Ay: Ocak 2024

Triadik Türk Patentleri

Bu yazıda, oldukça prestijli özel bir patent ailesi türü olan triadik patentlerden ve triadik Türk patent istatistiklerinden bahsedeceğim.

Bir patent ailesi, aynı buluşu kapsayan ve çeşitli ülkelerde yapılan patent başvuruları grubudur. Bir ailedeki başvurular birbirleriyle rüçhan talepleri aracılığıyla ilişkilidir.[i] Başka bir deyişle, bir patent ailesi ortak bir mucit(ler) tarafından açıklanan ve birden fazla ülkede patent başvurusu yapılan aynı buluştur.

Triadik (üçlü) patentler, aynı patent sahibi veya mucit tarafından aynı buluş için Avrupa Patent Ofisi (EPO), Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Japonya Patent Ofisi’nde (JPO) patent belgesi almış özel bir tür patent ailesidir.

Triadik patentler, sahibinin her üç patent ofisinde de nispeten yüksek patent başvurusu ve yıllık ücret maliyetlerine katlanmaya istekli olduğu için genellikle en fazla kar beklediği seçilmiş bir buluş grubunu yansıtır.[ii]

Patent göstergeleri – bilim ve teknoloji bağlamında – ülkeler, firmalar, endüstriler, teknoloji alanları vb. arasında buluş performansını, bilginin yayılmasını ve yenilikçi faaliyetlerin uluslararasılaşmasını ölçmek için kullanılır. Yaygın bir yaklaşım, belirli bir patent ofisinden alınan bilgilere (başvurular, belgeler, vb.) dayalı olarak patent göstergelerini hesaplamaktır. Bu göstergelerin zenginliği ve gücü genel olarak kabul edilmekle birlikte, göstergeler ilgili ülkeye yönelik avantaj yanlılığından etkilenirler – buluş faaliyetleriyle orantılı olarak, yerli başvuru sahipleri yabancı başvuru sahiplerine kıyasla kendi ülkelerinde daha fazla patent başvurusunda bulunma eğilimindedir.[iii] OECD, tüm önemli buluşları yakalamak ve uluslararası olarak karşılaştırılabilir hale getirmek üzere tasarlanmış triadik patent ailesi göstergesini geliştirmiştir. Triadik patent ailesi sayıları kullanarak ülkeler arasında doğruluk payı daha yüksek bir karşılaştırma yapmak mümkündür. Elbette triadik patentler, triadik olmayanlardan her zaman daha kalitelidir/değerlidir gibi bir genelleme yapmak doğru olmaz. Ancak hiç kimsenin mali değeri olmayan bir buluş için ciddi miktarda masrafa girmeyeceğini varsayarsak, triadik patentin bir bakıma dünyanın en gelişmiş ülkelerinde buluşun kullanım alanının bulunduğu ve mali ya da stratejik değeri olduğunun bir göstergesi olduğunu kabul edebiliriz.

Bir ülkenin triadik patent sayısı OECD tarafından bir gelişmişlik göstergesi olarak değerlendirilir. OECD 2020 istatistiklerine göre triadik patent sayısında ilk on ülke sırasıyla şöyledir: Japonya, A.B.D., Çin, Almanya, Güney Kore, Fransa, İngiltere, İsviçre, İtalya, İsveç[iv]. WIPO’nun 2020 verilerine göre Türkiye yerli patent başvuru sayısında dünyada 14. sırada[v] (2022’de 11. sırada) olmasına rağmen OECD 2020 istatistiklerine göre triadik patent sayısında 59 ülke arasında 28. sıradadır.[vi]

2013 yılı verilerine göre Triadik patent aileleri sayısı toplam nüfusa oranlandığında ise en buluşçu ülkeler İsviçre, Japonya, Almanya, İsveç ve Danimarka olmaktadır. Aynı yılda OECD ülkeleri arasında nüfusuna oranla sahip olduğu triadik patent sayısında Türkiye 35. sıradaydı.[vii] Ancak 2020 verilerine göre sıralamada 43. sıraya gerilediği görülmektedir.[viii]

Triadik patent sayımız son yıllarda hızla artmış olsa da dünyadaki yerimizin gerilemesi, diğer ülkelerde artışın daha fazla olduğunu göstermektedir. Triadik patent sayımız kapasitemizin çok gerisindedir. Dünyada bulunduğumuz konuma göre (nüfusumuz ve patent başvuru sayımız dikkate alındığında) çok daha fazla triadik patent sayısına (mevcut sayıdan yaklaşık 30 kat fazlasına) sahip olmalı ve sıralamada daha yükseklerde olmalıydık.

Peki kaç triadik patentimiz var? Ülkemizdeki triadik patent ailesi sayısını hesaplamak adına yaptığım araştırma sonucunda 14.12.2023 itibariyle Türkiye’den 215 triadik patent ailesi tespit ettim. Bu sayı halen yaşayıp yaşamadığına bakılmaksızın anılan üç ülkede de patent belgesi almış olan patent ailesi sayısını göstermektedir (Bu bakımdan belgeye itiraz üzerine hükümsüz kılınmış ya da yıllık ücretlerini yatırmadığı için geçersiz sayılmış belgeler de bu listede bulunuyor olabilir). Hesaplamayı Türk patent sahibi (Türkiye’de ikameti olan başvuru sahibi) bulunan patentler üzerinden yaptım. Listede eksiklik/hata olduğunu düşünüyorsanız yazının sonundaki e-mail adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Bulabildiğim en eski Türk triadik patent ailesi 02.02.1998 rüçhan tarihine sahip HLEKS GIDA SAN. VE TİC. A.Ş.’ye ait (EP1051076, US6364521, JP4171175B) patent ailesidir. Buluş sahibi SEMİH İBRAHİM ERDEN olup buluş patlayan şeker üretimiyle ilgilidir. Firma dünya çapında 70’den fazla ülkeye ihracat yapmaktadır.[ix]

Türk triadik patent ailelerinin yayın tarihlerine göre dağılımı aşağıdaki gibidir. Görüldüğü üzere en yoğun dönem 2015-2019 arası yayın tarihine sahip patentlere aittir.

Türkiye’de en çok triadik patent ailesine sahip özel/tüzel kişilerin listesi aşağıdaki gibidir:

SıraPatent SahibiTriadik Patent Sayısı
1SANKO TEKSTİL İŞLETMELERİ SAN. VE TİC. A.Ş.25
2VESTEL ELEKTRONİK SAN. VE TİC. A.Ş.20
3TÜBİTAK16
4SABANCI ÜNİVERSİTESİ13
5KOÇ ÜNİVERSİTESİ9
6ARÇELİK A.Ş.8
7UTKU BÜYÜKŞAHİN / SENSOBRIGHT IND. LLC.7
8ASELSAN ELEKTRONİK SAN. VE TİC. A.Ş.4
8ERKE ERKE ARAŞTIRMALARI VE MÜH. A.Ş.4
8KORDSA4
8ÖZYEĞİN ÜNİVERSİTESİ4
8YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ4

En çok triadik patente sahip buluş sahipleri (mucitler) ise aşağıdaki gibidir:

ÖZGÜR ÇOBANOĞLU (14), JITKA ERYILMAZ (10), BARBAROS KİRİŞKEN (7), UTKU BÜYÜKŞAHİN (7), ERTUĞ ERKUŞ (7), ÖZGÜR AKDEMİR (6), FATMA KORKMAZ (6), HAMİT YENİCİ (6), FEHİM ÇAĞLAR (4), SERKAN MERT (4), YUSUF ÖZGÜR ÇAKMAK (4), MUSTAFA NACİ ÖZTÜRK (4), ERDOĞAN BARIŞ ÖZDEN (3)

Türk triadik patentlerin patent sınıfları incelendiğinde en çok patentin dokuma kumaşlar, teşhis amaçlı ölçümler, cerrahi aletler, veri işleme ile ilgili girdi düzenlemeleri, tıbbi preparatlar alanlarında olduğu görülmektedir:

Patent SınıfıAçıklama
D03D15Kullanılan liflerin, filamentlerin, ipliklerin, ipliklerin veya diğer çözgü veya atkı elemanlarının malzemesi, yapısı veya özellikleri ile karakterize edilen dokuma kumaşlar
G06F3İşlenecek verilerin bilgisayar tarafından işlenebilecek bir forma aktarılması için girdi düzenlemeleri; Verilerin işlem biriminden çıkış birimine aktarılması için çıktı düzenlemeleri, örn. arayüz düzenlemeleri
A61B5Teşhis amaçlı ölçümler; Kişilerin tanımlanması
D02G3İplikler veya iplikler, örneğin fantezi iplikler; Başka şekilde tanımlanmamış, bunların üretimine yönelik işlemler veya cihazlar
D03D1Belirli eşyaları yapmak için tasarlanmış dokuma kumaşlar
G06T7Görüntü analizi
A61K31Organik etken maddeler içeren tıbbi preparatlar
A41D1Giysiler
A61B17Cerrahi aletler, cihazlar veya yöntemler, örneğin turnikeler
A61N1Elektroterapi; ve bunun için devreler
A61K9Özel fiziksel form ile karakterize edilen tıbbi preparatlar
A61P31Antienfektifler, yani antibiyotikler, antiseptikler, kemoterapötikler
D03D13Çözgü veya atkı ipliklerinin özel yerleşimi ile karakterize edilen dokuma kumaşlar, örneğin kavisli atkı iplikleri, süreksiz çözgü iplikleri, diyagonal çözgü veya atkı
G01L5Belirli amaçlar için özel olarak uyarlanmış kuvvet, iş, mekanik güç veya tork ölçme aparatları veya yöntemleri
G01N33G01N1/00 – G01N31/00 grupları tarafından kapsanmayan özel yöntemlerle malzemelerin araştırılması veya analiz edilmesi

En çok atıf yapılan Türk triadik patent aileleri ise aşağıdaki gibidir:

Buluşa yapılan atıf sayısı, ilgili alanın popülerliği, buluşun tekniğe yaptığı katkının miktarı, yabancı ortağın olması, eski tarihli başvuru olması vb. pek çok kriterden etkilenir. Bu bakımdan bir patentin değerini belirlerken atıf sayısı tek başına bir gösterge olarak kullanılamayabilir.[x] Yine de patentin değerini belirlemede önemli bir gösterge olarak kabul edilir. Sonraki patent başvurularında yeniliğe veya buluş basamağına itiraz edilirken atıfta bulunulan patentler, atıf almayan patentlerden daha değerlidir. Engelleyici bu atıflar, atıfta bulunulan patentin diğer patentlerin verilmesini tehdit ettiğini gösterir; bu da atıfta bulunulan patentin sahibine önemli bir rekabet avantajı sağlayabilir, çünkü atıfta bulunulan patent, rakipleri ilgili buluşlar üzerinde patent almaktan yasal olarak mahrum bırakarak veya patentlerinin kapsamını daraltarak rakipleri pazarlardan ve teknolojilerden uzak tutabilir.[xi]

Türk Triadik patentlerin EPO, USPTO ve JPO’nun yanı sıra en çok giriş yaptığı ülkeler ise aşağıdaki gibidir:

ÜlkeGiriş Oranı (%)
Çin64,2
İspanya49,1
Güney Kore40,1
Polonya32,5
Danimarka28,3
Kanada25,0
Brezilya23,1
Portekiz22,6
Avustralya17,0
Avrasya Patent Ofisi14,2
Rusya13,7
Avusturya12,7
Meksika12,3
İsrail10,4

Yukarıdaki listeden anlaşılacağı üzere, örneğin Türk triadik patent ailelerinin %64,2’si Çin’e de giriş yapmaktadır. Avrupa’da İspanya ve Polonya ile üretim rekabeti içinde olmamızdan dolayı bu ülkelere girişlerin de yüksek olduğu görülmektedir.

Genele bakıldığında, Türk başvuru sahiplerinin en çok patent başvurusu yaptığı ülkeler ise şöyledir: ABD, Çin, İspanya, Japonya, Almanya, Polonya, Avustralya, Kanada, Güney Kore, Avusturya, Rusya.

EPO, USPTO ve JPO’dan ikisinde patent belgesi almış, üçüncüden alamamış ya da henüz işlemleri devam eden başvurulara sahip özel/tüzel kişiler aşağıdaki gibidir. Bu buluşlar triadik patent adayı olarak değerlendirilebilir:

Patent Sahibiİkili Patent Sayısı (EP-US veya EP-JP veya US-JP belgesi olanlar)
SANKO TEKSTİL İŞLETMELERİ SAN. VE TİC. A.Ş.14
KORDSA8
VESTEL ELEKTRONİK SAN. VE TİC. A.Ş.6
TÜBİTAK5
SAMET KALIP VE MADEN EŞYA SAN. VE TİC. A.Ş.3
SABANCI ÜNİVERSİTESİ2
ARÇELİK A.Ş.2
ASELSAN ELEKTRONİK SAN. VE TİC. A.Ş.2
BAHTİYAR TAŞYAĞAN2
EDKO PAZARLAMA TANITIM TİC. LTD. ŞTİ.2
MEHMET KURT2
SERHAN AKMAN2
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ2

Tüm Türk triadik patentlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.  Lütfen kaynak göstermeden kullanmayınız.

Buraya kadar sunulan istatistiklere yabancı şirketlerde çalışan ya da yabancı şirketler aracılığıyla başvuru yapan Türk mucitlerin patentleri dahil edilmemiştir. Buluş sahipleri arasında Türk bulunan (Türkiye’de ikamet eden ya da Türk vatandaşı olarak buluş yapan) yabancı şirketlere ait triadik patent sayısı ise 119’dur. Buna göre patent sahibi veya buluş sahibi (mucit) Türk olan (Türkiye’de ikamet eden ya da Türk vatandaşı olarak buluş yapan) tüm triadik patent ailesi sayısı toplam 334’tür.

Yabancı şirketlerde çalışan ya da yabancı şirketler aracılığıyla başvuru yapan ve Türkiye’de ikamet eden ya da Türk vatandaşı olarak buluş yapan Türkler arasında en çok triadik patente sahip mucitler aşağıdaki gibidir:

MAHMUT FARUK AKŞİT (19), ERTUĞRUL ARPAÇ (6), ÇAĞATAY ÇAPAR (3), ERKİN GEZGİN (3), MEHMET KEMAL ÖZKAN (3), ZEYNEP TOSUN (3).

Buluş sahipleri arasında Türkiye’de ikamet eden ya da Türk vatandaşı olarak buluş yapan bir Türk olan yabancı şirkete ait en eski triadik patent ailesi ise 29.02.1984 rüçhan tarihine sahip UNILEVER NV [NL]’ye ait (EP0153857, US4615819, JPH0360880B) patent ailesidir. Buluş sahibi ÖZALP ERKEY [TR] olup buluş deterjan bileşimi ile ilgilidir.

Yukarıda sayılanlar dışında Türk asıllı olup yurtdışında ikamet eden ve/veya yabancı uyrukla başvuru yapan ve yabancı şirketlerde çalışan mucitlerimizin de triadik patentleri vardır ancak bunların tespiti daha zordur.  Aralık 2023 sonu itibariyle en çok triadik patente sahip Türk asıllı mucit UĞUR ŞAHİN olup, 45 triadik patent ailesine sahiptir ve 9 tane de triadik adayı olan ikili patenti vardır. FATİH M. ÖZLÜTÜRK ise 13 triadik patent ailesine sahiptir ve 5 tane de triadik adayı olan ikili patenti vardır.

SON SÖZ

Dünyada en çok patente sahip Türk mucitlerden bahsettiğim önceki yazımda[xii] ve burada bütün bu patent istatistiklerini sunmamın sebebi, çok sayıda başarılı insanımızın ve şirketimizin/kurumumuzun olduğunu göstermekti. Ancak, artık ülkemizin dünya sıralamasında nicelik olarak öne çıktığı gibi (yerli patent başvuru sayısında 2022 WIPO istatistiklerinde 11. sıradayız) nitelik olarak da (Küresel İnovasyon Endeksinde (GII) 2023’te 39. sıradayız) en yukarılarda olmasını sağlamalıyız. Patent açısından bize düşen ülke olarak kaliteli patent sayımızı arttırmak ve ülkemize değer kazandırmak olmalıdır. Peki patent kalitesini nasıl arttırabiliriz?

Bir sonraki yazımda ülkemizde patent kalitesinin arttırılmasına yönelik görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Ocak 2024

guneycaliskan@gmail.com


[i] Patent families, https://www.epo.org/en/searching-for-patents/helpful-resources/first-time-here/patent-families

[ii] Guellec ve van Pottelsberghe de la Potterie, 2008.

[iii] Triadik Patent Families Methodology, Hélène Dernis and Mosahid Khan, OECD Science, Technology and Industry Working Papers, 2004, s.3, https://www.oecd-ilibrary.org/docserver/443844125004.pdf?expires=1698821159&id=id&accname=guest&checksum=A4E82DEF8BC2CC9E943A0323FC4E2FF3

[iv] Triadik patent families, OECD, https://data.oecd.org/rd/triadik-patent-families.htm

[v] WIPO IP Statistics Data Center, https://www3.wipo.int/ipstats/key-search/indicator

[vi] Triadik patent families, OECD, https://data.oecd.org/rd/triadik-patent-families.htm; WIPO’nun 2020 verilerine göre patent başvuru sayısı itibariyle ilk on ülke arasında olmasına rağmen triadik patent sayısında ilk ona giremeyen ülkeler şunlardır: Hindistan, Rusya, Kanada, Avustralya, Brezilya.

[vii] OECD Factbook 2015-2016, Environment and Science Research and Development, Patents, s.157, https://www.oecd-ilibrary.org/patents_5jm0wzlv7jf0.pdf

[viii] OECD 2020 triadik patent verileri aynı yıla ait ülke nüfuslarına bölünerek elde edilmiş sonuçlara göre.

[ix] Hleks, “Patlayan Şekerde” dünya lideri, https://retailturkiye.com/firmalardan/hleks-patlayan-sekerde-dunya-lideri/

[x] Bağımsız Örneklem Testiyle Patent Kalite Kriterleri Değerlendirmesi: Beyaz Eşya Sektöründe Bir Uygulama, Ekrem Ayhan ÇAKAY, İstanbul Teknik Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Temmuz 2020, s.58-59, https://polen.itu.edu.tr:8443/server/api/core/bitstreams/08188dc0-9c41-4386-b626-e0dc3194e1ab/content

[xi] The Market Value of Blocking Patent Citations, Dirk Czarnitzki, Katrin Hussinger, Bart Leten, ZEW Discussion Paper No. 11-021, 2011, s.18.

[xii] Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Mucitler, https://iprgezgini.org/2024/01/10/dunya-capinda-en-cok-patente-sahip-turk-mucitler/

TAÇSIZ KRAL: ROLEX

Bu yazımızda, şüphesiz dünyanın en bilinen lüks saat markalarından biri olan Rolex’in taç şekilli markasından kaynaklanan bir uyuşmazlık hakkında Avrupa Birliği Genel Mahkemesi’nin bir kararından bahsedeceğiz[1].

Uyuşmazlığın Genel Mahkeme önüne gelene kadar geçirdiği süreçlere ve yapılan değerlendirmelere bakarak başlayalım.

