Ay: Haziran 2024

SEMPATİK SOSİS KÖPEKLER MARKA OLURSA: ABAD GENEL MAHKEMESİ DACHSHUND KÖPEKLERİ KARARI



Ülkemizde ve diğer ülkelerde sıklıkla tartışma konusu olan “şekil markaları”nın karşılaştırılması ile görsel ve kavramsal benzerliği hususları, bu yazıda Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkemesi tarafından verilen yeni bir karar çerçevesinde aktarılacak ve değerlendirilecektir.

Yazının konusu olan 25 Ekim 2023 tarihli T-773/22 sayılı Genel Mahkeme kararında hem şekil hem de kelime unsuru içeren başvurusu ile  şeklinden oluşan itiraz gerekçesi marka arasındaki görsel, kavramsal ve bütüncül benzerlik hususları ve nihayetinde karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı incelenmiştir.


 EUIPO Süreci ve İhtilaf

“Contorno Textil, SL” aşağıda görseli yer alan markanın tescili talebiyle Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) başvuru yapmıştır:

Başvuru kapsamında yer alan mallar aşağıdadır:

25.sınıf: Giysiler, ayak giysileri, baş giysileri.

Başvuruya karşı “Harmont & Blaine SpA” EUIPO nezdinde tescilli olan ve aşağıda görseline yer verilen markasını mesnet göstererek itirazlarını sunmuştur:

İtiraza mesnet gösterilen marka kapsamında yer alan mallar aşağıdaki şekildedir:

25.sınıf: Giysiler, ayak giysileri, baş giysileri.

EUIPO İtiraz Birimi, Harmont & Blaine SpA’ nın yapmış olduğu yayıma itirazı kabul ederek, markaların kapsamında bulunan malların aynı olmasından ve markaların görsel ve kavramsal olarak benzer bulunmalarından hareketle, markalar arasında Avrupa Birliği Marka Tüzüğünün 8/1(b) maddesi uyarınca Fransa’daki ilgili ortalama tüketiciler açısından karıştırılma ihtimali bulunduğuna karar vermiştir.

Sonrasında başvuru sahibi, EUIPO İtiraz Birimi’nin yayıma itirazı kabul kararına karşı itiraz etmiş, ancak Temyiz Kurulu başvurunun reddedilmesi kararını yerinde bularak işbu karara itirazı reddetmiştir.

Bu karara karşı başvuru sahibi, ABAD Genel Mahkemesi nezdinde dava açmış ve Genel Mahkeme, 25/10/2023 tarihinde T‑773/22 sayılı kararıyla EUIPO’nun ret kararını onamıştır.

Genel Mahkeme kararında karşımıza çıkan önemli hususlar aşağıda okuyucularımıza aktarılacaktır.


Markaların Ayırt Edici ve Baskın Unsurları

Genel Mahkeme kararında öncelikle, markalar arasında benzerlik incelemesinin yalnızca markalarda yer alan unsurların tek tek karşılaştırılması suretiyle değil ve fakat markaların bıraktığı bütüncül izlenimin değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda, başvurunun bir köpek türü olan “Dachshund”a ait bir şekil unsurunu içerdiği, ayrıca markada şekil unsurunun altında kişi ismi olan “GILBERT” ve Dachshund köpek türünün Fransızca karşılığı olan “TECKEL” kelime unsurlarının bulunduğu belirtilmiştir.

Davacı, Fransa’daki ortalama tüketicilerin markada yer alan görsel ve yazıyı görür görmez Dachshund köpek türünü akıllarına getirmeyeceğini, özel olarak dikkatlerini şekil unsuruna vermeyeceklerini, şekil unsurunun yalnızca dekoratif bir özellik içerdiğini belirtmiştir.  

Davacı şekil unsurunun ayırt ediciliğinin bulunduğunu belirtmiş olsa da, bütüncül incelemeden kaynaklı olarak Temyiz Kurulu, GILBERT ve TECKEL kelimelerinin marka görselinde baskın olarak koyu ve siyah şekilde yer alması, TECKEL kelimesinin “Dachshund” köpek türünün Fransızca karşılığı olması, bu köpek türünün “sosis köpek” olarak bilinmesi ve köpek türleri arasında sosise benzer bacakları ve vücuduyla en kolay tanınabilir tür olması hususlarından hareketle, TECKEL ibaresinin de markalar arasındaki bağlantıyı güçlendirdiğini belirtmiştir.  

Belirtilmesi gereken önemli bir husus da mahkemenin, tescil edilmek istenen mal ve hizmetlerin markanın görselinde yer alan köpek cinsi ile bir ilinti olmaması nedeniyle, EUIPO’nun markanın ayırt edici gücü hususundaki yaklaşımını da haklı bulduğu hususudur.

Markaların Görsel ve Kavramsal Benzerliği

Temyiz Kurulu, markaların basit tek renk (siyah ve beyaz) olarak oluşturulmaları, her ikisinin de Dachshund köpek türünü içermeleri, markaların ikisinde de markada yer alan görsellerin birbirlerinden ayırt edilmelerini sağlayacak herhangi bir kişiselleştirilmiş unsurlarının olmaması gibi hususları göz önünde bulundurmuştur ve markalar arasındaki farklılığın köpeklerin görselde yerleştirilişleri ile oluştuğu ve bunun tek başına yeterli olmadığını belirterek markaları görsel açıdan düşük derecede benzer bulmuştur.

Kararda, markaların genel açıdan yalnızca GILBERT TECKEL kelimelerinde ayrıştırıldığına da yer verilmiştir. Davacı, köpeklerin yalnızca baş, kulak, vücut, bacaklar ve kuyruk gibi temel bir köpek uzuvlarına sahip olması nedeniyle benzerlik içerdiğine ve Dachshund köpek ırkının tekele benzer geniş bir münhasır hakkın tek bir kişiye bırakılamayacağına görüşündedir.

