Etiket: telif hakkı ihlali

KENDİNE MAL ETME SANATI PARODİ İSTİSNASI İLE KORUNUR MU? – LA JOCONDE PLAYMOBIL KARARI –



Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris), 30 Eylül 2022 tarihli ve 20/18194 sayılı kararı ile parodik bir eserin (La Joconde Playmobil) “parodi istisnası” kapsamında telif hakkı korumasına tabi olduğuna kanaat getirmiş olup, bu eserin başkaları tarafından kısmen veya tamamen kullanımının “parodi istisnası” kapsamına girmediğini ve telif hakkı koruması kapsamı dışında kalarak, bir telif ihlali oluşturduğunun altını çizmiştir.

Bu kararda göze çarpan husus, Mahkeme’nin, var olan bir eserin yorumlama veya değişiklik yapılması suretiyle yeniden üretilmesi halini inceleyip, bir sanat akımı olacak derecede kendine yer edinmiş “kendine mal etme (temellük)” kavramını değerlendirerek bir karara varmış olmasıdır.  Bu kavram genellikle ikonikleşmiş eserlerin sanatsal amaçlarla yeniden üretilmesi olarak tanımlanır.

Herhangi bir sanat üreticisi, parodik bir eseri yeniden yorumlamak suretiyle de olsa, değişiklik olmaksızın kendine mal etmiş ise, bu bir telif hakkı ihlalidir.

Dünya genelinde Mona Lisa olarak tanınan ikonik tablo, Leonardo Da Vinci tarafından 16. yüzyılda bir kadın yağlıboya portresi olarak resmedilmiştir. Bu başyapıttaki kişinin adı Lisa del Giocondo olup, bilindiği hali ile İtalyan Rönesansı sırasında, eşinin isteği ile Leonardo Da Vinci tarafından portresi yapılmış ve eserin adı “Benim kadınım Lisa” yani “Mona Lisa” olmuştur. Resmedilen kişinin soyadı Giocondo olduğundan, bu eser aynı zamanda “La Giocondo” veya “La Joconde” olarak da bilinmektedir.  


Somut durumda, pop kültüründen esinlenen eğlenceli bir sanat akımı olan geek sanat akımına mensup Davacı Fransız Ressam, bir oyuncak markası olan Playmobil’in plastik figürlerini klasik ve/veya çağdaş akımların tanınmış eserleri ile harmanlayarak yaptığı yeni eserlerle tanınmaktadır.  2011 yılında, Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosundaki ikonik kadın resmini, bir Playmobil figürü olarak yeniden yorumlamış ve bu iş “La Joconde Playmobil” olarak adlandırılmıştır.


Davalı ise, kendisini kinetik ve figüratif pop art akımına ait olarak tanıtan Fransız bir sanatçı olup, fotoğrafların paneller üzerine bindirilmesine dayanan bir teknik ile çalışmaktadır. Davalı, dava dosyasında tekniğine ilişkin: ”fotoğraf filmlerinin paneller halinde üst üste bindirilmesine dayanan özel bir süreç geliştirdiğini ve böylece bakılan açıya bağlı olarak aynı eserin üç farklı görüntüsünü sunan bir imge” yarattığı bilgisini vermiştir.

2018 yılında ise, Davacı, davalının sosyal medya hesabında La Joconde Playmobil’in bazı bölümlerinin de yukarıda açıklanan teknik ile yeniden üretilerek animasyon ve çizgi roman karakterleri olarak paneller halinde bir sanat galerisinde satışa sunulduğunu görmüştür. Bunun üzerine, Davacı, bu sanatçıya, aracı olan şirkete ve satışın yapıldığı galeriye karşı telif hakkı ihlali ve haksız rekabet davası açmıştır.

Paris İlk Derece Mahkemesi (Tribunal de Grande Instance de Paris) 3 Aralık 2020 tarihinde verdiği 19/06289 sayılı kararla, Davacının talebini reddetmiş ve La Joconde Playmobil’in telif hakkı korumasından faydalanamayacağına hükmetmiştir. Mahkemeye göre, bu çalışma özgünlük şartını karşılamamaktadır.

Davacı, talebini reddeden İlk Derece Mahkemesi kararını Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris) nezdinde istinaf etmiş ve karar İstinaf Mahkemesi’nce bozulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (Convention Europeennes des Droit de L’Homme) 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğünün en önemli kapsamlarından olan “sanatsal ifade özgürlüğü” ise, açıkça olmasa da çeşitli kanunlarca zımnen korunmaktadır.

Sanatsal ifade ile ilgili en açık düzenleme Türkiye’nin de taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 15. maddesinde yer almıştır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre “Bu sözleşmeye taraf devletler… yaratıcı faaliyetler için zorunlu olan özgürlüğe saygı göstermeyi taahhüt ederler.” Bu düzenlemeler doğrudan sanatsal ifade özgürlüğüne gönderme yapmasalar dahi ortaya konulan yaklaşım sanatsal ifade özgürlüğünün ifade özgürlüğüne içkin olduğu yönündedir. AİHM’e göre “…10. madde, özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü kapsamında, kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikirlerin değiş tokuşuna katılma fırsatı yaratan sanatsal ifade özgürlüğünü de içermektedir. Sanat eserleri yaratan, sergileyen veya dağıtan kişiler demokratik bir toplum için büyük önem taşıyan fikir ve görüşlerin yayılmasına katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle Devletin yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü söz konusudur…”[1]

Sanatsal ifadeler giderek daha fazla koruma görmekte ve bu tür ifadelerin kendine özgü mahiyeti AİHM tarafından da kabul edilmektedir. Mahkeme’nin sanatsal ifadelerin kışkırtıcı niteliğine özellikle vurgu yapması büyük önem taşımaktadır. Bu tür bir yaklaşım sanatsal ifadelerin de siyasi ifadeler gibi geniş koruma görmesinin yolunu açmaktadır. Örnek olarak, Mahkeme Vereinigung Bildender Künstler/Austria (Appl. No: 68354/01, 25.01.2007, § 31) kararında hicivle ilgili şu saptamada bulunmuştur: “Hiciv sanatsal bir ifade biçimi ve toplumsal bir eleştiridir ve mübalağa ile gerçekliğin tahrifi biçiminde özünde mevcut olan özellikleri nedeniyle doğal olarak kışkırtmayı ve tahrik etmeyi amaçlar.” [2]

Somut durumda, Fransız Fikri ve Mülkiyet Kanunu’nda yer bulmuş parodi istisnası kavramı da aslında sanatsal ifade özgürlüğünün korunması için yaratılmış hukuki bir tanımlamadır. Hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, sanatsal ifade özgürlüğü de sanatçıların telif haklarının ihlali noktasına kadardır. Bu konuda ikili bir değerlendirme yapılması zaruridir. Telif hakkı koruması sanatsal yaratıcılık ve ifade özgürlüğü karşısında bir engel teşkil edemeyeceği gibi sanatsal ifade özgürlüğü de telif hakkına aykırı gelmemelidir.

Burada hakimlerin konuya “hakim” şekilde dosyaları incelemeleri son derece sonuç belirleyicidir. Zira, sanat ve yaratıcılık kavramları sübjektif olabilmektedir.

Somut durumda, İstinaf Mahkemesi ilk ve en önemli olarak, “özgünlük” kavramının değerlendirilmesinde “yenilik” kriterinin bir şart olmadığına karar vermiştir. Mahkeme’ye göre, Davacı tarafından, Mona Lisa unsurları kullanılarak yeni bir oyuncak figürü üretildiğinden, burada sanatçıya “özgü” ve O’nun karakterini taşıyan bir yorumlama bulunmaktadır. Bu halde de Mahkeme, Davacının eserinin orijinal olduğuna kanaat getirmiştir. Bu halde de telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Davacının, özgünlüğe ilişkin dava dosyasındaki açıklaması: “Bu özgünlük, Leonardo da Vinci’nin efsanevi [Mona Lisa] figürünün mizahi, muzip ve nostaljik bir şekilde yeniden yorumlanmasından kaynaklanıyor ve sıra dışı bir muameleyi, Playmobil’in çocuksu karakteriyle şiirsel bir karşılaşmayla birleştirerek, onu dönüştürmek ve 16. yüzyılın başlarındaki kodlarla yüzleştirmek için yeniden ele alıyor, hayal dünyasına yapılan bu beklenmedik yolculuk resme son derece kişisel bir karakter kazandırır; tıpkı yazılarında ortaya koyduğu ve detaylandırdığı, resmedilen figürün oranları, başın, kolların ve ellerin konumu, saç şeklinin biçimi, bedenin ve giysilerin stilizasyonu, eteğin temsili, renkler, ışık oyunları ve stilize edilmiş manzara arka planı gibi özellikler gibi” şeklindedir. Görüldüğü üzere, Davacı, sanatsal ifade özgürlüğü içerisinde bir parodi yaratmış ve özgünlük katarak kendine mal etmiştir.  

Burada konu olan telif hakkı koruması, Mona Lisa tablosunun parodik versiyonunun telif hakkından yararlandığıdır.

Türk hukukunda fikir ve sanat eserleri kapsamında doğrudan parodi istisnasına ilişkin özel bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile, 1951 yılından bu yana yürürlükte olan FSEK’te yapılması öngörülen değişikliklerden biri 34/C maddesi kapsamında parodi istisnasının mevzuata eklenmesidir. Belirtilen taslak madde “Bir eserin, tesadüfen veya nitelik ve nicelik bakımından önem arz etmeyecek şekilde; çoğaltılan, yayılan veya umuma iletilen bir ürünün içerisinde yer alması eser sahibinin iznini gerektirmez. Alenileşmiş bir eserin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbesttir.şeklinde düzenlenmiş ve parodi kavramının Türk Hukuku’na eklenmesi öngörülmüştür.

Söz konusu Kanun tasarısının 11. madde gerekçesinde “Tesadüfü ve parodi amaçlı kullanımı 34/C maddesiyle, 2001/29/AT sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Bazı Yanlarının Uyumlaştırılması Hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifinin 5’inci maddesinin üçüncü paragrafının (i) bendi ile (k) bendinde öngörülen istisnalara paralel bir düzenleme getirilmiş; bir eserin, çoğaltma, yayma ve umuma iletimi söz konusu başka bir ürün içerisinde tesadüfen yer aldığı kullanımların eser sahibinin iznine tabi olmadığı düzenlenmiş; eserlerin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbest bırakılmıştır. Söz konusu düzenleme ile sıklıkla karşılan ancak kanunda bulunan boşluk sebebiyle uygulamada farklı yorumlara sebebiyet veren kullanımların yasal zemine kavuşturulması amaçlanmıştır” ifadeleri yer almaktadır.[3]

Tarihsel olarak bakıldığında ise bir sanat formu olarak kabul edilen parodi, özellikle son yıllarda sosyal medya ve benzer yayın araçlarında yaratılan içeriklerle yaygınlaşmış ve hukuki sorunları beraberinde getirmeye başlamıştır.  

