Etiket: gizem karpuzoğlu

KÜLTÜREL MİRASIN DİJİTALLEŞME ÇAĞINDA PATERNALİST BİR YAKLAŞIM: RAVENSBURGER YAPBOZU


5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu (FSEK) madde 27 Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. (Ek cümle: 03/03/2001 – 4630/16. md.) Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur” hükmünü amirdir.Bu süreden sonra eser kamu malı sayılmaktadır. Kamu malı haline gelen bir eser de aslına sadık kalınarak herkes tarafından serbestçe kullanılabilir ve çoğaltılabilir.

Kanun, bu konuda çok net ve açık “gibi” iken, madde yorumlamalarında neredeyse yasalaşmış bir kavram haline gelen “aslına sadık kalarak” ibaresinin üzerine, bir de Kanunların ülke dışı kullanımları eklenerek, gözümüze yasal bir tutarsızlık olarak görünen bir İtalyan Mahkeme kararını incelemek istedik.

Somut durumda, İtalya’nın başlıca devlet galerinden olan Gallerie dell’Accademia (Galeri) ve İtalyan Kültürel Miras Bakanı tarafından müştereken, oyuncak sektöründe faaliyet gösteren Alman Ravensburger AG, Ravensburger Verlag GmBH ve Ravensburger S.r.l. Şirketleri’ne (Ravensburger) karşı dava açılmıştır. Dava sonucu,Venedik Mahkemesi İkinci Dairesi tarafından, 24 Kasım 2022 tarihinde, 5317/2022 sayılı karar ile, İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci tarafından 1490 yılında çizilmiş olan ikonik Vitruvius Adamı adlı eserin görüntüsünün kullanıldığı ve 2009 yılından bu yana satışı yapılan Ravensburger yapbozlarının satış ve pazarlamasının durdurulmasına hükmedilmiştir. Yani, kamu malı haline gelmiş bir eserin, ticari amaçlarla kullanılması yasaklanmış ve Ravensburger’in Mahkeme kararına uymakta geciktiği her gün için 1.500 Euro ceza ödemesine karar verilmiştir.

Bu kararda, yüzlerce yıl önce yapılmış olduğundan, telif hakkı süresinin dolduğu aşikar olan bir eserin herhangi bir ticari ürün üzerinde kullanılmadan önce, Galeri’nin izninin alınması gerektiği savunulmuştur. Zira, eser fiziken bu Galeri tarafından sergilenmekte ve bu sebeple Galeri, ticari kullanımda söz sahibi olduğunu iddia etmektedir.  Ravensburger ise bu eserin kamu malı olduğunu savunarak, yapboz üretiminin ve satışının hukuka aykırı olmadığını iddia etmektedir.

Görüldüğü üzere kararda, asıl incelenmesi gerektiğini düşündüğüm “eserin aslına uygunluğu” konusu hiç ele alınmamış olmakla, sadece ve sadece eserin mülkiyet hakkı üzerinde durulmuştur.

İlk bakışta, bir telif hakkı ihlali gerekçesi ile açılmış gibi görünen bu davanın kalbinde, kamu malı haline gelen sanat eserlerinin ticarileştirilme/dijitalleştirilme niyetinin ülke üstü hukuki mesele olup olmadığı yatmaktadır.

Venedik Mahkemesi’nin aldığı kararın hukuki dayanağı İtalyan Kültürel Miras ve Peyzaj Kanunu (Kültürel Miras Kanunu) olduğu görülmektedir. Kanun’un 106. maddesi ve devamında, “kamu bölgesel organları veya kültürel kurumların, emaneten sahip oldukları kültürel varlıkların kullanımına ve çoğaltılmasına izin vermek için imtiyaz ücreti talep edebilecekleri ve her halükarda bu tür kullanımların söz konusu sanat eserlerinin kültürel amacıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirebilecekleri” belirtilmektedir. Madde 108’e göre ise, bu ücretler, çoğaltma amaçlarına ve araçlarına bağlı olarak, kullanım sahibine sağlanan ekonomik faydalara göre hesaplanabilmektedir. Özetle, bu kanun, İtalya’daki kamu kurumlarına, telif hakkı statülerine bakılmaksızın ikonikleşmiş sanat eserlerinin ticari çoğaltılmaları için imtiyaz/telif ücreti talep etme ya da bunları tamamen yasaklama yetkisi vermektedir.  Yani, bu dava, 22 Nisan 1941 tarihli ve 633 sayılı İtalyan Telif Hakları ve Komşu Hakların Korunması Hakkında Kanun’un (İtalyan Telif Kanunu) 25. maddesinde belirtilmiş olan “Bir eserin kullanım hakları, eser sahibinin yaşamı boyunca ve ölümünden sonraki yetmişinci takvim yılının sonuna kadar devam eder” hükmünü yok sayarak, İtalyan Kültürel Kanunu’na dayandırılmıştır. Bu sebepten, sübjektif olduğunu düşündüğüm bu karar, yasal bir tutarsızlık olarak içtihatlaşmaya mahkumdur.