Uyuşmazlık: Rolex SA (“itiraz sahibi”) tarafından, her ikisi de (09 ve 37. sınıflardaki diğer bazı mal ve hizmetler yanında) 14. sınıfta yer alan “saatler” emtiasında tescilli 1456201 sayılı ve 1455757 sayılı markaları gerekçe gösterilerek Danimarkalı moda şirketi PWT A/S (“başvuru sahibi”) adına 03, 09, 18 ve 35. sınıflarda yer alan mal ve hizmetler ile aslında asıl inceleyeceğimiz Genel Mahkeme kararının odak noktasını oluşturan 25. sınıfta yer alan “kıyafet, ayak giysisi, baş giysisi” emtialarında tescili istenen 1263679 sayılı marka başvurusuna karıştırılma ihtimali ve tanınmışlık iddiasıyla Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) nezdinde itiraz edilmiştir.


İtiraz Kurulu kararı:

Başvuru sahibi, itiraz sahibinin markalarının 09. sınıftaki mallar bakımından ciddi kullanımın ispatlanmasını talep etmişse de itirazı inceleyen İtiraz Kurulu, usul ekonomisi uyarınca öncelikli olarak itiraz sahibinin “ROLEX + taç şekli” markasının tanınmışlığı hususunu mercek altına almıştır.

Tanınmışlık sebebiyle sonraki marka tesciline engel olmak için aranan koşulları:

  • İşaretlerin benzerliği,
  • Önceki markanın tanınmışlığı ve
  • Zarar riski

olarak belirleyen İtiraz Kurulu, itiraz konusu marka başvurusunda yer alan işaretinin başvuru sahibi tarafından aşağıdaki görseldeki biçimde kelime unsurlarıyla beraber yaklaşık 20 yıldır kullanılıyor olduğu ve bu sebeple itiraz sahibinin markasına zarar verme riski bulunmadığı iddialarını değerlendirerek itiraz sahibinin gösterdiği kullanımın yalnızca çevrimiçi ve sınırlı oranda bir kullanımı göstermesi, piyasadaki yaygınlığını gösteren başkaca kapsamlı delil bulunmamasını dikkate alarak başvuru sahibinin bu savunmasını reddetmiştir:

Akabinde İtiraz Kurulu, itiraz sahibince sunulan deliller ışığında, “ROLEX + taç şekli” markasının kol saatleri bakımından tanınmış olduğunu kabul etmiş; “ROLEX + taç şekli” markasının ve itiraza konu başvurunun görsel olarak düşük, kavramsal olarak ortalama düzeyde benzer olduğunu değerlendirmiş; ortalama tüketicilerin başvuru sahibine ait markayı görünce itiraz sahibine ait tanınmış marka ile mental bir bağlantı kurabileceğini öngörmüş ve 03, 09, 18 ve 25. sınıflardaki mallar ile 35. sınıftaki ilgili malların satışı hizmetleri bakımından itirazı kabul etmiştir. İtiraz Kurulu, itiraza konu marka başvurusunun kapsamında yer alan 03. sınıftaki kozmetikler, 09. sınıftaki gözlükler, 18. sınıftaki çantalar, 25. sınıftaki giysiler ve 35. sınıftaki perakendecilik hizmetlerinin tümünün, çoğunlukla tanınmış tasarımcılar ve üreticilere ait bilinen markalar altında lüks ürünler olarak birlikte satıldığına ve dolayısıyla lüks kol saatlerinin hitap ettiği ortalama tüketicilerin başvuru sahibine ait ürün ve hizmetler ile itiraz sahibine ait kol saatlerinde tanınmış marka ile bağlantı kurabileceklerine ve bu bağlantı nedeniyle tanınmış markanın bilinirliğinden haksız yarar sağlanabileceğine dikkat çekmiştir.

İtiraz Kurulu sonuç olarak itiraz sahibinin “ROLEX + taç şekli” markasının tanınmışlığı temelinde, itiraza konu marka başvurusu bakımından tescil engeli oluştuğu sonucuna vardığı için diğer itiraz gerekçelerini incelememiştir. Görüldüğü üzere Rolex SA’nın itirazı üzerine ilk incelemeyi yapan İtiraz Kurulu’nun vardığı sonuç, Rolex SA lehine olmuştur.

Temyiz Kurulu kararı:

İtiraz Kurulu’nun kararı üzerine başvuru sahibi, yalnızca 25. sınıf malları bakımından karara itiraz etmiş olup 03, 09, 18 ve 35. sınıflarda reddine karar verilen mal ve hizmetler bakımından İtiraz Kurulu kararı kesinleşmiştir.

Dolayısıyla Temyiz Kurulu yalnızca 25. sınıf malları bakımından itirazın kabulüne ilişkin kararın yerinde olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapmıştır. Karara itirazı inceleyen Temyiz Kurulu ise 25.08.2021 tarihli kararında, karıştırılma ihtimali bakımından yaptığı incelemede 14. sınıfta yer alan “saatler” emtiası ile 25. sınıfta yer alan “kıyafet, ayak giysisi, baş giysisi” emtialarını benzer kabul etmemiş ve taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali olmadığına hükmetmiştir. Temyiz Kurulu bu kararında, karıştırılma ihtimaline ilişkin değerlendirmesini yaparken özellikle mal-hizmet benzerliği konusuna eğilmiş ve 14. sınıftaki mallar ile 25. sınıftaki malların doğasının ve temel kullanım amacının farklı olduğuna, 25. sınıftaki mallar insan vücudunu giydirmeye hizmet ederken 14. sınıftaki malların kişinin kendisini güzelleştirmesi amacıyla kullanıldığına, aynı zamanda bunların rekabet ve tamamlayıcılık ilişkisinin bulunmadığına ve aynı dağıtım kanallarından dağıtılmadığına ve ilgili tüketicilerin bunların aynı ticari kaynaktan çıktığını düşünmeyeceğine ilişkin tespitlere yer vermiştir.

Temyiz Kurulu itiraz sahibinin markalarının tanınmışlığı bakımından ise Rolex SA’nın yalnızca şekil unsurundan oluşan taç şekli markasının tanınmışlığının ispatlanamadığına, bu taç şeklinin yalnızca ROLEX kelime markasıyla birlikte kol saatleri üzerinde tanınmışlığının ispatlanabildiğine karar vermiştir. Öte yandan Temyiz Kurulu, tanınmış olduğunu kabul ettiği “ROLEX + taç şekli” markası ile itiraz edilen marka başvurusunu kıyaslamış ve taraf markalarının benzerlik derecesinin çok düşük olduğunu, işitsel benzerlik karşılaştırmasının yapılamayacağını ve taraf markalarında ortak olarak yer alan “taç” şekil unsurunun methedici bir sembol olarak markalarda yaygın şekilde kullanıldığını da dikkate alarak kavramsal olarak benzerliğe çok düşük bir etkisinin olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Temyiz Kurulu, taraf markaları bakımından karıştırılma ihtimali olmadığına ve başvurunun tescili halinde “ROLEX + taç şekli” markasının tanınmışlığının zedelenme ihtimalinin olmadığına karar vererek, süreci Rolex SA aleyhine çevirmiştir.

Genel Mahkeme kararı[2]:

Temyiz Kurulu tarafından verilen bu karara karşı itiraz sahibi Rolex SA, Genel Mahkeme’ye başvurmuştur ve verilen kararda karıştırılma ihtimalinin olmadığı yönündeki tespitlerin hukuka uygun olmadığını, karıştırılma ihtimalinin çağrıştırma ihtimalini de içerdiğini, taraf markalarının benzerliğinin yanında taraf markalarının kapsamında yer alan malların da benzer olduğunu iddia etmiştir. Aynı zamanda Rolex SA, Temyiz Kurulu’nun taraf markaların kapsamında yer alan malların benzerliği değerlendirmesinde malların kaynaklarının veya olağan satış yönteminin dikkate alınmadığını belirterek söz konusu malların birbirine yakın satış segmentlerine ait olduğunu ve tüketicilerin bu malları estetik amaçla bir arada almasının mallar arasındaki tamamlayıcılığa işaret ettiğini belirtmiştir.   

İtiraz sahibinin Temyiz Kurulu kararını Genel Mahkeme’ye taşımasının ardından başvuru sahibi ve EUIPO, verilen kararın hukuka uygun olduğunu, mallar arasında benzerlik olmadığını, bu malların kullanılma ve tercih edilme amaçlarının farklı olduğunu, önceki tarihli markaların kapsamında bulunan malların kişisel süslenme amacıyla kullanıldığını ve itiraza konu marka başvurusunun kapsamındaki malların ise tüketiciler tarafından giyinme amacıyla kullanıldığını savunmuştur.

T-726/21 sayılı dosya kapsamında verilen 18.01.2023 tarihli Genel Mahkeme kararında, temel olarak iki odak noktası üzerinde değerlendirmede bulunmuştur:

  1. Malların benzerliği ve karıştırılma ihtimali hususundaki değerlendirmeler

Genel Mahkeme’nin taraf markalarının kapsamındaki malların benzer olmadığına ilişkin dayanaklarından biri, 24.03.2010 tarihli, T-364/08 sayılı 2nine-OHIM – Pacific unwear of California (nollie) kararıdır. Bu kararda ortaya konan ilke ışığında Genel Mahkeme, mücevherler, saatler ve hatta değerli taşlar ile giyim eşyalarının benzer olmadığını değerlendirmektedir.

Buna göre, “kıyafet, ayak giysisi, baş giysisi” gibi ürünlerin amacı insan vücudunu kaplamak, korumak ve süslemek iken, güneş gözlüklerinin çeşitli hava koşullarında daha iyi görmek, takıların süslenmek ve saatlerin ise zamanı görmek ve takip etmek amacıyla kullanıldığına dikkat çekilerek 25. sınıfta yer alan ürünler ile 09 ve 14. sınıflarda yer alan emtiaların benzer olmadığı değerlendirilmiştir.

Her ne kadar itiraz sahibi, markaların kapsamında yer alan malların lüks ürün segmentlerinde beraber satışa sunulduğu iddiasına bulunmuşsa da Genel Mahkeme bu savunmayı yeterli görmemiş ve malların aynı segmentte satışa sunulmasının bunların birbiriyle rekabet halinde olduğunu göstermediğini, tüketicilerin ürünlerin aynı kaynaktan geldiğini düşünmeleri için sektörde pek çok üretici ve satıcının ilgili ürünleri aynı marka altında sattığının ispatlanması gerektiğini belirtmiştir. Ek olarak Genel Mahkeme, itiraz sahibinin malların beraber sunulduğuna ilişkin herhangi bir delil sunmadığını belirtmiştir. Genel Mahkeme, malların aynı satış noktalarında, beraber sunulduğu iddiasının kabulü halinde dahi bu tür büyük mağazalarda çok farklı türde ürünün bir arada bulunduğunu ve hiçbir tüketicinin direkt olarak bu malların aynı kaynaktan geldiğini düşünmeyeceğini belirtmiştir ve bu kararını 02.07.2015 tarih ve T-657/13 sayılı BH Stores – OHIM – Alex Toys (ALEX) kararına dayandırmıştır. Bu nedenle itiraz sahibinin malların benzerliğine yönelik iddiaları kabul görmemiştir.

Buna ek olarak Genel Mahkeme tarafından itiraz sahibinin beyanlarının aksine, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve EUIPO tarafından dünya çapında sahte ürün ticaretine ilişkin olarak hazırlanan raporda, giyim ve saat ürünlerinin lüks ürün olarak nitelendirilmesinin söz konusu malların benzerliğini kanıtlamayacağının altı çizilmiş; markaların gerçekte kullanıldıkları ürünler dikkate alınarak değil mal listelerinde tescil edilmek istenen ürünler dikkate alınarak kıyaslanması gerektiği, somut olaydaki kıyas konusu markaların mal ve hizmet listelerinde bunların pahalı ve lüks nitelikli ürünler olduğunun belirtilmediğini ve dolaysıyla bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak Genel Mahkeme, taraf markaları arasında herhangi bir karıştırılma ihtimali olmadığı sonucuna vararak Rolex SA’nın bu iddiasının haksızlığına hükmetmiştir.

2. Önceki markanın tanınmışlığının sonraki markaya tescil engeli olup olamayacağına ilişkin değerlendirmeler

Genel Mahkeme itiraz sahibinin markasının tanınmışlığı temelinde sonraki marka tesciline engel olabilmesi için, gerçekleşmiş veya gerçekleşmekte olan bir zarar olmasa bile, önceki markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlama, önceki markanın ayırt edici karakterine ya da itibarına zarar verme risklerinden en azından birinin ciddi bir risk teşkil ettiğini ispatlaması gerektiğinin altını çizmiş; somut olayda Rolex’in yalnızca itiraza konu markanın itiraza gerekçe markanın tanınmışlığından haksız yarar elde edeceğini iddia etmiş olduğunu ve fakat bu iddiasını somutlaştırmak için makul bir zemin oluşturamadığını değerlendirmiştir.

Ayrıca Genel Mahkeme, Rolex SA’nın tek başına taç şeklinden oluşan şekil markasının tanınmışlığının ispatlanamadığını ve Rolex SA’nın Temyiz Kurulu’nun bu husustaki değerlendirmesine ilk kez Genel Mahkeme önündeki duruşma aşamasında karşı çıktığını belirterek yalnızca “ROLEX + taç şekli” markası bakımından değerlendirme yaptığının altını çizmiştir.

Sonuç olarak Genel Mahkeme, itiraz sahibinin  “ROLEX + taç şekli” markasının tanınmışlığının itiraza konu marka tescili nedeniyle ne şekilde zedelenebileceğini, ya da ayırt edici karakterine veya itibarına ne şekilde zarar verebileceğini, gerçek ve mevcut bir zarar ortaya koymak zorunda olmasa dahi, ciddi bir risk seviyesinde ispat edemediğini değerlendirerek, Rolex SA’nın tanınmışlığa ilişkin itirazını da haksız bulmuştur.

Değerlendirmelerimiz:

Genel Mahkeme önüne getirilen bu uyuşmazlıkta verilen kararda, tanınmış markaların itirazlarda her zaman 1-0 önde olduğu varsayımının haksız çıktığını görüyoruz. Zira markanın tanınmışlık statüsünün ispatlanmasının yanı sıra, Genel Mahkeme’nin genel uygulamasıyla paralel şekilde bu kararında da altını çizdiği gibi, tanınmışlığın zedelenme ihtimalinin ciddi bir risk seviyesinde ortaya konulabilmesi için tanınmış marka sahiplerinin belli bir somutlaştırma ve gerekçelendirme yükü de bulunuyor. Ancak somut olayımızda Rolex SA’nın tanınmışlığa ilişkin itirazının “iddia” seviyesinde kaldığı, tanınmışlığın zedelenme ihtimaline, haksız yararlanma ve markanın sulandırılması ihtimaline yönelik ileri sürülen beyanların somutlaştırılmadığı değerlendirildiğinden, Genel Mahkeme’nin tanınmış marka aleyhine bir sonuca varmış olması çok da şaşırtıcı değil.

Belki EUIPO ve Genel Mahkeme uygulaması kadar katı olmamakla birlikte, TÜRKPATENT ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerimiz de tanınmışlığa dayalı itiraz-hükümsüzlük taleplerini değerlendirirken belli bir sınırın üzerinde somutlaştırma ve ispat talep etmekte, gerekçe markanın tanınmışlık statüsünün ispatlanmasının yanı sıra tanınmışlığının somut olayda ne gibi riskler ortaya koyduğunun ortaya konmasını beklemektedir.

Yeri gelmişken, aynı markanın TÜRKPATENT nezdinde de geçmişte uyuşmazlık konusu olduğunu söylemeden geçmeyelim. Başvuru sahibi tescil ülkesi olarak Türkiye’yi belirlemiş olup TÜRKPATENT nezdinde markasını 25. sınıf malları üzerinde tescil ettirmek istemiş; Rolex SA adına yapılan itiraz karıştırılma ihtimali ve tanınmışlık bakımından haklı görülerek Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından başvurunun tümden reddine karar verilmiştir ve şu anda başvuru geçersiz durumdadır. Kayıtlara göre, bu ret kararına karşı herhangi bir itiraz yoluna gidilmemiştir.

Yukarıda özetlediğimiz üzere, aslında Rolex SA’nın itirazı üzerine EUIPO İtiraz Kurulu tarafından yapılan ilk değerlendirme de Rolex SA lehine olmuştu ve başvuru sahibi EUIPO nezdinde uyuşmazlığı Temyiz Kurulu önüne taşımasaydı, belki marka başvurusunun reddine ilişkin karar ülkemizde olduğu gibi Rolex SA lehine kesinleşmiş olacaktı. Ancak uyuşmazlık daha üst seviyelere taşındıkça, elbette ki daha detaylı bir analiz yapılarak ret/hükümsüzlük sebeplerinin gerçekleşip gerçekleşmediği daha katı kriterlerle incelendiğinden, EUIPO nezdinde temyiz sürecinin devam etmesi gidişatı Rolex SA aleyhine çevirmiş gibi görünüyor.

Ayrıca kararın satır aralarında yapılan yorumlardan, değerlendirmede kilit rol oynayan bir diğer hususun da, Rolex SA’nın tek başına taç şekli markasının tanınmışlığını ispatlayıcı deliller sunamamış olması olduğunu düşünüyoruz ve bu vesileyle yazımızın başlığını da Taçsız Kral Rolex koyuyoruz.

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Dilan Sıla KAYALICA

Ocak 2024

guldenizdogan@hotmail.com

dilansilaaslan@gmail.com


[1] Judgment of 18 January 2023, Rolex v PTW, T‑726/21, EU:T:2023:6

https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=FEB404104101AF70F4C1F8CCBF8CAD34?text=&docid=269387&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=12418936

[2] Judgment of 18 January 2023, Rolex v PTW, T‑726/21, EU:T:2023:6

https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=FEB404104101AF70F4C1F8CCBF8CAD34?text=&docid=269387&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=12418936

YAPAY ZEKÂ İHTİLAFLARINDA YENİ CEPHE: THE NEW YORK TIMES v. OPENAI & MICROSOFT


Bu zamana kadar hep yapay zekâlar ve çıktılarının telif hakkı sorunu oluşturup oluşturmadığına dair araştırmalar yapılırken, The New York Times (The NY Times) işleri tersine çevirerek ChatGPT’nin öğrenme aşamasına el attı ve veri tabanı oluşturma aşamasında kendilerine ait makaleleri ve haber içeriklerini kullandığı gerekçesiyle ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI şirketine ve Microsoft’a dava açtı. Böylelikle, teknolojinin son hızda ilerlediği ve telif haklarının korunmasının da zorlaştığı bu dönemde, eser sahipleri ve teknoloji arasında süregelen hukuki mücadelelerde yeni bir alan yaratılmış oldu ve tarihte yapay zekâ yaratıcısı olan şirkete yazılı eserlerini temel göstererek telif hakkı nedeniyle dava açan ilk Amerikan medya kuruluşu The NY Times, 2023 yılının sonuna damga vurmayı başardı.