Parodi en genel hali ile “sahibinin yarattığı izlenimi, farklı bir görünümle harmanlayarak oluşturulan basit bir eğlence biçimi” olarak tanımlanabilir. Parodi bir taraftan orijinal eseri akla getirirken, diğer taraftan, ürünün orijinal veya orijinalle bağlantılı olmadığını, orijinalin alaycı bir taklidi olduğunu gösterecek derecede zekice olmalıdır.[4]

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun (Code de la Propriete Intellectuelle) L122-5 maddesinde ayrıntılı olarak listelendiği üzere, telif hakkı sahiplerinin münhasır haklarına yönelik istisnalar geliştirilmiştir. Kanun, bu durumlarda eser sahibinin izni olmadan ifşa edilmiş bir eserin kullanılmasına izin vermektedir. Parodi istisnası da bunlardan biridir.

İstinaf Mahkemesine göre de, Davacının eserinin genel görünümü Mona Lisa’nın parodik versiyonu olarak telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Mahkeme özgünlük ve parodi kavramlarını inceledikten sonraki aşamada, Davacının maddi ve manevi haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Davacının parodik eserinin bazı kısımlarının çoğaltılarak Davalı tarafından kullanılması, parodi istisnası kapsamının dışında kalmaktadır. Eser sahipleri arasında herhangi bir iş birliği (collaboration) olmaksızın, önceden var olan bir eserin (somut durumda La Joconde Playmobil) başka bir esere dahil edilerek (Davalının panellerle oluşturulan eseri) ortaya çıkan yeni eserin telif hakkı, önceden var olan eser sahibine yani somut durumda Davacı’ya aittir. Dolayısı ile izinsiz kullanımı ihlal hali oluşturur.

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun L122-4. maddesi uyarınca, eser sahibinin veya O’nun haleflerinin veya vekillerinin izni olmaksızın eserin tamamen veya kısmen temsil edilmesi veya çoğaltılması hukuka aykırıdır. Aynı durum çeviri, uyarlama veya dönüştürme, düzenleme veya herhangi bir sanat veya işlemle çoğaltma için de geçerlidir.

Mahkeme bu aşamada, Davalı’nın “parodi istisnası” savunmasını reddetmiştir. Sonuçta, Davacı, Da Vinci’nin tablosunun parodisini yapmıştır, Playmobil’in değil. Bu bakımdan Davalı, Davacının dayandığı parodi istisnasından veyahut telif hakkına ilişkin başka bir istisnadan faydalanamaz.

Mahkeme bunların yanı sıra, eser sahibinin manevi haklarına ilişkin, Davalı’nın tablonun arka planını kaldırarak, Mona Lisa karakterinin tasvirinin alt kısmını keserek ve panellerinde Davacı’yı refere etmeyerek, hem eser sahipliği hakkının hem de eserin bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkının ihlalini teşkil etmektedir. Bu ihlaller tazminata mahkum edilmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme;

  • Davalı sanatçının ve eserin satışına aracı olan şirketlerin, Davacı’nın telif haklarını ihlal ettiğine,
  • Söz konusu ihlallerin tazminata konu olduğuna,
  • Davalı sanatçını (sanat galerisi ile birlikte) Davacı’ya maddi kaybı için 60.000,00-EUR (davacının eserinin reprodüksiyonunu içeren 13 tablonun sayısına göre) ve manevi tazminat olarak ise 20.000,00-EUR tazminat ödemesine,
  • İhlale neden olan diğer eserlerin yaratılmasının yasaklanmasına ve kalan eserlerin transferinin yasaklanmasına,

hükmetmiş, ancak, bu eserlerin imhasına devam edilmesini orantısız bularak, bu talebi reddetmiştir.

Yazıda incelediğimiz kararın, sanatsal ifade özgürlüğü ile telif hakkı koruması arasındaki ince çizginin anlaşılması için önemli olduğunu söylemek gerekir.

Gizem KARPUZOĞLU

gizemkarpuzoglu@gmail.com

Ocak 2024


DİPNOTLAR

[1] AİHM, Alınak/Turkey, Appl. No: 40287/98, 29.03.2005, § 42.

[2] İfade özgürlüğü’ne ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-2 sf.14-16

[3] Av. Berk Karayel, Yürürlüğünün 70. Yılında FSEK, İstanbul Barosu Fikri ve Sinai Haklar Komisyonu, Fikri ve Sinai Haklar Kapsamında Parodi

[4] Leslie J. Lott – Trademark Parody, http://lottfischer.com/general.php?category=Resources&headline=Trademark+Parody&subhead=Articles 

ÇAĞDAŞ SANATIN EN TARTIŞMALI “MUZU” TELİF SAVAŞINDA


Çağdaş sanat camiasını 2022 yılında en çok meşgul eden konulardan birisi ABD’li sanatçı Joe Morford ile İtalyan sanatçı Maurizo Cattelan arasındaki telif hakkı ihtilafıydı. Bu yazıda iki sanatçı arasındaki ihtilaf ana hatlarıyla aktarılmaya çalışılacaktır.

Maurizo Cattelan gündemi oldukça meşgul eden ‘’Comedian’’ eserinin sahibiydi.


Joe Morford ise “Banana & Orange’’ eserinin yaratıcısı olup Cattelan’ın kendi eserini eserini taklit ettiğini ileri sürmüştü.


Her iki sanatçının eserlerinin eser sıfatını taşıyıp taşımadığı bile tartışmalı iken telif ihlaline yönelik davalar sanat camiasında şaşkınlık yaratmıştır.

Cattelan’ın “Comedian” adlı eserinin, Joe Morford’un tartışmalara yol açan “Banana & Orange” eserini taklit ettiği yönündeki iddialar ihtilafın temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Miami kökenli sanatçı Joe Morford, Cattelan’ı kendisinin “Banana & Orange” adlı eserini taklit etmekle suçlamakta; Cattelan ise viral ve tartışmalara neden olan “Comedian” adlı eserinin çalıntı olduğu iddialarını reddetmektedir.

Tartışmalara geçmeden önce ilk olarak eserlerin tanımlanması ve taraflar arasındaki ihtilafın özetlenmesi yerinde olacaktır.

Cattelan’ın tartışmalı “Comedian” eseri bir muzun duvara yalnızca plastik bant ile yapıştırılmasıyla oluşturulmuştu. ABD’li sanatçı Morford’ın “Banana & Orange” eseri ise yeşil panele yapıştırılmış portakal ve muzdan meydana getirilmişti. Morford’ın eseri aslında tıpkı Cattelan’ın “Comedian” eserindeki gibi tek bir gri plastik bantla platforma tutturulmuş şekilde kamuya arz edilmişti. Buna ilaveten, Joe Morford, “Banana & Orange” adlı eserini 2000 yılında ABD Telif Hakları Ofisi’nde tescil ettirdiğini beyan etmektedir.

Cattelan, 2019 yılında Art Basel’de umuma arz edilen ve tartışmalara sebep olan “Comedian” başlıklı eserinin “Banana & Orange” eserinden sonra meydana getirildiği ve umuma arz edildiği iddialarını reddetmektedir. Cattelan’ın sunduğu belgelerde “Comedian” adlı eserin, sanatçının hür iradesiyle ve Morford’ın eserinden ilham alınmaksızın yapıldığını beyan etmiştir. Mahkeme belgelerine göre “Comedian”ın 3 kopyası 390.000 Amerikan Dolarına satılmıştır.

   Joe Morford                                             Maurizio Cattelan  

‘’Banana&Orange’’                                           ‘’Comedian’’

Görseller:    https://news.artnet.com/art-world/an-artist-sued-maurizio-cattelan-banana-2144524


Joe Morford “Banana & Orange” eserini taklit ettiği gerekçesi ile Cattelan’a karşı açtığı davada, ilk derece mahkemesi Morford’ın talebini kabul etmiş ve Cattelan davanın reddi talebini bir üst mahkemeye taşımıştır.

Florida İstinaf Mahkemesi son olarak Morford’ın duvara yapıştırılmış muz üzerinde telif hakkının olmadığına, ancak Cattelan’a karşı dava açabileceğine hükmetmiştir.

SÜREÇ

Florida İstinaf Mahkemesi hukuki değerlendirmeden önce ilk olarak duvara bantlanan muzun sanat olup olmadığı noktasının tartışılması gerektiğini belirtmiş ve “Duvara yapıştırılan muz’’ figürünün sanat eseri olarak kabul edilmesinin tartışmalı olduğunu; ancak bu hukuki sorunun çözümünün de bir o kadar zor olduğunu işaret etmiştir.

Mahkemeye göre Morford, iddiasını başarıyla savunabilmek için geçerli bir telif hakkının olduğunu ve ihlale konu eserin unsurlarının orijinal olduğunu ispatlamalıdır. Ayrıca, ihlal eylemi açısından taklidin güncel olduğunu ve eserin unsurlarının dışa vurumunun da korumaya elverişli olduğunu göstermelidir. Mahkeme bu süreçte, davacı Morford’ın dolaylı veya doğrudan ispat yöntemini kullanabileceğini ifade etmiştir. Dolaylı ispat yönteminde, davacı tarafından, davalının telifli esere ulaşabildiği ispat edilmeli ve taklit eserle taklit edilen eserin benzerlikleri ortaya konulmalıdır.

Mahkemeler bu tip iddiaları incelerken, kullandıkları benzerlik araştırmasında değişik yöntemlere başvurmaktadır. Benzerlik araştırmalarında, sıklıkla başvurulan yöntem azımsanmayacak benzerlik yöntemidir. Bu yönteme göre davacı, ihlali gerçekleştirenin kendi eserine erişebildiğini ispatlayamadığı takdirde, benzerlikleri ortaya koymak zorundadır. Burada dikkate alınan benzerlik kriteri çarpıcı/azımsanmayacak benzerlik kriteridir. Mahkemenin, ”azımsanmayacak benzerlik” yönünden değerlendirmesinde dikkat edilen nokta, eserde ihtiva olan yaratıcılık unsurlarının tesadüfen bir araya getirilmesinin imkansız olması ve bu yaratıcılık unsurlarının herkes tarafından kullanılma ihtimalinin olmaması, dolayısıyla ”özgünlük” vasfını taşımadığının ispatlanmasıdır.

