Etiket: büşra bıçakçı

“APPLE” v. “OPPLE” KARIŞTIRILMA İHTİMALİ DEĞERLENDİRİLMESİ

Bölüm 2: Temyiz Kurulu Kararı Neler Söylüyor?


Hatırlayacağınız üzere, “Bölüm 1: İtiraz Birimi Kararı Neler Diyor?” isimli ilk yazımızda; “Apple Inc.” ile “Opple Lighting Co., Ltd.” arasında APPLE ve OPPLE markaları üzerinden yaşanan uyuşmazlık hakkında EUIPO İtiraz Birimi tarafından verilen kararı incelemiştik. Bu devam yazısı kapsamında ise EUIPO Temyiz Kurulu’nun dosyayı nasıl ele aldığını inceleyeceğiz.

İşbu yazının daha anlamlı olması adına, henüz okumamış olan okuyucularımız varsa, Bölüm 1 yazısının da okunmasını (kalpten 😊) tavsiye ediyorum.

EUIPO İtiraz Birimi’nin APPLE ve OPPLE markaları arasında karıştırılma ihtimali olmadığı yönündeki değerlendirmesi üzerine, Apple Inc. tarafından Temyiz Kuruluna başvurulmuştu. 4. Temyiz Kurulunun 14 Ekim 2025 tarihli kararı kapsamındaki incelemeler aşağıdaki gibidir:

Opple Lighting Co., Ltd. (“Opple Lighting”) “OPPLE” markasının 35. sınıflardaki hizmetler üzerinde Avrupa Birliği (“AB”) markası olarak tescili amacıyla Ekim 2022’de başvuru gerçekleştirilmiştir. Söz konusu başvuruya Apple Inc. tarafından “APPLE” markalarına dayalı olarak itiraz edilmiş ve markanın reddi talep edilmiştir. EUIPO İtiraz Birimi tarafından Kasım 2024’te verilen karar ile; markalar arasında karıştırılma ihtimali olmadığı değerlendirilmiş ve söz konusu itiraz reddedilmiştir. İtiraz Birimi’nin değerlendirmesi özetle aşağıdaki gibidir:

Somut olaya konu markaların kapsamında yer alan mal/ hizmetlerin, genel kamuoyunun yanı sıra profesyonel kamuoyunu da hedeflediği sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz Birimi tarafından; itiraza dayanak APPLE markasının pürüzsüz yeşil, sarı veya kırmızı kabuklu ve sert beyaz etli yuvarlak bir meyve olan elma (apple) kelimesini işaret ettiği, söz konusu APPLE (elma) kelimesinin markanın kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle ilgili olarak somut bir anlamı olmadığı, bu sebeple de ayırt edici olduğu değerlendirilmiştir. Yine İtiraz Birimi tarafından; itiraza konusu “OPPLE” markasının çok hafif stilize edilmiş bir marka olduğu ve herhangi bir net anlam taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. İtiraz sahibi ise; ilgili kamuoyunun itiraz konusu “OPPLE” markasını bir elmaya (apple) veya bir elma/ meyve çeşidine atıf olarak algılayacağını ileri sürmüştür.

Temyiz Kurulunun yaptığı değerlendirmeler sonucunda; ilgili kamuoyunun kayda değer bir kısmı tarafından, (kelimeler arasındaki işitsel ve görsel benzerlikler nedeniyle) “OPPLE” kelimesi için, “APPLE” kelimesinin kasıtlı olarak yanlış yazıldığının düşünüleceği değerlendirilmiştir. Diğer yandan, “OPPLE” kelimesinin itiraz konusu hizmetlerle ilgili olarak hiçbir anlamı olmadığı ve ayırt edici olduğu onaylanmıştır.  

İtiraz Birimi tarafından; inceleme konusu markalar arasında ortalamanın altında bir benzerlik olduğu kanaatine varılmıştır.

