Ay: Şubat 2025

“RUSSIAN WARSHIP, GO F**K YOURSELF” SLOGANI AYIRT EDİCİ MİDİR? EUIPO ve AVRUPA BİRLİĞİ YARGISI AYNI NOKTADA BULUŞTU



İçinde bulunduğumuz 2020’li yıllara damgasını vuran uluslararası gelişmelerden biri, tüm dünyanın gözlerinin önünde gerçekleşen ve halen olanca şiddetiyle devam eden Rusya’nın Ukrayna işgalidir. Dünya gündeminin sürekli olarak savaşlarla dolu olduğunun farkında olsak da savaşın bu kez Ortadoğu’da değil kuzeyimizde gerçekleşmesi, Rusya-Ukrayna savaşının hafızalarımızda ayrı bir yer edinmesini ve sadece basında değil, günlük konuşmalarımızda da kendisine yer bulmasını sağladı.

Bu konu bağlamında fikri haklar camiasında neler olduğuna dair daha önce iki yazı paylaşmıştım. İlkinde bazı marka devlerinin aldığı kararlardan bahsederken, ikincisinde Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına yer vermiştim. Bu yazımda ise savaşla doğrudan ilgili ilginç bir marka başvurusundan ve akabindeki gelişmelerden bahsedeceğim.

16.03.2022 tarihinde, yani Rus işgalinin üzerinden henüz 3 hafta geçmişken, Ukrayna Devlet Sınır Muhafız Teşkilatı İdaresi (Administration of the State Border Guard Service of Ukraine) adına Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) bir marka tescil başvuru yapılır. Tescili talep edilen işaret, aşağıda görseline yer verilen Latin ve Kiril karakterleriyle yazılmış “Russian Warship Go F**k Yourself” ibaresidir.


Başvuru 9., 14., 16., 18., 25., 28. ve 41. sınıflara dahil mal ve hizmetleri kapsamaktadır. Mal ve hizmet listesinin Türkçeye makine çevirisine aşağıda yer verilmiştir:

Sınıf 9: Navigasyon, rehberlik, izleme, hedefleme ve harita oluşturma cihazları; ölçme, tespit etme, izleme ve kontrol cihazları; mıknatıslar, mıknatıslayıcılar ve manyetik gidericiler; optik cihazlar, güçlendiriciler ve düzelticiler; kaydedilmiş içerik; güvenlik, emniyet, koruma ve sinyalleme cihazları; Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırganlığıyla ilgili olarak NFT ile doğrulanan sanat eseri, metin, ses ve video içeren indirilebilir multimedya dosyaları için cüzdan olarak kullanılmak üzere yazılımlar.

Sınıf 14: Mücevher; değerli taşlar, inciler ve kıymetli metaller ve bunların taklitleri; anahtarlıklar ve anahtarlık zincirleri ve bunların tılsımları; zaman aletleri; kronometrik aletler; değer belirteci olarak kullanılmak üzere seramik diskler; madeni paralar; koleksiyonluk madeni paralar; anma paraları; anma kalkanları; değerli metalden yapılmış anma heykel kapları; kişisel kullanım için dekoratif ürünler [biblo veya mücevher]; Değerli metallerden yapılmış süslü anahtarlıklar; kimlik bilezikleri [mücevher]; değerli metalden yapılmış kimlik plakaları; koleksiyon amaçlı para madeni para setleri; parasal olmayan madeni paralar; değerli metalden yapılmış sanat eserleri.

Sınıf 16: Kağıt, karton veya plastiklerin paketlenmesi, sarılması ve depolanması için torbalar ve eşyalar; dekorasyon ve sanat malzemeleri ve medyası; kağıt bardak altlıkları; karton bardak altlıkları; kağıt afişler; kağıt önlükler; karton yemek altlıkları; tek kullanımlık peçeteler; kağıt el havluları; mutfak ruloları [kağıt]; kağıt masa örtüleri; kağıt masa peçeteleri; kağıt ve karton; basılı malzeme ve kırtasiye ve eğitim malzemeleri; kağıt ve kartondan sanat eserleri ve figürinler ile mimarların modelleri.

Sınıf 18: Bagajlar, çantalar, cüzdanlar ve diğer taşıyıcılar; şemsiyeler ve güneş şemsiyeleri; çantalar için deriden yapışkanlı etiketler; suni deriden yapılmış kartlıklar; deriden yapılmış kartlıklar; deri veya suni deriden yapılmış kılıflar; deri etiketler; deri ve deri taklitleri.   

Sınıf 25: Giyim eşyaları; ayak giysileri; baş giysileri; giyim eşyalarının, baş giysilerinin ve ayak giysilerinin parçaları.

Sınıf 28: Spor ve fiziksel egzersiz ekipmanları; oyuncaklar, oyunlar ve oyun araçları.

Sınıf 41: Metinlerin yayımlanması, raporlanması ve yazımı hizmetleri; eğitim, eğlence ve spor hizmetleri.

Başvuruyu oluşturan “Russian Warship Go F**k Yourself” ifadesi, Ukrayna tarafından askeri bir kahramanlık göstergesi olarak kabul edilmektedir. Şöyle ki, Rus işgali sırasında Yılan Adası’nı savunmakla görevli küçük bir birlikte görevli bir Ukrayna askeri, adayı kuşatan Rus savaş gemilerinden yapılan teslim olun yoksa adayı bombalayacağız anonsuna karşı, bombardıman sonucunda yüksek olasılıkla öleceğini bilmesine rağmen, telsizden “Russian Warship Go F**k Yourself” yanıtını vermiştir. Bu ifadeyi Türkçeye çevirecek olursak en nazik haliyle “Rus Savaş Gemisi S.ktir Git” ibaresini kullanabiliriz.

Bu açıklamaların konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını umarak, başvurunun incelenmesine geri dönüyoruz.   


Bildiğimiz üzere bir ibarenin marka olarak tescil edilebilmesi için, o ibarenin sınırları ilgili mevzuatta çizilen genel geçer bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir (IPR Gezgini’nin okuyucu portföyünü düşünerek tek tek bu kriterlerden bahsederek yazıyı uzatmayacağım.). Marka olarak tescil edilebilme kriterleri ülkelerin yerel uygulamalarına göre farklılık gösterse de en yaygını ve kabul edileni tescil talebine konu işaretin “ayırt edici” niteliğe sahip olması gerekliliğidir. İnceleyeceğimiz karar da bu gereklilik üzerinde yoğunlaşmış bir değerlendirmeyi içermektedir.

“Russian Warship Go F**k Yourself” ibaresinin tescili amaçlı başvuru, EUIPO inceleme birimi tarafından Birlik Marka Tüzüğünün 7(1)(f) bendi kapsamında reddedilir. İlgili bent kamu düzenine ve ahlaka aykırı markaların tescil edilmeyeceği hükmünü içermektedir. EUIPO ret kararını; “Russian Warship Go F**k Yourself” ibaresinde “F**k” kelimesinin yer alması, ibarenin bütününe bakınca ortalama tüketicilerin bunu kolaylıkla “Fuck” olarak algılayacakları, sloganın bütünsel anlamı itibarıyla trajik bir işgalden finansal kazanç sağlama amaçlı bir marka olarak algılanacağı gibi gerekçelere dayandırmış ve marka bütünsel anlamı itibarıyla ahlaka aykırı bulunmuştur.

Başvuru sahibi ret kararına karşı itiraz eder ve EUIPO Temyiz Kurulu itirazı inceler. Temyiz Kurulu ilk aşamada, başvurunun AB Marka Tüzüğü 7(1)(b) bendi uyarınca ayırt edici nitelikten yoksunluk nedeniyle reddedilmesi gerektiği görüşüne ulaşır ve başvurunun ret gerekçeleri arasına anılan bendi ekler. Bunu yaptıktan sonra başvuru sahibine bildirimde bulunur ve yeni ret gerekçesine karşı görüşlerinin sunulmasını talep eder. Başvuru sahibi yeni eklenen ret gerekçesine karşı görüşlerini sunar ve Temyiz Kurulu incelemesi belirtilen tüm gerekçeler kapsamında yapılır. İnceleme sonucunda Temyiz Kurulu ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçeli ret kararını yerinde bularak itirazı reddeder. Ret kararının temel gerekçesi; markayı oluşturan “Russian Warship Go F**k Yourself” ibaresinin Ukrayna’nın Rus işgaline karşı verdiği mücadelenin sembollerden birisi olması, söz konusu ibarenin Ukrayna ordusu, askerleri, Ukrayna ve savaş ile ilişkilendirilmesi, bu bağlamda ilgili kamuoyunun, yalnızca ibarenin ilettiği politik mesajı görecek ve ibareyi marka yani ticari köken gösteren bir işaret olarak algılamayacak olmasıdır. Aksine, söz konusu ibare ilgili kamuoyu tarafından, ezici zorluklar karşısında cesareti teşvik eden politik amaçlı bir slogan olarak algılanacaktır. Bu nedenle başvurusu yapılan “Russian Warship Go F**k Yourself” ibaresi ayırt edici olmayan politik bir slogandır. Bu çerçevede, Temyiz Kurulu 7(1)(b) bendi kapsamında verilen ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçeli ret kararını yerinde bularak onar.  7(1)(b) bendi kapsamındaki ret kararı bulunduğundan, Temyiz Kurulu 7(1)(f) bendi kapsamında verilen ret kararının yerindeliğinin incelenmesine gerek olmadığını belirterek, bu yöndeki itirazı ayrıca incelemez.

Başvuru sahibi, Temyiz Kurulu kararına karşı sonraki aşama olan Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi’ne başvurarak EUIPO kararının iptal edilmesini talep eder.

Yazının bundan sonraki kısmında Genel Mahkeme sürecinde tarafların iddia ve savunmalarından ve Mahkeme tarafından verilen 13 Kasım 2024 tarihli T-82/24 sayılı karardan bahsedeceğim.

Başvuru Sahibinin İddiaları, EUIPO’nun Karşı Argümanları ve Genel Mahkemenin Değerlendirmesi

Başvuru sahibi ret kararının kaldırılmasına yönelik talebini 3 ana argümana dayandırmıştır. Bu argümanlar, argümanlara karşı EUIPO’nun görüşleri ve Genel Mahkemenin değerlendirmesi aşağıda okuyuculara aktarılmaktadır:

1- 2017/001 sayılı AB Marka Tüzüğünün 7(1)(b) bendinin ihlali:

AB Marka Tüzüğünün 7(1)(b) bendi ayırt edici karaktere sahip olmayan markaların tescil edilmeyeceği hükmünü içermektedir. 7. maddenin ikinci fıkrasında ise, tescil edilemezlik gerekçelerinin Avrupa’nın yalnızca bir bölümünde geçerli olması durumunda dahi ret kararının verileceği belirtilmektedir. Bir markanın ayırt edici niteliğe sahip olması için, tescil başvurusu yapılan mal veya hizmetin belirli bir teşebbüsten geldiğini gösterebilmesi ve dolayısıyla söz konusu mal veya hizmetin diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmesi gerekir. Markanın ayırt ediciliği önce başvuru konusu mal ve hizmetler bakımından değerlendirilir, daha sonra da ilgili tüketicinin algısına bakılır.  Ayırt edici niteliğe sahip markaların, bir markanın esas işlevini, yani markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin kökenini belirtme ve böylece söz konusu mal veya hizmetleri satın alan tüketicinin, olumlu bir deneyim yaşaması durumunda bunları tekrar satın almasını sağlama işlevini yerine getirdiği kabul edilir. Bir markanın ayırt edici niteliğe sahip olmaması ise markanın esas işlevini, yani markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin kökenini belirtme işlevini yerine getirememesi, dolayısıyla söz konusu mal veya hizmetleri satın alan tüketicinin olumsuz bir deneyim yaşaması durumunda bu malları veya hizmetleri tekrar satın almaktan kaçınmasını sağlayamaması anlamına gelecektir.

    Temyiz Kurulu, başvurulan markanın kapsadığı mal ve hizmetlerin esas olarak genel kamuoyunu hedefleyen günlük mal ve hizmetlerden oluştuğunu, ancak bu mal ve hizmetlerden bazılarının iş profesyonellerini de hedef alabileceğini ileri sürmüştür. Ek olarak başvuru İngilizce olsa bile, temel İngilizce bilgisine sahip Rusça konuşan halk tarafından da anlaşılabilecek olan basit İngilizce kelimelerden oluşmaktadır. Temyiz Kurulunun başvuruyu hangi nedenlerle ayırt edici nitelikten yoksun bulduğu yazının önceki bölümlerinde detaylı olarak aktarıldığından, aynı ifadeler burada bir kez daha tekrar edilmeyecektir.

    Başvuru sahibi ise, markanın başvurulan mal ve hizmetler bakımından tamamen ayırt edici olduğunu savunmuştur. Başvurudan önce kamuoyunun bu ifadeyi duymadığını ve ifadenin kullanıldığı olaydan sadece üç hafta sonra başvurulması sebebiyle, söz konusu olay ile ilişkilendirilecek kadar süre geçmediği de dile getirilmiştir. Başvuru sahibine göre; belirtilen nedenlerle Temyiz Kurulunun markanın ayırt edici olmadığına dair değerlendirmesi yerinde değildir, reklam sloganları ile içtihadın mevcut ihtilafa uygulanması konusunda yanlış bir sonuca varılmıştır, başvurunun bir reklam veya tanıtım işlevi olmadığından ilgili içtihatlar yanlış uygulanmıştır. Bunlara ilaveten, başvuru sahibine göre incelemede başvurulan markanın başvuru sahibi ile ilişkili olduğunun dikkate alması gerekmektedir. Şöyle ki; markaların çok yakından ve belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde marka sahibi ile ilişkilendirildiği durumlarda ilgili halk, bu kişileri o işareti taşıyan mal veya hizmetlerin ticari kökeni olarak görmekte ve mal veya hizmetleri bu kişilerle ilişkilendirmektedir.  İnceleme konusu ifadenin sembolik niteliği nedeniyle, Avrupa Birliği’ndeki tüketiciler başvuruyu mantıksal olarak Ukrayna Devleti ve Ordusu dışında başka bir kaynakla ilişkilendiremeyecek, ortalama bir tüketici başvurulan marka altında pazarlanan bir ürünü satın aldığında ürün ile marka sahibi arasında zihinsel bir bağlantı kuracak ve bu ürünü satın alarak Ukrayna’yı desteklediğine inanacaktır. Başvuru sahibine göre; yıllar boyunca süren benzer durumlar nedeniyle ilgili tüketicilerin bu düşünce biçimi olağandır ve belirtilen tüm nedenlerle başvuru hakkında verilmiş ret kararı hatalıdır.

    Genel Mahkeme yaptığı inceleme ve değerlendirme sonucunda, Temyiz Kurulu ile aynı yönde tespitlere ulaşmıştır. Öncelikle, başvurunun ticari kaynak bildiren bir ifade olarak değil, politik bir mesaj olarak algılanacağı belirtilmiş, bu politik mesajın da markanın hitap ettiği genel tüketici kitlesi bakımından, açık olarak Rusya’nın saldırganlığına karşı Ukrayna’nın mücadelesinin desteklenmesi olduğu ifade edilmiştir. Bu haliyle başvuru kapsadığı tüm mal ve hizmetler ve hitap ettiği tüketici kitlesi bakımından ticari kaynak gösteren ayırt edici bir işaret olarak algılanmayacaktır. Buna ilaveten başvuru sahibi, başvurunun tek bir askerle özdeşleşmiş bir ifade olduğunu belirtmiş olsa da başvuru ayırt edici nitelikten yoksun bulunmuşken, bu tip bir argüman ancak kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik iddiası çerçevesinde incelebilecektir. Başvuru sahibinin bu yönde bir itirazı ise bulunmamaktadır. Genel Mahkeme, belirtilen nedenlerle birinci argüman hakkında EUIPO’yu haklı bulmuş ve bu başlık altında öne sürülen başvuru sahibi iddialarını reddetmiştir.

    2- Eşit muamele ve düzgün yönetim ilkelerine uyulmaması:

    Başvuru sahibine göre; Temyiz Kurulu, başvurunun ayırt edici karakterini değerlendirirken, benzer işaretlerin özellikle siyasi sloganların ayırt edici karakteri hakkında geçmişte uyguladıklarından farklı kriterler uygulayarak, eşit muamele ve düzgün yönetim ilkelerini ihlal etmiştir.

    Temyiz Kurulunun bu iddiaya karşılık argümanları aşağıdaki şekildedir:

    Eşit muamele ve düzgün yönetim ilkeleri çerçevesinde EUIPO benzer markalar hakkında önceden verdiği kararları dikkate almalı ve aynı yönde karar verip vermeyeceğini dikkatle belirlemelidir. Bununla birlikte, bu ilkelerin ne şekilde uygulanacağı hukuka uygunluk ilkesiyle uyumlu olmalıdır. Bu çerçevede, bir markayı tescil ettirmek isteyen kişi, kendi lehine aynı kararın verilmesi talebiyle başka bir kişi adına gerçekleştirilmiş hukuki olmayan bir işleme dayanamaz. Bunun ötesinde, hukuki belirlilik ve düzgün yönetim esasları çerçevesinde, markaların uygun olmayan biçimde tescil edilmesini engellemek amacıyla, her markanın incelenmesi doğru ve kapsamlı biçimde yapılmalıdır. Buna uygun olarak, inceleme her vaka bazında ayrı olarak yapılmalıdır. Bir markanın tescil edilmesi, ilgili markanın kendi olguları kapsamında değerlendirilebilecek ve amacı, inceleme konusu markanın herhangi bir ret gerekçesi kapsamına girip girmediğini belirlemek olan özel kriterlere bağlıdır. AB yargısı içtihadına göre, tescili talep edilen işaretin, tescili daha önce onaylanmış olan ve tescili talep edilen işaretin aynı veya benzer mal veya hizmetlere atıfta bulunan bir markanınkiyle aynı şekilde oluşturulmuş olması durumunda dahi bu hususlar geçerlidir. Mevcut ihtilafta, Temyiz Kurulu, tam ve özel bir inceleme temelinde ve ihtilafın kendine özgü koşullarını dikkate alarak, başvurunun ilgili ret gerekçesi kapsamına girdiği sonucuna doğru bir şekilde varmıştır ve bu nedenle başvuru sahibi, bu sonuca ortadan kaldırmak için EUIPO’nun önceki kararlarına veya Temyiz Kurulunun takip etmediği bir EUIPO kararına dayanamaz.

    Genel Mahkeme, ikinci argümana yönelik olarak, yıllardır devam ettirdiği istikrarlı içtihadından farklı bir hususu dile getirmemiş ve EUIPO Temyiz Kurulunun görüşleri doğrultusunda başvuru sahibinin iddialarını reddetmiştir.

    3- 2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü 71(f) bendinin ihlali:  

    Yazının başında bahsettiğimiz üzere, EUIPO ilk inceleme birimi marka başvurusunu 7(1)(f) bendi kapsamında ahlaka aykırılık gerekçesiyle reddetmiştir. Karara karşı yapılan itiraz incelenirken, Temyiz Kurulu başvurunun ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatine ulaşmış, bu nedenle başvurunun ret gerekçeleri arasına 7(1)(b) bendini eklemiş ve başvuru sahibine yeni ret gerekçesine karşı görüşlerini sunması için ek süre vermiştir. Başvuru sahibinin görüşlerini sunmasının ardından itirazı tüm gerekçeleri bakımından inceleyen Temyiz Kurulu ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçeli ret kararını, yukarıda detaylı olarak açıklanan nedenlerle yerinde bulmuştur. Belirtilen gerekçeye dayalı ret kararının yerinde bulunması nedeniyle Temyiz Kurulu, ahlaka aykırılık gerekçeli ret kararının yerindeliğinin incelenmesine ayrıca ihtiyaç bulunmadığını belirtmiştir.

    Başvuru sahibi, Genel Mahkeme önünde Temyiz Kurulunun yeni bir ret gerekçesi ileri sürme hakkını sorgulamamaktadır. Ancak, 7(1)(f) bendi kapsamındaki ret kararına itiraz ederken de zaman ve çaba harcaması ve bu kararın incelenmesi için resmi ücretler ödemesi göz önüne alındığında, Temyiz Kurulunun ret gerekçelerinin tümünü inceleyerek karar vermesi gerektiğini, dolayısıyla 7(1)(f) bendi kapsamında da inceleme ve değerlendirme yapması gerektiğini belirtmektedir.

    EUIPO yukarıda belirtilen iddiaya karşı yaptığı savunmada, içtihat uyarınca Temyiz Kurulunun inceleme esnasında başvuruya ilişkin yeniden tam bir inceleme yapma yetkisine de sahip olduğunu ve bu nedenle başvurunun ret gerekçeleri arasına 7(1)(b) bendinin Temyiz Kurulunca eklenmesinin hukuki olduğunu belirtmektedir. Kaldı ki başvuru sahibi de bu yetkiyi kabul etmektedir. Buna ilaveten, yeni eklenen ret nedenine karşı görüşlerini sunması için başvuru sahibine süre verilmiş, görüşleri talep edilmiş ve başvuru sahibi de görüşlerini sunmuştur. Dolayısıyla, başvuru sahibinin savunma hakkının ihlali de söz konusu değildir. Buna ilaveten, AB Marka Tüzüğü 7(1) maddesi uyarınca, mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı, bir Birlik Markası başvurusunun reddedilebilmesi için yeterlidir. Dolayısıyla, bir başvuru hakkındaki ret kararına ilişkin olarak, ret gerekçelerinden birisinin (incelenen vakada 7(1)(b) bendi – ayırt edici nitelikten yoksunluk) tam bir inceleme sonucunda yerinde bulunması nedeniyle, diğer ret gerekçesinin incelenmesine (incelenen vakada ahlaka aykırılık – 7(1)(f) bendi) gerek bulunmamaktadır.

    Genel Mahkeme, iddia ve savunmayı incelemesi neticesinde, EUIPO’nun argümanlarını yerinde bulmuş ve bu yöndeki başvuru sahibi itirazını da kabul etmemiştir.