BENZERLİK KRİTERLERİ VE YÖNTEMLER

Peki bu benzerlik kriteri nasıl belirlenebilir? Mahkeme, tespit için anlaşılması kolay olmayan birçok test uygulamaktadır. Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi On Birinci Dairenin uyguladığı test ise esaslı olan/esaslı olmayan benzerlik testidir. Bu testlerdeki amaç, öncelikle korunan ifadenin dışa vurumunun benzerliklerini ve parçalarını kıyaslamak ve bu sayede jürinin azımsanmayacak benzerliği değerlendirmesine yardımcı olmaktır. Ancak mahkeme daha sonra bu yöntemden vazgeçmiş ve gözlemci testini uygulamaya karar vermiştir. Bu aşamada, ortalama bir gözlemcinin taklit oranının tanımlanmasına göre değerlendirme yapılmaktadır. Son zamanlarda ise her iki testin de uygulanmasından vazgeçilmiş ve soyutlama-filtreleme-kıyaslama testi uygulanmaya başlanmıştır.

İnceleme konusu vakada Morford, Cattelan’ın kendi eserine erişiminin olduğunu iddia etmektedir. “Banana & Orange”a uygulanan filtreleme yönteminden sonra korunmayan unsurların çıkarılmasının ardından, her iki eserin önemli ölçüde benzediği de görülmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki telif ihlali genellikle jürinin kararına bırakılan bir unsurdur. Yine aynı şekilde azımsanmayacak benzerlik değerlendirmesi jürinin takdirine bırakılmaktadır.

Ancak eserin görsel kıyaslama ile irdeleneceği ve eserin yeniliğini etkileyen unsurları inceleme ihtiyacı duymadığı takdirde mahkemeler, benzerlik hususunu uyuşmazlık konusu olarak belirleyebilecektir.

GEÇERLİ TELİF HAKKI KORUMASI

Bu başlık altında incelenecek ilk husus, geçerli bir telif hakkının olup olmadığıdır.

Cattelan bu noktada plastik bant ile duvara sabitlenmiş muzun telif hakkının konusunu oluşturacak bir fikir olmadığını ileri sürmektedir. Morford ise buna karşılık olarak, burada duvara yapıştırılan muzun değil, fikrin dışa vurumunun / ifadenin korunduğunu ifade etmiştir.

İkinci olarak Cattelan, “Banana & Orange” eserinin unsurlarının özgün şekilde konumlandırılmadığını; dolayısıyla bu haliyle korumaya haiz olamadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, telif korumasının yalnızca; eserin bileşenlerinin özgün ve orijinal denecek düzeyde konumlandırıldığı ya da düzenlendiği durumlarda geçerli olduğunu vurgulamıştır. İncelenen vakaya ilişkin olarak, duvara gri bantla yapıştırılan muz, yaratıcılıkta yüksek seviyede olmasa bile, eserin absürt doğası yaratıcılık derecelendirmesinde minimum düzeyde olsa dahi orijinal kabul edilebilecektir. Bu çerçevede Mahkeme, “Banana & Orange” eserini yeterli derecede orijinal bulduğunu belirtmiştir.

TAKLİT EYLEMİ

Morford’ın geçerli bir telif hakkının veya eserin bir kısmı için geçerli korumasının bulunduğu tespitinin ardından, Mahkeme ikinci olarak taklit eyleminin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmiştir. Mahkeme bu noktada azımsanmayacak/yeteri kadar benzerlik ayrımı ile esere erişim noktası hususlarını ayrı ayrı değerlendirmiştir.

A) ERİŞİM

Morford, Cattelan’ın eserlerine erişebildiğini ve kendi eserlerinin 2008 yılından beri internet üzerinde olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık, Cattelan erişimin bu noktada önemli olmadığını ispatlayan birçok emsal dava ibraz etmiştir. İstinaf aşamasında davacının erişim iddiasına yönelik uzun ve kapsamlı deliller ibraz etme şansı vardır. Ayrıca Mahkeme Morford’ın iddialarını “Banana & Orange” eserinin birçok ülkede ve birçok internet sitesinde erişebilir olması kapsamında değerlendirmiştir.

B) AZIMSANMAYACAK BENZERLİK

Mahkeme erişim aşamasından sonra benzerlik değerlendirmesine geçti ve soyutlama yöntemini kullandı. Soyutlamada “Banana & Orange” eseri unsurlarına ayrılmıştır.

Buna göre; “Banana & Orange” yeşil panel üzerine bant ile yapıştırılmıştır. Muz ve portakalın sabitlendiği paneller arasında ise boşluk bulunmaktadır. Yeşil panelin merkezinde ise yukarıda portakal, aşağıdaysa muz konumlandırılmıştır.  Portakal bant ile çevrelenmiş ve gri bant yatay şekilde portakalı kesecek şekilde konumlandırılmıştır. Muz ise dikey şekilde soldan sağa bantlanmış ve portrenin sol kısmında yer almıştır.

Filtreme aşamasında ifadenin dışa vurumu, insanlığın ortak mirası kapsamında irdelenmiştir. Bu aşamada mahkeme Morford’ın unsur seçimi ve koordinasyon aranjmanının korunması talebini değerlendirmiştir. Mahkeme, dışa vurumun birden fazla seçeneğinin olduğunu belirtmiş ve duvara yapıştırılan muzun farklı renk ve konumlamalarla da arz edilebileceğini örnek olarak vermiştir. Bu doktrin “Merger Doctrine” yani birleşim doktrini olarak anılmaktadır. Doktrin kapsamında ifade korunmamaktadır. Ancak fikrin dışavurumun birden çok yöntemi var ise ifadenin sağladığı koruma fikrin kendisine de uygulanmalıdır. Ancak; Cattelan burada birleşim doktrinini ileri sürmemiş ve mahkeme de bunu hükme esas almamıştır.

Son olarak kıyaslama adımında İlk Derece Mahkemesinde Morford, “Banana & Orange”ın unsurları ile Cattelan’ın eseri arasında benzerlik olduğunu iddia etmiştir. Buna göre, her iki eser; gümüş renk bant ve merkezde konumlanan sarı muz koordinasyonlarına kadar aynı olmakla birlikte, bant Cattelan’ın eserinde daha az merkezde yer almaktadır.  Cattelan ise unsurların azımsanmayacak benzerliği ispatlamak için yeterli olmadığını ileri sürmüştür.

Mahkeme ihlal belirlenmesinde telif koruması altındaki eseri oransal olarak incelemektedir. Taklit olduğu öne sürülen eserdeki oranlamaları değerlendirmemektedir. Önemle belirtmek gerekir ki aksi değerlendirmede davalıların eseri harfi harfine taklit etme fırsatları doğmaktadır. Başka bir deyişle taklit eyleminin uzunluğu, koruma altındaki eserin bütününü etkileyecek nitelikte ve nicelik miktarı olarak bağlantılı olmalıdır. Mahkemeye göre “Banana & Orange” eserinde yer muz ve portakal unsurları eserin yarısını oluşturmaktadır. Morford’ın duvara yapıştırılmış muz eseri de nicelik açısından kıyaslama yapıldığında yine eserin yarısını oluşturmaktadır. Niteliksel açıdan değerlendirilme yapıldığında ise Morford’ın “muzu” belirgin şekilde konumlanmıştır. Mahkeme bu değerlendirmeleri yaparken Newman davasına atıfta bulunarak belirgin niteliği korunan eserin kopyalanan kısmı / oranının görünen kısmı olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak mahkeme Morford’ın eserini telif hakkı ihlaline ilişkin nicelik ve nitelik açısından değerlendirildiğinde, Morford’ın koruma talep edilmesi için yeterli olduğuna kanaat getirmiştir.

KARAR

Mahkeme kararında azımsanmayacak benzerlik ve kopyalama eyleminin unsurlarını ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Azımsanmayacak benzerlik mahkemenin ihlal belirlemesi noktasında zorlandığı bir durum olmuştur. Test yöntemlerinin uygulanması, özellikle soyutlama-filtreleme-kıyaslama yöntemi sonucunda azımsanmayacak benzerliğin ispatlandığı hüküm altına alınmıştır. Mahkeme “azımsanmayacak benzerliğin” sınırlarının belirlenmesi sorununa işaret etmiş ve mahkemenin bu sınırları belirleyemeyeceğini, yalnızca durulacak noktasını gösterebileceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Mahkeme Morford’ın telif koruması iddia edemeyeceğini, ancak korunamayan unsurların (muz, bant ve portakal öğeleri) seçimi ve koordinasyonu yönünden, başka bir deyişle dışa vurumun farklılığı sebebiyle koruma talep edebileceğine hükmetmiş ve Cattelan lehine karar vermiştir.

KARARA YÖNELİK DEĞERLENDİRME

Kanaatimizce İstinaf Mahkemesi kararında eserlerin unsurlarına ayrılarak incelenmesi konusunda dikkatli davranmıştır ve Morford’ın eserlerinin ABD Telif Hakları Ofisi bünyesinde tescilli olduğu da gerekçesinde vurgulamıştır. Mahkemenin uyguladığı testler, telif hukukuna yönelik ihtilaflar açısından emsal teşkil etmiştir. Şöyle ki; Mahkeme, bu testleri, eserlerin geçerli bir telif korumasına haiz olup olmadıkları ve bu yönden özgünlük taşıyıp taşımadıkları yönünden uygulamıştır. Mahkeme taklit eylemi yönünden davalının erişimini incelenmiş ve jürinin inisiyatifinde olan ihlal eylemi açısından “azımsanmayacak benzerlik” yönünde değerlendirme yapmıştır. Özellikle anımsanmayacak benzerlik yönünden her iki sanatçının da yaratıcılık seviyesi ve seçenekleri, ifade biçimleri değerlendirmeye alınmıştır.

Mahkemenin detaylıca incelediği, eserlerin, eser niteliğine haiz olup olmadığı hususu, sanat ve hukuk camiası tarafından fazlaca tartışılan bir noktaydı. Eserin unsurları, unsurların konumlandırılması, eserin bütünü incelendiğinde aslında orijinallik taşımadığının vurgulanması kamu vicdanına yönelik bir karar olarak algılanabilir. Eserin eser niteliği ve sanatsal yönü her ne kadar tartışmalı olsa da, meyveleri duvara bantlama fikrinin dışa vurumu aslında yaratıcılık kıstasını karşılamaktadır. Dolayısıyla, eserin telif korumasına haiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Ancak Hakim Scola azımsanmayacak benzerlik konusunda politik bir tutum sergilemiş ve bu faktörün mahkeme tarafından belirlenemeyeceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak eser ve geçerli telif koruması yönünden ayrı ayrı değerlendirme yaptığımızda “Banana & Orange” eserinin SANATSAL YÖNÜNÜN OLMADIĞI, ANCAK ÖZGÜNLÜK AÇISINDAN TELİF KORUMASINA HAİZ OLABİLECEĞİ düşüncesinde olmakla birlikte, mahkemenin bu açıdan değerlendirmesinin mevcut şartlar ve sanat piyasasındaki yaratıcılık durumuna göre yerinde olduğu kanaatindeyiz.

