Etiket: türk patent ve marka kurumu

KARIŞTIRILMA İHTİMALİ İNCELEMESİNDE MAL/HİZMET BENZERLİĞİ İŞARET BENZERLİĞİNDEN VEYA DİĞER FAKTÖRLERDEN ETKİLENİR Mİ? — EUIPO, USPTO VE TÜRKPATENT YAKLAŞIMI —



Marka hukuku çalışan herkesin aşina olduğu üzere karıştırılma ihtimali müessesesi 6769 s. SMK’nın nispi ret gerekçeleri başlıklı 6ncı maddesinin birinci fıkrasında “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kanunun lafzında açıkça belirtildiği gibi karıştırılma ihtimali gerekçeli itirazın kabul edilebilmesi için “mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği” sağlanması gereken şartlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk marka hukuku uygulamalarında mal/hizmet benzerliği hususu, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde belirleyici olan temel üç faktörden birisi olmasına rağmen bu zamana kadar üzerinde fazla durulmayan, detaylı incelemeye konu olmamış bir başlık olarak kalmıştır. Üstelik mal / hizmet benzerliği değerlendirmesinin uygulama alanı sadece karıştırılma ihtimali incelemesi ile de sınırlı değildir; diğer nispi ret gerekçeleri olan eskiye dayalı kullanımların incelendiği 6/3 bendi (eskiye dayalı kullanıma konu olan mallar/hizmetler ile aynı veya benzer mallar/hizmetler için ret uygulanır), Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış markalar kapsamında yapılan itirazların incelendiği 6/4 bendi (madde metninde ret kapsamının aynı ve benzer mallar/hizmetler için uygulanacağı belirtilmiştir), ortak ve garanti markalara istinaden yapılan itirazların incelendiği 6/7 bendi (madde metninde ret kapsamının aynı ve benzer mallar/hizmetler için uygulanacağı belirtilmiştir) ve tescilli markanın koruma süresinin dolmasından sonra 6/8 bendi (madde metninde ret kapsamının aynı ve benzer mallar/hizmetler için uygulanacağı belirtilmiştir) kapsamında yapılan itirazlarda da mal / hizmet benzerliği değerlendirmesi yapılması gerekmekte, mal/hizmet benzerliğinin düzeyi koruma kapsamına doğrudan etki etmektedir. Dahası tanınmış markalara istinaden 6/5 kapsamında yapılan itirazlarda da malların/hizmetlerin benzerliği yanında malların/hizmetlerin yakınlığı ya da uzaklığı değerlendirmesinde de mal/hizmet karşılaştırması gerekliliği bulunmaktadır.

Mal/hizmet benzerliği hususunun tescil edilen markaların koruma kapsamına doğrudan etki eden önemli bir faktör olmasına rağmen Türkiye’de yeterli incelemeye konu olmaması oldukça ilginçtir. Bu yazı kapsamında mal/hizmet benzerliği değerlendirmesinin esasına ilişkin detaylı açıklamaya yer verilmeyecek, karıştırılma ihtimali incelemesinde tartışılması gereken temel konulardan biri olan karıştırılma ihtimali incelemesinde mal/hizmet benzerliği değerlendirmesinin işaret benzerliği değerlendirmesinden veya diğer faktörlerden bağımsız olup olmadığı hususuna ilişkin olarak Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO), Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) ve Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT)’nun yaklaşımları üzerinde durulacaktır.

Karıştırılma ihtimali (likelihood of confusion) terim olarak çoğu ülkede aynen kullanılsa da incelemede farklı yaklaşımlara konu olabilmektedir.

EUIPO’nun karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde dikkate aldığı temel faktörler sayılanlarla sınırlı olmamak üzere, malların/hizmetlerin benzerliği ve bu benzerliğin düzeyi, işaretlerin benzerliği ve bu benzerliğin düzeyi, önceki markanın ayırt edici gücü, çekişme konusu malların hitap ettikleri tüketici kesimi ve bu tüketici kesiminin dikkat seviyesidir. EUIPO’ya göre karıştırılma ihtimali incelemesinde dikkate alınan bu faktörler birbirleriyle etkileşim halinde bulunur ve nihayetinde bütün faktörler ayrı ayrı göz önünde tutulmak suretiyle bir sonuca gidilir. Örneğin, malların/hizmetlerin düşük düzeyde benzerliği işaretlerin aynılığı veya yüksek düzeyde benzerliği ile telafi edilebilmekte (veya tam tersi) ve karıştırmanın ortaya çıkacağı veya önceki markanın ayırt ediciliği arttığı durumlarda düşük düzeyde benzer nitelikte olan mallar/hizmetler için de karıştırmanın söz konusu olabileceği kabul edilebilmektedir.

