SÖYLEŞİYORUZ X- Doç. Dr. FÜLÜRYA YUSUFOĞLU BİLGİN BİZLERLE!

IPR Gezgini “Söyleşiyoruz” Mart ayı söyleşimizden herkese merhabalar. Bu ayki konuğumuz Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fülürya YUSUFOĞLU BİLGİN!

Fülürya Hocamıza bizimle söyleşmeyi kabul ettiği için teşekkür ediyor ve bir gün bu söyleşiyi yüz yüze yapabilmeyi umarak başlamak istiyoruz. Bugünkü sohbetimizde IPR Gezgini adına soruları site yazarı Elif AYKURT KARACA yöneltecek.



Başında EAK yazan kısımlar IPR Gezgini’nin soruları; FYB ile başlayan kısımlar ise Fülürya Hocamızın yanıtlarıdır. Şimdiden keyifli bir okuma diliyoruz.

EAK: Fülürya Hocam, öncelikle davetimizi kabul ederek Söyleşiyoruz serimize katıldığınız için IPR Gezgini adına teşekkür ediyorum. Bu söyleşide sizi kişisel olarak daha yakından tanımak yanında fikri mülkiyet hakları alanındaki kişisel düşüncelerinizi daha yakından öğrenerek okuyucularımıza aktarabilmeyi arzu ediyorum. İlk sorum sizi kişisel olarak daha yakın tanımaya ve okurlarımıza tanıtmaya ilişkin olacak. Okurlarımız için kendinizden, hayat öykünüzden, nerelerde – nasıl büyüdüğünüzden, zevklerinizden, nasıl zaman geçirmekten hoşlandığınızdan bahsedebilir misiniz?

FYB: Öncelikle, beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bulgaristan’da doğdum ve 13 yaşıma kadar orada yaşadım. Liseyi ve Üniversiteyi Galatasaray’da okudum ve bundan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Belki çok klasik olacak, ama klasik müziği çok seviyorum, edebiyat ve sinema sanatını seviyorum. Tiyatro ve operaya gitmeyi çok seviyorum, ama pandemiden dolayı, son 2 yıldır maalesef o zevkten mahrum kaldım. Onun dışında doğada olmaktan, uzun doğa gezilerinden ve seyahatlerden keyif alırım. Sevdiklerimle zaman geçirmek benim için büyük mutluluktur, ben biraz evcimen bir insanım.

EAK: Bildiğim kadarıyla lisans mezuniyetinizden sonra yüksek lisans aşamasındayken akademiye katıldınız. Akademisyen olmaya nasıl karar verdiniz? Hukuk fakültesinden mezun olurken aklınızdaki meslek akademisyenlik miydi?

FYB: Araştırmayı ve incelemeyi çok seviyorum. Sanırım akademisyenliği aslında ben seçmedim, zaten araştırmayı sevdiğim için ve akademideki esas uğraş araştırmak ve araştırma sonuçlarını kaleme almak olduğu için, akademisyen oldum. Bu bir seçim değildi, yapmayı sevdiğim şeyin doğal bir sonucuydu. Akademisyenlik benim için bir iş gibi değil. Konfiçyus’un çok güzel bir sözü vardır, “Sevdiğiniz iş ile uğraşırsanız, hayatınızda bir gün bile çalışmış olmazsınız”. Ben de aslında zaten yapmaktan keyif aldığım şeyi yapıyorum. Hukuk fakültesinden mezun olurken akademisyenliği istiyordum. Bizim hocalarımızın bize öğrettikleri en önemli şeylerden birisi, farklı kaynaklardan araştırmak ve bir tek kaynakla yetinmemekti. Aynı konuda farklı kaynaklara bakınca ve farklı bakış açıları görünce, kişinin kendi bakış açısı da mecburen oluşuyor.

EAK: Önceki sorumuzla bağlantılı olarak akademideki ilk günlerinizden ve akademiye giriş sürecinizden bahsedebilir misiniz?

FYB: Yüksek lisans tezi araştırması yapmak için ve İngilizcemi geliştirmek için İngiltere’ye gitmiştim. Bu süreç benim için çok verimli geçti. Sürecin sonlarına doğru, çok yakın arkadaşım Mehtap İpek İşleten, Galatasaray Üniversitesi Ticaret Hukuku Kürsüsü için asistan alımı ilanının çıktığını bana söyledi. O da zaten Medeni Kürsüsünde asistandı ve benim ticaret hukuku ve fikri haklarla ilgilendiğimi ve akademisyen olmak istediğimi biliyordu. Bana telefon edip, ilanın çıktığını söylediğinde, apar topar döndüm tabii ki. Sonrasında sınava katıldım ve asistan oldum. Asistan olduğum haberini, doğum günümden bir gün önce aldığım için, bu benim aldığım en büyük doğum günü hediyesiydi diyebilirim

EAK: Akademisyen olmak için gerekli olduğunu düşündüğünüz nitelikler nelerdir?