İtiraz Birimi; (i) markaların nispeten kısa olduğunu, markaların kısa olması dolayısıyla ilgili kamuoyunun markaları birbirinden ayırt edebileceğini, (ii) markaların ilk harflerinin farklı olduğunu ve tüketicilerin genel olarak bir markanın ilk kısmına daha fazla dikkat ettiğini, (iii) kelime markalarının aynı sayıda harf içermesinin ve dördünün aynı harften oluşması hususunun ‘alfabenin sınırlı sayıda harften oluşması ve bunların hepsinin aynı sıklıkta kullanılmaması nedeniyle özellikle önemli olmadığı, birçok kelimenin aynı sayıda harfe sahip olmasının ve hatta bazılarını paylaşmasının kaçınılmaz olduğunu, ancak yalnızca bu nedenle markaların benzer olarak kabul edilemeyeceği’ şeklinde ele alınabileceğini değerlendirmiştir.

Temyiz Kurulu ise bu bulgulara katılmadığını belirtmiştir. Temyiz Kurulu tarafından belirtildiği üzere;

  • Yerleşik içtihatlara göre, kelime markaları karşılaştırıldığında (i) harflerin aynı konumda olması, (ii) dikkate alınabilir sayıda harfin ortak olması, (iii) kelimeleri görsel olarak birbirinden farklılaştırıcı nitelikteki stilizasyonun az olması gibi hususların varlığı halinde, ilgili markaların görsel olarak benzer olduğu kabul edilmektedir.
  • Somut olayda, başlangıçtaki A ve O harfleri dışında, kelimelerde yer alan harfler birebir aynıdır ve aynı sırada yer almaktadır. Bu şartlarda, İtiraz Birimi’nin; markaların başlangıç kısmındaki farklılığın, markaları bütüncül olarak birbirinden farklılaştırdığı yönündeki içtihatlara dayanması uygun düşmemektedir. Nitekim, ilgili markaların yarattığı genel izleminin dikkate alınması önem arz etmektedir; zira, ortalama tüketicinin, normal şartlarda, bu tür bir ayrıntıyı analiz etmesi beklenmemektedir. Bu halde, markaların en azından ortalama düzeyde görsel benzerliği kabul edilmelidir.
  • Markaların başlangıç kısmında yer alan A ve O harflerinin telaffuzu söz konusu işaretlerin fonetik olarak ayniyetini engellese bile, ortak olan “PPLE” harf grubunun telaffuzu, markalar arasında güçlü bir işitsel benzerlik yaratmaktadır. Bunun yanında, kelimeler iki heceden oluşmaktadır ve dolayısıyla aynı ritme sahip olup, aynı tonlamayla telaffuz edilmektedir. Dolayısıyla, markaların işitsel olarak en azından ortalama bir düzeyde benzer olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
  • Kavramsal olarak bakıldığında, ilgili kamuoyunun itiraz konusu markayı elma (apple) kelimesinin yanlış yazımı veya bu kelimeye atıf olarak görmesi halinde, markalar benzer görülecektir; aksi halde, “OPPLE” ibaresi uydurulmuş bir terim olarak algılanırsa, markalar kavramsal olarak benzer görülmeyecektir.

Sonuç olarak, Temyiz Kurulu; karşılaştırma konusu markaların görsel ve işitsel olarak en azından ortalama düzeyde benzer, kavramsal olarak ise özdeş veya benzer olmadığını değerlendirmiştir. Ayrıca ilgili markaların kapsamları ve hitap ettikleri kesim bakımından bir benzerlik olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla da, markalar arasında kavramsal bir benzerlik olmadığı görülse bile, ilgili tüketici kitlesinin markalar arasında bağlantı kurabileceği kanaatine varılmıştır. Nitekim, itiraza dayanak APPLE markasının yüksek itibarı, normal düzeyde ayırt edici karakteri ile markaların en azından ortalama düzeyde görsel ve işitsel benzerliği dikkate alındığında, bu bağlantının göz ardı edilmemesi gerektiği sonucuna varılmış ve İtiraz Biriminin kararı bozularak, itirazın kabulüne ve bu kapsamda, OPPLE marka başvurusunun reddine karar vermiştir.

Görüldüğü üzere, Temyiz Kurulu dosyayı çok yönlü şekilde ele almış ve hem marka hukukuna hakim benzerlik kriterleri bakımından hem de ilgili tüketici kitlesinin gözünden benzerliği detaylı şekilde ele almıştır. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesini tamamlarken, itiraza dayanak APPLE markasının bilinirliğini de dikkate almış ve bu şekilde sonuca ulaşmıştır. Bu şekilde yapılan kapsamlı değerlendirme hem ilgili ilkeler hem de ilkelerin somut olaya uyarlanma şekli açısından, kanaatimce özel bir kılavuz niteliği de yaratmaktadır.

