Etiket: sınai mülkiyet

Özel Okul ve Diğer Özel Öğretim Kurumları Markalarının Lisans Yoluyla Kullandırılmasına İlişkin Güncel Mevzuat Değişikliğinin İncelenmesi


Sınai mülkiyet haklarının elde edilmesi, kullanılması, kullandırılması ve bu haklar üzerinde gerçekleştirilebilecek başkaca hukuki işlemelere ilişkin temel düzenlemeler olan 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik yanında, sınai mülkiyet hakları üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlayan meslek ya da sektör bazlı düzenlemeler de bulunmaktadır.

Sınai mülkiyet hakları üzerinde gerçekleştirilebilecek hukuki işlemleri sınırlayan özel nitelikli düzenlemelerden biri de 03.01.2025 tarihli ve 32711 sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (İhdas Yönetmeliği) Çerçeve Madde 4 hükmü ile ihdas edilerek, 20.03.2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) m.7 hükmüne eklenen altıncı fıkradır.[1] Anılan hükmün ihdası ve yürürlüğünün üzerinden henüz dokuz ay geçmişken, 05.09.2025 tarihli ve 33008 sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (Değişiklik Yönetmeliği) ile ihdas edilen düzenleme ve uygulamada değişiklik yapılmıştır. Uygulamayı ihdas eden hükümle, yapılan değişikliğin karşılaştırıldığı tablo aşağıda paylaşılacaktır. İhdas edilen hükme ilişkin ayrıntılı değerlendirmeyi daha önce yaptığımız için okumakta olduğunuz yazıda sadece güncel değişiklikler ve olası etkileri incelenecektir. Değişiklik ile hükümden çıkarılan kısımlar kırmızı ve üzeri çizili olarak gösterilecek, hükme yapılan eklemeler ise mavi olarak gösterilecektir.

İhdas edilen ve sonrasında değiştirilen hükme göre; özel okullar ile diğer özel öğretim kurumları tarafından kullanılan markaların lisans yoluyla başka gerçek veya tüzel kişilere kullandırılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

