Kategori: Yapay Zeka ve Fikri Mülkiyet Hakları

YAPAY ZEKANIN EĞİTİMİNDE ADİL KULLANIM SAVUNMASI: THOMSON REUTERS V. ROSS INTELLIGENCE KARARI



Amerika Birleşik Devletleri’nde, yapay zeka sistemlerinin telif hakkını ihlal ettiği iddialarıyla ilgili olarak adil kullanım (fair use) savunması bakımından verilecek kararlar uzun zamandır heyecanla beklenmekteydi. Nitekim, Thomson Reuters Enterprise Centre GMBH v. ROSS Intelligence Inc. davasında Delaware Bölge Mahkemesi (“Bölge Mahkemesi”) tarafından 11 Şubat 2025 tarihinde bu konuda ilk karar verildi. Bu kararın yapay zekanın telif hakkını ihlal ettiği iddialarıyla ilgili ileride gündeme gelebilecek olası uyuşmazlıklar bakımından da yol gösterici olabileceği kanaatindeyiz.

Thomson Reuters’a ait olan Westlaw; altmış sekizin üzerinde ülkede kullanılan, çevrimiçi hukuki araştırma hizmeti sunan bir platformdur. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere pek çok ülkede Westlaw kullanıcıları bu platform aracılığıyla pek çok kanun, yasal düzenleme ve yargı kararlarına ulaşabilirler. Westlaw’un öne çıkan özelliklerinden biri, “Key Number System” olarak adlandırılan bir numaralandırma sistemi içermesidir. Bu sistem sayesinde bir yargı kararını inceleyen kişi, ilgili hukuki konu ile ilgili verilmiş olan başkaca yargı kararlarını da kolayca bulabilir.

Ross Intelligence (“Ross”), Thomson Reuters’ın rakibi olarak yasal düzenleme ve yargı kararlarına ulaşılabilecek bir platform ile hizmet vermeyi hedeflemiştir. Bunun için ilk olarak Ross, Thomson Reuters ile iletişime geçerek Westlaw’un içeriğini, yapay zeka araştırma aracının eğitiminde eğitim verisi olarak kullanabilmek için lisans almak istedi. Ancak Thomson Reuters, Ross’un rakibi olması sebebiyle bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Ross, yapay zeka araştırma aracının eğitilmesi için kullanılacak içeriklerin üretimi için üçüncü bir taraf olan LegalEase ile anlaşma sağladı ve LegalEase, “Bulk Memos” olarak adlandırılan ve hukuki sorulara verilen cevapları içeren derlemeyi hazırlayarak Ross’a sattı. LegalEase, Bulk Memos’u hazırlamak için bu hazırlığa katılan avukatlara, Westlaw’un özet notlarını kullanarak fakat bu özet notları doğrudan kopyalamadan hukuki soruları hazırlamaları yönünde talimat vermiştir. Ross, yapay zeka araştırma aracının eğitiminde Bulk Memos’u kullanmıştır. Bu kullanım sebebiyle Thomson Reuters, Ross’a telif hakkının ihlaline ilişkin dava açmıştır.

Uyuşmazlık bakımından, telif hakkına tecavüzün söz konusu olabilmesi için öncelikle özet notların telif hakkı korumasını haiz olması ve bunun için de orijinallik şartının sağlanması gerektiğinden Bölge Mahkemesi ilk olarak bu hususu değerlendirmiştir. Bölge Mahkemesi, orijinallik için aranan eşiğin çok düşük olduğunu ve minimal düzeyde bir yaratıcılığın varlığının orijinallik şartının sağlanması için yeterli olduğunu Feist kararına atıfta bulunarak tespit etmiş ve dolayısıyla Thomson Reuters’ın özet notlarının orijinallik şartını sağladığına karar vermiştir.  

Ross, yargılamada masum ihlal savunmasına dayanmış,herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını ve masum olduğunu iddia etmiştir. Bölge Mahkemesi kararında masum ihlal savunmasının sorumluluğu değil, yalnızca tazminatı sınırlayacağını ve Westlaw’un özet notlarında olduğu gibi ihlal edilen eserin bir telif hakkı bildirimi taşıması durumunda geçerli olmayacağını açıklayarak bu savunmayı reddetmiştir. Bölge Mahkemesi, Ross’un, Westlaw’un 2243 adet özet notunu ihlal ettiğini belirterek bu ihlal bakımından Ross’un diğer savunmaları olan telif hakkının kötüye kullanımı (“copyright misuse”), birleşme (“merger”) ve doğal akışında gerçekleşmesi gereken sahneler (“scenes à faire”) savunmalarının da başarısız olduğuna hükmetmiştir.

Ross’un yargılamadaki diğer bir önemli savunması ise adil kullanım savunmasıydı. Amerikan hukukunda telif hakkı ihlali bakımından getirilebilecek en önemli savunmalardan olan adil kullanım savunması, Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakkı Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenmiştir. Adil kullanım doktrini, telif hakkıyla korunan eserin, telif hakkıyla korunan eserde yer alan fikir veya işlevin kopyalanması amacıyla kullanımını korumak için mevcuttur. Adil kullanım savunması, telif hakkı ihlali kanıtlansa bile ihlal edenin sorumluluktan kurtulmasına imkân vermektedir.

İlgili maddede bir eserin kullanımının adil kullanım teşkil edip etmediğinin tespitinde kullanılacak 4 faktör düzenlenmiştir. İlgili faktörler; (i) kullanımın amacı ve yapısı, (ii) telif hakkıyla korunan eserin niteliği, (iii) telif hakkıyla korunan eserin bütününe göre kullanılan kısmın miktarı ve önemi ve (iv) kullanımın telif hakkıyla korunan eserin potansiyel pazarı veya değeri üzerindeki etkisidir. Amerikan mahkemeleri, adil kullanım savunmasının değerlendirmesinde dört faktörün de önemli olduğunu belirtmekle birlikte, “Harper & Row, Publishers, Inc v. National Enterprises” kararında dördüncü faktördeki pazar etkisinin muhtemelen en önemli faktör olduğuna karar verilmiştir.

Bölge Mahkemesi birinci faktör bakımından yaptığı değerlendirmede, adil kullanım ile ilgili verilmiş ve ABD doktrininde adil kullanım savunmasının şekillenmesinde oldukça etkili olmuş olan “Google v. Oracle” ve “Sony Comput. Ent., Inc. v. Connectix Corp” kararlarına da atıflarda bulunmuştur. Bölge Mahkemesi bahsi geçen uyuşmazlıklarda bilgisayar kodunun kopyalanması söz konusuyken somut uyuşmazlıkta bilgisayar kodunun kopyalanmasının söz konusu olmadığını, Ross’un amacına ulaşabilmesi için Westlaw’un içeriğinin kopyalanmasının makul ölçüde gerekli olmadığını vurgulamıştır. Bu doğrultuda Bölge Mahkemesi, Ross’un, Westlaw’un özet notlarının kullanımının dönüştürücü değil ticari bir kullanım olduğu sonucuna varmıştır ki bu sonuç adil kullanım savunması bakımından aleyhe bir durumdur. Bu kapsamda Bölge Mahkemesi ilk faktör bakımından Thomson Reuters lehine karar vermiştir.

Dönüştürücü kullanım, başka bir amaçla yeni bir şey eklemek ve orijinal ifadeyi değiştirmek olarak tanımlanmaktadır. Bölge Mahkemesi’nin atıf yaptığı “Google v Oracle” davasında; Oracle, Google’ın uygulama programlama arayüzünü (API) oluştururken kodun yapısını ve sırasını kopyalamasının bir telif hakkı ihlali oluşturduğunu iddia etmişti. Yüksek Mahkeme ise Google’ın, farklı ve değişik bir bilgisayar ortamında çalışan yeni görevler koleksiyonu sağladığına ve kullanımının dönüştürücü nitelikte olduğuna karar vermiştir ve bu tespit Google’ın adil kullanım savunmasının kabulünde oldukça etkili olmuştur.

Kararda ikinci ve üçüncü faktörler bakımından Ross’un adil kullanım savunması lehine değerlendirme yapılmıştır. Bölge Mahkemesi ikinci faktör bakımından eserin niteliğini incelediğinde, Westlaw’ın materyalinin ağırlıklı olarak gerçeklere dayalı olması ve o kadar da yaratıcı olmaması sebebiyle, bizim de isabetli bulduğumuz şekilde, bu faktörün Ross’un lehine değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Dolayısıyla yapay zekanın eğitiminde kullanılan eserler bakımından telif hakkı ihlali ile ilgili meydana gelebilecek olası uyuşmazlıklarda bu faktörün yapay zekayı kullanan şirket lehine sonuç verip vermeyeceği belirlenirken kullanılan materyallerin yaratıcılık oranının önem taşıyacağı rahatlıkla söylenebilecektir.

Üçüncü faktör çerçevesinde, bir mahkemenin sadece kullanılan materyallerin miktarını değil, bunların kalitesini ve önemini de analiz etmesi beklenmektedir. Bölge Mahkemesi üçüncü faktör bakımından yaptığı değerlendirmede önemli olanın üretim aşamasında değil, çıktı aşamasında başka eserlerin kullanılması olduğunu belirtmiş ve Ross’un çıktı ürünlerinde Westlaw’un özet notlarına erişilemiyor olması nedeniyle üçüncü faktör bakımından Ross lehine karar vermiştir. Üçüncü faktör bakımından Bölge Mahkemesi’nin yaptığı bu değerlendirme, ileride yapay zekanın eğitimi ile ilgili telif hakkının ihlali bakımından yapılacak değerlendirmelerde, telif hakkıyla korunan eserin bütününe göre kullanılan kısmın miktarı ve önemi tespit edilirken çıktı aşamasındaki verilerin esas alınacağını göstermektedir.

Karar bakımından en önemli faktör olan dördüncü faktör ise telif hakkı sahiplerinin ekonomik çıkarlarına odaklanan faktördür. Bölge Mahkemesi, Ross’un kopyalamasının Westlaw ürününün pazarı üzerindeki olası etkisini incelemiş ve Thomson Reuters’ın söz konusu verileri kendi hukuki araştırma araçlarını eğitmek için kullanıp kullanmadığının önemli olmadığını, yapay zeka eğitim verileri için potansiyel bir pazar üzerindeki etkinin yeterli olduğunu belirtmiştir. İlgili pazar ise hukuki araştırma platformları olarak tespit edilmiştir. Bölge Mahkemesi sonuç olarak Ross’un, Westlaw ile rekabet etmeyi amaçladığı ve aksini kanıtlayamadığı sonucuna varmıştır. Bu sebeple dördüncü faktör bakımından Bölge Mahkemesi, Thomson Reuters’ın lehine karar vermiştir ve adil kullanım savunmasının kabul edilmemesi yönündeki nihai kararı bakımından da en etkili faktör bu olmuştur. Yapay zekanın eğitiminin telif hakkını ihlali ile ilgili ABD’de şu anda devam eden ve adil kullanım savunmasının yapıldığı diğer davalarda ve ileride açılacak davalarda da eserin kopyalanmasının ilgili somut pazar üzerindeki olası etkilerinin ve bir pazar ikamesinin söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesi beklenmektedir.

Adil kullanım savunması, yapay zekanın eğitimi ile ilgili ABD’de görülmekte olan davalarda, davalıların başvurduğu savunmaların başında geliyor. Dolayısıyla bir süredir adil kullanım savunmasıyla ilgili verilecek mahkeme kararları heyecanla beklenmekteydi ve bu konuda ilk karar verilmiştir. Delaware Bölge Mahkemesinin, Ross’un kullanımının adil kullanım olmadığı yönünde kararını takip edecek kararlarda da adil kullanımın dört faktörü ile ilgili getirilen yorumlar yol gösterici olabilecektir. İncelediğimiz kararın üretken olmayan bir yapay zeka hakkında verilmiş olması da önem taşımaktadır; zira üretken yapay zekalarla ilgili yapılacak değerlendirmelerde, özellikle kullanımın dönüştürücü olduğu ve pazar ikamesi oluşturma amacı olmadığı sonucuna varılması halinde adil kullanımın mevcut olduğu yönünde kararlar verilmesi ihtimali de mevcuttur.

Fatma KÜÇÜKTUNCAY

Mart 2025

fatmakucuktuncay.94@gmail.com

Fikri Mülkiyet Hukuk Teknolojileri: Öne Çıkan Kategoriler ve Uygulamadaki Kaygılar


Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, farklı sektörlerde hız, verim ve sürdürülebilirliğin sağlanması için teknoloji kullanımı arttı. Özellikle pandemi dönemiyle pekişen “uzaktan çalışma” ve “iş akışlarını otomasyonlaştırma” vizyonu, dijital dönüşümü zorunlu kıldı. Hukuk sektörü de özellikle uluslararası mecrada bu dönüşümün bir parçası haline geldi.

Hukuk teknolojileri, diğer adıyla “legaltech”, hukuki süreç ve hizmetlerin daha verimli hale getirilmesi için teknoloji kullanımıdır. Görev takip yazılımları, dosya yönetim programları ve dijital arşivler bunun öne çıkan örnekleridir. Hukuk ofislerinin kendi bünyesinde kullandığı sözleşme otomasyonları, dosya ve müvekkil takip uygulamaları, iş raporlama yazılımları da örnek olarak verilebilir.

Gartner’ın 2024 raporuna göre, mevcut durumda en yaygın kullanılan hukuk teknolojileri; hukuki araştırma ve arama motorları ile sözleşme ve hukuki durum tespiti (due diligence) dokümantasyon programlarıdır[1]. Hukuki iş kalemlerinin bütünüyle otomasyona dayandığı sistemler ise; iş yapış modeli (know-how) teşkil etmesi ve müvekkil gizliliği gibi kaygılar dolayısıyla, daha çok hukuk ofislerinin kendi bünyesinde yürütülmekte ve geliştirilmektedir.

Küresel hukuk teknolojisi (legaltech) pazarının 2025 yılında yaklaşık 25 milyar dolara ulaşması beklenmektedir[2]. Bu pazarın yoğunlaştığı bölgeler, Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği’dir. Future Insights verilerine göre, pazardaki aktif legaltech sayısının 3000’i aştığı, bu firmaların önemli bir kısmının doğrudan veya dolaylı olarak fikri mülkiyet haklarına odaklandığı bilinmektedir.

