Yaklaşık iki sene sonra, bu defa, Birleşik Krallık temyiz mahkemesinin (“Temyiz Mahkemesi”) aynı yöndeki kararına değineceğiz. Zira 20 Aralık 2023 günü Temyiz Mahkemesi kararı da yayınlanmış olup, karar yine Dr. Thaler için kötü haberler içeriyor.
Geçmişe gidip, hatırlamak gerekirse şöyle özetleyebiliriz:
Dabus, kapsamındaki iki ayrı nöral ağ sayesinde insan müdahalesi olmadan yeni fikirler üretebilmekte ve de bu fikirleri geliştirebilen bir yapay zekâ sistemidir. Bu nöral ağlar aracılığıyla Dabus iki önemli buluşun geliştirilmesini sağlamıştır. Bunlardan ilki, mevcut örneklerine kıyasen daha kolay taşınabilir ve de ısı koruması açısından daha verimli olan “Fraktal Konteyner” isimli yemek saklama kabıdır. Diğeri ise “Neural Flame” isimli acil durum uyarı ışığıdır.
Dr. Thaler, bahsi geçen buluşların patent korumasından yararlanması için Avrupa Patent Ofisi de dâhil olmak üzere birçok yetkili otorite nezdinde, buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zekâ sistemini göstererek başvurularda bulunmuştur. Bu başvuruların yapıldığı ülkeler arasında Birleşik Krallık da vardır ve karar konu patent başvuruları Ekim ve Kasım 2018’de GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaraları altında yapılmıştır.
Patent başvuruları kapsamında buluş sahibi olarak Dabus’un gösterilmiş olması birçok tartışmaya yol açmıştır; ancak 21 Eylül 2021 tarihinde Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, bu tartışmaların gidişatına yön veren kararına imza atmış ve de yapay zekânın buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğu ile verilen 21 Eylül 2021 tarihli karar uyarınca, bir yapay zekâ sisteminin buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesinin bahsi geçen kararı onanmıştır.
“Patent başvurusunda belirtilen buluş sahibinin bir yapay zeka olduğu durumlarda, Şekli İnceleme Denetçisi buluş sahibi bilgisinin değiştirilmesini talep etmelidir. Bir yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir çünkü bu, yasaların gerektirdiği gerçek bir kişiyi karşılamaz. Bu koşulun sağlanmamasının sonucu, başvurunun (1977 tarihli Patent Kanunu’nun) 13(2) bölümü uyarınca geri çekilmiş sayılmasıdır.”
Söz konusu karar temyiz aşamasına taşınmıştır ve Temyiz Mahkemesi Kararı 20 Aralık 2023’te yayınlanmıştır.
20 Aralık 2023 tarihinde, Temyiz Mahkemesi, Dr. Thaler’ın itirazlarına ilişkin nihai kararı vermiştir. Temyiz Mahkemesi de Dr. Thaler’ın temyiz başvurusunu oy birliğiyle reddetmiştir.
Söz konusu temyiz başvurusu, 1977 tarihli Patent Kanunu kapsamında yapılan, GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaralı iki başvuruyu konu almaktadır. Başvuruların alışılmadık özelliği, ortaya koydukları icatların ve tanımladıkları şeylerin, otonom olarak hareket eden ve çalışan bir makine tarafından üretildiği söylenmesidir. Diğer bir özellik ise temyiz başvurusunda bulunan Dr. Stephen Thaler’ın, söz konusu makinenin sahibi olduğu gerekçesiyle bu başvuruları yapma ve takip etme hakkına sahip olduğunu iddia etmesidir.
Temyiz Mahkemesi, yapay zekâ tarafından üretilen buluşların patent korumasından yararlanıp yararlanmayacağı hususuna değinmeyip; sadece Patent Kanunu’nun patent alma hakkı ve patent sahibi/buluşçu olarak belirtilme hakkını düzenleyen 7 ve 13. maddelerinin nasıl yorumlanacağını ve de bahsi geçen kanun maddelerinin somut olaya nasıl uygulanması gerektiğini incelemiştir.
Temyiz Mahkemesi’nin kararında üç temel hususa dayalı bir değerlendirilme yer almaktadır. Karar kapsamında, ilk olarak, Patent Kanunu’nda yer alan “buluş sahibi” kavramının anlam ve kapsamı incelenmiştir. Bu itibarla, Temyiz Mahkemesi, bahsi geçen kanunun 7 ve 13. maddelerini yorumlamış, UKIPO kararını tamamen haklı bulmuş ve de buluş sahibinin bir gerçek kişi olması gerektiği sonucuna varmıştır. 1977 Kanunu’na göre buluşçu bir gerçek kişi olmalıdır ve Dabus hiçbir şekilde bir kişi değil, gerçek kişi bile değil ve dahi bir makinedir. Karara konu başvuruların temelini oluşturan varsayımlara göre, teknik ilerlemeleri kendi başına oluşturmuş veya üretmiştir. 1977 tarihli Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca da buluşçu olabilecek kişi bellidir ve bu kişilerden biri olmayan biri buluşçu olarak gösterilemez.
Temyiz Mahkemesi, emsal karar niteliğindeki içtihatlara da dayanmış ve de bahsi geçen maddeler kapsamında hak sahipliği konusundaki bir uyuşmazlıkta, buluş sahibinin buluş kavramını ortaya koyan gerçek kişi olduğunu açıklamıştır. Buna ek olarak, patent hakkının bir üçüncü kişiye tanınmasının sadece buluş sahibi aracılığıyla mümkün olabileceği de belirtilmiştir.
Bu itibarla Temyiz Mahkemesi Dabus’un buluş sahibi sıfatını taşımadığını, Patent Kanunu’nun 7 ve 13. maddelerinin de bu sonucu desteklediğini belirtmiştir.
