığı sınavda başarı skorunu artırarak %76’ya çıkarttı. 1 yıl gibi kısa bir sürede bu sonuca ulaşılması teknolojinin nasıl bir hızla geliştiğinin en önemli göstergelerinden.
Chicago-Kent Hukuk Fakültesi’nde profesör olan, çalışmanın ortak yazarı Daniel Martin Katz, verdiği bir röportajda GPT-4’ün büyük ölçüde ilgili ve tutarlı kompozisyon ve performans testi cevapları üretme becerisinin kendisini çok şaşırttığını söyledi.
Çoktan seçmeli bölümü tasarlayan Ulusal Baro Denetçileri Konferansı yaptığı açıklamada, avukatların eğitim ve deneyim yoluyla kazandıkları benzersiz becerilere sahip olduklarını ve yapay zekanın şu anda bu beceri ve tecrübelerle rekabet halinde olamayacağını belirtti.
Elbette, yapay zekanın bu testlerde başarı elde etmiş olması avukatların mesleki beceri ve tecrübelerini ikame edebileceği sonucunu doğurmuyor. Ancak, yapay zekanın doğru kullanılması halinde hukukçuların işlerini kolaylaştırabileceği ve ciddi bir destek mekanizması olabileceğini gösteriyor.
Bakalım CHATGPT konu hakkında ne diyor:
Yapay zekanın dost mu düşman mı olduğunu gelecek günler gösterecek!
Bir ülkenin sembolü haline gelen nadir “marka – ürün” ikililerinden olan Toblerone çikolatasının kısmen Slovakya’da üretileceğine ilişkin haberler, “Toblerone’nun Swissness, yani İsviçrelilik kimliğini kaybetmekte olduğu” tartışmalarını gündeme getirmişti. Konuyu ele almaya; IPR Gezgini’nde 3 ve 4 Haziran 2020 tarihlerinde iki bölüm halinde yayımlanan Mistik Çikolata Dünyası isimli yazımızdan da alıntı yapıp Toblerone markasının hikâyesini anlatarak, dün yayımlanan Bölüm I ile başlamış olduk.
Matterhorn’un Toblerone paketlerinden çıkarılarak onun yerine sıradan bir zirve görselinin kullanılmasının neden bu kadar önemli olduğunu ve Mondelēz’in bunu yapmaya neden mecbur kaldığını anlamak için Matterhorn’a biraz daha yakından bakmak iyi olabilir.
İsviçre – İtalya sınırında yer alan Matterhorn, İsviçre’nin en ikonik dağı. İtalyan kimliğinde Monte Cervino, Fransız kimliğinde ise Mont Cervin yazıyor.
“İsviçre Alplerinin mücevheri” olarak bilinen bu dağ dünyaya 4.478 metre yüksekten bakıyor ve eşsiz konumuyla çok sayıda cazibe merkezine kucak açıyor.
Rothorn, Matterhorn manzalarını seyretmek için en elverişli yerlerden biri. Matterhorn Glacier Paradise, 3.883 metre yüksekliği ile Avrupa’nın en yüksek kayak bölgesi ve yılın her günü açık.
Müzeseverler Zermatt’ın, bir dağ köyünden Alp tatil beldesine dönüşüm yolculuğunu ve büyük zorluklarla 1865’te gerçekleştirilen Matterhorn’a ilk tırmanışın tarihini Matterhorn Müzesinde soluyor. Müzede ayrıca, üç kuşaktan uzun bir süredir sipariş üzerine dağ botu üreten Burgener Ailesinin üretimde kullandığı bazı el aletleri ile eski üretim dağ botları da küçük bir kunduracı kulübesinde sergileniyor. El yapımı botların tabanlarında, tırmanılacak dağın yüzey özelliklerine göre seçilen kramponlar kullanılıyor.
Matterhorn’da 25’in üzerinde tırmanış rotası ve varyasyonları var. En popüler rotasının eteğinde, 3.260 metrede Hörnlihütte (Hörnli Kulubesi) yer alıyor. 1880 yılında inşa edilen bu kulübeden, hava koşulları uygun olduğu takdirde, günde yaklaşık 300 dağcı tırmanışa başlıyor. 3.100 metre rakımlı Gornergrat ise en iyi gezi rotalarından biri olarak kabul ediliyor.
Zermatt’ta, 3.820 metre ile Alpler’in en yüksek teleferik istasyonu var ve 150’den fazla göl bulunuyor. Bu göllerden Riffelsee, hava koşullarının uygun olduğu zamanlarda Matterhorn’u bir ayna gibi yansıtıyor ve sırf bu sebeple ziyaretçisi çok fazla. Hatta birçok akıllı telefonda duvar kâğıdı olarak da kullanılıyor. Minnacık bir yer olan Zermatt’a giderken tavanı camdan bir trende yolculuk yapıyorsunuz ve varış noktasına ulaştığınızda Matterhorn’un görünümünden büyüleniyorsunuz gerçekten.
Matterhorn, Covid 19 pandemisinin ilk zamanlarında ikonik bir projede de rol aldı. Pandemiyle mücadelede insanlara umut işareti göndermek için “Light is hope![1]” (Işık umuttur!) temasıyla, Zermatt’tan Matterhorn aydınlatıldı. 24 Mart – 26 Nisan 2020 tarihleri arasında yürütülen projede, 24 Nisan günü saat 23:40’ta Matterhorn üzerinde Türk Bayrağı dalgalandı.
İsviçre, gezginleri çağırmak için poster kullanmaya başlayan ilk ülkelerden. Seyahat posterlerinin en ünlülerinden biri, sanatçı Emil Cardinaux’nun fırçasından 1908 yılında çıkan ünlü Matterhorn zirvesinin posteri olup, bir müzayedede yaklaşık 10.000 Dolara satıldığı rivayet ediliyor.
Şöyle söyleyelim; Matterhorn İsviçre için bir ulusal miras ve korunması gereken bir ulusal emanet gibi, ülke ile bütünleşmiş simgelerden biri. Dolayısıyla Toblerone paketlerinde yer almasının ciddi bir anlamı var. Matterhorn’un paketlerde yer alması kendi başına Toblerone’un İsviçreli kimliğini anlatmaya yetiyor ve çikolatayı İsviçre ile bütünleştiriyor.
Yapılan araştırmalar, üzerinde “Swiss made”, “Swiss quality”, “Swiss”, “Made in Switzerland” gibi ibarelerin veya İsviçre bayrağının kullanıldığı ya da bir biçimde ürünün kaynağının İsviçre olduğunu işaret eden / öyle olduğunu düşündürten ürünlerin satışının, piyasadaki muadillerine göre %20 daha fazla olduğunu gösteriyor. Yani İsviçre kelimesi tüketiciye güven telkin ediyor ve satışların artmasında ciddi bir fonksiyonu var. Bu durum, yaratılan ekonomik ve kültürel katma değerden haksız fayda sağlamak isteyenlerin iştahını kabartırken, suiistimalleri de yaygınlaştırıyor.
Günden güne artan istismarların önüne geçmek, mevcut piyasa avantajını ve tüketicileri korumak, hukuki durumu netleştirebilmek gibi amaçlarla İsviçre, 01 Ocak 2017’de yürürlüğe giren ve kısaca “Swissness” (İsviçrelilik) diye anılan bir Kanun çıkardı.[2]
Uzun ve çetrefilli tartışmalar neticesinde hazırlanan Kanun, “Swiss”, “Swiss made” gibi kaynak olarak İsviçre’yi işaret eden ibarelerin, İsviçre’ye özgü şekillerin/sembollerin vs hangi hallerde kullanılabileceğine dair kriterler getirdi; bir yandan da bu tip işaretlerin yapılan ikili veya çoklu anlaşmalarla yabancı ülkelerde korunmasını hedefliyordu.
Kanun, her ne kadar “İsviçrelilik” biçiminde Türkçe’ye tercüme edebileceğimiz “Swissness” diye anılsa da, kaynağını İsviçre’den almayan (yabancı) coğrafi işaretler / kaynak işaretleri hakkında da düzenlemeler getiriyor ve İsviçre marketinde tanınan kaynak gösterir yabancı işaretlerin korunmasını ve düzenlenmesini de amaçlıyor.
Kanunun ana mantığı şöyle özetlenebilir belki; coğrafi işaret / coğrafi kaynak belirten işaret ancak yanıltıcı olmamak ve doğru olmak kaydıyla kullanılabilir.
Kanun ile getirilen ana standart; coğrafi orijinin, esaslı üretimin gerçekleştiği lokasyona göre belirlenmesi. Buna ek olarak, örneğin gıda ürünlerinde ürünün hammaddesinin en az %80’inin orijin olarak gösterilen coğrafi yerden kaynaklanması gerekiyor ve ancak bu kritere uyuyorsa bir ürün üzerinde “Swiss” ibaresi kullanılabiliyor. %80 oranının hangi kriterlere göre hesaplanacağına dair ise bir kurallar bütünü yaratılmış durumda. Örneğin kakao, kahve gibi İsviçre’de üretilmeyen maddeler hesaplamada göz önüne alınmıyor.
Endüstriyel ürünlerde ana üretim aşamalarının önemli bölümünün İsviçre’de gerçekleşmiş olmasının yanında, ürünle ilgili üretim masraflarının (Ar-ge masrafları dahil) en az %60’ının İsviçre’de yapılmış / harcanmış olması şartı aranıyor. Ancak paketleme ve dağıtım masrafları bu hesaplamada göz önüne alınmıyor. Aynı %60 koşulu saatler için de geçerli (akıllı saatler dahil) ve saatin teknik geliştirmesinin de İsviçre’de yapılmış olması gerekiyor.
Doğal ürünlerde ürünün nerede yetiştiğine ve hasat edildiğine göre belirleme yapılırken etler için hayvanın yaşam sürecinin ne kadarlık bölümünü İsviçre’de geçirdiği bakılan kıstaslar arasında.
Swissness’in getirdiği önemli bir yenilik ise hizmetlerin de bu kanun kapsamında değerlendirilmesi. İsviçre’yi kaynak gösteren ibare / sembollerin hizmetlerde kullanılabilmesi için hizmeti verenin İsviçre’de yerleşik ve yönetiminin İsviçre’de olması şartı aranıyor.
Swissness ile kanun koyucu, her tür ürünü kapsar biçimde coğrafi işaretler / kaynak gösteren işaretler için yeni bir ulusal tescil sistemi getirdi. İsviçre’de tarım ürünleri için mevcut tescil sistemi yanında Swissness ile ayrı ve yeni bir tescil sicili yaratıldı.
Swissness Kanunu ile İsviçre, bizi yeni türde bir marka tescili ile de tanıştırdı; “coğrafi marka” (geographical mark).
Swissness Kanunu uyarınca aşağıdaki işaretlerin İsviçre’de coğrafi marka olarak tescili mümkün[3].
İsviçre’de veya İsviçre dışında halihazırda coğrafi işaret olarak tescil edilmiş işaretler.
İsviçre’nin şarap konusundaki mevzuatına uygun olmak şartıyla, şaraba ilişkin coğrafi işaret olarak tescil edilmiş işaretler.
Bir resmi düzenlemenin konusu olmuş kaynak belirten işaretler. Örneğin saatler için “Swiss made” kullanımı gibi veya İsviçre’dekinin muadili bir düzenlemeye dayanan kaynak belirten yabancı işaretler.
Coğrafi markayı adına tescil ettiren, markanın ticarette aynı / benzer ürünler üzerinde yasaya aykırı kullanımını engelleme hakkına sahip. Bu markanın devri veya lisanslanması ise mümkün değil.
Swissness’e göre coğrafi markanın kendinden sonraki başvurulara karşı bir itiraz gerekçesi olması mümkün değil; ancak diğer taraftan daha evvel tescil edilmiş markaların coğrafi marka başvurusuna itiraz hakkı da mevcut değil.
Kanuna göre klasik anlamdaki markalara uygulanan kullanma zorunluluğu ve bu zorunluluğa uyulmaması halinde doğacak neticeler, coğrafi marka için geçerli değil.
Başvuru sahibinin başvuruyla birlikte markanın kullanım koşullarını düzenleyen teknik bir yönetmelik sunması gerekiyor. Teknik yönetmeliğin coğrafi işaretin şartnamesine veya önceki mevcut uygulama kurallarına uygun olması şartı aranıyor. Teknik yönetmelikte coğrafi markanın kullanımı için bir ücret belirtilmesi gerekmiyor.
Kanun koyucunun nihai amacının (coğrafi) adlandırmaları markaya dönüştürerek bunlarında diğer markalar gibi uygulanabilirliğini sağlayacak bir yol açmak olduğu görülüyor.
İşte bu Swissness Kanunundan dolayıdır ki üretimi Slovakya’ya taşıyan Mondelēz, bundan sonra artık Toblerone çikolatalarının üstüne “Swiss chocolate” (İsviçre çikolatası) yaz(a)mayacak, onun yerine “Established in Switzerland in 1908” (1908 yılında isviçre’de kuruldu) yazacak. Diğer yandan paketlerden Matterhorn’un çıkarılması da Mondelēz’in kararı değildir aslında; çünkü üretimi artık İsviçre’de yapmayacaklarına göre, Swissness Kanunu uyarınca İsviçre’nin bu ikonik dağının görselini kullanmaları mümkün değil.
“Çikolata çikolatadır, tadı aynı sonuçta!” diyenler olabilir elbet, ama bazıları için 2023’ten sonra Toblerone aynı Toblerone olmayacak artık. Markalar geçmişi ve hikayeleriyle var olur ve yaşar çünkü.
Bir varmııış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Pireler berber iken, develer tellal iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, Dünya diye bir gezegende İsviçre adıyla anılan bir ülke varmış. İsviçre ülkesi, halkı tarafından kalpten sevilen ve adeta anıt gibi mütalaa edilen göllerle ve dağlarla doluymuş, bir de çikolatasıyla pek meşhurmuş bu küçük ülke.
İşte bu İsviçre ülkesinde Toblerone diye bir çikolata markası varmış. Toblerone çikolatası Bern şehrinde Theodore Tobler ve fabrikanın üretim müdürü Emil Baumann tarafından geliştirilmiş. Hayır yanıldınız, fabrika müdürünün adı Charlie değilmiş! Toblerone ismi de zaten Theodore’un soyadı olan “Tobler” ile İtalyanca “ballı bademli nugat” anlamına gelen “torrone” kelimelerinin birleştirilmesiyle yaratılmış.
Toblerone çikolatası biçim olarak diğer çikolatalara benzemiyormuş, üçgenler halindeymiş. Bu üçgenleri koparıp koparıp yermiş Dünya’nın insanları. Çikolata, İsviçre’nin en ünlü dağı olan Matterhorn’dan esinlenilerek “üçgen zirveler” halinde tasarlanmış. Bir de bir rivayete[1] göre, Bay Tobler’in Paris’te Folies Bergères’te izlediği gösterinin son sahnesinde dansçıların bir insan piramidi oluşturmasından gelmişmiş çikolatanın şekli. Biz söyleyenin yalancısıyız, ama bu yazının yazarları olarak ilk teoriye daha bir inanıyoruz sanki.
Neyse efendim, Bay Tobler bu sıra dışı tasarıma sahip çikolatasının üretim prosesi için insan zamanıyla 1906 senesinde Bern’de patent başvurusunda bulunmuş ve kaynaklara göre dünyanın ilk patentli çikolatasının sahibi olmuş. Yapılan başvuruyu İsviçre Patent Ofisi’nde inceleyen patent uzmanı ise insanlık camiasında herkesin adını bildiği bir bilim insanıymış; Albert Einstein!
Takvimler 1909 yılını gösterdiğinde Bay Tobler, Toblerone kelimesine, İsviçre’nin ünlü dağı Matterhorn ile Bern şehrinin simgesi olan ayı figüründen oluşan müthiş bir kombinasyonu da ekleyerek markasını tescil ettirmiş.
Yıllar su gibi akarken Toblerone çikolatasının üretim prosesine ilişkin birçok başka patent başvurusu da yapılmış. “Prizma şekilli çikolata parçalarını ayırma pensleri” için yapılan 2013 tarihli ve DE202013104051U1[2] sayılı patent başvurusunun dokümanında; Toblerone’nun İsviçre çikolatası olduğu ve özel şeklinin, üç boyutlu Topluluk Markası olarak Avrupa Birliği nezdinde tescilli olduğu da belirtilmiş.
Tabii Toblerone çikolatasının şekliyle ilgili birçok tescilli marka da varmış. Bunlardan bir tanesi, aşağıda örneğine yer verilen ve Birleşik Krallık Sınai Mülkiyet Ofisi nezdinde WO0000000727788[3] sayıyla tescilli olan üç boyutlu marka imiş.
Çocuklar büyükler herkes bu çikolatayı pek çok sevip yerken, şimdi masalda biraz ileri sarıp 2015 senesine gelelim. 2015 yılında Toblerone’nun sosyal medyasında yer alan bir haber, Toblerone severlerin tepkilerine neden olmuş; çünkü firma, “Bu değerli İsviçre çikolatasını daha fazla kişiye ulaştırmak için; Birleşik Krallık’taki çikolata barlarının üçgen piramitleri arasındaki mesafeyi biraz daha açıp ağırlıklarını 400’den 360 ve 170’ten 150 grama düşüreceğim” diyormuş[4]. “Aaaa!” demiş tüketiciler, “neden gramajı düşürüyorsunuz çok ayıp ama”, sonra da başlamışlar aralarında müstehzi müstehzi fısıldaşmaya: “Yeni tasarımıyla çikolata, daha küçük zirveleri ve daha fazla vadileriyle İsviçre Alpler’inden ziyade Hollanda ülkesine benzedi!”. İsviçre ülkesi küçük, sakin ve çok sessiz bir yermiş; öyle ki bir yerinde biri bir şey fısıldayınca memleketin diğer tarafından duyuluyormuş. Nitekim bu fısıltılar Toblerone fabrikasından duyuluvermiş bir gün ve üretici firma, müşterilerine teşekkür ederek değişiklikten vazgeçmiş. Öyleymiş orda usul, teşekkür edilirmiş.
Toblerone’un şekli ve ağırlığı hakkındaki değişiklik girişimi sırasında başka bir tartışma daha gündeme gelmiş; “Toblerone orijinal şeklini Birleşik Krallık ülkesinde kullanmaktan vazgeçerse, Birleşik Krallık’ta üç boyutlu olarak tescil edilmiş marka, 5 yılın sonunda geçerliliğini yitirir ve üçüncü kişilerce tehdide maruz kalır mı?”. Ancak hukuki süreçten çok daha hızlı işleyen “sosyal tepki” mekanizması sayesinde sorun daha doğmadan ortadan kalkmış zaten.
Toblerone güzel çikolataymış ama dünya çapındaki başarısında şüphesiz ki “İsviçreli” olmasının payı büyükmüş; dedik ya, İsviçre ülkesi çikolatasıyla meşhurmuş diye! Gerçi gezegenin Avrupa Kıtasına çikolata, ilk kez İtalya ülkesinin Torino şehrine gelmiş ve ilk çikolatacı burada açılmış ama olsun, İsviçreliler İtalyanları adeta sollayıp geçmiş bu konuda. “Swiss Chocolate / Schweizer Schokolade” İsviçre’de, “tescilsiz” olarak sui generis[5] bir sistemle korunuyormuş. Ayrıca imzalanan uluslararası anlaşmalar[6] kapsamında da Rusya’da 1995, Jamaika’da ise 2014 yılından itibaren koruma altındaymış.
“Swiss Chocolate / Schweizer Schokolade” hakkındaki teknik ürün düzenlemeleri, 1901 yılında kurulan ve “İsviçre çikolata endüstrisi”ni temsil eden Chocosuisse[7] derneği tarafından hazırlanıyormuş. Anlayın işte, çikolata ne kadar önemliymiş İsviçre ülkesinde.
Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da “Switzerland”, “Suisse”, ve “Swiss” ibarelerinin sertifika ve kolektif marka sahibi[8] olan Chocosuisse, Nis Sınıflandırmasının 30 uncu sınıfında gerçekleşen marka tescillerini dünya genelinde sistematik olarak kontrol ederek, gerekirse ilgili sınai mülkiyet ofisi nezdinde itirazda bulunuyormuş. Ayrıca rekabetçi ve yeniliği teşvik eden çerçeve koşulları destekliyor, ihtiyaç odaklı eğitimde ve sürdürülebilirlikte bütüncül bir yaklaşım sergiliyormuş.
Toblerone’un sahibi, uzun yıllar boyunca sadece Tobler firması olarak kalmış. Ancak firma, 1970 yılında Milka’nın üreticisi Suchard ile birleşince Interfood kurulmuş ve ortaklar, dünya çapında üretim yaptıkları ürünler için Multifood adıyla yola devam etmeye karar vermişler. 1982’de Jacobs adlı bir kahve firmasıyla birleşince Jacobs Tobler & Suchard oluşmuş. Toblerone da dâhil olmak üzere bu birliktelik hisselerinin çoğu, 1990 yılında Kraft Foods Inc. tarafından alınmış ve 2012 yılından itibaren de Mondelēz International’ın çatısı altında konumlanmış.[9]
Amerika merkezli olan Mondelēz International[10], 80’den fazla ülkede faaliyet gösteriyormuş ve 150’den fazla ülkede tüketicisi varmış. Toblerone’nun haricinde bünyesinde bir yığın başka küresel ve yerel ikonik marka varmış.
Sonra birden ortada bazı haberler dolaşmaya başlamış; neymiş efendim Toblerone kısmen Slovakya’da üretilecekmiş de, buna ilişkin çalışmalar 2023 yılı sonlarında tamamlanacakmış da, hatta bu üretimler aynı zamanda Milka ile Suchard çikolatalarının da üretildiği Bratislava’da yapılacakmış da filan[11]. Ne olsa beğenirsiniz, tevatürler doğru çıkmış! Mondelēz International yetkilisi[12] açıklama yapıp demiş ki; “En çok satan 100 gramlık çikolata barlarının üretimi, Toblerone’nun hikayesinin merkezi olan Bern’de devam edecek ama marka örneğindeki Matterhorn yerine jenerik bir zirve görseli kullanacağız, ambalajda “of Switzerland” (İsviçre’nin)” yerine “established in Switzerland” (İsviçre’de kuruldu) yazacağız, ambalajda Theodor Tobler’in imzasına yer verip ürünün kökenine saygı duruşunda bulunacağız, ileri bir tarihte açıklanacak yeni ambalajın tasarımında birçok kayıp olacak elbette ama üretim maliyeti düşeceği için daha çok miktarda Toblerone sunacağız siz tüketicilere ve dolayısıyla “sayısal” olarak kazançlı çıkacak (herkes)”!
Kelime – şekil kombinasyonunda ve ayırt edicilik gücü yüksek bir marka olması; yaratılan marka ile özdeşleşen özel bir şeklinin bulunması; çikolataya dair dünyanın ilk patenti de dahil olmak üzere üretim prosesi için birçok patente sahip olması; sui generis bir sistemle coğrafi işaret korumasında bulunan bir ürün olması gibi nedenlerle “Swissness” (İsviçrelilik) imajı yerleşik olan Toblerone’nun, “en çok satan 100 gramlık barlarının orijinal üretim yerinde yoluna devam edeceği”nin ifade edilmesi, bir nebze de olsa yüreklere su serpmiş ama 100 gramlık barların dışındaki ürünlerin ambalajından Swissness izlerinin silinmesinden üzüntü duyan birçok insan oğlu olmuş…
Noktamızı bugünlük buraya koyuyor ve arkası yarın diyoruz.
Fikri haklar alanında Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın çok sayıda kararına aşina olduğumuz gibi, bu kararların birçoğunu da IPR Gezgini’nde aktarıp yorumladık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin fikri haklar alanındaki kararlarının sayısı elbette ki çok daha az ve dolayısıyla da bu kararlarla karşılaşmak bizleri heyecanlandırıyor. AİHM’nin fikri haklar alanındaki son kararlarından birisi olan ve taraflardan birisinin Türkiye Cumhuriyeti olması nedeniyle dikkatimizi daha da çeken “TOKEL v. TÜRKİYE” kararı IPR Gezgini’nde Betül ÖZBEK tarafından Şubat 2021’de kaleme alınmıştı, anılan yazıyı da bu vesileyle okurlarımıza hatırlatmak isteriz.
Bu yazının konusunu ise AİHM’in “SAFAROV v. AZERBAYCAN” kararı oluşturuyor. Azerbaycan vatandaşı Rafiq Firuz oglu Safarov’un (yazının kalanında kısaca “Safarov” olarak anılacaktır); İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye (“Sözleşme”) Ek 1 No’lu Protokol’ün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinin ve Sözleşme’nin “Adil Yargılanma” başlıklı 6. maddesinin ihlal edildiği gerekçeleriyle, Azerbaycan Devleti’ne karşı yaptığı başvuru AİHM tarafından incelenmiş ve karar 1 Eylül 2022 tarihinde taraflara bildirilmiştir.
İhlal Başvurusuna Konu Süreç ve İlgili Mevzuat
Kararın aktarılmasından önce ihlal başvurusuna konu olayın özetlenmesi yerinde olacaktır:
Safarov, 2009 yılında yayımlanan “Erivan Bölgesi Halkının Etnik Kompozisyonunda 19. ve 20. Yüzyıllardaki Değişiklikler” başlıklı bir kitabın yazarıdır. 2010 yılında bir sivil toplum kuruluşu olan Irali Halk Birliği (bundan sonra kısaca “Irali”), www.history.az isimli web sitesinde bu kitabın elektronik bir versiyonunu yayımlamıştır. Aynı yıl içerisinde Safarov bu yayından haberdar olmuş ve kitabın o ana dek 417 kez indirildiğini fark etmiştir. Safarov, gene 2010 yılı içerisinde kitabın internet sitesinde yayından kaldırılmasını talep etmiş ve bu talep üzerine Irali kitabı yayından kaldırmıştır.
Safarov, 3 Ağustos 2010 tarihinde, Irali’ye karşı Sabail Yerel Mahkemesi’nde dava açmıştır. Davanın gerekçesi, davalının, davacıya ait kitabın dijital versiyonunu izinsiz biçimde ve yazara ücret ödemeden çoğaltmak ve web sitesinde yayımlamak suretiyle Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Kanunu’nu ihlal etmesidir. Safarov, bu ihlal nedeniyle davalıdan Euro cinsinden karşılığı yaklaşık 47.460 Euro olan maddi, 27.300 Euro tutarında da manevi tazminat talep etmektedir.
Sabail Yerel Mahkemesi, 13 Ekim 2010 tarihinde verdiği kararda, davacının kitabının Irali’nin web sitesinde yayımlandığını tespit etmiş, ancak Azerbaycan Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Kanunu’nun 18/1 maddesini esas alarak davacının taleplerini reddetmiştir. Mahkeme kararında ayrıca, davalının, davacının talebi üzerine kitabı yayından kaldırdığı ve davacının maddi veya manevi açılardan uğradığı zararı ispatlayamadığı da tespit edilmiştir. Kararda değinilen madde 18/1’in Türkçeye çevirisi kabaca aşağıdaki şekilde yapılabilir:
“Eserlerin kütüphaneler, arşivler ve eğitim kurumları tarafından reprografik biçimde çoğaltılması
“1. Eserinden yararlanılan yazarın adının ve kaynağın belirtilmesi ve herhangi bir kazanç amacı olmamasışartlarıyla, özel bir amaç için gerekli bir eserin belirli bir miktara kadar reprografik biçimde çoğaltılmasına, eser sahibinin izni olmadan ve telif ücreti ödenmeden izin verilecektir:
a) İlgili nüshaların normal şartlarda başka yollarla elde edilmesi mümkün değilse, Kanuna uygun olarak yayımlanmış eserlerin çoğaltılması amacıyla, kütüphane ve arşivler için, diğer kütüphane ve arşivlerin kaybolan, bozulan veya kullanılamaz hale gelen nüshaların yerine geçmek üzere nüshalar çıkarması,
b) yasal olarak yayımlanmış bir makalenin ve diğer küçük eserlerin veya bir eserin kısa bir bölümünün veya yazılı eserlerin (bilgisayar programları hariç) kısa bölümlerinin gerçek kişilerin talebi üzerine eğitimsel, bilimsel veya kişisel amaçlarla kütüphaneler tarafından tek bir nüsha halinde çoğaltılması,
…
v) genel eğitim kurumlarındaki eğitim kursları için, yasal olarak yayımlanmış makalelerin ve diğer küçük çalışmaların veya yazılı eserlerden (bilgisayar programları hariç) kısa alıntıların çoğaltılması.”
Maddede geçen “reprografik biçimde çoğaltma” terimi, yazılı veya grafik orijinal bir eserin veya onun kopyasının baskı yolu dışında kalan tekniklerle (fotokopi veya diğer teknik yollarla) çoğaltımı anlamına gelmektedir.
Safarov bu kararı Bakü Yüksek Mahkemesi nezdinde temyiz etmiştir. Temyiz talebinin gerekçeleri, davacının eserine ilişkin hak ihlali durumunun ilk derece mahkemesinin kararını dayandırdığı 18. maddede sınırlı biçimde sayılmış hallerin kapsamına girmemesi ve anılan maddenin yalnızca kütüphaneler, arşivler ve eğitim kurumları için geçerli olmasıdır. Buna karşın Temyiz Mahkemesi, ilk derecesi mahkemesinin kararını onamış ve söz konusu kararda sayılan gerekçelere ilaveten Kanunun 17/1 maddesine de dayanmıştır.
Azerbaycan Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Kanunu’nun 17/1 maddesini de kabaca aşağıdaki şekilde Türkçeye çevirebiliriz:
“Eserlerin ve Fonogramların Kişisel Kullanımı
1. Yasalara uygun olarak yayımlanan bir eserin gerçek bir kişi tarafından yalnızca kişisel amaçlarla, herhangi bir kazanç amacı güdülmeden tek bir nüsha halinde çoğaltılmasına, yazarın veya başka bir telif hakkı sahibinin izni veya telif ücreti ödemesi olmaksızın izin verilir…
2. Bu maddenin 1. paragrafı aşağıdaki durumlarda uygulanmaz:
…
kitapların orijinal hallerinin bütün olarak reprografik biçimde çoğaltılması…”
Safarov, son olarak Yüksek Mahkeme önünde kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Ancak, bu talebi de reddedilmiştir. Yüksek Mahkeme, önceki mahkemelerin dayandığı maddelere ilaveten kanunun 14/1(q) ve 15/3 maddelerine de referans yapmıştır. Mahkeme’ye göre davalı, kitaba web sayfasının kütüphane bölümünde yer vermiştir ve bununla güttüğü amaç Azerbaycan tarihi hakkında bilgi vermektir.
Azerbaycan’daki iç hukuk yollarını bu şekilde tüketen Safarov, eserinin kanunsuz biçimde çoğaltılması ve çevrimiçi şekilde yayımlanması suretiyle telif haklarına tecavüz edilmesi fiili kapsamında, Azerbaycan Devleti’nin fikri mülkiyet haklarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia ederek konuyu AİHM önüne taşımıştır. Safarov başvurusunda Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesine ve Sözleşme’nin “Adil Yargılanma” başlıklı 6. maddesine dayanmaktadır. Safarov’un başvurusuna ilişkin dokümanlar, AİHM kararı da dahil olmak üzere bu bağlantıdan görülebilir.
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
Safarov, ihlal başvurusunda Sözleşme’nin Adil Yargılanma başlıklı 6. maddesinin de ihlal edilmiş olduğunu iddia etse de, AİHM bu madde bakımından inceleme yapmaya ihtiyaç duymadığından, yazıda bu maddeye ilişkin ek açıklamada bulunulmayacaktır.
AİHM Nasıl Bir Değerlendirme Yaptı?
AİHM öncelikle, iddianın kabul edilebilir olduğunu beyan ederek başvurunun esasını incelemeyi kayda değer bulmuştur. Dosyada başvurucu yani eser sahibi, aslında eserinin çevrimiçi yayınlanması ile sayısız kişi tarafından indirilmesine izin verildiğini belirtmiş ve bu durumun Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde bahsi geçen mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bu nedenle karşı tarafın herhangi bir ticari çıkarı olmasa dahi, yerel mahkemenin iç hukuka uygun olmayan kararının telif hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Öte yandan Azerbaycan Devleti, Safarov’un eserinin ticari amaçla değil, halkın kitapla tanışabilmesini sağlamak için internete koyulduğunu ileri sürerek başvurucunun somut bir zararı olmadığını beyan etmektedir.
Mahkeme, telif haklarının korunması da dahil olmak üzere fikri mülkiyet haklarının korunmasının, mülkiyet hakkını koruyan 1 No’lu Protokolün 1. maddesi kapsamına girdiğini ve başvuranın bu madde kapsamında bir mülkiyet hakkına sahip olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda, mahkemenin ilk olarak değindiği nokta, devletin Sözleşme ile koruma altına alınan mülkiyet hakkını koruması gerektiğidir. Şöyle ki; her ne kadar uyuşmazlıklar özel kişiler arasında olsa da devletin, zarara uğrayan taraf açısından mülkiyet hakkını koruyabilecek birtakım hukuki düzenlemeleri sağlaması ve gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulanmaktadır. Yani kişiler arasındaki herhangi bir anlaşmazlığı etkin ve adil bir şekilde karara bağlamasını sağlayan mekanizmaları sunmak devletin görevidir. Bu nedenle de AİHM, ihlal başvurusunu incelerken makul ve mantıklı bir yargılama yapılmış mı sorusuna cevap arar. AİHM’nin buradaki rolü, yerel mahkemenin yerini alarak karar vermek değil, iç hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığını sorgulamakla sınırlıdır.
Mahkeme bu davadaki değerlendirmesinde; Azerbaycan Hukuku’nun yeterli olduğunu, ancak bunu uygulayan yerel mahkemenin hukuka aykırı bir yol izlediğini belirtmektedir. İç hukuka göre, eser sahibinin izni olmaksızın ve telif ücreti ödenmeksizin eserin kullanılması hak ihlali teşkil etmektedir. Ancak yerel mahkemenin yaklaşımı, bu kurala istisna olan durumların mevcut olduğu kanaatiyle söz konusu olayın bir ihlal oluşturmadığına yöneliktir. Başvurucu ise söz konusu istisnaların bu olay nezdinde uygulanabilir olmadığını iddia etmektedir.
Azerbaycan Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Kanunu’nun 17. maddesi birinci fıkrası, yukarıda da değinildiği üzere, bir eserin sahibinin izni olmaksızın çoğaltılmasının kabul edilebilir olması için bu çoğaltmanın münhasıran kişisel bir amaçla olması gerektiğine ilişkindir. AİHM bu noktada, söz konusu davada davalının bir tüzel kişilik olduğunu ve başvuru sahibine ait eseri kişisel amaçlı değil, sınırsız sayıda kişinin kullanımı için çoğalttığının altını çizmektedir.
Buna ek olarak bir diğer istisna ise 18. maddede yer almaktadır. Bu maddeye göre; kütüphaneler ve arşivler, mevcut kaynaklarından birinin zarar görmesi halinde bu eseri çoğaltarak yerine koyabilecektir. Bu durum da genel kurala bir istisna olup eser sahibinin rızasının aranmadığı spesifik durumlardan biridir. Başvurucu, davalının bu kategorilerden hiçbirine dahil olmadığını ileri sürerek istisnalardan yararlanamayacağını iddia etmektedir.
Azerbaycan Yüksek Mahkemesi ise bu istisnanın somut olayda mevcut olduğunu ve başvuranın kitabının, davalının web sitesinin kütüphane bölümünde yayımlandığını ve amacının Azerbaycan tarihi hakkında bilgi vermek olduğunu beyan etmiştir. Devlet tarafında da buna benzer bir savunma gelmiş ve çoğaltmanın davalı tarafından ticari bir amaçla yapılmadığı ileri sürülmüştür. Ancak ne yerel mahkeme ne de Yüksek Mahkeme, bu konuda somut olayın istisnalara ne şekilde dahil olduğunu yeterince açıklamamıştır. Bu noktada belirtmek gerekir ki; bir eserin çevrimiçi olarak milyonlara sunulması fiziki bir kütüphaneye koyulmasıyla eşdeğer değildir. Bu nedenle AİHM’ye göre somut olayın bu istisnaya nasıl dahil olduğunun detaylandırılması gerekmektedir.
Azerbaycan Yüksek Mahkemesi ayrıca, Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Kanunu’nun 15. maddesinin üçüncü fıkrasına da değinmiş ve bu hükmün dağıtım hakkının tüketilmesi kuralıyla ilgili olduğunu iddia etmiştir. Maddenin aktardığı husus WIPO Telif Hakları Andlaşması’nın 6. maddesi ile de bağlantılı olup, ilgili madde, eser sahibinin, eserlerinin özgün nüshasının veya kopyasının satılması ya da el değiştirmesi hususunda münhasır bir yetkisinin olduğunu söyler. Somut olayda da görüldüğü üzere başvurucu kitabını fiziki olarak halka sunmuştur ve eseri halk tarafından ulaşılabilir haldedir. Ancak bu durum, eserinin kendisinin izni dışında çoğaltılmasını veya dijital olarak halka mal edilmesini kabul ettiğini göstermemektedir. Yüksek Mahkeme, bu maddenin somut olayla bağlantısını tam açıklayamasa da, mevcut durum aslında eserin dağıtımından ziyade söz konusu eserin sahibinin rızası dışında yeni, dijital formda çevrimiçi olarak yeniden yayımlanması ile ilgilidir.
Sonuç olarak AİHM’ye göre; Azerbaycan mahkemelerince verilen kararlar, Telif Yasası’nın değinilen hükümleri kapsamında somut olayda bir ihlalin olmadığına ilişkin istisnalar bağlamında yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, AİHM huzurunda davalı olan Azerbaycan Devleti, Mülkiyeti konu edinen 1. madde kapsamında etkili önlemler alamamış ve bu hakkı korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünü yerine getirememiştir. Bu durum da açıkça Sözleşmeye Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini göstermektedir. Bu ihlal kararı ile birlikte AİHM, Azerbaycan Devleti’nin sözleşmeye aykırı davranarak Mülkiyet Hakkını korumadığı gerekçesiyle başvurucu Safarov’un zararının tazminine yönelik karar vermiştir.
Son Söz
Bu kararda dikkat çeken husus, telif hakkının bir temel hak olan Mülkiyet kavramı kapsamında değerlendirilmesidir. Genel olarak bakıldığında mülkiyet kavramının özünde bireye ait bir egemenlik alanının bulunduğu görülmektedir. Bu bakımdan, yalnızca kişi ile şey arasında bir bağı olmayıp, aslında pozitif hukuk düzenlemelerinden daha ötedir. Bu yüzden Mülkiyet hakkı birçok anayasa ve uluslararası sözleşmelerde temel hak olarak düzenlenmiştir. Bu noktada, fikri mülkiyet hakları ile insan hakları ve temel anayasal haklar nasıl bağdaşıyor şeklinde soru işaretleri oluşabilir. Fikri ürünler çoğu zaman ticari bir araç olarak değerlendirilse de, onu meydana getiren kişiler bakımından manevi değer taşımakta ve bu yüzden klasik ‘mülkiyet’ hakkı düşüncesinden ayrılmaktadırlar. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 27. maddesinin ikinci fıkrasında da “Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.” ibaresi yer almaktadır. Bu nedenle anayasal düzenlerde korunan “Mülkiyet Hakkı” kavramını gelişen düzene uyum sağlayarak yorumlamak daha doğru olabilecektir. Zira Mülkiyet yalnızca “eşya”dan ibaret olmayıp aynı zamanda incelediğimiz kararda da olduğu gibi bir fikir ürünü olarak ortaya konan eserleri de kapsamaktadır.
6 Şubat 2023’te 9 saat arayla Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen ve 11 ilimizi derinden etkileyen iki depremin ardından üç hafta geçmesine rağmen ülke olarak yaşadığımız derin üzüntü ve travma kolay kolay geçeceğe benzemiyor. Depremde hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, yaralanan ve zarar görenlerin en kısa sürede iyileşebilmelerini arzu ediyoruz.
Böyle bir ortamda bir şeyler yazmak gerçekten çok güç. Baba tarafından bir Antakyalı olarak pek çok yakın akrabamız depremden etkilendi, bazıları hayatını, pek çoğu evlerini kaybetti. Görenler, yaşayanlar Antakya’nın haritadan silindiğini anlatıyorlar.
Kendi adıma konuşursam, ben ne bir deprem uzmanıyım, ne inşaat mühendisiyim ne de arama kurtarma hakkında bir uzmanım. Türkiye Cumhuriyeti’nin sıradan bir vatandaşı olarak, bildiğim bir konu olan patentlerle ilgili bu hususta nasıl bir yardımım olabilir diye düşündüğümde dünyada ve Türkiye’de deprem ile ilgili ne gibi teknolojilerin bulunduğunu araştırabileceğim aklıma geldi. Belki okuyan birilerine fikir verir, bu alanda çalışmalarına vesile olur ümidiyle.
Patent İstatistikleri
Ülkemizde son yıllarda depremle ilgili yapılan patent ve faydalı model başvuru sayıları aşağıdaki gibidir.
Beklendiği üzere, yaşanan depremleri takip eden yıllarda başvuru sayılarında artış gözlemlenmektedir. Dünyada bu alanda en çok patent başvurusu yapan ülkelere baktığımızda da başı çeken ülkelerin depremden etkilenen coğrafyalardan geldiği görülmektedir.
Gerek ülkemizde gerekse dünyada depremle ilgili yapılmış bazı patent başvurularını belli konu başlıkları altında aşağıda listeledim. Listeyi hazırlarken tarihi öneme sahip eski patentleri değil, güncel teknolojiden örnekleri derlemeye çalıştım. Bahsedilen patentlerle ilgili bulabildiğim haber, video ya da uygulama örneklerini de ekledim.
Depreme Dayanıklı Binaların Yapılması için Geliştirilen Teknolojiler
Bu alanda dünyada patent başvuru sayısı oldukça fazladır. En aktif ülkeler Japonya ve Çin’dir. Yazıyı uzatmamak adına yalnızca birkaç örnek verilecektir.
