Ay: Kasım 2026

MARKA TECAVÜZÜ vs. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – AVRUPA BİRLİĞİ ADALET DİVANI’NIN IKEA KARARI-BÖLÜM III


İki bölümlük yazı serimizin (buradan ulaşabileceğiniz) ilk bölümünde, tanınmış “IKEA” markalarının bir siyasi parti tarafından siyasi mesajların iletilmesi amacıyla kullanılmasını ve uyuşmazlığın Avrupa Birliği Adalet Divanı’ın (“ABAD”) önüne taşınmasına neden olan süreci ve (buradan ulaşabileceğiniz) ikinci bölümünde ise Türk hukuku bakımından marka hakkı, ifade özgürlüğü ve parodi arasındaki ilişkiyi ele almıştık. Yazılarımızın kaleme alındığı tarihte ABAD’ın değerlendirmesini beklediğimiz bu önemli uyuşmazlıkta, 8 Eylül 2026 tarihinde ABAD beklenen kararını verdi[1]!

Kısaca hatırlamak gerekirse dava konusu olayda Belçika’da yer alan Vlaams Belang isimli bir siyasi parti, göç politikası ile ilgili siyasi projesini desteklemek amacı ile “Immigratie Kan Echt Anders” (“Göç Gerçekten Farklı Olabilir”) sloganını kullanmış, göç politikasını “IKEA Plan” olarak adlandırmıştı ve aşağıda görseline yer verilen broşürü kullanmıştı:


Mobilya üretim devi Inter IKEA Systems B.V. (“IKEA”) ise bu kullanımın marka haklarına tecavüz oluşturduğunu, tecavüzün tespitini ve tecavüz teşkil eden kullanımların kaldırılmasıyla beraber tazminat talebinde bulunmuştu. Siyasi parti ise kullanımlarını ifade özgürlüğüne dayandırarak parodi ve mizah niteliğinde olduğunu ve “haklı sebep” teşkil ettiğini savunmuştu. Belçika Mahkemesi de ABAD’a söz konusu uyuşmazlıkla ilgili Avrupa İnsan Haklar Sözleşmesinin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ve buna siyasi ifadeler ve siyasi parodiler dahil olmak üzere 2017/1001 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün (“2017/1001 sayılı Tüzük”) 9(2)(c) maddesi[2] ve 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi’nin (“2015/2436 sayılı Direktif”) 10(2)(c) ve 10(6) maddeleri kapsamında bir markayla aynı veya benzer bir işaretin kullanılmasını haklı kılan “haklı sebep” teşkil edip edemeyeceğini sormuştu.

ABAD, 08 Eylül 2026 tarihli kararı ile değerlendirmelerini ulusal mahkemeye iletti ve aşağıda detayları açıklanacağı üzere siyasi partinin kullanımlarının “IKEA” markasının tanınmışlığına zarar verebileceğini değerlendirdi.

ABAD, öncelikle yukarıda anılan Tüzük ve Direktif hükümleri uyarınca, tanınmış marka sahiplerinin, üçüncü kişiler tarafından ticari faaliyetler kapsamında markalarıyla aynı veya benzer işaretlerin kullanılmasını, söz konusu kullanımın tanınmış markanın ayırt edici karakterinden veya itibarından haksız yarar sağlamasına (“free-riding”), tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesine (“dilution”) veya itibarına zarar vermesine (“tarnishment”) yol açması halinde engelleyebileceklerini ifade etmiştir.  

Öte yandan ABAD, tanınmış markalara sağlanan geniş korumanın sınırının “haklı sebep” olduğunu ve tanınmış marka sahibi, markasının kullanılması sonucunda yukarıda sayılan zararların meydana geleceğini ortaya koyduktan sonra üçüncü kişinin bu markayı kullanmak için tek şansının “haklı sebebinin bulunduğunu” ispatlamak olduğunun altını çizmiştir. Bu çerçevede ABAD, söz konusu uyuşmazlıkta “haklı sebep” kavramının marka sahibinin mülkiyet hakkı ile üçüncü kişinin ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulmasında kilit rol oynadığını değerlendirmiştir.  