Fikri mülkiyet hukuk teknolojileri, hukuki uyum, analiz, sözleşme otomasyonu gibi pek çok başlığın alt kategorisini oluşturmaktadır. Bu nedenle, farklı hizmetler ile girift bir yapıdadır. Ancak doğrudan bu alanda çalışan teknolojiler ele alındığında, dört ana grup altında toplandığı görülmektedir[3]:

1) Buluş Madenciliği (Invention Mining): Aralarındaki küçük farklara rağmen “invention harvesting” olarak da bilinen bu kategoride, korunmak istenen fikri varlığın tanımlanması, ideal korumanın tespit edilmesi ve geliştirilmesi amacıyla hukuk teknolojisi (legaltech) araçları kullanılır. Nihai amaç, fikri varlığın değerlemesini arttırmak için sürekli araştırma, takip, listeleme ve karşılaştırma yöntemlerinin otomatize edilmesidir. IP Copilot’ı örnek olarak verebileceğimiz bu kategoride, yapay zeka ve doğal dil işleme (NLP) modellerinin sıkça uygulandığı görülmektedir.

2)  Araştırma ve İnceleme (Search & Review): Bu kategoride faaliyet gösteren teknolojiler; özellikle resmi sicillerde var olan, önceki tarihli haklara yönelik araştırma imkanı sunmaktadır. Ulaşılan sonuçların analiz edilmesi, örneğin bir markanın kelime unsurunun ilgili sınıfta bulunup bulunmadığının tespiti, inceleme aşamasını oluşturmaktadır. Clarivate’e ait Darts-IP’nin örneklerinden biri olduğu bu kategori; yapı itibariyle mevcut bir veri tabanı üzerinde araştırma ve veri seti yorumlama düzeninde çalışmaktadır. 

3) Başvuru ve Takip (Filing & Docketing): Fikri mülkiyet haklarına ilişkin başvuru ve takip süreçlerinin yürütülmesi, son dönemde yükselişte olan bir kategoridir. Bu teknolojinin avantajı, başvuru süreçlerini hızlandırması, personel ve zaman maliyeti bakımından etkili olması ve işlemleri denetlenebilir hale getirmesidir. Anaqua ve Marcaria bu kategoriye örnek olarak verilebilir.

4) Portföy Yönetimi: Fikri mülkiyet varlıklarının takibi, başvuru ve tescil süreçlerindeki işlemlerin yürütülmesi, belgelerin yedeklenmesi ve lisans gibi üçüncü kişilerle ilişkilerin yönetilmesi; portföy yönetimini ifade etmektedir. Bu süreçlerin otomatik olarak takip edilmesini sağlayan teknolojiler, fikri mülkiyet portföy yönetim yazılımlarıdır. Dennemeyer ve Patsnap bu alanda faaliyet gösteren hukuk teknolojilerine örnektir.

Yukarıdaki kategorilerden görülebileceği üzere, fikri mülkiyet hukukundaki pek çok danışmanlık faaliyeti, hukuk teknolojileri ile desteklenebilmektedir. Bu teknolojiler sektörün dijital dönüşümü için pek çok çözüm sunarken, potansiyel dezavantajlar ve zorlukları da barındırmaktadır[4].

Öncelikle, fikri haklar; gerçek veya tüzel kişilerin kendi eser, ürün ve hizmetleriyle bütünleşmiştir. Her ne kadar tür ve mevzuat bakımından yakın olsa da, her fikri hak kendi içerisinde farklı bir akış ve ihtiyaç barındırır. Dolayısıyla; hukuk teknolojilerinin, her bireyin veya şirketin ihtiyaçlarına ve iş akışlarına uygun şekilde özelleştirilmesi gerekir.

Bununla beraber, fikri mülkiyet, teknoloji ve inovasyon ile iç içe bir alandır. Bu nedenle ortaya çıkarılmış olan bir teknolojinin, fikri mülkiyet ofislerinin karar ve rehberleri ile mevzuat değişikliklerine sürekli adapte olacak şekilde kurgulanması gerekir. Aksi durumda, ilgili teknolojinin doğruluğu ve güvenilirliği sorgulanabilecektir.

Aynı şekilde, fikri haklar doğası gereği gizliliği temin edilmesi gereken bir alandır. Dolayısıyla, müvekkillerin sağladığı verilerin sadece yetkili kişilerce yönetilmesi ve izinsiz erişime mahal verilmemesi kullanıcıların temel beklentisidir. Bunun için de gerekli siber güvenlik ve veri güvenliği tedbirlerinin alınmış olması önem arz etmektedir.

Sonuç olarak, hukuk teknolojileri her geçen gün çeşitlenen ve büyüyen bir ekosistemdir. Fikri mülkiyet haklarına ilişkin hukuk teknolojileri de her yıl sayıca artmakta ve müvekkil ihtiyaçlarına göre alt kategorilere ayrılmaktadır. Her ne kadar kullanım kapsamı, gizlilik ve güncellik hususları kaygı yaratsa da; gelecek yıllarda fikri mülkiyet haklarına ilişkin teknolojilerin artış göstereceği ve özellikle portföy yönetiminin daha etkili ve kolay hale geleceği görüşündeyiz.

Nur Sena SEVİNDİ

Temmuz 2024

senasevn@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://www.gartner.com/en/legal-compliance/topics/legal-technology

[2] https://www.statista.com/statistics/1155852/legal-tech-market-revenue-worldwide

[3] https://www.legaltech.com/insights

[4] https://www.lawsociety.org.uk/topics/research/lawtech-comparative-analysis-of-legal-technology

Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası Onaylandı: Peki Telif Hakları Bakımından Neler İçeriyor?


* Yapay Zeka Yasası 13 Mart 2024 tarihinde Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından onaylandı. Söz konusu yasa telif hakları bakımından doğrudan bir düzenleme içermemekle birlikte, yasanın 53. maddesinde yapay zeka sağlayıcılarına getirilen yükümlülükler ile telif hakları ihlallerinin de önüne geçilmek istendiği görülmektedir.


Bildiğimiz üzere ChatGPT, BERT, LaMDA, DALL-E2 gibi pek çok örneğine rastladığımız ve metin, görüntü, ses gibi verileri işleyerek özgün içerik oluşturmaya imkan tanıyan üretken yapay zeka modelleri günümüzde yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir.

Yapay zeka modellerinin yoğun olarak kullanılmaya başlanması ile birlikte alandaki yasal boşluğun doldurulması ihtiyacı daha da güçlenmiştir. Özellikle yapay zeka modellerinden kaynaklanan riskleri önlemek ve yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerini belirlemek için etkili bir yasa çalışması yapılması gerekliliği uzunca süre tartışılmıştır.1

Bu husus geçtiğimiz yıllarda Avrupa Parlamentosu’nun gündeminde de önemli bir yer tutmuştur. Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılında tanıtılan ve alanda öncü bir çalışma olan Yapay Zeka Yasa tasarısı ile diğer hususların yanı sıra yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerinin çerçevesi çizilmeye başlanmıştır.

Takip eden süreçte tasarı ilgili komite tarafından önerilerle birlikte Avrupa Parlamentosu’na iletilmiş ve Parlamento tarafından 14 Haziran 2023 tarihinde kabul edilmiştir. 09 Aralık 2023 tarihinde ise Parlamento ve Konsey müzakerecileri Yapay Zeka Yasasının son hali üzerinde geçici bir anlaşmaya varmışlardır.2 Nihayetinde, Yapay Zeka Yasası, Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından 523 lehe, 46 aleyhe ve 49 çekimser oy sonucunda 13 Mart 2024 tarihinde onaylanmıştır.3 İlgili yasa kademeli olarak uygulanacak olup, yasanın 2025-2026 yıllarında tamamen uygulanabilir hale gelmesi beklenmektedir.4

Yasa dünya genelinde bu alanda bilinen ilk5 yasal düzenleme olması sebebiyle kanaatimizce büyük öneme sahiptir. Avrupa Birliği (“AB”) içerisinde pazar işleyişini iyileştirmek, insan odaklı ve güvenilir yapay zeka teknolojisinin benimsenmesini teşvik etmek, yapay zeka sistemlerinin zararlı etkilerine karşı sağlık, güvenlik, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve çevrenin korunması da dahil olarak temel hakların üst düzeyde korunmasını sağlamak ve yeniliği desteklemek bu yasanın temel amaçları arasında sayılmıştır.

Peki Yapay Zeka Yasası telif hakları bakımından neler içermektedir?

Belirtmek gerekir ki yapay zeka yasası doğrudan doğruya telif haklarına ilişkin düzenlemeler içermemektedir.

Yasa temelde yapay zeka sistemlerinin AB içinde piyasaya sunulması, hizmete sokulması ve kullanımı için harmonize olmuş kurallar belirlemekte, yapay zeka teknolojilerini çeşitli risk kategorilerine göre sınıflandırmakta, belirli tip yapay zeka uygulamalarını yasaklanmakta ve yüksek riskli yapay zeka sistemleri için özel kurallar ve bu sistemleri işletenler için yükümlülükler getirmektedir.

Yasanın yapay zeka sağlayıcılarının yükümlülüklerini düzenleyen 53. maddesi ise telif hakları ile ilişkilendirilebilecek niteliktedir. Bu kapsamda yapay zeka sağlayıcılarının;

a) Eğitim süreçleri de dahil olmak üzere yapay zeka modelinin teknik dokümantasyonunu hazırlamaları, güncel tutmaları ve talep edilmesi halinde bu dokümantasyonu Yapay Zeka Ofisi6’ne ve ulusal yetkili makamlara sunmaları,

b) Genel amaçlı yapay zeka modelini kendi yapay zeka sistemlerine entegre etmeyi planlayan yapay zeka sistem sağlayıcılarına bilgi ve belgeleri hazırlamaları, güncel tutmaları ve erişilebilir kılmaları,

c) Avrupa Birliği telif hakkı yasalarına uygunluğu sağlayacak surette ve Dijital Tek Pazarda Telif Haklarına ve Bağlantılı Haklara İlişkin 2019/790 sayılı Direktif’in metin ve veri madenciliği amaçlarıyla kullanımlara ilişkin olarak haklara getirilen istisna ve sınırlamaları düzenleyen 4(3) maddesi uyarınca, hak sahiplerine kullanımlar bakımından çekince koyarak kullanıma izin vermeme imkanı7 sağlamaları,

d) Yapay Zeka Ofisi tarafından sağlanan şablona göre, yapay zeka modelinin eğitimi için kullanılan içerik hakkında yeterince ayrıntılı bir özet hazırlamaları ve kamuya açık hale getirmeleri gerekmektedir.8

Görüleceği üzere ilgili düzenlemelerden özellikle c ve d bendinde aktarılan yükümlülüklerin telif hakları ile bağlantısı bulunduğu görülmekte ve yükümlülükler bir arada değerlendirildiğinde yapay zeka sağlayıcıların mevcut yasal düzenlemeler uyarınca üçüncü tarafların telif haklarına saygılı ve bunları gözeterek hareket edeceği, yapay zekayı eğitirken kullandıkları verileri kamu ile paylaşacakları, hak sahiplerinin ise kullanıma izin vermemek yönünde belirleme yapabilecekleri mekanizmaları9 sağlayacakları bir çerçeve çizilmektedir.

Bu hususların her birinin olası ihlallerin önüne geçmeyi; hak sahiplerine koruma imkanı sağlarken, yapay zeka sağlayıcılarına ise faaliyetleri açısından önceye nazaran daha belirli bir hukuki zemin getirmeyi amaçladığı görülmektedir.

İlgili yasa kapsamında, doğrudan telif hakları ile ilintili olmasa da şeffaflık yükümlülükleri de ele alınmaktadır. Bu doğrultuda 50. maddede getirilen yükümlülükler arasında yapay zekanın doğrudan kişilerle etkileşim kurduğu hallerin kullanıcıya açıkça bildirilmesi, üretilen içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulduğunun işaretlenmesi, duygu tanıma biyometrik kategorizasyon gibi işlemler yapabilen sistemler bakımından bu işlemlere maruz kalan kişilerin bu husus hakkında bilgilendirilmesi ve bunun usulüne ve yasalara uygun surette gerçekleştirilmesi, görüntü, ses veya video içeriği üreten veya manipüle eden, derin taklitler oluşturan (deep fake) bir yapay zeka sisteminin kullanıcılarına içeriğin yapay olarak oluşturulduğunun veya manipüle edildiğinin açıklanması gibi hususlara da yer verilmiştir.

Bunlardan özellikle işaretlemeye ilişkin olan sonuncu yükümlülüğün içeriğin yapay zeka ile meydana getirildiği noktasında bilgilendirici/uyarıcı bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bu işaretleme fonksiyonun olası uyuşmazlık hallerinde ilgili makamlar da içerik ile ilgili telif hakkı sahipliği iddiaları ve/veya hak ihlali hallerinde bu hususu gözeterek karar oluşturmasına katkı sağlayabileceğini değerlendirmekteyiz.

Sonuç olarak ilgili yasanın, genel olarak yapay zeka teknolojilerinin kullanımı bakımından belirli, şeffaf, üçüncü kişilerin -telif hakları da dahil- haklarına riayet edilen, ve aykırılık hallerini ise yaptırımlara10 bağlamak suretiyle caydırıcı mekanizmalar öngören bir düzenleme olduğunu söylemek mümkündür. Ancak ilgili düzenlemelerin ihtiyaçları karşılamak noktasında ne kadar yeterli olacağı ancak uygulama ile netlik kazanacak olup, alandaki gelişmeler kapsamında yasal düzenlemelerin şekillenmeye devam edeceği şüphesizdir.

İlgili yasanın yapay zeka sistemleri tarafından üretilen çıktıların eser niteliği ve/veya bunlar üzerinde olası telif hakkı sahipliği ve hak ihlali halleri bakımından herhangi bir düzenleme içermemesi karşısında ise bu noktaların aydınlatılması, en azından bu aşamada, yine mahkemelere bırakılmış gibi görünmektedir.

Mutlu YILDIRIM KÖSE                                         

mutluyildirimkose@gmail.com

Havva Yıldız

havvayildiz24@gmail.com

Su YÜCEL

suyucel3@gmail.com

Nisan 2024


DİPNOTLAR

1 https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/regulatory-framework-ai

2 https://artificialintelligenceact.eu/developments/

3 https://www.europarl.europa.eu/news/en/press-room/20240308IPR19015/artificial-intelligence-act-meps-adopt-landmark-law

4 https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/A-9-2023-0188-AM-808-808_EN.pdf

5 https://www.europarl.europa.eu/topics/en/article/20230601STO93804/eu-ai-act-first-regulation-on-artificial-intelligence

6 https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/ai-office Yapay Zeka Ofisi Avrupa Komisyonu tarafından yapay zeka uzmanlık merkezi olarak ve birlik içinde yeknesak bir yönetim sistemi belirlemek maksadıyla kurulmuştur.

7 https://enterprise.gov.ie/en/consultations/consultations-files/summary-articles-of-directive-eu-2019-790.pdf İlgili düzenleme yasal olarak erişilebilir çalışmaların metin ve veri madenciliği amaçlarıyla çoğaltılması ve ekstraksiyonuna izin verme yükümlülüğü yaratır. Ancak hak sahiplerinin kullanıma izin vermeme durumu söz konusu ise o halde bu istisna uygulama alanı bulmayacaktır. Bu türden çoğaltma eylemlerine metin ve veri madenciliği amaçları için gerektiği sürece devam edilebilecektir.