Davacı devamla, marka görselinde yer alan köpeklerin kuyruk ve kulak kısımlarının ve köpek şekillerinin yerleştirilişlerinin zıt şekillerde olduğu; marka görsellerinin birinin siyah renkle ve diğerinin beyaz arka plan üzerinde köpek figürünün dış kısmının siyah renk ile kontürlenmiş şekilde çizilmesi ile oluşturulmuş olduğu gibi nedenlerle markaların genel görünüm itibarıyla birbirlerinde farklılaştıklarını belirtmiştir.

İşbu argümanlar karşısında mahkeme, Temyiz Kurulu’nun kararına atıfta bulunarak davacının markalarının itiraza mesnet gösterilen markaya benzemediğine dair olan davacının iddialarını reddetmiştir.

Davacının bir diğer iddiası olan tekelleşme konusunda mahkeme, incelemenin esasen başvuru ve itiraz gerekçesi markanın içerdikleri görsel ve kavramsal benzerliklere yönelik olarak yapıldığını belirtmiştir. Buna ilaveten, başvuru sahibi tarafından sunulan Dachshund cinsi bir köpeği temsil eden figüratif bir öğe içeren önceden tescil edilmiş sekiz markanın, bu köpeğin temsiline yönelik bir tekelin olmadığını kendiliğinden gösterdiğini belirterek bu iddiaları da yerinde görmemiştir.

Temyiz Kurulu kararında, önceki tescilli markanın bir Dachshund görseline sahip olması ve sonraki markanın da GILBERT isimli bir Dachshund görseli içermesinden kaynaklı olarak kavramsal benzerlik yüksek bulunmuştur. Mahkeme de Temyiz Kurulunun markalar arasındaki yüksek derecede kavramsal benzerlik bulunduğuna dair olan bu değerlendirmesini haklı bulmuştur.

Karıştırma İhtimali Bakımından

Davacının, markalar arasındaki benzerliğin tüketiciler nezdinde bir karıştırılma ihtimali yaratmayacağına yönelik argümanları karşısında mahkeme, görsel ve kavramsal benzerliğin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere; her iki taraf markalarının da 25. sınıfta aynı/benzer malları içermeleri, görsel açıdan düşük ve kavramsal olarak yüksek derecede benzerlik göstermeleri, önceki tarihli markanın ayırt edici karakteri haiz olması, ilgili tüketici kesimince markaların ilişkilendirilebilmeleri gibi durumların 2017/1001 Tüzüğü’nün 8/1(b) maddesi kapsamında değerlendirildiğinde, markaların ilgili tüketici grubu nezdinde karıştırılma ihtimali yaratacağı sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle de Temyiz Kurulu’nun aynı yöndeki değerlendirmeleri, mahkemece yerinde bulunmuştur.

Özetle, şekil markalarında uygulamada da görüldüğü üzere markaların yalnızca içerdikleri şekiller veya kelimeler nezdinde değil, fakat bir bütün olarak incelenmeleri gerektiği, markanın içerdiği kelimelerin anlamlarının şekil unsurunun anlamını (kavramsal karşılığını) akla getirecek şekilde mi kullanıldığı yoksa markaya farklı bir anlam mı kattığı, marka başvurularının eski tarihte tescilli markalardan farklılaşarak ve daha da öznel hale getirilerek tescil ettirmesinin marka koruması kapsamında önem arz ettiği gibi hususlar Genel Mahkeme kararında belirtilmiştir.


Son olarak belirtmek gerekir ki; markaların içerdiği şekil unsurları görsel olarak farklılıklar içerse de, bunların kavramsal karşılıklarının aynı olması, kimi durumlarda markaların benzer bulunması sonucuna yol açabilecektir. Bu tip bir benzerlik; malların/hizmetlerin aynılığı/benzerliği başta olmak üzere, karıştırılma olasılığı incelemesine ilişkin diğer faktörlerin de değerlendirilmesi neticesinde, sonraki tarihli markanın reddedilmesi/hükümsüz kılınması gibi sonuçlara yol açabilecektir.  Bu çerçevede, marka başvurularının yapılmasından önce gerçekleştirilen ön araştırmanın şekil unsurlarını da içerecek şekilde yapılması birçok durumda potansiyel riskleri engelleyebilecektir.

Başak Ayşe ORTAK

basakortak006@gmail.com

Haziran 2024

TARIM DIŞI ÜRÜNLERDE COĞRAFİ İŞARET TESCİLİ İÇİN EUIPO GÖREV BAŞINDA!

Avrupa Birliği’nde (AB’de) tarım dışı ürünlere de coğrafi işaret koruması sağlanması konusunda ilk kez, 10 Aralık 2020 tarihinde IPR Gezgini’nde yayımlanan “Avrupa Birliği’nin Coğrafi İşaret Sisteminde Önemli Gelişmeler” başlıklı yazımızda yer vermiştik. Özetle diyebiliriz ki; AB Komisyonu İç Pazar, Sanayi, Girişimcilik ve KOBİ Genel Müdürlüğü, coğrafi işaret korumasının tarım dışı ürünlere genişletilmesine yönelik çalışmalarda esas olarak, 2009 yılından itibaren yayımlanan çalışmaları dikkate almış olup konunun mihenk taşını, 2014 yılında hazırlanan AB Komisyon Raporu (Commission green paper) ile 2015 yılında AB Parlamentosunca onaylanan rapor (initiative report) oluşturmuş. 

Süreç içinde atılan diğer önemli adımların sonucunda, uzun süredir merakla beklenen yasal düzenleme, 27.10.2023 tarihinde AB Resmi Gazetesinin L serisinde yayımlandı.

18.10.2023 tarihli ve 2023/2411 sayılı AB Tüzüğü, tarım dışı ürünlerde coğrafi işaret koruma şartlarını düzenlerken, AB Markasına ilişkin 2017/1001 sayılı Tüzük ile AB’nin Cenevre Metnine katılımına ilişkin 2019/1753 sayılı Tüzükte bazı değişiklikler yapıyor.

