Etiket: alara naçar seçkin

Temyiz Kurulu “Arada” Kalmadı – “Ara Sezon / Ne Çok Soğuk Ne Çok Sıcak Olduğunda” İfadesi 18, 25 ve 35. Sınıflarda Ayırt Edici Midir? 



Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) İkinci Temyiz Kurulu 12 Kasım 2025 tarihinde, markanın tanımlayıcı olması ve ayırt edici olmaması gerekçeleriyle iptali talebini reddeden R 239/2025-2 numaralı bir karar vermiştir. 

Uyuşmazlığı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışarak aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

2 Aralık 2022 tarihinde John Peter S.r.L., aşağıdaki markanın Avrupa Birliği’nde (“AB”) tescili için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (“EUIPO”) Nice sınıflandırmasına göre 18. ve 25. sınıflardaki mallar ile 35. sınıfta bu malların satışa sunumu hizmetlerini kapsayacak şekilde başvurmuş ve EUIPO tarafından bu marka 28 Mart 2023 tarihinde tescil edilmiştir:


18 Aralık 2023 tarihinde, Milestone Sportswear Handels GmbH şirketi, söz konusu markanın tüm mallar ve hizmetler bakımından AB Marka Tüzüğü m. 59/1(a) hükmüne dayanarak Tüzüğün 7(1)(b) ve (c) maddeleri yani tanımlayıcılık ve ayırt edicilikten yoksunluk nedeniyle iptalini talep etmiştir. EUIPO İptal Birimi, 31 Ocak 2025 tarihinde aşağıdaki gerekçelerle iptal talebinin reddine karar vermiştir: 

Marka İngilizce kelimelerden oluştuğundan, ilgili tüketiciler Avrupa Birliği’nin İngilizce konuşan kısmı olarak belirlenmiştir.

Uyuşmazlık konusu marka, esas olarak genel halkı hedefleyen 18. sınıftaki (özellikle kemerler, çantalar ve diğer deri kılıflar) ve 25. sınıftaki (giyim eşyaları, ayakkabılar ve başlıklar) ürünleri ile hem genel hem de profesyonel halkı hedefleyen 35. sınıftaki perakende ve toptan satış hizmetleri gibi hizmetler için tescil edilmiştir. Buna göre, dikkat seviyesinin ortalama ile yüksek arasında değişeceği tespit edilmiştir. Ancak ilgili tüketicinin dikkat düzeyi, bir markanın ayırt edici niteliğinin eksikliği veya işaretin tanımlayıcı niteliği ile ilgili tescil reddi gerekçeleri yönünden değerlendirilmesinde belirleyici bulunmamıştır.

Ayrıca, yaz ortasının sıcak, kış ortasının ise soğuk olmasının beklendiği not edilmiştir. Dolayısıyla, “For When It’s Not Quite Cold Not Quite Warm” ifadesi, “mid season” anlamının açık bir teyidi olarak kabul edilmemiştir, çünkü “mid season” teriminin, iptal başvurusunda atıfta bulunulan mevsimler arası “geçiş” kavramını içermediği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, İtiraz Birimine göre ilgili tüketicinin “mid season” yani “sezon ortası” ifadesini “mevsimler arası” olarak anlayacağına dair bir kanıt bulunmamaktadır. “For When It’s Not Quite Cold Not Quite Warm” ifadesiyle birlikte bile, işaretin genel anlamı net görülmemiştir ve tüketicinin “mevsimler arası” anlamına ulaşmak için çok fazla zihinsel adım atmasının gerektiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle, aksini gösteren açık ve bilindik gerçekler bulunmadığından, işaretin söz konusu mal ve hizmetleri tanımladığı kabul edilmemiştir. Mid ve Season kelimelerinin arasında bulunan okların da tanımlayıcı olmadığı belirtilmiştir. 

İptal Birimine göre, grafik unsurlarıyla birlikte uyuşmazlık konusu işaretin tamamı, ilgili mal ve hizmetlerin niteliği ve amacını doğrudan tanımlamayan, oldukça belirsiz, muhtemelen imalı bir mesaj iletmektedir.

İptal Birimi ayrıca şunları not etmiştir: AB Markasının geçerli olduğu varsayımı mevcuttur. Markanın geçerliliğini sorgulayan spesifik gerçekleri Ofis nezdinde ileri sürmek, iptal başvurusunda bulunan tarafın sorumluluğundadır. Sunulan deliller, başvuru tarihinde ilgili tüketicinin algısında, uyuşmazlık konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilgili olarak işaretin bir bütün olarak net bir anlam taşıdığını kanıtlayamamıştır. Bu nedenle, uyuşmazlık konusu işaret tanımlayıcı değildir, ayırt edici niteliği haizdir. Kapsamdaki mallar ve hizmetler açısından tanımlayıcı olması nedeniyle ayırt edici nitelikten yoksun olduğu söylenemez. “For When It’s Not Quite Cold Not Quite Warm” ifadesi övgü dolu bir mesaj olarak algılansa bile, ki bu doğru görülmemektedir, böyle bir kabul de uyuşmazlık konusu işaretin tamamının ayırt edici nitelikten yoksun olduğu sonucuna varmak için yeterli değildir, çünkü işaret başka kelime ve grafik özelliklerden de oluşmaktadır. Dolayısıyla markanın iptali talebi reddedilmiştir. 


Karar temyiz edilmiştir. EUIPO Temyiz Kurulu kararının gerekçeleri ise aşağıdaki şekildedir:

İptal talebi sahibi, birtakım sözlük sayfalarını temyiz aşamasında ek delil olarak sunmuştur. Markanın tanımlayıcı olduğu ve/veya ayırt edici olmadığı değerlendirmesi marka başvuru/rüçhan tarihindeki durum dikkate alınarak yapılır. Ancak, Ofis, uygun düştüğü durumlarda, marka başvurusunun yapıldığı tarihten sonra elde edilen delilleri, bu delillerin söz konusu tarihteki duruma ilişkin sonuçlara varılmasına imkan vermesi koşuluyla, dikkate alabilir. Sunulan deliller, ilk bakışta temyiz sürecinin sonucu için önemli görülmüştür. AB markası sahibi, temyize cevabında bu deliller hakkında yorum yapma fırsatı bulmuştur. Bu kapsamda, Kurul bu ek delilleri temyiz sürecine kabul etmeye karar vermiştir.

AB Marka Tüzüğü madde 7(1)(c), ticarette malların veya hizmetlerin türünü, kalitesini, miktarını, kullanım amacını, değerini, coğrafi kaynağını veya üretim zamanını ya da malların veya hizmetlerin diğer özelliklerini belirtmek için kullanılabilecek işaretlerden veya belirtilerden oluşan markaların tescil edilemeyeceğini öngörmektedir. AB yasama organının “özellik” (“characteristic”) kelimesini kullanmayı tercih etmesi, Tüzük madde 7(1)(c)’de atıfta bulunulan işaretlerin, yalnızca tescil talep edilen malların veya hizmetlerin ilgili tüketici tarafından kolayca tanınabilir bir özelliği belirtmek için kullanılan işaretler olduğunu vurgulamaktadır. Bir işaretin bu hükümde belirtilen yasak kapsamına girmesi için, ilgili tüketicinin, herhangi bir ek düşünceye gerek kalmaksızın, söz konusu malların ve hizmetlerin tanımını veya özelliklerinden birini hemen algılayabilmesi için, işaret ile söz konusu mallar ve hizmetler arasında yeterince doğrudan ve spesifik bir ilişki olması gerekir. Böyle bir ilişkinin varlığı, ilk olarak, işaretin tescilinin talep edildiği mallar veya hizmetler ile ve ikinci olarak, bu malların veya hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ilgili tüketicinin algısı ile değerlendirilmelidir.

İptal talebi sahibi argümanlarını İngilizce konuşan tüketicilerin algısına dayandırdığı ve itiraz edilen AB Markası İngilizce bir ifadeyi içerdiği için, İptal Birimi gibi Temyiz Kurulu da değerlendirmesini başta İngilizce bilen tüketiciler ile sınırlamıştır. İrlanda ve Malta’nın yanı sıra, bu ülkeler, en azından İngilizcenin yaygın olarak anlaşıldığı Danimarka, GKRY, Hollanda, Finlandiya ve İsveç’i de içermektedir. Zaten, Tüzük 7(2) maddesi uyarınca tescil edilemezlik için nedenlerin AB’nin bir kısmı için geçerli olması yeterlidir.

İlgili tüketicinin yüksek düzeyde dikkatli olması, bir işaretin mutlak reddedilme gerekçelerine daha az tabi olduğu anlamına gelmemektedir. Aslında, tam tersi de olabileceği Temyiz Kurulu tarafından not edilmiştir. Bunun nedeni, uzman/profesyonel tüketicilerin genel tüketicilere göre bir işaretin içerdiği ilgili bilgileri daha kolay algılayabilmeleridir.

AB Markasının “MID Season” ve “For When It’s Not Quite Cold Not Quite Warm” (Ne Çok Soğuk Ne Çok Sıcak Olduğunda) ile ilgili mal ve hizmetleri dikkate alarak, İptal Birimi, ilgili tüketicinin bunu “kışın ortası, yazın ortası, baharın ortası veya sonbaharın ortası” anlamında algılayabileceği sonucuna varmıştır. Bu anlam, iptal başvurusunda bulunan tarafın sağladığı sözlük alıntıları ve internet sitelerinden alınan alıntılarla da teyit edilmekte olup, bu alıntılar terimin/ifadenin ticarette yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu örneklerin büyük çoğunluğu, sezon ortasında başlatılan giyim ve diğer ürünlerin (bazen özel fiyatlı) satışını tanımlamak için “sezon ortası indirimi” ifadesine atıfta bulunmaktadır.

Kurul, ilgili tüketicinin terimlerin anlamını dilbilimsel bir şekilde değil, sezgisel olarak algıladığını hatırlatmıştır. Bir markayla karşılaştığı kısa süre içinde, ilgili tüketici genellikle markanın bileşenlerini ve bunların farklı olası anlamlarını analiz etmek için zaman ayırmamaktadır. İşaret, belirtilen mal ve hizmetlerin bağlamında görünen doğrudan olağan anlamıyla algılanır. İşaretin, ilkbahar ve sonbahar gibi yılın geçiş mevsimlerinde veya mevsimlerin ortasında, hava çok sıcak veya çok soğuk olmadığı durumlarda kullanılmak üzere tasarlanmış giysiler, ayakkabılar, şapkalar ve aksesuarları ima ettiğini anlamak için, bir dizi ek açıklayıcı kelime eklemek gerekmektedir. Bunun nedeni, marka sahibinin de belirttiği gibi, aynı mevsimlerde tercih edilen giysilerin üye devletlerin iklim koşullarına göre değişmesidir. Ayrıca, 18. sınıftaki malların kullanımı sıcaklıktan bağımsızdır ve 25. sınıftaki malların kullanımı da öznel olan ve tüketiciler arasında önemli ölçüde farklılık gösteren sıcak ve soğuk algısına bağlıdır.

Kalan kelime unsurları olan “For When It’s Not Quite Cold Not Quite Warm” ile birleştiğinde bile, işaretin tamamı en fazla 25. sınıftaki mallar ve bunların perakende veya toptan satışı ile ilgili olarak “ima” şeklinde algılanacak, fakat tanımlayıcı olarak algılanmayacaktır. Hedef kitlenin, iptal talebinde bulunan tarafın belirttiği genel anlamı uyuşmazlık konusu AB Markasından çıkarmak için birkaç analitik adım atması gerektiği ve bunun, makul bir şekilde doğrudan ve anlık bir düşünce süreci olarak kabul edilemeyeceği – ve bunun ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde veya yılın herhangi bir mevsiminde kullanım için uygun olabilecek mallar için bile geçerli olduğu değerlendirilmiştir.

Tüzük madde 7(1)(b) anlamında ayırt edici karakter ise, başvurusu yapılan markanın, tescil başvurusu yapılan mal veya hizmetlerin belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirtmek ve böylece bu mal veya hizmetlerin diğer işletmelerinkinden ayırt edilebilmesi anlamına gelir. Tüzük madde 7(1)’de belirtilen ret gerekçelerinin her biri ayrı ayrı incelenmekle birlikte, madde 7(1)(b) ve (c) bentleri arasında önemli ölçüde örtüşme bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Tanımlayıcı işaretler genellikle ayırt edici nitelikten yoksun olup bir işaret, tamamen bilgilendirici anlamla ilgili olmayan (tanımlayıcı olmayan) nedenlerle de ayırt edici nitelikten yoksun olabilir.

Tüzüğün 7(1)(b) maddesi, talep edilen mal ve hizmetler ile makul derecede dikkatli ve ihtiyatlı olduğu kabul edilen ilgili tüketicinin algısı açısından incelenmelidir. Ancak, koruma talep edilen mal ve hizmetlerle olan bağlantı açısından, bir işaretin anlamsal içeriği, bu mal veya hizmetlerin özelliklerine veya niteliklerine atıfta bulunuyorsa, bu işaretin ayırt edici niteliği zaten bulunmamaktadır. Bu özellikler veya nitelikler, mutlaka net bilgi vermeyebilir, ancak müşterileri mal veya hizmetlerin ekonomik değeriyle ilgili yönlerine yönlendirmekte ve onları mal veya hizmetleri satın almaya veya sipariş etmeye teşvik etmektedir.

İşaretin, söz konusu mal ve hizmetlerle ilgili olarak herhangi bir açık anlam taşımadığı için tanımlayıcı olmadığı zaten tespit edilmiştir. Bu nedenle, tüketicilere mal ve hizmetlerin özellikleri hakkında veya bunları satın almaya teşvik etmek ile ilgili herhangi bir açık mesaj ilettiği düşünülmemektedir. Söz konusu işaret en fazla imalı veya çağrışım yapıcıdır ve Kurul, tüketicilere övgü veya reklam mesajı ilettiğini düşünmek için herhangi bir neden görmemiştir. İşaret, yıllık mevsimler ve iklim koşulları kavramını çağrıştırmakla birlikte 18. sınıftaki mallarla hiçbir şekilde ilgili değildir ve sıcak ve soğuk hissinin çok öznel algılanması nedeniyle 25. sınıftaki mallarla ilgili olarak da sadece sınırlı bir etkiye sahip görülmüştür. Aynı durum perakende ve toptan satış hizmetleri için de geçerlidir. Temyiz Kurulunun kanaatine göre, itiraz edilen AB Markası, ticari kaynak işareti olarak hizmet etmek ve marka sahibinin mallarını ve hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt etmek için yeterince ayırt edici niteliktedir. İşaret ile 18, 25 ve 35. sınıflarda yer alan tüm itiraz konusu mallar ve hizmetler arasındaki bağlantı, bu uyuşmazlıkta Tüzüğün 7(1)(b) maddesinin uygulanması için çok belirsiz ve muğlak görülmüştür. Dolayısıyla İptal Biriminin kararı yerinde bulunarak itiraz reddedilmiştir.