Bununla birlikte ABAD, “IKEA” markasının tanınmış bir marka olduğunu kabul etmiş; siyasi partinin markayı ticari faaliyet kapsamında mı, yoksa malları ve hizmetleri birbirinden ayırt etme amacı dışında başka bir amaçla mı kullandığının ulusal mahkeme tarafından belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

ABAD, devamında, “IKEA” markasının siyasi parti tarafından siyasi bir projesini tanıtmak amacıyla kullanıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığını belirtmiştir. Mahkeme, siyasi projenin bir mal veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceğini kabul etmekle birlikte, projenin tanıtılması amacıyla markanın tanıtım ürünleri üzerinde kullanılmasının, mal veya hizmetlerle bağlantılı bir kullanım olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiştir ve yine bu kullanımın nitelendirilmesinin ulusal mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir.

ABAD, burada her iki durum için de ayrı ayrı değerlendirmelerini belirtmiştir. Şöyle ki, IKEA markasının herhangi bir ticari faaliyet kapsamında kullanılmadığı sonucuna varılırsa 2015/2436 sayılı Direktif’in 10(6) maddesinin uygulanması gerektiğini; eğer ticari faaliyet kapsamında kullanıldığı sonucuna varılırsa 2017/1001 sayılı Tüzük’ün 9(2)(c) maddesi ile 2015/2436 sayılı Direktif’in 10(2)(c) maddesinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.

“IKEA” Markasının Ticari Faaliyet Kapsamında Kullanıldığı Varsayımında

ABAD, bu değerlendirmesinde 27 Kasım 2008 tarihli C-252/07 sayılı Intel Corporation kararına atıfta bulunarak, tanınmış markanın üçüncü kişi tarafından kullanıldığı durumda marka sahibinin tanınmış markanın ayırt edici karakterinden veya itibarından haksız yarar sağlandığını, tanınmış markanın ayırt edici karakterine zarar verildiğini veya itibarına zarar verildiğini ispatlaması durumunda üçüncü kişinin, kullanımını haklı bir sebebe dayandırıp dayandırmadığını ortaya koyması gerektiğini yinelemiştir.

Buradan yola çıkarak ifade özgürlüğünün “haklı sebep” teşkil edebileceğini, zira Tüzük ve Direktif maddeleri uygulanırken başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklere tam anlamıyla riayet edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Devamında tanınmış bir markaya atfedilen geniş koruma ve üçüncü kişinin hak ve menfaatleri de göz önünde bulundurularak ilgili hak ve menfaatler arasında denge kurmak gerektiğini de belirtmiştir.

Dolayısıyla ABAD’ın değerlendirmelerine göre, tanınmış bir markayla aynı veya benzer bir işaret kullanan üçüncü kişinin, ifade özgürlüğü kapsamında söz konusu kullanıma ilişkin somut gerekçeleri ortaya koyması ve bu gerekçelerin marka sahibinin hak ve menfaatlerine üstün geldiğini göstermesi gerekmektedir. Aynı zamanda ABAD, burada üçüncü kişinin markayı kullanma amacının, iyiniyetli olup olmadığının belirleyici nitelikte olduğunu da belirtmiştir. Dolayısıyla her ne kadar “haklı sebep” bulunduğu durumlarda tanınmış marka sahibi ihlalden kaynaklanan zararlara katlanmak zorunda olsa da orantısız bir zarara katlanma zorunluluğunun olmadığını da açıkça belirtmiştir.