Karara EUIPO resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Kasım 2025

ÜNLÜ TENİSÇİ YANNICK NOAH MARKA KULLANIMIN İSPATI MAÇINA ÇIKTI:

MARKANIN FARKLI UNSURLARLA KULLANIMI DA KULLANIM İSPATINDA DİKKATE ALINABİLİR



Fransa Açık Tenis Turnuvası, tenis alanında yaygın adıyla Roland Garros kupasını kaldırmak sanırım pek çok profesyonel tenis oyuncusunun hayalidir. Bu hayali başarmış sporculardan biri olan eski profesyonel tenis oyuncusu Yannick Noah (“marka sahibi”) Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) nezdinde 18, 25 ve 28. sınıflarda tescilli aşağıdaki birlik markasının sahibidir:


2008 yılında tescil edilen markaya karşı, 2019 yılında Amerika’da yerleşik Noah Clothing LLC tarafından kullanmama sebebiyle iptal aksiyonu alınmıştır. Bunun üzerine, marka sahibi tarafından, markanın 18. ve 25. sınıflarda yer alan kimi mallar üzerinde kullanıldığını gösteren birtakım deliller dosyaya sunulmuştur.

EUIPO İptal Birimi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 25. sınıfta yer alan (“spor rahat gömlekler” olarak çevirebileceğimiz) “sport casual shirts” bakımından markanın kullanıldığına karar verilmiştir.

Ayrıca, daha sonra değinmek üzere değerli bir nokta olarak, marka sahibi tarafından sunulan delillerin uygun şekilde sunulmadığı/ etiketlenmediği tespit edilmiş ve bunun giderilmesi için süre verilmiştir. Düzenlenen deliller ise marka sahibi tarafından bu süre bittikten sonra sunulmuştur.

EUIPO İptal Birimi’nin kısmen iptal kararını kabul etmek istemeyen Noah Clothing söz konusu karara karşı itirazda bulunmuştur. EUIPO Temyiz Kurulu tarafından ele alınan dosya kapsamında, markanın polo yaka tişörtler ile süveterler için kullanıldığı ve haliyle de bu kapsam için tescilin korunması gerektiği belirtilmiştir.

Bunun üzerine Noah Clothing bu kararın iptali için mahkemeye başvurmuştur. Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi 2. Daire tarafından yapılan inceleme aşağıdaki gibi şekillenmiştir:

Somut olayda EUIPO Temyiz Kurulu, marka sahibi tarafından süresinden sonra sunulan delilleri destekleyici delil olarak değerlendirmiş ve bu sebeple incelemede dikkate almıştır.  Noah Clothing ise marka sahibi tarafından süresinden sonra sunulan / düzenlenen delillerin dikkate alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme tarafından belirtildiği üzere, süresinde sunulmayan bir delil eğer ki süresinde sunulan bir delili destekleyici nitelikte ise dikkate alınabilir. Somut olayda esas deliller marka sahibi tarafından süresinde sunulduğundan ve sonradan sunulan deliller destekleyici nitelikte olduğundan, Mahkeme bunların dikkate alınmasında bir hukuka aykırılık görmemiştir.

Bir diğer önemli unsur olarak Noah Clothing, iptal konusu markanın değiştirilmiş şekilde kullanımının kabul edilmemesi gerektiğini iddia etmiştir. Mahkeme kararında da belirtildiği üzere, sahiden de EUIPO Temyiz Kurulu sunulan delillerde yer alan görsellerin çoğunun aşağıdaki işareti içerdiğini gözlemlemiştir:


EUIPO Temyiz Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, markaya eklenen “Y.” ibaresinin markanın esas ayırt edici karakterini değiştirmediği sonucuna ulaşılmıştır.  Bu ise şu şekilde gerekçelendirilmiştir:

  • “Y” harfi markada yer alan şeklin içinde halihazırda vardır, dolayısıyla markaya sonradan eklenen tamamen yeni bir ibare niteliğinde değildir.
  • Marka sahibinin adı Yannick Noah’dır. Haliyle -markanın kendisinin soyadına yönelik olduğu dikkate alındığında- kendisinin adının baş harfinin markaya eklenmesi esaslı bir değişiklik yaratmamaktadır. Zira marka hala aynı kişiyi/ kaynağı işaret etmektedir.
  • Soyadlar adlara kıyasla daha baskın niteliktedir ve dolayısıyla markanın her iki formunda da eş derecede esas unsur şekil unsuru ve “NOAH” kelimesidir. Nitekim tüketiciler tarafından da bu soyad olarak kabul edilme eğilimindedir zira giyim sektöründe soyadlarının kullanımı yaygındır.