8 https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/TA-9-2024-0138_EN.html

9 Bu husus doktrinel kaynaklarda “opt-out” yani halihazırda kullanıma izin verilmiş kabul edilen bir halde hak sahibinin yapacağı belirleme ile izin vermediği yönünde iradesini ortaya koyması ve kullanımı yasaklamasını ifade eden mekanizmalara tekabül edecek şekilde yorumlanmaktadır.

10 İlgili yasanın “Yaptırımlar” başlıklı 99. maddesinde  ise, diğer hususların yanı sıra, şeffaflık yükümlülüklerine aykırılık  ile yapay zeka sağlayıcıları, yetkilendirilmiş temsilcileri, ithalatçılar, dağıtıcı ve sair her bir aktör bakımından ise yasada tarif edilen belirli yükümlülüklere aykırılık halinde 15 milyon Avro ve ihlali gerçekleştiren bir işletme olması durumunda, hangisi yüksek ise, ya ilgili miktar ya da önceki mali yılın toplam dünya çapındaki yıllık cirosunun %3’üne tekabül eden tutar üzerinden;  yanlış, eksik veya yanıltıcı bilgi sağlanması halinde 7,5 milyon Avro ve ihlali gerçekleştiren bir işletme olması durumunda, hangisi yüksek ise, ya ilgili miktar ya da önceki mali yılın toplam dünya çapındaki yıllık cirosunun %1’ine tekabül eden tutar üzerinden idari yaptırım uygulanacağı belirtilmektedir.

Yapay Zeka Patentleri Dost mu Düşman mı?


Günümüzde adını sıklıkla duyduğumuz ve bazen insan odaklı eylemlerin yerine dahi kullanılan yapay zeka, her geçen gün etki alanını genişletmekle farklı sektör ve işlerde karşımıza çıkmaktadır. Günlük hayatta sadece merak edilen şeylerin sorulduğu bir araçtan ziyade artık yapay zekanın daha “akıllıca” ürünler ortaya koyduğu görülmektedir. Bu nedenle artık yapay zeka sadece bir arama motoru değil, aynı zamanda daha derin konularda bilgi veren, araştırmalar yapan, hatta icatlara konu olabilecek buluşlar ortaya koyan akıllı bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Ancak yapay zekanın bu gelişimi ilerledikçe bazı tartışmalı durumları da beraberinde getiriyor. Bu tartışmalardan bizim ilgilendiğimiz kısım ise yapay zekanın fikri mülkiyet hakları ile olan ilişkisi ve daha da spesifik olmak gerekirse yapay zekanın ortaya koyduğu patentlerin hak sahipliği tartışmaları. Bu konuda en güncel kararlardan biri olan DABUS karar(lar)ı İngiltere’de ve fikri mülkiyet dünyasında yankı uyandırmıştı. IPR Gezgini’nde de bu konu ele alınmıştı, ilgili yazıları https://iprgezgini.org/category/yapay-zeka-ve-fikri-mulkiyet-haklari/ kategorisinde bulabilirsiniz.

Bu alanda oldukça ünlenen ve son zamanlarda yapay zeka patentlerine ilişkin çoğu davada ismini gördüğümüz Prof. Ryan Abbott; yapay zeka tarafından ortaya konulan buluşların patent hukukunun hedeflerine ulaşmak için önemli olduğunu ileri sürüyor. Bu bakış açısına göre, yapay zeka tarafından oluşturulan buluşlara ilişkin patentler, yaratıcı yapay zekanın gelişimine katkıda bulunurken, aynı zamanda yapay zekanın ürettiği çıktıların değerinin artmasına ve özel bilgilerin ticari sır olarak saklanması riskinin azaltılmasına da katkıda bulunmaktadır.  Ancak yapay zekanın ortaya koyduğu buluşların patent hukukuna ilişkin olumlu gelişmeleri tartışılırken insan dışı bir makinenin buluşçu olarak değerlendirilmesi pek de kabul görmemektedir. Özellikle bazı mahkeme kararlarına ve görüşlere göre yapay zeka patentleri insan faaliyetlerini taklit eden ve en azından şimdilik bunun ötesine geçmeyen bir oluşumu ifade ediyor.

Son zamanlarda güncel kararların verildiği Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (UKIPO), ulusal yapay zeka stratejilerini yayımlarken fikri mülkiyet alanında da yapay zekanın önemli olduğuna değinse de, yapay zekanın ortaya koyduğu buluşların akıbeti ile ilgili herhangi bir çıkarımda bulunulmamıştır. Ancak Birleşik Krallık’ın yaklaşımını güncel mahkeme kararlarından anlamak zor değil, zira en güncel kararlardan biri olan DABUS kararında açıkça yapay zekanın buluşçu olamayacağını ortaya koyarak yapay zeka patentlerine karşı tutumunu göstermiştir. Bu karara yönelik eleştirilerde, yapay zeka patentlerine izin verilmesiyle patent sürecinin kısalacağı ve daha fazla patentin ortaya çıkacağı vurgulanmaktadır. Yapay zeka patentlerinin mevcudiyeti, patent sürecini hızlandırarak Birleşik Krallık’ı uluslararası arenada daha rekabetçi hale getirecek ve daha fazla fayda ve kazanç sağlayacaktır. Ancak, bu hedefe ulaşmak için yapay zeka ve patent yasaları arasındaki belirsizliklerin giderilmesi yerinde olacaktır.

Birleşik Krallık’tan farklı olarak bazı ülkelerde ise yapay zeka bakımından umut verici yaklaşımlar benimsenmiştir. Yine DABUS örneği üzerinden gidecek olursak, DABUS’un kurucusu Dr. Thaler İngiltere, Avustraly, ve Güney Afrika gibi birçok yerde patent başvurusu yapmıştır. Birleşik Krallık tarafından verilen karar kadar popüler olmasa da diğer ülkelerin yaklaşımlarının farklılığı konuyu daha da enteresan hale getirmektedir. Özellikle Avustralya Federal Mahkemesi tarafından verilen karar yapay zeka patentleri için oldukça pozitifti. Her ne kadar ilk başvuruda Avustralya Patent Ofisi tarafından reddedilse de Dr. Thaler pes etmeyerek bu kararı mahkemeye taşımış ve Federal Mahkeme hakimi konuyu farklı yönden ele almıştır. Burada dikkat çeken nokta; mahkeme tarafından Patent Kanunu incelendiğinde, icatçının “insan” olması gerektiğini belirten kesin bir ifadenin aslında bulunmadığıdır. Yani kanunda icatçının tanımlanmaması aslında bir boşluk yaratmıştır denebilir. Bu noktaya değinen mahkeme, Patent Ofisi’nin kararını tekrar incelenmesi için geri gönderse de Avustralya Patent Ofisi, Federal Mahkeme’nin kararına itiraz etmiştir. Nihayetinde, Yüksek Mahkeme’ye giden dosyada, patentin bir insan çabasının sonucu ortaya konduğu ve insan dışında bir makine veya yapay zekanın bu sürece dahil olsa dahi kendi başına buluşçu olarak nitelendirilemeyeceği belirtilerek Federal Mahkeme’nin kararı bozulmuştur. Aslında, Federal Mahkeme de başvuruyu tamamen kabul etmekten ziyade mevcut yasal düzenlemedeki (Patent Kanunu) eksikliği işaret etmiş ve bunun inovasyon ile yaratıcılığı teşvik edeceğini belirtmiştir.

İncelenen bu iki ülkede yapay zeka patentlerine karşı farklı yollar izlense de yapay zekanın ürettiği icatların patentlenemeyeceği sonucuna varıldı. Peki bu yapay zekanın ortaya koyduğu patentin korunduğu bir yer yok mu? Var! Güney Afrika. Evet, Güney Afrika Birleşik Krallık ve Avustralya’dan farklı bir yaklaşım sergileyerek DABUS’u buluşçu olarak kabul etmiş ve nihayetinde yapay zeka patentlerine kucak açmıştır. Ancak Güney Afrika’nın bu kabulünü incelediğimizde yalnızca şekli şartlar bakımından patent başvurusunu incelediğini ve buluşçudan ziyade yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerinin araştırıldığı görülmektedir. Avustralya’daki gibi yasalarında da açıkça buluşçunun insan olması gerektiği yazmadığından bu patentin verildiği düşünülüyor. Zira birçok hukukçu ve sektörde önde gelenler tarafından eleştiriler alan bu karara ilişkin patent ofisi tarafından yayınlanan detaylı bir inceleme ve açıklama ne yazık ki bulunmuyor.

Yukarıda görüldüğü üzere mevcut düzende yapay zeka patenti almak bazı eleştirilen istisnalar dışında mümkün değildir. Ancak patent yasalarını ve anlaşmalarını incelediğimizde; Patentin temel amacının bireylere fayda sağlamaktan ziyade topluma fayda sağlamak olduğu görülür. Dolayısıyla bir buluşa patent verilmesi, buluşa ilişkin doğal bir hakkın teyidinden ziyade kamu alanına yeni ve değerli bilgiler aktarmanın karşılığı bir ödüldür. Bu nedenle bireylerin çıkarlarından ziyade toplumun çıkarlarına odaklanmak gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında yapay zeka buluşlarının patent haklarıyla korunmasının toplum açısından faydalı olacağı sonucuna varabiliriz. Zira, Ryan Abbott’un savunduğu üzere, yapay zekanın ortaya koyduğu buluşlar, bir insanın uzunca süre üzerinde zaman harcadığı ve insan gücünün büyük oranda kullanıldığı buluşlara nazaran daha kısa süreli ve kolay sonuca ulaşmayı sağlar.

Örneğin, ilaç gibi patent korumasının önemli rol oynadığı sektörlerde araştırma ve geliştirme kısmı yüksek maliyetli olabilir. Dolayısıyla bu sektörlerde yapay zeka tarafından üretilen buluşların patentlerle korunması, şirketlerin araştırma ve geliştirme süreçlerini otomatikleştirmesine olanak tanıyarak inovasyonu kolaylaştırmanın yolunu da açabilecektir. Örneğin, patent sürecinin oldukça karmaşık ve uzun sürdüğü ilaç sektöründe yapay zeka buluşlarının patentlenmesi ile oldukça büyük bir kolaylık sağlanabilecektir. Böylece ilaçların bazıları daha ulaşılabilir hale gelebilir ve bunun toplumsal faydayı hedefleyen bir sonuç olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, bu görüşün karşısında duran bir diğer görüşte olanlar ise doğru ve güvenilir çıktılar sağlamak için yapay zeka sistemlerinin özellikle medikal sektörlerde tam otomatik hareket edemediği ve dolayısıyla insan faktörünün bu durumda göz ardı edilemeyeceği yönünde. Bu halde de yapay zekanın henüz tam otomasyona geçmediği ve bu nedenle tek başına bir buluşçu kriterini karşılayamayacağı düşünülüyor. Kaldı ki yukarıda incelenen ülkelerin verdiği kararlarda da asıl sorun bu, yapay zekanın hala insan faktörü olmaksızın çalışması mümkün görülmediğinden özerk bir buluşçu olarak değerlendirilemiyor.

Bu nedenle, patent hukukunun kapsayıcı hedeflerine ulaşabilmek için yapay zeka buluşlarının tam olarak işleyebilmesi ve dolayısıyla patentlere konu olabilmesi bugünün değil geleceğin sorunu olmalıdır. Yapay zekanın şimdi olmasa bile gelecekte daha da gelişeceği göz önünde bulundurularak bu düzenlemelerin üzerinde çalışılması gerekiyor. Çünkü yapay zeka, sanılanın ötesinde değerli çıktılara sahip buluşlar bulabilecek ve yarattığı ürünlerin bir şekilde korunması gerekeceği için patent kurallarının da buna göre revize edilmesi gerekecek.

Sonuç olarak, yapay zekanın çeşitli sektörler üzerindeki genişleyen etkisi ve yapay zeka tarafından üretilen buluşların ortaya çıkışı, patent haklarına odaklanarak, özellikle fikri mülkiyet alanında karmaşık hukuki soruları gündeme getirdi. Bunlardan en tartışmalı olanı ise yapay zekanın mucit olup olmayacağı yönündeki endişeler denebilir, çünkü tartışmalar bunun ötesine ne yazık ki geçemedi. Başta Birleşik Krallık olmak üzere çoğu ülkede kabul görmeyen bu yaklaşım, Güney Afrika gibi bazı coğrafyalarda sınırlı da olsa kabul görmüştür. Büyük veri setlerini hızlı bir şekilde analiz etme yeteneği de dahil olmak üzere yapay zekanın yeni yetenekleri, patent hukukunda geleneksel inovasyon kavramına ilişkin tartışmaları tetiklemektedir. Zira hızla gelişen bu teknolojik ortamda yasaların artık eskidiği ve insan dışında bazı süjelerin de sisteme dahil olduğu göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki robotik bir çağa doğru gittiğimiz açıkça görülürken yapay zekaya vatandaşlık dahi verildiği bir dünyada toplumun yararına olabilecek buluşlar bakımından patent korumasının sağlanması herhalde bizler için olumlu etki doğuracaktır. Yine de bu durum, toplumun bazı kısımlarına korkutucu da gelebilmektedir. Bu nedenle bu yazının başlığını herkes bir de bu bilgiler ışığında değerlendirerek sorgulamalıdır. Yapay zeka patentleri dost mu düşman mı?

Yeliz BAŞARAN KAYA

Nisan 2024

yelizbasarankaya@gmail.com

YAPAY ZEKÂ İHTİLAFLARINDA YENİ CEPHE: THE NEW YORK TIMES v. OPENAI & MICROSOFT


Bu zamana kadar hep yapay zekâlar ve çıktılarının telif hakkı sorunu oluşturup oluşturmadığına dair araştırmalar yapılırken, The New York Times (The NY Times) işleri tersine çevirerek ChatGPT’nin öğrenme aşamasına el attı ve veri tabanı oluşturma aşamasında kendilerine ait makaleleri ve haber içeriklerini kullandığı gerekçesiyle ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI şirketine ve Microsoft’a dava açtı. Böylelikle, teknolojinin son hızda ilerlediği ve telif haklarının korunmasının da zorlaştığı bu dönemde, eser sahipleri ve teknoloji arasında süregelen hukuki mücadelelerde yeni bir alan yaratılmış oldu ve tarihte yapay zekâ yaratıcısı olan şirkete yazılı eserlerini temel göstererek telif hakkı nedeniyle dava açan ilk Amerikan medya kuruluşu The NY Times, 2023 yılının sonuna damga vurmayı başardı.