    Genel Mahkeme, başvuru sahibinin üç ana iddiasını yukarıda detaylı olarak açıkladığımız nedenlerle reddetmiş ve başvuru hakkında ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen ret kararını yerinde bulmuştur. Bu çerçevede EUIPO Temyiz Kurulu kararının iptali talepli dava, Genel Mahkemenin T-82/24 sayılı kararıyla reddedilmiştir.


    Sonuç

    Başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlere bakıldığında, başvuru sahibinin bu sloganı çok çeşitli sektörlerde kullanma arzusu olduğu anlaşılmaktadır.  Ancak tahminimce çoğumuz, böyle bir sloganı ne boynumuzda takı olarak taşıyabilirdik ne baskılı tişört olarak giyebilirdik ne de bu isimde bir savaş oyunuyla eğlenebilirdik. Sonuç ne olursa olsun, bu tür sloganları taşıyan ürünlerin kullanımının barışçıl bireyler için tercih edilir olmaması gerekir. Tabii ki ülkesi işgal altında olan insanların tepkilerini gösterme biçimlerinin bulunduğumuz yerden anlaşılması da her zaman kolay değildir.

    Karar hakkında kişisel yorumumu ekleyecek olursam, öncelikle başvurunun ayırt edicilikten yoksunluk gerekçesiyle reddedilmesi kanaatimce de yerindedir ve EUIPO Temyiz Kurulu ve Genel Mahkemenin bu yöndeki tespitlerine katılıyorum. Bununla birlikte, EUIPO Temyiz Kurulunun ahlaka aykırılık gerekçeli ret kararını da yorumlaması kanaatimce gelecekteki benzer ihtilaflara bugünden ışık tutulması bakımından daha yerinde olurdu. Böyle bir durumda çok yüksek olasılıkla Genel Mahkemenin de bu hususu ne şekilde değerlendirdiğini görecektik ve bu değerlendirme politik sloganların incelenmesi hususunda bize önemli bir rehber teşkil edecekti. Kim bilir belki de ihtilafın politik yönü dikkate alındığında, EUIPO Temyiz Kurulu ayırt edici nitelikten yoksunluk gibi daha nötr bir inceleme sahasının etrafında dolaşmayı tercih etmiştir, insan böyle hissetmekten kendisini alamıyor.

    Sinem GÖZÜBÜYÜK

    Şubat 2025

    sinem_yavas@hotmail.com

    KİTAP TANITIMI: “ÇALIŞAN BULUŞLARININ PATENT ve TİCARİ SIR HÜKÜMLERİNE GÖRE KORUNMASI”



    IPR Gezgini’ne yazılarıyla da katkı sağlamış arkadaşımız F. Betül ÖZBEK tarafından yüksek lisans tezi olarak kaleme alınan “Çalışan Buluşlarının Patent ve Ticari Sır Hükümlerine Göre Korunması” isimli çalışma, Şubat 2025’te Seçkin Yayıncılık tarafından kitap olarak yayımlandı. Yayınevinin kitaba ilişkin tanıtım ve sipariş sayfasına bu bağlantıdan erişilebilir.

    Eseri bu kısa yazıda yazarının kaleminden okuyucularımıza tanıtacak ve devamında eserin kapsamı hakkında daha net bir fikir verebilmek adına İçindekiler bölümünü paylaşacağız.

    “Çalışanlar tarafından iş ilişkisi sırasında geliştirilen buluşlar, çalışanın fikri çabası ile işverenin sağladığı kaynak ve altyapının bir ürünü olarak şirketler için ekonomik değer ve rekabet avantajı potansiyeli taşıyan varlıklardır. Buluş faaliyeti, yalnız işveren ve çalışanın çıkarlarını değil, teknolojik ve bilimsel ilerlemeden fayda sağlayacak toplumun menfaatlerini de yakından ilgilendirir. Çalışan buluşlarına ilişkin yasal düzenlemeler, işveren ve çalışana getirilen hak ve yükümlülükler ile buluş sürecinin hukuki öznelerinin menfaatleri arasında adil bir denge kurmayı amaçlar.

    Sınai Mülkiyet Kanunu’nda işverene, çalışan buluşundan doğan hakları tam hak talebi aracılığı ile devralma imkanı tanınmış ve bu kapsamda birtakım yükümlülükler getirilmiştir. Hizmet buluşundan doğan hakları devralan işveren, bu buluşu patent veya faydalı model belgesiyle sınai hak koruması altına almakla yükümlüdür. Bununla beraber yükümlülüğünün istisnalarına ilişkin düzenlemeye göre işveren, işletme menfaatlerinin başvuru yapmamayı gerektirmesi durumunda buluşu ticari sır olarak koruyarak patent başvurusundan kaçınabilir. Bu düzenlemeye göre bir hizmet buluşunun, patent veya ticari sır hükümleri çerçevesinde korunması mümkündür. Buluş için uygun koruma türünün seçimi, işveren bakımından bir değerlendirme sürecini zorunlu kılmaktadır. İşverenin hizmet buluşunu patent veya ticari sır olarak değerlendirme yönünde vereceği kararın hüküm ve sonuçları farklılık göstereceğinden, koruma türlerinin ayrıntıları ile ele alınması ve işveren tarafından yapılacak seçimi etkileyecek hususların açıklanması önem taşımaktadır.

    Bu kapsamda eserde:

    • Çalışan buluşunun ortaya çıkma sürecinde iki temel aktörü oluşturan işveren ve çalışanın menfaatler dengesi çerçevesinde hizmet buluşu üzerindeki hak sahipliği,
    • SMK’da sayılan şartlar bir araya geldiğinde buluş üzerinde hak talebinde bulunmaya yetkili olan işverenin buluştan doğan hakları devralması ile ortaya çıkan asli yükümlülükleri ve
    • Hizmet buluşunun patent veya ticari sır korumasına konu edilmesinin işveren ve çalışan bakımından hüküm ve sonuçları incelenmiştir.”

    Kitabın içindekiler bölümü aşağıda paylaşılmaktadır:


    Betül Hanım’a yol gösterici çalışması için bizler de teşekkür ediyor ve eserin ilgili tüm kesimlere faydalı olmasını diliyoruz.

    IPR GEZGİNİ

    Şubat 2025

    iprgezgini@gmail.com

    YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN GÜRAL KARAR(LAR)I ÜZERİNE GÜNCEL TESPİTLER



    Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/1814 E., 2021/1611 K. sayılı BOZMA kararının; özellikle, iltibas ve tanınmış marka açısından, karar içinde yer alan çelişkileri, Yargıtay’ın benzer konulardaki diğer kararlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiş ve BOZMA kararının akıbeti araştırılmıştır.

    Buna göre; bozma sonrası görülen davada, ilk derece mahkemesinin Yargıtay bozma ilamına uymayarak, ilk kararında direndiği (ANKARA 4 FSHHM’nin 2021/133 E- 2021/280 K sayılı kararı) ve dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmıştır.

    Söz konusu direnme kararında mahkeme ESİN GÜRAL ve GÜRAL markaları arasında iltibas ve karıştırılma ihtimali olduğunu belirttikten sonra “…dava konusu ESİN GÜRAL markasının, davalının GÜRAL ibareli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, davacı tarafın adının ve soy adının başvuru markasına aynen yer alması hususunun, davacıya kendi başvurusu için üstün bir hak vermeyeceği,…” tespit ve değerlendirmesine yer verildiği anlaşılmıştır.[1]

    Direnme sonrası verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.07.2023 tarihli 2022/11-220 Esas, 2023/723 karar sayılı ilamı ile Yargıtay 11. HD’nin bozma kararının kaldırılmasına karar verilerek, dosyanın ilgili Daireye tekrar gönderilmiş olduğu ve Dairenin 2023/4544 E- 202375257 K sayılı kararı ile BAM’ın ilgili kararının onandığı anlaşılmıştır.

    Nitekim HGK’nın anılan ilamında “… davacıya ait marka ile davalı şirkete ait itiraza mesnet markaların kapsamlarındaki mal veya hizmetlerin benzerliği uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Bu anlamda uyuşmazlığın özü taraf markalarındaki ibarelerin karıştırılmaya neden olabilecek düzeyde benzer olup olmadığı noktasında toplanmıştır. Bu itibarla benzer mal ve hizmetlerde tescilli taraf markalarının ibareleri arasındaki benzerliğe ilişkin incelemede uygulama alanı bulan hüküm 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi olduğundan aynı uyuşmazlık için ayrıca KHK’nın 8/4 üncü maddesi kapsamında herhangi bir inceleme yapılması mümkün değildir. bozma kararında ilk olarak  ad ve soyadın birlikte yer aldığı markalar ile sadece soyadı yer alan markalar arasında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceği kabul edildikten sonra bu kabule aykırı olarak marka olarak tescil edilmek istenen ad ve soyad ile davalının tanınmış markaları arasında, ibareler arası benzerlik kabul edilmişçesine, markanın tanındığı sektördeki herhangi bir mal ve hizmet yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/4 üncü maddesindeki risklerin ortaya çıkabileceğinin kabul edilmesi, yine ibareler itibariyle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı belirtilen davacıya ait marka ile davalı şirket markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin benzer olmalarına  rağmen anılan mal  ve hizmetler  farklıymış gibi 556 sayılı KHK’nın 8/4 üncü maddesi koşulları değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararının verilmiş olması karşısında, Özel Daire bozma ilamının kendi içinde çelişkili değerlendirmeler içerdiği, bu çelişkilerden anlaşıldığı üzere bozma ilamının açık bir hataya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan gerektirici nedenlere göre açık biçimde maddi hataya dayalı Özel Daire bozma kararı ile İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının ortadan kaldırılmasına ve işin esasına ilişkin olarak ileri sürülen temyiz itirazlarının yöntemince değerlendirilmesi ve dosya kapsamına uygun, çelişki içermeyen ve gerekçeli bir inceleme yapılması için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar vermek gerektiği..” gerekçesiyle direnme kararı yerinde bulunmuştur.[2]

    Yargıtay 11 HD, 2023/4544 E- 2023/5257 K sayılı kararı ile, ihtilaf konusu markaların (Esin Güral / Güral) iltibas oluşturdukları yönündeki BAM kararını[3] onamıştır.

    Karar bu yönü ile Dairenin benzer durumlara ilişkin vermiş olduğu kararları ile de uyumludur. Nitekim:

    1- 2014/93933  sayılı EROL GÜRAL markasına ilişkin olarak görülen Ankara 2. FSHHM’nin 26.10.2016 tarih 2016/57 esas ve 2016/345 sayılı dosyasında ilk derece mahkemesi EROL GÜRAL ve GÜRAL Markalarını iltibas içinde görerek , sonraki markanın iptali yönünde verilen TÜRKPATENT YİDK kararının iptali talebini reddetmiştir. BAM 20. Hukuk Dairesinin 01.02.2017 tarih, 2017/37 esas, 2017/72 sayılı kararı ile istinaf taleplerinin reddine dair verilen karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.11.2018 tarih, 2017/1701 esas ve 2018/7170 sayılı kararı ile de onanmıştır.


    2- 2014/93937 kodlu RIZA GÜRAL markası hakkında görülen Ankara 4. FSHHM’nin 2016/180 E ve 2017/434 K sayılı kararı ile de RIZA GÜRAL-GÜRAL markalarının iltibas yarattıkları kabul edilmiş, ANKARA BAM 20 HD’nin 2018/594 E ve 2018/1290 K sayılı kararı istinaf istemlerinin reddine dair verilen karar Yargıtay 11. Dairenin 2019/1575 E ve 2019/8229 K sayılı kararı ile onanmıştır.

    Kararda, “başvuru ile davalı şirketin ‘ GÜRAL’ ibareli markaları arasında görsel ve işitsel olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerliğin bulunduğu, davacı başvurusunda bulunan ‘RIZA’ ibaresinin davalı firmanın ‘GÜRAL’ ibareli tescilli markalarından farklı şekilde bir marka yarattığı izleniminin doğmadığı, ‘GÜRAL’ ibaresinin davalı firmanın markasının tanınmışlığı nedeniyle baskın olarak göze çarptığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan makul düzeyde bilgilendirilmiş marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detayları karşılaştırma olanağı bulunmayan daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin yargılama konusu mal ve hizmetler yönünden ayırdığı satın alma süreci içinde , davacının RIZA GÜRAL ibareli başvuru markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden bunun davalı şirketin GÜRAL ibareli tescilli ve mutfak eşyaları ürünlerinden tanınmış markalarından farklı bir marka olarak algılayamayacağı, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu…” [4] belirlemesine yer verilmiştir.


    3- 2015/42843 sayılı GÜLDEN GÜRAL markası hakkında görülen ANKARA 4. FSHHM’nin 2017/302 E ve 2018/429 K sayılı kararı ile de, GÜLDEN GÜRAL markasının GÜRAL markaları ile iltibas yarattığı kabul edilmiş, karar ANKARA BAM 20 HD’nin 09.10.2020 tarih ve 2019/462 E- 2020/854 K sayılı kararı ile istinaf istemlerinin reddine karar verilmiş, karar YARGITAY 11 HD’nin 2021/163 E- 2022/3806 K sayılı kararı ile onanmıştır.

    Kararda ‘Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafın marka başvurusuna konu ettiği GÜLDEN GÜRAL ibaresi ile davalı şirketin GÜRAL esas ibareli markaları arasında davacının başvurusu kapsamından çıkartılan mal/hizmetler yönünden , görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek düzeyde 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas bulunduğu, dava konusu ibareler arasındaki iltibas nedeniyle de kişinin ad ve soyadının dürüstçe kullanımının engellenemeyeceği yönündeki iddiasının yerinde bulunmadığı’ belirlemesinin yapıldığı görülmüştür.[5]


    4- 2017/14395 sayılı NAFİ GÜRAL markası hakkında görülen ANKARA 1. FSHHM’nin  2018/212 E ve 2019/628 K sayılı kararı ile ihtilaf konusu NAFİ GÜRAL ve GÜRAL markaları iltibas içinde görülerek, davanın reddi yönünde karar verilmiş, karar ANKARA BAM 20 HD’nin 21.04.2022 tarih ve 2020/1207E- 2022/555 K sayılı kararı ile istinaf istemlerinin reddine karar verilmiş,  karar YARGITAY 11 HD’nin 2022/4631 E- 2024/1019 K sayılı kararı ile onanmıştır.


    Anonim kalmak isteyen okuyucumuzun ilettiği tespitlerin konunun daha iyi anlaşılmasına yardım ettiğini umuyor ve kendisine görüşleri için teşekkür ediyoruz.

    IPR GEZGİNİ

    Şubat 2025

    iprgezgini@gmail.com


    DİPNOTLAR

    [1] ANKARA 4 FSHHM ‘ nin 2021/133 E- 2021/280 K

    [2] Yargıtay HGK 05.07.2023 tarihli ve 2022/11 220 Esas, 2023/723Karar sayılı ilâmı 

    [3] Ankara BAM 20 HD’ nin 21.02.2020 tarih ve 2018/2059 E-2020/260 K

    [4] Yargıtay 11. Dairenin 2019/1575 E ve 2019/8229 K 

    [5] Yargıtay 11. Dairenin 2021/163 E- 2022/3806 K

    AD ve SOYADLARINDAN OLUŞAN MARKALARDA KARIŞTIRILMA İHTİMALİ DEĞERLENDİRMESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER & GÜRAL ve CHEF BURAK KARARLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME 


    Marka Olarak Kişi Adları

    Gerçek kişi adlarının marka olarak tescili, farklı hukuk sistemlerinde değişen yaklaşımlara konu olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kanada gibi bazı ülkelerde, bireylerin isimleri yaşamları süresince ve ölümden sonra 30 yıl boyunca marka olarak tescil edilememektedir. Buna karşın, Türkiye, İsviçre ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ise kişi adlarının marka olarak tesciline genel olarak izin verilmektedir.[1]

    Marka olabilecek işaretler 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 4’üncü maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, “marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.” Yapılan tarife bakıldığında, kişi adlarının marka olarak tescil edilebileceği mevzuatta açıkça düzenlenmiştir.

    Uygulamada kişi adları, soyadları ya da bunların birlikte kullanımı sıklıkla marka başvurularına konu olmaktadır. Yukarıdaki tanımda açıklandığı üzere SMK’na göre, bir teşebbüsün mallarını ya da hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmeye yarayan kişi adları dahil her türlü işaret, marka olarak tescil edilebilir.

    Belirtilmelidir ki bu yazıda işlenilmek istenen konu, kişi adlarının, zaman zaman başka unsurlarla birlikte kişilerin kendileri tarafından marka tesciline konu edilmesidir. Kaynağını Medeni Kanun’dan alan kişilik hakkının bir parçası olarak kişinin adının başkası tarafından haksız kullanımı, kişilik hakkına saldırı teşkil eder ve bu haksız kullanım hallerinden biri de kişinin adının rızası olmadan marka olarak tescil edilmesidir. SMK m.6/6 hükmüne göre, adın haksız kullanımı halinde ad sahibinin marka tesciline itiraz hakkı doğmaktadır.

    SMK m.6/6 kapsamında, markanın “başkasına ait” bir kişi adını içermesi ve bu durumun ilgili kişinin kişilik haklarını ihlal etmesi esas alınmaktadır. Bir ismin birden fazla kişi tarafından kullanılması mümkün olup, bu isim sahiplerinden birisi ismini marka olarak tescil ettirmek isteyebilir. Böyle bir durumda, diğer kişilerin SMK m.6/6 hükmüne dayanarak ileri sürecekleri itirazları başka bir haklı sebep yoksa muhtemelen reddedilecektir. Çünkü bir kişinin kendi adını marka olarak tescil ettirmesi, hukuka aykırı bir fiil teşkil etmediğinden, başkasının kişilik hakkına saldırı olarak değerlendirilemez.

    Bununla birlikte, bazı durumlarda kişinin kendi adını marka olarak tescil ettirmesi sakıncalı olabilir. Örneğin, Yıldız Tilbe veya Fatih Altaylı gibi tanınmış ve toplum nezdinde bilinirliği yüksek kişilerle aynı adı taşıyan bir bireyin, bu ismi marka olarak tescil ettirmesi halinde, ilgili ünlü şahsiyetlerin tanınmışlığından haksız yere yararlanma ihtimali doğabilir. Bu tür durumlarda, somut olayın koşulları dikkate alınarak yapılan marka başvurusu kötü niyetli kabul edilebilir ve itiraz halinde, SMK m.6/9 uyarınca reddedilebilir.[2]

    Bu noktada esas konumuz olan kişi adların tescilinde karıştırılma ihtimaline yönelik incelemeye başlamadan önce, kişi adlarının marka tescilinde SMK m. 6/9 uyarınca kötü niyet unsuru oluşturmasının açıklanması faydalı olacaktır:

    Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nin 14 Mayıs 2019 tarihli T-795/17 sayılı kararına konu olan bir olayda, Portekiz vatandaşı “Carlos Moreira” tarafından Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO), 17 Aralık 2012 tarihinde “Neymar” kelime markasının 25. sınıfa dahil “Giysiler, ayak giysileri, baş giysileri” malları için tescil edilmesi talebiyle bir başvuru yapılmıştır.

    Mahkemenin kararında özetle, marka tescil başvurusunun yapıldığı tarihte başvuru sahibinin niyetinin, futbolcu Neymar’la bağlantı kurulmasını sağlayarak, onun ününden haksız avantaj sağlamak olduğu tespitiyle başvuru sahibinin marka başvurusunun kötü niyetli olduğu açıklanmaktadır.[3]


    Ad ve Soyadından Oluşan Markalarda Karıştırılma İhtimali İncelemesi

    Yargıtay, E2003/4003 sayılı “TIC-TAC” kararında, karıştırılma ihtimali kavramını şu şekilde tanımlamıştır:

    Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus halkın iki işaret arasında herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel ve görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba” olmasa bile, halk tarafından iki marka arasında bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.[4]

    Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yapılan karıştırılma ihtimali incelemesi fiili bir durum değerlendirmesi olmayıp, soyut bir hukuki değerlendirmedir. Bu nedenle gerek itiraz sahibinin gerekse de başvuru sahibinin itiraz incelemesinde karşılaştırma konusu markaların piyasada fiili olarak karıştırılacağına ya da karıştırılmayacağına dair kanıt sunma zorunluluğu yoktur.[5]

    Ad ve soyadlarının marka olarak tescil edilmesinde karıştırılma ihtimali değerlendirmesi kritik bir rol oynar. Ad ve soyadlarının marka olarak tescilinde ayırt edici güçleri, kullanım yaygınlıklarıyla ters orantılıdır. Yaygın kullanılan ad ve soyadlarının ayırt edici güçleri daha düşük kabul edilmekte, bu nedenle bu tür markaların kaynak gösterme işlevleri sınırlı olmaktadır. Bu bağlamda, soyadların genellikle adlara göre daha fazla ayırt edici güce sahip olduğu kabul edilir. Soyadların ortak unsur olduğu işaretler arasında karıştırılma ihtimali daha yüksekken, adların ortak unsur olduğu durumlarda bu ihtimal görece daha düşüktür. Eğer ortak unsur Türkiye’de yaygın olarak kullanılan isimlerden ise işaretler arasında karıştırılma ihtimali olmayacağı sonucuna ulaşılabilecektir.