Son zamanlarda en çok gündemde olan teknolojilerden sismik izolatörlerin (deprem izolatörü) Türkiye’de ilk uygulaması 2001’de Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nin Sismik Modernizasyonu Projesi kapsamında yapılmış.[1]
Dünyadan birkaç patent örneği verecek olursak:
EP3614017 (Yayın tarihi: 26.02.2020) (OILES INDUSTRY CO LTD [JP]) Sismik Yalıtım Destek Cihazı
EP3614017
JP2016056875 (Yayın tarihi: 21.04.2016) (OILES INDUSTRY CO LTD [JP]) Titreşim Kontrol Fonksiyonlu Deprem Taban Yalıtım Yapısı
2015/14200 (Yayın tarihi: 22.05.2017) (SİSMOLAB İNŞ. PROJE YAZILIM ARGE SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.) (Omurga Sönümleyici)
2015/14200
WO2014092662 – (Yayın tarihi: 19.06.2014) (Cemalettin KAYA) Depreme dayanıklı bina sisteminde hareket mekanizması.
WO2014092662
WO2010093337 – (Yayın tarihi: 19.08.2010) (Murat DİCLELİ; Ali MILANI SALEM) Çok Yönlü Burulmalı Histeretik Damper
WO2010093337
WO2017082839 – (Yayın tarihi: 18.05.2017) (Uğur GÜNDÜZ) Deprem sırasında farklı eksenlerde oluşan kuvvetleri sönümleyebilen izolatör yapılanması ve ilgili izolatörün üretim yöntemi
WO2019203766 – (Yayın tarihi: 24.10.2019) (Murat DİCLELİ) Çok Yönlü Uyarlanabilir Yeniden Merkezleyici Burulmalı İzolatör
WO2019203766
2010/04524 (Yayın tarihi: 21.12.2011) (SGM SİSMİK GÜÇLENDİRME MRK. İNŞ. TİC. VE SAN. LTD. ŞTİ.) Yapıları depremden koruma sistemi ve sistemin oluşturulmasına yönelik yöntem
2010/04524
EP3779101 (FLEXANDROBUST SYSTEMS SPOLKA Z O.O. [PL]) Karka Binalarda Çerçeve ve Dolgu Duvarların Anti-Sismik Koruma Yöntemi (Buluş sahipleri arasında Alper İlki bulunuyor)
EP3779101
Dünyadan bazı patent başvuruları:
CN115182442 (Yayın tarihi: 14.10.2022) (CHINA CONSTR 5TH ENG DIVISION) Çelik kiriş ve beton dolgulu çelik boru demeti kombine elemanı
CN115182442
CN115110636 (Yayın tarihi: 27.09.2022) (TAICHANG CONSTRUCTION CO LTD) Bina inşaatı için darbeye dayanıklı tam cıvatalı çelik yapı karkası
CN115110636
CN217680875U (Yayın tarihi: 28.10.2022) (GUANGDONG GUIGUAN CONSTRUCTION GROUP CO LTD) Bina için kesme önleyici yük taşıyan çelik yapı
CN217680875U
JP2016172870 (Yayın tarihi: 29.09.2016) (KOMATSU SEIREN CO) Yüksek Mukavemetli Fiber Tel ve Kompozit Malzeme
Orta-Katlı Betonarme Binanın Lifli Karbon Polimerleri Kullanarak Güçlendirilmesi ile ilgili yapılan proje sayesinde depremde ayakta kalan bina ile ilgili haber:
CN115492267 (Yayın tarihi: 20.12.2022) (UNIV FUZHOU) Çok takviyeli fabrikasyon çelik-beton kompozit perde duvar ve yapım yöntemi
CN115492267
CN214622114U (Yayın tarihi: 05.11.2021) (GUIZHOU CONSTRUCTION SCIENCE RES & DESIGN INSTITUTE LIMITED COMPANY OF CSCEC) Bina deprem direnci tespiti için beton kesme test cihazı
CN217461586U (Yayın tarihi: 20.09.2022) (HUBEI PROVINCIAL ACADEMY OF BUILDING RES AND DESIGN CO LTD; HUBEI PROVINCIAL CENTER FOR QUALITY SUPERVISION AD TEST OF CONSTRUCTION ENG CO LTD) Hasarlı çerçeve kirişi için onarım yapısı
CN217461586U
US2013055660 (Yayın tarihi: 07.03.2013) (CHANG CHUN HO [KR]; KEIMYUNG UNIVERSITY ACADEMIC COORPERATION FOUNDATION [KR]) Bina Kolon Yapılarının Güçlendirilmesi için Yapı
US2013055660
KR20130003421 (Yayın tarihi: 09.01.2013) (PUSAN NAT UNIV IND COOP FOUND [KR]) Piloti için sismik güçlendirme yapısı
KR20130003421
RU2761795C1 (Yayın tarihi: 13.12.2021) (FEDERALNOE GOSUDARSTVENNOE BYUDZHETNOE OBRAZOVATELNOE UCHREZHDENIE VYSSHEGO OBRAZOVANIYA KUBANSKIJ G [RU]) Deprem Bölgelerinde İnşaat için Yük Taşıma Kapasitesi Artırılmış Fore Kazık Kurma Yöntemi
RU2761795C1
US6758018 (Yayın tarihi: 07.08.2003) (STANLEY FASTENING SYS LP [US]) Daha iyi tutma için geniş çaplı kafalara sahip kaplama için güç tahrikli çiviler (Piyasada HurriQuake markasıyla biliniyor)
Deprem Anında Kişiyi Korumaya Dayalı Sistemler
(CPC Sınıfı: A47C31/002, A62B31)
Deprem anında insanları koruma amaçlı geliştirilen sistemler arasında depreme dayanıklı yataklar, panik odaları, kapsüller vb. sayılabilir.
2019/20842 (Yayın tarihi: 21.06.2021) (NETAŞ TELEKOMÜNİKASYON A.Ş.) Deprem anında hayat üçgeni oluşturan bölmeli bir dolap sistemi
2019/20842
2020/14466 (Yayın tarihi: 21.03.2022) (Hatice SARITAŞ) Yaşam Yatağı
2020/14466
CN104905595 (Yayın tarihi: 16.09.2015) (HEFEI CITY KECHUANG RAPID TOOLING TECHNOLOGY DEV CO LTD) Yeni deprem güvenliği koruma yatağı
CN104905595
CN111109922 (Yayın tarihi: 08.05.2020) (QINGDAO DIDU LIFE SUPPORT AND RESCUE EQUIPMENT TECH CO LTD) Deprem kişisel kurtarma koruma yatağı
CN111109922
CN201861190U (Yayın tarihi: 15.06.2011) (WENXI WANG) Deprem için otomatik afetten koruma can kurtarma yatağı
CN115166815 (Yayın tarihi: 11.10.2022) (NATIONAL DEFENSE UNIV OF CHINESE PEOPLES LIBERATION ARMY) Coğrafi bilgilere ve kenar algoritmasına dayalı deprem afet değerlendirme karar modeli
CN114492989 (Yayın tarihi: 13.05.2022) (NANJING SCIENCE AND TECHNOLOGY UNIV) Deprem felaketine müdahale için kentsel trafik acil durum çalışma yöntemi ve sistemi
WO2021006824 – (Yayın tarihi: 14.01.2021) (Barbaros KAÇMAZ) Seyyar Portatif Askeri Operasyon ve Doğal Afet Hastanesi
WO2021006824
İnsansız hava aracı baz istasyonları:
CN103051373 (Yayın tarihi: 17.04.2013) (BEIJING AEROSPACE SCIENCE & INDUSTRY CENTURY SATELLITE HI TECH CO LTD) Kendinden rotorlu insansız hava aracı tabanlı hava acil durum haberleşme sistemi
CN103051373
CN113938830 (Yayın tarihi: 14.01.2022) (UNIV BEIJING POSTS & TELECOMM) İnsansız hava aracı baz istasyonu dağıtım yöntemi ve cihazı
Bunlar arasında deprem detektörleri, ölçüm cihazları, alarmlar, uyarı sistemleri sayılabilir. Ancak bu detektörler depremi maalesef önceden bildirmezler, sadece deprem olduğu sırada insanları uyarmak amacıyla kullanılır. Her ne kadar dünya genelinde depremi gerçekleşmeden önce tahmin edebilen cihazlar geliştirdiğini iddia eden çok sayıda insan olsa da maalesef henüz dünyada bunu etkili bir şekilde gerçekleştiren bir teknoloji yoktur.
US2022380204 (Yayın tarihi: 01.12.2022) (KOREA METEOROLOGICAL ADMINISTRATION [KR]; KYUNGPOOK NAT UNIV IND ACADEMIC COOP FOUND [KR]) MEMS Tabanlı Yardımcı Sismik Gözlem Ağında Deprem Tespiti için Cihaz
CN115240369 (Yayın tarihi: 25.10.2022) (TIANJIN JUNMIAOAN DISASTER REDUCTION TECH CO LTD) Deprem erken uyarısına dayalı Nesnelerin İnterneti korna sesli yayın sistemi
CN115240369
WO2022192125 (Yayın tarihi: 15.09.2022) (FIBER SENSE LTD [AU]; LINDSEY NATHANIEL J [US]) Dağıtık Fiber-Optik Algılama ile Deprem Oluşumunda Sağlayan Cihazlar
EP4024090 (Yayın tarihi: 06.07.2022) (KAMSTRUP AS [DK]) Sismik Olayları Tespit Yöntemi
CN114167487 (Yayın tarihi: 11.03.2022) (INSTITUTE OF ENGINEERING MECH OF CHINA BUREAU OF EARTHQUAKE) Karakteristik dalga formuna dayalı deprem büyüklüğü tahmin yöntemi ve cihazı
Türkiye’den bir örnek:
WO2018139980 (Yayın tarihi: 02.08.2018) (KURUKAMO DEPREM SISTEMLERI AR-GE BILISIM [TR]) Birleşik Sensör Sistemiyle Deprem Yönetimi
2022/000392 (Yayın tarihi: 21.02.2022) (Mehmet BARAN, Doğancan ÜNALAN) Gece Arama-Kurtarma Faaliyetlerinde Kullanılan Sınırsız Süreli Uçuş Kabiliyeti Olan Kablolu Aydınlatmalı İnsansız Hava Aracı
2022/000392
Enkazda Canlı Tespiti
(CPC Sınıfı: G08B21/22, B25J19)
CN211741601U (Yayın tarihi: 23.10.2020) (SHANNENG ENG SURVEY AND DESIGN CO LTD) Deprem sonrası oluşan enkaz için çok fonksiyonlu yaşam detektörü
CN211741601U
Türkiye’den iki örnek:
WO2020139206 – (Yayın tarihi: 02.07.2020) (SIGNALTON TEKNOLOJI LTD. STI.) Afet Acil Arama ve Kurtarma için Canlı İnsan Tespit Sistemi ve Yöntemi
2022/002283 (Yayın tarihi: 21.10.2022) (Ahmet Safa ÇOLAK, Anıl Aydın KOL, Mustafa MURAT) Deprem Sonrası Enkaz Altında Kalan Depremzedelerin Sayısını ve Yaşam Belirtilerini Tespit Edebilen Cihaz
Deprem Sonrası Ortam Güvenliğini Sağlamaya Yönelik Teknolojiler
(CPC Sınıfı: G01V1, G01R31/50)
Depremden sonra zarar gören binalarda oluşan elektrik, gaz vb. tehlikeli kaçakların önüne geçmek amacıyla geliştirilen sistemlerdir.
KR20220072548 (Yayın tarihi: 02.06.2022) (KOREA ELECTRIC POWER CORP [KR]) Elektrik güç ekipmanı için deprem güvenlik değerlendirme yöntemi ve cihazı
CN101708357 (Yayın tarihi: 19.05.2010) (UNIV TIANJIN TECHNOLOGY) Deprem kurtarma için kaldırma veya destekleme makinesi
Sonsöz
Ülkemiz deprem bölgesi ve biliyoruz ki binaların zemine ve depreme uygun yapılması durumunda gelecekteki büyük bir depremde en az hasarla depremi atlatmamız mümkün. Deprem sonrası yaşadığımız sıkıntıları, kaybedilen canları düşündükçe bunları yeniden yaşamamak için uygulayabileceğimiz en kolay çözümün kurallara uygun binalar yapmak olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.
Yeni binaları kurallara ve zemine uygun yapmak, uygun olmayan eski binaları güçlendirmek, gerekiyorsa yıkıp yeniden yapmak, bütün bunlar belki büyük masraf olabilir ama bunları yapmadığımızda ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedelle karşılaştırdığımızda bunun hiçbir şey olduğunu görüyoruz. Yanlış yapılmış bir işi düzeltmeye çalışmak her zaman daha zordur. Bu yüzden yanlışın yapılmadan önlenmesi için gerekli kontrol mekanizmalarının işletilmesi önemlidir.
Umarız bu bizim son deprem felaketimiz olur ve gelecekteki depremlere hazırlıklı oluruz.
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) ile Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürlüğü (DG TAXUD), 2020 yılında beri fikri mülkiyet uygulamalarına ilişkin tüm otoriteleri tarafından gösterilen çaba ve yapılan işler sonucu ortaya çıkan sonuçları her sene bir belge halinde yayımlama konusunda anlaşmışlardır. Bunun sonucunda hazırlanan ikinci belge Aralık 2022’de yayımlanmış olup AB sınırında gümrük otoriteleri tarafından ve iç pazarda yetkili makamlarca durdurulan taklit ürünlere ilişkin hem yerel otoritelerin sağladığı hem de AB çapında taklitle mücadele bilgi sistemi olan COPIS aracılığıyla toplanan 2021 verilerini içermektedir.
Neredeyse 100 sayfalık belgede, AB sınırlarından edinilen sonuçlar ile iç pazardan edinilen sonuçlara dosya sayısı, durdurulan/el konulan ürün sayısı, ürün kategorisi, taşıma yöntemi, fikri mülkiyet türü, işlem türü, ürünlerin menşei/geldiği yer, durduruldukları ülke/yer gibi farklı başlıklarda yer verilmiş ve bunların karşılaştırması da yapılmıştır.
Belirtmek gerekir ki, AB hukukunda hak sahipleri gümrüklerden fikri mülkiyet haklarının korunması için aksiyon almaları talebinde (“Application for Action” veya “AFA”) bulunabilmektedir. Bu sistem söz konusu belgede açıklanmıştır. Hak sahiplerinin ilgili talepleri, COPIS veritabanına kaydedilmektedir. Esasen, IPEP olarak anılan fikri mülkiyet uygulamaları portalından hak sahipleri bu taleplerine ilişkin ilgili başvuruları yapabilmekte, bu talepler otomatik olarak COPIS’e aktarılmakta ve AB çapındaki uygulayıcılar bu başvuruları yöneterek aksiyon alabilmektedir. Bu başvuruların geçerlilik süresi 1 yıldır. Ayrıca, IPEP’in çift yönlü bir iletişim sistemi de sağladığı, bu kapsamda hak sahiplerinin yetkililere güvenli bir şekilde ihlallere ilişkin uyarılar gönderebilmesinin de mümkün olduğu belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, fikri mülkiyet ihlalinden şüphelenmeleri halinde AB gümrüklerinin re’sen harekete geçme yetkisi de mevcuttur. Bu durumda, gümrükler hak sahiplerini belirlemekte ve bu hak sahipleri gümrükteki ürünlerin durdurulmasına devam edilebilmesi veya salıverilmesinin ertelenmesi için 4 iş günü içerisinde ulusal başvuruda bulunmaktadır.
Aşağıda raporun önemli bulduğumuz kısımlarını özetlemek suretiyle kısaca bilgi vermekteyiz:
Öncelikle belirtmek gerekir ki, belgenin başındaki özette AB sınırlarındaki durdurmalara dair 27 üye ülkeden 26’sının bilgi sağladığını, bilgi edinilemeyen üye ülke Yunanistan’ın ise tarihsel olarak durdurulan taklit ürünlerin hem sayı hem değer olarak yaklaşık %5-6’lık bir kesimini oluşturduğu vurgulanarak bu sene söz konusu bilgi eksikliğine rağmen COVID öncesine göre bile sayılarda bir artış görülmüştür.
Ürün kategorileri ise genel hatlarıyla en çok kıyafet ve ayakkabı gibi yaygın tüketici ürünleri ile ambalaj malzemeleri (sigara), oyuncak veya çanta, cüzdan, parfüm, kozmetik, saat gibi lüks ürünlerden ve cep telefonu aksesuarlarından oluşmaktadır.
AB’ye gelen taklit ürünlerin kaynaklandığı ülkeler bakımından ise en çok Çin (yaklaşık %70), ardından Türkiye (yaklaşık %9), ve Hong Kong (yaklaşık %6-6,5) belirtilmiştir. Kamboçya yaklaşık %3 olarak belirtilirken kalan tüm ülkeler toplamda yaklaşık %7’lik bir dilime sahiptir. En çok taklit ürünün geldiği ülke olan Çin’den çoğunlukla ambalajlama malzemelerinin durdurulduğu, Türkiye’den gelenlerde ise kıyafet ürünlerinin ağırlıklı olduğu, son olarak Hong Kong’dan gelenlerin daha çok etiket, sticker gibi ürünler olduğu belirlenmiştir.
Taşıma türü bakımından 2021 yılında en çok durdurulmanın posta veya ekspres kurye yoluyla taşınan ürünlerde gözlemlendiği belirtilmiştir. Geçtiğimiz yıllarda posta yoluyla gelen ürünlerdeki durdurmanın azaldığı, ekspres kurye yoluyla gelen ürünlerde ise arttığı tespit edilmiştir. Deniz yoluyla ve karar yoluyla ulaşımda taklit ürünlerin durdurulması hala el konulan ürünlerin çoğunluğunu oluşturmaktayken hava yolu, ekspres kurye ve posta yolunda da bu yönden artış not edilmiştir.
Taklit ürünlerin ihlal ettiği fikri mülkiyet hakkı türü yönünden de en çok ulusal, uluslararası ve AB olmak üzere marka hakkının en çok ihlal edildiği belirtilmiştir.
Gümrüklerde durdurulan ürünlerin, AB sınırları içerisine giren taklit ve korsan ürünlerin çok küçük bir kısmını oluşturduğu da vurgulanmış, örneğin 2019 yılında gümrükte durdurulan taklit ürünlerin toplam geçen taklit ürünlerin ancak %0,45’i değerinde olduğu belirtilmiştir.
AB iç pazardaki taklit ürünlere el koyma verileri ise polis, gümrük, pazar araştırma otoriteleri tarafından sağlanmakta olup el konulan taklit ürünlerin sayısı 2020 yılına kıyasla 2021’de yaklaşık 7 milyon artmıştır. Bu artış bazı otoritelerin 2020’de veri sağlayıp 2021’de sağlamamasına rağmen gözlemlenmiştir. Ancak, ürün sayısı artsa da kategori olarak daha çok ucuz ürünler bulunması nedeniyle alıkonulan ürünlerin değeri azalmıştır (Değer olarak 46 milyon Euro azalma gözlemlenmiştir).
El konulan ürünlerin sayısı ve değeri bakımından 6 tane üye ülke iç pazardaki toplam durdurmaların %95’ten fazlasından ve sayı olarak neredeyse %99’undan sorumlu olup ürün sayısının neredeyse %62’si ve değerinin %63’ü ile İtalya açık ara öndedir. Hollanda, Fransa, Portekiz, İspanya ve Macaristan onu takip etmektedir.
İç pazarda el konulan ürün kategorileri bakımından ise sigara ve etiketler, sticker, kıyafet ve devamında daha az da olsa ses/görüntü cihazı bulunmaktadır.
İç pazarda el konulan taklit ürünlerin yaklaşık %93’ü marka, %6’sı telif/eser ve yaklaşık %0,7’si tasarım haklarını ihlal etmektedir.
Genel itibarıyla, 2021 yılında el koyma suretiyle AB’ye girişi engellenen sahte ürünlerin sayısı yaklaşık 86 milyondur. Bu sayı 2020 yılına göre yaklaşık %31 artmıştır. Toplamın yaklaşık %62’si iç pazarda el konulmuş sahte ürünler olup kalanı AB sınırında durdurulmuştur.
AB’de el konulan sahte ürünlerin yaklaşık değerinin toplam 1,9 milyar Euro’yu aştığı belirtilmektedir. Bu rakam bir önceki yıla göre ürün sayısında artış olmasına rağmen yaklaşık %3 azalmıştır.
Durdurulan tüm sahte ürünler değerlendirildiğinde sayı olarak en çok ambalajlama malzemesi, sigara, etiket, sticker, kıyafet ve oyuncak görülmekte, bu beş alt kategorinin kaydedilen malların %53’ünü oluşturduğu belirtilmektedir. Değer yönünden ise en çok kıyafet, saat, ses/görüntü cihazları, tekstil ve spor olmayan ayakkabılar neredeyse %54’ünü oluşturmaktadır.
Gerçekleştirilen durdurma/el koyma işlemlerinde %90’ından fazlasının ya standart prosedür ya da “small consignment” yoluyla imha edildiği, ihlalin belirlenmesi için dava açıldığı veya cezai soruşturma geçirdiği, bir de dava dışı sulh yoluyla çözüme kavuşturulduğu belirtilmiştir. %7,14’ü bakımından ise hak sahibi tarafından gümrük bildiriminin ardından hiçbir aksiyon alınmaması nedeniyle malların salıverildiği görülmüştür. Bu oranın %2’si zaten re’sen yapılmış işlemlerdir. El koyma işlemlerinin %2,81’inde ise gümrük otoriteleri ortada bir ihlal olmadığı ve mallar ihlal yaratmayan orijinal ürünler olarak görüldüğü için malları bırakmıştır.
Son olarak sınırlarda ve iç pazarda durdurulan ürünler karşılaştırıldığında, cep telefonu aksesuarı ve ambalaj malzemelerine sınırda daha çok el konulurken sigara ve tekstil ürünlerine ise AB iç pazarında daha çok el konulduğu gözlemlenmiştir.
Fotoğraf: Brett Jordan, Unsplash
Bu belgenin amacı, AB’de fikri mülkiyet uygulamalarına ilişkin yapılacak analizin verilerle desteklenmesi ve alınacak uygun önlemlerin geliştirilmesinde bilgi sağlanması olarak belirtilebilir. Benzer şekilde, AB’de karar vericilere konu hakkında yol göstermesi ve öncelikler ile politika belirlenmesi bakımından yararlanılabilecek bir kaynak oluşturmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda, genel hatlarıyla ufak bir özet verilmeye çalışılmış olup daha detaylı bilgiye belgenin kendisinden ulaşılabilir (Belgenin kendisine bu adresten erişmek mümkündür.) Konuya ilgi duyan IPR Gezgini okurlarına faydalı olmasını dileriz.
2023 yılına merhaba demek üzereyken, tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyor, yeni yılın hepimize mutluluk, sağlık, huzur ve başarı getirmesini diliyoruz.
2023, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için özel bir yıl olacak, çünkü Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağız. Cumhuriyeti ve muasır medeniyet seviyesine erişme hedefini içselleştirmiş tüm vatandaşların, bu özel yılı daha büyük bir gururla karşılayacağından ve Mustafa Kemal Atatürk başta, bizlere özgür bireyler olma yönünde ilk fırsatı tanıyan kurucu kadroları daha özel saygıyla anacağından eminiz.
2023 yılı IPR Gezgini için de özel bir yıl olacak, çünkü bizler de IPR Gezgini’nin yayına başlayışının 10. yılını kutlayacağız. Bu yıla, Onuncu Yıl Marşı’na gönderme yaparak “Çıktık açık alınla on yılda her terslikten…” diyerek başlayabiliriz, çünkü gerçekten de on yıl boyunca üretme ve paylaşma yolumuzda bizleri hiçbir güç durduramadı, yayın hayatımıza başladığımızdan bu yana büyüyerek ve daha fazla okuyucuya ulaşarak ilerlemeye devam ediyoruz. Tüm okurlarımızın bildiği üzere, geçtiğimiz on yıl boyunca hiçbir ekonomik destek, reklam veya sponsor desteği almadık, sitenin tüm masraflarını yazarlarımız karşıladı, hiçbir kurum, kuruluş, şirket veya kişiyle organik bir bağımız olmadı ve gururla ifade edebiliriz ki, ilk günden belirlenen bağımsızlık ilkemizi zedeleyecek ve okurlarımızın gözünde itibarımızı düşürecek hallerin oluşmasına imkan vermedik. Bağımsızlık ve özgürlük hissi, hiç şüphesiz bizleri daha yaratıcı kılıyor ve gerektiğinde eleştirel dil kullanmaktan kaçınmamamızı sağlıyor.
2022 yılı pandemi koşullarından normal yaşama dönüşü de simgeliyordu, özgürlüğe kavuşmanın heyecanı bizleri de (en azından bazılarımızı) biraz tembelleştirmiş olabilir, bu hissiyatı fazlasıyla yaşayan yazarlarımız oldu; ancak hepimizin beklentisi 2023 yılında daha fazla üretmek ve bunları okuyucularımızla paylaşmak olacak.
Her zaman söylediğimiz gibi IPR Gezgini yeni yazarların katkılarına açık, bizlerle iprgezgini@gmail.com adresinden temasa geçmekten çekinmeyin, yazılar standartlarımızı karşıladığı sürece sitede yer bulacaktır.
Sözü daha fazla uzatmadan 2023 yılının tüm okurlarımıza ve IPR Gezgini ekibine sağlık, başarı, mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz. Umarız ki 2023 yılında IPR Gezgini’nin 10. yıldönümü etkinliklerinde yüz yüze de görüşebiliriz.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu 16 Aralık 2022 tarihli basın açıklamasında; sürdürülebilir ve yüksek kaliteli tarım ve gıda ürünlerinin tanıtımını gerek iç pazarında gerekse dünya çapında finanse etmek için 2023 yılında 185,9 milyon Euro tahsis edeceğini beyan etti. 2023 yılı tanıtım politikası çalışma programı, özellikle Tarladan Çatala (Farm to Fork) stratejisi olmak üzere, 2019-2024 dönemi için AB’nin siyasi önceliklerine katkıda bulunacak.
Tanıtım projeleriyle; AB tarımının sürdürülebilirliği, hayvan refahını artırma, taze meyve ve sebze tüketiminin artırılması ile sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmenin teşvik edilmesi hedefleniyor. Projeler; AB tarım ürünlerine yeni pazar imkanlarının bulunması, mevcut işlerin güçlendirilmesi, sürdürülebilir üretim ve tüketimin artırılması ile AB tarım-gıda sektörünün, ekonomik açıdan sürdürülebilir şekilde toparlanmasını da destekleme amacını güdüyor.
Tanıtım bütçe kalemleri iç ve dış pazarlarda “basit programlar” ve “çoklu programlar” olarak iki temel gruba ayrılıyor ve alt gruplar da söz konusu. Fazla detaya girmeden, dikkati çeken hususları aşağıda özetliyoruz.
Coğrafi işaretler, kalite göstergesi programlarının içinde yer alıyor. Bu programlar için iç pazarda basit programlara 7 milyon Euro, çoklu programlara ise 4,2 milyon Euro ayrılmış durumda. Ayrıca özellikle üçüncü ülkeler için öngörülen programlar gibi diğer bazı alt başlıklardaki programlara, coğrafi işaretlerin de dahil edilebileceğini düşünüyoruz.
AB iç pazarındaki tanıtım 83,3 milyon Euro, üçüncü ülkelerdeki tanıtım ise 83,1 milyon Euro bütçeye sahip. AB dışı tanıtımda ana tanıtım hedefi “büyüme potansiyeli”. Çin, Japonya, Güney Kore, Singapur ve Kuzey Amerika bu kategoriye dahil. AB’nin, bu kategorideki ülkelerden Çin dışındakiler ile coğrafi işaretleri de konu alan serbest ticaret anlaşmaları var. Çin ile yaptığı ve sadece coğrafi işaret korumasına yönelik olan anlaşma ise; ilk etapta taraflara ait 100’er coğrafi işareti korumayı öngörmüş, süreç içinde toplam sayının 350’ye kadar artması hedeflemiş durumda. Anlaşmanın resmi olarak yürürlüğe girdiği 1 Mart 2021 tarihinde yapılan basın açıklaması, AB’nin 2023 yılı tanıtım bütçesinde Çin (Hong Kong ve Makao dahil), Güney Kore, Tayvan, Güneydoğu Asya ve Güney Asya için toplam 16,3 milyon Euro’luk büyük bir bütçe ayırmasının nedenine de işaret ediyor. Çünkü Çin pazarı, 2020 yılı Ocak-Kasım ayları arasında 16,3 milyar Euro ile AB gıda ve tarım ürünlerinin 3. varış noktası. Ayrıca bu değerlendirme içindeki şarap, distile alkollü içkiler ile gıda ve tarım ürünlerini kapsayan coğrafi işaretli ürünler, toplam değerin %9’unu oluşturarak 2. sırada yer alıyor. Çinli tüketiciler güvenlik, kalite ve otantiklik bakımından AB’nin tarım ve gıda ürünlerini takdir ediyorlar. AB’li tüketiciler ise Çin’e ait özel ürünlerin orijinallerini deneyimlemek istiyorlar.
Yeni Zelanda ve Avustralya, AB’nin ihracatçıları için yeni pazar fırsatı olarak görülüyor. Brexit’ten sonra Birleşik Krallık, gıda ve tarım ürünleri için %25’lik payla AB’nin ana ihracat pazarlarından biri.
Tanıtım kampanyaları hem AB’li hem de küresel tüketicileri coğrafi işaret ve organik ürünler gibi AB’nin kalite programları hakkında bilgilendirecek. Organik ürünlere ayrılan bütçe 28 milyon Euro.
İklim, çevre ve hayvan refahı için faydalı sürdürülebilir tarım uygulamalarının teşvik edilmesini ve sürdürülebilir şekilde üretilmiş tarımsal gıda ürünlerinin tüketimini desteklemek için ayrılan bütçe 36 milyon Euro.
Daha sağlıklı ve dengeli beslenmeyi teşvik etmek için taze meyve ve sebzelerin tanıtım bütçesi 19 milyon Euro’dan fazla.
2023 kampanyaları için teklif çağrıları, Avrupa Araştırma Yürütme Ajansı (European Research Executive Agency) tarafından Ocak 2023’te yayımlanacak.
AB Komisyonu, AB tarım ürünlerini dünya çapında tanıtmaya yönelik kampanya ve çeşitli etkinliklerinde, “Enjoy, it’s from Europe” (Keyfini çıkarın, Avrupa Birliği’nden)” sloganını kullanıyor. Ayrıntılara önem veren okurlarımız için bu sloganın kullanılmasını da ilgilendiren kuralların, AB’nin iç pazarında ve üçüncü ülkelerde yürüteceği tanıtım çalışmaları hakkındaki 3/2008 sayılı Konsey Tüzüğü ve 501/2008 sayılı Komisyon Tüzüğü ile düzenlendiği bilgisini verelim.
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi EUIPO; Avrupa Fikri Mülkiyet Hakları İhlalleri Gözlemevi (European Observatory on Infringements of Intellectual Property Rights) aracılığıyla ve Avrupa Patent Ofisi EPO iş birliğinde hazırladığı “AB’de Fikri Mülkiyet Hakları Yoğun Endüstriler ve Ekonomik Performansları” hakkındaki 2022 yılı analiz raporunu, 11 Ekim 2022 tarihinde yayımladı. Rapor, iklim değişikliğini azaltma teknolojilerini (climate change mitigation technologies -CCMT) konu alan patent ile yeşil marka başvuruları hakkında ilk kez yapılan analizleri de içermesi nedeniyle bir hayli önemli. EUIPO’ya yapılan ve “yeşil markalar” olarak adlandırılan markalara; 1996-2020 yılları arasındaki marka başvurularının mal ve hizmetlerine yönelik analiz içeren çalışmaya da atıfta bulunduğumuz ve 21 Temmuz 2022 tarihinde IPR Gezgini’nde yayımladığımız “Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Ürünleri Stratejisi” başlıklı yazımızda kısaca değinmiştik.
2017-2019 dönemini kapsayan 2022 yılı raporu; 2013 (2008-2010 arası), 2016 (2011-2013 arası) ve 2019 (2014-2016 arası) yılı raporlarıyla benzer bir metodoloji içinde hazırlanmış olup marka, tasarım, patent, telif, coğrafi işaret ve bitki çeşitlerine ilişkin haklara ait çeşitli ekonomik göstergeleri içeriyor.
Raporun metodolojisi, her bir fikri mülkiyet hakkı için ayrıntılı biçimde açıklanıyor. Hepsine yazımızda yer vermek mümkün değil ancak, gerek kapsamının diğer fikri mülkiyet haklarına nazaran biraz farklı olması gerekse alanında veri toplamanın ve işlemenin çok kolay olmaması nedenleriyle, sadece coğrafi işaretlere ilişkin metodolojiyi aşağıda özetliyoruz.
Coğrafi işaret yoğun endüstrilerin tanımlanması metodolojisi, önceki üç çalışma ile benzer olup 2017 yılı için güncellenmiş ürün satış bilgileri kullanılmıştır. Metodoloji tasarlanırken temel olarak iki karakteristik özellik dikkate alınmıştır.
Doğası gereği coğrafi işaretlerin tek sahibi yoktur ve tescil başvurusu genellikle ilgili üretici birliği tarafından yapılır. Bu durum, ekonomik verilerle ilişkilendirilebilecek hak sahipliği bakımından mukayese edilebilirliği güçleştirir. Bu açıdan telif haklarına benzediğinden, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı WIPO’nun, telif hakları için kullandığı yöntemler uygulanabilir niteliktedir.
Bu çalışmada kullanılan NACE (AB’nin, ekonomik faaliyetleri istatistiki sınıflandırma sistemi) sınıflandırmasının oranı, coğrafi işaretli ürünler bakımından AB üyesi ülkelerde birbirinden önemli ölçüde farklılaşmakta. Bu durum, aynı endüstrinin bir ülkede coğrafi işaret yoğun olmasına rağmen diğer bir ülkede yoğun olmadığı anlamına geldiğinden ve neticede, 2022 raporundaki diğer fikri mülkiyet haklarına ilişkin yaklaşımlarla tezat oluşturduğundan, coğrafi işaretlerle ilgili yaklaşım ülke bazında yapılmıştır.
Ayrıca, coğrafi işaret endüstrileri genellikle dikey olarak entegredir. Örneğin AB için en önemli coğrafi işaret sektörü olan şarapların üretimi; belirli bir alanda yetiştirilen ve işlenen üzümlere dayanıyor, yani üzüm yetiştiriciliği ve şarap üreticiliği olmak üzere iki alana yayılan bir istihdam şekli mevcut. Bu durum, girdi-çıktı tablolarının dolaylı istihdamı hesaplamak için uygun olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla tarımsal istihdam istatistiklerinde boşlukların bulunması nedeniyle, coğrafi işaret yoğun endüstrilerin istihdama katkısının hesaplanamadığı ifade edilmekte.
AB’nin coğrafi işaretli ürünlerine ilişkin verileri esasen, AB Komisyonunun Tarım Genel Müdürlüğü DG Agri tarafından sağlanmış ve EUROSTAT’ın malların uluslararası ticareti ile ilgili COMEXT veri tabanından elde edilen verilerle birleştirilmiş.
Rapordaki ilgi çekici bilgilerin bazıları, özetle aşağıdaki gibidir.
Raporun önsözü; inovasyonun, AB ve AB üyesi ülkelerce benimsenen büyüme stratejisinin temel bileşeni olduğunu; daha fazla istihdam ile daha rekabetçi bir ekonomi yaratma amacına hizmet eden birçok faktörün bulunduğunu ancak etkin bir fikri mülkiyet sisteminin, amacı gerçekleştirmede ilk sırada yer aldığını vurguluyor. Raporda ayrıca, Brexit sonrası artık AB üyesi olmayan Birleşik Krallık ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği olan EFTA ülkelerinden İzlanda, Norveç ve İsviçre’ye ait bazı veriler de mevcut.
2019 yılı raporunda 353 olarak belirtilen fikri mülkiyet hakları yoğun olan sektör sayısı, 357’ye yükselmiş. Bu endüstrilerden 229’u (%64’ü) birden fazla fikri mülkiyet hakkı açısından yoğun.
2022 yılı raporuna göre, fikri mülkiyet yoğun sektörlerin AB ekonomisine katkısı her açıdan 2008-2010 döneminden bu yana en yüksek seviyede. 81 milyondan fazla iş imkânı yarattığı; yüksek sayıda fikri mülkiyet hakkına sahip şirketlerin, neredeyse her 10 işten 4’ünü oluşturduğu ve diğer sektörlere göre %41 daha yüksek maaşlar ödediği; bu endüstrilerin, AB’nin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) %47,1’lik dilimine sahip olarak 6,4 trilyon Euro değerinde olduğu ifade ediliyor.
AB’nin GSYİH’sının %14’ünden fazlasına sahip olan fikri mülkiyet hakları yoğun endüstriler, küresel ekonomide AB için bir rekabet avantajı oluşturuyor.
AB iç ticaretinin %75’inden fazlasını oluşturan fikri mülkiyet yoğun endüstriler, AB tek pazarının belkemiği olarak kabul ediliyor. AB ülkelerinde yaklaşık 7 milyon iş, diğer AB üyesi ülkelerdeki şirketler tarafından yaratıldığından ve bazı ülkelerde, fikri mülkiyet hakları yoğun sektörlerde bu tür işlerin payı %30’u aştığından, sınır ötesi iş yaratmada da önemli bir itici güç.
Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda, yeni fikri mülkiyet haklarının oluşturulmasında lider konumda.
Sürdürülebilir inovasyonda aktif olan fikri mülkiyet hakları yoğun endüstriler arasında, iklim değişikliğini azaltma teknolojileri içeren patentler ile yeşil markaların geliştirilmesiyle uğraşan sektörler de büyüyerek istihdamın %9,3’ünü ve GSYİH’nın %14’ünü oluşturmuş durumda. Avrupa patent başvurularının yaklaşık %10’u, sera gazı emisyonunu azaltmayı ya da önlemeyi amaçlıyor.
Fikri mülkiyet hakları yoğun endüstrilerin istihdam seviyesine olan katkısı İzlanda’da AB ile aynı iken Norveç, İsviçre ve Birleşik Krallık’ta AB’nin altında. GSYİH seviyesine olan katkı ise Norveç’te AB’nin üzerinde ancak diğer üç ülkede AB’nin altında kalıyor.
AB’nin coğrafi işaretli ürünlerinin yaklaşık %90’ı Fransa, Almanya, İtalya, Portekiz ve İspanya tarafından üretiliyor ve AB’nin yiyecek içecek sektörü satışlarının %7,1’ini oluşturuyor.
AB’nin coğrafi işaretli ürünlerinin 2017 yılı satış verilerine göre, 26.819 milyon Euro’luk üretim değeri ile Fransa ilk sırada. Fransa’nın tarımsal gıda ürünleri %15’lik, şarapları %72’lik, distile alkollü içecekleri %13’lük, gıda ve içecek sektöründeki coğrafi işaretleri %14,9’luk ve AB içi ve dışı toplam ticaretindeki coğrafi işaretleri ise %43’lük değere sahip. AB iç ve dış ticaretindeki coğrafi işaretli ürünler, AB düzeyinde toplam %39’luk paya sahip. Verilerin yer aldığı tabloda, bazı ülkelere ait bazı verilerin, gizlilik nedeniyle yayımlanmadığı belirtiliyor.
NACE tanımlamasına göre; “telif hakkıyla korunan eserler hariç fikri mülkiyet ve benzeri ürünlerin kiralanması”, her 1000 çalışan bakımında yapılan istihdam açısından patent, marka, tasarım ve bitki çeşitlerine ilişkin haklar yoğun sektörlerin her dördünde de ilk sırada. Telif hakları yoğun endüstrilerin ilk sırası gazete basımına ait. Coğrafi işaret yoğun endüstriler ise mandıraların işletilmesi ve peynir üretimi; alkollerin damıtılması ve harmanlanması; üzüm yetiştiriciliğinin bir kısmı da dahil olmak üzere şarap üretimi ile bira üretimi şeklinde sıralanıyor.
EUIPO ve EPO iş birliğinde hazırlanmış olan raporun, politika önerisinde bulunmak amacıyla tasarlanmadığı ancak politika yapıcılara yol gösterici niteliği bulunduğu belirtiliyor. Konuya ilgi duyan IPR Gezgini okurlarına faydalı olması dileğiyle.
Fikri ve sınaî mülkiyet haklarına ilişkin ceza yargılamasında önemli bir yeri olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (“HAGB”) müessesesine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi çok önemli iki karara imza attı. 22 ve 23 Eylül 2022 tarihli Resmî Gazetelerde yayımlanan bu kararlar ile Anayasa Mahkemesi, HAGB kurumunun eksiklerini ortaya koyduğu gibi hem kanun koyucu hem de uygulayıcılar bakımından adeta bir kılavuz oluşturdu.
HAGB Kararlarına Karşı İtiraz Kanun Yolunu Öngören Hükmün İptaline İlişkin Karar
23 Eylül 2022 tarihinde yayımlanan 2021/121 E. sayılı kararında Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi ile mahkemeye taşınan ve Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 231. maddesinin 12. fıkrası ilgili incelemesini ve kararını paylaşmıştır. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi (“Başvurucu Mahkeme”) tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne taşınan kanun hükmü “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir” cümlesinden (“Karara Konu Hüküm”) oluşmaktadır.
Başvurucu Mahkeme tarafından iletilen itirazın temelinde; HAGB kararlarına hukuki sonuç bağlanmaması gerektiği halde son yıllarda HAGB kararlarına sonuç bağlayan kanun ve yönetmeliklerin çıkması, buna karşılık HAGB kararlarına karşı öngörülen tek kanun yolu olan itiraz kurumunun dosya üzerinden yapılan incelemeyle sınırlı kalması ve esasa yönelik bir değerlendirme olmaması yer almaktadır. Başvurucu Mahkeme bunun iki dereceli yargılama sistemine aykırı olduğunu ve etkin başvuru ile adil yargılama haklarını ihlâl etmesi sebebiyle Karara Konu Hükmün iptalini talep etmiştir.
Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede, HAGB kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunu düzenleyen bu hükümle ilgili uygulamada oldukça değişiklik yaklaşımlar olduğuna ve Yargıtay daireleri arasında dâhi içtihat birliği bulunmadığına dikkat çekmiştir. Bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe girmesinden sonra verilen birçok kararına da atıf yapan Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz kanun yolunun öngörülmesinin ifade hürriyeti, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü, işkence ve kötü muamele yasağı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme yasağı dahil birçok temel hak ve hürriyet ihlâline ilişkin talep ve davalarda sorun teşkil ettiğine de dikkat çekmiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre kanun yolunun amacı, yargı yerleri tarafından verilen kararların kural olarak başka bir yargı yeri tarafından denetlenmesine imkân tanımak suretiyle daha güvenceli bir yargı hizmeti sunmaktır (AYM E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015). Türk yargı sisteminde asıl derece kanun yolları istinaf ve itiraz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hüküm dışındaki kararlar için öngörülen kanun yolu ise itirazdır. HAGB kararları da hüküm niteliği taşımadığından itiraz kanun yoluna tabii olmuştur. Ancak Anayasa Mahkemesi’ne göre uygulamadaki farklılıklar, HAGB kararları için itiraz kanun yolunun işlevselliği ve anayasallığını sorgulanabilir hâle getirmektedir.
Görece yeni olmasına karşın Türk yargı sisteminde geniş bir yere sahip olan HAGB kararlarına karşı kanun yolu olarak seçilen itiraz kurumunun, uygulamadaki eksikler ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması konusunda elverişli bir yargısal mekanizma olmaması sebebiyle, bu hak ve hürriyetlerin ihlâline yol açabileceğine dikkat çeken Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarına itiraz üzerine verilen kararların çoğunlukla bir cümlelik gerekçe içeren ret kararlarını olduğuna değinmektedir.
Tüm bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi, Karara Konu Hükmün Anayasanın 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkına aykırı olması sebebiyle iptaline karar vermiştir. Ancak hükmün iptali kararının ertelenmesine de karar veren Anayasa Mahkemesi, söz konusu iptal kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren dokuz ay içinde yürürlüğe gireceği yönünde karar vermiştir. Bu vesileyle Anayasa Mahkemesi, oluşacak kanun boşluğunu doldurmak için kanun koyucuya 23 Haziran 2023 tarihine dek süre tanımıştır.
HAGB Kararlarına Yönelik İtirazların Reddi Üzerine Yapılan Bireysel Başvurulara İlişkin Karar
Yukarıdaki aktarmış olduğumuz iptal kararından bir gün önce, 22 Eylül 2022 tarihinde, Resmî Gazete’de yayımlanan 2016/1635 başvuru sayılı Anayasa Mahkemesi kararında da yine HAGB konusu değerlendirilmiştir. Başvurucuların kendileri hakkında verilen HAGB kararlarına karşı yapmış oldukları itirazlar kısa gerekçelerle reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, öncelikle bireysel başvuru kapsamında hak ihlâli oluşturduğu iddia edilen hükümler ve HAGB’ye karşı itiraz kanun yoluna ilişkin uygulamanın özellikleri incelenmiştir. İptal kararında olduğu, Yargıtay daireleri de dahil olmak üzere, HAGB kararlarına ilişkin itiraz incelemesinin kapsamı ve yöntemi hakkında bir uygulama birliği olmadığına dikkat çeken Anayasa Mahkemesi, hem kendi içtihatları içinde hem de diğer yargı organları tarafından verilen kararlar arasında bu sebeple doğan hak ihlâllerine ilişkin de örnekler paylaşmıştır.
Başvurucular tarafından sunulan talep kapsamında, HAGB kararının sonucu olan denetim süresinin başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı da dâhil olmak üzere birçok hakkını ihlâl ettiği iddiası yer almaktadır. Hem bu konuda hem de HAGB kararlarının mahiyeti ile ilgili detaylı bir inceleme yapan Anayasa Mahkemesi, başvurucuların yargılanması ve haklarında verilen HAGB kararları bakımından gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği ilkesi, savunma için gerekli zaman ve kolaylığa sahip olma gibi hak ve ilkeler bakımından ihlâllerin oluştuğuna dikkat çekmiştir.
HAGB kararlarına karşı itiraz kanun yolunu ise “usul istismarının bir görünüm şekli” olarak değerlendiren Anayasa Mahkemesi, uygulamadaki sorunların varlığına bir kez daha vurgu yapmıştır. Mahkemeye göre bu istismarın temel sebeplerinden biri arasında sanıkların HAGB kararını kabulüne ilişkin beyanlarının alınma usulü yer almaktadır. Bilindiği üzere, HAGB kararı verilebilmesi için sanığa HAGB şartlarının açıklanması ve sanığın da bunu kabul etmesi gerekmektedir. Uygulamada çoğunlukla sanıklara kendileri hakkında mahkumiyet kararı verilecek olması durumunda HAGB kararını kabul edip etmeyeceği şeklinde bir soru sorulmasının sanık üzerinde baskı yaratacağına dikkat çeken Anayasa Mahkemesi, sanıkların bilinmeyenler arasında seçim yapmaya ve hayatlarıyla ilgili adeta kumar oynamaya itildiğini de açıkça belirtmektedir.
Tüm bu sebepler ve diğer açıklamaları ışığında Anayasa Mahkemesi, başvuruculardan bir kısmı hakkında ifade hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlâl edildiğine ve bu kişiler hakkında yeniden yargılama yapılması sebebiyle dosyanın ilk derece mahkemelerine gönderilmesine karar vermiştir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki kararlarında ve uygulamada da bire bir olarak karşılaşıldığı üzere, HAGB kurumu hem yasal düzeyde hem de uygulamada birçok sorunu barındırmaktır. İptal kararının yürürlük tarihinin ertelenmesi ile kanun koyucudan beklenen HAGB kararlarının da hükümler gibi istinaf kanun yoluna dâhil edilmesi yönünde bir düzenleme getirilmesidir. Sanıyoruz ki, kanun koyucunun bu karara karşı ne şekilde harekete edeceği önümüzdeki aylarda daha da netleşecektir.
Kanımızca, uygulamadaki sorunların giderilmesi için yalnızca HAGB kararlarına karşı kanun yoluyla ilgili yasal düzenlemede değişiklik yapılmasının yeterli olmadığı da açıktır. Öyle ki, tüm HAGB kurumunun yeniden ele alınması ve mahkemelerin inceleme pratiği ve kararları arasında yeknesaklığın sağlanması oldukça önemlidir. Tüm ceza yargılaması bakımından önemli olan bu hususun, fikri ve sınaî haklara ilişkin ceza yargılaması bakımından ayrıca bir öneme sahip olduğunu da vurgulamak gerekir. Zira, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 2021 yılı Adalet İstatistikleri uyarınca ülke genelinde Fikri ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemeleri tarafından verilen toplam 8200 karardan 1704 tanesi HAGB kararıdır[1]. Bunun da mahkumiyet kararından sonra en çok verilen karar olduğu ve tüm kararların %20’sinden fazla olduğu düşünüldüğünde, HAGB kurumunun fikri ve sınaî haklara ilişkin ceza yargılamasında çok önemli olduğu şüphesizdir. Bu nedenle de HAGB konusundaki gelişmelerin ve kanun koyucunun alacağı tutumun yakından takip edilmesi tavsiye edilir.
Avrupa Birliği (AB) nezdinde yapılan araştırmalara göre sahte ve korsan mallar; AB ekonomisinin kilit sektörlerinde yılda 83 milyar Euro’dan fazla gelir kaybına ve 670.000 iş kaybına neden olurken, AB genelinde hükümetlere 15 milyar Euro’ya kadar kamu gelirine de mal olmakta.
Bu mallar aynı zamanda, bir taraftan çevreye zarar veriyor diğer taraftan tüketicilerin sağlığını ve güvenliğini tehlikeye atabiliyor. Ayrıca kara para aklama, dolandırıcılık, siber suçlar, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi diğer suç faaliyetlerini desteklediği için kurbansız suç olarak da sayılmıyor.
Bedeli bu denli ağır olan taklit ile mücadeleye yardımcı olmak için AB’nin ulusal ve bölgesel fikri mülkiyet ofislerini, belediyeleri ve yerel kuruluşları bir araya getirip güçlendirmeyi amaçlayan bir proje, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (European Union Intellectual Property Office) EUIPO tarafından AB İş Birliği Faaliyetleri ve 2025 yılı Stratejik Planı çerçevesinde başlatılmıştı.
Proje; en etkin mücadelenin ilgili kurum, kuruluş ve tüketicilerle birlikte ve yerel düzeyde verilmesi gerektiği temeline dayanıyor. Bu kapsamda EUIPO; her biri ulusal marka birliği olan İspanya’dan ANDEMA, Fransa’dan UNIFAB ve İtalya’dan INDICAM ile birlikte hareket ederek Sertifikalı Otantik Şehirler AB Ağını (European Network of Certified Authenticities) kurdu.
Pilot aşamada Fransa’danParis, İtalya’dan Roma, Ravenna ve Cervia, İspanya’danAlicante ve Malaga şehirlerine “otantiklik (authenticity)” unvanı verildi. Peki “otantiklik” ne anlama geliyor ve bu unvan nasıl kazanılıyor?
Taklitle mücadelede kararlı olan AB içindeki herhangi bir fikri mülkiyet ofisi, ilgisini EUIPO’ya bildiriyor. Söz konusu fikri mülkiyet ofisi ve konuyla ilgilenen belediye arasındaki taahhüt, bir mutabakat zaptı ile resmileştiriliyor. Daha sonra yerel makamlar ve paydaş kuruluşlar güçlerini birleştirerek Proje amacına uygun olarak başarılı uygulamaların da paylaşıldığı bir dizi medya etkinlikleri, bilinçlendirme kampanyaları ve farklı hedef kitlelere göre özel tasarlanmış eğitim faaliyetleri yürütüyor. Bu faaliyetlerin yürütüldüğü şehirler de “otantiklik” sertifikasını elde ediyor.
Mevcut durumda, fikri mülkiyet sistemini güçlendirme çabası göstererek otantiklik sisteminin bir parçası haline gelen 6 tane AB şehri var: Yunanistan’da Selanik ve Mikanos, Bulgaristan’da Filibe ve Sofya, Slovakya’da Banska Bystrica ve İspanya’da Madrid.
Sisteme dahil olan belediyelere ve diğer paydaşlara, Proje kapsamında yürütülecek etkinlikleri tasarlamak ve uygulamada kullanmak üzere birçok kaynak sunulmuş durumda. Bu kaynaklar, esasen EUIPO’nun internet sitesinde yer alan kapsamlı çalışmalara dayanmakta olup aşağıda özetliyoruz.
Fikri mülkiyet ile ilgili araştırma ve veriler: Bu kısımdaki çalışmalar; fikri mülkiyetin ekonomiye ve istihdam yaratmaya katkısı, özellikle gençler ve işletmeler olmak üzere toplum tarafından nasıl algılandığı ve ihlalinin yol açtığı zarar üçlemesine odaklanıyor.
AB Gözlemevi (Observatory) yayınları: AB Gözlemevi ve ortakları tarafından yürütülen tüm çalışmalar; ekonomik çalışmaları, pazar araştırması analizlerini ve ihlale ilişkin çok yönlü değerlendirmeleri içeriyor.
Diğer yayınlar: AB Gözlemevinin kamu ve özel sektör ortaklarından fikri mülkiyetle ilgili çok çeşitli konulardaki yayınlar da dahil olmak üzere araştırma ve yayın kataloğu bulunuyor.
AB’de fikri mülkiyet: Bu kısımda yer alan AB haritasının üzerinde AB üyesi ülkelere tıklandığında, ilgili ülkeye ait ilgi çekici fikri mülkiyet verilerine ulaşılıyor.
AB Fikri Mülkiyet Ağı (European Union Intellectual Property Network) EUIPN: Marka ve tasarımlarla ilgili sınıflandırma, arama motorları vb birçok alana ilişkin uygulamaları içeren araçtır.
Güçlendirilmiş Fikirler (Ideas Powered) Girişimi: Bu girişimin esas hedef kitlesi, AB’li gençlerdir. Doğrudan gençlik etkinliklerinde veya sosyal medya üzerinden fikri mülkiyetin hayatlarını nasıl etkilediği, yaratıcılıklarını, yenilikleri ve girişimciliklerini artırmak için nasıl kullanılabilecekleri konularında bilgi veriliyor.
Güçlendirilmiş Fikirler Okulda (Ideas Powered@School) Girişimi: 2018 yılında AB Eğitim Konseyi, fikri mülkiyet konularının, AB’nin tüm eğitim sistemi içinde yer almasına ilişkin tavsiyelerde bulunarak EUIPO’nun bu alandaki çalışmalarını uygun bulmuştur. EUIPO, Konseyin tavsiyelerinin ulusal düzeyde eyleme dönüştürülmesine yardımcı olmak amacıyla ulusal fikri mülkiyet ofisleri ve milli eğitim bakanlıklarıyla yakın iş birliği içinde olup Eğitim Ağında Fikri Mülkiyet (IP in Education Network) Portalını oluşturmuştur. Tüm AB’yi kapsayan Eğitim Ağı, düzenli toplantılar yaparak fikri mülkiyet bilincini okul sınıflarına taşımakta ve hazırlanan eğitim materyallerine Portalda yer vermektedir.
İş İçin Güçlendirilmiş Fikirler (Ideas Powered for Business) Girişimi: EUIPO, AB’deki küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ’lere) marka ve tasarım tescillerini yaptırmaları ile genel fikri mülkiyet konularında bilgi verme desteği sağlıyor. Bu girişimin bir parçası olarak ayrıca; marka ve tasarım başvuru ücretlerinin geri ödemesi ile araştırma hizmetlerinin desteklenmesi için AB Komisyonu ve üye ülkelerin fikri mülkiyet ofislerinin iş birliğinde 20 milyon Euro’luk bir KOBİ Fonu oluşturulmuş. Fon, işletme başına en fazla 1500 Euro’ya kadar destek sağlıyor.
Fikri Mülkiyet Uygulama Portalı IPEP (IP Enforcement Portal): Kullanıcı dostu, etkileşimli ve güvenilir olma prensipleri göz önünde bulundurularak hazırlanan Portal; hak sahipleri ve yasal temsilcileri, AB icra makamları (gümrük ve polis), AB Komisyonu ve dünya çapındaki AB delegasyonları arasında güvenli bir iletişim aracı. Çok dilli ve ücretsiz olan IPEP, AB Fikri Mülkiyet Hakları İhlallerine İlişkin Gözlemevi tarafından ve 386/2012 sayılı AB Tüzüğü kapsamındaki yetkinin bir parçası olarak oluşturulmuş. AB’li hak sahipleri; ürünlerine ve fikri mülkiyet haklarına ilişkin verileri paylaşarak; üçüncü ülkelerdeki haklarının ihlal edildiğini AB Komisyonunun Ticaret Genel Müdürlüğüne raporlayarak ve gümrüklerde Eylem Başvurularını (Application for Action – AFA) elektronik olarak yaparak IPEP vasıtasıyla ürünlerini ve haklarını korumak için girişimde bulunabiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasındaki gerginliklerin Fikri Mülkiyet camiasına, buluşların kopyalanması, ticari sırların çalınması, verilerin sızdırılması gibi birçok farklı boyutta yansımaları olmuştu. Bugün paylaşacağımız konu ise her ne kadar ABD Fikri Mülkiyet (IP) çevrelerinde Çin’in bir başka “saldırısı” olarak yorumlansa da, yazarın herhangi bir ülkeyi dilin yapısından kaynaklı kurduğu “gerçeklik” temelinde nefret söylemiyle ötekileştirme niyeti bulunmamaktadır. (Bkz. Çinli/Çinliler)
ABD Patent ve Marka Ofisi’nin (USPTO) 25.08.2022 tarihinde yayınladığı bildiriye[1] göre Çinli bir ajans 2021’de vefat etmiş olan marka vekili Jeffrey Firestone adını kullanarak USPTO nezdinde 300’ün üzerinde uygunsuzluğa cevap sunmuş ve marka tescil başvuru yapmıştır. Üstelik sözü edilen marka vekili 2020 yılında 7.000’in üzerinde Çin menşeili marka tescil başvuru yapmış ve yılın en çok marka başvurusunu yapan vekilleri listesinde 7. sırada belirtilmiştir. Yayınlanan rapor, ihlalin yalnızca vekilin vefatı sonrasında yapılan işlemleri kapsadığı için geçmişe yönelik dosyalarda da aynı durumun söz konusu olup olmadığı şu an için belirsizdir.
Söz konusu suçun bir başka boyutu ise, aynı ajans tarafından, “Jackson George” isimli kurmaca bir marka vekili yaratılması ve bu isim üzerinden USPTO nezdinde 2.500’ün üzerinde markanın temsilciliği yapılmasıdır. Bu markaların büyük bir kısmında sözde vekil, Illinois eyaletinde yetkiliyken, bir kısmında ise aynı vekilin New York kanunları uyarınca yetkili marka vekili olduğu belirtilmiştir. Durumun fark edilmesi üzerine, USPTO tarafından yapılan araştırmada ABD kayıtlarında avukat olarak kayıtlı olan Jackson George isimli yetkili tespit edilmemiş, en yakın benzer olarak tespit edilen George Jackson’a (George Jackson III) konu hakkında bildirim yapılmıştır. Kendisi, marka konusunda veya bağlantılı herhangi bir alanda daha önce hiç çalışmadığını kuruma bildirmiştir.
Bunun üzerine, USPTO yaptığı araştırmalarda Jeffrey Firestone ve Jackson George isimleri üzerinden yapılan başvuruların izini sürerek, aynı zamanda aynı bağlantılardan yapılan elektronik imzalar ve aynı e-posta adreslerinin kullanılması gibi başka ortak noktaları da birleştirilerek aralarındaki bağlantıyı kanıtlayacak örnekler bulmuştur. Tüm bunlara ek olarak, aynı vekiller tarafından sunulan kullanım beyanlarında da sahte faturaların tespiti yapılmış ve bunlardan da ayrıca ayrıntılı olarak bildiride bahsedilmiştir.
USPTO, raporda elindeki tüm kanıtlara dayanarak, eşgüdümlü şekilde devam eden bu kasıtlı çabanın bilerek ve isteyerek işlenmiş nitelikli bir suç olduğu kanaatinde olduklarını açıkça belirtmiştir. Daha önce benzer durumlarda, markaların ve bağlantılı tüm işlemlerin sicilden terkin edildiği bilinmektedir. Fakat bu durum daha çok marka sahibini cezalandırmak anlamına geldiği için bu ayrı bir tartışma konusudur. Dolayısıyla, sadece marka sahiplerini cezalandırmanın ötesinde, ihlali gerçekleştiren kişilerin yargılanması ve ne gibi yaptırımlar uygulanabileceğine ilişkin olasılıklar üzerinde konuşulmaktadır. Daha önce ABD’nde ikamet eden ve benzer suçlara girişen kişilerin hapis cezası aldığı bilinse de, denizaşırı bir ülkede gerçekleşen suçlara ilişkin yaptırımların hangi yönde olacağı merakla beklenmektedir.
ABD’nin geçmiş örneklerine bakarsak, genel olarak marka vekili olmayan ancak marka vekili gibi hareket eden dolandırıcılar konusunda vermiş olduğu kararların hakkaniyetinden bahsetmek mümkündür. Mevcut durumda, ihlali yapanın da Çin menşeili olduğu düşünüldüğünde yine caydırıcı olarak adlandırılabilecek bir hükme varılacağı beklenmektedir.
Türkiye’de ise, bilindiği üzere, marka ve patent vekillerinin eylemlerinin mesleğin gereklikleri ve erdemleri çerçevesinde yürütülmesi için Türk Patent ve Marka Kurumu Patent Vekilleri ve Marka Vekilleri Meslek Kuralları ve Disiplin Yönetmeliği[2] mevcuttur. Yönetmelik kapsamında bir marka ve/veya patent vekilinin suç kapsamında sayılabilecek eylemlerinin çerçevesi net olarak çizilmişken, yetkili olmayanların veya vekillik yetkisi olmadığı halde yetkiye sahipmiş gibi davrananların karşılaşabileceği yaptırımlar mevzuat çerçevesinde net olarak belirtilmemiştir. ABD’nde karşılaşılan vakanın bir benzeri Türkiye’de vuku bulduğunda, Türk Ceza Kanunu nitelikli dolandırıcılık hükümleri kapsamında eylemin suç olarak sayılabileceği bilinmektedir. Fakat özellikle Türk Patent ve Marka Kurumunda (Kurum) başvuru ve taleplerin e-devlet üzerinden kolayca işleme alındığı da düşünüldüğünde, eylemlerin yetkili olmayanlar tarafından yapılması ihtimali oldukça artmıştır. Nitekim Kurum düzenlemiş olduğu son vekillik istişare toplantısında marka/patent vekili olmamasına rağmen e-devlet üzerinden başvuru ve diğer işlemleri yapanları tespit ettiğini bildirmiştir.
Daha önce de birçok marka ve patent vekili tarafından dile getirildiği üzere, vekillerin kusurlu davranışlarına ilişkin yaptırımların belirlendiği gibi, mesleğin dışında kalanlar için de yaptırımların ne yönde/düzeyde olacağını belirten düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Kanaatimizce, bu yazının konusunu oluşturan USPTO bildirimi, tescil ofisleri nezdinde yukarıda bahsedilen tipte sahtekarlıkları yapanlara karşı ilgili Kurumların mücadele yönteminin dikkate alınması gereken bir örneğini teşkil etmektedir.
Fikrî mülkiyet hukuku[1], çeşitli gayrimaddi hakların elde edilmesi, sona ermesi ve korunması ile bu haklar üzerinde tasarrruf edilmesine ilişkin kurallar bütününü ifade etmektedir. Bu yapı içerisinde farklı menfaatleri koruyan çeşitli haklar; marka, tasarım, faydalı model vb. adlarla sınıflandırılmaktadır. Sektör profesyonellerinin büyük çoğunluğu tarafından, söz konusu sınıflandırmaya takıntı düzeyinde riayet edilmekte ve bu sözcüklerin başkaları tarafından kullanıldığı durumlarda da benzer şekilde hassasiyet gösterilmesi beklenmektedir. Ancak bu adlandırmalardan yazımızın konusunu da oluşturan “patent” sözcüğünün hatalı kullanımı, diğerlerinden farklı şekilde “geri iade” anlatım bozukluğunda olduğu gibi bir irkilmeye sebep olmaktadır. IPR Gezgini’nde geçtiğimiz yıllarda yayınlanan “Folklorik Türk Marka Terminolojisi” başlıklı yazının bir bölümünde[2] de “ismin patenti”, “markanın patenti” örnekleriyle bu duruma değinilmiştir. Örnekler; “bu işin patenti bende”, “o resim onun patentli hakkı”, “tasarımın patenti” şeklinde çoğaltılabilir.
Patent sözcüğünün hatalı kullanımı, anılan sözcüğün, bir gayrimaddi hak üzerinde tekel hakkı elde edilmesinin genel adı olduğu yanılgısından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından hazırlanan ve güncellenen Güncel Türkçe Sözlük’te, “patent” sözcüğünün dördüncü sıradaki, mecaz niteliğindeki anlamının, “Bir durum veya bir işi yalnızca kendi yetkisi altında görme” olduğu görülmektedir. Bu kullanıma örnek olarak da Peyami Safa tarafından kaleme alındığı belirtilen[3]“Çünkü Türkiye’de patenti yabancı şöhretlerin elinde bulunan heykeltıraşlık Türk sanatkârına para getirmez.” ifadeleri gösterilmektedir.
TDK tarafından hazırlanan ve güncellenen Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğü’nde ise “patent” sözcüğünün belirtilen anlamına rastlanmamaktadır.
TDK Güncel Türkçe Sözlük’te, “patent” sözcüğüne ilişkin karşılaştığımız en ilginç kullanım ise “patentinin altına almak” ifadesidir. Dahası yapısal olarak dahi hatalı olduğunu düşündüğümüz bu sözcük grubunun, gayrimaddi hakların da ötesine geçecek şekilde, “birini egemenliği altına almak” anlamına geldiği belirtilmektedir.
TDK Başkanlığının görevleri, 11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (664 sayılı KHK) m.10/2 hükmünde düzenlenmiştir. Bu görevler arasında; Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak ve geliştirmek, yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak (664 sayılı KHK m.10/2,c) ile Türk dilinin zenginleşmesine yönelik inceleme ve araştırmalar yapmak, yazım kılavuzları ve sözlükler hazırlamak, bilim, sanat, spor terimleri ile teknik terim ve kavramları karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak (664 sayılı KHK m.10/2,ç) da yer almaktadır. Patent sözcüğünün hatalı kullanımına karşılık gelen anlamın, Güncel Türkçe Sözlük’te yer alması, ancak TDK’nin “yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak” şeklinde ifade edilen göreviyle ilişkilendirilebilmektedir. Zira yaygın, fakat hatalı bir kullanımın Güncel Türkçe Sözlük’te yer almasının, böyle bir kullanım bulunduğunun tespiti işlevine yönelik olduğu düşünülmekte, bu durumun ise kullanımdaki hatayı ortadan kaldırmayacağı değerlendirilmektedir. Dilin, sözcüklere yüklenen hatalı anlamlarla değil, sözcüklerin doğru şekilde kullanımıyla gelişeceği ve zenginleşeceği düşüncesiyle; yazının, fikrî mülkiyet hukuku terminolojisine uygun olmayan kullanımların azalmasına katkı sağlaması umut edilmektedir.
Alan adı uyuşmazlıklarının çözümü alan adlarının öneminden ötürü özel bir değere sahip. Alan adları fikri mülkiyet hukukunda ticaret unvanı, işletme adı, marka gibi varlıklarla benzer özellikler arz ediyor. Alan adlarının ticari değeri, elektronik ticaretin büyüyen hacminden besleniyor. Alan adlarından doğan uyuşmazlıklar lokal veya uluslararası türlerine göre ayrı çözüm mekanizmalarına tabi. Uyuşmazlıkların adil, hızlı ve doğru çözülmesi bu bakımdan hassas bir konu. Uzun yıllar Orta Doğu Teknik Üniversitesi (“ODTÜ”) Nic.tr ile çözüme kavuşturulan lokal alan adı uyuşmazlıklarının çözüm mekanizmasının değiştirilmesinde nihayet sona gelinmiş görünüyor. TRABİS yani TR AĞ BİLGİ SİSTEMİ, alan adı uyuşmazlıklarının çözümünün adresi. Önce kavramlara sonra sürece ve hayata geçişine biraz daha yakında bakalım.
TRABİS, “.tr” Ağ Bilgi Sistemi anlamına geliyor. TRABİS, ODTÜ bünyesinde yer alan Nic.tr.’nin açıklamasına göre ‘‘tr. uzantılı internet alan adı sisteminin ve buna ait merkezi veri tabanının işletilmesine, rehberin oluşturulmasına, güncellenmesine ve rehberlik hizmetinin sunulmasına ve alan adı başvuru işlemlerinin gerçek zamanlı olarak yapılmasına imkân veren, tüm bu faaliyetlerin güvenli ve iş sürekliliğini sağlayacak şekilde gerçekleştirildiği sistemdir.’’ Kısacası TRABİS’i, “.tr” alan adı sisteminin ve veri tabanının yönetimini ve işleyişini kapsayan bir sistem olarak ifade ediyoruz.
TRABİS, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (“BTK”) bünyesinde faaliyete geçecek, yani uyuşmazlık çözümünde yetkili kurum ve düzende önemli değişiklik ve güncellemeler söz konusu olacak.
Özetle ifade etmek gerekirse; Türkiye’de “.tr” uzantılı alan adları, ODTÜ bünyesinde yer alan Nic.tr tarafından yürütülmekteydi. Ancak 10.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına verilen yetki ile düzenlenen İnternet Alan Adları Yönetmeliği, “.tr” uzantılı alan adlarının tahsisine ilişkin işlemlerin yürütülmesi faaliyetini BTK’ya bıraktı.
Ne zaman faaliyete geçiyor?
BTK, 19.08.2022 tarihinde yaptığı açıklamada TRABİS’in 14.09.2022 tarihinde hizmete gireceğini duyurdu. Birinci seviye .tr uzantılı alan adı (alanadı.tr gibi) tahsisi ise TRABİS faaliyete girdikten 1 yıl sonra yapılacak. Nic.tr ise TRABİS’in faaliyete geçmesi ile eş zamanı olarak kapanacak.
Neler öne çıkıyor?
TRABİS devreye girdiğinde alan adları ile ilgili olarak alan adının alındığı hizmet kuruluşu ile iletişime geçilmesi gerekecek. TRABİS’in işleyiş kuralları, Nic.tr’nin işleyiş kurallarından şüphesiz farklılıklar arz edecek. Özellikle yeni işleyiş kuralları ve değişiklikler TRABİS tarafından duyurulacak.
Kayıt operatörü, “.tr” uzantılı alan adı hizmeti vermeye yetkili firma olarak belirlenmiş durumda. Buna göre TRABİS faaliyete başlamadan yetkili bir kayıt operatörüne geçilmesi gerekiyor. Kayıt operatörüne aktarılmayan alan adları ise TRABİS faaliyete geçince TRABİS’e aktarılacak. Fakat son kullanıcıya hizmet verilmeyeceğinden kayıt operatörüne geçilmesi gerekecek. Aksi halde alan adına ilişkin yenileme ya da alan adını yönetme işlemleri sağlanmayabilir. Burada son kullanıcı mutlaka bir ürün veya hizmeti satın alan kişi değil, nihayetinde onu kullanan kişidir/ belirli verileri sorgulamak ve değerlendirmek için veri tabanlarına erişen tüm kullanıcılardır. Aktarım yapılırken alan adlarına ilişkin hizmette bir kesinti ise söz konusu olmayacak.
TRABİS ile öne çıkan bir diğer değişiklik belge ile tahsis meselesi. Önceden “.tr” uzantılı alan adı tahsisi için kurulacak alan adına ilişkin marka veya kuruluş ile ilgili bazı belgelerin sunulması gerekmekteydi. Bazı istisnalar haricinde TRABİS bu zorunluluğu ortadan kaldıracak ve artık her alan adı tahsisi için belgeler talep edilmeyecek. Com.tr, org.tr, net.tr, gen.tr, biz.tr, tv.tr, web.tr, info.tr, bbs.tr, tel.tr ve name.tr uzantılı alan adları için “ilk gelen alır” kuralı uygulanacak ve bu kurala göre belgesiz tahsis söz konusu olacak. Bunun uyuşmazlıkları arttıracağı mı yoksa azaltacağı mı siz değerli okurun takdirinde.
23 Mart 2020 tarihinde Nic.tr üzerinde yeni alan adı başvuru ve alan adı yenileme işlemleri durdurulmuştu, ancak gov.tr, edu.tr, av.tr, bel.tr, dr.tr, tsk.tr, k12.tr, pol.tr ve kep.tr alan adları için yine devam ediyordu. Bu tarihten sonra alan adı başvuruları Nic.tr’ye kayıtlı kayıt operatörleri tarafından yapılmaktadır. Belge sunulmasına ilişkin ise gov.tr, edu.tr, av.tr, bel.tr, dr.tr, tsk.tr, k12.tr, pol.tr ve kep.tr alan adları istisnalar dahilindedir, yani bu alan adları için belge sunulma zorunluluğu devam edecektir.
Alan adı satış ve devirlerine Nic.tr’de izin verilmemekteydi. Ancak İnternet Alan Adları Yönetmeliği madde 13 uyarınca TRABİS’de satış ve devirlere izin verilmesi söz konusu olacak. Ölüm/gaiplik karinesi, şirket birleşme/devralma belgeleri, marka/patent devri belgeleri veya fikir/sanat eserleri ile ilgili hakların devrini ispat eden belgelerin olması halinde devir işlemi yapılabilecek.
Uyuşmazlıklarla kim ilgilenecek?
Gelgelelim asıl konuya, alan adı uyuşmazlık çözüm mekanizması nasıl işleyecek?
Kısaca özetlemek gerekirse; bir uyuşmazlık ortaya çıktığında İnternet Alan Adları Tebliği (Madde 13/(b) ve (d)) uyarınca kayıt kuruluşu, internet alan adına ilişkin adli bir süreç veya uyuşmazlık çözüm süreci başlatıldığında, TRABİS’e durum hakkında derhal bilgi vermekle ve belirlediği uyuşmazlık çözüm mekanizmasında kayıt kuruluşu yapması gereken tüm yükümlülükleri titizlik ve ivedilikle yerine getirmekle yükümlü. İnternet Alan Adları Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması Tebliğine göre Uyuşmazlık Çözüm Hizmet Sağlayıcıların (“UÇHS’ler’’) internet alan adları ile ilgili uyuşmazlıkların çözüm sürecini hakemler veya hakem heyetleri vasıtasıyla yürüten taraflar söz konusu olacak. Sağlayıcılık başvurularının değerlendirme makamı BTK. Bununla birlikte uyuşmazlığa konu olan internet alan adı, uyuşmazlık çözümü süreci boyunca dondurulacak. UÇHS’ler BTK tarafından re’sen veya şikâyet üzerine denetlemeye tabi olacak. Bir internet alan adına ilişkin uyuşmazlıkta, TRABİS sistemine kayıtlı bulunan zaman bilgisi esas alınacak bilgi olarak kabul edilmiş durumda. TRABİS uygulaması yeni ve önemli bir alan adı uyuşmazlık çözüm mekanizması olarak kısa bir süre içinde ilgili ekosistemin gündeminde önemli bir yer edineceğe benziyor.
2023 sonbaharında dünya fikri haklar camiasının kalbi İstanbul’da atacak!
Türkiye, 2023 yılında fikri haklar alanında çok önemli bir uluslararası etkinliğin ev sahibi olacak ve Uluslararası Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği(Association Internationale pour la Protection de la Propriété Intellectuelle – International Association for the Protection of Intellectual Property), yani bilinen kısaltması ile AIPPI‘nin 2023 yılı Dünya Kongresi, İstanbul’da gerçekleştirilecek.
2023 yılı AIPPI Dünya Kongresi’nin İstanbul’da yapılacağına ilişkin resmi duyuru, derneğin internet sitesinde 15 Ağustos 2022 tarihinde yayımlandı.
1897 yılında kurulan ve bu yıl 125. kuruluş yıldönümünü kutlayan AIPPI, dünyanın en prestijli fikri haklar örgütlerinden birisi ve dünya genelinde fikri haklar konusundaki gelişmelere yön veren öncü sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. 2008 yılında Türkiye’de kurulan Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI Türkiye) ise T.C. kanunlarına göre kurulu bağımsız bir dernek olarak faaliyet gösteriyor ve uluslararası dernekle yakın temas içerisinde çalışıyor.
Türkiye’nin AIPPI Dünya Kongresi’ne ev sahibi olabilme serüveni yıllar öncesinden başlamıştı. Bu yöndeki Türkiye grubu teklifi yıllar önce kabul edilmiş olsa da, çeşitli nedenlerle gerçekleşen ertelemeler sonrasında, 2023 yılı için hedefe nihayet ulaşıldı.
AIPPI Türkiye’nin geçmiş ve mevcut yönetimleri ile bu konuda uluslararası büroda ve uluslararası büro nezdindeki komitelerde çalışan Türkiye grubu üyeleri başta olmak üzere, AIPPI Türkiye’nin tüm üyeleri, bu başarıda pay sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
AIPPI Dünya Kongreleri, pandemi öncesi binlerce fikri haklar çalışanına dünyanın farklı ülkelerinde ev sahipliği yapan büyük etkinlikler olarak öne çıkıyordu. Pandemi döneminde çevrimiçi olarak düzenlenen kongrelerin ardından, 2022 yılı AIPPI Dünya Kongresi Eylül ayında San Francisco’da yüz yüze olarak gerçekleştirilecek ve bu kongreye aynı zamanda çevrimiçi katılım da mümkün olacak.
Resmi duyuruda 2023 yılında İstanbul’da yapılacak AIPPI Dünya Kongresi’nin tarihi belirtilmemiş olsa da, geçmiş yıllardaki tarihler esas alındığında, kongrenin sonbahar aylarında düzenlenmesi bekleniyor.
Bu da demek oluyor ki, gelecek sonbahar dünya fikri haklar camiasının kalbi İstanbul’da atacak ve dünyanın farklı ülkelerinden binlerce IP çalışanı Türkiye’de bizlerle olacak.
IPR Gezgini olarak biz de, bu başarıda emeği geçen tüm AIPPI Türkiye üyelerini tebrik ediyor ve gelecek yıl İstanbul’da dünyanın dört bir köşesinden gelecek fikri mülkiyet çalışanlarını ağırlayacak olmanın heyecanını şimdiden yaşıyoruz.
Sanıyoruz ki, Türkiye’de şu ana dek yapılmış en büyük IP etkinliği olacak 2023 İstanbul AIPPI Dünya Kongresi hakkında daha fazla haber ve gelişmeyi gelecek günlerde IPR Gezgini’nde göreceksiniz.
Son günlerde oldukça ilgi çekici bir tartışma yaşanmakta. Söz konusu tartışmanın diplomatik yanı dışında marka hukukunu da yakından ilgilendirmesi nedeniyle IPRGEZGİNİ olarak konuyu okuyucularımızla buluşturmak istedik.
Ege kıyılarında turizmi canlandırmak için çeşitli çalışmalar yürüten Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ege kıyılarının yabancı turistlere tanıtımını amaçlayan bir tanıtım programı çalışmalarını başlattı. [1] Bu kapsamda “TURKAEGEAN” ibaresini, reklamlarında ve tanıtın videolarında kullanmaya başlamış ve bu ibarenin marka olarak tescili amacıyla gerekli adımları attı.
İlk olarak 05.07.2021 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu’na marka başvurusunda bulunulmuş ve 06.01.2022 tarihi itibariyle “TURKAEGEAN” ibareli başvuru Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı adına marka olarak tescil edilmiştir.
Marka kapsamında aşağıda yer alan hizmetler yer almaktadır;
35. SINIF: Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri. Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri.
38. SINIF: Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri.
39. SINIF: Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Boru hattı ile taşıma hizmetleri. Elektrik dağıtım hizmetleri. Su temin hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri. Çöplerin depolanması ve taşınması hizmetleri, atıkların toplanması ve taşınması hizmetleri.
41. SINIF: Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, spor karşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil). Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.
43. SINIF: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.
45. SINIF: Hukuki hizmetler (sınai ve fikri mülkiyet hakları konusunda danışmanlık hizmetleri dahil). Güvenlik hizmetleri. Evlendirme büroları hizmetleri. Cenaze hizmetleri. Giysi kiralama hizmetleri. Yangın söndürme hizmetleri. Refakat etme hizmetleri. İş güvenliği konularında danışmanlık hizmetleri. Sosyal ağ oluşturma hizmetleri.
Söz konusu başvuru ayrıca, Madrid Protokolü kapsamında İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Japonya, Çin dahil olmak üzere toplamda 84 ülkede marka başvurusuna konu edilmiştir. (IR 1636727) Dünya Fikri Mülkiyet Ofisi (WIPO) sitesinde yapılan aramada ulaşılan görsel aşağıda yer almaktadır:
Tartışmaların kaynağını oluşturan marka başvurusu ise, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı tarafından 16.07.2021 tarihinde Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) nezdinde yapılan marka başvurusudur. Söz konusu başvurunun, tescil edilmesine dair 15.12.2021 tarihinde verilen EUIPO kararı sonrasında tartışmalar başlamış ve söz konusu tartışma, gerek yabancı basında gerek sosyal medya mecralarında gündeme taşınmıştır. Konu, Türk basınında da ele alınmıştır.
Tartışmalar Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu’na kadar taşınmış ve yaptığımız araştırmaya göre “TURKAEGEAN” ibaresinin, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı adına marka olarak EUIPO nezdinde tescil edilmesi ile ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na 5 farklı kanaldan soru sorulmuştur. (https://www.europarl.europa.eu/plenary/en/parliamentary-questions.html#sidesForm)
İlk talep 28.06.2022 tarihinde Yunan avukat ve siyasetçi Elissavet Vozemberg-Vrionidi tarafından sunulmuştur.[2] Söz konusu talep kapsamında özetle, “TURKAEGEAN” ibaresinin Türkiye tarafından zengin bir Yunan tarihine sahip olan kıyılarındaki antik Yunan anıtlarına ve yerlerine atıfta bulunmak için kullandığını ve bu kullanımın, Yunan turizm endüstrisi aleyhine kafa karışıklığına ve haksız rekabete neden olduğu belirtilmiş ve bu nedenle, Türkiye açısından yanlış bir tarih görüşünü yansıtan ve Yunan turizmine açıkça zarar veren bu terimin haksız ve kabul edilemez kullanımının derhal yasaklanması için Komisyon’un ne gibi adımlar atacağı ve EUIPO’ya ne gibi beyanlarda bulunacağı sorulmuştur.
İkinci talep 29.06.2022 tarihinde Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Eva Kaili tarafından iletilmiş[3] ve talepte, “TURKAEGEAN”, ibaresinin AB üyesi olmayan bir ülkenin (Türkiye) adını Ege Denizi, Adalar ve kıyılarla birleştirdiği, söz konusu ibarenin kullanımının, Türkiye’nin AB’ye ve Üye Devletlere, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs’a yönelik saldırgan dış politikasının bir başka örneğini teşkil ettiği, söz konusu ibarenin marka olarak tescilinin, Ege Denizinin, adaların ve kıyıların Türkiye’ye ait olduğu izlenimi yarattığından Avrupa Birliği ve uluslararası mevzuata aykırılık gösterdiği ifade edilerek Komisyona;
Türkiye’yi bu kelimeyi kullanmayı derhal bırakmaya zorlamak için “TURKAEGEAN” ibaresinin EUIPO sicilinden çıkarılması için derhal harekete geçip geçmeyeceği,
EUIPO’nun kabul edilemez bir ticari markayı tescil ettirmesinden kaynaklanan bu AB hukuku ihlalinin sorumluluğunu araştırmak için acil bir soruşturma başlatılıp başlatılmayacağı,
Türkiye’nin “TURKAEGEAN” ibaresini kullanma hakkının olmadığını alenen ve resmi olarak beyan edilip edilmeyeceği,
hususları sorulmuştur.