Temyiz Mahkemesi tarafından incelenen bir diğer husus ise Dr. Thaler’in Dabus tarafından geliştirilen buluşlar üzerinde hak sahibi olup olmadığı sorunudur. Temyiz sürecinde Dr. Thaler DABUS’un sahibi olması sebebiyle, somut olaydaki buluşlar için başvuruda bulunma ve patent alma hakkına sahip olduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar Temyiz Mahkemesi tarafından yine reddedilmiştir. Temyiz Mahkemesi Mahkeme, Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca başvuruda bulunma ve patent alma haklarının buluş sahibine tanındığını ve de buluş sahibinin de, yukarıda belirtildiği üzere, bir gerçek kişi olması gerektiğini belirtmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca buluş sahibi olmayan kişilerin de Patent Kanunu madde 7/2(b) ve madde 7/2(c) uyarınca patent koruması için başvuruda bulunabileceğini; ancak Dr. Thaler’in bu maddelerde aranan şartları taşımadığını ortaya koymuştur.
Sonuç
Dr. Thaler, uzun zamandır dünyanın pek çok ülkesinde, Dabus adına yaptığı başvurularla, yapay zeka sistemlerinin buluş yapabileceğini ve bu tür sistemlerin sahiplerinin bu buluşlar için patent başvurusu yapabileceğini ve bu patentleri alabileceğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu nedenle, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi kararına konu vaka da, Dr.Thaler’ın bir dizi test vakasından biridir. Dr. Thaler henüz herhangi bir yargı çevresinde istediği başarıyı elde edememiştir. Yapay zeka tarafından yaratılan veya geliştirilen fikri mülkiyet haklarının hak sahipliği konusunda, tartışmalar hala devam ediyor ve yapay zekaya ilişkin son düzenlemeler ışığında devam da edecek gibi gözükmektedir. Ancak iki sene önceki yazımızdan beri, fikri mülkiyet hakkına konu yaratımcıların, “yaratıcısı” sıfatına sahip olma anlamına, hukuk sistemleri hala robotlardan değil insanlıktan yana diyebiliriz. “Robotlar bu mücadeleyi kazanacak mı?” sorusunun cevabını almak için gelişmeleri yaşayarak görmeye devam edeceğiz gibi.
Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, Dabus davasında yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin nihai kararını verdi. İlk derece mahkemesinin kararıyla paralel olarak, yapay zekanın buluş sahibi olamayacağı şeklindeki nihai kararını veren Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, fikri mülkiyet hukuku alanında uzun süredir varlığını sürdüren güncel bir tartışmaya yön vermiş oldu.
DABUS ADLI YAPAY ZEKA SİSTEMİ VE PATENT BAŞVURUSUNA KONU OLAN BULUŞLAR
Dabus, Dr. Stephen Thaler tarafından icat edilen ve geliştirilen bir yapay zeka sistemidir. Thaler, daha önce pek çok farklı ülkede Dabus adına patent başvurusu yapma girişiminde bulunmuştur. Örneğin Avustralya Dabus’u mucit olarak kabul ederken, A.B.D. bu yöndeki talebi reddetmiştir.
Dabus’un herhangi bir insanın müdahalesine ya da yönlendirmesine gerek olmaksızın yeni fikirler üretebiliyor ve geliştirebiliyor olması, bu yapay zeka sisteminin en önemli özelliklerinden birini teşkil etmektedir. Dr. Thaler, Dabus’un kendiliğinden yeni fikirler üretebilmesini sağlamak için söz konusu yapay zeka sisteminde birlikte işleyen iki ayrı nöral ağ kullanmıştır. Bu ağlardan biri yeni fikirlerin oluşturulmasında görev alırken, diğeri ise oluşturulan bu fikirlerin özellikle getirdikleri yenilik bakımından ikincil bir değerlendirmesini gerçekleştirmektedir.
Dr. Thaler’ın Dabus’un işletim sisteminde kullandığı ikili nöral ağ yapılanması, bu yapay zeka sisteminin patentlenebilme potansiyeline sahip iki ayrı buluş geliştirmesiyle ilk meyvelerini vermiş oldu. Bu buluşlardan ilki, bir tür yiyecek ve içecek saklama kabı olan “Fraktal Konteyner“di (“Fractal Container“). Bu yiyecek ve içecek saklama kabını mevcut saklayıcılardan daha özel ve yenilikçi hale getiren inovasyon ise, birkaç saklama kabının kolaylıkla üst üste dizilerek kenetlenebilmesi ve böylelikle hem çok daha kolay taşınabilmesi hem de yiyecek ve içeceklerin ısı korumasını çok daha üst düzeyde tutabilmesiydi.
Dabus’un diğer buluşu ise acil durumlarda dikkat çekmek üzere geliştirilmiş bir çeşit uyarı ışığı olan “Sinirsel Alev“di (“Neural Flame“).
Dr. Thaler, yaratıcılığını üstlendiği yapay zeka tarafından üretilen ve patentlenebilirlik kriterlerini sağlayan bu buluşların, patent korumasından yararlanmasını sağlamak amacıyla İngiltere, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’nin yetkili otoriteleri ve Avrupa Patent Ofisi nezdinde, buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zeka sistemini göstererek başvurularda bulundu. Dr. Thaler’ın yapmış olduğu bu patent başvurularını, standart patent başvurularından ayıran özellik ise buluş sahibi olarak bir gerçek kişinin değil, yapay zekanın gösterilmiş olmasıydı. Nitekim, gerek bahsi geçen devletlerin yetkili makamlarıyla yargı organları nezdinde gerekse küresel çapta fikri mülkiyet camiasında hararetle tartışılan husus da bir yapay zeka sisteminin buluş sahibi olarak nitelendirilmesinin mümkün olup olamayacağıydı.
Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, 21 Eylül 2021 tarihinde söz konusu tartışmanın gidişatına yön veren oldukça önemli bir karara imza attı. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, 21 Eylül 2021 tarihli kararında, -tıpkı temyize konu ilk derece mahkemesi kararında olduğu gibi- yapay zekanın hiçbir şekilde buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetti. Belirtilmelidir ki, her ne kadar yetkili merciler ve yargı organları tarafından yapay zekanın buluş sahibi olarak nitelendirilmesi sorununa ilişkin olarak İngiltere’de bunun şu an için mümkün olmadığına dair nihai bir çözüme varılmışsa da; Dr. Thaler’ın Avustralya’da yapmış olduğu başvuruya ilişkin olarak Federal Mahkeme tarafından başvurunun Avustralya Fikri Mülkiyet Ofisi tarafından yeniden değerlendirmeye alınması gerektiği yönünde hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar yapay zekanın buluş sahibi olarak nitelendirilebilirliği sorununa ilişkin olarak dünya genelinde fikir birliğine varılmış değilse de yazımızda, İngiltere’nin yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilemeyeceği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmasını sağlayan 21 Eylül 2021 tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı irdelenecektir.
DR. STEPHEN THALER’IN DABUS’U BULUŞ SAHİBİ OLARAK GÖSTERDİĞİ, BİRLEŞİK KRALLIK FİKRİ MÜLKİYET OFİSİ NEZDİNDE YAPMIŞ OLDUĞU BAŞVURULAR VE YETKİLİ MERCİİN KARARI
Dr. Thaler, yaratıcılığını üstlendiği Dabus adlı yapay zeka sistemi tarafından geliştirilen “Fraktal Konteyner” ve “Sinirsel Alev” buluşlarına yönelik olarak Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi (“UKIPO“) nezdinde patent başvurularında bulunmuş; her ne kadar başvuru sahibi olarak kendisini belirtmiş olsa da buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zeka sistemini göstermiştir. UKIPO nezdinde yaptığı bu patent başvurusunda Dr. Thaler, buluş sahipliğinin yalnızca gerçek kişilere indirgenmemesi gerektiğini, zira buluş sahipliğinin buluş meydana getirme becerisine sahip olan her varlığı kapsayacak şekilde geniş yorumlanması gerektiğine yönelik bir beyanda bulunmuş; Dabus’u buluş sahibi olarak gösterdiği iki patent başvurusunu bu gerekçeye dayandırmıştır. Buna ek olarak Dr. Thaler, buluşu gerçekleştirenin bir gerçek kişi olmadığı -örneğin bir yapay zeka sistemi olduğu- durumlarda, söz konusu buluş için patent başvurusunda bulunmaya, buluşu meydana getiren yapay zeka sisteminin mucidi olan gerçek kişinin yetkili olacağını savunmuştur.
Dr. Thaler tarafından yapılan bu açıklamaları pozitif hukuk bağlamında isabetli bulmayan UKIPO, Dr. Thaler’ın Kasım 2018’de yapmış olduğu bu patent başvurularını takiben Patent Uygulaması Kılavuzu‘na Ekim 2019’da şu şekilde bir ekleme yapmıştır:
“Patent başvurusunda belirtilen buluş sahibinin bir yapay zeka olduğu durumlarda, Şekli İnceleme Denetçisi buluş sahibi bilgisinin değiştirilmesini talep etmelidir. Bir yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir çünkü bu, yasaların gerektirdiği gerçek bir kişiyi karşılamaz. Bu koşulun sağlanmamasının sonucu, başvurunun (1977 tarihli Patent Kanunu’nun) 13(2) bölümü uyarınca geri çekilmiş sayılmasıdır.”
Böylelikle UKIPO 4 Aralık 2019 tarihinde, Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Dr. Thaler’ın başvurusunun geri çekilmiş sayılması yönündeki kararını vermiştir. Nitekim UKIPO’ya göre Dr. Thaler, buluş sahibi olarak bir “gerçek kişinin” adını belirtmemiş ve bu yüzden patent başvurusuna konu edilen buluşların mucidi olduğuna inandığı kişiyi ve bu kişinin patent alma hakkını nasıl edindiği konularında yeterli tespiti yapamamıştır. UKIPO özellikle, Patent Kanunu’nun amacı ve ruhu dikkate alındığında gerçek kişi olmayan Dabus’un buluş sahibi olarak kabul edilemeyeceğinin altını çizmiştir. Son olarak UKIPO, bir yapay zeka olan Dabus’un gerek hak ehliyetinin bulunmadığını gerekse bir hakkı başkasına temlik etmeye ehil olmadığını belirtmiş ve bundan dolayı da Dr. Thaler’ın söz konusu buluşlar için patent başvurusunda bulunma hakkının olmadığını vurgulamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI
Dr. Thaler, UKIPO tarafından verilen karara ilişkin olarak pek çok ilk derece mahkemesi nezdinde itirazda bulunmuştur. Dr. Thaler’ın, Patent Uygulaması Kılavuzu‘nda yapılan güncellemenin, kendisinin adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmasına yol açtığına ve UKIPO’nun Patent Kanunu’na ilişkin yürüttüğü amaçsal yorumun isabetsiz olduğuna ilişkin ilk argümanı mahkeme tarafından evleviyetle reddedilmiştir. Mahkemeye göre, Dr. Thaler’ın Dabus’un buluş sahibi olduğuna yönelik subjektif kanaati, tek başına Dabus’u patent hakkı elde etmeye yetkin hale getirememektedir. Keza mahkeme, bu argümandan ziyade Dr. Thaler’ın Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrasına uygun şekilde başvuruda bulunduğu, nitekim patent başvurusuna konu edilen buluşların mucidi olduğuna inandığı kişiyi ve bu kişinin patent alma hakkını nasıl edindiğine ilişkin tespitleri yaptığı yönündeki iddialarını değerlendirmeye almayı uygun görmüştür.
