Etiket: YİDK

İDARİ İPTAL TALEPLERİNİN BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI: YAKIN TARİHLİ BİR TÜRKPATENT YİDK KARARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER



1. Markaların İdari İptali Kurumu ve Süregelen Belirsizlik

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) 10 Ocak 2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. SMK ile hayatımıza “markaların idari iptali” kurumu girmiş[1], SMK m. 26 ile maddede belirtilen şartların varlığı halinde, talep üzerine markanın iptaline Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) tarafından karar verileceği düzenlenmiştir.  Bununla birlikte SMK m. 192/1 ile, SMK m. 26 hükmünün yedi yıl sonra (yani 10 Ocak 2024’te) yürürlüğe gireceği, SMK geçici m. 4 ile de yürürlük tarihine kadar iptal yetkisinin mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir.

24 Nisan 2017 tarihli ve 30047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, markaların idari iptaline ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir. Bu nedenle TÜRKPATENT’e verilen yetkinin uygulanmasına dair usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin yürürlüğe gireceği beklentisi doğmuş, bu amaçla TÜRKPATENT tarafından hazırlanan “Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” (“Taslak Yönetmelik”), 20 Ekim 2023 tarihinde görüşe açılmış[2] ve görüşlerin 3 Kasım 2023 tarihine kadar TÜRKPATENT’e bildirilmesi talep edilmiştir.

SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve o tarihten sonra artık mahkemeler nezdinde markaların iptali talebiyle dava açma imkanı kalmamıştır. İptal talepleri TÜRKPATENT nezdinde EPATS sistemi üzerinden yapılabilmekle birlikte halihazırda incelenmemektedir. SMK m. 26 hükmünün yürürlüğe girdiği ilk aylarda – iptal talebinin ücreti belirlenmemiş olduğundan – talep herhangi bir ücret ödemeden yapılabilmekteydi. 2024 yılı içerisinde ücret belirlenmiş[3] ve talep sahiplerine ödeme yapılması yönünde tebligatlar gönderilmiş, 31 Aralık 2024 tarihine kadar ödemenin yapılmamış olması halinde taleplerin yapılmamış sayılacağı bildirilmiştir. Ancak iptal talepleri TÜRKPATENT çevrimiçi sistemine yansımadığı gibi –yazarın bilgisi dahilinde – iptal talebine konu marka sahiplerine herhangi bir bildirim yapılmamış, bir başka ifadeyle taleplere ilişkin başkaca bir işlem şu ana kadar gerçekleştirilmemiştir.

Markanın idari iptali kurumunun hayatımıza girmesi üzerinden 8 yıl, kanunen uygulanmaya başladığı tarihten de 1 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, marka hukukunun son derece önemli bu kurumu (iptal davası imkanı kalmadığından) yeniden işlerlik kazanmayı beklemektedir. Bu yazının konusu TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (“YİDK”) kararı da iptal talebinin karara itiraz incelemesinde bekletici mesele yapılması talebinin reddine ilişkindir.

2. İdari İptal Talebinin Bekletici Mesele Yapılması Talebinin Reddine İlişkin YİDK Kararı

YİDK kararına konu olayda, Madrid Protokolü kapsamında yapılan uluslararası bir marka başvurusu 18 Mart 2024 tarihinde SMK m. 5/1(ç) uyarınca önceki tarihli bir marka tesciline dayalı olarak reddedilmiştir. Başvuru sahibi, önceki tarihli markaya karşı TÜRKPATENT nezdinde iptal talebinde bulunmuş, karara itiraz dilekçesinde de iptal işlemi sonuçlanıncaya kadar başvuru hakkındaki karara itiraz incelemesinin bekletilmesini talep etmiştir.

16 Ocak 2025 tarihli YİDK kararı ile bu talep reddedilmiş ve işin esasına geçilerek karar verilmiştir. YİDK’nın talebin reddine ilişkin iki temel gerekçesi bulunmaktadır.

Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliğinin (YİDK Yönetmeliği) “Kurul kararları” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrası şu şekildedir: “Kurul, karara etki edecek bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında ara karar verebilir.” İlgili hükmün lafzından anlaşılacağı üzere, Kurul’un bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında bağlı bir yetkisi, yükümlülüğü bulunmamakta olup bu konuda Kurul’a takdir yetkisi bırakılmış durumdadır. Kurul, söz konusu iptal talebi hakkında makul bir süre beklemiş olmakla birlikte, karara itiraz dilekçesinin sunulduğu tarihten itibaren geçen 5 ayı aşkın süre zarfında söz konusu iptal talebi hakkında henüz Markalar Dairesince bir karar verilmemiş olması, SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik Yönetmelik düzenlemelerinin henüz yürürlüğe girmemiş olması karşısında Markalar Dairesince iptal talebine ilişkin kararın ne zaman vereceğinin mevcut durumda öngörülebilir olmaması (…).

Öncelikle TÜRKPATENT’in bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında takdir yetkisi olmakla birlikte, bu takdir yetkisi belirli sınırlar çerçevesinde kullanılacaktır. IPR Gezgini’nde yakın zamanda ele alınan[4] bir kararda, Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi idarenin takdir hakkını kullanırken, her halükarda idari işlemlerin nihai amacı olan “kamu yararı” unsurunu gözeterek değerlendirme yapması gerektiğine hükmetmiştir.

YİDK kararında talebin reddine ilişkin ilk gerekçe, aradan geçen sürede Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından henüz bir karar verilmemiş olduğudur. İlk olarak Taslak Yönetmelik’te iptal taleplerini inceleyecek birime atıfta bulunulmamıştır. 2024 yılında düzenlenen bir sempozyumda iptal taleplerinin ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacağı bilgisi paylaşılmıştır. YİDK kararından da iptal taleplerine ilişkin ayrı bir daire kurulmayacağı, taleplerin Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından inceleneceği anlaşılmaktadır.  

SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve aradan 1 yılı aşkın süre geçmiştir. SMK’nın ilk yürürlük tarihi olan 10 Ocak 2017 esas alındığında aradan 8 yılı aşkın bir süre geçmiştir. Taslak Yönetmeliğin paylaşılması üzerinden de 15 ayı aşkın bir süre geçmiştir. YİDK kararında henüz ilgili yönetmelik düzenlemelerinin yürürlüğe girmemiş olduğundan bahisle iptal talebine ilişkin kararın ne zaman verileceğinin öngörülebilir olmadığına atıfta bulunulmuştur. Bu hususta tasarrufu bulunmamasına karşın belirsizliğin sonucuna başvuru sahibi katlanmak durumunda bırakılmaktadır. Eğer 10 Ocak 2024 tarihinden itibaren iptal talepleri incelemeye alınmış olsaydı, YİDK kararı tarihi itibariyle iptal talebine ilişkin bir karar muhtemelen verilmiş olacaktı. İptal talebine ilişkin karar da esasa ilişkin verilecek karara doğrudan etki edebilecekti. 

Bu tartışmanın idare hukukçuları tarafından yapılması daha doğru olacaksa da, markaların idari iptali kurumunun işlerlik kazanabilmesi için yetkinin uygulanmasına yönelik usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin mutlaka yürürlüğe girmesi gerekip gerekmediği hususu ayrı bir soru işaretidir. Türk Medeni Kanunu m. 1/1 uyarınca “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.”. SMK m. 26 düzenlemesi ayrıntılı olup esasa ilişkin hükümlerin yanı sıra usul yönünden de (örneğin tarafların tabi olduğu süreler gibi) hükümler içermektedir. SMK geçici m. 4’te de iptal yetkisinin “anılan maddedeki usul ve esaslara göre” mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir. Öte yandan SMK’nın pek çok hükmünde belirli bir hususa ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği açıkça öngörülmüştür (Örneğin muvafakatname; başvuru, sınıflandırma ve bölünme; rüçhan hakkı talebi; yayıma itiraz; sicile kayıt, yayım ve tescil işlemleri; teknik şartname gibi). SMK m. 26’da bu yönde bir hüküm bulunmadığı gibi, Taslak Yönetmelik’te yer alan hükümlerinin çoğunluğu SMK m. 26 ile aynı doğrultudadır.