Ayrıca, bu dava, İtalyan Kültürel Miras Kanunu’nun mahkeme sistemi aracılığıyla ülke dışında yürütülen faaliyetlere ilk kez uygulanmasıdır.

Kararda belirtildiği üzere, Galeri, 10 yıl süresince sessiz kalmış olmakla birlikte, 2019 yılında Ravensburger’e bir ihtarname göndermiş ve Vitruvius Adamı çiziminin görüntüsünü yapbozlarında kullanabilmesi için Kültürel Miras Kanunu uyarınca öngördükleri %10’luk telif ücretini ödemesini talep etmiştir.

İtalyan Mahkemesi, davalı Ravensburger tarafından yapılan ve Kültürel Miras Kanunu’nun sadece İtalya’daki faaliyetlere uygulanabileceği itirazı da dahil olmak üzere çeşitli itirazları reddetmiştir. Mahkeme, eser reprodüksiyonuna ilişkin oluşacak aksi bir durumun, Venedik’te bulunan asıl eserin imajını zedeleyeceğini ileri sürmüştür. Bir İtalyan Mahkemesi, İtalyan Kültürel Miras Kanunu’nu, İtalya dışındaki faaliyetlere, adeta bir uluslararası yasa imiş gibi uygulamıştır. Bunun gerekçesini de en basit hali ile bir imaj zedelenmesi olarak tanımlamıştır. Bu, günümüz koşullarında son derece paternalist ve aşırı korumacı bir tutumdur.

Kültürel miras alanında önemli bir merkez olan İtalya’nın bu zenginliğinin sebebi, koruma geleneğini düzenlemek için çalışılmış sofistike yasal ve kurumsal sistemlerinden de kaynaklanmaktadır. Ülkenin yürüttüğü kampanyaların özü kültürel varlıkların kaynak ülkeden başka pazar ülkelerine özellikle de İngiltere ve ABD’ye aktarılmasıyla ilgilidir. [1]

İtalya bu ve buna benzer davalarla kültürel mirasını yönetmeye çabalayadursun, dijital iletişim bağlamında kültürel miras yönetimi konularını ele alan Avrupa Birliği Komisyonu tam aksi yönde kararlara imza atmaktadır.

Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu 2006 yılında ilk ve 2011 yılında ikinci Tavsiye Kararlarını yayımlayarak, Üye Devletleri kültürel mirasın dijitalleştirilmesi ve ağ oluşturulması projelerini teşvik etmek amacıyla düzenleyici sistemlerini gözden geçirmeye teşvik etmiştir.

İtalyan Mahkemesi ise, 2009 yılından bu yana üretim ve satışı devam eden bir ürünü, 2019 yılında birdenbire koruma altına almaya karar verilmesini olağan görerek, pek de objektif olmadığını düşündüğüm bu hükme varmıştır.

Bir Avrupa Birliği Direktifi olan, Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Yönergesi (Directive on Copyright in the Digital Single Market) madde 14, kamu malı olan görsel sanat eserlerinin çoğaltılmasının, çoğaltma orijinal bir yaratıcı çalışma olmadığı sürece telif hakkı veya bağlantılı haklara tabi olamayacağını belirtmektedir.  Mahkeme, İtalyan Telif Kanunu’nu görmezden geldiği gibi, AB Direktifine de aykırı bir karara varmıştır.  Kamu malı eserlerin “aslına uygun” çoğaltımlarının aslına uygunluğunu incelemek yerine, Direktifin amacını da bir kenara koyarak, ulusal miras kanunlarına dayanmış ve 500 yıllık bir eser üzerinden münhasır hak talep etmiştir.  

Böyle bir davanın konusunun, ancak ve ancak çoğaltılan eserin “aslına sadık kalınarak”, “orijinal amacına uygun” olup olmadığı üzerinde olması gerektiği kanaatindeyim. Bir Galerinin, yarım asırlık bir eseri fiziken sergilediği için, telif haklarının elinde olduğu iddiası ile imtiyaz haklarını dilediği gibi uygulamaya koyduğu bu kararı sübjektif ve yasal olarak tutarsız buluyorum.