Telif hakkı ve yapay zekâ konularına geçmeden önce davaya kısaca bir göz atmakta fayda var:

The NY Times, davasında rekabete de değinerek, Manhattan’daki Federal Bölge Mahkemesi’nde sohbet/yapay zekâ robotlarının eğitilmesi amacıyla binlerce hatta milyonlarca makalesinin kullanıldığını iddia ederek dava açtı. Suçlamalarının dayanağını “yasa dışı şekilde The NY Times eserlerinin kullanılması ve kopyalanması” oluşturmakta olup, karşı tarafın milyarlarca dolarlık yasal ve fiili zarardan sorumlu tutulması gerektiğine dair talepler de bulunmaktadır. Hatta öyle ki, şikâyette içeriklerini kullanarak kendi haber ve eserlerinin yerini doldurabilecek yeni çıktılar oluşturulduğu ve gazeteciliklerinden “bedava” yarar sağlanmaya çalışıldığı ifadelerine de yer verilmiştir.

The NY Times’ın şikâyet dilekçesinde yer alan beyanlarının devamında, bağımsız gazetecilik unsurunun demokrasi için çok önemli olduğu vurgulanmıştır. İlerleyen zamanlarda da yapay zekâ destekli içeriklerin üretilmesi ile bağımsız ve özgün gazetecilik eserlerinin üretilemeyeceği ve yapay zekanın dolduramayacağı bir boşluğun oluşabileceği ve gazetecilik endüstrisinin olumsuz etkileneceği de beyan edilmiştir.

Parasal talep bakımından ise kesin bir talebe yer verilmemiş olup, OpenAI ve Microsoft’un yukarıda da belirtildiği üzere gazetenin çalışmalarını yasadışı olarak kullandığı gerekçesiyle milyarlarca dolar zarara neden oldukları iddia edilmiştir. Tüm şikâyet metnine https://nytco-assets.nytimes.com/2023/12/NYT_Complaint_Dec2023.pdf bağlantısından ulaşılabilir.

The NY Times’ın telif haklarını koruma çabasının bir diğer ayağını ise, başka şirketlerin telif haklarıyla korunmakta olan eserleri kullanan ve onlara yer veren tüm sohbet/yapay zekâ robotlarının verilerinin imhası yönündeki çağrısının oluşturduğunu belirterek olayın karşı tarafına da göz atalım.

Microsoft ve OpenAI şirketleri, yapay zekânın eğitilmesi amacıyla eserlerin kullanılmasının “adil kullanım” kapsamında kaldığını ve içeriklerin kullanımlarının “dönüştürücü amaca (transformative purpose)” sahip olduğunu belirtmektedir.

Peki, yapay zekâ ve telif hakkının bağlantısı nedir, ne gibi bir ilişkileri vardır? Adil kullanım nedir ve koruma kapsamı nereye kadardır?

Kısaca ABD Hukukunda Telif Hakkı

Somutlaştırılmış bir fikir olan eseri hukukla korumanın en önemli özelliği, fikri mülkiyetin sahibinin hususiyetini taşıması halinde, başkaca şekil şartı aranmaksızın ve tescil zorunluluğu olmaksızın yaratıldığı andan itibaren herhangi bir işleme tabi olmadan koruma hakkından yararlanabilmesidir. Telif Hakkı, eser sahibinin her türlü fikri emeği ile ürettiği eserler üzerinde hukuken sağlanan koruma olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram ilk olarak sadece edebi eserlere ilişkin olarak kullanılmış olsa da sonradan anlam genişlemesine uğrayarak tüm fikri haklar için kullanılır hale gelmiştir.

ABD’de önceki dönem yasalarda telif hakkının korunması, eserin telif hakkı bildirimi kullanılarak yayımlanması ile güvence altına alınıyordu. Günümüzde ise bir eserin telif hakkı korumasına sahip olması için yayım ve telif hakkı bildirimi gerekmemektedir. Günümüzde telif hakkının doğması için bir fikrin somutlaşması yeterli olup tescil edilmesine gerek yoktur. Ancak bu, telif haklarının tescil edilmesinin mümkün olmadığı anlamına gelmemektedir. Türkiye de dahil dünyada pek çok ülkede olduğu gibi eser sahibinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlayan, isteğe bağlı olarak tescil uygulaması ABD’de de vardır. Telif hakkı koruması için eskiden gerekli sayılan ABD Telif Hakkı Bürosu’na kaydolmak şartı da günümüzde aranmamaktadır. Burada bahsedilen “kaydolunma/kayıt altına alınma”, bir eserin veya çalışmanın yetkili organlar nezdinde “kamuya açık kayıtlara girmesi” ve “bir tescil sertifikası ile belgelenmesi” anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte, ABD’de, Telif Hakkı Yasası, telif hakkının korunması için belirli teşvikleri içeren bir kayıt sürecini desteklemektedir. Örneğin, ABD Mahkemelerinde telif hakkı ihlali davası açılabilmesi için ABD menşeli eserlerin tescilli olması gerekmektedir. Bu kayıt, telif hakkı talebinin kamuya açık olması anlamına gelmektedir. Eser, yayınlanmasından önce veya en fazla 5 yıl içinde tescil edilmişse, bu durum telif hakkının geçerli olduğu ve tescil belgesinde yer alan sahibin adı vb. faktörler açısından kanıt oluşturmaktadır. Devamla, Bern Sözleşmesi çerçevesinde ABD müelliflerinin eserlerine ilişkin telif hakları, işbu sözleşmeye taraf olan ülkelerin tamamında otomatik olarak korunmaktadır. ABD’de 1 Ocak 1978 tarihinden sonra oluşturulan eserler bakımından telif hakkı koruması, Türkiye’de olduğu gibi, yazarın ölümünden itibaren 70 yıl boyunca devam etmektedir. Ancak, bir yazarın sahip olduğu telif haklarından farklı olarak şirketin telif hakkı, eserin ortaya çıkmasından itibaren 120 yıl veya eserin yayımlanmasından sonra 95 yıl (hangisi daha kısaysa) sürmektedir.  ABD Telif Hakkı Kanunu (The Copyright Act of 1976) bakımından koruma kapsamını; şiir, roman, film, şarkı, bilgisayar yazılımı ve mimari gibi edebi, dramatik, müzikal ve sanatsal eserler de dahil olmak üzere orijinal eserleri oluşturmaktadır. İşbu çalışmaların koruma altına alınabilmeleri için ise özgünlük, somutlaşmış olma ve minimum yaratıcılık kriterleri aranmaktadır. Amerika’ daki Telif Haklarının daha somut bir şekilde ele alınması gerekirse kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Telif Hakkı;

  • Sanat, edebiyat, müzik ve drama gibi dallarda verilen eserleri içermektedir.
  • Orijinal olan eserleri/ çalışmaları ve Sanatsal veya yazın çalışmaları korur.
  • Herhangi bir gerçek veya tüzel kişi tarafından telif hakkı ihlal edilenin dava açmasına olanak sağlar.
  • Aynı zamanda da eserlerin, yetkili organlarca kamuya açık olarak paylaşılmasını ve tescil edilmesini (kaydettirilmesini) sağlar.

ABD Yasalarına göre Telif Hakkının İhlali

Diğer birçok hukuk düzeninde olduğu gibi ABD’de de telif hakkının ihlalinden söz edebilmek telif hakkı sahibinin izni olmadan eserin dağıtımı, kopyalanması, halka açık olarak sergilenmesi veya icra edilmesi ve/veya türevi bir çalışmaya kaynak teşkil etmesi gibi koşullar aranmaktadır. Telif hakkı ihlal edilen hak sahibi, davalı yanın, telif hakkıyla korunan çalışma ve eserleri izinsiz kullanmasının durdurulmasını, yasaklanmasını ve zarar tazmini açısından ihtiyati tedbir uygulanmasını talep ederek dava açabilmektedir. Aynı zamanda telif hakkı ihlali davası için davacı yanın geçerli bir telif hakkı sahibi olması ve davalı tarafından bu geçerli hakkının ihlal edilmiş olması da gerekmektedir.

Telif hakkının ihlali kapsamında değerlendirilmeyen ve yasak olan davranışlara tolerans gösterilmesine yol açan ve Microsoft ve OpenAI şirketlerinin savunmalarında yer alan “Adil Kullanım” kavramının incelenmesi, yazının ve davaların anlaşılması adına önem arz etmektedir.

Adil Kullanım

Adil kullanım net bir tanıma sahip olmamakla birlikte, telif hakkı ile korunan eserin veya çalışmanın, telif hakkı sahibinden izin alınmaksızın kullanımına belirli koşullarda izin verilmesi olarak tanımlanabilir. Adil kullanım yoruma açık bir kavram olup somut olay nezdinde incelenmesi gereken bir kavramdır. ABD Telif Hakkı Kanunu Bölüm 107’de adil kullanımda dikkat edilmesi gereken dört kritere yer verilmiştir.

  • Kullanım Amacı (kullanımın ticari nitelikte mi yoksa kâr amacı gütmeyen eğitim amaçlı mı olduğu da dahil olmak üzere, kullanımın amacı ve niteliği): Bu kriter, kullanımın ticari mi yoksa kâr amacı gütmeyen bir eğitim amaçlı mı olduğunu ve eserin telif hakkıyla korunan esere “dönüşüp” yeni bir şeyler ekleyip eklemediğini dikkate almaktadır. Kullanımın ticari olmadığının tespiti halinde bu durum adil kullanım bulgusuna işaret edecektir. Ancak ticarilik faktörü ilk kriterin analizinin sadece bir kısmını oluşturur ve bu nedenle belirleyici değildir.
  • Telif Hakkıyla Korunan Çalışmanın Niteliği/Doğası: Mahkemeler, telif hakkıyla korunan çalışmanın niteliğini, yani örnek olarak telif hakkıyla korunan çalışmanın gerçeklere dayalı mı yoksa yaratıcı mı olduğunu analiz edecektir. Telif hakkıyla korunan çalışmanın kreatif (yaratıcı) olması halinde adil kullanım kapsamına girmesi zorlaşacaktır. Nitekim, özgünlük telif hakkı korumasının bel kemiğini oluşturmakta olup her eser birbirinden ayrı özelliklere sahiptir.
  • Bir Bütün Olarak Telif Hakkıyla Korunan Eserle İlgili Olarak Kullanılan Kısmın Miktarı ve Önemi: Kullanıma konu edilen eserin/çalışmanın ne kadar kullanıldığı sorusu da önem taşımaktadır. Telif hakkıyla korunan eserle ilgili olarak kullanılan kısmın miktarı ve önemi bir bütün olarak dikkate anılmaktadır. Kullanım amacı incelendiğinde amaca uygun olarak nitelendirilebilecek bir kullanım, adil kullanım bakımından lehe kullanım teşkil edecektir. Yani bir çalışmanın ruhu, deyim yerindeyse özünün kopyalanması halinde adil kullanımdan söz edilemeyecektir.
  • Kullanımın Telif Hakkıyla Korunan Eserin Potansiyel Pazarı veya Değeri Üzerindeki Etkisi: Bu kriterde ise ihlalde bulunan kullanımın, telif hakkıyla korunan çalışmanın potansiyel pazarı veya değeri üzerindeki etkisinin tartılacağı açıklanmaktadır. Nitekim bu inceleme üçüncü kriter olan “miktar” başlığıyla da paraleldir. Diğer önemli husus ise oluşturulan veya kullanılan miktarın orijinal eserle rekabet haline girip girmeyeceğinde saklıdır. Bu hususta mahkemeler, ihlal eden eserin, telif hakkıyla korunan eserin pazar ikamesi olarak hareket ettiği ve hatta bazen ihlal eden kullanımın, telif hakkı sahibinin işgal ettiği pazarların dışında yer aldığı durumlarda (bu pazar tek pazar olduğu sürece) adil kullanım bulgusuna karşı ağırlık vermek için bu faktörü değerlendirmiştir.

Bu noktada inceleme konusu ihtilafa dönecek olursak:

Şikâyette, bağımsız gazeteciliğin en önemli noktası olarak orijinal haberler vurgulanmıştır. Dolayısıyla, yapay zekâ ve sohbet robotlarına veriler yüklendikten sonra ortaya çıkan sonuca ve chatbot’lardan alınan sonucun ne kadar The NY Times’ın makale ve çalışmalarıyla örtüşüp örtüşmeyeceğine bakılmalıdır. Çünkü yukarıda maddelerle sayılmış olan kriterlere bakıldığında The NY Times’ın yapay zekaya yüklenen eserlerinin nitelikleri, miktarları, habercilik ve gazetecilik pazarında işlenen veri çıktılarının The NY Times’ın pazarında değişiklik yaratıp yaratmayacağı tek tek incelenmelidir. Aynı zamanda, adil kullanım kapsamında kalınıp kalınmadığının miktar ölçütü bakımından somut olarak belirlenebilmesi için, yapay zekâlarda kullanılan bilgi havuzunun kaçta kaçının The NY Times, kaçta kaçının diğer haber veya bilgi sitelerinden alındığının da araştırılması gerekmektedir.

Devamla, adil kullanım doktrininin Yapay zekâ/makine öğrenimi konusunda uygulanıp uygulanmayacağı sorusu hala tartışma konusudur. Ancak Google Kitaplar Davası (Authors Guild v. Google, Inc., No. 13-4829 (2d Cir. 2015))[1] ışığında bakıldığında, bilgi almak için çalışmaların kopyalanması halinde, çalışmaların kopyalanması yasal bir zemine dayandırılmış görünmektedir; telif hakkıyla korunmayan bilgileri kullanmak için bir eserin kopyalanması sorun teşkil etmemektedir.  Sonuç olarak, bu dava özelinde yapay zekâ öğrenmesi için kullanılan ve telif hakkıyla korunan eserler hakkında, bu eserlerin kullanımının telif hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği söylenebilecektir. 

Bu noktada ChatGPT ve diğer yapay zekâ robotlarının çıktılarının telif hakkı kapsamında incelenmesine kısaca değinilmesi gerekir ki çıktılar işlenirken herhangi bir telif hakkı ihlali olup olmadığı konusu her açıdan ele alınabilsin.