AB’de gıda-tarım ürünleri ile şaraplarda “korunan menşe adı (Protected Designation of Origin)” için “PDO” ve “korunan mahreç işareti (Protected Geographical Indication)” için “PGI” kısaltmaları, distile alkollü içkilerde ise “GI” kısaltması kullanılmakta.     

AB’de coğrafi işaretlerin korunmasıyla ilgili işlemler, ürün grupları bakımından iki kurum tarafından paylaşılmıştır:

  • AB Komisyonu: gıda-tarım ürünleri ve şaraplar (PDO ve PGI) ve distile alkollü içkiler (sadece GI)
  • AB Fikri Mülkiyet Ofisi – EUIPO: tarım dışı ürünler (sadece GI)

2023/2411 sayılı Tüzüğün kapsamında sadece “sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler (craft and industrial products) yer almakta olup bu ürünler, genel olarak “tarım dışı ürünler” (non-agri products) olarak tanımlanabilirler. Bu ürünlere sağlanacak coğrafi işaret koruması, sadece mahreç işareti şeklinde olacak.

2023/2411 sayılı Tüzüğün tüm kapsamının bu yazıda irdelenmesi mümkün değil ancak dikkati ilk çeken hususları aşağıda özetliyoruz.

2023/2411 sayılı Tüzük 16 Kasım 2023 tarihinde yürürlüğe girdi ancak uygulanması, 1 Aralık 2025’te başlayacak. Bu tarihten sonra, tarım dışı ürünler için başvuru ve araştırma yapma konularında bilgi sağlayacak “GIportal” ile AB düzeyindeki kayıt sistemi olacak “GIregister” da hizmete açılacak. Ayrıca, gıda-tarım ürünleri, şaraplar ve distile alkollü içkiler için hâlihazırda önemli bir kaynak oluşturan “GIview” veri tabanı, tarım dışı ürünleri de kapsar hale gelecek.

2023/2411 sayılı Tüzüğe göre “sanat ürünü”; tamamen elle; manuel veya dijital araçlarla ya da manuel katkının bitmiş ürünün önemli bir bileşeni olduğu durumlarda mekanik yollarla üretilen üründür. “Endüstriyel ürün” ise, seri üretim ve makine kullanımı da dâhil olmak üzere standart bir şekilde üretilen üründür. (Madde 4). Bu kapsamda doğal taşlar, ahşap işleri, mücevherat, tekstil, dantel, çatal bıçak takımı, cam, porselen, post ve deriler vb. ürünler, bu korumadan yaralanabilecek ürün yelpazesini oluşturur. Ancak bu ürünlerin aşağıdaki temel kriterleri karşılamaları esastır.

  • Ürün, belirli bir yer, bölge veya ülkeden kaynaklanmalı. (coğrafi sınır)
  • Ürünün kalitesi, itibarı veya diğer özellikleri esas olarak coğrafi kökenine atfedilebilir olmalı.
  • Üretim adımlarından en az biri coğrafi sınırda gerçekleşmeli.

Kamu düzenine aykırılık durumunda coğrafi işaret koruması sağlanmaz. (Madde 6)

Tüzüğün amaçları arasında açıkça, sürdürülebilir ürünler hakkındaki toplumsal talebin gözetildiği bir sistem kurulabilmesi yer almakta. (Madde 2.a)

EUIPO, sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler bakımından tescil, koruma ve denetimin yanı sıra Cenevre Metni kapsamındaki işlemler bakımından da resmi otorite. (Madde 1)

Tüzük uyarınca sağlanacak koruma üreticilerin; ürünlerin piyasaya sunulması, etiketlenmesi, ürün güvenliği, tüketicinin korunması ve piyasa gözetimi konuları başta olmak üzere AB’nin ilgili yasal düzenlemelerine uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. (Madde 3.3)

Tescil aşamaları Tüzüğün, ilgili AB üyesi ülkede gerçekleşecek olan Madde 12’den 16’ya kadar olan kısımları bakımından “ulusal düzeyde” (national level), 21.’den 30. maddeye kadar olan kısımlar bakımından ise AB düzeyinde uygulanacak. AB üyesi ülkeler, 19. Maddeye dayanarak derogasyon talep ederse bu durumda tek yetkili mercii EUIPO olacak. Tescil süreçleriyle ilgili idari yükler asgari düzeyde tutulacak. (Madde 7)

Her bir AB üyesi ülke, tescilin ulusal fazının gerçekleştirilmesinden sorumlu olacak yetkili otoritesini (competent authority) belirleyip 1 Aralık 2025 tarihine kadar AB Komisyonuna ve EUIPO’ya bildirecek. Başvurular elektronik olarak yapılacak. (Madde 12 ve 13)

Başvuru yapma hakkı üretici gruplarına ait ancak diğer üreticiler bir araya gelip başvuru yapmak istemezlerse, bu konuda istekli olan tek bir üretici de başvuru yapabilecek. Coğrafi sınırdaki yerel ve bölgesel otoriteler, başvurunun hazırlık safhasında ve sonraki aşamalarda başvuru yapana destek sağlayabilecekler.