Mahkeme tarafından dosya ele alındığında da aynı husus üstünde durulmuş ve burada önemli olanın, markanın esas ayırt edici karakterinin değiştirilip değiştirilmediğinin tespiti olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, yaptığı değerlendirme sonucunda ise, EUIPO Temyiz Kurulu’nun değerlendirmesinin hatalı olmadığı sonucuna ulaşmış ve ayrıca markaya eklenen “Y” harfinin domine edici nitelikte olmadığını vurgulamıştır.

Yapılan inceleme sonucunda Noah Clothing’in iddialarının yerine olmadığı sonucuna ulaşılmış ve EUIPO Temyiz Kurulu’nun kararının yerinde olduğu teyit edilmiştir.

Fikrimce bu dosya kapsamında önem arz eden hususlar iki tanedir: Mahkeme süresinden sonra sunulan delillerin -süresinde sunulan delilleri- destekleyici olması kaydıyla dikkate alınabileceğini ve markanın esas unsuru değiştirilmeden gerçekleştirilen farklı kullanımların da markasal kullanım sayılabileceğini belirtmiştir.

Görüldüğü üzere, kimi zaman bizim hukukumuzda farklı pratik edilenin aksine, süresinde hiç sunulmayan bir delilin daha sonradan sunulduğunda dikkate alınması mümkün değildir. Ancak destekleyici/ açıklayıcı olması halinde, sonradan sunulan delin dikkate alınma ihtimali vardır ki, bu da görüldüğü üzere mecburi değildir. Markanın esas unsurları değiştirilmeden kullanımının kabul edilmesi noktasında ise, hem sonradan eklenen ibarenin hem bütüncül olarak markanın sahip olduğu formun hem de markanın kaynak gösterme özelliğinin -aynı nitelikte devam edip etmediğinin- dikkate alındığı bir kez daha vurgulanmıştır.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Mart 2024

BİRLEŞİK KRALLIK MAHKEMELERİNİN TASARIM BENZERLİĞİNİ DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ


Farklı yaratımlar veya bize iyi hissettiren oluşumlar veya etkili olduğunu düşündüğümüz unsurlardan etkilenmeden sıfırdan yaratmak ve tasarlamak her zaman da kolay değil. Gelişmenin; mevcut olanın/geçmişin üstüne koymak olduğu düşünüldüğünde bu aslında olağan da bir durum. Nitekim fikri haklar dünyasında patentlere buluşun açıklanmasına karşılık 20 yıl süreli, tasarımlara ise 25 yıla uzatılabilen sınırlı bir koruma verilmesi de bu sebepten, bir süre korumaya karşılık geçmişten gelenin kullanılmasına imkan sağlayabilme düşüncesinden. Bu korumanın sınırı tasarımlar bakımından yeni, kamuya ilk kez sunulmuş, ayırt edici ve genel hatlarıyla başka tasarımdan farklı olma gibi kriterler ile çizilmekle birlikte; ortada sübjektif niteliği yüksek bir unsur olduğundan, değerlendirme safhası da her zaman kolay olmamaktadır. Nitekim tasarım ihlalinin meydana geldiğinin tespiti halinde, -talebe göre- tazminat ödeme yükümlülüğü de ortaya çıkmakta ve özellikle yoğun satışı olan ürünlerde bu tazminat miktarı firmaları -çok ciddi- maddi zorluklara sokabilecek boyutlarda olabilmektedir. Bunu yakın tarihli ve dünyanın pek çok yerinde ses getiren bir karar kapsamında değerlendirmek gerekirse;