ABAD, devamında somut olayı inceleyerek tanınmış “IKEA” markasının özel isimlerden oluşturulmuş bir kısaltma olduğunu (“Ingvar Kamprad Elmtaryd and Agunnaryd”), üçüncü kişinin ticari faaliyetleri kapsamında mal veya hizmetlerle bağlantılı olarak kullanmasını gerekli kılacak bir anlamı olmadığını ve gündelik dilin bir parçası olmadığını tespit etmiştir. Bunun yanı sıra siyasi parti tarafından “IKEA” markasının göç politikasına ilişkin bir tartışma kapsamında ve siyasi parodi amacıyla kullanıldığını belirtmiştir. Bununla birlikte siyasi parti ile IKEA markaları arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığının tespit edildiğini vurgulamıştır.  Bu kapsamda IKEA markasının göç politikası kapsamında kullanılmasını haksız yararlanma olarak nitelendirmiştir.

ABAD, siyasi partinin yalnızca “IKEA” markasını kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda şekil markasıyla benzer tipografi ve renk paletinden de yararlandığını ve bu kullanımlarını sınırsız sayıda kişiye ulaşabilecek fiziki ve çevrimiçi ortamlarda kullandığını tespit etmiştir.

Bu çerçevede ABAD, dolayısıyla bu kullanımın yoğunluğunun, kapsamının ve kullanım için seçilen mecraların tanınmış IKEA markalarının itibarına ve marka sahibinin menfaatlerine önemli ölçüde zarar verebilecek nitelikte olduğunu değerlendirmiştir. Sonuç olarak, siyasi partinin yalnızca siyasi mesajını güçlendirmek ve bu mesajın yayılmasını artırmak amacıyla “IKEA” markalarının tanınmışlığından yararlandığını ve “siyasi parodi” olarak nitelendirilen bu kullanımın “haklı sebep” teşkil etmediğine kanaat getirmiştir.

“IKEA” Markasının Ticari Faaliyet Kapsamında Kullanılmadığı Varsayımında

ABAD, eğer ulusal mahkeme, siyasi partinin “IKEA” markalarını ticari faaliyet kapsamında kullanmadığı kanaatine varması halinde dahi tanınmış markanın korunması bakımından yine kullanımda “haklı sebep” unsurunun bulunup bulunmadığı değerlendirmesinin yapılması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla markanın ticari faaliyet kapsamında kullanılmadığı halde dahi söz konusu tanınmış marka sahibinin fikrî mülkiyet hakkı ile üçüncü kişinin ifade özgürlüğü hakkı arasında denge kurulması gerekmektedir.

ABAD, yukarıda yer verilen değerlendirmelerine atıfta bulunarak ve yine son değerlendirmeyi somut olayın koşullarına göre ulusal mahkemeye bırakmışsa da siyasi parti tarafından “IKEA” markalarının ticari faaliyet kapsamında kullanılmadığının kabulü halinde de “haklı sebep” koşulunun gerçekleşmediğini değerlendirmiştir.

ABAD’ın Sonuç Değerlendirmesi ve Menfaat Dengesine Yaklaşımı

ABAD genel kuralın, üçüncü bir kişinin tanınmış bir markayla aynı veya benzer bir işaret kullanması durumunda, üçüncü kişinin siyasi görüşleri ifade etme özgürlüğü ve siyasi parodi yapma özgürlüğü de dâhil olmak üzere ifade özgürlüğünün, “haklı sebep” teşkil edebileceğini ve fakat taraf menfaatleri arasında bir denge kurulmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda ABAD, ulusal mahkemenin değerlendirmesine dikkate alması gereken çeşitli ölçütleri sıralamıştır.  Bu ölçütler arasında:

  1. Üçüncü kişinin kullanım amacı ve iyiniyeti,
  2. Söz konusu ifadenin kamu yararını ilgilendiren bir tartışmaya katkıda bulunup bulunmadığı,
  3. Üçüncü kişinin tanınmış bir markayla aynı veya benzer bir işareti kullanmasının, tanınmış markanın sahibi veya bu markanın tescilinden doğan münhasır hakların özü bakımından doğurabileceği sonuçlar yer almaktadır.