Madde 12’de belirtilen tescil için yetkilendirilmiş ulusal otorite ile Madde 50’de belirtilen denetim otoritesi dışında kalmak üzere, yerel veya bölgesel otorite yahut üye ülke tarafından belirlenen özel bir kuruluş da başvuru yapabilecek ancak bu durumda makul gerekçe ileri sürülmeli. (Madde 8)

Objektif olan, ayrımcılık içermeyen, AB düzeyinde ve ulusal düzeyde ilgili yasal düzenlemelere uygun olan ürün şartnamesinin temel olarak içermesi gereken unsurlar, tarım ürünleri hakkındaki şartlarla benzer durumda. İlave olarak, başvuruya konu adın kaynaklandığı ülke dışındaki bir veya birkaç AB üyesinde ya da üçüncü ülkelerde gerçekleşen bireysel bir üretim aşaması varsa bu durumun açıkça belirtilmesi ve buna ilişkin denetim koşulunun da sağlanması gerekiyor.  (Madde 9)

Başvuru yapma belgesi olan “tek belge” (single document) hazırlanırken, başvuru yapan mikro, küçük veya orta ölçekli işletmelerse, talep üzerine yetkili otoriteler teknik destek sağlayabilecek. Ancak bu durum, başvuru yapma hazırlığı konusunda başvuru yapanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi, başvuru hakkında yetkili otorite tarafından verilecek kararı hiçbir koşulda etkilemeyecek. (Madde 10) 

Başvuruda bulunabilecek eksiklikler için belirli bir süre verilecek ve uygun bulunan başvurular, 2 aydan az olmamak kaydıyla ulusal itiraz prosedürüne tabi tutulacak. İtiraz edilmesi halinde taraflara 2 aylık görüşme süresi tanınacak, bu süre içinde talep edilmesi halinde 3 aya kadar ek süre verilecek. İtiraz gerekçeleri: Tüzükte belirtilen şartlara uygun olmama; jenerik terim haline dönüşme (Madde 42); başvurusu / tescili gerçekleşmiş önceki coğrafi işaret ile eşsesli (homonymous) olma (Madde 43); tanınmış / iyi bilinen marka ile benzer olma (Madde 44.2) veya ticaret sırasında kullanılan benzer bir ismin / markanın varlığına zarar verme yahut coğrafi işaret başvurusunun yayımından en az 5 yıl önce piyasaya yasal olarak sunulmuş ürünlerin varlığına zarar verme olarak özetlenebilir. (Madde 14 ve 15)

İtiraza dayanak oluşturacak ürün şartnameleri elektronik olarak yayımlanacak ve itirazlar hakkında verilen kararlar kamu erişimine açık olacak. (Madde 16)

Madde 14, 15 ve 16 ile ilgili olarak üye ülkeler, gerekli tüm bilgileri içeren etkili bir idari süreç oluşturup kamu erişimine sunacaklar. Bu kapsamda üye ülkeler, AB Komisyonu ve EUIPO, Madde 35 uyarınca oluşturulacak Danışma Kurulu ile iletişim içinde olacak. (Madde 18)

Tarım dışı ürünlerle ilgili ulusal coğrafi işaret koruma sistemi bulunmadığını gösteren kanıtlar ile, bu tür ürünler için coğrafi işaret koruması sağlanmasına ilişkin yerel talebin az olduğunu gösteren unsurlarla birlikte 30 Kasım 2024 tarihine kadar derogasyon talebinde bulunan üye ülkeler, tescil için ulusal yetkili otorite belirleme şartından muaf olabilecek. Ancak süreç içinde söz konusu üye ülkeden fazla sayıda başvuru yapılırsa AB Komisyonu derogasyon kararını geri çekebilecek. (Madde 19)

Hakkında derogasyon kararı bulunan AB üyesi ülkenin başvuruları doğrudan EUIPO’ya yapılacak ve bu durumda Madde 25 hükümleri uygulanacak (direct registration procedure). Ancak bu madde, AB üyesi olmayan yani üçüncü ülkeler için uygulanmayacak. (Madde 20)

AB düzeyindeki tescil prosedürü; AB üyesi ülkenin yetkili otoritesi tarafından tamamlanan ulusal aşamayı; Madde 20 kapsamındaki doğrudan yapılan başvuruları ve üçüncü ülkelerden yapılan başvuruları kapsar. Ancak AB’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ile Cenevre Metni uyarınca işlem gören coğrafi işaretler bu kapsamda yer almazlar. (Madde 21)

Üçüncü ülke kaynaklı başvurular, söz konusu ülkenin yasal düzenlemelerine bağlı olarak doğrudan başvuru yapanlar veya yetkili otoriteler tarafından yapılabilir ancak her koşulda, başvuru yapanlar ve yetkili otoriteler birlikte tescil sürecinin tarafı olarak kabul edilecek.  EUIPO’ya yapılacak tüm başvurular, Madde 67 ile düzenlenen dijital sistemi kullanacak. EUIPO başvuruları, “Birlik Sicili”nde (Union Register) yayımlayacak. AB Komisyonu, başvuruların hazırlanması, EUIPO’ya sunulması vb. hususlarda tasarrufta bulunma yetkisine sahip.  (Madde 22)  

EUIPO’ya iletilen başvurular, 6 ay içinde incelenecek ve makul nedenlerle inceleme süresi uzayacaksa durum başvuru yapana yazılı olarak bildirilecek. Başvurunun özellikle üçüncü ülke kaynaklı olması halinde, başvuru yapandan veya ilgili ülkenin yetkili otoritesinden ilave bilgi istenebilecek. İncelemeyi yapacak Coğrafi İşaretler Birimi, Danışma Kurulundan görüş talep edebilecek. Tespit edilecek eksikliklerin giderilme süresi 2 ay. İnceleme sürecini başarıyla tamamlayan başvuruların tek belgesi ile şartnamesine ilişkin referans, AB’nin tüm resmi dillerinde ve elektronik olarak AB Sicilinde yayımlanacak. (Madde 23)

Yayımlanan başvurulara karşı itiraz süresi 3 ay. İtiraz incelenebilir durumda ise, 2 ay içinde taraflar karşılıklı görüşmeye davet edilecek. Taraflara, anlaşmaya varılabilmesi için en fazla 3 ay süre tanınacak, bu süre içinde talep edilmesi halinde en fazla 3 ay ek süre verilecek. Coğrafi İşaretler Birimi, Danışma Kurulundan görüş talep edebilecek. Başvuru yapan, görüşmelerin tamamlanmasından itibaren 1 ay içinde sonucu EUIPO’ya bildirecek. Başvurunun yayımlanan bilgilerinde değişiklik olmuşsa EUIPO yeni bir inceleme yapacak ve uygun bulması halinde yeniden düzenlenmiş başvuruyu yayımlayacak. AB Komisyonu, itirazlarla ilgili her konuda uygulama yönetmelikleri düzenleyebilecek. (Madde 25)   