Görüldüğü üzere, tanımlayıcılık değerlendirilmesi mal ve hizmetlerle doğrudan bağlantılı olarak yapılmakta, ayırt edicilikten yoksunluk değerlendirmesi ise esasen bu tür kelime ve işaretlerin tek bir teşebbüsün tekelinde olmaması, ticaret hayatında herkes tarafından kullanılması gereken ifadelerin serbest bırakılması düşüncesiyle ve markanın kaynak gösterme işlevini gerçekten ifa edebilmesi için yapılmaktadır. Dolayısıyla, dar yorumlanmamakla birlikte amacına uygun bir genişlikte yorumlanmalıdır. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

Aralık 2025

nacar.alara@gmail.com

Hayaller/Hayatlar – “Dreams” Kelimesinin Ortak Olması Karıştırılma İhtimali İçin Yeterli Görülmedi 



Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) İkinci Temyiz Kurulu, 12 Kasım 2025 tarih ve R 908/2025-2 sayılı kararında, LIVE YOUR DREAMS, CLOUDPILLO marka başvurusunun DREAM BIGGER, DREAM COACH, DREAMS, DREAM BIGGER DREAMS markaları ile karıştırılma ihtimali yaratıp yaratmayacağını incelemiştir. Sonuç olarak, marka başvurusu kapsamında DREAMS ibaresinin ortak olması karıştırılma ihtimali için yeterli görülmediğinden itiraz reddedilmiştir. 

Uyuşmazlığı özetlersek, itiraz sahibi Dreams Limited, 11 Aralık 2023 tarihinde “LIVE YOUR DREAMS, CLOUDPILLO” marka başvurusunun tescili talebinin, 20 ve 24. sınıflardaki tüm mallar ile 35. sınıftaki birtakım hizmetler yönünden karıştırılma ihtimali nedeniyle reddedilmesi istemli kısmi itirazını EUIPO’ya sunmuştur. İtiraz sahibinin kısmi itirazına dayanak olarak gösterdiği markaları ise “DREAM BIGGER”, “DREAM COACH”, “DREAMS” ve markaları olup bunlar diğerlerinin yanı sıra 20., 24. ve 35. sınıflardaki mal ve hizmetleri içermektedir. 

Öncelikle İtiraz Birimi, itirazı tamamen reddetmiştir. İtiraz Biriminin kararındaki gerekçeler ve önemli noktalar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

İtiraz Birimi, usul ekonomisi ilkesini gerekçe göstererek, markalar kapsamındaki tüm mal ve hizmetlerin aynı olduğu varsayımıyla hareket ettiğini belirtmiş, bunlara dair tüketicilerin dikkat seviyesinin ortalamadan yükseğe olduğunu belirlemiştir. 

İskandinav ülkeleri, Hollanda ve Finlandiya’da genel halkın temel düzeyde İngilizce bilgisine sahip olduğunun bilinen bir gerçek olduğunun ABAD tarafından teyit edilmiş olduğu not edilmiştir. Karşılaştırılan tüm işaretler İngilizce kelimeler içermektedir. ABAD, önceki kararlarından birinde, “dream/s” kelimesinin çok sayıda İngilizce şarkıda, reklam kampanyasında ve hatta İngilizce konuşmalarda kullanılmasının, ilgili İngilizce konuşmayan tüketicilerin bu kelimenin anlamını bildiği anlamına gelmediğine kanaat getirmiştir. Bu terimin Oxford Sözlüğü’nde İngilizce’de en sık kullanılan üç bin kelimenin listesinde yer alması da bu bakımdan belirleyici bulunmamıştır, zira söz konusu listede yer alan kelimeler, sırf bu sebeple, İngilizce konuşmayan bir kitle tarafından da bilinen kelimeler olarak kabul edilemez. Buna göre, daha önce Temyiz Kurulu’nun da belirttiği gibi, AB’deki İngilizce konuşmayan ilgili tüketicilerin önemli bir kısmının “dreams” kelimesinin anlamını bilmediği varsayılmalıdır ve bu nedenle, anlamsız olduğu kabul edilecek olan bu kelime söz konusu mal ve hizmetler için normal derecede ayırt edici nitelikte görülmüştür. Bu hususun BIGGER, COACH, CLOUDPILLO, LIVE YOUR gibi diğer kelime unsurları için de geçerli olduğu tespit edilmiştir.

DREAM BIGGER yönünden bu ifadenin slogan olduğu ve ayırt ediciliğinin bu sebeple daha sınırlı olduğu not edilmiştir.

ABAD’ın ortalama tüketicilerin normalde bir markayı bir bütün olarak algılamalarına ve çeşitli ayrıntılarını analiz etmemelerine rağmen, bir kelime markasını algılarken, kendileri için belirli bir anlam ifade eden veya bildikleri kelimelere benzeyen unsurlara ayırdıkları yönünde karar vermiş olduğu belirtilmiştir. Yazımının çok benzer olması nedeniyle, “CLOUDPILLO” unsuru İngilizce konuşmayan ilgili tüketici tarafından “CLOUD” ve “PILLO” olmak üzere iki kelimeden oluştuğu şeklinde algılanabilir; burada ikinci kelime İngilizce “PILLOW” kelimesinin yanlış yazılmış hali olarak görülebilecektir. Bu nedenle, bu tanımı göz önünde bulundurarak, “PILLO” unsuru, söz konusu ilgili tüketici tarafından en azından ihtilaflı malların bir kısmıyla doğrudan ilişkilendirilecektir. Spesifik olarak, 24. sınıftaki yastık kılıfları için zayıf olduğu gibi, 20. sınıftaki yastıklar için ayırt edici olmadığı, ancak geri kalan ihtilaflı mal ve hizmetler için normal ayırt ediciliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

İtiraz edilen işaretin “LIVE YOUR DREAMS” ifadesi, onu anlayacak olan ilgili tüketici tarafından kavramsal bir birim olarak algılanacaktır, yani insanları hayattaki tutkularını ve hedeflerini takip etmeye teşvik etmek için kullanıldığı şeklinde bir ifade olarak görülecektir. Bu nedenle, bu ifade, tüketiciyi itiraz edilen mal ve hizmetleri satın almaya teşvik etmek ve ilham vermek amacıyla kullanılan övgü dolu bir mesaj olarak görülmüş ve ayırt edici niteliği oldukça sınırlı bulunmuştur.

Ayırt edici niteliklerinin düzeyi ile ortak ve farklı unsurları ve işaretlerin yapılarındaki güçlü farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda işaretlerin görsel ve işitsel olarak sadece düşük derecede benzerlik gösterdiği kanaatine varılmıştır. Kavramsal olarak, İtiraz Birimine göre, özellikle de “DREAM/S” teriminin işaretler içinde nasıl algılanabileceği göz önünde bulundurulduğunda, tüm unsurlarını anlayacak olan kamuoyunun bir kısmı için, bunlar sadece düşük derecede benzerlik göstermektedir. Hatta, önceki markalardan birinin münhasıran “DREAMS” unsurundan oluşması gerçeği ile de bu husus değişmemektedir. Nitekim, itiraz edilen işarette bu unsurun çok zayıf bir anlam taşıyan bir tanıtım sloganı olan kavramsal bir birimin parçası olduğu değerlendirilmiştir. İşaretlerde herhangi bir anlam algılamayacak olan ilgili tüketicilerin geri kalan kısmı için kavramsal bir karşılaştırma mümkün olmadığı gibi bu hususun işaretlerin benzerliğinin değerlendirilmesini etkilemediği belirtilmiştir.

Analiz edilen işaretlerin çok farklı yapı, uzunluk ve bileşimlere sahip olduğu, bir işaretin yapısının, aralarındaki farklılıkların etkisini etkileyebileceği, itiraz edilen işaretin çok unsurlu yapısında, ortak terim/unsur olan “DREAMS” ibaresinin itiraz edilen işaretin üçüncü unsurunu oluşturduğu ve bu nedenle ne öne çıkan bir konumda yer aldığı ne de anlamını kavrayacak olan kamuoyu tarafından bağımsız bir unsur olarak görüleceği, daha çok “LIVE YOUR DREAMS” ifadesinin bir parçası olarak algılanacağı değerlendirilmiştir. İşaretlerin başlangıcı genellikle tüketicilerin dikkatini odakladıkları yer olup itiraz edilen işaretin başlangıcı çok farklıdır ve işaretler geri kalan tüm sözel unsurlarında farklılık göstermektedir. Bu nedenle, “DREAM/S” unsuru işaretlerde mevcut olsa bile veya önceki markalardan birinde olduğu gibi tek unsur olsa bile, ilgili tüketicinin, anlamsal farklılıkları ve farklı bileşimleri ve yapıları nedeniyle önceki markaları itiraz edilen işaretten ayırt edebileceği kanaatine varılmıştır. Hatta, somut olayda, karşılıklı bağımlılık ilkesi çerçevesinde mal ve hizmetler birebir aynı olsa/kabul edilse bile bunun işaretlerin daha az benzerliğini dengelemeye yetmeyeceği sonucuna varılmıştır. İlgili tüketicilerden ortalama dikkat seviyesine sahip olanların bile son derece rahat bir şekilde markaları ayırt edebileceği değerlendirilmiştir.

İtiraz Birimi kararında, her uyuşmazlığın kendi koşulları çerçevesinde değerlendirileceğini ve her ne kadar ofisin önceki kararları belli açılardan dikkate alınabilecek olsa da bunların bağlayıcı olmadığı vurgulanmıştır. Ofis nezdindeki uyuşmazlıkta bir tarafın, aynı kararı elde etmek için üçüncü bir tarafın yararına işlenmiş olası bir hukuka aykırı eylemi kendi lehine kullanamayacağı ifade edilmiştir.

Photo by Vishal Yadav on Unsplash


İtiraz sahibi kararı temyiz etmiştir. Temyiz Kurulu kararı ve gerekçesi de kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Temyiz Kurulu, İtiraz Birimi gibi mal ve hizmetlerin aynı olduğu varsayımıyla hareket etmiştir. Zira bu durumun itirazın incelenebileceği en iyi ihtimal olduğu not edilmiştir. 

İşaretlerin benzerliği incelemesinde bütünsel bir değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmış, bileşik bir markanın sadece bir bileşenini alıp başka bir markayla karşılaştırmaktan daha fazlasını ifade ettiği belirtilmiştir. Aksine, karşılaştırmanın, söz konusu markaların her birini bir bütün olarak inceleyerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

İlgili kamuoyunun İngilizce konuşan kesimi için, “DREAMS” kelimesinin zayıf ayırt ediciliği bulunduğu, özellikle, önceki mallar arasında 20. sınıftaki mobilyalar, 24. sınıftaki tekstil ürünleri ve yastıklar ile 35.sınıftaki bunlarla ilgili perakende hizmetleri bulunduğu, “DREAMS” kelimesinin bu ilgili malların müşterilerin hayallerini gerçekleştireceğine dair ticari bir vaat olarak anlaşılacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Ayrıca, yatakla ilgili mallar ve hizmetler ile ilgili olarak, bu kelimenin, müşterilerin daha iyi rüyalar görmelerine yardımcı olacağına dair bir gösterge olarak anlaşılacağı değerlendirilmiştir. İngilizce konuşmayan kısım için ise hem DREAMS hem de LIVE YOUR DREAMS ayırt edici bulunmuştur. 

İşaretler, zayıf ayırt ediciliğe sahip DREAMS kelimesinde örtüştüğünden ve yerleşik içtihada göre, işaretlerin başlangıç kısımları tüketicilerin dikkatini geri kalan kısımlara oranla daha çok çekeceğinden ilgili İngilizce bilmeyen tüketicinin LIVE YOUR kısmını hatırlayacağı, ayrıca sonda yer alan en uzun element olan CLOUDPILLO unsurunu da açıkça fark edeceği tespit edilmiştir. Zaten işaretler son derece farklı uzunluğa ve yapıya sahiptir. Temyiz Kurulu da ek unsurların markaları ayırt etmeye yetecek derecede işaretleri farklılaştırdığı sonucuna varmış ve görsel ve işitsel benzerliği İngilizce konuşmayan tüketici yönünden de düşük bulmuştur. Kavramsal benzerlik yönünden de, İngilizce konuşan kısım için, yerleşik içtihada göre eğer işaretler zayıf ayırt ediciliğe sahip unsurda örtüşüyorsa benzerlik düşük olarak değerlendirilmektedir. 

Genel Mahkeme kararlarında ayrıca, marka hukukunun ratio legis‘inin, bir yandan marka sahibinin markasının temel işlevini korumaya yönelik menfaati ile diğer yandan diğer işletmelerin ürün ve hizmetlerini tanımlayabilecek işaretlere sahip olma menfaatleri arasında bir denge kurmak olduğunu belirtmiştir. Mevcut uyuşmazlıkta olduğu gibi, söz konusu mal ve hizmetlerle ilgili olarak zayıf ayırt edici niteliğe sahip bir unsurdan oluşan bir markanın aşırı korunması, söz konusu markalarda bu tür bir unsurun varlığı diğer faktörler dikkate alınmaksızın karıştırılma ihtimali sonucuna yol açarsa, marka hukukunun amaçlarının gerçekleştirilmesini olumsuz etkileyebilir şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.

Son olarak, Temyiz Kurulu kararlarının yasallığının yalnızca ilgili hukuki düzenleme temelinde değerlendirilmesi gerektiğini ve Ofisin önceki kararları temelinde değerlendirilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre, Kurul, Ofisin önceki kararlarına bağlı olmadığını ifade etmiştir.