    Buna karşın, Türkçe kişi adından oluşan veya asli ayırt edici unsurları Türkçe kişi adı olan markaların, aynı kişi adını farklı ayırt edici unsurlarla birlikte içeren markalarla benzerliği incelenirken, mutlak surette markaların benzer olduğu sonucuna da varılamaz.[6]


    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin “Güral” Kararı

    Ad- soyad markalarının karıştırılma ihtimali incelemesinin kavranması açısından Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin “GÜRAL” kararı önemlidir.[7] Dolayısıyla, konunun daha net aktarılabilmesi için “Güral” kararının özetlenmesi yerinde olacaktır:

    Adı geçen davada, davacı vekili, müvekkili adına 2014/93934 başvuru numarası ile 18/11/2014 tarihinde gerçekleştirilen “…” ibareli marka başvurusunun TPMK tarafından itirazla reddedildiğini, bir kişinin kendi isim ve soyadının marka olarak kullanılmasının önlenemeyeceğini, dava konusu markaların yazılış, okunuş ve anlamsal olarak açıkça farklı olduğunu ileri sürerek, TPMK YİDK’nin 21/12/2015 tarih ve 2015-M-12235 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı şirket vekili, müvekkilinin “GÜRAL” esas unsurlu çok sayıda markanın sahibi olduğunu ve “GÜRAL” markasının tanınmış marka olarak tescil edildiğini, davacının isminin sadece “…” değil “…” olduğunu, davacının amacının “GÜRAL” ibaresi üzerinde hak tesis etmek olduğunu, davacının ortağı olduğu şirketlerin ve ailesinden diğer kişilerin “GÜRAL” ibaresi üzerinde hak sahibi olmaya çalıştıklarını, davacının daha önceden de 2011/56720 başvuru ile “…” ibaresini marka olarak almak istediğini ancak yapılan itiraz sonucunda bu başvurunun reddedildiğini, taraflar arasında markanın tüm aile fertleri tarafından kullanılacağına ilişkin bir anlaşma bulunmadığını, bir kişinin isim ve soyadını kullanmasının ancak bir başka marka ile iltibas yaratmaması halinde mümkün olabileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    İlk derece mahkemesince özetle, ortalama tüketici tarafından davacının markası görüldüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davalının “GÜRAL” ibareli markalarından farklı bir marka olduğunun algılanamayacağı, davacı tarafın adının ve soyadının başvuruda aynen yer alması hususunun, davacıya üstün bir hak veremeyeceği, taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesinde düzenlenen iltibası bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Karara karşı davacı vekili, istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Nihayet Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin önüne gelen dava, marka başvurusunun reddine ilişkin TPMK YİDK kararının iptaline ilişkindir. Yargıtay kararında bir kişinin kendi ad ve soyadının marka olarak tescilinin kişilik hakkı kapsamında görülmesi gerektiğine ve 556 sayılı Marka KHK’nin 8/5 (SMK 6/6) maddesinde de kişi adlarının markasal değerine işaret edildiğine vurgu yapılmıştır.

    Dairenin 16.12.2019 tarih ve 2019/1575 E., 2019/8229 K. sayılı kararı ile 19.11.2018 tarih ve 2017/1701 E., 2018/7170 K. sayılı kararlarına atıf yapılarak; ad ve soyadın birlikte yer aldığı markalar ile sadece soyadının yer aldığı markalar arasında, 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceği görüşünün kabulü ifade edilmiştir. Bununla birlikte, bir kişinin ad ve soyadının tanınmış markalarla bir benzerliğinin bulunması haline ayrı bir parantez açılmış bir kişinin ad ve soyadının, tanınmış marka ile aynı sektörde herhangi bir mal ve hizmet yönünden tescil ettirilmesinin, KHK’nin 8/4 maddesindeki riskleri doğurabileceği kabul edilmiştir.

    Bu açıklamalar ışında, somut olayda, davacının marka başvurusunun kendisine ait ad ve soyadı içerdiği, davacının soyadı itibarıyla davalı markalarla benzerlik ve ayniyet gösterdiği kabul edilse de, bir bütün olarak davacı markasının davalı markalarından farklı olarak bir kişinin ad ve soyadı olarak algılanacağı, bu itibarla davalı markalarla karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceği yani SMK 6/1 anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı ancak, davacının marka başvurusu kapsamında bulunan mal ve hizmetler yönünden tescilinin, 556 sayılı KHK’nin 8/4 maddesi[8] uyarınca[9], davalının markalarının tanınmışlık düzeyi itibarıyla, en azından bazı mal ve hizmetler yönünden, davacıya haksız yarar sağlayıp sağlamayacağı, tanınmış markanın yüksek ayırt edicilik gücünün zedelenip zedelenmeyeceği ve markanın itibarına zarar verip vermeyeceği risklerinden en az birinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılarak bir karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçeyle davanın tamamen reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, karar bu nedenle temyiz eden davacı lehine bozulmuştur.

    Karar incelendiğinde yukarıdaki bölümde anlatılanlara ek olarak iki husus ad soyad markaları arasındaki karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde öne çıkmaktadır:

    • 11. Hukuk Dairesi genel görüş olarak ad ve soyadın birlikte yer aldığı markalar ile sadece soyadından oluşan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceğini değerlendirmektedir.
    • İtiraz gerekçesi-önceki tarihli markanın tanınmışlığı sebebiyle (olayımızda davalının markasıdır), SMK 6/5’te sayılan hallerden birinin meydana gelmesi ve haklı bir sebebe dayanma halinin bulunmaması durumunda, ad ve soyadından oluşan markanın başvurusu, sadece soyadından oluşan markanın tanınmışlığı nedeniyle reddedilecektir. (Sonraki tarihli/itiraz edilen markanın ayırt edici niteliğinin, gücünün veya tanınmışlığının değerlendirmeye etkisinin olmadığı kabul edilir.[10])

    CZN Burak v. Burak Chef-Chef Burak Restaurant İhtilafında Karıştırılma İhtimali İncelemesi

    Yazının bu bölümünde kişi ismini ortak unsur olarak içeren markalar arasındaki karıştırma ihtimali örnek bir olay bağlamında ve önceki bölümde açıklananlar ışığında incelenecektir

    Türk Patent ve Marka Kurumunun kamuya açık marka araştırma hizmeti kullanılarak yapılan araştırmada, halk tarafından CZN Burak olarak bilinen “B.Ö” ile “Burak B.” adlı şahıs arasında bir marka ihtilafı silsilesi meydana geldiği görülmektedir.

    Aşağıda görseline yer verilen “Chef Burak Steak House” kelime ve ilaveten şekil unsurlarından oluşan başvuru 43. sınıfta yer alan hizmetleri (Geçici konaklama ve yiyecek-içecek sağlanması hizmetleri. Otel, restoran, kafeleri içeren hizmetler.)  kapsamaktadır. Anılan başvuru çoğunluğu CZN Burak’a ait markalar sebebiyle, yayıma itiraz üzerine SMK 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimali gerekçesiyle reddedilmiştir.


    Burak B aşağıda görseline yer verilen ve önceki markasıyla aynı olan bir başka başvuruyu, ilk başvurudan yaklaşık 3 ay sonra yapmış ve belirtilen başvuru, Sınıf 29 (Et, kümes hayvanları, süt ürünleri, balık……) ve Sınıf  35’te (Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri; alıcı ve satıcılar için çevrimiçi pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri…. ) tescil edilmiştir.


    Taraflar arasında yaşanan bir diğer marka ihtilafı ise Burak B’ye ait aşağıda görseline yer verilen ve 29., 35. ve 43. sınıflardaki malları ve hizmetleri kapsayan başvuruya karşı çoğunluğu CZN Burak’a ait markalar gerekçe gösterilerek yapılan itirazda karşımıza çıkmaktadır.  İnceleme sonucunda 6/1 bendi kapsamında karıştırılma ihtimali gerekçesi haklı bulunmuş, aşağıda görseline yer verilen “Chef Burak Restaurant + şekil” unsurlarından oluşan başvuru, kapsadığı tüm mallar ve hizmetler bakımından reddedilmiştir. CZN Burak tarafından öne sürülen “SMK madde 6/5 tanınmışlık” ve “SMK madde 6/9 kötü niyet” iddiaları ise haksız bulunmuştur.


    CZN Burak lehine sonuçlanan yukarıdaki marka ihtilafının (Chef Burak Restaurant başvurusuna karşı yapılan itiraz) sonucunun belirlenmesinde, adı geçen kişiye ait 2021 tarihli  08 / 09 / 11 / 16 / 18 / 21 / 25 / 28 / 29 / 30 / 31 / 32 / 35 / 36 / 37 / 38 / 39 / 41 / 42 ve 43. sınıfların tümünde kendisi adına tescil edilmiş aşağıda görseli bulunan “Burak Chef + şekil” markasının etkili olduğunu düşünüyoruz.


    Sonuç ve Öneri

    Ad-soyad markalarında karıştırılma ihtimali incelemesine ilişkin olarak yazımızda açıklananlar bütünüyle değerlendirildiğinde, doğru marka başvurusu stratejilerinin marka korumasında ne kadar etkili olduğu görülmektedir. Bu tip markalar için doğru başvuru stratejinin belirlenmesinde kanaatimizce aşağıda yer vereceğimiz hususların dikkate alınması yerinde olacaktır.

    Ülkemizde tek başına kişi adlarını, soyadlarını veya kişi ad-soyadlarını birlikte içeren marka başvurularının fazlalığı düşünüldüğünde, yazının bütününde açıklananlar doğrultusunda, ad ve ad-soyad marka başvuruları için aşağıda belirtilen kriterlerin göz önünde bulundurulması kanaatimizce faydalı olacaktır:

    • Ad ve soyadlarının marka olarak tescilinde, adların ve soyadlarının ayırt edici güçleri, kullanım yaygınlıklarıyla ters orantılıdır.
    • Ad ve soyadın birlikte yer aldığı markalar ile sadece soyadının yer aldığı markalar arasında, SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca karıştırılma ihtimali, özellikle yaygın kullanımı bulunan soyadları bakımından meydana gelmeyecektir. Yazıda aktarılan Yargıtay’ın “Güral” kararı bu tespiti desteklemektedir.
    • Sadece ad tescilli iken başka bir tarafça aynı adın ve ilaveten soyadının birlikte yer aldığı bir başvuru da genel olarak karıştırılma ihtimaline konu olmayacaktır.[11]
    • Soyadların genellikle adlara göre daha fazla ayırt edici güce sahip olduğu kabul edilir.
    • Soyadların ortak unsur olduğu işaretler arasında karıştırılma ihtimali daha yüksekken, adların ortak unsur olduğu durumlarda bu ihtimal görece daha düşüktür.
    • Kişinin adının veya soyadının tanınmış bir marka ile aynı olması halinde, tanınmış markanın tanınmış olduğu sektördeki mal veya hizmetler için tescil başvurusunda bulunulmuş ise o mallar veya hizmetler yönünden başvurunun reddine karar verilebilir.[12]

    İsmail Murat KABAN    

    Şubat 2025

    av.muratkaban@gmail.com


    DİPNOTLAR

    [1] Yıldız., Ozan., Ali.: Kişi Adlarının Marka Olarak Tescili

    [2] Yıldız.

    [3]Ünsal, Önder Erol: NEYMAR Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesi’nden Kötü Niyetli Markalara İlişkin Değerlendirme (T-795/17)

    [4] Türk Patent Marka İnceleme Kılavuzu (Kılavuz)

    [5] (Kılavuz)

    [6] “Somut olayda, davacının marka başvurusunun kendisine ait ad ve soyadı içerdiği, davacının soyadı itibarıyla davalı markalarla benzerlik ve ayniyet gösterdiği kabul edilse de; bir bütün olarak davacı markasının, davalı markalarından farklı olarak bir kişinin ad ve soyadı olarak algılanacağı, bu itibarla davalı markalarla karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceğinin kabulü gerekir.” (11. H.D. 2020/1814 E., 2021/1611 K.)

    [7] Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının “…” ibareli marka başvurusuyla davalının “GÜRAL” ibareli markaları arasında görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mal/hizmetler açısından ayırdığı satın alma/faydalanma süresi içinde, davacının başvuru markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden bunun davalının “GÜRAL” ibareli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, davacı tarafın adının ve soyadının başvuru markasında aynen yer alması hususunun davacıya üstün bir hak veremeyeceği, taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesinde düzenlenen iltibasın bulunduğu…” (11. H.D. 2020/1814 E., 2021/1611 K.)

    [8] KHK m.8/4  ün karşılığı, ek unsur içermekle birlikte, SMK m. 6/5 dir.

    [9] Tanınmış markanın farklı mal veya hizmetlerde kullanılmasının engellenebilmesi için, KHK madde 8/4’te belirtilen şartlardan en az birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar; markanın toplumdaki tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın elde edilmesi, markanın itibarına zarar verilmesi veya markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesidir.

    SMK 6/5 ile, KHK madde 8/4’te yer alan bu şartlar korunmakla birlikte, ek olarak haklı sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla” ifadesi eklenmiştir. Bu değişiklikle, başvuru sahibine marka başvurusu yaparken haklı bir sebebe sahip olduğunu ileri sürme imkânı tanınmıştır.

    [10] Kılavuz

    [11] Yargitay 11. Hukuk Dairesinin 09.05.2017 tarihli, 2015/15570 E. 2017/2772 K. Sayılı kararı.

    [12] Uyanık., Ecenur., Tuncel.: Ad Soyad Marka Tescili: Tescilli Soyadı Nedeniyle Marka Benzerlik İncelemesi


    KAYNAKÇA

    1. Av. Ecenur Tuncel Uyanık,  Ad Soyad Marka Tescili: Tescilli Soyadı Nedeniyle Marka Benzerlik İncelemesi: https://www.kutelmarkatescil.com/blog/ad-soyad-marka-tescili-tescilli-soyadi-nedeniyle-marka-benzerlik-incelemesi
    2. Ozan Ali Yıldız, Kişi Adlarının Marka Olarak Tescili: https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruhad/issue/36611/414864
    3.  Önder Erol Ünsal, NEYMAR Kararı – Adalet Divanı Genel Mahkemesinden Kötü Niyetli Markalara İlişkin Değerlendirme: (T-795/17) https://iprgezgini.org/tag/neymar-davasi/
    4. Türk Patent ve Marka Kurumu, Marka İnceleme Kılavuzu

    Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi Haksız Avantaj Sağlama (Passing Off) Kavramını Değerlendirdi: Thatchers v Aldi Kararı 


    Thatchers’ın, Aldi’ye karşı marka hakkına tecavüz ve haksız avantaj sağlama (passing off) iddiasının Şubat 2024’te Fikri Mülkiyet Girişimcilik Mahkemesi (“IPEC”) tarafından reddedilmesinin ardından, Ocak 2025’te Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi (“UK Court of Appeal”), ilk derece mahkemesinin kararını iptal etmiş ve Aldi’nin, Thatchers’ın “Cloudy Lemon Cider” ürünü üzerindeki marka haklarını ihlal ettiğine ve bu yolla haksız bir avantaj sağladığına hükmetmiştir.

    Aşağıdaki yazımızda Aldi’nin, tanınmış markaların ambalajlarının taklidi niteliğinde ve haksız avantaj sağlamaya yönelik davranışlarına ilişkin olarak, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesinin 20 Ocak 2025 tarihli kararında belirlediği kriterleri ele alacağız.

    Uyuşmazlığa İlişkin Özet

    Thatchers, 1904 yılında Somerset, İngiltere’de kurulan ve o zamandan bu yana çeşitli aromalı meyve şarabı üreticisi olan, tanınmış bir aile şirketidir. 

    Thatchers, Şubat 2020’de “cloudy lemon” aromalı meyve şarabını piyasaya sürmüş ve 2022 yılına kadar, ürünü tanıtmak için, televizyon reklamları, reklam panoları ve çevrimiçi kampanyalar gibi çeşitli tanıtım faaliyetlerine yaklaşık 3 milyon Sterlin harcamıştır. Bu sayede önemli bir pazar başarısı elde etmiştir. Eylül 2022 itibariyle, limon aromalı meyve şarabı perakende değeriyle 20 milyon Sterlin’den fazla satış yapmıştır.

    Aldi ise “tıpkı markalar gibi, sadece daha ucuz[1] sloganıyla kendini tanıtan bir süpermarket zinciridir. 2013 yılından beri Aldi, hem kendi markası “TAURUS” altında meyve şarabı üretmekte hem de Strongbow, Alska ve Orchard gibi üçüncü kişi meyve şarabı üreticilerinin ürünlerinin perakende satışını yapmaktadır. Mayıs 2022’de Aldi, “TAURUS cloudy lemon” isimli meyve şarabını piyasaya sürmüştür.

    Aşağıda, solda Thatchers’ın tescilli markası, ortada Thatchers cloudy lemon meyve şarabı kutusu, sağda ise Aldi’nin (Taurus) cloudy lemon meyve şarabı kutusu görülmektedir:


    Thatchers, Aldi’nin “Taurus Cloudy Lemon Cider” adlı ürününün, kendilerine ait Önceki Marka’yı ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca, Aldi’nin bu benzer meyve şarabı meyve şarabı ürünüyle kendisini taklit ettiğini ve markasının bilinirliğinden haksız avantaj sağladığını (“passing off”) da öne sürmüştür.

    Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Girişimcilik Mahkemesinin (UK IPEC) İlk Derece Yargılamasında Verdiği Karar

    Bu davada, ilk derece yargılaması olağan bir yargılama sürecinden farklı tecrübeleri bünyesinde barındırmıştır. Örneğin mahkeme hâkimi benzerlik incelemesi sırasında, tarafların meyve şarabı ürününü tadarak da karşılaştırma yapmıştır.

    İlk Derece Mahkemesi Ocak 2024’te verdiği kararda; her ne kadar Aldi’nin ihtilafa konu ürününü tasarlarken Thatchers’ın o tarihe dek tanınmış hale getirdiği “cloudy lemon” meyve şarabı ürününün tasarımını emsal almış olduğunu gözetse bile:

    • İki ürün ve Thatchers’ın Markası arasındaki genel benzerliğin düşük olduğuna,
    • Aldi’nin Thatchers’ın Markasından haksız şekilde fayda sağlamadığına veya ayırt ediciliğine zarar vermediğine,
    • İhtilafa konu ürünün ortalama tüketiciyi Thatchers aleyhinde yanıltmadığına, bu nedenle Thatchers ürününün veya markasının taklidinin ve yanlış tanıtılmasının da söz konusu olmadığına kanaat getirmiştir.

    Bahsi geçen karar incelemesinde, Aldi’nin “cloudy lemon” meyve şarabı ürününü tasarlamadan önce piyasa araştırması yaptığı ve bu araştırmada en çok başarı elde edenlerden birinin Thatchers’ın ürünü olduğunu tespit ettiği dikkate alınmıştır.

    Üstelik Aldi’nin bu araştırma sonucunu emsal alarak, “aynı başarıyı elde etme amacıyla” Thatchers’ın ürününün ambalaj tasarımını, görsellerini ve yazı renklerinden hareket ettiği de belirtilmiştir.

    Bize göre bu hususların kararın sonucunu etkilemekte rolünün çok daha büyük olması gerekirdi. Nitekim piyasada dikkat çekmiş ve başarılı olmuş bir ürünün oluşturulmasındaki incelikler, elbette başka bir ürün tasarımcısı için ilham olabilir, ama bu ilham sadece yeni tasarımın hareket edeceği başlangıç noktası olmak ile kalmalıdır.

    Somut olayda ise “Thatchers’ın ürünündeki gibi limonlar olsun” veya “Thatchers’ın ambalajındaki gibi ince çizgiler kullanılsın” şeklindeki, başta değerlendirilen daha uzak sayılabilecek şablonlardan Thatchers tasarımına yaklaşmak suretiyle yapılan bilinçli dönüşler, Aldi’nin buradaki niyetinin örnek almak ile sınırlı kaldığını söylemeye yetmez.

    Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin tespitlerinin aksine, Aldi’nin ilk tasarım taslaklarından sonra yaptığı değişikliklerin Thatchers’ın markasından ve ambalaj tasarımından yeterince uzaklaşmasını sağlayacak tercihler olduğunu düşünmüyoruz. Zira tasarımcının sonsuz seçenek özgürlüğü vardır. Aldi de pekâlâ “TAURUS” markalarının halihazırda sahip olduğu “çatı tasarım”lardan da hareket ederek Thatchers’ın Markasından çok daha uzak tasarımlar yaratabilirdi:


    Yukarıdaki düşüncelerimize pek çok meslektaşımız da katılmış olacak ki, İlk Derece Mahkemesinin kararı başka fikri mülkiyet avukatları tarafından da eleştirilmiş ve “taklit ürünlerle mücadele eden gerçek hak sahipleri bakımından bir hayal kırıklığı” şekline nitelendirilmiştir.

    Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesinin (UK Court of Appeal) 20 Ocak 2025 Tarihli Kararı

    IPEC kararını temyiz eden Thatchers’ın itiraz gerekçeleri, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi nezdinde 17-18 Aralık 2024 tarihli duruşmalarda görülmüştür. Akabinde Temyiz Mahkemesi, 20 Ocak 2025 tarihli gerekçeli kararını düzenlemiş ve ilk yargılama neticesindeki kararın bozulması gerektiğine hükmetmiştir.  

    Bozma kararında Temyiz Mahkemesi, “ilk derece mahkemesinin değerlendirmesinin son derece dar bir yorumla yapıldığını” söylemiştir ve Aldi’nin Thatchers’ın Markasını ihlal ettiğine kanaat getirmiştir. Mahkemenin bozma kararı gerekçelerini aşağıda daha detaylı inceledik:

    1- Aldi’nin İhtilafa Konu Ürününde Kullanılan İşaret ve Thatchers’ın Markası Arasındaki Benzerlik

    Temyiz Mahkemesi aşağıdaki gerekçeleri ileri sürerek İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur:

    • İlk Derece Mahkemesinin, Thatchers’ın iki boyutlu tescilli markasını Aldi’nin üç boyutlu ürün görseliyle kıyaslayarak çok dar kapsamlı bir inceleme yapmıştır ve bu nedenle yapılan inceleme yerinde değildir,
    • Bir ürünün limon aromalı olduğunu belirtmek bu kadar yakın benzerlik olmadan da yapılabilir ve Aldi’nin ambalajı ile Thatchers’ın ambalajı arasında “tesadüfi olamayacak” derecede bir benzerlik vardır,
    • Aldi’nin “çatı tasarım”ından saparak, ilk defa ihtilafa konu ürün ambalajında Thatchers ambalajına yakın bir tasarım tercih etmesi bunu daha da pekiştirmektedir.