  • Özel okul ve diğer özel öğretim kurumu ayrımının yapılması: Gerçekleştirilen değişikliğin en dikkat çekici yönü, özel okul ile diğer özel öğretim kurumlarının uygulamalarının farklılaştırılmış, özel okullar için değişiklik öncesi şartlar korunurken, diğer özel öğretim kurumları için şartların, değişiklik öncesine göre hafifletilmiş olmasıdır. Bu bağlamda özel okullar dışındaki diğer özel öğretim kurumlarının kapsamının belirlenmesi, tabi olunan sınırlamaların tespiti açısından önem arz etmektedir. 08.02.2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (Kanun) m.2/1,c hükmüne göre okul; özel eğitim, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim ile Bakanlıkça dönüşüm programına alınan kurumlardan 2018-2019 eğitim-öğretim yılının sonuna kadar faaliyetleri devam eden ortaöğretim özel okullarını ifade etmektedir. Kanun m.2/1,b hükmüne göre kurum; özel okulları da kapsayan genel nitelikte bir ifadedir. Nitekim Değişiklik Yönetmeliği’nde yer alan “diğer özel öğretim kurumları” ifadesi de bunu tevsik etmektedir. Okul ve kuruma ilişkin hükümler birlikte değerlendirildiğinde diğer özel öğretim kurumları; çeşitli kurslar, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumları olarak tespit edilmektedir. Hükümde özel okul, diğer özel öğretim kurumu ayrımı yapılmasına rağmen özel okullara ilişkin birinci cümlenin “… 5 okulunun bulunması ve bu kurumların …” kısmında “kurum” ifadesi kullanılmıştır. Anılan ibarenin, önceki metin üzerinden yapılan güncellemede sehven bu şekilde kaldığı değerlendirilmektedir.
  • Kurucuya ait bir markanın bulunması: Kanun m.2/1,m hükmüne göre; kurucu, kurumun sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi düzenlenen gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda özel okul veya diğer özel öğretim kurumu sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi de bulunan kişiye ait bir markanın bulunması gerekmektedir. Hükümde yer alan “…okulun markasını…”, “… özel öğretim kurumunun markasını …” ifadesi, marka sahibinin, özel okul veya diğer özel öğretim kurumu olacağı yönünde bir çıkarıma yol açmaya elverişlidir. Ancak gerek normun amacı gerek bu kurumların tüzel kişiliklerinin bulunmaması gerekse aynı hükümde yer alan “… özel okul kurucusunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… Kurucular … kullandırabilir …” ifadelerinden marka sahibinin özel öğretim kurumu değil, kurucu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hükümde yer alan çelişkili ifadelerin, marka sahibi ile markanın kullanıldığı hizmete ilişkin bir vasıflandırma hatasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
  • Kurucunun, faaliyetin kapsamına ilişkin şartları yerine getirmesi: Değişiklikle birlikte özel okul ve diğer özel öğretim kurumu ayrımıyla bağlantılı olarak, yerine getirilmesi gereken şartlarda da farklılaştırmaya gidilmiştir. Değişiklikten önce “aynı türde” faaliyet gösteren kurum bulunması şartı, özel okullar için aynı veya farklı tür yahut kademe olarak değişmiş, diğer özel öğretim kurumları için ise mevcut hâliyle kalmıştır. Hükümde yer alan “aynı tür”, “farklı tür” ifadelerinden neyin kastedildiği Kanun ya da Yönetmelik’ten anlaşılamamaktadır. Yine hükümde, lisans yoluyla markanın kullanılacağı özel okulun ya da diğer özel öğretim kurumunun da aynı ya da farklı türde olmasının gerekip gerekmediği konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bununla birlikte “farklı tür veya kademeden … okulun bulunması” ifadesinden, özel okullar yönünden şartın sağlanması için “farklı tür” kapsamında sadece özel okul türlerinin girdiği değerlendirilmektedir. Yapılan değişiklikten yola çıkarak, “tür” sözcüğü ile kurum tanımı içine giren özel okullar dâhil özel öğretim kurumlarının her birinin ifade edildiği değerlendirilmektedir. “Kademe” sözcüğü ile sadece özel okullar için kullanılmış olmasından, anılan ifadenin sadece özel okullara ilişkin olarak okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretimden her birinin ifade edildiği değerlendirilmektedir. Değişiklikle yapılan ayrımla bağlantılı olarak; özel okullar için kurucunun aynı veya farklı türde yahut kademede en az beş okulunun bulunması ve bunların her birinin en az beş yıldır faaliyette bulunmuş olması, diğer özel öğretim kurumları için kurucunun aynı türde en az üç kurumunun bulunması ve bunların her birinin en az iki yıl faaliyette bulunmuş olması şartı aranmaktadır. Kanaatimizce hükümde, “faaliyette bulunmuş” ifadelerinin kullanılması hatalıdır. Zira metin mevcut hâliyle geçmişte beş ya da iki yıl faaliyette bulunmasına rağmen hâlihazırda faaliyette bulunmayan özel okulların veya diğer özel öğretim kurumlarının da şartın sağlanması bakımından dikkate alınacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Oysaki normun konuluş amacının en az beş ya da iki yıldır faaliyette bulunan ve faaliyetleri devam eden özel okulun ya da diğer özel öğretim kurumunun bulunmasının şart olarak aranması olduğu ve bu nedenle ifadenin “faaliyette bulunan” şeklinde olması gerektiği değerlendirilmektedir.
  • Kurucuya ait markanın, şartları sağlayan özel okul veya diğer özel öğretim kurumu sayısının üç katına kadar gerçek veya tüzel kişiye kullandırılabilmesi: Hükümde markayı lisans yoluyla kullanacak gerçek ya da tüzel kişinin, bu markayı kullanacağı mal ve hizmete ilişkin herhangi bir sınırlama yapılmamış olması dikkati çeken ilk husustur. Zira markayı kullanacak kişinin özel okul veya diğer özel öğretim kurumu kurucusu olup olmadığı dahi belli değildir. Düzenleme bu hâliye markanın, özel okullar veya diğer özel öğretim kurumları dışında başka bir mal veya hizmette kullanılmasına yol açabilecek niteliktedir. Lisansın, markanın sadece özel okul veya diğer özel öğretim kurumlarının faaliyetlerinde kullanılmasıyla sınırlı olarak verilebileceğinin düzenlenmesiyle belirtilen sorunun giderilebileceği değerlendirilmektedir.  Markanın kullandırılabilmesi için en az beş özel okulun veya üç diğer özel öğretim kurumunun bulunması gerektiğinden ve üç katına kadar sınırlaması öngörüldüğünden; şartların sağlanması durumunda markanın kullandırılabileceği kişi sayısının özel okullar için on beşten, diğer özel öğretim kurumları için dokuzdan başlayacağı tespit edilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Yönetmelik m.7 hükmüne yedinci fıkra eklenmiştir. Anılan fıkraya göre; kurucuların marka lisans sözleşmelerinde, öğretim programı, personel, bina, hizmet standartları ve markaya özgü diğer şartlar ile bu hususların yerine getirilip getirilmediğinde yapılacak uygulamalara ve fesih şartlarına yer vereceği belirtmiştir. Belirtilen unsurların marka lisans sözleşmesinde bulunmasında teknik olarak bir engel bulunmamakla birlikte hükmün lafzından lisans sözleşmesinin kural olarak eşitler arasında bir sözleşme olma niteliğinin ortadan kaldırıldığı, şartların müzakere edilerek belirlenmesinden ziyade, lisans alanın açıklayacağı iradenin, lisans verenin belirlediği şartların kabul edilip edilmemesi şeklinde ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Yönetmelik düzeyindeki söz konusu sınırlayıcı hükmün, Türk özel hukukuna hâkim olan irade özgürlüğü ve bunun borçlar hukukundaki yansıması olan, 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.26 hükmünde, tarafların, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebileceğine ilişkin hükme aykırı olduğu değerlendirilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Yönetmelik m.7 hükmüne eklenen yedinci fıkradaki bir başka düzenlemeye göre; kurucuların marka lisans sözleşmesi yapabilmeleri için sahip olmaları gereken yeterlilikler ile marka lisans sözleşmelerinde yer verilmesi gereken diğer hususlar Bakanlıkça hazırlanacak usul ve esaslarla belirlenir. Anılan hükme göre; SMK m.148/4 hükmüne göre; sadece yazılı şekil şartına tabi olan marka lisans sözleşmeleri için, özel okul ve diğer özel öğretim kurumlarında kullanılacak markaların lisansıyla sınırlı olmak üzere bir kısım şekil şartı daha getirilebileceği öngörülmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği m.29 hükmüne göre; inceleme konumuzu oluşturan Yönetmeliğin değiştirilen m.7/6 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen m.7/7 hükmü 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Burada İhdas Yönetmeliği m.32/1,a hükmüne göre; Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girmiş olması durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Değişiklik Yönetmeliği yürürlük maddesinin Yönetmelik m.7/6 hükmünün tamamının uygulanması bakımından mı yoksa, sadece yapılan değişikliğin uygulanması bakımından mı yürürlük tarihini belirlediği konusunda duraksama yaşanabilir. Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girdiği düşünüldüğünde, Değişiklik Yönetmeliği yürürlük maddesiyle Yönetmelik m.7/6 hükmünün tamamıyla 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe gireceği yönünde bir yorum yapmak, esasında yürürlükteki bir hükmün yürürlüğünü askıya alma sonucu doğuracağı, hatta hükmün ilga edilip yeniden düzenlenip yürürlüğe girmesi gibi bir durum ortaya çıkaracağı için ve bunun yürürlük maddesi ile yapılmasının mevzuat hazırlama tekniğine uygun olmaması nedeniyle Yönetmelik m.7/6 hükmünün 03.02.2025 tarihi ile 01.01.2026 tarihi arasında ihdas edildiği hâliyle yürürlükte olacağı, Yönetmelik m.7/6 hükmünün değiştirilmiş hâli ile Yönetmelik m.7/7 hükmünün 01.01.2026 tarihinde yürürlüğe gireceği değerlendirilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 27 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen Geçici Madde 35 hükmüne göre; 01.01.2026 tarihinden önce marka lisans sözleşmesi yaparak Bakanlıktan kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı almış; okul kurucuları aynı bina ya da kampüste farklı kademe/türde okul açmak/okula dönüşmek ya da başka kuruma dönüşmek istemesi halinde, okullar dışındaki özel öğretim kurumlarının başka bir kurum türüne dönüşüm yapmak istemesi halinde Yönetmelik’te markanın lisans yoluyla kullanılmasına ilişkin hükümlere tabi olmayacaktır. Burada dikkate edilmesi gereken muafiyetin sadece Geçici Madde 35 hükmündeki durumlarla sınırlı olmasıdır. Yürürlük tarihinden önce lisans sözleşmesi yapılmış olmasına rağmen sayılan sınırlı durumların dışındaki bir oluşumda Yönetmelik m.7/6 ve 7/7 hükümlerindeki yükümlülükler varlığını sürdürecektir. Hükümde esasa etkili olmasa da özne yüklem uyumsuzluğu nedeniyle okul kurucularının farklı türde okula dönüşmek, başka kuruma dönüşmek istemesi gibi anlatım bozuklukları mevcuttur.

