Kategori: Telif Hakları

Yemek Tarifleri Telif Hakkı Kapsamında Korunabilir mi? A.B.D. Temyiz Mahkemesi “Pechu Sandwich” Kararı

pechuchicken

 

A.B.D. 1. Bölge Temyiz Mahkemesi, 21 Ağustos 2015 tarihinde verdiği bir kararda yemek tariflerinin telif hakkı ile korunamayacağı yönündeki ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

Davanın altyapısını oluşturan ihtilaf kısaca aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Norberto Colon Lorenzana isminde bir kişi, 1987 yılında “South American Restaurants Corporation (SARCO)” firmasında işe başlamıştır. Lorenzana iddiasına göre işe başladıktan sonra patronlarına yeni bir tavuklu sandviç çeşidi önermiş ve bu sandviçin mönüye girmesini sağlamıştır.

1991 yılında mönüye giren sandviçe “Pechu Sandwich” adı verilmiştir. “Pechu Sandwich”, sandviç ekmeği arasında kızarmış tavuk göğsü, marul, domates, Amerikan peyniri ve ekmeğin üzerine sürülmüş sarımsaklı mayonezden müteşekkil bir yiyecektir. “SARCO” firması, “Pechusandwich” markasını 2006 yılında A.B.D.’nde marka olarak da tescil ettirmiştir.

Takip eden yıllarda “SARCO”dan ayrılan Lorenzana, Pechu Sandwich’in ticari başarısının kendi yaratıcılığı ile ilgili olduğunu öne sürerek, sandviçten elde edilen karın bir kısmının kendisine aktarılması amacıyla dava açmıştır. Dava ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş ve sonrasında karar Lorenzana tarafından temyiz edilmiştir. Yazı çerçevesinde aktarılacak tespitler, temyiz talebini inceleyen A.B.D. 1. Bölge Temyiz Mahkemesi’ne aittir. İlgilenen okuyucularımızın temyiz mahkemesi kararının tam metnine http://media.ca1.uscourts.gov/pdf.opinions/14-1698P-01A.pdf bağlantısından erişimi mümkündür.

Lorenzana’nın davası iki ayrı temel üzerine kuruludur: (i) Telif hakkı ihlali, (ii) marka hakkına tecavüz.

Temyiz Mahkemesi, Lorenzana’nın iki iddiasını da haksız bulmuş ve temyiz talebini reddetmiştir. Marka hakkına tecavüze ilişkin iddia ve tespit yazı kapsamında aktarılmayacak, sadece bize daha ilginç gelen Telif Hakkı ihlali iddiası hakkındaki tespitler aktarılacaktır.

Bir eserin telif hakkı koruması kapsamına girmeye uygun olup olmadığı değerlendirilirken “telif hakkı korumasının etkisinin, eser sahibinin yaratıcı emeğine karşılık adil bir getiri elde edebilmesini güvence altına almak, nihai amacının ise genel kamu yararı için sanatsal yaratıcılığı teşvik etmek” olduğu dikkate alınmalıdır (Twentieth Century Music Corp. v. Aiken, 422 U.S. 151, 156 (1975). Bu bağlamda yasa koyucu telif hakkı korumasına konu olabilecek eserleri sekiz kategoride saymıştır: (i) edebi eserler, (ii) müzik eserleri, içerdikleri sözler dahil (iii) tiyatro eserleri, eşlik eden müzik dahil, (iv) pantomim ve koreografik eserler, (v) resimler, grafik ve heykel niteliği taşıyan eserler, (vi) sinema filmleri ve diğer görsel işitsel eserler, (vii) ses kayıtları ve (viii) mimari eserler.

İlk derece mahkemesi davacının talebinin aksi yönünde karar vererek, tavuklu sandviç tarifini telif hakkı korumasına konu olabilecek eserler kapsamına sokmamıştır. Temyiz mahkemesi de bu tespiti paylaşmaktadır. İncelenen vakada, ne sandviçin tarifi ne de “Pechu Sandwich” ismi yukarıda sayılan kategoriler kapsamına girmektedir ve dolayısıyla Telif Hakkı Kanunu çerçevesinde koruma konusu olmaları mümkün değildir.

Tavuk, marul, domates, peynir ve mayonezin kombinasyon olarak ekmek üzerine konulması suretiyle oluşturulan bir tarif veya benzeri bir talimat oldukça açık biçimde telif hakkıyla korunabilir bir eser değildir. 7. Temyiz Mahkemesi’nce daha önceden belirtildiği üzere, yemek tarifleri bir sonuca varılmasını sağlayan işlevsel talimatlardır ve dolayısıyla telif hakkı kapsamına girmezler (Publ’ns Int’l Ltd. v. Meredith Corp., 88 F.3d 473, 480-81 (7th Cir. 1996)). “Pechu Sandwich” ismi bakımından değerlendirme yapılacak olursa, mahkeme tarafından daha önce de belirtildiği üzere “telif hakkı koruması, isimler, başlıklar ve sloganlar gibi sözcüklere ve kısa ifadelere genişletilemez.” (bkz. CMM Cable Rep, Inc. v. Ocean Coast Props., Inc., 97 F.3d 1504, 1520 (1st Cir. 1996))

Belirtilen nedenlerle, Temyiz Mahkemesi’ne göre, “Pechu Sandwich” ismi ve sandviçin tarifi telif hakkı korumasının konusu olamaz ve bu bağlamda incelenen vakada telif hakkı ihlalinden bahsedilmesi mümkün değildir.

Temyiz Mahkemesi, Lorenzana’nın marka hakkı ihlali iddialarını da yerinde bulmamış ve davanın reddi yönündeki kararı onamıştır.

Son dönemlerde marka tescil başvurularına karşı yapılan çok sayıda itirazda telif hakkı iddiasına dayanıldığı gözlemlenmektedir. Telif hakkı korumasına konu olabilecek eserlerin sınırının yeterince iyi çizilmemiş olmasından veya geniş yorumlardan kaynaklanan sorunlarla bu bağlamda ülkemizde de karşılaşılmaktadır. Yemek tariflerinin telif hakkı korumasına konu olamayacağı yönündeki A.B.D. Temyiz Mahkemesi kararının ülkemizdeki sorunlu alanlarla bağlantısı bulunmamakla birlikte, güncel bir kararın aktarılması bağlamında okuyucularımızın ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

The Simpsons Gangsterlere Karşı – Çizgidizi Karakterlerinin Gerçek Kişilere Görsel Benzerliği Hakkında Bir Dava

 

franksivero

 

Yalnızca fikri mülkiyet hukuku meraklılarının değil, aynı zamanda “The Simpsons” çizgidizisinin ve “Sıkı Dostlar (Goodfellas)” filminin hayranlarının da ilgisini çekecek bir dava geçtiğimiz günlerde A.B.D.’nde Kaliforniya’da görüldü.

Davaya ilişkin ve bu yazıya temel teşkil eden bilgiler, http://www.hollywoodreporter.com/thr-esq/goodfellas-actor-loses-250m-lawsuit-813560, http://deadline.com/2015/08/simpsons-goodfellas-lawsuit-dismissed-fox-frank-sivero-actor-1201493434/, http://deadline.com/2015/03/simpsons-goodfellas-lawsuit-fox-actor-frank-sivero-1201400030/, http://www.theguardian.com/tv-and-radio/2014/oct/22/goodfellas-actor-frank-sivero-lawsuit-the-simpsons adreslerinden derlenmiştir.

Kıvırcık saçları ve sıradışı görünümüyle zihinlerde kolaylıkla yer edinen aktör “Frank Sivero”, “Sıkı Dostlar” ve “Baba II” gibi kült mafya filmlerinde oynadığı gangster rolleriyle, özellikle de “Sıkı Dostlar”daki “Frankie Carbone” rolüyle hatırlanmaktadır. Her ne kadar yardımcı rollerde yer alsa da, Sivero’nun aşağıda da görebileceğiniz karakteristik dış görünümü, kendisinin kolaylıkla diğer oyunculardan ayırt edilmesini ve hatırlanmasını sağlamaktadır.

grid-cell-15771-1414031011-13

Sivero, “Sıkı Dostlar” filminde canlandırdığı “Frankie Carbone” karakterinin kolaylıkla akılda kalan dış görünümünün, dünyaca ünlü “The Simpsons” çizgidizisinde gansgster “Louie” karakterinin görünümü olarak kopyalandığını öne sürerek çizgidizinin yapımcısı “Fox” şirketine karşı dava açmıştır.

louie

Louie karakteri, Simpsons’un 15 bölümüne ilaveten, “Simpsons Filmi” adındaki sinema filminde ve Simpsons video oyunlarında da yer almıştır. Frank Sivero, Louie karakterinin görünümünün kendisiyle benzerliğinin tesadüf olmadığını da öne sürmektedir. Aktöre göre, 1989 yılında, “Sıkı Dostlar” filminde oynayacağı karakteri geliştiren Sivero’nun kapı komşuları, “The Simpsons” çizgidizisinin yazarlarıdır ve yazarlar Louie karakterini kendisini temel alarak oluşturmuştur. Sivero, sonrasında defalarca Simpsons yazarlarından James L. Brooks’la görüştüğünü, birlikte çalışmayı teklif ettiğini ve Brooks’un da bu isteğe olumlu yaklaştığını ifade etmektedir.

Frank Sivero, çizgidizideki Louie isimli gangsterin karakteristik özelliklerinin diğer gangster karakterlerinin tipik özelliklerine benzer olmadığını, tersine karakterin görsel özelliklerinin, özellikle kıvırcık saçlarının ve favorilerinin biçiminin kendi görünümüyle çok benzer olduğunu iddia etmektedir. Sivero, iddialarını desteklemek için bir karikatürist tarafından hazırlanan ve kendisi ile Louie’nin görsel özelliklerinin benzer olduğunu gösteren belgeleri kanıt olarak sunmuştur. Sivero, bu iddialarının karşılığında “Twentieth Century Fox Films” firmasından 250.000.000 Amerikan Doları (yanlış okumadınız 250 milyon dolar- 50 milyon dolar benzerlikten kaynaklanan zarar için, 100 milyon dolar kanunsuz girişim için, 50 milyon dolar gizli fikrinin kullanımı için, 50 milyon dolar gizli fikrinin örnek teşkil eden diğer kullanımları için ve diğer masraflar ve vekalet ücreti)) tazminat talep ederek dava açmıştır.

Enteresan hukuk davalarının başlıca adresi A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde geçtiğimiz Perşembe günü yani, 5 Ağustos 2015 tarihinde görülen davanın sonucu Sivero’nun umduğu şekilde olmamıştır.

Los Angeles Yüksek Mahkemesi, davayı “Anti-SLAPP” kanunu çerçevesinde reddetmiştir. Türkçe’ye Kamu Katılımına Karşı Stratejik Davalar (Strategic Lawsuit Against Public Participation (SLAPP)) olarak çevrilebilecek dava türünün amacı, kamuya sunulmuş eleştirileri, hukuki yolları kullanarak, genellikle tazminatla tehdit ederek sildirtmek, sansürlemek veya susturmaktır. Anti-SLAPP kanunları ise bu tür davaların hukuki sınırlarını çizip, ifade özgürlüğünü korumak amacıyla oluşturulmuştur.

Louie davasında, Hakim Rita Miller, ifade özgürlüğü kapsamında oluşturulmuş bir esere karşı açılan davada, Anti-SLAPP kanunu çerçevesinde, davacının iddialarının geçerli olduğu olasılığını gösterme yükümlülüğünün bulunduğunu, ancak görülen davada bunun gösterilemediğini belirterek davayı reddetmiştir.

Frank Sivero, kendi fiziksel görünümü ile Louie çizgi karakterinin görünümünün çok benzer olduğunu iddia etse de, hakim bu iddaya katılmamış ve takip eden soruyu yöneltmiştir: “Genç bir kız olsaydım ve müvekkilinize tutulsaydım, Louie karakterinin posterini görmek beni tatmin edecek miydi?” Sivero’nun avukatı, bu soruya karşılık olarak “Muhtemelen.” yanıtını vermiş ve benzerliğin jüri tarafından değerlendirilmesi gereken gerçekçi bir sorun olduğunu belirtmiştir.