Burada kanaatimizce en önemli husus, her ne kadar önceki tarihli marka bir bütün olarak marka başvurusu içerisinde yer alsa dahi bunun her zaman yeterli benzerliği sağlayacağı ve karıştırılma ihtimaline yol açacağı anlamına gelmemesidir. Önceki markanın ayırt ediciliği ve marka başvurusunda yer alan ek diğer unsurlar son derece belirleyicidir. Zira somut olayda olduğu gibi zayıf ayırt ediciliğe sahip olan bir markaya veya bir unsuruna başka unsurlar eklenmek suretiyle oluşturulan yeni marka başvurusu, aynı mal ve hizmetleri içerse dahi, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açmayabilecektir. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

Aralık 2025

nacar.alara@gmail.com

Aynı sınıfta yer almak mal ve hizmetlerin benzerliğine karine teşkil etmez – 41.sınıftaki hizmetlerin karşılaştırılmasına dair bir EUIPO Temyiz Kurulu kararı


Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Birinci Temyiz Kurulu, 22 Mayıs 2025 tarih ve R 2478/2024-1 sayılı kararında, iELKS ve IELTS ibareli markaların kapsadığı hizmetlerin benzerliğini değerlendirmiş ve aralarında karıştırılma ihtimali olup olmadığını incelemiştir. Sonuç olarak, marka başvurusu kapsamındaki çeviri ve tercümanlık hizmetlerinin önceki hizmetlere benzer olmadığı kanaatine vardığından karıştırılma ihtimalinin olmayacağına hükmederek itirazı reddetmiştir.

Uyuşmazlığı özetlersek, itiraz sahibi The Chancellor, Masters and Scholars of the University of Cambridge 21 Aralık 2023 tarihinde 41. sınıfta yer alan “Eğitim, eğlence ve spor; Yayıncılık, raporlama ve metin yazımı; Eğitim, eğlence ve spor faaliyetleri ve etkinlikleri için bilet rezervasyonu ve yer ayırtma hizmetleri; Eğitim, eğlence ve spor hizmetleri; çeviri ve tercümanlık” hizmetlerini kapsayan “iELKS” marka başvurusunun tescili talebinin karıştırılma ihtimali nedeniyle reddedilmesi istemli itirazını EUIPO’ya sunmuştur. İtiraz sahibinin itirazına dayanak olarak gösterdiği markası ise “IELTS” markası olup 41. Sınıfta “Öğretim, eğitim, öğretme, sınav materyalleri, sınav kağıtları ve müfredatların hem elektronik hem de kağıt formatında yayınlanması; sınav, test ve değerlendirme sağlanması ile sınav, test ve değerlendirme hizmetleri; yukarıda belirtilenler için bilgisayar destekli, bilgisayar aracılı ve çevrimiçi bilgisayar hizmetlerinin sağlanması; uzaktan öğrenme programları; adayların eğitim başarısı için incelenmesi veya değerlendirilmesi ve yardımcı hizmetler; sınav ve değerlendirme hizmetlerinin sağlanması; öğretim ve öğretim hizmetleri; öğretme, öğretim veya eğitim ile ilgili hizmetlerin sağlanması” hizmetlerini içermektedir.

İtiraz Birimi, itirazı kısmen kabul etmiş, “çeviri ve tercümanlık” hizmetleri yönünden ise reddetmiştir. İtiraz Birimi, itiraza konu çeviri ve tercüme hizmetlerinin, ilgili diller hakkında gerekli profesyonel bilgiye sahip ve genellikle bu iş için hali hazırda ilgili sertifikaya sahip uzman şirketler ve kişiler tarafından sunulduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle, itiraz edilen çeviri ve tercüme hizmetleri ile karşı tarafın eğitim, öğretim ve öğretme hizmetleri ve yayın hizmetlerinin aynı nitelik, amaç veya kullanım yöntemine sahip olmadığı, aynı ilgili halkı hedef almadığı veya aynı dağıtım kanallarını paylaşmadığı kanaatine varmıştır. Dahası, karşılaştırılan hizmetler birbirini tamamlayıcı veya rekabet halinde görülmemiştir ve genellikle aynı teşebbüsler tarafından sağlanmadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle de bahsedilen hizmetleri gerekçe marka kapsamındaki hizmetlerden farklı bulmuştur. İtiraz sahibi kararın aleyhe olan bu kısmını temyiz etmiştir. 

İtiraz sahibi, İtiraz Birimi’nin temyiz edilen hizmetlerin ilgili diller hakkında gerekli profesyonel bilgiye ve genellikle bu iş için hali hazırda sertifikaya sahip olan uzmanlaşmış şirketler ve kişiler tarafından sunulduğu yönündeki ifadesinin ve de bu hizmetler kapsamında yapılan kriterler incelemesinin sonucunun da İtiraz Birimi tarafından yeterince gerekçelendirilemediğini ileri sürmüştür. İtiraza konu hizmetler ve önceki tarihli marka kapsamındaki hizmetlerin genel halkı hedef aldığı ve aynı dağıtım kanallarını paylaştığı savunulmuştur. Öğretim, eğitim, değerlendirme, sınav ve sınav materyalleri, sınav kağıtları ve müfredatlarının yayınlanmasıyla ilgili hizmetlerin, özellikle bu hizmetler dillerle ilgili olduğunda, genellikle çeviri ve tercüme hizmetleriyle aynı anda sağlanacağı öne sürülmüştür. İşaretlerin görsel ve işitsel olarak yüksek derecede benzer olduğu ve önceki markanın ayırt edici karaktere sahip olduğu düşünüldüğünde, karıştırılma ihtimali bulunduğu vurgulanmıştır.

Photo by Aedrian Salazar on Unsplash

Temyiz Kurulu, kararını şu şekilde gerekçelendirerek kısmen ret yönünden yeniden itirazın reddine karar vermiştir:

İtiraz daha önceki tarihli bir AB markasına dayandığından karıştırılma olasılığının değerlendirilmesi gereken ilgili bölge bir bütün olarak Avrupa Birliği olarak tespit edilse de bir AB markası başvurusunun tescilinin reddedilmesi için, AB Marka Tüzüğü m. 8/1(b)’deki karıştırılma ihtimalinin Avrupa Birliği’nin sadece bir kısmında mevcut olması yeterli görülmektedir. Temyiz Kurulu, İtiraz Birimi ile aynı yaklaşımı benimseyerek İngilizce konuşan halka odaklanmaktadır.

İlgili mal veya hizmet kategorisinin ortalama tüketicisinin makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve makul derecede gözlemci ve dikkatli olduğu kabul edilmiştir. İlgili hizmetlerin hem genel halka hem de profesyonellere hitap ettiği, dikkat düzeylerinin ortalamadan daha yüksek olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. 

Temyiz Kurulu yine genel prensiplerden bahsederken karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetlerin ilgili halkın söz konusu hizmetleri ortak bir ticari kökene sahip olarak algılayıp algılamayacağı anlamında benzer olması gerektiğini belirtmiştir. Mal veya hizmetler arasındaki benzerliğin değerlendirilmesinde, diğerlerinin yanı sıra, bunların niteliğini, hedeflenen amacını, kullanım yöntemini ve birbirleriyle rekabet halinde olup olmadıklarını veya tamamlayıcı olup olmadıklarını dikkate almak gerekmektedir. Piyasa uygulaması, olağan ticari köken, ilgili mal veya hizmetlerin dağıtım kanalları veya bu mal veya hizmetlerin genellikle aynı uzman satış noktalarında satılması gibi diğer faktörlerin de dikkate alınabileceği; bu durumun, ilgili tüketicinin aralarındaki yakın bağlantıları algılamasını kolaylaştırabileceği ve aynı teşebbüsün bu malların üretiminden veya bu hizmetlerin sağlanmasından sorumlu olduğu izlenimini güçlendirebileceği not edilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, bu kriterlerin sınırlı sayıda olmadığı ve mal/hizmet benzerliğinin tespiti için hepsinin bir arada bulunması gerekmediği belirtilmiştir. 

Tamamlayıcı mallar veya hizmetlerin, biri diğerinin kullanımı için vazgeçilmez veya önemli olduğu ve bunun sonucunda tüketicilerin aynı işletmenin bu malları üretmekten veya bu hizmetleri sağlamaktan sorumlu olduğunu düşünebileceği çerçevede, aralarında yakın bir bağlantı bulunan mallar veya hizmetler olduğu tanımlanmıştır. Bu tanım gereği, farklı tüketicilere yönelik mallar ve hizmetlerin tamamlayıcı olamayacağı belirtilmiştir. Genel bir açıklama olarak da AB Marka Tüzüğü m. 33/7 kapsamında, malların veya hizmetlerin yalnızca Nice Sınıflandırmasının aynı veya farklı sınıflarında yer almaları nedeniyle birbirine benzer veya birbirinden farklı olarak kabul edilmediği açıklanmıştır. Burada önemle belirtmek gerekir ki, bilindiği üzere, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunumuzun 11/4. Maddesinde de bu husus aynı doğrultuda açıkça şu şekilde düzenlenmiştir: Mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez.

Kriterlerin değerlendirilmesinde yapılan açıklamalardan bir diğeri de mal ve hizmetlerin rekabet edebilirliğiyle ilgilidir. Mal veya hizmetlerin rekabet halinde kabul edilebilmesi için aralarında bir birbirleriyle değiştirilebilirlik, birbirinin yerine geçebilme (interchangeability) unsurunun bulunması gerektiği belirtilmiştir. Her ne kadar mal veya hizmetlerin aynı özel satış noktalarında satılabilmesi veya sağlanması ilgili tüketicide mallar arasındaki sıkı bağlantıları algılamayı teşvik etse ve bunları sağlamaktan aynı işletmenin sorumlu olduğu izlenimini güçlendirse de, bu husus tek başına söz konusu mal veya hizmetlerin benzer olduğunu ispatlamaya yeterli görülmemektedir.

Daha önceki hizmetlerin hepsi daha geniş kavramlar olan yayınlar, sınav, test ve değerlendirme hizmetleri sağlama ve ayrıca eğitim ve öğretim hizmetleri kapsamına girmektedir. Yeniden itirazın konusu olan hizmetler ise çeviri ve tercümedir. Çeviri hizmetlerinin, yazılı bir metnin bir dilden diğerine çevirisiyle ilgili olduğu, tercüme hizmetlerinin ise konuşulan bir metnin bir dilden diğerine çevirisiyle ilgili olduğu belirtilmiştir. Bu hizmetlerin doğasının, amacının, kullanım yönteminin farklı olduğu ve birbirleriyle ne rekabet ettikleri ne de birbirlerini tamamladıkları değerlendirilmiştir. 

Temyiz Kurulu’na göre, temyiz konusu hizmetlerin özel bir çalışma gerektirmesi ve bir tercüman veya çevirmenin sınavlardan geçmesinin gerekmesi, bu hizmetleri yukarıdaki belirtilen tanıma uygun olarak tamamlayıcı kılmamaktadır. Bu bağlantının tamamlayıcılık yaratmaya yeterli olduğu düşünülürse, herhangi bir meslek veya en sonunda üniversite derecesi gibi özel eğitim gerektiren herhangi bir meslek tamamlayıcı ve dolayısıyla eğitime benzer olacaktır. Aynısı yayımcılık açısından da geçerlidir. Örneğin, bir kitap herhangi bir çeviriye tabi olmadan yayımlanabilir. Birçok kitabın yayımlanmadan önce çevrilmesi bu hizmetleri tamamlayıcı kılmamaktadır. Bazı üniversitelerin veya yayıncıların çeviri hizmetleri sunması, bunları benzer kılmak için yeterli görülmemektedir. Her iki hizmet setinin de aynı teşebbüsler tarafından sunulması yaygın bir uygulama olarak değerlendirilmemiştir.

Ayrıca, İtiraz Birimi’nin vardığı sonucu herhangi bir delile dayandırması gerekmediği de not edilmiştir. Olumsuzluğu, yani malların veya hizmetlerin farklılığını kanıtlamak zor, hatta imkansız olarak tanımlanmıştır. Aksine, itiraz sahibinin, gerekçelerini açıklarken iddiasını desteklemek için ikna edici argümanlar ve kanıtlar sunma olanağına sahip olduğu, bunun yerine, itiraz sahibinin esasen müsaade edilmeyen internet bağlantılarına dayandığı ifade edilmiştir. Kurul, bağlantılar çalışmadığı için bunları açamadığı gibi her halükarda zaten bir internet sayfasının içeriği bir andan diğerine değişebileceği için bunları geçerli deliller olarak görmemiştir.

Sonuç olarak, yeniden itiraz edilen hizmetler gerekçe markalar kapsamındaki hizmetlere benzer bulunmadığından ve karıştırılma ihtimali gerekçesinin kabul edilebilmesi için işaretler ile mal ve hizmetlerin benzerliği kriterleri kümülatif olduğundan işaretlerin benzerliği veya önceki markanın tanınmışlığı gözetilmeksizin bu hizmetlerin farklılığı bunlar yönünden karıştırılma ihtimalinin yokluğu sonucunu doğurmaktadır. Gerçekten de kanunda da açık hüküm bulunduğu gibi, sırf malların ve hizmetlerin aynı sınıfta bulunmaları benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaya tek başına yeterli olabilecek bir husus değildir. Her somut olay çerçevesinde, her mal ve hizmetin bir bir karşılaştırılıp yukarıda da belirtildiği gibi birçok kriter ve faktör gözetilerek benzerliğin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

Haziran 2025

nacar.alara@gmail.com

Kahve İbaresi Çaylar Yönünden Yanıltıcı Mıdır? – EUIPO’nun Einstein Kaffee Kararı



Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Beşinci Temyiz Kurulu, 16 Aralık 2024 tarih ve R 1596/2024-5 sayılı kararında, “EINSTEIN KAFFEE” ibareli ve içecek fincanı içeren marka başvurusunun 30, 33 ve 35. sınıflardaki bazı mal ve hizmetler bakımından tescil edilebilirliğini değerlendirmiştir. Söz konusu karara bu linkten ulaşılabilir.