Üçüncü talep, Yunan siyasetçi ve Avrupa Parlamentosu milletvekili Ioannis Lagos tarafından 05.07.2022 tarihinde dosyalanmıştır.[4] Talepte, Türkiye’nin Yunanistan’ın Ege’deki egemenlik haklarına doğrudan meydan okuduğu bir dönemde, EUIPO’nun, Yunanistan’ın çıkarlarına aykırı hareket ederek, Türkiye turizm kampanyası için “TURKAEGEAN” ibaresinin marka olarak tesciline dair verdiği kararın bir provokasyon teşkil ettiği ifade edildikten sonra aşağıda yer alan sorular Komisyon’a yöneltilmiştir;
Bir AB Üye Devletinin zararına olarak Türkiye’ye bu ayrıcalıklı muamelenin uygulanmasının gerekçesi nedir? Komisyon hangi düzeltici eylemi yapmayı planlıyor?
Yunan Hükümeti’nden herhangi bir tepki geldi mi?
Dördüncü talep, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri Vangelis Meimarakis, Anna-Michelle Asimakopoulou, Maria Spyraki, Elissavet Vozemberg-Vrionidi, Stelios Kympouropoulos, Manolis Kefalogiannis, Theodoros Zagorakis, Loucas Fourlas, Lefteris Christoforou tarafından 06.07.2022 tarihinde iletilmiştir.[5] Talepte; EUIPO’nun, Türkiye’nin “TURKAEGEAN” ibaresini AB markası olarak tescili başvurusuna 15 Aralık 2021 tarihinde yeşil ışık yaktığı, tescilin, 16 Temmuz 2021 tarihinden itibaren on yıl boyunca geçerli olacağı, marka başvurusunun Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü nezdinde de marka olarak tescil edildiği ancak Amerika Birleşik Devletleri Fikri Mülkiyet Ofisi’nin (USPTO) başvuruyu reddettiği ifade edilmiştir[6]. Ayrıca, “TURKAEGEAN” ibaresinin turistik amaçlarla kullanılmasının, Ege Denizi’ni Türkiye’ye ayrılmaz bir şekilde bağlayarak potansiyel ziyaretçilerin kafasını karıştırmaya çalıştığı için yanıltıcı olduğu ve Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarına da meydan okuduğu, Türkiye’nin bu hamlesinin, AB üyeliğinin ön koşullarından biri olan iyi komşuluk ilkelerine uygun olmadığı ve özellikle Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye hakkındaki son raporunun ardından, böyle bir talebin AB tarafından kabul edilmesi kabul edilemez olduğu belirtilmiştir.
Bu kapsamda aşağıda yer alan sorular sorulmuştur;
Komisyon, adalar ve çevresindeki sular üzerindeki Yunan egemenliğine daha fazla meydan okumak için Türkiye’nin bu ibareyi bir basamak olarak kullanmasını nasıl engellemeyi planladığını söyleyebilir mi?
Bu tür ticari markaların tescilinin önlenmesi için ne gibi önlemler alınacaktır?
Son talep ise Avrupa Parlamentosu milletvekili Kostas Papadakis tarafından 21.07.2022 tarihinde iletilmiştir.[7] Talepte, EUIPO kararının, Türkiye turizminin tanıtımı için faydalı olduğunun söylendiğini, ancak bu söylemin, AB ile ilişkilerini sürdüren Türkiye’nin Ege’deki kabul edilemez iddialarının ve Yunan egemenlik haklarına yönelik kışkırtıcı meydan okumalarının olduğu bir zamanda dile getirildiği ifade edilmiştir. Talepte, EUIPO’nun yapısına ve görevlerine de değinildikten sonra Komisyon’a, EUIPO kararının, sadece bir marka tescili niteliğinde olmadığı, aynı zamanda Türkiye’nin kabul edilmez toprak iddiasına ve Yunanistan’ın egemenlik haklarına meydan okumasına siyasi destek verdiği gerçeği hakkındaki görüşü sorulmuştur.
Türkiye ve Avrupa Birliği özelinde özetlemeye çalıştığımız konu hakkında Komisyon tarafından verilecek cevapları ve konu ile EUIPO nezdinde bir açıklama yapılıp yapılmayacağı veya bir aksiyon alınıp alınmayacağını oldukça merak ediyoruz. Ege Denizi’nde Yunanistan yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin de egemenliği bulunmakta ve bu hususta tartışma bulunmamaktadır. Kanaatimizce “TURKAEGEAN” ibaresi Ege Denizi’nin Türkiye’nin egemenliğinde olan bölümünü ifade etmektedir. Dünyada bütünlük arz eden coğrafi oluşumların birden çok devletin egemenliği altında bulunduğu örneklerle de karşılaşılmaktadır. Örneğin, Himalaya Dağları Pakistan, Hindistan, Çin, Nepal ve Butan[8], Alp Dağları İsviçre-Fransa- Almanya -İtalya ve Avusturya[9] sınırları içerisinde yer almaktadır. WIPO veri tabanında yapılan araştırmada Swiss Alp ibaresinin marka olarak tescil edildiği de tespit edilmiştir. (IR 870061)
Bu objektif verilerle, bir diplomatik girişimin marka hukuku üzerinden şekillendirilmesinin hayatın olağan akışında pek mümkün görülmemesi hususu birlikte ele alındığında başvuruya karşı sergilenen tutumun marka hukuku özelinde yerinde olmadığı değerlendirilmektedir.
[6] Belirtmek gerekir ki USPTO nezdinde yapılan başvurunun reddedilme sebepleri, marka başvurusu kapsamında yer alan bazı hizmetlerin belirsiz olması, marka açıklamasının, ABD lisansına sahip yetkili marka vekilinin ve e-mail adresinin bulunmamasıdır. Bu kapsamda, USPTO tarafından verilen ret kararı kesin karar olmadığından WIPO kapak mektubunda yer alan “bildirimin WIPO’ya gönderildiği tarihten” sonraki altı ay içinde eksikliklerin tamamlanması ve başvuru işlemlerine devam edilmesi mümkündür. Diğer bir ifadeyle USPTO tarafından verilen ret kararı, ibarenin marka olarak tesciline engel olabilecek kesin nitelikte son karar değildir.
Marka tescil başvurusu sahipleri ve marka vekillerinin bir marka tescil otoritesinden (bundan sonra “Ofis” olarak anılacaktır) en önemli beklentileri, ofisin başvuru, inceleme ve tescil süreçlerinde öngörülebilir / tahmin edilebilir kararlar vermesi ve/veya çerçevesi çizilmiş işlem süreçlerine sahip olmasıdır. Ofislerin dünya genelinde kamu kurumu olmaları, dolayısıyla kamu adına faaliyet göstermeleri süreçleri tarafsız şekilde yürütme ve objektif biçimde karar verme yönündeki beklentileri daha da artırmaktadır.
Ofislerin bir kısmı bu beklentileri karşılarken kullanıcı memnuniyetini yükseltmek ve ofis nezdinde işlem yapanların karşılaşacakları olası eksiklik, yanıt ve kararları önceden tahmin edilebilir hale getirmek için inceleme kılavuzları (bundan sonra “kılavuz” olarak anılacaktır) yayımlamaktadır. Bu kılavuzların genel özelliği; ofis içi uygulamalar hakkında bilgi veren, ofisin hangi durumda ne tip kararlar vereceğini açıklayan, mevzuatın ofisler tarafından yorumlanış biçimini aktaran metinler olmalarıdır. Bu haliyle kılavuzlar, genel olarak ofis dışı kurumları veya yargıyı bağlayan metinler değildir, ancak ofisler bakımından kendilerini kısıtlayıcı ve bağlayıcı nitelikleri bulunmaktadır. Bazı ofisler belirli birimlerini kılavuzla bağlı sayarken, bazı birimlerini bağlayıcılığın dışında tutmuştur, yazı içerisinde bu durum Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi özelinde irdelenecektir.
Başvuru aşamasından başlayarak, şekli inceleme, sınıflandırma, mal ve hizmet listelerinin düzenlenmesi, resen inceleme, yayıma itiraz üzerine inceleme, karara itiraz süreçleri, uluslararası marka başvurularının incelenmesi, markanın kullanımı, ofisin o yönde yetkisi varsa hükümsüzlük / iptal işlemleri, yenileme ve tescil sonrası işlemler gibi alanlarda prosedürel veya esasa ilişkin uygulamalar ve karşılaşılabilecek olası kararlar hakkında bilgi içeren kılavuzlar, çağdaş bir ofisin mutlak surette kullanıcılara sunması gereken dokümanlardır.
Marka alanındaki kılavuzların en kapsamlı ve gelişmişleri Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) ve A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) tarafından düzenlemiş kılavuzlardır. İlgilenen okurlar bahsedilen kılavuzlara EUIPO marka kılavuzu, USPTO marka kılavuzu bağlantılarından erişebilir.
Bu yazıda, esasen EUIPO marka kılavuzunun amacı, kapsamı, oluşturulma / güncellenme yöntemi gibi hususlar hakkında bilgi verilecek, bu kılavuz model alınarak hazırlanan Türk Patent ve Marka Kurumu marka kılavuzu ile karşılaştırmalar yapılacak ve marka karar kılavuzlarının uygulamadaki önemi ve Türk kılavuzunun eksiklikleri gibi hususlarda değerlendirmeler yapılacaktır. Son olarak ise, oldukça kısa biçimde USPTO Marka Kılavuzu ve Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nın (WIPO) Uluslararası Marka Tescil Sistemi Kılavuzundan bahsedilecektir.
EUIPO Marka Kılavuzu
Yazının bu bölümünde, EUIPO marka kılavuzunun başında yer alan kılavuzun kapsamı, amacı, güncellenme yöntemi kısımları kısaca aktarılacaktır.
Yukarıda erişim bağlantısı paylaşılmış EUIPO marka kılavuzu, Giriş bölümünü takip eden altı ana bölümden müteşekkildir:
Genel Kurallar: Kılavuzun bu bölümü, karara itiraz süreçleri hariç olmak üzere, marka ve tasarım konularında EUIPO tarafından yapılan tüm işlemlerde ortak olan hükümleri içerir.
İnceleme: Kılavuzun bu bölümü, marka başvurusundan yayına kadar olan inceleme prosedürleri ve mutlak ret nedenleri incelemesini içermektedir. Bu aşamada EUIPO başvuruyu, başvuru tarihinin tespitine, sınıflandırmaya, rüçhan bilgilerine, ortak veya garanti markası olup olmadığına ve mutlak ret nedenlerine göre inceler.
Yayıma İtiraz: Kılavuzun bu bölümü, üçüncü kişilerin önceki tarihli haklarına dayanarak bir marka başvurusunun reddini talep etmek için EUIPO nezdinde yaptıkları yayıma itirazların incelenme süreci, nispi ret nedenleri, kullanımın ispatı müessesesi hakkında bilgi içermektedir. Ofisin itiraz bölümü, önce yayıma itirazın incelenebilirliğini değerlendirir. İtiraz incelenebilir bulunursa, taraflardan görüş sunmaları beklenir ve devamında itiraz incelenir.
İptal: Kılavuzun bu bölümü, tescilli bir Avrupa Birliği markanın iptali veya hükümsüzlüğü talebinin incelenme süreci ve iptal veya hükümsüzlük gerekçeleri hakkında bilgi içerir.
Sicil İşlemleri: Kılavuzun bu bölümü, EUIPO nezdinde yapılan unvan değişiklikleri, adres değişiklikleri, yenileme, lisans, devir, bölünme, geri çekme gibi işlemler hakkında bilgi verir.
Uluslararası Markalar: Kılavuzun bu bölümü, Madrid Protokolü aracılığı ile EUIPO’ya başvurusu yapılan markaların incelenme süreçleri hakkında bilgi aktarır.
EUIPO marka kılavuzunun kapsamı dışında tutulan karara itiraz süreçleri, bu itirazları inceleyen EUIPO Temyiz Kurulu’nun İşlem Kuralları (Rules of Procedure Before the Boards of Appeal) düzenlemesinde yer almaktadır.
EUIPO marka kılavuzu, ofis kararlarının tutarlılığını, tahmin edilebilirliğini ve kalitesini geliştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Kılavuz; Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları sonucu ortaya çıkan ilkeleri, EUIPO Temyiz Kurulu’nun içtihadını, ofisin ilgili birimlerinin kararlarını ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yürütülen uyumlaştırma programlarının sonuçlarını bir araya getirecek şekilde tasarlanmıştır. İçtihat geliştikçe kılavuz da gelişecektir ve buna yönelik olarak kılavuzun düzenli biçimde yıllık olarak güncellenmesi hedeflenmektedir.
Marka kılavuzu çeşitli işlemlerden sorumlu EUIPO çalışanları, sistemin kullanıcıları ve profesyonel danışmanlar için hazırlanmış ve pratik kullanım sağlaması amaçlanan ana bir referans noktasıdır. En sık karşılaşılan senaryolarda ofisin uygulamalarını yansıtacak şekilde hazırlanmıştır ve vakaların özelliklerine göre uygulanması gereken genel talimatları içerir. Bu çerçevede, EUIPO marka kılavuzu yasal düzenleme niteliğinde bir metin değildir, idari bir kararla kabul edilmiş ve EUIPO’nun kendisini bağlı saydığı idari kurallar mahiyetinde bir düzenlemedir.
Kılavuz başvuru aşamasından tescile kadar geçen süreçleri, mutlak ve nispi ret nedenlerinin değerlendirilmesini, yayıma itirazların incelenmesi süreci de dahil olmak üzere kapsar. Yukarıda da bahsedildiği üzere, EUIPO Temyiz Kurulu’nca incelenecek olan karara itirazlara ilişkin süreçler, marka kılavuzunun kapsamı dışındadır.
Kılavuz, AB mahkemelerinin ve EUIPO Temyiz Kurulu’nun güncel kararlarını içermesi ve en doğru şekilde referans sağlaması için her yıl, bir önceki yılın içtihatlarına ve operasyonel ihtiyaçlara bakılarak güncellenir. Güncelleme süreci dört aşamadan oluşur:
EUIPO tarafından “bilgi çemberi” olarak adlandırılan ve EUIPO bünyesindeki birimlerin temsilcilerinden oluşan birimce taslak bir metin oluşturulur. Taslak üretme aşaması analiz, taslak oluşturma ve tartışma bölümlerinden oluşur. Analiz aşamasında, önceki yılda verilmiş kararların eğilimleri çıkarılır, sonuçları incelenir ve kullanıcılar ile paydaşların önceki yıllardaki yorumları dikkate alınır. Akabinde bir taslak oluşturulur ve son olarak taslak bilgi çemberince tartışılır.
Taslak oluşturulduktan sonra paydaşlara, ulusal ofislere, kullanıcıları temsil eden derneklere gönderilir. Taslak en az üç ay boyunca incelenir, varsa yorum ve öneriler bildirilir. Ardından bilgi çemberi yorumları inceleyerek kabul veya reddeder ve alınan yorumların sonucunu içeren bir listeyi her yıl ofisin web sitesinde yayımlar.
Sonraki aşama olarak taslak, ofis dillerine çeviri için gönderilir. Çeviriler paydaşlara ve kullanıcı derneklere dağıtılır ve geri bildirim alınır. Akabinde metin EUIPO Yönetim Kurulu’na sunulur ve EUIPO Başkanı’nca kabul edilir. 5 dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca) hazırlanan güncellenmiş kılavuzların her yılın ilk çeyreğinde yayımlanması hedeflenir. Online bir sistem sayesinde kılavuza AB’nin diğer dillerinde de erişim mümkündür. Farklı dillerdeki versiyonlar arasında bir tutarsızlık olması durumunda, İngilizce olan kılavuz geçerli olarak kabul edilir.
Bazı durumlarda, örneğin Adalet Divanı’nın verdiği bir karar ofis uygulamasına hemen etki edecek ise, ofis kılavuz ilkelerini hızlı bir şekilde güncelleyebilir. Ancak bu gibi durumlar istisnaidir.
Halihazırda yürürlükte olan kılavuz metni 22 Mart 2022’de güncellenmiş ve 31 Mart 2022’de yürürlüğe girmiş versiyondur.
EUIPO Marka Kılavuzunun Bağlayıcılığı
EUIPO marka kılavuzunun, EUIPO’nun resen inceleme, yayıma itiraz birimi, iptal birimleri dahil tüm operasyon birimleri açısından bağlayıcı olduğu açıktır. Buna karşın idari bir düzenleme niteliğindeki EUIPO marka kılavuzunun AB mahkemeleri açısından bağlayıcılığı söz konusu değildir, buna ilaveten AB üyesi ülkelerin ulusal ofisleri, kendileri aksi yönde bağlayıcı bir usul benimsemedikleri sürece EUIPO kılavuzuyla bağlı değildir.
Bu bağlamda, EUIPO karar kılavuzunun bağlayıcılığı açısından tartışmalı kalan tek kurum veya makam EUIPO Temyiz Kurulu olarak ortaya çıkmaktadır.
EUIPO’nun bir parçası olan, ancak üyeleri EUIPO tarafından değil AB Komisyonu tarafından seçilen Temyiz Kurulu, EUIPO’nun diğer birim veya departmanlarından farklı ve nispeten özerk bir pozisyondadır.
EUIPO Temyiz Kurulu yakın tarihli bir kararında; “… (i) Temyiz Kurulu üyeleri bağımsızdır ve kararlarında talimatnamelerle bağlı değildir, (ii) Karar kılavuzları, Ofisin uygulamayı taahhüt ettiği kurallar bütünüdür ve Ofis kendisini onlarla bağlı kılmaktadır, ancak ön kabul olarak bu kuralların mevzuatla uyumlu olması gerekir, dolayısıyla AB mevzuatının hükümleri yorumlanırken kılavuzların bağlayıcı metin olarak etkisi bulunmamaktadır.” ifadelerini kullanarak, EUIPO karar kılavuzunun kendisi açısından bağlayıcı olmadığını altını çizmiştir. (İlgili karar hakkında Önder E. Ünsal tarafından yazılmış yazı bu bağlantıdan okunabilir.)
Avrupa Birliği Adalet Divanı 2012 yılında verdiği C-53/11 sayılı kararda EUIPO karar kılavuzunun EUIPO Temyiz Kurulu’nu bağlayıcılığı konusunu özel olarak tartışmış, karar kılavuzunun EUIPO Temyiz Kurulu açısından bağlayıcı olmadığını belirtmiş ve Adalet Divanı Genel Mahkemesinin aksi yöndeki kararını iptal etmiştir. Belirtilen karar hakkında 2013 yılında bu makalenin yazarlarından Önder E. Ünsal tarafından kaleme alınmış yazıdan yapacağımız aşağıdaki alıntı okurların kararı daha iyi anlamasını sağlayacaktır. Alıntı okunurken 2013 yılında kurumun OHIM kısaltmasını kullandığı ve Topluluk Marka Tüzüğü, Topluluk Markası terimlerinin geçerli olduğu dikkate alınmalıdır.
“Davada öne sürülen argüman çerçevesinde OHIM’e göre, OHIM Marka İnceleme Kılavuzu, uzmanlar ve diğer OHIM birimlerince alınan kararlarda dayanak olarak kullanılan OHIM personeli talimatnamesi niteliğindedir. Buna karşın, OHIM uzmanları ve birimleri tarafından verilen kararların Topluluk Marka Tüzüğü ve Yönetmeliği ile uyumunu (tutarlığını) kontrol etmekle yükümlü olan OHIM Temyiz Kurulunun, bu kılavuzları uygulama zorunluluğu bulunmamaktadır. Bunun ötesinde, OHIM Temyiz Kurulunun kararları sınırları çizilmiş yetkiler çerçevesinde alınır ve bu kararlar takdir yetkisinin kullanılması olarak değerlendirilemez. Buna bağlı olarak, OHIM Temyiz Kurulunun kararlarının hukuka uygunluğu, OHIM’in önceki karar verme pratiği çerçevesinde değil, yalnızca, Avrupa Birliği Mahkemeleri tarafından yorumlandığı haliyle Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelik çerçevesinde değerlendirilmelidir. İncelenen vakada, OHIM’e göre, tartışma konusu yönetmelik maddesi, idari talimatnamelere göre değil, Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelikte yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Buna karşılık, “Nike International Ltd”e göre, OHIM kararlarda tutarlılık ihtiyacı doğrultusunda, az ya da çok bağlayıcılığı bulunan, uygulama kılavuzlarını kabul etmiştir ve Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmeliği, OHIM Uygulama Kılavuzunda belirtilen ilkeler çerçevesinde uygulamalıdır.
Adalet Divanı, yukarıda yer verilen argümanları değerlendirdikten sonra, konuyu takip eden biçimde yorumlamıştır:
İncelenen davada, Adalet Divanı Genel Mahkemesi, OHIM Temyiz Kurulunun OHIM İnceleme Kılavuzunu uygulaması gerektiğini belirtmiş olmakla birlikte, OHIM tarafından öne sürüldüğü üzere, bir işaretin Topluluk Markası olarak tescil edilmesiyle ilgili olarak OHIM Temyiz Kurulunun kararları, sınırları çizilmiş yetkiler çerçevesinde alınır, bu kararlar takdir yetkisinin kullanılması olarak değerlendirilmez ve buna bağlı olarak, OHIM Temyiz Kurulunun kararlarının hukuka uygunluğu, yalnızca, Avrupa Birliği Mahkemeleri tarafından yorumlandığı haliyle Topluluk Marka Tüzüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede, Avrupa Birliği Adalet Divanı, OHIM’in iddialarını, Topluluk Marka Tüzüğü ve buna ilişkin Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirmiş ve Adalet Divanı Genel Mahkemesinin kararını yerinde bulmamıştır.”
Bu çerçevede, EUIPO karar kılavuzu, yukarıda paylaşılan 2022 yılına ait bir Temyiz Kurulu kararında bahsedildiği ve gene yukarıda paylaşılan Adalet Divanı kararında görüleceği üzere, EUIPO Temyiz Kurulu bakımından şu anda bağlayıcı değildir. Kanaatimizce yerindeliği tartışmaya çok açık olan bu husus hakkında gelecek yıllar belki de farklı bir değerlendirme getirecektir.
Türk Patent ve Marka Kurumu Marka İnceleme Kılavuzları
Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) internet sitesinin “marka” ana sekmesinde (https://www.turkpatent.gov.tr/marka) kılavuz ismini taşıyan üç farklı doküman bulunmaktadır: Marka İnceleme Kılavuzu-2021, Marka Başvuru Kılavuzu-2022, Marka Kullanım İspatı Kılavuzu.
Anılan dokümanlardan “Marka Başvuru Kılavuzu-2022” esas itibarıyla bir uygulama kılavuzu değil, genel işlem tanımlarının yapıldığı bilgilendirme metnidir. Dolayısıyla, bu metnin bu yazı kapsamında yer verilen diğer örnekler gibi ofis uygulamalarını, süreçlerini detaylı biçimde aktaran ve yönlendirme yapan bir metin olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ve hatta Kurum’un uygulama kılavuzu olmayan bu metnin isminden “kılavuz” kelimesini çıkartıp, metnin ismini “Marka Genel Bilgilendirme Kitapçığı” olarak değiştirmesi kanaatimizce yerinde olacaktır.
Marka İnceleme Kılavuzu-2021, Marka Kullanım İspatı Kılavuzu metinleri ise kapsamlı ve geniş uygulama kılavuzlarıdır. Dolayısıyla, bu metinlerin yurtdışındaki muadilleri ile karşılaştırılmaları mümkündür.
Başvuru sahipleri ve vekillerinin en yoğun olarak kullandığı kılavuz olan Marka İnceleme Kılavuzu’nun kamuya açık ilk versiyonu 2015 yılında yayımlanmıştır. Avrupa Birliği desteği ile yürütülen bir projenin meyvesi olarak ortaya çıkan kapsamlı metin, tamamen kurum uzmanlarınca hazırlanmış ve oluşturulması esnasında ulusal ve Avrupa Birliği yargısı kararları, EUIPO ve Kurum kararları ve EUIPO kılavuzu esas alınmıştır. Kılavuz aşağıda daha detaylıca bahsedileceği üzere 2017 yılında Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından revizyona alınmıştır. Kılavuzun 2015 yılı ve tamamlanabildiği kadarıyla 2021 yılı versiyonları, kanaatimizce içerikleri bakımından Kurum’un övgüyü hak eden kapsamlı çalışmalarıdır. Marka Kullanım İspatı Kılavuzu da içeriği itibarıyla aynı konumdadır. Ancak, bu övgüler metinlerin kusursuz veya eksiksiz olduğu anlamına gelmediği gibi, eleştirilmesi gereken noktalar da mevcuttur ve takip eden satırlarda Kurum kılavuzunun eksiklikleri ve geliştirilmesi gereken yönleri dile getirilecektir. Yazının bu kısmının önceki bölümlerde aktarılan EUIPO marka kılavuzunun özellikleri ile karşılaştırmalı olarak okunması yerinde olacaktır.
Marka İnceleme Kılavuzu-2021 metninin “Önsöz” kısmında kılavuzun amacı ve kapsamı belirtilmiştir.
Buna göre Kılavuzun amacı; “Bu kılavuzun amacı, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun marka tescilinde mutlak ret nedenleri başlıklı 5’inci maddesinde sayılan bentler ile marka tescilinde nispi ret gerekçeleri başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen karıştırılma ihtimali değerlendirmesine ilişkin inceleme ilkelerinin belirlenmesidir. Bu kriterin temel amacı mutlak ret gerekçeleri ile nispi ret gerekçelerinden karıştırılma ihtimali incelemesinde Kurumun karar uyumunu mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmaktır.”
Kılavuzun kapsamı ise; “Bu kriterde yer alan ret gerekçeleri (6769 s. SMK’nın 5’inci maddesi ile 6769 s. SMK’nın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrası) için getirilen ilkeler çerçevesinde 2015 tarihli İnceleme Kılavuzu geçerliliğini yitirmiştir. Bu kriterde düzenlenmeyen başlıklar açısından ise 2015 tarihli İnceleme Kılavuzu geçerliliğini korumaktadır.” olarak belirlenmiştir. Buna göre, Kılavuzun şu anki kapsamı yalnızca Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan mutlak ret nedenleri ve 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan karıştırılma olasılığı gerekçeli ret nedenidir.
6. maddede yer alan diğer nispi ret nedenlerine ilişkin olarak SMK yürürlüğe girdikten sonra henüz kılavuz hazırlanmadığından, bu fıkralar hakkında 2015 tarihli geçmiş dönem kılavuzunun geçerli olduğu önsözde belirtilmiştir. Ancak, 2015 yılı kılavuzu Kurum sitesinden kaldırılmış olduğundan, Kurum hali hazırda 6(2) ila 6(9) sayılı nispi ret nedenleri bakımından uygulamasını kamuya duyurmamış veya en azından duyurmaktan vazgeçmiş haldedir. İlgili hükümler bakımından eski kılavuzun geçerli olduğunu duyurup, geçerli olduğu söylenen kılavuzu yayından kaldırmak ise “ilginç” bir yaklaşımdır.
Kılavuz yukarıda belirtildiği üzere 6(2) ila 6(9) sayılı nispi ret nedenleri bakımından henüz tamamlanmamıştır, bunların tamamlanmasına yönelik olarak önsözde takip eden ifade kullanılmıştır: “Belirlenen çalışma takvimi çerçevesinde inceleme kılavuzunda yer almayan başlıkların da güncelleme çalışmaları devam etmektedir.”
2017 yılında SMK’nın yürürlüğe girmesinin ardından karar kılavuzunun SMK hükümleri, yeni kararlar ve güncel ihtiyaçlar çerçevesinde güncellenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak bağımsız ve ayrı bir kılavuz olarak “Kullanımın İspatı Kılavuzu” hazırlanmıştır. Bununla birlikte, Marka İnceleme Kılavuzunun, Ocak 2017-Temmuz 2022 arasında geçen 5 yılı aşkın sürede halen tamamlanmaması ve 6. maddeye ilişkin sekiz önemli fıkraya ilişkin düzenlemelerin henüz kamuya sunulmaması, düşündürücü olduğu kadar, kurumsal boyutta kullanıcı çevrelerinin eleştirilerini çeken önemli bir eksikliktir. Hele ki yeni kılavuzun birçok noktada geçmiş dönem kılavuzunun sistematiğini ve yaklaşımını takip ettiği ortadayken, eksikliklere ilişkin kısımların tamamlanarak kısa sürede kamuya sunulması beklenti olarak ortaya çıkmaktadır.
Kılavuzunun güncellenme sıklığı ve yöntemi hakkında kılavuzun önsöz kısmında bilgi yer almamaktadır. EUIPO marka kılavuzunun giriş kısmında kılavuzun yıllık biçimde güncelleneceği, bunun yöntemi ve EUIPO dışı paydaşların görüşlerinin alınacağı ve değerlendirileceği belirtilmişken, Türk Patent ve Marka Kurumu kılavuzunun oluşturulması veya güncellenmesi aşamalarında, mesleki dernekler dahil olmak üzere kurum dışı paydaşların görüş verme, öneri sunma gibi hakları bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’de marka inceleme kılavuzu Kurum’un tek başına ve görüş almadan oluşturduğu bir metin niteliğindedir. Bu durumun, ideal hal olan ve EUIPO’da karşımıza çıkan açıklık ve şeffaflık ilkeleriyle bağdaşmadığı ortadadır.
Kılavuzun bağlayıcılığı hakkında Marka İnceleme Kılavuzunda herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Bununla birlikte Kullanımın İspatı Kılavuzunda; “Ulusal ve uluslararası örnekler esas alınarak hazırlanmış olan çalışma genel bir kılavuz niteliğinde olup yasal veya bağlayıcı bir metin değildir. Taraflar ve Kurum, gerektiğinde 6769 sayılı SMK’ya, SMK’nın Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe ve yetkili mahkemelerin SMK’nın ilgili maddelerine ilişkin yaptığı yorumlara başvurarak işlem süreçlerini yürütür.” ifadesi yer almaktadır.
Buna göre, Kullanım İspatı Kılavuzu, Kurum tarafından hazırlanıp ilan edilmiştir, ancak bu kılavuz Kurum açısından bağlayıcı değildir. Bu durumda Kurum’un kendisini bağlı saymadığı kılavuzun varlık nedeni dahi tartışmaya açık hale gelmektedir. Biraz sarkastik bir dille ifade edecek olursak, önceki bölümlerde açıklandığı üzere EUIPO’da tartışmalar kılavuzun EUIPO’nun diğer organları kadar Temyiz Kurulu’nu da bağlayıp bağlamadığı üzerinden gerçekleşirken, Türkiye iddialı bir adım atmış ve kılavuzun onu hazırlayan Kurum’u dahi bağlamadığını ifade ederek, çıtayı hayli yükseğe taşımıştır.
Kanaatimizce, Türkiye’de marka inceleme kılavuzunun Kurum’un karar organlarını (veya bunlardan hangilerini) bağlayıcılığının kılavuzun giriş kısmında açık biçimde ifade edilmesi ve de gelişen ulusal ve uluslararası içtihat, mahkeme kararları ve ilkesel Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararları doğrultusunda, paydaşların ve mesleki örgütlerin de görüşleri alınarak, kılavuzun bir yıldan uzun olmayan aralıklarla güncellenmesinin sağlanması yerinde olacaktır. Tabii ki bunun için öncelikle Türk sınai mülkiyet camiasının yıllardır özlemini çektiği kılavuzun güncel ve tam metninin ortaya çıkması gerekmektedir.
Son olarak ise; Türk kılavuzunun EUIPO kılavuzunun altı bölümünden yalnızca Mutlak Ret Nedenleri ve Yayıma İtiraz İncelemesi kısımlarının esasa ilişkin inceleme bölümüne yönelik düzenlemeleri içerdiği, Türkiye’deki marka incelemesinin diğer aşamalarının ve uluslararası marka işlemlerinin şu an için herhangi bir kılavuzla düzenlenmemiş olduğunun altı çizilmelidir. Bu hususu ilerleyen yıllarda giderilmesi gereken bir eksiklik olarak tespit etmek şu an için yeterli olacaktır.
USPTO Marka Kılavuzu
USPTO marka kılavuzunun resmi adı Marka İnceleme Prosedürleri Rehberi (Trademark Manual of Examining Procuder (TMEP))’dir. Düzenli olarak güncellenen kılavuzun son versiyonu Temmuz 2022’de yayımlanmıştır.
Kılavuz; USPTO uzmanlarına, başvuru sahiplerine ve başvuru sahiplerini temsil eden vekillere marka başvurularının incelenmesine ilişkin uygulamalar ve prosedürler hakkında bilgi sağlamak için oluşturulmuştur. Kılavuzun hitap ettiği ana kesim, ofisin marka inceleme uzmanlarıdır. Kılavuz, başvuruların incelenmesi esnasında uzmanların uymaları gereken veya yetkili kılındıkları prosedürleri ana hatlarıyla belirtir ve buna ilaveten uzmanlar için bilgi ve yorum niteliğinde materyalleri içerir. Marka inceleme uzmanları yürürlükte ve marka başvuruları açısından uygulanabilir olan yasalara, Ticaret Bakanlığı Fikri Mülkiyet Müsteşarı ve USPTO Başkanı tarafından çıkartılacak marka uygulama yönetmeliklerine, kararlara, genelge ve talimatlara bağlı olarak karar verir. Marka karar kılavuzu kanuni güç ve etkiye sahip değildir ve ofisin iç yönetiminin parçası olarak hazırlanmıştır. Bu açıdan USPTO marka kılavuzunun detaylıca hazırlanmış bir yol gösterici olduğunu söyleyebiliriz.
WIPO Madrid Sistemi Kılavuzu
WIPO’nun Madrid Protokolü kapsamında yapılan uluslararası marka başvurularının incelenmesine ilişkin kılavuzunun son versiyonu 31 Mart 2022 tarihinde yayımlanmıştır. Madrid Marka Kılavuzu’na bu bağlantıdan erişilebilir.
Kılavuz, markasını Madrid sistemi aracılığı ile korumak isteyen marka sahiplerine bilgi ve tavsiyeler vermek ve aynı zamanda sisteme üye olan ülkelerin tescil otoritelerini rol, sorumluluk ve görevleri hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda kılavuz dört ana bölümden oluşur:
Bölüm I: Bu bölüm başvuru sahipleri, marka sahipleri veya vekilleri, üye ülkelerin tescil otoritesi yetkilileri için faydalı bilgiler içeren bir giriş niteliğindedir. Madrid sistemine ve sistemin tarihçesine genel bir giriş yapar, sistemin faydaları ve iletişim yöntemleri, zaman sınırları ve dil rejimi gibi konularda bilgi verir.
Bölüm II: Bu bölüm başvuru ve marka sahipleri açısından, Madrid sisteminin tüm yönleri ve uluslararası tescilin yaşam döngüsü hakkında bilgiler sağlar. Başvuru ve ülke ekleme prosedürü, belirlenen ülkelerin ofisleri tarafından verilen kararlar, markanın yaşadığı süre boyunca karşılaşabileceği devir, yenileme, dönüştürme vb. gibi işlemler hakkında bilgiler içerir.
Bölüm III: Bu bölüm hem menşe ofis hem de başvurulan/seçilen ofisler açısından, başvuru süreci ve koruma kapsamına dair kararlar hakkında bilgi sağlar.
Bölüm IV: Bu bölüm ise, sisteme üye olmak isteyen devletlerin veya devletlerarası kuruluşların nasıl üye olacakları hakkında detaylı bilgiler sağlar.
WIPO’nun Madrid birimi bu metne ilaveten kendi iç süreçlerinde kullanım amaçlı ve uzmanlarına yönelik olan bir kılavuza sahiptir; ancak bu kılavuz kamuya açık değildir ve sadece ofis içi kullanım amaçlıdır. Belirtilen iç rehber, uzmanlara sınıflandırma araçlarının ne şekilde kullanılacağı, ofisin sıkça karşılaştığı bazı terimlerin sınıflandırmasına yönelik politika, şekli inceleme prosedürleri hakkında detaylı bilgi vermektedir.
Sonuç
Marka tescil otoritelerinin kullanıcılarına ve genel olarak kamuya daha kaliteli ve şeffaf hizmet verebilmesini sağlayan temel araçlardan birisi günümüzde uygulama kılavuzlarıdır.
Marka uygulama kılavuzlarını sadece esasa ilişkin incelemenin çerçevesini çizen metinler olarak düşünmek yanlıştır. Başvurunun yapıldığı andan başlayan her tür ofis işleminin; şekli inceleme aşaması, uluslararası marka süreçleri ve yenileme, devir vb. süreçleri de dahil olmak üzere, kılavuzlarla çerçevesinin çizilmesi ideal durumdur. Sistem kullanıcıları bir an için düşünecek olurlarsa, en büyük belirsizlikleri yaşadıkları ve kurum çalışanlarıyla görüşerek soru yöneltme ihtiyacı hissettikleri alanların, kılavuzlarla düzenlenmemiş alanlar olduğunun ayırdına varacaklardır.
Bu tespitten hareketle hazırladığımız yazıda, en gelişmiş ofisler olarak kabul edilebilecek EUIPO ve USPTO’nun marka inceleme kılavuzlarının çerçevesini çizmeye ve Türk marka kılavuzuyla kıyaslamalar yaparak bu alandaki eksikliklerimizi ortaya koymaya çalıştık.
Gelecek yıllarda Türkiye’de daha kapsamlı ve kullanıcı gruplarının tüm ihtiyaçlarına hizmet eden marka inceleme kılavuzlarına sahip olmak ve bunların hazırlanması aşamasında mesleki dernek ve örgütlerin de görüşlerini sunabildiklerini görmek temennileriyle yazımızı noktalıyoruz.
Avrupa Birliği (AB); tekstil ürünlerinin daha dayanıklı, yeniden kullanılabilir, onarılabilir, geri dönüştürülebilir ve enerji açısından verimli olacak şekilde tasarlanarak iklim açısından nötr bir döngüsel ekonomiye geçişine yardımcı olmak ve tekstil endüstrisini COVID-19 pandemisinin yarattığı krizden sürdürülebilir biçimde kurtarabilmek amacıyla, 30 Mart 2022 tarihinde COM (2022) 141 final referansıyla “Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Ürünleri Stratejisi”ni yayımladı. Stratejinin tam anlamıyla hayata geçmesi halinde; AB tekstil sektörünün daha rekabetçi hale gelmesi; döngüsel ekonomi ilkelerinin üretim, ürünler, tüketim, atık yönetimi ve ikincil hammaddelere uygulanarak yatırım, araştırma ve inovasyonun yönlendirilmesi amaçlanıyor. Bu kapsamda, 2030 yılına kadar AB pazarına sunulan tekstil ürünlerinin:
uzun ömürlü ve geri dönüştürülebilir olması,
geri dönüştürülmüş liflerden yapılmış, tehlikeli maddelerden arındırılmış ve sosyal haklar ile çevreye saygılı biçimde üretilmiş olması,
tüketicilerin, yüksek kaliteli ve uygun fiyatlı tekstil ürünlerinden daha uzun süre yararlanması, hızlı moda akımının geride bırakılarak ekonomik açıdan kârlı olan yeniden kullanım ve onarım hizmetlerinin yaygınlaştırılması,
rekabetçi, dirençli ve yenilikçi hale dönüşen tekstil sektöründe üreticilerin, tüm değer zinciri boyunca kendi ürünlerinin sorumluluğunu üstlenmesi,
döngüsel tekstil ekosisteminin, tekstil ürünlerinin yakılmasını ve çöpe atılmasını asgari düzeye indirmesini sağlayarak, elyaftan elyafa geri dönüşümü sağlayan yenilikçi kapasitelerle büyümesi
hedefleniyor.
Strateji; AB Yeşil Anlaşması (European Green Deal), Döngüsel Ekonomi Eylem Planı (The Circular Economy Action Plan), Sanayi Stratejisi (The Industrial Strategy) ve Sürdürülebilirlik için Kimyasal Maddeler Stratejisi (The Chemicals Strategy for Sustainability) kapsamındaki girişimlerle de tamamlayıcı nitelikte.
Stratejiden sorumlu AB birimleri; Sürdürülebilir Üretim, Ürünler ve Tüketim Genel Müdürlüğü (DG ENV B1 Sustainable Production, Products and Consumption) ile Turizm, Tekstil ve Yaratıcı Endüstriler Genel Müdürlüğü (DG GROW F4 Tourism, Textiles and Creative Industries).
Stratejinin hazırlık aşamasında görüşülen paydaşlar arasında özellikle; elyaf / iplik / kumaş / giysi üreticileri, KOBİ’ler ve küresel şirketler, tedarikçiler, perakendeciler, hizmet sağlayıcılar, toplayıcılar, ayrıştırıcılar, geri dönüşüm yapanlar, araştırma ve inovasyon merkezleri, kamu kurumları, tüketiciler ve sivil toplum kuruluşları var. İstişare faaliyetlerinden elde edilen veriler, “Sözünü Söyle (Have Your Say)” portalında yayımlanarak 12 haftalık halk istişaresine de açılmıştı.
Strateji belgesi ve bu belgeye ait yol haritası, önemli kaynaklara referansla AB’nin tekstil sektörü hakkında birçok bilgi içeriyor. Burada hepsinden bahsetmek mümkün değil ancak en çok dikkati çeken bilgileri, aşağıda özetle sıralıyoruz.
Tekstil ve giyim, farklı değer zincirlerini ve ürün türlerini içeren endüstriyel bir ekosisteme sahip. Sektör, çoğu KOBİ olan ve AB geneline yayılmış 160.000’den fazla şirkette 1,5 milyon kişiyi istihdam ediyor. Sektörün 2019’daki yıllık cirosu 162 milyar Euro.
Giyim ürünleri, AB’nin tekstil ürünleri tüketiminin %81’lik dilimini oluşturuyor. AB’li tüketiciler kişi başına yıllık ortalama 26 kg tekstil ürünü tüketiyor ve bunların önemli bir kısmı üçüncü ülkelerden geliyor. AB tekstil ve moda endüstrisinde sürdürülebilirlik için artan sosyal eğilimler olmasına rağmen, “hızlı moda (fast fashion)” akımı içinde olan bu ürünlerin, sadece kısa bir süre için kullanılıyor olması, kişi başına yılda 11 kg tekstilin atıldığı anlamında.
Özellikle hızlı moda nedeniyle tekstil talebindeki artış, fosil yakıtlardan elde edilen sentetik elyaf gibi yenilenemeyen kaynakların verimsiz kullanımına da neden oluyor. Yaşam döngülerinin her aşamasında sentetik tekstil ve ayakkabılardan mikroplastiklerin dökülmesi ise, sektörün çevreye olumsuz bir etkisi.