Yukarıda etraflıca incelediğimiz düzenlemede de sınai mülkiyet haklarına ilişkin diğer özel düzenlemelerde olduğu gibi, hakların elde edilmesine, korunmasına, bu haklar üzerinde tasarrufta bulunulmasına ilişkin, sınai mülkiyet haklarının niteliğiyle bağdaşmayan veya normun konuluş amacına ulaşılmasına elverişli olmayan hükümler yer almaktadır. Örneğin incelediğimiz mevzuat değişikliğinde, markanın üçüncü kişilerce hukuka uygun kullanılması yöntemlerinde sadece lisans sözleşmeleri düzenlenmiştir. Oysaki markanın hukuka uygun olarak kullanılması sadece lisans sözleşmesiyle değil, marka sahibinin kullanıma sonradan rıza göstermesi, önceden izin vermesi, üçüncü kişinin marka başvurusuna muvafakat edilmesi, bir marka tescili daha yaptırılarak bunun devredilmesi gibi başkaca yöntemlerle de gerçekleştirilebilmektedir ve bu durumların hiçbiri inceleme konumuzun kapsamında yer almamaktadır. Sınai mülkiyet haklarına ilişkin meslek ya da sektör bazlı özel düzenlemeler yapılması bir gereklilikten kaynaklanabilir ve bu durum olağandır. Ancak belirttiğimiz sorunlarla karşılaşılmaması ve düzenlemenin amaca ulaşmaya elverişli olabilmesi için mevzuatın hazırlanma aşamasında Türk Patent ve Marka Kurumundan ya da özel sektörde faaliyet gösteren alan uzmanlardan teknik görüş alınması veya mevzuatın hazırlık çalışmalarında yer almak üzere benzer yöntemlerle uzman temini sağlanmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Eylül 2025


[1] Belirtilen düzenlemeye ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler için bkz., Osman Umut Karaca, Özel Eğitim Kurumu Markalarının Lisans Verilmesine İlişkin Mevzuat Değişikliğinin İncelenmesi, IPR Gezgini, https://iprgezgini.org/2025/04/10/__trashed/, 05.09.2025.

Yoksun Kalınan Kazancın Hesaplanmasında Kullanılabilecek “Elde Edilen Net Kazanç” Ölçütü Somut Norm Denetimi Yoluyla Anayasa’ya Uygun Bulundu


Türk fikrî mülkiyet hukukunun aşina olduğu, somut norm denetimi uygulaması, 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) döneminde de birden fazla kez uygulama alanı bulmuştur. Zincirin şimdilik son halkasını ise okumakta olduğunuz yazıya konu Anayasa Mahkemesi (AYM) Karar’ı oluşturmaktadır.

Ankara 1. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından görülmekte olan; tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan bir dava sırasında; hak sahibinin uğradığı zararın unsurlarından olan yoksun kalınan kazancın belirlenmesinde, davacının tercihine göre “sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç” usulünün uygulanabileceğine ilişkin SMK m.151/2,b hükmünde yer alan “… elde ettiği net kazanç” ibaresinin; 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa) m.35 hükmünde düzenlenen mülkiyet hakkı ve m.36 hükmünde düzenlenen hak arama hürriyeti bağlamında Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla somut norm denetimi yolu işletilerek, anılan hükmün iptali için AYM’ye itirazda bulunulmuştur.

AYM; 06.05.2025 tarihli ve 32892 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11.02.2025 tarihli ve E.2024/176, K.2025/42 sayılı kararı[1] (Karar) ile iptali talep edilen hükmün, mülkiyet hakkına, Anayasa m.13 hükmü kapsamında ölçülü bir sınırlama getirdiğini ve bu bağlamda hükmün Anayasa’ya uygun olduğunu belirterek, itirazın reddine oybirliğiyle karar vermiştir.

SMK’nin hazırlık sürecinde çokça tartışılan itiraza konu hükümle, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında kullanılan ilgili ölçütte değişikliğe gidilmiş ve kanaatimizce yoruma yer bırakmayacak kadar açık bir düzenleme yapılmıştır. Ne var ki SMK yürürlüğe girdikten sonra da önceki dönemde gerçekleştirilen hesaplama yönteminin uygulanmasına devam edilmiştir. Bu bağlamda değişikliğin uygulamaya yansıyan bir etkisi olmamıştır.

İlk Derece Mahkemesince yapılan somut norm denetimi başvurusunda özetle; itiraz konusu kuralla sınai mülkiyet hakkına tecavüz hâlinde hakka tecavüz edenin elde ettiği net kazancın yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında esas alınabilmesine imkân tanındığı, bu durumun kişinin dürüstlük kurallarına uygun ticari faaliyetleri sonucunda elde ettiği kazancının da tazminata dâhil edilmesi sonucunu doğurduğu, eylemin farklı kişilere karşı gerçekleştirilmesi hâlinde elde edilen kazancın hangi hak sahibine ödeneceğinin belirsiz olduğu, tazminatın zarar görenin sebepsiz zenginleşmesine neden olmaması gerektiği, bu durumun mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilmiştir.

AYM Karar’ın gerekçesinde; kanun koyucunun, mülkiyet hakkının ihlali hâlinde menfaatler dengesini gözeterek tazminat yaptırımını düzenleyebileceğini belirttikten sonra; SMK m.151/3 hükmünde yoksun kalınan kazancın belirlenmesinde göz önünde tutulacak etkenlerin örnekleme yoluyla sayıldığını ve zararı tespit edecek mahkemenin bu tespiti hangi ölçütlere göre yapabileceğinin belirlendiğini, yoksun kalınan kazanç miktarını tespit edecek olan mahkemenin SMK m.151/2 hükmüne göre bir belirleme yaptıktan sonra sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu, sınai mülkiyetin konusu marka ise markanın tanınmışlığı ve kullanılan markalar arasındaki benzerlik gibi hususları da dikkate alarak sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin hakka tecavüz eylemi ile neden olduğu yoksun kalınan kazanç miktarını saptayacağını, dolayısıyla mahkemenin, hakka tecavüz edenin elde ettiği net kazancı tespit ettikten sonra bu ölçütler ile tazminat hukukunun genel ilkelerini dikkate alarak yoksun kalınan kazancı belirleyeceğine işaret ederek, iptali talep edilen hükmün hakka tecavüz eden aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığı ve taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulmasına neden olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

AYM, özetle; SMK m.151/2 hükmündeki hesaplama yöntemlerinin, SMK m.151/3 hükmünde bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini bu nedenle iptali talep edilen hükmün Anayasa’ya uygun olduğunu değerlendirmiştir. İtirazın reddine ilişkin Karar, söz konusu tespitle yoksun kalınan kazancın hesaplama yöntemlerinin nasıl uygulanması gerektiği bakımından yol göstermektedir. Kanaatimizce bu değerlendirme, kanun koyucu tarafından tereddütte yer vermeyecek şekilde düzenlenen SMK m.151/2,b hükmüne aykırı olmakla birlikte, itirazın reddi sonrası devam edeceği düşünülen mevcut uygulamanın gerekçelendirilmesinde kullanılabilecek niteliktedir.  