Yazımı, daha ziyade FARO olarak bilinen, Avrupa Konseyi Kültürel Mirasın Toplum için Değeri Çerçeve Sözleşmesi’nin, “kültürel mirastan yararlanma ve zenginleşmesine katkıda bulunma” (Madde 4) ve ekonomik olduğu kadar siyasi, sosyal ve kültürel kalkınma süreçlerini teşvik etme (Madde 8) gibi bireysel ve kolektif hakları tanıyan ilkeleri, Kongre Kütüphanesi veya New York Halk Kütüphanesi, Getty Araştırma Enstitüsü, Rijksmuseum, İspanya Ulusal Kütüphanesi, Stockholm Ulusal Müzesi ve Danimarka Ulusal Galerisi gibi dünya çapında giderek artan sayıda kültür kurumuna ilham vermiş ve benimsenmiş olan şu slogan ile bitirmek isterim: “Bu sizin kültürel mirasınız. Onu kullanın! [2]

Gizem KARPUZOĞLU

gizemkarpuzoglu@gmail.com

Ekim 2024


DİPNOTLAR

[1] Gürsu, 2015, s. 527

[2] https://www.art-test.com/en/why-the-trial-against-ravensburg-for-the-unauthorized-use-of-the-image-of-the-vitruvian-man-was-a-serious-error/

KENDİNE MAL ETME SANATI PARODİ İSTİSNASI İLE KORUNUR MU? – LA JOCONDE PLAYMOBIL KARARI –



Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris), 30 Eylül 2022 tarihli ve 20/18194 sayılı kararı ile parodik bir eserin (La Joconde Playmobil) “parodi istisnası” kapsamında telif hakkı korumasına tabi olduğuna kanaat getirmiş olup, bu eserin başkaları tarafından kısmen veya tamamen kullanımının “parodi istisnası” kapsamına girmediğini ve telif hakkı koruması kapsamı dışında kalarak, bir telif ihlali oluşturduğunun altını çizmiştir.

Bu kararda göze çarpan husus, Mahkeme’nin, var olan bir eserin yorumlama veya değişiklik yapılması suretiyle yeniden üretilmesi halini inceleyip, bir sanat akımı olacak derecede kendine yer edinmiş “kendine mal etme (temellük)” kavramını değerlendirerek bir karara varmış olmasıdır.  Bu kavram genellikle ikonikleşmiş eserlerin sanatsal amaçlarla yeniden üretilmesi olarak tanımlanır.

Herhangi bir sanat üreticisi, parodik bir eseri yeniden yorumlamak suretiyle de olsa, değişiklik olmaksızın kendine mal etmiş ise, bu bir telif hakkı ihlalidir.

Dünya genelinde Mona Lisa olarak tanınan ikonik tablo, Leonardo Da Vinci tarafından 16. yüzyılda bir kadın yağlıboya portresi olarak resmedilmiştir. Bu başyapıttaki kişinin adı Lisa del Giocondo olup, bilindiği hali ile İtalyan Rönesansı sırasında, eşinin isteği ile Leonardo Da Vinci tarafından portresi yapılmış ve eserin adı “Benim kadınım Lisa” yani “Mona Lisa” olmuştur. Resmedilen kişinin soyadı Giocondo olduğundan, bu eser aynı zamanda “La Giocondo” veya “La Joconde” olarak da bilinmektedir.  


Somut durumda, pop kültüründen esinlenen eğlenceli bir sanat akımı olan geek sanat akımına mensup Davacı Fransız Ressam, bir oyuncak markası olan Playmobil’in plastik figürlerini klasik ve/veya çağdaş akımların tanınmış eserleri ile harmanlayarak yaptığı yeni eserlerle tanınmaktadır.  2011 yılında, Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosundaki ikonik kadın resmini, bir Playmobil figürü olarak yeniden yorumlamış ve bu iş “La Joconde Playmobil” olarak adlandırılmıştır.


Davalı ise, kendisini kinetik ve figüratif pop art akımına ait olarak tanıtan Fransız bir sanatçı olup, fotoğrafların paneller üzerine bindirilmesine dayanan bir teknik ile çalışmaktadır. Davalı, dava dosyasında tekniğine ilişkin: ”fotoğraf filmlerinin paneller halinde üst üste bindirilmesine dayanan özel bir süreç geliştirdiğini ve böylece bakılan açıya bağlı olarak aynı eserin üç farklı görüntüsünü sunan bir imge” yarattığı bilgisini vermiştir.

2018 yılında ise, Davacı, davalının sosyal medya hesabında La Joconde Playmobil’in bazı bölümlerinin de yukarıda açıklanan teknik ile yeniden üretilerek animasyon ve çizgi roman karakterleri olarak paneller halinde bir sanat galerisinde satışa sunulduğunu görmüştür. Bunun üzerine, Davacı, bu sanatçıya, aracı olan şirkete ve satışın yapıldığı galeriye karşı telif hakkı ihlali ve haksız rekabet davası açmıştır.