FYB: Akademisyen olmak aslında akademik eserler vermek ve öğrenci yetiştirmek anlamına gelir. Makale ve kitap yazarken iki husus beni harekete geçirir: o an araştırılmasına ihtiyaç duyulan konu ve benim kişisel olarak merak ettiğim konu. Bir konuyu öğrenmek istediğimde, makale yazmaya başlarım. Bir de tabii, o an uygulamadaki gelişmeler ve ihtiyaç hissedilen konularda yazmak da çok önemlidir. Neticede ben eğer akademisyensem, bana verilen görev, çalıştığım alandaki gelişmeleri izlemek ve bunların Türk hukukunda uygulanması konusunda gerekli çabayı göstermektir.

Akademisyen olmak için gerekli olan diğer husus da ders vermeyi sevmektir. Ders anlatmayı gerçekten de çok seviyorum. Öğrencilerle beraber olmak, benim için çok eğitici ve beni güncelleştirici bir olay. Öğrencilerin sordukları birçok soru, ciddi araştırma gerektiren konular olabiliyor. Geçenlerde derste kültürel temellük [cultural appropriation] hakkında ne düşündüğümü sordular… Derslerde NFT’leri ve bu gibi konularda verilen kararları tartışmak isteyebiliyorlar. Bu gibi sorulara cevap verebilmek için, mutlaka çok çalışmak ve yenilikleri takip etmek gerekir. Onlarla olmak benim için çok ufuk açıcı.

EAK: Yüksek lisansınızı yaparken, araştırmalarınız için bir süre Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nda (WIPO) bulunduğunuzu biliyorum. WIPO’daki deneyimlerinizden ve size yaptığı katkılardan bahsedebilir misiniz?

FYB: Doktora tezimi hazırlarken, 3 aylığına Neuchatel Üniversitesinde araştırma yaptım. İsviçre’de bulunduğum süreçte, Lozan’da bulunan İsviçre Mukayeseli Hukuk Enstitüsü’nde (Institut Suisse de droit comparé) ve WIPO’nun kütüphanesinde çalıştım. Orada olmak ve orada çalışmak benim için çok faydalıydı. Çok verimli bir dönem geçirdim. Her üç kurumun da dev kütüphaneleri var. Pandora’nın kutusu gibi (ama tabii ki olumlu anlamda), açtığınızda içinde her şeyi bulabiliyorsunuz. Günümüzde her şey dijital olsa da, ben hala kitap sayfalarını çevirirken çıkan o kitap konusunu çok seviyorum. O kitapların arasında olmak, orada bulunan insanlarla konuşmak bana çok şey kattı.

EAK: Hali hazırda ticaret hukuku bilim dalında görev yapıyorsunuz. Ancak sizin fikri mülkiyet hukukuna nasıl ilgi duyduğunuzu merak ediyorum. Alana ilgi duymanıza neden olan bir olay veya kişi var mı? Bu alanda eser üretmeye başlamanızdaki süreçten bahsedebilir misiniz?

FYB: Yeni gelişen bir alan olduğu için ve sürekli yenilikler olduğu için fikri mülkiyete ve internet hukukuna ilgi duyuyordum. Ben Prof. Hamdi Yasaman’ın asistanıydım ve Hoca Türkiye’de fikri mülkiyet konusundaki çalışmaların gelişmesi gerektiğini söylüyordu. Benim yüksek lisans tezimin ve doktora tezimin konusunu Hamdi Hoca seçti ve beni o alana yönlendirdi. Bu yüzden bu alandaki çalışmalarımın temelinde sanırım Hamdi Hoca var. Bu kapıyı bana açtığı için hocaya minnettarım.