Karmaşık olan küresel tekstil değer zinciri, bazı sosyal zorluklarla da karşı karşıya. Farklı gelir düzeyindeki tüketicilerin satın alma gücüne uygun ürünleri piyasaya sunabilmek için üretim maliyetinin azaltılması çabaları; hazır giyim sektöründe çocuk işçi çalıştırılması ve kadın işçilerin düşük ücretle çalıştırılarak cinsiyet eşitsizliğine yol açması gibi ciddi sorunlara yol açmakta.
AB, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliğe dikkat ederek ve küresel değer zincirini güçlendirerek, dünya çapında Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (Sustainable Development Goals) katkıda bulunmayı hedefliyor.
Özellikle teknik tekstiller ve son moda giyim alanlarında küresel ölçekte rekabetçi olan AB tekstil endüstrisi, COVID-19 pandemisindeki arz kesintisi ve tüketici talebindeki düşüş nedeniyle önemli ölçüde zarar gördü. 2019 yılına kıyasla 2020 yılında, tekstil sektörü cirosunda %9,2, giyim sektöründe ise %18,1 oranında düşme meydana geldi. Pandemi krizi ayrıca, ikinci el tekstil ürünlerindeki uluslararası ticareti de etkiledi ve atık akışlarını kesintiye uğrattı. Tahminlere göre dünyadaki tüm tekstil ürünlerinin %1’inden daha azı, yeni tekstil ürünlerine dönüştürülebiliyor.
Tekstil sektörü, önemli iklim ve çevresel etkileri olan “kaynak yoğun” bir sektör. Birincil hammadde ve su kullanımı bakımından tekstil tüketimi; AB için gıda, konut ve ulaşımdan sonra dördüncü en yüksek basınç kategorisinde olup sera gazı emisyonu bakımından da beşinci sırada. AB’de giyim, ayakkabı ve ev tekstili ile bağlantılı baskı ve etkinin çoğu, dünyanın diğer bölgelerinde üretilen ürünlerden kaynaklanıyor.
AB tekstil ve giyim endüstrisi, üçüncü ülkelerde uygulanan düşük üretim maliyetleri ile çevresel ve sosyal standartlar nedeniyle eşit olmayan bir oyun alanında bulunuyor. Öte yandan, sürekli adaptasyon gerektiren uluslararası teknolojik gelişimleri karşılamada işgücü yetersizlikleri de yaşanmakta.
AB üyesi ülkelerde tekstil atıklarının toplanması, ayrıştırılması ve geri dönüştürülmesi, kamu-sektör eşgüdümü gerektiriyor. Ayrıca küreselleşmiş tekstil sektörünün, sadece ulusal ve yerel düzeydeki parçalı eylemler ile bu ihtiyacı karşılayamayacağı da açık. Bu sebeplerle AB genelinde etkili çevre koruması, AB içindeki ve dışındaki tekstil işletmeleri için eşit oyun kuralları sağlayan bir AB eylem planının hazırlanmasını elzem kılmış ve söz konusu eylem planı, Stratejinin eki olarak yayımlanmıştır.
AB için sürdürülebilir ve döngüsel tekstil ürünleri, aşağıdaki temel eylemleri içeren yeni bir model olacak.
Zorunlu “Ecodesign” şartlarının getirilmesi: Tekstil ürünlerinin renklerinin solması, yırtılması, fermuarlarının bozulması, dikişlerinin sökülmesi vb nedenler, tüketicilerin bu ürünleri atmasının başlıca nedenleri arasında. Ancak tüketicilere daha dayanıklı ve yeniden kullanılabilir ürünleri sunmanın yanı sıra kiralama, onarım, geri alma, ikinci el gibi hizmetlerin de tasarlanması, maliyet tasarrufu sağlar. Ayrıca üretimde kullanılan malzemelerin tasarımı da çevresel performansı etkiler.
Satılmayan veya iade edilen malları imha etmek, değer ve kaynak israfı olduğundan sonlandırılması
Mikroplastik kirliliği ile mücadele edilmesi: Mikroplastiklerin salınımı en çok, ilk 5-10 yıkamada gerçekleşiyor. Sadece çamaşır makinelerinden, yılda yaklaşık 40.000 ton sentetik lif salınıyor.
Döngüsel ve çevresel hususlar hakkında zorunlu bilgileri içeren “dijital ürün pasaportu” oluşturulması ve ayrıca Tekstil Etiketleme Yönetmeliğinin gözden geçirilmesi
“Green (yeşil)”, “eco-friendly (çevre dostu)”, “good for the environment (çevre için iyi)” vb açıklamaların kullanılmasına, ancak söz konusu iddiaların AB Ecolabel ve diğer yasal düzenlemeler kapsamında doğrulanmış olması halinde izin verilmesi: Bu konudaki gelişmeler, marka başvuruları hakkındaki kararları da etkiler niteliktedir.
Tekstil atıklarının geri dönüşümü, yeniden kullanımın artırılması ve genişletilmiş üretici sorumluluğu: AB’de her yıl, yaklaşık 2,1 milyon ton tüketim sonrası giysi ve ev tekstil ürünü, ayrı ayrı toplanarak geri dönüşüme gönderiliyor veya küresel yeniden kullanım pazarına sunuluyor. Bu miktar, AB pazarına çıkan tekstillerin yaklaşık %38’i ve kalan %62’lik kısmın, ayrıştırılmamış atık akışlarında boşa gittiği düşünülüyor. Bu sebeple üreticilerin, kendi ürünlerinin atıklardan sorumlu tutulduğu, ekonomiye kazandırılabilir halde atık ayrıştırması düzenlemeleri getirilmesi öngörülüyor. Aslında halihazırda birçok firma, “tüketim sonrası tekstil ürünleri”nin toplanması için mağazalarında geri dönüşüm kutuları bulundurmaya çoktan başladı bile.
Bu yılki teması “Fikri Mülkiyet ve Gençlik” olan 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Gününde, AB’nin tekstil sektörüyle ilgili olacak şekilde EUIPO (AB Fikri Mülkiyet Ofisi) tarafından, “Fikri Mülkiyet ve Sürdürülebilir Ekonomi – Gençlik ve Sürdürülebilirlik” konulu bir seminer düzenlendi. “Moda ve Sürdürülebilirlik” ekseninde işlenen konu hakkında EUIPO ve EPO (Avrupa Patent Ofisi) tarafından sunumlar yapıldı.
EUIPO temsilcisi “marka-sürdürülebilirlik” ilişkisini, aşağıda özetlenen iki husus çerçevesinde açıkladı.
1996-2020 yılları arasında EUIPO’ya yapılan 2 milyon marka başvurusunun mal ve hizmet listesinin, çevre koruması ve sürdürülebilirlik konuları bakımından analiz edilmesi sonucunda, “Yeşil AB Markaları” (Green EU trade marks) isimli çalışma hazırlanarak Eylül 2021’de yayımlandı. EUIPO’nun Uyumlaştırılmış Veri Tabanında bulunan ve mal/hizmet tanımlamasında kullanılan “fotovoltaik, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve geri dönüşüm” gibi yaklaşık 900 terim; kapsamlı bir metodoloji kullanılarak “yeşil” olarak tanımlanmış ve standardize edilerek “yeşil terimler envanteri” oluşturulmuştur. Yeşil terimler, daha sonra 9 gruba ayrılan 35 kategoride sınıflandırılarak çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur. Fazla detaya girmeden, 2015-2020 yılları arasında yapılan marka başvurularının %42,9’unun enerji tasarrufu, %17,7’sinin kirlilik kontrolü, %9,7’sinin enerji üretimi, %9,7’sinin taşımacılık, %6’sının iklim değişikliği, %5,9’unun geri dönüşüm ve geri kalanının ise çevre bilinci, atık yönetimi ve tarım üzerine olduğunu söyleyebiliriz.
EUIPO sunumunun ikinci kısmında ise “marka-sürdürülebilir moda” ilişkisi; marka örneğinde “green, eco, bio” vb yeşil terim içeren marka başvurularından örnekler verilerek bireysel marka, sertifika markası, ortak marka, kelime içeren figüratif markalar, ayırt edici ve tanımlayıcı karakter başlıkları altında irdelenmiştir. Ancak yazımızın kapsamı dışında kalması nedeniyle, konunun ayrıntılarına yer vermeyeceğiz.
EUIPO’nun sunumundan da anlaşılacağı üzere, AB’nin Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Ürünleri Stratejisi uyarınca yürürlüğe giren ve girecek olan yasal düzenlemeler, marka başvurularını ve kararlarını da etkilemekte.
26 Nisan Seminerinde EPO temsilcisi, tekstil ürünleri ve moda sektöründe yapılan buluşların; zararlı kimyasalların kullanımının azaltılması, enerji tüketiminin azaltılması, çevre dostu malzemeler, geri dönüşüm için yeni çözümler ve yeni fonksiyonlara sahip malzemeler alanlarında olduğunu ifade etmiştir.
Verilen örnekler arasında, patent başvurusu 2008 yılında yapılan “kahve artıklarından elde edilen iplikler” dikkat çekiciydi. Sunum sırasında gösterilen ürün etiketindeki “Drink it, wear it!” (Onu iç, onu giy!) sloganıyla yapılan arama, bu teknolojiyi geliştiren “S.Café® Fabrics” firmasının internet sitesine ulaştırdı. Firmanın ve teknolojinin doğuş hikayesi, bir şaka ile başlamış.
Tayvan menşeli firmanın kurucusu Bay Chen, bir gün eşi Bayan Chen ile kahve içmeye gider. Kahve dükkanına gelen bir kişinin, evine götürmek için kahve atığı istediğine şahit olurlar. Bayan Chen, Bay Chen’e dönerek “Spordan sonra ter kokularını önlemek için sen de kullanabilirsin!” diye şaka yapar. Ancak Bay Chen konuyu ciddiye alır ve kısa süre içinde araştırmacı ve çevresel ortaklardan oluşan bir ekip kurar. 4 yıllık araştırma ve geliştirme çalışmaları sonunda; kahvenin, kokuları engelleme özelliğinin ilham kaynağı olduğu ve hammadde olarak kahve dükkanlarından toplanan kahve atıklarının kullanıldığı bir teknoloji geliştirilerek iplik üretimine başlanır. Bu iplikler ayrıca; pamuk ipliğinden iki kat daha hızlı kuruma ve UV ışınlarına karşı koruma özelliklerine de sahiptir. S.Café® Fabrics firmasının, sürdürülebilir ürünlerin üretilmesi için Asics, Helly Hansen, Inter Sport, Mc Kinley, New Balance, Oakley, Starbucks ve Timberland gibi birçok marka ile işbirliği yaptığını söyleyerek yazımızı sonlandırıyoruz.
Bilişim teknolojileri; özellikle internete erişimin, mobil cihazlarla rahatlıkla ve yaygın şekilde sağlanmasıyla birlikte, bireysel ve kurumsal anlamda yaşamımızın birçok alanında yoğun şekilde yer edinmeye başlamıştır. Bu duruma yönelik olarak daha geleneksel bakış açısına sahip kişiler ile yenilikçiler arasında çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Ne var ki tartışmalar bununla sınırlı değildir. Gerçekten; yaşama dair çeşitli somut yansımaları olan bilişim teknolojileri, teorik tartışmalara konu olma seviyesinin bir adım ötesine geçerek, devletin temel erklerinin faaliyetleri kapsamında ele alınmaktadır. Yazımızın konusunu da bilişim teknolojilerinin yaygın alt alanlarından olan elektronik ticarete (e-ticaret) ilişkin bir normatif düzenlemede, fikrî ve sınai haklara ayrılan bölümünün değerlendirilmesi oluşturmaktadır.
Türk hukukunda e-ticareti düzenleyen temel normatif metin 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’dur (6563 sayılı Kanun). 07.07.2022 tarihli ve 31889 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 01.07.2022 tarihli ve 7416 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la (7416 sayılı Kanun) 6563 sayılı Kanun’da geniş kapsamlı değişiklikler yapılmıştır.[1] 7416 sayılı Kanun m.12 hükmüne göre; 7416 sayılı Kanun’un birkaç hükmü dışında, yazımızın konusunu oluşturan fikrî ve sınai haklara ilişkin değişiklikler de içeren hükümler de dâhil diğer hükümleri 01.01.2023’te yürürlüğe girecektir.
7416 sayılı Kanunun Çerçeve Madde 3 hükmüyle birlikte 6563 sayılı Kanun m.9 hükmünde kapsamlı bir değişiklik yapılarak hukuka aykırı içeriklerden sorumluluk ve bu içeriklere ilişkin yükümlülükler düzenlenmiştir. Düzenleme her ne kadar sorumluluğa ilişkin olsa da düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanunun m.9/1 hükmü ile aracı hizmet sağlayıcının, hizmet sağlayıcının hukuka aykırı eylemlerinden kural olarak sorumlu olmayacağı düzenlenmektedir. Nitekim anılan hükme göre; diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu tutulmamaktadır.
Düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanun m.9/2 hükmü ile hukuka aykırı içerikle ilgili olarak elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıya bazı yükümlülükler yüklenmektedir. Anılan hükme göre; elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, elektronik ticaret hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içeriğin hukuka aykırı olduğundan haberdar olması hâlinde, bu içeriği gecikmeksizin yayımdan kaldırarak hukuka aykırı hususu ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bildirmekle yükümlü kılınmaktadır.
Düzenleme sonrası 6563 sayılı Kanun m.9 hükmünün son fıkrası, değişiklikten önce 6563 sayılı Kanun’da hakkında herhangi bir hüküm bulunmayan, fikrî ve sınai mülkiyet haklarının ihlali durumunda sorumluluk ve yükümlülüklere hasredilmiştir. Anılan hükme göre; elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, hak sahibinin, fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlaline dair bilgi ve belgeye dayanan şikâyeti üzerine, elektronik ticaret hizmet sağlayıcının şikâyete konu ürününü yayımdan kaldırarak durumu kendisine ve hak sahibine bildirmekle yükümlü kılınmaktadır. Elektronik ticaret hizmet sağlayıcının, şikâyetin aksini gösteren bilgi ve belgeye dayanan itirazını elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıya sunması üzerine şikâyete konu ürün yeniden yayımlanacaktır. Şikâyet ve itirazda; ilgililerin açık kimlik ve adres bilgileri, ihtilafa konu ürün hakkındaki bilgiler, ürünün yayımdan kaldırılması veya yayımlanmasının gerekliliğine dair gerekçeler ile yönetmelikle belirlenen diğer hususların yer alacağı düzenlenmektedir. İlgililerin genel hükümlere göre adli ve idari mercilere başvurma hakları saklı tutulmaktadır.
E-ticaretin, ticaret alanındaki hacmi arttıkça, fikrî ve sınai haklar alanındaki hak ihlallerinin e-ticaret mecralarında gerçekleşme oranı da artmaktadır. Günümüzde fikrî ve sınai mülkiyet hakkı sahiplerinin yaşadığı önemli sorunlar arasında, taklit ürünlerin e-ticaret pazar yerlerinde yaygın şekilde satışa konu edilmesi, e-ticaret hizmet sağlayıcıya ulaşmanın zor, bazen de imkansız olması gibi e-ticarete özgü durumlar da yer almaktadır. 6563 sayılı Kanun m.9/3 hükmünün ihdası, yaşanan sorunları belli ölçüde ve hızlı şekilde gidermeye elverişlidir. Ancak düzenlemede belirsiz alanlar da vardır. Örneğin; yapılan değişiklikte elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının şikâyet ve itiraz konusunda bir takdir hakkı olup olmadığı, şikâyet ve itirazın dayandığı bilgi ve belgelerin geçerliliğinin incelenip incelenmeyeceği, söz konusu belgelerin niteliğinin değerlendirilip değerlendirilmeyeceği gibi hususlarda boşluklar bulunmaktadır. Bu eksikliklerin, düzenleme yürürlüğe girene kadar çıkarılacağı öngörülen yönetmelikle giderileceği düşünülmektedir.
IPR Gezgini’nin Instagram hesabında 1 Nisan 2022 tarihinde yaptığım aşağıdaki paylaşımda, dikkat çekici bulduğum bir haberi paylaşmış, kişisel görüşümü belirtmiş ve Anayasa Mahkemesi’nin bir nevi karıştırılma ihtimali incelemesi anlamına gelecek kararını merakla beklediğimi ifade etmiştim.
Anayasa Mahkemesi’nin merakla beklediğim kararı 17 Haziran 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Mahkemenin 21 Nisan 2022 tarihli, 2022/2 (Değişik İşler) esas ve 2022/1 karar sayılı kararına okuyucularımız bu bağlantıdan erişebilir.
Kararı aktarmaya geçmeden önce ilk olarak ihtilafı hatırlatmak yerinde olacaktır.
Yeni kurulan Türkiye’nin Sesi Partisi (SES) aşağıdaki parti amblemini kullanmaya başlar:
Bu amblemde yer alan güvercin çiziminin, renk ve çizim olarak kendi partilerinin aşağıda yer verilen amblemindeki güvercin şekline çok benzediğini düşünen Demokratik Sol Parti (DSP) yetkilileri, SES Partisi’nden ilgili amblemin kullanımının durdurulmasını ister.
Partiler karşılıklı açıklamalar yapar ve nihayetinde SES Partisi amblemin kullanımının durdurulmasını talebini kabul etmez. (bkz. 1, 2)
SES Partisi’nin amblemini değiştirmemesi üzerine DSP konuyu yargıya taşır ve Parti Genel Sekreteri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 96. maddesine aykırılık gerekçesiyle Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesini talep eder.
Siyasal Partiler Kanunu’nun 96. maddesi “Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz.” hükmünü içermektedir. Bu çerçevede, DSP’nin talebinin temel gerekçesi, sonradan kurulan Türkiye’nin Sesi Partisi’nin ambleminin DSP amblemi ile iltibas yaratacak şekilde benzer olmasıdır.
Anılan Kanunun ilgili bir diğer hükmü ise 104. maddenin üçüncü fıkrasıdır: “Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.”
Demokratik Sol Parti’nin talebini inceleyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mütalaasını verir ve mütalaasında; “… her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklüklerinin birbiriyle benzer ve renklerinin beyaz olduğunu, kanatlarının açık ve aynı yöne uçar vaziyette bulunduğunu belirterek Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin Demokratik Sol Parti amblemiyle iltibasa mahal verecek şekilde benzerlik gösterdiğini, her iki siyasi partinin birbiri ile karıştırılmasına elverişli olduğunu ve bu nedenle Türkiye’nin Sesi Partisi ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini” ileri sürer.
SES Partisi’nin savunması ise; “… ilk bakışta fark edilebilen değişik özelliklerin bulunması hâlinde sırf aynı simgenin amblemde yer almasının iltibasa yol açacağından söz etmenin siyasi partilerin serbestçe faaliyet göstereceklerine ilişkin Anayasa ilkelerinin ve bunun uzantısı olan amblem seçme hakkının gereksiz ve ölçüsüz kısıtlanmasına yol açacağı, kendi Partileri ile Demokratik Sol Parti amblemlerinde yer alan güvercin figürlerinin kanat yapıları ve kuyruk şekillerinin farklı olduğu, dahası Partilerinin amblemindeki güvercin figürünün zeytin dalı taşıdığı, ayrıca Partileri ile Demokratik Sol Parti arasında herhangi bir tarihî veya siyasi miras açısından karışıklık doğuracak bir yakınlık bulunmadığı, dolayısıyla da Partilerinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” argümanları üzerine kuruludur.
Anayasa Mahkemesi, DSP’nin talebini 21 Nisan 2022 tarihli, 2022/2 (Değişik İşler) esas ve 2022/1 karar sayılı kararı sonuçlandırır ve talebi oy çokluğu ile kabul ederek, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından, anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulüne karar verir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararında sıklıkla “iltibas” kavramından, şekillerin benzerliğinden bahsedilmesi ve bu bağlamda yapılan analizin markalar arasındaki karıştırılma olasılığı analizine yakınlaşması dikkat çekicidir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi kararının önemli kısımlarının aktarılması yerinde olacaktır:
“6. Anılan düzenlemelere göre (2820 sayılı Kanunun 96(1) ve 104(3) maddeleri, Y.N.) bir partinin siyasi parti siciline kayıtlı başka bir partinin amblemini aynen veya iltibasa yol açacak şekilde kullanması yasaklanmıştır. Siyasi parti siciline kayıtlı bir partinin ambleminde yer alan bir şekil veya figürün diğer bir parti tarafından karışıklığa yol açmaması şartıyla kullanılmasında ise herhangi bir engel bulunmamaktadır.
7. Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerlerin sahiplenildiğinin ifade edilmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve özetleyen şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır. Ancak partiler, bu şekil veya figürleri siyasi parti siciline daha önceden kayıtlı olan partilerin amblemleriyle iltibasa mahal vermeyecek şekilde kullanmalıdır. Bir partinin kullanacağı amblemin başka bir parti izlenimi vermemesi, yanılgı veya yanlış anlamalara sebep olmaması gerekir. Siyasi partilerin isim ve rumuzları gibi amblemleri de açık olmalı ve kişilerin bir siyasi partiyi başka bir siyasi parti ile karıştırmalarına yol açmamalıdır.
8. Talepte bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi incelendiğinde amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her ne kadar Türkiye’nin Sesi Partisi’nin ambleminde diğerinden farklı olarak güvercin figürü ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımakta ise de amblemin baskın figürünün güvercin olduğu, her iki parti ambleminde de güvercin figürünün yaklaşık olarak aynı büyüklükte, aynı renkte ve aynı yöne uçar hâlde kanatları açık bir şekilde yer aldığı gözetildiğinde amblemlerin seçmenin yanılmasına sebep olabileceği değerlendirilmiştir.
9. Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
10. Açıklanan nedenlerle Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulü gerekir.”
Bu noktada deneysel bir yaklaşımla, Anayasa Mahkemesi’nin siyasi parti amblemlerinin benzerliğine ilişkin analizini, karıştırılma olasılığı analizinin temel ilkeleri çerçevesinde inceleyecek olursak:
İşaretlerin Benzerliği: Anayasa Mahkemesi kararının 8. paragrafında işaretleri hangi nedenle benzer bulduğunu (her iki parti ambleminde de güvercin figürünün yaklaşık olarak aynı büyüklükte, aynı renkte ve aynı yöne uçar hâlde kanatları açık bir şekilde yer aldığı) açıklamıştır.
Baskın Unsur: Anayasa Mahkemesi kararının 8. paragrafında yeni kurulan partinin amblemindeki baskın unsuru “amblemin baskın figürünün güvercin olduğu” ifadesiyle tespit etmiştir.
Kamunun İlgili Kesimi: Kararın 7. maddesinde Anayasa Mahkemesi analizini toplumun hangi kesimi açısından yapıldığını belirtmiş ve “Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerlerin sahiplenildiğinin ifade edilmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve özetleyen şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır.” ifadesi kapsamında oldukça heterojen bir grup teşkil edebilecek ilgili siyasi partilerin seçmen kitlesini işaret etmiştir. Bunun marka incelemesi dilindeki karşılığı da hiç şüphesiz ortalama düzeyde dikkate sahip ortalama tüketicilerdir.
Tanınmışlık: Kararda önceki tarihli parti ambleminin toplum nezdindeki bilinirliğinden ve geçmiş yıllardan kaynaklanan ününden bahsedilmemiş ve bu bağlamda tanınmışlığa ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır.
Ayırt Edici Güç: Kararda önceki tarihli parti ambleminin özgünlüğünden kaynaklı olarak ayırt edici gücünün yüksekliği gibi bir husustan bahsedilmemiştir.
Malların ve/veya Hizmetlerin Benzerliği: İhtilafın niteliği elbette ki bu yönde bir değerlendirmeyi gerektirmemektedir.
Karıştırılma Olasılığının Varlığı: Anayasa Mahkemesi; kararının 9. paragrafında, karar boyunca saydığı gerekçe ve tespitler çerçevesinde, iltibas yaratacak derecede benzerliğin varlığını tespit etmiş ve SES Partisi ambleminin DSP ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir: “Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.”
Anayasa Mahkemesi kararını oy çokluğu ile almıştır. On beş Mahkeme üyesinden dördü karşı oy vererek, çoğunluktan ayrılmıştır. Dört karşı oy sırayla aşağıdaki gerekçelere dayanmaktadır:
1-“… Hükümsüzlüğü ve terkini talep edilen amblemin talepte bulunan partinin ambleminden birçok yönden farklı olduğu açıktır. Her şeyden evvel, güvercin figürleri ve zemin renkleri aynı olmadığı gibi, talepte bulunan partinin ambleminde yer alan beyaz dikdörtgen çerçevenin diğer partinin ambleminde olmadığı anlaşılmaktadır. Daha önemlisi, iltibasa meydan verdiğine hükmedilen amblemde, diğerinden farklı olarak, ağzında yeşil zeytin dalı olan bir güvercin figürüne yer verilmektedir. Bu zeytin dalının rengi ve büyüklüğü de dikkate alındığında iki figürün kolaylıkla ayırt edilebilir mahiyette olduğu, dolayısıyla iltibasa neden olacak şekilde benzer olmadığı görülmektedir…”
2-“… Talepte bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi incelendiğinde amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklükleri de yaklaşık olarak aynıdır. Ancak Türkiye’nin Sesi Partisinin ambleminde yer alan güvercin figürü diğerinden farklı olarak ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımaktadır. Zeytin dalının büyüklüğü ve rengi amblemin tamamı gözetildiğinde ilk bakışta fark edilecek ve dikkat çekecek durumdadır. Bu yönüyle amblemdeki güvercin figürünün ağzında taşıdığı zeytin dalı, güvercin figürlerinin aynı yöne bakıp bakmamasından veya kanatlarının açık olup olmamasından daha ayırt edici bir niteliğe sahiptir.
Bu tespitler çerçevesinde Demokratik Sol Parti ile Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin Demokratik Sol Parti tarafından kullanılan amblemle iltibas yaratacak şekilde benzer olmadığı, Demokratik Sol Parti ambleminden duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır…”
3- “Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemine karşı itirazda bulunan Demokratik Sol Partinin amblemine baktığımızda amblemde dikdörtgen mavi zemin üzerinde her iki kanadı da açık bir güvercin figürünün yer aldığı, bu figürün beyaz dikdörtgen ile çevrelendiği görülmektedir. Türkiye’nin Sesi Partisi tarafından kullanılan amblemde ise lacivert zemin üzerinde ağzında zeytin dalı bulunan ve her iki kanadı da açık bir güvercin figürü yer almaktadır. Her iki amblemdeki güvercin figürlerinin büyüklükleri de yaklaşık olarak aynıdır. Ancak Türkiye’nin Sesi Partisinin ambleminde yer alan güvercin figürü diğerinden farklı olarak ağzında yeşil bir zeytin dalı taşımaktadır. Zeytin dalının büyüklüğü ve rengi amblemin tamamı gözetildiğinde ilk bakışta fark edilecek ve dikkat çekecek bir durum taşımaktadır. Ek olarak Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemi daha koyu bir mavi üzerinde bulunmaktadır ve partinin tam adı da kısaltmanın altında yazılmıştır. Bütün bunlar itirazda bulunan Demokratik Sol Partinin amblemi ile Türkiye’nin Sesi Partisinin amblemini farklılaştırmaktadır.
Seçmenler çeşitli nedenlerle parti adlarını, kısaltmalarını ve amblemlerini karıştırabilir. Sırf isim ve kısaltma benzerliğinden dolayı Anayasanın tanıdığı en temel haklardan olan siyasi parti kurma ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kısıtlanmamalıdır. Bir siyasi partinin kendisini en iyi ifade ettiğini düşündüğü ismi, kısaltmayı ve amblemi terk etmeye zorlanması ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve demokrasi esaslarıyla bağdaşmayan ölçüsüz bir müdahale anlamına gelmektedir.”
4- Gerekçeler 2 numaralı görüşle temel olarak aynıdır.
Çoğunluk görüşü ve karşı oylar birlikte okunduğunda, hiyerarşik olarak Türkiye’nin en yetkin hukuk insanları arasında bulundukları kabul edilmesi gereken Anayasa Mahkemesi üyelerinin dahi, işaretlerin benzerliği konusunda birbirlerinden ayrıştıkları görülmektedir. Bu husus bile tek başına, markaların karıştırılma olasılığı incelemesinin çoğunlukla öznel bakışın önem kazandığı, nesnelliğin nispeten zor sağlanabileceği bir alan olduğunu göstermektedir.
İhtilaf hakkında, daha önce sosyal medyada belirttiğim kendi görüşümü tekrarlayacak olursam; beyaz güvercin sembolünün evrensel olarak barışı simgeleyen, bu yönüyle dünya genelinde ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılan bir siyasal sembol olmasından, dolayısıyla siyasal partilerce sembol olarak seçiminin gayet kabul edilebilir gerekçeleri bulunmasından, evrensel olarak barışı simgeleyen beyaz güvercin şeklini kullanan siyasi örgütlerin güvercin sembolünün başkalarınca kullanımını da makul karşılaması gerektiğinden ve her iki siyasal partinin amblemlerindeki güvercin şekillerinin kolaylıkla ayırt edilebilir biçimde stilize edilmiş olmalarından hareket ederek, amblemleri karıştırılabilecek veya iltibasa yol açabilecek derecede benzer olarak değerlendirmemiştim ve halen de aynı görüşteyim.
Bizim açımızdan ilgi çekici bu tip ihtilafların Anayasa Mahkemesi’ne daha sık ulaşması temennisiyle yazımı noktalıyorum. Okuyucuların amblemlerin benzerliği konusunda hakkında ne düşündüğünü de merak ediyorum doğrusu!
IPR Gezgini buluşmasına sadece üç gün kaldı, bugün son duyurumuzu yapıyor ve katılacaklardan isimlerini bildirmelerini bekliyoruz.
Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.
Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.
Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Geçen hafta ilk duyurumuzu yapmıştık, bugün de ilk hatırlatmamızı yapıyor ve katılacaklardan isimlerini bildirmelerini bekliyoruz.
Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.
Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.
Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Ticari sırlara ilişkin kapıyı bir kez araladığınızda, Coca-Cola’nın 136 yıldır özenle sakladığı gizli formülüne ilişkin spekülasyonlar ve reklamlardan yolunuz mutlaka geçer. Öyle ki, bugün Google’da “Trade Secrets of…” olarak arama yaptığınızda, Google mutlaka sizi “Trade Secrets of Coca- Cola” olarak tamamlayacaktır.
Gizli formüle ilişkin merak o kadar uzun yıllar devam etti ki, Coca-Cola, sadece formülünü değil, formüle olan merakı da ustaca lehine kullandı ve ürününü market rafları dışında müzede saklanabilecek bir esere dönüştürdü. Yakın zamanda, Elon Musk’ın Twitter’daki paylaşımı üzerine tekrar Coca-Cola formülü gündeme gelmiş olsa da, bu yazıda Coca-Cola’nın yine ticari sırlarla adının anıldığı bir başka habere yer verilecektir. (Meraklısı için Elon Musk’ın söz konusu tweeti: https://twitter.com/elonmusk/status/1519480761749016577?cxt=HHwWgsC48fjso5YqAAAA )
Coca-Cola eski çalışanı, kimyager Xiaorong You kutu kolaların, iç kısımlarında kullanılan ve BPA[1] içermeyen (BPA free) kaplamanın formülüne ilişkin ticari sırrı, Çinli bir şirkete satmaktan Tennessee mahkemesi tarafından 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Suçlamalar arasında, çeşitli kuruluş ve şirketlere ait 8 farklı ticari sırrın açığa çıkarılması, ekonomik casusluk ve elektronik dolandırıcılık da yer aldı. A.B.D. Bölge Mahkemesi’ndeki iddianameye göre, Dow Chemical Co., PPG Industries Inc., Sherwin-Williams Co. ve Eastman Chemical Co. gibi şirketlere ait olan bu davadaki ticari sırların geliştirilmesi, yaklaşık 120 milyon dolara mal olmuştu.
Davada, ticari sırların açığa çıkarılması ve ekonomik zarar kadar, bilgilerin kime satıldığı da, Çin ve A.B.D. arasındaki ticari-siyasi çekişme göz önüne alındığında sarsıcı bir etki yarattı. Bilgiler, Çin hükümetinin araştırma ve inovasyon alanında başarılı uzman yetiştirmeye yönelik “Bin Yetenek Programı” (Thousand Talents Program) tarafından desteklenen Weihai Jinhong Group’a satıldı. 2008’de başlatılan Bin Yetenek Programı, daha önce de A.B.D. şirketlerinden ve araştırma kuruluşlarından çeşitli fikri mülkiyet haklarının kopyalanması ile anıldı. Trump döneminde, Adalet Bakanlığı Çin’in ekonomik casusluğunu araştırmak üzere “Çin Girişimi” (China Initiative) kurmuş, bu bağlamda birçok dava açılmış ve birçok Çinli akademisyen ve araştırmacının suçlanması ve bu durumun tepki toplamasıyla “Çin Girişimi” kapatılmıştı.
Bu bakımdan, dava yalnızca birkaç ticari şirketin ekonomik veya fikri mülkiyet açısından bir uzlaşmazlığı değil, 2 ülke arasında “örtülü” devam eden strateji ve ekonomi savaşı bakımından da önemlidir. A.B.D. şirketlerinin ticari sırlarını Çin’e satmak, A.B.D.’de ciddi bir ulusal bir güvenlik meselesidir ve 14 yıllık hapis cezası şüphesiz ki yalnızca bir ticari sırrın açıklanması için değil, ulusal güvenliği ihlale verilen bir cevaptır.
Davanın daha çok fikri mülkiyet alanı içinde sınırlı kalmak gerekirse; “ticari sır hırsızlığının” arkasında bıraktığı etki önemlidir. Özellikle, Coca-Cola gibi büyük şirketlerin, birinci sınıf teknolojiler geliştirmek için inovasyona yapmış olduğu maddi yatırımlar, kümülatif bilgi birikimi ve “formülleri” var eden fikir emekçileri de tabloya dahil edildiğinde çalınan şeyin bir formülden fazlası olduğu görülmektedir.
FBI’ın dava ile ilgili açıklamasıyla konuyu özetlemek gerekirse, “Bu eylem yalnızca şirkete karşı değil, Amerikalı işçilere karşı işlenmiş bir suçtur.”
[1] BPA- Bisfenol A veya BPA, (CH₃)₂C(C₆H₄OH)₂ formülüne sahip sentetik organik bileşik. İçecek ve yiyecek kutularının iç kısmında, gıdaların metal yüzeyle temas etmesini önlemek için kullanılan kaplama. Kaplama, kabı korozyondan ve içeriğini kontaminasyondan korur
Fikri Mülkiyet camiamız 27 Mayıs Cuma akşamı Ankara’da yapılacak IPR Gezgini buluşmasında yeniden bir araya geliyor!
Daha önceki buluşmalarımızda birbirlerini özleyen fikri mülkiyet severlerin yeniden görüşmelerine, birçok yeni tanışmaya ve uzun sohbetlere vesile olmuştuk. Bu kez tüm bunlara ilaveten geç kalan baharın gelişini ve hayatımızı iki yıl boyunca kıskacı altına alan pandemiden çıkışımızı da birlikte kutlayacağız.
Son IPR Gezgini buluşmasını Kasım 2021’de Ankara’da yapmıştık. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında bahar aylarında Ankara veya İstanbul’da bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.
Sözümüzü tutuyoruz ve hayatın nispeten normalleştiği, havanın ısınmaya başladığı bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. 2022 yılının ilk IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 27 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da başlayacak şekilde yapacağız.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (https://www.instagram.com/passkalpub/ — Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (Bize tahsis edilecek alanın tavanı açılıp kapanabiliyor ve tavan açık olduğu (yağmur yağmadığı) sürece oldukça havadar bir mekanda olacağız).
Anonsumuzu erken yapıyoruz, çünkü şehir dışından katılmak isteyenler, planlarını ayarlaması gerekenler olacaktır. Gelecek günlerde birkaç hatırlatma daha yapacağız.
Katılım taleplerini 25 Mayıs Çarşamba gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen. Katılımcı sayısını biraz kestirebilmek adına bize ne kadar erken haber verirseniz o denli mutlu oluruz.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla veya sosyal medya hesaplarımıza mesaj göndererek bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, yeniden kavuşanlar, ilk kez tanışanlar, IPR Gezgini hakkında her şey, sitenin yazarları ve okurları, beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, IP dedikoduları… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Bu yazı, yazarın 26 Nisan 2019 tarihinde yayımlanmış aynı başlığa sahip yazısının güncelleştirilmiş halidir.
Bugün 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.
1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.
Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.
26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.
2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlar.
Sekmede 2022 yılında Türkiye’de düzenlenen bazı etkinliklere de yer verilmiştir. (Etkinliğin eklenmesi için organizatörler WIPO’ya etkinlik hakkında bildirim yapmalıdır.)
Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.
Dünya Fikri Mülkiyet Gününüz kutlu olsun!
Güncel Not: Ne WIPO ne de Türkiye’de fikri haklar alanında faaliyet gösteren ana kurumlar olan Türk Patent ve Marka Kurumu ile Telif Hakları Genel Müdürlüğü “Patent Haftası” isminde bir hafta ilan etti. Türkiye’de sosyal medyada görmeye başladığımız “Patent Haftası” isimlendirmesi ve kullanımı tamamen bireyseldir ve resmi veya uluslararası bir karşılığı 2022 yılı itibarıyla yoktur.
Bilindiği üzere, fikri mülkiyet hakları ve özellikle de markalar ile reklam hukuku ve düzenlemeleri arasında yakın bir ilişki var. Nitekim başta karşılaştırmalı ve dürüst reklam ilkeleri olmak üzere, tüm reklam düzenlemeleri tüketicileri ve bir o kadar da firmalar ile marka itibarını korumaya yönelik olup, her ikisi de ağırlıklı olarak soyut kavramlara yönelik olan reklam ve fikri mülkiyet düzenlemelerinin gelişimi de birbiriyle paralel ilerliyor. Dolayısıyla reklam mevzuatındaki gelişmeleri ve bunların marka haklarındaki izdüşümünü incelemek oldukça değerli. Diğer yandan teknolojideki gelişme hızına paralel olarak, nasıl ki marka olarak korunan unsurların kapsamı ve yaygınlığı hızla gelişiyorsa, reklam mevzuatında da güncellemelere ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyacın getirilerinden biri olarak, Ticaret Bakanlığı tarafından 15.04.2022 tarihinde duyurusu yapıldığı üzere, Reklam Kurulu’nun 12.04.2022 tarihli toplantısında ilke kararı olarak Fiyat Bilgisi İçeren Reklamlar ile İndirimli Satış Reklamları ve Ticari Uygulamaları Hakkında Kılavuz (“Kılavuz”) kabul edildi. Kılavuzun bu bağlantıdan görülmesi mümkündür.
Adından da anlaşılacağı üzere, fiyat ve indirim bilgisi içeren reklamları kapsayan Kılavuz’un temel amacı reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşlarıyla birlikte satıcı, sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcılara yol göstermek ve dürüst reklam uygulamasını yaygınlaştırmak. Kılavuz’un geneline bakıldığında, Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (“Yönetmelik”) ve Reklam Kurulu kararları ile paralel olarak ve özellikle hızlı tüketim/indirim anlamında tüketiciyi etkileyebilecek hususlarda netleştirmeler yapıldığı görülüyor. Nitekim Kılavuz’da yer alan düzenlemelerin çoğu, aslında son birkaç Reklam Kurulu kararı ile gelişini önceden haber veren nitelikte düzenlemeler.
Kılavuz’un tanım bölümünde, Yönetmelik kapsamında yer alan tanımlara atıfta bulunulmakla birlikte, bunlara ek olarak; sağlayıcı, aracı hizmet sağlayıcı, satıcı, indirimli satış̧, tavsiye edilen satış̧ fiyatı ve çabuk bozulabilen mal kavramları için de tanım yapılıyor. Düzenlemenin fiyat endeksli reklamlara ilişkin olduğu düşünüldüğünde, ticaret ve e-ticaret ile bağlantılı bu kavramlar için tanım yapılmış olması hayli uygun.
Kılavuz’un odak noktası tüketiciye verilen fiyat ve indirim bilgisinin netleştirilmesi, bu surette tüketicinin algısını olumsuz/aldatıcı şekilde etkileyen reklam uygulamalarının sınırlandırması üstünde toplanıyor. Nitekim düzenlenen temel esasları fiyat bilgisi içeren reklamlar, indirimli satış reklamları ve genel esaslar olarak üç ana bölümde kategorize etmek mümkün.
Uygulamada ses getirecek düzenlemelerden birisi, mevcut pratikte çokça kullanılan “bedava” şeklindeki tanımlamalara yönelik. Kılavuz’a göre tüketicinin bir malı edinebilmesi için eğer teslimat haricinde herhangi bir ödeme yapması gerekiyorsa, o mal için “bedava”, “bedelsiz”, “ücretsiz” gibi ifadeler kullanılmamalı. Paralel olarak, ancak belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesi koşuluyla bir mal/hizmetin tüketicilere bedelsiz verileceği taahhüt ediliyorsa, söz konusu yükümlülüklere reklamın ana mesajında yer verilmelidir.
Bir başka düzenleme ise “tümü̈” anlamına gelen ifadelere ilişkin. Bir fiyat veya indirim, o mağazadaki ya da belirli bir kategorideki tüm mal/hizmetler için geçerli değilse, “tümü”, “net”, “her şey” gibi ifadelerin reklamda kullanılmaması gerekiyor. Öyle ki, bir satıcı veya sağlayıcı farklı mal/hizmet kategorileri için farklı indirimler sağlayarak genel bir fiyat indirimi yapıyorsa, ilgili mal/hizmet kategorilerini ve bunlarla ilgili fiyat indirimlerini reklamlarda açıkça belirtmeli.
Reklam hukukunun temeli ve Reklam Kurulu düzenlemelerinin de odak noktası olan, tüketicinin bilinçli tercih yapmasına fırsat tanıma ilkesi Kılavuz’da da kendini açıkça gösteriyor. Kılavuz ile açıkça belirtildiği üzere; tüketicinin bilinçli tercih yapmasını engellemek amacıyla ve gerçeğe aykırı olarak bir malın çok kısıtlı bir süre içinde ve belirli şartlar altında sunulacağı gibi mesajlar reklamlarda verilmemelidir. Eğer ki söz konusu fiyatın geçerliliği ile ilgili gerçekten bir süre veya stok sınırı varsa bu bilgilere de açıkça yer verilmeli.