YİDK’nın talebin reddine ilişkin ikinci gerekçesi aşağıdaki gibidir:

Öte yandan, inceleme konusu başvurunun Madrid Protokolü çerçevesinde Türkiye’nin akit taraf olarak belirlendiği uluslararası bir başvuru olması, söz konusu Protokol hükümleri uyarınca uluslararası başvuruların akit taraf Ofisleri tarafından belirli süreler içerisinde neticelendirilmesi gerekmesi (Türkiye bakımından ret kararlarının bildirim süresi 18 aydır), bu süreye uyulmaması halinde Madrid Protokolü m. 4/1-(a) uyarınca zımni kabul (Türkiye’de tescil) sonucunun ortaya çıkacağı, somut olayda da iptal talebinin kabulü halinde başvurunun yayınlanması ve bu yayına üçüncü kişilerce itiraz edilmesi durumunda, ilgili sürelerin aşılmış olmasından ötürü Kurum’un yayına itiraz üzerine SMK m. 6 kapsamında bir ret kararı vermesinin mümkün olmayacağı, bu şekilde yeni ve farklı bir madde hükmüne dayanan olası bir ret kararının ilgili Protokol hükmü uyarınca hukuki bir sonuç doğurmayacağı ve WIPO tarafından geçerli kabul edilmeyecek olması karşısında, somut olayda iptal talebinin neticesi beklenilmeksizin mevcut hukuki durum çerçevesinde karara itirazın incelenmesi gerektiği kanaatine varılmış ve işin esasına geçilmiştir.

YİDK kararına konu olan marka uluslararası bir başvuru olduğundan, YİDK’nın da belirttiği üzere Madrid Protokolü’nden kaynaklanan bir zaman baskısı söz konusudur. Ancak bu zaman baskısı da, markaların idari iptali taleplerinin işlerlik kazanamamış olmasıyla bir derece bağlantılıdır.

Uluslararası marka başvurularına yönelik Madrid Protokolü’nden kaynaklı bir zaman baskısı söz konusu olsa da, ulusal marka başvuruları için bu tür bir kısıtlama bulunmamaktadır. YİDK’nın SMK m. 5/1(ç) kapsamında verilen kararlara itirazlara ilişkin son dönemde verdiği başka kararlarda da, örneğin muvafakatname alınması veya ret gerekçesi markanın başvuru sahibine devredilmesi için beklenen makul sürenin 5 ay olduğu ve TÜRKPATENT’in işlemlerini makul süreyi aşacak düzeyde bekletme zorunluluğu bulunmadığı ifade edilmektedir. Ulusal marka başvuruları yönünden de iptal taleplerine ilişkin makul bekleme süresi 5 ay olarak mı değerlendirilecektir ve bu süre içinde – işlerlik kazandıktan sonra – iptal taleplerine ilişkin karar verilecek midir? İptal talepleri incelenmeye başladığında talepler TÜRKPATENT’e sunum sırasıyla ele alınacaksa, ilk etapta oluşacak dosya yükü nedeniyle sistemin tam olarak işlerlik kazanmasının zaman alması beklenebilir.

Öte yandan iptal talepleri ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacaksa ve iptal talebine ilişkin ilk aşamada karar verilmiş ve bu karara itiraz incelemedeyse, YİDK’nın – makul bekleme süresinden bağımsız olarak – kendi yapacağı incelemeyi beklemesi gerektiği düşünülebilir. Son olarak Taslak Yönetmelik uyarınca “TÜRKPATENT tarafından verilen nihai iptal kararları Sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır”. Bu durumda YİDK tarafından iptal talebine ilişkin verilen nihai karar hemen sonuç doğuracağından, YİDK kararına karşı dava açılsa dahi bu dava sonucunun – davanın hangi aşamada olduğu fark etmeksizin – beklenilmeyeceği ve dolayısıyla YİDK’nın yapacağı incelemeyi etkilemeyeceği öngörülebilir.