Telif hakkı ve yapay zekâ konularına geçmeden önce davaya kısaca bir göz atmakta fayda var:

The NY Times, davasında rekabete de değinerek, Manhattan’daki Federal Bölge Mahkemesi’nde sohbet/yapay zekâ robotlarının eğitilmesi amacıyla binlerce hatta milyonlarca makalesinin kullanıldığını iddia ederek dava açtı. Suçlamalarının dayanağını “yasa dışı şekilde The NY Times eserlerinin kullanılması ve kopyalanması” oluşturmakta olup, karşı tarafın milyarlarca dolarlık yasal ve fiili zarardan sorumlu tutulması gerektiğine dair talepler de bulunmaktadır. Hatta öyle ki, şikâyette içeriklerini kullanarak kendi haber ve eserlerinin yerini doldurabilecek yeni çıktılar oluşturulduğu ve gazeteciliklerinden “bedava” yarar sağlanmaya çalışıldığı ifadelerine de yer verilmiştir.

The NY Times’ın şikâyet dilekçesinde yer alan beyanlarının devamında, bağımsız gazetecilik unsurunun demokrasi için çok önemli olduğu vurgulanmıştır. İlerleyen zamanlarda da yapay zekâ destekli içeriklerin üretilmesi ile bağımsız ve özgün gazetecilik eserlerinin üretilemeyeceği ve yapay zekanın dolduramayacağı bir boşluğun oluşabileceği ve gazetecilik endüstrisinin olumsuz etkileneceği de beyan edilmiştir.

Parasal talep bakımından ise kesin bir talebe yer verilmemiş olup, OpenAI ve Microsoft’un yukarıda da belirtildiği üzere gazetenin çalışmalarını yasadışı olarak kullandığı gerekçesiyle milyarlarca dolar zarara neden oldukları iddia edilmiştir. Tüm şikâyet metnine https://nytco-assets.nytimes.com/2023/12/NYT_Complaint_Dec2023.pdf bağlantısından ulaşılabilir.

The NY Times’ın telif haklarını koruma çabasının bir diğer ayağını ise, başka şirketlerin telif haklarıyla korunmakta olan eserleri kullanan ve onlara yer veren tüm sohbet/yapay zekâ robotlarının verilerinin imhası yönündeki çağrısının oluşturduğunu belirterek olayın karşı tarafına da göz atalım.

Microsoft ve OpenAI şirketleri, yapay zekânın eğitilmesi amacıyla eserlerin kullanılmasının “adil kullanım” kapsamında kaldığını ve içeriklerin kullanımlarının “dönüştürücü amaca (transformative purpose)” sahip olduğunu belirtmektedir.

Peki, yapay zekâ ve telif hakkının bağlantısı nedir, ne gibi bir ilişkileri vardır? Adil kullanım nedir ve koruma kapsamı nereye kadardır?

Kısaca ABD Hukukunda Telif Hakkı

Somutlaştırılmış bir fikir olan eseri hukukla korumanın en önemli özelliği, fikri mülkiyetin sahibinin hususiyetini taşıması halinde, başkaca şekil şartı aranmaksızın ve tescil zorunluluğu olmaksızın yaratıldığı andan itibaren herhangi bir işleme tabi olmadan koruma hakkından yararlanabilmesidir. Telif Hakkı, eser sahibinin her türlü fikri emeği ile ürettiği eserler üzerinde hukuken sağlanan koruma olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram ilk olarak sadece edebi eserlere ilişkin olarak kullanılmış olsa da sonradan anlam genişlemesine uğrayarak tüm fikri haklar için kullanılır hale gelmiştir.

ABD’de önceki dönem yasalarda telif hakkının korunması, eserin telif hakkı bildirimi kullanılarak yayımlanması ile güvence altına alınıyordu. Günümüzde ise bir eserin telif hakkı korumasına sahip olması için yayım ve telif hakkı bildirimi gerekmemektedir. Günümüzde telif hakkının doğması için bir fikrin somutlaşması yeterli olup tescil edilmesine gerek yoktur. Ancak bu, telif haklarının tescil edilmesinin mümkün olmadığı anlamına gelmemektedir. Türkiye de dahil dünyada pek çok ülkede olduğu gibi eser sahibinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlayan, isteğe bağlı olarak tescil uygulaması ABD’de de vardır. Telif hakkı koruması için eskiden gerekli sayılan ABD Telif Hakkı Bürosu’na kaydolmak şartı da günümüzde aranmamaktadır. Burada bahsedilen “kaydolunma/kayıt altına alınma”, bir eserin veya çalışmanın yetkili organlar nezdinde “kamuya açık kayıtlara girmesi” ve “bir tescil sertifikası ile belgelenmesi” anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte, ABD’de, Telif Hakkı Yasası, telif hakkının korunması için belirli teşvikleri içeren bir kayıt sürecini desteklemektedir. Örneğin, ABD Mahkemelerinde telif hakkı ihlali davası açılabilmesi için ABD menşeli eserlerin tescilli olması gerekmektedir. Bu kayıt, telif hakkı talebinin kamuya açık olması anlamına gelmektedir. Eser, yayınlanmasından önce veya en fazla 5 yıl içinde tescil edilmişse, bu durum telif hakkının geçerli olduğu ve tescil belgesinde yer alan sahibin adı vb. faktörler açısından kanıt oluşturmaktadır. Devamla, Bern Sözleşmesi çerçevesinde ABD müelliflerinin eserlerine ilişkin telif hakları, işbu sözleşmeye taraf olan ülkelerin tamamında otomatik olarak korunmaktadır. ABD’de 1 Ocak 1978 tarihinden sonra oluşturulan eserler bakımından telif hakkı koruması, Türkiye’de olduğu gibi, yazarın ölümünden itibaren 70 yıl boyunca devam etmektedir. Ancak, bir yazarın sahip olduğu telif haklarından farklı olarak şirketin telif hakkı, eserin ortaya çıkmasından itibaren 120 yıl veya eserin yayımlanmasından sonra 95 yıl (hangisi daha kısaysa) sürmektedir.  ABD Telif Hakkı Kanunu (The Copyright Act of 1976) bakımından koruma kapsamını; şiir, roman, film, şarkı, bilgisayar yazılımı ve mimari gibi edebi, dramatik, müzikal ve sanatsal eserler de dahil olmak üzere orijinal eserleri oluşturmaktadır. İşbu çalışmaların koruma altına alınabilmeleri için ise özgünlük, somutlaşmış olma ve minimum yaratıcılık kriterleri aranmaktadır. Amerika’ daki Telif Haklarının daha somut bir şekilde ele alınması gerekirse kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Telif Hakkı;

  • Sanat, edebiyat, müzik ve drama gibi dallarda verilen eserleri içermektedir.
  • Orijinal olan eserleri/ çalışmaları ve Sanatsal veya yazın çalışmaları korur.
  • Herhangi bir gerçek veya tüzel kişi tarafından telif hakkı ihlal edilenin dava açmasına olanak sağlar.
  • Aynı zamanda da eserlerin, yetkili organlarca kamuya açık olarak paylaşılmasını ve tescil edilmesini (kaydettirilmesini) sağlar.

ABD Yasalarına göre Telif Hakkının İhlali

Diğer birçok hukuk düzeninde olduğu gibi ABD’de de telif hakkının ihlalinden söz edebilmek telif hakkı sahibinin izni olmadan eserin dağıtımı, kopyalanması, halka açık olarak sergilenmesi veya icra edilmesi ve/veya türevi bir çalışmaya kaynak teşkil etmesi gibi koşullar aranmaktadır. Telif hakkı ihlal edilen hak sahibi, davalı yanın, telif hakkıyla korunan çalışma ve eserleri izinsiz kullanmasının durdurulmasını, yasaklanmasını ve zarar tazmini açısından ihtiyati tedbir uygulanmasını talep ederek dava açabilmektedir. Aynı zamanda telif hakkı ihlali davası için davacı yanın geçerli bir telif hakkı sahibi olması ve davalı tarafından bu geçerli hakkının ihlal edilmiş olması da gerekmektedir.

Telif hakkının ihlali kapsamında değerlendirilmeyen ve yasak olan davranışlara tolerans gösterilmesine yol açan ve Microsoft ve OpenAI şirketlerinin savunmalarında yer alan “Adil Kullanım” kavramının incelenmesi, yazının ve davaların anlaşılması adına önem arz etmektedir.

Adil Kullanım

Adil kullanım net bir tanıma sahip olmamakla birlikte, telif hakkı ile korunan eserin veya çalışmanın, telif hakkı sahibinden izin alınmaksızın kullanımına belirli koşullarda izin verilmesi olarak tanımlanabilir. Adil kullanım yoruma açık bir kavram olup somut olay nezdinde incelenmesi gereken bir kavramdır. ABD Telif Hakkı Kanunu Bölüm 107’de adil kullanımda dikkat edilmesi gereken dört kritere yer verilmiştir.

  • Kullanım Amacı (kullanımın ticari nitelikte mi yoksa kâr amacı gütmeyen eğitim amaçlı mı olduğu da dahil olmak üzere, kullanımın amacı ve niteliği): Bu kriter, kullanımın ticari mi yoksa kâr amacı gütmeyen bir eğitim amaçlı mı olduğunu ve eserin telif hakkıyla korunan esere “dönüşüp” yeni bir şeyler ekleyip eklemediğini dikkate almaktadır. Kullanımın ticari olmadığının tespiti halinde bu durum adil kullanım bulgusuna işaret edecektir. Ancak ticarilik faktörü ilk kriterin analizinin sadece bir kısmını oluşturur ve bu nedenle belirleyici değildir.
  • Telif Hakkıyla Korunan Çalışmanın Niteliği/Doğası: Mahkemeler, telif hakkıyla korunan çalışmanın niteliğini, yani örnek olarak telif hakkıyla korunan çalışmanın gerçeklere dayalı mı yoksa yaratıcı mı olduğunu analiz edecektir. Telif hakkıyla korunan çalışmanın kreatif (yaratıcı) olması halinde adil kullanım kapsamına girmesi zorlaşacaktır. Nitekim, özgünlük telif hakkı korumasının bel kemiğini oluşturmakta olup her eser birbirinden ayrı özelliklere sahiptir.
  • Bir Bütün Olarak Telif Hakkıyla Korunan Eserle İlgili Olarak Kullanılan Kısmın Miktarı ve Önemi: Kullanıma konu edilen eserin/çalışmanın ne kadar kullanıldığı sorusu da önem taşımaktadır. Telif hakkıyla korunan eserle ilgili olarak kullanılan kısmın miktarı ve önemi bir bütün olarak dikkate anılmaktadır. Kullanım amacı incelendiğinde amaca uygun olarak nitelendirilebilecek bir kullanım, adil kullanım bakımından lehe kullanım teşkil edecektir. Yani bir çalışmanın ruhu, deyim yerindeyse özünün kopyalanması halinde adil kullanımdan söz edilemeyecektir.
  • Kullanımın Telif Hakkıyla Korunan Eserin Potansiyel Pazarı veya Değeri Üzerindeki Etkisi: Bu kriterde ise ihlalde bulunan kullanımın, telif hakkıyla korunan çalışmanın potansiyel pazarı veya değeri üzerindeki etkisinin tartılacağı açıklanmaktadır. Nitekim bu inceleme üçüncü kriter olan “miktar” başlığıyla da paraleldir. Diğer önemli husus ise oluşturulan veya kullanılan miktarın orijinal eserle rekabet haline girip girmeyeceğinde saklıdır. Bu hususta mahkemeler, ihlal eden eserin, telif hakkıyla korunan eserin pazar ikamesi olarak hareket ettiği ve hatta bazen ihlal eden kullanımın, telif hakkı sahibinin işgal ettiği pazarların dışında yer aldığı durumlarda (bu pazar tek pazar olduğu sürece) adil kullanım bulgusuna karşı ağırlık vermek için bu faktörü değerlendirmiştir.

Bu noktada inceleme konusu ihtilafa dönecek olursak:

Şikâyette, bağımsız gazeteciliğin en önemli noktası olarak orijinal haberler vurgulanmıştır. Dolayısıyla, yapay zekâ ve sohbet robotlarına veriler yüklendikten sonra ortaya çıkan sonuca ve chatbot’lardan alınan sonucun ne kadar The NY Times’ın makale ve çalışmalarıyla örtüşüp örtüşmeyeceğine bakılmalıdır. Çünkü yukarıda maddelerle sayılmış olan kriterlere bakıldığında The NY Times’ın yapay zekaya yüklenen eserlerinin nitelikleri, miktarları, habercilik ve gazetecilik pazarında işlenen veri çıktılarının The NY Times’ın pazarında değişiklik yaratıp yaratmayacağı tek tek incelenmelidir. Aynı zamanda, adil kullanım kapsamında kalınıp kalınmadığının miktar ölçütü bakımından somut olarak belirlenebilmesi için, yapay zekâlarda kullanılan bilgi havuzunun kaçta kaçının The NY Times, kaçta kaçının diğer haber veya bilgi sitelerinden alındığının da araştırılması gerekmektedir.

Devamla, adil kullanım doktrininin Yapay zekâ/makine öğrenimi konusunda uygulanıp uygulanmayacağı sorusu hala tartışma konusudur. Ancak Google Kitaplar Davası (Authors Guild v. Google, Inc., No. 13-4829 (2d Cir. 2015))[1] ışığında bakıldığında, bilgi almak için çalışmaların kopyalanması halinde, çalışmaların kopyalanması yasal bir zemine dayandırılmış görünmektedir; telif hakkıyla korunmayan bilgileri kullanmak için bir eserin kopyalanması sorun teşkil etmemektedir.  Sonuç olarak, bu dava özelinde yapay zekâ öğrenmesi için kullanılan ve telif hakkıyla korunan eserler hakkında, bu eserlerin kullanımının telif hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği söylenebilecektir. 

Bu noktada ChatGPT ve diğer yapay zekâ robotlarının çıktılarının telif hakkı kapsamında incelenmesine kısaca değinilmesi gerekir ki çıktılar işlenirken herhangi bir telif hakkı ihlali olup olmadığı konusu her açıdan ele alınabilsin.

Yapay Zekâ Sohbet Robotları ve Çıktıları

Değerlendirilmesi gereken ilk konu, yapay zekânın eser sahibi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. 2009/24/EC sayılı AB Bilgisayar Programlarının Yasal Korunması Hakkında Direktif md.1/3; “Bir bilgisayar programı, eser sahibinin kendi fikri yaratımı olması bakımından özgün nitelikte ise korunacaktır.” demektedir. Orijinallikte ürünün yeni, estetik veya benzersiz olması aranmamakta, eser sahibinin ürün üzerindeki yaratıcılığı, bir nevi imzası aranmaktadır. Eser sahibinin gerçek kişi olması ve eser sahibinin bir kişiliği olması gerekmektedir. Bununla birlikte, henüz teknolojik gelişmeler ile hukuk paralel şekilde düzenlemeler içermemekte olup, şu anda yapay zekâya kişilik atfedilmemektedir. Kişilik atfedilmemesinin sonucu olarak da yapay zekânın ürettiği içeriklerin üzerinde eser sahibi olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Ancak, bu sefer de üretilen içeriklerin sahibinin kim olacağına dair bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemde, yapay zekânın yazılımcısı eser sahibi olabilir, yapay zekâyı veri girdileriyle eğiten kişiler eser sahibi olabilir veya yapay zekâ nezdinde kendi özgün veri girdilerini yükleyerek geliştiren kullanıcılar eser sahibi olabilir şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Konuyla paralel olarak ABD hukukunda verilen bazı kararlara aşağıda kısaca yer verilmiştir:

  • ABD Telif Hakkı Ofisi “Midjourney” kararında, bağımsız bir araştırma laboratuvarınca geliştirilmiş ve metinleri resimlere dönüştüren yapay zekâ (AI) hizmeti olan Midjourney tarafından oluşturulan görsellerin, insan ürünü olmadığını gerekçe göstererek telife tabi olmayacağına hükmetmiştir.
  • Bir diğer örnek, 2022 yılında ABD Telif Hakları Ofisi’nin Stephan Thaler’ın “A Recent Entrance to Paradise (Cennete Açılan Yakın Zamanlı Bir Giriş)” isimli eserine ilişkin başvurusudur. Söz konusu eser, bir makinede yer alan bilgisayar algoritması tarafından bağımsız şekilde yaratılmıştır. Stephan Thaler, kendisinin “bilgisayar tarafından yaratılan bu eseri Yaratıcılık Makinesi’nin maliki sıfatıyla ve ivaz karşılığı/sipariş üzerine yaratılan eser olarak [work-for-hire] tescil ettirmeyi amaçladığını” belirtmişse de başvurunun reddine karar vermiştir. Başvurunun reddine karar veren Ofis, eserin “eser üzerinde telif hakkı talep edilebilmesi için aranan ve eser sahibinin bir insan olması gerektiğine ilişkin kriteri sağlamadığı” sonucuna varmıştır. Kararın yeniden incelenmesi için ikinci kez talepte bulunan Thaler’in bu çabası; “eser sahibi bir insana ait herhangi bir yaratıcı katkı veya müdahale olmadan” işleyen “bir makine veya sadece mekanik süreç tarafından üretilen” eserlerin tescil edilemeyeceği, çünkü mevzuatta, “eserin, bir insan tarafından yaratılması gerektiği” şartının bulunduğu ve bu nedenle de Thaler’ın yapay zekâsının hak sahibi olamayacağı gerekçeleriyle olumsuz sonuçlanmıştır.
  • Bir başka örnek olan ABD’deki Fiest Publications v Rural Telephone Service Company Inc. 499 U.S. 340 (1991) ve Naruto v. Slater, No. 16­ 15469 (9th Cir. 2018) ve Avustralya’daki Acohs Pty Ltd v. Ucorp Pty Ltd davalarında da sadece insanların eser sahibi olabileceği ortaya koyulmuştur. 

Somut olayda ise çıktılar değil ancak gidişatın kendisi sorgulanmaktadır.

Makine Öğrenmesi ve Telif Hakkı

Telif hakkıyla korunan eserlere ilişkin yapay zekânın eğitilmesinin, telif hakkıyla korunan eserlerin pazarına ve değerine zarar verdiğine dair güçlü argümanlar bulunmaktadır. Bunların en önemlisini, çoğu telif hakkı sahibinin halihazırda yapay zekâ eğitim lisansları sunmasına rağmen, birçok yapay zekâ geliştiricisinin yapay zekâyı eğitmek için kullanılan çalışmalar için telif hakkı sahiplerine ücret ödememesi oluşturmaktadır. Bu durumun sonucu olarak ise telif hakkı sahiplerinin lisanslama pazarlarının yok olacağının söylenmesi, hiç de yanlış olmayacaktır. Birçok sanatçı ve telif hakkı sahibi, çalışmalarının yapay zekâ eğitim veri kümelerine dahil edilmesi için lisanslar sunmaktadır. Getty Images’ın yapay zekâ geliştiricilerine görüntülerini yapay zekâ öğrenmesinde veri kümelerinde kullanmaları için lisanslar sunması, birçok telif hakkı sahiplerinin çalışmalarını bu şekilde lisanslayarak sunmalarına örnek gösterilebilecektir. Ancak bu yöntemin herkes tarafından izlenmesi halinde yapay zekâ geliştiricilerine büyük bir yük ve sorumluluk yüklenmiş olup, bu yöntem de pek mümkün görünmemektedir.