Tüketiciyi korumak için aktif olarak alınan önlemlerden biri de, indirim bilgisinin gerçekliğini sağlamaya yönelik. Reklamlarda, bir mal/hizmet için indirim yapıldığına dair herhangi bir ibare yer alıyorsa, hangi mal/hizmetlerin indirimli satışa konu edildiği ve ne kadar indirim uygulandığı konusunda tüketicileri yanıltabilecek ifade ve görüntülere yer verilmemeli. Ayrıca, indirimli satış reklamlarında indirimden önceki fiyat ile indirimli satışın başlangıç ve bitiş̧ tarihleri anlaşılır şekilde bildirilmeli. Bu noktada dikkate alınacak esas değer ise, 30 gün içindeki en düşük fiyat olarak belirleniyor. Yani bir mal veya hizmetin indirimden önceki satış̧ fiyatının tespitinde indirimin uygulandığı tarihten önceki 30 gün içinde uygulanan en düşük fiyatın esas alınması gerekiyor. İndirim ilan edilmeden önce 30 günden daha kısa bir süre içinde satışa sunulan mal veya hizmetler için de indirimli satış̧ reklamı yapılması mümkün olup, bu durumda, indirimli satışa konu mal ve hizmetin indirim ilanı öncesinde satışa sunulduğu süre içindeki en düşük fiyatı dikkate alınmalı.
Günümüzde aynı satıcı/sağlayıcıların aynı ürünler için birden fazla e-ticaret sitesinde hizmet verdiği düşünülerek, bu yönden daha detaylı bir belirlemeye gidildiği görülüyor. Bu kapsamda, bir mal veya hizmetin satıcı tarafından birden fazla e-ticaret platformu ve/veya mecrada satışa sunulması halinde, satıcı tarafından bir e-ticaret platformu veya mecrada reklamı yapılan satış fiyatları, diğer e-ticaret platformu veya mecralarda yapılacak satışlar veya uygulanacak indirimler için indirimden önceki satış fiyatı olarak esas alınıp bu yönde bir duyuru yapılamıyor.
Paralel olarak, bir malın aynı e-ticaret platformunda ve aynı satıcı tarafından farklı uzantılar üzerinden satışa sunulması ve bu sırada farklı indirim oran ve tutarlarının belirlenmesi hali ile indirimin satıcı veya sağlayıcının tüm satış kanallarında/satış noktalarında geçerli olduğu belirtilmesine rağmen gerçekte yalnızca bazı satış kanallarının/satış noktalarının fiyat indirimine tabi olduğu durumların yanıltıcı ve mevzuata aykırı olduğu Kılavuz’da açıkça belirtiliyor.
Özellikle e-ticaret siteleri tarafından yoğun olarak kullanılan ve dolayısıyla akıbeti de yakından takip edilen “şahane/muhteşem kasım/cuma teklifleri”, “dev fırsatlar”, “yıldızlı günler” ifadeleri için de Kılavuz’da düzenleme yer alıyor. Buna göre, fiyat indirimi izlenimi uyandıran “şahane/muhteşem kasım/cuma teklifleri”, “dev fırsatlar”, “yıldızlı günler” ifadeleri veya genel fiyat indirimi niteliğindeki “Bugün tüm ürünlerde % 20 indirim”, “Bugün tüm ürünlerde 10 TL indirim” ya da “Bu hafta tüm kırtasiye ürünlerinde % 20 indirim” ifadelerinin kullanılması mümkün. Ancak burada “önceki fiyat” uygulaması bakımından kayda değer bir ayrım yapılıyor; reklamların kendisinde her bir ürünün indirimden önceki fiyatının belirtilmesine gerek bulunmazken, ilgili mal ve hizmetlerin kendi duyurularında “önceki 30 gün içinde uygulanan en düşük fiyat” veya “önceki fiyat” bilgisinin verilmesi gerekiyor.
Kılavuz ile amaçlananın tüketicinin algısını olumsuz şekilde etkileyen reklam uygulamalarını sınırlandırmak olduğu düşüncesi ile paralel olarak; indirimli satış̧ kampanyalarına ilişkin reklamlarda “…e varan”, “…den itibaren”, “…e kadar” ibarelerinin okunabilir büyüklükte olması gerektiği özellikle belirtiliyor.
Görüldüğü üzere Kılavuz’un niteliği en temelde mevcut reklam uygulamalarındaki sınırları netleştirmeye ve tüketicinin yanıltılma ihtimalini minimuma indirmeye yönelik. Nitekim Reklam Kurulu’nun mevcut kararları düşünüldüğünde, Kılavuz’un bir süredir kendine uygulama alanı bulduğunu söylemek de mümkün.
25.09.1966 tarihinde yürürlüğe Lizbon Anlaşması, coğrafi işaretlerin uluslararası tescilini konu alan en eski uluslararası anlaşma. Lizbon Anlaşmasını revize eden Cenevre Metni ise, uzun bir hararetli sürecin ardından 2015 yılı Mayıs ayında Cenevre’de gerçekleşen diplomatik konferansla kabul edilmişti.
Cenevre Metni, 5 inci akit taraf olarak Avrupa Birliği (AB)’nin katılım belgesini sunmasından 3 ay sonra, yani 26.02.2020 tarihinde yürürlüğe girdi. Cenevre Metninin hâlihazırdaki akit tarafları Arnavutluk, Kamboçya, Kuzey Kore, AB, Fransa, Gana, Macaristan, Laos, Umman, Samoa ve İsviçre. Katılım belgesini 06.04.2022 tarihinde WIPO’ya sunan Kabo Verde’de ise 06.06.2022 tarihinde yürürlüğe girecek.
Lizbon Anlaşması için kullanılan Lisbon Express veri tabanı, Cenevre Metni ile getirilen yenilikleri de içerek şekilde güncellendi.
Cenevre Metni kapsamındaki işlem ücretleri, Lizbon Anlaşmasında geçerli ücretlerle aynı olup başvuru ücreti 1.000 CHF. Kamboçya ve Samoa, her bir başvuru için ayrı ayrı olmak üzere bireysel ücret talep ediyor. Ulusal / bölgesel yasal düzenlemelerinde, coğrafi işareti kullanım hakkına sahip kişilerin idari bir sistemde kaydedilmesi zorunluluğu bulunan akit tarafların, bu hizmet karşılığında idari ücret talep etme hakkı mevcut. Samoa, bu kapsamda idari ücret talep ediyor.
Cenevre Metni uyarınca akit tarafların, kendilerine iletilen uluslararası tescilleri inceleyerek karar vermeleri için 1 yıl süreleri var. Ancak katılım sürecinde akit taraflar, katılımlarından önce Cenevre Metni kapsamında korunmaya başlamış uluslararası tesciller için, Madde 29 (4) hükmü uyarınca inceleme süresini 1 yıl daha uzatabilme imkânına sahip. AB, 1 yıllık ek süre avantajını kullanmak istediğini katılım sürecinde beyan etmiş durumda.
Cenevre Metninin Madde 9 hükmü uyarınca akit taraflar; kendilerine iletilen uluslararası tescilleri kendi yasal düzenlemeleri çerçevesinde inceler ancak bu inceleme, Cenevre Metninin temel prensiplerine uygun olmalı. Cenevre Metni hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyen okurlarımız, IPR Gezgini’nde 04.03.2018 tarihinde yayımlanan “Cenevre Metni Tahta Çıkacak Mı? Coğrafi İşaretlerin Uluslararası Tescilinde Yeni Dönem” başlıklı yazımıza bakabilirler.
AB, 23.10.2019 tarihli ve 2019/1753 sayılı AB Parlamento ve Konsey Tüzüğü ile, Lizbon Anlaşmasının Cenevre Metnine katılım ve uygulama prosedürünü kapsamlı biçimde belirledi. Detaylarına girmeden, bu Tüzüğün bazı önemli düzenlemelerinin aşağıdaki hususları içerdiğini belirtelim.
Cenevre Metni kapsamında yürütülen işlemlerde yetkili merci AB Komisyonu.
WIPO’ya yapılacak başvuruları, AB üyesi ülkelerin AB Komisyonuna yapacakları talepler belirliyor. Bu taleplerin oluşturulmasında ve değerlendirilmesinde; uluslararası başvurusu yapılacak coğrafi işaretlerin ekonomik açıdan önemi; üretim ve ihracat değerleri; diğer uluslararası anlaşmalar kapsamındaki korunmaları; üçüncü ülkelerdeki mevcut ve potansiyel haksız kullanımlara maruz kalma durumları başta olmak üzere birçok unsurun dikkate alınması gerektiğinin belirtilmesi dikkat çekici.
Lizbon Anlaşmasına hâlihazırda taraf olan AB üyesi ülkeler, AB’nin menfaatlerine ve münhasır yetkilerine sadık kalmak şartıyla Anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini devam ettirebilir. Ancak sırasıyla tarım ve gıda ürünlerinin, aromatize şarap ürünlerinin ve distile alkollü içeceklerin coğrafi işaret olarak korunmasını konu alan 1151/2012, 251/2014 ve 2019/787 sayılı Tüzükler ile tarım ürünleri için ortak pazar düzenlemelerini içeren 1308/2013 sayılı Tüzük kapsamında bulunan ürünler için Lizbon Anlaşması uyarınca yeni “menşe adı (appellation of origin)” başvurusu yapamazlar. Burada sadece “menşe adı”ndan bahsedilmesi, Lizbon Anlaşmasının sadece menşe adlarına koruma sağlamasından ileri gelir.
Uluslararası başvuru için ödenecek tüm ücretler, söz konusu başvurunun menşe ülkesinin yetkili makamları, coğrafi işaretten faydalananlar ve kullanım hakkına sahip olanlar tarafından karşılanacak. Üye ülkeler, bu ücretlerin tamamını veya bir kısmını coğrafi işaretten faydalananlar ve kullanım hakkına sahip olanlardan tahsil edebilir.
AB Komisyonu; WIPO tarafından kendisine iletilen ve AB üyesi olmayan bir akit tarafın menşe ülke olduğu başvuruları, AB Resmî Gazetesinin C serisinde ilan edecek. Başvuruların, AB nezdinde korumaya konu olabilecek ürünlerle ilgili olması gerektiği de ayrıca ifade edilmekte.
Yayımlanan başvurulara karşı itiraz süresi 4 ay.
2019/1753 sayılı Tüzükte atfı bulunan 2019/1754 sayılı Tüzükte yer verilen bazı önemli hususlar aşağıdaki gibi.
Bulgaristan 1975, Çek Cumhuriyeti 1993, Fransa 1966, İtalya 1968, Macaristan 1967, Portekiz 1966 ve Slovakya 1993 yıllarından itibaren Lizbon Anlaşmasına üye. AB üye değil çünkü Lizbon Anlaşması, sadece ülkelere katılım imkânı veriyor.
Cenevre Metni, sınai mülkiyet haklarının ticari yönlerine temas ettiğinden AB’nin ortak ticaret politikaları kapsamında ve bu sebeple AB’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşma – TFEU (Treaty on the Functioning of the European Union) uyarınca ele alınıyor. Belirli tarım ürünlerine yönelik adların coğrafi işaret olarak tescili konusunda AB’nin tek tip (uniform) yasal düzenlemeleri olması nedeniyle, TFEU’nun Madde 3 hükmü uyarınca AB üyesi ülkeler, kendilerine ve üçüncü ülkelere ait coğrafi işaretlerin korunması konusunda ulusal koruma sistemleri oluşturamazlar. Ayrıca TFEU’nun Madde 3 (1) ve 207 (1) hükümleri uyarınca da, AB’nin münhasır yetki alanına giren Cenevre Metni gibi uluslararası anlaşmaları tek başlarına müzakere edemezler. Bu konudaki hükümlerin, 25.10.2017 tarihli ve C-389/15 sayılı Adalet Divanı kararı ile teyit edildiği ifade ediliyor.
Tüzüğün Madde 3 hükmü ile AB üyesi ülkelere; AB’nin katılımını takiben ve istedikleri takdirde, AB’nin çıkarlarına ve münhasır yetkisine bağlı kalacak şekilde Cenevre Metnine katılma yetkisi verilmiş durumda.
2021 yılı Kasım-Aralık aylarında AB üyesi ülkelerden AB Komisyonuna yapılan talepler ile belirlenen 18 adet coğrafi işaretin WIPO’ya iletileceği, 04.04.2022 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanan 2022/532 sayılı Komisyon Uygulama Kararıyla açıklandı. AB nezdinde hâlihazırda korunmakta olan menşe adı (protected designation of origin – PDO) ve mahreç işareti (protected geographical indication – PGI) şeklindeki coğrafi işaretlere ilişkin listeye aşağıda yer verilmekte olup başvurularının, Cenevre Metni ile öngörülen içerikte hazırlanarak önümüzdeki günlerde WIPO’ya bildirilmesi bekleniyor.
Geçtiğimiz yıllarda incelediğimiz “BBQLOUMI”[1] kararlarında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Geleneksel Peyniri Hellimi Koruma Derneği (“Dernek”) adına tescilli “HALLOUMI” markaları dayanak gösterilerek “BBQLOUMI” marka başvurusuna karşı yapılan itirazlar reddedilmiş ve Avrupa Birliği Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) önüne getirilen uyuşmazlığın sonucunda Derneğin tüm itirazları reddedilerek, taraf markalarının benzer olmadığı sonucuna ulaşılmıştı. Fakat Derneğin, “HALLOUMI” markası için verdiği savaş, bununla sınırla değildi.
Derneğe ait “HALLOUMI” markası dayanak gösterilerek “GRILLOUMI”[2] ve “GRILLOUMI BURGER”[3] markalarına karşı yapılan itirazların reddine karar veren Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) kararlarının, Dernek tarafından Genel Mahkeme önüne taşınması neticesinde, Genel Mahkeme tarafından 2021 sonunda iki farklı karar verilmiştir. Bu kararlarla Genel Mahkeme, özellikle karıştırılma ihtimali incelemesi kapsamındaki mal ve hizmetlerin benzerliği hususunda önemli tespitlere yer vermiştir. Mal ve hizmetlerin benzerliği ve tamamlayıcılığı arasındaki nüansın irdelendiği bu kararlarla, her ne kadar neticede taraf markaları benzer görülmese de mal ve hizmetlerin benzerliğinin incelenmesinde daha kapsamlı ve irdeleyici yorumlarda bulunulması gerektiği, Genel Mahkeme tarafından bir kez daha hatırlatılmıştır.
1.Uyuşmazlıkların Özeti
Her iki marka başvurusuna karşı Dernek tarafından itiraz edilmiştir. Derneğe ait itirazlara gerekçe marka ise 29. sınıfta “peynirler” malları üzerinde tescilli “HALLOUMI” markasıdır.
Dernek tarafından yapılan itirazlar, hem ilk derecede hem de Temyiz Kurulu’nda EUIPO tarafından reddedilmiştir.
Temyiz Kurulu, “GRILLOUMI” kararının gerekçesinde; taraf markalarının kapsamındaki mal ve hizmetlerin farklı olduğunu, özellikle başvurunun kapsamında yer alan 43. sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması” hizmetleri ile gıda mallarının tamamlayıcı mal ve hizmetler olduğu ileri sürülebilirse de, itiraza gerekçe markanın kapsamında yer alan 29. sınıftaki “peynirler” ürünleri ile böyle bir tamamlayıcılıktan söz edilemeyeceğini değerlendirmiştir.
“GRILLOUMI BURGER” kararında ise Temyiz Kurulu, 43. sınıfta yer alan “yiyecek ve içecek sağlanması” hizmetleri ile itiraza gerekçe markanın kapsamında yer alan 29. sınıftaki “peynirler” mallarının farklı olduğunu ve başvurunun kapsamında yer alan 29 ve 30. sınıflardaki mallar bakımından ise yalnızca “süt ve süt ürünleri, yemeklik sıvı ve katı yağlar” bakımından bir derecede benzerlik bulunduğunu değerlendirilmiştir.
Netice itibariyle Temyiz Kurulu, her iki kararında da taraf markalarının benzer olmadığını zira Derneğin itiraza gerekçe markasının ayırt edici gücünün zayıf olduğunu değerlendirmiş ve itiraz sahibinin tanınmışlık iddialarının da kanıtlanamadığını belirterek, itirazları hem karıştırılma ihtimali hem de tanınmışlık bakımından reddetmiştir.
Anılan kararlar Dernek tarafından Genel Mahkeme önüne getirilmiştir.
2. Genel Mahkemenin “GRILLOUMI” ve “GRILLOUMI BURGER” Kararları
Genel Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlıklar neticesinde ilk olarak 21 Nisan 2021 tarihinde “GRILLOUMI” başvurusuna ilişkin temyiz istemi bakımından karar vermiştir. Genel Mahkeme, “peynirler” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında kullanım amaçları ve kullanım şekilleri bakımından bir özdeşlik ve benzerlik bulunmadığını değerlendirmiş fakat mal ve hizmetlerin tamamlayıcı olup olmadığı, diğer bir deyişle “birinin diğerini kullanmak için vazgeçilmez veya önemli olduğu mallar bakımından, tüketicilerin ilgili malların aynı şirket tarafından üretileceğini düşünebileceği” testini uygularken, Temyiz Kurulu’nun hataya düştüğünü belirtmiştir. Genel Mahkeme, “peynirler” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında birbirini tamamlayıcı nitelikte bir ilişki olduğunu nitekim bir restoranın veya kafenin müşterilerine, tesiste servis edilen yemeklerin içerisinde veya paket servis olarak peynir sunulabileceğini ve ayrıca bazı restoranların peynir gibi ürünleri bir yemeğin parçası olarak değil, işlenmemiş şekilde ve başka yerlerde tüketilmek üzere de satışa sunduğunu belirtmiştir.
Ayrıca, Temyiz Kurulu’nca verilen kararda, Dernek tarafından daha önceki “BBQLOUMI” davasında, 43. sınıftaki “restoran hizmetleri” ve 29. sınıftaki “peynirler” mallarının benzer bulunmamasına ilişkin değerlendirmenin ayrıca Genel Mahkeme önüne götürülmemiş olması gerekçesiyle Derneğin huzurdaki uyuşmazlık bakımından mal ve hizmetlerin benzerliğine ilişkin temyiz hakkının bulunmadığının değerlendirilmesi, Genel Mahkeme tarafından eleştirilmiştir. Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun yanlış değerlendirmeleri ile bağlı olmadığını hatta ve hatta başka bir davada bizzat Genel Mahkeme tarafından Temyiz Kurulu’nun yanlış değerlendirmeleri onaylanmışsa bile, bu yanlış değerlendirmelerle bağlı kalınamayacağını belirtmiştir.
Netice itibariyle, Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu tarafından verilen kararda “peynir” ve “yiyecek ve içecek sağlama hizmetleri” arasında tamamlayıcılık ilişkisi bulunmadığının tespitinin hatalı olduğu ve bu nedenle karıştırılma ihtimali incelemesinde dikkat edilmesi gereken kümülatif koşullardan birinin yerine getirilmediği sonucuna varmış ve Temyiz Kurulu’nun kararını bozarak, yeni bir karar verilmek üzere dosyayı tekrar Temyiz Kurulu’na havale etmiştir.
Genel Mahkeme 8 Aralık 2021 tarihinde verdiği “GRILLOUMI BURGER” kararında ise, yukarıda irdelenen kararı ile paralel olarak Temyiz Kurulu’nun taraf markaları kapsamındaki mal ve hizmet benzerliği incelemesinde hataya düştüğünü belirtmiştir. Burada farklı olarak Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun itiraza gerekçe markanın kapsamındaki “peynirler” emtiası ile itiraza konu markanın kapsamındaki “süt ve süt ürünleri, yemeklik sıvı ve katı yağlar” mallarının benzer olduğuna katılmakla birlikte; ayrıca itiraza konu başvurunun kapsamındaki “et, jambon, soğuk etler, soğuk yemekler ve konserve et” mallarının da benzer dağıtım kanalları aracılığıyla tüketiciyle buluşturuldukları gerekçesiyle “peynirler” emtiası ile benzer kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Diğer yandan bu benzerliğin “balık, kümes hayvanları, av eti” mallarını da kapsamasını gerektiğini zira hayvansal kaynaklı proteinlerden oluşan gıda maddelerinin çeşitli yemeklerin bileşenleri olarak birlikte hazırlanıp tüketilebileceğini ve sıklıkla aynı raflarda yan yana tüketicini dikkatine sunuldukları da kararda belirtilmiştir. Bu nedenle Temyiz Kurulu’nun “et ürünleri” malları ile “peynirler” mallarını benzer bulmayarak da hataya düştüğüne karar verilmiştir.
İlgili kararın devamında Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun markaların benzerliği hususunda da hatalı değerlendirmeleri bulunduğunu ifade etmiştir. Temyiz Kurulu’nun değerlendirmelerinin aksine tüketicilerin “GRILLOUMI” ibaresindeki “OUMI” ibaresini direkt olarak “HALLOUMI” ile ilişkilendirmeyeceğini belirten Genel Mahkeme, tüketicilerin daha ziyade “GRILL” kelimesine odaklanacağını fakat markaların son harflerindeki benzerlik sebebiyle taraf markaları arasında düşük de olsa bir derecede benzerlik bulunduğunu değerlendirmiştir.
Neticede Genel Mahkeme, “HALLOUMI” ibaresinin düşük ayırt edici karakteri sebebiyle markaya daha az derecede bir koruma sağlanması gerektiğini belirterek, her ne kadar Temyiz Kurulu’nca mal ve hizmetlerin ve işaretlerin benzerliğinde hataya düşülmüşse de bu hatanın sonucu etkilemeyeceği ve önceki marka ile itiraza konu başvuru arasında “peynirler” ve “süt ve süt ürünleri” malları bakımından dahi karıştırılma ihtimali bulunduğunun ispatlanamamış olduğu gerekçeleri ile Derneğin itirazlarının ve taleplerinin reddine karar vermiştir.
3. Sonuç
İlk olarak incelediğimiz “GRILLOUMI” kararı bakımından, Genel Mahkeme’nin bozma kararı sonrasında, Temyiz Kurulu, tekrar önüne gelen dosyayı incelemiş ve 3 Ocak 2022[4] tarihinde vermiş olduğu kararla “HALLOUMI” markasının ayırt ediciliği düşük bir ibare olması ve itiraza konu başvurunun zayıf olmasına karşın belirli bir özgünlük derecesine sahip olması sebepleriyle taraf markalarının benzer olmadığını değerlendirmiştir. Fakat Temyiz Kurulu yeni tarihli kararında, Genel Mahkeme’nin bozma kararı ile paralel olarak “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” ile “peynirler” emtiaları arasında zayıf da olsa bir benzerlik olduğunu değerlendirmiştir.
Her ne kadar taraf markaları benzer bulunmadığından Derneğin itirazı EUIPO tarafından yine reddedilmişse de özellikle mal ve hizmetlerin benzerliği incelemesindeki vurguları bakımından Genel Mahkeme’nin bozma kararının önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Gerçekten de ilgili kararda, karıştırılma ihtimali incelemesinin kümülatif özelliği gereği, her bir şartın somut olay bakımından tüm detayları ile irdelenmesi gerektiği önemle vurgulanmakta, bu doğrultuda mal ve hizmetlerin benzerliğinin incelemesinde, benzer bulunan ya da bulunmayan mal ve hizmetlerin arasındaki ilişkinin ne olduğunun da net bir surette açıklanması gerektiği belirtilmektedir. Yine mal ve hizmetler arasında var olan ilişkinin yalnızca benzerlik kapsamında değil tamamlayıcılık kapsamında da incelenebileceğini değerlendiren Genel Mahkeme, zayıf düzeyde olsa dahi mal ve hizmetler arasında benzerlik ya da tamamlayıcılık bulunması durumunda, bunun karıştırılma ihtimalinin kümülatif doğası gereği ilgili kararda mutlaka belirtilmesi gerektiğini ifade etmektedir. EUIPO’nun Genel Mahkeme’nin bozma kararından sonra düzenlediği 03.01.2022 tarihli kararı, henüz Genel Mahkeme önüne getirilmemişse de, Derneğin bu karara karşı tutumunun ne olacağını takip edeceğiz.
İkinci olarak incelediğimiz “GRILLOUMI BURGER” kararı ise Dernek tarafından Adalet Divanı önüne taşınmış olup hâlihazırda C-121/22 P dosya numarası ile Adalet Divanı tarafından incelenmektedir. Adalet Divanı’nın bu kararı da takip edecek ve neticede bugüne kadar incelediğimiz “Hellim Savaşları” sonucunda bu ihtilafta Derneğin galip çıkıp çıkamayacağını hep birlikte göreceğiz.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yaklaşık üç haftadır sürüyor ve işgalin durdurulması amacıyla farklı devletler tarafından Rusya’ya birçok alanda yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Dünyanın dört bir tarafından çeşitli devletler ekonomik yaptırımlar uygularken, durum çok sayıda fikri hakkın sahibi olan uluslararası firmalarca da göz ardı edilemedi ve bazı şirketlerce önemli kararlar alınmaya başlandı.
Bu yazıda, daha çok Rusya’da faaliyet gösteren uluslararası markaların sahipleri tarafından alınan bazı tedbirlerden bahsedecek ve buna ilaveten henüz fazla ses getirmemiş olsa da Rus devleti tarafından fikri mülkiyet hakları özelinde alınabilecek bazı kaygı verici tedbirler hakkındaki ilk sinyalleri aktarmaya gayret edeceğiz.
İşgalin başlangıcından bu yana, birçok ünlü marka boykot kararı alarak, Rusya ile olan ithalat-ihracat ilişkisini askıya aldı. Örneğin, Apple Rusya’daki tüm satışlarını durdurduğunu, rakibi Samsung ise sevkiyatlarını askıya aldığını duyurdu. Nike, Rusya’daki online web sitesi satışlarını durdururken, Harley Davidson motosikletleriyle ilgili tüm işlerini durdurarak sevkiyatları askıya aldı. H&M, Mango ve Canada Goose gibi moda şirketleri ticari faaliyetlerinin çoğunu askıya alırken, IKEA tüm ithalat ve ihracatlarını durdurdu.
En son olarak ise McDonald’s Rusya’daki 850’ye yakın restoranını geçici olarak kapatacağını bildirdi ki bu karar, gelirinin %9’unu Ukrayna ve Rusya’dan elde eden bir şirket için tahmin edileceği üzere önemli bir karardır. McDonald’s’ın onu diğer markalardan ayıran önemli bir özelliği daha var. Söz konusu fast-food zinciri, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ülkede açılan ilk Batılı zincirlerden biriydi ve Sovyet sonrası hayatın bir nevi sembolü haline gelmişti.
Boykot ve yaptırımlar karşısında, tabii ki Rus devleti de sessiz kalmadı. The Washington Post’ta yer alan bir habere göre; önce Ekonomi Kalkınma Bakanlığı tedarik zincirindeki kesintilerin piyasa üzerindeki etkisini azaltmak ve Batı menşeili mallarda oluşacak olası darboğazı önlemek amacıyla eylem planı oluşturulduğuna dair bir kararname yayınladı.
Rus devletince yayınlanan bu kararnamede yer alan eylem planı fikri mülkiyet sahiplerini yakından ilgilendiriyor. Söz konusu eylem planının ana fikri, Rusya’ya karşı dostane davranış sergilemeyen ülkelerin hak sahiplerinin münhasır haklarının “geçici” olarak kaldırılmasına yöneliktir. Dostane davranış sergilemediği Başbakan Mihail Mişustin tarafından onaylanan ülkeler arasında Avustralya, AB üye ülkeleri, İzlanda, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Kore, Singapur, İsviçre, Tayvan, Ukrayna, Birleşik Krallık ve ABD yer alıyor. Bakanlığın yayınladığı bu eylem planından iki gün sonra ise Başbakan, yaptırım uygulayan ülkelerin fikri mülkiyet sahiplerinin münhasır haklarının Rusya’da izinsiz kullanılması halinde tazminat verilmeyeceğini açıkladı. Aslında Rusya Medeni Kanununun 1360. maddesi Rus hükümetine, “fikri mülkiyet sahibine mümkün olan en kısa sürede bilgi verilmesi ve makul bir tazminat ödenmesi şartıyla ulusal güvenlik yararına, fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin rızası olmaksızın buluşların, faydalı modellerin ve endüstriyel tasarımların kullanımına izin verme yetkisi” vermektedir. Başbakanın yaptığı açıklamaya göre ise kanunun bu maddesinin tazminat ve önceden haber verme şartları bakımından tam olarak uygulanmayacağı anlaşılıyor.
Rusya bu maddeyi aslında yakın geçmişte, ancak pandemi tedbirleri çerçevesinde kullandı. 2020 yılında Gilead firmasına ait Covid-19 ile ilgili ilacın basit bir versiyonunun üretilmesi için Rus ilaç firması olan Pharmasyntez’e izin verdi. Ardından Gilead hükümetin bu kararına karşı bir dava açtı, ancak dava ilgili mahkeme tarafından reddedildi.
2021 yılı Eylül ayında açılan bir dava hakkında Ukrayna işgali sonrası verilen bir karar ise özellikle dikkat çekicidir. Sky News’de yayımlanan bir habere göre, Peppa Pig isimli çizgi karakterin markalarının benzerlerini izinsiz kullanan bir Rus vatandaşına karşı marka sahibi Entertainment One tarafından açılan tazminat davası, davayı gören Rus mahkemesince geçtiğimiz günlerde reddedilmiştir. Habere göre Rus Mahkemesi davayı reddederken kararında, A.B.D. ve müttefiklerinin dostça olmayan eylemlerinden de bahsetmiştir.
Gelişmeleri ve açıklamaları marka sahipleri açısından değerlendirecek olursak, öncelikle marka haklarının yeterince ve/veya gerektiği gibi korunmaması Rusya’da çok sayıda bilinir/tanınmış markanın taklidinin kontrolsüzce üretilmesine neden olabilecektir. Elbette ki, bu istenmeyen sonucu sadece markalarla sınırlı tutmamak ve diğer fikri haklar bakımından da düşünmek yerinde olacaktır. Bir diğer olası sonuç, işgal ve savaş hali bittikten sonra da marka ve diğer fikri hak sahiplerinin tekrar Rusya pazarına girmek için kendilerini güvende hissedemeyecek olmasıdır. Rus devletinin karşı yaptırımları henüz devreye girmeden hak sahiplerinin halihazırda uğradıkları ekonomik kayıplar, Rus devletinin fikri haklara yönelik olası yaptırımlarıyla birlikte düşünüldüğünde, fikri hak sahiplerinin gelecekte tekrar Rusya pazarına girmek için motivasyonlarının oldukça düşük olacağı şimdiden öngörülebilir.
2020 yılı biterken 2021 yılını büyük beklenti ve umutla karşılamıştık. Çok muhtemelen 2021 yılı da beklentilerimizi yerine getiremedi ve bizi tam anlamıyla mutlu edemedi. Her şeyden önce Pandemi devam ediyor ve yaşama ilişkin kısıtlılık halleri halen hayatımızın merkezindeki yerini koruyor. Neyse ki 2021 yılı bize Covid-19 aşılarını da getirdi ve tahminimizce bu satırları okuyanların çoğu aşılarını olup gelecek günlere bir nebze de olsun güvenle bakmaya başladı.
Pandeminin ilk yılı, yani 2020, IPR Gezgini için rekorlar yılıydı, evde geçen karantina günleri, çoğumuzu daha fazla okumaya, üretmeye ve yazmaya yöneltti. Bunun bize yansıması da rekor sayıda yazı yayımlanması ve ziyaretçi istatistiği oldu. 2021 yılının başlarında da durum aynıydı, ancak Mayıs 2021’de başlayan karantina gevşemesi ve bahar / yaz rahatlaması halleri site istatistiklerine de doğrudan yansıdı. Gene de 2021 yılını tüm yıllardan daha fazla sayıda ziyaret sayısıyla kapatıyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor.
Yazı sayımız 2020 yılına kıyasla düşmüş olsa da, 2021 yılında yayımladığımız toplam 139 adet içerik (yazı, haber, duyuru), haftasonları yayın yapmadığımızı da düşününce, yaklaşık iki günde bir içerik yayımlamak demek ve yazdıklarımızın niteliği düşünülünce bu gerçekten önemli bir sayı. Dolayısıyla, yazarlarımızı, siteye katkı sağlayanları, site editörlerini tebrik ediyor ve şımarıkça da olsa kendimizi alkışlıyoruz.
2021 yılına ilişkin bir diğer gözlemimiz ise dışarıdan aldığımız katkılarla ilgili. IPR Gezgini, yeni mezunlardan ve hatta halen üniversitesi öğrencisi olan kişilerden yazılar aldı. Bu daha önce karşılaştığımız bir durum değildi, sitenin konuk yazarları arasına katılan bu yeni grup bizi fazlasıyla memnun etti. Bunu hem sitenin izlenirliğinin artmasına hem de fikri mülkiyet alanının yeni mezunlarda ve öğrencilerde artan oranda rağbet görmesine yoruyoruz.
2021 yılına ilişkin bir diğer gözlemimiz, fikri mülkiyet alanında yayın yapan / yazı yayımlayan platformların sayısındaki artış oldu. Farklı formatlarda (blog, şirket web sitesi, eğitim platformu benzeri yapılar) yayın yapan bu platformların sayısındaki artış bizi doğrusu mutlu etti, hepsine “Welcome to the Club!” diyoruz ve kendilerine uzun yıllar sürecek özgün ve objektif yayın hayatları diliyoruz.
2018-2019 yıllarında birkaç kez yaptığımız IPR Gezgini buluşmalarına 2020 yılında Pandemi nedeniyle ara vermiştik, 2021 yılının sonlarına doğru Kasım ayında Ankara’da yeni bir buluşma yaptık. Tahmin ettiğimizin üzerinde katılımın (yaklaşık 60-70 kişi) gerçekleştiği buluşma, birkaç paragraf önce belirttiğimiz teorinin sağlaması gibiydi, çünkü katılanların yarısına yakını, alana henüz başlayan veya ilgi duyan yeni mezun arkadaşlarımızdı ve Türkiye’de fikri mülkiyet camiası ile tanışmanın adresi olarak bizim etkinliğimizi seçmişlerdi. Buluşmadan sonra bizim kulağımıza gelen bir Covid-19 vakası olmadı, umarız da öyledir :)) 2022 yılında buluşmalara Ankara ve İstanbul’da devam etmeyi planlıyoruz, farklı planlarımız da olabilir.
2021 yılında başladığımız Söyleşiyoruz serisi de çok dikkat çekiciydi. Türkiye’de fikri mülkiyet dünyamızın önde gelen, simge isimleriyle gerçekleştirdiğimiz söyleşiler 2022 yılının başında da devam edecek. (https://iprgezgini.org/category/soylesiyoruz/)
2021 yılının ilk yarısında çokça ilgi gören Clubhouse buluşmaları da yaptık ve güncel fikri mülkiyet konularını Clubhouse platformunda canlı olarak tartıştık. Buluşmalara 2021 yılının ikinci yarısında ara verdik, ancak 2022 yılında da bu buluşmalara devam etmek niyetindeyiz.
Her zaman söylediğimiz gibi IPR Gezgini yeni yazarların katkılarına açık, bizlerle iprgezgini@gmail.com adresinden temasa geçmekten çekinmeyin, yazılar standartlarımızı karşıladığı sürece sitede yer bulacaktır.
Son olarak; bizler IPR Gezgini’nde karşılık beklemeden yazıyor ve bunu yıllardır yapıyoruz. Yazılarımızın birçoğu yurtdışındaki önemli mahkeme kararları ve güncel gelişmelerle ilgili, bu kararları / gelişmeleri yabancı dillerden okuyup, analiz etmek ve sonrasında da aktarmak yoğun emek gerektiriyor. Yazdıklarımızın herhangi bir referans gösterilmeksizin kitaplarda, makalelerde, bloglarda ve bilirkişi raporlarında kullanılması bizi gerçekten üzüyor. Yazılarımızı kullananların bize referans vermelerini özellikle rica ediyoruz, halihazırda bunu yapanlara da çok teşekkür ediyoruz.
Sözü daha fazla uzatmadan 2022 yılının tüm okurlarımıza ve IPR Gezgini ekibine sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz. Umarız ki 2022 yılında site buluşmalarında görüşebiliriz.
Dünyaca ünlü yönetmen Quentin Tarantino, kültleşmiş filmi “Pulp Fiction”ın daha önce görülmeyen yedi sahnesini ve orijinal el yazısı senaryosunu Gizli NFT formatında satışa çıkaracağını duyurunca filmin yapım şirketi Miramax, Tarantino’ya telif hakkı, marka ve sözleşme ihlali gibi birçok suçlama ile dava açtı. Hollywood’un ünlü avukatlarını karşı karşıya getiren bu davanın sonucu Non-Fungible Token’lar adına da emsal bir karar olacağa benziyor. Peki Fikri Mülkiyet kapsamında hangi taraf haklı?
“Tarantino’nun zihninden sırlara sahip olacaksınız.” ifadesi ile satışa sunulan NFT’ler Opensea üzerinden satılacak. Oldukça talep gören bu NFT’lerden şu an satın almak isterseniz bekleme listesine adınızı yazdırmanız gerekiyor. Bu sanat eserleri Pulp Fiction’ın daha önce görülmemiş el yazısı senaryosundan sahneler ve Tarantino’nun sesli yorumunu içeriyor. Söz konusu sanat eserlerinin ‘’Gizli NFT’’ formatında satışa sunulacağı belirtildi. Gizli NFT veri gizliliğine sahip ilk blok zinciri olma özelliğini taşıyor ve kullanıcılar ile sahip olunan eserin güvenliğini sağlıyor. Özetle Tarantino’nun Gizli NFT’leri yalnızca film yapımcısının daha önce hiç görülmemiş “Pulp Fiction” içeriğini korumakla kalmıyor, aynı zamanda nihai sahiplerin kimliğini de koruyor. Bu özelliği ile de Pulp Fiction NFT’leri ‘’Bugüne Kadarki En Büyük NFT Koleksiyonu’’ nitelendirmesini hak ediyor. Ancak henüz satılamıyor çünkü önce görülmesi gereken bir davası var.
1994 yılında filmin yapımını üstlenen Miramax adlı yapım şirketi, filmin yönetmeni olan Tarantino’nun bu eser üzerinden bireysel olarak kazanç sağlamasını hukuka aykırı bularak yaklaşmakta olan satışın durdurulmasını talep ediyor. Filmin yapımını üstlenen taraf olduğu için bu koleksiyonun da sahibi olarak anılabileceğini herhangi bir sorunda bunun ticari markalarına zarar verebileceğini iddia ediyor. Bunun yanında Tarantino’nun yönetmen olarak filmin senaryosundan kesitler yayınlama hakkı olduğunu kabul ediyor ancak bunun NFT’leri kapsamadığını söylüyor. Tarantino ise kendisine tanınan hakkı kullandığını, kullanmamış olsa dahi yeni bir alan olan dijital pazarın düzenlenmediğini iddia ediyor. Tam bu noktada bu davanın sonucu bundan sonraki davalar açısından NFT’lerin hukuki statüleri ve bundan sonra nasıl pazarlanacakları konusunda önem arz ediyor.
Tüm dünya ‘’Sinema eseri yapımcının mıdır, yönetmenin midir?’’ sorusuna cevap aramıştır. Günümüzde yönetmenler, hem ülkemizde, hem Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında, hem de işin başkası için yapıldığı haller (work made for hire) istisna olmak üzere ABD’de, eser sahibi olarak kabul edilmektedirler. Çünkü çekilen görüntüye hususiyeti yönetmen katar ve sanat eserini de hususiyet oluşturur.
Yapımcı ise esere hususiyetini katmaz ya da yaratıcı bir katkıda bulunmaz ancak oluşacak zararlardan sorumlu olması sebebi ile kanunen önem atfedilmiştir. Bu durumda yapımcı bağlantılı hak sahibi olarak eserin çoğaltılması, dağıtılması, satılması, kiralanması çoğaltma ve yayma hakkı hususlarında izin verme veya yasaklama; ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletime ve yeniden iletime izin verme hususunda hak sahibidir. Yönetmen ise eser sahibi olarak bu haklara sahiptir. Dolayısı ile somut olayda da karşılaşıldığı gibi faaliyet alanlarında ortaklık olması sebebiyle tarafların uyuşmazlık yaşaması çok olağandır. İlgililerin arasındaki anlaşmalar ile çözülebilecek olan bu sorun dijital sanatın hayatımıza yeni girmiş olması sebebiyle 1994 yılına ait Pulp Fiction filmi bakımından taraflar arasında düzenlenmemiştir. Bu sebeple söz konusu davanın sonucu daha da merak uyandırmaktadır.
2020 yılı patent, faydalı model, marka, endüstriyel tasarım, bitki çeşitleri, coğrafi işaret, yaratıcı ekonomiler konularındaki verileri içeren göstergeler, WIPO tarafından “WIPO Intellectual Property Indicators 2021” olarak yayınlanmıştır.
Göstergeler birden çok konuyu içerdiği için çok kapsamlıdır. Bu nedenle bu yazımızda, yalnız patentler ve faydalı modeller konusuna yer verilecek ve diğer konular ayrı yazılarda ele alınacaktır.
WIPO Göstergelerinde patentler ve faydalı modeller konusunda tablolar ve grafikler kullanılmış, açıklayıcı ifadelere yer verilmiştir.
Bir ön bilgi vermek amacıyla tablo ve grafiklerde yer alan konuların başlıkları aşağıda sunulmuş ve kolay bulunması için paragraf numaraları yanlarına yazılmıştır.