Paris İlk Derece Mahkemesi (Tribunal de Grande Instance de Paris) 3 Aralık 2020 tarihinde verdiği 19/06289 sayılı kararla, Davacının talebini reddetmiş ve La Joconde Playmobil’in telif hakkı korumasından faydalanamayacağına hükmetmiştir. Mahkemeye göre, bu çalışma özgünlük şartını karşılamamaktadır.

Davacı, talebini reddeden İlk Derece Mahkemesi kararını Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris) nezdinde istinaf etmiş ve karar İstinaf Mahkemesi’nce bozulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (Convention Europeennes des Droit de L’Homme) 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğünün en önemli kapsamlarından olan “sanatsal ifade özgürlüğü” ise, açıkça olmasa da çeşitli kanunlarca zımnen korunmaktadır.

Sanatsal ifade ile ilgili en açık düzenleme Türkiye’nin de taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 15. maddesinde yer almıştır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre “Bu sözleşmeye taraf devletler… yaratıcı faaliyetler için zorunlu olan özgürlüğe saygı göstermeyi taahhüt ederler.” Bu düzenlemeler doğrudan sanatsal ifade özgürlüğüne gönderme yapmasalar dahi ortaya konulan yaklaşım sanatsal ifade özgürlüğünün ifade özgürlüğüne içkin olduğu yönündedir. AİHM’e göre “…10. madde, özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü kapsamında, kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikirlerin değiş tokuşuna katılma fırsatı yaratan sanatsal ifade özgürlüğünü de içermektedir. Sanat eserleri yaratan, sergileyen veya dağıtan kişiler demokratik bir toplum için büyük önem taşıyan fikir ve görüşlerin yayılmasına katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle Devletin yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü söz konusudur…”[1]

Sanatsal ifadeler giderek daha fazla koruma görmekte ve bu tür ifadelerin kendine özgü mahiyeti AİHM tarafından da kabul edilmektedir. Mahkeme’nin sanatsal ifadelerin kışkırtıcı niteliğine özellikle vurgu yapması büyük önem taşımaktadır. Bu tür bir yaklaşım sanatsal ifadelerin de siyasi ifadeler gibi geniş koruma görmesinin yolunu açmaktadır. Örnek olarak, Mahkeme Vereinigung Bildender Künstler/Austria (Appl. No: 68354/01, 25.01.2007, § 31) kararında hicivle ilgili şu saptamada bulunmuştur: “Hiciv sanatsal bir ifade biçimi ve toplumsal bir eleştiridir ve mübalağa ile gerçekliğin tahrifi biçiminde özünde mevcut olan özellikleri nedeniyle doğal olarak kışkırtmayı ve tahrik etmeyi amaçlar.” [2]

Somut durumda, Fransız Fikri ve Mülkiyet Kanunu’nda yer bulmuş parodi istisnası kavramı da aslında sanatsal ifade özgürlüğünün korunması için yaratılmış hukuki bir tanımlamadır. Hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, sanatsal ifade özgürlüğü de sanatçıların telif haklarının ihlali noktasına kadardır. Bu konuda ikili bir değerlendirme yapılması zaruridir. Telif hakkı koruması sanatsal yaratıcılık ve ifade özgürlüğü karşısında bir engel teşkil edemeyeceği gibi sanatsal ifade özgürlüğü de telif hakkına aykırı gelmemelidir.

Burada hakimlerin konuya “hakim” şekilde dosyaları incelemeleri son derece sonuç belirleyicidir. Zira, sanat ve yaratıcılık kavramları sübjektif olabilmektedir.

Somut durumda, İstinaf Mahkemesi ilk ve en önemli olarak, “özgünlük” kavramının değerlendirilmesinde “yenilik” kriterinin bir şart olmadığına karar vermiştir. Mahkeme’ye göre, Davacı tarafından, Mona Lisa unsurları kullanılarak yeni bir oyuncak figürü üretildiğinden, burada sanatçıya “özgü” ve O’nun karakterini taşıyan bir yorumlama bulunmaktadır. Bu halde de Mahkeme, Davacının eserinin orijinal olduğuna kanaat getirmiştir. Bu halde de telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Davacının, özgünlüğe ilişkin dava dosyasındaki açıklaması: “Bu özgünlük, Leonardo da Vinci’nin efsanevi [Mona Lisa] figürünün mizahi, muzip ve nostaljik bir şekilde yeniden yorumlanmasından kaynaklanıyor ve sıra dışı bir muameleyi, Playmobil’in çocuksu karakteriyle şiirsel bir karşılaşmayla birleştirerek, onu dönüştürmek ve 16. yüzyılın başlarındaki kodlarla yüzleştirmek için yeniden ele alıyor, hayal dünyasına yapılan bu beklenmedik yolculuk resme son derece kişisel bir karakter kazandırır; tıpkı yazılarında ortaya koyduğu ve detaylandırdığı, resmedilen figürün oranları, başın, kolların ve ellerin konumu, saç şeklinin biçimi, bedenin ve giysilerin stilizasyonu, eteğin temsili, renkler, ışık oyunları ve stilize edilmiş manzara arka planı gibi özellikler gibi” şeklindedir. Görüldüğü üzere, Davacı, sanatsal ifade özgürlüğü içerisinde bir parodi yaratmış ve özgünlük katarak kendine mal etmiştir.  