Cattelan’ın taklit eylemi ise, fikrin dışa vurumu, özgünlük ve benzerlik yönlerinden değerlendirildiğinde; muz, yeşil fon ve bandın aynı konumda bir araya geldiği göz önünde tutularak tesadüften fazlasını barındırdığı görülecektir. Cattelan’ın burada esinlenmeden çok daha fazlasını gerçekleştirdiği, mahkemece uygulanan testler ve her iki eserin unsurlarının oranlaması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, Morford’ın, Cattelan’a karşı hem eseri bir araya getiren unsurlar ve unsurların konumlanması açısından koruma talep etmesi ve hak ihlalini önleme talebinde bulunması mümkün olmalıdır.

Bengisu DÜZGÜNER

Mart 2023

bengisu.duzguner@outlook.com


KAYNAKÇA

YER SAĞLAYICILARIN TELİF HAKKI İHLALİNDEN SORUMLULUĞU: ABAD’IN YOUTUBE VE CYANDO KARARI


How To Properly Upload Videos To YouTube in 2021 - YouTube

Yer sağlayıcı, 5651 sayılı İnternet Kanunu uyarınca, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan ve işleten kişidir. Diğer bir ifadeyle, içeriklerin belirli bir sunucuda depolanması veya kaydedilmesi faaliyetleri yer sağlamadır [1]. Sosyal medya platformları ile video, görsel, ses ve benzeri içeriklere ev sahipliği yapan web siteleri yer sağlayıcıdır.

Pek çok yerel ve uluslararası mevzuatta, yer sağlayıcıların, dijital alan sağladıkları içeriklere ilişkin sorumluluğunun bulunmadığı veya sınırlı sorumluluğunun bulunduğu düzenlenmiştir. Bu kapsamda, içerik sağlayıcıların erişime sunduğu içeriklerin üçüncü kişilerin telif hakkını ihlal etmesi halinde, yer sağlayıcıların herhangi bir denetim yükümlülüğü bulunmadığı ve yalnızca içerik sağlayıcıya ulaşılamayan bildirimlerde, ilgili içeriklere yönelik aksiyon alabileceği sıklıkla görülmektedir.

Yer sağlayıcıların sağlanan içeriklere yönelik denetim yükümlülüğüne ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Özellikle yer sağlayıcılar ve diğer İnternet aktörleri, sağlanan içeriklerin hem sayı hem de hacim bakımından çok fazla olması ve İnternet’in kişilerin özgürce paylaşım yapabileceği sanal bir alan olarak değerlendirilmesi sebebiyle; denetim yükümlülüğünün gerçekçi ve uygulanabilir olmadığını savunmaktadır. Gerçekten de, YouTube’a her dakika toplam 300 saatlik video içerik yüklendiği düşünüldüğünde, YouTube’un her bir içeriği eser sahipliği bakımından denetlemesi mümkün olmayacaktır [2].

Öte yandan; yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin hiçbir denetim yükümlülüğü olmaması, eser sahipleri bakımından kaçınılmaz olarak hak kayıplarına neden olacaktır. Öyle ki, halihazırda yayınlanmış veya henüz umuma arz edilmemiş eserlerin içerik sağlayıcılar bakımından denetimsiz surette paylaşımı, eserlerden haksız yararlanılmasıyla sonuçlanacaktır. Bu durum da fikri hakların korunmasının temel mantığına tezat düşecektir.

22 Haziran 2021 tarihli ve C:2021:503 sayılı Avrupa Birliği Adalet Divanı (Adalet Divanı)  ön kararında (preliminary ruling), yer sağlayıcının telif hakkı ihlali teşkil eden eserlere ilişkin sorumluluğu değerlendirilmiştir. Ön kararda, C-682/18 ve C-683/18 sayılı davalar birlikte değerlendirilmiş; yer sağlayıcıların statüsü, içerik sağlayıcıların aktivitelerine katılımı ve ihlallere karşı mevcut durumda aldıkları önlemler incelenmiştir [3].

Adalet Divanı, 2001/29/EC sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Belirli Yönlerinin Uyumlaştırılması Hakkında Direktif (“Telif Hakları Direktifi”) ile 2001/31/EC sayılı E-Ticaret Direktifi kapsamında iki farklı bakış açısı ile değerlendirme yapmıştır. Zira, iki direktifin arasındaki ilişkinin, kişilerin hak ve menfaatleri arasındaki dengeden kaynaklandığını ifade edilmiştir.

Telif Hakları Direktifi’nin 3.maddesi uyarınca, eser sahiplerinin menfaatini korumak adına, üye devletlerin aracılara (sağlayıcılara) karşı gerekli tedbir ve önlemleri belirlemesi zorunludur. E-Ticaret Direktifi uyarınca ise; yer sağlayıcılar, içerik sağlayıcılara teknik, otomatik ve edilgen biçimde aracılık hizmeti sağlamalı; içerik sağlayıcının faaliyetlerine etken biçimde katılmamalıdır. Ancak ihlalin açıkça bilinebilir (belirgin) olması veya yer sağlayıcının ihlal konusunda bilgisi olması halinde, sağlanan içeriklere ilişkin gerekli önlemleri bizzat alması gerektiği düzenlenmiştir.

C-682/18 sayılı davada, yayın hakları Frank Peterson’a ait Nemo Studios’da bulunan A Winter Symphony albümünün 2008 turnesindeki performansın ses kayıtlarının YouTube’da izinsiz yayımlanması, uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır. YouTube ilgili uyuşmazlıkta yer sağlayıcı olduğunu ve buna rağmen fikri hakların korunması için yeni teknolojiler ve kurumsal politikalar ile gerekli önlemleri aldığını savunmuştur. Öyle ki, YouTube Topluluk Kuralları ve kullanım koşulları kapsamında fikri hakların önemine ilişkin kullanıcısını bilgilendirdiğini ve Content Verification Program sayesinde ihlal içerikli videoların eser sahibi tarafından tespit edilip raporlanabileceğini ifade etmiştir. Peterson ise YouTube’un Öne Çıkan Videolar gibi seçeneklerle ihlal teşkil eden içerikleri öne çıkararak paylaşımına dahil olduğunu belirtmiştir.

C-683/18 sayılı davada ise, Cyando adlı görsel içerik platformunda yayın hakları Elsevier’de olan eserlerin yayınlanması uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. Cyando’ya anonim kullanıcılar video yükleyebilmekte ve platformda yer alan videoları genellikle ücretsiz olarak indirebilmektedir. Cyando’nun kullanıcı politikasında her ne kadar telif hakkına tâbi bir içeriğin platformda paylaşılması yasak olsa da, anonimlik ve videoları ücretsiz yükleme ve indirme seçenekleri dolayısıyla, ihlal teşkil eden içerikler platformda yer alabilmektedir. İki davada da yargılama aşaması, yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin önbilgisinin olmaması ve paylaşımda aktif katılımının bulunmaması sebebiyle yer sağlayıcılar lehine sonuçlanmıştır.

Adalet Divanı, ön kararında içerik sağlayıcıların ve yer sağlayıcıların faaliyetlerinin kesişim noktalarını yorumlamıştır. Video paylaşım platformundaki içerik sağlayıcıların faaliyetini umuma iletim olarak değerlendirmiştir. Bu kapsamda yer sağlayıcının faaliyetinin, içeriklerin sağlanması bakımından teknik, otomatik ve edilgen (pasif) kalması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla yer sağlayıcının içerikten sorumlu olmaması için ilk kriter, içerik sağlama faaliyetinde aktif rol almamasıdır.

İkinci kriter ise, yer sağlayıcının ihlale ilişkin spesifik bilgisi olmamasıdır. Başka bir deyişle, yer sağlayıcı; ilgili içeriğin telif hakkı ihlali teşkil ettiğini açıkça bilebilecek durumda olup, içeriğin kaldırılmasına yönelik herhangi bir aksiyon almadıysa, içeriğin barındırılmasında aktif rol almış olur. Zira, ihlal teşkil eden içerik bilinçli olarak web sitesinde sunulmaya ve bu nedenle eser sahibinin eserden kaynaklanan haklarını ihlal etmeye devam edilmekte ise, bilmeme durumu söz konusu olmayacaktır. Bu kapsamda alınması gereken aksiyona ilişkin E-Ticaret Direktifi’nin 14. maddesi uyarınca içerik kaldırma ve erişim engelleme biçimlerinin tayini üye devletlere bırakılmıştır.

Pek tabii, ihlal teşkil ettiği öne sürülen bir içeriğin ifade özgürlüğü sınırları içinde kalması da mümkündür. Bu nedenle ihlal hakkında bilgilendirilen yer sağlayıcının doğrudan aksiyon alması da bazı durumlarda içerik sağlayıcının haklarını ihlal edebilecektir.

Adalet Divanı, yukarıdaki hususları değerlendirerek, video paylaşım platformlarının videoların paylaşım ve dolaşımına açıkça katkıda bulunmaması halinde yer sağlayıcı sıfatını devam ettirmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, yer sağlayıcı, yalnızca ihlale ilişkin spesifik bir bilgisinin olması, bildiği halde ihlal teşkil eden içeriği kaldırmaktan veya teknolojik raporlama mekanizmaları sunmaktan imtina etmesi veya içeriği kontrol edecek biçimde sağlaması hallerinde sorumlu tutulabilecektir.

Sonuç olarak, her ne kadar yer sağlayıcıların bildirim sonrası içeriğe yönelik önlem alma veya önleyici çözüm mekanizmaları sunmaları beklense de; içeriğin paylaşımında aktif rolün bulunmaması halinde, telif hakkı ihlalinden sorumlu tutulmayacakları anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, ön karar, yer sağlayıcıların içeriklere ilişkin sürekli denetim yükümlülükleri bulunmadığını göstermektedir.

Anlaşılacağı üzere bu yaklaşım, yer sağlayıcılarının dijital alan sağladığı içeriklerin hacmi ve e-ticaret hayatının gereklilikleri gözetilerek benimsenmiştir. Ancak gitgide yaygınlaşan video, müzik ve sosyal medya platformlarının sayıca artışı düşünüldüğünde, pek çok eser sahibinin bu kapsamda hak kaybına uğraması muhtemeldir. Zira, eser sahiplerinin sürekli içerik takibi yapması ve her seferinde yer sağlayıcılara karşı aksiyon alması da, eser sahiplerinin menfaatini olumsuz etkileyecektir.

Nur Sena SEVİNDİ

Aralık 2021

senasevn@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Harun Demirtaş, Hizmet Sağlayıcıları ve Aracı Hizmet Sağlayıcılarının Yükümlülükleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015.