3. Sonuç

Fikri ve sınai mülkiyet hukuku alanında faaliyet gösteren tüm paydaşların aynı temenniye sahip olduğu bilinciyle, markaların idari iptali kurumunun en kısa sürede yeniden işlerlik kazanmasını, belirsizliklerin giderilmesini ve SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik yönetmelik düzenlemelerinin en kısa sürede yürürlüğe girmesini temenni ederiz.

İbrahim Barış SAYAR

Şubat 2025

sayari@tcd.ie


DİPNOTLAR

[1] Konuya ilişkin kapsamlı bir çalışma için bkz: Zeynep Bahadır, “Markaların İdari İptal Prosedürü”, Ankara Barosu Dergisi, 2017/4, sf. 81-104. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/542383.

[2] https://www.turkpatent.gov.tr/duyurular/sinai-mulkiyet-kanununun-uygulanmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-taslagina-iliskin-gorusler

[3] 2025 yılı için marka iptal talebi ücreti 28.150 TL’dir.

[4] https://iprgezgini.org/2024/11/07/turkpatentin-bekletici-sorun-yapma-yetkisinin-sinirlarina-iliskin-bir-yargi-karari-incelemesi/

TÜRKPATENT’in Bekletici Sorun Yapma Yetkisinin Sınırlarına İlişkin Bir Yargı Kararı İncelemesi

Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliği (Yönetmelik) m.6/3 hükmüne göre; Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT) nihai karar mercii olan Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi (YİDD) bünyesinde yer alan kurullar (YİDK), verecekleri karara etki edecek bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında ara karar verebilir.

Yönetmelik m.6/3 hükmüne göre; bir konunun bekletici sorun yapılabilmesi için tek şart, belirtilen konunun verilecek karara etki etme kabiliyetinin bulunmasıdır. Bununla birlikte hükmün sonunda yer alan “verebilir” ifadesi ile böyle bir konunun varlığı hâlinde dahi YİDK’ye, bekletici sorun kararı verme konusunda takdir hakkı tanınmıştır. Bu takdir hakkının kullanılmasına ilişkin sınai mülkiyet mevzuatında herhangi bir sınırlama getirilmemekle birlikte, TÜRKPATENT’in bir idari merci olması, verdiği kararların da idari nitelikte olması nedeniyle idari işlem ve eylemlerde takdir hakkının kullanılmasına ilişkin sınırlamaların, YİDK tarafından verilecek (ya da verilmeyecek) bekletici sorun kararları bakımından da geçerli olduğu değerlendirilmektedir.

Yönetmelik m.6/3 hükmünde belirtilen “karara etki edecek bir konu” tipik örneklerinden biri de bir marka başvurusunun reddine engel olabilecek nitelikteki bir markanın hükümsüzlüğü ya da iptaline ilişkin başlatılmış ve devam eden hukuki süreçlerdir. Hatta bu süreçlerin bazılarında; redde gerekçe markanın kötü niyetli şekilde tescil ettirilmiş olduğu, bu markanın gerçek hak sahibinin, reddedilen sonraki tarihli başvurunun sahibi olduğu ve Sicil’de başkası adına tescilli görünen, ancak gerçek hak sahibinin kendisi olduğu bu markanın varlığı sonlandırılmadan markasını tescil ettiremediği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Ne var ki yine böylesi durumlarda dahi YİDK’nin tescile engel markanın hükümsüzlüğü veya iptali istemiyle yürütülen hukuki süreçleri bekletici mesele yapmadığı durumlarla karşılaşılmaktadır.             