Burada konu olan telif hakkı koruması, Mona Lisa tablosunun parodik versiyonunun telif hakkından yararlandığıdır.

Türk hukukunda fikir ve sanat eserleri kapsamında doğrudan parodi istisnasına ilişkin özel bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile, 1951 yılından bu yana yürürlükte olan FSEK’te yapılması öngörülen değişikliklerden biri 34/C maddesi kapsamında parodi istisnasının mevzuata eklenmesidir. Belirtilen taslak madde “Bir eserin, tesadüfen veya nitelik ve nicelik bakımından önem arz etmeyecek şekilde; çoğaltılan, yayılan veya umuma iletilen bir ürünün içerisinde yer alması eser sahibinin iznini gerektirmez. Alenileşmiş bir eserin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbesttir.şeklinde düzenlenmiş ve parodi kavramının Türk Hukuku’na eklenmesi öngörülmüştür.

Söz konusu Kanun tasarısının 11. madde gerekçesinde “Tesadüfü ve parodi amaçlı kullanımı 34/C maddesiyle, 2001/29/AT sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Bazı Yanlarının Uyumlaştırılması Hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifinin 5’inci maddesinin üçüncü paragrafının (i) bendi ile (k) bendinde öngörülen istisnalara paralel bir düzenleme getirilmiş; bir eserin, çoğaltma, yayma ve umuma iletimi söz konusu başka bir ürün içerisinde tesadüfen yer aldığı kullanımların eser sahibinin iznine tabi olmadığı düzenlenmiş; eserlerin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbest bırakılmıştır. Söz konusu düzenleme ile sıklıkla karşılan ancak kanunda bulunan boşluk sebebiyle uygulamada farklı yorumlara sebebiyet veren kullanımların yasal zemine kavuşturulması amaçlanmıştır” ifadeleri yer almaktadır.[3]

Tarihsel olarak bakıldığında ise bir sanat formu olarak kabul edilen parodi, özellikle son yıllarda sosyal medya ve benzer yayın araçlarında yaratılan içeriklerle yaygınlaşmış ve hukuki sorunları beraberinde getirmeye başlamıştır.  

Parodi en genel hali ile “sahibinin yarattığı izlenimi, farklı bir görünümle harmanlayarak oluşturulan basit bir eğlence biçimi” olarak tanımlanabilir. Parodi bir taraftan orijinal eseri akla getirirken, diğer taraftan, ürünün orijinal veya orijinalle bağlantılı olmadığını, orijinalin alaycı bir taklidi olduğunu gösterecek derecede zekice olmalıdır.[4]

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun (Code de la Propriete Intellectuelle) L122-5 maddesinde ayrıntılı olarak listelendiği üzere, telif hakkı sahiplerinin münhasır haklarına yönelik istisnalar geliştirilmiştir. Kanun, bu durumlarda eser sahibinin izni olmadan ifşa edilmiş bir eserin kullanılmasına izin vermektedir. Parodi istisnası da bunlardan biridir.

İstinaf Mahkemesine göre de, Davacının eserinin genel görünümü Mona Lisa’nın parodik versiyonu olarak telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Mahkeme özgünlük ve parodi kavramlarını inceledikten sonraki aşamada, Davacının maddi ve manevi haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Davacının parodik eserinin bazı kısımlarının çoğaltılarak Davalı tarafından kullanılması, parodi istisnası kapsamının dışında kalmaktadır. Eser sahipleri arasında herhangi bir iş birliği (collaboration) olmaksızın, önceden var olan bir eserin (somut durumda La Joconde Playmobil) başka bir esere dahil edilerek (Davalının panellerle oluşturulan eseri) ortaya çıkan yeni eserin telif hakkı, önceden var olan eser sahibine yani somut durumda Davacı’ya aittir. Dolayısı ile izinsiz kullanımı ihlal hali oluşturur.

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun L122-4. maddesi uyarınca, eser sahibinin veya O’nun haleflerinin veya vekillerinin izni olmaksızın eserin tamamen veya kısmen temsil edilmesi veya çoğaltılması hukuka aykırıdır. Aynı durum çeviri, uyarlama veya dönüştürme, düzenleme veya herhangi bir sanat veya işlemle çoğaltma için de geçerlidir.