Buna karşın, hakim Miller, Louie karakterinin Sivero ile benzerliklerinin, SLAPP kavramının hukuki çerçevesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Hakime göre, Louie karakteri, gangster karakterlerinin parodisi niteliğindedir ve benzerlikten kaynaklı hak iddialarına karşılık olarak korunması gereken bir dönüştürülebilir kullanım hali söz konusudur. Hakim, “Bay Sivero’nun yüzü Louie karakteri üzerinde olsaydı bile, kullanım parodi niteliğinde oldukça ve dava kapsamında tartışılan diğer karakteristik özellikler ortada oldukça, kazanmanız mümkün olmayacaktır.” ifadesini kullanmıştır.

Davada, Sivero’nun fikirlerinin kötüye kullanımı gerekçeli argümanları ayrıca değerlendirilmemiştir. Bu noktada, Fox’un bu iddialara karşılık olarak, bu iddiaların bir sözleşme ile ispatlanmamış olduğu savunmasını yaptığı belirtilmelidir.

Kanaatimizce, Louie karakteri ile Frank Sivero’nun (veya Frankie Carbone karakterinin)  görünümleri arasında belirli düzeyde benzerlik olduğu açıktır, ancak yan karakterlerden birisi olan Louie karakterinin görünümünün Simpsons çizgidizisinin ticari başarısı üzerinde etkisi olduğu ispatlanmadığı sürece, davacının tazminat taleplerinin ne derece gerçekçi olacağı şüphelidir. Kaldı ki, davanın reddedilmesinin asıl gerekçesinin ifade özgürlüğü – parodi kavramları olduğu dikkate alındığında, benzerliğin (veya derecesinin) ifade özgürlüğü sınırları kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

Davacının bu karara karşı temyiz yolunu kullanacağı tahmin edildiğinden, bu ilginç davanın sonraki perdesini yakında göreceğimizi ve sonucu okuyucularımızla paylaşacağımızı şimdiden belirtiyoruz.

 

Önder Erol Ünsal

Ağustos 2015

unsalonderol@gmail.com

Eminem, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne Karşı – İlgi Çekici Bir Telif Hakkına Tecavüz Tartışması

eminem

 

“The New York Times”da 16 Eylül 2014’de yayınlanan habere göre (http://www.nytimes.com/aponline/2014/09/16/world/asia/ap-as-new-zealand-eminem.html?hp&action=click&pgtype=Homepage&version=WireFeed&module=pocket-region&region=pocket-region&WT.nav=pocket-region&_r=0), A.B.D.’li ünlü rap şarkıcısı “Eminem”in yayın haklarını elinde bulunduran firma, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’ne karşı dava açmıştır. Davanın nedeni seçimler öncesinde iktidarda bulunan “Ulusal Parti”nin seçim kampanyasında “Eminem”in ünlü “Lose Yourself” şarkısını izinsiz biçimde kullanmasıdır.

NY Times haberinde, Detroit merkezli Eight Mile Style ve Martin Affiliated isimli davacıların sözcüsü olan Joel Martin’in açıklamalarına yer verilmiştir. Martin, “Müzik yayıncılarının haklarını Yeni Zelanda’da savunmaktan sorumlu olan siyasal partinin telif haklarına bu derecede düşük saygı göstermesi hayal kırıklığı yaratmaktadır ve üzücü olduğu kadar ironiktir…Eminem’in haklarını korumak için hiç vakit kaybetmeden gerekli işlemleri yapacağız.” ifadelerine yer kullanmıştır. Buna ilaveten, zararların telafisi amacıyla Yeni Zelanda Yüksek Mahkemesi nezdinde dava açıldığı da belirtilmiştir.

Ulusal Parti tarafından yapılan açıklamada, partinin kullandığı eserin orijinalinin Los Angeles’ta yerleşik Spider Cues Music tarafından yayınlandığı ve partiye Avustralya merkezli bir tedarikçi tarafından satıldığı belirtilmiştir. Bu çerçevede parti kendisini sonuna dek savunacaktır. “Ulusal Parti, seçim kampanyasında tanıtım amacıyla kullandığı müzik parçasının herhangi bir sanatçının telif hakkıyla korunan eserine tecavüz içerdiği iddialarını tamamen reddetmektedir.” Bununla birlikte, Ulusal Parti, seçimlerden iki hafta önce anlaşmazlık konusu müzik parçasını kullanmayacağını belirtmiştir.

Davanın ne şekilde gelişeceğini şu andan tahmin etmek zor olsa da, sivri dilli rapçi Eminem’in bir sonraki albümünde Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nden bir iki satırla da olsa bahsedebileceğini düşünebiliriz.

Youtube’da yaptığım aramada, Yeni Zelanda Ulusal Partisi’nin seçim kampanyasında kullandığı videonun silinmiş olduğunu tespit ettim, gene de merak eden okurların şarkının kullanım biçimi hakkında fikir elde etmesi amacıyla, konu hakkında yapılan – ve seçim kampanyasında kullanılan reklamı da içeren – bir haber videosunu ve şarkının orijinal halini paylaşıyorum.

Bu arada merak edenler için, 20 Eylül 2014’de gerçekleşen seçimin sonucunda, Ulusal Parti’nin oyların %48’ini alarak seçimden birinci parti olarak çıktığını da belirtelim.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2014

unsalonderol@gmail.com

“Matrix” Filmine Yönelik Telif Hakkına Tecavüz İddiası Haksız Bulundu

matrix

 

Son yıllarda hepimizin aşina hale geldiği “Bu fikrin asıl sahibi benim” veya “Bu film (veya reklam) benim eserimden esinlenilerek çekildi” içerikli iddialar, suç isnat edilen taraf ünlü bir kişi veya büyük bir firma olduğu sürece, suçun gerçekten oluşup oluşmadığından bağımsız olarak, iddia sahibine kısa yoldan şöhret imkanı sağlamaktadır. Kanaatimce, Andy Warhol’un “Gelecekte herkes 15 dakikalığına dünya çapında ünlü olacaktır. (In the future everyone will be world-famous for 15 minutes.)” deyişine giden en kısa yol, popüler bir filme veya kitaba yöneltilecek “Ana fikir aslında bana ait.” suçlamasıdır. Suçlamanın gerçekliğinden bağımsız olarak, herkes öncelikle bu iddiayı haberleştirmeye çalışacağından, ortada gerçek bir esinlenme veya kopyalama olmasa da, suçlanan taraf öncelikli olarak kopyacı damgasını taşımaya başlayacak ve iddia sahibine her türlü karalamayı serbestçe yapabileceği platformların ve kısa süreli şöhretin kapılarını açacaktır. İddiaların gerçekliğinin tartışılacağı ve kesin hükmün verileceği makam yargı olsa da, yargı süreçleri sonuçlanana dek geçecek uzun süre, popüler eser üzerindeki sis bulutunun dağılmasını engelleyecektir.

 

Dünyaca ünlü ve kült haline gelmiş “Matrix” filmi de bu iddialardan nasibini almıştır. 2013 yılında “Thomas Althouse” isminde bir yazar, Matrix filminin kendi eserlerinden birisinden kopyalandığı gerekçesiyle dava açmıştır. Thomas Althouse, kendisine ait “The Immortals (Ölümsüzler)” senaryosunu, Matrix filminin yapımcısı “Warner Brothers” şirketine 1993 yılında verdiğini ve kendi eseriyle sonradan izlediği Matrix üçlemesinin çok sayıda benzerlik içerdiğini iddia etmektedir. Matrix üçlemesinin ilk filmi 1999 yılında çekilmiş ve dava 2013 yılında açılmış, bir diğer deyişle Althouse’un farklılıkları tespit etmesi 14 yıl almış olsa da, iddia kült haline gelmiş bir filme yönelik olduğundan yankı uyandırmıştır.

 

Althouse’un, “The Immortals” hikayesinin ana fikri, ölümsüzlük ilacı içip ölümsüz hale gelen ve yeniden uyandığı 2235 yılında tekrar canlanan Hitler ve Nazileriyle savaşan bir CIA ajanının hikayesini içermektedir. Matrix üçlemesinin en azından ilk filmini herkesin izlediğini varsayarak Matrix filminin hikayesini burada özetlemek istemiyorum, ama en azından senaryonun ana fikrinin, Althouse’un senaryosuyla herhangi bir benzerlik içermediğini belirtmek yerinde olacaktır. Bununla birlikte, Althouse, kendi senaryosuyla Matrix filmi arasında 100’den fazla benzerlik olduğunu iddia etmektedir.

 

A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde görülen ve 28 Nisan 2014 tarihinde karar verilen davada, mahkeme Althouse’u haksız bulmuştur. Mahkemeye göre, Althouse tarafından listelenen 119 benzerliğin tamamı, telif hakkı koruması için çok genel nitelikte, bir tarza ilişkin olarak kullanımı zorunlu olan veya alışagelmiş nitelikte ve yaygın biçimde kullanılan, orijinal nitelikte olmayan hususlardır. İki hikaye arasındaki tek benzerlik, her iki hikayede de, itaatkar bir gruba eziyet eden ve o grubu yok etmeye çalışan baskın bir grubu durdurmaya çalışan bir kahramanın varlığıdır. Yargıç Klausner’e göre, Matrix üçlemesinin ve Ölümsüzler senaryosunun temelleri o kadar farklıdır ki, hikayelerin kurgusunun esasen benzer olduğunu düşünmek mantıksız olacaktır.

 

Bu hususa ilaveten Warner Brothers firmasının, Matrix üçlemesine ilişkin olarak yönetmen Wachowski kardeşlerin çalışmasının 1992 yılında başladığını ve üçlemenin ilk taslağının 1993 yılında ortaya çıktığını belirttiği de ifade edilmelidir.

 

Althouse, Ölümsüzler senaryosundaki ana kahraman ile Matrix’in ana karakteri Neo arasında benzerlikler bulunduğunu öne sürmektedir (her iki karakter de (Jim ve Neo) insanları özgürleştirmek istemektedir, her iki karakter de diğer kimliklerinin ölümünden korkmaktadır, her iki karakterin de nefret ettikleri bir düşmanı vardır). Yargıç Klausner, bu iddialara ilişkin olarak, bu özelliklerin filmlerde ve edebiyatta sıklıkla rastlanan standart unsurlar olduğunu belirtmiştir. Althouse, iddiasında dine ilişkin imalar ve referanslarda bulunmuş ve her iki hikayede de bu unsurların yer aldığını belirtmiştir. Buna karşılık, mahkeme, Hıristiyanlığa ve mesihe imaların edebiyatta yüzyıllardır yapıldığını ve bu imaların esasen korunabilir mahiyette olmadığını ifade etmiştir.

 

Mahkeme sonuç olarak, her iki eserin konularını oldukça farklı biçimde işlediğini ve ifade ettiğini belirtmiş ve davacıyı haksız bulmuştur. Davacının temyiz veya itiraz gibi yolları kullanıp kullanmayacağı konusunda ise bilgim olmadığını belirtmeyelim.

 

Davanın detaylarını merak edenlerin Google’da “Thomas Althouse Matrix” şeklinde bir arama yapması yeterli olacaktır. Benim alıntılarım esasen http://www.worldipreview.com/news/warner-brothers-victorious-in-matrix-copyright-suit-6574 yazısından oldu.

 

1999 yılında peşpeşe izlediği “Matrix” ve “Fight Club” filmlerinin ağır etkisi altında kalan ve her iki filmi de dokunulmaz kabul eden bu satırların yazarı, Matrix filminin bu suçlamalardan temiz biçimde kurtulmasına doğrusu oldukça sevinmiştir. Buna karşılık, başta belirttiğimizi sonda da ifade edecek olursak, kısa yoldan şöhret olmak istiyorsanız popüler bir esere sahip çıkın, eser sahibi kendini temize çıkartana kadar siz şöhreti tadar, belki bunu ticari kazanca dönüştürebilir ve 15 dakikalığına da olsa dünya çapında ünlü olabilirsiniz. Benden duymuş olmayın!

 

Önder Erol Ünsal

Nisan 2014

unsalonderol@gmail.com

Yabancı bir Ülkeden İnternet Üzerinden Alışveriş Fikri Mülkiyet Haklarına Tecavüzü Engeller mi? Adalet Divanı “Blomqvist v. Rolex” Önyorum Kararı (C-98/13)

genuinefakewatches

Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından 6 Şubat 2014’de verdiği C-98/13 sayılı “Blomqvist v. Rolex” önyorum kararı markanın kullanımı ve gümrük bölgesinde tescilli markaya tecavüz hallerine ilişkin açıklamalar getirerek konu hakkındaki bazı belirsizlikleri ortadan kaldırmıştır.