Uyuşmazlığın özeti

Marka başvuru sahibi Einstein Kaffee Marketing GmbH, Haziran 2023’te aşağıdaki markanın 21, 29, 30, 32, 33, 35, 42 ve 43.sınıflardaki mal ve hizmetler için Avrupa Birliği (AB) markası olarak tescilini istemiştir:


Dosyayı inceleyen uzman, 11 Haziran 2024 tarihinde AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(g) kapsamında yani yanıltıcılıktan ötürü markanın tescilini kısmen “çay, yapay kahve, kakao, kakao içeren içecekler (Sınıf 30); çay bazlı alkollü içecekler (Sınıf 33) ve bu içeceklerle ilgili (çevrimiçi) perakende hizmetleri (Sınıf 35)” yönünden reddetmiştir. Uzmana göre, işaretin açıkça yanıltıcı (aldatıcı) niteliği nedeniyle markanın yukarıda sayılan 30, 33 ve 35. sınıflardaki mallar ve hizmetler için tescil edilmesine izin vermek, bunların kahve olduğunu veya içerdiğini ima ederek, bunların doğası, kalitesi veya konusu açısından yeterince ciddi bir yanılma riski yaratacaktır. Zira burada, malların (hizmetlerin konusu olan mallar dahil) kahve olduğu veya kahve içerdiği yönünde açık bir bilgi verilmesine rağmen, reddedilen mal ve hizmetler gerçekte bu özelliklere sahip değildir. Uzman ayrıca, iki kelime arasındaki resme işaret ederek bunun sıcak kahve içeren fincan figürü olduğunu ve bu yanılgı riskini güçlendirdiğini belirtmiştir. 

Marka başvuru sahibi, söz konusu karara itiraz etmiştir. İtiraz dayanaklarını özetlemek gerekirse öncelikle başlı başına yanıltıcı bir anlam taşıyabilecek bir unsurun varlığının, işaretin yanıltıcı bir anlam taşıdığı sonucuna varmak için yeterli olmadığı ve yanıltıcılığın işaretin bir bütün olarak nasıl algılandığına bağlı olduğu savunulmuştur. “Yanıltıcı” unsurun ek unsurlarla birleşimi, bir ürün veya hizmet veya bunların özellikleri hakkında bir ifadeyi iletmekten çok bir şirkete veya bir işletmeye atıfta bulunuyorsa veya işaretin unsurlarının birleşimi, yapay olarak bölünmemesi gereken mantıksal ve kavramsal bir birim oluşturuyorsa, kural olarak, malların ve hizmetlerin bir özelliğini belirten bir mesajı açıkça ilettiğinin varsayılamayacağı öne sürülmüştür. “Einstein Kaffee” teriminin, tüketicilerin yanılmasını ortadan kaldıran kavramsal bir birim oluşturduğu, “Einstein” ibaresinin reddedilen mallar açısından ayırt edici olduğu ve “Einstein kahvesi” adlı bir ürün bulunmadığı belirtilmiştir. 

Ayrıca, piyasada kahve yapraklarından veya kahve çekirdeklerinden oluşan veya üretilen birçok çay ürünü bulunduğu ifade edilmiştir. Örnek olarak, kurutulmuş kahve yapraklarından elde edilen bir çay çeşidi sunan Kontaker Kaffee isimli işletmeye atıfta bulunulmuştur. Dolayısıyla, çay için “kahve” kelimesinin yanıltıcı olmayan bir şekilde kullanılmasının kolayca mümkün olduğu gösterilmeye çalışılmıştır, sonuçta söz konusu çay aslında kahveden üretilmektedir. Mevcut durumda, “kahve” kelimesinin bu nedenle de açıkça yanıltıcı olmadığı iddia edilmiştir. Aynı şekilde çayla ilgili mallar, çay bazlı içecekler yapmaya yönelik preparatlar, çay bazlı alkollü içecekler ve 35. sınıftaki ilgili hizmetler için de bu durumun geçerli olduğu belirtilmiştir. Yapay kahve ürünüyle ilgili olarak da “kahve” kelimesinin yanıltıcı olmadığı iddia edilmiştir. Yapay kahvenin, genellikle “malt kahvesi”, “tahıllardan yapılan kahve”, “meşe kahvesi”, “hindiba kahvesi”, “kahve kahvesi” veya “açık kahve” gibi kahvenin doğasını belirten başka bir ek unsurla birlikte “kahve” kelimesiyle de belirtildiği, dolayısıyla kahve kelimesinin bu açıdan yanıltıcı olarak kabul edilemeyeceği savunulmuştur. Bunun yanı sıra, “kahve” teriminin kakao ve kakao içeren içecekler açısından da yanıltıcı olmadığı iddia edilmiştir. Bunun nedeni olarak, kakao veya kakao çekirdeklerinin bulunduğu birçok farklı kahve ürününün olması gösterilmiştir. 

Son olarak, kelime/şekil markasında temsil edilen fincanın içeriğinin ne olduğunun belirsiz olduğu, çünkü “kahve” ibaresi ile yazılmadığına dikkat çekilmiştir. Başvuru sahibine göre söz konusu fincan kolaylıkla çay veya kakao ile doldurulmuş olabilir. Bu nedenle, kelime/şekil markasında temsil edilen fincanın, markanın kahve veya kahve bazlı ürünler için kullanıldığı izlenimini güçlendirdiği değerlendirmesinde hemfikir olunmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Tüketicilerin, başvurulan işareti, çay veya kakao dahil olmak üzere çeşitli ürünlerin sunulabileceği bir şemsiye marka olarak anlayacakları öne sürülmüştür. 

Temyiz Kurulu kararı

Temyiz Kurulu, her şeyden önce, yerleşik içtihatlara göre, AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(g)’nin uygulanabilirliği kapsamında, mal ve hizmetlerin geçmişini ve tüketicilerin anlayışlarını dikkate alarak, “ilgili tüketicilerin fiilen aldatılması veya yanıltılması” veya “ilgili tüketicilerin yanılma riskinin yeterince ciddi olması” gerektiğini vurgulamıştır. AB Marka Tüzüğü m. 7(2) uyarınca Kurul, ilgili tüketicileri, AB’deki Almanca konuşan halkı, yani Alman ve Avusturyalı tüketiciler olarak tanımlamıştır. 

Bir işaretin yanıltıcı olarak algılanıp algılanmayacağının, ilgili tüketicinin, koruma talep edilen mal veya hizmetle bağlantılı olarak bu işareti nasıl algılayacağı ile ölçüleceği belirtilmiştir. Koyu renk içerikli, dumanı tüten bir fincanın resminin aldatıcılık değerlendirmesiyle başlayarak Kurul, fincanın herhangi bir sıcak içecekle doldurulabileceğini kabul etmesine rağmen, fincanın yanında hemen ‘KAFFEE’ kelimesinin görünmesinin, tüketicilerin fincandaki sıcak içeceği kahve olarak algılamasına yol açacağını ifade etmiştir. Dahası, Einstein Marketing tarafından seçilen fincanın “tipik bir kahve fincanı şekline” sahip olduğu düşünülmüştür. Temyiz Kurulu, bu nedenle ilgili halkın işareti olduğu gibi kabul ederek, kahvenin Einstein adlı bir kişi veya kuruluş tarafından sunulduğunu düşüneceğini tespit etmiştir. 

30. sınıfta reddedilen mallar esas olarak çay ve kakao veya bunların ikameleri ile yapay kahvedir. Bu nedenle, öncelikli olarak genel halkı hedefleyen günlük tüketim için ucuz gıda maddeleri veya içecekler söz konusudur. Bu mallar ayrıca şefler, catering şirketleri ve kantin tedarikçileri gibi uzman bir halk tarafından da satın alınmaktadır. Yine de 30. sınıfta yer alan çay, kakao ve yapay kahve gibi mallar, tüketici tarafından çoğu zaman aceleyle ve hızlı bir şekilde satın alınır; bu durumda tüketicinin dikkat düzeyi yüksek değildir. Bu husus 33. sınıfta reddedilen çay bazlı alkollü içecekler bakımından da aynı şekilde değerlendirilmiştir. 35. sınıfta reddedilen hizmetler, yukarıda belirtilen mallarla ilgili toptan ve (çevrimiçi) perakende hizmetleri olup toptan hizmetler, bu malları toptan satmakla ilgilenen ve ortalamanın üzerinde bir dikkat düzeyi gösteren uzman bir halkı hedeflemektedir. (Çevrimiçi) perakende hizmetleri ise öncelikle dikkat düzeyinin ortalama olduğu genel halkı hedeflemektedir.

Temyiz Kurulu daha sonra kahve, çay, kakao ve yapay kahve ürünlerinin satıldığı yerleri ve koşulları ele alarak tüm bu ürünlerin ya kahve ile aynı raflarda ya da bitişik raflarda satıldığını, bu nedenle bu ürünlere karşı dikkat seviyesi genellikle düşük olan ortalama tüketicinin, açıklamaları veya sağlanan bilgileri dikkatlice analiz etmeden paketlerdeki ayrıntılara kısaca bakmasına ve bunları satın alıp almama konusunda hızlı bir karar vermesine yol açtığını belirtmiştir. “EINSTEIN KAFFEE” işareti ilgili halk tarafından kahve ile ilişkili ürünleri ifade ediyor olarak algılandığından ve çay, kakao ve yapay kahve ürünleri kahve ile aynı raflarda satıldığından, Kurul, bir tüketicinin kahve çekirdekleri içerdiğini umarak bir “EINSTEIN KAFFEE” paketini hemen alıp, aslında çay, kakao veya yapay kahve satın aldığını fark etmesinin oldukça olası olduğunu düşünmüştür.

Buna göre Kurul, işaretin kısmi ret kararı kapsamındaki mal ve hizmetler üzerinde veya bunlar için kullanıldığında ciddi bir yanılma riski oluşturması nedeniyle, uzmanın ilgili işareti tescil etmeyi reddetmesinde haklı olduğunu tespit etmiştir. “Einstein Kaffee”, “Einstein” ve “Kaffee” kelimelerinin birleşiminden başka bir anlama sahip kavramsal bir birim oluşturmadığından, bu iki kelime ayrılmış ve reddedilen işaretteki “Kaffee” (yani kahve) teriminin, reddedilen mal ve hizmetlerin içeriğine veya doğasına yanıltıcı bir şekilde atıfta bulunan tanımlayıcı bir unsur olarak anlaşılacağı sonucuna varılmıştır.

Temyiz Kurulu ayrıca, ilgili işaretin yanıltıcı yorumlara neden olmayan çeşitli şekillerde de kullanılabileceği için, AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(g) uyarınca geçersiz sayılmaması gerektiği yönündeki başvuru sahibi iddiasını da reddetmiştir. İşaretin bir bütün olarak açık bir şekilde yorumlanmasının ardından, en azından yeterince ciddi bir yanılma riski varsa, işaretin yanıltıcı olarak algılanamayacağına dair başka şekilde yorumlanabilmesinin mümkün olması önemsiz görülmüştür.

Marka hukuku, pazardaki ürünlerin doğası, içeriği, kalitesi veya temel özellikleriyle ilgili yanıltıcı bilgi verilmesini engelleyerek tüketicilerin korunması için de işlevseldir. Bu nedenle, ortalama tüketici tarafından kahve ile ilgili ürün ve hizmetlere atıfta bulunduğu algılanan bir işaretin çay paketlerinde veya kakao ve yapay kahve gibi diğer başka kahve olmayan ürünlerde kullanılmasına izin vermek, yalnızca tüketicilerin korunması amacına aykırı olmakla kalmayacak, aynı zamanda markaların, işletmelerin veya hatta pazar yerlerinin güvenilirliğini de zedeleyebilecektir.

Alara NAÇAR SEÇKİN

Mart 2025

nacar.alara@gmail.com

Şekil Markası Tescilinde Uzman Tarafından Görünenin Ötesinde Çıkarım Yapılmaması Gerekir


Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Dördüncü Temyiz Kurulu, 5 Nisan 20234 tarih ve R 2246/2023-4 sayılı kararında, şeklinden oluşan marka başvurusunun tescil edilebilirliğini değerlendirmiştir. Söz konusu karara bu linkten ulaşılabilir.

Uyuşmazlığın özeti

Marka başvuru sahibi Skechers, 17 Şubat 2023 tarihinde aşağıdaki şekil markasının 25.sınıfta ayakkabılar için AB markası olarak tescilini istemiştir:


Dosyayı inceleyen uzman, 3 Mart 2023 tarihinde başvuru sahibine bildirim göndererek aşağıdaki hususlardan dolayı AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(b) kapsamında markanın tescil edilebilir olmadığını belirtmiştir:

  • İlgili ortalama tüketici, bu işareti başvuru kapsamındaki mallar yönünden sadece bilgi verme amaçlı bir işaret olarak algılayacaktır.
  • Bu işaretle anlatılmak istenen ve tüketiciye verilen bilgi, ayakkabıların eğilip bağcık bağlamaya gerek olmadan doğrudan giyilebilecekleri şeklindedir. Dolayısıyla bu işaret, kaynak gösterme fonksiyonu içeren bir marka olarak görülmeyecek, sadece bir kullanım yönergesi/talimatı olarak algılanacaktır.
  • İşaretin yarattığı genel etki bir marka olarak mesaj vermek değil, resimler aracılığıyla yaratılan anlamlı işaret veya simge (resim yazı – “pictogram”) olarak tanımlanmıştır.
  • Bu nedenlerle de ayırt ediciliği haiz değildir.

Marka başvuru sahibinin bu bildirime karşı sunduğu cevaplar ise özetle aşağıdaki gibidir:

  • Uzman tescile itirazını yeterince iyi gerekçelendirememiştir. Zira işaret ima içermektedir ve belli bir miktar yorum gerektirmektedir. Mallarla ilgili olarak açık ve doğrudan bir anlamı bulunmamaktadır. Yaygın bir işaret olmadığı gibi yalnızca bir “pictogram” da değildir. Bu işaretin mallarla ilgili olarak doğrudan fark edilebilir bir anlamı olmadığı gibi anlamak için belli zihinsel adımlar (“mental steps”) gereklidir.
  • Piyasada bağcıklarla bağlanmayı gerektirmeyen ayakkabıların olduğu doğru olmakla birlikte, söz konusu işaretten alınabilecek tek mesaj bir kişinin yere doğru eğildiği veya uzandığıdır; bu da esasında ayakkabıdan bağımsız nedenlerden dolayı birçok anlama gelebilir. İşarette ayak görseli bile bulunmadığı gibi kollar da ayakların olacağı yeri hedef almamaktadır.
  • Ayrıca, UKIPO’nun Birleşik Krallık’taki ana dili İngilizce olan kişilerin algısını yansıtan aynı işaretin tescili kararı ve yine 25.sınıfta önceki tarihli var olan AB marka tescilleri de dikkate alınmalıdır.