Yapay Zekâ Sohbet Robotları ve Çıktıları

Değerlendirilmesi gereken ilk konu, yapay zekânın eser sahibi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. 2009/24/EC sayılı AB Bilgisayar Programlarının Yasal Korunması Hakkında Direktif md.1/3; “Bir bilgisayar programı, eser sahibinin kendi fikri yaratımı olması bakımından özgün nitelikte ise korunacaktır.” demektedir. Orijinallikte ürünün yeni, estetik veya benzersiz olması aranmamakta, eser sahibinin ürün üzerindeki yaratıcılığı, bir nevi imzası aranmaktadır. Eser sahibinin gerçek kişi olması ve eser sahibinin bir kişiliği olması gerekmektedir. Bununla birlikte, henüz teknolojik gelişmeler ile hukuk paralel şekilde düzenlemeler içermemekte olup, şu anda yapay zekâya kişilik atfedilmemektedir. Kişilik atfedilmemesinin sonucu olarak da yapay zekânın ürettiği içeriklerin üzerinde eser sahibi olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Ancak, bu sefer de üretilen içeriklerin sahibinin kim olacağına dair bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemde, yapay zekânın yazılımcısı eser sahibi olabilir, yapay zekâyı veri girdileriyle eğiten kişiler eser sahibi olabilir veya yapay zekâ nezdinde kendi özgün veri girdilerini yükleyerek geliştiren kullanıcılar eser sahibi olabilir şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Konuyla paralel olarak ABD hukukunda verilen bazı kararlara aşağıda kısaca yer verilmiştir:

  • ABD Telif Hakkı Ofisi “Midjourney” kararında, bağımsız bir araştırma laboratuvarınca geliştirilmiş ve metinleri resimlere dönüştüren yapay zekâ (AI) hizmeti olan Midjourney tarafından oluşturulan görsellerin, insan ürünü olmadığını gerekçe göstererek telife tabi olmayacağına hükmetmiştir.
  • Bir diğer örnek, 2022 yılında ABD Telif Hakları Ofisi’nin Stephan Thaler’ın “A Recent Entrance to Paradise (Cennete Açılan Yakın Zamanlı Bir Giriş)” isimli eserine ilişkin başvurusudur. Söz konusu eser, bir makinede yer alan bilgisayar algoritması tarafından bağımsız şekilde yaratılmıştır. Stephan Thaler, kendisinin “bilgisayar tarafından yaratılan bu eseri Yaratıcılık Makinesi’nin maliki sıfatıyla ve ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılan eser olarak [work-for-hire] tescil ettirmeyi amaçladığını” belirtmişse de başvurunun reddine karar vermiştir. Başvurunun reddine karar veren Ofis, eserin “eser üzerinde telif hakkı talep edilebilmesi için aranan ve eser sahibinin bir insan olması gerektiğine ilişkin kriteri sağlamadığı” sonucuna varmıştır. Kararın yeniden incelenmesi için ikinci kez talepte bulunan Thaler’in bu çabası; “eser sahibi bir insana ait herhangi bir yaratıcı katkı veya müdahale olmadan” işleyen “bir makine veya sadece mekanik süreç tarafından üretilen” eserlerin tescil edilemeyeceği, çünkü mevzuatta, “eserin, bir insan tarafından yaratılması gerektiği” şartının bulunduğu ve bu nedenle de Thaler’ın yapay zekâsının hak sahibi olamayacağı gerekçeleriyle olumsuz sonuçlanmıştır.
  • Bir başka örnek olan ABD’deki Fiest Publications v Rural Telephone Service Company Inc. 499 U.S. 340 (1991) ve Naruto v. Slater, No. 16­ 15469 (9th Cir. 2018) ve Avustralya’daki Acohs Pty Ltd v. Ucorp Pty Ltd davalarında da sadece insanların eser sahibi olabileceği ortaya koyulmuştur. 

Somut olayda ise çıktılar değil ancak gidişatın kendisi sorgulanmaktadır.

Makine Öğrenmesi ve Telif Hakkı

Telif hakkıyla korunan eserlere ilişkin yapay zekânın eğitilmesinin, telif hakkıyla korunan eserlerin pazarına ve değerine zarar verdiğine dair güçlü argümanlar bulunmaktadır. Bunların en önemlisini, çoğu telif hakkı sahibinin halihazırda yapay zekâ eğitim lisansları sunmasına rağmen, birçok yapay zekâ geliştiricisinin yapay zekâyı eğitmek için kullanılan çalışmalar için telif hakkı sahiplerine ücret ödememesi oluşturmaktadır. Bu durumun sonucu olarak ise telif hakkı sahiplerinin lisanslama pazarlarının yok olacağının söylenmesi, hiç de yanlış olmayacaktır. Birçok sanatçı ve telif hakkı sahibi, çalışmalarının yapay zekâ eğitim veri kümelerine dahil edilmesi için lisanslar sunmaktadır. Getty Images’ın yapay zekâ geliştiricilerine görüntülerini yapay zekâ öğrenmesinde veri kümelerinde kullanmaları için lisanslar sunması, birçok telif hakkı sahiplerinin çalışmalarını bu şekilde lisanslayarak sunmalarına örnek gösterilebilecektir. Ancak bu yöntemin herkes tarafından izlenmesi halinde yapay zekâ geliştiricilerine büyük bir yük ve sorumluluk yüklenmiş olup, bu yöntem de pek mümkün görünmemektedir.

Amerika’daki çoğu telif hakkı paydaşının yukarıda açıklanan adil kullanımın, veri işleme sürecinin korunması için yeterli olduğunu savunduğunu söylemek mümkündür. Ancak bu öğretinin veri madenciliğinde (data mining) kullanılması, işbu doktrinin öngörülmesi mümkün olmayan derecede esnemesine neden olabilecektir. Ayrıca, The NY Times’ın tüm makale ve haberlerini herkese açık bir şekilde insanlarla bilgi paylaşımı yapmak amacıyla kamuyla paylaştığı da dikkate alınacak bir husustur.

Devamla, makine öğrenmesinin telifli verilerle eğitilmesinin de çalışma veya eserleri dağıtmadığı veya başkalarına doğrudan iletmediği gerekçesiyle telif haklarını ihlal etmeyeceği yönünde bir görüş de bulunmaktadır. Yapay zekâ tarafından taranan ve kullanılan verilerin işleniş amacının da önem taşıdığını söylemek mümkündür. Çalışma veya eserlerin veri işleme/veri madenciliği için kopyalanıp kullanılması, işbu verilerin çalınıp yeniden oluşturulup tüketiciye sunulması için toplanıp işlenmemektedir. Bu çerçeveden bakıldığında telif hakkı ihlalinin varlığını söylemek de doğru olmayacaktır. Aynı zamanda yüklenen tüm veri, makale ve çalışmaların insanlara faydalı olması adına değiştirilerek ve özgün bir şekilde çıktı oluşturabileceği göz önüne alınmalıdır. Ne kadar çok veri, o kadar özgünlük ve daha bağımsız bir çıktı anlamına gelmektedir. Önünün kesilmesi imkânsız olan yapay zekânın karşısında, eser sahiplerinin veri yüklemelerinin fazla olması halinde telifli eserlerin orijinalleri yerine değiştirilmiş, geliştirilmiş ve farklılaştırılmış çalışmaların yaratılmasıyla kendilerini daha güvende hissetmesi mümkün kılınmaktadır. Her ne kadar çalışmalarının kullanılması sırasında yasal bir dayanak bulunmasa da internet dediğimiz bilgi ağına düşen her bilginin aslında herkese sunulduğunu unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan ve yapay zekâ ve makinelerde ileri teknolojiye sahip olan ABD’de telif hakkının ve sınai mülkiyet hukukunun teknoloji ile bir savaş halinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Devamla belirtmek gerekir ki, yapay zekânın çıktıları veya kullanımından kaynaklı uyuşmazlıklarda her kullanım adil kullanım kapsamında değerlendirilemeyecekken, telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zekâ öğrenmesi için yetkisiz kullanılması da keza adil kullanım bakımından her daim geniş ve sınırsız şekilde uygulanamayacaktır. Nitekim ne Telif Hakkı Yasası ne de içtihatlar suistimal edilecek derecede adil kullanıma izin vermektedir. Ancak belirtilmelidir ki, aynı şekilde telif hakkının, yaratıcıların haklarını ihlal etmeyen faydalı teknolojilerin gelişimini engellemesine izin verilmesi hali de fikri mülkiyet hukukunun hedeflerine engel teşkil edecektir.

Tüm bu açıklamalarımız sonucunda da yapay zekâ öğrenmesinin telif haklarını ihlal etmeyeceği görüşünde olmakla ve Amerikan mahkemelerinden ne gibi bir sonuç çıkacağını merak etmekle birlikte, davanın sonucunun var olan telif hakkı davalarına yeni bir soluk getireceğinden hiç şüphe duymuyoruz. The NY Times ihtilafı, kanaatimizce, yeni birçok davanın ve farkındalığın önünü açacak, yapay zekâ konusunda telif hakkı başta olmak üzere diğer fikri mülkiyet hakları bakımından da hem uygulamayı hem de sınırlarımızı test edecektir.

Örnek diğer davalara kısaca göz gezdirmeden önce, son noktayı koymak adına umuyoruz ki; yapay zekâlar olabildiği ölçüde etik biçimde ve eser sahiplerinin hakları ihlal edilmeden, lisanslama veya izinlerle geliştirilebilir ve yapay zekâ geliştiricileri ile eser sahipleri arasında sözleşme ilişkileri kurularak, ilişkiler hukuki ihtilafa dönüşmeden daha sağlam temellere dayanabilir. Önü kesilemeyecek ve tek bir tuşla hepimizin ulaşabildiği teknoloji ile barış sağlamak kanaatimizce var olan en iyi seçeneğimizdir.

Örnek Davalar

1- Sarah Silverman v. OpenAI ve Meta: ABD’li komedyen Sarah Silverman, OpenAI ve Mark Zuckerberg’e ait olan Meta’ya yapay zekâ öğrenmesi yapılırken izinsiz şekilde kitaplarının kullanıldığı gerekçesiyle (Copyright Act of 1976 (17 U.S.C. § 501, et seq.)) dava açmıştır. Silverman aynı zamanda Christopher Golden ve Richard Kadrey adlı iki yazarla birlikte, OpenAI ve Meta tarafından geliştirilen yapay zekâ modellerinin eğitim verilerinin bir parçası olarak kendi çalışmalarını kullandığını iddia eden davaları açmıştır. OpenAI’ya karşı açılan davada, telif hakkı korunan kitapların izinleri alınmaksızın ChatGPT’nin veri setine yüklenerek veri havuzunun genişletildiği iddia edilmiştir. Aynı zamanda davada birçok yazarın kitabının bir yapay zeka dil modeli olan LLaMA’ yı eğitmek için kullanıldığı da ileri sürülmüştür. Davalarda yazarların eserlerinin yapay zekânın eğitilmesiyle ilgilenen topluluğun dikkatini çeken “gölge kütüphaneden (shadow company)” elde edildiği iddia edilmektedir. (Gölge kütüphaneler, normalde gizlenmekte olan veya kolay şekilde erişilemeyen içeriklerin çevrimiçi olarak bulunduğu veritabanlarıdır.)

2- Thomson Reuters v. Ross Intelligence Davası: 2020 yılında davacı taraflar olan Thomson Reuters Enterprise Center GmbH (“Thomson Reuters”) ve West Publishing Corporation (“West”), ABD Delaware  Bölge Mahkemesi’nde Ross Intelligence Inc.’e platformlarında yer alan çalışmalarının yasa dışı kullanımı sonucu telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava açmıştır. Davacı taraflar hukuk sektöründe kullanılan arama platformu Westlaw’u işletmektedir. Davalı yan, yapay zekâ yardımıyla yeni bir hukuki arama motoru geliştirmiştir. Ve fakat bunu yaparken de kendi arama motorunu geliştirmek için LegalEase Solutions, LLC ile ortaklık kurmuştur. Davacılar, Ross LegalEase Solutions’ın arama motorunun veri tabanını zenginleştirmek için kendi bilgilerini izinsiz şekilde indirip depolamak için yapay zekâyı kullandığını iddia ederek telif haklarının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Mahkeme, dava sonucunda davacıların telif hakları taleplerini yeterli görüp, davalının davanın reddi taleplerini reddetmiştir. Davalı taraf 2023 yılının başında kullanımlarının adil kullanım kapsamında kaldığını ileri sürmüştür. İşbu iddialarında ise Westlaw içeriğinin işlevsel ve transformative (dönüştürücü) olduğunu, kopyalanan verilerin telif hakkı korumasının zayıf olduğunu, kullanılan verilerin miktarının az olduğunu ve ürünlerinin, Westlaw’ın eserlerinin pazardaki yerini almadığına yer vermiştir. Davacı taraf ise, davalı tarafın geliştirmekte olduğu arama motorunun, ileride Westlaw’un yerini alıp onunla rekabet edecek bir ürün yarattığını, kendi ürettikleri Westlaw’un son derece özgün ve yaratıcı olmasından kaynaklı olarak adil kullanımın olaya uygulanamayacağını öne sürerek, davalının kendi pazarlarına zarar verdiğini ve daha büyük zararları da gelecekte vereceğini belirtmiştir. Dav henüz sonuçlanmamıştır.

3- Planner5D” v. Facebook, Inc., et al., Case No. 19-CV-03132 (N.D. Cal.) Davası: 2019 yılında UAB Planner 5D; Facebook, Inc., Facebook Technologies, LLC ve Princeton Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne karşı telif hakkı ihlali ve ticari sırların kötüye kullanılması nedeniyle ABD Kaliforniya Kuzey Bölge Mahkemesi’ne şikâyette bulunmuştur.

2011 yılında kurulan Planner 5D, teknoloji alanında faaliyet göstermektedir. Şirketin web sitesi kullanıcıları, sanal nesnelerden (masa, sandalye ve kanepeler gibi) oluşan bir kitaplığı kullanarak, sanal iç tasarım sahneleri oluşturabilmektedir. Bu haliyle şirketin faaliyet alanının bir ev tasarımı web sitesi olarak açıklanması mümkündür. Şirket, tasarladığı üç boyutlu nesne ve sahnelerin derlenmesinde telif hakkı sahibi olduğunu ileri sürmektedir.

Planner 5D, Princeton bilgisayar bilimcilerinin, geniş veri koleksiyonunu, binlerce nesne ve on binlerce sahne de dahil olmak üzere tüm verilerini indirdiğini iddia etmektedir. Princeton’ın, 48.000’den fazla dosyayı kopyalamakla suçlanmasının yanı sıra, aynı zamanda bu verileri sahne tanıma araştırması için kullandığı da ileri sürülmüştür. Hatta, Princeton’ın araştırma makalelerinde bu durumu kabul ettiği ve verilerin SUNCG veri kümesi (SUNCG dataset) olarak kendi internet sitesinde paylaştığı da belirtilmiştir. Telif hakkı ihlali başvurusu ise, Princeton’ın eylemlerinin Planner 5D’nin Hizmet Koşullarını ve web sitesinin yapısını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Dosya kapsamında yapılan incelemede telif hakkı ihlali iddiasının kanıtlanması için başvuru sahibinin, haklı bir telif hakkına sahip olduğunu ve çalışmanın orijinal unsurlarının izinsiz şekilde alındığının/kopyalandığının kanıtlanması gerektiği söylenmiştir. Princeton ve Facebook ise, Planner 5D’nin, 17 U.S.C. § 411(a)’da belirtilen kayıt/tescil gereksinimine uygun olarak hareket etmediğini savunmaktadır. Facebook ayrıca, Planner 5D’nin eserlerine ilişkin telif haklarının gerekli düzeyde kanıtlanmadığını ve kendi çalışmalarında orijinallik ve yaratıcılık eksikliğinin olmadığını da belirtmektedir.