Değerlendirme esnasında mahkeme, patent başvurusunda bulunma hakkının yalnızca “kişilere” tanındığına ilişkin temel prensipten hareket ederek Dabus’un ne gerçek ne de tüzel kişi olduğunu göz önünde bulundurmuş ve bu bağlamda UKIPO ve Dr. Thaler arasındaki görüş ayrılığını ele almıştır. Dr. Thaler başvuru sahibi konumunda bulunan bir gerçek kişi olduğundan, mahkemeye göre ilk handikap aşılmış görünüyordu. Bunun üzerine mahkeme, başvuru sahibi olan gerçek kişinin;
(a) buluş sahibi olması,
(b) buluş üzerinde mülkiyet hakkını haiz kişilerden biri olması ya da
(c) bu iki gruptaki kişilerden birinin halefi olması
gerektiğini belirterek incelemeyi bu sorun üzerine yoğunlaştırmıştır.
Dr. Thaler’ın, patent başvurularına konu edilen buluşların sahibinin kendisi değil Dabus olduğuna ilişkin iddiası karşısında mahkeme, buluş sahibinin yalnızca gerçek kişiler olabileceğine ilişkin UKIPO tarafından savunulan görüşü benimsemiştir. İkinci olarak mahkeme, Dr. Thaler’ın söz konusu buluşlar için patent başvurusunda bulunmaya yetkili olup olmadığı sorunu üzerinde yoğunlaşmıştır. Mahkeme, buluş sahibinin aksine (b) ve (c) alt başlıklarında bahsi geçen kişilerin gerçek kişi olma zorunluluklarının bulunmadığını, bu bağlamda tüzel kişilerin de (b) ve (c) alt başlıklarında ele alınan kişilerden biri olmak kaydıyla patent başvurusunda bulunabileceklerini vurgulamıştır. Mahkemeye göre, Dr. Thaler (b) ve (c) alt başlıklarında belirtilen kişiler arasında değerlendirilebilecek, patent başvurusunda bulunmaya ehil bir gerçek kişidir. Buna karşın, Dabus bir fikri mülkiyet hakkını haiz olmaya ve bu hakkı bir başkasına devretmeye ehil olmadığından mahkeme, Dr. Thaler’ın patent başvurusunda bulunmasına temel teşkil edecek başvuru sahipliği sıfatının yoksun olduğuna dikkat çekmiştir.
Dolayısıyla ilk derece mahkemesi UKIPO tarafından verilen karara paralel yönde hüküm kurmuştur. Nitekim her iki merci de buluş sahibinin bir yapay zeka olamayacağı hususunu temel alarak nihai kararlarını vermiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ DR. THALER TARAFINDAN TEMYİZİ ÜZERİNE BİRLEŞİK KRALLIK YÜKSEK MAHKEMESİ TARAFINDAN VERİLEN KARAR
Dr. Thaler, UKIPO tarafından başvurunun işleme alınmamasını, buluş sahibi olarak bir gerçek kişi gösterilmediği ve Dr. Thaler’ın başvuru sahipliği sıfatına sahip olmadığı gerekçeleriyle haklı bulan ilk derece mahkemesi kararına karşı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi (“Yüksek Mahkeme“) nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Temyiz başvurusu üzerine Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğu ile verilen 21 Eylül 2021 tarihli karar uyarınca, bir yapay zeka sisteminin buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi Dr. Thaler’ın başvuru sahipliği sıfatını haiz olmadığı belirtilmiş ve böylelikle Dr. Thaler’ın temyiz başvurusu reddedilerek ilk derece mahkemesinin bahsi geçen kararı onanmıştır.
Yüksek Mahkeme nezdinde ele alınan hukuki sorunlar, üç başlık altında aşağıdaki şekilde toparlanabilir:
Patent Kanunu uyarınca başvuru sahibinin gerçek kişi olması zorunlu mudur?
Patent Kanunu’nun 13. maddesi neyi ifade etmektedir ve hangi durumlara/nasıl uygulanır?
Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak Dr. Thaler’ın ileri sürdüğü argümanlara yönelik doğru yanıt nedir?
Yüksek Mahkeme’nin inceleme konusu yaptığı ilk hususa ilişkin olarak yargıçlar, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan çıkarımı isabetli bulmuş, nitekim Patent Kanunu’nda buluş sahibinin buluşun “gerçek mucidi” olarak tanımlanmasından yola çıkarak yalnızca gerçek kişilerin buluş sahibi sayılabileceğine yönelik saptamayı tekrarlamışlardır. Bu husus, temyiz başvurusunu incelemekte olan üç yargıç tarafından oybirliğiyle kabul edilerek nihai karara yansıtılmıştır.
Patent Kanunu’nun 13. maddesiyle ilişkili ikinci ve üçüncü hususlarda ise yargıçlar oy çokluğuyla temyiz başvurusunun reddedilmesi gerektiği yönünde hüküm kurmuşlardır. Bu hususa ilişkin olarak yargıçlar, Patent Kanunu’nun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvuru sahibinin belirtilmesindeki dürüstlük ve iyiniyet kurallarını aşmayan hataların başvuru sahibinin patent almasını engellemeyeceği hususunda hemfikir olduklarını belirtmişlerdir. Buna karşın, çoğunluk görüşü uyarınca söz konusu fıkra başvuru sahibinin buluş sahibini saptamaya yönelik subjektif bir görüşe sahip olmasının bir adım ötesine geçmekte ve UKIPO nezdinde yapılacak incelemede bu ifadelerin buluş sahibi olan bir kişiyi ve Patent Kanunu’nda belirtilen yasal gerekçeler dahilindeki bir sıfatı tanımlayıp tanımlamadığını incelemesini gerektirmektedir.
Yüksek Mahkeme’nin temyiz yargılamasındaki çoğunluk görüşü uyarınca, her ne kadar Dr. Thaler buluş sahibi olarak Dabus’u belirtirken kendi dürüst subjektif görüşünü ifade etmişse de Dabus’un buluş sahibi olarak nitelendirilişi, Patent Kanunu’nun buluş sahibinde aradığı nitelikleri taşımayan bir belirleme olmuştur. Dolayısıyla UKIPO’nun bahsi geçen patent başvurularına ilişkin kararı Yüksek Mahkeme nezdinde de isabetli bulunmuştur. Buna paralel olarak, oy çokluğuyla Dr. Thaler’ın ilgili buluşlar için başvuru sahibi sıfatını haiz olabileceğine ilişkin yeterli bir temellendirmenin sunulamadığı da Yüksek Mahkeme tarafından belirtilmiştir.