Yine de uzman, 29 Eylül 2023 tarihinde aşağıdaki gerekçelerle AB Marka Tüzüğü’nün m. 7(1)(b) uyarınca marka tescil başvurusunun reddine karar vermiştir:

  • İşaretin ortalama tüketiciye ilettiği mesaj bilgi vericidir. ‘(bağlamaya) gerek olmadığı’ bilgilendirici mesajı, içinden çapraz bir çizgi geçen bir daire ile güçlendirilmiştir. Ayakkabılarla ilgili olarak işaret, kullanıcıların ayakkabıyı giymek için eğilmelerine gerek kalmadığının bir göstergesi olarak görülecektir çünkü bu ayakkabılar içine basarak/ayağı kaydırarak giymek üzere tasarlanmıştır ve bu durum başvuru sahibinin internet sitesinin ekran görüntülerinden de açıkça anlaşılmaktadır.
  • İşaret her ne kadar belli oranda stilize edilse de zihinsel hiçbir çaba harcamadan kullanım yönergesi veya talimatı olarak algılanacaktır.
  • Bahsi geçen önceki markalar bağlayıcı değildir ve karşılaştırılamaz. Yasalara aykırı olarak tescil edilen markalar iptal sürecine tabidir. Somut olayda marka başvurusu ayırt edici değildir.

Temyiz Kurulu kararı

Başvuru sahibi kararı temyiz etmiştir. Temyiz Kurulu kararı ve gerekçeleri ise aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Yerleşik içtihatlara göre, bir işaretin AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(b) amaçları doğrultusunda ayırt edici karaktere sahip olması için, tescil başvurusunda bulunulan mal veya hizmetlerin belirli bir kaynaktan geldiğini belirlemeye hizmet etmesi gerektiği, böylece markalı ürün veya hizmeti satın alan tüketicinin deneyimi olumluysa daha sonra tekrar bu malı veya hizmeti satın almak veya edinmek istemesi, olumsuz ise de yeniden edinmekten kaçınmak için fırsatı olması gerektiği belirtilmiştir.
  • AB Marka Tüzüğü m.7(1)(b) kapsamında resen reddedilmemesi için markada minimum düzeyde ayırt ediciliğin bulunmasının yeterli olacağı belirtilmiştir. Bu hüküm çerçevesinde, bir markanın ayırt edici karaktere sahip olabilmesi için, tescili istenen ürünlerin belirli bir teşebbüsten kaynaklandığının belirlenmesine ve dolayısıyla bu ürünlerin diğer teşebbüslerin ürünlerinden ayırt edilmesine hizmet etmesi gerekir.
  • Marka başvurusu kapsamındaki 25.sınıftaki ayakkabı mallarının genel tüketiciye hitap ettiği ve bu nedenle de dikkat seviyesinin ortalama olduğu belirlenmiştir. İşaret yalnızca şekilden oluştuğu ve yazı içermediği için tüm AB üye ülkeleri nezdinde herhangi bir dil farkı olmadan aynı şekilde algılanacağı not edilmiştir.
  • Temyiz Kurulu, uzmanın işaretin anlamını bilinene ve gözleme dayanan tahminin çok ötesinde değerlendirdiği konusunda başvuru sahibi ile aynı düşüncededir. Şekildeki çöp adamın ne yaptığı tam olarak anlaşılamamakla birlikte, daire içinde çapraz çizgiden bu yaptığının yasak olduğu veya bu harekete izin verilmediği açıktır.
  • Çöp adamın bir kolu figürün arkasına yerleştirildiği ve diğer kolu öne baktığı için, marka kapsamdaki mallar bakımından düşünüldüğünde dahi ayakkabı giymek veya üzerine basmak amacıyla eğildiğinin nasıl anlaşıldığı açık değildir. Örneğin bu hareket ancak çömelmek için eğilmeye başlamak gibi bir pozisyon olarak algılanabilir. İncelemeyi yapan kişi tarafından yalnızca şeklin kendisine atfedilen söz konusu mesajın, esasında ürün bağlamında ekstra adımlar veya yaratıcılık gerektirdiği anlaşılmaktadır. Kurul, soyut olarak bilgi verici olan ve somut bir bilgi işaretinden başka bir şeyi hayal etmenin zor olduğu işaretlerin var olabileceğini kabul etse de, burada aktarıldığı iddia edilen bilgiler, koşmak ya da yürümek eylemlerinin evrensel temsili gibi açık veya tam değildir. Dolayısıyla bu kadar net bir çıkarımın ilgili tüketici algısına yansıtılması mümkün değildir.
  • Çöp adam eylemi kolaylıkla tanımlanabilse ya da mallarla ilişkilendirilebilse bile işaret, tasvir edilen eylemin yasak olduğu duygusunu açık bir şekilde vermektedir. İzin verilmeyen bir eylem, uzmanın atfettiği gibi bir istifade, yani bağlamak için eğilmeye gerek kalmaması anlamına gelmemektedir.
  • Bu nedenle, mallarla ilgili bir bilgi işareti veya bu malların bazı fonksiyonlarını veya faydalarını gösteren bir “pictogram” veya fiili bir kullanım talimatı gibi genel bir izlenim bulunmamaktadır. Aktarılan mesaj temel, yaygın veya evrensel değildir ve bu şekilde de yorumlanmayacaktır.
  • Uzman esasında kendisi ne doğru ne de bilgilendirici olan bir ‘(bağlamaya) gerek yok’ mesajı yaratmıştır. Bu nedenle böyle bir mesaj, içinden çapraz bir çizgi geçen (yasaklayıcı) bir daire ile pekiştirilemez. Kurul, ayakkabılarla ilgili olarak, bu yönde açıklayıcı bir anlamsal mesajın bulunmaması karşısında bu işaretin ayakkabıların içine basarak/ayağı kaydırarak giymek üzere tasarlandığından kullanıcıların ayakkabıları giymek için eğilmelerine gerek olmadığına dair bir işaret olarak görüleceğini düşünmemektedir ve bu durumun internet sitesi ekran görüntülerinden de açıkça anlaşıldığı kanaatinde değildir.
  • Başvuru sahibinin de belirttiği gibi markanın AB Tüzüğü m. 7/1(b) kapsamında resen ret nedenini aşabilmesi için minimum düzeyde ayırt edicilik yeterli olduğundan ve somut olayda ilgili tüketicinin işareti ilgili mallar yönünden kaynak gösterme işlevi bulunan bir şekil markası olarak algılayacağından ret kararı kaldırılmış ve başvurunun tescil işlemlerinin devamına karar verilmiştir.
  • Bu doğrultuda, zaten işaretin kendiliğinden en azından minimum düzeyde ayırt ediciliği bulunduğuna karar verildiğinden, önceki diğer marka tescillerinin karşılaştırılmasına veya değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

Burada gerçekten uzman tarafından işaretin kendisinin ilgili mallar bakımından değerlendirilmesinin ötesinde bir inceleme yapıldığı, başvurulan şekilden ayakkabıların eğilmeye gerek olmadan giyilebileceği gibi bir anlamın bu ayakkabılar ile ilgili hali hazırda bilgi sahibi olup yaratıcı bir şekilde düşünmeden ortaya çıkamayacağı kanaatindeyiz. Şekil ilk görüldüğünde doğrudan zihinde canlanan anlam bu değildir. İşaretin üzerinde biraz düşünüp ne anlama geldiğinin yorumlanması gerekmektedir.

Aslında gerek kalmaması nedeniyle somut olayda üzerinde durulmamış olsa da Paris Sözleşmesi kapsamında önceki menşe ülke tescillerinin diğer taraf devletlerdeki ayırt edicilik değerlendirmesinde dikkate alınması gereken bir unsur olduğu da not edilmelidir. Zira Paris Sözleşmesi madde 4 mükerrer 6 gereği bir birlik ülkesinde tescil edilen markanın diğerlerinde de korunması ilkesi mevcut olup ayırt ediciliğin bulunduğuna ilişkin değerlendirmede bu önceki tarihli marka tescilleri önem teşkil edebilecektir.

Alara NAÇAR SEÇKİN

Mayıs 2024

nacar.alara@gmail.com

Tasarımlarda Hoşgörü Süresine Dair Genel Mahkeme’nin Puma Ayakkabılar ve Rihanna’nın Instagram Paylaşımları Kararı


Avrupa Birliği Adalet Divanı


Hatırlanacağı üzere, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) Üçüncü Temyiz Kurulu’nun 11 Ağustos 2022 tarihinde verdiği R 726/2021-3 sayılı kararda, ayakkabı tasarımının korunmasına ilişkin başvurudan önce tanınan 12 aylık hoşgörü süresine uyulmaması halinde Instagram’da paylaşılan gönderiler nedeniyle tasarımın hükümsüz kılınabileceği ortaya konmuş ve daha önce bir yazımıza konu olmuştu. Söz konusu yazıya bu linkten ulaşılabilir. Bahsedilen karar, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) nezdinde temyiz edilmiştir. Genel Mahkeme’nin 6 Mart 2024 tarihinde verdiği T-647/22 sayılı karara ise bu linkten ulaşılabilir. Genel Mahkeme özetle EUIPO Temyiz Kurulu’nu haklı bulmuş olup bu yazımızda uyuşmazlığın arka planıyla birlikte bu kararın önemli kısımlarından bahsedeceğiz.


EUIPO Süreci:

Uyuşmazlık Genel Mahkeme’nin önüne gelmeden önce EUIPO İptal Birimi ve Temyiz Kurulu önündeki süreci hatırlamak adına aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

  • PUMA SE, 26 Temmuz 2016 tarihinde aşağıdaki tabloda yer verdiğimiz ayakkabı ürünleri için EUIPO nezdinde topluluk tasarımı başvurusu yapmıştır. Bu başvuruya da ABD Patent ve Marka Ofisi’ndeki 25 Temmuz 2016 tarihli başvurusundan doğan rüçhan hakkını ileri sürmüştür.
  • Bunun üzerine Handelsmaatschappij J. Van Hilst B. V. (“Hükümsüzlük Talebi Sahibi”) söz konusu topluluk tasarımının hükümsüzlüğü için Temmuz 2019’da AB Topluluk Tasarımı Tüzüğü’nün 5. ve 6. maddeleri uyarınca bu tasarımın yenilik ve ayırt edici nitelik unsurlarını taşımadığını öne sürerek 25(1)(b) uyarınca EUIPO’ya başvurmuştur. 
  • Yenilik ve ayırt ediciliğin bulunmadığına ilişkin sunulan deliller arasında Rihanna’nın Instagram hesabından paylaştığı 16 Aralık 2014 tarihinden beri var olan aşağıdaki gönderilerin yanı sıra Temmuz-Kasım 2015 arasında www.footwearnews.comwww.complex.com  ve www.fashionmovesforward.com gibi internet sitelerinde yayımlanmış internet haberleri de sunulmuştur. Buna göre, Hükümsüzlük Talebi Sahibi, Tasarım Sahibinin 12 aylık hoşgörü süresinden önce olacak şekilde söz konusu tasarımı kamuya açıklamış/sunmuş olduğunu iddia etmektedir. Yine Rihanna’nın bu tasarım konusu ayakkabıyı 2015 yılında New York’ta giydiğinde çekilen fotoğrafların bulunduğu ve bunların yanı sıra söz konusu tasarımın başka ayakkabı üreticileri tarafından da rüçhan tarihinden önce üretilip kamuya sunulduğu, bu sebeple de uyuşmazlık konusu tasarımın yeni olmadığı öne sürülmüştür.

Daha büyük görünüm için lütfen görsellerin üzerine tıklayınız.


  • Tasarım Sahibi PUMA, diğer hususların yanı sıra, Rihanna ile iş birliğinin 2014 sonlarında başladığını, bahse konu ayakkabının bu ortaklığın ilk ürünlerinden olduğunu ve Puma’nın internet sitesi vasıtasıyla 25 Eylül 2015’te 12 aylık hoşgörü dönemi içinde piyasaya sürüldüğünü, uyuşmazlık konusu tasarımın dayandığı “Creeper” ayakkabı modelinin de 2016’da yılın ayakkabısı seçildiğini belirtmiştir. Paylaşılan görüntülerde, ayakkabıların detaylı olarak görünmediğini ve zaten kişisel hesabından paylaşılan tasarımların görüntülerinin ticari hayatın normal seyrinde ilgili kişilerce makul olarak bilinir hale gelmeyeceğini savunmuştur. 
  • EUIPO İptal Birimi, talebi kabul ederek söz konusu topluluk tasarımının önceki tasarım nedeniyle ayırt edici niteliğinin olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne karar vermiştir. Önceki tasarım paylaşımlarının, Rihanna ve Puma arasında Aralık 2014’te başlayan iş birliğinin duyurulmasının geniş bir medya dikkati çekmesinden ötürü muhtemelen ilgili çevrelerce öğrenildiği ve bu görsellerin uyuşmazlık konusu tasarımla örtüşen özelliklerin fark edilebileceği derecede yeterli kalitede olduğu kanaatine varılmıştır. Önceki tasarım hoşgörü süresinden önce satılmamış olsa dahi, internette yayımlama yoluyla kamuya açıklanmış olmasının uyuşmazlık konusu tasarımın yeniliğini ve ayırt ediciliğini öldürmeye yeteceğine karar verilmiştir. 
  • Ardından PUMA, temyiz yoluna başvurmuştur. EUIPO Üçüncü Temyiz Kurulu (“Kurul”), 11 Ağustos 2022 tarihinde verdiği kararla EUIPO İptal Birimi’nin hükümsüzlük kararını doğru bulmuş, itirazın reddine ve hükümsüzlük talebinin kabulüne karar vermiştir.
  • AB Topluluk Tasarımı Tüzüğüne göre önceki tasarımın kamuya sunulduğunu kanıtlayan belgelerin nasıl olması gerektiği düzenlenmemiş olup yalnızca önceki tasarımların varlığını kanıtlayan belgeler ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla, hükümsüzlük talebine gerekçe olan kanıtların ne olacağına karar vermek serbest olmakla birlikte bu belgelerin somut, güvenilir, objektif ve kamuya sunumu ortaya koyar nitelikte olması aranmaktadır. 
  • Rihanna’nın Instagram hesabından 12 aylık hoşgörü süresinin öncesinde paylaşılmış olan ve önceki tasarımın özelliklerinin yeterince anlaşılabildiği kalitede ve açıdaki fotoğrafların Tüzük kapsamında tasarımın kamuya açıklanması olduğu tespit edilmiştir. Bu husus, gönderilerin çok sayıda yorum ve 300.000’den fazla beğeni almış olması ve medyanın oldukça ilgisini çekmiş olmasıyla da desteklenmektedir. Sunulan diğer internet gönderileri de aynı şekilde sayılmıştır. Bu kanıtların objektif ve güvenilir olduğu ve AB Topluluk Tasarımı Tüzüğü m. 7/1 anlamında etkili ve yeterli biçimde önceki tasarımın kamuya sunulduğunun ortaya konduğu değerlendirilmiştir.  
  • Somut olayda, tasarımcının ayakkabı tasarımı geliştirmedeki özgürlüğünün geniş olduğu değerlendirilmiştir. Bu özgürlük, yalnızca ayakkabının ayak ergonomisine uygunluğu, duruş sabitliği ve kullanıcı için rahat ve güvenli olması gibi açılardan sınırlıdır. Bunun dışında, şekil, form, malzeme, renk, desen, süsleme gibi birçok açıdan seçim özgürlüğü söz konusudur. Çok farklı çeşit ayakkabı tasarımı mevcuttur ve daha da yapılabilmesi mümkündür. 
  • Somut olayda, yapılan detaylı inceleme ve karşılaştırma sonucu tasarımların sunulan delillerle benzerlik ve farklılıkları değerlendirildiğinde ve tasarımların örtüştüğü özellikleri gözetildiğinde bilgilenmiş kullanıcı nezdinde aynı genel izlenimi yarattığı kanaatine varılmıştır. Bu karar da temyiz edilmiştir. 