Önyorum kararına dayanak sorunun geçmişi aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Danimarkalı Bay Blomqvist 2010 yılında internet üzerinden Çin menşeili bir online alıveriş sitesinden Rolex markalı olduğu belirtilen bir saat satın alır. Online alışveriş sitesine siparişin verildiği ve ödemenin yapıldığı sayfa İngilizce’dir. Satıcı saati posta yoluyla Hong Kong üzerinden gönderir.

Koli Danimarka gümrüğüne ulaştığında gümrük yetkilileri koliyi inceler, ürünün taklit bir ürün olduğundan şüphe ederek gümrük işlemlerini askıya alır ve Rolex firması ile Bay Blomqvist’i konu hakkında bilgilendirir.

Saatin taklit olduğunu tespit eden Rolex firması, yürürlükteki Gümrük mevzuatı çerçevesinde gümrükte bekleme süresinin uzatılmasını ve ayrıca Bay Blomqvist’ten taklit saatin imhasına muvafakat etmesini talep eder. Bay Blomqvist saati yasal yollarla aldığını belirterek saatin imha edilmesine muvafakat etmez.

Rolex bunun üzerine mahkemeye başvurur ve ilk derece mahkemesi Rolex’in talebini haklı bularak, tazminat ödenmeksizin saatin imhasına karar verir. Bay Blomqvist kararı temyiz eder.

Temyiz talebini inceleyen Yüksek Mahkeme, gümrük yönetmeliğinin talebe konu hükümlerinin uygulama alanı bulabilmesi için, öncelikle Danimarka’da korunan bir telif veya marka hakkının çiğnenmesi ve belirtilen çiğnemenin aynı üye ülkede (Danimarka’da) gerçekleşmesi şartlarının bulunması gerektiği belirtir. İlaveten, Bay Blomqvist saati kişisel kullanım için satın aldığından ve bu nedenle Danimarka telif hakkı ve marka kanunlarını çiğnemediğinden, Yüksek Mahkemeye göre, satıcının Danimarka telif hakkı ve marka kanunlarını çiğneyip çiğnemediği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, Yüksek Mahkemeye göre incelenen vakada belirlenmesi gereken, telif hakkı direktifi çerçevesinde kamuya dağıtımın veya marka direktifi çerçevesinde ticaret sırasında kullanımın gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Belirtilen tespitlerin ardından Yüksek Mahkeme işlemleri durdurur ve Adalet Divanına önyorum kararı verilmesi amacıyla 5 adet soru yöneltir.

Bahsedilen 5 soruya karşılık olarak Adalet Divanı tek bir yanıt verdiğinden, sorular tek tek tercüme edilmeyecek ve Adalet Divanı kararı, karar içeriğindeki açıklamalara yer verilerek aktarılacaktır, buna karşın soruları merak eden okuyucuların kararın aslından (http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=9ea7d2dc30dca1917c1d725f47e3b12ff919ce9273e0.e34KaxiLc3qMb40Rch0SaxuMc390?text=&docid=147506&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=161206) soruları incelemesi mümkündür.

Adalet Divanına göre Danimarka Yüksek Mahkemesi sorularıyla, fikri mülkiyet haklarına tecavüz değerlendirilirken başvurulan, telif hakkı direktifi madde 4(1) kapsamında kamuya dağıtım “kamuya dağıtım” ve marka direktifi maddeler 5(1)-(3) ve 9(1)-(2) anlamında “ticaret sırasında kullanım” kavramlarının açıklığa kavuşturulması talep etmektedir.

İncelenen vakada, üye bir ülkede yerleşik bir alıcıya, üye olmayan bir ülkede yerleşik bir online satış sitesi tarafından satılan ürünlere ilişkin olarak satılan ürünlerin fikri mülkiyet haklarının sahiplerinin, bu ürünler üye ülke bölgesine girdiği anda, Gümrük tüzüğü kapsamında haklarını kullanıp kullanamayacağı değerlendirilmektedir. Daha net bir ifadeyle, üye bir ülkede yerleşik bir alıcının, üye olmayan bir ülkede yerleşik bir online satış sitesinden yaptığı alışverişte, satışa konu ürünler üye ülke bölgesine girdiği anda, bahsedilen satış, kamuya dağıtımın veya ticaret sırasında kullanımın bir biçimi olarak kabul edilebilir mi sorusu, değerlendirmenin esasını oluşturmaktadır.

Tescilli bir marka sahibi, Topluluk Marka Direktifi doğrultusunda, markası kapsamında bulunan mallarla veya hizmetlerle aynı veya benzer mallar veya hizmetler bakımından, kendi markasıyla aynı veya benzer işaretlerin üçüncü kişilerce kullanımını engelleme hakkına sahiptir.

Telif Hakkı Direktifi doğrultusunda eser sahiplerine eserlerinin orijinallerinin veya kopyalarının satış veya diğer yollarla kamuya dağıtımını engelleme veya kontrol etme münhasır hakkı verilmiştir. Kamuya dağıtım, satış sözleşmesinin sonuçlandırılmasından başlayarak halktan bir kişiye performans yoluyla iletimine dek devam eden bir eylemler serisidir. Dağıtıma konu malların üye bir ülkede telif hakkıyla korunduğu durumlarda, bir tacir, kendisi veya onun adına kamuya dağıtım anlamında değerlendirilebilecek faaliyetlerden sorumludur.

Yukarıdaki hususlara uygun olarak Avrupa Birliği mevzuatı çerçevesinde, üye bir ülkede satışın, telif hakkı direktifi anlamında kamuya dağıtım veya marka direktifi anlamında ticaret sırasında kullanım olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tip kamuya dağıtım, satış sözleşmesinin veya sevkiyatın tamamlandığı anda ispatlandığının kabul edilmesi gereklidir.

İncelenen vakada, Rolex, Danimarka’da telif ve marka haklarının sahibidir ve inceleme konusu saat, Gümrük tüzüğü anlamında taklit ve korsan ürün konumundadır. İlaveten, incelenen vakada, satıcı Danimarka’da yerleşik olsaydı, satışın ticari amaçla yapıldığı halde, ticaret sırasında kullanımın veya kamuya dağıtımın ortaya çıkmış olacağı açıktır. Dolayısıyla, incelene vakada cevaplanması gereken soru, satışa konu ürünlerin üye olmayan bir ülkede kurulu bir online satış sitesi aracılığıyla satışı durumunda telif hakkı veya marka sahibinin haklarını kullanıp kullanamayacağı sorusu olarak ortaya çıkmaktadır.

Adalet Divanının, C-324/09 sayılı L’Oreal kararında belirtildiği üzere, bir web sitesinin markanın tescilli olarak korunduğu bölgeden erişilebilir durumda olması, ürünlerin o bölgede yerleşik tüketiciler hedef alınarak yönelik olarak satışa sunulduğu sonucuna varılması için yeterli değildir.

Bununla birlikte, Adalet Divanının C-495/09 sayılı Philips kararı paragraf 57’de belirtildiği üzere, üye olmayan bir ülkeden gelen malların, korumanın var olduğu üye ülkenin sınırlarına girmesinden önce, belirtilen mallara ilişkin olarak satış, satışa sunum veya reklam yollarıyla ticari bir fiil gerçekleştirilerek, koruma kapsamındaki haklara tecavüzün gerçekleşmesi mümkündür.

Bu çerçevede, Avrupa Birliğinde marka, tasarım veya telif hakkı yoluyla korunan ürünlerin taklidi veya kopyası olan ve üye olmayan bir ülkeden gelen mallar, bu ürünlerin Avrupa Birliğinde satışa sunum niyetinin ispatlanması halinde “taklit veya korsan ürünler” olarak sınıflandırılabilir. Bu hususu ispatlayan kanıtlar arasında, diğerlerinin yanısıra, malların Avrupa Birliğinde bir müşteriye satıldığını veya satış için önerildiğini veya bu amaçla reklamının yapıldığını ispatlar nitelikte kanıtlar da bulunabilir.

İncelenen vakada, inceleme konusu ürünlerin Avrupa birliğinde bir müşteriye satıldığı açıktır, bu nedenle bu malların online bir satış sitesinde satıma sunulması veya AB gümrük alanına erteleyici bir prosedürle girmesi gibi hususlarla kıyaslamaya gerek bulunmamaktadır. Satışın üye olmayan bir ülkede kurulu bir web sitesi aracılığıyla yapılması hususu tek başına, mallara ilişkin olarak fikri mülkiyet haklarının sahibi olan kişiyi kendisine gümrük tüzüğüyle sağlanan hakları uygulamaktan yoksun bırakmaz. Hak sahibinin haklarını uygulamasına ilişkin olarak, malların satıştan önce, Avrupa Birliği tüketicilerini hedef alan bir satış teklifinin veya reklamın konusu olduğunu göstermesine gerek bulunmamaktadır.

Bütün sayılanların ışığında, Danimarka Yüksek Mahkemesince sorulan soruların yanıtı aşağıdaki biçimde oluşmuştur:

“Fikri mülkiyet haklarına tecavüz içerdiğinden şüphelenilen mallara ilişkin gümrük tedbirleriyle ilgili 1383/2003 sayılı Topluluk Tüzüğü, üye bir ülkede yaşayan bir kişiye, üye olmayan bir ülkede kurulu bir online web sitesi aracılığıyla satılan mallara ilişkin olarak, malların edinilmesi sonucunda malların üye ülke bölgesine girdiği andan itibaren, fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin kendilerine tüzükle tanınan hakları kullanabileceği biçiminde yorumlanmalıdır. Buna ilaveten –ek bir şart olarak-, malların ilgili üye ülkenin tüketicilerini hedef alan satış öncesi bir satış teklifinin veya reklamın konusu olması yönünde bir gereklilik bulunmamaktadır.”

Adalet Divanının “Blomqvist v. Rolex” kararının açık olmayan bir alanı iyice netleştirerek, fikri mülkiyet hakkı sahiplerini sevindirdiği kanaatimizce açıktır.

Önder Erol Ünsal

Şubat 2014

Taht Kavgaları Devam Ediyor – “Game of Thrones” Tahtını Terk Etmiyor

Taht Kavgaları Devam Ediyor Ama “Game of Thrones” Korsan İzlenme Tahtını Terk Etmiyor

game_of_thrones

Her yıl sonunda olduğu gibi 2013 sonunda da bitmekte olan yılın en’leri gazete ve dergi sayfalarını doldurmaya başladı. Bu tip yazılar genellikle pek ilgimi çekmemekle birlikte, twitter’da görmemin ardından hemen okuduğum ve sizlerle de paylaşmak istediğim bir liste bana oldukça ilginç geldi.

http://torrentfreak.com/game-of-thrones-most-pirated-tv-show-of-2013-131225/ adresinde görebileceğiniz bir araştırma 2013’ün korsan biçimde en çok indirilen TV dizilerini konu alıyor. Bağımlılık derecesinde takip ettiği birkaç TV dizisi (Game of Thrones, Dexter, vd.) olan ve  -itiraf etmek gerekirse- yurtdışında olduğu ve kablolu TV aboneliğine sahip olduğu dönemlerde korsan biçimde dizi izlemeyi alışkanlık haline getiren yazar bakımından bu listenin ilginç olması kaçınılmazdı.

Araştırma, 2013 yılı içerisinde korsan olarak en çok indirilen TV dizilerinin bölüm başına ortalama indirme sayısından ve aynı dizilerin bölüm başına A.B.D.’ndeki tahmini yasal izleyici sayısından oluşmaktadır. Rakamlar, çeşitli BitTorrent takip edicilerin derlediği, indirme sayısı istatistikleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklara dayanılarak, TorrentFreak tarafından tahmini olarak belirlenmiştir.

dizizleme(Kaynak www.torrentfreak.com)

İndirme sayısını gösteren istatistiklerin, online akış (online streaming) ve merkezi dosya paylaşım sistemleri (cyberlocker downloads) yoluyla yapılan izlemeleri içermediği özellikle belirtilmelidir. Bunun nedeni, bu tip izlemelerin sayısını ölçecek kaynakların bulunmamasıdır. Bu tip izlemelere ilişkin rakamların eklenmesi durumunda korsan izleme sayısının ne kadara çıkacağının tahminini ise sizlere bırakıyorum.