Mahkeme bu aşamada, Davalı’nın “parodi istisnası” savunmasını reddetmiştir. Sonuçta, Davacı, Da Vinci’nin tablosunun parodisini yapmıştır, Playmobil’in değil. Bu bakımdan Davalı, Davacının dayandığı parodi istisnasından veyahut telif hakkına ilişkin başka bir istisnadan faydalanamaz.

Mahkeme bunların yanı sıra, eser sahibinin manevi haklarına ilişkin, Davalı’nın tablonun arka planını kaldırarak, Mona Lisa karakterinin tasvirinin alt kısmını keserek ve panellerinde Davacı’yı refere etmeyerek, hem eser sahipliği hakkının hem de eserin bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkının ihlalini teşkil etmektedir. Bu ihlaller tazminata mahkum edilmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme;

  • Davalı sanatçının ve eserin satışına aracı olan şirketlerin, Davacı’nın telif haklarını ihlal ettiğine,
  • Söz konusu ihlallerin tazminata konu olduğuna,
  • Davalı sanatçını (sanat galerisi ile birlikte) Davacı’ya maddi kaybı için 60.000,00-EUR (davacının eserinin reprodüksiyonunu içeren 13 tablonun sayısına göre) ve manevi tazminat olarak ise 20.000,00-EUR tazminat ödemesine,
  • İhlale neden olan diğer eserlerin yaratılmasının yasaklanmasına ve kalan eserlerin transferinin yasaklanmasına,

hükmetmiş, ancak, bu eserlerin imhasına devam edilmesini orantısız bularak, bu talebi reddetmiştir.

Yazıda incelediğimiz kararın, sanatsal ifade özgürlüğü ile telif hakkı koruması arasındaki ince çizginin anlaşılması için önemli olduğunu söylemek gerekir.

Gizem KARPUZOĞLU

gizemkarpuzoglu@gmail.com

Ocak 2024


DİPNOTLAR

[1] AİHM, Alınak/Turkey, Appl. No: 40287/98, 29.03.2005, § 42.

[2] İfade özgürlüğü’ne ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-2 sf.14-16

[3] Av. Berk Karayel, Yürürlüğünün 70. Yılında FSEK, İstanbul Barosu Fikri ve Sinai Haklar Komisyonu, Fikri ve Sinai Haklar Kapsamında Parodi

[4] Leslie J. Lott – Trademark Parody, http://lottfischer.com/general.php?category=Resources&headline=Trademark+Parody&subhead=Articles 

Adalet Divanı Genel Mahkemesi Burgu Peyniri Şekli Markasını Ayırt Edici Bulmadı

Bu karar üç boyutlu bir şekil markası başvurusunun ayırt edici karakterden yoksun olduğu ve ayırt edicilik kavramının değerlendirilmesinin nihai tüketici gözünden yapılmasının gerektiği gerekçesi ile reddine ilişkindir.

4 Haziran 2018 tarihinde, MURATBEY GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Muratbey), Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) nezdinde Avrupa Birliği markası başvurusunda bulunmuştur. Üç boyutlu marka statüsünde olan ve Nicé sınıflandırmasının 29. sınıfındaki “peynirler, işlenmiş peynirler” için yapılan başvuru aşağıdaki şekildedir:

25 Temmuz 2018 tarihinde, başvuruyu inceleyen uzman, başvurunun Birlik Marka Tüzüğünün 7/1-b maddesi yönünden ayırt edici karakterden yoksun olduğunu belirtmiş ve 27 Kasım 2018 tarihli karar ile başvuruyu bu maddeye dayanarak reddetmiştir.

Bu ret kararına karşı başvuru sahibi, 15 Ocak 2019 tarihinde itiraz etmiştir. Bu itiraz da 13 Haziran 2019 tarihli karar ile EUIPO Temyiz Kurulu tarafından reddedilmiştir. Temyiz Kurulu kararına karşı açılan dava, Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından 26 Mart 2020 tarihli T‑572/19 sayılı kararla sonuçlandırılmıştır. Bu yazıda anılan karar okuyuculara aktarılacaktır. (http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=224748&pageIndex=0&doclang=FR&mode=req&dir=&occ=first&part=1&cid=2268187)

Temyiz Kurulu, başvurunun kapsadığı mallar bakımından kamunun ilgili kesiminin nihai tüketicilerden oluştuğuna kanaat getirmiştir. Uzman ret kararında, marka başvurusunun kapsadığı ürünler bakımından basit ve bilindik bir şekilden oluştuğunu belirtmiş ve buna örnekler sunarak, işbu başvurunun bu sektörde alışılan veya beklenenden bir farkı olmadığını belirtmiştir.