Dr. Thaler, Dabus’un meydana getirdiği buluşların da kendi mülkiyetinde sayılabileceğini, nitekim kendisi Dabus’un sahibi olduğundan Dabus’un buluşlarının da doğrudan sahibi olacağını, bu sebeple de başvuru sahibi sıfatıyla patent başvurularında bulunabileceğini ileri sürmüştür. Bu iddiasını “bir meyve ağacının sahibinin aynı zamanda ağacın ürettiği meyvelerin de doğrudan sahibi sayılacağı” prensibiyle açıklayan Dr. Thaler’ın argümanı, Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğuyla reddedilmiştir. Nitekim yargıçlar, eşya hukukuna tabi olan bu durumun yalnızca Dr. Thaler’ın Dabus’un mülkiyetini kazandığı hukuk sistemine göre irdelenebileceğini; kaldı ki bu prensibin maddi varlığı haiz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı açısından hüküm ve sonuç doğurabileceğini, buna karşın fikri mülkiyet hakları gibi gayrimaddi varlıklar üzerindeki mülkiyet hakkı bakımından sonuç doğurmayacağını belirtmiştir.
SONUÇ
Tüm bu değerlendirmelerin ışığında Yüksek Mahkeme de Dabus’un buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğini, herhangi bir hakka sahip olmaya ve bunları devretmeye ehil bulunmayan yapay zeka sisteminin bu iki buluştan doğan haklarını Dr. Thaler’a devrettiğini kabule olanak bulunmadığını belirtmiş ve böylelikle son zamanların en tartışmalı konularından birinde çoğunluk görüşüne katılmıştır. Yapay zeka tarafından yaratılan veya geliştirilen fikri mülkiyet haklarının hak sahipliği konusunda, gelecekte daha çok tartışma ile karşılaşacağımız tartışmasız, ancak şimdilik hukuk sistemleri çoğunlukla robotlardan değil insanlıktan yana diyebiliriz. Robotlar bu mücadeleyi kazancak mı? Bunu da izleyerek ve yaşayarak göreceğiz.
IPR Gezgini Clubhouse toplantılarının üçüncüsü 21 Nisan Çarşamba günü saat 21.00’de gerçekleştirilecek.
Bu haftaki toplantının konusu, bilgisayar yazılımlarının patent korumasının kapsamı içinde olup olmadığı, Avrupa Birliği nezdindeki gelişmeler ve son günlerde fikrî mülkiyet dünyasının en önemli tartışma konularından biri olarak gündemi meşgul eden yapay zekanın buluş sahipliği olacak.
Söz konusu hususlar, Clubhouse’ta 21 Nisan Çarşamba akşamı IPR Gezgini yazarlarından Elif AYKURT KARACA‘nın moderatörlüğünde Türk ve Avrupa Patent Vekili Barış ATALAY tarafından değerlendirilecektir.
Toplantı elbette katılanların soru ve yorumlarına da açık olacak.
Toplantının Clubhouse bağlantısına https://www.joinclubhouse.com/event/xlJZ9WX6 adresinden erişebilirsiniz ve bu bağlantı sosyal medya hesaplarımızda da paylaşıldı. Programı kaçırmamak ve gelecek programlarımızdan haberdar olmak için Clubhouse’da IPR Gezgini kulübümüzü takip edebilirsiniz 🙂
Konuya ilgi duyan herkesin katılımlarını ve katkılarını bekliyoruz!
Teknolojinin gelişmesi ve hayatımızdaki bir çok işin otomasyonu ile birlikte yapay zekalar da gündemimizi sürekli meşgul eder hale gelmiştir. Yapay zekanın günlük hayatımızda sahip olduğu alanın gittikçe büyümesi ile birlikte, yapay zekaya kişilik verilip verilmemesi meselesi de hukuk camiasında sıkça konuşulan bir konu haline gelmiştir. Şüphesiz yapay zekaya kişilik hakkı tanınması, yapay zekanın hak ve borç altına girmesine imkan tanıma amacına hizmet edecektir. Konuya ilişkin olarak yapay zekanın eşya olarak benimsenmesinden tutun da, yapay zekaya kişilik hakkı tanınmasına kadar birçok farklı görüş benimsenmekle birlikte, yapay zekaya özel gerçek ve tüzel kişiden farklı olan bir “elektronik kişilik” tanınması ilk kez Avrupa Parlamentosu’nun 27 Ocak 2017 tarihli raporunda bir dizi öneri ve tavsiye arasında resmi olarak gündeme getirilmiştir[1]. Bu konuya ilişkin tartışılacak birçok husus olmakla birlikte, yazımızın kapsamını yalnızca EPO’nun 27 Ocak 2020 tarihinde verdiği yapay zekanın buluş sahibi olamayacağına ilişkin gerekçeli kararı ile sınırlandırmak istiyorum.
Geçtiğimiz yıllarda DABUS isimli bir yapay zekanın buluşları, yapay zekanın
sahibi tarafından patent başvurularına konu edilmişti. Patent başvurularında,
başvuru sahibi olarak yapay zekanın sahibi buluş sahibi olarak ise DABUS
gösterilmişti. EP 18 275 163 ve EP 18 275 174 sayılı patent başvurularının,
buluş sahibi olarak gösterilen DABUS’un yapay zeka olması ve patent başvurusunda
buluş sahibinin gerçek kişi olmasının hukuki bir gereklilik olması nedeniyle EPO
tarafından sözlü yargılama esnasında reddedildiği açıklanmıştı. Sözlü yargılama
esnasında verilen kararda gerekçe olarak, yapılan başvurularda buluş sahibinin
bir yapay zeka olmasının Avrupa Birliği Patent Sözleşmesi’nde (daha sonra “EPC”
olarak anılacaktır.) yer alan buluş sahibinin insan olmasına ilişkin hukuki
gereklilikle çeliştiği belirtilmişti.