AB Komisyonu; başvurunun tescilinin kamu düzenine aykırı olabileceği veya başvurunun tescilinin ya da reddedilmesinin AB’nin dış ilişkilerine veya ticaretine zarar verebileceği durumlarda, tescil prosedürünün herhangi bir aşamasında resen veya EUIPO ya da AB üyesi ülkenin yetkili otoritesinin talebi üzerine başvuru üzerinde karar verme yetkisini üzerine alabilecek. Bu hüküm, şartnamede değişiklik ve iptal durumlarında da uygulanacak. (Madde 30)  

Tescilin iptali şartları arasında, tescilli coğrafi işareti taşıyan ürünün kesintisiz olarak en az 5 yıl piyasada bulunmaması yer almakta. (Madde 32)

EUIPO’nun kararlarına karşı 2 ay içinde yazılı olarak Temyiz Kuruluna başvuruda bulunulabilecek. (Madde 33)

Coğrafi İşaretler Birimi; başvuru inceleme, şartnamede değişiklik talebi inceleme, başvuru veya şartnamede değişiklik talebine itiraz, AB Siciline kayıt ve tescilin iptali talebini inceleme işlerinden sorumlu. İptal talebi, en az biri hukukçu olmak üzere 3 kişilik kurul tarafından incelenirken diğer işlemler, uygun yeterliğe sahip tek bir uzman tarafından yürütülebilecek. (Madde 34)

Danışma Kurulu: kalite kriterlerinin değerlendirilmesi; ürünün ün kazandığının tespiti; bir ismin jenerik hale dönüşüp dönüşmediğinin değerlendirilmesi; ürünle coğrafi sınır arasındaki ilişkinin incelenmesi; tüketici nezdinde karıştırma riskinin değerlendirilmesi; markalar, eşsesli isimler ve piyasaya sunulan ürünlerin meşru olup olmadığının değerlendirilmesi vb. konulardan sorumlu. Coğrafi İşaretler Birimi ile Temyiz Kurulu tarafından talep edildiği takdirde görüş verecek. Danışma Kurulu, yenilenebilir olarak en fazla 5 yıllığına görevlendirilen ve çıkar çatışması olmayan 3 kişiden oluşacak; kararları bağlayıcı olmayacak. Gerekli görülen durumlarda coğrafi işaretlerle veya başvuruya konu ürünle ilgili olarak yetkilendirilmiş uzmanlar (recognised experts) davet edilerek görüşleri alınabilecek. (Madde 35)

AB Markası sistemine ilişkin 2017/1001 sayılı AB Tüzüğünün 165. Maddesi kapsamında oluşturulan temyiz kurulunun görev kapsamına, bu yeni tüzük de dâhil oluyor. (Madde 36)    

EUIPO; erişimi kolay ve makine tarafından okunabilir olan elektronik bir AB Sicili kuracak. Reddedilen başvurular ile iptal edilen tescillere ilişkin tüm kayıtlar sadece, ilgili işlemi takip eden 10 yıllık bir dönem için saklanacak. (Madde 37)   

Coğrafi işaretlerin koruma kapsamı, jenerik hale dönüşme ve eşsesli coğrafi işaretler ile coğrafi işaret-marka ilişkisi konuları, AB düzeyinde tarım ürünleri için 2024/1143 sayılı AB Tüzüğü ile aynı şekilde düzenlenmiş durumda. (Madde 40, 42, 43 ve 44)

Üretilmiş bir ürünün (manufactured product) bir parçasını / bileşenini gösteren coğrafi işaret, tescil ettirenin izni olmaksızın söz konusu ürünün satış adında kullanılamayacak. (Madde 41)

Tarım ürünleriyle ilgili olarak 664/2014 sayılı AB Yönetmeliği kapsamında oluşturulan mahreç işareti amblemi, tarım dışı ürünler için de kullanılacak. (Madde 48)

AB ülkeleri, coğrafi işareti taşıyan ürünün tescile uygunluğunun sağlanmasını ve elektronik ticaret de dâhil olmak üzere piyasa gözetimini yapmak üzere; objektif, bağımsız, şeffaf, nitelikli personel ve gerekli teknik kaynaklara sahip olan denetim yetkilisi otorite belirleyecek. (Madde 49 ve 50)

Coğrafi işaretli ürünün üreticisi ürününü piyasaya sunmadan önce, bu Tüzüğün 1 numaralı ekindeki ayrıntılı formu kullanarak yetkili denetim otoritesine, ürünlerinin tescile uygun olduğuna dair  “öz beyan” (self-declaration) sunacak. “Yeterlilik beyanı” niteliğindeki öz beyan, ürün piyasaya sunulduktan sonra her 3 yılda bir tekrar sunulacak. Ancak bu beyan, yetkili denetim otoritesinin denetim yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacak. Öncelikle beyandaki bilgiler kontrol edilecek ve uygun bulunursa ürün üzerinde coğrafi işaretin kullanılabileceği onaylanacak. Ürünün piyasaya sunulmasından önceki ve sonraki aşamaları kapsayan denetimler, risk analizine dayalı olarak “yetkili denetim otoritesi” (kamu kurumları) veya bir/birkaç “ürün belgelendirme kuruluşu/gerçek kişi” tarafından yapılabilecek. (Madde 51). Denetime ilişkin yetkinin “ürün belgelendirme kuruluşuna/gerçek kişiye” devri ve diğer ilgili detaylar, Madde 55, 56 ve 57 ile düzenlenmiş durumda. 