Sonuç:

Toparlayacak ve son noktayı koyacak olursak; tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de telif ve sınai mülkiyet haklarıyla, yapay zekâ ve makinelerin “eserlerinin” çakışma alanlarında hukuki belirsizlik ve mücadele mevcuttur. Telif hakları özelinde, telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zekâ öğrenmesinin geliştirilmesi için kullanılmasının adil kullanım kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ABD’de netlik kazanmış değildir.

Genel değerlendirme olarak, her ne kadar yapay zekâ öğrenmesinin telif haklarını ihlal etmeyeceği görüşünde olsak da, mahkemelerce verilecek olan kararlar ışığında içtihat ve uygulamalar gelecek günlerde şekillenecek ve sınırlarımız belirlenecektir. O zamana kadar ise konu bir sır perdesi olarak kalmaya devam edecektir.

Başak Ayşe ORTAK

basakortak006@gmail.com

Ocak 2024


DİPNOT

[1] Google Kitaplar Davası (Authors Guild v. Google, Inc., No. 13-4829 (2d Cir. 2015) sonucunda mahkeme şu sonuçlara varmıştır:

1) Google’ın telif hakkıyla korunan çalışmaları izinsiz dijitalleştirmesi, bir arama işlevi oluşturması ve bu çalışmalardan kesitleri görüntülemesi, ihlal oluşturmayan adil kullanımlardır. Kopyalamanın amacı son derece dönüştürücü nitelikte olup, metnin kamuya açık gösterimi sınırlıdır ve kamuya açıklanan/ifşa edilenler, orijinallerin korunan yönleri için önemli bir pazar ikamesi sağlamamaktadır. Google’ın ticari niteliği ve kâr amacı, adil kullanımın reddini haklı çıkarmamaktadır.

2) Google’ın, kütüphanelerin kopyaları telif hakkı yasasına uygun bir şekilde kullanacağı anlayışıyla kitapları sağlayan kütüphanelere dijitalleştirilmiş kopyalar sağlaması da ihlal teşkil etmemektedir. Ayrıca bu kayıtta Google’ın ihlale katkıda bulunan bir taraf olmadığı da belirtilmiştir.

Tam bu noktada davanın karşı tarafında yer alan Open AI, USPTO’ya yaptığı bir açıklamada üçüncü kriterin (Bir Bütün Olarak Telif Hakkıyla Korunan Eserle İlgili Olarak Kullanılan Kısmın Miktarı ve Önemi) amacının, kopyalanan telif hakkıyla korunan eserin miktarı değil, telif hakkıyla korunan bir eserin kamuya sunulan miktarı olduğunu savunmuştur.

DR. THALER’A KÖTÜ HABER: BİRLEŞİK KRALLIK TEMYİZ MAHKEMESİ DABUS DAVASINDA YAPAY ZEKANIN BULUŞÇU OLAMAYACAĞI VE BULUŞÇUNUN GERÇEK KİŞİ OLMASI GEREKTİĞİ YÖNÜNDE SON NOKTAYI KOYDU


Davanın Öncesi ve İlk Derece Aşamaları:

Dr. Stephen Thaler (“Dr. Thaler”) tarafından icat edilen ve geliştirilen Dabus adlı yapay zeka sisteminin, buluş sahibi olup olmayacağına ilişkin Birleşik Krallık ilk derece ve yüksek mahkemelerinin kararına en son 21 Kasım 2021’de burada değinmiştik. https://iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/

Yaklaşık iki sene sonra, bu defa, Birleşik Krallık temyiz mahkemesinin (“Temyiz Mahkemesi”) aynı yöndeki kararına değineceğiz. Zira 20 Aralık 2023 günü Temyiz Mahkemesi kararı da yayınlanmış olup, karar yine Dr. Thaler için kötü haberler içeriyor.

Geçmişe gidip, hatırlamak gerekirse şöyle özetleyebiliriz:

Dabus, kapsamındaki iki ayrı nöral ağ sayesinde insan müdahalesi olmadan yeni fikirler üretebilmekte ve de bu fikirleri geliştirebilen bir yapay zekâ sistemidir.  Bu nöral ağlar aracılığıyla Dabus iki önemli buluşun geliştirilmesini sağlamıştır. Bunlardan ilki, mevcut örneklerine kıyasen daha kolay taşınabilir ve de ısı koruması açısından daha verimli olan “Fraktal Konteyner” isimli yemek saklama kabıdır. Diğeri ise “Neural Flame” isimli acil durum uyarı ışığıdır.

Dr. Thaler, bahsi geçen buluşların patent korumasından yararlanması için Avrupa Patent Ofisi de dâhil olmak üzere birçok yetkili otorite nezdinde, buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zekâ sistemini göstererek başvurularda bulunmuştur.  Bu başvuruların yapıldığı ülkeler arasında Birleşik Krallık da vardır ve karar konu patent başvuruları Ekim ve Kasım 2018’de GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaraları altında yapılmıştır.

Patent başvuruları kapsamında buluş sahibi olarak Dabus’un gösterilmiş olması birçok tartışmaya yol açmıştır; ancak 21 Eylül 2021 tarihinde Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, bu tartışmaların gidişatına yön veren kararına imza atmış ve de yapay zekânın buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğu ile verilen 21 Eylül 2021 tarihli karar uyarınca, bir yapay zekâ sisteminin buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesinin bahsi geçen kararı onanmıştır.

 “Patent başvurusunda belirtilen buluş sahibinin bir yapay zeka olduğu durumlarda, Şekli İnceleme Denetçisi buluş sahibi bilgisinin değiştirilmesini talep etmelidir. Bir yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir çünkü bu, yasaların gerektirdiği gerçek bir kişiyi karşılamaz. Bu koşulun sağlanmamasının sonucu, başvurunun (1977 tarihli Patent Kanunu’nun) 13(2) bölümü uyarınca geri çekilmiş sayılmasıdır.”

Söz konusu karar temyiz aşamasına taşınmıştır ve Temyiz Mahkemesi Kararı 20 Aralık 2023’te yayınlanmıştır.

BİRLEŞİK KRALLIK TEMYİZ MAHKEMESİ KARARI: YAPAY ZEKÂ BULUŞÇU OLAMAZ!

20 Aralık 2023 tarihinde, Temyiz Mahkemesi, Dr. Thaler’ın itirazlarına ilişkin nihai kararı vermiştir. Temyiz Mahkemesi de Dr. Thaler’ın temyiz başvurusunu oy birliğiyle reddetmiştir.

Söz konusu temyiz başvurusu, 1977 tarihli Patent Kanunu kapsamında yapılan, GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaralı iki başvuruyu konu almaktadır. Başvuruların alışılmadık özelliği, ortaya koydukları icatların ve tanımladıkları şeylerin, otonom olarak hareket eden ve çalışan bir makine tarafından üretildiği söylenmesidir. Diğer bir özellik ise temyiz başvurusunda bulunan Dr. Stephen Thaler’ın, söz konusu makinenin sahibi olduğu gerekçesiyle bu başvuruları yapma ve takip etme hakkına sahip olduğunu iddia etmesidir.

Temyiz Mahkemesi, yapay zekâ tarafından üretilen buluşların patent korumasından yararlanıp yararlanmayacağı hususuna değinmeyip; sadece Patent Kanunu’nun patent alma hakkı ve patent sahibi/buluşçu olarak belirtilme hakkını düzenleyen 7 ve 13. maddelerinin nasıl yorumlanacağını ve de bahsi geçen kanun maddelerinin somut olaya nasıl uygulanması gerektiğini incelemiştir. 

Temyiz Mahkemesi’nin kararında üç temel hususa dayalı bir değerlendirilme yer almaktadır. Karar kapsamında, ilk olarak, Patent Kanunu’nda yer alan “buluş sahibi” kavramının anlam ve kapsamı incelenmiştir. Bu itibarla, Temyiz Mahkemesi, bahsi geçen kanunun 7 ve 13. maddelerini yorumlamış, UKIPO kararını tamamen haklı bulmuş ve de buluş sahibinin bir gerçek kişi olması gerektiği sonucuna varmıştır. 1977 Kanunu’na göre buluşçu bir gerçek kişi olmalıdır ve Dabus hiçbir şekilde bir kişi değil, gerçek kişi bile değil ve dahi bir makinedir. Karara konu başvuruların temelini oluşturan varsayımlara göre, teknik ilerlemeleri kendi başına oluşturmuş veya üretmiştir. 1977 tarihli Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca da buluşçu olabilecek kişi bellidir ve bu kişilerden biri olmayan biri buluşçu olarak gösterilemez.

Temyiz Mahkemesi, emsal karar niteliğindeki içtihatlara da dayanmış ve de bahsi geçen maddeler kapsamında hak sahipliği konusundaki bir uyuşmazlıkta, buluş sahibinin buluş kavramını ortaya koyan gerçek kişi olduğunu açıklamıştır. Buna ek olarak, patent hakkının bir üçüncü kişiye tanınmasının sadece buluş sahibi aracılığıyla mümkün olabileceği de belirtilmiştir.

Bu itibarla  Temyiz Mahkemesi Dabus’un buluş sahibi sıfatını taşımadığını, Patent Kanunu’nun 7 ve 13. maddelerinin de bu sonucu desteklediğini belirtmiştir.

Temyiz Mahkemesi tarafından incelenen bir diğer husus ise Dr. Thaler’in Dabus tarafından geliştirilen buluşlar üzerinde hak sahibi olup olmadığı sorunudur. Temyiz sürecinde Dr. Thaler  DABUS’un sahibi olması sebebiyle, somut olaydaki buluşlar için başvuruda bulunma ve patent alma hakkına sahip olduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar Temyiz Mahkemesi tarafından yine reddedilmiştir. Temyiz Mahkemesi Mahkeme, Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca başvuruda bulunma ve patent alma haklarının buluş sahibine tanındığını ve de buluş sahibinin de, yukarıda belirtildiği üzere, bir gerçek kişi olması gerektiğini belirtmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca buluş sahibi olmayan kişilerin de Patent Kanunu madde 7/2(b) ve madde 7/2(c) uyarınca patent koruması için başvuruda bulunabileceğini; ancak Dr. Thaler’in bu maddelerde aranan şartları taşımadığını ortaya koymuştur.

Sonuç

Dr. Thaler,  uzun zamandır dünyanın pek çok ülkesinde, Dabus adına yaptığı başvurularla, yapay zeka sistemlerinin buluş yapabileceğini ve bu tür sistemlerin sahiplerinin bu buluşlar için patent başvurusu yapabileceğini ve bu patentleri alabileceğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu nedenle, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi kararına konu vaka da,  Dr.Thaler’ın bir dizi test vakasından biridir. Dr. Thaler henüz herhangi bir yargı çevresinde istediği başarıyı elde edememiştir.  Yapay zeka tarafından yaratılan veya geliştirilen fikri mülkiyet haklarının hak sahipliği konusunda, tartışmalar hala devam ediyor ve yapay zekaya ilişkin son düzenlemeler ışığında devam da edecek gibi gözükmektedir. Ancak iki sene önceki yazımızdan beri, fikri mülkiyet hakkına konu yaratımcıların, “yaratıcısı” sıfatına sahip olma anlamına, hukuk sistemleri hala robotlardan değil insanlıktan yana diyebiliriz. “Robotlar bu mücadeleyi kazanacak mı?” sorusunun cevabını almak için gelişmeleri yaşayarak görmeye devam edeceğiz gibi.

Mine GÜNER

mine.guner@gmail.com

Aralık 2023

MAKİNELERİN HAK SAHİPLİĞİ MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR: ABD TELİF HAKLARI OFİSİ, YAPAY ZEKA YARATIMINI ESER OLARAK KABUL ETMEMEKTEKİ İSTİKRARINI SÜRDÜRDÜ –  “STEVEN THALER – A RECENT ENTRANCE TO PARADISE” KARARI



HAL: “.. Stop, Dave. Will you stop, Dave? I am afraid, Dave. Dave my mind is going. There is no question about it. I can feel it, I can feel it. Good afternoon gentlemen. I am HAL 9000 computer. I became operational at the H.A.L plant in Urbana, Illinois on the 12th January 1992…”

Yukarıdaki replik aslında biraz daha uzayıp gidiyor ve Stanley Kubrick’in 1968 yapımı efsane ve biraz da rahatsızlık verici “2001: A Space Odyssey” filminde, Dave’in, robot HAL’in bağlantısını koparmaya başladığı sahneden. Usta yönetmen Kubrick, 1968 yılında yapay zekaya sahip bir makinaya başrolü verdiğinde, yapay zeka sadece bilim kurguydu. Günümüzde ise, Kubrick’in öngörüsünü bir rutin olarak yaşamaktayız.

2001: A SPACE ODYSSEY - Trailer - YouTube

Son yıllarda yapay zeka tarafından meydana getirilen eserlerin korunup korunamayacağı ve/ya yapay zekanın eser sahibi olarak kabul edilip edilemeyeceği konusu pek çok farklı yargı çevresindeki idari ve yargı kurumları  tarafından ele alındı.   Bu konuda tartışılan temelde iki soru var: 1. Yapay zeka tarafından yaratılmış bir “eser”, telif hakkı korumasına layık bir eser olarak kabul edilebilir mi? 2. Yapay zeka eser sahibi olabilir mi? Bu zamana kadar dünyadaki baskın tutum, eserin meydana gelmesinde mutlaka bir insan unsuru bulunması gerektiği ve insan dışında bir eser sahibi kabul edilemeyeceği yönünde. Dolayısıyla yapay zeka çoğunlukla hak sahipliği anlamında hala bir araç olarak görülüyor.

ABD Telif Hakları Ofisi de çok yeni bir kararında yine, insan unsuru olmaksızın üretilen bir eserin telif hakkı tescil talebini reddetti ve yapay zekanın “eser sahibi” olarak kabul edilemeyeceği görüşünü tekrarladı. Bu yazımızda ele alacağımız telif hakkı başvurusunun sahibi Stephen (Steven) Taler ise aslında tanıdık bir isim. Thaler, daha önce “Dabus Kararı”[1] olarak gündeme gelen karardaki başvuru sahibinden başka biri değil.  Thaler, makinelerin hak sahibi olarak tanınması konusunda dünya çapındaki çabalarında oldukça ısrarlı. Bu başvuruda da muradına eremediğini görüyoruz ama bakalım gelecek günler neler gösterecek.