Photo by CHUTTERSNAP on Unsplash


Genel Mahkeme Kararı:

Genel Mahkeme, EUIPO’nun vermiş olduğu kararları doğru ve yerinde bularak nihayetinde davayı reddetmiş olup kararda önemli görülen noktalar aşağıdaki şekilde vurgulanabilir:

  • Öncelikle, bir tasarımın ayırt edici karaktere sahip olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin, daha önce kamuya sunulmuş tüm tasarımlar arasından münferit olarak alınan bir veya daha fazla eski tasarımla ilişkili olarak yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu değerlendirmedeki önceki tasarımın, tasarımın ‘bütününü’ veya ‘tüm bileşen parçalarını’ kapsaması gerektiği ve önceki birtakım tasarımların bazı özellikleri ayrıştırılarak bir araya getirilmesi sonucu oluşturulan bir kombinasyonun üzerinden bu değerlendirme yapılamayacağı not edilmiştir.
  • Önceki bir tasarımın kamuya açıklandığının tespit edilebilmesi için iki basamaklı bir analiz yapılmaktadır. Öncelikle bir yanda tasarımın kamuya açıklandığını gösteren olgular, diğer yanda bu kamuya açıklamanın uyuşmazlık konusu tasarımın başvuru veya rüçhan tarihinden daha önce gerçekleşmiş olup olmadığı değerlendirilir. İkinci olarak, söz konusu tasarımın sahibinin bunun aksini iddia ettiği durumda, bu olguların ticaretin olağan akışı içinde Avrupa Birliği içinde faaliyet gösteren ilgili sektörde uzmanlaşmış çevreler tarafından makul bir şekilde öğrenilip öğrenilemeyeceği değerlendirilir. 
  • Bununla birlikte, yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, önceki bir tasarımın piyasada etkin bir şekilde kamuya sunulduğunu kanıtlayan sağlam ve objektif kanıtların ortaya konması gerekir, olasılıklar ve varsayımlar yeterli değildir. Ayrıca sunulan delillerin birbiriyle ilişkili olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu delillerden bazıları, tasarımın kamuya sunulduğunu kanıtlamak için tek başına yeterli olmasa da, diğer belge veya bilgilerle birleştirildiğinde veya birlikte okunduğunda, yine de kamuya sunumun ortaya konmasına katkıda bulunabilir. Son olarak, bir belgenin delil olarak değerinin değerlendirilebilmesi için, o belgenin içerdiği bilgilerin inandırıcılığının ve doğruluğunun teyit edilmesi gerekmektedir. Diğer hususların yanı sıra, belgenin kaynağı, hazırlanma koşulları ile içeriğinin mantıklı ve güvenilir görünüp görünmediği dikkate alınmalıdır.
  • Ardından mahkeme, Instagram’dan alınan ve Rihanna’yı beyaz spor ayakkabı giyerken gösteren gönderilerin tamamının, önceki tasarımın tüm özelliklerinin çeşitli açılardan tanımlanmasını – doğrudan bakarak veya bu fotoğrafları büyüterek – mümkün kıldığını belirlemiştir. Rihanna’nın Aralık 2014’te dünyaca ünlü bir pop yıldızı olduğu, o dönemde hem hayranlarının hem de moda sektöründe uzmanlaşmış çevrelerin Rihanna’nın PUMA’ya kreatif direktörü olma sözleşmesini imzaladığı gün giydiği ayakkabılara özel bir ilgi gösterdiğini gözlemlemek gerektiği de belirtilmiştir. Durum böyle olunca, Aralık 2014’te müziğe ya da kıyafetleri de dahil olmak üzere Rihanna’ya ilgi duyanların azımsanmayacak bir kısmının, söz konusu fotoğrafları yakından incelediği ve ayakkabının özelliklerini anladığı görüşünü kabul etmek son derece mantıklı görülmüştür.
  • Ayrıca, bu 16 ve 17 Aralık 2014 tarihli kamuya sunumu oluşturan olayların, itiraz edilen tasarımın tescili için yapılan başvurunun tarihinden 12 aydan daha öncesine ait olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla Tüzük’te öngörülen hoşgörü süresinin somut olayda uygulanması mümkün değildir, bu süre aşılmıştır. Bunun için tek bir kamuya açıklama olayının gerçekleşmesi, dolayısıyla örneğin hoşgörü süresinden önceki tarihli ve tasarımın özelliklerinin açıkça anlaşıldığı tek bir gönderinin yayımlanmış olması da yeterli görülmektedir. 

Sonuç olarak, tasarımın başvuru/rüçhan tarihinden ve tanınan 12 aylık hoşgörü süresinden önce kamuya açıklanmaması gerekmekte olup bu açıklama birçok yolla gerçekleştirilebilir ve tasarımın yenilik ve ayırt ediciliğini ortadan kaldırabilir. Özellikle de son derece ünlü ve takip edilen kişilerin Instagram hesaplarında yaptıkları paylaşımların ve hatta kişisel yaşamlarında giydiklerinin dahi kamuya açıklama teşkil edebileceği hususudur. Zira her an, günlerinin en olağan anında dahi paparazzi tarafından fotoğrafları çekilip yayımlanabilmektedir ve bu da tasarımın istenmeden de olsa kamuya açıklanmasına yol açabilir.

Alara NAÇAR SEÇKİN

nacar.alara@gmail.com

Nisan 2024

“Emoji”ler Marka Olarak Tescil Edilebilir Mi? EUIPO İkinci Temyiz Kurulu Hayır Dedi

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) İkinci Temyiz Kurulu, 1 Haziran 2023 tarih ve R 2305/2022-2 sayılı kararında, emoji’den oluşan marka başvurusunun tescil edilebilirliğini değerlendirmiştir. Söz konusu karara bu linkten ulaşabilirsiniz.

Uyuşmazlığı özetlersek, marka başvuru sahibi Aralık 2021 tarihinde aşağıdaki şekil markasının 36.sınıfta finans, emlakçılık ve taşınmazlarla ile ilgili birtakım hizmetler ve 37. sınıfta binaların bakımı, temizliği, yönetimi, inşaatı ve bunlara yönelik danışmanlık hizmetleri gibi bazı hizmetler için tescilini istemiştir:

Dosyayı inceleyen uzman, 18 Kasım 2022 tarihli kararıyla marka başvurusunu AB Marka Tüzüğü’nün m. 7(1)(b) ve bağlantılı m. 7(2) kapsamında başvurulan tüm hizmetler yönünden şu gerekçelerle reddetmiştir:

  • Marka başvurusunun ayırt edici niteliği kapsamındaki mal ve hizmetler çerçevesinde değerlendirilir. Somut olayda ilgili tüketici kesimi, ilgili konuda uzman olanlar da dahil, işareti bir emoji ifadesi olarak algılayacak ve tanıyacaklardır. Kararda “emoticon” olarak belirtilen bu ifade, duygusal bir durumu ifade etmek için kullanılan ve resimler aracılığıyla yaratılan anlamlı işaret veya simge (resim yazı – pictogram) olarak tanımlanmıştır. 
  • Başvuru konusu işaretin yaygın ve gerçekçi bir el işareti çizimi olduğu ve bunun Amerikan işaret dilinden gelen ve uluslararası tanınmışlığı olan, “Seni Seviyorum” anlamına gelen bir el işareti olduğu açıklanmıştır. 
  • İlgili tüketici kitlesinin de bu nedenle başvuruya konu işareti ayırt ediciliği haiz olmayan bir emoji olarak algılayacağı belirtilmiştir. Bu işaretin tüketici nezdinde bir izlenim bırakamayacak kadar basit bir emoji olduğu da not edilmiştir. Bu değerlendirmenin de esasen yerleşik içtihada uygun olduğu, zira yerleşik içtihada göre “emoticon” veya “smiley” gibi resim yazı simgelerinin genellikle neşe, heyecan, mutluluk gibi olumlu duyguları ifade etmek için reklamcılıkta ve özel konuşmalarda sıklıkla kullanıldığı belirtilmiştir. Bu yaygın ve geniş çeşitlilikte kullanımdan ötürü de ilgili tüketicinin bu işaretleri herhangi bir tür mal veya hizmet ile bağlantılı olarak yalnızca dekoratif unsur veya genel reklam mesajı olarak anlayacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle de “smiley” veya “emoticon” gibi basit şekillerin belirli bir işletmenin herhangi bir tür ürün veya hizmetinin kaynağını belirtmekten ve diğerlerinden ayırmaktan aciz olduğu kanaatine varılmıştır. 
  • Somut olayda ayrıca marka başvurusu kapsamındaki hizmetlerin 36. sınıftaki finansal hizmetler ile 37. sınıftaki inşaat ve bina temizliği gibi hizmetler olduğu, bunlarla bağlantılı olarak da başvurulan işaretin tüketiciler nezdinde diğer işletmelerden ayırt edici bir özelliği bulunmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla basit bir emojinin markanın ticari kaynak gösterme işlevini karşılayamayacağı söylenmektedir. 
  • Başvuru sahibi, söz konusu işaretin ne bir “smiley” ne de bir “emoticon” olduğunu, ancak geniş anlamda bir resim yazı (pictogram) olabileceğini savunmuştur. Emoji olarak sınıflandırılmasının bile şüpheli olduğu belirtilmiştir. Hatta başvuru sahibi, Vikipedi yazılarına atıfta bulunarak “smiley” veya “emoticon” yani ifadelerin, yüz ifadelerinin görünümleri olduğunu ama somut olayda böyle bir şeklin söz konusu olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, bu işaretin sol el işareti olduğu ve Amerikan İşaret Dili’ndeki gibi sağ elle “Seni Seviyorum” anlamına gelen işaret olmadığını da belirtmiştir. Ek olarak, diğer işaret dillerinde bunun yer almadığı ve Avrupa Birliği’nde kullanılanlardan farklı olduğu, bu nedenle de ilgili tüketici tarafından hemen anlaşılamayacağını savunmuştur. 
  • Uzman, bu işaretin basit bir el görüntüsü değil, bir jest / el hareketi olduğu fikrindedir. Bunun aslında spesifik olarak bir emoji olduğunu, bu genel tanımın da yalnızca yüzleri değil el hareketlerini de kapsadığını belirtmiştir. 
  • Ayrıca, uzman, tüketicilerin işaretleri bir bütün halinde incelediğini ve çeşitli detaylarına dikkat etmediğini, bir markanın kapsamındaki ilgili ürün ve hizmetleri satın alan tüketicilerin diğer işletmelerin ürün ve hizmetlerinden herhangi bir analitik veya karşılaştırmalı incelemeye girmeden ve özel bir dikkat göstermek durumunda kalmadan ayırt etmesini sağlaması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca iddia edilenin aksine Amerikan işaret dilinde her ne kadar kural olarak sağ elle gösterilse de söz konusu “Seni Seviyorum” işaretinin sol elle gösterildiği versiyonlarının da olduğu not edilmiştir. Bunun yanı sıra, söz konusu işaret yalnızca Amerikan işaret dilinde bulunmamakta, sadece ortaya çıkış noktası olarak bu husus açıklanmış bulunmaktadır. O nedenle de Ofis, “Seni Seviyorum” emojisini anlayabilmek için mutlaka özel bir işaret dili bilgisine sahip olmak gerekmediğine dikkat çekmiştir. Bu anlamda başvuru sahibinin beyanları kabul edilmemiştir. 
  • Bir markanın asli işlevini, yani belirli bir ticari kaynağı işaret etme işlevini yerine getiremeyen işaretlere münhasır haklar tesis edilmemesinin kamu yararına olduğu belirtilmiştir. AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(b)’de yer alan mutlak ret nedeni, tüketicilerin herhangi bir karıştırma ihtimali olmadan farklı kaynaklara sahip mal ve hizmetleri birbirlerinden ayırt etmesini ve kalitesinden sorumlu tutabilmesini temin etmektedir; bu da markanın kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt edici olmasıyla mümkündür. Burada başvuru sahibi tarafından iddia edilenin aksine, marka koruması için aranan söz konusu ayırt edicilik mevcut değildir. 