Makale yazmak güzel bir süreç. Bir konuyu öğrenmek istediğimde, o konuda araştırma yapmaya başlarım. Araştırmalar derinleşince, bir şekilde makale çıkıyor. Karşıma ilginç bir konu çıktığında, o konuya ilişkin makale, kitap ve kararları toplamaya başlarım, sonrasında onları okuyup yazmaya başlarım. Bir de elbette ki uygulama akademik çalışmaları çok besliyor.  Uygulamada çıkan sorunlar, normalde sadece teorik olarak düşündüğümüzde aklımıza gelmeyecek şekilde karmaşık olabiliyor. Onları çözmek için kaynak toplamaya başladığımda, bir bakmışım ki bir makale yazmaya başlamışım. Fikri haklar sürekli gelişen ve değişen bir alan, kişinin bu gelişmelerin karşısında güncel kalması gerekiyor.

EAK: 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Kanunun hazırlanma sürecinde görüş ve önerilerinizi Türk Patent ve Marka Kurumu ile paylaşarak sağladığınız değerli katkılar için de fırsatını bulmuşken teşekkür etmek isterim. SMK hakkındaki düşünceleriniz, olumlu ve olumsuz gördüğünüz yahut geliştirilmesini düşündüğünüz alanlar nelerdir?

FYB: Sınai Mülkiyet Kanunu’muzun hazırlık çalışmalarına katılmak benim için onurdu. Bu vesileyle TÜRKPATENT’e davetleri için teşekkür ediyorum. Davet edildiğim için çok mutlu olmuştum. Sınai Mülkiyet Kanunu, AB’deki düzenlemelere uygun olarak çıkarılmış ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren bir Kanun. Nitekim AB ilerleme raporlarına baktığımızda da, SMK’nın AB hukuku ile uyumlu olduğu belirtilmektedir. Tabii aynı rapora göre maalesef Türkiye’de taklidin önüne geçilemiyor. Nitekim birçok ünlü marka sırf bu yüzden Türkiye piyasasından ayrılmayı düşünüyor.

Benim sorunlu olarak gördüğüm konu SMK md.9’daki markanın kullanılmamasından dolayı iptaline ilişkin olarak çıkan kargaşa. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sadece dört gün önce, Anayasa Mahkemesi markanın kullanılması zorunluluğuna aykırılığı düzenleyen 556 sayılı KHK’nın 14. maddesini iptal ederek, bir boşluk yarattı. Böylelikle, SMK’nın yürürlüğe girdiği tarihte, markanın kullanılması zorunluluğu ve bu zorunluluğa bağlanan bir sonuç bulunmadığı için bir kargaşa yaşandı. Kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanmalarının bir sonucu olarak, markanın kullanılması zorunluluğunun hangi tarihten itibaren başladığı konusu gri bir alan olarak kaldı. Bu konuda verilen Yargıtay kararları konuyu düzenleyecek nitelikte olsa da, bence Kanun’daki sorunun bir Kanun ile çözülmesi gerekirdi. Neticede hakkaniyete uygun olan her şey Kanun’a uygun olmayabilir.

Bunun dışında, cezai hükümlerin sadece markaya ilişkin olması başlarda biraz eleştirildi, ama bence bu konudaki düzenleme de doğru bir düzenleme. Nitekim TRIPS sadece marka ve telif hakları için cezai hükümlerin konulmasını zorunlu tutmuştur. Bunun dışındaki sınai haklar için cezai hükümlerin öngörülmesi, TRIPS’in öngördüğü korumanın ötesindedir. AB dahil birçok ülke cezai hükümler koymamıştır. Bundan dolayı, bu yöndeki düzenlemeleri başarılı buluyorum.

EAK: Pandemi dönemini nasıl geçiriyorsunuz? Bu süreçte Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Prof. Dr. Tolga Ayoğlu, Doç. Dr. Pınar Memiş Kartal, Dr. Sinan H. Yüksel ve Dr. Zeynep Yasaman ile birlikte Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi’ni yayınladınız. Çıkar çıkmaz inceledim. Oldukça faydalı ve kapsamlı olan böyle bir eseri literatüre kazandırdığınız için size ve sizin nezdinizde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Şerhin hazırlanma sürecinden de kısaca bahsedebilir misiniz? Ayrıca patent ve tasarım ile ilgili kısımlarının yayın zamanı ile ilgili belirli bir tarih var mı?

FYB: Pandemi süreci, çalışmalarım açısından oldukça verimli geçti. İki yıllık pandemi sürecinde 8 makale yazdım. Ayrıca SMK Şerhi de bu sürecin bir meyvesi.  Bu benim için kapanma ve yazma süreciydi. SMK Şerhini hazırlamak; marka hukukunu, güncel kaynakları, güncel kararları taramak için bir fırsattı. Bu süreçte çok çalıştık ve sonunda güzel bir eser çıktı.