Başvuru Süreci

Konumuza gelecek olursak, bu yazımıza konu “A Recent Entrance to Paradise” [Cennete Açılan Yakın Zamanlı Bir Giriş] adlı iki boyutlu eserin (“Eser”) reprodüksiyonu aşağıdaki gibidir:


Steven Thaler, 3 Kasım 2018 tarihinde Eser üzerindeki telif hakkının tescili talebiyle ABD Telif Hakları Ofisi (“Ofis”) nezdinde başvuruda bulunur.  Başvuruda eser sahibini “Yaratıcılık Makinesi” [Creativity Machine] olarak tanımlayan Thaler, “makinenin mülkiyeti”ne dayalı devir beyanını göstererek kendisini talepte bulunan kişi olarak belirtmiştir.

Thaler başvurusunda, Eser’in “bir makinede yer alan bilgisayar algoritması tarafından bağımsız şekilde yaratıldığını” ve kendisinin “bilgisayar tarafından yaratılan bu eseri Yaratıcılık Makinesi’nin maliki sıfatıyla ve ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılan eser olarak [work-for-hire] tescil ettirmeyi amaçladığını” Ofis’e açıklamıştır. İncelemeyi yapan uzman, 12 Ağustos 2019 tarihli kararında Eser’in “telif hakkı talebini desteklemek için aranan eser sahibinin insan olması koşulundan yoksun” olduğunu tespit ederek tescil talebini reddetmiştir.

Yeniden İnceleme Talebi

Bunun üzerine Thaler, “eser sahibinin insan olması koşulunun anayasaya aykırı olduğunu ve mevzuat ya da içtihatlarla da desteklenmediğini” ileri sürerek Ofis’in tescil talebinin reddine ilişkin kararının yeniden incelenmesini talep etmiştir.

Thaler’ın iddialarını yeniden değerlendiren Ofis, Eser’in “eser üzerinde telif hakkı talep edilebilmesi için aranan ve eser sahibinin bir insan olması gerektiğine ilişkin kriteri sağlamadığı” sonucuna bir kez daha varmıştır; nitekim Thaler, “insan bir eser sahibi tarafından esere yeterli yaratıcı katkı ya da müdahale sağlandığına ilişkin hiçbir kanıt sunamamıştır.

Ayrıca Ofis, ABD Telif Hakkı Kanunu’nun (“Telif Hakkı Kanunu”), ABD Yüksek Mahkemesi ve diğer yargı organlarının emsal kararları uyarınca geliştirdiği ve bir eserin telif hakkın korumasından istifade edebilmesi için sağlanması gereken hukuki ve şekli koşullar arasında, eser sahibinin gerçek kişi/insan olması gerekliliğini belirten süregelen yorumunu terk etmeyeceğini de ifade etmiştir.

Thaler, ikinci kez kararın yeniden incelenmesi talebinde bulunmuş ve Ofis’in eser sahibinin gerçek kişi/insan olması gerektiğine ilişkin kriterinin anayasaya aykırı olduğuna ve içtihatlar uyarınca da desteklenmediğine ilişkin argümanlarını tekrarlamıştır. Thaler’a göre Ofis, makineler tarafından yaratılan eserlerden doğan telif haklarını tescil etmelidir nitekim böylelikle, “telif hakkı koruması için öngörülen anayasal temel de dahil olmak üzere, telif hakkı yasasının esas hedefleri daha da ilerletilecektir.” Ofis’in eser sahibinin insan olması gerekliliğine ilişkin olarak sunduğu içtihatlara cevaben Thaler, bilgisayar tarafından yaratılan bir eser üzerinde telif hakkının söz konusu olamayacağına ilişkin bağlayıcı bir kuralın bulunmadığını, telif hakkı hukukunun insan olmayan toplulukların eser sahibi olarak nitelendirilmesine ivaz karşılığı/sipariş üzerine eser yaratımı doktrini uyarınca müsaade edildiğini [work for hire doctrine] ve Ofis’in Yaldızlı Çağ’dan gelen [Gilded Age][2] bağlayıcı olmayan yargı görüşlerini temel alarak bilgisayar tarafından üretilen eserin korunamayacağını saptadığını belirtmiştir.

Yeniden İnceleme Kurulu’nun Ret Gerekçeleri

ABD Telif Hakları Ofisi tescil sürecinde beyan edilen vakıaları kabul ettiğinden ABD Telif Hakları Ofisi Yeniden İnceleme Kurulu (“Kurul”)’u gerekçesinde ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı’nın[3]3. Basısı uyarınca  “telif hakkı yasası sadece insan zihninin yaratıcılığında temellenen ‘fikri emeğin meyvelerini’ korur.” kuralına dayanmıştır.

Kurul’a göre, Ofis, “eser sahibi bir insana ait herhangi bir yaratıcı katkı veya müdahale olmadan” işleyen “bir makine veya sadece mekanik süreç tarafından üretilen” eserleri tescil etmeyecektir çünkü mevzuat uyarınca “eser, bir insan tarafından yaratılmalıdır”. Dolayısıyla Thaler, ya Eser’in eser sahibi bir insan tarafından meydana getirildiğini kanıtlamalı ya da Ofis’i yüzyıllık içtihadından dönmeye ikna etmelidir, ki Kurul’a göre Thaler bunların hiçbirini yapamamıştır.

Thaler, Eser’in bir insanın katkısıyla üretildiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığından, Kurul nezdinde incelenecek tek husus, Ofis’in “eser sahibinin insan olması gerekliliği”ne ilişkin kriterinin anayasaya aykırı ve içtihatlar uyarınca da desteklenmeyen bir kriter olup olmadığına ilişkin iddialardır. Mevcut durumda, “Ofis, şayet bir insanın o eseri yaratmadığını tespit ederse tescil istemini reddeder”. Bu bağlamda yasal düzenleme ve yerleşik içtihatlar uyarınca Eser’in tescil edilebilir olmadığı ortadadır.

Kurul, gerekçelerinde önemli emsal kararlara dayanmıştır:

Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony davasında Yüksek Mahkeme, eser sahibinin “eserin kökenini borçlu olduğu kişi; yaratıcısı; yapıcısı; bir bilim veya edebiyat eserini tamamlayan kimse” olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, “eser sahibi” kavramını kullanırken esasen insanlardan bahsetmektedir. Mahkeme, telif hakkı koruması için bir ön koşul olarak insan zihni ile yaratıcı ifade arasındaki bağı açıklamaya başkaca kararlarında da devam etmiştir. Nitekim, Mazer v. Stein davasında da bir eserin orijinal olması, yani eser sahibinin fikirlerinin somut ifadesi olması gerekliliğini yinelemiştir. Aynı şekilde Goldstein v. California davasında Yüksek Mahkeme, “eser sahibi”nin, orijinal bir kompozisyon yaratan bir birey olarak görülebileceğini, bu terimin anayasal anlamıyla, bir “yaratıcı”, “kökenini her şeyin kendisine borçlu olduğu kişi” anlamına gelecek şekilde yorumlandığını açıklayarak Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony davasındaki tutumunu korumuştur. Bu bağlamda Ofis de Yüksek Mahkeme’nin emsal kararlarına itibar etmekle mükelleftir nitekim, söz konusu kararlar uyarınca eser sahibinin insan olması gerekliliği telif hakkı koruması için aranan yegane unsurdur.

Yüksek Mahkeme’nin işbu emsal kararlarına ek olarak, yerel mahkemeler de telif hakkı korumasını insan olmayan yaratıcıları kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefleyen teşebbüsleri mütemadi olarak reddetmiştir. Örneklemek gerekirse, Naruto v. Slater davasında[4]bir maymun tarafından çekilen fotoğraflar için maymunun telif hakkı tescil ettirmesinin mümkün olmadığı ortaya konmıştur. Bu ve daha pek çok karar ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı kapsamında, eser sahibinin insan olması kriterini karşılamayan durumlara verilen örnekler arasında yer almaktadır. (maymun tarafından çekilen fotoğraf, “Kutsal Ruh” tarafından yazıldığı belirtilen şarkı vs.) Her ne kadar Kurul, direkt olarak yapay zekanın eser sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmeden bir ABD mahkemesi kararından haberdar olmasa da mahkemeler, insan olmayan varlıklar tarafından meydana getirilen ürünlerin telif hakkı korumasından yararlanmak açısından elverişsiz olduğu konusunda devamlı ve tutarlı kararlar vermektedir.

Aynı tutum Federal Kurumlar nezdinde de benimsenmiştir. Nitekim, programlama teknolojisinin telif hakkı sistemine etkisine yönelik sorular dolayısıyla 1970’lerde Telif Hakkıyla Korunan Eserlerin Yeni Teknolojik Kullanımları Komisyonu (“CONTU”) kurulmuştur. CONTU’nun açıkladığı gibi, “herhangi bir ürünün telif hakkı korumasına uygunluğu, yaratılışında kullanılan cihaza veya cihazlara değil, daha ziyade eserin meydana getirildiği sırada en azından bir insanın asgari düzeydeki yaratıcı çabasının varlığına bağlıdır.

İşbu sebeplerle ABD Telif Hakları Ofisi Uygulamaları Külliyatı, telif hakkı tescili için eser sahibinin insan olması koşulunu uzun süredir aramaktadır.

Thaler’ın, yapay zekanın telif hakkı yasası kapsamında bir eser sahibi olarak kabul edilebileceğine dair ikincil argümanı, ivaz karşılığı/sipariş üzerine eser yaratımı doktrininin [work for hire doctrine] insan olmayan tüzel kişilerin (mesela şirketler) eser sahibi olmasına izin verdiğine ilişkin olup bu argüman da isabetsiz bulunmuştur.  Kurul’a göre Eser, Telif Hakkı Yasası’nda tanımlandığı üzere ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılmış bir eser olarak nitelendirilemez. Nitekim, ivaz karşılığı yaratılan eserden söz edilebilmesi için eserin bir “işçi” tarafından meydana getirilmiş olması ya da bir veya birden fazla “tarafın”, eserin ivaz karşılığı meydana getirildiği konusunda yazılı bir şekilde anlaşmış olmaları gerekmektedir. Yani, her iki durumda da eser bağlayıcı bir sözleşmenin (bir iş sözleşmesi veya ivaz karşılığı eser sözleşmesi) sonucu olarak yaratılır. Kurul’a göre, “Yaratıcılık Makinesi” öncelikle bağlayıcı sözleşmelere taraf olamayacağından ilk kriteri karşılayamamaktadır. İkincisi, ivaz karşılığı eser yaratımı doktrini [work for hire doctrine], bir eserin telif hakkıyla korunup korunmadığıyla değil, yalnızca eser sahibinin kimliğiyle ilgilenir. Yukarıda açıklandığı üzere mevzuat, eser sahibinin bir insan olmasını gerektirir. Bu bağlamda Eser’in ivaz karşılığı eser yaratımı doktrini kapsamında ele alınamayacağı aşikardır.

Sonuç

Tüm gerekçelerini yukarıda incelediğimiz gibi, ABD Telif Hakları Ofisi, makine tarafından yaratılmış bir eserin ya da daha genel olarak insan yaratımı bir eserin korunmayacağı konusundaki tutumunda kesin ve net kriterler ortaya koymuştur. Dolayısıyla, yapay zekanın yaratımı olan eser veya yapay zekanın eser sahipliği konusunda ABD’deki içtihatlar bir kez daha istikrar kazanmış oldu. Ancak makinelerin bu yarıştaki mücadelesinde ABD Telif Hakları Ofisi kadar istikrarlı ve ısrarcı olan bir diğer taraf da Stephen Thaler. Thaler, şimdilik ABD’nin yerleşik içtihatlarını ve yaklaşımını çürütecek herhangi bir içtihat ya da emsal karar da gösteremediğinden, yapay zeka tarafından yaratılmış bir eserin korunmasını veya yapay zekanın hak sahipliği kazanmasını sağlamayı başaramadı. Thaler’in ileriki günlerde makineleri konu ettiği başka başvuruları olacak mı ve bunlara ilişkin hangi ülkelerden ne gibi kararlar çıkacak? Bunu da izleyerek göreceğiz.

Mine GÜNER SUNAY

Mart 2022

mine.guner@gmail.com


Karar metni:

https://www.copyright.gov/rulings-filings/review-board/docs/a-recent-entrance-to-paradise.pdf 4. syf


DİPNOTLAR

[1] https://iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/

[2] Amerika Birleşik Devletleri tarihinde 19. yüzyılın sonlarından 1900’lerin başına kadar olan dönemdir.

[3] Compendium of US Copyright Office Practices

[4] “Monkey Selfie” davası


KAYNAKLAR

https://inews.co.uk/news/technology/ai-cannot-copyright-art-creates-us-office-stephen-thaler-digital-artificial-intelligence-1474929

https://iprgezgini.org/category/yapay-zeka-ve-fikri-mulkiyet-haklari/

http://www.ipwatchdog.com/2022/02/23/thaler-loses-ai-authorship-fight-u-s-copyright-office/id=146253/

iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/

IPR GEZGİNİ CLUBHOUSE’TA #III !

21 NİSAN AKŞAMI YAZILIM PATENTLERİNİ VE YAPAY ZEKANIN BULUŞ SAHİPLİĞİNİ KONUŞACAĞIZ



IPR Gezgini Clubhouse toplantılarının üçüncüsü 21 Nisan Çarşamba günü saat 21.00’de gerçekleştirilecek.

Bu haftaki toplantının konusu, bilgisayar yazılımlarının patent korumasının kapsamı içinde olup olmadığı, Avrupa Birliği nezdindeki gelişmeler ve son günlerde fikrî mülkiyet dünyasının en önemli tartışma konularından biri olarak gündemi meşgul eden yapay zekanın buluş sahipliği olacak.

Söz konusu hususlar, Clubhouse’ta 21 Nisan Çarşamba akşamı IPR Gezgini yazarlarından Elif AYKURT KARACA‘nın moderatörlüğünde Türk ve Avrupa Patent Vekili Barış ATALAY tarafından değerlendirilecektir.

Toplantı elbette katılanların soru ve yorumlarına da açık olacak.

Toplantının Clubhouse bağlantısına https://www.joinclubhouse.com/event/xlJZ9WX6 adresinden erişebilirsiniz ve bu bağlantı sosyal medya hesaplarımızda da paylaşıldı. Programı kaçırmamak ve gelecek programlarımızdan haberdar olmak için Clubhouse’da IPR Gezgini kulübümüzü takip edebilirsiniz 🙂

Konuya ilgi duyan herkesin katılımlarını ve katkılarını bekliyoruz!