WIPO göstergelerinde patentler ve faydalı modeller konusunda sunulan bazı konular aşağıda yer almaktadır:
[1] Patentler ve faydalı modeller konusunda, dünya çapında gerçekleşen başvurular ilk üç ülkenin sayıları ve % oranları (Key Numbers)
[2] Patent başvurularında ilk 20 ülke ve yabancı başvuruların yüzdesi
[3] Patentler, markalar ve tasarımlar konularında yurt içinde ve yurt dışına yapılan başvuru sırası (Tablo 1) ile yurt içinde yapılan başvuru sırası (Tablo 2)
[4] 2020 yılında yapılan başvuru, verilen patent, yaşayan patent ile bekleyen başvuru sayıları
[5] Dünya çapında yerli ve yabancı yapılan başvuru ve verilen patent sayıları 2006-2020
[6] Patent başvuru ve verilen patent sayılarında kıtaların durumu 2010 ve 2020
[7] Teknoloji alanlarında yayınlanmış dünya çapında patent başvuruları 2009, 2014 ve 2020
[8] Enerji teknolojilerinde ilk 10 patent başvuruları 2010-2019
[9] Kadın buluşçuların PCT başvurularında durumu 2006-2020
[10] Yaşayan patent sayıları ve yabancıların yüzdesi 2020
[11] İlk 20 ofiste potansiyel olarak bekleyen başvurular ve incelemeci sayıları, 2020
[12] PCT başvuru sayıları ve ilk 20 ofis, 2020
[13] PPH Hızlandırılmış Patent İşlemleri, 2020
[14] Faydalı model başvuru sayıları ve ilk 20 ülke
[1] Buluşlara verilen belgelerden biri olan patentler konusunda, 2019 ve 2020 yıllarında gerçekleşen dünya çapındaki başvuru sayılarında ilk üç ülke, bu ülkelerde yıllık artış oranı ve toplam üzerinden aldığı pay aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Açıklanan bu verilere göre 2020 yılında dünya çapında patent başvurusu 3,278,700 olup, bu başvuruların %46,7 kadarı Çin’de yapılmıştır. ABD ve Japonya’da yapılan patent başvuruları bu yüzdeye eklenince %73,7 gibi çok yüksek bir orantı oluşmaktadır. Yaklaşık 170 kadar olan diğer ülkelerin patent başvurularından aldığı payın toplamı ise yalnız %27,3 kadardır. Bu değerler patent başvuruları konusunda ileri teknolojiye sahip ülkelerin sayısal üstünlüğü göstermektedir.
Dünya çapında yapılan patent başvuruları buluşlar konusundaki rekabeti açıklamaktadır. 2016 yılından itibaren dünya çapında yapılan toplam patent başvuruları üç milyondan fazladır. Faydalı model başvurularında, Çin’den kaynaklanan artış nedeniyle, üç milyon sayısı ilk kez aşılmıştır. Konunun önemi nedeniyle söz konusu tablo, önceki dört yıl da eklenerek, aşağıda sunulmuştur.
2020 yılında yapılan patent ve faydalı model başvuruları toplamının 5,276,810 olması Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyeti yapanların dikkat etmeleri gereken bir konu olmuştur. Bu başvuruların yayınlananları tekniğin bilinen durumuna dahil olacağı için yeni başvurularda karşı referans olabilecektir.
[2] WIPO yayınında patent başvurularında ilk 20 ülke ve yabancı sahipli başvuruların yüzdesi, A8 grafiğinde gösterilmiştir. 1,497,159 başvuru ile Çin ilk sırada ve 8,158 başvuru ile Türkiye 20 inci sırada yer almıştır.
Patent başvurularında yabancı sahipli başvuruların yüzdeleri de aynı grafikte gösterilmiştir. Hong Kong 98,0 ile ilk sırada ve Türkiye %2,9 ile yirmi ülke içinde son sırada yer almıştır. Yerli ve yabancı sahipli patent başvurularına ilişkin yüzdeler, yabancıların Türkiye’ye çok az başvuru yaptıklarını göstermektedir.
2020 yılında Çin’de yapılan 2,926,633 faydalı model başvurusundan Türkiye’ye yapılan faydalı model başvurusu yalnız 8 adettir. WIPO göstergelerinde Çin’in bir yılda yurt dışına yaptığı başvuru sayısı yaklaşık 100 bin kadardır. Türkiye bu sayı içinden fazla pay alamamıştır. Örneğin, Türk Patent ve Marka Kurumu Resmi İstatistiklerine göre, 2020 yılında Türkiye’ye Çin’den yapılan patent başvuru sayısı 299 olmuştur.
[3] Patentler, markalar ve tasarımlar konularında, yurt içinde ve yurt dışına yapılan başvuru sırası (Tablo 1) ile yurt içinde yapılan başvuru sırası (Tablo 2) göstergelerde ayrı ayrı verilmiştir. Türkiye yurt içi ve yurt dışına sıralamasında 23 üncü ve yurt içi sıralamasında 14 üncü sıra yer almıştır.
WIPO patent başvurularını değerlendirirken, yurt içinde yapılan patent başvuruları ile yurt dışına yani diğer ülkelere yapılan patent başvurularının toplamını alarak bir sıralama yapmak ve bu sıralamayı yalnız yurt içinde yapılan sıralamayı ayrıca vermektedir.
Yurt içinde ve yurt dışına yapılan patent, marka, tasarım başvuru sıralaması
Yurt içinde yapılan patent, marka, tasarım başvuru sıralaması
[4] WIPO göstergelerinde 2020 yılında yapılan patent başvuru sayılarına ek olarak aynı yıl ne kadar patent verildiği, yaşayan patent sayıları ile bekleyen başvuru sayıları da açıklanmıştır. 20 ülkenin yer aldığı Tablo, azalan patent başvuru sayılarına göre sıralanmıştır:
Patent başvurularına ilişkin WIPO tarafından açıklanan verilere göre, 2020 yılında işlem yapılan başvurular, verilen patentler, reddedilen ve geri çekilen başvurular, incelemeci sayıları ile ilk ve son karar süreleri aşağıdaki Tabloda düzenlenmiştir. Tabloda işlem yapılan başvuru sayılarına göre sıralama yapılmıştır. Çin’in 1,085,208 işlem sayısı ile ilk sırada yer aldığı Tabloda Türkiye 6,232 işlem sayısı ile 16 ıncı sırada yer almıştır.
[5] Dünya çapında yerli ve yabancı yapılan başvuru ve verilen patent sayıları 2006-20
Yukarıda verilen iki grafik, yerli ve yabancı sahipli patent başvuruları ve verilen patentlerde, yerli sahipli patent başvuru sayılarına oranla yabancı sahipli patent başvuru sayılarının fazla değişmediğini göstermektedir. Konuya dünya çapında toplam sayılar açısından bakıldığında, 15 yıllık dönemde yabancı sahipli başvuru oranının %29 ila %40 aralığında olduğu görülecektir. Bu sonuç yerli sahipli patent başvurularının daha çok olduğunu göstermektedir.
[6] Patent başvuru ve verilen patent sayılarında kıtaların durumu 2010 ve 2020
WIPO Göstergelerinde yer alan 2010 ve 2020 yıllarına ilişkin verilere göre, gerek patent başvuruları ve gerekse verilen patentlerde sayısal olarak sıralama Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa olarak gerçekleşmiştir.
Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarında başvuru ve patent sayılarının artmasına karşılık Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarının yerli sahipli başvuru oranı ve dünya toplamındaki payı azalmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin patent başvuru ve verilen patentlerdeki artışına paralel olarak, Asya Kıtasının da sayıları ve payı artmıştır.
2020 yılında Asya kıtasının dünya toplamındaki payı, patent başvurularında %66,6 ve verilen patentlerde %58,1 olmuştur.
[7] Teknoloji alanlarında yayınlanmış dünya çapında patent başvuruları 2019
Teknolojinin tüm alanlarında buluşlar gerçekleştiği ve buluşların bazılarına patent başvurusu yapıldığı ve patentlerin alındığı istatistiklerde görülmektedir. WIPO IP Indicators 2021 yayınında, hangi teknoloji alanlarında patent başvurularının yoğunlaştığı konusunda da istatistikler yer almıştır. Yayınlanmış patent başvurularının 2009, 2014 ve 2019 yıllarına ilişkin istatistikleri, elektrik mühendisliği, enstrümanlar ve kimya alanlarında yoğunlaşma olduğunu göstermektedir. WIPO yayınındaki istatistiklere göre düzenlenen aşağıdaki Tabloda, 100 binden çok patent başvurusu yapılan teknoloji alanları gösterilmiştir.
[8] Enerji teknolojilerinde ilk 10 patent başvuruları 2010-2019
WIPO IP Indicators 2021 yayınında 2010 – 2019 enerji teknolojileri konusundaki, yakıt hücreleri, jeotermal, rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi olmak üzere dört teknoloji alanında patent başvurusu yapan ilk 10 şirket ve bu şirketlerin patent başvurusu sayılarını açıklanmıştır.
WIPO yayınında açıklanan dört enerji teknolojisi alanında Japon şirketlerinin toplamda en çok patent başvuru yapanlar olduğu görülmektedir. Söz konusu enerji ile ilgili teknolojiler alanında yedi ülkenin patent başvuruları listeye girmiştir.
[9] Kadın buluşçuların PCT başvurularında durumu 2006-2020
WIPO IP Indicators 2021 yayından kadın buluşçuların yaptığı uluslararası patent başvurularında artış olduğunu belirtmektedir. Kadın buluşçuların teknoloji alanlarında yapılan başvurulardaki payı A36 grafiğinde gösterilmiştir.
Çeşitli teknoloji alanlarında kadınların uluslararası patent başvurularında %7,7 ila %29,5 yer aldıkları grafikte görülmektedir.
[10] Yaşayan patent sayıları ve yabancıların yüzdesi 2020
Yaşayan patentlerin sıralamasında ABD ilk sırayı almıştır. Verilen patentlerin yerli-yabancı sahipli olması bakımından konu değerlendirildiğinde ABD’deki yaşayan patentlerin %51.6 sının yabancılara ait olduğu görülmektedir. WIPO tarafından yayınlanan yukarıdaki grafik incelendiğinde, verilen patentlerin yerli-yabancı sahipli olması durumunun ülkeye göre değiştiği görülecektir. Örneğin, yabancıların yaşayan patentlerdeki payı Çin’de %25,5, Birleşik Krallık’ta %92,6 kadardır. Grafikte yer alan Almanya, İrlanda ve Belçika toplam sayıları beyan etmiş; Çin, Japonya, Kore, İtalya ve Rusya’da yerli patent oranı yüksek, grafikteki diğer ülkelerde yerli patent sayıları çok düşüktür. Yaşayan patent sayılarının 100 binden çok olduğu ülkeler listeye alındığı için, Türkiye (88,753) bu listede yer almamıştır.
[11] İlk 20 ofiste potansiyel olarak bekleyen başvurular ve incelemeci sayıları, 2020
Bir ülkeye yapılan patent başvurusu, bir yıllık süreçte yapılan işlemler, patent incelemeci ile bekleyen patent başvurusu sayıları arasında bağlantı söz konusudur. Örneğin Çin’de 2020 yılında 1,497,159 patent başvurusu yapılmış, aynı yıl 1,085,208 başvuru incelenmiş ve 1,024,935 başvuru bekleyen (pending) olarak beyan edilmiştir. Bu konuyu değerlendirirken geçmiş yıllardan kalan başvuruları da dikkate almak gerekecektir. Bu kadar çok patent başvurusu yapılan bir ülkede patent incelemeci sayısının da yeterli olması gerekirdi. Çin’de bu sayı 13,704 olup, en çok incelemeci çalıştıran patent ofisinin Çin olduğu gerçektir.
Grafik A46, 20 ülkenin patent incelemeci sayılarını vermektedir. Türkiye’de beyan edilen patent incelemeci sayısı 193 olup, grafikte 13 üncü sırada yer almıştır.
[12] PCT başvuru sayıları ve ilk 20 ofis, 2020
Patent İşbirliği Andlaşması kapsamında uygulanan Uluslararası Patent Başvuru Sistemi’ne 154 ülke üyedir. Birden çok ülkede patent almak isteyen buluş sahiplerine kolaylık sağlayan bu sistemi tercih edenlerin sayısı yıllar itibariyle artmaktadır. WIPO istatistiklerine göre, 2019 yılında 265,800 uluslararası patent başvurusu yapılmıştır.
Araştırma ve ön inceleme işlemleri uluslararası aşamada tamamlanan uluslararası patent başvuruları, genellikle 30 uncu ayda ulusal aşamaya geçerek ulusal patent alabilmektedir.
2020 yılında Çin, ABD, Japonya, Kore ve Almanya’nın 10 binden çok uluslararası patent başvurusu yaptığı bu sistemde, ilk 20 ülke grafikte belirtilmiştir. Türkiye 1,705 uluslararası patent başvurusu ile grafiğin 16 ıncı sırasında yer almıştır.
[13] PPH Hızlandırılmış Patent İşlemleri, 2020
Hızlandırılmış Patent İşlemleri (PPH), bazı patent ofisleri arasında uygulanan bir düzenlemedir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, istemleri bir ofiste patent verilebilir olduğu tespit edilen bir patent başvurusu, diğer ofiste hızlandırılmış bir incelemeden geçmeye hak kazanır. Kısaca PPH olarak adlandırılan Patent Prosecution Highway; patent ofislerinde karşılıklı işlem gören ve belirli şartları sağlayan başvuruların işlemlerinin ofisler arasında imzalanan ikili anlaşmalar yoluyla hızlandırıldığı bir sistemdir.
WIPO IP Indicators 2021 adlı yayının A51 grafiğinde PPH uygulanan ülkeler ve bu ülkelerdeki patent başvurusu sayıları belirtilmiştir. Söz konusu grafik, 2020 yılında 15 ülkede PPH uygulandığını ve uygulanan toplam patent başvuru sayısının 30,686 olduğunu belirtmektedir.
[14] Faydalı model başvuru sayıları ve ilk 20 ülke
Buluşları korumak üzere verilen bir diğer sistem olan faydalı model kapsamında yapılan başvurularında 2020 yılı dünya çapında toplam sayı 3,000,110 olmuştur. Bu faydalı model başvuru sayısı içinde, 2,926,633 başvuru ile Çin liderdir ve %97,6 paya sahiptir. Faydalı model başvurularında ilk üçe giren Almanya (12,318) ve Rusya Federasyonu (9.195) ülkelerindeki başvuru sayıları Çin’in bu konudaki üstünlüğü kanıtlamaktadır.
WIPO IP Indicators 2021 adlı yayında, 2020 yılında 3,000,110 faydalı model başvurusu yapıldığı ve bu sayının 2,980,440 kadarının yerli sahipli ve 19,670 kadarının yabancı sahipli olduğu belirtilmiştir.
WIPO IP Indicators 2021 adlı yayının A54 grafiğinde faydalı model başvuru sayıları, yerli ve yabancı durumları ve gelişim yüzdeleri belirtilmiştir. Buluşları korumak için verilen bir belge türü olan faydalı model belgesi sistemi, patent belgesi sistemi kadar aktif değildir. Faydalı model sisteminde yerli sahipli başvurular karşısında yabancı sahipli başvurular azdır.
Faydalı model belgesi sisteminin de uygulandığı Türkiye, WIPO göstergelerinde ilk 20 ülke arasında, 3,627 başvuru ile 8 inci sırada yer almıştır.
IPR Gezgini’nin 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30 civarı başlayacak Ankara Buluşmasını bu yazıyla hatırlatıyor ve katılmak isteyenlerin iprgezgini@gmail.com adresine veya sosyal medya hesaplarımıza gönderecekleri mesajlarla katılım taleplerini iletmelerini bekliyoruz. Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub – https://goo.gl/maps/9MXrLaDcTgo9Qk8J8). Yazının devamı ise geçen hafta yaptığımız çağrı mesajından oluşuyor.
IPR Gezgini son buluşmasını Aralık 2019’da Ankara’da yapmıştı. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında Ankara veya İstanbul’da kısa süre içerisinde bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.
Ve sürpriz: Biz yeni buluşma için harekete geçemeden hepimizin hayatını alt üst eden Pandemi başladı!! Çoğumuz birbirimizi göremeden neredeyse iki sene geçirdik.
Hayatın nispeten normalleştiği bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz ve bu yılın ilk (ve belki de son) IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30’da başlayacak şekilde yapacağız.
Pazartesi gecesini seçtik çünkü kalabalıktan kaçınmak ve kendi kendimize kalmak istiyoruz.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (üstü açılıp havalandırma yapılabiliyor).
Katılım taleplerini 13 Kasım Cumartesi gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, IPR Gezgini bilgilendirmesi, siteden beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, pandemi başlangıcından beri birbirlerini görmeyenlerin kavuşması… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Dönüşlerinizi bekliyoruz ve sizleri görmekten mutlu olacağız.
IPR Gezgini son buluşmasını Aralık 2019’da Ankara’da yapmıştı. Beklediğimizden kalabalık bir geceydi ve oldukça keyifli zaman geçirmiştik. Sonrasında Ankara veya İstanbul’da kısa süre içerisinde bir buluşma daha düzenlemek için sözleşmiştik.
Ve sürpriz: Biz yeni buluşma için harekete geçemeden hepimizin hayatını alt üst eden Pandemi başladı!! Çoğumuz birbirimizi göremeden neredeyse iki sene geçirdik.
Hayatın nispeten normalleştiği bugünlerde kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz ve bu yılın ilk (ve belki de son) IPR Gezgini buluşmasını Ankara’da 15 Kasım Pazartesi akşamı saat 18.30’da başlayacak şekilde yapacağız.
Pazartesi gecesini seçtik çünkü kalabalıktan kaçınmak ve kendi kendimize kalmak istiyoruz.
Buluşma mekanı son buluşmamızı yaptığımız Passkal olacak (Tunalı Hilmi Cad, Park İçi No:114/J D:1 – En basit tarif: Tunalı’nın sonunda Kuğulu Park’a gelmeden sağa dönüyorsunuz, Kıtır’ın yanında merdivenlerden inilerek ulaşılan pub). Geçen buluşmada olduğu gibi mekan bize kendimize ait bir alan tahsis edecek (üstü açılıp havalandırma yapılabiliyor).
Katılım taleplerini 13 Kasım Cumartesi gününe dek almaya devam edeceğiz. Taleplerde kişi sayısını ve katılımcıların adlarını bildirmeyi unutmayın lütfen.
Katılım talebinizi iprgezgini@gmail.comadresine e-postayla bildirebilirsiniz. Talebi almamızın ardından sizi katılımcı listesine ekleyeceğiz. Katılacağını söyleyip, ismini yazdırıp sonradan da hiç bilgi vermeden gelmeyenlere bozuluyoruz, onu da belirtelim.
Konsept: Bolca fikri mülkiyet sohbeti, IPR Gezgini bilgilendirmesi, siteden beklentiler, Türk IP camiası gelişmeleri, pandemi başlangıcından beri birbirlerini görmeyenlerin kavuşması… Gece sonunda herkes kendi yediğini – içtiğini öder.
Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) da içinde bulunduğu kampüsün simge kedisi Mualla’yı geçtiğimiz aylarda bir trafik kazasında kaybettik. Kurum bahçesine, Kuruma, İhtisas Mahkemelerine yolu düşen herkes Mualla’yı bahçede, Kurum girişinde veya mahkeme koridorlarında dolanırken en az bir kez olsun görmüştür.
Mualla aramızdan ayrıldı, ama onun açtığı yol başka dostlarımızın Kurum bahçesinde nispeten rahat bir yaşam sürdürmesine neden oldu. Tabii ki bu yolun açılması çok kolay ve pürüzsüz olmadı. Dostlarımıza biraz olsun yaşam alanı açılmasını isteyenler Mualla için gerçek bir mücadele verdiler. Şanslıydık ki, Kurum Başkanı Prof. Dr. Habip ASAN bu konuda bizlere destek oldu ve Mualla sayesinde aşağıda bazılarının fotoğraflarını görüp hikayelerini okuyacağınız başka diğer dostlarımız da kampüste hayatlarını sürdürebiliyorlar.
Kurumda dostlarımızla ilgilenen bir grup var. Bu yazıyı okuyanlardan sahiplenme veya başka yollarla onlara destek olmak isteyenler çıkarsa, IPR Gezgini bu konuda aracı olmaktan onur duyacak. Bize iprgezgini@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Dostlarımız için büyük çaba gösteren Kurum uzmanlarından Şermin SAATÇİOĞLU SUNAY takip eden satırları paylaşıyor. Keyifle okuyacağınızı umuyoruz.
Mualla… Kurumda her fırsatta bina içine girmesinden, fare formunda minik ödüller getirmesinden bıkan da oldu, onu gördükçe hayvan sevgisini tadan da. Belki başka kardeşlerinin yuvalanmasına bile neden olmuşluğu vardır. Kurum bahçesinde (kimi zaman içerisinde) geçirdiği 2 küsur yıldan sonra bir kaza sonucu aramızdan ayrıldı. Gerçek bir kediydi, bir karakterdi. Varlığıyla, öğrettikleriyle ve onu korumak için verdiğimiz mücadeleyle birçok insanda iz bıraktığını düşünüyorum… Onun ardından bizimle beraber yaşamayı seçen birçok kedimiz oldu, ama hala Kurum girişindeki kapının önünde, ısıtıcının dibinde veya girişteki halıların altında gözlerin onu aradığı kesin…
Ardından gelen kediler demişken, onları da tanıtmakta fayda var zira Kurumun çeşitli yerlerinde karşınıza çıkabilirler. Örneğin kantin kedisi Sakız Hanım. Traşlı karnı ve patisiyle bir gün Kurum girişinde belirdi. Kemikleri sayılacak kadar zayıftı, tahminimizce uzun süre aç kalmıştı… Burada yiyecek olduğunu fark ettikten sonra bir daha hiç ayrılmadı, kendine yaşam alanı olarak da kantini seçti.
Büyük, nam-ı diğer Mahur Bey, de Sakız Hanım’la aynı zamanlarda bahçemize teşrif etti. O da ağzında yaralarıyla… Bir süre tedavi gördü, veteriner hekimler kısırlaştırılmış, bakımlı ve insancıl olmasından ötürü evden kaçtığını veya terk edildiğini düşünüyor. Ama şu an için bütün kedilerin patronu edasıyla dolandığı bahçemizde keyfi yerinde gibi duruyor.
Hophop ve Bitter, Büyük ile aynı zamanlarda geldiler, benzer hikayeleri paylaştıklarını düşünüyoruz zira onlar da bakımlı ve kendilerini sevdirmeye, karınlarını açıp önümüzde yuvarlanmaya bayılıyorlar.
Çolak ise ayrı bir hikaye, aslında Nisan ayında 4-5 aylıkken kırık bacağıyla Kuruma sığındı. Günlerce peşinden koşturdu, ağaçlara çıkarttırdı bizi. Yakalanmadı, ama bacağı kendi kendine kaynadı. Şimdi oldukça sağlıklı güzel bir erkek olarak, bahçedeki tüm yavrulara abilik yapıyor.
Sarılar ailesini temsilen Minicik Hanım ve Suratsız’ın görselini paylaşabiliyoruz, çünkü hepsi buralarda doğup büyüdükleri halde oldukça yabaniler. Minicik Hanım en güzelleri olmakla birlikte, en az 8 sarmanımız daha var.
Gelelim Kimoş ve Kömür‘e… Bu yavrular iki ay kadar önce Kurumun arka bahçesinde belirdi. Aileleri burada değil. Kimoş mesafeli ama sürekli miyavlayarak birşeyler isteyen tavrıyla, Kömür ise sürekli yanında insan istemesiyle dikkat çekmekte. Kömür’ün de diğerleri gibi bir ev geçmişi olduğunu düşünüyoruz, klinikte tedavi gördüğü sırada yuva da aradık ancak bulamadık. Tekrar Kurum bahçesine getirmek durumunda kaldık ama bütün öğle aralarında, çay molalarında insanların kucağına tırmanıyor. Belki bu yazıyı okuyan bir şanslı kişiyle yollarımız kesişir, Kömür de çok istediği insanına kavuşur.
Ufaklık neredeyse 2 yıldır bizimle, bizi terk eden köpeğimiz Kutup gibi yaramaz çıkmadı. Bahçeden hiç ayrılmıyor ve tam bir koruma köpeğine evrildi. Ürkek bakışlarla yaklaşıp biraz güvenince kendini sevdirmeye başlıyor ve mutlu olduğundan eminiz.
Son olarak da ciddi bir trafik kazası geçiren Pamuk‘tan bahsetmek istiyorum… Kurum önünde iki defa üst üste araba çarptığı için haberimiz oldu bu köpekten, belediye ekipleri gelip aldılar ancak ciddi kırıkları olduğu, bu durumun belediyeyi aştığı söylendi bize. Bunun üzerine Pamuk’u barınaktan teslim alıp özel bir klinikte ameliyat ettirdik. Kendini topladı, tedavisi hala sürüyor, bacakları iyileşene kadar klinikte kalmaya devam edecek. Sonrasında da sokakta tekrar benzer bir kaza geçirmesi Pamuk için çok riskli olacağı için ona uygun bir yaşam alanı arayışında olacağız.
Bu kısa yazıda dostlarımızın sadece bir bölümüne yer verdik ve de Mualla’yı andık. Sahiplenmek başta, dostlarımıza destek olmak isteyenler olursa bizlerle temasa geçebilir. Fikri Mülkiyet camiamız sadece kurumlardan, ofislerden ve insanlardan ibaret değil; insan olmayan dostlarımız iş yerlerimizdeki, sokaklardaki ve evlerimizdeki varlıklarıyla, bu camianın da huzurla dönmesini sağlıyorlar. Sizce de öyle değil mi?
Türkiye, Avrupa Birliği (AB)’ne üyelik hedefinden uzaklaştıkça, AB’nin Türkiye hakkında her yıl hazırladığı İlerleme Raporları da ses getirici etkisini nispeten kaybetmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin hemen her alanda AB tarafından ne şekilde görüldüğünün yıllara göre fotoğrafı olarak da kabul edilebilecek İlerleme Raporları’nın ilgili alanların çalışanları bakımından dikkatlice incelenmesinde ve yıllara göre karşılaştırılmasında fayda bulunmaktadır. AB’nin Türkiye İlerleme Raporları’nın 1998 yılından başlayarak https://www.ab.gov.tr/ilerleme-raporlari_46224.html bağlantısından görülmesi mümkündür.
İlgi alanımız Fikri Mülkiyet Hakları olduğundan, 2021 raporunun bu konuda çizdiği genel çerçeveyi bu yazı boyunca ana hatlarıyla özetlemeye çalışacağız.
Pandemi nedeniyle yaşamın diğer alanlarda olduğu gibi fikri mülkiyet alanında da Türkiye’de mevzuat ve yeni uygulamalar anlamında fazlaca gelişme olmadığından, raporun fikri mülkiyet hakları kısmı önceki İlerleme Raporlarından önemli düzeyde ayrışmamaktadır.
Raporun fikri mülkiyet kısmını maddeler halinde özetlemeye çalışırsak:
Türkiye fikri mülkiyet mevzuatı (sınai mülkiyet hakları da dahil olacak şekilde geniş anlamda fikri mülkiyet hakları kavramından bahsedilmektedir) bakımından iyi durumdadır, ancak raporlama döneminde mevzuatın geliştirilmesi anlamında bir yenilik olmamıştır. Gümrük çalışanlarına verilen eğitimlere ve hak sahiplerinin kullanabileceği online araçlarda gelişmelere rağmen, Türkiye kaynaklı taklit ürünlerde artış olmuştur.
Türkiye, taklit ve korsan ürünlerin online satışları dahil, fikri mülkiyet hakları ihlalleriyle mücadele etmek için daha etkili hak koruma önlemleri almalıdır, ihtisas mahkemelerinin uzmanlaşması ve arama-el koyma izinlerinin alt derece mahkemelerden elde edilebilmesi prosedürleri geliştirilmelidir. Türkiye bu hususlara ilaveten, kullanılmayan tescilli markaların iptali talepleri ve hızlı ve basitleştirilmiş imha prosedürleri hususları başta olmak üzere, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun verimli ve etkili biçimde uygulanabilmesi için fikri mülkiyet haklarının sahipleriyle yapıcı diyaloğu devam ettirmelidir (desteklemelidir). Fikri mülkiyet haklarına ilişkin eksikliklerin daha kolaylıkla analiz edilmesini sağlayacak doğru istatistiki bilgilerin (özellikle de fikri ve sınai mülkiyet hakları hakkındaki yargı kararlarının uygulanması konusunda) toplanması ve işlenmesi sağlanmalıdır.
Telif hakları ve bağlantılı haklar alanında, uzun süredir askıda olan taslak Telif Hakları Kanunu konusunda hiçbir gelişme olmamıştır. Kolluk güçleri ve korsan ürün karşıtı komisyon üyeleri için bazı eğitimler yapılmıştır. AB müktesabatına uyum düzeyi yüksek olsa da, kolektif hak yönetimine ilişkin sistematik bazı hususlar, telif hakları sisteminin bütüncül etkinliğini negatif yönde etkilemektedir. Pandemi nedeniyle sokaklarda korsan ürünlerin satışı azalsa da, bu tip ürünlerin online platformlarda kullanımı artmıştır. Korsan ürünleri pazarlayan tacirler iyi bilinen e-ticaret sitelerinde e-dükkanlar açmaktadır. Tüketicilerin ve üreticilerin ekonomik çıkarlarına, etkin bir telafi olmaksızın tecavüz edilmiştir.
Sınai mülkiyet hakları alanında uzun zamandır beklenen marka ve patent vekilleri hakkında düzenleme kabul edilmiş ve vekillerin denetimi dikkat çekici düzeyde geliştirilmiştir. Raporlama dönemi boyunca markaların etkin koruması daha hızlı ve etkin hale gelmiştir. Türk Patent ve Marka Kurumu online başvuruların kullanımını ve çağrı merkezi hizmetini geliştirmiştir.
Fikri haklar ihtisas mahkemelerinin deneyimli yargıç ve savcıları artık görevde değildir ve ihtisas mahkemelerinin sayısı yeterli değildir. Daha yüksek yaptırımların talep edilmesi mümkün olsa da, ceza mahkemeleri nadiren caydırıcı para cezalarına hükmetmektedir. Taklit malların aranmasına ve bunlara el konulmasına ilişkin talimatların alınmasında güçlükler, özellikle İstanbul’da artmıştır. Etkin koruma otoriteleri, başta kolluk güçleri ve hakimler, fikri hak tecavüzlerine ilişkin etkin önlemler alınması hususunda kaynaklar ve eğitim konusunda eksiklikler yaşamaktadır. Sınai mülkiyet mevzuatı hızlandırılmış imhaya izin verse de, bu yöndeki hükümler halen tam olarak uygulanmamaktadır. Türkiye’de fikri mülkiyet hakları; uzun yargı süreçleri, yetersiz düzeydeki tazminatlar, cezalar hakkında ertelenmiş hükümler ve hak sahipleri tarafından ödenen malların depolanması masrafları nedeniyle kösteklenmeye devam etmektedir. Markalara ilişkin iptal, hükümsüzlük ve itiraz prosedürleri orantısız derecede pahalı ve gereğinden fazla uzundur. Hakimler gerekli düzeyde uzmanlaşmamış olduğunda, yoğun biçimde bilirkişi görüşü almaya devam etmektedir. Bilirkişilerin çıkar çatışması meselesi halen çözülmemiştir.
Türkiye; taklit içeceklerin, parfümlerin, kozmetikleri, ayakkabıların, giysilerin ve kişisel aksesuarların başta gelen üreticilerinden birisi olmaya devam etmektedir. Taklit malların iyi bilinen web sitelerinde satışı ve bunlar hakkında şikayetler artmıştır. 100 civarında marka sahibinin katılımıyla gümrük memurlarına eğitimler verilmiştir. Tam olarak hazırlanmış fikri mülkiyet istatistikleri sağlanamamaktadır. Bunun ötesinde fikri mülkiyet hakkındaki yargı istatistiklerine kamu tarafından erişim mümkün değildir. Fikri mülkiyet yoğun sektörlerin ekonomik faydalarına, taklit ve korsan ürünlerin kamu sağlığına ve tüketici güvenliğine zararları hakkında fikri mülkiyetle ilgili kamu kurumları tarafından yürütülecek bilinçlendirme kampanyalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
AB İlerleme Raporu’nun ilgili kısmı, 2021 yılı itibarıyla Türkiye’nin fikri mülkiyet hakları alanında yaşadığı bazı yapısal sorunları özet biçimde ortaya koymaktadır. Raporu bu yazıyla IPR Gezgini okuyucularının da bilgisine sunuyoruz.
Bu yazının ana görselindeki fotoğrafta görülen bina dünyaca ünlü şarap evi Marques de Riscal’a ait bağların içindeki oteldir. Madem bugünkü kararda İspanya’da bulunan Rioja bölgesinden ve RIOJA ALAVESA’dan bahsediyoruz, o zaman RIOJA ALAVESA’da bulunan dünyaca meşhur Marques de Riscal’a ait binanın görselini kullanalım dedim. (hem yazıyı yazmak için bu kadar zaman harcadığıma göre görsel seçiminde bu kadarcık nazım geçsin artık!). Dünyanın lüks otelleri arasında yer alan bu otelde konaklanmasa dahi sadece binanın kendisini görmek için bile gitmeye değer bence. Meşhur Kanadalı mimar Frank O. Gehry tarafından tasarlanmış olan otel, mimarın kendi cümleleriyle söylersek “her yöne uçuşan saçlarıyla kendini bağların üzerine salmış harikulade bir varlık” gibidir gerçekten. Gehry’nin pırıltılı sanatsal yaratıcılığının bir tezahürü olan binadaki kıvrımlar titanyum ve çelik ile yapılmıştır. Aslında bu Gehry’nin İspanya’da ki tek işi değildir, siz onu muhtemelen Bilbao’da bulunan Guggenheim Müzesi’nin mimarı olarak hatırlayacaksınız. İçindeki eserler bir yana kendisi başlı başına bir sanat eseri olan Guggenheim müze binası kalpte coşkulu çarpıntılar yaratan etkileyici bir yapıdır. Nitekim müze binası o kadar beğenilmiştir ki yeni bir otel inşa etmek istediklerinde Marques de Riscal’ın yatırımcıları Gehry’nin kapısını çalmışlardır. Göz alabildiğine uzanan üzüm bağlarının ortasına konumlandırılmış olan otel futuristik görünümüne rağmen doğanın içinde insanda hiçbir yadırgama duygusuna sebep olmaz. Görsel açıklamasını burada kesip kararımıza geçelim artık isterseniz, yoksa beni bırakırsanız daha sayfalarca yazarım bu otel ve Gehry hakkında!.
İspanyol orijinli Araex Rioja Alavesa, S.L. ve , Spanish Fine Wines, S.L., şirketlerinin ortak sahiplikle EUIPO nezdinde yaptığı 18 013 411 numaralı
marka başvurusuna Consejo Regulador de la Denominación de Origen Calificada ‘Rioja’ tarafından itiraz edilmiştir. Konu başvuru 35 ve 39. Sınıflarda aşağıdaki hizmetleri kapsamaktadır.
Sınıf 35: Reklamcılık hizmetleri, iş yönetimi hizmetleri, iş idaresi hizmetleri, büro hizmetleri, promosyon hizmetleri, başkaları için satış promosyonu hizmetleri, La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri.
Sınıf 39: Taşımacılık hizmetleri, malların paketlenmesi ve depolanması hizmetleri; şarap ve damıtılmış içeceklerin teslimi hizmetleri; La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin depolanması hizmetleri.
İtiraz RIOJA coğrafi işaret tescili dahil önceki haklara dayalı olarak yapılmıştır. Ancak neticeten EUIPO kararını coğrafi işaret tescili üzerinden temellendirerek diğer hakların incelenmesine gerek olmadığı yönünde görüş oluşturmuştur. İtiraza konu marka başvurusunun tarihi 23/01/2019 ve Avrupa Birliği’nde ‘RIOJA’ coğrafi işaretinin tescil tarihi 13/06/1986’dır.
İtiraz sahibi, Consejo Regulador de la Denominación de Origen Calificada ‘Rioja’, RIOJA coğrafi işaretinin ve diğer fikri mülkiyet haklarının tescili-korunması- coğrafi işareti taşıyan ürünlerin promosyonunun yapılması için kurulmuş resmi Konsey’dir. (bundan sonra Konsey olarak anılacaktır). Coğrafi işaret “şarap” için tescil olunmuştur.
Konsey itirazında;
RIOJA coğrafi işaretli ürünlerin (şarap) son derece yüksek kalitede olduğunu ve bu coğrafi terimin 80 küsur yıldır koruma altında bulunduğunu,
09/06/2010 Tarih ve 138/09 sayılı Genel Mahkeme Beşinci Dairesi’nin RIOJAVINA kararıyla da kabul edildiği üzere RIOJA’nın meşhur bir coğrafi işaret olduğunu,
İtiraza konu markanın içinde birebir RIOJA coğrafi işaretini ihtiva ettiğini ve esasen Rioja Alavesa’nın RIOJA coğrafi işaretinin kapsamındaki coğrafi bölgede üretim yapılan bir yörenin adı olduğunu,dolayısıyla konu işaretin görünüm, okunuş ve kavramsal olarak iltibas doğuracak bir benzerlik içerdiğini,konu markanın RIOJA coğrafi işaretinin ününü sömüreceğini,
Tüketicilerin konu markayı taşıyan hizmetlerin RIOJA coğrafi işaret koruması altındaki şaraplarla bağlantılı olduğunu düşüneceğini veya en azından bunu sorgulayacağını, hizmetlerin La RIOJA ALAVESA’dan gelen şaraplarla bağlantılı olduğu zannına kapılacaklarını iddia etmiştir.
EUIPO 06/08/2021 tarih ve 3 098 077 sayılı olaya ilişkin kararında önce hedef tüketici kitlesini, ABAD’ın geçmiş kararlarına atıfla, makul düzeyde bilgilenmiş , makul düzeyde gözlemci ve ihtiyatlı ortalama Avrupalı tüketici olarak belirlemiştir. Yine ABAD kararlarına atıfla tüketicilerin bütün AB ülkeleri tüketicileri olduğunun ve sadece coğrafi işaret ile ihtilafa düşen işaretin kaynaklandığı/üretimin yapıldığı Üye ülkenin tüketicisinin göz önüne alınamayacağının altını çizmiştir.
Konu markanın hizmetler için başvuruya konu edildiği düşünüldüğünde meselenin kritik noktalarından birinin mal/hizmet üzerinden temellendiği görülmektedir. EUIPO İtiraz Bölümü incelemesinde 1308/2013 Sayılı AB Tüzüğü’nün 103(2) (a) maddesinde “karşılaştırılabilir mal” kavramından bahsedildiğini ve bunun dar bir açıyla ele alınabileceğini, Canon kararıyla (20/09/1998 , 39/97) belirlenen markalardaki mal/hizmet benzerliği inceleme faktörlerinin coğrafi işaretler için uygulanamayacağını işaret etmiştir. Cognac kararına yapılan atıfla ise (14/07/2011,-4/10 and 27/10,-ager I Cognac, EU:C:2011:484) coğrafi işaretlerde karşılaştırılabilir maldan bahsedebilmek için bunların objektif biçimde ortak karakteristiklerinin bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bu objektif ortak karakteristikten kastedilen üretim metodu, ürünlerin fiziki görünümlerinin ortak olması ve aynı hammaddelerin kullanılması olabilir. İlgili tüketiciler açısından ise ortak karakteristik ürünlerin aynı okazyonlarda tüketilmesi, aynı dağıtım kanalları ve pazarlama metotlarına sahip olması gösterilebilir. Olaya dönüldüğünde coğrafi işarete konu şarap emtiası ile marka başvurusuna konu hizmetlerin karşılaştırılabilir olmadığı izahtan varestedir.
Diğer yandan aynı Tüzüğün 103(2)(a) (ii) alt bendine göre ise doğrudan veya dolaylı ticari kullanımın coğrafi işaretin ününü sömürmesi halinde bunun karşılaştırılabilir mallar ve hizmetler için olması gerektiğinden bahsedilmemiştir. Aynı hususa EUIPO Temyiz Kurulu’nun Champagnola kararında (17/04/2020, R 1132/2019 4, Champagnola/Champagne, § 49 and 50) ve Tüzüğün 97 numaralı gerekçesinde de işaret edilmiştir. Dolayısıyla EUIPO huzurdaki olayda 103(2) (ii) bendinin uygulanma şartlarının mevcut olup olmadığını incelemiştir.
Maddede geçen ün/repütasyondan kastedilen husus markalar hukukunda anladığımız ün/tanınmış olma kavramından farklıdır, zira coğrafi işaretlerdeki ün kavramı tüketicinin zihnindeki imaja bağlıdır ve bu da işarete konu ürünün belli karakteristikleri ve genel olarak kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır. Tüm tescilli coğrafi işaretler bir kalite güvencesi verir. Bu durumda , İtiraz Birimi’ne göre, itiraz sahibi Konsey RIOJA coğrafi işaretinin ününü değil bu ünün başvuru sahibi tarafından varsa ne şekilde sömürüldüğünü ispatla mükelleftir. Diğer yandan zaten başvuru sahibi RIOJA coğrafi işaretinin ünü olmadığına dair herhangi bir karşı argümanda da bulunmamıştır.