İstatistiğe dönülecek olursa, Gam of Thrones’un açık ara korsan indirme birinciliğini elinde bulundurduğu görülmektedir. Dizinin fanı olarak bu duruma sevinmem mi gerekli onu pek bilmiyorum, ama torrentfreak.com’a göre, Game of Thrones geçen yılda birinci olduğu bu alanda liderliği kolaylıkla kaybedecek gibi gözükmüyormuş. İkinci, üçüncü ve dördüncü sıralarda takip etmediğim Breaking Bad, The Walking Dead ve The Big Bang Theory dizileri yer alıyor. Beşinci sırada ise tüm zamanlar favorim Dexter bulunuyor, her şehre bir tane lazım dediğim Dexter, her ne kadar bizlerle vedalaşmış olsa da bir klasik olarak kalplerimizde yeri her zaman birinci kalacak diyebiliriz.

Torrentfreak.com, dizilerin korsan olarak indirilmesi konusunda tek sorumluluğun indirenlerde aranmaması gerektiği, özellikle Game of Thrones yapımcısı HBO kanalının dizinin haklarını hiçbir şekilde yasal online yayıncılarla paylaşmaması durumunun, bu dizinin korsan biçimde izlenmesini artırdığı görüşündedir.

Bununla birlikte, dizi yaratıcıları korsan indirme konusunda çok da rahatsız olmadıklarını belirten açıklamalar yapmaktadır. Torrentfreak.com’da yer alan yazıya göre Game of Thrones yönetmeni David Petrarca “korsan izleme veya indirmenin dizi hakkında ihtiyaç duyulan kültürel uğultuyu fazlasıyla yarattığını” kabul etmiştir (http://torrentfreak.com/piracy-doesnt-hurt-game-of-thrones-director-says-130227/). Benzer şekilde, HBO’nun ortak şirketi Time Warner’ın CEO’su Jeff Bewkes, “korsan izleme veya indirmenin firmasına daha çok abonelik sonucuna yol açtığını ve en çok korsanlığa konu olma unvanının Emmy ödülü kazanmaktan daha iyi olduğunu” belirtmiştir (http://torrentfreak.com/game-of-thrones-piracy-better-than-an-emmy-time-warner-ceo-says-130808/)

Buna karşın “The Walking Dead” dizisinin yapımcısı Gale Anne Hurd tersi görüştedir ve “korsan izlemenin en sonunda yasal izlemeye dönüşecek bir alışkanlık oluşturması anlamında iyi olduğu” kanaatine katılmamaktadır. Hurd’ın görüşünü destekler nitelikte bir veri, The WalkingDead’in sezon prömiyerinin AMC tarafından ücretsiz yayınlanmasına rağmen bu bölümü korsan yolla indirmeyi tercih edenlerin büyük oranda olmasıdır (http://torrentfreak.com/pirates-jump-on-the-walking-dead-despite-legal-options-131014/).

Korsan dizi izlemenin engellenmesi veya tamamen ortadan kaldırılması oldukça güç olduğundan ve internetin yasaklanması veya kısıtlanması gibi sansürcü tedbirler 21. yüzyılın ruhuna uygun olmayacağından,  kanaatimizce dizi yapımcılarının, meslek birliklerinin veya kanun koyucuların konuyu bu gözle de değerlendirmesi daha yerinde olacaktır. Benzer bir konu hakkındaki değerlendirmemiz http://iprgezgini.org/2013/12/17/hadopi-yasasi-catirdiyor-fransada-internet-uzerinden-yasadisi-dosya-paylasimi-ve-dosya-indirme-hakkinda-yasal-duzenleme/ adresinden incelenebilir.

Önder Erol Ünsal

Aralık 2013

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Pirate Bay” Kararı – İfade Özgürlüğü v. Telif Hakları Tartışması

The_Pirate_Bay_logo_svg(Görsel http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Pirate_Bay adresinden alınmıştır.)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Mart 2013’de, 40397/12 sayılı “Neij ve Kolmisoppi v. İsveç” başvurusu hakkında oybirliği ile verdiği başvurunun reddedilmesi yönündeki karar, internette dosya – bilgi paylaşımı, telif hakları çatışması hakkında uzun süredir süregelen ve bir anlamda özgürlük felsefesi ile de ilişkilendirilen tartışmalar hakkında, dünyanın en üst saygın mahkemelerinden birisinin yaklaşımını ortaya koymuştur.

 

Avrupa’nın en önemli internette dosya paylaşımı sitelerinden birisi olan “Pirate Bay” aleyhine 2008 yılında İsveç’te açılan dava, site yöneticileri Fredrik Neij ve Peter Sonde Kolmisoppi’nin Telif Hakları Kanununa aykırı suçlar işledikleri yönündeki kararla sonuçlanmıştır. Bu kararın ardından, Nisan 2009’da, başka firmalar tarafından açılan davalar sonucunda, Stockholm Bölge Mahkemesi, Neij ve Kolmisoppi’yi  bir yıl hapse mahkum etmiş ve başka davalılarla birlikte yaklaşık 3.3 milyon Euro tutarındaki zarardan sorumlu tutmuştur. Temyiz sonucu, Svea Temyiz Mahkemesi, Kasım 2010’da hapis cezalarını kaldırmış, ancak yol açılan zarar miktarını yaklaşık 5 milyon Euro olarak belirlemiştir. Son olarak, Yüksek Mahkeme 2012 yılında temyiz talebini reddetmiştir.

 

Bunun üzerine, Neij ve Kolmisoppi, Haziran 2012 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.  Neij ve Kolmisoppi, başvurularında, başlangıç amacı sadece internette veri paylaşımını kolaylaştırmak olan Pirate Bay sitesinin başkaları tarafından kullanımından kendilerinin sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Neij ve Kolmisoppi’ye göre, sadece, telif hakkıyla korunan materyalleri yasadışı biçimde paylaşan kullanıcılar suç işlemiştir. Bu çerçevede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesine dayanarak , Telif Hakları Kanununa aykırı fiiller işlenmesi suçuna iştirak etmekten kaynaklanan mahkumiyetlerinin, ifade özgürlüğü haklarının ihlali anlamına geldiğini öne sürmüşlerdir.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi takip eden düzenlemeyi içermektedir:

 

MADDE 10 – İfade özgürlüğü

 

1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

 

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin başvuru hakkındaki değerlendirmesi aşağıdaki içeriktedir:

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi herkesin internetten bilgi edinmesini veya internette bilgiyi yaymasını garanti altına alır. Neij ve Kolmisoppi’nin peşinde oldukları amaç kar elde etmek olsa da, telif haklarıyla korunan materyallerin değişimini kolaylaştıran bir web sitesiyle ilişkilerinin bulunması, sözleşmenin 10. maddesindeki “bilgi edinme ve bildirme” hakkı kapsamına girmektedir. Bunun sonucu olarak, Neij ve Kolmisoppi’nin  mahkumiyetleri ifade özgürlüklerine müdahale edilmesi anlamına gelmektedir.

 

Bununla birlikte, Neij ve Kolmisoppi’nin mahkumiyetlerinin sebebi olan paylaşılmış malzeme Telif Hakları Kanunu kapsamında korunmakta olduğundan, Mahkeme’ye göre İsveç otoritelerinin müdahalesi kanunla tayin edilmiş niteliktedir. Mahkemeye göre, Neij ve Kolmisoppi’nin mahkumiyeti, telif haklarının korunması meşru amacına hizmet etmektedir. Mahkeme, her ikisi de İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca korunan iki yarışan çıkarı dengelemek zorundadır: (i) Neij ve Kolmisoppi’nin internette bilgi değişimini kolaylaştırma hakkı ve (ii) telif hakkı sahiplerinin telif haklarına tecavüze karşı korunması hakkı.

 

İnsan Hakları Mahkemesi, İsveç otoritelerinin bu tip konularda karar verebilmek için geniş bir takdir marjı olduğunu yinelemiştir. Bunun asıl nedeni, tehlikede olan bilgiye, politik ifade ve tartışma özgürlüğüyle aynı derecede koruma sağlanmaması ve Telif Hakları Kanunu ve Sözleşme uyarınca telif haklarının korunması yükümlülüğünün, başvuru sahiplerinin ifade özgürlüğünün sınırlanması için ciddi bir neden oluşturmasıdır. Bunun ötesinde, Neij ve Kolmisoppi’nin, bu yönde talepte bulunulmasına rağmen telif hakkı ile korunan materyali web sitelerinden kaldırmadıkları dikkate alındığında, hapis cezasına ve zararların tazminine karar verilmesi aşırı (bir ceza) olarak değerlendirilemez.

 

Sonuç olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, Neij ve Kolmisoppi’nin ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesi, demokratik bir toplumda gereklidir ve başvuruları açıkça hatalı tesis edilmiş olma gerekçesiyle reddedilmelidir.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Pirate Bay kararı, internette telif hakları ile korunan materyallerin izinsiz yayımı konusunda, özgürlük felsefesi ile de ilişkilendirilmiş özgürlüklerin kısıtlanması v. telif hakları çatışması hakkında saygın bir mahkemenin yaklaşımını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, konu hakkındaki tartışmanın, yargısal, felsefik ve siyasi boyutu (merak edenler Korsan Parti konusunu inceleyebilir) da dahil olmak üzere, uzun süre devam edeceği kanaatimizce açıktır.

 

Önder Erol Ünsal

Mart 2013

Sir Elton John Telif Hakkı İhlali Davasında Suçsuz Bulundu – “Nikita” v. “Natasha” Davası

nikita(Görsel http://www.vob-clip.com/clips-1990-1999/1386-elton-john-nikita-1990-vob.html adresinden alınmıştır.)

Yaşamımın herhangi bir aralığında sıkı bir Elton John takipçisi veya seveni olmamakla birlikte, sanatçının bazı şarkılarını (Rocket man, Your song başta olmak üzere) çok severim. Görsel hafızama kazınan başlıca Elton John videosu ise şüphesiz “Nikita” şarkısına ait olan videodur. 30’lu yaşlarının son yıllarını geçiren yaşıtlarımın da benden farksız olduklarını düşünüyorum.

 

1985 yılında piyasaya sürülen “Nikita” şarkısı gerek videosunun ilginç hikayesi, gerek videodaki Nikita karakterinin güzelliği (80’lere ait kıyafetler ne kadar çirkin olsalar da güzeli çirkine çevirememişler), gerekse de videonun başında Berlin Duvarı üzerinde görülen Türkçe “kahrolsun faşizm” yazısının yarattığı ilginçlik gibi nedenlerle, benim için her zaman şarkının kendisinden daha ilgi çekici olmuştur.

 

Şarkının videosunu aşağıdaki Youtube bağlantısından izleyecek okuyucuların şarkı hakkındaki hafızası tazelenecektir.

“Nikita” şarkısı son yıllarda, şarkının kendisinden veya videosundan çok Elton John aleyhine açılan bir intihal davasının konusunu teşkil ederek, gündemi meşgul etmiştir. Davaya ilişkin olarak 17 Temmuz 2013 tarihinde verilen karar Elton John’a muhtemelen rahat bir nefes aldırmıştır.

 

Davacı, Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşı Guy Hobbs, şarkı sözü yazarı ve fotografçıdır. Hobbs, 1982 yılında (soğuk savaş devam ederken), bir seyahat gemisindeki Rus kızıyla olan aşk öyküsünü konu olan “Natasha” isminde bir şakı yazar. Şarkıda, Rus kızının gemiyi terk etmesine izin verilmemektedir. Hobbs, şarkısının telif hakkını 1983 yılında kaydettirir ve şarkısını “Big Pig Music” dahil olmak üzere çeşitli plak şirketlerine gönderir, ancak şirketlerden yanıt alamaz. Bu arada “Big Pig Music” firmasının Elton John şarkılarının yayıncısı olduğu da belirtilmelidir. Hobbs, 2001 yılında Elton John”un “Nikita” şarkısının sözlerini inceler ve kendi şarkısıyla Elton John’un şarkısı arasındaki benzerlikler tespit eder. Hobbs, benzerliğe ilişkin görüşlerini bir çok kez Elton John’a yazar, ancak iddiasına göre kendisinden hiçbir yanıt alamaz. Bunun üzerine, Hobbs, Elton John aleyhine, 2012 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Illionis eyaletinde telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava açar.