[2] https://fortunelords.com/youtube-statistics/ adresi üzerinden erişilmiştir.

[3] Judgment of the Court (Grand Chamber), C-682/18 – YouTube and Cyando, 22 June 2021, https://curia.europa.eu/juris/liste.jsf?num=C-682/18 adresi üzerinden erişilmiştir.


IPR GEZGİNİ CLUBHOUSE’TA # II!

31 Mart Gecesi ABAD’ın “VG Bild-Kunst v Stiftung Preußischer Kulturbesitz” Kararını Konuşacağız

IPR Gezgini Clubhouse toplantılarının ikincisi ile 31 Mart Çarşamba gecesi saat 21.00’de karşınızda olacağız!

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 9 Mart 2021 tarihinde çok önemli bir karar verdi ve C-392/19 sayılı VG Bild-Kunst v Stiftung Preußischer Kulturbesitz kararında link (veya bağlantı) verme eylemini eserin umuma iletimi hakkı kapsamında değerlendirdi. Karar internette link paylaşımının, hangi durumlarda hukuka uygun hangi hangi durumlarda ise telif hakkı ihlali teşkil edebileceği konusunda yol gösterici içerikte.

Anılan karar IPR Gezgini’nde Alara NAÇAR tarafından 22 Mart 2021 tarihinde yazılan yazıda detaylı olarak değerlendirildi.

Alara NAÇAR bu önemli kararı, arka planını ve olası etkilerini Clubhouse’ta 31 Mart Çarşamba gecesi bizlerle paylaşacak. Toplantının moderatörlüğünü Önder Erol ÜNSAL yapacak. 

Toplantı elbette ki katılanların soru ve yorumlarına da açık olacak.

Toplantının Clubhouse bağlantısını gelecek haftabaşında yapacağımız hatırlatma duyurusunda sizlerle paylaşacağız. Erken davranma ve duyuruyu beklememe niyetindeyseniz Clubhouse uygulamasında Önder Erol Ünsal kullanıcısını takip etmeye başlayabilirsiniz.

Katılımınız bizleri mutlu edecek!

IPR Gezgini

Mart 2021

iprgezgini@gmail.com

KOMİK BİR İHTARNAME!

Yıllar evvel, Alaçatı’da son derece iyi bilinen bir otelin sahibi olan müvekkilimiz adına bir ihtarname göndermiştik. Karşı taraf başka bir tatil beldesinde yerleşik idi ve müvekkilin tescilli markası da olan otelinin ismiyle hemen hemen aynı isimde bir otel açmıştı.  İhtarnamenin sonunu malum şekilde   “…belirtilen hususlar yerine getirilmezse üzülerek bildirmek isteriz ki aleyhinize her tür yasal yollara başvurulacak olup…” vs diye bitirmiştik. Karşı taraf gönderdiği cevapta  özetle “Ne alakası var, bir kere otellerin ismi hiç benzemiyor. Ama ben şimdi sizinle uğraşamayacağım o sebeple otelimin adını değiştiriyorum” demişti ki buraya kadar her şey tamamdı, ama cevabın son kısmı bana göre çok komikti çünkü demişti ki “Ayrıca ihtarnamenizde belirtilen hususlar yerine getirilmezse “üzülerek” tarafıma karşı yasal yollara başvurulacağını söylemişsiniz. Hayır yani siz avukat değil misiniz, neden işinizi yaptığınız için üzülüyorsunuz, bu konunun duygularla ne alakası var hiç anlamadım. Gerekirse dava da açarsınız, Mahkemeye de gidersiniz, ne var bunda.” !!! Eminim bir süre avukatlık mesleğini icra edenler birazcık heybelerini karıştırsalar bunun gibi hatta bundan da komik cevaplarla-olaylarla karşılaştıklarını gülerek hatırlayacaklardır.

Meslek yaşamımda pek çok kez dilekçe-ihtarname vs hazırlarken aklıma komik şeyler gelmiştir ama bunları  kağıda dökmedim, fakat bazen saygıyı bozmadan hafif sarkastik  argümanlar/cevaplar yazmak durumunda bırakıldığım doğrudur.  Ciddiyeti illa da biraz somurtmak-kaşımızı kaldırmak-ağdalı cümleler kurmakla özdeşleştiren bir kültürümüz var sanki, halbuki bazen tek bir espiri gülle gibi karşınızdakinde ağır hasar yaratma kabiliyetine haizdir; İngilizler mesela komik görünen ciddi mesajlar  vermenin üstadıdır! Amerikalıların da espiri kaldırma kapasitesi fena sayılmaz ve konuşma özgürlüğü çerçevesinde birçok şeyi çekinmeden söylerler. 

Günümüzde sosyal medyanın “kelebek etkisi” kavramını bambaşka bir boyuta taşıdığı aşikar, o yüzden kime-neyin-nasıl söylendiği azami önem taşıyor, çünkü her şey aniden viral olabiliyor ve negatif bir durum bumerang gibi dönüp markaları vurabiliyor. O yüzden bazen işi hafif espiriyle yönetmekte fayda olabiliyor sanki. Mesela Netflix’in Chicago’da Stranger Things konseptinde bir bar açan kişiye yazdığı oldukça espirili ihtarnamenin sonunu “Dediklerimizi yapın, annenizi arayıp (sizi şikayet etmek) zorunda bırakmayın bizi.” diye bitirmesi çok komikti. Tabii ki ihtarnamede talep edilenler yerine getirilmezse karşı taraf Netflix’in gözünün yaşına bakmadan kendisine dava açacağını gayet iyi biliyordu, ama mesele Netflix’in konuyu ilk etapta nasıl ortaya koyduğundaydı.  

Geçenlerde yine böyle bir espirili ihtarname olayı gündeme geldi, hatta bu olay New York Times gibi pek çok basın organında da yer aldı çünkü ihtarname metni son derece kısa ama sarkastik bir dille kaleme alınmıştı. Olay şöyle; Doobie Brothers isimli müzik grubunun avukatı, aktör Bill Murray’a bir mektup/ihtarname göndermiş. Mektubun orijinalini yazının altına koyduk, okumak isteyenler için. Mesele Bill Murray’in sahibi olduğu markayla sattığı bazı t-shirtlerin reklamında Doobie Brothers’ın Listen to the Music isimli şarkısını izinsiz şekilde kullanmasına ilişkin. Müzik grubunun vekili mektupta müvekkilini ve konuyu iki cümleyle izah ettkten sonra şöyle diyor ;

Bu şarkının güzel olduğu konusunda bizimle hemfikir olduğunuzu biliyoruz çünkü Zero Hucks Given adını verdiğiniz t-shirtlerin reklamında kullanmaya devam ediyorsunuz. Ama şarkıyı kullanmak için bize bir ücret ödemediğiniz düşünülürse belki şirketinizin adını Zero Bucks Given olarak değiştirmelisiniz.   

Anladığımız kadarıyla müvekkilin başka şarkılarını da reklamlarda kullanıyorsunuz. Görünüşe göre müvekkilin müziklerini sizden daha fazla izinsiz kullanan yegane kişi Donald Trump.

Şimdi ihtarnamede Amerikan Telif Hakları Yasası’nın ilgili maddelerinin yazılması gereken bölüme geldik. Benim burada Yasa’nın ilgili bentlerini filan yazıp sizi bu maddelere uygun davranmadığınız için suçlamam ve sizi sonsuza kadar lanetlemekle tehdit etmem gerek , ama Kanun’a bakıp bunları yazmaya  üşeniyorum. Hem zaten siz bu dediklerimi halihazırda Garfield filmleriyle elde ettiniz.Ayrıca  siz zaten para ödemeden reklamlarınızda bu müzikleri kullanamayacağınızı biliyorsunuz.

Aslında t-shirtler o kadar çirkin olmasaydı biz neredeyse durumu kabul edebilirdik. Ama durum bu, elden bir şey gelmez. Jean Paul Sartre’ın ölümsüz sözcüklerinde dediği gibi  “Au revoir Golfer. Et payez!

Mektubun sonunda yer alan “Jean Paul Sartre’ın ölümsüz sözcüklerinde dediği gibi  “Au revoir Golfer” Murray’in 1980 yılında oynadığı Caddyshack filminde canlandırdığı  karakterin  “In the immortal words of Jean Paul Sartre, ‘Au revoir, gopher!” repliğine bir atıf, sondaki “gopher” kelimesini Murray’in golf giysileri satmasına atfen “Golfer” olarak değiştirmiş avukat!. Yine Fransızca devamla “Et payez” ise gördüğümüz kadarıyla “ve öde/ve ödemeyi yap” demek.  Mektupta Garfield filmlerinden bahsedilmesinin de bir anlamı var çünkü 2004 yılında Murray bir Garfield filminde tembel kedi Garfield’i seslendirmişti; Lost in Translation ile Golden Globe kazandıktan ve Oscar’a aday olduktan sonraki bu seçimi şaşkınlıkla karşılanmış ve pek de onaylanmamıştı. Avukat mektupta çekinmeden Murray’in kariyerindeki bu sorgulanan kısma atıf yapmış.

Mektup baştan sona ironi ve taşlama kokuyor ama meramını da anlatıyor. Bill Murray’ın avukatı buna karşı yine aynı esprili tonda bir cevapla Mahkeme’ye gidilirse Doobie Brothers’ın şansının düşük olabileceğini belirtip mektubun sonunda da Murray’ın bahsi geçen t-shirtlerinden birkaç tanesini avukata göndermeyi önermiş (ama açık söyleyeyim Doobie Brothers vekilinin mektubu çok daha komik bence!). Tahminimce taraflar bu işi Mahkeme’ye gitmeden aralarında çözerler. Ama meselenin ifade edilişindeki tona bakınca insan “Sadece Amerika’da olur (only in America)” demekten kendini alamıyor değil mi?  

Özlem Fütman

Ekim 2020

ofutman@gmail.com

Yangını Bu Kez Billy Joel Çıkarttı – Bir Şarkıcı İçin Alışılmadık Bir Telif Hakkı İhlali Davası

Bugünlerde 40’lı-50’li yaş aralığında olanlar, yani benim kuşağım, lise yıllarında muhtemelen bir anket defteri sahibi olmuştur veya en azından arkadaşlarının anket defterini doldurmuştur.

Benim de bir anket defterim vardı, Trabzon Anadolu Lisesi’nde lise 2. sınıfta hazırlamıştım ve -şu an çok pişmanım- üniversite yıllarımda kendimden utanıp defteri yırtıp atmıştım. Hazırladığım ve doldurduğum anket defterlerinin vazgeçilmez iki sorusu vardı: “En sevdiğiniz yabancı şarkıcı veya grup kimdir?” – “En sevdiğiniz Türk şarkıcı veya grup kimdir?” (Hatta bu soruları kendi içlerinde bir kez daha ayırıp kadın ve erkek şarkıcı sorusu da sorabilirdiniz. – Ne kadar çok soru, o kadar havalı anket!) — (O yıllarda kızların yabancı grup yanıtı standarttı: New Kids On The Block; erkeklerse kadın şarkıcı hakkında Samantha Fox ve Sabrina arasında gidip geliyordu. Yorum yok.)