ABAD, kararını takiben değerlendirme yapması için dosyayı ulusal mahkemeye geri gönderdi. Şimdi ulusal mahkeme, ABAD tarafından belirtilen kriterleri uygulayarak siyasi partinin kullanımlarının ifade özgürlüğü kapsamında haklı bir kullanım olup olmadığına ilişkin kararını verecektir.

Değerlendirmemiz

ABAD’ın kararına bakıldığında temel ilkenin her zaman ifade özgürlüğünden yana bir koruma olmaması gerektiği ve tanınmış markaların korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki ilişkinin mutlak bir öncelik sıralaması üzerinden değil, somut olayın koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi olduğu görülmektedir. Bu çerçevede günün sonunda üçüncü kişinin tanınmış markayı kullanımının amacı ve üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığı, kullanımın kamu yararını ilgilendiren tartışmalara katkısı ve marka sahibinin hak ve menfaatleri üzerindeki olası etkileri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle söz konusu uyuşmazlıkta tanınmış bir markanın ayırt edici unsurlarının ve görsel kimliğinin siyasi bir mesajı güçlendirmek ve daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, ABAD’ın ortaya koyduğu ölçütlerin somut uyuşmazlığa uygulanması ve tarafların hak ve menfaatleri arasında nihai dengenin kurulması ulusal mahkemenin görevi olup, ABAD’ın kararı marka hakkı ile ifade özgürlüğünün çatıştığı noktada kesin ve her olaya uygulanabilir değildir.

Kanımızca ABAD’ın kararındaki menfaat dengesinin korunmasına yönelik yaklaşımı son derece yerindedir. Zira bu yaklaşım bir yandan tanınmış marka sahibinin münhasır haklarını korurken diğer yandan ifade özgürlüğünün her zaman “haklı sebep” teşkil etmeyebileceğini de göstermektedir. Dolayısıyla esas olan, her iki hakkın da koruma alanlarının gözetilerek dengenin sağlandığından emin olmaktadır. Böylece demokratik toplumlardaki ifade özgürlüğü ile mülkiyet hakkının birbiriyle çatışmadan var olması mümkün olacaktır.  

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Hatice İnci TURAN

Ekim 2026

guldenizdogan@hotmail.com

incitariyann@hotmail.com


[1] Inter IKEA Systems BV v Algemeen Vlaams Belang VZW and Others, C-298/23, ECLI:EU:C:2026:721, 8 Eylül 2026.

[2] Without prejudice to the rights of proprietors acquired before the filing date or the priority date of the EU trade mark, the proprietor of that EU trade mark shall be entitled to prevent all third parties not having his consent from using in the course of trade, in relation to goods or services, any sign where: (c) the sign is identical with, or similar to, the EU trade mark irrespective of whether it is used in relation to goods or services which are identical with, similar to or not similar to those for which the EU trade mark is registered, where the latter has a reputation in the Union and where use of that sign without due cause takes unfair advantage of, or is detrimental to, the distinctive character or the repute of the EU trade mark.

Türkçe tercüme: AB markasının tescil başvuru tarihinden veya rüçhan tarihinden önce elde edilmiş haklara halel gelmeksizin, söz konusu AB markasının sahibi, izni olmaksızın, ticari faaliyetler kapsamında mal veya hizmetlerle bağlantılı olarak aşağıdaki işaretlerden herhangi birini kullanan üçüncü kişilerin bu kullanımı gerçekleştirmesini engelleme hakkına sahip olacaktır:

(c) İşaretin, AB markası ile aynı veya benzer olması ve bu kullanımın, AB markasının tescilli olduğu mal veya hizmetlerle aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerle bağlantılı olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine bakılmaksızın, söz konusu AB markasının Birlik içinde tanınmış olması ve bu işaretin haklı bir neden olmaksızın kullanılmasının AB markasının ayırt edici karakterinden veya itibarından haksız yarar sağlaması ya da bunlara zarar vermesi.