 

Davacı Hobbs, mahkemenin dikkatini her iki şarkıda da yer alan bazı özgün unsurların benzerliğine çekmektedir: Her iki şarkıda da Batılı bir erkekle, komünist bir ülkenin vatandaşı bir kadının soğuk savaş sırasındaki imkansız aşkı konusu işlenmektedir, kadınların isimleri (Nikita – Natasha) fonetik olarak benzerlik göstermektedir, şarkılarda ortak olarak “you will never know”, “I need you” gibi sözler kullanılmıştır, her iki şarkıda da gerçek yaşamda gerçekleşmemiş olaylara referans yapılmaktadır, sevgilinin açık renkteki gözleri tarif edilmektedir ve sevgiliyle yazılı iletişim şeklinde ifade biçimi kullanılmıştır.

 

Hobbs’a göre, sayılan unsurlar ve daha başka unsurların benzerliği kendi şarkısı bakımından özgün bir ifade biçimi kombinasyonu olarak görülmeli ve özgün kombinasyon için telif hakkı korumasının ortaya çıktığı anlamında değerlendirilmelidir.

 

Illionis mahkemesi, davayı, Hobbs tarafından sayılan benzerliklerin tek başlarına telif hakkı korumasına konu olmasının mümkün olmamasını ve benzer oldukları öne sürülen, ancak tek başlarına telif hakkı kapsamında korunmaları mümkün olmayan unsurların kombinasyonu nedeniyle telif hakkı oluşmayacağı yönündeki içtihadı (bkz. Peters v. West, 692 F.3d 629, 632 (7th Cir. 2012)) öne sürerek reddeder. Mahkeme Peters v. West kararını belirtmenin yanısıra, incelenen vakada, benzer oldukları öne sürülen unsurların kombinasyonun da telif hakkı ihlaline yol açmayacağı kanaatine vardığını belirtmiştir. Hobbs mahkeme kararına karşı temyiz yoluna gider ve dava Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi 7. Dairesi tarafından görülür.

 

Hobbs, Temyiz Mahkemesinde özgün kombinasyon teorisini yineler. Bu teoriye göre, tek başlarına telif hakkı korumasına konu olamayacak unsurların, bir şarkıda özgün biçimde seçimi, uyarlanması ve birleştirilmesi telif hakkı korumasına konu olabilecektir. Hobbs’a göre, Peters v. West kararı buna engel değildir ve yukarıda paragraflarda saydığımız unsurların benzerliği Nikita şarkısının, kendisine ait Natasha şarkısından kaynaklanan telif hakkını ihlal ettiği sonucuna varmak için yeterlidir.

 

Temyiz Mahkemesi, Illionis mahkemesinin Peters v. West kararını doğru yorumlayıp yorumlamadığı tartışmasına girmeksizin (kararın dipnotlarında Illionis mahkemesinin kararı doğru yorumlamadığı işaret edilmektedir), davacının benzerlik iddialarını tek tek değerlendirir ve şarkıların benzer unsurların kombinasyonu olarak değerlendirilmesi halinde de esasen benzer olmadıkları sonucuna ulaşır.

 

Temyiz Mahkemesine göre, Hobbs’un iddiaları, telif hakkı korumasının iki temel ilkesi bakımından problem içermektedir. Bu genel ilkelere göre, Telif Hakkı kanunları, genel anlamda fikirleri değil, bu fikirlerin belirginleştirilmiş ifade biçimi korur ve belirginleştirilmiş ifade biçimleri açısından da, Telif Hakkı kanunları, belirli bir konu işlenirken kaçınılmaz veya standart biçimde yer verilmesi gereken olayları, karakterleri veya hikayelerin geçtiği yerleri korumaz. Belirtilen ilkeler göz önüne alınarak yapılan değerlendirme, “Natasha” ve “Nikita” şarkılarının sözleri dikkate alındığında, davacı Hobbs tarafındna öne sürülen benzerlik gerekçelerinin 4’ü bakımından ifade ediliş biçimi bakımından farklılık bulunduğu, kalan 2 benzer unsurun ise popüler aşk şarkılarında yer verilen vazgeçilmez, standart veya basit nitelikte unsurlar olduğu görülmüştür.

 

Temyiz Mahkemesi, kararında davacının iddialarını detaylı olarak incelemiş ve iki şarkının esasen farklı hikayeleri anlattığı ve birbirlerinden sadece küçük farklarla ayrılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkemeye göre, “Natasha” İngiliz bir erkekle Ukraynalı bir kadın arasında gerçekleşen, kısa ve romantik bir yakınlaşmayı konu alır. Tarafların somut ilişkisi kadının deniz seyahatine devam etmesi zorunluluğu nedeniyle sona erer. “Nikita” ise bunun tersine, bir kadını uzaktan gören ve seven bir erkeğin hikayesini anlatır. Bu aşk hiçbir zaman fiziksel olarak gerçekleşmez, çünkü taraflar birbirlerinden silahlar ve sınır kapılarıyla ayrılmıştır. Sonuç olarak, Temyiz Mahkemesi, “Natasha” ve “Nikita” şarkılarının, başkasının eserini kopyalamama kuralının ihlali anlamına gelebilecek yeterlilikte özgün benzerlikler içermediği görüşüne ulaşmıştır. Bu çerçevede, davacı Hobbs’un telif hakkına tecavüz iddiası reddedilmiş ve Illionis bölge mahkemesinin kararı onanmıştır. Kararın detaylarını merak edenlerin karara http://media.ca7.uscourts.gov/cgi-bin/rssExec.pl?Submit=Display&Path=Y2013/D07-17/C:12-3652:J:Manion:aut:T:fnOp:N:1169984:S:0 bağlantısı aracılığıyla erişimi mümkündür.

 

“Natasha” – “Nikita” uyuşmazlığı, telif hakkı tartışmalarının ünlü bir şarkı ve sanatçı açısından ortaya çıkması bakımından dikkat çekicidir. Oldukça başarılı bir kariyere sahip ve kraliçe tarafından sir unvanı ile taçlandırılmış Elton John’un, kariyerine gölge düşürebilecek iddianın mahkemece reddedilmesi nedeniyle derin bir nefes aldığını tahmin etmek ise güç değildir. Benzer yöndeki iddialar kimi zaman ülkemizde de ortaya çıktığından (bir içecek firması reklamına yönelik olarak gazetelerde yer alan rüyamı çaldılar iddiası, vb.), telif hakkı ihlali konusunda geniş bir içtihada sahip A.B.D. mahkemeleri kararlarının incelenmesi şüphesiz ilginç ve zevk veren bir araştırma alanı olacaktır.

 

Önder Erol Ünsal

Temmuz 2013

 

HADOPI Yasası Çatırdıyor – Fransa’da İnternet Üzerinden Yasadışı Dosya Paylaşımı ve Dosya İndirme Hakkında Yasal Düzenleme

hadopi-mortuaire(Görsel http://www.laquadrature.net/fr/hadopi-le-conseil-constitutionnel-censure-la-riposte-graduee  adresinden alınmıştır. (image (cc) BySa La Quadrature du Net))

Fransa, geçmiş hükümet döneminde çıkartılan “HADOPI” yasasından geri adım attı ve internet üzerinden yasadışı dosya paylaşımı ve dosya indirme hakkında düzenlenen, üç uyarı alan internet kullanıcılarının internet bağlantısının kesilmesi cezasından vazgeçildi.

2009 yılında önceki Fransa başbakanı Nicolas Sarkozy tarafından desteklenerek çıkartılan HADOPI yasası ve bu yasayla kurulan “Haute Autorité pour  la Diffusion des Oeuvres et la Protection des Droits sur Internet (HADOPI)” kurumu son günlerde en zor günlerini yaşıyor.

Türkçe’ye “İnternette Eserlerin Yayılması ve Hakların Korunması için Yüksek Otorite” şeklinde çevrilebilecek HADOPI, kuruluşundan başlayarak yoğun tartışmaların ve eleştirilerin konusu olmuştur. HADOPI’ye ilişkin eleştiriler, özellikle kuruma tanınan ceza yetkisinin içeriğinden kaynaklanmaktadır.

2009 yılında çıkan kanuna göre, telif hakkına konu eserleri kanuna aykırı biçimde paylaşan veya kendi cihazlarına indiren Fransız internet kullanıcılarına iki kez uyarıda bulunulacak (uyarı elektronik mesaj veya mektup yoluyla olabilir), uyarılara cevap vermeyip ihlale devam edilmesi halinde üçüncü uyarıyla kullanıcının internet erişimi askıya alınabilecek ve kullanıcıya 1500 Euro’ya varabilen para cezası verebilecektir. Sistemin organizasyonundan sorumlu olacak organ ise aynı kanunla kurulan HADOPI olacaktır.

hadopi(Görsel http://usavpngratuit.blogspot.com/2013/05/choisir-un-vpn-pour-contrer-hadopi.html adresinden alınmıştır.)

Sarkozy, HADOPI’yi ve getirilen sistemi takip eden cümlelerle savunmuştur: “Toplumumuzda hukuk dışı alanlar nasıl var olabilir? Herhangi birisi ekonominin düzenlenebileceğini ancak internetin düzenlenemeyeceğini aynı anda nasıl savunabilir? Toplum için uygulanan kuralların interneti bağlamayacağını nasıl kabul edebiliriz … Telif hakkını savunurken sadece sanatsal yaratımı savunmuyorum, aynı zamanda herkesin özgürlüğünün başkalarının haklarına saygı üzerine kurulu olduğu özgür toplum fikrimi savunuyorum. Aynı zamanda kültürümüzün geleceğini savunuyorum. Bu yaratıcılığın geleceğidir.” (bkz. http://www.guardian.co.uk/technology/2009/jun/10/france-hadopi-law-filesharing).

Sarkozy tarafından yukarıda yer verilen biraz da popülizm kokan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, HADOPI, Sarkozy hükümetinin sahip çıktığı ve desteklediği bir projedir. Ancak, HADOPI doğduğu andan itibaren toplumdan yeterli destek görmemiştir.

HADOPI kanunu çıktıktan hemen sonra ilk darbeyi, Haziran 2009 Fransız Anayasa Konseyinden almıştır. Anayasa Konseyi, internete ve çevrimiçi iletişime özgürce erişimin bir insan hakkı olduğuna ve bir yargıcın müdahalesi (kararı) olmaksızın engellenemeyeceğine karar vermiştir.  Konseye göre, interneti HADOPI yasasının öngördüğü şekilde denetlemek yurttaşların kişisel haklarını çiğneme niteliğindedir. (bkz. http://www.guardian.co.uk/technology/2009/jun/10/france-hadopi-law-filesharing). Bu çerçevede, Fransa’da internete erişimin HADOPI tarafından değil, ancak mahkemeler tarafından engellenebileceği ortaya çıkmıştır. 

Ortaya çıktığı anla eş zamanlı olarak yoğun eleştirilere konu olan HADOPI’nın uyguladığı ceza sistemi beklenen etkinlikte olmamış ve istenen sonuçları vermemiştir. HADOPI’nin 2,5 yıl süren çalışmaları sonucunda, hak sahipleri 4,7 milyon adet IP adresi tespit etmiş, bunlardan yalnızca 29 dosya hazırlanarak savcılığa gönderilmiş ve sadece 3 karar verilmiştir (bkz. http://ipkitten.blogspot.com/2013/07/hadopi-to-disappear-and-french.html). Yayınlanan bir rapora göre, yasa çerçevesinde mahkeme tarafından sadece bir kullanıcının internet erişimi iki hafta süreyle askıya alınmış ve kendisine 600 Euro tutarında para cezası verilmiştir. 1500 Euro tutarındaki para cezası ise mahkemeler tarafından hiç uygulanmamıştır. Bununla birlikte aynı rapor, HADOPI yasasıyla uygulanan üç kademeli uyarı / cevap sistemimin yasadışı indirme faaliyetinin engellenmesi anlamında olumlu etkisi olduğunu, ilk uyarı mesajını alan kullanıcıların %95’inin yasadışı indirme faaliyetini tekrarlamadığını ifade etmiştir (bkz. http://www.jdsupra.com/legalnews/recent-developments-regarding-french-onl-95064/).