Amerika’daki çoğu telif hakkı paydaşının yukarıda açıklanan adil kullanımın, veri işleme sürecinin korunması için yeterli olduğunu savunduğunu söylemek mümkündür. Ancak bu öğretinin veri madenciliğinde (data mining) kullanılması, işbu doktrinin öngörülmesi mümkün olmayan derecede esnemesine neden olabilecektir. Ayrıca, The NY Times’ın tüm makale ve haberlerini herkese açık bir şekilde insanlarla bilgi paylaşımı yapmak amacıyla kamuyla paylaştığı da dikkate alınacak bir husustur.

Devamla, makine öğrenmesinin telifli verilerle eğitilmesinin de çalışma veya eserleri dağıtmadığı veya başkalarına doğrudan iletmediği gerekçesiyle telif haklarını ihlal etmeyeceği yönünde bir görüş de bulunmaktadır. Yapay zekâ tarafından taranan ve kullanılan verilerin işleniş amacının da önem taşıdığını söylemek mümkündür. Çalışma veya eserlerin veri işleme/veri madenciliği için kopyalanıp kullanılması, işbu verilerin çalınıp yeniden oluşturulup tüketiciye sunulması için toplanıp işlenmemektedir. Bu çerçeveden bakıldığında telif hakkı ihlalinin varlığını söylemek de doğru olmayacaktır. Aynı zamanda yüklenen tüm veri, makale ve çalışmaların insanlara faydalı olması adına değiştirilerek ve özgün bir şekilde çıktı oluşturabileceği göz önüne alınmalıdır. Ne kadar çok veri, o kadar özgünlük ve daha bağımsız bir çıktı anlamına gelmektedir. Önünün kesilmesi imkânsız olan yapay zekânın karşısında, eser sahiplerinin veri yüklemelerinin fazla olması halinde telifli eserlerin orijinalleri yerine değiştirilmiş, geliştirilmiş ve farklılaştırılmış çalışmaların yaratılmasıyla kendilerini daha güvende hissetmesi mümkün kılınmaktadır. Her ne kadar çalışmalarının kullanılması sırasında yasal bir dayanak bulunmasa da internet dediğimiz bilgi ağına düşen her bilginin aslında herkese sunulduğunu unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan ve yapay zekâ ve makinelerde ileri teknolojiye sahip olan ABD’de telif hakkının ve sınai mülkiyet hukukunun teknoloji ile bir savaş halinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Devamla belirtmek gerekir ki, yapay zekânın çıktıları veya kullanımından kaynaklı uyuşmazlıklarda her kullanım adil kullanım kapsamında değerlendirilemeyecekken, telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zekâ öğrenmesi için yetkisiz kullanılması da keza adil kullanım bakımından her daim geniş ve sınırsız şekilde uygulanamayacaktır. Nitekim ne Telif Hakkı Yasası ne de içtihatlar suistimal edilecek derecede adil kullanıma izin vermektedir. Ancak belirtilmelidir ki, aynı şekilde telif hakkının, yaratıcıların haklarını ihlal etmeyen faydalı teknolojilerin gelişimini engellemesine izin verilmesi hali de fikri mülkiyet hukukunun hedeflerine engel teşkil edecektir.

Tüm bu açıklamalarımız sonucunda da yapay zekâ öğrenmesinin telif haklarını ihlal etmeyeceği görüşünde olmakla ve Amerikan mahkemelerinden ne gibi bir sonuç çıkacağını merak etmekle birlikte, davanın sonucunun var olan telif hakkı davalarına yeni bir soluk getireceğinden hiç şüphe duymuyoruz. The NY Times ihtilafı, kanaatimizce, yeni birçok davanın ve farkındalığın önünü açacak, yapay zekâ konusunda telif hakkı başta olmak üzere diğer fikri mülkiyet hakları bakımından da hem uygulamayı hem de sınırlarımızı test edecektir.

Örnek diğer davalara kısaca göz gezdirmeden önce, son noktayı koymak adına umuyoruz ki; yapay zekâlar olabildiği ölçüde etik biçimde ve eser sahiplerinin hakları ihlal edilmeden, lisanslama veya izinlerle geliştirilebilir ve yapay zekâ geliştiricileri ile eser sahipleri arasında sözleşme ilişkileri kurularak, ilişkiler hukuki ihtilafa dönüşmeden daha sağlam temellere dayanabilir. Önü kesilemeyecek ve tek bir tuşla hepimizin ulaşabildiği teknoloji ile barış sağlamak kanaatimizce var olan en iyi seçeneğimizdir.

Örnek Davalar

1- Sarah Silverman v. OpenAI ve Meta: ABD’li komedyen Sarah Silverman, OpenAI ve Mark Zuckerberg’e ait olan Meta’ya yapay zekâ öğrenmesi yapılırken izinsiz şekilde kitaplarının kullanıldığı gerekçesiyle (Copyright Act of 1976 (17 U.S.C. § 501, et seq.)) dava açmıştır. Silverman aynı zamanda Christopher Golden ve Richard Kadrey adlı iki yazarla birlikte, OpenAI ve Meta tarafından geliştirilen yapay zekâ modellerinin eğitim verilerinin bir parçası olarak kendi çalışmalarını kullandığını iddia eden davaları açmıştır. OpenAI’ya karşı açılan davada, telif hakkı korunan kitapların izinleri alınmaksızın ChatGPT’nin veri setine yüklenerek veri havuzunun genişletildiği iddia edilmiştir. Aynı zamanda davada birçok yazarın kitabının bir yapay zeka dil modeli olan LLaMA’ yı eğitmek için kullanıldığı da ileri sürülmüştür. Davalarda yazarların eserlerinin yapay zekânın eğitilmesiyle ilgilenen topluluğun dikkatini çeken “gölge kütüphaneden (shadow company)” elde edildiği iddia edilmektedir. (Gölge kütüphaneler, normalde gizlenmekte olan veya kolay şekilde erişilemeyen içeriklerin çevrimiçi olarak bulunduğu veritabanlarıdır.)

2- Thomson Reuters v. Ross Intelligence Davası: 2020 yılında davacı taraflar olan Thomson Reuters Enterprise Center GmbH (“Thomson Reuters”) ve West Publishing Corporation (“West”), ABD Delaware  Bölge Mahkemesi’nde Ross Intelligence Inc.’e platformlarında yer alan çalışmalarının yasa dışı kullanımı sonucu telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava açmıştır. Davacı taraflar hukuk sektöründe kullanılan arama platformu Westlaw’u işletmektedir. Davalı yan, yapay zekâ yardımıyla yeni bir hukuki arama motoru geliştirmiştir. Ve fakat bunu yaparken de kendi arama motorunu geliştirmek için LegalEase Solutions, LLC ile ortaklık kurmuştur. Davacılar, Ross LegalEase Solutions’ın arama motorunun veri tabanını zenginleştirmek için kendi bilgilerini izinsiz şekilde indirip depolamak için yapay zekâyı kullandığını iddia ederek telif haklarının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Mahkeme, dava sonucunda davacıların telif hakları taleplerini yeterli görüp, davalının davanın reddi taleplerini reddetmiştir. Davalı taraf 2023 yılının başında kullanımlarının adil kullanım kapsamında kaldığını ileri sürmüştür. İşbu iddialarında ise Westlaw içeriğinin işlevsel ve transformative (dönüştürücü) olduğunu, kopyalanan verilerin telif hakkı korumasının zayıf olduğunu, kullanılan verilerin miktarının az olduğunu ve ürünlerinin, Westlaw’ın eserlerinin pazardaki yerini almadığına yer vermiştir. Davacı taraf ise, davalı tarafın geliştirmekte olduğu arama motorunun, ileride Westlaw’un yerini alıp onunla rekabet edecek bir ürün yarattığını, kendi ürettikleri Westlaw’un son derece özgün ve yaratıcı olmasından kaynaklı olarak adil kullanımın olaya uygulanamayacağını öne sürerek, davalının kendi pazarlarına zarar verdiğini ve daha büyük zararları da gelecekte vereceğini belirtmiştir. Dav henüz sonuçlanmamıştır.

3- Planner5D” v. Facebook, Inc., et al., Case No. 19-CV-03132 (N.D. Cal.) Davası: 2019 yılında UAB Planner 5D; Facebook, Inc., Facebook Technologies, LLC ve Princeton Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne karşı telif hakkı ihlali ve ticari sırların kötüye kullanılması nedeniyle ABD Kaliforniya Kuzey Bölge Mahkemesi’ne şikâyette bulunmuştur.

2011 yılında kurulan Planner 5D, teknoloji alanında faaliyet göstermektedir. Şirketin web sitesi kullanıcıları, sanal nesnelerden (masa, sandalye ve kanepeler gibi) oluşan bir kitaplığı kullanarak, sanal iç tasarım sahneleri oluşturabilmektedir. Bu haliyle şirketin faaliyet alanının bir ev tasarımı web sitesi olarak açıklanması mümkündür. Şirket, tasarladığı üç boyutlu nesne ve sahnelerin derlenmesinde telif hakkı sahibi olduğunu ileri sürmektedir.

Planner 5D, Princeton bilgisayar bilimcilerinin, geniş veri koleksiyonunu, binlerce nesne ve on binlerce sahne de dahil olmak üzere tüm verilerini indirdiğini iddia etmektedir. Princeton’ın, 48.000’den fazla dosyayı kopyalamakla suçlanmasının yanı sıra, aynı zamanda bu verileri sahne tanıma araştırması için kullandığı da ileri sürülmüştür. Hatta, Princeton’ın araştırma makalelerinde bu durumu kabul ettiği ve verilerin SUNCG veri kümesi (SUNCG dataset) olarak kendi internet sitesinde paylaştığı da belirtilmiştir. Telif hakkı ihlali başvurusu ise, Princeton’ın eylemlerinin Planner 5D’nin Hizmet Koşullarını ve web sitesinin yapısını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Dosya kapsamında yapılan incelemede telif hakkı ihlali iddiasının kanıtlanması için başvuru sahibinin, haklı bir telif hakkına sahip olduğunu ve çalışmanın orijinal unsurlarının izinsiz şekilde alındığının/kopyalandığının kanıtlanması gerektiği söylenmiştir. Princeton ve Facebook ise, Planner 5D’nin, 17 U.S.C. § 411(a)’da belirtilen kayıt/tescil gereksinimine uygun olarak hareket etmediğini savunmaktadır. Facebook ayrıca, Planner 5D’nin eserlerine ilişkin telif haklarının gerekli düzeyde kanıtlanmadığını ve kendi çalışmalarında orijinallik ve yaratıcılık eksikliğinin olmadığını da belirtmektedir.

Sonuç:

Toparlayacak ve son noktayı koyacak olursak; tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de telif ve sınai mülkiyet haklarıyla, yapay zekâ ve makinelerin “eserlerinin” çakışma alanlarında hukuki belirsizlik ve mücadele mevcuttur. Telif hakları özelinde, telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zekâ öğrenmesinin geliştirilmesi için kullanılmasının adil kullanım kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ABD’de netlik kazanmış değildir.

Genel değerlendirme olarak, her ne kadar yapay zekâ öğrenmesinin telif haklarını ihlal etmeyeceği görüşünde olsak da, mahkemelerce verilecek olan kararlar ışığında içtihat ve uygulamalar gelecek günlerde şekillenecek ve sınırlarımız belirlenecektir. O zamana kadar ise konu bir sır perdesi olarak kalmaya devam edecektir.

Başak Ayşe ORTAK

basakortak006@gmail.com

Ocak 2024


DİPNOT

[1] Google Kitaplar Davası (Authors Guild v. Google, Inc., No. 13-4829 (2d Cir. 2015) sonucunda mahkeme şu sonuçlara varmıştır:

1) Google’ın telif hakkıyla korunan çalışmaları izinsiz dijitalleştirmesi, bir arama işlevi oluşturması ve bu çalışmalardan kesitleri görüntülemesi, ihlal oluşturmayan adil kullanımlardır. Kopyalamanın amacı son derece dönüştürücü nitelikte olup, metnin kamuya açık gösterimi sınırlıdır ve kamuya açıklanan/ifşa edilenler, orijinallerin korunan yönleri için önemli bir pazar ikamesi sağlamamaktadır. Google’ın ticari niteliği ve kâr amacı, adil kullanımın reddini haklı çıkarmamaktadır.

2) Google’ın, kütüphanelerin kopyaları telif hakkı yasasına uygun bir şekilde kullanacağı anlayışıyla kitapları sağlayan kütüphanelere dijitalleştirilmiş kopyalar sağlaması da ihlal teşkil etmemektedir. Ayrıca bu kayıtta Google’ın ihlale katkıda bulunan bir taraf olmadığı da belirtilmiştir.

Tam bu noktada davanın karşı tarafında yer alan Open AI, USPTO’ya yaptığı bir açıklamada üçüncü kriterin (Bir Bütün Olarak Telif Hakkıyla Korunan Eserle İlgili Olarak Kullanılan Kısmın Miktarı ve Önemi) amacının, kopyalanan telif hakkıyla korunan eserin miktarı değil, telif hakkıyla korunan bir eserin kamuya sunulan miktarı olduğunu savunmuştur.

Fransız Temyiz Mahkemesi’nden Chanel v. Easy Cash Kararı: Orijinal Numune Ürünün Yeniden Satışı Marka Hakkının Tükenmesi Teşkil Etmez


Fransız Temyiz Mahkemesi (“Temyiz Mahkemesi”) 6 Aralık 2023 tarihli Chanel v. Ouest SCS, 20-18.653 sayılı kararında, marka hakkının tükenmesine ilişkin önemli değerlendirmeler içeren bir karara imza attı. Davalı Oeust SCS şirketine ait Easy Cash isimli mağazalarında satılan  ve üzerlerinde “numunedir”, “parayla satılmaz” gibi ibareler taşıyan Chanel kozmetik ürünlerinin satışına karşı Chanel tarafından açılan  marka hakkına tecavüz iddiaları içeren davada, Ouest SCS’nin genel savunması, ürünlerin Chanel tarafından onaylanmış bir perakendeciden satın alınması sebebi ile, marka sahibinin izni ile piyasaya sürülmüş ürünler olduğu ve dolayısıyla marka hakkının tükendiği yönünde olmuştur. Ne var ki, gerek Fransız istinaf mahkemesi gerekse Temyiz Mahkemesinin görüşü aksi yöndedir.

Temyize Konu Olay ve İstinaf Mahkemesi Kararı:

Ouest SCS, Chanel markalı numune kozmetik ürünlerinin  Bayan [N]’den satın alınmış olup, Bayan [N] de bunları Chanel dağıtım ağı tarafından onaylanmış bir perakendeciden satın aldığını ileri sürmüştür. Chanel tarafından “Easy Cash” mağazasında yürütülen delil tespiti işleminde, üzerinde “Sadece yetkili Chanel satıcıları tarafından satılabilir” ibaresi bulunan numune ürünler ile beraber ambalajı çıkarılmış veya kısmen kullanılmış ürünlere el koymuştur. Temyiz Mahkemesi nezdinde temyiz edilen istinaf mahkemesi kararına göre “Easy Cash” markası altında her türlü ikinci el veya sıfır ürünün satışını yapan Ouest SCS şirketinin Chanel markalı orijinal fakat numune kozmetik ürünlerini izinsiz yeniden satması marka hakkına tecavüz olarak değerlendirilmiştir. Ouest SCS ise kararı temyiz etmiştir.

Aşağıdaki bu olayı ve kararı; Fransız Temyiz Mahkemesi’nin kararının Fransızca yayınlanmış metninin tercümesine dayanarak ve Ouest SCS’nin temyiz gerekçeleri ve itirazları ile Temyiz Mahkemesi’nin bu itirazlara karşı gerekçeleri üzerinden incelemekteyiz.

Ouest’in Temyiz Gerekçeleri:

Chanel’in, Chanel markalı numune kozmetik ürünlerinin izinsiz yeniden satışı nedeni ile marka hakkına tecavüz iddia ettiği davada, Ouest SCS, marka hakkının, sahibine bu marka adı altında Avrupa Birliği’nde veya Avrupa Ekonomik Alanı’nda piyasaya sürülen malların kullanımı yasaklama hakkı vermediğini savunmuştur. Ouest SCS’ye göre, bir marka tarafından tüketiciye numune mal sunulması reklam amacı taşımakta olup izlenen ticari amaç gözetildiğinde bu fiil zaten piyasaya sunmak anlamına gelmektedir. Sırf bir numunenin üzerine “satılamaz” ibaresi yazılması bu ilkenin sorgulanması için yeterli değildir.   Seçici bir dağıtım ağına ait yasal olarak edinilmiş ürünlerin pazarlanması olgusu kendi başına haksız bir fiil teşkil etmez.  Bir müteşebbisin, yapılan yatırımlardan veya itibarından haksız yere faydalanarak başka bir şirketin izinden gitmesinden oluşan parazitlik, bir bütün olarak ele alınan faktörlerin birleşiminin sonucudur. İstinaf Mahkemesi’nin, Ouest SCS’nin parazitizm eylemlerinde bulunduğu sonucuna varmak için orijinal ambalajında yeniden satılan bir ürüne ilişkin tek bir münferit örnekle yetinmesi hatalıdır. Yeni olsalar bile, ikinci el mal satan bir satıcının, eşdeğer yeni malların fiyatıyla bir karşılaştırma yapması haksız rekabet veya parazitizm değildir. Mevcut davada, İstinaf Mahkemesi, etiketlerde hem kendi yeniden satış fiyatından hem de yeni ürünün fiyatından bahseden ve ikisi arasında açıkça bir karşılaştırma yapan, Ouest SCS’nin müşterileri kendine çekmeye çalıştığına ve parazitizm ve haksız rekabet eylemlerinde bulunduğuna karar vermesi hatalıdır. İkinci el ama yeni ürün satan bir perakendecinin, yasal olarak edindikleri bu ürünlerin markasının itibarına güvenmeleri haksız rekabet veya parazitizm teşkil etmez.

Temyiz Mahkemesi’nin Ouest SCS’in Temyiz Talebini Red Gerekçeleri:

Ouest SCS her ne kadar, Chanel’in marka hakkının tükendiğini ileri sürse ve istinaf kararını temyiz etse de, Temyiz Mahkemesi’nin görüşü de bir önceki dereceden farklı olmamıştır.