Kararın dayanağına ilişkin bir fikrimiz olsa da gerekçeli kararı merakla
bekliyorduk. Nihayet, 27.01.2020 tarihinde
Avrupa Birliği Patent Ofisi’nin (bundan sonra “EPO” olarak anılacaktır.)
yapay zekanın buluş sahibi olarak gösterildiği patent başvurularının reddine
ilişkin gerekçeli kararını verdi.
Hatırlayacağınız üzere, her iki patent başvurusunda da, buluş sahibi olarak “DABUS” ismi ile yapay zeka gösterilmiş ve başvuru sahibi Dr. Stephen Thaler, yapay zekanın sahibi kendisi olduğundan, yapay zeka tarafından üretilen fikri mülkiyet haklarının kendisine ait olduğunu belirtmişti.
EPO tarafından verilen kararlarda kısaca aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
1) Avrupa patent sisteminin hukuki çerçevesinin incelenmesi sonucunda,
başvuru formunda belirtilen buluş sahibinin gerçek kişi olması gereklidir. Buluş
sahibinin gerçek kişi olması gerekliliği, yerel mahkeme kararları ile uyumlu, uluslararası
camiada kabul edilen ve uygulanabilir niteliktedir.
2) Buluş sahibinin belirtilmesi özellikle belirtilen buluş sahibinin
meşruiyeti ve bu ünvana bağlı haklardan yararlanabilmesi için zorunludur. Bahsi geçen hakların kullanılmasının ancak
buluş sahibinin kişilik hakkı olmasına bağlı olduğundan, ne gerçek ne de tüzel
kişiliği olmayan yapay zekanın belirtilen haklardan yararlanması mümkün olmayıp,
buluş sahibi olarak gösterilmesi de söz konusu değildir.
3) Yapay zekaya yalnızca bir isim vermenin hukuki kişilik yaratmadığından
yapılan başvuruda EPC’de belirtilen şartlar sağlanmamıştır.
Karara ilişkin gerekçelerin ayrıntılı açıklamalarına geçmeden önce kısaca olayı
hatırlatalım.
Olayın Özeti:
Patent başvuruları İngiltere Patent Ofisi nezdinde yapılmış ve 17.10.2018
tarihinde EPO’ya yönlendirilmiş, EPO’ya yönlendirilen başvuru formunda, buluş
sahibi kısmının doldurulmaması üzerine, EPO tarafından, başvuru sahibinden
eksikliği başvuru tarihinden itibaren 18 ay içinde gidermesi talep edilmiş, eksikliklerin
süresi içinde giderilmemesi halinde başvurunun reddedileceğine ilişkin bilgi
verilmişti. Bunun üzerine, başvuru sahibi tarafından buluş sahibinin bir çeşit
yapay zeka olan DABUS olduğu, başvuru sahibinin ise DABUS’un sahibi olduğundan,
DABUS’un Avrupa patenti üzerindeki haklarının işveren olarak kendisine ait
olduğunu belirtmiştir. Daha sonra ise bu açıklamasını düzelterek, yapay zekanın
sahibi olduğundan haklarına halef olduğunu, bu nedenle de Avrupa patentine
ilişkin tüm hakların sahibinin kendisi olduğunu belirtmiştir.
Başvuru sahibi, buluşun daha önce herhangi bir insan tarafından yapılmamış
olmakla birlikte, buluşun DABUS’un kendi fikri ile oluşturulduğunu belirtmiş ve
bu nedenle buluş sahibinin DABUS olarak belirtilmesi gerektiğini, DABUS’un
sahibinin, DABUS’un buluşuna ilişkin haklara halef olduğunu ve bu talebinin
patent sistemiyle uyumlu olduğunu ileri sürmüştür.
13.09.2019 tarihinde ilgili başvurulara yönelik sözlü yargılama
yapılacağına karar verilmiştir. Yargılamanın konusu; başvuruda belirtilen
başvuru sahibi bilgilerinin EPC’de belirtilen hukuki gereklilikleri sağlamaması,
bu nedenle eksik olması, buluş sahibi belirtilirken, isim, soyisim ve adres
bilgilerinin bulunması ve buluş sahibinin gerçek kişi olması gerekliliği olarak
belirtilmiştir.
Bunun üzerine başvuru sahibi tarafından 25.10.2019 tarihinde, EPC m. 19’da
buluş sahibinin insan olması gerektiğinin belirtilmediği ve m. 19’un amacının
düzgün bir şekilde buluş sahibinin tanımlanması olduğu iddiasında bulunmuş ve
isim soyisim ve adres beyanının gerekliliğinin, tek isimli kişilerin de buluş
sahibi olarak belirtilmesini de engelleyeceğinin altını çizmiştir. Yine,
başvuru sahibi EPC’nin hazırlık süreci ve gerekçesi incelendiğinde yasa
koyucunun amacının yapay zekaların buluş sahibi olarak belirtilmesini
engelleyici bir yapıda olduğu sonucuna varılamayacağını, patentlenebilirlik
koşullarının EPC’nin 52-57. maddelerinde, TRIPS ve Strazburg Anlaşmasına
paralel şekilde düzenlendiğini, EPC m. 19un usule ilişkin bir madde olduğu,
yapay zeka tarafından yaratılan bir ürünün patentlemesine engel teşkil edecek
şekilde maddi bir şekilde yorumlanmaması gerektiğini savunmuştur.