Anayasa m.152/4 hükmüne göre; AYM’nin, işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulması mümkün değildir. Bu hüküm kapsamında somut norm denetimi, iptali talep edilen normun varlığının devamı için hem büyük bir risk oluşturma hem de üst düzey bir koruma sağlama potansiyelini de bünyesinde barındırmaktadır. SMK m.151/2,b hükmünde yer alan “… elde ettiği net kazanç” ibaresi, iptal edilmemesinin yanında, hakkında on yıl boyunca iptal talebinde bulunulamayacak olması gibi bir hukuki zırh elde etmiştir. Yoksun kalınan kazancın karara konu hesaplanma yöntemi, yasa koyucu tarafından değişiklik yapılması ihtimali saklı kalmak üzere, en azından 06.05.2035 tarihine kadar Türk fikrî mülkiyet hukukunda varlığını sürdürecektir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mayıs 2025


[1] Karar için bkz., https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/05/20250506-10.pdf, (06.05.2025).

Orta Vadeli Program’ın (2025-2027) Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hakları Bağlamında İncelenmesi

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından üç yıllık periyotları kapsayacak şekilde her yıl hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Orta Vadeli Programlar; makro ekonomik politikaların, tahminlerin ve hedeflerin belirlendiği ve merkezi yönetim bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan bir politika belgesidir.[1] Bu kapsamda söz konusu belge ile ilgililere; hangi alanlarda, ne gibi eylemlerin gerçekleştirileceği konusunda da bir öngörü sağlamaktadır.

2025-2027 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Plan (OVP), 05.09.2024 tarihli ve 23653 Mükerrer Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.09.2024 tarihli ve 8906 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanmıştır. Geçmiş yıllarda da olduğu gibi OVP’de fikrî ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin bölümler de yer almaktadır.

OVP’nin makro ekonomik hedefler ve politikalara ilişkin ana bölümünün “büyüme” hedef ve politikalarına ilişkin kısmında, Ar-Ge yenilik ekosistemi ele alınmıştır. Bu ekosistem içerisinde Ar-Ge temelli yatırımların ve girişimciliğin desteklenmesi ve yenilik ekosisteminin güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Fikrî mülkiyet varlıklarının yüksek teknolojili ve katma değerli üretime katkısının artırılması amacıyla patent, marka ve tasarımlara ilişkin değerleme, finansmana erişim ve ticarileştirme mekanizmalarının güçlendirilmesi belirtilen hedefe ulaşmak için yapılacak çalışmalar arasında düzenlenmiştir.

OVP’nin makro ekonomik hedefler ve politikalara ilişkin ana bölümünün “iş ve yatırım ortamı” hedef ve politikalarına ilişkin kısmında, düzenleyici çerçevenin iyileştirilmesi ele alınmıştır. Bu iyileştirme kapsamında; iş ve yatırım ortamında düzenleyici çerçevenin iyileştirilerek yatırımcı güveninin, öngörülebilirliğin ve istikrarın artırılması hedeflenmektedir. Fikrî mülkiyet sisteminde toplumsal bilinci ve farkındalığı artırmak üzere hukuki altyapının güçlendirilmesi, fikrî mülkiyet haklarının oluşmasını destekleyen ekosistemin geliştirilerek bu hakların ticarileştirilmesinin hızlandırılması belirtilen hedefe ulaşmak için yapılacak çalışmalar arasında düzenlenmiştir.

OVP’nin iki farklı bölümünde fikrî ve sınai mülkiyet haklarına değinilmiş, temel olarak alana ilişkin bilincin artırılması ile hakların değerlemesinin yapılması, finansman erişiminin sağlanması ve hakların ticarileştirilmesinin hızlandırılması hedef ve politika olarak belirlenmiştir. Anılan hedeflere ulaşılmasını temenni ederiz. Bunun yanında hakların elde edilme aşamasından sonraki döneme ilişkin hedef ve politikaların yanında, hakların elde edilmesi ve korunması aşamasında yaşanan sorunların önüne geçecek hedef ve politikaların da programlara dâhil edilmesinin fikrî ve sınai mülkiyet haklarından beklenen faydanın artırılmasına katkı sağlayacağını değerlendirmekteyiz.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Eylül 2024


[1] Bkz; Orta Vadeli Program (2025-2027), s.1. https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2024/09/Orta-Vadeli-Program_2025-2027.pdf, (11.09.2024).

Marka Vekilliği ve Patent Vekilliği Sınav Sisteminde Önemli Değişiklik

Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde, sınai mülkiyet haklarına ilişkin vekâleten işlem yapma yetkisi münhasıran patent ve marka vekillerine aittir. Patent ve marka vekilliği unvanları, tek yılların sonunda yapılan sınavlarda başarılı olunarak elde edilmektedir. Patent vekilliği ve marka vekilliği sınavlarının zorluk derecesi, 2013 yılında gerçekleştirilen sınavda çok sayıda sorunun hatalı olması ve bu soruların iptal edilmesiyle birlikte tartışma konusu olmuş, 2015 yılından başlayarak sınavların zorluk derecesi oldukça artmış, 2017 yılında 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) yürürlüğe girmesinin ardından sınav usulünde önemli değişiklikler yapılmıştır.

Sınav usulünde yapılan bu değişikliklerden biri de sınavların “genel yeterlilik sınavı” ve “mesleki yeterlilik sınavı” olmak üzere iki aşamalı hâle getirilmesidir. İki aşamalı sınav sistemi 2015, 2017, 2019 ve 2021 yıllarında yapılan sınavlarda uygulanmıştır. Bu uygulamaya okumakta olduğunuz yazının konusunu oluşturan, 12.05.2023 tarihli ve 32188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınav, Sicil ve Disiplin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle son verilmiştir. Yapılan değişiklikle birlikte patent vekilliği ve marka vekilliği sınavları, tek aşamalı olarak çoktan seçmeli genel yeterlilik sınavı şeklinde gerçekleştirilecektir. Değişiklik 2023 yılının sonunda yapılacağı öngörülen sınavda uygulanacaktır. Değişiklik, bu bağlamdan marka vekilliği ve patent vekilliği sınavlarına hazırlanan adaylar bakımından ayrı bir öneme sahiptir.