    2- Aldi’nin İhtilafa Konu Ürünü Tasarlarken Sahip Olduğu Niyet ve Bu Sayede Sağladığı Haksız Avantaj

    Temyiz Mahkemesi, yanıltma amacının güdülmesi ile bir başkasının markasının tanınmışlığından ve itibarından yararlanma amacı arasında bir ayrım yaparak somut olayda Aldi’nin niyetinin ne olduğu tartışmasında aşağıdaki hususlara değinmiştir:

    • Aldi, Thatchers’ın Markasından yararlanmak suretiyle ve kendi meyve şarabının satışına yardımcı olması amacıyla ihtilafa konu ürün ambalaj tasarımını tercih etmiş ve zaten piyasaya tanıttıkları sloganlarında söyledikleri gibi: “Thatchers meyve şarabına benzer ama daha ucuz” bir ürün sattığı mesajını iletmek istemiştir,
    • Aldi’nin ihtilafa konu ürünün tasarımı sürecindeki tüm yazışma ve belgelendirmeden anlaşıldığı üzere, Taurus markalı ürünlerin tasarımından sapılması ve Thatchers ambalajlarındaki yatay çizgilere kadar en ince detayların taklit edilmesi, Aldi’nin amacının Thatchers’ın Markasını çağrıştırmak olduğunu göstermektedir,
    • Aldi’nin ihtilafa konu ürünü herhangi bir tanıtım yapılmadan çok kısa bir süre içinde önemli bir satış rakamına ulaşmıştır, bu da ürün üzerinde Önceki Marka’ya benzer bir işaretin kullanılmasıyla Aldi’nin kendisine haksız avantaj sağladığını ortaya koymaktadır,
    • İhtilafa konu üründeki ambalajı kullanmadan da aynı değerde satışlar yapabileceğini ispatlayamaması, Aldi’nin Önceki Marka’yı taklit etmekteki haksız avantaj sağlama amacına ulaştığını gözler önüne sermiştir.

    Neticede Temyiz Mahkemesi, Aldi’nin bu davaya konu hukuka aykırı davranışlarının, “markanın imajının aktarılması” ve “markanın peşine / kuyruğuna takılma” tanımına tam olarak uyduğuna karar vermiştir. Çünkü, sadece kalite ve/veya fiyat ve kendi tanıtım çabalarıyla rekabet etmesi gereken Aldi, Önceki Marka’yı ve Thatchers’ın piyasada tanınmışlık kazanan “cloduy lemon” meyve şarabı ürününü taklit etmiş ve böylece Thatchers’ın ürününü geliştirmek ve tanıtmak için yaptığı yatırımdan haksız bir avantaj sağlamıştır.

    Temyiz Mahkemesi bu karara varırken, Aldi’nin ihtilafa konu ürününün, aslında Thatchers meyve şarabının daha ucuz bir versiyonu olduğu mesajını “yüksek sesle ve net bir şekilde” aldıklarını söyleyen sosyal medya yorumlarına da atıfta bulunmuştur.

    Sonuç

    Temyiz Mahkemesi kararı ile “passing off” olarak anılan, bir markanın genel görünümünden haksız avantaj sağlama ve benzerlik yaratarak tüketiciyi yanıltma olarak karşımıza çıkan davalarda önemli ve isabetli bir karar verildiğini düşünüyoruz.

    Öyle ki, İlk Derece Mahkemesinin kararı onansaydı, tanınmış markaların çok ufak revizelerle deyim yerindeyse taklit edilmesine tolerans yolu açılmış olacaktı.

    Ünlü ve genellikle ucuzluk zincir marketlerinin “benzeri ama daha ucuzu” ürünleri piyasaya sürmesinin, bir başka markanın emek ve yatırımından haksız avantaj sağlama teşkil ettiği durumlarla çok sık karşılaşılmaktadır. İncelemeye konu karar, ambalaj ve ticari takdim şekli benzerliklerinde kullanılabilecek isabetli bir emsal olmuştur.

    Elbette Aldi’nin limon aromalı meyve şarabı kadar yüzünü ekşittiğine inandığımız bu kararı, Yüksek Mahkeme’ye taşıması muhtemeldir. Bu noktada Yüksek Mahkemesinden de farklı bir karar çıkacak mı ve bu bulanık sularda ilerleyen ilginç davanın akıbeti ne olacak, heyecanla bekleyeceğiz.

    Mine GÜNER

    mine.guner@gmail.com                             

    Doğa GİRİNTİ

    dgirinti@gmail.com

    Şubat 2025


    DİPNOT

    [1] “Like Brands. Only Cheaper.” (Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=tR9arN2J8lk)

    YERİM DAR YENİM DAR; USPTO COLOGNE & COGNAC KARARI


    Amerikan Marka ve Patent Kurumu (USPTO) nezdinde ayrık görüş içeren dosyalara pek denk gelmiyoruz ama bu olayda ayrık görüş var, o yüzden ihtilafın kendisi ilginç olduğu kadar dosya bu yönden de dikkate değer bence.

    İHTİLAFIN  ÖZETİ VE ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜ

    Sahne adı olarak Trav Torch ismini kullanan R&B ve soul müzik sanatçısı Travis Edwin Davis’in (Davis) sahibi olduğu Cologne & Cognac Entertainment şirketi  07/03/2019 tarihinde  09 ve 41. sınıflarda aşağıda görseline yer verilen marka için başvuru yapar.

    Başvuru aşağıdaki mal ve hizmetleri kapsamaktadır:

    9. Sınıf: Müzik ve sanatsal performanslar içeren ses ve video kayıtları; müzik içeren kompakt diskler; dijital materyaller, yani müzik içeren CD’ler ve indirilebilir dijital ses kayıtları; internetten indirilebilen dijital müzik; müzik içeren indirilebilir video kayıtları; müzikal ses kayıtları; müzikal video kayıtları.

    41. Sınıf: Müzik besteleme hizmetleri; müzikal videoların yapımı; müzik sanatçılarının canlı performansları şeklinde eğlence hizmetleri; eğlence bilgi hizmetleri, yani bir müzik sanatçısı hakkında bilgi ve haber bültenleri sağlanması; bir müzik sanatçısı ve yapımcı tarafından sunulan eğlence hizmetleri, yani başkaları için müzik besteleme ve müzik ses kayıtlarının yapımı; eğlence hizmetleri, yani küresel bir bilgisayar ağı ve kablosuz ağlar aracılığıyla mobil iletişim cihazlarına sunulan indirilemez önceden kaydedilmiş müzik ve grafikler; eğlence hizmetleri, yani küresel bir bilgisayar ağı üzerinden çevrimiçi olarak müzik alanında indirilemez önceden kaydedilmiş müzik, bilgi, yorumlar ve makaleler sağlanması; film ve video film yapımı; müzik alanında indirilemez videolar sunan bir web sitesi sağlanması; kayıt master yapımı.


    Başvuruya, COGNAC coğrafi işaretinin korunması ile görevlendirilmiş Bureau National Interprofessionnel du Cognac (BNIC) ve Institut National Des Appellations d’Origine (INAO) birlikte itiraz ederler. Dosyaya birçok coğrafi işaret konsorsiyumu/birliği de görüş sunar.

    Muterizlerin itiraz gerekçeleri şöyledir;

    — Öncelik,

    — COGNAC’ın tanınmışlığı ve sulanma riski.

    Amerikan Marka Kanunu’nun 45. maddesi, sertifikasyon markasını şu şekilde tanımlıyor: “Sahibinden başka bir kişi tarafından … söz konusu kişinin mal veya hizmetlerinin bölgesel … kökenini … doğrulamak  amacıyla kullanılan bir kelime, isim, sembol veya şekil ya da bunların herhangi bir kombinasyonu ….“.

    BNIC’in ABD’de bir sertifikasyon markası tescili yok, kullanım yoluyla elde ettiği tescilsiz coğrafi sertifikasyon markasından doğan haklarına dayanıyor. Zaten başvuru sahibinin de COGNAC’ın tescilsiz bir sertifikasyon markası olduğuna ve bu çerçevede BNIC’ın sahip olduğu haklara karşı bir itirazı yok. Kaldı ki 1998 yılında Institut Nat’l des Appellations d’Origine v. Brown-Forman Corp. ihtilafında verilen USPTO Temyiz Kurulu  kararıyla daha o zamanlar COGNAC kullanımla doğan haklara dayalı bir bölgesel sertifikasyon markasıdır diye kabul edilmiş.

    BNIC tarafından sunulan beyana göre; ABD’ye COGNAC ürünleri ilk defa 1794 yılında  ihraç edilmiş ve o tarihten bu yana satışlar kesintisiz devam etmiş + 2019 yılında ABD’ye 102,4 milyon şişe COGNAC gönderilmiş ki bu durum ABD’yi  dünya pazarının %47,3’ünden fazlasını elinde bulundurmakla en büyük COGNAC pazarı haline getirmiş durumda + “Büyük Dörtlü” olarak bilinen COGNAC markaları Hennessy, Martell, Courvoisier ve Remy Martin ABD pazarında ürünlerini sattığı gibi, her ne kadar bu Büyük Dörtlü satışların büyük oranını gerçekleştiriyorsa da,  diğer küçük ve orta ölçekli markalar da pazarda yer buluyor +2010 yılında Wine Spectator ‘da yayınlanan bir makaleye göre Amerikalıların tükettiği brendilerin yaklaşık %30’u Cognac.  BNIC dosyaya reklam materyalleri, makaleler, satış ve reklam giderleri gibi birçok delil sunmuş. Sunulan bu beyan ve delillere de başvuru sahibinin bir itirazı yok.

    Karıştırma İhtimali;

    Soru; karıştırma ihtimali incelemesi yapılacaksa aklımıza hemen ne gelmeli? Cevap; elbette ki, DuPont faktörleri! Federal Circuit tarafından 1973 yılında verilmiş DuPont kararında listelenmiş bu 13 faktör/kriter bugün de halen incelemelerde temel alınıyor. Bir olayda tüm faktörlerin bir arada olması aranmıyor, her olayın özelliğine göre faktörlerden bir veya birkaçı öne çıkabilir.

    USPTO önce ticaret ve hizmet markalarıyla garanti markaları arasında, karıştırma ihtimali incelemesi yönünden, bir fark olmadığını o yüzden DuPont faktörlerini uygulayacağını belirtiyor ve 5. faktör olan “önceki markanın ünü/tanınmışlığı (satış, reklam, kullanımın süresi vs)” yönünden incelemeyle başlıyor. Çünkü önceki marka tanınmışsa, karıştırılma ihtimali analizinde bu durum belirleyici bir rol oynar, zira tanınmış veya güçlü markalara sağlanan korumanın kapsamı oldukça geniştir.

    Karıştırma ihtimali açısından ünlü/tanınmış olma durumu, “ilgili tüketici kitlesinin önemli bir kısmının … markayı bir kaynak göstergesi olarak tanıması” durumunda önemli. Bu durumda huzurdaki olayda bakılacak şey tüketicinin COGNAC ibaresini/adlandırmasını Fransa’nın Cognac bölgesinden gelen ve belirlenen standartlara uygun olarak üretilen brendiye işaret eden bir gösterge olarak görüp görmediğini incelemektir diyor Kurul.

    Başvuru sahibi diyor ki; sertifikasyon markasının, doğası gereği, bir  kaynak gösterme işlevi olamaz, çünkü birinin mal veya hizmetlerini başka birinin mal veya hizmetlerinden ayırt etmiyor, huzurdaki  olayda sertifikasyon markası yalnızca ürünlerin (örneğin, damıtılmış içkilerin) coğrafi kökenini doğrulamak için kullanılır, mesela başvurulan marka COLOGNE & HENNESSEY olsaydı durum başka olurdu tabii + zaten sertifikasyon markasının bir kaynak gösterme fonksiyonu olmadığı sulanma konusunda tanınmış markanın mevzuattaki tanımından da anlaşılıyor çünkü mevzuata “[marka] ABD genel tüketici kitlesi tarafından marka sahibinin mal veya hizmetlerinin kaynağını belirtici olarak geniş çapta tanınıyorsa….”. diyor. Yani başvuru sahibine göre; sertifikasyon markalarının bir kaynak gösterme fonksiyonu olmadığından bunların tanınmış olup olmadığı tartışılamaz.

    Temyiz Kurulu’nun Çoğunluğu bu savunmaları kabul etmiyor ve başvuru sahibinin bu savunması bir anlamda şunu da demek istiyor diyor; bir ürün üzerinde hem sertifikasyon markası hem de ticaret markası kullanılmışsa, o zaman tüketici muhtemelen ticari markayı daha fazla ve sertifikasyon markasını daha düşük seviyede algılar yani sertifikasyon markası daha az önemlidir. Ancak diyor Çoğunluk, COGNAC sertifikasyon markasını tanıyan tüketicilerin, belirli bir marka belirtmeden “bir Cognac” isteyebilecekleri ya da hangi “Cognac” markalarının mevcut olduğunu sorabilecekleri olasılığını da değerlendirmek gerekir ki bu durum tüketicinin sertifikasyon markasının işlevini anladığını gösterir + başvuru sahibinin, bir sertifikasyon markasının ünlü olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme ile mal veya hizmetlerin kaynağını belirten markaları içeren bir analiz arasındaki farklılıklar olabileceği yönündeki argümanına, en azından burada olduğu gibi, bu tür bir olgusal değerlendirmenin sertifikasyon markası altında satılan markalı ürünlere ilişkin satış ve reklam kanıtlarına dayanarak yapılması gerektiğine bir  ölçüde katılıyoruz, bu noktada mübrez delillere bakarak tüketici algısına odaklanmamız  gerek + mesela HENNESSY markalı ürünler çok bilinir diye illa da COGNAC sertifikasyon markası da ünlüdür denemeyeceği gibi, sertifikasyon markası çok ünlü diye HENNESSY markası da tanınmıştır şeklinde  doğrudan bir sonuca da varılamaz, o yüzden satış hacmi ve reklamlara dayalı popülarite hem sertifikasyon markasının hem de kaynağı belirten ticari markaların lehine olabilir, bu nedenle, delillere  ve markaların mallar üzerinde ve reklamlarda tüketicilere nasıl sunulduğuna yakından bakmamız gerekir.

    Sonra delillere bakan Çoğunluk, örneğin Hennessy’nin, “Cognac” veya “cognac” terimini (küçük harflerle) reklamlarda veya şişelerde kullandığını, COGNAC’ın sertifikasyon durumu hakkında tüketici farkındalığını yükseltme  olasılığını artırmayan şekilde ya da fark edilmeden kullandıklarının görüldüğünü +  Cognac” veya “cognac” teriminin, hatta COGNAC’ın, sertifikalı kullanıcılar/üreticiler  tarafından yukarıda belirtildiği şekilde  şişelerde kullanılmasının, tüketiciler üzerinde sertifikasyon markasının gücünü göstermek veya farkındalık oluşturmak açısından güçlü bir izlenim bırakmadığını  + delil olarak sunulan  bazı tanınmış yayınlardaki makalelerde de , “cognac” teriminin bir çok yerde küçük harflerle yazılmış halde kullanıldığını söylüyor.  

    Temyiz Kurulu üyelerinin  Çoğunluğunun  vardığı kanaat şu; başvuru sahibi tarafından da kabul edildiği ve sunulan delillerden anlaşıldığı üzere COGNAC ayırt edici bir sertifikasyon markasıdır, ama  bölgesel köken ve  belirlenen nitelikleri karşılama açısından COGNAC  sunulan  malların muterizce  sertifikalandırıldığı mesajını iletme konusunda ün kazandığını ispatlayamadı,  aksine, deliller Cognac’ın (sıklıkla “cognac” şeklinde yazılarak) ABD‘de popüler bir içki olduğunu, satılan ürün sayısı ve bu satışların toplam Amerikan  doları değeri açısından etkileyici satışlara sahip olduğunu göstermektedir.

    Çoğunluk görüşüne göre; sunulan haber ve makaleler Fransa’dan gelen brendinin ününü ve özellikle hip hop müzik endüstrisinde popüler olduğunu yansıtıyor, BNIC’in 2010-2018 yılları arasındaki tanıtım harcamaları önemli ama o kadar da etkileyici sonuçlar göstermiyor. BNIC  “660.000.000’dan fazla medya izlenimi” sağladığını söylüyor ama bu muğlak bir olgusal iddia ve bu “medya izlenimleri” hakkında daha fazla ayrıntı verilmesi gerekirdi, iddianın kabulü için. Cognac’ın bir içki olarak başarısına rağmen, malların sertifikasyon durumu konusunda tüketici farkındalığının seviyesini ölçmek için delillerden çıkarımda bulunmak zor Çoğunluğa göre. Diğer bir deyişle, çeşitli tescilli markalar altında satılan bir ürün türünün başarısı, o ürünlerde sertifikasyon markalarının yerleştirilmesinin aynı derecede başarılı olduğu  anlamına gelmez.

    Sonuç olarak çoğunluk; COGNAC garanti markasının ayırt edici olduğunu kabul ediyor ama  bu sadece normal seviyede bir koruma kapsamına giriyor neticesine varıyor.   

    Markaların Benzerliği Açısından;

    Bu, birinci DuPont faktörü. Genel anlayışta esas olan markaları yanyana karşılaştırmak değil çünkü, bizim hukukumuzda da kabul edildiği üzere, tüketici markaları her zaman yanyana görmüyor. O yüzden asıl olan işaretlerin ticari etki açısından yeterli derecede benzerlik içerip içermediği ve bunlarla karşılaşan tüketicinin taraflar arasında bir bağlantı olduğu izlenimine kapılıp kapılmayacağı. Bazen tek bir unsurun benzerliğinin dahi bu izlenime kapılmaya yeterli olması mümkün elbet.

    Temyiz Kurulu’nda Çoğunluğun tespitleri şöyle;

    — Her ne kadar konu işaret birebir COGNAC terimini içerse de muteriz markasından görünüm-duyuluş-ticari etki ve izlenim açısından farklı,

    — Markaların verdiği mesajlar da farklı; COGNAC sertifikasyon markası sertifikalı kullanıcılarca tüketicilere satılan brendinin Fransa’nın Cognac bölgesinden geldiğini bildiriyor, itiraz edilen marka ise müzikle ilgili mal ve hizmetler bağlamında değerlendirildiğinde farklı bir çağrışım uyandırıyor ve sofistike ve zarif bir imaj yansıtıyor,

    — Konu işaretin baskın unsuru COLOGNE & COGNAC kelime unsurları, tüketiciler markayı görünce ilk olarak bunları algılayacaktır  ve  muhtemelen başvuru sahibinin mal ve hizmetlerini bu akılda kalıcı ve melodik kombinasyon yüzünden talep edecektir,

    — COLOGNE & COGNAC kelime unsurları işaretteki şekil unsurundan daha fazla kaynak gösterme fonksiyonuna sahip, işaretteki parfüm/sprey kabı ve şişe şekillerini görünce tüketici muhtemelen bunların stilize halde bir kolonya kabı ve konyak şişesi olduğunu düşünür,

    — Marka bütünsel olarak kolonya sürünüp brendi içen, eğlenceli ve üst düzey hayat yaşayan birinin imajını yansıtıyor, yarattığı izlenim ve çağrışımlar muteriz markasından ciddi şekilde ayrılıyor. Muterizlerce sunulan çeşitli materyaller, Cognac’ın genelde daha yaşlı veya varlıklı bir müşteri kitlesinin içkisi olarak algılandığını gösteriyor. Mesela birçok kişi için ‘cognac’ kelimesi, pahalı bir cam şişe içinde amber renginde bir sıvı içen, arkada hafifçe çalan klasik müzik eşliğinde yaşlı bir kişinin imajını akla getirir. Hennessy markasının Cognac reklamlarında, bu içki “Dünyanın en medeni içkisi” olarak tanımlanıyor. Sunulan bir makalede de Amerikalıların “cognac” içme geleneğinin uzun geçmişinden bahsedilirken “19. yüzyılda ABD’ye yapılan cognac sevkiyatları ve üst sınıfın favori içkisi olan rafine pürüzsüzlüğü” vurgusu yapılmış.

    — Sonuçta, bileşen öğelerin anlamından bağımsız olarak, bütünüyle değerlendirildiğinde itiraza konu marka kendine özgü bir anlama ve imaja sahip.

    Yani; ortada aranan şekilde bir benzerlik yok.

    Mal ve Hizmet Karşılaştırması;

    Bu, ikinci DuPont faktörü. BNIC sertifikasyon markasına dayanıyor, dolayısıyla markayı kullanan BNIC değil ve incelemede kendisinin izin verdiği kullanıcılar/üreticiler ile bunların kullanımları göz önüne alınıyor.   Diğer bir anlatımla göz önüne alınan şey Fransa’nın Cognac bölgesinden gelen ve belirlenmiş standartlara göre üretilmiş brendi ürünleri. İtiraza konu başvurunun ise hangi mal ve hizmetler için yapıldığını yukarıda belirtmiştik.

    Muterizler sertifikalı COGNAC ürünlerinin ABD’de özellikle rap ve hip-hop müziğiyle yakın ve uzun bir geçmişi olduğunu, Cognac ya da yetkili kullanıcıların markalarının (Hennessy, Remy Martin, Courvoisier) sıklıkla şarkı isimlerinde veya şarkı sözlerinde geçtiğini belirterek bu konuda makaleler sunuyor. Ayrıca Hennessy gibi markaların özellikle hip-hop ve rap sanatçılarıyla işbirliği yaparak Cognac’ı ABD’de pazarladığını da delillerle ispat ediyorlar.

    Ayrıca, diyor BNIC, dört müzisyen kendi şahsi markaları altında sertifikalı COGNAC ürünleri üretmiş durumda ki bunlar CONJURE (Birkedal Hartmann isimli üreticiyle Ludacris tarafından), AFTERMATH (Domaines Francis Abecassis ile Dr. Dre), D’USSÉ (Chateau de Cognac ile Jay-Z) ve BRANSON (Raymond Ragnaud ile 50 Cent).