Bu karar başvuru sahibi tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz Kurulu incelemesinde, yerleşik içtihatlara göre, bir işaretin AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(b) amaçları doğrultusunda ayırt edici karaktere sahip olması için, tescil başvurusunda bulunulan mal veya hizmetlerin belirli bir kaynaktan geldiğini belirlemeye hizmet etmesi gerektiği, böylece markalı ürün veya hizmeti satın alan tüketicinin deneyimi olumluysa daha sonra tekrar bu malı veya hizmeti satın almak veya edinmek istemesi, olumsuz ise de yeniden edinmekten kaçınmak için fırsatı olması gerektiği belirtilmiştir. Bu, diğerlerinin yanı sıra, ilgili mal veya hizmetlerin pazarlanmasıyla bağlantılı olarak yaygın olarak kullanılan işaretler için de geçerli görülmektedir. 

Temyiz Kurulu’na göre, AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(c)’de atıfta bulunulan tanımlayıcı işaretlerin benzer şekilde m. 7(1)(b) anlamında ayırt edici nitelikten yoksun olduğu içtihatlardan anlaşılmakla birlikte bir işaret, tanımlayıcı olması dışındaki nedenlerle de m. 7(1)(b) anlamında ayırt edici nitelikten yoksun olabilmektedir. Her halükârda, m.7(1)(b) kapsamında re’sen reddedilmemesi için markada minimum düzeyde ayırt ediciliğin bulunmasının yeterli olacağı belirtilmiştir. Temyiz Kurulu, bir markanın ayırt edici özelliğinin öncelikle tescil başvurusu yapılan mal ve hizmetlere, ikinci olarak da bu mal ve hizmetlerin ilgili tüketiciler nezdindeki algısına göre değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. 

Marka başvurusu kapsamındaki 36. ve 37.sınıftaki hizmetlerin hem genel tüketiciye hem de profesyonel tüketiciye hitap ettiği ve bu nedenle de dikkat seviyesinin ortalamanın üstünde olduğu belirlenmiştir.

Temyiz Kurulu, işaretin anlamını uzmanın yaptığı gibi değerlendirmiş ve açıkça “Seni Seviyorum” anlamına gelen bir emoji olduğunu tespit etmiştir. Uzmanın ortaya koyduğu, sol elle de bu işaretin yapılabileceğini gösterir delillere değinilmiş ve tüketicilerin söz konusu işareti belirtilen anlama gelen bir emoji olarak algılayacağını, detayları hatırlamayacağını, başvuru sahibi tarafından belirtilen farklılıkların işareti ayırt edici hale getirmediğini belirtmiştir. Genel olarak, bir emojinin ana işlevinin, duygusal referanslar sağlamak olduğu, bu nedenle nüanslı bir anlam veren ve duyguları ifade etmeyi kolaylaştıran paralel bir dil işlevi gördüğü değerlendirilmiştir. Emojilerin genellikle olumlu iletişim ile bağlantılı olduğu ve kural olarak, bir kaynak göstergesi olarak algılanmadığı vurgulanmıştır. Bu değerlendirme, işaretin münhasıran soyut bir tanıtım ifadesi taşımasının ve hizmetin kökeni değil öncelikle bir reklam sloganı olarak yorumlanmasının ayırt edici özelliğin bulunmadığının tespiti için yeterli olduğunu ortaya koyan içtihatla da uyumlu bulunmuştur.

Bu nedenlerle, reddedilen hizmetlerle bağlantılı olarak tüketicilerin, başvurulan işareti yalnızca dikkat çekici bir süsleme, ya da övücü bir ifade veya bir satın alma teşviki olarak yani genel nitelikte olumlu bir ifade olarak düşüneceği kanaati oluşmuştur. Olumlu bir jestin basit bir temsili olarak işaretin, ilgili tüketicinin ticari olarak bu şekilde tanımlanan mallarla bir ilişki kurmasını sağlayacak hiçbir şey içermediği sonucuna varılmıştır. 

Özet olarak, bu nedenle, başvurulan işaretin, markanın ana işlevi olan ilgili hizmetin kaynağının bir göstergesi olarak ilgili tüketiciye hizmet etme kabiliyetine sahip olmadığı ve AB Marka Tüzüğü m. 7(1)(b) uyarınca gerekli olan asgari ayırt edici nitelikten yoksun olduğundan temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.

Biz de genel olarak emojilerin mal ve hizmetlerin kaynağına işaret edemeyeceğine ve ayırt edicilik şartını taşımadığından marka olarak tescil edilemeyeceğine ilişkin görüşe katılmaktayız. Zira, eğer emoji ilgili mal ve hizmetlere yönelik özel olarak yaratılıp özellikle de kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmamışsa, herkesin günlük hayatta yazışmalarda kullandığı ve günlük duygu ve düşüncelerini ifade etme yolu olarak kullandığı emojilerin belli mal ve hizmetlere işaret edebileceğini söylemek çok mümkün görünmemektedir. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

Ağustos 2023

nacar.alara@gmail.com

İsviçre İçin Hayal Kırıklığı: “EMMENTALER” Ortak Markası Hakkındaki Ret Kararı ABAD Genel Mahkemesi Tarafından Onandı

Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”), 24 Mayıs 2023 tarihinde T-2/21 sayılı kararıyla. “EMMENTALER” isminin tanımlayıcı olması nedeniyle Avrupa Birliği (“AB”) Markası olarak tescil edilemeyeceğine karar vermiştir. Ayrıca kararda ortak markalarla ilgili hükmün dar yorumlanması gerektiğine dair önemli değerlendirmelerde de bulunulmuştur. Aşağıda Genel Mahkeme’nin ilgili uyuşmazlıkta yaptığı değerlendirmeler incelenmiştir. Kararın orijinal metnine bu bağlantıdan ulaşılabilir. 

EUIPO başvuru süreci ve uyuşmazlığın arka planı

4 Ekim 2017 tarihinde Emmentaler Switzerland, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO”) nezdinde başvurduğu “EMMENTALER” kelime markasının ortak marka olarak tescili için 1378524 uluslararası marka numarasını almış ve bu uluslararası marka başvurusu 7 Aralık 2017’de Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (“EUIPO”) bildirilmiştir. 

Tescili istenen mallar ise 29. sınıftaki ““emmentaler” coğrafi işareti ile korunan peynirler” mallarıdır. 

9 Eylül 2019 tarihinde mutlak ret nedenleri yönünden inceleme yapan uzman, marka başvurusunu 2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğünün (“Tüzük”) 7(1)(b) ve (c) maddeleri uyarınca ve 7(2) maddesiyle birlikte değerlendirerek reddetmiştir. Bunlar sırasıyla, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin ve ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceğini belirten 7/(1)(b) ve (c) maddeleri ile söz konusu 7. maddenin 1. fıkrasının tescil edilemezlik gerekçelerinin Avrupa Birliğinin sadece bir kısmında geçerli olmasına bakılmaksızın uygulanacağını belirten 7(2) maddesidir. Başvuru sahibi bu karara itiraz etmiştir. 

İtiraz üzerine verilen kararla 28 Ekim 2020 tarihinde İkinci Temyiz Kurulu, Tüzüğün 7(1)(c) maddesine dayanarak, marka başvurusunun tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

Genel Mahkeme Süreci

Marka sahibi, uyuşmazlık konusu kararın iptali için Genel Mahkeme’ye başvurmuştur. Buradaki argümanlarından biri, ticaret hayatında söz konusu mal veya hizmetlerin coğrafi menşeini belirlemeye yarayabilecek işaretlerin Tüzüğün 74(2) maddesi çerçevesinde 7(1)(c) maddesinin istisnası olarak AB ortak markası olabileceği üzerinedir. Ne var ki Genel Mahkeme, Tüzüğün madde 7(1)(c)’de belirtilen mutlak ret gerekçesine istisna getiren bu hükmün kapsamının söz konusu malların türü, kalitesi, miktarı, kullanım amacı, değeri, üretim zamanı veya diğer özelliklerine ilişkin bir gösterge olarak kabul edilecek işaretleri değil, yalnızca bu malların coğrafi kökenine ilişkin bir gösterge olarak kabul edilecek işaretleri kapsayacak şekilde katı bir şekilde yorumlanması gerektiğine dikkat çekmiştir. Mevcut davada, Temyiz Kurulu, ’emmentaler’ teriminin ilgili Alman halkı için bir peynir türünü tanımlayıcı nitelikte olduğu ve bu peynirin coğrafi kökeninin bir göstergesi olarak algılanmadığı sonucuna varmakta tamamen haklı görülmüştür. Başvuru sahibinin Mahkeme’ye, halkın söz konusu işareti coğrafi anlamda anladığını göstermeye yönelik herhangi bir kanıt sunmadığı belirtilmiştir. Bu koşullar altında, başvuru sahibinin, başvurulan markanın Tüzüğün 74(2) maddesi kapsamında ortak marka olarak korunması gerektiğini iddia edemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Image by Nicole Dralle from Pixabay

Diğer yandan, yerleşik içtihada göre, Tüzüğün 7(1)(c) maddesindeki işaretlerin, bir markanın temel işlevi olan mal veya hizmetlerin ticari kaynağını belirleme işlevini yerine getiremediği kabul edilmektedir. Bir işaretin bu kapsama girmesi için, söz konusu mal veya hizmetlerle yeterince doğrudan ve somut bir bağlantı kurarak, ilgili kamuoyunun söz konusu mal ve hizmet kategorisinin bir tanımını veya özelliklerinden birini hemen ve daha fazla düşünmeden algılamasını sağlaması gerekmektedir. Bir işaretin tanımlayıcı niteliği yalnızca ilgili mal veya hizmetlere ve ilgili kamuoyu tarafından anlaşılma şekline atıfta bulunularak değerlendirilebilir. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği üzere, Tüzüğün 7(2) maddesi uyarınca söz konusu Tüzüğün 7(1)(c) maddesi, tescil edilemezlik gerekçelerinin Avrupa Birliği’nin sadece bir kısmında geçerli olmasına bakılmaksızın uygulanacaktır ve söz konusu kısım tek bir Üye Devletten de oluşabilir.

Temyiz Kurulu, ilgili halkın Avrupa Birliği’ndeki genel halktan oluştuğu ve ortalama dikkat seviyesine sahip olduğu kanaatindedir. Uyuşmazlığa konu kararda Temyiz Kurulu esasen, EMMENTALER işaretinin Bulgarca, Danca, Almanca, Estonca, İrlandaca, Fransızca, Hırvatça, Macarca, Felemenkçe, Lehçe, Romence, Slovakça, Fince, İsveççe veya İngilizce konuşan ilgili halkın bir kısmı tarafından delikler içeren bir sert peynir türünü belirttiği şeklinde hemen anlaşılacağını tespit etmiştir. Özellikle Alman kamuoyu nezdinde anlaşılacağına ilişkin çeşitli faktörlere dayanılmıştır. Bunlardan biri de Duden sözlüğünde bu kelime aratıldığında şu tanımın çıkması olarak gösterilmiştir: Kiraz büyüklüğünde delikleri ve ceviz tanelerinin tadı olan tam yağlı İsviçre peyniri; emmental peyniri.

Temyiz Kurulu ayrıca, EMMENTALER işaretinin bir peynir türünü belirttiğini tespit ederken marka başvurusunun yapıldığı tarihte “emmentaler”in Almanya da dahil olmak üzere birçok Üye Devlette üretilen bir peynir olduğu gerçeğini dikkate almıştır. Söz konusu peynirlerin üzerinde üretim ülkesi veya yeri özellikle belirtilmemektedir. Almanya’da emmentaler peyniri üretiminin ilgili kamuoyunun EMMENTALER işaretinin tanımlayıcılığna ilişkin algısı üzerindeki etkisiyle alakalı olarak yerleşik içtihada göre, bir ürünün belirli bir isim altında üretilmesi ve pazarlanmasında bu ismin ürünün menşeine atıfta bulunacak şekilde kullanılmamasının söz konusu ismin jenerik hale gelip gelmediğine ilişkin önemli bir gösterge teşkil edebileceği belirtilmiştir. Söz konusu yerleşik içtihatta belirtilen hususlar, her ne kadar bir ismin jenerik niteliğiyle ilgili olsa da işaretlerin tanımlayıcı karakterinin incelenmesiyle de ilgili görülmüştür. Zira mahkemeye göre, bir işaretin jenerik veya tanımlayıcı olarak nitelendirilmesi birbiriyle yakından bağlantılıdır, çünkü bir işaret her iki durumda da ayırt edici karakterden yoksundur. Bu nedenle, özellikle, birden fazla müteşebbisin bir Üye Devlette söz konusu malların ticari veya coğrafi menşeine atıfta bulunmaksızın belirli bir işareti taşıyan mallar üretmesi ve pazarlaması, ilgili kamuoyunun bahsedilen işaretin bu malların bir özelliğini belirtiyor olarak algılamasına ve dolayısıyla tanımlayıcı olarak değerlendirilmesine yol açabilir.

Temyiz Kurulu, EMMENTALER işaretinin bir peynir türünü tanımladığını göstermek amacıyla, emmentaler peynirinin standart bir peynir türü olarak sınıflandırıldığı Alman peynir yönetmeliğine de dayanmıştır. Bu sınıflandırmanın, ilgili kamuoyunun söz konusu işaretin tanımlayıcı niteliğine ilişkin algısını yansıtması mahkemece de muhtemel bulunmuştur. 

Başvuru sahibi, Temyiz Kurulu’nun başvurulan markanın tanımlayıcı karakterinin, Avrupa Birliği’nin İsviçre ile arasındaki tarım ürünleri ve gıda maddeleri için menşe adları ve coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin 17 Mayıs 2011 tarihli Anlaşma ile korunan menşe adları ve coğrafi işaretler listesine ‘Emmentaler’ adının dahil edilmesine karşı çıkmış olmasından da çıkarılabileceği yönündeki tespitine itiraz etmiştir. Temyiz Kurulu’nun itiraz edilen kararın 24. paragrafında atıfta bulunduğu, İsviçre Federal Tarım Ofisi’nin 17 Aralık 2009 tarihli basın açıklamasında bu dışarda bırakılmanın nedenleri açıklanmıştır. Söz konusu basın açıklamasında Federal Tarım Ofisi, İsviçre ile Avrupa Birliği arasındaki müzakerelerin, Emmentaler adının bu anlaşma bağlamında menşe adları ve coğrafi işaretler listesine dahil edilmesine ilişkin farklı tutumları nedeniyle uzun süre aksadığını, çünkü “[Avrupa Birliği’nin] “Emmentaler” adını jenerik bir ad olarak kabul ettiğini” ve “[Avrupa Birliği’nin] bu adın tüm Üye Devletlerde kullanılmasını [kullanılabilmesini] şart koştuğunu” belirtmiştir. Söz konusu basın açıklamasına göre, bu farklılıklar nedeniyle İsviçre ve Avrupa Birliği Emmentaler ismini bu listeye dahil etmemeye karar vermiştir. Buradan da “emmentaler” isminin jenerik ve tanımlayıcı olduğunun kabulü sonucu çıkarılabilmektedir.