Şu günlerde ise “yabancı” şarkıcı – grup terimi pek kullanılmıyor sanırım. Tüm dünya internet sayesinde evimizin içinde, yerli – yabancı diye bir ayrımdan bahsetmek pek de gerekli değil.

İnternet ve özel TV – Radyo kanalları yokken yabancıyı nasıl biliyorduk veya haberdar oluyorduk: Teşekkürler TRT 2 ve TRT Radyo 3; teşekkürler Erhan Konuk!

Benim kuşağım, Billy Joel ile çok yüksek olasılıkla TRT 2’deki “Erhan Konuk ile Pop Saati” programı sayesinde tanışmıştır. Programın gedikli şarkılarından birisi Billy Joel’in “We Didn’t Start The Fire” şarkısı idi ve muhtemelen bu şarkı sözleri ve videosu ile Pop Saati’yle büyüyen çoğu kişinin hafızasındadır. Şarkının A.B.D. müzik listelerinde bir numaraya yükseldiğini de bu aşamada belirteyim. Hatırla(ya)mayanlara ise YouTube aracılığıyla şarkıyı hatırlatayım.

Billy Joel elbette ki sadece We Didn’t Start The Fire’dan ibaret değildir, hatta bu şarkı onun genel stilinin dışında sayılır. Piano Man, Uptown Girl, The River of Dreams, Joel’in en bilinen şarkıları arasında yer almaktadır.


Billy Joel’in başı günlerde bir telif hakkı ihlali iddiası ile dertte. Bir müzisyenin telif hakkı ihlali konusunda yaşayabileceği sıkıntılar nelerle ilgili olabilir?

Mantıklı tahminler yapmaya çalışalım: Yazdığı bir şarkının melodisi, yazdığı şarkının sözleri, albüm kapağında kullandığı görsel, bir şarkısına çektiği videoda kullandığı kurgu veya diğer materyaller. En olası haller bunlar olabilir, sizce de öyle değil mi?

Hayır! Yanıt bunlardan hiçbirisi değil.


Hikaye ve ihtilaf şöyle:

Billy Joel, New York Long Island’da bir malikanenin sahibidir.

Karısı Alexis ile birlikte bu malikanede büyük bir renovasyon yapmaya karar verirler ve bu amaçla da Berry Hill Development isminde bir firmayla Eylül 2018’de anlaşma yaparlar. Berry Hill firması planlarını ve çizimlerini hazırlar ve Billy Joel ile karısına sunar.

Bu arada renovasyon veya tadilat deyip geçmeyin, yapılacak işlemlerin faturası 1,9 milyon Amerikan Dolarıdır ve önerilen eklemelerle birlikte bu tutar 7,5 milyon Amerikan Dolarına çıkmaktadır.

Billy Joel ve Alexis, hazırlanan planların malikanenin güvenliğine ilişkin önemli yapısal sorunlar içerdiğini belirterek Berry Hill’le olan sözleşmeyi Kasım 2019’da fesheder ve NJ Caine Architecture isimli başka bir firmayla yeni bir anlaşma yapar.

Kıyamet bundan sonra kopar.

Berry Hill, NJ Caine Architecture tarafından başlatılan yeni renovasyonun kendi projelerinin neredeyse aynısı olduğunu iddia ederek iki ayrı dava açar. İlk dava Billy Joel’e karşı açılmamıştır ve iki tadilat firması arasındadır. İkinci dava ise telif hakkı ihlali gerekçelidir ve Billy Joel ile Joel’e ait F. Scott LLC firması dava edilmiştir.

Berry Hill’in iddiası, yeni projede malikanedeki evlerin planlarının, çizimlerin, iç yerleşim planlarının ve yapılacak işlemlerin genel görünümünün kendi projelerinin neredeyse aynısı olduğudur. Berry Hill, devam eden çalışmaların kendi planlarının aynısı olmasına karşın, kendilerinin buna onay, lisans veya izin vermediklerini belirtmekte, buna ilaveten kendileriyle olan sözleşme sona erdirilirken, davalılar tarafından talep edilen değişikliklerin yapılması için, sözleşmede bu yönde hüküm bulunmasına rağmen, kendilerine yeterli süre verilmediğini de iddia etmektedir. Ek olarak, işin kendilerinden alınmasına neden olan raporun tarihinin, işten kovulmalarından 9 gün sonraki bir tarih olduğu da belirtilmektedir. Berry Hill ayrıca, işten kovulduktan sonra davalılara kendi projelerinin kullanılamayacağı hakkında resmi bildirimde bulunduklarını da dava dilekçesinde öne sürmektedir.

Berry Hill tüm bu gelişmeler karşısında, kendilerine ait telif haklarının ihlali mahiyetindeki projenin durdurulması için davalılara Mart 2020’de ihtarname gönderdiklerini, bu ihtarnameye yanıt verilmediğini de belirterek dava açmaktan başka çarelerinin kalmadığını öne sürmüştür.

Berry Hill’in talebi, telif hakkı ihlalinin tespiti ve tecavüzden doğan zararlarının karşılanmasıdır.

Billy Joel ve diğer davalılar cephesinden şu ana dek davaya ilişkin bir yorum gelmemiştir.

Şimdilik bu kadar. Takipte kalacağız ve gelişmelerden okurlarımızı da haberdar edeceğiz.


Son söz: Yazıyı okurken davacı Berry Hill şirketinin ismini birkaç yerde Benny Hill olarak yazdığımı fark ettim ve düzelttim. Pop Saati’nden bahsederken aklım bir diğer 80’li yıllar efsanesi Benny Hill şova gitmiş sanırım. Şunu söyleyebilirim; dünyanın en yüzeysel ve çoğunlukla saçma esprileri olsa da Benny Hill şova güldüğüm kadar, bu yaşıma dek pek az şeye gülmüşümdür. Bu satırları yazarken YouTube’da birkaç Benny Hill videosu izledim ve o saçmalıklara halen gülebildiğimi fark ettim. Bağlantı paylaşmıyorum, Benny Hill’i bilenler bilir, sitenin ciddiyeti sarsılmasın durup dururken.


Önder Erol ÜNSAL

Nisan 2020

unsalonderol@gmail.com

Telif Hakkı İhlali Konulu Bir Davanın Duruşmasında Geçen Müzik Videosu Kime Ait Biliyor musunuz?

Dikkatli okurlarımız farkındadır, Eylül 2019’dan başlayarak aylık olarak IPR Gezgini E-Bülteni’ni yayımlamaya başladık. Eylül ve Ekim sayılarının ardından bu ayın sonunda bültenin Kasım sayısı da yayında olacak. E-Bülten için henüz tam olarak istediğimiz takipçi sayısına ulaştığımız söylenemez, dolayısıyla geçmiş bülten içeriklerimizden birkaç yazıyı sitede de yayımlamak yerinde olur diye düşündük.

Bülteni e-postayla almak için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz yeterli, böylelikle sizi bültenin e-posta dağıtım listesine ekleyebiliriz. Bültenlerimizin geçmiş sayılarını https://iprgezgini.org/?na=v&nk=1-f4f8aa8f65&id=6 ve https://iprgezgini.org/?na=v&nk=2-12b89c8983&id=4 bağlantılarından görebilirsiniz.

Şimdi yazıya geçiyoruz:

Telif hakkı ihlali davasından esinlenilerek yazılan ve videosu bir telif hakkı davası mizanseni olan bir şarkı biliyor musunuz?

Bilmiyorsanız, bu eşi bulunmaz ve hayatınızda yeni bir sayfa açacak(!) bilgiyi sizlerle paylaşayım:

George Harrison (1943-2001), The Beatles üyelerinden biriydi malumunuz. The Beatles’ın dağılmasından sonra kariyerine solo olarak devam etti ve birçok esere daha imza attı.

Hikayeye gelince:

Harrison’un kendi şarkılarından “My Sweet Lord” (1970) , The Chiffons grubunun 1963 yılında yaptığı “He’s So Fine” isimli şarkıyla benzerlik ve dolayısıyla telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava konusu olur.

George Harrison, New York’ta görülen davada bir hafta boyunca hakimi, telif hakkı ihlalinin söz konusu olmadığına ikna etmeye çalışır, ancak başarısız olur ve davayı kaybeder.

Davayı kaybeden ve süreçte çok yıpranan Harrison, 1976 yılında “This Song” parçasını yazar. “This Song” şarkısı aşağıdaki şekilde başlamaktadır:

“This song has nothing tricky about it (Bu şarkının hileli bir tarafı yoktur)

This song ain’t black or white and as far as I know (Bu şarkı siyah veya beyaz değildir ve bildiğim kadarıyla)

Don’t infringe on anyone’s copyright, so… (Kimsenin telif hakkına tecavüz etmemektedir, böylece…)……..”

Harrison’un şarkı için yaptığı video ise, bir mahkeme salonunda duruşma esnasında geçmektedir ve videoda hakim, jüriler, avukatlar, polisler, katipler ve izleyiciler yer almaktadır. Harrison video boyunca, davayı tiye alır ve duruşma en sonunda herkesin dans ettiği bir partiye dönüşür. 

Diyebiliriz ki, “My Sweet Lord” telif hakkı ihlali davasını kaybetmesi, George Harrison’un “This Song”u yazmasına ve bu komik videoyu yapmasına neden olmuştur.

“This Song” şarkısının videosu izlemek isteyen okurlarımız için aşağıdadır:

Benzerlik iddiasına konu “My Sweet Lord” ve “He’s So Fine” şarkılarını da aşağıda görebilirsiniz:

Bu eşsiz bilgi gelecekte ne işinize yarar bilemiyorum, ama gene de cebinize koyun: Telif Hakkı İhlali Konulu Bir Şarkı Yapan ve Video Çeken Müzik Yıldızı: “George Harrison”dır.

Önder Erol ÜNSAL

Kasım 2019

unsalonderol@gmail.com

Led Zeppelin Cennete Uzanan Merdivenden Yuvarlanacak mı? Stairway to Heaven – Taurus Telif Hakkı İhlali Davası

 

Bir müzik eserinin önceden ortaya çıkmış başka bir müzik eseriyle, ses olarak çok benzer olması genellikle iki tip etki doğurur:

(i) Sonraki tarihte dinleyicilere sunulan eseri bestelediğini iddia eden kişi, sempati duymadığımız ve özellikle de popüler veya (bize göre) alt kültüre hitap eden müzik akımlarının temsilcisi bir isimse; “Zaten bundan da başka bir şey beklenmezdi, eseri araklamıştır elbette” der ve bıyık altından güleriz.