    Ancak Çoğunluk COGNAC üretimi yapan bu müzisyenler ile ilgili argümana ve sunulan delillere pek sıcak bakmıyor ve tamam bunlar ürettirmiş ama ürünlerini CONJURE, AFTERMATH, D’USSÉ ve BRANSON şeklinde markalar altında satışa sunmuşlar, yoksa müzisyenlerin kendi ismi altında değil. Yani bunlar müzik sektörüyle sertifikasyon markası arasında bir ilişki göstermiyor aslında diyor.

    Çoğunluğa göre konu markayı başvurulan mal/hizmetler üzerinde gören tüketici taraflar arasında bir bağlantı olduğu fikrine kapılmaz veya sertifikasyon markası sahibinin müzik endüstrisinde bir faaliyete sponsor olduğunu ya da kullanımın kendisinden alınan izinle gerçekleştiğini düşünmez.

    Yine Çoğunluğa göre , tarafların mal ve hizmetleri farklı tüketici gruplarına hitap ediyor ve farklı kanallarla tüketiciye ulaşıyor + Rap ve hip-hop müzisyenlerinin çeşitli Cognac markalarını desteklemesi, kendi markalarını oluşturması ve bu terimi sıkça şarkı sözlerinde veya şarkı isimlerinde kullanması tek başına ticaret kanallarının örtüştüğünü göstermediği gibi, Cognac tüketicilerinin bir kısmının bu müzik türlerini sevmesi de tüketici gruplarının örtüştüğünü kanıtlamıyor.  

    Tüketici Bilinç Düzeyi: Başvuru sahibine göre, COGNAC pahalı bir ürün ve alıcıları da yetişkin yaşta insanlar yani bilinç düzeyleri yüksek ve düşünerek satın alma yapıyorlar, dolayısıyla markaları karıştırmazlar. Çoğunluk bu faktör açısından nötr, yani COGNAC nispeten pahalı bir ürün ama özel bir bilinç düzeyine sahip olmayan bireysel tüketicilerin de tarafların mal ve hizmetlerini satın alma olasılığı var diyor.

    Fiili Karıştırma: Başvuru sahibi, şu ana kadar tüketicilerin markaları karıştırdığına dair fiili bir örnek olmadığını, o yüzdende karıştırma ihtimali bulunduğunun kabul edilemeyeceği iddiasında. Bu faktör ile ilgili olarak da Çoğunluk nötr; taraf markalarının piyasada birlikte var olma süresi sınırlı, ayrıca karıştırmayı gösteren fiili bir örnek olmaması karışıklığın olası olmadığı anlamına gelmez ve zaten bu faktör çerçevesindeki inceleme fiili karışıklığa değil karışıklık olması ihtimaline göre yapılır diyor.

    Kötüniyet: BNIC’e göre başvuru kötüniyetli çünkü şirketin kurucusu şarkıcı Travis Davis markanın logosunu tasarlayan kişiye logoda bir kolonya ve Cognac şişesi görseli bulunması talimatını vermiş. Davis ise buna karşılık sunduğu beyanda diyor ki; ne alakası var, şişelerden biri sıradan bir koku şişesi iken diğeri de jenerik bir likör şişesi, zaten Cognac şişelerinin kendine özgü bilinen bir biçimi yok ki. 

    Çoğunluk ortada kötüniyeti gösterir bir delil yok diyor. Kötü niyeti kabul etmek için diğer yanın markasıyla ilişkilendirilen bir itibar veya şöhretten yararlanma kastıyla hareket edildiğinin delillerle ispatı gerekir ama olayda bu ispat edilebilmiş değil, deliller bize Davis’in markada COGNAC kelimesini kullanmasının sebebinin bu içeceğin hip-hop müzik endüstrisindeki popülerliği olduğunu gösteriyor diyor.

    Ezcümle; Temyiz Kurulu’nun Çoğunluğu ortada bir karıştırma ihtimali bulunmadığı kanaatine varıyor.

    Markanın Sulanması;

    Muterizler konu markanın COGNAC sertifikasyon markasının ayırtedici özelliğini zayıflatacağı iddiasında.

    ABD Federal Circuit Temyiz Mahkemesi, ayırt ediciliğin zayıflatılacağı iddiasında bulunanın Temyiz Kurulu nezdinde şu dört unsuru ispatlaması gerektiğini belirlemiş:

    1- Davacı, ayırt edici ve ünlü bir markaya sahip olduğunu kanıtlamalıdır,

    2- Davalının, davacının ünlü markasını zayıflattığı iddia edilen bir markayı ticarette kullandığını göstermelidir,

    3- Davalının markasını kullanmaya, davacının markası ünlü olduktan sonra başlamış olduğunu ispatlamalıdır,

    4- Davalının markasının kullanımının, ayırt ediciliği zayıflatma ihtimalinin  yüksek olduğunu göstermelidir

    Olayda 3. kriter var, başvuru sahibi zaten markayı kullanıyor.

    İtiraza konu markanın başvuru tarihinden önce muteriz markası tanınmışlık kazanmış mı kriteriyle ilgili olarak Çoğunluk enteresan bir şey söylüyor; muterizler böyle bir iddiada bulunmuş veya bunu kanıtlamış değil, COGNAC sertifikasyon markasının ne zaman ünlü hale geldiğini belirtmiş veya daha da önemlisi böyle bir ün kazanılmışsa da bunun başvuru sahibinin varsayılan kullanım tarihinden önce gerçekleştiğini ifade etmemişlerdir, bunun yerine sadece COGNAC brendi için ünlü bir adlandırmadır, üstün ve prestijli bir kalite markası olarak dünya çapında bir üne sahiptir iddiasıyla kendi markalarından “ünlü COGNAC markası” şeklinde bahsetmişlerdir diyor. Yani? Yani muterizler ayırt ediciliğin zayıfladığı iddiasını ileri sürmemişlerdir diyor.

    Diyelim muterizler bunu açıkca yazmamış itiraz dilekçesinde, acaba karşı tarafın zımni rızası söz konusu olabilir mi? Diğer bir anlatımla başvuru sahibi muterizlerin iddiasını ileri sürmesine zımnen rıza göstermiş olabilir mi davranışlarıyla? Buna dair Çoğunluk  şöyle diyor, emsal kararlara atıfla; Dilekçelerde yer almayan bir konu, tarafların açık veya zımni rızasıyla yargılamaya dahil edilirse, bu durum dilekçelerde yer almış gibi her açıdan ele alınmalıdır + Zımni rıza, ancak şu durumlarda var kabul edilebilir: (1) karşı taraf, konuyla ilgili delillerin sunulmasına itiraz etmemişse ve (2) delillerin, söz konusu iddiayı desteklemek amacıyla sunulduğu konusunda adil bir şekilde bilgilendirilmişse.

    Sonrada Çoğunluk ayırt ediciliğin zayıflatılacağı iddiasını reddediyor. Muterizler bu konuyu düzgün şekilde ileri sürmemişler, zımni rıza ile yargılamaya dahil edildiği iddiası da kanıtlanmış değiller + karıştırılma ihtimali bağlamında dahi COGNAC sertifikasyon markasının ünlü olduğu delillerle ortaya konamamışken bizim sulanma iddiasını kabul etmemiz mümkün değil diyor.

    Sonuç; itirazın reddine.


    AYRIK GÖRÜŞ;

    Temyiz Kurulu’nda Çoğunluk görüşüne tamamen katılmayan biri var. Üyelerden Wolfson markanın sulanması konusunda çoğunluğun kanaatine katılıyor ama karıştırma ihtimali konusundaki görüşten ayrılıyor. Wolfson’a göre Çoğunluk, birinci, ikinci ve üçüncü DuPont faktörlerini hatalı analiz ederek ve beşinci ile onüçüncü faktörlere gerekli ağırlığı vermeyerek tüketicilerin markaları karıştırmayacağı şeklinde hatalı bir sonuca varmış durumda. Bu sefer Wolfson’un gözünden bakalım ihtilafa.  

    Markaların Karşılaştırılması;

    Wolfson’un  marka karşılaştırmasındaki analizleri şöyle;

     — İtiraza konu yukarıdaki marka birebir muterizin COGNAC markasını içeriyor. Bir markanın diğer bir markayı bütünüyle içerdiği hallerde çoğunlukla markaların benzer olduğu kabul edilir. Olayda markalar görünüm ve söyleniş/duyuluş olarak benzer, çünkü muterizin markasını zikretmeden konu markanın söylenmesi mümkün değil. Çoğunluğun markanın baskın unsurunun COLOGNE&COGNAC olduğu konusundaki tespiti yerinde. 

    — Başvuru sahibi markasındaki COGNAC teriminin yalnızca “bir çeşit brendiyi” tanımladığını ileri sürüyor, yani bir ürün kategorisini belirten jenerik bir terim olduğu iddiasında. Çoğunluk ise COGNAC’ın bir yandan ayırt edici bir sertifikasyon markası olduğunu kabul ederken diğer yandan, satılan ürün sayısın ve satış rakamlarının etkileyici olduğunu belirttiği halde, tüketicinin bunu sadece  “popüler bir damıtılmış alkollü içecek” olarak algılayacağı kanaatine varıyor.   

    Satışların etkileyiciliğine dair ciddi delillere rağmen, Çoğunluk, bu delillerin “COGNAC markasının, malların bölgesel köken ve belirlenen nitelikleri karşılama açısından sertifikalandırıldığı mesajını iletme açısından güçlü bir üne sahip olduğunu kanıtlamaya yeterli olmadığı sonucuna varıyor. Çoğunluğun bu kanaatlerinin hiçbirine katılmıyorum.

    Bazı makalelerde COGNAC teriminin “cognac” şeklinde (küçük harflerle) yazılmış olması markanın kavramsal gücünü veya ayırt edicilik derecesini zayıflatmıyor. Bilakis,muterizler, COGNAC kullanımının “kontrollü ve sınırlı bir şekilde yapıldığını, bu sayede alıcılara, belirtilen adlandırmayı taşıyan malların yalnızca belirli bir bölgeden geldiğini güvenilir bir şekilde belirttiğini” göstermiş durumda, dolayısıyla, COGNAC’ın “bölgesel bir sertifikasyon markası olarak işlev gördüğünü, tıpkı bir terimin, malların belirli bir üreticiden geldiğini güvenilir bir şekilde belirttiği gibi, bir marka olarak işlev gördüğünü” ispat etmiş durumdalar.

    Muterizler kullanıma dayalı sertifikasyon markasının Fransa’nın Cognac bölgesinden gelen brendiyi tanımladığını iddia ediyor; zaten başvuru sahibi de bu bölgeyi adıyla ve “muhteşem bir yer” olarak ifade etmiş durumda. Bu durumda, bir mal/hizmet markası olmasa da, sertifikasyon markası olarak kullanım COGNAC’ın sertifikalı kullanıcılarının mallarını İspanya veya Almanya gibi yerlerden gelen brendilerden ayırt etmeye yarıyor.

    Diğer yandan her iki taraf da COGNAC kelimesini aynı anlama gelir şekilde kullanıyor. İtiraza konu markadaki COGNAC ibaresi muteriz markasındaki COGNAC terimiyle aynı anlamda kullanılıyor; Fransa’nın Cognac bölgesinden gelen ve belirlenen standartlara sıkı sıkıya uygun şekilde üretilen bir brendi.

    Biliyorsunuz başvuru sahibi taraf markalarının fonksiyonlarının farklı olduğunu ve iki markanın aynı ticari izlenimi yaratmadığı savunmasında bulunuyordu. Kurulun Çoğunluğu da bu iddiayı büyük ölçüde kabul etmiş durumda. Ama Wolfson her iki marka da aynı ticari izlenimi yaratıyor ve bu ticari izlenimde şudur diyor; belli bir coğrafi yerden gelen brendi.  

    Wolfson’a göre; başvuru sahibinin mevcut veya potansiyel müşterilerinin, çeşitli müzisyenlerle ilişkilendirilen veya farklı müzikal eserlerde övgüyle bahsedilen COGNAC markaları nedeniyle muterizin markasına aşina hale geldiğinin kabulü gerekir. Tarafların ortak tüketicileri, sertifikalı ürünlere müzikal eserlerde sıkça yapılan atıfları ve bu atıfların ayrıca sertifikalı kullanıcıların markalarına da (örneğin Hennessy veya Courvoisier) gönderme yaptığını bilecektir. Dolayısıyla, sertifikalı malların etiketlerinde COGNAC’a yapılan atıflar ile bu tür sertifikalı malların çeşitli markalarına müzikal eserlerde yapılan atıflar benzer ticari izlenimler iletiyor.  

    — Çoğunluk da, itiraza konu markanın baskın unsurunun kelimeler olduğunu kabul etmekle beraber sonrasında COLOGNE & COGNAC’ın iki terimin birleşiminden türeyen ve her bir terimin ayrı ayrı tekil anlamını aşan bir anlama sahip olduğu sonucuna varmıştı. Ancak, Wolfson’un da dikkat çektiği gibi, Çoğunluk bu sonuca nasıl vardığına dair bir açıklama/gerekçe belirtmiyor. Çoğunluk COLOGNE ve COGNAC terimlerinin birleşiminin bir lifestyle (yaşam tarzı) çağrıştırdığı görüşünde; tamam ama, diyor Wolfson, markada bu rahatlık ve lüks yaşam tarzı çağrışımını yaratan terim COGNAC ve bu durum marka bir bütün olarak değerlendirildiğinde de önemini koruyor.

    Wolfson birinci DuPont faktörünün muterizler lehine değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. Çünkü kısaca tekrar etmek gerekirse; konu markanın baskın unsuru muteriz markasının tamamını içeriyor ve bu durum markaları görsel ve işitsel olarak benzer kılıyor + ortak kullanılan COGNAC terimi her iki markada da aynı anlama sahip, aynı ticari izlenimi yaratıyor ve bu da markaların anlam ve genel ticari izlenim açısından benzer olmasına yol açıyor.

    Mal ve Hizmetlerin İlişkisi; Ticaret Kanalları; Tüketiciler

    Wolfson inceleme konusunda Çoğunluğun belirttiği şu kriterlere katılıyor; iltibas ihtimali olup olmadığı sorusuna cevap aranırken COGNAC markasının yetkili kullanıcılar tarafından nasıl kullanıldığına bakılmalı ve başvuru sahibinin markasının mal ve hizmetlerinin muhtemel kullanım şekillerine ilişkin deliller analiz edilmelidir. Dolayısıyla odak noktası, zorunlu olarak, muterizlerin yetkili kullanıcılarının sertifikalı COGNAC markasını kullanımına ve itiraza konu başvuruda yer alan müzik kayıt ürünleri ve hizmetlerine bakılması olmaktadır.

    Çoğunluk; sunulan delillerin muterizlerin müzik ses kayıtları sağladığına veya müzik endüstrisiyle ilgili herhangi bir hizmet sunduğuna dair bir hususu ispat etmediği gibi, tüketicilerin muterizlerin veya onun sertifikalı üreticilerinin başvuru sahibinin alanında da faaliyet göstereceğini düşüneceğine delalet edecek herhangi bir delil de bulunmadığı sonucuna varmıştı.  

    Wolfson bir noktada Çoğunluğa katılıyor; doğru, tüketicilerin muterizlerin yeni iş alanlarına girdiği sonucuna varması pek olası değil çünkü tarafların tüketicileri markaları büyük ölçüde ya da tamamen bilmeyebilir diyor. Ama diyor, muterizlerin tanınmıyor/bilinmiyor olması COGNAC brendisini tüketen ve müzik kayıt ürünleri veya hizmetlerini satın alan örtüşük tüketiciler açısından karışıklık ihtimalini ortadan kaldırmaz. Tüketicilerin, kullanılan ibarenin sertifikasyon amacı hakkında açıkça bilgi sahibi olması gerekmez, COGNAC’ı belirli bir bölgesel kökenin göstergesi olarak algılamaları yeterlidir.

    Başvuru sahibi, “Cognac, tüketicilerin doğrudan içecekle ilişkilendirdiği bir marka değil, mesela  Jack Daniels ya da Southern Comfort gibi viskiyi tanımlayan markaların aksine bir tanımlayıcı da değil. Cognac sadece bir kalite kontrol terimidir. Ancak, mesela “COLOGNE & HENNESSEY” gibi farazi bir marka olsaydı bu markanın COGNAC brendisi için kullanılması yasaklanabilirdi” argümanını ileri sürmüş durumda dosyada.

    Bu kısaca, bir sertifikasyon markası ile ona çok benzeyen bir ticaret/hizmet markası karşılaştırıldığında tüketiciler nezdinde karışıklık olasılığı bulunamayacağı yönünde bir argüman.

    Halbuki diyor Wolfson, daha önce verdiği kararlarda Temyiz Kurulu ticaret/hizmet markası ile sertifikasyon markası karşılaştırmasında böyle bir ayrım yapılamayacağını belirtmiş durumda zaten + uzun zamandır verilen kararlarda, karışıklık ihtimalinin varlığı için mal ve hizmetlerin birebir aynı veya rekabet halinde olması gerekmediği de kabul ediliyor, yani mal/hizmetlerin bir şekilde ilişkili olması ya da pazarlama koşullarının, ilgili mal ve hizmetlerin aynı kaynaktan geldiği ya da bir bağlantı olduğu varsayımına yol açabilecek şekilde olması yeterli.

    Wolfson’a göre, alkollü bir içecek olarak COGNAC brendisi, müzik kayıtları ve eğlence hizmetlerinden farklı ticaret kanallarında dolaşıma sokulmaktadır, ancak bunların tüketicileri örtüşmektedir. Muterizler sertifikalı COGNAC ürünlerinin özellikle ABD’de rap ve hip-hop müziğiyle yakın ve efsanevi bir geçmişi bulunduğunu ispat etmiş durumda ve COGNAC ya da yetkilendirilmiş kullanıcıların markalarının sıklıkla şarkı isimleri ve şarkı sözlerinin konusu olduğu görülüyor. BNIC yetkilisinin COGNAC ya da yetkilendirilmiş markaların hip-hop veya rap müziğinde yer aldığına ilişkin beyanları, başvuru sahibinin 7 Mart 2019 tarihindeki varsayımsal ilk kullanım tarihinden önce yayımlanmış çeşitli haber makalelerle desteklenmiş durumda.  

    Başvuru sahibi, Cognac ile müzik endüstrisi arasındaki yaygın ilişkiyi kabul ediyor ve hatta bunun Cognac satışlarını arttırdığına inandığını söylüyor, onlara itiraz etmeyen muterizler şimdi bana da itiraz etmemeli diyor. Wolfson başvuru sahibine bu konuda hiç katılmıyor ve diyor ki; aynı şey mi yani, diğerleri şarkı sözleri veya şarkı isimlerinde kullanmış, halbuki sen COGNAC’ı marka olarak kullanmak istiyorsun, sen marka olarak kullandığın zaman tüketiciler senin  ürünlerin  ile muterizin  yetkilendirilmiş kullanıcılarının COGNAC brendisi arasında bir bağlantı, sponsorluk  ya da bir ilişki olduğu fikrine kapılır.

    Hennessy gibi markalar özellikle hip-hop ve rap sanatçılarıyla işbirliği yaparak ABD’de COGNAC’ı pazarlıyor. Bu konuda BNIC’ın sunduğu beyanda Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Erykah Badu ile yapılan kampanyadaki görsel örnek olarak gösterilmiş.

    Çoğunluğun da kabul ettiği üzere, dört müzisyen sertifikalı COGNAC ürünleri üretmiş. Ayrıca BNIC yetkilisi sunduğu beyanda başkaca birçok tanıtım ortaklığına da değinmiş durumda ki bunlar arasında Courvoisier ve Def Jam Recordings arasındaki ortaklık da var ve Def Jam Recordings başvuru sahibi gibi müzik kayıtları üreten bir şirket.

    Bu noktada Wolfson müzisyenlerle ilgili olarak itiraza konu markanın başvuru tarihinden önceye giden bazı işbirliklerine dair muterizlerce sunulan haberler/makaleler gibi delillere atıf yapıyor. Yani bu tip delillerin Çoğunluk tarafından doğru değerlendirilmediği görüşünde.

    Diğer yandan diyor, müzik ürünleri/hizmetleri ile alkollü içeceklerin ilişkili olduğu iddiasını desteklemek amacıyla muterizler bazı 3. Kişilere ait marka tescillerine de dayanmış durumda  ki bu tesciller marka sahiplerinin bu tür ürünleri/hizmetleri tek bir marka altında tescil ettirebildiğini ispat ediyor.Buna dair verilen örnekler arasında şu tesciller var:


    Yukarıdaki marka hem “İndirilebilir müzik içeren kaydedilmiş müzikal performansları” için hem de “şarap “için tescil edilmiş.


    IRON MAIDEN markası “müzikal ses kayıtları ve canlı müzikal eğlence performansları için ve biralar; biralar dışında alkollü içecekler” için tescil edilmiş.


    SINATRA markası hem müzikal ses kayıtları konusunda  “internet veya diğer iletişim ağları aracılığıyla eğlence ve kültürel etkinlikler ile ilgili eğlence bilgisi sağlanması ” ve hem de “biralar dışında alkollü içecekler” için tescil edilmiş.


    Yukarıdaki marka hem “Müzik enstrümanı öğretimi içeren önceden kaydedilmiş CD’ler” ve hem de “şaraplar” için tescil edilmiş.


    Yukarıdaki marka “ Müzik ses kayıtları; müzik içeren önceden kaydedilmiş ses ve video diskleri, plaklar”  için ve “şaraplar” için tescil edilmiş.  


    Bu delillere dayanarak Wolfson şu kanaate varıyor; bence başvuru sahibinin markası altındaki mal/hizmetlerle karşılaşan ciddi sayıda bir tüketici bu mal/hizmetler için konu markanın kullanımının COGNAC sertifikasyon markasını ürünlerde kullanma yetkisi veren aynı otorite tarafından yetkilendirildiğine veya onaylandığına inanır, burada tüketici sertifikasyon markasının sahibinin/yetkilisinin kim olduğunu bilemeyebilir ama bence kapılacağı izlenim budur.