SMK Şerhinin patent ve tasarım ile ilgili kısımları için kesin bir yayın zamanı öngörmek biraz zor. Ama umarım yakında patent ve tasarım kısımlarını da takvime alabiliriz.

EAK: Lisans eğitiminde fikri mülkiyet hukuku dersleri hakkında ne düşünüyorsunuz?  Lisans öğrencilerinde alana yönelik yeteri kadar farkındalık oluşturulabildiğini düşünüyor musunuz?

FYB: Günümüz öğrencileri çok ilgililer, gelişmeleri takip ediyorlar ve ilgilendikleri konularda bilgi topluyorlar. Bir konu dikkatlerini çektiği zaman, soru soruyorlar ve bu konuyu tartışmak istiyorlar. Son yıllarda internetin gelişmesi ile beraber sosyal medya çok gelişti, bilgisayar oyunları gelişti, metaverse, NFT, kripto paralar, big data, nesnelerin interneti, yapay zeka, yapay zekanın eser ve buluş sahipliği gibi konular sürekli olarak gündemde ve yeni nesil bu konularla çok yakından ilgileniyor. Bu yenilikçi konuları anlamak için, onların içine sağlıklı bir şekilde girmek ve bu konularda sorunsuz bir şekilde işlemler yapmak için, bunları öğrenmek istiyorlar. Derslerde öğrenciler bu konuları tartışmak istiyor, kendi fikrini söylemek ve sizin fikrinizi duymak istiyor. Ben gerçekten de öğrencilerin bu ilgisinden çok memnunum. Yukarıda da dediğim gibi, onların bu konulardaki bilgi iştahını karşılamak için, sürekli olarak güncel gelişmeleri takip etmem gerekiyor.  Ancak elbette ki her şeyden önce, bu konulardaki temelin özümsenmesi gerekir. Fikri ve sınai haklar konusunda öğrenciler birçok sorunla ve haberle karşılaşıyorlar ve bunları çözebilmek için fikri mülkiyet hukuku derslerine gerçekten ilgi gösteriyorlar. Galatasaray Üniversitesi’nde fikri ve sınai haklar seçimlik dersler arasında yer aldığı için, belirli bir kontenjan var. Ancak fikri ve sınai haklar derslerinin kontenjanının artırılması için her sene öğrenciler dilekçe veriyor ve her sene dersin kontenjanı, öngörülenden çok daha yüksek oluyor. Lisans öğrencileri, fikri mülkiyet konusunu öğrenmek ve bu alanda gelişmek için çaba sarf ediyor.



EAK: Fikri Mülkiyet Hukukunun ayrı bir doçentlik alanı ve müstakil bir anabilim dalı olarak kabul edilmesi konusundaki düşünceleriniz nedir?

FYB: Ben 2017 aralıkta doçent olduğumda, ticaret hukukundan sınava girmiştim ve ticaret hukukunda doçent oldum. Fikri Mülkiyet Hukukunun ayrı bir anabilim dalı olması, çok isabetli olmakla beraber, geç bile kalınmış bir karar. Hamdi Hoca 2003 yılından beri fikri hakların ayrı bir anabilim dalı olması için birçok başvuru yaptı. Bu konuda birçok rapor hazırladık ve Avrupa’daki üniversitelerinden birçok örnek verdik. Ayrıca Fikri Haklar Mahkemeleri’nin açılması dahi başlı başına bu konunun bağımsız ve önemli bir konu olduğunu göstermek için yeterliydi. O yüzden ben Fikri Mülkiyet Hukuku’nun ayrı bir anabilim dalı olarak kabul edilmesinden dolayı çok memnunum.

EAK: Türkiye’de fikri haklar ve korumasının hak ettiği değeri gördüğü kanaatinde misiniz?