Değişiklikle birlikte Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınav, Sicil ve Disiplin Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) mesleki yeterlilik sınavıyla ilgili ve ilişkili hükümleri ilga edilmiştir. Sınav yöntemindeki değişikliğin, sistem değişikliği dışında, Yönetmelik mülga m.13/4 hükmünden kaynaklı olarak, başkaca sonuçlar doğuracağı da öngörülmektedir. Gerçekten Yönetmelik mülga m.13/4 hükmüne göre; genel yeterlik sınavında başarılı olup da mesleki yeterlik sınavında başarısız olan adaylar bir sonraki dönemde yapılacak olan ilk sınavda mesleki yeterlik sınavına doğrudan katılabilmekteydi. Değişiklikle birlikte, 2021 yılında yapılan marka vekilliği ve patent vekilliği genel yeterlilik sınavında başarılı olup, mesleki yeterlilik sınavından başarılı olamayan adaylar bakımından bir hukuki belirsizlik ortaya çıkmaktadır. Kanaatimizce, Yönetmelik mülga m.13/4 hükmü, 2021 yılında yapılan genel yeterlilik sınavlarında başarılı olup, mesleki yeterlilik sınavında başarısız olan adayları, bir sonraki genel yeterlilik sınavından muaf tutmakta ve bu anlamda kazanılmış bir hukuki statü sağlamaktadır. Söz konusu adayların doğrudan girme hakkına sahip olduğu mesleki yeterlilik sınavı da kaldırıldığı için belirtilen hukuki statüyü elde eden adayların, ilgili sınav türüne göre marka vekilliği ve/veya patent vekilliği yapma yeterliliğini elde etmiş sayılmalarının, bu belirsizliğin çözümü bakımından görece daha hakkaniyetli bir yöntem olacağı değerlendirilmektedir.

Yönetmeliğin değişiklik öncesi ve sonrası durumunu gösteren karşılaştırma tablosu aşağıda yer almaktadır. Sınavlara girecek adaylara, şimdiden başarılar dileriz.

Karşılaştırma Tablosu

Osman Umut Karaca

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mayıs 2023

“Urfa Keten Köyneği Fıstığı”nın “Tarım Ürünü” Adlı Yeni Bir Sınai Mülkiyet Hakkı İhdas Edilerek Bu Kapsamda Korunmasına Dair Yasa Teklifi İncelemesi


Not: Okumakta olduğunuz yazı, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız deprem felaketinden önce kaleme alınmıştır. Ancak duyulan üzüntü ve IPR Gezgini yazarlarının aldığı ortak karar gereğince bir süre yayınlanmamıştır. Yazı, yazarı tarafından, içeriğinden bağımsız olarak, depremde yaşamını yitiren, yaralanan ve deprem nedeniyle hayatları etkilenen yurttaşlarımıza ithaf edilmiştir.


22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 10.01.2017 yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) bünyesinde müstakil bir Coğrafi İşaretler Dairesi kurulmuş, ülke genelinde coğrafi işaretli ürünlerin sayısının artırılması için çeşitli çalışmalar yürütülmüş ve bu çalışmaların sonucu olarak, 2016 yılında 203 olan tescilli coğrafi işaret sayısı 2022 yılı itibarıyla 1325’e yükselmiştir.[1] Tescillerin coğrafi işaret korumasının nitelik ve amacına uygun olup olmadığı, korumanın amacına ulaşması bakımından tescil kadar önemli bir süreç olan denetim faaliyetinin gerektiği gibi gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği konularda çeşitli tartışmalar olmakla birlikte, coğrafi işaret konusunda bir bilinç oluşmuş ve coğrafi işaretli ürünler bir ticari değer hâline gelmiştir. Bunun yanında coğrafi işaretli ürünlerin sayısı, iller bakımından bir başarı ve yetkinlik ölçütü olarak da görülmeye başlanmıştır. Yazımızın konusunu da coğrafi işaretlere dair belirttiğimiz sürecin yansıması olduğunu düşündüğümüz bir yasa teklifi oluşturmaktadır.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 27. Yasama Dönemi Şanlıurfa Milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Ayşe SÜRÜCÜ tarafından 27. Yasama Dönemi, 5. Yasama Yılı’nda verilen 17.03.2022 tarihli ve 2/4317 sayılı “Sınai Mülkiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” (Teklif) ile SMK’nin 34 üncü maddesinden sonra gelmek üzere “Urfa keten köyneği fıstığı” başlıklı “Urfa Keten Köyneği Fıstığı Şanlıurfa iline ait bir tarım ürünü olarak tescillenmiştir. Bu bağlamda Kanun kapsamındaki her türlü korumadan yararlanır.” ifadelerinden oluşan 34/A hükmünün eklenmesi teklif edilmiştir.[2] Teklif yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonundadır. Teklif’in gerekçe kısmında yer alan “Şanlıurfa’da fıstık üretimi yapan çiftçilerin ticaret ağının gelişmesi ve kente de faydası olması açısından “Urfa Keten Köyneği Fıstığı’nın patentlenmesi gerekmektedir.”  ifadeleri ise sınai mülkiyet hakkı türleri ve bu türlerin sağladığı koruma bakımından ilgi uyandırmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki inceleme konumuzu oluşturan Teklif’in verildiği tarih itibarıyla “Urfa Keten Köyneği Fıstığı / Şanlıurfa Keten Köyneği Fıstığı” başlıklı bir coğrafi işaret başvurusu bulunmaktadır ve bu başvuru 16.09.2022 tarihinde C2020/469 sayılı ile tescil edilmiştir.[3] Bir başka ifadeyle Teklif, aynı konuda bir sınai mülkiyet hakkı olan coğrafi işaret incelemesi devam ederken verilmiştir.

Teklif’e ilişkin açıklığa kavuşturulması gereken ilk mesele, Teklif’in hangi sınai mülkiyet hakkına ilişkin olduğudur. Zira gerekçede “patent”ten, değişiklikte ise “tarım ürünü”nden söz edilmektedir. Buluşlara sağlanan korumayı ifade eden patentin, inceleme konumuzu oluşturan ürüne koruma sağlamayacağı açıktır. Bu kullanımın patent sözcüğüne toplumca yüklenen hatalı anlamdan kaynaklandığı düşünülmektedir.[4] Değişiklik metninde bahsedilen “tarım ürünü” ise SMK’nin kapsam maddesi olan m.1 hükmünde korunacağı belirtilen haklardan değildir. İhdas edilen maddenin SMK’deki yeri ve C2020/469 sayılı coğrafi işaret tesciline konu ürün düşünüldüğünde Teklif’te “tarım ürünü” ile kastedilenin, coğrafi işaret olduğu değerlendirilmektedir. Ancak Teklif, bu şekilde yasalaşsa dahi, amaçlanan koruma sağlanmayacaktır. Zira bu durumda “tarım ürünü” adlı, korumasına ilişkin herhangi bir düzenleme olmayan yeni bir hak ihdas edilmiş olacaktır.