Üçüncü ülkelerinki de dâhil olmak üzere, denetime yetkili otoritelerin ve ürün belgelendirme kuruluşlarının isimleri ve iletişim bilgileri, EUIPO tarafından kamu erişimine sunulacak. (Madde 58)

Ürün belgelendirme kuruluşlarının, güncellenmiş versiyonları da dâhil olmak üzere aşağıdaki şartlardan birine göre, AB tarafından kabul edilen kurumlar tarafından akredite edilmiş olmaları gereklidir. (Madde 59)

  • EN ISO/IEC 17065 (ürün, süreç ve hizmet belgelendirme kuruluşları için şartlar), EN ISO/IEC 17020 (denetim yapan çeşitli türdeki kuruluşlar için şartlar) ve EN ISO/IEC 17025 (test ve kalibrasyon laboratuvarları için şartlar)
  • Uluslararası kabul gören diğer ilgili standartlar.

AB üyesi ülkeler, 1 Aralık 2025 tarihine kadar coğrafi işaret ihlalleri hakkında uygulayacakları cezaları AB Komisyonuna bildirecekler. (Madde 61)

Denetim ve ihlal konuları başta olmak üzere, AB üyeleri arasında karşılıklı yardım ve işbirliği öngörülmekte. (Madde 62)

Başvuru ve diğer işlemlere ilişkin ücret öngörme, üye ülkelerin inisiyatifine bırakılırken EUIPO, vereceği hizmetlerden ücret alacak. (Madde 65)

EUIPO’ya yapılacak talepler, AB’nin resmi dillerinden birinde olacak. (Madde 66)

EUIPO; başvuru ve diğer taleplerin sunulması ile gerekli bilgilerin yayımlanması için AB’nin tüm resmi dillerinde dijital bir portal oluşturacak. Portal, AB üyesi ülkeler tarafından yürütülecek ulusal aşamada da kullanılabilir nitelikte olacak. (Madde 67)

AB Komisyonu yürüteceği faaliyetlerde, Sanat Ürünleri ve Endüstriyel Ürünler Komitesi tarafından desteklenecek. (Madde 68)

2 Aralık 2026 tarihi itibarıyla, AB üyesi ülkelerde sanat ürünleri ve endüstriyel ürünler için sağlanmakta olan coğrafi işaret koruması sona ereceğinden, bu tarihe kadar AB Komisyonu ve EUIPO’ya bu Tüzükte öngörülen bildirimlerin yapılması gerekli. (Madde 70)

AB ülkeleri AB Komisyonuna, 2 Aralık 2026 yılından başlamak üzere her 5 yılda bir: denetimlerin sonuçlarını ve denetim stratejilerini; sunulan öz beyanların uygunluk durumlarını; yetkili otorite / ürün belgelendirme kuruluşlarınca yapılan denetimlerin durumlarını; piyasa gözetim faaliyetlerinin durumlarını; çevrimiçi gerçekleşen haksız kullanımları vb. hususları raporlayacak. (Madde 71)

AB Komisyonu, 2 Aralık 2030 yılından başlamak üzere her 5 yılda bir, bu Tüzüğün uygulanması hakkında rapor ve öneriler hazırlayacak. Raporda ayrıca, Tüzük uyarınca sağlanan korumanın coğrafi sınırda veya başka yerlerde yarattığı değer irdelenecek.  AB Komisyonu 2 Haziran 2026 tarihine kadar, sanat ürünleri ve endüstriyel ürünlerin alan adı sistemindeki kötüye kullanımı hakkındaki fizibilite çalışmasının değerlendirmesini yapacak ve bulgularını, önerileriyle birlikte AB Parlamentosu ve Konseyine sunacak. (Madde 72)

2023/2411 sayılı AB Tüzüğünün uygulanmaya başlayacağı 1 Aralık 2025 tarihine kadar yapılması gereken önemli işlere yukarıda değindik. İlave olarak, uygulama yönetmeliği ile kılavuzların hazırlanmasının beklendiğini söyleyebiliriz.

Önemli bir başlangıç yapacak EUIPO’ya kolaylıklar dileriz.

Gonca Ilıcalı

Haziran 2024


Kaynaklar

https://www.euipo.europa.eu/en/gi-hub

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=OJ:L_202302411

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=OJ:L_202302412

ABAD GENEL MAHKEMESİ PABLO ESCOBAR KARARI: ONU BİLİYORUZ YA YAPTIKLARINI?



Başvuru sahibi ESCOBAR INC. 30 Eylül 2021 tarihinde, “Pablo Escobar” ibaresini kelime markası olarak tescil ettirmek için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO)’ne başvuruda bulunmuştur. Söz konusu marka başvurusu oldukça geniş bir mal ve hizmet listesi için tescil edilmek istenmiş ancak 1 Haziran 2022 tarihinde yapılan inceleme sonucunda, söz konusu başvuru Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün 7/1-f maddesi uyarınca kamu düzenine ve ahlaki ilkelere aykırılık gerekçesiyle tüm mal ve hizmetler bakımından reddedilmiştir.

Ret kararı akabinde başvuru sahibi 26 Temmuz 2022 tarihinde kararın iptali için EUIPO Temyiz Kuruluna (“Temyiz Kurulu”) başvurmuş, ancak Temyiz Kurulu söz konusu başvurunun kamu düzenine ve kabul edilmiş ahlak değerlerine aykırı olduğu gerekçesiyle itirazları reddetmiştir.

Tüm idari sürecin tamamlanması akabinde başvuru sahibi Temyiz Kurulu tarafından verilmiş olan kararın, Tüzüğün 7/1-f maddesine aykırı olması, usulü bir itiraz olan yine Tüzüğün 94/1 maddesinin ihlal edilmiş olması ve AB Temel Haklar Şartı’nın 48/1 maddesinde yer alan “Masumiyet Karinesinin” ihlal edilmiş olması gerekçeleriyle Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesine (“Genel Mahkeme”) başvurmuştur.

Yapılan bu itirazlar Genel Mahkeme tarafından incelenmiş ve 17 Nisan 2024 tarihli T‑255/23 sayılı kararla sonuçlandırılmıştır.