Mahkeme kararına göre, Fransa Fikri Mülkiyet Kanunu’nun ilgili hükümleri Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 2008/95/EC sayılı direktif ışığında yorumlanmalıdır. Söz konusu düzenlemeler marka sahibinin, markasını taşıyan bir ürünün piyasaya sürülmesine rıza gösterme konusundaki münhasır hakkının, ilgili ürünün hak sahibinin rızasıyla ilk kez piyasaya sürülmesiyle tükendiğini belirtmektedir. Böylece marka hakkının tükenmesi ilkesi malların serbest dolaşımını garanti altına alır. İlgili ürünlerin her biri için bunu kanıtlamak tükenme iddiasında bulunan tarafın yükümlülüğüdür.  Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ışığında (12 Temmuz 2011 tarihli karar, L’Oréal ve Diğerleri, C-324/09), bir  markanın sahibi tarafından yetkili distribütörlerine, yetkili satış noktalarında tüketicilere gösterilmek üzere bu markayı taşıyan ürünlerin tedarik edilmesi, tüketicilere ücretsiz numune olarak verilmek üzere küçük miktarlarda alınması, aksine kanıt bulunmaması halinde, 21 Aralık 1988 tarihli ve 89/104/EEC sayılı Konsey Direktifi veya 20 Aralık 1993 tarihli ve (EC) 40/94 sayılı Konsey Tüzüğü anlamında piyasaya sürme teşkil etmez.

İstinaf mahkemesi kararında, Chanel markasını taşısa bile Bayan [N]’ye ücretsiz numune dağıtılmasının piyasaya sunma teşkil etmediğine hükmedilmiş, numunelerin dağıtılması ile ilgili haklarının tükenmediği kabul edilmiş, marka sahibinin, numuneyi tüketiciye vermiş olmasına rağmen, bu mülkiyetin verdiği hakları koruduğu belirtilmiş ve Ouest SCS’nin bu ürünleri pazarlamak için Chanel markasını kullanamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu bulgular ve değerlendirmeler temelinde, marka hakkı ihlalini, maddi nesne üzerindeki mülkiyet hakkı ile marka üzerindeki fikri mülkiyet hakkını isabetli bir şekilde nitelendiren İstinaf Mahkemesi, Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun L. 713-4 maddesini doğru bir şekilde uygulamıştır.

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu Madde 713-4, paragraf 2, bir markanın yasal olarak piyasaya sürülmüş olmasına rağmen, marka sahibinin, malların durumunun daha sonra değişmesi veya tahrif edilmesi de dahil olmak üzere meşru nedenler gösterebilmesi halinde, markanın pazarlanması karşı çıkma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.

Kararda, parfüm ve kozmetik söz konusu olduğunda, bir ürünün kısmi kullanımının, Chanel şirketinin imajına ve taşıdığı lüks ve saflık dünyasına ciddi şekilde zarar veren bir değişikliğe yol açtığına ve marka sahibi Chanel şirketinin, önceden kullanıldığı gösterilmeyen bir kozmetik ve parfümeri ürününün pazarlanmasına yönelik her türlü eyleme karşı çıkma hakkına sahip olduğuna hükmedilmiştir.

Bu bulgular ve değerlendirmeler temelinde İstinaf Mahkemesi, ispat yükünü tersine çevirmeksizin kozmetik ürünlerin orijinal ambalajları olmadan pazarlanmasının bu ürünlerin durumunda bir değişiklik/tahrif oluşturduğuna karar vermiştir. 

Sonuç:

Temyiz Mahkemesi’nin kararında markalı ürünlerin piyasaya sunulması, marka sahibinin izni ile sunulması ve hangi eylemlerin marka sahibinin izniyle sunum kabul edilmeyeceğine dair önemli tespit ve değerlendirmeler ortaya konmuştur.  Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarına da referans yapılarak verilen kararda, bir markanın sahibinin yetkili distribütörlere tedarik ettiği ürünlerin, tüketicilere ücretsiz numune olarak verilmesinin piyasaya sürme olarak kabul edilmeyeceği vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, Fransız Temyiz Mahkemesi’ne göre böyle bir kullanım karşısında, marka hakkı tükenmeyecektir.  Bu kararla, marka sahibinin izni olmadan satışa sunulan numune orijinal ürünlere ilişkin önemli bir içtihat yaratılmıştır.

Mine GÜNER

mine.guner@gmail.com

Ocak 2024

KENDİNE MAL ETME SANATI PARODİ İSTİSNASI İLE KORUNUR MU? – LA JOCONDE PLAYMOBIL KARARI –



Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris), 30 Eylül 2022 tarihli ve 20/18194 sayılı kararı ile parodik bir eserin (La Joconde Playmobil) “parodi istisnası” kapsamında telif hakkı korumasına tabi olduğuna kanaat getirmiş olup, bu eserin başkaları tarafından kısmen veya tamamen kullanımının “parodi istisnası” kapsamına girmediğini ve telif hakkı koruması kapsamı dışında kalarak, bir telif ihlali oluşturduğunun altını çizmiştir.

Bu kararda göze çarpan husus, Mahkeme’nin, var olan bir eserin yorumlama veya değişiklik yapılması suretiyle yeniden üretilmesi halini inceleyip, bir sanat akımı olacak derecede kendine yer edinmiş “kendine mal etme (temellük)” kavramını değerlendirerek bir karara varmış olmasıdır.  Bu kavram genellikle ikonikleşmiş eserlerin sanatsal amaçlarla yeniden üretilmesi olarak tanımlanır.

Herhangi bir sanat üreticisi, parodik bir eseri yeniden yorumlamak suretiyle de olsa, değişiklik olmaksızın kendine mal etmiş ise, bu bir telif hakkı ihlalidir.

Dünya genelinde Mona Lisa olarak tanınan ikonik tablo, Leonardo Da Vinci tarafından 16. yüzyılda bir kadın yağlıboya portresi olarak resmedilmiştir. Bu başyapıttaki kişinin adı Lisa del Giocondo olup, bilindiği hali ile İtalyan Rönesansı sırasında, eşinin isteği ile Leonardo Da Vinci tarafından portresi yapılmış ve eserin adı “Benim kadınım Lisa” yani “Mona Lisa” olmuştur. Resmedilen kişinin soyadı Giocondo olduğundan, bu eser aynı zamanda “La Giocondo” veya “La Joconde” olarak da bilinmektedir.  


Somut durumda, pop kültüründen esinlenen eğlenceli bir sanat akımı olan geek sanat akımına mensup Davacı Fransız Ressam, bir oyuncak markası olan Playmobil’in plastik figürlerini klasik ve/veya çağdaş akımların tanınmış eserleri ile harmanlayarak yaptığı yeni eserlerle tanınmaktadır.  2011 yılında, Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosundaki ikonik kadın resmini, bir Playmobil figürü olarak yeniden yorumlamış ve bu iş “La Joconde Playmobil” olarak adlandırılmıştır.


Davalı ise, kendisini kinetik ve figüratif pop art akımına ait olarak tanıtan Fransız bir sanatçı olup, fotoğrafların paneller üzerine bindirilmesine dayanan bir teknik ile çalışmaktadır. Davalı, dava dosyasında tekniğine ilişkin: ”fotoğraf filmlerinin paneller halinde üst üste bindirilmesine dayanan özel bir süreç geliştirdiğini ve böylece bakılan açıya bağlı olarak aynı eserin üç farklı görüntüsünü sunan bir imge” yarattığı bilgisini vermiştir.

2018 yılında ise, Davacı, davalının sosyal medya hesabında La Joconde Playmobil’in bazı bölümlerinin de yukarıda açıklanan teknik ile yeniden üretilerek animasyon ve çizgi roman karakterleri olarak paneller halinde bir sanat galerisinde satışa sunulduğunu görmüştür. Bunun üzerine, Davacı, bu sanatçıya, aracı olan şirkete ve satışın yapıldığı galeriye karşı telif hakkı ihlali ve haksız rekabet davası açmıştır.

Paris İlk Derece Mahkemesi (Tribunal de Grande Instance de Paris) 3 Aralık 2020 tarihinde verdiği 19/06289 sayılı kararla, Davacının talebini reddetmiş ve La Joconde Playmobil’in telif hakkı korumasından faydalanamayacağına hükmetmiştir. Mahkemeye göre, bu çalışma özgünlük şartını karşılamamaktadır.

Davacı, talebini reddeden İlk Derece Mahkemesi kararını Paris İstinaf Mahkemesi (Cour d’Appel de Paris) nezdinde istinaf etmiş ve karar İstinaf Mahkemesi’nce bozulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (Convention Europeennes des Droit de L’Homme) 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğünün en önemli kapsamlarından olan “sanatsal ifade özgürlüğü” ise, açıkça olmasa da çeşitli kanunlarca zımnen korunmaktadır.

Sanatsal ifade ile ilgili en açık düzenleme Türkiye’nin de taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 15. maddesinde yer almıştır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre “Bu sözleşmeye taraf devletler… yaratıcı faaliyetler için zorunlu olan özgürlüğe saygı göstermeyi taahhüt ederler.” Bu düzenlemeler doğrudan sanatsal ifade özgürlüğüne gönderme yapmasalar dahi ortaya konulan yaklaşım sanatsal ifade özgürlüğünün ifade özgürlüğüne içkin olduğu yönündedir. AİHM’e göre “…10. madde, özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü kapsamında, kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikirlerin değiş tokuşuna katılma fırsatı yaratan sanatsal ifade özgürlüğünü de içermektedir. Sanat eserleri yaratan, sergileyen veya dağıtan kişiler demokratik bir toplum için büyük önem taşıyan fikir ve görüşlerin yayılmasına katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle Devletin yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü söz konusudur…”[1]

Sanatsal ifadeler giderek daha fazla koruma görmekte ve bu tür ifadelerin kendine özgü mahiyeti AİHM tarafından da kabul edilmektedir. Mahkeme’nin sanatsal ifadelerin kışkırtıcı niteliğine özellikle vurgu yapması büyük önem taşımaktadır. Bu tür bir yaklaşım sanatsal ifadelerin de siyasi ifadeler gibi geniş koruma görmesinin yolunu açmaktadır. Örnek olarak, Mahkeme Vereinigung Bildender Künstler/Austria (Appl. No: 68354/01, 25.01.2007, § 31) kararında hicivle ilgili şu saptamada bulunmuştur: “Hiciv sanatsal bir ifade biçimi ve toplumsal bir eleştiridir ve mübalağa ile gerçekliğin tahrifi biçiminde özünde mevcut olan özellikleri nedeniyle doğal olarak kışkırtmayı ve tahrik etmeyi amaçlar.” [2]

Somut durumda, Fransız Fikri ve Mülkiyet Kanunu’nda yer bulmuş parodi istisnası kavramı da aslında sanatsal ifade özgürlüğünün korunması için yaratılmış hukuki bir tanımlamadır. Hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, sanatsal ifade özgürlüğü de sanatçıların telif haklarının ihlali noktasına kadardır. Bu konuda ikili bir değerlendirme yapılması zaruridir. Telif hakkı koruması sanatsal yaratıcılık ve ifade özgürlüğü karşısında bir engel teşkil edemeyeceği gibi sanatsal ifade özgürlüğü de telif hakkına aykırı gelmemelidir.

Burada hakimlerin konuya “hakim” şekilde dosyaları incelemeleri son derece sonuç belirleyicidir. Zira, sanat ve yaratıcılık kavramları sübjektif olabilmektedir.

Somut durumda, İstinaf Mahkemesi ilk ve en önemli olarak, “özgünlük” kavramının değerlendirilmesinde “yenilik” kriterinin bir şart olmadığına karar vermiştir. Mahkeme’ye göre, Davacı tarafından, Mona Lisa unsurları kullanılarak yeni bir oyuncak figürü üretildiğinden, burada sanatçıya “özgü” ve O’nun karakterini taşıyan bir yorumlama bulunmaktadır. Bu halde de Mahkeme, Davacının eserinin orijinal olduğuna kanaat getirmiştir. Bu halde de telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Davacının, özgünlüğe ilişkin dava dosyasındaki açıklaması: “Bu özgünlük, Leonardo da Vinci’nin efsanevi [Mona Lisa] figürünün mizahi, muzip ve nostaljik bir şekilde yeniden yorumlanmasından kaynaklanıyor ve sıra dışı bir muameleyi, Playmobil’in çocuksu karakteriyle şiirsel bir karşılaşmayla birleştirerek, onu dönüştürmek ve 16. yüzyılın başlarındaki kodlarla yüzleştirmek için yeniden ele alıyor, hayal dünyasına yapılan bu beklenmedik yolculuk resme son derece kişisel bir karakter kazandırır; tıpkı yazılarında ortaya koyduğu ve detaylandırdığı, resmedilen figürün oranları, başın, kolların ve ellerin konumu, saç şeklinin biçimi, bedenin ve giysilerin stilizasyonu, eteğin temsili, renkler, ışık oyunları ve stilize edilmiş manzara arka planı gibi özellikler gibi” şeklindedir. Görüldüğü üzere, Davacı, sanatsal ifade özgürlüğü içerisinde bir parodi yaratmış ve özgünlük katarak kendine mal etmiştir.  

Burada konu olan telif hakkı koruması, Mona Lisa tablosunun parodik versiyonunun telif hakkından yararlandığıdır.

Türk hukukunda fikir ve sanat eserleri kapsamında doğrudan parodi istisnasına ilişkin özel bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile, 1951 yılından bu yana yürürlükte olan FSEK’te yapılması öngörülen değişikliklerden biri 34/C maddesi kapsamında parodi istisnasının mevzuata eklenmesidir. Belirtilen taslak madde “Bir eserin, tesadüfen veya nitelik ve nicelik bakımından önem arz etmeyecek şekilde; çoğaltılan, yayılan veya umuma iletilen bir ürünün içerisinde yer alması eser sahibinin iznini gerektirmez. Alenileşmiş bir eserin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbesttir.şeklinde düzenlenmiş ve parodi kavramının Türk Hukuku’na eklenmesi öngörülmüştür.

Söz konusu Kanun tasarısının 11. madde gerekçesinde “Tesadüfü ve parodi amaçlı kullanımı 34/C maddesiyle, 2001/29/AT sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Bazı Yanlarının Uyumlaştırılması Hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifinin 5’inci maddesinin üçüncü paragrafının (i) bendi ile (k) bendinde öngörülen istisnalara paralel bir düzenleme getirilmiş; bir eserin, çoğaltma, yayma ve umuma iletimi söz konusu başka bir ürün içerisinde tesadüfen yer aldığı kullanımların eser sahibinin iznine tabi olmadığı düzenlenmiş; eserlerin karikatür, parodi veya pastiş amacıyla kullanılması serbest bırakılmıştır. Söz konusu düzenleme ile sıklıkla karşılan ancak kanunda bulunan boşluk sebebiyle uygulamada farklı yorumlara sebebiyet veren kullanımların yasal zemine kavuşturulması amaçlanmıştır” ifadeleri yer almaktadır.[3]

Tarihsel olarak bakıldığında ise bir sanat formu olarak kabul edilen parodi, özellikle son yıllarda sosyal medya ve benzer yayın araçlarında yaratılan içeriklerle yaygınlaşmış ve hukuki sorunları beraberinde getirmeye başlamıştır.  

Parodi en genel hali ile “sahibinin yarattığı izlenimi, farklı bir görünümle harmanlayarak oluşturulan basit bir eğlence biçimi” olarak tanımlanabilir. Parodi bir taraftan orijinal eseri akla getirirken, diğer taraftan, ürünün orijinal veya orijinalle bağlantılı olmadığını, orijinalin alaycı bir taklidi olduğunu gösterecek derecede zekice olmalıdır.[4]

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun (Code de la Propriete Intellectuelle) L122-5 maddesinde ayrıntılı olarak listelendiği üzere, telif hakkı sahiplerinin münhasır haklarına yönelik istisnalar geliştirilmiştir. Kanun, bu durumlarda eser sahibinin izni olmadan ifşa edilmiş bir eserin kullanılmasına izin vermektedir. Parodi istisnası da bunlardan biridir.

İstinaf Mahkemesine göre de, Davacının eserinin genel görünümü Mona Lisa’nın parodik versiyonu olarak telif hakkı korumasından yararlanmaktadır.

Mahkeme özgünlük ve parodi kavramlarını inceledikten sonraki aşamada, Davacının maddi ve manevi haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Davacının parodik eserinin bazı kısımlarının çoğaltılarak Davalı tarafından kullanılması, parodi istisnası kapsamının dışında kalmaktadır. Eser sahipleri arasında herhangi bir iş birliği (collaboration) olmaksızın, önceden var olan bir eserin (somut durumda La Joconde Playmobil) başka bir esere dahil edilerek (Davalının panellerle oluşturulan eseri) ortaya çıkan yeni eserin telif hakkı, önceden var olan eser sahibine yani somut durumda Davacı’ya aittir. Dolayısı ile izinsiz kullanımı ihlal hali oluşturur.

Fransız Fikri Mülkiyet Kanunu’nun L122-4. maddesi uyarınca, eser sahibinin veya O’nun haleflerinin veya vekillerinin izni olmaksızın eserin tamamen veya kısmen temsil edilmesi veya çoğaltılması hukuka aykırıdır. Aynı durum çeviri, uyarlama veya dönüştürme, düzenleme veya herhangi bir sanat veya işlemle çoğaltma için de geçerlidir.

Mahkeme bu aşamada, Davalı’nın “parodi istisnası” savunmasını reddetmiştir. Sonuçta, Davacı, Da Vinci’nin tablosunun parodisini yapmıştır, Playmobil’in değil. Bu bakımdan Davalı, Davacının dayandığı parodi istisnasından veyahut telif hakkına ilişkin başka bir istisnadan faydalanamaz.

Mahkeme bunların yanı sıra, eser sahibinin manevi haklarına ilişkin, Davalı’nın tablonun arka planını kaldırarak, Mona Lisa karakterinin tasvirinin alt kısmını keserek ve panellerinde Davacı’yı refere etmeyerek, hem eser sahipliği hakkının hem de eserin bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkının ihlalini teşkil etmektedir. Bu ihlaller tazminata mahkum edilmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme;

  • Davalı sanatçının ve eserin satışına aracı olan şirketlerin, Davacı’nın telif haklarını ihlal ettiğine,
  • Söz konusu ihlallerin tazminata konu olduğuna,
  • Davalı sanatçını (sanat galerisi ile birlikte) Davacı’ya maddi kaybı için 60.000,00-EUR (davacının eserinin reprodüksiyonunu içeren 13 tablonun sayısına göre) ve manevi tazminat olarak ise 20.000,00-EUR tazminat ödemesine,
  • İhlale neden olan diğer eserlerin yaratılmasının yasaklanmasına ve kalan eserlerin transferinin yasaklanmasına,

hükmetmiş, ancak, bu eserlerin imhasına devam edilmesini orantısız bularak, bu talebi reddetmiştir.

Yazıda incelediğimiz kararın, sanatsal ifade özgürlüğü ile telif hakkı koruması arasındaki ince çizginin anlaşılması için önemli olduğunu söylemek gerekir.

Gizem KARPUZOĞLU

gizemkarpuzoglu@gmail.com

Ocak 2024


DİPNOTLAR

[1] AİHM, Alınak/Turkey, Appl. No: 40287/98, 29.03.2005, § 42.