Temyiz Kurulu ürünün satış ve tüketimine ilişkin başka sonuçlara da varmıştır. İtiraz sahibinin gerekçelerinden olan, somut başvurunun bir yarışmada ödül alması hususunda Kurulun kararı, ödülün verildiği yarışmadaki değerlendirmenin kamunun ilgili kesiminin algısına göre yapıldığına ilişkin bir bilginin bulunmadığıdır.  

Kararın hukuki gerekçelerine bakıldığında;

Başvurunun ret gerekçesi Marka Tüzüğünün 7/1-b maddesidir. Bu maddeye göre ayırt edicilikten yoksun başvurular marka olarak tescil edilmemektedir.

Bu madde anlamında ayırt edicilik kavramı, markanın ait olduğu firmayı belli eder nitelikte olması ve ürünün diğer firmaların ürünlerinden ayırt edilmesini sağlamasıdır. (21 Ocak 2010, Audi/OHMI, C‑398/08 P, EU:C:2010:29, paragraf 33).

Bu madde bağlamında ayırt edicilik bir yandan tescili talep edilen ürünler açısından, diğer yandan kamunun ilgili kesiminin algısı bakımından yorumlanmalıdır. (29 Nisan 2004, Henkel/OHMI, C‑456/01 P et C‑457/01 P, EU:C:2004:258, paragraf 35).

Somut durumda, başvuruya konu ürünler “peynir” ve “işlenmiş peynir” olup, bu ürünler günlük tüketime uygun olduğundan, malların tüketici kesimi nihai tüketicilerdir.

Başvuru sahibinin de bu husus üzerinde aksi bir görüşü bulunmamakta olup, asıl üzerinde durduğu husus, Temyiz Kurulunun ayırt edici karakteri sadece nihai tüketici algısına göre değerlendirmesidir.

Başvuru sahibinin öne sürdüğü iddia, başvuruya konu ürünlerin aynı zamanda Avrupa Birliği içerisindeki profesyonel kesime de hitap ettiğidir. Başvuru sahibi, 2018 Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülünü alan bu marka başvurusu hakkında, bahsi geçen yarışmayı bilen profesyonel kesimin de bilgi sahibi olduğunu, dolayısıyla, somut olayda sadece son tüketicinin bakış açısının önemli olmadığını, profesyonel kesimin algı şeklinin de önemli olduğunu ileri sürmektedir.  

Somut olayda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus da ilgili ürünler açısından, Temyiz Kurulunun dikkate aldığı son tüketicinin -bir başka deyişle Birlik genel halkının- kamunun ilgili kısmının önemli bir bölümünü oluşturmasıdır.

Bu aşamada, Temyiz Kurulunun daha adil bir değerlendirme ile nihai tüketici yerine bilgilenmiş ve makul derecede dikkatli genel halka göre ayırt ediciliği değerlendirmesi beklenebilirdi.

Bu açıdan, hatırlatmakta fayda var ki, her ne kadar ürünün kendi biçimi olan 3 boyutlu markaların ayırt edici karakterinin değerlendirilmesi, diğer kategorideki markalardan farklı olmamalıysa da; kamunun ilgili kesiminin algısı, ürünün kendi biçimi olan 3 boyutlu markalar bakımından, kullanılacağı üründen bağımsız olan kelime veya şekil markaları ile aynı değildir.  Sonuçta, ilgili ürünün ortalama tüketicisi grafik veya yazılı unsurların yokluğunda, ürünün şekline bakarak kökenini bilme alışkanlığına sahip değildir ve bu sebeple 3 boyutlu bir markanın ayırt ediciliğini anlamak bir şekil veya kelime markasına göre daha zordur.  [29 Nisan 2004, Henkel/OHMI, C‑456/01 P et C‑457/01 P, EU:C:2004:258, paragraf 38 ; 31 Mayıs 2006, De Waele/OHMI (sosis şekli), T‑15/05, EU:T:2006:142, paragraf 32].

Tescili talep edilen şeklin ayırt edici karaktere sahip olduğundan bahsedebilmek için ilk bakışta ilgili ürünün menşeini göstermesi veya ilgili markanın belirgin bir şekilde sektörün standartlarından veya alışkanlıklarından ayrılması gerekmektedir.   [26 Kasım 2015, Établissement Amra/OHMI (KJ Kangoo Jumps XR), T‑390/14, EU:T:2015:897, paragraf 15].

İtiraz edilen kararda, Temyiz Kurulu, ilk olarak başvurusu yapılan markanın ürünün kendisi olduğunu ve ayırt edicilikten yoksun olduğunu belirtmiştir.

Ayrıca, uzmanın sunduğu örnek çizimler de göstermektedir ki, bantlar halinde kesilmiş peynirlerin örgü veya bükülmüş halde sunumu ticarette bilinen bir sunum biçimidir. Temyiz Kurulu ayrıca, peynirlerin genelde küp, dilim, yuvarlak gibi farklı şekiller altında satıldığını da belirtmiştir. Bununla birlikte Temyiz Kurulu, başvurulan marka ile sektörde bilinen ve alışılmış ürün şekilleri arasında belirgin bir fark olmadığına kanaat getirmiştir.