Söz konusu kararın ayrıntılarına geçmeden önce kararda da bolca atıfta bulunan Pablo Escobar’ın hayatına kısaca değinmemiz faydalı olacaktır. Özellikle geçtiğimiz yıllarda yayınlanmış olan Narcos dizisi ile birlikte bilmeyeni oldukça aza inmiş olan Pablo Escobar, 1 Aralık 1949 tarihinde Kolombiya’da doğmuştur. Söylenenlere göre yasa dışı işlerine gençlik yıllarında sahte diploma satarak başlamış ve bu yasa dışı fiillerini müzik seti kaçakçılığı, mezar taşı hırsızlığı ile araba hırsızlığı takip etmiştir. İlk kez bu fiillerinden dolayı tutuklanmış ancak bu tutukluluk onun, ileride dizilere konu olacak, 1970’li yıllarda kurulan Medellin kartelinin kilit adamı olmasının önüne geçememiştir. Söz konusu kartel ile birlikte zenginliğine zenginlik katmış ve kaçak olduğu dönemde kızını sıcak tutabilmek için 2 milyon doları yakmış olmasıyla zihinlere kazınmıştır.

Sadece yönettiği kartel ile değil sahip olduğu hayvanat bahçesinde 200’e yakın hayvan çeşidine ev sahipliği yapmasıyla akıllara kazınmıştır. Ölümü akabinde ise sahipsiz kalan su aygırlarının kontrolsüz çoğalması ile çiftliklerin birçoğu ve halk zarara uğramıştır.

Bahsi geçen ve dahası olan kötü ününün yanında yoksullar için yaptırdığı hastaneler, stadyumlar, konutlar sebebiyle halkın bir kısmı tarafından Robin Hood olarak anılmaktadır. Bu popülaritesi 1982 yılında yedek kongre üyeliğe seçilmesiyle kanıtlanmıştır. Ancak, suç faaliyetlerini ortaya döken bir kampanyanın sonucunda istifa etmek durumunda kalmıştır.

1991 yılında polise teslim olmayı kabul etti ve şartı kendi hapishanesini inşa etmesine izin verilmesiydi. Yetkililer tarafından kabul edilen bu talep sonucunda gece kulübü, saunası, şelalesi olan bir hapishane inşa edilmiş oldu. Fakat söz konusu lüks hapis hayatı uzun sürmedi daha az konforlu bir hapishaneye sevk edilirken kaçtı ve tekrar yakalanma süreci sırasında öldürüldü.

Başvuran, kamu ahlakı ve ahlak ilkelerinin üye devletten üye devlete değişebileceğini, söz konusu ilkeleri Avrupa Birliği (“AB”) kapsamında genellemenin mümkün olmadığını, dolayısıyla yapılacak olan incelemelerde söz konusu ilkelerin dar yorumlanması gerektiği halde toplumun tamamına mal edilerek bir değerlendirme yapılmış olmasının yanlış olduğunu belirtmiştir.

Başvurana göre Temyiz Kurulu, İspanyol halkının, söz konusu markayı ahlaka aykırı olarak değerlendirip değerlendirmediğini incelememiş, bunun yerine 7/1-f maddesini oldukça geniş bir şekilde uygulamıştır. Oysaki Pablo Escobar, Kolombiya’da yoksul insanlar adına yapmış olduğu birçok hayırsever girişimleriyle bilinen, milyonlar tarafından izlenilen ve sevilen bir dizi ile yaşamı ele alınan ve Kolombiya’nın Robin Hood’u olarak anılan bir kimse olarak belirtilmiştir.

Kolombiya’nın Robin Hood’u göndermesinden yola çıkılarak, bu ibarenin Tüzüğün 7/1-f maddesine aykırı bulunmayarak tescil edilebilirliği sorgulanmış, benzer markaların AB genelinde tescilli olmasına karşın bu argümanların Temyiz Kurulu tarafından dikkate alınmamasının eksik bir değerlendirmeye sebep olduğu vurgulanmıştır. Çünkü başvurana göre benzer bir örnek olan Robin Hood karakteri her ne kadar hırsızlar ile özdeşleştirilmiş olsa da Pablo Escobar ibaresinin karşılaştığı sonuçlar ile karşılaşmamıştır.

Başvurana göre Temyiz Kurulu 7/1-f maddesine dayanarak ortaya koyduğu ret sebeplerini açık bir şekilde belirtme yükümlülüğünü yerine getirmemiş ve Tüzüğün 94/1 maddesini ihlal etmiştir. Temyiz Kurulunca yapılan incelemelerde, başvuran tarafından belirtilen aynı özelliklere sahip benzer tescillerin hiçbir şekilde dikkate alınmaması, mevcut davada aynı yönde bir karar vermenin gerekli olup olmadığının özel bir dikkatle irdelenmemesi sebepleriyle içtihada aykırı bir yargılama yapıldığı belirtilmiş ve usule itiraz edilmiştir.

Başvuran Temyiz Kurulu’nun kamu düzeni ve kabul edilmiş olan ahlak ilkeleri altında çok geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu ve bu yetkiyi kullanırken “Masumiyet Karinesinin” ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Yapılan değerlendirmelerde, ilgili kamu ile başvuru sahibi arasındaki menfaat dengesinin göz ardı edildiğine vurgu yapmıştır. Başvurana göre, Pablo Escobar’ın herhangi bir mahkumiyeti bulunmamaktadır ancak mahkûm edilmeden önce polis tarafından öldürüldüğü için mahkûm edilmediği ön kabulü doğrultusunda taraflı davranıldığı ve kamu düzeni/ahlak ilkeleri altında orantısız bir yetki kullanıldığını belirtmiştir.

EUIPO savunmasında tüm itiraz gerekçelerinin haksız olduğunu belirtmiştir.