    Ezcümle Wolfson’a göre; karıştırma ihtimalinde gözönüne alınan mal ve hizmetlerin benzerliği ve tüketici gruplarına dair DuPont faktörleri muteriz lehine değerlendirilmelidir.

    Muteriz Markasının Ünü/Tanınmışlığı Konusunda

    Beşinci DuPont faktörü, muterizlerin dayanak markasına sağlanan korumanın kapsamını, “[markanın ünü (satışlar, reklamlar, kullanım süresi)]” delillerle genişletmelerine olanak tanırken, altıncı DuPont faktörü, başvuru sahibinin “[benzer mallarda kullanılan benzer markaların sayısı ve niteliği]”ne dair kanıtlar sunarak bu koruma kapsamını daraltmasına olanak sağlar.

    Ün/tanınmışlık, eğer varsa, karıştırma ihtimali incelemesinde önemli bir rol oynar çünkü tanınmış  markalar geniş bir kamuoyu tanınırlığına ve ününe sahiptir ve bu nedenle sahibine geniş bir koruma kapsamı veya kullanımda münhasırlık sağlar. Aynı durum sertifikasyon markaları için de geçerlidir.

    Tanınmışlık ölçütü “ya hep ya hiç” değildir, bu, “çok güçlüden çok zayıfa” kadar geniş bir spektrumda değişir. Bir markanın bahsedilen spektrumdaki yerini belirlemek için, markanın doğasında sahip olduğu ayırt edicilik gücü ve pazardaki tanınırlığına dayalı olarak ticari gücü dikkate alınır.

    A- COGNAC’ın doğasından gelen veya kavramsal gücü hakkında

    Wolfson ilk olarak şunu söylüyor; COGNAC markası kavramsal olarak güçlüdür. Her ne kadar iyi bilinen bir coğrafi bölgeyi tanımlasa da, coğrafi olarak tanımlayıcı olan bir markanın tescilinin yasaklanmasına dair genel yasaklamaya tabi değildir.

    Wolfson’a göre, olayda COGNAC teriminin kavramsal gücü, sözlük tanımları da dahil olmak üzere geniş bir şekilde ispatlanmış durumda. Örneğin, Merriam-Webster sözlüğü “Cognac”ı, “beyaz şaraptan damıtılan ve Charente ve Charente-Maritime bölgelerinden gelen sertifikalı bir ürün olan bir brendi” olarak tanımlamış.

    B-COGNAC’ın Ticari Gücü

    Muterizler dosyaya uzun süreli kullanım, ABD’deki kalite kontrolü, ABD satışları ve geniş çaplı tanıtım faaliyetleri ile ilgili önemli deliller sunmuş durumda.

    Sunulan deliller, Wolfson’a göre, sertifikasyon markasının tanınmış  olduğunu kanıtlamak için yeterli. Ancak, Çoğunluk, COGNAC’ın korunabilir bir sertifikasyon  markası olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun sadece çok güçlü bir marka olduğu fakat tanınmış olmadığı sonucuna varırken, Wolfson’a göre, başvuru sahibinin olayı merkezinden uzaklaştıran argümanlarını dikkate almış durumda ki bu hatalı bir yaklaşım.

    İlk olarak, başvuru sahibi, COGNAC markasının bir “kaynak belirtici” işaret olmamakla yani tek bir üreticiyi kaynak göstermemekle yasal olarak  tanınmış marka tanımlamasını karşılamadığı iddiasında bulunuyordu. Ancak,Wolfson’a göre, başvuru sahibi bu iddiada bulunurken Kanun’daki  sulandırma (dilution) durumuna odaklanıyor, yoksa karıştırma ihtimali veya yanıltma ihtimaline değil.

    İkinci olarak, Çoğunluk, başvuru sahibinin şu argümanını kabul etmiş görünüyor; eğer ünlü bir markayı taşıyan bir brendi şişesinde aynı zamanda bunun sertifikalı bir COGNAC olduğu belirtilmişse o zaman şişede yer alan tanınmış marka COGNAC sertifikasyon markasının ünlü olmasını engeller.

    Son olarak, Çoğunluk, COGNAC teriminin çeşitli sertifikalı kullanıcıların etiketlerinde ve reklamlarında markadan daha az belirgin şekilde kullanılmasını, sertifikasyon markasının “ticari marka” olarak kullanılmadığı şeklinde yanlış bir şekilde yorumluyor.

    Wolfson’a göre, bir an için başvuru sahibinin iddia ettiği gibi, bir sertifikasyon markası sertifikalı kullanıcıların markalarını değil coğrafi kökeni tanımlamadığı için sulandırma karşısında koruma talep edemese bile, bu durum sertifikasyon markasının karıştırma ihtimali açısından tanınmış  olarak kabul edilmesini engellemez.

    Ayrıca, Wolfson, başvuru sahibinin iltibas iddiasını çürütmek için ileri sürdüğü ürünün markası tanınmışsa bu sertifikasyon markasının tanınmış olmasına engel teşkil eder şeklindeki hipoteze dayalı örneği de kabul edilebilir bulmuyor. Evet sunulan bazı delillerde ürünün markasının daha belirgin kullanıldığı  örnekler var ama diğer yandan sertifikasyon markasının, ürünün markasından daha fazla COGNAC şişesinde yer aldığı örnekler de var deliller arasında diyor.

    COGNAC’ın Fransa’nın Cognac bölgesinde üretilen ve Avrupa Birliği’nde ciddi yasalarla korunan,  1971 tarihli ABD Hazine Bakanlığı Sanayi Genelgesi mevzuatına tabii olan brendi için tanınmış  bir marka olduğu ve bu durumu karıştırılma ihtimali analizinde dikkate alıyor. Sonuç olarak, dosyada mübrez deliller çerçevesinde, muteriz markasının tanınmış olduğu ve karıştırma ihtimali incelemesinde arttırılmış koruma talep etmeye hakkı olduğu kanaatine varıyor.

    On Üçüncü DuPont Faktörü; Bu son faktör, kısaca kullanımın etkisini kanıtlayan diğer olguların değerlendirilmesine ilişkindir diyebiliriz. Hem Çoğunluk hem de Wolfson COGNAC’ın çeşitli müzik sanatçılarıyla ilişkilendirilişine hem de sanatçıların kendi markaları altında sertifikalı COGNAC ürettirdiklerine ve COGNAC üreticileriyle yapılan anlaşmalar gibi vakalara değinmişti.

    Nitekim Davis de sunduğu beyanda “alkollü içeceklerin, özellikle de COGNAC’ın, şarkı isimlerinde ve şarkı sözlerinde yaygın bir şekilde kullanıldığını ve COGNAC ile müzik endüstrisi arasındaki ilişkinin normal bir durum olarak kabul edildiğini ve bunun COGNAC satışlarını artırmaya neden olduğunu” kabul ediyordu. Konu beyanda ayrıca “şarkı sözlerinde ve başlıklarda ‘cognac’ teriminin veya COGNAC markalarının yaygın kullanımını” da kabul ediyor.

    Çoğunluk burada, hatırlarsanız, “tamam ama sertifikalı ürün ürettiren müzisyenler bunu kendi markaları altında satmış, yoksa kendi isimleri altında değil” diyerek muterizlerin bu konudaki delillerini ve argümanlarını  kabul etmemişti. Wolfson bu noktada Çoğunluk görüşünden ayrılıyor ve böyle düşünerek Çoğunluk aradaki mevcut ilişkiyi göz ardı ediyor, bu hatalı bir yaklaşım bence,  çünkü bu markaların arkasındaki müzisyenleri tüketici gayet iyi tanıyor yoksa bunlar anonim kişiler değil diyor. Belirtilen ilişki Wolfson’a göre, müzik kayıtları tüketicilerinin veya başvuru sahibinin hizmetleriyle müzik performanslarını streamleyen veya indiren kişilerin, başvuru sahibi ile sertifikasyon markası arasında bir ilişki kurma olasılığını artırıyor zira karıştırma ihtimali bulgusunu desteklemek için, tüketicinin muterizle doğrudan bir bağlantı kurmasına gerek yok.  

    Neticeten Wolfson, bence, muterizlerin  karıştırma ihtimali konusundaki iddiası kabul edilmeliydi diyor.

    Ben, naçizane, Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum; Ege’de bir laf vardır yerim dar yenim dar diye. Düğünde geline neden oynamadığını sormuşlar, yerim dar demiş, ortalığı biraz açmışlar oynasın diye, gene oynamamış. E şimdi niye oynamıyorsun demişler; bu sefer de yenim dar demiş. Çoğunluğunki de o hesap biraz bence, sanki gönülleri yok dosyada muterizler lehine karar vermeye, bence Çoğunluk görüşünde birçok çelişki görünüyor. Konu burada kapanmıyor elbette, Muterizler meseleyi Mahkeme’ye taşıyor. Mahkeme 08/06/2024 tarihli kararında ne diyor acaba? Bu bir başka yazının konusu olacak. 

    Özlem FÜTMAN

    Şubat 2025

    ofutman@gmail.com

    TURKAEGEAN MARKASI EUIPO TARAFINDAN HÜKÜMSÜZ KILINDI: HUKUKİ BİR KARAR MI YOKSA POLİTİK BİR MÜDAHALE Mİ?



    GİRİŞ

    Ege kıyılarında turizmi geliştirmek için çeşitli projeler yürüten Kültür ve Turizm Bakanlığının “TURKAEGEAN” ibaresini, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı[1] adına Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) nezdinde Avrupa Birliği markası (EUTM) olarak tescil ettirdiğini ve bu durumun Yunanistan (resmi adıyla Helen Cumhuriyeti) tarafından tepkiyle karşılanarak, Yunan yetkililer tarafından konunun Avrupa Komisyonuna taşındığını daha önce sizlerle paylaşmıştık. Konu ile ilgili yazımıza https://iprgezgini.org/2022/07/28/ege-denizi-sorununda-yeni-bir-boyut-TURKAEGEAN-markasi-ve-yasanan-gelismeler/ uzantılı bağlantıdan erişebilirsiniz.  

    16/07/2021 tarihinde EUIPO tarafından EUTM olarak tescil edilmiş 18514376 sayılı ibareli markanın, tescil kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler[2] bakımından hükümsüz kılınması amacıyla Yunanistan tarafından EUIPO nezdinde başvuruda bulunulmuştur.

    1. Taraf Argümanlarının Özeti

    • Hükümsüzlük talebinde bulunan Yunanistan, markanın “Türkiye”, “Türk” veya “Türkiye’nin yerlisi, sakini ya da vatandaşı” anlamında kullanılan “TURK” ibaresi ile Türkiye ve Yunanistan’ın egemenlikleri bulunan “Ege” denizine atıfta bulunan “AEGEAN” ibaresinden oluşması nedeniyle ilgili ibarenin “Türkiye’ye ait Ege Bölgesi” veya “Türk Ege’si” anlamına geldiğini,
    • Ege Denizinde yer alan Türk ve Yunan sahillerinin çok sayıda Avrupa Birliği (AB) vatandaşı tarafından ziyaret edilen ve ilgili kamu tarafından tescil kapsamında yer alan turistik faaliyetlerle yakın ilişkide bulunan hizmetlerle tanınan turistik destinasyonlar da olduğu dikkate alındığında, “TURKAEGEAN” ibaresinin, itiraz edilen hizmetlerin sunulduğu coğrafi bölgeyi tanımladığını, diğer bir deyimle tescil kapsamındaki hizmetlerin coğrafi kaynağını belirttiğini,
    • Tescilli markada yer alan kalp logosunun ise tipik kırmızı rengi dikkate alındığında, sektörde yaygın olarak kullanılan, övgü niteliğinde bir mesaj ileten bir unsur olduğunu,
    • Kalp logosunun genellikle “sevgi” kavramını temsil ettiği ve çoğunlukla hizmet sağlayıcısının hizmetlerine duyduğu bağlılığı ve üstün hizmet kalitesini sağlama taahhüdünü simgelemek için kullanılan bir logo olduğu,
    • Kalbi çevreleyen mavi çizgilerin ise yalnızca dekoratif bir işlev taşıdığı ve övgü mesajını pekiştirdiğini,
    • İlgili tüketicinin işaretin anlamını kavrayabilmesi için herhangi bir yorum veya bilişsel süreç işletmesinin gerekli olmadığını,
    • Markanın kullanım yoluyla ayırt edicilik de kazanmadığını zira, marka sahibi tarafından sunulan delillerin yeterli olmadığını, kaldı ki sunulan delillerin başvuru tarihinden sonraya ait olduğunu,

    ifade ederek işaretin bir bütün olarak, tescil kapsamında yer alan hizmetlerin coğrafi kökenini gösterdiği ve hizmet kalitesi hakkında bilgi verdiğini ifade etmiştir.

    Başvuru sahibi ayrıca, itiraz edilen markanın kamu düzenine ve genel ahlak ilkelerine aykırı olduğunu savunan ek argümanlar sunmaktadır. Ancak, EUIPO kararında, bu hususlara ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Ek olarak, EUTM’in kötü niyetle tescil edildiğini iddia etmektedir.

    • Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı, hükümsüzlük talebinde bulunan Yunanistan’ın hükümsüzlük işlemlerini, ekonomik çıkarını korumak amacıyla kötüye kullandığını ve bunun adil rekabet ilkelerini ihlal ettiğini,
    •  Ege Denizinin yalnızca Yunan kıyılarını değil, aynı zamanda Türk kıyılarını da kapsadığını,
    • Yunan şirketleri tarafından daha önceden tescil başvurusuna konu edilen ve tescil edilen “AEGEAN” markalarının bulunduğunu,
    • Markanın doğrudan ve açık bir şekilde “Ege Denizi’nin Türk kıyıları” mesajını iletmediğini, zira “TURKAEGEAN” ibaresinin kullanımda olmayan, hayali ve yaratıcı bir kelime olduğunu, bu nedenle de anlamının yorumlanması için zihinsel bir süreç gerektirdiğini,
    • “TURKAEGEAN” ibaresinin kendini oluşturan kelimelerin basit bir toplamı olmadığını, ayrıca marka görseli dikkate alındığında ilgili tüketicilerin söz konusu ibareyi bir bütün olarak algılayacağını,
    • “TURK” kelimesinin “Türkiye’de doğmuş veya yaşayan kişi” anlamına geldiği ve bu anlamın “Türkiye’ye ait” veya “Türkiye” ile eş anlamlı olmadığını,
    • “Turkey” veya “Turkish” kelimelerinin kısaltmasının İngilizce dilinde yetkin kaynak kabul edilen Collins Sözlüğü’nde “Turk.” şeklinde gösterildiğini, oysaki marka görselinde yer alan ibarede “Turk” kelimesinden sonra “nokta” bulunmadığını,
    • “TURK” kelimesinin İngilizce kullanımının zamanla azaldığı da dikkate alındığında “TURK” ve “AEGEAN” kelimelerinin “TURKAEGEAN” şeklinde birleşimi, “Türkiye’de doğmuş veya yaşayan bir kişiye ait Ege Denizi” anlamına geleceğini ve en fazla çağrışım yapar nitelikte olduğunu (suggestive trademark),
    • Dolayısı ile marka görselinin, tescil kapsamında yer alan hizmetlerin coğrafi kökenini veya diğer özelliklerini doğrudan belirtir şekilde anlaşılmadığını,
    • Ayrıca, markanın kelime unsuru yanında, hizmetlerin özellikleriyle doğrudan ilişkili olmayan figüratif unsular da içerdiğini,
    • EUIPO’nun, Ege Denizi ve Ege Bölgesi’ne daha açıkça atıfta bulunan markaları Yunan tüzel kişiler adına tescil ettiğini,

    ifade ederek hükümsüzlük talebinin reddini talep etmiştir.

    2. İptal Biriminin Ön Açıklamaları

    Ofis tarafından öncelikle, Yunanistan’ın Ege bölgesindeki turizmi tekeline alma niyetinde olması nedeniyle hükümsüzlük talebi hakkını kötüye kullandığına ilişkin itirazlar incelenmiştir.

    Ofise göre, bir işaretin marka olarak tescil edilebilirlik kriterlerini belirleyen mutlak ret nedenleri genel kamu yararını korumayı amaçladığı için bu sebeplere dayanan bir hükümsüzlük talebinde, talep sahibinin meşru bir çıkar göstermesi gerekmemektedir. Çünkü aksi durumda, mutlak ret sebepleri ile hedeflenen amaçlara ulaşılması engellenecektir. Ayrıca, somut olayda, marka sahibi, hükümsüzlük talebinde bulunan Yunanistan’ın böyle bir niyetinin var olduğuna dair ikna edici nesnel ve öznel kanıt sunamadığı da dikkate alındığında, söz konusu talebin reddedilmesine karar vermiştir.

    3. İptal Gerekçelerinin İncelenmesi

    İptal Birimi’ne göre, markanın tescil kapsamında yer alan turizm, seyahat, eğlence ve eğitimle hizmetleri, esas olarak genel kamuya hitap etmekle birlikte, aynı zamanda profesyonellere de yöneliktir.

    İlgili hizmetlerin doğası göz önünde bulundurulduğunda, bu hizmetlerin sunumu ile ilgili olarak, ilgili kamuoyunun dikkat seviyesi, hizmetlerin uzmanlık gerektiren doğası, alışveriş sıklığı ve fiyatları gibi faktörlere bağlı olarak orta düzeyden yüksek düzeye kadar değişkenlik gösterebilecektir.

    İptal Bölümü, “TURKAEGEAN” markasının ilgili tüketici kesiminin Avrupa Birliği’ndeki İngilizce konuşan tüketiciler olduğuna karar vermiştir.

    İptal Birimi’ne göre, “Turk” kelimesi, ilgili kamu tarafından genellikle “Türk” veya “Türkiye” olarak algılanmaktadır. Bu nedenle marka sahibi tarafından “TURK” kelimesinin yalnızca bir nokta ile “Türkiye” veya “Türk” anlamına geleceği yönündeki iddia, Ofis tarafından geçerli bulunmamaktadır. Çünkü, bir kısaltmanın anlamını sadece nokta ile belirlemek gibi bir ilke yoktur. Kaldı ki her iki tarafın da atıfta bulunduğu Collins Sözlüğü’ne göre “TURK” ibaresinin hem “TURK” hem de “TURK.” şeklindeki her iki kullanımı da Amerikan İngilizcesinde aynı anlamı taşımaktadır. Ayrıca, AB ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki yakın siyasi, ekonomik ve kültürel bağlar ile elektronik medya yoluyla da yaygınlaşan etkileşim göz önüne alındığında Avrupa Birliği’ndeki İngilizce konuşan tüketicilerin Amerikan İngilizcesi kelimelerinin anlamını da anlayacakları vurgulanmıştır.

    İngilizce “Aegean” kelimesi ise, ilgili kamu tarafından “Yunanistan ve Türkiye arasındaki denizin bir parçası” veya “Ege Denizi veya Adaları ile ilgili olan” anlamında algılanmaktadır.

    İptal Birimi, Yunanistan tarafından sunulan belgelerde de işaretin, başvuru tarihinde ilgili kamu tarafından yukarıda belirtildiği gibi anlaşıldığının açıkça ortaya koyulduğunu belirtmiştir.

    Ayrıca İptal Birimi’ne göre bir kelimenin sözlüğe dahil edilmesi, bu kelimenin belirli bir bağlamda tekrar tekrar kullanıldığını ve kabul edilmiş bir anlam kazandığını gösterir; dolayısıyla çevrimiçi sözlük girişlerinden, başvuru tarihi olan Temmuz 2021’den önceki döneme dair çıkarımlar yapılabilecektir. “Turk” ve “Aegean” kelimelerinin başvuru tarihinden bu yana anlamlarının değiştiğini gösteren herhangi bir delilin de bulunmaması dikkate alındığında “TURKAEGEAN” ibaresinin, başvuru tarihinde yahut başvuru tarihinden önce AB’deki İngilizce konuşan ilgili kamu tarafından, “Ege Denizi’nin Türkiye’ye ait olan kısmı” veya “Türk Egesi” olarak anlaşılacaktır.

    İlgili kararda, Ege’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bölümünün, sadece iyi bilinen turistik bir destinasyon olmakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik ve ticari bir öneme sahip olduğu. 2019 yılında AB vatandaşları tarafından yapılan yurt dışı seyahatlerinin %8’inin Türkiye’ye yapıldığını, Türkiye’de Ege Bölgesi’nin, Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir’e ev sahipliği yaptığını ve İzmir’in, sanayi bakımından Türkiye’de ikinci sırada yer aldığı belirtilmiştir. Bu hususlara dayanan İptal Birimi’ne göre, “Türk Egesi”, yani “Ege Denizinin Türk kısmı”, ilgili kamu tarafından coğrafi bir adlandırma olarak diğer bir deyimle belirli bölgeyi ifade eden bir referans olarak algılanmaktadır.

    Bilindiği üzere, coğrafi yer adının marka olarak tescili yalnızca o coğrafi yer ile mal/hizmetler arasında ilgili tüketici kesiminin zihninde hâlihazırda bir bağlantı olması durumunda değil, gelecekte coğrafi yer ile mal/hizmet arasında ürünün menşeine ilişkin böyle bir bağlantının kurulması hususunda makul bir ihtimalin bulunması durumlarında da yasaklanmıştır.