(ii) Sonraki tarihte dinleyicilere sunulan eseri bestelediğini iddia eden kişi, sevdiğimiz veya saygı duyduğumuz bir isimse; durumu kabullenmek yerine, “Ya aslında iki eser birbirlerine çok da benzemiyor, bu esinlenme olabilir en fazla, o da normal” demeyi tercih edebiliriz. Diğer taraftan da içimiz kendini kemirmeye başlar.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, benim için ikinci durumun tezahürü niteliğinde bir hikayedir ve benden öte koca rock müzik camiası bu durumu içselleştirmeye çalışmaktadır.

Rock müziğin efsane gruplarından Led Zeppelin’in en bilinen şarkısı “Stairway to Heaven (Cennete [uzanan] merdiven)”dir. Bu şarkıyı bilmek için Led Zeppelin veya rock müzik dinleyicisi olmak gerekmez, müzikseverlerin çoğu, istisnalar hariç olmak üzere, hayatında en az birkaç kez duymuştur.

Stairway to Heaven hatırlamak isteyenler için aşağıdaki videodan dinlenebilir:

 

1971 yılında piyasaya sürülen ve Led Zeppelin gitaristi Jimmy Page ve solisti Robert Plant tarafından bestelenen “Stairway to Heaven”, rock müziğin en büyük klasiklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Wikipedia’dan aldığımız aşağıdaki tablo farklı müzik otoritelerinin şarkıyı yerleştikleri sıralamayı bize göstermektedir (https://www.wikizero.pro/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvU3RhaXJ3YXlfdG9fSGVhdmVu):

 

Şarkı bir klasik haline geldikten ve yıllar sonra, beklenmedik bir telif hakkı ihlali iddiası ortaya çıkar.

A.B.D.’nden pek tanınmayan “Spirit” isimli bir rock grubunun “Taurus” isimli enstrümental şarkısının, “Stairway to Heaven” şarkısının efsanevi başlangıç bölümüne yakın benzerlik içerdiği iddiası ortaya atılır.

“Taurus” şarkısı 1968 yılında piyasaya sürülmüştür ve “Spirit” grubunun gitaristi “Randy California” tarafından bestelenmiştir.

Meseleyi daha da tuhaflaştıran Led Zeppelin ve Spirit gruplarının, Taurus şarkısı piyasaya çıktıktan sonra ve Stairway to Heaven şarkısı piyasaya sürülmeden önce bir turne sırasında birlikte sahneyi paylaşmış olmalarıdır.

Aşağıda Stairway to Heaven ve Taurus’u birlikte dinleyebileceğiniz bir Youtube videosuna yer veriyoruz. Yazıya devam etmeden önce dinlemenizi öneririz.

 

 

Randy California, 1997 yılında hayatını kaybetmiştir. 2014 yılında Spirit grubunun üyesi Mark Andes ve Randy California adına hareket eden bir mütevelli, Led Zeppelin aleyhine telif hakkı ihlali davası açar.

Davacıların iddiası, Taurus şarkısının Led Zeppelin üyeleri tarafından -muhtemelen turne esnasında- duyulduğu ve Stairway to Heaven’ın Taurus’tan kopyalanarak bestelendiğidir.

2016 yılında Los Angeles Bölge Mahkemesi hakimi şarkılar arasında yeterli derecede benzerlik olduğu görüşüyle, iddianın değerlendirilmesi amacıyla bir jüri oluşturulmasına karar verir. Jüri aynı yıl içinde verdiği kararında, şarkılar arasındaki benzerliklerin telif hakkı ihlaline yol açacak derecede yüksek olmadığı görüşüne ulaşır ve karar davacı aleyhine çıkar. Bu noktada, davada jürinin Taurus’un stüdyo versiyonunu dinleyemediği, şarkının müzik uzmanları tarafından çalınan halini dinleyerek karar verdiği belirtilmelidir. Bunun nedeni, şarkının bestelendiği tarihte telif hakkı korumasının, müzik eserlerinin kağıda dökülmüş haline tanınmasıdır.

Davacı vekili, bu kararı temyiz eder ve San Francisco’daki Federal Temyiz Mahkemesi temyiz talebini görüşür. Temyiz Mahkemesi, jürinin Taurus’un kayıtlı halinin dinlenilmesine izin verilmemesi hususu da dahil olmak, yargılamaya dair bazı eksiklikler nedeniyle, 28 Eylül 2018 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozar ve davanın yeni oluşturulacak bir jüri tarafından değerlendirilmesi yönündeki kararla birlikte davayı ilk derece mahkemesine geri gönderir. Yeni jüri, Taurus’un kaydedilmiş halini dinleyebilecek olsa da, kararını gene de şarkıların notaya dökülmüş hallerinin karşılaştırılması üzerinden verecektir. (Detaylar için bkz.: https://www.bloomberg.com/news/articles/2018-09-28/led-zeppelin-to-face-retrial-over-stairway-theft-claimshttps://www.cbsnews.com/news/stairway-to-heaven-led-zeppelin-new-trial-ordered-copyright-lawsuit-2018-09-28/ – Temyiz Mahkemesi kararı için bkz.: http://cdn.ca9.uscourts.gov/datastore/opinions/2018/09/28/16-56057.pdf)

Son olarak, her iki şarkının da bir uzman tarafından notaları bakımından karşılaştırıldığı bir videoyla yazıya son verelim:

 

Yüreğim Led Zeppelin tarafında atsa da, adalet yerini bulsun diyerek; davanın sonucunu merakla bekleyeceğim.

Önder Erol ÜNSAL

Ekim 2018

unsalonderol@gmail.com

 

THE MONTAUK PROJECT v STRANGER THINGS

 

10 Nisan tarihli  THE SHAPE OF WATER; AŞKIN E HALİ,DE HALİ, DEN HALİ… başlıklı yazıma sıkı takipçilerimizden genç meslektaşım Güray Balıktay yorum yapmış ve STRANGER THINGS  dizisinin de yakınlarda aynı tip bir davaya konu olduğunu bildirmişti. Sağolsun, Güray’ın yardımıyla STRANGER THINGS ihtilafının dava dilekçesine ulaştım ve  şimdi de olan biteni gecikmeden sizle paylaşmak istiyorum.  (Tabi bu ihtilafı bize ilettiği için Güray’a buradan da bir kez daha teşekkür ediyorum.)

Dava çok yeni, 02 Nisan 2018 tarihinde CHARLIE KESSLER tarafından STRANGER THINGS dizisinin “yaratıcıları” MATT DUFFER ve ROSS DUFFER kardeşler aleyhine açılmış.

Bu dava THE SHAPE OF WATER’dan farklılık arz ediyor okuduğum kadarıyla ; STRANGER THINGS’de davacı, taraflar arasında davranışlar neticesinde oluşmuş zımni bir sözleşme yapıldığını ve davalıların STRANGER THINGS dizisini çekerek bu anlaşmayı ihlal ettiğini iddia ediyor. Dava dilekçesi ile birlikte sunulan ve dava konusunun seçildiği dokümanda da dava sebebi olarak “bir sözleşmenin ihlali” kutucuğu işaretlenmiş.

Davacı Mahkeme’den jürili duruşma yapılmasını talep etmiş. Jürili tam yargılama talebi elbette ki hukuken mevcut bir hak, ama bir yandan da bu talebin arkasında bence biraz da olayı sansasyona dönüştürme ve yorucu jüri süreci ile davalıları maddi-manevi yıpratma hedefi var. Jürili yargılama yapılırsa muhtemelen olay gazetelerde daha çok duyulacak ve ortalık davalılar için biraz daha toz duman olacak.

Davacı CHARLIE KESSLER Los Angeles’da yaşayan bir yazar, prodüktör, yönetmen ve dava dilekçesindeki  iddiaları şöyle;

1- Benimle davalılar arasında davranışlara dayanan zımni bir sözleşme vardı, ama  davalılar telifi bana ait MONTAUK isimli kısa filmi ve THE MONTAUK PROJECT isimli film senaryosunu alıp dizi olarak çektiler.

Davalılar bu davranışlarıyla güvenimi kötüye  kullandılar, izinsiz kullanım gerçekleştirdiler, benim eserimi istismar ettiler ve neticede zımni sözleşmeyi ihlal ettiler.

2-Ben 21 Nisan 2014 tarihinde Tribeca Film Festivali sırasında bir filmin prömiyer partisinde davalılar ile tanıştım. O partide yukarıda bahsettiğim film ve film senaryosundan, oradaki fikirlerden, hikayeden bahsettim, konuyu davalılar ile konuştuk. Ben, benim ajansım, hukuk danışmanım bu kısa filmi ve film senaryosunu davalılara ve onların çalışanlarına/temsilcilerine sunduk.

Benim bütün bu davranışlarım eğlence sektöründeki teamüllere uygun olarak yapıldı ve sektörün yerleşik kuralları gereği ben  sunduğum/anlattığım hususların taraflar arasında gizli kalacağını, benden izin alınmadan –para karşılığı yada parasız– davalılarca başkalarına açıklanmayacağını düşündüm.

3- Halbuki, tam tersine, davalılar benim söylediklerimi /gösterdiklerimi alıp Netflix için THE STRANGER THINGS adıyla bir dizi yaptılar. Bunun için benden ne izin aldılar ne de bana para ödediler. Temmuz 2016 tarihinde STRANGER THINGS’in ilk bölümü yayınlanana kadar ben durumun farkında olmadım.

4- Aslında STRANGER THINGS Netflix’e ilk satıldığında adı THE MONTAUK PROJECT idi ki bu da zaten benim filmimin adıyla birebir aynı. Sonradan dizinin adı STRANGER THINGS şeklinde değiştirildi. Ekte, dizinin ilk adının ne olduğu ve sonradan değiştirildiğine dair gazete haberlerinden örnekler sunuyorum. STRANGER THINGS dizisinden davalılar milyonlarca Dolar para kazandılar ve dizinin şu an ikinci sezonu yayınlanıyor.

5- Ben kendi projemle ilgili çok önceden senaryonun birçok versiyonunu oluşturmuştum. Sonra MONTAUK isimli kısa filmi çektim, bu film 2012 yılında gösterime girdi ve hatta Hamptons Film Festivali’nde ödül aldı. Kısa filmi daha sonra THE MONTAUK PROJECT adıyla uzun metrajlı bir film olarak çekme planım vardı. 2010 senesinde MONTAUK kısa filmini ABD Telif Hakları Dairesine tescil ettirdim, 2013 yılında  THE MONTAUK PROJECT filminin senaryosunu da yine adıma tescil ettirdim.