Ülkemizde giyim alanında faaliyet gösteren Marks and Spencer Plc (“Marks & Spencer”) Birleşik Krallık’ta modanın yanında yiyecek-içecek sağlanması ve ev tekstili gibi çok yönlü bir alanda faaliyet göstermekte, bu kapsamda kendi yaratımı olan ürünleri de piyasaya sunmayı önemsemektedir. Aldi Stores Limited (“Aldi Mağazaları”) ise yurt dışında yaygın olarak bilinen bir süpermarket zinciri olup, o da geniş bir tüketici kitlesine ulaşmakta ve kendi ürünlerini tüketici ile buluşturmayı önemsemektedir. Bu açıdan bakıldığında, firmaların birbirine rakip durumda olduğu şüphesizdir. Aynı sektörde faaliyetler göstermelerinin ve rakip olmalarının, sektör gereği tüketici kesiminin de geniş ve ortalama dikkat düzeyinde kabul edilmesinin etkisiyle, bu tür firmaların “basiretli tacir” gibi davranma yükümlülükleri daha da yoğun bir şekilde kendini hissettirmekte ya da en azından beklenmektedir.

Marks & Spencer 2020 Noel döneminde kullanmak üzere -aşağıda şekil 1’de detayları verilen- şişeleri tasarlamış ve cin bazlı likörler üzerinde kullanmaya başlamıştır. Piyasada “light-up Christmas gin bottles” olarak da bilinen şişelerin tabanı açıldığında şişenin içindekileri aydınlatan bir LED ışık bulunmakta ve şişedeki likör, şişe çalkalandığında sıvı içinde asılı kalan altın pullar içermektedir. Tescil edilen tasarımlar da sadece şişeden ibaret olmamakta; şişenin kapağını, ışıltıların olduğu halini, farklı versiyonlarını ve ayrıca şişe üzerindeki dizaynları içermektedir:


Aldi ise 2021 yılının sonunda, Marks & Spencer’ın iddiasına göre onların şişe tasarımına çok benzer olan ışıklı bir şişede altın pullar içeren cin likörleri satmaya başlamıştır. Mandalina ve böğürtlen olarak iki aroması olan likörler bu aromalara göre iki farklı şişede satılmaktadır -şekil 2-:


Aldi Mağazaları’ndaki bu kullanımları göre Marka & Spencer, söz konusu şişelerin/ şişe tasarımlarının kendi tasarımlarına tecavüz ettiği iddiası ile Birleşik Krallık nezdinde tecavüz davası açmıştır.

Dava kapsamında Marks & Spencer’ın talebini değerlendiren mahkeme, tabii ki sadece tasarımları değerlendirmekle kalmamış, öncesinde temel değerlendirme kriterlerine de değinmiştir. Bu kapsamda, -çeşitli emsal kararlara atıflar yapılarak- aşağıdaki, tasarımlar arası benzerlik değerlendirme kriterlerinin üzerinden geçilmiştir:

• Tasarımlar, tasarım sahibinin imkanları ve bağlantılı olarak tasarımcının niyeti ile değil, tasarımın somut unsurları dikkate alınarak objektif olarak yorumlanmalıdır.
• Bir tasarımın objektif kriterlere bağlı olarak yorumlanması ise tamamen mahkemenin meselesidir. Bu, genel yorumun aksine, konuya bilgilenmiş kullanıcının gözünden bakan mahkemenin görevi değildir. Özellikle de, ulusal kullanıcıların ilgili şekillerin kavramsal niteliğini farkında olmasının beklenmesi için özel bir sebep yoksa, incelemenin “bilgilenmiş kullanıcının gözünden” yapılması beklenmemektedir.
• Tasarımın yorumlanmasında, tescilli tasarımla korunduğu belirtilen ve tasarım sahibi tarafından üretilen ürünler dikkate alınmamalıdır, bunlar birbirinden bağımsızdır.
• Bir tasarımın noktalı çizgiler, gri tonlamalar gibi unsurlardan oluşması haliyle, bir fotoğraftan oluşması halinde yapılacak incelemede farklılıklar vardır ve hemen hepsi emsal kararlar ile de ortaya konulmaktadır.