FYB: Fikri hakların ve korunmasının hak ettiği değerden bahsetmek için, üç farklı açıdan yaklaşmak gerekir. Kişiler fikri haklara gerekli saygıyı gösteriyor mu sorusuna maalesef cevabım olumsuz olmak zorundadır. Ne yazık ki Türkiye’de özellikle marka taklitleri çok ciddi bir sorun. Nitekim AB İlerleme raporunda da bu konu belirtilmiştir. Bunun dışında, internetin gelişmesi elbette ki bilgiye erişimi kolaylaşırdı, ama buna bağlı olarak da bilginin kopyalanmasını kolaylaştırdı. Bu açılardan yaklaştığımda fikri hakların hak ettiği değeri görmediğini söylemek gerekir. Bunun temelindeki sebep, kopyalamanın kolaylaşması ve kişilerin kendi çabaları ile gelişmelere katkıda bulunmak yerine, başkalarının kendi emekleri sonucunda geliştirdikleri ürünlerden faydalanmayı tercih etmeleridir. Kısacası, kişiler başkaları tarafından sarf edilen emeğe saygı duymak yerine, ondan haksız olarak faydalanmayı tercih ettikleri için, fikri haklara gereken değer gösterilmemektedir.

Fikri hakların Türkiye’de korunması için gerekli idari altyapının bulunduğunu düşünüyorum. TÜRKPATENT sınai hakların tescil edilmesi hususunda büyük bir görev üstlendi. TÜRKPATENT uzmanlaşmış ve çok iyi işleyen bir kurumdur. Sürelere uygun olarak hareket ediyor ve uzmanlığı çerçevesinde çok önemli kararlar veriyor. TÜRKPATENT, 2016 yılında WIPO Genel Kurulu’nda alınan kararla, Patent İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yapılacak patent başvurularına ilişkin  uluslararası araştırma ve ön inceleme yapmak üzere yetkilendirilmiştir. 2016 yılından beri TÜRKPATENT uluslararası bir otorite haline gelmiştir. Kararda, TÜRKPATENT’in, hizmetlerini uluslararası standartlarda sunabilecek konuma geldiğinin altı çizilmiştir. Bu çok önemli bir gelişme ve TÜRKPATENT’in, fikri haklar sisteme katkısının bir göstergesidir. TÜRKPATENT, sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada hizmet vermesine yol açacak kadar donanımlı bir kurumdur. Sabırsızlıkla, marka iptalleri konusundaki gelişmeleri bekliyorum. Zira marka hakkının iptali konusunda karar verme yetkisi 2024 yılında TÜRKPATENT’e geçecektir.

Yargı açısından baktığımızda da, Fikri Haklar Hukuk Mahkemeleri’nin sayıları göz önünde bulundurulduğunda, bu konuya büyük önem verildiği görülmektedir. Ancak ne yazık ki mahkemelerin üzerindeki yük gerçekten de çok büyük. Bundan dolayı, mahkeme sayısının yeterli olmadığını düşünüyorum. Fikri hakların korunabilmesi için, bu koruma ihtiyacına cevap verecek kadar çok mahkemenin açılması gerektiğini düşünüyorum. Mahkemeler tarafından verilen kararlara baktığımda, Fikri Haklar Mahkemeleri tarafından verilen kararların çok iyi olduğunu düşünüyorum. Bu hususu ben makalelerimde de ve genel olarak yazdığım eserlerde belirttiğim için, burada tekrar etmekte bir sakınca görmüyorum. Ancak adaletin geç işlememesi için, Fikri Haklar Hukuk Mahkeme sayısının artırılması gerekir.

EAK: Özellikle hukuk fakültesi lisans öğrencilerine ve sektöre yeni girenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

FYB: Öğrenciler hep yaptıkları gibi, internet konusundaki, yapay zeka konusundaki gelişmeleri ve yenilikleri merak etsinler ve takip etsinler. Zaten bunları merak etmeye başlayınca, okumaya ve araştırmaya da başlarlar. Öğrenciler, sektöre yeni girenler ve uzmanlaşmaya çalışanlara göre daha şanslılar, çünkü karşılarında spesifik olarak odaklanmaları gereken bir konu yok, onlar istedikleri konuyu merak edip araştırabilirler. Sektöre yeni girenlerin daha ziyade karşılarına çıkan konularda yoğunlaşmaları gerekir. Bir konuyu araştırmak için, bu konudaki doktrini ve yargı kararlarını okumaları gerekir. Ancak bunun yanında ABAD ve genel olarak Türk Hukuk sistemi ile uyumlu yabancı mahkeme kararlarını da incelemeleri önemlidir. Zira bildiğimiz üzere, Mehaz Kanundaki uygulamalar, doğrudan Türk hukukunu da etkilemektedir. Türk Sınai Mülkiyet Kanunu’muzun mehazı AB düzenlemeleri olduğu için, mehaz kanuna dayanılarak verilen AB kararları bizim açımızdan yol göstericidir.