Sarkozy hükümetinin yerini alan Holland hükümeti ise geçtiğimiz günlerde HADOPI yasasına ve kuruma son bir darbe vurmuştur. Yeni açıklanan bir raporda HADOPI kurumunu kapatma ve tüm yetkisini “Fransa Görsel-İşitsel Otoritesi (CSA – Conseil Superieur de l’Audiovisuel)”ne devretmenin yerinde olacağı belirtilmiştir (Lescure raporu için bkz. http://the1709blog.blogspot.fr/2013/05/lescure-report-on-cultural-exception-in.html). Planlanan yeni düzenlemeyle 60 Euro’yla başlayan ve tekrar halinde kademeli olarak artan para cezası sistemi getirilecek ve bireysel kullanıcıların yüksek para cezaları ödemeleri veya internet bağlantılarının kesilmesi yerine görece küçük mali cezalar ödemeleri sağlanacaktır.    

Kültür ve İletişim Bakanı tarafından yapılan ve http://www.culturecommunication.gouv.fr/Espace-Presse/Communiques/Publication-du-decret-supprimant-la-peine-complementaire-de-la-suspension-d-acces-a-Internet adresinden görülebilecek bir açıklamayla, hükümetin niyetinin bundan sonra, bireysel kullanıcılara ağır cezalar vermek yerine, ticari anlamda korsancılığı ve korsan içerikten kar elde eden internet sitelerini cezalandırmak olacağını belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında, bir anlamda ölü doğmuş ve toplumdan gerekli desteği bulmamış HADOPI yasasının ve kurumunun tabutuna son çivilerin çakılmakta olduğu söylenebilir ve kısa süre içerisinde yasanın ve kurumun ortadan kalkacağı beklenebilir. Türkiye’de telif haklarının internette korunması için hazırlanan taslak kanun maddelerinin HADOPI yasasına öykündüğü ve paralel düzenlemeler öngörüldüğü geçtiğimiz yıl sıklıkla dile getirilmiştir (bu konuda “HADOPI Türkiye” şeklinde bir aramanın sonuçları okuyuculara fikir verecektir). Türkiye’deki tasarının bütünü hakkında bilgi sahibi olmamakla birlikte, eğer tasarı gerçekten HADOPI’ye öykünerek hazırlandıysa, model yasanın Fransa’da yaşadığı sıkıntıların ve yol açtığı toplumsal tepkinin dikkate alınması yerinde olacaktır.

Önder Erol Ünsal

Temmuz 2013

Porno Filmler Telif Hakkı Kapsamında Korunabilecek Derecede Fikri Yaratıcılık İçerir mi? Dikkat Çekici bir Münih Bölge Mahkemesi Kararı

malibumedia1(Görsel http://www.ibtimes.co.uk/articles/366338/20120724/bittorrent-porn-malibu-media-jeff-fantalis-louisville.htm adresinden alınmıştır.)

 

Okuyucular arasında halen “The IPKAT” bloğunu takip etmeyenler varsa kendilerine www.ipkitten.blogspot.com adresinden “The IPKAT”i izlemelerini şiddetle öneriyorum. Twitter üzerinden çok sayıda IP haber sitesini ve kurumunu takip ederek, dünyada fikri-sınai haklar alanında neler olup bittiğini izlemeye çalışan birisi olarak, “The IPKAT”teki ölçüde kapsamlı ve yerinde yaklaşımlarla başka herhangi bir blog veya sitede karşılaşmadığımı kesinlikle belirtmem gerekiyor.

 

“The IPKAT”te bugün karşılaştığım bir yazı, bana oldukça dikkat çekici geldiği için yazının içeriğini sizlerle de paylaşmak istedim. Yazının konusunu oluşturan mahkeme kararı Almanca olduğu ve lise yıllarından kalma Almanca bilgim kararın aslını aktarmaya yeterli olmayacağından, mahkeme kararını “The IPKAT”te yer alan içerik üzerinden aktarmayı tercih ediyorum. Kararın Almanca aslını incelemek isteyenlerin karara http://www.wbs-law.de/wp-content/uploads/2013/06/LG-M%C3%BCnchen-7-O-22293-12.pdf bağlantısından erişmesi mümkündür.

 

Münih Bölge Mahkemesi, Mayıs 2013’de verdiği kararda (karar no: 7 O 22293/12), çevrimiçi porno film paylaşımına yönelik bir şikayeti değerlendirmiştir. Şikayetin ve kararın kendisi çok ilginç olmamakla birlikte, şikayet incelenirken mahkeme tarafından yapılan bir değerlendirme özellikle dikkat çekici niteliktedir. Şikayetin içeriğine girmeden önce, vakanın çoğaltma hakkıyla ilgili olmadığı belirtilmelidir.

 

Porno film yapımcısı “MALIBU MEDIA” şirketi, kendisine ait “Esnek Güzellik (Flexible Beauty)” ve “Genç Tutku (Young Passion)” filmlerini, internet üzerinden izinsiz biçimde paylaşan Almanya’da yerleşik dosya paylaşımcılarının IP adreslerinin tespit edilmesi için mahkemeden emir çıkarttırır. “MALIBU MEDIA” bu yolla, telif haklarını ihlal ederek izinsiz dosya indirdiklerini öne sürdüğü dosya paylaşımcılarından maddi tazminat talep etme niyetindedir.

 

Mahkemenin IP adreslerinin tespiti kararının ardından, dosya paylaşımcılarından ikisi, “MALIBU MEDIA”nın telif hakkı sahibi olmadığı gerekçesiyle Münih Bölge Mahkemesine şikayette bulunur. Münih Bölge Mahkemesi, incelemenin ardından 7 O 22293/12 sayılı kararı ile şikayetleri haklı bulur. Mahkemeye göre, “MALIBU MEDIA”nın ismi filmlerde geçmemektedir ve “MALIBU MEDIA” telif hakkı sahibi olduğunu ispatlayamamıştır. Filmlerin jeneriğinde, yapımcı olarak başka bir firma belirtilmiştir ve ayrıca, “MALIBU MEDIA” filmlerin Almanya’da piyasaya sürüldüğünü ve dolayısıyla Alman Telif Hakkı Kanunu kapsamına girdiğini ispatlayamamış durumdadır.

 

Yukarıda sayılan gerekçeler, bilinen veya tahmin edilebilen değerlendirmeler olmakla birlikte, mahkemenin asıl çarpıcı tespiti, filmlerin içeriğinin telif hakkına konu olup olamayacağı noktasında ortaya çıkmıştır.

 

 

Mahkemeye göre, uyuşmazlığın konusunu oluşturan ve tamamen pornografiden oluşan filmlerin, Alman Telif Hakları Kanunu madde 2(2)’de yer alan “kişisel fikri yaratım (personal intellectual creation)” tanımı kapsamına girip girmediği şüphelidir. Mahkeme, filmlerin cinsel birleşmeyi kaba biçimde gösteren içeriğe sahip olmaları nedeniyle, Alman Telif Hakkı Kanunu madde 94 kapsamındaki korumadan yararlanmalarının mümkün olmadığı görüşündedir.

 

Münih Bölge Mahkemesinin sergilediği yaklaşımın tersi bir yaklaşım ise, A.B.D.’nde, taraflarından birisi gene “MALIBU MEDIA” olan bir davada ortaya konulmuştur (“MALIBU MEDIA” telif hakkı trolü olarak bilinen bir firmadır, patent ve marka trolleri hakkında bloğumdaki önceki yazıları inceleyebilirsiniz.). http://phillylawblog.wordpress.com/2013/06/11/the-bellwether-trial-malibu-media-v-does-what-have-we-learned-my-five-takeaways-from-the-trial/ bağlantısında detaylarını görebileceğiniz bir davada, mahkeme takip eden tespitlerde bulunmuştur: “Telif hakkı kanunlarının eserin içeriğinden bağımsız olduğu açıktır. Ve, telif hakkı hukuku bakımından, cinsel içerikli materyal ile basılı bir eser arasında hiçbir ayırım yoktur. İçeriğin ne olduğunun hiçbir önemi bulunmamaktadır. Pornografi ve yetişkin filmleri herkesin zevkine uygun olmayabilir, bir hakim olarak, telif hakkı kanunlarının içerikten bağımsız olduğunu göz ardı ederek karar veremem, ve “MALIBU MEDIA”nın ürünlerinin içeriğini esas alarak önyargı veya ayrım oluşturamam.”

 

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye’de kimse porno film izlememesine rağmen (!), Türkiye, internet üzerinde “porno” ve benzeri içerikteki kelimelerin en çok arandığı ülkelerden birisidir. Bir diğer deyişle, porno karşıtı (!) olsak da, gelecekte yabancı porno film yapımcısı şirketlerin filmlerinin ülkemizde yasadışı biçimde internet üzerinden indirildiği, dolayısıyla telif haklarına tecavüz edildiği şikayetinde bulunmaları olasılığı mevcuttur. Bu tip şikayetlere karşı, şikayet edilen kişilerin, yukarıda yer verilen Münih Bölge Mahkemesi kararında kullanılan argümanı karşı tez olarak sunmaları mümkün olabilir. Münih Bölge Mahkemesinin argümanı, muhtemelen yerleşik hale gelmemiş veya bir daha tekrarlanmayacak ve hepsinden önemlisi şikayet konusu filmler için verilen genele yayılamayacak bir karar niteliğindedir (tersi yaklaşım yukarıda yer verildiği üzere A.B.D.’nde sergilenmiştir), bununla birlikte kararın, porno filmlerin telif hakkı kapsamında korunabilecek düzeyde yaratıcılık içerip içermedikleri konusunda dikkate değer bir yaklaşımı yansıttığı ortadadır.

 

Önder Erol Ünsal

Eylül 2013

 

Korsan Parti Hareketi – IPR Korumasında Aşırılığa Karşı Tepki

pirateparty

Korsan Parti Hareketi – Fikri Mülkiyet Hakları Korumasında Aşırılığa Karşı Toplumsal Tepki

GİRİŞ

İlk olarak 2006 yılında İsveç’te kurulan ve günümüze dek geçen süre içerisinde birçok ülkede yasal partileşme sürecini tamamlayan ya da bu yönde çalışmalara konu olan Korsan Parti Hareketi amaçları ve yapılanması bakımından mevcut siyasal partilerden ve hareketlerden belirgin farklılıklar göstermektedir.

Korsan Parti hareketi temel varoluş gerekçesini telif hakları, patent korumalarıyla ilgili kanunlarda reform yapılması, internette ve kişisel yaşamda bireyin mahremiyet hakkının korunması, bireysel özgürlüklere devlet müdahalesinin engellenmesi ve devletin şeffaflaştırılması olarak tanımlamaktadır. Korsan Parti Hareketi telif hakları, patent kanunlarında reform yapılması olarak ortaya konulan temel amacı bağlamında mevcut siyasal parti veya hareketlerden farklılaşmakta ve belirtilen kanunların bireylerin bilgiye erişim hakkını sınırlandırarak temel özgürlükleri ve gelişmeyi engellediklerini öne sürmektedir.

Korsan Parti Hareketi Avrupa ülkelerinin çoğunluğunda, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde siyasal parti olarak faaliyet sürdürmekte, Türkiye’nin de içlerinde bulunduğu bazı ülkelerde ise partinin oluşturulması veya hareketin fiilen işlerlik kazanması için çalışmalar sürdürülmektedir. Dolayısıyla, hareketin temel argümanları bakımından dünyanın birçok yerinde toplumda karşılık bulduğu ve gönüllüler aracılığıyla hareketin yaygınlık kazanmaya çalıştığı gözlemlenmektedir. 2010 yılında kurulan Uluslararası Korsan Parti ise farklı ülkelerde faaliyet gösteren ulusal korsan partilerin ve partileşmemiş hareketlerin işbirliği halinde faaliyet göstermesi, aralarındaki birliğin, veri paylaşımının sağlanması ve hareketin daha geniş coğrafyalara yayılması amaçlarını gütmektedir.

FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI UYGULAMALARINDAN KAYNAKLANAN ÇATIŞMALAR VE İNTERNET DEVRİMİ SONRASI ÇATIŞMANIN AKTÖRLERİNDE DEĞİŞİKLİK

Korsan Parti Hareketinin temel argümanı, patent ve telif hakkı kanunlarının bireyin bilgiye erişimini engellemekte olduğu, bu engellemenin boyutunun patent, telif hakkı korumalarının amacını aştığı, bireysel ve toplumsal gelişimi sınırlayıcı hal aldığı, dolayısıyla bu korumaları düzenleyen kanunlarda reform yapılması gerektiği yönündedir.

Patent ve telif hakları koruması, daha genel bir kavramla fikri mülkiyet hakları hakkındaki genel kabul, bu hakların yaratıcılığı koruyarak toplumsal gelişime katkıda bulundukları, bu hakların toplumsal gelişimin lokomotifi oldukları yönündedir. Ayrıca, fikri mülkiyet haklarının genellikle gelişmiş ülkelerden kaynaklanan haklar olarak, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelere dayatıldıkları ve hakların korunması anlamındaki asıl çatışmanın gelişmiş –gelişmekte olan ülkeler arasında yaşandığı şeklinde genel bir ön kabul söz konusudur. Ancak, bu ön kabulün tersine Korsan Parti Hareketi gelişmiş ülkelerin içerisinde ortaya çıkan ve taban bulan bir hareket niteliğindedir. Dolayısıyla, Korsan Parti Hareketi fikri mülkiyet haklarının korunması anlamındaki klasik gelişmiş – gelişmekte olan ülke çatışmasının ötesinde, aşırı korumacı yaklaşım neticesinde gelişmiş ülkelerde içerisinde de çatışmanın ortaya çıktığını göstermektedir.

Fikri mülkiyet hakları korumasının yaratıcılığı teşvik ederek ekonomik – toplumsal gelişmenin lokomotifi olduğu yönündeki klasik argüman son yıllarda yoğun biçimde eleştirilmeye başlanmıştır. Eleştirilerin bir bölümü aşırı korumayla oluşturulan uzun süreli tekelci hakların serbest rekabeti önemli ölçüde sınırlandırarak ekonomik gelişimi yavaşlattığı tezine dayanmakta, diğer eleştiri ekseni ise “Bilgi özgür olmak istiyor” retoriği bağlamında insan zihninin ürünleri üzerinde tekelci haklar kurulmaması gerektiği görüşünden kaynaklanmaktadır.

Dünya Ticaret Örgütü’nü kuran anlaşmalardan birisi olan TRIPs (Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması), fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır. Anlaşma kapsamında fikri mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin üye ülkelerce uygulanacak asgari şartlar belirlenmiştir. Asgari şartların çoğunluğunun, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin uygulama kapasitelerinin ötesinde olduğu düşünülmektedir. Anlaşma kapsamında gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere istisnalar ve geçiş süreleri tanınmış olmakla birlikte TRIPs bu tip ülkelere uygulanacak rejim bakımından yoğun eleştirilere konu olmuştur. Eleştiriler özellikle, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin vatandaşlarının ilaçlara erişimi (ilaç patentleri), TRIPs’in etkin uygulaması sonucu ortaya çıkacak refah dağıtımı sisteminin telif hakkı –patent korumaları yoluyla gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin vatandaşlarından gelişmiş ülkelerdeki hak sahiplerine para aktarımı şeklinde gerçekleşeceği, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde TRIPs aracılığıyla sağlanacak etkin fikri mülkiyet hakları koruması sonucu bu tip ülkelerde – bu ülkelerin daha zayıf fikri mülkiyet korumasına sahip olmalarına durumuna kıyasla – yapay kıtlıklar oluşacağı konularında yoğunlaşmaktadır.

Fikri mülkiyet hakları korumasının; koruma süreleri, koruma konuları, hukuki tedbirler, tecavüz durumunda uygulanacak cezalar, vb. konularda yapılacak düzenlemelerle en etkin biçimde korunmasının gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere dayatıldığı, dolayısıyla hakların korunması konusunda birincil çatışma alanının gelişmiş ülkelerle diğer ülkeler arasında kurulduğu yönünde bir kabul bulunmaktadır. Bu kabule göre bir yanda etkin korumayı savunan gelişmiş ülkeler, diğer taraftan hakların etkin korunması durumunda bundan zarar görebilecek ve bu nedenle etkin koruma tedbirlerini sınırlandırmak isteyen gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler bulunmaktadır. TRIPs anlaşmasının kabulü ve sonrasında gerçekleşen tartışmalarda da sürekli bu çatışmanın altı çizilmiş, etkin koruma tedbirlerinin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin ulusal sanayilerine olumsuz etkileri konusunda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Türkiye’de bu tartışmalar ilaç patentleri konusunda yoğunlaşmaktadır.

Fikri mülkiyet hakları konusunda asıl çatışma alanının gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler arasında olduğu yönünde genel bir kabul bulunmasına rağmen, internet aracılığıyla bilgi, veri paylaşımının artması ve bu yöndeki teknolojik gelişmelerle birlikte gelişmiş ülkeler içerisinde de yeni bir çatışma alanı ortaya çıkmaya başlamıştır. İnternet aracılığıyla herkesçe erişilebilen şarkı, film, yazılım indirme amaçlı web sitelerinin bu tip verilere ücretsiz sahip olma imkanını sağlaması ve verilerin ücretsiz indirilmesi yoluyla hak sahiplerinin olası gelirlerinin ortadan kaldırılması, bu endüstrilerin kurulu olduğu gelişmiş ülkelerde izinsiz veri indirme imkanı sağlayanlara ve veri indirenlere karşı sert – caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmasını yanında getirmiştir. Telif hakları sahiplerince oluşturulan birlikler ve yazılım alanında faaliyet gösteren dünya devi şirketler, gerek hükümetler nezdinde yapılan kulis çalışmaları ve bu çalışmalar sonucu sağlanan caydırıcı cezalar, gerekse de ücretsiz veri indirme faaliyetlerini gerçekleştirenlere karşı girişilen teknolojik takip mekanizmaları yollarıyla izinsiz veri indirenlere karşı etkin mücadele yöntemlerini benimsemiştir. Ancak, alınan sert tedbirler ve takip mekanizmaları beklenenin ötesinde etki vermiş ve fikri mülkiyet haklarının ölçüsüz korunması çabasına karşı toplumda reaksiyon oluşmaya başlamıştır. Özellikle, izinsiz veri indirenlere karşı verilen ağır para cezaları, çok sayıda internet sitesinin kapatılması, işyerlerine baskınlar gibi sert tedbirler, müzik – sinema – yazılım endüstrilerine ve bu endüstrilerin çıkarları korumak için kullandıkları başlıca araç olan fikri mülkiyet haklarına tepkiyi yanında getirmiştir.

İnternet aracılığıyla dünyanın global bir köy haline geldiği, bilgiye istenildiği anda erişilebildiği egemen propagandası yapılmakla birlikte, reel yaşamda veriye -bilgiye erişimin büyük endüstrilerce fikri mülkiyet haklarının kullanımı yoluyla engellenmesi ve sert cezai tedbirlerin uygulanması, fikri mülkiyet haklarıyla sağlanan korumanın ana fikrine karşı sorgulamayı yanında getirmiştir. Fikri mülkiyet haklarının koruması felsefesi geçmişte özellikle bu hakların tekelciliğe imkan vererek serbest rekabeti engellemeleri noktasından sorgulanmış olmakla birlikte, yeni dönemde sorgulama özellikle veriye – bilgiye erişim hakkının engellenmesi noktasından, “Bilgi özgür olmak istiyor” retoriğiyle gerçekleşmiştir. Bu yeni sorgulama biçimi, fikri mülkiyet haklarına klasik anlamdaki eleştiri olarak adlandırabileceğimiz gelişmiş ülkeler – gelişmekte olan, az gelişmiş ülkeler çelişkisi ile birleştiğinde, fikri mülkiyet haklarına veya uygulama biçimlerinin meşruiyetine karşı mücadelenin fikri temelleri ortaya çıkmıştır.

İnternet kullanıcıları bakımından bilgiye erişim hakkı kadar önemli olan bir diğer hak ise iletişimde ismini saklayabilme hakkıdır. Çevrimiçi sohbet, forum, web sitesi, blog veya ülkemizde internet sözlükleri gibi platformlarda internet kullanıcıları takma adlar kullanarak fikirlerini dile getirmektedir ve internette ifade özgürlüğünün şartlarından birisinin ismini saklayabilme hakkı olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, internet aracılığıyla işlenen suçların yaygınlaşması gibi gerekçeler öne sürülerek suçun niteliğine veya ortada gerçek anlamda bir suç olup olmadığına bakılmaksızın bilgisayar IP numaralarının tespit edilmesi yoluyla iletişimde ismini saklayabilme hakkı sıklıkla devletler veya kolluk güçleri tarafından ihlal edilmektedir. İnternet kullanıcılarının sürekli takip altında olduklarını düşünmeleri ve görüşlerini dile getirirken bu takibi göz önünde bulundurmalarının ifade özgürlüğünü engellediği dile getirilmektedir. Dolayısıyla, bilgiye erişimi kolaylaştırdığı, dünyayı global bir köye çevirdiği söylenen internet, devletler tarafından vatandaşları takip etmenin veya gözetim altında tutmanın bir yöntemi olarak da kullanılabilmektedir.

KORSAN PARTİ HAREKETİNİN KISA TARİHİ VE GENEL İLKELERİ

Sinema– müzik – yazılım endüstrilerinin talepleri doğrultusunda gelişmiş ülkelerin hükümetlerince uygulanan ve özellikle internet kullanıcıları ve servis sağlayıcıları üzerinde yoğunlaşan baskı, tepkisel bir muhalefet olarak adlandırılabilecek Korsan Parti Hareketinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tarihsel olarak herhangi bir öncülle ilişkilendirilemeyen hareketin gelişmiş ülkelerdeki eğitim – kariyer sahibi genç kuşak tarafından geliştirilen bir muhalif hareket olduğunun söylenmesi mümkündür. Hareket herhangi bir sınıfsal tabana dayanmamasının yanı sıra herhangi bir toplumsal kimlik veya ideoloji ile ilişkilendirilebilir nitelikte de değildir.

2006 yılında ilk kez İsveç’te kurulan “Korsan Parti”, aynı yıl bu ülkede “Pirate Bay” isimli internet sitesine yapılan baskın ve site yöneticilerinin yargılanmaya başlanılması sonucunda yaygın kamuoyu desteği ve bilinirliği kazanmış ve ülkedeki önemli siyasal hareketlerden birisi haline gelmiştir. İsveç Korsan Partisinin kurulmasının ardından hareket internet aracılığıyla hızla Avrupa’da yayılmaya başlamış, hareket birçok ülkede siyasal parti olarak örgütlenmiş, bazı ülkelerde bu yönde çabalar sürdürülmüştür. Avrupa’daki Korsan Parti temsilcileri 2007’de toplanarak 2009 yılı Avrupa Parlamentosu seçimlerini hedef alarak bir birlik oluşturmuşlar ve Uluslararası Korsan Parti (Pirate Party International – PPI) olarak adlandırılan Birlik resmi olarak 2010 yılında Brüksel’de kurulmuştur.

Korsan Parti; Avusturya, Avustralya, Belçika, Bulgaristan, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İsrail, Japonya, Lüksemburg, Karadağ, İtalya, Hollanda, Norveç, Polonya, Sırbistan, Slovenya, Tunus, İspanya, İsveç, İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri (8 eyalette kayıtlı) ve Birleşik Krallık’ta yasal bir siyasal parti olarak kayıtlıdır. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30’a yakın ülkede ise Korsan Partinin yasal olarak faaliyete geçirilmesi veya Korsan Parti altyapısının oluşturulması yönünde çalışmalar devam etmektedir.

Ulusal düzeyde faaliyet gösteren Korsan Partilerin bir kısmı seçimlere katılarak başarılı sonuçlar elde etmiştir. İsveç Korsan Partisi, 2009 yılında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oyların %7,1’ini alarak 2 koltuk kazanmıştır. Alman Korsan Partisi, Berlin eyalet seçimlerinde oyların %8,9’unu almış, Çek Korsan Partisi senatoda bir koltuk kazanmıştır. Şu ana dek elde edilen en büyük başarı ise Nisan 2013’teki seçimlerde oyların %5,1’ini alarak parlamentoya 3 üyesini sokan İzlanda Korsan Partisine aittir.