Tasarım hakkının ihlaline ilişkin hususlarda ise mahkemenin aşağıdaki unsurları dikkate alması gerektiği belirtilmiştir:

a. Tasarımların uygulanması amaçlanan ürünlerin hangi sektöre ait olduğuna karar vermek.
b. Bilgilenmiş kullanıcıyı tanımlamak ve bununla paralel olarak bilgilenmiş kullanıcının önceki tekniğe ilişkin farkındalık derecesine ve tasarımların -mümkünse doğrudan- karşılaştırılmasında dikkat düzeyine karar vermek.
c. Tasarımı geliştirirken tasarımcının sahip olduğu serbest hareket alanını ve oranını belirlemek.
d. Tasarımların yalnızca teknik gerekliliğin sonucu olarak ortaya çıkan özelliklerini, tasarımlar arası karşılaştırma sırasında dikkate almamak.
e. Bilgilenmiş kullanıcının, kimi durumlarda benzerliklere veya farklılıklara farklı önem dereceleri atfederek ilgili tasarımların öğeleri arasında ayrım yapabileceğini; bunun, ürünün ilgili kısmının pratik önemi, kullanımda ne ölçüde görüleceği veya diğer hususlar da dikkate alınarak gerçekleşebileceğini göz önünde bulundurmak.

Mahkeme tarafından sayılan bu başlıklar öylesine birer ilke olarak sayılmakla kalmamış, her biri bakımından ayrı ayrı detaylı inceleme yapılmıştır. Yani aslında, her bir unsur üzerinden konu ayrı ayrı ve detaylıca incelenmiş, bu şekilde hem hukuk ilkelerine uygun objektif değerlendirme yapılması hem de Marks & Spencer’ın iddialarını hem de Aldi Mağazaları’nın karşı argümanlarını karşılar bir sonuca ulaşılması amaçlanmıştır. Bununla birlikte, burada mahkemenin görevinin, önceki tekniğe en yakın olanı tespiti etmek ve ardından da davalı yanın tasarımın önceki tekniğe mi yoksa davacının tescilli tasarımına mı daha yakın olduğuna karar vermek olmadığı, nitekim yüzlerce tasarım karşısında, mahkemenin de değerlendirmesinin sınırlı olabileceği ayrıca vurgulanmıştır.

Mahkemenin inceleme sonucuna geçmeden önce, sizlerin değerlendirmesini de almak isteriz! Aşağıdaki karşılaştırması da verilen tasarımlar, yukarıdaki ilkeler kapsamında, sizce benzer mi ve burada tasarım hakkının ihlali söz konusu mu? Siz mahkeme olsanız ne yönde karar verirsiniz?


Mahkeme tarafından yapılan inceleme ve tasarımların genel gösterimlerin karşılaştırılması sonucunda ise; şişeler arasında birden çok farklılık olduğu ve fakat ortak özelliklerinin de çok olduğu, söz konusu farklılıkların ise genel izlenimi çok etkilemeyen nispeten küçük farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Önemlidir ki, Aldi Mağazaları’na ait şişeler üzerinde markanın yer alması ve fakat Marks & Spencer’ın şişelerinin üzerinde yer almaması -beklendiği üzere- kararı etkilememiştir.

Sonuç olarak tasarımın ihlalinin olduğuna karar verilmiştir. Daha detaylı bilgi için, söz konusu karara bu link üzerinden ulaşılabilir.

Bilindiği üzere tasarımlar açısından yapılan değerlendirmeler markalara göre daha zorlu olabilmektedir. Zira tasarımın objektif anlamında özgünlüğünün ya da esinlenme sınırının belirlenmesi her zaman kolay olmamaktadır. Bu mahkeme kararı da bu anlamda özellikle değerli görünmektedir. Nitekim, hem genel-geçer tasarım değerlendirmelerinin nasıl yapılacağına değinilmiş hem de uygulamada bunun her bir unsur bakımından kalem kalem inceleme şeklinde yapılması gerektiği ortaya konulmuştur. Özellikle somut olaydaki şişelerin tasarımlarının aslında birebir aynı olmadığı dikkate alındığında, bu mahkeme kararı -temel tasarım benzerlik kriterlerini değerlendirme noktasında- oldukça faydalı görünmektedir.

Büşra BIÇAKCI

busrasbicakci@gmail.com

Mart 2023

Geleneksel Olmayan Markalar Oyunun Kurallarını mı Değiştiriyor?