EAK: Son olarak, IPR Gezgini hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Ayrıca, IPR Gezgini okurları içerisinde yer alıp almadığınızı ve öğrencilerinizi Sitemizi takip etmeleri konusunda teşvik edip etmediğinizi merak ediyorum.

FYB: IPR Gezgini’ne üyeyim ve çıkan yeni yazıları takip ediyorum. Ama bunun da ötesinde, merak ettiğim bir konu olduğunda, IPR Gezgini’ne bakıyorum ve orada gerçekten de aradıklarımı buluyorum. Az yukarıda NFT’lerden, yapay zekanın hak sahipliğinden ve bu gibi yenilikçi konulardan bahsetmiştim ya, bunları IPR Gezgini bilgi bankasında çok rahatlıkla buluyorum. Burası gerçekten de bilgi bankası, yeni çıkan ABAD kararları, yeni çıkan konular, fikri haklar konusunda merak edilen neredeyse her şeyi burada bulabiliyorum. Şimdi bakınca, bir tek kültürel temellük konusunu bulamadığımı fark ettim, ama bunun dışında gerçekten de her konuyu buluyorum.

IPR Gezgini, birçok önemli konuda, akademik makalelerin şekilciliğinden uzak, kısa ve eğitici bilgi bulunması dolayısıyla ve herkese hitap etmesi açısından çok faydalı bir platformdur. Okuyucular, sıkılmadan önemli konular hakkında kısa bir sürede bilgi sahibi oluyor. Ayrıca ben makalelerimde IPR Gezgininde çıkan makalelere çok sık atıf yapıyorum. IPR Gezgini takip etmeleri konusunda öğrencileri teşvik ettiğim gibi, herkese bu platformu takip etmesini öneriyorum.

Burada ayrıca sadece hukuk da yok, burada hukukla karışık kültürel konular da işleniyor. Özlem Fütman’ın bir yazısını okuduktan sonra “Women in Gold” filmini seyrettim ve bu yazıyı okumasaydım, bu güzel filmi kaçıracağımı düşündüm; Mine Güner Sunay’ın bir yazısını okuduğumda, şimdiye kadar seyretmediğim “Little Miss Sunshine” filmini seyretmek istedim ve şimdi listemde. IPR Gezgini platformu, fikri mülkiyet hukuku ve fikri mülkiyet konularını ilgilendiren kültürel konularda bence eşsiz bir platform. Belki benim eksikliğim, ama ben gerçekten de dünya çapında böyle bir platforma rastlamadım. Birçok fikri mülkiyet platformunu takip ediyorum, ama gerek yazı çeşitliliği, gerek konulara yaklaşım tarzı, gerek kaleme alma tarzı açısından IPR Gezgini çok farklı bir yerde. Bu vesileyle, 2011 yılında bu platformu kuran ve bizlere kazandıran sayın Önder Erol Ünsal’a teşekkür ederim.

Umarım IPR Gezgini çizgisini ve kalitesini hiç bozmaz ve aradığım her yenilikçi konuyu burada bulmaya devam ederim. Beni bu sohbete davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim!



SÖYLEŞİYORUZ ilerleyen günlerde fikri mülkiyet camiamıza katkı veren diğer isimlerle devam edecek. Bizi takipte kalın!

IPR GEZGİNİ

Mart 2022

iprgezgini@gmail.com



Önemli bir ekleme:

IPR Gezgini’nde Elif Aykurt Karaca ile yaptığım söyleşide, sitede bulamadığım tek konunun kültürel temellük konusu olduğunu yazmıştım. Ancak tekrar incelediğimde, benim yazımdan tam 4 yıl önce Önder Erol Ünsal’ın bu konuda IPR Gezgini’nde bir makale yayınladığını gördüm. Söyleşiyi okuyup, kültürel temellük konusunu merak eden olduysa, aşağıdaki linkten bu konuda yazılan güzel ve doyurucu yazıya ulaşabilir.

https://iprgezgini.org/2018/02/25/maasai-kulturel-mirasinin-korunmasi-maasailer-fikri-mulkiyet-haklarini-kendileri-kullanmak-istiyor/

Bu eklemeyi özellikle yayınlamak istedim, çünkü Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir ve verilen emeğin her zaman takdir edilmesi ve değer görmesi gerekir. Zaten fikri mülkiyet hukukunun temelinde de bu düşünce yatmıyor mu….

Saygılarımla,

Fülürya Yusufoğlu Bilgin



Bir Cevap Yazın