6- Tribeca  Film Festivali’ndeki o gece tarafların davranış biçimleriyle  zımni bir akit oluştu. Ben meydana gelen bu akde uygun davrandım,  taahhütlerime uydum. Fakat davalılar öyle yapmadı. Ve eğer Mahkeme STRANGER THINGS dizisinin gösterimini engelleyecek bir tedbir kararı vermezse, bu akde aykırı eylemler devam edecek çünkü dizi hala gösteriliyor. Bu hukuka aykırı eylemlerden dolayı ben, kar kaybı dahil,  telafisi imkansız zararlara uğradım, uğruyorum. Bu zararımı da jürili yargılama sırasında ispat edeceğim. Davalılar beni kasten zarara uğrattılar.

Bu olayda davacı tabi ki hukuken talep edilebilecek tüm tazminat biçimlerini talep etmiş dilekçesinde.

Dava dilekçesinin eklerine de baktım, ki bu deliller/ekler çok az. Bir tanesi STRANGER THINGS dizisinde Dustin karakterini oynayan çocuk oyuncu Gaten Matarazzo ile yapılmış bir röportaj, orada dizinin ilk adının THE MONTAUK PROJECT olduğu ama Netflix’e satıldığında STRANGER THINGS diye değiştirildiğini söylüyor oyuncu. Diğer deliller ise bazı web sayfalarından alınan çıktılar ancak bunlarda davacının adı hiç geçmiyor sadece MONTAUK PROJECT’den bahsediyor.

Hakikaten neymiş bu MONTAUK ya da MONTAUK PROJECT?

Davalının sunduğu deliller arasında yer alan web sayfası haberlerine göre durum şöyle. Olay bir komplo teorisi mi, uydurma mı, gerçek mi belli değil; tüm söylenceler Preston Nichols, Al Bilek ve Steward Swerdlow isimli 3 kişinin beyanlarına dayanıyor. Bu kişilerin iddiasına göre 1971 – 1983 yılları arasında New York Eyaletinin Long Island bölgesindeki MONTAUK kasabasında Amerikan Devleti Camp Hero isimli eski/kullanılmayan bir askeri hava üssünde gizli bir proje  yürüttü. İddialara göre burada yapılan deneylerin amacı fiziki savaş teknikleri geliştirmek, zaman-mekan-boyutlar  arası seyahati mümkün kılacak yöntemler bulmak, insanlar üzerinde zihin kontrolü ve beyin yıkama teknikleri geliştirmekti. Bu deneyler yüzünden MONTAUK kasabasında bazı olağan dışı/paranormal aktiviteler görülmeye başlandı; mesela Ağustos ayında kar yağdı, kaynağı belirsiz fırtınalar çıktı , hayvanlar sürüler halinde kasabaya indiler, insanlar tuhaf-olmadık zamanlarda meydana gelen dolu yağışlarını rapor ettiler, vs.

Preston Nichols devletin bu proje için 100.000’den fazla insanı kaçırdığını, bu kaçırılanların çoğunun genç erkekler olduğunu ve bunların üzerinde deneyler yapıldığını, kendisinin de MONTAUK projesinde çalıştığını iddia etti.

STRANGER THINGS dizisi orijinalinde ilk evvela MONTAUK kasabasında çekilecekken/çekilmeye başlanmışken, röportajı veren oyuncuya göre, daha sonra set önce Atlanta’ya akabinde ise Indiana’ya taşındı.

Davalının sunduğu delillerden birinde MONTAUK CHRONICLES isimli bir belgesel filmle ilişkin bir kısa tanıtım yazısı da dikkatimi çekti. 2014 yılında  Christopher P. Garetano çekmiş bu belgeseli ve anlaşılan o ki MONTAUK PROJECT adı verilen söylenceleri /iddiaları inceliyor.

 

 

Davanın üzerine davalıların avukatı derhal bir açıklama yapmış ve demiş ki; “Bu saçma sapan bir davadır, davacı sadece dizinin elde ettiği başarıdan kendisine menfaat yaratmaya çalışıyor, Duffer kardeşler ne davacının filmini gördü ne de kendisiyle herhangi bir proje hakkında görüşme yaptı.”

Açık söyleyeyim ben STRANGER THINGS dizisini seyretmedim, listemde henüz ona sıra gel(e)medi. Zaten şu anda da IPR Gezgini için yazacağım bir sonraki yazının konusu olan davaya ilişkin diziyi izliyorum. Ancak STRANGER THINGS dava dilekçesini okurken kendimi şunu düşünürken yakaladım; ABD Sözleşmeler Hukuku’nda geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için üç unsur bir arada aranır “Offer-acceptance-consideration”, hayatta olsaydı acaba Yargıç Cardozo burada kurulmuş bir akit var der miydi? Amerikan Hukuk sisteminde tarihe geçmiş kararları kaleme almış, adı NY’da bir hukuk fakültesine verilmiş ve benim çoğu kararını okurken içimden takdirlerimi gönderdiğim  Yargıç Benjamin N. Cardozo’ya da buradan bu vesileyle bir kez daha selam olsun!

Superior Court of The State of California  County of Los Angeles BC 700197

Özlem Fütman

ofutman@gmail.com

Nisan 2018

The Pirate Bay’de Yayınlanan Korsan Videolardan İnternet Servis Sağlayıcısı Firma Sorumlu Değildir – Stockholm Bölge Mahkemesi Kararı

piratebay

 

Korsan video yayınlama hakkında açılan bir davada Stockholm Bölge Mahkemesi, 27 Kasım 2015 tarihinde verdiği kararla, telif hakkı ihlali niteliğindeki içeriğin yayınlanmasında internet hizmet sağlayıcı firmaların herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığına ve servis sağlayıcıların telif hakkı ihlali yapan siteleri bloke etmek zorunda bırakılamayacaklarına karar verdi.

Universal Music, Sony Music, Warner Music, Nordisk Film ve İsveç Film Sanayi’nin geçtiğimiz aylarda toplu olarak internet servis sağlayıcısı Telenor Sweden firmasına karşı açtığı dava geçtiğimiz günlerde İsveç’te Stockholm Bölge Mahkemesi’nde karara bağlandı. Dava, korsan videoların yayınlandığı bir platform niteliğindeki The Pirate Bay sitesinin, internet servis sağlayıcısı firma tarafından erişime kapatılması talebini içeriyordu.

Davalı internet servis sağlayıcısı firma bu talebi kabul etmemiş ve kendi rollerinin müşterilerine internet erişimi sağlamak ve bilginin özgürce akışını sürdürmek olduğunu belirtmiştir.

The Pirate Bay sitesi, birçok Avrupa ülkesinde erişime kapatılmış olmasına ve hatta Almanya gibi bazı ülkelerde internet servis sağlayıcılar telif hakkı ihlali içeren içerikten sorumlu tutulmuş olmasına rağmen, sitenin anavatanı İsveç’te işler telif hakkı sahiplerinin umduğu gibi gitmemiştir.

Mahkemenin kararına göre, internet servis sağlayıcıları, internette gerçekleşen suçlarda suç ortağı konumunda değildir ve müşterilerinin yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla, internet servis sağlayıcılar, Pirate Bay veya Swefilmer gibi korsan video yayınlayan siteleri erişimi bloke etmeye zorlanamaz.

Davacılar, bu kararı temyize götüreceklerini açıklamış ve Temyiz Mahkemesi’nin kararı kendi lehlerine bozacağını umduklarını belirtmiştir.

Kasım ayı başında açıklama yapan davalı firma CEO’suysa, kararın aleyhlerine çıkması durumunda özgür ve açık internetin riske gireceğini belirtmişti.

Temyiz Mahkemesi’nin ne karar vereceğini şu aşamada kestirmek mümkün olmasa da, The Pirate Bay kendi ülkesinde bir süre daha rahat edecekmiş gibi gözüküyor.

http://www.theguardian.com/technology/2015/nov/30/pirate-bay-stockholm-district-court-sweden-refuses-order-isp-block-site

http://www.broadbandtvnews.com/2015/11/30/swedish-isps-win-piracy-case/

http://www.tripwire.com/state-of-security/latest-security-news/isps-cannot-be-forced-to-block-customers-access-to-the-pirate-bay-finds-swedish-court/

Önder Erol Ünsal

Kasım 2015

unsalonderol@gmail.com

Olimpiyat İlkeleri Arasında Telif Hakkı İhlali de Var mı? 2022 Pekin Kış Olimpiyatları Resmi Şarkısı Hakkında Telif Hakkı İhlali İddiası

pekinkışolimp.

“World IP Review” internet sitesinde yer alan bir haber (http://www.worldipreview.com/news/beijing-olympics-song-removed-by-youtube-after-copyright-complaints-8714), 2022 Pekin Kış Olimpiyatları için işlerin iyi başlamadığını gösteriyor.

2022 Pekin Kış Olimpiyatları’nın resmi şarkılarından birisi olarak ilan edilen ve YouTube’da da yayınlanan “The Ice and Snow Dance (Buz ve Kar Dansı)” isimli şarkı, telif hakkına tecavüz iddiaları üzerine Youtube tarafından yayından kaldırıldı.

Pekin’in 2022 yılı Kış Olimpiyatları için ev sahibi şehir seçilmesinin ardından, Çin Olimpiyat Komitesi, oyunlar için “The Ice and Snow Dance” isimli şarkı da dahil olmak üzere 10 resmi şarkı belirledi.

Bununla birlikte, “The Ice and Snow Dance”in YouTube’da yayınlanmasının ardından şarkının, Disney’in 2013 yılı yapımı “Frozen” filminde yer alan “Let it Go” şarkısının neredeyse kopyası olduğu yönünde çok eleştiri ve dinleyici yorumu alındı.

Şikayetin kimin tarafından yapıldığı açıklanmamış olmakla birlikte, “Bu videoyla ilişkili YouTube hesabı, üçüncü kişilerin telif hakkı ihlaliyle ilgili çok sayıda bildirimde bulunması nedeniyle feshedildi.” açıklamasıyla YouTube, “The Ice and Snow Dance” isimli şarkının videosunu gösterimden kaldırmıştır.

Şarkıları karşılaştırmalı olarak sunan aşağıdaki videoyu, IPR Gezgini okuyucularına sunarak değerlendirmeyi sizlere bırakmak istiyoruz.

Aday şehir olarak kabul edilme ve seçim dahil tüm aşamalarda olimpiyat oyunlarının prestijini üst düzeyde tutmak isteyen Olimpiyat Komitesi’nin bu durumu nasıl değerlendirdiği halen merak konusudur, şöyle ki konu hakkında ne uluslararası Olimpiyat Komitesi ne de Çin Ulusal Olimpiyat komitesi halen bir açıklama yapmamıştır.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com