Marka Olarak Sınırsız Süreli Koruma v. Diğer Fikri Hak Koruma Biçimlerindeki Sınırlı Süreli Koruma





Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO”) tarafından 2021 yılının sonunda yayınlanan rapora göre; 2020 yılında dünya çapında gerçekleştirilen marka başvurularının sayısı bir yıl içerisinde yaklaşık %13,7 oranında artış gösterirken, bu oran endüstriyel tasarımlar için %2 ve patentler için %1,6 olarak kendini gösteriyor. Oranların sayısal izdüşümlerine baktığımızda ise milyonlardan bahsedildiğini görüyoruz. Üstelik bu dönemin COVID-19 etkilerinin ve önlemlerinin en yoğun olduğu zaman dilimine tekabül ettiğini düşündüğümüzde, bu büyüme çok daha dikkat çekici bir noktaya geliyor.

Başvuru sahipleri ise yeni girişimcilerden dünya çapında faaliyet gösteren firmalara kadar hemen her kesimi kapsıyor. Dünya çapında faaliyet gösteren büyük ölçekli firmaların -sadece başvuru anlamında değil, aynı zamanda koruma anlamında da- fikri mülkiyet haklarına en çok yatırım yapan firmaların başında gelmesi şaşırtıcı değil. Zira tüketici nezdindeki marka algısının, ilgisinin ve öneminin her geçen gün arttığı bu dönemde yüksek ticari başarının sağlıklı bir marka/ fikri mülkiyet hakkı koruması ile desteklenmesi artık temel bir gerekliliğe dönüşmüş durumda.

“Marka” kavramının gelişimine baktığımızda da daha önce kelime markası ile başlayan “marka” olma yolculuğunun marka sahiplerinin ihtiyaçlarına göre zamanla şekil markalarına, daha da ilerleyen dönemde hareket, ses, multimedya gibi çağın ihtiyaçlarını daha da yansıtan marka türlerine dönüştüğünü görüyoruz. Öyle ki ilk bakışta aslında tasarım kapsamında korunması daha muhtemel görünen mağaza tasarımları, oyun aksesuarları, ayakkabı şekilleri ya da eskiden sadece telifle korunması tercih edilen reklam şarkıları ve açılış melodileri için dahi “marka” olmanın yolları aranıyor ve markanın büyüyen tanımı dahilinde, aslında bunun için bir engel de bulunmuyor.

Fikri haklarını korumaya azami derecede özen gösteren, bu konuda son derece yaratıcı ve bir o kadar agresif bir yol izleyebilen büyük ölçekli firmaların fikri yatırımlarını incelediğimizde, özellikle son on yıldır marka korumasına verilen önemin arttığını ve marka kavramının kapsamının genişletildiğini görüyoruz.  Örneğin, Apple tarafından 2010 yılında Birleşik Devletler Patent Marka Ofisi (“USPTO”) nezdinde Apple ürün satış mağazalarının tasarımı için gerçekleştirilen marka başvurusu ile, bir mağaza tasarımının – tasarımdan ziyade- marka olarak korunma ihtimali geniş bir yankı uyandırmıştı. Bu yankı, Apple’ın yaygın bilinirliğinin yanında, teknoloji devinin USPTO tarafından “ayırt edici” bulunmama sebebiyle reddedilen marka başvurusundan vazgeçmemesine ve 2013 yılında amacına ulaşarak tescil edilebilirlik kararı almış olmasına dayanıyor.

Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından 2018 yılında C-163/16 sayılı dosya ile geçerliliği kabul edilen Christian Louboutin ayakkabıların kırmızı tabanına ilişkin marka ya da daha yakın zamanda, 2021 yılında, Avrupa Birliği Adalet Divanı Genel Mahkemesi tarafından T‑488/20 sayılı dosyada verilen karar ile marka niteliği kabul edilen Guerlain rujları için yapılan üç boyutlu marka başvurusu geleneksel olmayan markalara ve bu konuda özellikle büyük ölçekteki firmaların atılımlarına güzel birer örnek teşkil ediyor.