Başvuru sahibi, yapay zeka DABUS’un başvuru konusu ürünlerin gerçek
yaratıcısı olduğunu belirtmiştir. Patent hukuku uyarınca, buluş sahibinin
gerçek buluş sahibi olarak belirtilmesi gerektiğini, buluş sahibi olmayan
birinin buluş sahibi olarak gösterilmesinin bu gereklilikle çelişeceğini
belirtmiştir. Başvuru sahibi; her ne kadar yapay zekanın maddi veya manevi
hakkı olmasa da, bunun tek başına yapay zekanın bir buluş sahibi olarak kabul
edilmesine engel olmaması gerektiğinin, zira buluş sahipliğinin söz konusu
hakların varlığından önce tanımlanması gereken bir unsur olduğunun altını
çizmiştir. Son olarak başvuru sahibi, her ne kadar yapay zekanın buluş
sahipliğinin düzeltilmesine rıza göstermesi mümkün olmasa da, bunun EPC’nin 21.
maddesinin uygulanmasını ve yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesini
engellememesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Söz konusu başvuru 06.11.2019 tarihinde yayınlanarak başvuruda buluş
sahibinin henüz belirtilmediği ve buna ek olarak da buluş sahibine ilişkin
ünvanın EPC m. 81 ve m. 19’da belirtilen şartları sağlamadığı belirtilmiştir.
25.11.2019 tarihinde sözlü yargılama gerçekleştirilerek yargılama sonucunda
patent başvurularının reddine karar verilmiştir.
Karara ilişkin gerekçeler aşağıda sırasıyla açıklanmaktadır.
1. Buluş sahibinin, buluş sahibine ilişkin ek bir dilekçe ile belirtilmesi:
Başvuru, buluş sahibinin bir makine olduğunu belirttiğinden, EPC m. 81 ve anlaşmanın
ikinci bölümünde yer alan buluş sahibinin düzeltilmesi başlıklı m.19(1)de
belirtilen şartları sağlamamaktadır.
EPC m. 81’de Avrupa patent başvurusunda, buluş sahibinin belirtilmesi
gerektiği, başvuru sahibi ile buluş sahibinin aynı kişi olmadığı durumlarda da
buluşa ilişkin hakların neden başvuru sahibine ait olacağına ilişkin ek bir
belge ile açıklanması gerektiği düzenlenmiştir.
Kararda yalnızca makineye DABUS ismi vermenin bu gerekliliklerini yerine
getirmeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Yine, cansız varlıklara verilen
isimlerin gerçek kişilere verilen isimlerle denk tutulmasının mümkün olmadığı,
gerçek kişilere verilen isimlerin tek veya daha fazla isimden oluştuğuna
bakılmaksızın yalnızca kişileri tanımlamak amacıyla değil aynı zamanda kişilik
haklarından yararlanan hakları kullanabilmelerine de hizmet ettiği[2]
ancak cansız olan varlıkların isimlerinin kendilerine böyle bir hak
tanınmasının söz konusu olmayacağı[3]
da vurgulanmıştır.
Kararda ayrıca, EPC’nin hukuki
çerçevesi dikkate alındığında EPC’de yalnızca gerçek kişi, tüzel kişi ve tüzel
kişiliği bulunan kurumlara belli çerçevede haklar tanındığı, hatta patentin
tescil edilmesi sırasında başvuru sahipliği bakımından kişiliği olmayanlara bir
hak tanınmadığı, buluş sahipliği bakımından ise yalnızca gerçek kişinin
gösterilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.
EPO, tarihi yasal sürece
bakıldığında, yasama işlemleri sırasında buluş sahibinin yalnızca gerçek kişi
olacağının açıkça belirtildiğini, ayrıca sözleşmenin hazırlık çalışmaları
incelendiğinde, tutarlı olarak buluş sahibinin yalnızca gerçek kişi olacağının
belirtildiğini belirtmiş ve hatta çalışma dökümanlarında tüzel kişinin de buluş
sahibi olabilmesi belirtilmiş olmasına karşın çalışmanın son halinde bu
olasılığın yer almadığının görüldüğünü, bunun da yasa koyucunun buluş sahibini
gerçek kişi olarak belirtmekteki niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtmiştir.
EPO kararında, yapay zeka veya
makinelerin gerçek ve tüzel kişilere kıyasla, herhangi bir hukuki kişilikleri
olmadığından şu an için bir hakları olmadığını[4]
belirtmiştir. Yine, hukuki kişiliğin gerçek kişilere bir insan olma, tüzel
kişilere ise yasal olarak kurulma koşulu ile sağlanmakta[5]
olduğu, insan olmayan kişilere kişilik hakkı verilmesinin, ancak özel yasal
düzenleme veya içtihat sonucunda gündeme gelebileceği, yapay zekalar için ne
özel bir kanun düzenlemesi ne de bir içtihatın var olmadığı, bu nedenle de
hukuken kişiliği olmayan yapay zeka veya makinelerin buluş sahibi olmasından
kaynaklı olarak, buluş sahibi olarak gösterilme veya buluş sahibi olarak
belirtilme gibi haklarının bulunmasının söz konusu olmadığı kararda
belirtilmiştir.
Kararda, EPO içtihatlarına
bakıldığında, buluş sahibinin gerçek kişi olduğunun sabit olduğu, bu güne kadar
EPO’nun herhangi bir tüzel kişinin buluş sahibi olarak gösterilme talebi ile
karşılaşmadığını ancak böyle bir taleple karşılaşmamanın tüzel kişilerin buluş
sahibi olarak gösterilme ihtimali olarak yorumlanmasına imkan vermediğinin altı
çizilmiştir. Yine, tüm EPC’ye taraf ülkelerde de benzer yaklaşımın kabul
edildiği, hiçbir taraf devlet tarafından yapay zekaya buluş sahibi olma hakkı
verilmediği bu nedenle uygulamada bir bütünlük olduğu belirtilmiştir.
2. Buluştan doğan hakların
buluş sahibi olan yapay zekanın sahibine ait olduğunun belirtilmesi:
Başvuru sahibi tarafından yapılan
açıklamalarda önce başvuru sahibi, DABUS’un haklarına işvereni olduğu için
sahip olduğunu daha sonra ise DABUS’un sahibi olduğu için DABUS’un buluş sahibi
olduğu patentten doğan fikri mülkiyet haklarının kendisine ait olduğunu
belirtmiştir. EPO kararında, her iki açıklamanın da EPC m. 81 ve m. 60(1)’de
belirtilen şartları sağlamadığını, yapay zeka veya makinelerin ne
çalıştırılmasının ne de haklarını haleflerine devretmesinin mümkün olmayacağını
belirtmiştir.