[2] İfade özgürlüğü’ne ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-2 sf.14-16

[3] Av. Berk Karayel, Yürürlüğünün 70. Yılında FSEK, İstanbul Barosu Fikri ve Sinai Haklar Komisyonu, Fikri ve Sinai Haklar Kapsamında Parodi

[4] Leslie J. Lott – Trademark Parody, http://lottfischer.com/general.php?category=Resources&headline=Trademark+Parody&subhead=Articles 

Apple ve Masimo Arasındaki Hukuki İhtilaf: Apple Watch Tekrar Piyasada


Geçtiğimiz günlerde Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2 satışlarının ABD’de durdurulacağının Apple tarafından duyurulması büyük bir yankı uyandırmıştı.

Konunun temelinde ise Apple’ın üç yılı aşkın süredir Apple Watch’ta bulunan nabız oksimetre teknolojisinden dolayı, tıbbi cihaz üreticisi Masimo ile süregelen hukuk mücadelesi yer almaktaydı.

Apple, nabız oksimetre sensörüne sahip olan Apple Watch satışlarına ilk kez 2020 yılında başlamış ve sonraki sürümlerinde de bu teknolojiyi kullanmaya devam etmişti. Taraflar arasında süregelen bu ihtilaf, 2020 yılında Masimo ve kardeş şirketi Cercacor tarafından Apple’a karşı açılan patent hakkına tecavüz, ticari sırların ifşası ile kullanımına dair iddiaların yer aldığı uyuşmazlığa kadar uzanmaktaydı. Masimo ve Apple böylece uzun soluklu bir hukuk mücadelesi içerisine girmiş bulunuyordu.

2021 yılına gelindiğinde, Masimo tarafından Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Ticaret Komisyonuna (USITC) bir şikâyette bulunuldu. Masimo şikayetinde, teknolojilerini Apple Watch ürünlerine entegre etmek için 2013 yılında Apple ile bir araya geldiklerini, bundan kısa bir süre sonra da Apple’ın Masimo çalışanlarını işe almaya başladığını, 2020 yılında Apple tarafından Apple Watch Series 6 tanıtımının yapıldığını ve Apple Watch Series 6 ile Masimo’nun teknolojisine yer verildiğini, bu cihazların ithalat ve satışının ihlale yol açtığı yönündeki beyanlarına yer verdi.

10 Ocak 2023’te USITC, Masimo’nun patent hakkı ihlali (US 10,945,648 numaralı patent, istem 24 ve istem 30) sebebiyle, Apple’ın nabız oksimetre işlev ve bileşenlere sahip Apple Watch modellerinin ithalat ve satışının ilgili yasa (19 US Code § 1337- Unfair practices in import trade) kapsamında ihlal oluşturduğu kanaatine vardı. 26 Ekim’de ise USITC bu teknolojiyi barındıran Apple Watch cihazlarına yönelik olarak ABD’ye ithalatın yasaklanmasına karar verdi. Biden yönetiminin süresi içerisinde kararı veto etmemesi üzerine karar 26 Aralık’ta yürürlüğe girmiş oldu ve Apple tarafından Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2’nin satışlarının durdurulacağına ilişkin açıklamalar da peşinden geldi.

Kararın yürürlüğe girmesinden bir gün sonra, Apple, ABD Federal Temyiz Mahkemesine kararın geçici olarak durdurulması yönünde talepte bulundu. Temyiz Mahkemesinin Apple’ın geçici durdurma talebini kabulü ile bir sonraki bildirime kadar ilgili kararın uygulanmayacağına dair kararını takiben USITC’nin kararı da askıya alınmış oldu. Ayrıca Apple tarafından yapılan açıklamada, Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2’nin yeni tasarımının ABD Gümrük ve Sınır Koruma Biriminin onayına sunulması da dahil olmak üzere, ithalatına devam edebilmek için tüm yasal ve teknik çözümlerin değerlendirildiği de belirtildi.

Böylece ABD’de Apple’ın kendi internet sitesi ile satış noktalarından yapılan Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2 satışları, Apple’ın bu hamlesi ile şu an için tekrar devam etmeye başladı.

Apple her ihtimale karşı Apple Watch satışlarına sorunsuz şekilde devam edebilmek ve pazardaki hakimiyetini koruyabilmek adına yasal yollara başvurmaya ve önlemler almaya devam etmekteyse de uzun zamandır süregelen bu hukuk mücadelesinde Masimo’nun da büyük miktarda harcamalar yaptığı bilinmekte ve menfaatini savunmaya devam edeceği öngörülebilmektedir.

Gelişmeleri takip ederek ihtilaf hakkındaki güncellemeleri aktarmayı umuyoruz.

Belce BARIŞ

belcebaris@gmail.com

Ocak 2024

Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Mucitler

Türk mucitlerden bahseden yazılara bakıldığında listenin çoğunlukla yüzlerce yıl önce yaşamış mucitlerimizden oluştuğunu, listeye az sayıda da olsa çok bilinen birkaç modern zamanlar mucidimizin eklendiğini görüyoruz. Bu da Türklerin modern dünyaya bilimsel anlamda fazla katkılarının olmadığı izlenimini vermektedir. Oysa bu yazıda da göreceğiniz üzere çok sayıda değerli mucidimize ait pek çok patent bulunmaktadır.

Patent istatistikleri, belirli teknolojilerin olgunluğunu tespit etmek veya teknolojik eğilimleri belirlemek için kullanılabilir. Başvuru sayısı ile başvuru sahibi sayısını karşılaştırarak araştırma faaliyetlerinin kümelenmiş mi yoksa dağınık mı olduğunu belirlemek mümkündür. Patent istatistikleri, kurumsal karar vericiler, yatırımcılar (risk sermayedarları, bankalar), yenilikçiler (Ar-Ge), patent ofisleri, politika yapıcılar ve yöneticiler için çok değerli bilgiler sağlayabilir.[i]

Şirketlerin başvuru sayılarına ait patent istatistikleri belli bir alanda faaliyet gösteren etkin firmaların tespiti için önemlidir. Ancak bu şirketlerde çalışan buluş sahiplerine (mucitlere) yönelik istatistiklere nispeten daha az rastlanır. Hele belli bir milletten mucitlerin istatistiğini bulmak oldukça zordur. Örneğin Türkiye’de ikameti olmayan veya Türk vatandaşlığı bulunmayan ya da bir başka vatandaşlığı bulunan Türklerin yabancı bir ülkede yaptığı patent başvuru istatistiklerini tespit etmek oldukça zordur. Bu bakımdan Türkiye’de yapılan patent başvuruları arasından en çok başvurusu bulunan mucitleri tespit etmek oldukça kolay iken bunu dünya çapında hatasız bir şekilde yapmak imkânsıza yakındır. Mucitlerin ad-soyadı yazımındaki dünya genelinde standart olmayan yaklaşımlara bir de Türkçe karakter kullanma/kullanmama nedeniyle oluşan farklılıklar da eklenince istatistiklerde sağlıklı sonuçlar elde edilmesini zorlaştırmaktadır. Kurmaca bir mucit ismi üzerinden olası farklı yazılışları örneklendirelim: Mehmet Selim ÖMÜR.

Bu isim patent dokümanlarında şu yazılış biçimleriyle karşımıza çıkabilir: mehmet selim omur, mehmet selim ömür, mehmet selim oemuer, m selim omur, mehmet s omur, m selim ömür, mehmet s ömür, m selim oemuer, mehmet s oemuer, omur mehmet selim, omur mehmet s, omur m selim, oemuer mehmet selim, oemuer mehmet s, oemuer m selim, ömür mehmet selim, ömür mehmet s, ömür m selim, mehmet omur, mehmet ömür, mehmet oemuer, omur mehmet, oemuer mehmet, ömür mehmet, selim omur, selim ömür, selim oemuer, omur selim, oemuer selim, ömür selim

Yazım yanlışları da cabası. Özellikle yabancıların Türkçe kelimeleri yanlış yazması oldukça yaygın. Örneğin “İlhan” isminin şu versiyonlarıyla karşılaştım: lihan, Llhan, illhan, ihan, lhan.

Verileri değerlendirirken yaşanan bir diğer sorun aynı ad ve soyada sahip farklı mucitlerin bulunmasıdır. Bu sorun kişilerin çalıştığı şirketler veya patent sınıfları değerlendirilerek aşılabilmektedir.

Mucit listeleri konusunda mevcut çalışmalardan biri IDiyas olup bu siteden Türk kökenli mucitlerin ABD’ye yapmış olduğu patentlerle ilgili istatistiklere ulaşılabilir.[ii] Bir başka liste ise dünyada en çok patenti bulunan 100 mucidi göstermektedir[iii] (listenin ABD Patent Ofisi ağırlıklı veriye dayandığı belirtiliyor). Bu listeye girmiş olan tek Türk Jeyhan Karaoğuz olup dünyada 68. sıradadır.

Görüleceği üzere dünya çapında en çok patente sahip mucit listesi tam olarak yapılamamıştır. Bu durum ülkemiz mucitleri açısından da böyle olduğu için bu konuda bir çalışma yaparak ülkemizden çıkmış ve dünya çapında büyük başarılara imza atmış mucitlerimizi tespit etmek istedim.

Çalışmada Lens.org patent veritabanını kullandım ve EPO veritabanlarıyla da bu verinin doğruluğunu karşılaştırdım. Aralık 2023 sonu verileri üzerinden istatistikleri elde ettim. Nüfus idaresinin yayınladığı en yaygın ad ve soyad istatistikleriyle kişi adları sözlükleri kullanarak Türkçe ad ve/veya soyada sahip dünyadaki tüm mucitleri tespit etmeye çalıştım. Yaptığım araştırmalar sonucunda az da olsa hata payıyla listenin tamamlandığı inancındayım. Ancak mutlaka atladığım isimler veya eksik hesapladığım sayılar olmuştur, affınızı dilerim. Bulduğunuz eksikliklerle ilgili yazının sonundaki adresten benimle iletişime geçerseniz sevinirim.

İstatistikleri üç farklı kategoride en çok sayıya sahip 100 mucit olarak hazırladım:

  1. En çok patent başvurusuna sahip mucitler
  2. En çok patent ailesine sahip mucitler
  3. En çok patent belgesine sahip mucitler

Açıklamalara geçmeden önce patent ailesini tanımlamaya çalışayım. Bir patent ailesi, aynı buluşu kapsayan ve çeşitli ülkelerde yapılan patent başvuruları grubudur. Bir ailedeki başvurular birbirleriyle rüçhan talepleri aracılığıyla ilişkilidir.[iv] Başka bir deyişle, bir patent ailesi ortak bir mucit(ler) tarafından açıklanan ve birden fazla ülkede patent başvurusu yapılan aynı buluştur.

Buradaki listeler sınırsız bir maraton koşusunun bir anında çekilmiş bir fotoğraf karesi gibidir, yalnızca o anki sıralamayı göstermektedir. Her geçen gün mucitlerimiz yeni patent başvuruları yapmakta, mevcut başvuruları belgeye dönüşmekte ve koşuya yeni yarışmacılar katılmakta olduğu için sıralamaların zaman içinde değişmesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan listeyi her yıl güncellemeye çalışacağım.

Bütün bu istatistikleri sunmamın sebebi, dünya çapında çok sayıda başarılı insanımızın olduğunu göstermektir. İlk olarak her üç kategorideki top 10 listesini her bir kategorinin hemen altında bulabilirsiniz. Top 100 tam listeleri de yazının sonunda bulabilirsiniz. Lütfen kaynak göstermeden kullanmayınız!

1. “En çok patent başvurusuna sahip mucitler”

Bu listedeki sayılar bulunurken bir buluş için farklı ülkelere yapılan başvurular da birer başvuru sayılarak hesaplanır. Ne kadar çok farklı ülkeye girilirse patent başvuru sayısı o kadar artar. Örneğin Biontech’in kurucusu Uğur Şahin bu listede 3340 patent başvurusuyla birinci sıradadır. Ancak bu kendisinin 3340 farklı buluş yaptığı anlamına gelmemektedir. Kendisinin patent ailesi sayısı 234’tür ve bu da 234 farklı buluş için patent başvurusu yaptığını göstermektedir. Bu iki sayı birbirine bölündüğünde yaklaşık 14 etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki Uğur Şahin her bir buluş için ortalama 14 farklı ülkeye patent başvurusunda bulunmuştur. Bu oldukça yüksek bir sayıdır. Bundan Biontech’in COVID-19 pandemisi sırasında geliştirdiği aşıların dünya çapında kullanılmış olmasının ve bu nedenle de dünya çapında bir patent koruması sağlamak istenmesinin etkili olduğu tahmin edilmektedir. Genel olarak ilaç firmalarının diğer alanlardaki firmalara göre (bazı istisna teknoloji firması haricinde) daha çok sayıda ülkeye giriş yaptığı bilinmektedir. Kanser tedavisi üzerine de çalışmalar yapan Uğur Şahin Şubat 2022 itibariyle yaklaşık 7.22 milyar dolarlık servetiyle “Dünyadaki en zengin Türk” unvanını elinde bulundurmaktadır.

Dünyada en çok patent başvurusuna sahip 10 Türk mucit:

SıraİsimPatent Başvuru SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Uğur Şahin2036BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
2Özcan Öztürk1902QUALCOMM
3Rıfat Ata Mustafa Hikmet1682PHILIPS; SIGNIFY
4Burkay Dönderici1594HALLIBURTON ENERGY
5Mehmet Yavuz1477QUALCOMM
6Jeyhan Karaoğuz1418BROADCOM
7Fatih Ulupınar1351QUALCOMM
8Semih Esenlik1200HUAWEI
9Ali Çağatay Cırık1155OFINNO LLC; COMCAST CABLE
10Özlem Türeci1053GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH

2. “En çok patent ailesine sahip mucitler”

Bu listedeki sayılar mucidin şimdiye kadar kaç farklı buluş için patent başvurusunda bulunduğunu göstermektedir. Bu listenin birincisi Özcan Öztürk olup 567 farklı buluş için patent başvurusunda bulunmuştur.

Özcan Öztürk, ODTÜ’de matematik ve elektrik mühendisliğinde çift anadal yaptıktan sonra yüksek lisans ve doktorasını ABD’de Purdue Üniversitesinde tamamlamıştır. Yine ABD’de Nortel ve Qualcomm şirketlerinde çalışmıştır. Çalışmaları LTE, olasılık teorisi, optimizasyon, stokastik süreçler üzerine yoğunlaşmıştır.

Dünyada en çok patent ailesine sahip 10 Türk mucit:

SıraİsimPatent Ailesi SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Özcan Öztürk563QUALCOMM
2Jeyhan Karaoğuz558BROADCOM
3Rıfat Ata Mustafa Hikmet519PHILIPS; SIGNIFY
4Ali Çağatay Cırık386OFINNO LLC; COMCAST CABLE
5Burkay Dönderici377HALLIBURTON ENERGY
6Ömer Refa Köseoğlu364SAUDI ARABIAN OIL CO
7Mahmut Bilgiç337SIMA PATENT; NEUTEC
8Ali Türkyılmaz315SANOVEL; ARVEN
9Mehmet Yavuz277QUALCOMM
10Mustafa Michael Pınarbaşı251HITACHI; IBM

3. “En çok patent belgesine sahip mucitler”

Bu liste yapılan patent başvuruları patent ofisleri tarafından değerlendirilip patentlenebilirlik kriterlerinin sağlandığı tespit edilmiş ve patent belgesi verilmiş başvuru sayılarını göstermektedir. Ancak bu sayılar belge alan farklı buluş sayılarını göstermeyip, girilen ülkelerdeki elde edilen tüm patent belge sayılarını yansıtmaktadır. Yeni yapılmış patent başvuruları henüz belge aşamasına gelmediği için bu oranı düşürebilmektedir. Bu açıdan, belge oranlarının verilen değerlerden daha yüksek beklenmesi gerektiği unutulmamalıdır. Ancak bu durum tüm mucitler için geçerli olduğu için sıralamaya büyük etkisi olduğu düşünülmemektedir.

Bu listenin birincisi ise Jeyhan Karaoğuz olup 1006 adet patent belgesine sahiptir. Karaoğuz, kariyerinin ilk on yılında IBM Research Triangle Park, IBM Zürih Araştırma Laboratuarları ve Motorola Laboratuarlarında teknik ve araştırma yönetimi pozisyonlarında bulunmuş ve buralarda hızlı ethernet ve kablo modemler için erken endüstri standartlarının geliştirilmesine önemli teknik katkılarda bulunmuştur. Halen Broadcom’da Direktör ve Fikri Mülkiyetten Sorumlu Genel Müdürdür.

Dünyada en çok patent belgesine sahip 10 Türk mucit:

SıraİsimPatent Belge SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Jeyhan Karaoğuz1006BROADCOM
2Uğur Şahin953BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
3Fatih M. Özlütürk774INTERDIGITAL TECH
4Burkay Dönderici724HALLIBURTON ENERGY
5Rıfat Ata Mustafa Hikmet688PHILIPS; SIGNIFY
6Özlem Türeci634GANYMED; UNIV MAINZ J.GUTENBERG; BIONTECH
7Fatih Ulupınar619QUALCOMM
8Mehmet Yavuz548QUALCOMM
9Altuğ Köker502INTEL
10Mehmet Demirörs470DOW GLOBAL TECH

En çok patente/patent başvurusuna sahip Türk kadın mucitlerimiz arasında Özlem Türeci, Yeliz Tokgöz, Dilara McCauley, Nihan Doğan, Zehra Kaymakçalan, Eren Kurşun, Aslı Muslu, Fatma Arzum Şimşek-Ege, Gönül Veliçelebi, Nur Pehlivan Akalın, Dilek Zeynep Hakkani-Tur, Berna Erol ve Seyhan Civanlar sayılabilir.

Listelerdeki pek çok mucidin adını internetten arattıktan sonra birbirinden üstün başarılara imza attıklarını gördüm. Hepsinden burada ayrı ayrı bahsetmek mümkün değil maalesef ama merak edenler isimlerden arama yaparak bu bilgilere kendileri kolayca erişebileceklerdir.

Listelerdeki mucitlerimizin çoğunun yurtdışındaki şirketlerde, özellikle ABD’de (örn. GENERAL ELECTRIC, IBM, INTEL, INTERDIGITAL, MICROSOFT, QUALCOMM) çalıştığı göze çarpmaktadır.

En çok patent başvurusu olan mucitlerimizin birlikte çalıştığı Türkiye’den bazı başvuru sahipleri ise şunlardır: ARÇELİK, ARVEN, ASELSAN BİLKENT MİKRO NANO, ECZACIBAŞI, İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ, KORDSA, NEUTEC, SANKO, SANOVEL, SER DAYANIKLI TÜKETİM MALLARI, SÜTAŞ SÜT ÜRÜNLERİ, TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ, VESTEL, YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ.

Aşağıda her bir kategoriden 100 mucit listelenmektedir.