Olayda başvuru sahibi RIOJA ALAVESA’nın idari/yönetimsel bir yerin adı olduğu, bu idari yerin RIOJA coğrafi işaret tescilinden çok daha öncesinden beri var olduğu, dolayısıyla mevcut tarihi ve idari sebeplerden dolayı tüketicinin konu marka ile tescilli coğrafi işaret arasında bir bağ kurmayacağı savunmasını ileri sürmüştür. Ancak aşağıda belirtilen sebeplerle bu argüman EUIPO tarafından kabul edilmemiştir;
–Her ne kadar itiraza konu marka örneğinde başkaca unsurlar mevcutsa da, konu işaretin RIOJA tescilli coğrafi işaretini doğrudan ve açık biçimde birebir içerdiği görülmektedir,
— İtiraz sahibi Konsey’in dosyaya sunduğu dokümanlardan ve RIOJA coğrafi işaret tescilinin içeriğinden anlaşıldığı üzere ; Rioja Alavesa, Rioja Alta ve Rioja Oriental ile birlikte, RIOJA coğrafi işaretli ürünlerin üretildiği ana alt üretim yörelerinden biridir. Hem coğrafi işaret tescilinden ve hem de Konsey’in sunduğu etiketleme kurallarından anlaşıldığı kadarıyla bu alt bölgelerde üretilen şaraplarda Rioja Alavesa, Rioja Alta ve Rioja Oriental hiç belirtilmeden sadece RIOJA yazabilir,
–İşarette yer alan “The Grand Wines” kelimeleri Avrupa Birliği’nde en azından İngilizce konuşan tüketiciler için anlamı gayet açık bir ifadedir ve İspanyolcası da buna son derece yakın biçimde “Los Gran Wines” dır. Kaldı ki İngilizceye çok hakim olmayan tüketiciler dahi bunun anlamını kavrayabilir çünkü “the” ve şarap anlamına gelen “wine” kelimeleri İngilizcedeki anlamı bilinebilecek basit kelimelerdir. Diğer yandan “grand” kelimesinin İspanyolca versiyonu “grande” dir yani “grand” kelimesine son derece yakındır, dolayısıyla anlamı kolaylıkla çıkarılabilir,
— Tüketicler ‘The Grand Wines’ kelimelerini gördüğünde, en azından başvuruya konu hizmetlerin bir kısmı açısından, bunun şarap dahil alkollü içeceklerin satışı-dağıtımı ve saklanması ile ilgili hizmetlerle bağlantılı olduğunu düşünecektir. Markada yer alan “RIOJA ALAVESA” kelimeleri de bu algıyı kuvvetlendirmektedir. Esasen unutmamak gerekir ki bir coğrafi işaret kaynaklandığı üye ülkenin dilinde tescil edilmekle beraber anlaşılabilmesi ve korunabilmesi için tercüme edilmesi gerekmez,
–Marka başvurusuna konu hizmetlerin bir kısmı doğrudan şarap emtiasına ilişkin olmasa da işarette wine (şarap) kelimesinin ,coğrafi işaret RIOJA’nın ve üretim yapılan alt yörelerden RIOJA ALAVESA’nın varlığından dolayı bu hizmetler için de tüketici zihninde aynı bağlantı kurulacaktır.
Ünün Sömürülmesi Hakkında
Champagner Sorbet (20/12/2017,-393/16, , EU:C:2017:991) kararında işaret edildiği üzere ünün sömürülmesinden kastedilen özellikle imaj transferi yoluyla tescilli coğrafi işaretin ününden haksız avantaj sağlama iradesidir.
İtiraz sahibi Konsey olaya özgü olarak bu konuda aşağıdaki argümanları ileri sürmüştür;
—Başvuru sahipleri sadece RIOJA değil dünyanın her yerinden şarap satışı ile iştigal etmektedir, https://www.thegrandwines.com/en/ dolayısıyla öyle yada böyle markaya konu hizmetleri şarapla bağlantılı olarak kullanacaklardır. Ayrıca bu durumda marka RIOJA’dan kaynaklanmayan şarap emtialarına ilişkin hizmetlerde de kullanılacaktır,
— Eğer marka tescil edilirse bunun spesifik olarak RIOJA ALAVESA şarapları için kullanılıp kullanılmayacağı kontrol edilemez,
—Başvuru sahiplerinden birinin web sayfasından alınan aşağıdaki görselde İspanya’da bulunan değişik şarap bölgelerine işaret edilmiştir. Burada RIOJA’nın bulunduğu kısımda parantez içerisinde ALAVESA yazılmıştır. Yani başvuru sahipleri RIOJA coğrafi işaretiyle ALAVESA arasında açık bir analoji kurmaktadır.
.
EUIPO her ne kadar başvuruya konu hizmetlerin şarap emtiası ile karşılaştırılabilir nitelikte olmadığını belirtse de bunların bir kısmının yani “ La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri ,şarap ve damıtılmış içeceklerin dağıtımı hizmetleri; şarap ve damıtılmış içeceklerin teslimi hizmetleri; La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin depolanması hizmetleri” nin doğrudan şarap ile bir yakınlığı olduğunun altını çizmiştir.
EUIPO bu noktada şarap üreticilerinin iştigal alanlarıyla ilgili olarak kendi üretimleri şarapları tedarik etmek , ürettikleri şarapları kendi mülklerinde satmak gibi hizmetler sunduğuna hatta bir çoğunun fiziki veya çevrimiçi şarap mağazası işletmek gibi faaliyetlerde bulunduklarına işaret etmiştir.
Başvuru kapsamındaki “reklamcılık hizmetleri, iş yönetimi hizmetleri, iş idaresi hizmetleri, büro hizmetleri, promosyon hizmetleri, başkaları için satış promosyonu hizmetleri” ne ilişkin olaraksa EUIPO bunların ilk bakışta profesyonelce sunulan ve şarap emtiası ile bağlantısız hizmetler olarak görünse de şarap üreticilerinin çoğunun da promosyonel aktiviteler organize ettiklerini, yada bu tip organizasyonlara katıldıklarını, depolama ve taşıma faaliyetlerinde bulunduklarını veya bunların nasıl yapılacağını bildiklerinin açık olduğunu belirtmiştir. Diğer yandan konu işarette “wine” kelimesinin yer alıyor olmasının toplumun, profesyonel veya genel olarak, vaki hizmetlerin şarap sektörüne spesifik olarak sağlanacağını düşünmesine sebep olacağını söylemiştir.
Tüketicinin Dikkat Seviyesi Hakkında
Başvuru sahibi EUIPO’nun İnceleme Kılavuzuna yaptığı atıfla 35.sınıfta yer alan hizmetlerin 3. Kişilere profesyonelce sunulan hizmetler olduğunu, dolayısıyla hedef kitlesinin profesyoneller olduğunu ve bunlarında dikkat seviyesinin yüksek olduğunu dolayısıyla bir ilişkilendirme olamayacağını iddia etmiştir.
Buna karşın EUIPO “La Rioja Alavesa’dan şaraplar ile alkollü içeceklerin global bir bilgisayar ağı vasıtasıyla satışı ve bunların perakende ve toptan satışı hizmetleri” nin ne profesyonelleri hedeflediğini ne de diğer işletmelere sunulduğunu belirtmiş ve birçok üreticinin şaraplarını kendisinin doğrudan hem profesyonellere hem de dikkat seviyesi ortalama olan son tüketiciye sattığını bir kez daha vurgulamıştır.
Diğer taraftan EUIPO bir an için dikkat seviyesinin yüksek olacağı varsayımında dahi bunun konu marka ile coğrafi işaret arasında tüketicinin bir bağ kurmayacağı anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. Hatta özellikle şarap emtiasının ticareti-dağıtımı alanında çalışan profesyoneller RIOJA coğrafi işaretli şarapların üretim yerlerinden birinin RIOJA ALAVESA olduğunu bildiklerinden markada yer alan RIOJA ALAVESA ibaresini gördüklerinde ve mal listesindeki “La Rioja Alavesa’dan gelen şarap” ifadesini fark ettiklerinde markayı RIOJA coğrafi işareti ile ilişkilendirmeleri ihtimalinin yükseldiğine işaret etmiştir. EUIPO’ya göre aynı ihtimal başvuruya konu sair hizmetler için de geçerlidir.
Başvuru sahiplerinin “iş yönetimi, iş idaresi, büro hizmetleri”nin şarap ile ilişkilendirilir şekilde spesifik olarak belirtilmediği ve alt sınıf başlığıyla genel şekilde yer aldığına ilişkin iddiasına karşı EUIPO yine aynı hususun altını çizmiştir; mal/hizmet karşılaştırmasında Canon kararındaki iltibas ihtimali değerlendirmesine ilişkin mal/hizmet karşılaştırması kriterleri coğrafi işaret konusunda göze alınmaz, olaydaki inceleme kriteri bir markanın bir coğrafi işaretin ününden haksız yararlanıp yararlanmayacağıdır. Huzurdaki olayda, EUIPO’ya göre, RIOJA ALAVESA ibaresinin varlığı tüketicilerin tercihleri üzerinde bir etki yaratacak, başvuru sahiplerince sunulan hizmetlerin RIOJA coğrafi işaretli şaraplarla bir bağlantısı olduğunu düşündürtecektir. Ayrıca konu markanın tescili halinde başvuru sahipleri Avrupa’da uzun bir tarihi geçmişi olan yerleşik, prestijli ve geleneksel şaraplara ilişkin RIOJA coğrafi işaretinin imajını kendi lehlerine transfer edeceklerdir. Tüm bunların coğrafi işaretin ününün sömürülmesi olduğu açıktır EUIPO’ya göre.
Neticeten EUIPO itirazı kabul ederek konu başvuruyu tümden reddetmiştir.
Güzel güzel, beğeniyorum EUIPO’nun coğrafi işaretlere ilişkin son dönem kararlarını!
Bu yıl üçüncüsü verilecek DESIGNEUROPA ödülü adayları EUIPO tarafından geçtiğimiz günlerde açıklandı. İki yılda bir verilen bu ödüllerde iki kategoride yarışılıyor; Küçük ve Gelişen Şirketler ile Endüstri. Bunun yanında bir de Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriliyor.
Kategorilerde aday olabilmek için EUIPO nezdinde Avrupa Birliği tasarım tescili sahibi olmak gerekiyor. Ödüllerin amacı AB Tasarım Tescili sistemini kullanan tasarımcı ve şirketleri kutlamak ve onurlandırmak. Bu yolla aynı zamanda AB tasarım sistemini teşvik etmek ve tasarım korumasına dair farkındalığı arttırmak da hedefleniyordur diye düşünüyorum. Aday olabilmek için illa ki tasarımcının başvurması gerekmiyor, şirketler de bünyelerindeki tasarımlarla başvurabiliyor. Yaşam Boyu Başarı ödülü ise, adından da anlaşılacağı gibi, birey olarak tasarımcılara açık sadece; burada tasarımcının önemli işlere imza atmış olması, kariyeri boyunca gelişim göstermiş ve tasarım konusunda dikkate değer bir etki bırakmış olması aranıyor.
Daha önceki ödül törenleri 2016 yılında Milano’da ve 2018’de Varşova’da gerçekleşmişti. Bu yılki ödül töreni ise 19 Ekim 2021 tarihinde Hollanda’nın Eindhoven kentinde olacak ve kimlerin kazandığı o gece açıklanacak. Bu yılki törenler Hollanda Ekonomi ve Çevre Bakanlığı ile Benelux Marka ve Patent Ofisi işbirliğinde gerçekleşiyor. Ödülün verileceği tarih aynı zamanda Hollanda Tasarım Haftasına denk geliyor, o tarihlerde yolu Hollanda’ya düşen ve tasarıma ilgi duyan takipçilerimiz için güzel haber bence!
Geçmiş yıllarda Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü kazanalar arasında efsane otomobil tasarımcısı Giorgietto Giugiaro var mesela, Küçük ve Gelişen Şirketler kategorisinin kazananları arasında Caimi Brevetti ve Endüstri kategorisinde ödül kazananlar arasında Siemens Healthcare GmbH’yi görüyoruz.
Bu yılın adayları yedi ülkeden; Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri. Yarışan tasarımlar arasında Philips ve John Deere gibi şirketlerin portfolyosunda bulunan tasarımlar var. Tasarımlar belli bir sektöre ilişkin değil, sağlık sektöründen mobilyaya kadar farklı alanlardaki ürünlere ilişkin tasarımlar çıkıyor karşımıza.Bu yılın adaylarını görmek isterseniz https://euipo.europa.eu/ohimportal/designeuropa-2021-finalists linkine tıklayarak bakabilirsiniz. Diğer yandan ödüller için karar verecek jüriyi tanımak isterseniz o da şu linkten görülebilir https://euipo.europa.eu/ohimportal/dea-jury
Diğer kategorilerde nefesler tutulmuş beklenirken Yaşam Boyu Başarı Ödülünün kime verileceği ise halihazırda açıklanmış durumda; Andre Ricard. 1929 Barselona doğumlu Ricard tasarım dünyasına Katalanların bir hediyesi. Defalarca tasarıma ilişkin değişik ödüllere layık görüldüğü, devlet nişanlarıyla ödüllendirildiği, tasarım konusunda kitaplar yazdığı, tasarıma ilişkin ulusal ve uluslararası oluşumlarda başkanlıklar yaptığı uzun ve başarılı bir kariyerin sahibi kendisi. Tasarladığı objeler günlük yaşama dokunur ve bunları Batı tasarım kültürünün sembollerine dönüştürür nitelikte. 1963 yılından beri Puig koku şirketinin ürün ambalajlarının tasarımlarını da gerçekleştiren Ricard, bu İspanyol parfüm şirketini tasarımlarıyla hep bir adım öne taşımış birisi. Ama adı söylenince ilk olarak akla hangi tasarımı geliyor diye sorarsanız sanırım herkes 1992 yılı Barselona Olimpiyatları için tasarladığı Olimpiyat meşalesini söyler diye düşünüyorum, bu meşale kariyerinde bir dönüm noktasıdır aynı zamanda. Nitekim bu başarı kendisine daha sonra 1993 yılında İsviçre’de Olimpiyat Müzesi’nin Olimpiyat Ateşi kaidesini tasarlama ve yine 2001 Hokey Dünya Kupası’nın ateşinin yandığı kaideyi tasarlamasının da yolunu açmıştır.
Benim İskandinav tasarımlarına olan hayranlığım malum, o sebeple gönlüm hep biraz İskandinav finalistlere kayar. Fakat bu yıl da diğer tasarımlar oldukça ilginç, bunu kabul etmeliyim. Bakalım kazanan kim olacak!
Marka veya patent vekilliği, son yıllarda ülkemizde çokça tercih edilen meslek gruplarından bir tanesidir. Her ne kadar 2021 yılının ilk yarısı sayılarına göre Türk Patent ve Marka Kurumu Vekil Sicili’ne kayıtlı ve dolayısıyla yetkili yaklaşık 1200 marka ve patent vekili bulunsa da Sicile kayıtlı olmadan bu alanda çalışan kişi sayısının bundan çok daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Ancak, vekillik mesleğine ilişkin yasal düzenlemeler, mesleğin yükselen rağbeti ile doğru orantılı şekilde yapılamamış ve bu durum birçok boşluğu beraberinde getirmiştir. Zira, marka veya patent vekili unvanı ile çalışan fazla sayıda kişi olmasına rağmen mesleğin halen yasal olarak bir meslek grubu statüsünde olmaması birçok denetim eksikliğine neden olmaktadır.
Bu çerçevede hem sınai mülkiyet hakları tesciline artan rağbet hem de yaşanan denetim eksiklikleri nedeniyle, meslek adının kötüye kullanıldığı ve hatta yalnızca dolandırıcılık amacıyla kullanıldığı durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır.
Örneğin; eğer bir marka sahibiyseniz her an telefonunuzun çalması ve marka vekili olmayan bir kişiden şu sözlerden birini duymanız mümkündür: ‘‘Merhaba, TÜRKPATENT’ten arıyorum “Sizin markanıza benzer bir marka başvurusu talebi aldık ama önce sizi arayarak bu işlemi sizin adınıza yapalım istedik…” veya “Başvurunuzun tescil ücreti hala yatırılmamış/süresi dolmak üzere…”, “Yenileme işleminiz/yıllık ücret ödeme işleminiz hala yapılmamış…” ya da “Başvuruyu yapmazsanız ürünlerinizi toplatırız…””.
Marka veya patent vekili olarak hizmet veren birçok meslektaşımız da kendi çabaları veya alanda faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri yoluyla bu duruma çözüm bulmaya ve hem şirketleri hem de bireyleri bilinçlendirmeye çalışmaktadır.
Türkiye’de durum böyle iken, A.B.D’de de benzer sorunlarla mücadele edildiğini görüyoruz. Tüm metnine buradan ulaşabileceğiniz güncel bir A.B.D Bölge Mahkemesi kararında, aslında yetkili birvekil olmayan ama yetkili bir vekilmiş gibi hareket ederek sayısız kişiyi dolandıran Viktors Suhorukovs adlı kişi aleyhine dört yıldan fazla olmak üzere hapis cezası ve ayrıca 4.5 milyon Dolar para cezasına hükmedilmiştir. Suhorukovs söz konusu eyleminde Columbia ve New York’ta “Patent and Trademark Office, LLC” isimli şirketler kurarak, A.B.D. Patent ve Marka Ofisi (USPTO) adı ile iltibas yaratacak şekilde marka sahiplerine yenileme talimatı mektubu gönderdiğini ve mektup içeriğinde de ilgili kişilere ‘‘tescilli markalarının süresinin sona erdiğini ve yenilemenin yapılabilmesi için yüklü bir miktar ücret ödemeleri gerektiğini’’ bildirdiğini itiraf etmiştir. Bu yenileme talimatı mektupları sayesinde Suhorukovs’un 2017-2020 yılları arasında toplam 900 ödeme aldığı ve 1.2 milyon Dolar gelir elde ettiği tespit edilmiştir.
A.B.D’de ilgili suça ilişkin verilen cezanın adaletinden söz edilebilecekken, maalesef Türkiye’de benzer suçun cezalandırılması için aynı derecede aktif bir yaklaşımla karşılaşılmamaktadır. Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu bu tarz dolandırıcılıkların önüne geçmek adına kamuoyu ile paylaştığı duyurular kapsamında; ücret ödeme bildirimi ve talebiyle ilgili tereddüt yaşanması durumunda Kurumun çağrı merkezinin aranmasını, kendilerini marka veya patent vekili olarak tanıtan kişilerin marka veya patent vekili olup olmadıklarının Kurumun paylaştığı bağlantıdan araştırılıp teyit edilmesini, yapılan araştırma sonucunda ilgili kişilerin marka veya patent vekili olmadıklarının tespit edilmesi halinde, bu kişilerle hiçbir şekilde iletişime geçilmemesini ve iş ilişkisi kurulmamasını, ayrıca marka veya patent vekili oldukları halde tavır ve davranışları vekillik meslek kurallarına aykırılık teşkil edenlerin, konunun Patent ve Marka Vekilleri Disiplin Kurulunda görüşülebilmesi için Kuruma şikayet edilmesini tavsiye etmekle yetinmektedir.
Yetki alanı Sicile kayıtlı marka veya patent vekillerinin eylemleri ile sınırlı olan Patent ve Marka Vekilleri Disiplin Kurulu kararlarında ise bu durumun müeyyidesinin genellikle 5000 sayılı Kanunun 30/A maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde ve Türk Patent ve Marka Kurumu Patent Vekilleri ve Marka Vekilleri Meslek Kuralları ve Disiplin Yönetmeliğinin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Uyarma’’ cezasıyla ya da ilgili kanun ve yönetmelikteki diğer cezalar olan ‘‘kınama, geçici olarak vekillik faaliyetinden alıkoyma veya vekillikten çıkarma’’ cezalarıyla sonuçlandığını görüyoruz. Bununla birlikte, marka ve patent vekili gibi davranmak suretiyle şirket ve şahısların dolandırılması eylemi ise, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebilecek bir suç olmakla birlikte ülkemizde benzer şekilde planlanarak yapılan diğer dolandırıcılık suçları gibi bu eylem de henüz cezasız ve takipsiz durumdadır.
Bu çerçevede, bu eylemin doğrudan mağdurlarının yanında mesleki itibarın zedelenmesi nedeniyle biz marka ve patent vekillerinin de bu suç eylemlerin takipçisi olmamız ve gerekli hukuki mücadeleleri birlik olarak vermemiz gerektiği açıktır. Yakın bir gelecekte, A.B.D.’de verilen cezalar gibi benzer caydırıcı cezaların ülkemizde de verilmesi dileğiyle yazımızı sonlandırıyoruz.
Theranos davasının yeni duruşmasının gerçekleştiğini duyunca, bende bu çarpıcı konuyla ilgili bir şeyler yazmak isteği doğdu. Bilmeyenler için kısaca özetleyecek olursak:
Elizabeth Holmes 2003 yılında parmaktan alınan tek damla kanla 250’ye yakın farklı kan testi yapabilen bir cihaz geliştirdiği iddiasıyla çeşitli patent başvuruları (ilki US7291497B2) yaptığında 19 yaşındaydı. Kurduğu Theranos şirketi aldığı yardım ve teşviklerle çok kısa sürede yatırımcıların da desteğiyle inanılmaz büyüdü ve 9 milyar dolarlık bir değere ulaştı. Forbes dergisi 2015’te Holmes’u gelmiş geçmiş en genç ve en zengin kadın milyarder ilan etti. Ancak aynı yıl içinde çok çarpıcı bir gelişme oldu. Bazı gazeteciler ve araştırmacılar patentte iddia edilenlerin aslında gerçeği yansıtmadığını ve Holmes’un aslında hiç geliştirmediği, çalışmayan uydurma bir teknoloji için patent aldığını ortaya çıkardı. Theranos’un yaptığı testlerde uydurma patentlerindeki cihazları değil de sıradan test cihazlarını kullandığı ortaya çıktı. Kendi cihazlarıyla yaptığı testler ise tamamen yanlış sonuçlar çıkartıyordu. Herkesin inandığı ve çok sayıda insanın hayatını (yanlış kan test sonuçlarıyla) olumsuz etkilemiş olan büyük bir sahtekârlık söz konusuydu. Holmes’un hikâyesi oldukça karmaşık ve 20 yıl hapis cezası istemiyle açılan davası hala sürüyor. Skandalın ortaya çıkmasında rol oynayan bir sebep de Theranos’u hakiki bir startup zannederek ondan lisans bedeli almak amacıyla çeşitli patent başvuruları yapan trollerle yaşadıkları çekişmeler.
İddiaya göre Holmes kamuyu cihazın gerçekten çalıştığına inandırarak yatırımcılardan para toplamış ve süreç içinde cihazı gerçekleştirebilecek teknolojiye ulaşacağını planlamıştı. Bir nevi “fake it till you make it” stratejisi kullanmış ve başarısız olmuştu. Geçen haftaki duruşmada savunma olarak “başarısızlık suç mudur” argümanını öne sürdükleri anlaşılıyor. Kimse böyle bir şey iddia etmiyor elbette ama özellikle insan hayatıyla ilgili konularda yapılan hatalar ya da sahtekârlıklar maalesef çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Başarısızlık bir suç olmadığı gibi, başarılı olmak da bir suçsuzluk belirtisi değildir. Ama Holmes bir şekilde başarsaydı, belki bunların hiçbiri konuşulmayacaktı.
Elizabeth Holmes’un da buluş sahipleri arasında olduğu Theranos’a ait US7291497B2 nolu patent belgesi – Şekil 1
Theranos’un numune işleme cihazı
Yaşanan bu fiyasko kimi çevrelerce patent sisteminin zararları olarak lanse ediliyor. Madem Theranos sahtekârdı, nasıl oldu da 200’ün üzerinde patent alabildi?
Patent sistemi mükemmel olmaktan uzak olabilir ancak bu sahtekârlıkta bütün suçu ona atmak hakkaniyetli olmayacaktır. Theranos’un patentleri, yatırımcılara şirketin iyi bir seçim olduğuna dair güvence vermiş olabilir, ancak bu, sorumlunun patent sistemi olduğu anlamına gelmez. Zira Theranos’un ilk patentine (US7291497B2) bakacak olursak, patentte gerçekten işe yarayan bir prototipin yapıldığına dair herhangi bir gösterge bulunmamaktaydı.[1] Kaldı ki patent ofisleri başvuru sahibinden çalışan bir prototip talep etmezler ve nadiren buluşun çalışırlığını sorgularlar. Bizim mevzuatımızda da “Patentin verilmiş olması, onun geçerliliği ve yararlılığı konusunda Kurum tarafından garanti verildiği şeklinde yorumlanamaz, Kurumun sorumluluğunu da doğurmaz.” hükmü bulunmaktadır.[2] Bunun dışında, ABD’de patent alma süreci boyunca başvuruya birkaç kez olumsuz rapor düzenlendiği, son olarak istemlerde yapılan değişiklikle tekniğin bilinen durumundan bazı “önemsiz” (belki patent verilebilecek nitelikte ama buluşa kesinlikle devrim niteliği kazandırmayan) farklılıklarla ayrılan (örn. tampon rezervuarın bulunması vb.) bir buluşa patent verilmiş oldu.
Uzmanın buluşa en yakın olarak gösterdiği dokümanlarda Theranos’un başvurusunda belirttiği teknolojinin benzerleri zaten vardı. Ve bu gerçekler gizli olmayıp, ilgili patentin geçmiş yazışmaları incelendiğinde kolaylıkla ortaya çıkmaktadır. Sırf önceki teknikten farklılık içermesi sebebiyle patent belgesi alabilmiş olması, bir buluşun çığır açıcı bir teknoloji atılımı sağladığı anlamına gelmeyecektir. Burada yatırımcıların alınan patent belgelerine inanarak kandırılmış olmaları, patent sisteminin değil yatırımcıların kendi sorumluluğundadır.
Peki patent ofisi, bir buluşun çalışıp çalışmadığını ya da işe yarayıp yaramadığını denetlemeli midir? İdeal bir dünyada belki buna evet denebilir ancak, bir patent ofisi için böyle bir değerlendirmeyi yapmak günümüz koşullarında hem maliyet hem zaman hem de işgücü açısından pek mümkün değildir. USPTO’nun geçmişine baktığımızda 1790-1880 tarihleri arasında başvuru sahiplerinin patentin çalışır bir modelini (prototipinin minyatürü) sunması isteniyordu. Ancak bunun bir sebebi de eskiden mucitlerin çoğunun teknik veya hukuki bir eğitiminin bulunmaması sebebiyle buluşlarının yeni olan özelliklerini yazılı olarak açıklayarak ve teknik çizimler yardımıyla tanımlayarak bir patent başvurusu hazırlamalarının oldukça zor olmasıydı.[3]
Patent sistemi uydurma buluşlardan kendini nasıl korumaktadır? Patent almanın temelinde yatan amacın para kazanmak olduğunu varsayarsak işe yaramaz bir buluş için patent alınsa bile genellikle bu buluş üzerinden para kazanılamayacağı öngörülür. Patent sisteminin bir diğer güvencesi de üçüncü kişilerin patente itiraz etmesidir. Ancak sistemin verilen bir patentin gerçek değerini/önemini tespit etmek gibi bir yükümlülüğü yoktur.
Eğer bu başvurulara patent verilmeseydi Theranos belki böyle sahtekârlıklar yapmaya asla cesaret edemeyecekti, ya da belki başka şekilde yatırımcıları cezbetmeyi başaracaktı. Her ne kadar hiçbir ülke verdiği patentin işe yaradığının garantisini vermiyor olsa da, patent almış olmak, A.B.D. gibi patent kültürünün çok gelişmiş olduğu ülkelerde bile yatırımcıları cezbetmekte, bu örnekte görüldüğü gibi, çoğu zaman yeterli oluyor.
Patentler yatırımcıların genellikle yeni kurulan şirketlere güvenmesini sağlayabilir. Ancak bu, yatırımcıların her zaman bir patentin ne anlama geldiğini ve ne anlama gelmediğini doğru bir şekilde değerlendirdiği anlamına gelmez. Theranos örneği, patent sisteminin başarısızlığından çok, patent okur-yazarlığının bir başarısızlığı olarak değerlendirilebilir.[5] Medikal sektöründe bir “next big thing” yakalamak isteyen yatırımcılar bir risk almıştı ve kaybetmişti. Umarız bu felaket gelecekte yatırımcıları gerçekten işe yarar buluşları desteklemek konusunda tereddütte bırakmaz.
Bakalım dava ne şekilde sonuçlanacak ve ne tür gelişmeler olacak. Gözlerini kırpmaksızın ve sesini kalınlaştırarak yaptığı konuşmalar ve Steve Jobs’a öykündüğü kıyafet seçimiyle de dikkatleri üzerine çeken Elizabeth Holmes Hollywood’un da ilgilisini çekmiş olacak ki, Jennifer Lawrence’ın canlandıracağı “Bad Blood” filminin yakında piyasaya çıkacağı tahmin ediliyor. Konu sizin de ilginizi çektiyse film çıkana kadar idare edebileceğiniz aşağıda bazı kaynaklar bulabilirsiniz:
Kitap: Bad Blood: Secrets and Lies in a SiliconValley Startup, by the Wall Street Journal reporter John Carreyrou.
Belgesel: “The Inventor: Out for Blood in Silicon Valley,” HBO documentary
IPR Gezgini’nin Türkiye’de fikri haklar alanına katkı vermiş önemli isimlerle söyleşileri devam ediyor.
SÖYLEŞİYORUZ’un Eylül ayı konuğu, Türk fikri mülkiyet camiasının akademi alanındaki önemli isimlerinden Prof. Dr. Gül OKUTAN NILSSON! Söyleşi 6 Eylül Pazartesi günü yayında olacak!
Gül Hoca’ya sorularımıza verdiği içten yanıtlar için teşekkür ediyor ve tüm okurlarımızı bu keyifli söyleşiyi okumak için Pazartesi günü IPR Gezgini’ne davet ediyoruz.
Patent ve marka trolleri konusunu ilk olarak 2013 yılında yazmış, yazıda kavramları tanımlamanın ardından fikri mülkiyet koruması sistemlerini farklı yollarla istismar eden bu kişiler genel nitelikte bilgiler vermeye çalışmıştım. Sekiz yıl önceye ait “Obama A.B.D.’nde Patent Trollerine Karşı – Peki Türkiye’de Marka Trollerine Karşı Ne Yapmalı?” başlıklı yazı konu hakkında detaylı bilgi almak isteyen okuyucularca incelenebilir.
Önceki yazımdan aldığım patent ve marka trolü tanımları ile başlıyorum:
“Patent trolleri en basit anlatımla; ürün üretme veya pazarlama gibi herhangi bir amaçları olmaksızın, sahip oldukları patentleri oldukça agresif ve fırsatçı biçimde, patentlerine tecavüz ettiklerini iddia ettikleri kişi veya kişilere karşı kullanan firmalar için kullanılan küçültücü bir terimdir (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Patent_troll). Patent trolleri, sahip oldukları patentleri genellikle satın aldıklarından, ilgili patentin araştırma ve geliştirmesinde de pay sahibi değillerdir. Satın alınan patentler de genellikle iflas etmiş firmalardan alınmaktadır. Patent trolleri, patentin kullanıldığı hiçbir ürünü üretme veya pazarlama niyetleri olmaksızın, tüm dünyada ilgili patenti kullanan firmaları takip ederler ve bu firmalara karşı dava açarlar. Trollerin tüm çabası patent hakkının daha etkin korunmasına yöneliktir ve amaçları dava açtıkları firmayı, hukuki süreç süresince agresif biçimde rahatsız ederek, lisans ücretleri veya tazminatlar yoluyla maddi kazanç elde etmektir.”
“Türkiye’de karşılaşılan asıl sıkıntı, patent trollerinden ziyade marka trolleri olarak tanımlanabilecek, markalarını gerçekten kullanma niyeti olmaksızın tescil ettirerek veya başkalarına ait markaların kendi adlarına tescili için başvuruda bulunarak, süreçleri yavaşlatan, itiraz sistemini istismar eden ve bu yollarla sistemi bloke eden marka sahipleri ve onları bu yola yönlendiren temsilcileridir. Marka trolleri, Wikipedia’ya göre takip eden biçimde tanımlanmaktadır: “Markaları kullanma niyeti olmadan tescil ettiren ve o markayı kullanan diğer kişileri dava etmekle tehdit eden şirketleri tanımlamak için kullanılan küçültücü bir terimdir.” (http://en.wikipedia.org/wiki/Trademark_troll)”
Bir kez tescil ve korumayı elde ettikten sonra, marka ve patent trollerinin yaptıkları her eylem, söz konusu hak ortadan kaldırılana dek, hukuk sisteminin içerisinde, en azından “kanuna uygun” olarak kalmaktadır. Hakların gerçek hak sahibine karşı kullanılması, kullanım niyetinin aslında bulunmaması veya açılan davaların aslında haksız menfaatlere hizmet etmesi gibi savunmalar aleyhlerine dava açılan iyi niyetli üçüncü kişiler ve hatta gerçek hak sahipleri tarafından kullanılsa da, bunların ispatlanması zaman almakta ve kimi zaman yüksek maliyetlere mal olmaktadır. Bu haliyle patent trolleri ve Türkiye’de marifetlerine sıkça şahit olduğumuz marka trolleri, fikri mülkiyet koruması sisteminin istismarını çoğunlukla kanuni zırha kuşanarak sürdürmektedir.
Türkiye’nin yeni tanışmakta olduğu, dünyada ise varlığını bir süredir sürdüren “telif hakkı trolleri” (copyright trolls) ise hukuk sisteminin istismarının bir diğer boyutunu oluşturmaktadır.
Gene Wikipedia’ya dönelim ve telif hakkı trolü kavramının en basit tanımını aktaralım:
“Telif hakkı trolü, sahibi olduğu telif haklarını, dava yoluyla para kazanmak amacıyla haksız derecede agresiflikte ve çıkarcı biçimde ve genellikle eserin ücretli dağıtım amacıyla çoğaltılmasına veya lisanslanmasına izin vermeksizin hukuken başkalarına karşı kullanan kişi veya şirketlere verilen isimdir. Bu tip faaliyetler, yaratıcı eserlerin üretiminin teşvik edilmesi yerine, adaletsizlik suretiyle gelir elde edilmesi ve eser yaratımını teşvik ettiği varsayılan telif hakkı kanunlarında yer alan yüksek yasal ceza hükümlerinin beklenmedik sonuçları nedeniyle eleştirilmektedir.” (https://en.wikipedia.org/wiki/Copyright_troll)
Bu tanım bağlamındaki telif hakkı trollüğü son yıllarda sayısı giderek artan biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bloomberg Businessweek’te yayımlanan “Don’t Sue Me Like That: The Anatomy of a Copyright Troll” başlıklı 28 Haziran 2021 tarihli yazıda, A.B.D.’nden bir örnek bağlamında telif hakkı trollerinin anatomisi ortaya konulmuştur. Yazının devamında Bloomberg Businessweek makalesinden alıntılarla telif hakkı trollerinden birinin hareket tarzı özetlenecektir. Bakalım sizde de yakın tarihlerde Türkiye’de olan popüler telif hakkı tartışmalarına ilişkin bir çağrışım oluşacak mı?
Telif hakkı trolleri, patent veya marka trollerinden farklı olarak karşılarına büyük firmaları almamaktadır. Bir diğer deyişle amaçları marka trollerinde olduğu gibi, adlarına tescil ettirdikleri ve kullanmadıkları markaları gerçek hak sahiplerine veya markaları piyasada fiilen kullananlara öne sürmek değildir. Veyahut patent trollerinde olduğu gibi genellikle başkalarından elde edilen ve kullanılmayan patentleri, dünya çapında bir araştırma yaptıktan sonra, patent korumasının güçlü olduğu ülkelerde, buluşu bir şekilde kullandıklarını düşündükleri kişilere karşı dava yoluyla öne sürmek de değildir.
Telif hakkı trolleri karşılarına genellikle internette yayın yapan nispeten küçük blogları, siteleri, kanalları ve bireyleri almaktadır. Telif hakkı trolleri; internetten yayın yapan görece küçük ve bağımsız platformlara karşı telif hakkı ihlali gerekçeli seri davalar açarak, yani hukuku, dava ve tazminat tehdidini kullanarak oluşturdukları baskı yoluyla, genellikle dava süreçlerinden korkan bu kişileri “hukuka uygun biçimde” sindirerek, talep edilen tazminattan daha düşük miktarlarda para karşılığında davaları geri çekme önerisi sistemiyle çalışmaktadır. Çok sayıda kişiye karşı açılan davalardan çoğunluğunda karşı taraf, mahkemede “sürünmemek” ve olası dava kaybı halinde yüksek miktarda tazminata mahkum olmamak için, talep edilen uzlaşma miktarını ödeyerek davanın geri çekilmesini kabul etmektedir.
Bloomberg Businessweek makalesinde çizilen anatomi de bu tarife tıpatıp uymaktadır:
Larry Philpot isimli bir fotoğrafçı rock müzik yıldızlarının konser fotoğraflarını çekmekte ve bu fotoğrafları insanların kolaylıkla ulaşabileceği Wikimedia Commons isimli platforma yüklemektedir. Wikimedia Commons kendisini “ücretsiz biçimde kullanılabilecek medya dosyaları platformu” olarak tanımlamaktadır. Wikimedia görselleri Creative Commons lisansları ile yayımlanmaktadır ve bu lisanslara uygun şekilde kullanım halinde kullanıcılar görsellerden ücretsiz biçimde yararlanabilmektedir. Buna karşın eser sahiplerinin kendilerine atıf için özel koşullar belirleme hakkı vardır ve Philpot’un atıf koşulları oldukça karışıktır. Buna ilaveten Philpot, Creative Commons lisanslarının eski bir versiyonunu kullanmaktadır ve bu versiyon lisansı yanlış biçimde (yanlış atıf biçimiyle) kullanan kişilerin sonrasında düzeltme yapmasına imkan vermemektedir.
Philpot (veya ekibi) fotoğrafları kullanan kişileri internetten taramaktadır ve Wikipedia Commons’dan alınarak kullanılan görselin atfının eksik veya yanlış olduğunu tespit edildiğinde, kullanıcıya karşı Philpot’un avukatlarınca dava açılmaktadır. Açılan davalarda talep edilen tazminat ise genellikle görsel başına 150.000 Amerikan Dolarıdır.
Karşısında bir anda dava bildirimini, 150.000 dolarlık tazminat talebini gören ve devamında yaptığı atfın yanlış veya eksik olduğu gerçeğiyle de karşılaşan kullanıcı doğal olarak panik yaşamaktadır. Davaya yanıt vermeyenlere karşı gıyaplarında karar alınmaktadır. Yanıt verenlere karşı ise Philpot’un avukatlarının teklifi gelmektedir: “Birkaç bin dolar (teklif bazen 40.000 dolara kadar gidebilmektedir) öderseniz, davayı geri çekebiliriz.”
Yıldırma amacıyla açılan davalarda karşı taraf avukatları aracılığıyla hukuki mücadeleye başlarsa, Philpot ekibi genellikle davayı takip etmemekte, düşürmekte ve diğer kolay hedeflere yönelerek faaliyetlerine devam etmektedir.
Bireysel blog sahiplerine ve site sahiplerine kelimenin tam anlamıyla hukuki bir tuzak kurulmuştur. Her şey kanuna uygundur, ancak Texas Christian University’den hukuk profesörü Chip Stewart’ın ifadeleri durumu gerçek haliyle açıklamaktadır: “Bu tamamen yasal. Sadece şeytanca.”
Philpot, 2014 yılından bu yana en az 153 dava açmıştır ve bunların çoğunluğu uzlaşma ile sonuçlanmıştır. 2020 yılında açtığı dava sayısı 54’tür ve bu davaların bir kısmında birden fazla fotoğrafın kullanımı iddiası bulunmaktadır.
Gerçekten de şeytani bir plan; insanları tuzağa düşürerek, hiçbir silah veya fiziki güç kullanmadan korkutarak, tamamen yasal biçimde para kazanma yolu öyle değil mi?
Telif hakkı trollüğünün Türkiye’de de yansımaları var, trollerin farklı yollarla ve fakat Philpot örneğinde olduğu gibi dava tehdidi – uzlaşma yöntemiyle hareketleri gözlemleniyor. O yöntemleri aktarmayı başka bir yazıya bırakıyorum, çünkü konunun detaylı bir araştırmanın ardından yazılması elbette ki daha yerinde olacaktır.
Gene de yazıyı bitirirken şunu sormadan edemiyorum, fikri mülkiyet korumasının ana amaçlarından birisi üretmeyi / yaratmayı teşvik olarak ortaya konulmuştur ve bu konuda devletçe yoğun tanıtım ve bilgilendirme yapılmaktadır. Hal böyleyken, telif hakkı trollerinin yaptıklarına göz yumularak, halk genel bakış ve anlayışı bakımından, telif hakkı karşıtı hale getirilmektedir. Peki bu yapılan, sadece hukuka uygun olduğu için tepkisiz kalınması gereken bir davranış biçimi midir?
Covid-19 pandemisi yaklaşık bir buçuk yıldır çeşitli şekillerde gündemi meşgul ederken, son bir aydır bu tartışmaların odağı, aşı patentlerine kaymıştır. IPR Gezgini tarafından düzenlenecek Clubhouse etkinliğinde; tartışmalar, konunun uzmanları tarafından ulusal ve uluslararası mevzuat bakımından incelenecek, gerçekleşebilecek senaryolar değerlendirilecek ve Covid-19 özelinde ilerleyen tartışmaların, fikrî mülkiyet hukukuna olası etkileri ele alınacaktır.
Belirtilen hususları uzmanlarından dinlemek üzere konuyla ilgilenen herkesi, Clubhouse uygulaması IPR Gezgini kulübünde14 Mayıs Cuma gecesi saat 21.00’de gerçekleştireceğimiz “COVİD-19 AŞILARI AÇISINDAN PATENT TARTIŞMALARI” etkinliğimize bekliyoruz.
Toplantının Clubhouse bağlantısını sizlerle ayrıca paylaşacağız; bu veya gelecek etkinliklerimizi atlamamak için Clubhouse’da IPR Gezgini hesabını takibe almayı unutmayın.
Katılımınız ve katkılarınız bizim için değerlidir. Etkinliğin ilgililere faydalı olmasını dileriz.
Covid-19 pandemisi yaklaşık bir buçuk yıldır çeşitli şekillerde gündemi meşgul ederken, son bir aydır bu tartışmaların odağı, aşı patentlerine kaymıştır. IPR Gezgini tarafından düzenlenecek Clubhouse etkinliğinde; tartışmalar, konunun uzmanları tarafından ulusal ve uluslararası mevzuat bakımından incelenecek, gerçekleşebilecek senaryolar değerlendirilecek ve Covid-19 özelinde ilerleyen tartışmaların, fikrî mülkiyet hukukuna olası etkileri ele alınacaktır.
Belirtilen hususları uzmanlarından dinlemek üzere konuyla ilgilenen herkesi, Clubhouse uygulaması IPR Gezgini kulübünde14 Mayıs Cuma gecesi saat 21.00’de gerçekleştireceğimiz “COVİD-19 AŞILARI AÇISINDAN PATENT TARTIŞMALARI” etkinliğimize bekliyoruz.
Toplantının Clubhouse bağlantısını sizlerle ayrıca paylaşacağız; bu veya gelecek etkinliklerimizi atlamamak için Clubhouse’da IPR Gezgini hesabını takibe almayı unutmayın.
Katılımınız ve katkılarınız bizim için değerlidir. Etkinliğin ilgililere faydalı olmasını dileriz.