Ankara 5. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, YİDD kararının iptali istemine ilişkin bakmakta olduğu davada vermiş olduğu 10.05.2023 tarihli ve E.2022/221, K.2023/230 sayılı güncel karar ile YİDK’nin “bekletici sorun” yapma konusundaki takdir yetkisi etraflıca ele alınmış ve bu yetkinin sınırlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.[1]  Kararda özetle; YİDK’nin karar verdiği anda, redde mesnet markanın hükümsüzlüğüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararının üzerinden bir yıl veya daha uzun bir süre geçmişse, bu kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılmasının “kamu yararı” ve “hizmetin gerekleri”ne uygun olduğu, TÜRKPATENT’in asli görevlerinden olan düzenli işleyen bir sınai mülkiyet koruma sistemi tesis edilmesinin gereği olduğu tespit edilmekte, takdir yetkisinin aksi yönde kullanılmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Kararın ilgili bölümleri aşağıda yer almaktadır:

Redde gerekçe oluşturan bir markaya ilişkin olarak yürütülen ve henüz başlangıç aşamasında olan, sözgelimi bir hükümsüzlük davasında henüz ilk derece mahkemesinde dilekçeler teatisi dahi tamamlanmamış olan veya idari iptal başvurusu henüz karşı tarafa dahi tebliğ edilmemiş olan bir sürecin bekletici sorun yapılması, akıbeti konusunda tahmin dahi yürütülemeyen redde mesnet marka sahibi aleyhine orantısız bir tasarruf olacaktır. Bununla birlikte yukarıdaki kararda isabetli olarak belirtildiği gibi; redde mesnet markaya ilişkin verilmiş bir hükümsüzlük kararı varsa ve bu karar kanun yolu incelemesindeyse, anılan kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılması, redde mesnet markanın varlığını sürdürmeyeceği yönünde makul bir beklenti oluştuğu için menfaatler dengesine uygun olacaktır. Oysaki TÜRKPATENT uygulamasında redde gerekçe markanın hükümsüzlüğüne ilişkin karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedildiği durumlarda dahi, “bekleme süresinin belirsiz olduğu”, “kararın kesinleşmesinin sınırsız şekilde beklenemeyeceği”  gibi gerekçelerle bekletici mesele yapılması taleplerinin reddedildiği durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu ret kararları neticesinde; redde gerekçe marka sahibinin yeni bir başvuru yaparak, olası hükümsüzlük veya iptal kararlarını dolanması riski ortaya çıkmakta, başvurusu reddedilen marka sahibi ise redde gerekçe markanın akıbeti kesin şekilde belli olana kadar, Sicil’de boşluğa mahal vermemek için birbirini takip eden başvurular yapmak zorunda kalmaktadır. Bekletici sorun yapılmasına ilişkin talebin, yukarıdaki şekilde reddedilmesi; hem sonraki tarihli başvuru sahibi, hem yargı sistemi hem de TÜRKPATENT bakımından yersiz bir iş gücü, zaman ve para kaybına neden olmaktadır.

İncelemeye konu karar çerçevesinde; YİDK’nin, bekletici sorun yapılmasına ilişkin talebi değerlendirirken, bekletici sorun yapılan sürecin belli bir aşamaya gelip gelmediğini, gelinen aşamada redde gerekçe markanın varlığının sona ereceğine ilişkin bir emare olup olmadığını dikkate alması, beklenecek sürenin belirsiz olması gibi soyut gerekçelerle bekletici mesele taleplerini reddetmemesi beklenmektedir. Uygulamanın belirtilen şekilde olmasının, kamu yararına, hizmetin gereklerine uygun olacağı, aksi yöndeki kararların iptal edilme riskiyle karşı karşıya kalacağı değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Kasım 2024


[1] Karar için bkz: https://emsal.uyap.gov.tr/#, (03.11.2024)

OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal) hakkında

imagesCAN9ZNP4

Türk marka camiasının en sevdiği karşılaştırma biçimi Türk Patent Enstitüsü (Enstitü) ile Topluluk Marka Ofisi (OHIM)’ni kıyaslamaktır. Ofislerden birisinin Avrupa Birliği genelinde geçerli olacak bölgesel tescil işlemi yapan, 27 ülkenin bir anlamda ortak ofisi olması, diğerinin ise ulusal bir ofis olmasından hareket ederek, Enstitüyü kendisinin dengi ulusal bir ofisle kıyaslamanın daha tercih edilir bir yaklaşım olması gerekirken, Türkiye’de karşılaştırma ısrarla Enstitü ile OHIM arasında yapılmakta ve Enstitünün başarısı – başarısızlığı, performansı veya yetkileri gibi tartışmalar sürekli OHIM örneği öne sürülerek gerçekleştirilmektedir. Bu durumun temel nedenini OHIM’e ilişkin verilere erişimin kolaylığı olarak açıklamak mümkündür, ancak kanaatimizce mutlaka bir karşılaştırma yapılmak isteniyorsa, Enstitüyü resen benzerlik incelemesi yapmayan, dolayısıyla oldukça farklı bir inceleme sistemi uygulayan OHIM’le karşılaştırmaktansa, benzer inceleme sistemine (resen benzerlik incelemesi, ardından ilana itiraz incelemesi) sahip olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerden birinin ulusal ofisi ile karşılaştırmak daha anlamlı sonuçlar verecektir.

 

Yazılı metin üretmek veya reel veri paylaşmak yerine, rivayet düzeyindeki bilgileri esas almayı ve rivayetler temelinde eleştiri yapmayı tercih eden Türk marka entelijansiyası için OHIM ve Topluluk Marka Mevzuatı neredeyse kutsal nitelik arz etmekte ve tartışmasız doğrular olarak kabul edilmektedir. Oysa ki,  OHIM uygulamaları ile çoğu Avrupa Birliği üyesi ülke ulusal ofisi uygulamaları ciddi farklılıklar göstermekte, taraflar birbirlerinin uygulamalarını eleştirmekte ve uygulamalarda bir ölçüde uyum sağlanması amaçlı Liaision toplantıları düzenlenmektedir. Kısaca, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ulusal ofisleri için OHIM uygulamaları ulaşılması gereken hedefler olarak kabul edilmemekte, ulusal ofisler uygulamalarını OHIM uygulaması ile paralel hale getirmek için özel çaba sarf etmemektedir. Bununla birlikte, Adalet Divanının kararları, özellikle preliminary ruling (ön yorum kararı) niteliğindeki kararlar OHIM için olduğu kadar, ulusal ofisler için de yol gösterici ve bağlayıcı nitelik göstermektedir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği üyesi ülkeler için ulaşılması gereken standart OHIM inceleme standartları ile paralellik değil, Adalet Divanı kararları ile yakınlıktır ve OHIM’de çoğu zaman uygulamalarında değişiklik yaparak Adalet Divanı kararları çerçevesinde uygulamalarını değiştirebilmektedir.

 

OHIM Temyiz Kurulu (Board of Appeal – BOA) ile bu Kurulun Türk marka inceleme sistemindeki dengi Enstitü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK)’nun karşılaştırması da sıklıkla karşılaşılan kıyas alanlarından birisini oluşturmaktadır. Bu karşılaştırma genellikle her iki Kurulun işyükü ve yapısı dikkate alınmadan yapıldığından gerçekçi çıkarsamalar yapılmasını engellemektedir. Bu yazıda OHIM Temyiz Kurulunun yapısı ve karar istatistikleri hakkında bilgi verilerek karşılaştırmaların daha doğru bir düzlemde yapılmasına katkıda bulunulmaya çalışılacaktır.

 

OHIM Temyiz Kurulu 216/96 sayılı Topluluk Tüzüğü çerçevesinde yapılandırılmıştır ve faaliyetlerini OHIM bünyesinde Alicante şehrinde sürdürmektedir. Kurul, OHIM bünyesindeki uzmanlarca ilk inceleme aşamasında mutlak ret nedenleri çerçevesinde verilen kararlara, itiraz inceleme birimince ve iptal birimince verilen kararlara karşı yapılan itirazların (appeal) incelenmesiyle görevlidir. Yazı boyunca kullanılacak itiraz (appeal) teriminin, ilana itiraz (opposition) anlamında kullanılmadığı, ilana itirazların incelenmesinden OHIM itiraz biriminin sorumlu olduğu, bu birimce verilecek kararlara karşı yapılan itirazların ise Temyiz Kurulu tarafından incelendiği belirtilmelidir.