Geleneksel olmayan marka başvurularının ve bu konudaki mahkeme kararlarının artmasıyla, marka ofislerinin baştaki ihtiyatlı değerlendirmelerinin yerini de daha yenilikçi yaklaşımların almaya başladığını görüyoruz. Örneğin Türkiye’de de kullanılan Netflix’in açılış görüntüsü ve sesi doğrudan Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 2020 160674 tescil numarası ile multimedya markası olarak tescil edildi.

Peki tasarım, telif ya da diğer fikri haklar ile korunması da mümkün olan, üstelik bir kısmı için yapılan marka başvuruları en başta tescil edilebilir bulunmamış olan bu işaretler neden marka korumasının kapsamına dahil edilmek isteniyor? Hukukun nefes alarak her gün daha da büyüdüğünün güzel bir yansıması olan marka kavram ve kapsamındaki bu genişleme, bir sarmaşık gibi diğer kavramları içine alarak görünmez mi yapıyor? Patentlerin niteliği daha farklı olduğundan, bu konuyu tasarımlar temelinde değerlendirmek gerekirse; örneğin yukarıda anılan WIPO raporuna göre marka başvurularında %13,7 oranında gördüğümüz artışın tasarımlarda %2 ile sınırlı kaldığını görüyoruz.

Bunun pek çok diğer nedeninin yanında en temel sebeplerinden biri pek tabii ki marka korumasının kapsamının çok daha geniş olması ve genişlemeye de devam etmesi. Nitekim daha önce sadece kelime ve şekil markalarına sağlanan koruma, bugün geleneksel olmayan markalar için de sağlanabiliyor. Diğer yandan, markalara 10 yıllık dönemlerle ve nihai bir süre sınırı olmaksızın sağlanan teorik olarak sınırsız koruma, tasarımlara 5 yıllık dönemler halinde sağlanıp 25 yıla kadar uzatılabiliyorken, telif haklarında bu koruma -başka değişkenlere bağlı olarak- 70 yıl olarak formüle edilebiliyor. Daha net ifadeyle, tüm şartların sağlandığı durumda bir markanın belki de sonsuza kadar korunması mümkünken, böyle bir sonsuzluk diğer fikri haklar için söz konusu değil. Küçük ölçekteki firmaların anlamlı bir kısmının -özellikle de COVID-19 etkisiyle- ulaşamadığı bir ömür süresine denk gelen 25 yıl; tek bir ürüne ilişkin projesini dahi 3-4 yıllık süreler için planlayabilen, büyük projelerini bilinçli olarak uzun yıllara yayan büyük ölçekteki firmalar için sadece ısınma dönemini ifade edebiliyor. Bu durumda da geleneksel olmayan markalara yönelim artıyor, daha uzun vadeli koruma tercih ediliyor ve bu yaklaşımın bir sonucu olarak “marka” kavramı ve kapsamı her geçen gün genişliyor.

Kanaatimce yaşanan gelişmeler bu aşamada tasarım ya da telif korumasını işlevsiz hale getirebilecek nitelikte değil, nitekim sadece bu fikri haklar kapsamında korunması sağlanabilecek ve bu şekilde işlevsel olabilecek işaretler ve yaratımlar hala mevcut. Örneğin, bugün telif ile aktif olarak korunan uzun bir şarkının hem kendi doğası gereği hem de temel marka kuralları sebebiyle marka olarak tescil edilmesi mümkün değil. Nitekim telif korumasını ciddiye alan büyük müzik iletim firmalarının, kimsenin telif hakkını ihlal etmemek adına her yıl telif kontrolü/ temizliği yaptığı bilinen bir gerçek. Bir başka örnek ise; marka görselinin uygun bulunmadığı ve ürünün işlevselliğinden ayrılamadığı değerlendirilerek reddedilen üç boyutlu marka başvurularının, kimi revizyonlar sonucunda tasarım olarak tescil edilebilmesi. Üstelik devlet teşvikleri sayesinde tasarım başvurularına anlamlı bir yönelim de gerçekleşiyor.

Ticari hayatın ve firmaların ihtiyaçları, bugün geleneksel olmayan marka alanını hareketlendirse de, diğer fikri hakların önem ve kullanım şeklinin de zamanla genişleyeceğine inanıyor ve heyecanla bunun sektördeki yansımasını da bekliyorum.

Büşra BIÇAKCI

Nisan 2022

busrasbicakci@gmail.com