Bu hususu değerlendiren Mahkeme, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı şekillerin piyasada olduğunu kanıtlamanın gerekli olmadığını onaylamakla birlikte, ilgili sektörde önemli bir şekil çeşitliliği olup olmadığının ve somut başvurunun da bunun bir varyasyonu olup olmadığının incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. [28 haziran 2019, Gibson Brands/EUIPO – Wilfer, T‑340/18, EU:T:2019:455, paragraflar 35 ve 36].

Somut durumda, piyasada birçok farklı formda peynirin var olduğu anlaşılmaktadır:  küp şeklinde peynir, dilimli peynir, bükülmüş şekilde peynir gibi. Bu halde, başvurusu yapılan markanın şeklindeki basitliği de göz önüne alındığında, kamunun ilgili kesiminin bu şekli belirli bir üreticiden gelen bir ürün olarak algılamaktan ziyade, daha çok ilgili piyasadaki şekil çeşitliliğinin sonucu olduğu düşünecekleri tahmin edilmektedir.

Sonuçta, Temyiz Kurulunca belirtildiği gibi, tescilin talep edildiği 3 boyutlu şekil piyasada var olan birçok farklı şekilden biri gibi görünmektedir. 

Bu halde ilk bakışta ilgili ürünün menşeini de belirtmediğinden, başvurusu yapılan markanın ayırt edici karakteri olduğu düşünülemez. 

Ayrıca, başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markanın kullanım yolu ile ayırt edicilik kazandığına dair veri sunmadığı görülmektedir.

Başvuru sahibi ayrıca, Temyiz Kurulunun başvuruya konu ürün şeklini yanlış bir şekilde değerlendirdiğini ve peynirin bükülmüş kayışlardan oluşan spiral bir biçiminde olduğunu belirtmektedir.

Belirtilen hususu inceleyen Mahkeme, Temyiz Kurulu kararının özellikle 12, 13. ve 20. paragraflarında, Kurulun başvuruyu sadece kayışlı bir peynir bandıyla değil, aynı zamanda örgü veya bükülmüş birçok şekil ile karşılaştırdığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin, şekil incelemenin eksik yapıldığı iddiası gerekçesiz sayılmıştır.

Başvuru sahibi ilaveten, başvurusu yapılan peynir şekli ile 2018 yılından yapılan bir yarışmada 2018 Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülünü aldıklarını ve bu sebeple de başvuru hakkındaki ret kararının kaldırılması gerektiğini belirtmekte ise de,  Temyiz Kurulu bu yarışmada değerlendirmenin nihai tüketici dikkate alınarak yapılıp yapılmadığının bilinmediğine kanaat getirmiştir.

Başvuru sahibi, başvuruya konu markanın sadece Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde değil, Birlik üyesi olan Almanya Patent ve Marka Kurumu nezdinde de tescilli olduğunu belirtmiş ise de; Birlik hukukunun ayrı ve özerk olması gerekçesi ile başvuru sahibinin bu itirazı da kabul görmemiştir. (17 Temmuz 2008, L & D/OHMI, C‑488/06 P, EU:C:2008:420, paragraf 58)

Tüm bunlar sonucunda Mahkeme, Temyiz Kurulu kararının Tüzüğün 7/1-b maddesini ihlal etmediği sonucuna vararak başvuru hakkındaki ret kararını onamıştır.

Mahkeme özetle üç boyutlu bir marka başvurusunun özgünlüğünün ayırt edicilik açısından önemli olduğunu kabul etmiş olmakla birlikte, yenilik ve özgünlüğün markanın hitap ettiği tüketici açısından değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirerek, Muratbey şirketinin burgu peyniri şekil markasını ayırt edicilikten yoksun görerek reddetmiştir.

Kanaatimce, Birlik ülkelerindeki tüketiciler ve bu tüketicilerin alışık olduğu peynirler ve peynir şekillerinin çeşitliliği göz önüne alındığında, Mahkeme kararına kısmen katılmak mümkündür. Genel Mahkeme bu vakada, ürün şeklinden oluşan şekil markalarının nihai tüketici grubu açısından değerlendirmenin gerekeceği yönünde bir karara varmıştır. Ancak, bir yandan da çeşitli peynir şekillerine alışık olan tüketiciye göre, yani tüketicinin coğrafyasına da bakarak bir karara varıldığı belki düşünülebilecektir.

Gizem KARPUZOĞLU

Nisan 2020

gizem_erkarakas@hotmail.com