Teklif’e ilişkin bir başka mesele ise yasama faaliyetinin niteliği ve devleti oluşturan erklerin fonksiyonuna ilişkindir. Yasama faaliyeti kural olarak genel, soyut, kişilik dışı ve objektif olmalıdır. Yine yasalarda yapılacak değişiklikler, kural olarak yasanın sistematiğine uyumlu olmalıdır. Oysaki inceleme konumuz oluşturan Teklif, SMK’nin sistematiğine aykırı olduğu gibi, kanunlarda bulunması gereken belirtmiş olduğumuz nitelikleri de taşımamaktadır. 15.07.2018 tarihli 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m.358 hükmüne göre; TÜRKPATENT, sınai mülkiyet haklarının tesisinde münhasır yetkili kamu kuruluşudur. Türk hukukunda sınai mülkiyet haklarının tesisi yürütmeye verilmiş bir yetki ve yükümlülüktür. Yasama organının bir konuyu, yetki ve izne tabi olmaksızın doğrudan doğruya düzenleyebilmesini ifade eden yasama yetkisinin ilkelliği (asliliği) temel bir ilkedir. Ancak, yasama yetkisinin bu niteliği, yürütmeye hasredilmiş bir yetki ve görevin kullanılması niteliğini doğuracak ve yürütmeyi bu bağlamda işlevsiz kılacak bir yasama faaliyeti yapılmasını meşru kılmaz. Teklif’te de karşımıza çıkan bu durum fonksiyon gaspı niteliğinde bir yasama işlemidir.

Coğrafi işaret korumasının popülaritesi artmasının, coğrafi işaretli ürünlere yönelik tanıtım faaliyetlerinin, teşvik politikalarının bir yansıması olarak, iller düzeyinde sahip olunan coğrafi işaretli ürünlerin sayısını artırmak için çeşitli girişimlerde bulunulmaktadır. İncelememize konu durumda ise bu girişimler bir yasa teklifi düzeyine ulaşmıştır. Önemli bir sınai mülkiyet hakkı olan coğrafi işaretten beklenen faydanın sağlanması, coğrafi işaretin yöntemine ve amacına uygun şekilde tescil ettirilmesine, tescilli coğrafi işaretlere ilişkin denetimin gereği gibi yapılmasına bağlıdır.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Mart 2023


[1] Bkz; https://ci.turkpatent.gov.tr/Statistics/RegistrationAndApplication, (05.02.2023).

[2] Bkz; https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-4317.pdf, (05.02.2023).

[3] Bkz; https://ci.turkpatent.gov.tr/cografi-isaretler/detay/3170, (05.02.2023).

[4] Patent sözcüğünün hatalı kullanımı hakkında bkz; https://iprgezgini.org/2022/09/08/fikri-mulkiyet-hukuku-terminolojisine-dair-suregen-bir-sorun-patent-sozcugunun-hatali-kullanimi/, (05.02.2023).

Fikrî ve Sınai Mülkiyet Haklarının E-Ticaret Sırasında Korunmasına İlişkin Yeni Dönem


Bilişim teknolojilerinin yaygın alt alanlarından olan elektronik ticarete (e-ticaret) ilişkin, Türk hukukundaki temel normatif metin olan 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da (6563 sayılı Kanun), 07.07.2022 tarihli ve 31889 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 01.07.2022 tarihli ve 7416 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la (7416 sayılı Kanun)[1] [2] bir kısım değişiklikler yapılmıştır. 7416 sayılı Kanun’un Çerçeve Madde 3 hükmüyle birlikte 6563 sayılı Kanun m.9 hükmünde kapsamlı bir değişiklik yapılarak hukuka aykırı içeriklerden sorumluluk ve bu içeriklere ilişkin yükümlülükler düzenlenmiştir. Yapılan değişikliklerin uygulanmasına yönelik olan ve yazımızın konusunu oluşturan Elektronik Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcı ve Elektronik Ticaret Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik (Yönetmelik) ise 29.12.2022 tarihli ve 32058 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmeliğin yürürlük maddesi, 7416 sayılı Kanun’un çeşitlilik gösteren yürürlük maddesiyle benzer ve uyumlu şekilde kaleme alınmıştır. Bu bağlamda Yönetmeliğin fikrî ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin 12 ila 14. maddeleri 01.01.2023 tarihinde yürürlüğe girecektir.[3] Anılan maddeler; fikrî ve sınai mülkiyet haklarının ihlali durumunda şikâyet başvurusunun usulüne, şikâyet başvurusuna karşı itiraza ve başvurunun sonuçlandırılmasına ilişkin düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemelere ilişkin önemli hususlar ve değerlendirmelerimiz aşağıda yer almaktadır:

  • Yönetmelik m.12/1 hükmüne göre; fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlaline yönelik şikâyet başvurusu dâhili iletişim sistemi, noter veya KEP aracılığıyla elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıya (ETAHS) yapılacaktır. Hükümde yer alan “dâhili iletişim sistemi”, Yönetmelik m.4/1,ç hükmüne göre; ETAHS’nin, aracılık hizmeti sunduğu elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarla (ETHS) elektronik ticaret pazar yerindeki her türlü iletişimini kolay ve ücretsiz sağlamak üzere oluşturulan sistemi ifade etmektedir. Dâhili iletişim sisteminin işlevsel olması ve ispat bakımından yeterli güvenceyi sağlaması durumunda, hem maliyetin düşük olması hem de işlem kolaylığı sağlaması sayesinde şikâyetlerin genellikle bu sistemi üzerinden gerçekleştirileceği öngörülmektedir.  
  • Yönetmelik m.12/1 hükmüne göre; şikâyet sırasında aşağıdaki bilgi ve belgelerin sunulması zorunludur:
    • Türk Patent ve Marka Kurumunca düzenlenen hak sahipliğini gösterir tescil belgesi veya Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen bandrol formu ya da 5.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamındaki meslek birlikleri bakımından faaliyet belgesi. Düzenlemedeki “tescil belgesi” ifadesi sınai mülkiyet hukuku terminolojisi bakımından patent ve faydalı model belgesini karşılamamaktadır. Ancak bunun uygulamada bir soruna neden olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunun yanında bandrollenmeye uygun olmayan ya da meslek birliklerince takip edilmeyen haklar bakımından hak sahipliğini ortaya koyacak resmî belge bulunmaması ihtimalinde uygulamada şikâyetin kabul edilmesi bakımından sorun yaşanabileceği değerlendirilmektedir.
    • Şikâyette bulunanın gerçek kişi olması halinde adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, adres bilgileri, e-posta adresi ve varsa KEP adresi; tüzel kişi olması halinde unvanı, adres bilgileri, e-posta adresi, varsa KEP adresi ve vekil sıfatıyla şikâyette bulunulması halinde vekâlet verenin ve vekilin anılan bilgileri ile vekilin temsile yetkili olduğunu gösterir belge. Düzenlemede e-posta adresi zorunlu bir unsur olarak arandığı için şikâyette bulunulması için örtülü şekilde e-posta adresi edinilmesi zorunluluğu getirildiği değerlendirilmektedir. Düzenlemede geçen “vekil” ifadesi ile kastedilen vekâlet ilişkisinin niteliği, ne 6563 sayılı Kanun’da ne Yönetmelik’te tespit edilebilmektedir. Bu anlamda vekâlet ilişkisinin marka ve/veya patent vekilleriyle mi, avukatlarla mı kurulacağı, alelade bir vekâlet ilişkisiyle de işlem yapılıp yapılamayacağı konusunda bir belirsizlik bulunmaktadır.
    • Şikâyet konusu ürünün fikrî ve sınai mülkiyet hakkını ihlal ettiğine dair gerekçe ve deliller.
    • Şikâyete konu ürünü gösterir internet adresi.
    • Şikâyet başvurusu kapsamında sunulan bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı olması durumunda başvuru sahibinin doğacak zararlardan sorumlu olduğuna dair beyan. Beyanın, bir sorumluluk beyanı olması nedeniyle vekil aracılığıyla değil, ancak hak sahibi tarafından bizzat verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.  
  • Yönetmelik m.12/2 hükmüne göre; ETAHS, Yönetmelik m.12/1 hükmünde belirtilen hususları içermeyen başvuruları işleme almaz ve başvuru sahibini eksiklikler konusunda bilgilendirir. Eksiklik bildirimi yapılması hâlinde eksikliklerin giderilerek yeniden şikâyette bulunulmasına bir engel bulunmamaktadır.
  • Yönetmelik m.12/3 hükmüne göre; ETAHS, şikâyet başvurusunun kendisine ulaşmasından itibaren kırk sekiz saati geçmemek üzere, gecikmeksizin şikâyete konu ürünü yayımdan kaldırarak durumu ETHS’ye ve hak sahibine bildirir. ETHS’ye yapılan bildirimde şikâyet başvurusuna itiraz yöntemleri belirtilir. Hükümde, işlemin yapılacağı zaman bakımından kırk sekiz saat gibi kısa bir üst sınır öngörülmesi ve “gecikmeksizin” ifadesine yer verilmesi, ETAHS’ın bir esas incelemesinden ziyade, şekli inceleme yapacağı izlenimi uyandırmaktadır. Zira bu kadar kısa sürede, üstelik gecikmeksizin gibi bir ilke belirlenmişken evrakların içeriklerinin sağlıklı şekilde incelenmesi mümkün görünmemektedir.
  • Yönetmelik m.12/4 hükmü; şikâyete ilişkin bildirim ve bilgilendirmelerin dâhili iletişim sistemi üzerinden yapılmasına imkân tanımaktadır.
  • Yönetmelik m.13/1 hükmüne göre; fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlaline yönelik şikâyet başvurularına karşı itiraz, ürünü yayımdan kaldırılan ETHS tarafından, tıpkı şikâyette olduğu gibi; dâhili iletişim sistemi, noter veya KEP aracılığıyla ETAHS’ye yapılacaktır. Dâhili iletişim sisteminin uygulanmasına ilişkin itiraz bölümünde yaptığımız açıklamalar bu bölüm için de geçerlidir.
  • Yönetmelik m.13/1 hükmüne göre; itiraz sırasında aşağıdaki bilgi ve belgelerin sunulması zorunludur. Şikâyetle benzerlik gösteren kısımlara ilişkin değerlendirmelerimiz, itiraz bakımından da geçerliliğini korumaktadır.
    • İtirazda bulunanın adı, soyadı veya unvanı ile yetkili temsilci veya vekil sıfatıyla itirazda bulunulması halinde bunların ad ve soyadları ile temsile yetkili olduklarını gösterir belge.
    • İtirazın gerekçeleri, yayımdan kaldırılan ürünün şikâyette bulunanın fikrî ve sınai mülkiyet haklarını ihlal etmediğine dair belge ve deliller.
    • Ürünün orijinal olduğunu ispatlamaya elverişli fatura veya fatura yerine geçen belgeler, kendisinden başlayarak geriye doğru fikrî ve sınai mülkiyet hakkı sahibini veya hak sahibinin verdiği yetkiyle ürünü piyasaya sunmuş kişileri gösterir sözleşme, sair belge ve deliller. Hükümde fikrî ve sınai mülkiyet haklarında tükenme ilkesinin ifade edildiği değerlendirilmektedir. Ancak bu aşamada itiraz sahibinin tedarik silsilesini ortaya koyması gerekliliğini doğuran “kendisinden başlayarak geriye doğru” ifadesi, ilgiliden yerine getirmesi beklenemeyecek, çoğu zaman içerisinde yer almadığı ticari ilişkiler nedeniyle yerine getirmesi de mümkün olmayacak bir yükümlülük yüklemektedir.
    • Başvuru sahibinin, itiraz başvurusu kapsamında sunulan bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı olması durumunda doğacak zararlardan sorumlu olduğuna dair beyanı.
  • Yönetmelik m.13/2 hükmüne göre; ETAHS, Yönetmelik m.13/1 hükmünde belirtilen hususları içermeyen itiraz başvurularını işleme almaz ve başvuru sahibini eksiklikler konusunda bilgilendirir. Hükümde yer alan “başvuru sahibi” ifadesi, şikâyet ve itiraz prosedürü olan bir konuda, itiraz sahibinden ziyade şikâyet edene karşılık gelmektedir. Ancak hükmünde “başvuru sahibi” ifadesinden itiraz sahibinin kastedildiği anlaşılmaktadır.
  • Yönetmelik m.14/1 hükmüne göre; ETHS’nin itirazında haklı olduğunun Yönetmelik m.13 hükmü kapsamında sunulan bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılması halinde ETAHS, şikâyete konu ürünü itiraz başvurusunun kendisine ulaşmasından itibaren en geç yirmi dört saat içinde yeniden yayımlar ve durumu hak sahibi ile ETHS’ye gecikmeksizin bildirir. Şikâyet hakkında karar verilmesi için bir azami süre öngörülmüşken, itiraz hakkında karar verilmesi için bir süre sınırı belirlenmemiş, ancak itirazın haklı olduğunun açıkça anlaşılması hâlinde, itirazın ulaşmasından itibaren yirmi dört saat içinde yayımlanma yükümlülüğü getirilmiştir. Burada dikkate edilmesi gereken husus, yirmi dört saatin “açıkça anlaşılma” tespitinden itibaren değil, itiraz anından başlayacak olmasıdır. İnceleme için bir azami süre belirlenmemişken, kararın uygulanması için itiraz anından başlayan bir sürenin belirlenmiş olması norm yapma tekniğine uygun değildir. Örneğin itirazın, kırk sekizinci saatte incelendiği ve açıkça haklı olduğunun anlaşıldığı bir durumda yirmi dört saatlik süre anlamını yitirecektir. Kanaatimizce karar için bir üst sınır belirlenmiş ise bunun hem şikâyet hem itiraz için öngörülmesi gerekirdi. Zira yapılan işlem nitelik bakımından benzerlik göstermektedir ve karar hangi yönde olursa olsun tarafların haklarına müdahale niteliği taşımaktadır. Yönetmelik m.14/1 hükmünde yer alan “açıkça” ifadesi, sınırları belirsiz ve subjektif değerlendirmeye açık olduğu için sorun yaratma potansiyeline sahiptir.
  • Yönetmelik m.14/2 hükmüne göre; ETAHS, fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlalini ispatlayıcı yeni belgeler sunulmadıkça, aynı ürün ve iddiaya ilişkin şikâyet başvurularını işleme almaz ve bu durumu başvuru sahibine bildirir. Hükümden açıkça anlaşılmasa da düzenlemenin itirazın kabul edildiği, bir başka ifadeyle şikâyetin reddedildiği durumlara ilişkin olduğu değerlendirilmektedir.
  • Yönetmelik m.14/3 hükmüne göre; ETAHS tarafından yapılacak inceleme yalnızca ETHS’den temin edilen bilgi ve belgelerin incelenmesi ile sınırlıdır. Hükümde sözü edilen incelemenin, itiraz incelemesi olduğu, burada şikâyet sahibi tarafından sunulan bilgi ve belgelerle herhangi bir karşılaştırma yapılmaksızın sadece ETHS’den temin edilen belgelerin incelenmesiyle sonuca varılacağı değerlendirilmektedir.
  • Yönetmelik m.14/4 hükmüne göre; ilgililerin genel hükümlere göre adli ve idari mercilere başvurma hakları saklı tutulmuştur. Bir yönetmelik hükmüyle kanunla tanınmış başkaca bir hakkın saklı tutulduğunun ifade edilmesinin, normlar hiyerarşisi bakımından yersiz olduğu değerlendirilmektedir.