1. 2017/1001 sayılı Tüzük’ün 7/1-f maddesinin ihlali iddiasıyla ilgili olarak Genel Mahkeme; başvuranın ortaya attığı argümanları değerlendirmiş ve kamu düzeni/genel ahlak gibi ilkeler bakımından yalnızca AB’nin tüm üye devletlerinde ortak olan koşulların değil aynı zamanda her bir üye devletin söz konusu devletlerdeki ilgili kamuoyunun algısını etkilemesi muhtemelen olan özel koşulların da dikkate alınarak inceleme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Kaldı ki başvuran tarafından İspanyol halkının algısının dikkate alınmadığı belirtilmiş olmasına karşın, özellikle bu halkın algısının dikkate alındığı ve halkın ihmal edilemeyecek bir çoğunluğunun Pablo Escobar’ı uyuşturucu baronu olarak gördüğü ve narko-terörizm sembolü olarak algıladığı belirtilmiştir.

Pablo Escobar’ın atıfta bulunulan suçlarla ilişkilendirilmesi İspanya halkının azımsanmayacak çoğunluğu tarafından pek tabi AB üyesi ülkelerinin de tamamı bakımından etik ve ahlaki değerlere ters düştüğü inkâr edilemez bir gerçek olarak görülmüş ve Temyiz Kurulu tarafından yapılan değerlendirmelerde bu hususlar temellendirilmiştir.

Dolayısıyla, söz konusu markanın tescili halinde Pablo Escobar’ın lideri olduğu Medellin karteli tarafından zarara uğramış, can ve mal kayıplar vermiş binlerce insanın çektiği acıların önemsizleştirilmesi kabul edilebilir bulunmamıştır. Ortaya çıkan bu sonuçlar doğrultusunda, Pablo Escobarı’ın Kolombiya’nın Robin Hood’u olarak anılmasının, yaşanılanların görmezden gelinmesini mümkün kılmadığı ve değersizleştiremeyeceği belirtilmiştir.

2. İkinci olarak Tüzüğün 94/1 maddesinin ihlaline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş ve Temyiz Kurulu’nun vermiş olduğu kararlarda tüm gerçeklere ve hukuki noktalara değinme yükümlülüğü olmaksızın açık ve net bir şekilde değerlendirmelerini ortaya koyma yükümlülükleri olduğunu ve bunun yerine getirildiği belirtilmiştir.

Kaldı ki Temyiz Kurulu’nun, tarafların kendilerine sunduğu her argüman hakkında görüş bildirmek zorunda olmadığını, belirleyici öneme sahip olgulara ve hukuki değerlendirmelere atıfta bulunulmasının yeterli olduğunu konuya ilişkin bir içtihada atıfta bulanarak belirtmiştir[1].

Somut olay bakımından redde gerekçe olan kamu düzeni ve kabul edilmiş olan ahlak ilkelerine aykırılığın açık ve net bir şekilde gerekçelendirildiği vurgulanmıştır.

Ek olarak, benzer markalar bakımından var olan tescillerin dikkate alınmadığı ve aynı yönde karar verilmediği itirazları bakımından ise eski yıllarda yaşamış, haklarındaki saldırganlık yönündeki kamu algısının zamanla azalmış olabileceği suçluların isimleriyle ilgili tesciller ile Pablo Escobar ibaresinin karşılaştırılabilir olmadığını, Temyiz Kurulu’nun verilmiş olan eski kararlar ile bağlı olmadığını, olsa dahi Pablo Escobar’ın popülaritesini ortaya koyan kanıtların, bu popülaritenin kamuoyu önünde iyi yönde olacağı anlamı taşımadığını belirtmiştir.

3. Son olarak, Genel Mahkeme AB Temel Haklar Şartı’nın 48/1 maddesine ilişkin itirazları değerlendirmiş ve verilen karar ile “Masumiyet Karinesi”nden sapılmadığını, tarafların menfaat dengesinin korunduğunu vurgulamıştır. Genel Mahkeme’ye göre Pablo Escobar’ın Kolombiya’da ya da herhangi bir Amerikan veya Avrupa mahkemesi tarafından mahkûm edilmemiş olmasına rağmen dönemin Kolombiya Hükümeti ile yapılan bir anlaşmanın parçası olarak gönüllü bir şekilde hapis yatmayı kabul etmiş olması, halk genelindeki algısını değiştirmemiş tam tersi söz konusu olduğu büyük acılara neden olan organize suçun saldırgan bir sembolü olarak algılanmasını tersi yönde etkilememiştir.


Tüm bu açıklamalar doğrultusunda Genel Mahkeme davanın reddedilmesine karar vermiştir. Bu noktada karar; popüler kültürü şekillendiren ve Dünya’nın bir çoğunluğu tarafından bilinen karakterlerin/kimselerin; diziler, belgeseller, filmler ile tanınmış hale gelmelerinin, sahip oldukları popülariteyi ve tanınmışlığı olumlu yönde etkilese de kamuoyu önündeki algıyı değiştirmediği ortaya konmuştur. Özellikle son yıllarda, katillere ilişkin belgesellerin, gerçek yaşanmış olaylara dayanan suç dizilerinin bu denli yaygınlaşmış ve talep görüyor olmasının; ele alınan karakterlerin kamu politikalarına ve genel ahlak ilkelerine aykırılıklarını etkilemeyeceği ortaya konmuştur.

Hem EUIPO hem ABAD tarafından yapılan değerlendirmelerde tanınmışlığın ve popülaritenin mutlaka olumlu olarak algılanmaması gerektiği ve lehe yorumlanarak kamu düzeni ile kabul edilen ahlak değerlere aykırılık hususlarını ortadan kaldırmasının mümkün olmadığı bir kez daha vurgulanmıştır.

Son durumda, Pablo Escobar’ın karşılaştığı problemler ile başa çıkma yolu olan “plata o plomo”[2]nun söz konusu başvuru için uygulanabilir olamaması sürecin başvuran lehine dönmesi imkansız hale getirmiştir.

Cansu ÇATMA BİLEN

cansucatma1@gmail.com

Haziran 2024


DİPNOTLAR

[1] Ruwido Austria v. EUIPO, T-649/18, p. 41.

[2] gümüş” (rüşvet) ya da “kurşun” (mermi)