“Yapay zeka ve makinelerin hukuki
bir kişiliği olmadığından bir iş sözleşmesine taraf olabilmeleri mümkün
olmamakla birlikte yalnızca başkaları tarafından sahip olunabilmektedir. Yine,
kendi ürünü üzerinde hakkı olmayan bir yapay zeka veya makinenin hakkını
devretmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yapay zekanın sahibinin yapay
zekanın buluş sahibi olduğu ürünler üzerinde hakkı olduğu sonucuna da
varılamaz. Herhangi bir ürün sahibi için o ürünün semerelerine de sahip olduğu
kanunen düzenlenmiş olsa da, bu buluş sahipliği ve buluş sahipliğinin tanıdığı
haklarla eş tutulmamalıdır[6].”
3. Buluş sahibinin
belirtilmesi ve patentlenebilirlik
Buluş sahibinin belirtilmesi
patent başvurusunda bulunması gereken unsurlarından biridir. Başvurunun şekli
olarak incelenmesi tescil sürecinin bir parçası olup, buluşa ilişkin yapılan
patentlenebilirlik incelemesinden ayrılmaktadır.
Başvuru sahibi tarafından, yapay
zekanın veya makinelerin buluş sahibi olarak belirtilmesinin engellenmesinin,
yapay zeka ve makineler tarafından yaratılan patentlenebilir ürünlerin
patentlenmesinin engelleyeceği, bunun da EPC’nin 52-57. maddeleri, TRIPS m. 27
ve Strazburg Anlaşması’na aykırılık teşkil edeceği belirtilmiş ve ortada
patentlenebilr bir buluş var ise patent hukukunun bir buluş sahibi olduğunu varsayması
gerektiği ileri sürülmüştür.
EPO, şekli gerekliliklerinin
incelenmesinin her başvuruda esasa ilişkin incelemeden önce ve ondan bağımsız
olarak yapıldığını, henüz patent başvurusuna konu ürünün patentlenebilirliğinin
incelenmesine ilişkin bir yorumda bulunulmadığını, aksine patentlenebilir bir
başvuru olmasının hiçbir şekilde buluşa ilişkin başvurunun şekli gereklilikleri
sağladığı şeklinde yorumlanamayacağını belirtmiştir.
4. Kamunun buluşun gerçek
sahibinin kim olduğunu bilme hakkı
EPO, başvuru sahibinin kamunun
buluşun gerçek sahibinin kim olduğunun belirtilmesi gerekliliğine ilişkin
iddialarına karşı; EPC’nin yasal çerçevesi incelendiğinde, kamuya gerçek buluş
sahibine ilişkin bilgi sunmanın, kamuya ilgili patente karşı buluş sahipliğine
ilişkin dava açılmasının mümkün hale getirilmesi anlamına geldiğini belirtmiştir[7].
Başvuru sahibi her ne kadar, buluş
sahibinin sadece gerçek kişi olabilmesinin yapay zeka veya makineler tarafından
yapılan buluşlara ilişkin olarak kamunun buluşun gerçek sahibini bilmesini
engelleyeceğini belirtse de; EPO, gerçek buluş sahibinin doğruluğunu sağlayan
bir kurum olmamakla birlikte, gerçek buluş sahibinin belirtilmesi
gerekliliğinin amacının, yalnızca buluş sahipliğine ilişkin olarak üçüncü
kişilere itiraz hakkı tanımak ve gaspı engellemek olduğunu ifade etmiştir. Yine
EPO, buluş sahibinin kim olduğuna ilişkin itirazların da yerel mahkemelerde
çözümlenen bir husus olduğunu, EPO’nun yalnızca verilen karar doğrultusunda
başvuruda yer alan buluş sahibi bilgisini düzelterek yayınladığını
belirtmiştir.
5. Sonuç
EPO tarafından verilen karardan
alınması gereken noktalar özetle aşağıdaki gibidir:
– EPC’nin hukuki yorumu
sonucunda, Avrupa Patent başvurusunda buluş sahibinin gerçek kişi olması
zorunludur.
– Patent başvurusunda buluş
sahibinin belirtilmesi, buluş sahibinin meşruiyeti ve buluş sahibinin
ünvanından doğan haklarını kullanabilmesini sağlama amacını taşıdığından,
hukuki kişiliği olmayan yapay zeka veya makinelerin bu haklardan yararlanması
mümkün değildir.
– Son olarak, yapay zeka veya makineye bir insan ismi vermek bu gerekliliğin aşılması için yeterli değildir. EPO kararı, mevcut yasal düzenlemelere göre geçerli bir karar olsa da, karar aslında başvuru sahibinin cevabını aradığı soruya bir yön vermemektedir. EPO’nun kararda genel olarak çekimser bir tavır sergilediği görülse de, yapay zekanın buluş sahibi olarak belirtilmesinin, ancak yapay zekaya bir kişilik hakkı tanınması ile mümkün olabileceğine ilişkin de kapıyı aralık bıraktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Karar mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde hukuka uygundur, ancak sözleşmenin yapıldığı yıllarda, buluş sahibinin bir yapay zeka olacağı fikrinin tartışıldığını söylemek söz konusu olmadığından, hukuk kurallarının zamanın ihtiyaçlarına uygun olarak uyarlanması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ayrıca doktrinde özellikle sorumluluk hukuku bakımından yapay zekanın hak ve borç altına girmesi gerekliliğinin sıkça tartışıldığı da görülmektedir[8]. Bunun, gelecek açısından elzem olduğu düşünüldüğünde, hukuk kurallarının gereken şekilde uyarlanması ihtiyacı bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
[8] Yapay
zekaya hukuki kişilik tanınmasına ilişkin ayrıntılı açıklamalar için Bkz. Dr.
Seda KARA KILIÇARSLAN, “Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği
Üzerine Tartışmalar” https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/775111