    İptal Birimi’ne göre, Ege Denizi’nin Türk kısmının ekonomik açıdan aktif ve turistik bir bölge olarak bilindiği göz önüne alındığında;

    • Tescil kapsamında yer alan ve seyahat, turizm, eğlence ve eğitimle ilgili hizmetlerin bu coğrafi alandan kaynaklandığı veya burada sunulduğu olasılığı düşük görünmemektedir. 
    • Yine  tescil kapsamında yer alan iş yönetimi, idaresi, danışmanlık, muhasebe, istatistik derleme ve bilgilerin veri tabanlarına düzenli bir şekilde işlenmesi, sekreterlik, telefon yanıtlama, personel alımı, pazarlama, halkla ilişkiler, çevrimiçi pazar yerleri sağlama, açık artırma hizmetleri (35. Sınıf), malların depolanması hizmetleri (39. Sınıf), hukuki hizmetler, iş güvenliği danışmanlığı hizmetleri (45. Sınıf) gibi hizmetlerin ilgili bölgenin ekonomik refahı ve yüksek düzeydeki ticari faaliyetleri dikkate alındığında ilgili tüketici tarafından, bu hizmetlerin Ege Denizi’nin Türk kısmında sağlandığı veya buradan geldiği anlamında algılanacaktır.
    • Benzer şekilde, ilgili ibarenin, kamu altyapı hizmetleriyle (örneğin su temini, elektrik dağıtımı, atık/gübre taşıma ve depolama, boru hatlarıyla taşımacılık, kurtarma operasyonları, kurye hizmetleri, araç parkı ve garaj kiralama (Sınıf 39), gündüz bakım evleri (Sınıf 43), itfaiye hizmetleri, cenaze hizmetleri, güvenlik hizmetleri (Sınıf 45)), ayrıca telekomünikasyon ve medya hizmetleriyle (örneğin internet erişimi sağlama, yayıncılık ve haber ajansları (Sınıf 38), yayın hizmetleri, film/radyo/televizyon prodüksiyon hizmetleri, fotoğrafçılık ve haber/bildiri hizmetleri (Sınıf 41)) ilişkilendirildiğinde, bu hizmetlerin Ege Denizi’nin Türk kısmında sağlandığını ve bu bölgedeki işletmelerin ihtiyaçlarına özel olarak uyarlanmış olduğunu gösteren bir işaret olarak algılanmaktadır.

    İptal Birimi’ne göre, her bir öğesi tanımlayıcı olan yenilikçi bir terim, ancak bu terim veya kelimenin bileşenlerinin toplamından önemli ölçüde farklı bir etki yaratması durumunda tanımlayıcı olmaktan çıkabilir. Ancak “TURKAEGEAN” terimi, yalnızca itiraz edilen hizmetlerin özelliklerini belirten “TURK” ve “AEGEAN” kelimelerinden oluşmaktadır ve bu birleşim, kelimelerin anlamlarının basit bir toplamından önemli bir fark yaratmamaktadır.

    İptal Birimi’nin, marka görselinin sağ üst köşesinde, siyah standart fontla yazılmış “TURKAEGEAN” kelimesinin yanına yerleştirilmiş ve koyu mavi renklerde yayılan ışınlarla çevrili kırmızı kalp şekline ilişkin yaptığı değerlendirme;

    • Söz konusu figüratif unsurun kelime unsurunun boyutundan çok daha küçük olması,
    • Bu tarz şekillerin, reklamcılık sektöründe, müşteri merkezli bir yaklaşım izlediğini ve hizmetlerin müşteriyi memnun edeceğini belirtmek için yaygın bir şekilde kullanılması,
    • Yargı içtihatlarında da kalp figürlerinin reklamlarda genellikle bağlılık ifade etmek amacıyla kullanıldığının ve bu nedenle ayırt edici özellik taşımadığının ifade edilmesi,
    • Bu tür bir figüratif öğenin, tüketiciler tarafından yalnızca süsleme amacıyla veya en fazla, hizmetlerle ilgili olumlu bir takdir ya da sevgi gösterisi olarak algılanması,
    • İtiraz edilen markadaki kalbin oluşturulma şeklinin, diğer yaygın kalp şekillerinden farklı olmaması,  

    nedenleriyle söz konusu şeklin itiraz edilen hizmetlerin kalitesini vurgulayan bir öğe olarak algılandığını ve markaya ek bir ayırt edicilik katmadığını ve “TURKAEGEAN” kelime öğesinin tanımlayıcı olduğu gerçeğini değiştirmediğini ifade etmiştir.

    Sonuç olarak, “TURKAEGEAN” markası, başvuru tarihi itibariyle tescil kapsamında yer alan hizmetler bakımından EUTMR Madde 7/1 (c) ve Madde 7/2 hükümleri kapsamında tanımlayıcı bulunmuştur.

    EUIPO İptal Birimi karar gerekçesinde,

    • İlgili tüketicilerin, “TURKAEGEAN” ibaresini bir bütün olarak yalnızca bilgilendirici nitelikte algılayacağını, çünkü söz konusu ibarenin tescil kapsamında yer alan hizmetlerin, iyi bilinen bir turizm, seyahat ve eğlence destinasyonu olan aynı zamanda yüksek düzeyde ticari faaliyetleriyle tanınan Türkiye’nin Ege Bölgesi’nde sunulduğunu veya bu bölgeden kaynaklandığını belirttiğini,
    • Markada yer alan logonun, hizmet sağlayıcıların müşteri memnuniyetine önem verdiğini ve dolayısıyla en yüksek kalitede hizmet sunduklarını ifade etmesi nedeniyle ihtilaflı hizmetlerin olumlu yönlerini daha da vurguladığını, bu nedenle hem bağımsız olarak hem de kelime unsuru ile birlikte değerlendirildiğinde ayırt edici nitelikten yoksun olduğunu,
    • Markanın, ilgili tüketiciler tarafından doğrudan tanımlayıcı olarak algılanacağını zira marka görselinin, tescil kapsamında yer alan hizmetlerin Türkiye’nin Ege Bölgesi’nde sunulduğu (veya bu bölgeden kaynaklandığı) mesajını vermesi nedeniyle bir bütün olarak, özgün olmayan ve tanıtıcı olan bir işaret olduğunu,
    • Bu değerlendirmenin, kamu altyapısıyla ilgili hizmetleri de kapsadığını gösterdiğini çünkü bu hizmetlerin, bölgede faaliyet gösteren yabancı işletmelerin ihtiyaçlarına uyarlanabilir nitelikte olduğunu,
    • İşaretin (kelime unsuru “TURKAEGEAN” ve kalp sembolü ile birlikte) genel tanıtıcı mesajının ilgili kamuoyu için yeterince açık olması nedeniyle, markanın bir slogan yapısında olup olmadığı veya “I love TURKAEGEAN” sloganını tamamlamak için bir “I” harfinin eksik olup olmadığı hususunun, önemsiz olduğunu,

    ifade ederek, “TURKAEGEAN” markasının, EUTMR Madde 7/1 (b) ve EUTMR Madde 7(2) uyarınca ayırt edici karakterden tamamen yoksun olduğuna karar vermiştir.

    Ayrıca, İptal Birimi, marka sahibinin asgari düzeyde ayırt ediciliğin bir markanın tescili için yeterli olduğu yönündeki iddiasının doğru olduğunu kabul etse de, “TURKAEGEAN” markasının başvuru tarihi itibarıyla ilgili hizmetlerle bağlantılı olarak tamamen ayırt edici karakterden yoksun olması nedeniyle, düşük bir ayırt edicilik derecesinin markayı tescil edilebilir kılıp kılmayacağının tartışılmasına gerek bulunmadığını ifade etmiştir.

    İptal Birimi, marka sahibinin dayandığı ulusal marka tescilleriyle ilgili olarak, İngilizcenin resmi dil olmadığı ülkelerdeki (örneğin Yunanistan) ofis kararlarının, somut olay açısından belirleyici olmadığını belirtmektedir. Zira, işaretin bu ülkelerde ayırt edici kabul edilmesinin Avrupa Birliği (AB) genelinde de ayırt edici olacağı anlamına gelmemektedir.

    İptal Birimi, AB marka uygulamasının, kendi amaç ve kurallarına sahip, ulusal sistemlerden bağımsız özerk bir yapıya sahip olduğunu vurgulayarak, bir işaretin EUTM olarak tescil edilebilirliğinin yalnızca Birlik kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, İptal Biriminin ve Birlik yargı mercilerinin, bir Üye Devlette verilen karara bağlı olmadığı vurgulanmıştır.

    Marka sahibinin atıfta bulunduğu önceki EUIPO marka tescilleriyle (örneğin, EUTM’ler 18274487, 18274455, 18274451, 18193975, 18629496, 15672504, 16393456, 11752508, 18902845, 18884431, 18877452, 11752508) ilgili olarak, İptal Birimi, bu markaların “Turk” ve “Aegean” unsurlarını bir arada içermemesi ve figüratif unsurlar barındırmalar nedeniyle mecur uyuşmazlık açısından örnek teşkil edemeyeceğini ifade etmektedir. Ayrıca, atıfta bulunulan bazı markaların yıllar önce tescil edilmiş olması ve bu tescil kararlarının marka hukuku ile ofis uygulamalarındaki güncel gelişmeleri yansıtmaması nedeniyle eşit muamele ilkesinin ihlal edilmediği de vurgulanmıştır. İptal Birimi, her markanın kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bir EUTM’nin Ofis tarafından daha önce tescil edilen başka bir markanın varlığına dayanarak ayırt edici karakter kazanamayacağını ifade etmektedir. Tescilin yasallığı yalnızca AB Marka Tüzüğü (EUTMR) ve mahkeme içtihatları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Önceki markaların hukuka aykırı şekilde tescil edilmiş olması durumunda bile, eşit muamele ilkesinin hukuka uygunlukla tutarlı bir şekilde uygulanması gerektiği ve bir kişinin, başka birinin aleyhine işlenmiş olası hukuka aykırı eyleme dayanarak hak elde edemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

    Marka sahibi, hükümsüzlük talebine karşı sunduğu görüşlerinde, markanın kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığı yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Söz konusu açıklamalar karşısında, İptal Birimi, delillerin değerlendirilmesinden önce, aşağıdaki hususlara değinmiştir:

    • Bir markanın tescil edilebilmesi için, başvurudan önce ayırt edici olması gerekmektedir. Bu nedenle başvurudan sonraki kullanımların, markaya ayırt edicilik kazandırmayacaktır.
    • Bir markanın, eğer kullanımı sonucu ayırt edici hale geldiği iddia ediliyorsa, bu iddianın dikkate alınabilmesi için markam kullanım sonucunda ayırt edici hale gelmiştir.”  şeklinde açıkça belirtilmelidir. Somut olayda olduğu gibi marka sahibinin, markanın “kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanıyor olduğu” nu ifade etmesi, tek başına yeterli değildir.
    • Bir markanın kullanım yoluyla ayırt edici hale gelip gelmediğine dair değerlendirme, markanın pazar payı, kullanım sıklığı, coğrafi yaygınlığı, kullanım süresi, tanıtım yatırımları ve halkın markayı bir şirkete ait olarak algılama oranı gibi faktörlerin bir arada incelenmesiyle yapılmaktadır.
    • Ayırt edici karakterin kazanıldığının kanıtlanmasında “doğrudan kanıt” (örneğin, anketler, markanın pazar payına ilişkin kanıtlar, ticaret ve sanayi odaları veya diğer ticari ve mesleki kuruluşlardan alınan beyanlar) ile “ikincil kanıt” (örneğin, reklam materyalleri veya satış hacimleri) arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir.
    • İkincil kanıtlar doğrudan kanıtları destekleyebilir ancak onların yerine geçemez. Mesleki derneklerin beyanları ve pazar araştırmaları gibi doğrudan kanıtlar, kullanım yoluyla kazanılmış ayırt ediciliğin kanıtlanması için genellikle en önemli yöntemlerdir.

    Akabinde, marka sahibi tarafından kullanım yoluyla ayırt ediciliğin sağlandığının ispatlanması amacıyla değerlendiren İptal Birimi, öncelikle, doğrudan kanıt olarak kabul edilen pazar araştırmaları ya da mesleki derneklerin beyanları gibi delillerin sunulmadığına dikkat çekmiştir. Daha sonra ise, marka sahibi tarafından sunulan çevrimiçi gazete makaleleri, web sitesi/video alıntıları ve reklam yayınlarının, yalnızca markaya doğrudan atıfta bulundukları ölçüde geçerli kabul edildiğini belirtmiştir. İptal Birimine göre, her ne kadar çoğu işletme, ürün tanıtımı için web sitelerini kullansa da bu durum tek başına markanın kullanım yoluyla ayırt edici hale geldiği sonucuna varmak için yeterli değildir. Ayrıca, web sitesi alıntıları, ziyaretçilerin hangi AB üye devletlerinden geldiğini belirlemeye imkân da tanımamaktadır. Bu bağlamda, bu alıntılar markanın, ilgili tüketiciler nezdinde ticari kaynak gösterme işlevini yerine getirdiğini kanıtlamamaktadır.

    İptal Birimi, itiraz edilen marka İngilizce kelimelerden oluştuğu için, markanın ayırt edici hale geldiği iddiasının, İngilizcenin resmi dil olduğu AB Üye Devletleri (İrlanda ve Malta) ile İngilizcenin yaygın şekilde anlaşıldığı Üye Devletlerde (Hollanda, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Kıbrıs) kanıtlanması gerektiğini ifade etmiştir. Marka sahibi tarafından sunulan ve 2021 yılı için planlanan faaliyetler arasında “Türk Ege ve Türk Rivierası-Doğu Akdeniz filmleriyle markalaşma çalışmaları”na yer verilmiştir. Ancak bu belgelerin çoğunun Türkçe olarak sunulması nedeniyle, İngilizcenin resmi dil olduğu veya yaygın olarak anlaşıldığı AB Üye Devletlerinde markanın ayırt edici karakter kazandığını gösteren yeterli kanıtların sunulmadığı sonucuna varılmıştır.

    Sonuç olarak, İptal Birimi, marka sahibinin, başvuru tarihi veya en geç hükümsüzlük talebinin yapıldığı tarihten önce EUTM’nin ayırt edici karakter kazandığını kanıtlayamadığına karar vererek, markanın tescil edilen hizmetlerle ilgili olarak kullanım yoluyla ayırt edici hale geldiği yönündeki itirazları reddetmiştir.

    SONUÇ

    Söz konusu karar ile, EUIPO, “TURKAEGEAN” ibaresinin, tescil kapsamında yer alan hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğu ve ayırt edici olmadığı sonucuna vararak, markanın tescil kapsamında yer alan tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar vermiştir.

    EUIPO marka uygulama kriterleri ve yaklaşımları dikkate alındığında söz konusu kararın, politik sebeplerle alındığı kanaatindeyim. Zira, “TURKAEGEAN” markası, oluşturulma biçimi dikkate alındığında, tescil kapsamında yer alan herhangi bir hizmet için doğrudan tanımlayıcı olmadığı gibi asgari düzeyde ayırt ediciliğe de sahiptir. EUIPO Marka Kriteri’ne göre, bir işaretin, ilgili kamuoyu tarafından mal ve hizmetler hakkında doğrudan ve somut bir bilgi sağladığı hemen anlaşılabiliyorsa, tanımlayıcı olarak kabul edilecektir. Ancak, yalnızca mal ve/veya hizmetlerin belirli özelliklerine ilişkin dolaylı olan ya da çağrışım yapan terimler tanımlayıcı sayılmamaktadır. [3]

    Yine söz konusu kritere göre, coğrafi yer adlarının marka olarak tescili, söz konusu coğrafi adın halihazırda o mal veya hizmetler bakımından ünlü olması veya ilgili mal ve hizmetlerle ilişkilendirilmesi yahut, bu adın, ilgili mal veya hizmetlerin coğrafi kökenini belirtebileceği yönünde makul bir varsayımın yapılabileceği durumlarda engellenmiştir.[4] Somut olay bakımından redde konu gündüz bakım evleri, itfaiye hizmetleri, güvenlik hizmetleri gibi hizmetler bakımından Ege Denizi’nin ülkemize ait kısmının hangi bakımından ünlü olduğu düşündürücüdür. Bu kapsamda, EUIPO İptal Birimi’nin, toptancı bir yaklaşım sergileyerek markayı tümden hükümsüz kılınmasının EUIPO’nun marka inceleme kriterlerine ve uygulamalarına aykırı olduğu kanaatindeyim.

    Belirtmek gerekir ki, yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla, EUIPO İptal Birimi tarafından verilen söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir. Tescil sahibi olan ve ülkemizin devlet kurumlarından biri olan Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı, bu karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde itiraz etme hakkına sahiptir. Yapılacak itiraz, EUIPO Temyiz Kurulu tarafından incelenecektir. Temyiz Kurulu’nun vereceği karara karşı ise, yine tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesinde (Genel Mahkeme) dava açılması mümkündür. Genel Mahkemenin vereceği karar, Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde (CJEU) temyiz edilebilir. Ancak CJEU, yalnızca hukuki meseleleri incelemekte olup, olayın esasına ilişkin yeniden değerlendirme yapmamaktadır.

    Söz konusu kararın kesinleşmesi halinde, gelecekte Yunan şirketleri veya Yunanistan tarafından esas unsuru ‘Greek Aegean’ yahut ‘Aegean Greek’ ibarelerinden oluşan ve turizm, reklamcılık ve hatta itfaiye hizmetleri gibi hizmetler için yapılan marka başvurularının – her ne kadar somut olay bazında değerlendirme yapılacak olsa da – en azından EUTMR m. 7(1) (b) ve (c) hükümleri kapsamında reddedilmesi gerektiği öngörülmektedir.


    Elif AYKURT KARACA

    Şubat 2025

    elifaykurt904@gmail.com


    DİPNOTLAR

    [1] Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olup Türkiye’nin turizmin tanıtılması ve geliştirilmesinden sorumlu Devlet kurumudur.

    [2] Tescil kapsamında yer alan mal ve hizmetler listesine konu ile ilgili önceki yazımızdan ulaşılabilmektedir.

    [3] Bkz. EUIPO Marka ve Tasarım Kriteri,1.1 The notion of descriptiveness, https://guidelines.euipo.europa.eu/2214311/2065712/trade-mark-guidelines/1-1-the-notion-of-descriptiveness

    [4] Bkz. EUIPO Marka ve Tasarım Kriteri, 2.6.2 Assessment of geographical terms, https://guidelines.euipo.europa.eu/1803468/1788394/trade-mark-guidelines/2-6-2-assessment-of-geographical-terms

    AVRUPA BİRLİĞİ COĞRAFİ İŞARET TESCİL SİSTEMİNDEN RET KARARLARI DERLEMESİ

    Gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkilerde coğrafi işaret ve diğer kalite göstergelerine ilişkin üç farklı tüzüğe dayanan koruma şartlarını birleştiren, sadeleştiren ve güçlendiren 11 Nisan 2024 tarihli ve 2024/1143 sayılı Avrupa Birliği (AB) Tüzüğü, 13 Mayıs 2024 tarihinden itibaren yürürlükte. Bu yazımızın konusunu, 2024/1143 sayılı Tüzüğün yürürlüğe girmesinden önce verilmiş bazı ret ve iptal kararları oluşturuyor.

    AB’ye yapılan coğrafi işaret başvuruları; AB Komisyonu Tarım Genel Müdürlüğü – DG Agri tarafından inceleniyor, başvurunun reddine yönelik karar başvuru yapana gönderilip 2 aylık süre içinde görüş sunması bekleniyor ve nihai olarak verilen gerekçeli ret kararları, AB Komisyonunun Uygulama Kararı olarak AB Resmi Gazetesinin L serisinde yayımlanıyor.

    AB’nin konuyla ilgili sicili olan eAmbrosia’da ret ve iptal kararları için yaptığımız araştırmada bulduğumuz bazı örnek kararları aşağıda özetliyoruz.

    1- ‘Лидский квас/Lidski kvas’

    Başvuru, Belarus’un Lida şehrinde üretilen fermente bir içecek için ‘Лидский квас/Lidski kvas’ adlarının mahreç işareti olarak tescili amacıyla 2021 yılında ‘Lidskoe Pivo’ A.Ş. tarafından yapılmış. Eksiklik bildiriminde, özellikle aşağıdaki hususların açıklanması istenmiş.

    • Üretimde kullanılacak suyun, başvuruyu yapan özel firmanın mülkiyetindeki kaynaktan temin edilmesinin gerekliliği ile “üretimde özel bir teknik yöntem”in varlığının başvuruda belirtildiği dikkate alınarak başka üreticilerin mevcut olup olmadığı.
    • AB kurallarına göre tek bir gerçek/tüzel kişinin başvuru yapabilmesi, ürünün tek bir üreticisi olduğunun ispatını ya da mevcut üreticiler içinde başvuru yapma niyetinde olan başka üretici bulunmadığının ispatını gerektirdiğinden, başvuru yapanın bu şartlardan hangisini karşıladığı.  

    Başvuru yapanın verdiği yanıtta; üretimde kullanılan suyun çıkarıldığı kuyuların tek sahibi ve işletmecisi olduğu; tüm üretim sürecinin kendisi tarafından Lida şehrinde ve “özel bir teknik yöntem” kullanılarak gerçekleştirildiği belirtilerek tek belge (single document) ve şartname (specification) belgeleri revize edilmiş.

    AB Komisyonu yaptığı inceleme neticesinde, temel olarak aşağıdaki esaslara dayanarak başvurunun gerekli şartları sağlamadığına ilişkin görüşünü bildirmiş, verilen 2 aylık süre içinde başvuru yapandan cevap alınamamasının ardından ret kararını 11 Ağustos 2023 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlamış.

    • Başvuru yapanın üretimde kullanılan suyun temin edildiği kuyuların tek sahibi ve işletmecisi olması nedeniyle, başka üreticilerin bu üretim sistemine katılmasının kesinlikle mümkün olmadığının anlaşılması.
    • Üretimde kullanılan “özel bir teknik yöntem”in tamamıyla başvuru yapana ait olduğunun anlaşılmasıyla birlikte bu durumun, ürünün ayırt edici özelliklerinin coğrafi sınırdan kaynaklanmayıp üreticinin inisiyatifiyle şekillendiğini gösterdiği ve dolayısıyla 1151/2012 sayılı Tüzüğün 5(2) maddesi şartlarının karşılanmadığı. Ayrıca üretim şeklinin açıklama içermeksizin sadece üretim basamaklarının sıralanması suretiyle verilmesinin, potansiyel üreticilerin bu sisteme girebilmesine imkân tanımaması.
    • Başvurunun tek bir üretici tarafından yapılabilmesi konusundaki istisnai duruma ilişkin şartların karşılandığını gösteren kanıtlar sunulmaması nedeniyle 1151/2012 sayılı Tüzüğün 49(1) maddesine aykırılık oluştuğu.