IPR Gezgini

Nisan 2021

iprgezgini@gmail.com

Yapay Zeka Buluş Sahibi Olabilir mi Tartışmasında Yeni Perde

Avrupa Patent Ofisi DABUS Kararı Temyiz Argümanları ve Güncel Gelişmeler

Geçtiğimiz aylarda Avrupa Patent Ofisi (EPO)’nin vermiş olduğu DABUS isimli yapay zekanın buluş sahibi olamayacağı yönündeki gerekçeli karar sonrası, 27 Mayıs 2020 tarihinde başvuru sahibi Stephen Thaler, DABUS tarafından icat edilen iki Avrupa Patent başvurusunun reddi kararına karşı EPO Temyiz Kurulu nezdinde itiraz etmiştir.

İtiraz dilekçesinde başvuru sahibi, temelde buluşun gerçek mucidi olan DABUS yerine, sırf şekli gereklilikleri yerine getirmek için bir gerçek kişi ismi yazmanın patent yasalarına aykırılığını ve kamuyu yanıltıcılığını tartışmıştır. Ayrıca, Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC)’de veya diğer uluslararası sözleşmelerde buluş sahipliğinin açıkça bir gerçek kişiye ait olabileceğinin düzenlenmediğini, dolayısıyla bir yapay zekanın buluş sahibi olması yönünde hukuki bir engel bulunmadığı da iddia edilmiştir.

Başvuru sahibinin itirazlarına karşılık, EPO’nun vermiş olduğu ret kararına yönelik sunulan üçüncü kişi görüşünün de, yapay zeka varlığın buluş sahibi olarak gösterilemeyeceğine yönelik önemli açıklamalar içermesi nedeniyle, bu kapsamda incelenmesi faydalı olacaktır.

Temyiz başvurusunun ayrıntılarını incelemeden önce itirazın EPO Temyiz Kurulu nezdinde inceleme aşamasında olduğunu ve itiraza ilişkin henüz karar verilmediğini de belirtmekte yarar var.

Başvuru sahibi, ilk aşamada EPO’nun EPC’ye aykırı şekilde başvurunun yayımında buluşçuyu göstermeyip, “Buluşçu tayini yapılmamıştır.” şeklinde bir açıklama yaparak halkı yanılgıya düşürdüğünü ileri sürmüştür. Zira, EPC Yönetmeliği’nin 20. maddesi uyarınca Avrupa Patenti başvurusu yayınında, buluşçu bu hakkından feragat etmediği sürece, buluşçu adının gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak EPO, gerekçeli kararında buluşçu olarak yapay zeka DABUS’un gösterilmesinin, patent hakkının kazanılma şekline ilişkin EPC’nin 81. maddesi ve buluşçu tayininde buluşçunun ad-soyad ve adres bilgilerini gerekli kılan Yönetmelik’in 19. maddesinde yer alan şartları sağlamadığını vurgulamıştır. Nitekim başvuru formunda başvuru sahibinin Avrupa Patenti’ne ilişkin hakları nasıl elde ettiğine ilişkin kısımda, Stephen Thaler önce DABUS’un işvereni olarak, sonra ise halefi olarak belirtilmiş, EPO (Receiving Section) yapay zekalar bu belirlemelerden ikisine de giremeyeceğinden başvuruyu şekli incelemede reddetmiştir.

Başvuru sahibi, başvuru formunda yer alan bu kısıtlamaya (yalnız işveren ya da halef kutucuğunun bulunmasına) itiraz etmiştir.  Nitekim EPC’de başvuru aşamasında EPO’ya ait formların kullanılma zorunluluğundan bahsedilmemiştir. Oysa EPO online sistemi, bu iki kutucuktan biri işaretlenmeden başvurunun yapılmasına imkan tanımamaktadır.

EPO online sisteminin EPC’nin 60. maddesinde düzenlenen Avrupa Patenti hakkının buluşçuya, onun yetkili halefine veya şartlar oluşmuşsa işverenine ait olacağı maddesi ile uyumlu olarak tasarlandığı düşünüldüğünde, bu iddianın yerinde olmadığı söylenebilecektir. Ancak başvuru sahibi, Avrupa Patenti üzerinde hak sahibi olabilmenin 60. maddede sayılan bu yollarla sınırlı olmadığını ileri sürmüştür . Nitekim EPO’nun bağlı olduğu “Bir Avrupa Patentinin Verilmesi Hakkı ile İlgili Kararların Yargı Yetkisi ve Tanınması Hakkında Protokol”(Tanıma Protokolü) çerçevesinde üye ülkelerin mahkemeleri, Avrupa Patenti hakkındaki taleplere karar vermede yargı yetkisine sahiptir. Somut olayda patent başvurusunun yapıldığı üye ülkelerden İngiltere’nin ulusal patent yasasında ise, patent hakkına sahip olma; buluşçu, buluşçunun halefi veya işvereni olmakla sınırlandırılmayıp EPC 60’dan daha geniş ve kapsamlıdır. Dolayısıyla, patent hakkı sahipliği ulusal mahkemelerde ulusal yasalara göre belirleneceğinden EPO’nun online başvuru formlarında bu ihtimallerin öngörülmemesi nedeniyle başvurunun reddedilmesinin doğru olmadığı öne sürülmüştür.

Başvuru sahibi temyiz dilekçesinde, buluşun gerçek mucidinin gösterilmesinin EPO tarafından engellenmesinin kamunun gerçek buluşçuyu bilme hakkına aykırılığına da genişçe değinmiştir. Günümüzde, gerçek kişilerin yapay zekaların icat ettiği buluşların sahibi olarak gösterildiği, bu buluşları icat etme yeteneğine sahip olmayan kişilerin yalnız insan olmalarından dolayı buluşçu olarak anılmalarının etik olmadığı da belirtilmiştir. Aslında başvuru sahibinin daha önce de ileri sürdüğü “halkın gerçek buluş sahibini bilme hakkı”na yönelik olarak EPO, patent ofislerinin gerçek buluş sahibinin kim olduğuna ilişkin karar verme yetkisinin bulunmadığını, bu hususların mahkemelerde çözümlendiğini ve kamunun da o aşamada aydınlatıldığını belirtmişti. Ancak, başvuru sahibi iddiasında direnerek yalnızca bir şekil şartını tatmin etmek için gerçek buluşçu yerine bir insan adı yazılmasının adil olmadığını vurgulamıştır. Nitekim başvuru sahipleri İngiltere Patent Yasası ve pek çok ulusal patent yasasında da belirtilen, gerçek buluşçuyu gösterme yükümlülüğüne tabidir. Çoğu ülkenin ulusal patent yasasında yer alan bu yükümlülüğün, yine bu ülkelerin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalarda açıkça yer almamış olması da eleştirilmiştir.

Temyize konu EPO kararında yer alan; EPC’nin, sadece fiil ehliyeti olan gerçek ve tüzel kişilere hitap ettiği ve insan olmayan varlıkların; başvuru sahibi, mucit veya patent işlemlerinde başka herhangi bir role sahip olamayacağı iddiasına da itiraz edilmiştir. Başvuru sahibi, EPC’nin açıkça yapay zekaların buluş sahibi olabileceğini düzenlememesinin, yapay zekalar tarafından yapılan buluşları dışladığı anlamına gelmediğini iddia etmiştir. Gerçekten de sözleşmede açıkça buluşçuluğun gerçek kişi olma ile bağlantılı olduğunu belirten bir hüküm bulunmamaktadır. EPO’nun kararında atıf yaptığı hükümlerin tümünde “buluşçu” ibaresi geçmekte olup buluşçu kavramı bir gerçek kişi ile sınırlandırılmamıştır. Bu bağlamda sözleşmeye göre patentlenebilirlik kriterlerini sağlayan patentlerin, yapay zeka tarafından icat edilse dahi patentlenmeye müsait olduğu ileri sürülmüştür.

Başvuru sahibi, EPC’nin lafzının gerçek kişi buluşçulara daha fazla odaklandığını kabul etmekle beraber, bunun nedeninin, işverenin buluşçu kısmına kendi ismini yazarak gerçek buluşçunun haklarını ihlal etmesini engellemek olduğunu, zira 1960’larda kaleme alınan sözleşmenin hazırlandığı zamanda yapay zeka varlıkların buluş sahibi olmasının söz konusu olmadığını, ancak bir insanın icat yapabileceği varsayımına dayandığını iddia etmiştir. EPC’nin bu yönelimi, başvuru sahibine göre açık bir şekilde insan dışı varlıkların mucit olmasını engellememektedir.

Bunun yanında gerekçeli kararda, buluşçunun kanunda sayılan ve buluşçu olmaktan doğan haklara sahip olduğunu, oysa bir yapay zeka varlığın hukuki bir kişiliği olmadığından bu haklara sahip olma yeteneği olmadığından bahsedilmiştir. Buna karşı başvuru sahibi temyiz dilekçesinde buluşçu olmanın bir hak değil, kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu olduğunu ileri sürmüştür. Buluşçu, ona kanunla sağlanan haklara sahip olabilir, ancak bu haklar buluşçu olmanın sonuçlarından doğan haklardır, yoksa buluşçu olabilmek bu haklara bağlı değildir. Bahsi geçen haklar, buluşçu olmak sonucuna bağlı ise ve EPO başvuru formuna gerçek buluşçu olmayan bir insan isminin yazılmasını şart koşuyorsa bu haklar gerçek buluşçu olmayan kişi açısından da doğmayacağı için EPO kendi ile çelişmiş bulunmaktadır.

Başvuru sahibine göre; yapay zekanın buluşçu olarak gösterilmesi sonrası buluşçuya başvurunun tebliğ edilmesi, maddi ve manevi hakların kullanılması aşamasında problemler çıkacağı doğru olsa da, bu hususlar maddi ve usul hukukunun konusu olup, patent hakkı sahibi olabilmeye ilişkin değildir. Nitekim, bakıldığında tüm gerçek kişilerin de bu hakları kullanmasının mümkün olmadığı, örneğin ergin olmayan küçüklerin EPO ile sözleşmesel ilişkiye giremeyeceği vurgulanmıştır. Üstelik başvuru sahibi, yapay zeka varlığın icat ettiği buluşlarla ilgili hiçbir hakka sahip olamayacağı ilkesine uymuş ve başvuru formunda Stephen Thaler’in DABUS’un buluşlarından doğacak haklara sahip olacağı belirtilmiştir.

Özetle, başvuru sahibi EPC’de buluş sahibinin bir gerçek kişi olması gerektiğine dair açık bir hüküm bulunmadığı, buluş sahibinin niteliğinin patentlenmeye ilişkin şartlar arasında da sayılmadığı, dolayısıyla buluşçunun kişiliğinin patentten bağımsızlık arz ettiği ve somut olaydaki asıl aykırılığın başvuru sahibinin gerçek buluş sahibini göstermesinin engellenmesi olduğunu belirtmiştir. Bir yapay zekanın icat etme yeteneği olup olmadığına yönelik tartışmalara başvuru sahibinin cevabı ise, hiçbir patent sisteminin buluşun nasıl ortaya çıktığını sorgulamadığı olmuştur. Gerçekten de, buluşu ortaya çıkaran motivasyon, başvuruda önemsiz bir detaydır ve yapay zekaların insanlar gibi duyguları olmaması bu noktada önem arz etmemektedir.

Başvuru sahibinin yukarıda özetlenen iddialarına karşı, gerekçeli karara ilişkin dosyalanan bir üçüncü kişi görüşünde yapay zeka varlıkların bir Avrupa Patenti başvuru formunda neden buluş sahibi olarak gösterilemeyeceği açıklanmıştır. Sözü geçen görüşte, bir kimsenin EPC’nin 60. maddesinde Avrupa Patenti hakkına sahip olabilme şartlarını sağlayabilmesi, yani somut olayda Stephen Thaler’in DABUS’un hukuki halefi olabilmesi için, DABUS’un bu haklarını devredebilme ehliyetine sahip olması gerekir. Haklarını devredebilmesi için ise önce onlara sahip olabilmesi aranır. Somut olayda başvuran buluşçu olmadığını kabul etmiş ancak buluşçunun haklarını devraldığını hukuki çerçevede ispatlayamamıştır. Dolayısıyla, başvuru sahibi EPC uyarınca Avrupa Patenti hakkına sahip değildir. Zira patent bir mülkiyet olduğundan, bu durumda mülke sahip olamayan kişi Avrupa patenti haklarını da elde edemeyecektir. Bu bağlamda, başvuru sahibinin yapay zekanın hukuki kişiliğe sahip olmamasının patent hakkından bağımsız olarak maddi hukukun konusu olduğu yönündeki iddiasının hukuken yerinde olmadığı söylenebilecektir.

EPO’nun ret kararı temyiz aşamasında iken, İngiltere Patent Ofisi (UKIPO) de her iki patent başvurusunu da yeniden incelemiş ve iki patentin de patentlenebilirlik kriterlerini karşıladığına karar vermiştir. Bu kapsamda, UKIPO, DABUS’u iddia edilen buluşların yaratıcısı olarak açık bir şekilde tanımış, ancak yapay zekaların patent başvurusunda buluşçu olabileceğini öngören hiçbir yasa veya yargı içtihatının bulunmadığı gerekçesi ile başvuruyu kabul etmemiştir. Bu noktada UKIPO, yapay zeka varlığın mucit olarak adlandırılıp adlandırılamayacağına dair rehberlik için Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Duruşmanın Temmuz ayında Londra’da gerçekleşmesi beklenmektedir.

Bir yapay zekanın mucit olup olamayacağı sorusu dikkate değer olmakla birlikte, bu olay fikri mülkiyet hukuku ilk kez insan dışı varlıklar tarafından yaratılış meseleleriyle karşı karşıya gelmemiştir. 2016 yılında ünlü Naruto v. Slater davasında bir maymunun, çektiği iddia edilen fotoğraflar için eser sahibi olup olamayacağı ele alınmıştı. Temyiz Mahkemesi, fotoğrafların sahibinin fotoğrafçı değil, maymun olduğunu kabul etmekle birlikte bir hayvanın yasalara göre eser sahipliğinden doğan haklara sahip olma ehliyeti bulunmadığından maymunun ihlal davası açmak için yasal bir dayanağı olmadığı sonucuna varmıştı. Bu sonuç aslında yukarıda açıklanan UKIPO kararına oldukça benzemektedir, zira iki kararda da insan olmayan varlıkların fikri mülkiyet ürünü yaratabileceği, ancak bu hakları talep etmek için gerekli kişiliğe sahip olmadığı belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, konu ile ilgili çokça tartışma ve görüş olsa da, yapay zekaların buluş sahibi olamayacağına ilişkin argümanların daha baskın ve hukuki temelli olduğu söylenebilir. Ancak, gelecekte de yapay zekaların buluş sahipliğine ilişkin gerek patent ofislerinin gerek mahkemelerin önüne gelecek olay sayısının artacağı öngörüsü, hukuk ve patent sistemlerinin bir çözüm üretmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Betül ÖZBEK

Haziran 2020

betulozbek9@gmail.com