Dünyada En Çok Patent Başvurusuna Sahip 100 Türk Mucit

SıraİsimPatent Başvuru SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Uğur Şahin2036BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
2Özcan Öztürk1902QUALCOMM
3Rıfat Ata Mustafa Hikmet1682PHILIPS; SIGNIFY
4Burkay Dönderici1594HALLIBURTON ENERGY
5Mehmet Yavuz1477QUALCOMM
6Jeyhan Karaoğuz1418BROADCOM
7Fatih Ulupınar1351QUALCOMM
8Semih Esenlik1200HUAWEI
9Ali Çağatay Cırık1155OFINNO LLC; COMCAST CABLE
10Özlem Türeci1053GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
11Fatih M. Özlütürk992INTERDIGITAL TECH
12Ömer Refa Köseoğlu989SAUDI ARABIAN OIL CO
13Mehmet Demirörs924DOW GLOBAL TECH
14Muhammed Çoban913QUALCOMM
15Altuğ Köker910INTEL
16Ali Türkyılmaz693SANOVEL; ARVEN
17Çağan Gürer660REGENERON PHARMA
18Mahmut Bilgiç641SIMA PATENT; NEUTEC
19Yeliz Tokgöz572QUALCOMM
20Mehmet Ziya Şengün539DEPUY MITEK; MEDOS
21Ömer İnan536KIEKERT AG
22Erdem Bala520INTERDIGITAL
23Özgür Oyman492INTEL
24Bülent Mehmet Başol475SOLOPOWER; NUTOOL
25Emre Yavuz470ERICSSON
26Alpaslan Demir448INTERDIGITAL
27Hamza Yılmaz442ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
28Uygar E. Avcı439INTEL
29Emre Barış Aksu435NOKIA
30Akın Akınç427ALNYLAM PHARMACEUTICALS
31Cem Başçeri423MICRON TECH; QROMIS
32Mehmet Toner408MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
33Barış Göktepe394FRAUNHOFER
34Mustafa Michael Pınarbaşı388HITACHI; IBM
35Ümit Çifter383SANOVEL; ARVEN
36Cevat Yerli380GFACE; TMRW FOUND
37Fatih M. Uçkun378PARKER HUGHES INST
38Mutlu Karakelle590ALCON
39Ömer Ünsal371BASF; PEMEAS
40Osman Nuri Can Yılmaz360ERICSSON
41Kaan Oğuz354INTEL
42Ali Bayrakdar339SCHAEFFLER TECH
43Memduh Güney324RESMED
44Metin Ersoy316ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
45Mustafa Eroz315HUGHES NETWORK SYSTEMS; DIRECTV
46Alphan Şahin312INTERDIGITAL; IDAC HOLDINGS
47Murat Acemoğlu307NOVARTIS
48Kemal Uğur307NOKIA
49Mehmet Sadettin Fidan306KORDSA; CONTINENTAL
50Doruk Ömer Yener296SAINT GOBAIN
51Hüsnü M. Kalkanoğlu291CERTAIN TEED
52Nihat Ömer Cur286WHIRLPOOL
53Adnan Eroğlu286ALSTOM TECH
54Ercan Mehmet Dede283TOYOTA
55Haluk Kopkalli281HONEYWELL
56Zafer Termanini279HIP INNOVATION; JOINT INNOVATION
57Selim Yalvaç276DOW GLOBAL TECH
58Nihan Doğan276NESTEC; NESTLE
59Hilmi Enes Eğilmez275QUALCOMM; LG
60Gökhan Turhan269TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
61Murat Mertoğlu268BASF
62Mehmet İyigün258MICROSOFT
63Işık C. Kızılyallı257AVOGY; ALTA DEVICES
64Dilara (Grate) McCauley256KARYOPHARM; ARCHEMIX
65Alper Büyüktosunoğlu255IBM
66Ali Taha Koç254INTEL
67İsmail Ağırman252OTIS ELEVATOR; CARRIER CORP
68Kadir Rıdvan Çelik252ARÇELİK
69Ertuğrul Berkcan250GEN ELECTRIC
70Barış Güner250HALLIBURTON ENERGY
71Sezai Türkmen248SIEMENS
72Mehmet Kahraman248SERAGON PHARMACEUTICALS
73Mehmet İzzet Gürelli244QUALCOMM
74Zehra Kaymakçalan243ABBOTT; ABBVIE
75Özge Köymen243QUALCOMM
76Uğurhan Yılmaz242NICOVENTURES; BRITISH AMERICAN TOBACCO
77Tamer Coşkun238LILLY CO ELI
78Cengiz Küçük237BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
79Fikrettin Şahin237UNIV YEDITEPE
80Faik Emre Özyüksel236ARÇELİK
81Seyfullah Halit Oğuz235QUALCOMM
82Aydoğan Özcan235UNIV CALIFORNIA; UNIV LELAND
83Fatma Arzum Şimşek-Ege232MICRON TECH; INTEL
84Erkan Baloğlu232KARYOPHARM THERAPEUTICS
85Barbaros Kirişken232VESTEL
86Kemal Aygün231INTEL
87Murtaza Bulut231PHILIPS
88Onur Altıntaş227TOYOTA
89Esin Terzioğlu226BROADCOM; QUALCOMM
90Hasan Gökçer Albayrak226BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
91Vahit Atakan225SOLIDIA; UNIV RUTGERS
92Özgür Çobanoğlu224SANKO
93Esat Yılmaz222ATMEL
94Muhammed İbrahim Sezan221QUALCOMM; SHARP
95Emre Dişçekici220HEWLETT PACKARD
96Evren Eryürek219ROSEMOUNT
97Ant Öztaşkent217GOOGLE
98Ruhi Sarıkaya217MICROSOFT
99Mustafa N. Kaynak216MICRON TECHNOLOGY
100Bilge Yılmaz216BASF
100Nedret Can216ELEMENT SIX ABRASIVES

Dünyada En Çok Patent Ailesine Sahip 100 Türk Mucit

SıraİsimPatent Ailesi SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Özcan Öztürk563QUALCOMM
2Jeyhan Karaoğuz558BROADCOM
3Rıfat Ata Mustafa Hikmet519PHILIPS; SIGNIFY
4Ali Çağatay Cırık386OFINNO LLC; COMCAST CABLE
5Burkay Dönderici377HALLIBURTON ENERGY
6Ömer Refa Köseoğlu364SAUDI ARABIAN OIL CO
7Mahmut Bilgiç337SIMA PATENT; NEUTEC
8Ali Türkyılmaz315SANOVEL; ARVEN
9Mehmet Yavuz277QUALCOMM
10Mustafa Michael Pınarbaşı251HITACHI; IBM
11Uğur Şahin240BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
12Ercan Mehmet Dede237TOYOTA
13Bülent Mehmet Başol223SOLOPOWER; NUTOOL
14Altuğ Köker218INTEL
15Gökhan Turhan215TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
16Seydi Yıkmış211İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
17Ömer İnan207KIEKERT AG
18Hamza Yılmaz207ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
19Bülent Karaağaç206 
20Fatih Ulupınar195QUALCOMM
21Muhammed Çoban189QUALCOMM
22Uygar E. Avcı188INTEL
23Semih Esenlik177HUAWEI
24İbrahim Ustaoğlu171SER DAYANIKLI TÜKETİM MALLARI
25Emre Barış Aksu158NOKIA
26Kaan Oğuz155INTEL
27Ümit Çifter150SANOVEL; ARVEN
28Ali Bayrakdar149SCHAEFFLER TECH
29Yeliz Tokgöz145QUALCOMM
30Alper Büyüktosunoğlu144IBM
31Mehmet Demirörs142DOW GLOBAL TECH
32Mehmet Demirezen140TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
33İsa Gün140TURAŞ GAZ ARMATÜRLERİ
34Murat Arat137SÜTAŞ SÜT ÜRÜNLERİ
35Emre Yavuz135ERICSSON
36Metin Ersoy135ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
37Muhammed Kürşat Sarıarslan133VESTEL
38Nur Pehlivan Akalın132SANOVEL
39Hüseyin Arslan131UNIV İSTANBUL MEDİPOL;UNIV SOUTH FLORIDA; ERICSSON
40Seyfettin Kara131MIELE & CIE
41Volkan Sevindik129CHARTER COMMUNICATIONS
42Cevat Yerli126GFACE; TMRW FOUND
43Cem Başçeri124MICRON TECH; QROMIS
44Onur Altıntaş123TOYOTA
45Fatih M. Özlütürk121INTERDIGITAL TECH
46Ertuğrul Berkcan120GEN ELECTRIC
47Eren Kurşun118BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
48Mustafa Karabağlı117LUNA ELEKTRİK
49Barbaros Kirişken114VESTEL
50Fatih M. Uçkun113PARKER HUGHES INST
51Sezai Türkmen113SIEMENS
52Aslı Muslu113İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
53Işık C. Kızılyallı112AVOGY; ALTA DEVICES
54Nihat Ömer Cur110WHIRLPOOL
55Boğaç Şimşir110ECZACIBAŞI; ARÇELİK
56Mehmet Toner109MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
57Emre Dişçekici109HEWLETT PACKARD
58Ekmel Özbay108ASELSAN BİLKENT MİKRO NANO
59Mehmet Sadettin Fidan107KORDSA; CONTINENTAL
60Özlem Türeci106GANYMED; UNIV MAINZ J. GUTENBERG; BIONTECH
61Recai Sezi103INFINEON TECH; SIEMENS
62Ömer Bulakçı103NOKIA; HUAWEI
63İbrahim Levent Demirçakmak103İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
64Fırat Demirkol102İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ
65Erdem Bala101INTERDIGITAL
66Abdurrahman Sezginer101KLA TENCOR; SCHLUMBERGER
67Hüsnü M. Kalkanoğlu100CERTAIN TEED
68Kadir Rıdvan Çelik99ARÇELİK
69Murtaza Bulut99PHILIPS
70Özgür Oyman98INTEL
71Mehmet İzzet Gürelli98QUALCOMM
72Ünal Gazyakan98ZAHNRADFABRIK FRIEDRICHSHAFEN
73Özgür Türker97BOSCH
74Necip Berme97BERTEC
75Faik Emre Özyüksel96ARÇELİK
76Hasan Gökçer Albayrak96BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
77Murat Güler96FORD
78Alpaslan Demir94INTERDIGITAL
79Adnan Eroğlu94ALSTOM TECH
80Kemal Aygün94INTEL
81Arda Aksu94VERIZON
82Aydoğan Özcan92UNIV CALIFORNIA; UNIV LELAND
83Muhammed İbrahim Sezan92QUALCOMM; SHARP
84Barış Göktepe91FRAUNHOFER
85Yusuf Koç91ARÇELİK
86Bülent Abalı89IBM
87Rıfat Pamukçu89CELL PATHWAYS; UNIV ARIZONA
88Tahsin Öztiryaki89ÖZTİRYAKİLER MADENİ EŞYA
89Esat Yılmaz88ATMEL
90Zafer Şahinoğlu88MITSUBISHI
91Osman Nuri Can Yılmaz86ERICSSON
92Ömer Ünsal83BASF; PEMEAS
93Fatih Sünel81SANOVEL
94Mutlu Karakelle80ALCON
95Ali Levent Hasanreisoğlu80ARÇELİK
96Ersin Dönmez80ARÇELİK
97Mehmet Ziya Şengün79DEPUY MITEK; MEDOS
98Mehmet İyigün79MICROSOFT
99İlker Bağcı79ZF FRIEDRICHSHAFEN
100Memduh Güney78RESMED
100Mustafa N. Kaynak78MICRON TECHNOLOGY
100Mustafa Grit78KPSS KAO GMBH; GOLDWELL

Dünyada En Çok Patent Belgesine Sahip 100 Türk Mucit

SıraİsimPatent Belge SayısıEn Çok Çalışılan Başvuru Sahibi
1Jeyhan Karaoğuz1006BROADCOM
2Uğur Şahin953BIONTECH; UNIV MAINZ J. GUTENBERG
3Fatih M. Özlütürk774INTERDIGITAL TECH
4Burkay Dönderici724HALLIBURTON ENERGY
5Rıfat Ata Mustafa Hikmet688PHILIPS; SIGNIFY
6Özlem Türeci634GANYMED; UNIV MAINZ J.GUTENBERG; BIONTECH
7Fatih Ulupınar619QUALCOMM
8Mehmet Yavuz548QUALCOMM
9Altuğ Köker502INTEL
10Mehmet Demirörs470DOW GLOBAL TECH
11Çağan Gürer433REGENERON PHARMA
12Ömer Refa Köseoğlu430SAUDI ARABIAN OIL CO
13Hamza Yılmaz426ALPHA & OMEGA SEMICONDUCTOR
14Mutlu Karakelle400ALCON
15Özcan Öztürk398QUALCOMM
16Cem Başçeri344MICRON TECH; QROMIS
17Ali Çağatay Cırık321OFINNO LLC; COMCAST CABLE
18Semih Esenlik310HUAWEI
19Mustafa Michael Pınarbaşı287HITACHI; IBM
20Muhammed Çoban283QUALCOMM
21Mehmet Ziya Şengün271DEPUY MITEK; MEDOS
22Bülent Mehmet Başol266SOLOPOWER; NUTOOL
23Özgür Oyman251INTEL
24Ali Türkyılmaz248SANOVEL; ARVEN
25Mustafa Eroz225HUGHES NETWORK SYSTEMS; DIRECTV
26Ümit Çifter219SANOVEL; ARVEN
27Nihat Ömer Cur213WHIRLPOOL
28Metin Ersoy212ZF LEMFOERDER; ZF FRIEDRICHSHAFEN
29Ercan Mehmet Dede205TOYOTA
30Alpaslan Demir205INTERDIGITAL
31Hüsnü M. Kalkanoğlu201CERTAIN TEED
32Abdurrahman Sezginer200KLA TENCOR; SCHLUMBERGER
33Adnan Eroğlu200ALSTOM TECH
34Recai Sezi194INFINEON TECH; SIEMENS
35Fatih M. Uçkun190PARKER HUGHES INST
36Murat Acemoğlu185NOVARTIS
37Alper Büyüktosunoğlu178IBM
38Selim Yalvaç178DOW GLOBAL TECH
39Ertuğrul Berkcan176GEN ELECTRIC
40Evren Eryürek172ROSEMOUNT
41Oral Aydın171BASF
42Esin Terzioğlu168BROADCOM; QUALCOMM
43Mehmet Toner167MASSACHUSETTS GENERAL HOSPITAL
44Dilara (Grate) McCauley165KARYOPHARM; ARCHEMIX
45Osman Nuri Can Yılmaz162ERICSSON
46Ömer Ünsal159BASF; PEMEAS
47Akın Akınç157ALNYLAM PHARMACEUTICALS
48Vedat Eyüboğlu155MOTOROLA; COMMSCOPE
49Işık C. Kızılyallı154AVOGY; ALTA DEVICES
50Engin Özkaynak154CREATIVE BIOMOLECULES; STRYKER
51Zafer Termanini153HIP INNOVATION; JOINT INNOVATION
52Erdem Bala150INTERDIGITAL
53Memduh Güney142RESMED
54Cengiz Küçük142BSH BOSCH SIEMENS HAUSGERAETE
55Nihan Doğan142NESTEC; NESTLE
56Sezai Türkmen141SIEMENS
57Güneş Aybay141JUNIPER NETWORKS
58Yeliz Tokgöz140QUALCOMM
59Nadir Büyüktimkin139NEXMED
60Servet Büyüktimkin138NEXMED
61Vahit Atakan137SOLIDIA; UNIV RUTGERS
62İbrahim Haskara136GM GLOBAL TECH
63Mahmut Faruk Akşit134GEN ELECTRIC
64Barış Güner133HALLIBURTON ENERGY
65Ömer H. Dokumacı133IBM
66Bayram Arman133PRAXAIR TECH
67Ali Taha Koç131INTEL
68Rıfat Pamukçu130CELL PATHWAYS; UNIV ARIZONA
69Mehmet İyigün130MICROSOFT
70Osman Polat129PROCTER & GAMBLE
71Zehra Kaymakçalan128ABBOTT; ABBVIE
72Mustafa N. Kaynak126MICRON TECHNOLOGY
73Ant Öztaşkent126GOOGLE
74Doruk Ömer Yener126SAINT GOBAIN
75Volkan Sevindik125CHARTER COMMUNICATIONS
76Kemal Aygün125INTEL
77Muhammed İbrahim Sezan125QUALCOMM; SHARP
78Ali Bayrakdar124SCHAEFFLER TECH
79Eren Kurşun124BANK OF AMERICA; IBM; JPMORGAN
80Esat Yılmaz124ATMEL
81Uygar E. Avcı122INTEL
82Emre Yavuz122ERICSSON
83Bülent Abalı121IBM
84Kemal Uğur121NOKIA
85Hikmet Sarı120PHILIPS
86Emre Barış Aksu118NOKIA
87Fatma Arzum Şimşek-Ege117MICRON TECH; INTEL
88Mehmet Reha Civanlar116VIDYO; AT & T
89Ünal Gazyakan115ZAHNRADFABRIK FRIEDRICHSHAFEN
90Sedat Ölçer115IBM
91Kaan Oğuz113INTEL
92Erkan Baloğlu111KARYOPHARM
93Aykut Bultan111INTERDIGITAL
94Mehmet Sadettin Fidan110KORDSA
95Mustafa Grit108KPSS KAO GMBH; GOLDWELL
96Ruhi Sarıkaya108MICROSOFT
97Dilek Zeynep Hakkani-Tur107MICROSOFT; AT&T
98Arda Aksu106VERIZON
99Mehmet Arık104GEN ELECTRIC
100Ali Özbek104SCHLUMBERGER; WESTERNGECO
100Cenk Ergan104MICROSOFT

NOT: Bu yazının ilk yayınlanma tarihi 10 Ocak 2024 olup, istatistikler 12 Şubat 2024 itibariyle güncellenmiştir.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Ocak 2024

guneycaliskan@gmail.com


DİPNOTLAR

[i] EPO FAQ Patent statistics, https://www.epo.org/en/service-support/faq/searching-patents/patent-statistics

[ii] IDiyas, https://idiyas.com/top/inventors?page=0&year=0&gender=all&country=tr&patenttype=utility

[iii] List of prolific inventors, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_prolific_inventors

[iv] Patent families, https://www.epo.org/en/searching-for-patents/helpful-resources/first-time-here/patent-families

AVRUPA BİRLİĞİ GENEL MAHKEMESİ’NDEN ŞEKİL MARKALARI ARASINDA KARIŞTIRILMA İHTİMALİNE İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR: “ASLAN BAŞI” FİGÜRÜ MODA SEKTÖRÜNDE YAYGIN KULLANILAN, ZAYIF BİR MARKADIR


Öz

Avrupa Birliği Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”), 20 Aralık 2023 tarihli T-564/2 sayılı Pierre Balmain v. Story Time kararı ile, şekil markaları arasındaki benzerliğin ve karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesine ilişkin önemli ilkeler ortaya koydu.

Karar, Pierre Balmain (“Balmain” / “Başvuru Sahibi”) tarafından aşağıda detayları verilen “aslan başı” figürünü içeren şekil marka başvurusuna karşı, Story Time (“Story Time” / “İtiraz Sahibi”) tarafından aynı ve benzer sınıflardaki bir başka “aslan başı” figürü şekil markasına dayanan itirazın EUIPO Temyiz Kurulu tarafından kabulüne karşı itiraza ilişkindir.