E-ticaretin, ticaret alanındaki hacmi arttıkça, fikrî ve sınai haklar alanındaki hak ihlallerinin e-ticaret mecralarında geçekleşme oranı da artmaktadır. Günümüzde fikrî ve sınai mülkiyet hakkı sahiplerinin yaşadığı önemli sorunlar arasında, taklit ürünlerin e-ticaret pazar yerlerinde yaygın şekilde satışa konu edilmesi, ETHS’ye ulaşmanın zor, bazen de imkansız olması gibi e-ticarete özgü durumlar da yer almaktadır.  6563 sayılı Kanun m.9/3 hükmünün ve Yönetmelik 12 ila 14 hükümlerinin ihdası, yaşanan sorunları belli ölçüde ve hızlı şekilde gidermeye elverişlidir. Ancak düzenlemelerde belirsiz alanlar da bulunmakta ve bu belirsizliklerin uygulamada sorunlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

Aralık 2022

osmanumutkaraca@hotmail.com


DİPNOTLAR

[1] 7416 sayılı Kanun için bkz; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/07/20220707-2.htm, (29.12.2022).

[2] 7416 sayılı Kanun’la 6563 sayılı Kanun’da fikrî ve sınai mülkiyet hukuku alanına ilişkin yapılan değişiklikleri incelediğimiz yazı için bkz; https://iprgezgini.org/2022/07/19/fikri-ve-sinai-mulkiyet-hukuku-baglaminda-elektronik-ticaret-alanindaki-guncel-gelismeler/, (29.12.2022).

[3] Yönetmelik için bkz; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/12/20221229-5.htm, (29.12.2022).

Dergi Tanıtımı: Ankara Barosu Fikrî Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi – 2020/2

Ankara Barosunun üç süreli yayınından biri olan, yirmi bir yıldır yayınlanmaya devam eden ve Dergi’nin yayınlanan ilk sayısında “Türkiye’de fikrî mülkiyet ve rekabet hukuku alanında bu formatta çıkarılan ilk dergi” olarak ifade edilen, Ankara Barosu Fikrî Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi’nin (kısa adıyla FMR Dergisi) yeni sayısı çıktı.

Yayınlandığı ilk günden beri; avukatlar, marka ve/veya patent vekilleri, alan uzmanları, yargı mensupları ve akademisyenlerin yazılarının yer aldığı FMR Dergisi’nin son sayısında da benzer bir yazar dağılımı göze çarpmaktadır. Dergide yer alan çeşitlilik yalnız yazarlarla sınırlı kalmamakta, dergide işlenecek konu bakımından da çeşitliliğe dikkat edilmektedir. Gerçekten, FMR Dergisi’nin tanıtıma konu son sayısında; marka, patent, tasarım, coğrafi işaret, telif ve rekabet hukuku alanında çeşitli eserler yer almaktadır. Söz konusu eserlerde; ulusal ve uluslararası uygulamalar, yargı kararları ve doktrindeki görüşler, incelenen konular özelinde etraflıca ele alınmıştır.

FMR Dergisi’nin, incelememize konu 2020/2 sayılı olanı da dâhil olmak üzere, tüm sayılarına, http://www.ankarabarosu.org.tr/e-yayin/dergi/fmr.html bağlantısından çevrim içi olarak erişim sağlanması mümkündür. Yayın geçmişi boyunca birçok önemli eserin yer aldığı FMR Dergisi’nin, tüm sayılarına ücretsiz ve çevrim içi erişim imkânı bulunması, Dergi’nin Türk fikrî mülkiyet ve rekabet hukuku literatüründeki yerini ve değerini artırmaktadır.

Ankara Barosu’nu, FMR Dergisi’nin yayınlanmasında emeği geçenleri ve yazarları tebrik ediyor, bu denli önemli bir yayının varlığını devam ettirmesini ve ilgililere yararlı olmasını diliyoruz.

IPR GEZGİNİ

Aralık 2020

iprgezgini@gmail.com