 

Temyiz Kurulu, 2011 yılı itibarıyla 5 ayrı kuruldan müteşekkildir ve kurullardan bir tanesi endüstriyel tasarımlara ilişkin itirazların incelenmesinden sorumludur. Kalan dört kurul ise marka itirazlarının (mutlak ret nedenleri, ilana itiraz, iptal birimi kararlarına karşı yapılan itirazlar ve ilaveten marka idaresinin ve hukuk biriminin kararlarına karşı yapılan itirazlar) incelenmesinden sorumludur.

 

Temyiz Kurulları kararlarını asgari üç üyeden oluşan kurullar halinde verir, üyelerden birisi ilgili kurulun başkanıdır. Kurul üyelerinden birisi hakkında karar verilen itirazı raportörü olarak itirazın ön incelemesini ve gerekli ön yazışmaları yapmaktan sorumludur. Kurul başkanı da raportör olarak görev yapabilir.

 

2011 yılı itibarıyla Temyiz Kurulunda toplam 16 üye görevlidir. Bunlardan birisi Temyiz Kurulunun da başkanıdır. Temyiz Kurulunun başkanı ve her kurulun ayrı başkanı, OHIM Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan bir liste içerisinden Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi tarafından seçilir. Kurulların üyeleri ise OHIM Yönetim Kurulu tarafından atanır.

 

Temyiz Kurulu, ayrı kurullar halinde yaptığı incelemenin yanı sıra Büyük Kurul (Grand Board) olarak da toplanabilmektedir. Büyük Kurul büyük önem arz eden kararların veya farklı kurullarca farklı şekilde karara bağlanmış benzer konuların değerlendirilmesi için toplanabilmektedir. Büyük Kurul, Kurul Başkanı, kurulların başkanları ve diğer üyelerden oluşan 9 kişiden müteşekkildir. Bununla birlikte, bazı özel durumlarda (tarafların anlaşmış olması, itirazı kabul edilebilirliği, vb.) tek üyenin de Temyiz Kurulu kararı alması mümkündür.

 

Temyiz Kurulu OHIM’in bir parçasıdır, ancak Kurul karar verirken Ofis talimatları veya inceleme rehberleri ile bağlı değildir.

 

OHIM Temyiz Kurulunun 1997-2011 yııları arasında verdiği karar sayıları ise aşağıdadır. Tabloda yer verilen tek taraflı (ex parte) ifadesi mutlak ret nedenleri çerçevesinde verilen OHIM kararına karşı başvuru sahibi tarafından yapılan dolayısıyla ikinci bir tarafı içermeyen itirazları, taraflar arası (inter partes) ifadesi ise ilana itiraz gibi birden fazla tarafı içeren itirazları belirtmek için kullanılmıştır.

 

2011 (kasım ayı itibarıyla) 2010 2009 2008 2007 2006 2005 2004 2003 2002-1997
Ex parte (tek taraflı 385 389 542 578 656 657 304 347 332 1391
Inter partes (taraflar arası) 1832 1398 1306 1288 1120 1000 650 689 782 1244
Toplam 2217 1787 1848 1866 1776 1657 954 1036 1114 2635

 

Yukarıda verilen istatistiklerde görülen rakamlar bile, 16 üyeyle yılda maksimum 2200 – 2300 civarı karar veren OHIM Temyiz Kurulu ile toplam 5-6 üyeyle yılda 5000-6000 civarı karar veren Enstitü YİDK’nu kararların içeriği veya kapsamı bakımından karşılaştırmanın anlamsızlığını ortaya koymaktadır.

 

Önder Erol Ünsal

Aralık 2011