Başvuru sahibi, Genel Mahkeme’ye yaptığı itirazda, söz konusu markaların kavramsal olarak aslan başı olması sebebi ile örtüştüğüne itiraz etmemekte, ancak bu kavramsal benzerliğe aşırı önem atfedilmesine karşı çıkmaktadır. Zira, Balmain’e göre aslan figürü, moda sektöründe yaygın kullanılan bir motiftir ve bu nedenle de bu markalardaki aslan başlarının temsilleri arasındaki görsel farklılıklara daha fazla önem vermek gerekmektedir.

Nitekim, Genel Mahkeme de, moda sektöründe yaygın olarak kullanılan aslan figürünü ayırt ediciliği zayıf bir ibare olarak değerlendirmiştir ve EUIPO Temyiz Kurulu’nun itirazın kabulüne ilişkin kararında, markalar arasındaki kavramsal benzerliğe gereğinden fazla önem atfettiğine kanaat getirmiştir. Genel Mahkeme’ye göre, aslan başı moda sektöründe banal ve sıradan bir dekoratif motiftir, tüketiciler moda sektöründe bu figürle sıklıkla karşılaştığından, aslan başı figürünün köken gösterme işlevi zayıflamıştır.   Genel Mahkeme, karara konu olan markaların her ikisinin de aslan başı figürü olması sebebi ile kavramsal olarak aynı bulsa bile, bu olayda kavramsal benzerliğin etkisi çok düşük bulunmuştur.

Kararın detayları aşağıda tarafımızca değerlendirilmektedir.

Taraflar ve Karara Konu Olay

Balmain, 23 Kasım 2017 tarihinde, aşağıdaki şekil markasının, 14 ve 25. sınıflarda tescili için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) nezdinde birlik markası tescili için, aşağıdaki aslan başı şekil ibaresi için başvuruda bulunmuştur.

22 Eylül 2020 tarihinde, Story Time, aynı mal ve hizmet sınıflarını içeren, aşağıdaki aslan başı şekil markasına dayanarak, Balmain’in marka başvurusuna itiraz etmiştir.

18 Kasım 2021 tarihinde, EUIPO İtiraz Dairesi, 14. ve 25. sınıflardaki tüm mallara ilişkin olarak, her iki aslanı birbirine benzer bulmuş ve itirazı kabul etmiştir.  17 Ocak 2022 tarihinde, Balmain, İtiraz Dairesi’nin kararına karşı itirazda bulunmuş ve bu kararın tümüyle iptal edilmesini talep etmiştir.

Temyiz Kurulu aslan başı temsilinin boyutu ve söz konusu markalardaki konumu nedeniyle bu markaların baskın unsurunu oluşturduğunu tespit etmiştir. Dairesel bir arka plan, noktalı bir çizgi veya bir zincir gibi diğer unsurların, kendi görüşüne göre, dekoratif nitelikte olduğunu ve bu markaların yarattığı genel izlenimde daha zayıf bir rol oynadığını belirtmiş ve itirazı haklı bulmuştur. Balmain, Temyiz Kurulu’nun kararına karşı Genel Mahkeme yoluna giderek iptalini talep etmiştir.

Genel Mahkeme Değerlendirmesi

Balmain, Temyiz Kurulu’nun aslan başının söz konusu markalarda baskın ve en ayırt edici unsur olduğu yönündeki bulgularına itiraz etmektedir; zira aslan başı temsilinin, moda sektörünün bir parçası olan 14. ve 25. sınıflardaki mallar açısından özünde sıradan bir dekoratif motif olduğunu ve bu markalardaki diğer dekoratif unsurlardan daha ayırt edici olmayan bir motif olduğunu savunmaktadır. 

Balmain bu iddialarını desteklemek amacıyla başka bir davada, Genel Mahkeme’nin, zincir oluşturan halkalarla çevrili bir aslan başı temsilinin, moda sektöründe 14. ve 26. sınıflarda yer alan çeşitli ‘düğme’ veya ‘takı’ gibi mallar bakımından ayırt edici bir niteliğe sahip olmadığına karar verdiğini belirtmiştir. (5 Şubat 2020 tarihli karar, Zincir oluşturan halkalarla çevrili bir aslan başı temsili, T-331/19, yayımlanmamıştır, EU:T:2020:33, 41. ve 58. paragraflar).  

Genel Mahkeme kararında , belirli bir sektördeki malların hedef tüketicilerinin, söz konusu malların ticari sunumu düzenli olarak belirli türde imgeler veya figüratif unsurlarla karşılaşması yaygınsa ve tüketiciler sonuç olarak bu ibareleri dekoratif işlevde görmeye alışkınsa bu imgeler veya unsurlar, köken gösterme kabiliyetlerini kaybederler ve bu nedenle genellikle söz konusu mallar bakımından zayıf bir ayırt edici niteliğe sahip olurlar.

Moda sektöründe, malların ticari sunumunda veya dekorasyonunda aslanların veya aslan başlarının veya daha genel olarak vahşi, güçlü ve egzotik hayvanların temsillerinin kullanılmasının sıradan veya yaygın bir uygulama olduğu herkes tarafından bilinmesi muhtemel veya genel olarak erişilebilir kaynaklardan öğrenilebilecek bir gerçektir. Bu gerçek, aslan başı temsilinin moda sektöründe ‘düğmeler’, ‘kol düğmeleri’ veya ‘üzerinde aslan başı bulunan mücevherler’ gibi bir giyim aksesuarı için sıradan ve yaygın bir dekoratif motif olduğunu teyit eden 5 Şubat 2020 tarihli, Zincir oluşturan halkalarla çevrili aslan başı temsili (T-331/19, yayınlanmadı, EU:T:2020:33, 33 ila 37. paragraflar) kararında zaten tespit edilmiştir.

Ayrıca Temyiz Kurulu’nun itiraz edilen kararda özü itibariyle tespit ettiğinin aksine tamamen figüratif markalar olan söz konusu markalardaki tüm grafik unsurların, hiçbiri diğerinden ‘daha ayırt edici’ olmadığı için düşük derecede doğal ayırt ediciliğe sahip olduğu gözetilmelidir.

Moda sektöründeki malların ticari sunumunda veya dekorasyonunda banal veya sıradan kullanımı tespit edilmiş olan aslan başı temsiline ek olarak, söz konusu markaların diğer grafik unsurları, yani siyah daire, noktalı çizgi ve zincir veya ip motifi, bu sektörde doğası gereği banal dekoratif motiflerdir.  İlgili ortalama tüketici bunları genellikle kapsadıkları malların ticari menşeine ilişkin göstergeler olarak değil, bu malların dekoratif unsurları olarak değerlendirecektir.  

İlgili malların ticari sunumunda veya dekorasyonunda yaygın olarak bulunan ve sonuç olarak tüketicilerin bu dekoratif işlevde görmeye alışkın oldukları figüratif unsurlar genellikle bu mallar bakımından zayıf bir ayırt edici niteliğe sahip olacaktır.  

Sonuç olarak, ilgili mallar için düşük derecede ayırt ediciliğe sahip bir işaretten oluşan eski bir markanın sahibi, bu işaretin yoğun veya yaygın kullanımı sonucunda gelişmiş bir ayırt edicilik kazandığını göstermedikçe (ki somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir), söz konusu marka ilgili mallar açısından düşük derecede ayırt ediciliğe sahip olacaktır. Ayırt ediciliği düşük derecede olan bu markanın sahibi bu marka için aşırı koruma talep edemez çünkü bu korumanın sağlanması durumunda uygulamada kendisine markanın dayandığı yaygın olarak kullanılan kavram üzerinde yarı tekel sağlanması söz konusu olacaktır.

Sonuç olarak bir bütün olarak ele alındığında daha önceki marka, tescil edildiği malların belirli bir teşebbüse ait olduğunu belirlemeye ve bu malları diğer teşebbüslerin mallarından ayırt etmeye yalnızca sınırlı ölçüde hizmet etmektedir. Özellikle moda sektöründeki malların ticari sunumunda veya dekorasyonunda aslanların veya aslan başlarının veya daha genel olarak vahşi hayvanların temsil edilmesinin sıradan ve yaygın bir uygulama olduğu gerçeği ışığında, önceki marka yalnızca düşük derecede ayırt edici özelliğe sahip grafik unsurlardan oluşmaktadır.

Bu nedenle Temyiz Kurulu, önceki markanın kapsadığı mallarla ilgili olarak ortalama bir ayırt edicilik derecesine sahip olduğunu tespit etmekle hata yapmıştır; çünkü bu ayırt edicilik derecesi düşük olarak kabul edilmelidir.

 Sonuç

Şekil markalarının benzerliği ve belirli bir sektörde yaygın kullanılan figüratif unsurların ayırt edici karakterine ilişkin önemli değerlendirmeler içeren bu kararda, Genel Mahkeme bir kez daha önceki markanın ayırt ediciliği ne kadar düşükse, karıştırılma ihtimali de o kadar düşük olacaktır ilkesini yinelemiştir. Ne var ki, kanaatimizce, önceki markanın yalnızca “aslan” figürüne indirgenerek, zayıf bulunması, logodaki ayırt edici detayların ve sonraki marka ile önceki markanın her ikisinin de gri aslan büstlerinden oluşması ve çizgi ve zincir detaylarının göz ardı edilmesi bir nebze iddialı bir karar olmuştur. Bu iki aslan, Türkiye’de karşı karşıya gelse sonuç ne olurdu merak konusu olsa da,  Genel Mahkeme’nin değerlendirmesinde, “aslan başı”, “aslan figürü” veya benzer vahşi veya egzotik hayvanların moda sektöründe sık kullanılması nedeni ile monopolize edilmemesi gerektiği, zira bu hayvan figürlerinin tek başına köken göstermekte değil ancak ilgili ürünü veya markayı dekoratif unsurlarla süslemeyi amaçladığı kanaatine varılmıştır.

Bu itibarla, birbiriyle kavramsal olarak aynı olan iki hayvan figürüne ilişkin markadan, önceki tarihli olanın, kullanım neticesinde çok yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşması söz konusu olmadıkça, kavramsal olarak ayniyet teşkil etmelerinin karıştırılma ihtimaline tek başına neden olmayacağı yönünde iddialı argümanlara dayanan bir içtihat daha oluşturulmuştur.

Mine GÜNER

mine.guner@gmail.com

Ocak 2024

Türk Patent ve Marka Kurumu 2024 Yılı Ücret Tebliği’nin Yayımlanmamasının Olası Etkilerine İlişkin Değerlendirmeler

Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde gerçekleştirilen işlemlerin bir kısmı için belirli parasal bedellerin ödenmesi öngörülmektedir. Bu bedel “ücret” olarak ifade edilmektedir. Ücret; uygulanacağı yıldan önce TÜRKPATENT tarafından çıkarılan bir Tebliğ ile belirlenen hizmet ücreti, Tebliğ ile belirlenen hizmet ücretleri üzerinden 25.10.1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’na göre tahakkuk ettirilen oranlarda Katma Değer Vergisi (KDV) ve 02.07.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre belirlenen harçların toplamından oluşmaktadır. Bu şekilde belirlenen ücret, TÜRKPATENT’in Resmî İnternet Sitesi’nde “işlem ücreti” adıyla ilan edilmektedir.

Mutat ücret belirleme usulü, 2024 yılında uygulanacak hizmet ücretlerinin belirlenmesine ilişkin Tebliğ’in henüz yayımlanmamış olması nedeniyle önceki yıllardan farklılaşmış ve uygulamaya ilişkin bir kısım tereddütlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tebliğ’in, uygulanacağı yıldan önceki yılın sonunda yayımlanmamış olması, marka vekilliği ve patent vekilliği sınavlarının 2023 yılının sonunda gerçekleşmemesinin ardından, son zamanlarda mutat uygulamadan farklılaşan ikinci önemli durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.2/2,j hükmüne göre; ücret, SMK kapsamında yer alan hizmetlere ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerine göre TÜRKPATENT tarafından belirlenen, varsa vergi ve harç dâhil ücreti ifade etmektedir. Anılan hükümle uyumlu şekilde Sınai Mülkiyet Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik (Yönetmelik) m.3/1,s hükmüne göre; ücret, Yönetmelik kapsamında yer alan hizmetlere ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerine göre TÜRKPATENT tarafından belirlenen, varsa vergi ve harç dâhil ücreti ifade etmektedir.

31.12.2022 tarihli ve 32060 (5. Mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanan, 01.01.2023 tarihinde yürürlüğe giren Türk Patent ve Marka Kurumunca 2023 Yılında Uygulanacak Ücret Tarifesine İlişkin Tebliğ (BİK/TÜRKPATENT:2023/1) (2023 Ücret Tebliği) ile 08.07.2023 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 13.07.2023 tarihli ve 32247 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No:93) Eki’nde yer alan harçlara göre belirlenen ücretler; 2023 yılının son anına kadar TÜRKPATENT’in Resmî İnternet Sitesi’nde yayımlanmış ve işlemlere esas alınmıştır.

2024 yılının başından itibaren TÜRKPATENT’in Resmî İnternet Sitesi’ndeki işlem ücretlerine ilişkin sayfalara erişim sağlanamamakta ve “Sayfa Bulunamadı” uyarısıyla karşılaşılmaktadır. Bu erişim sorununun, 2024 yılında uygulanacak hizmet ücretlerinin belirlenmesine ilişkin Tebliğ’in henüz yayımlanmamış olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

2024 yılında TÜRKPATENT nezdinde gerçekleştirilecek işlemlerin hangilerinden ne miktarda harç alınacağı bakımından herhangi bir hukuki boşluk bulunmamaktadır. Gerçekten 01.01.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 30.12.2023 tarihli ve 32415 (2. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No:94) ile söz konusu işlemlerden alınacak harçlar %58,46 oranında artırılarak Tebliğ’in Eki’nde belirlenmiştir. Ancak 2024 yılında TÜRKPATENT nezdinde gerçekleştirilecek işlemlerin hangilerinden hizmet ücreti alınacağı, bu ücretlerin ne miktarda olacağı ve hatta işlemlerden ücret alınıp alınamayacağı konusu tartışmalıdır. Bu tartışmaların temelini, 2023 Ücret Tebliği’nin hâlen yürürlükte olup olmadığı sorunu oluşturmaktadır.

2023 Ücret Tebliği’nin içeriğinde, anılan düzenleyici işlemin süreli olduğu sonucuna ulaşmaya elverişli herhangi bir hüküm yoktur. Ne var ki Tebliğ’in başlığında yer alan “2023 Yılında Uygulanacak” ifadesi, Tebliğ’in yürürlükte kalacağı süreye ilişkin tereddüt uyandırabilecek niteliktedir. Bu bağlamda Tebliğ’in süreli bir düzenleme olduğu ve 2023 yılıyla birlikte sona erdiği, 2024 yılında uygulanacak ücret Tebliğ’i yayımlanmadığı için, yeni bir ücret Tebliğ’i yayımlanana kadar, TÜRKPATENT nezdinde yapılacak işlemler için hizmet ücreti ve KDV alınamayacağı, sadece harç alınabileceği yönünde yorumlar yapılabilir. Kanaatimizce, içeriğinde süreli olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmayan Tebliğ’in, yalnız başlığında yer alan ifade nedeniyle süreli olduğu yönünde yapılabilecek yorumlar yerinde olmayacaktır. Zira bir düzenleyici işlem, açıkça süreli olduğu belirtilmedikçe ve bir başka düzenleyici işlemle yürürlükten kaldırılmadıkça hukuk dünyasında varlığını sürdürmeye devam edecektir.

2023 Ücret Tebliği’nin, 2024 Ücret Tebliği yayımlanana kadar yürürlükte kalacağı, 2023 Ücret Tebliği’nde belirtilen işlem ücretlerine, bu ücretler üzerinden tahakkuk ettirilecek KDV ile güncel harçların eklenmesi suretiyle 2024 yılında uygulanacak ücretlerin belirlenmesi gerektiği, sorunun çözümüne ilişkin bir başka yorumdur. 2023 Ücret Tebliği’nin içeriğinde düzenlemenin süreli olduğuna ilişkin hüküm bulunmaması, Tebliğ’lerin ancak kendisinden sonra gelen Tebliğ’de yer alan hükümlerle yürürlükten kaldırılabileceği ve henüz 2023 Ücret Tebliği’ni yürürlükten kaldıran düzenleyici bir işlem olmaması, anılan yorumların hukuki argümanlarını oluşturmaktadır. TÜRKPATENT Elektronik Başvuru Sistemi (EPATS) üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde tahakkuk eden ücretler incelendiğinde, TÜRKPATENT’in de belirtilen yorum doğrultusunda işlemleri sürdürdüğü sonucuna ulaşılmaktadır. Kanaatimizce uygulamanın bu yorum çerçevesinde oluşması isabetlidir. Zira bu uygulama; belirsizliği geçici de olsa ortadan kaldırmakta ve SMK ile Yönetmelik’te ücretin ödenmesine sonuç bağlanan hükümlerin uygulanabilirliğini sağlamaktadır. Ancak bu yöntem, hâlihazırda işlemlerin devam etmesi için pratik olsa da bünyesinde başkaca sorunları da barındırmaktadır. Örneğin; 10.01.2024 tarihinde yürürlüğe girecek olan markaların TÜRKPATENT tarafından iptal edilmesine ilişkin işlem süreçleri bakımından, 2023 Ücret Tebliği’nde herhangi bir hizmet ücreti belirlenmediğinden ve bu işlemler için alınacak harç da olmadığından, 2024 Ücret Tebliği’nin, 10.01.2024 tarihine kadar yayımlanmaması durumunda, markaların idari iptaline ilişkin işlemlerin ücret ödenmeksizin yapılması gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır. Mevcut uygulamaya ilişkin bir başka sorun ise 2024 Ücret Tebliği’nin yakın zamanda yayımlanacağı ve hizmet ücretlerinin artırılacağı varsayımında, 2024 yılının henüz başındayken nihai işlem maliyetlerinin ikinci kez değişecek olmasıdır. Bu durum işlemlerin tarafları ve vekiller bakımından maliyet planlaması yapmayı güçleştirmektedir.

Sınai mülkiyet haklarının elde edilmesi, sona ermesi, bu haklar üzerinde sair tasarrufta bulunulması bakımından oluşacak maliyetlerin öngörülebilmesi, işlemlerin taraflarının ve vekillerin mali planlamalarını yapabilmesi, ücret ödenmemeye bağlanan sonuçların doğup doğmayacağı konusunda ortaya çıkabilecek olası tereddütlerin engellenmesi bakımından 2024 Ücret Tebliği’nin hızlıca yayımlanması oldukça önemlidir. Yaşanan belirsizliğin ilerleyen yıllarda tekrarlanmaması için yayımlanacak Tebliğ’lere, söz konusu Tebliğ’lerin yürürlükten kaldırılmadığı sürece uygulanmaya devam edeceğine ilişkin açık bir hüküm eklenmesinin de yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Temennimiz, tereddütleri giderecek ve hukuki boşluğa mahal vermeyecek bir içerikle, 2024 yılında TÜRKPATENT nezdinde gerçekleştirilen işlemlere ilişkin hizmet ücretlerinin belirleneceği Tebliğ’in bir an önce yürürlüğe girmesi yönündedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Ocak 2024