Ek olarak, yerleşik içtihattan, bir ismin Codex Alimentarius’ta jenerik olarak tanımlanmış olmasının, başvurulan markanın bir peynir türünü tanımlayıcı olup olmadığını değerlendirmek konusunda ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki Codex Alimentarius veya “Gıda Kodu”, Codex Alimentarius Komisyonu tarafından kabul edilen gıda standartları, kılavuzlar ve uygulama kurallarından oluşan bir koleksiyon olup kısaca uluslararası gıda standartları olarak belirtilebilir. CAC olarak da bilinen Komisyon, Ortak FAO/WHO Gıda Standartları Programının merkezi bir parçasıdır ve tüketici sağlığını korumak ve gıda ticaretinde adil uygulamaları teşvik etmek amacıyla FAO ve WHO tarafından kurulmuştur. Codex Alimentarius Komisyonu tarafından hazırlanan emmental genel standardına (CXS 269-1967) göre, ’emmental’ terimi, bu standartta listelenen gerekliliklere uyan olgunlaşmış bir sert peyniri tanımlamaktadır. Bu standardın 7.1 maddesi uyarınca, EMMENTALER işareti, ürünün emmental standardına uygun olması koşuluyla, önceden paketlenmiş gıda maddelerinin etiketlenmesine ilişkin genel standarda uygun olarak kullanılabilir. Buradan mahkeme, EMMENTALER işaretinin Codex Alimentarius bağlamında, söz konusu standartta belirtilen özelliklere sahip bir peynir türünün adı olarak algılandığı sonucunu çıkarmaktadır. Dolayısıyla mahkeme, Temyiz Kurulu’nun söz konusu uluslararası gıda standartlarını/kodlarını tanımlayıcılık değerlendirmesinde dikkate alabileceğine kanaat getirmiştir.

Ayrıca, son olarak, 5 Aralık 2000 tarihli Guimont (C-448/98, EU:C:2000:663) kararının 32. paragrafında, Adalet Divanı’nın, emmental peynirin Fransa dışındaki Üye Devletlerde yasal olarak üretildiğini ve pazarlandığını teyit ettiği belirtilmiştir. Bu husus da ilgili ibarenin söz konusu peynir için tanımlayıcı olduğu hususunu destekler nitelikte bulunmuştur.

Image by PDPhotos from Pixabay

Sonuç olarak, yerleşik içtihat ışığında Temyiz Kurulu, Genel Mahkeme tarafından, söz konusu ret gerekçesinin duruma göre tek bir Üye Devletten oluşabilecek Avrupa Birliği’nin bir kısmında mevcut olmasının yeterli olduğunu göz önünde bulundurarak uyuşmazlık konusu işaretin 2017/1001 sayılı Tüzüğün 7(1)(c) ve 7(2) Maddelerinin amaçları bakımından tanımlayıcı olduğu sonucuna varmakta haklı görülmüştür. 

Kararın kanaatimizce en önemli kısımları, ortak markaların tanımlayıcı olarak değerlendirilmesinde birçok kriterin ele alınması ve ortak markanın reddi hükmünün istisnasının yalnızca malların coğrafi kökenine ilişkin bir gösterge olarak kabul edilecek işaretleri kapsayacak şekilde katı bir şekilde yorumlanması gerektiğidir. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

nacar.alara@gmail.com

Haziran 2023

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN İÇ PAZARDA VE SINIRLARDAKİ FİKRİ MÜLKİYET UYGULAMALARINA İLİŞKİN RAPORU

Fotoğraf: Renaldo Matamoro, Unsplash

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) ile Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürlüğü (DG TAXUD), 2020 yılında beri fikri mülkiyet uygulamalarına ilişkin tüm otoriteleri tarafından gösterilen çaba ve yapılan işler sonucu ortaya çıkan sonuçları her sene bir belge halinde yayımlama konusunda anlaşmışlardır. Bunun sonucunda hazırlanan ikinci belge Aralık 2022’de yayımlanmış olup AB sınırında gümrük otoriteleri tarafından ve iç pazarda yetkili makamlarca durdurulan taklit ürünlere ilişkin hem yerel otoritelerin sağladığı hem de AB çapında taklitle mücadele bilgi sistemi olan COPIS aracılığıyla toplanan 2021 verilerini içermektedir.

Neredeyse 100 sayfalık belgede, AB sınırlarından edinilen sonuçlar ile iç pazardan edinilen sonuçlara dosya sayısı, durdurulan/el konulan ürün sayısı, ürün kategorisi, taşıma yöntemi, fikri mülkiyet türü, işlem türü, ürünlerin menşei/geldiği yer, durduruldukları ülke/yer gibi farklı başlıklarda yer verilmiş ve bunların karşılaştırması da yapılmıştır.

Belirtmek gerekir ki, AB hukukunda hak sahipleri gümrüklerden fikri mülkiyet haklarının korunması için aksiyon almaları talebinde (“Application for Action” veya “AFA”) bulunabilmektedir. Bu sistem söz konusu belgede açıklanmıştır. Hak sahiplerinin ilgili talepleri, COPIS veritabanına kaydedilmektedir. Esasen, IPEP olarak anılan fikri mülkiyet uygulamaları portalından hak sahipleri bu taleplerine ilişkin ilgili başvuruları yapabilmekte, bu talepler otomatik olarak COPIS’e aktarılmakta ve AB çapındaki uygulayıcılar bu başvuruları yöneterek aksiyon alabilmektedir. Bu başvuruların geçerlilik süresi 1 yıldır. Ayrıca, IPEP’in çift yönlü bir iletişim sistemi de sağladığı, bu kapsamda hak sahiplerinin yetkililere güvenli bir şekilde ihlallere ilişkin uyarılar gönderebilmesinin de mümkün olduğu belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, fikri mülkiyet ihlalinden şüphelenmeleri halinde AB gümrüklerinin re’sen harekete geçme yetkisi de mevcuttur. Bu durumda, gümrükler hak sahiplerini belirlemekte ve bu hak sahipleri gümrükteki ürünlerin durdurulmasına devam edilebilmesi veya salıverilmesinin ertelenmesi için 4 iş günü içerisinde ulusal başvuruda bulunmaktadır.

Aşağıda raporun önemli bulduğumuz kısımlarını özetlemek suretiyle kısaca bilgi vermekteyiz:

  • Öncelikle belirtmek gerekir ki, belgenin başındaki özette AB sınırlarındaki durdurmalara dair 27 üye ülkeden 26’sının bilgi sağladığını, bilgi edinilemeyen üye ülke Yunanistan’ın ise tarihsel olarak durdurulan taklit ürünlerin hem sayı hem değer olarak yaklaşık %5-6’lık bir kesimini oluşturduğu vurgulanarak bu sene söz konusu bilgi eksikliğine rağmen COVID öncesine göre bile sayılarda bir artış görülmüştür.
  • Ürün kategorileri ise genel hatlarıyla en çok kıyafet ve ayakkabı gibi yaygın tüketici ürünleri ile ambalaj malzemeleri (sigara), oyuncak veya çanta, cüzdan, parfüm, kozmetik, saat gibi lüks ürünlerden ve cep telefonu aksesuarlarından oluşmaktadır.
  • AB’ye gelen taklit ürünlerin kaynaklandığı ülkeler bakımından ise en çok Çin (yaklaşık %70), ardından Türkiye (yaklaşık %9), ve Hong Kong (yaklaşık %6-6,5) belirtilmiştir. Kamboçya yaklaşık %3 olarak belirtilirken kalan tüm ülkeler toplamda yaklaşık %7’lik bir dilime sahiptir. En çok taklit ürünün geldiği ülke olan Çin’den çoğunlukla ambalajlama malzemelerinin durdurulduğu, Türkiye’den gelenlerde ise kıyafet ürünlerinin ağırlıklı olduğu, son olarak Hong Kong’dan gelenlerin daha çok etiket, sticker gibi ürünler olduğu belirlenmiştir.
  • Taşıma türü bakımından 2021 yılında en çok durdurulmanın posta veya ekspres kurye yoluyla taşınan ürünlerde gözlemlendiği belirtilmiştir. Geçtiğimiz yıllarda posta yoluyla gelen ürünlerdeki durdurmanın azaldığı, ekspres kurye yoluyla gelen ürünlerde ise arttığı tespit edilmiştir. Deniz yoluyla ve karar yoluyla ulaşımda taklit ürünlerin durdurulması hala el konulan ürünlerin çoğunluğunu oluşturmaktayken hava yolu, ekspres kurye ve posta yolunda da bu yönden artış not edilmiştir.
  •  Taklit ürünlerin ihlal ettiği fikri mülkiyet hakkı türü yönünden de en çok ulusal, uluslararası ve AB olmak üzere marka hakkının en çok ihlal edildiği belirtilmiştir.
  • Gümrüklerde durdurulan ürünlerin, AB sınırları içerisine giren taklit ve korsan ürünlerin çok küçük bir kısmını oluşturduğu da vurgulanmış, örneğin 2019 yılında gümrükte durdurulan taklit ürünlerin toplam geçen taklit ürünlerin ancak %0,45’i değerinde olduğu belirtilmiştir.
  •  AB iç pazardaki taklit ürünlere el koyma verileri ise polis, gümrük, pazar araştırma otoriteleri tarafından sağlanmakta olup el konulan taklit ürünlerin sayısı 2020 yılına kıyasla 2021’de yaklaşık 7 milyon artmıştır. Bu artış bazı otoritelerin 2020’de veri sağlayıp 2021’de sağlamamasına rağmen gözlemlenmiştir. Ancak, ürün sayısı artsa da kategori olarak daha çok ucuz ürünler bulunması nedeniyle alıkonulan ürünlerin değeri azalmıştır (Değer olarak 46 milyon Euro azalma gözlemlenmiştir).
  • El konulan ürünlerin sayısı ve değeri bakımından 6 tane üye ülke iç pazardaki toplam durdurmaların %95’ten fazlasından ve sayı olarak neredeyse %99’undan sorumlu olup ürün sayısının neredeyse %62’si ve değerinin %63’ü ile İtalya açık ara öndedir. Hollanda, Fransa, Portekiz, İspanya ve Macaristan onu takip etmektedir.
  • İç pazarda el konulan ürün kategorileri bakımından ise sigara ve etiketler, sticker, kıyafet ve devamında daha az da olsa ses/görüntü cihazı bulunmaktadır.
  • İç pazarda el konulan taklit ürünlerin yaklaşık %93’ü marka, %6’sı telif/eser ve yaklaşık %0,7’si tasarım haklarını ihlal etmektedir.
  • Genel itibarıyla, 2021 yılında el koyma suretiyle AB’ye girişi engellenen sahte ürünlerin sayısı yaklaşık 86 milyondur. Bu sayı 2020 yılına göre yaklaşık %31 artmıştır. Toplamın yaklaşık %62’si iç pazarda el konulmuş sahte ürünler olup kalanı AB sınırında durdurulmuştur.
  • AB’de el konulan sahte ürünlerin yaklaşık değerinin toplam 1,9 milyar Euro’yu aştığı belirtilmektedir. Bu rakam bir önceki yıla göre ürün sayısında artış olmasına rağmen yaklaşık %3 azalmıştır.
  • Durdurulan tüm sahte ürünler değerlendirildiğinde sayı olarak en çok ambalajlama malzemesi, sigara, etiket, sticker, kıyafet ve oyuncak görülmekte, bu beş alt kategorinin kaydedilen malların %53’ünü oluşturduğu belirtilmektedir. Değer yönünden ise en çok kıyafet, saat, ses/görüntü cihazları, tekstil ve spor olmayan ayakkabılar neredeyse %54’ünü oluşturmaktadır.
  • Gerçekleştirilen durdurma/el koyma işlemlerinde %90’ından fazlasının ya standart prosedür ya da “small consignment” yoluyla imha edildiği, ihlalin belirlenmesi için dava açıldığı veya cezai soruşturma geçirdiği, bir de dava dışı sulh yoluyla çözüme kavuşturulduğu belirtilmiştir. %7,14’ü bakımından ise hak sahibi tarafından gümrük bildiriminin ardından hiçbir aksiyon alınmaması nedeniyle malların salıverildiği görülmüştür. Bu oranın %2’si zaten re’sen yapılmış işlemlerdir. El koyma işlemlerinin %2,81’inde ise gümrük otoriteleri ortada bir ihlal olmadığı ve mallar ihlal yaratmayan orijinal ürünler olarak görüldüğü için malları bırakmıştır.
  • Son olarak sınırlarda ve iç pazarda durdurulan ürünler karşılaştırıldığında, cep telefonu aksesuarı ve ambalaj malzemelerine sınırda daha çok el konulurken sigara ve tekstil ürünlerine ise AB iç pazarında daha çok el konulduğu gözlemlenmiştir.
Fotoğraf: Brett Jordan, Unsplash

Bu belgenin amacı, AB’de fikri mülkiyet uygulamalarına ilişkin yapılacak analizin verilerle desteklenmesi ve alınacak uygun önlemlerin geliştirilmesinde bilgi sağlanması olarak belirtilebilir. Benzer şekilde, AB’de karar vericilere konu hakkında yol göstermesi ve öncelikler ile politika belirlenmesi bakımından yararlanılabilecek bir kaynak oluşturmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda, genel hatlarıyla ufak bir özet verilmeye çalışılmış olup daha detaylı bilgiye belgenin kendisinden ulaşılabilir (Belgenin kendisine bu adresten erişmek mümkündür.) Konuya ilgi duyan IPR Gezgini okurlarına faydalı olmasını dileriz.

Alara NAÇAR SEÇKİN

Ocak 2023

nacar.alara@gmail.com