Uluslararası Korsan Partinin, 2012 yılında Prag’da düzenlediği konferans sonrası yayınlanan Prag deklarasyonu doğrultusunda, Avrupa Korsan Partileri, 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerine ortak bir programla katılma kararı almış ve bunun yanısıra Avrupa Korsan Partisinin kurulması kararlaştırılmıştır.

Uluslararası Korsan Parti, ulusal korsan partilerin manifestoları bağlamında temel ilkelerini değerlendirmiş, değerlendirme sonucunda korsan parti hareketinin faaliyet göstereceği alanları asli konular (core issues) ve asli olmayan konular (non core issues) olarak sınıflandırmıştır (http://wiki.pp-international.net/Pirate_Manifesto_parties_at_a_glance). Bu sınıflandırmaya göre medeni haklar ve özgürlükler, patentler, markalar, eser sahibinin hakları, bilgi toplumu ve hükümetlerin hesap verebilirliği ve şeffaflık başlıkları her korsan parti asli konusunu oluşturmalıdır. Asli olmayan konular genel hatlarıyla faaliyet konusu olmayacaktır. Uluslararası Korsan Parti, hareketin sadece asli konulara bağlı kalmasının diğer konular hakkında rahatsızlık duymamaktan değil, hareketin üzerinde uzlaşılan konulara odaklanmak istemesinden kaynaklandığını belirtmektedir. Bu durum en açık ifadeleriyle Uluslararası Korsan Parti tarafından 2008 yılında oluşturulmuş Uppsala Deklarasyonu’nun Avrupa Birliği Parlamentosu Stratejisi kısmında yer bulmuştur: “Avrupa Parlamentosunda etki sağlamanın yolu parti gruplarıdır. Seçildikten sonra, gruplarla görüşerek bize en yakın olanı tespit edecek ve o gruba katılacağız. Grup içerisinde politik olarak öne çıkarttığımız konularda grubun diğer üyelerini kendi pozisyonumuza çekmek için elimizden geleni yapacağız. Bunun karşılığında diğer tüm konularda grubun tavsiyesini dinleyeceğiz ve karşı çıkmak için önemli gerekçelerimiz olmadığı sürece grupla birlikte oy vereceğiz. Korsan Parti platformunun alanı dışında kalan konularda lobicilerin veya diğer partilerin destek almak için bize yakınlaşması durumunda, onları parti grubu içerisindeki ilgili kişiye yönlendireceğiz. Bu şekilde asıl önem verdiğimiz konulara odaklanacağız.” (http://historik.piratpartiet.se/?p=933)

Uluslararası Korsan Parti (PPI) tarafından oluşturulan her korsan partiye ve her parti üyesine referans olması gerektiği belirtilen ilkeler takip eden biçimdedir (http://wiki.pp-international.net/Building_the_principles_of_PPI):

1- İfade, iletişim, eğitim özgürlüklerini savunmak; vatandaşların gizlilik haklarına ve genel olarak vatandaşlık haklarına saygı göstermek.

2- Fikirlerin, bilginin ve kültürün serbest dolaşımını savunmak.

3- Telif hakkı ve patent kanunlarında reformları politik alanda savunmak.

4- İşbölümü içerisinde çalışma ve en üst düzeyde şeffaflıkla katılım sağlama konusunda taahhütte bulunmak.

5- Irk, köken, inanç ve cinsiyet alanlarında ayırımcılığı kabul etmemek veya benimsememek.

6- Şiddet içeren eylemleri desteklememek.

7- Mümkün olduğu sürece ücretsiz yazılımları ve açık protokolleri kullanmak.

8- Tüm kamu politikalarının açık, katılımcı ve işbirliğine dayalı biçimde oluşturulmasını politik alanda savunmak.

9- Diğer korsanlarla (korsan partilerle) dayanışmayı teşvik etmek.

10- Mümkün olduğunca paylaşmak.

Korsan Parti Hareketinin yukarıda yer verilen genel ilkelerinin incelenmesi, hareketi diğer toplumsal hareketlerden ayıran ve ona ayrıcalık kazandıran ilkelerin telif hakkı ve patent koruması, bilginin dolaşımı ile ilgili görüşleri olduğunu ortaya koymaktadır. Şöyle ki, hareketin diğer görüşlerinin çoğunluğu farklı hareketler tarafından da sıklıkla dile getirilen genel talepler niteliğindedir. Dolayısıyla Korsan Parti Hareketinin temel felsefesinin anlaşılabilmesi için özellikle telif hakkı, patent koruması, bilgiye erişim hakkı, bilginin dolaşımı gibi konulardaki görüşlerinin incelenmesi gerekmektedir (http://wiki.pp-international.net/Pirate_Manifesto_parties_at_a_glance).

Korsan Parti Hareketi fikri mülkiyet hakları korumasının asli bileşenlerinden birisi olan patent koruması hakkında;

· Mevcut patent koruması sistemi sürdürebilir durumda değildir. Biyopatentler (tohumlar, türler, canlılar ve bunların organları (bunların doğal genetik çeşitlilik sınırları dahilinde türetilmişleri dahil olmak üzere) ve yazılım patentleri alanları patent sisteminde değişikliğin açık hale geldiği başlıca iki alandır,

· Yazılım patentleri kaldırılmalıdır,

· Patent koruma süreleri kısaltılmalıdır,

· Biyopatentler kaldırılmalıdır,

· Patent koruma sistemlerinden kaynaklanan monopoller kaldırılması amaçlanmaktadır,

· İlaç patentleri, ilaçlara (salgın ve doğal afetlerde yaşandığı üzere) bazı ülkeler ve sosyal gruplarca erişim imkanını ortadan kaldırdıkları için kaldırılmalıdır,

görüşlerini dile getirmektedir.

Hareketin telif hakları, bilgi toplumu ve bilginin paylaşılması konusundaki temel görüşleri ise;

· Eser sahibinin ticari hakları konusunda telif hakkı koruma süresi kısaltılmalıdır,

· Dijital haklar yönetimi (DRM) uygulamalarına itiraz edilmelidir,

· Fikri mülkiyet gibi terimlerin kullanılmasından vazgeçilmelidir,

· Eser sahibinin hakları ve vatandaşların kültürel hakları arasında denge sağlanmalıdır,

· Kültürel eserlerin ticari nitelikte olmayan paylaşımı ücretsiz olmalıdır,

· P2P (peer to peer) paylaşım yasaklanmamalıdır,

· Kültür geliştirilmelidir,

· Kültürel paylaşımın artırılmasının toplum için olumlu bir gelişme olduğu yönündeki tutumumuz nedeniyle paylaşım hakkındaki cezaları anlamlı değildir ve cezaların kaldırılmaları gerekmektedir,

· Dijital eşitsizliği ortadan kaldırma amacına yönelik olarak kablolu ve kablosuz internet dünya çapında yaygınlaştırılmalıdır,

· Ağ tarafsızlığı (network neutrality: internet servis sağlayıcıların veya hükümetlerin kullanıcıların internetteki ağlara erişimine hiçbir kısıtlamama getirmemesini savunan ilke) sağlanmalıdır,

· Kamu kurumlarında açık protokollerin kullanımının zorunlu kılınması yoluyla teknolojik tarafsızlık sağlanmalıdır,

şeklinde özetlenebilir.

Korsan Parti Hareketi bir diğer önemli fikri mülkiyet hakkı olan marka hakkına patent ve telif hakları konularında olduğu ölçüde tepkisel yaklaşmamaktadır. Bu durum, marka hakkının koruma konusunun malların veya hizmetlerin ayırt edilmesine ilişkin işaretlerden oluşması, yani koruma konusunun bilgi olmamasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, hareketin telif hakkına konu eserlerin marka olarak tescil edilmemesi yönünde görüşü mevcuttur.

Korsan Parti Hareketinin medeni haklara ve bireysel özgürlüklere ilişkin yaklaşımı;

· Hukukun egemenliğini ve demokrasinin kurumları; ifade özgürlüğü, mahremiyet hakkı, masumiyet karinesi / yargıya başvurma hakkı, kanun önünde eşitlik / ayırımcılık yasağı, yaşam hakkı / moral ve vücut bütünlüğü hakkı şeklinde sayılabilecek 5 temel insan hakkı önde tutularak savunulacaktır,

· Hiçbir politik tez ve duruş, gerekçelendirilmiş rasyonel düşünce ve argümanlar yoluyla ifade edilmedikçe geçerlilik kazanmaz. Şiddet, demokraside politik amaçlara erişmek için kullanılabilecek bir yol değildir,

· Anti-terörizm yasaları dahil olmak üzere mevcut ve gelecekte oluşturulacak ceza yasaları insan haklarına ve sivil özgürlüklere uygunluk bakımından gözden geçirilmelidir ve uyumsuzluklar tespit edildiğinde bu kanunlar reforme edilmelidir,

ifadeleriyle özetlenebilir.

Korsan Parti Hareketi önceden de ifade edildiği üzere mevcut siyasal hareketlerden fikri mülkiyet haklarına ilişkin görüşleri ve bu görüşleri hareketin temel çıkış noktası olması bağlamında farklılaşmaktadır. Hareket temel çıkış noktası ve görüşleri bakımından sınıfsal, ideolojik veya kimliğe ilişkin özel bir kümeye hitap etmemektedir. Dolayısıyla, hareketin hedef kitlesi olarak tanımlanacak toplumsal bir grup mevcut değildir. Bununla birlikte Uluslararası Korsan Parti’nin Avrupa Parlamentosu seçim stratejisine yer verdiği 2008 yılına ait Uppsala Deklarasyonu’nda hareketin erişmek istediği temel kitle ve buna ilişkin strateji takip eden biçimde açıklanmıştır (http://historik.piratpartiet.se/?p=933): “Korsan Partinin programında dile getirdiği konuların asıl destekleyici kitlesi 18-30 yaş arası seçmenlerdir. Dolayısıyla partinin ana hedef grubu üniversite öğrencileri olmalıdır. Korsan Partinin gündeminde yer alan konular hakkında genç seçmenlere politik tutku aşılamak (bunun eksikliğinde bu gençlerin hiç oy vermeyeceği düşünülmektedir) ve onları sıraları geldiğinde yeni gönüllüler bulacak elçiler olarak cesaretlendirmek temel yöntem olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için elçileri güven, retorik ve gerektiğinde dağıtılmak üzere politik materyal ile donatmak gerekmektedir.”

Korsan Parti Hareketi internet üzerinden örgütlenen ve tüm dokümanlarını internet üzerinden yayınlanan bir hareket niteliğindedir. Dokümanların oluşturulmasında, katılımcıların çevrimiçi biçimde aynı anda kullanabildikleri yazılımlar kullanılmakta ve bazı dokümanlar farklı mekanlardaki katılımcıların çevrimiçi olarak aynı anda katıldıkları telekonferanslar yoluyla oluşturulabilmektedir. Hareket bu özelliği bakımından sıkı bir örgüt yapısı göstermemekte, karmaşık ve hiyerarşik örgüt yapılarına partileşmiş diğer siyasal hareketlerden farklılık göstermektedir.

SONUÇ YERİNE

Yazı boyunca temel argümanlarıyla açıklanmaya çalışılan Korsan Parti Hareketi, fikri mülkiyet hakları karşısındaki duruşu çerçevesinde daha detaylı bir incelemeyi hak etmektedir. Klasik olarak gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler arasında ortaya çıktığı kabul edilen fikri mülkiyet haklarının etkin uygulanması çatışmasının, internetin yaygınlaşması sonucu hangi anlamda ve nedenlerle eksen kayması yaşadığı detaylı biçimde değerlendirilmeli ve gelişmiş ülkeler içinden çıkan fikri mülkiyet karşıtı bir hareket olan Korsan Parti Hareketinin yapısı, görüşleri ve destek gördüğü toplumsal kesimler, hareketin ortaya çıktığı dönemin şartları göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır. Bu yöndeki bir çalışmanın, sadece Korsan Parti Hareketinin anlaşılmasını sağlamakla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda fikri mülkiyet haklarının halk tarafından hangi içerikte değerlendirildiğinin anlaşılmasına yardımcı olacağı, kanaatimizce açıktır.

Önder Erol Ünsal

unsalonderol@gmail.com

Mayıs 2013