    2- Neusiedlersee-Hügelland’

    Bu örnek; Avusturya’dan kaynaklanan ve menşe adı olarak tescilli olan ‘Neusiedlersee-Hügelland’ şarabının, “ürün şartnamesine artık uyulmadığı” gerekçesiyle ve AB’nin şaraplarla ilgili piyasa düzenlemeleri ile coğrafi işaret tescili hakkındaki yasal düzenlemesi olan 1308/2013 sayılı AB Tüzüğünün 106. maddesi uyarınca yapılan “iptal” talebi kapsamında verilen karara ilişkindir. Talep sahibi Avusturya Tarım, Bölgeler ve Turizm Federal Bakanlığı, ilgili taraf ise Ulusal Şarap Komitesidir.

    ‘Neusiedlersee-Hügelland’ ibareli menşe adı, ‘Leithaberg’ ibareli menşe adı tescilinin kapsamına entegre edildiği için 2016 yılında çıkarılan yasayla iptal edilmiş ve 2016 tarihli Federal Resmi Gazetede bu durum yayımlanmış.

    AB’nin 2019/33 sayılı Yetkilendirme Yönetmeliğinin 19. maddesi uyarınca, Avusturya’nın iptal talebi AB Resmi Gazetesinde yayımlanmış ve hakkında itiraz yapılmaması üzerine kesinleşen iptale ilişkin karar, 6 Ağustos 2021 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanmış.

    3- Commune de Champagne’

    ‘Commune de Champagne’ ibareli mahreç işareti başvurusu, İsviçre’nin Vaud Kantonu Champagne Belediyesinin Asma ve Şarap Topluluğu (CVVCCVDCH) tarafından 3 Kasım 2015 tarihinde yapılmış. 

    AB Komisyonunun açıklama istediği konularda verilen cevabın incelenmesinde, aşağıdaki esaslara dayanarak verilen ret kararı, 2 Haziran 2020 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanmış.

    • ‘Commune de Champagne’ isminin, 14 Kasım 2007 tarihli ve 916.140 sayılı Şarap Üretimi ve Şarap İthalatı Yönetmeliğinin 25. maddesi uyarınca İsviçre Tarım Federal Ofisi tarafından tutulan İsviçre’nin tescilli menşe adları kayıtlarında yer almadığı tespit edilmiş; bu durumda bu ismin, kendi ülkesinde (menşe ülkede) geçerli bir şekilde korunduğuna dair kanıt sunulmadığından bahisle 1308/2013 sayılı AB Tüzüğünün 94(3) maddesi hükmünün karşılanmadığı.
    • AB Komisyonu ayrıca, ‘Commune de Champagne’ adının İsviçre’de geçerli bir şekilde korunamayacağı görüşünde. Çünkü Avrupa Topluluğu ile İsviçre Konfederasyonu arasındaki tarım ürünleri ticaretine ilişkin Anlaşma ve özellikle Ek 7’nin 8. maddesi İsviçre Konfederasyonu’na, sadece AB menşeli şaraplar için ‘Champagne’ adını İsviçre topraklarında koruma yükümlülüğü getirmekte. İlave olarak, Vaud Kantonuna (İsviçre) ait şaraplara ilişkin 27 Mayıs 2009 tarihli Yönetmeliğin 32. maddesi ile, menşe adı taşıyan şarapların etiketlerinde yerel bir referansa yer verilmesi hakkını sadece belirli koşullar altında düzenlemekte; menşe adını taşıyan ‘Bonvillars’ şaraplarının etiketlenmesine ilişkin kurallar belirlemekte ve üzümün yetiştirildiği belediyeye referans verilmesine izin vermekte. Ancak bu maddenin, ‘Commune de Champagne’ adının coğrafi işaret olarak korunmasını doğrudan sağlayamayacağı.
    • Yukarıda belirtilen hususlar uyarınca başvurunun, 1308/2013 sayılı AB Tüzüğünün 97(4) maddesi hükmü uyarınca reddi gerektiği.

    4- Монгол Тогтвортой ноолуур/Mongol Togtvortoi Nooluur’

    ‘Монгол Тогтвортой ноолуур/Mongol Togtvortoi Nooluur’ ibaresinin mahreç işareti olarak tescili amacıyla 22 Aralık 2022 tarihinde Moğolistan’dan yapılan başvurunun AB Komisyonunca incelenmesi neticesinde verilen ret kararı, 2 Mayıs 2024 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanmış olup inceleme sürecindeki esaslar aşağıda özetlenmiştir.  

    • Başvuruya konu ürün “kaşmir” olmasına rağmen başvuruda “yün” olarak sınıflandırıldığı, ancak “Kaşmir: Kaşmir veya benzeri keçi ırklarından elde edilen ince hayvan kılı”, “Yün: Koyun veya kuzulardan elde edilen doğal lifler” şeklinde tanımlandığı için yünün ve kaşmirin birbirinden farklı ürünler olduğu ve bu kapsamda AB’nin gümrük tarife sınıflandırma sisteminde yünün CN 5101, kaşmirin ise CN 5102 koduyla işlem gördüğü.
    • Kaşmirin yünün bir alt sınıfı olmaması ve 1151/2012 sayılı AB Tüzüğüyle belirlenmiş ürün grupları içinde de yer almaması nedeniyle başvurunun reddinin gerektiği.
    • AB Komisyonunun başvuruyu reddetme niyetine karşı sunulan cevapta; AB’nin tekstil ürünleriyle ilgili bazı yasal düzenlemelerine, Uluslararası Yün Tekstil Organizasyonu yayımlarına, Alman Standartları Enstitüsü yayımlarına, Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı yasal düzenlemelerine ve AB Komisyonu tarafından kamuoyu görüşüne sunulan Çin’in “Alxa Cashmere” ibareli coğrafi işaretine referansla itiraz edildiği.
    • Başvuru yapanın itirazına karşı AB Komisyonunun; diğer ülkelerdeki değerlendirmelerin ve yasal düzenlemelerin AB’nin yasal düzenlemelerinin yerine ve önüne geçemeyeceğine; Çin’in “Alxa Cashmere” ibareli coğrafi işaretine konu ürünün Kaşmir keçisinin etine ilişkin olması nedeniyle farklı bir ürün olduğuna; ileri sürülen AB yasal düzenlemelerinin hiçbirinde kaşmirin yün olarak değerlendirilmediğine dikkat çekerek başvurunun, 1151/2012 sayılı Tüzükte sayılan ürün gruplarının içinde yer almadığı ve dolayısıyla mevzuatta öngörülen şartları karşılamaması nedeniyle başvurunun reddedilmesine karar vermesi.

    5- ՍԵՒԱՆԻ ԻՇԽԱՆ/sevani ishkhan’

    İnternet üzerinde yapılan araştırmada alabalık ile ilgili olduğu anlaşılan bu adın menşe adı olarak tescili amacıyla 2016 yılında Ermenistan tarafından yapılan başvuru için birkaç kere eksiklik bildirimi yapılmış ancak cevap alınamadığı için son olarak görüş bildirilmesi için 2 aylık süre verilmiş. Sürenin dolmasının ve cevap alınamamasının ardından AB’nin resmi karar süreci sonunda, aşağıdaki esaslara bağlı olarak ret kararı tesis edilerek bu karar, 26 Temmuz 2023 tarihli AB Resmi Gazetesinde yayımlanmış.

    • Başvurunun şartnamesinde (specification) sadece “Red Book of Armenia” isimli kitaptan bahsedilmesi ancak, menşe adı için zorunlu olan “ürünün, hammaddesinin, yemin ve ilgili diğer hususların” kaynağının ispatlanmasını sağlayacak türdeki açıklamaların eksik olması. (1151/2012 sayılı Tüzüğün 668/2014 sayılı Yönetmeliğinin 4. Maddesi)
    • Ürünün temel fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik veya organoleptik özelliklerinin eksik olması. (1151/2012 sayılı Tüzüğün 7(1) maddesinin birinci alt paragrafının (b) hükmü)
    • Menşe adı için hayvansal kökenli ürünlerde yemin tamamının coğrafi sınırdan temin edilmesi zorunlu ancak bunun teknik olarak mümkün olmaması halinde, ürünün ayırt edici özelliğini etkilemiyorsa, yıllık bazda kuru maddenin %50’sini geçmeyecek şekilde coğrafi sınırın dışından yem temin edilmesi mümkün. Başvuruda bu hususta gerekli ve yeterli açıklamanın bulunmaması. (664/2014 sayılı Tüzüğün (3) maddesinin 1(1) maddesi)

    Gonca ILICALI

    Şubat 2025


    KAYNAKLAR

    1. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32023D1628
    2. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:52021XC0217(03)
    3. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32021R1303
    4. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32020D0726
    5. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=OJ:L_202401224
    6. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32023D1561

    İDARİ İPTAL TALEPLERİNİN BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI: YAKIN TARİHLİ BİR TÜRKPATENT YİDK KARARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER



    1. Markaların İdari İptali Kurumu ve Süregelen Belirsizlik

    6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) 10 Ocak 2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. SMK ile hayatımıza “markaların idari iptali” kurumu girmiş[1], SMK m. 26 ile maddede belirtilen şartların varlığı halinde, talep üzerine markanın iptaline Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) tarafından karar verileceği düzenlenmiştir.  Bununla birlikte SMK m. 192/1 ile, SMK m. 26 hükmünün yedi yıl sonra (yani 10 Ocak 2024’te) yürürlüğe gireceği, SMK geçici m. 4 ile de yürürlük tarihine kadar iptal yetkisinin mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir.

    24 Nisan 2017 tarihli ve 30047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, markaların idari iptaline ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir. Bu nedenle TÜRKPATENT’e verilen yetkinin uygulanmasına dair usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin yürürlüğe gireceği beklentisi doğmuş, bu amaçla TÜRKPATENT tarafından hazırlanan “Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” (“Taslak Yönetmelik”), 20 Ekim 2023 tarihinde görüşe açılmış[2] ve görüşlerin 3 Kasım 2023 tarihine kadar TÜRKPATENT’e bildirilmesi talep edilmiştir.

    SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve o tarihten sonra artık mahkemeler nezdinde markaların iptali talebiyle dava açma imkanı kalmamıştır. İptal talepleri TÜRKPATENT nezdinde EPATS sistemi üzerinden yapılabilmekle birlikte halihazırda incelenmemektedir. SMK m. 26 hükmünün yürürlüğe girdiği ilk aylarda – iptal talebinin ücreti belirlenmemiş olduğundan – talep herhangi bir ücret ödemeden yapılabilmekteydi. 2024 yılı içerisinde ücret belirlenmiş[3] ve talep sahiplerine ödeme yapılması yönünde tebligatlar gönderilmiş, 31 Aralık 2024 tarihine kadar ödemenin yapılmamış olması halinde taleplerin yapılmamış sayılacağı bildirilmiştir. Ancak iptal talepleri TÜRKPATENT çevrimiçi sistemine yansımadığı gibi –yazarın bilgisi dahilinde – iptal talebine konu marka sahiplerine herhangi bir bildirim yapılmamış, bir başka ifadeyle taleplere ilişkin başkaca bir işlem şu ana kadar gerçekleştirilmemiştir.

    Markanın idari iptali kurumunun hayatımıza girmesi üzerinden 8 yıl, kanunen uygulanmaya başladığı tarihten de 1 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, marka hukukunun son derece önemli bu kurumu (iptal davası imkanı kalmadığından) yeniden işlerlik kazanmayı beklemektedir. Bu yazının konusu TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (“YİDK”) kararı da iptal talebinin karara itiraz incelemesinde bekletici mesele yapılması talebinin reddine ilişkindir.

    2. İdari İptal Talebinin Bekletici Mesele Yapılması Talebinin Reddine İlişkin YİDK Kararı

    YİDK kararına konu olayda, Madrid Protokolü kapsamında yapılan uluslararası bir marka başvurusu 18 Mart 2024 tarihinde SMK m. 5/1(ç) uyarınca önceki tarihli bir marka tesciline dayalı olarak reddedilmiştir. Başvuru sahibi, önceki tarihli markaya karşı TÜRKPATENT nezdinde iptal talebinde bulunmuş, karara itiraz dilekçesinde de iptal işlemi sonuçlanıncaya kadar başvuru hakkındaki karara itiraz incelemesinin bekletilmesini talep etmiştir.

    16 Ocak 2025 tarihli YİDK kararı ile bu talep reddedilmiş ve işin esasına geçilerek karar verilmiştir. YİDK’nın talebin reddine ilişkin iki temel gerekçesi bulunmaktadır.

    Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliğinin (YİDK Yönetmeliği) “Kurul kararları” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrası şu şekildedir: “Kurul, karara etki edecek bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında ara karar verebilir.” İlgili hükmün lafzından anlaşılacağı üzere, Kurul’un bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında bağlı bir yetkisi, yükümlülüğü bulunmamakta olup bu konuda Kurul’a takdir yetkisi bırakılmış durumdadır. Kurul, söz konusu iptal talebi hakkında makul bir süre beklemiş olmakla birlikte, karara itiraz dilekçesinin sunulduğu tarihten itibaren geçen 5 ayı aşkın süre zarfında söz konusu iptal talebi hakkında henüz Markalar Dairesince bir karar verilmemiş olması, SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik Yönetmelik düzenlemelerinin henüz yürürlüğe girmemiş olması karşısında Markalar Dairesince iptal talebine ilişkin kararın ne zaman vereceğinin mevcut durumda öngörülebilir olmaması (…).

    Öncelikle TÜRKPATENT’in bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında takdir yetkisi olmakla birlikte, bu takdir yetkisi belirli sınırlar çerçevesinde kullanılacaktır. IPR Gezgini’nde yakın zamanda ele alınan[4] bir kararda, Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi idarenin takdir hakkını kullanırken, her halükarda idari işlemlerin nihai amacı olan “kamu yararı” unsurunu gözeterek değerlendirme yapması gerektiğine hükmetmiştir.

    YİDK kararında talebin reddine ilişkin ilk gerekçe, aradan geçen sürede Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından henüz bir karar verilmemiş olduğudur. İlk olarak Taslak Yönetmelik’te iptal taleplerini inceleyecek birime atıfta bulunulmamıştır. 2024 yılında düzenlenen bir sempozyumda iptal taleplerinin ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacağı bilgisi paylaşılmıştır. YİDK kararından da iptal taleplerine ilişkin ayrı bir daire kurulmayacağı, taleplerin Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından inceleneceği anlaşılmaktadır.  

    SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve aradan 1 yılı aşkın süre geçmiştir. SMK’nın ilk yürürlük tarihi olan 10 Ocak 2017 esas alındığında aradan 8 yılı aşkın bir süre geçmiştir. Taslak Yönetmeliğin paylaşılması üzerinden de 15 ayı aşkın bir süre geçmiştir. YİDK kararında henüz ilgili yönetmelik düzenlemelerinin yürürlüğe girmemiş olduğundan bahisle iptal talebine ilişkin kararın ne zaman verileceğinin öngörülebilir olmadığına atıfta bulunulmuştur. Bu hususta tasarrufu bulunmamasına karşın belirsizliğin sonucuna başvuru sahibi katlanmak durumunda bırakılmaktadır. Eğer 10 Ocak 2024 tarihinden itibaren iptal talepleri incelemeye alınmış olsaydı, YİDK kararı tarihi itibariyle iptal talebine ilişkin bir karar muhtemelen verilmiş olacaktı. İptal talebine ilişkin karar da esasa ilişkin verilecek karara doğrudan etki edebilecekti. 

    Bu tartışmanın idare hukukçuları tarafından yapılması daha doğru olacaksa da, markaların idari iptali kurumunun işlerlik kazanabilmesi için yetkinin uygulanmasına yönelik usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin mutlaka yürürlüğe girmesi gerekip gerekmediği hususu ayrı bir soru işaretidir. Türk Medeni Kanunu m. 1/1 uyarınca “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.”. SMK m. 26 düzenlemesi ayrıntılı olup esasa ilişkin hükümlerin yanı sıra usul yönünden de (örneğin tarafların tabi olduğu süreler gibi) hükümler içermektedir. SMK geçici m. 4’te de iptal yetkisinin “anılan maddedeki usul ve esaslara göre” mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir. Öte yandan SMK’nın pek çok hükmünde belirli bir hususa ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği açıkça öngörülmüştür (Örneğin muvafakatname; başvuru, sınıflandırma ve bölünme; rüçhan hakkı talebi; yayıma itiraz; sicile kayıt, yayım ve tescil işlemleri; teknik şartname gibi). SMK m. 26’da bu yönde bir hüküm bulunmadığı gibi, Taslak Yönetmelik’te yer alan hükümlerinin çoğunluğu SMK m. 26 ile aynı doğrultudadır.

    YİDK’nın talebin reddine ilişkin ikinci gerekçesi aşağıdaki gibidir:

    Öte yandan, inceleme konusu başvurunun Madrid Protokolü çerçevesinde Türkiye’nin akit taraf olarak belirlendiği uluslararası bir başvuru olması, söz konusu Protokol hükümleri uyarınca uluslararası başvuruların akit taraf Ofisleri tarafından belirli süreler içerisinde neticelendirilmesi gerekmesi (Türkiye bakımından ret kararlarının bildirim süresi 18 aydır), bu süreye uyulmaması halinde Madrid Protokolü m. 4/1-(a) uyarınca zımni kabul (Türkiye’de tescil) sonucunun ortaya çıkacağı, somut olayda da iptal talebinin kabulü halinde başvurunun yayınlanması ve bu yayına üçüncü kişilerce itiraz edilmesi durumunda, ilgili sürelerin aşılmış olmasından ötürü Kurum’un yayına itiraz üzerine SMK m. 6 kapsamında bir ret kararı vermesinin mümkün olmayacağı, bu şekilde yeni ve farklı bir madde hükmüne dayanan olası bir ret kararının ilgili Protokol hükmü uyarınca hukuki bir sonuç doğurmayacağı ve WIPO tarafından geçerli kabul edilmeyecek olması karşısında, somut olayda iptal talebinin neticesi beklenilmeksizin mevcut hukuki durum çerçevesinde karara itirazın incelenmesi gerektiği kanaatine varılmış ve işin esasına geçilmiştir.

    YİDK kararına konu olan marka uluslararası bir başvuru olduğundan, YİDK’nın da belirttiği üzere Madrid Protokolü’nden kaynaklanan bir zaman baskısı söz konusudur. Ancak bu zaman baskısı da, markaların idari iptali taleplerinin işlerlik kazanamamış olmasıyla bir derece bağlantılıdır.

    Uluslararası marka başvurularına yönelik Madrid Protokolü’nden kaynaklı bir zaman baskısı söz konusu olsa da, ulusal marka başvuruları için bu tür bir kısıtlama bulunmamaktadır. YİDK’nın SMK m. 5/1(ç) kapsamında verilen kararlara itirazlara ilişkin son dönemde verdiği başka kararlarda da, örneğin muvafakatname alınması veya ret gerekçesi markanın başvuru sahibine devredilmesi için beklenen makul sürenin 5 ay olduğu ve TÜRKPATENT’in işlemlerini makul süreyi aşacak düzeyde bekletme zorunluluğu bulunmadığı ifade edilmektedir. Ulusal marka başvuruları yönünden de iptal taleplerine ilişkin makul bekleme süresi 5 ay olarak mı değerlendirilecektir ve bu süre içinde – işlerlik kazandıktan sonra – iptal taleplerine ilişkin karar verilecek midir? İptal talepleri incelenmeye başladığında talepler TÜRKPATENT’e sunum sırasıyla ele alınacaksa, ilk etapta oluşacak dosya yükü nedeniyle sistemin tam olarak işlerlik kazanmasının zaman alması beklenebilir.

    Öte yandan iptal talepleri ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacaksa ve iptal talebine ilişkin ilk aşamada karar verilmiş ve bu karara itiraz incelemedeyse, YİDK’nın – makul bekleme süresinden bağımsız olarak – kendi yapacağı incelemeyi beklemesi gerektiği düşünülebilir. Son olarak Taslak Yönetmelik uyarınca “TÜRKPATENT tarafından verilen nihai iptal kararları Sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır”. Bu durumda YİDK tarafından iptal talebine ilişkin verilen nihai karar hemen sonuç doğuracağından, YİDK kararına karşı dava açılsa dahi bu dava sonucunun – davanın hangi aşamada olduğu fark etmeksizin – beklenilmeyeceği ve dolayısıyla YİDK’nın yapacağı incelemeyi etkilemeyeceği öngörülebilir.

    3. Sonuç

    Fikri ve sınai mülkiyet hukuku alanında faaliyet gösteren tüm paydaşların aynı temenniye sahip olduğu bilinciyle, markaların idari iptali kurumunun en kısa sürede yeniden işlerlik kazanmasını, belirsizliklerin giderilmesini ve SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik yönetmelik düzenlemelerinin en kısa sürede yürürlüğe girmesini temenni ederiz.

    İbrahim Barış SAYAR

    Şubat 2025

    sayari@tcd.ie


    DİPNOTLAR

    [1] Konuya ilişkin kapsamlı bir çalışma için bkz: Zeynep Bahadır, “Markaların İdari İptal Prosedürü”, Ankara Barosu Dergisi, 2017/4, sf. 81-104. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/542383.

    [2] https://www.turkpatent.gov.tr/duyurular/sinai-mulkiyet-kanununun-uygulanmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-taslagina-iliskin-gorusler

    [3] 2025 yılı için marka iptal talebi ücreti 28.150 TL’dir.

    [4] https://iprgezgini.org/2024/11/07/turkpatentin-bekletici-sorun-yapma-yetkisinin-sinirlarina-iliskin-bir-yargi-karari-incelemesi/