EUIPO tarafından yapılan karıştırılma ihtimali incelemesinde, mal/hizmet benzerliği bağımsız bir faktör olarak değerlendirilmekte ve kendi içerisinde bir takım kıstaslara göre benzerlik incelemesine tabi tutulmaktadır. Bu benzerliğin incelenebilmesi için içtihat hukuku çerçevesinde, sayılanlarla sınırlı olmamak üzere şu kriterler dikkate alınmaktadır:

  • Doğası (niteliği),
  • Kullanım amaçları,
  • Kullanım şekilleri/yöntemleri,
  • Birbirlerinin ikamesi olup olmadığı,
  • Tamamlayıcısı nitelikte olup olmadıkları,
  • Dağıtım kanalları,
  • Hitap ettikleri tüketici kesimi,
  • Ticari kaynakları.

Görüldüğü üzere, mal/hizmet benzerliği kendi içerisinde değerlendirmeye tabi tutulduğundan çok detaylı ve farklı kıstaslar belirlenmiş durumdadır ve mal/hizmet benzerliği incelemesi bu faktörler üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, EUIPO mal/hizmet benzerliğine ilişkin detaylı bir inceleme kılavuzu hazırlamış ve bu kılavuzda karşılaştırmanın ne şekilde yapılması gerektiği, uygulamada sık rastlanan mal/hizmet çiftlerinin karşılaştırılması sonuçlarına yer vermiştir.[1] Ayrıca, içerisinde kullanıcıların daha önce mallar ve hizmetlere ilişkin yapılan karşılaştırma sonuçlarına (EUIPO itiraz birimi, Temyiz Kurulu ve mahkeme kararları) ulaşabildikleri “similarity tool”[2] adında bir aracı da kullanıcıların hizmetine sunmuştur. Dikkat edilirse bütün bu karşılaştırmalarda işaret benzerliğine ilişkin bir sonuca yer verilmemiş, incelemede sonuca etki eder nitelikte bulunmamıştır. Oldukça faydalı bir araç olan “similarity tool-benzerlik aracında” daha önce karşılaştırılan mal/hizmet çiftlerinin benzer olup olmadıkları, benzer olarak değerlendirilirler ise benzerlik derecesi ve hangi faktörlerden dolayı benzer olduklarına ilişkin açıklamalar yer almakta, bu örnek karşılaştırmalarda işaret benzerliği dikkate alınmamaktadır.

Karıştırılma ihtimali incelemesine ilişkin ABD Patent ve Marka Ofisi’ni (USPTO) yaklaşımında ise “duPont faktörleri” denilen faktörler dikkate alınarak değerlendirme yapılmaktadır. Bu faktörlerden kısaca aşağıda bahsedilecek olursa:

  • İşaretlerin görsel, işitsel, anlamsal ve ticari izlenim bakımlarından bütünsel benzerliği veya farklılığı,
  • Başvuru veya tescilde tanımlanan malların ve / veya hizmetlerin alakası, ilişkisi,
  • Yerleşik ve devamlılık göstereceği düşünülen ticaret kanalların benzerliği veya farklılığı,
  • Satışların gerçekleştirildiği koşullar- alıcıların karar biçimi – örneğin tüketiciler satın alma kararını ani mi yoksa dikkatli ve bilgili bir şekil mi gerçekleştiriyor,
  • Benzer mallar üzerinde kullanılan benzer markaların sayısı ve mahiyeti,
  • Önceki markanın satış rakamlarının yüksekliği, reklam veya kullanım yoğunluğundan kaynaklanan ünü (bilinirliği),
  • Eğer varsa, fiili karıştırmanın niteliği ve kapsamı,
  • Fiili karıştırma olmaksızın eş zamanlı gerçekleşen kullanımın süresi ve bu kullanımın gerçekleştiği şartlar,
  • Kullanıma konu olan veya olmayan malların çeşitliliği,
  • Başvuru sahibinin ve önceki marka sahibinin piyasadaki kesişim noktası,
  • Başvuru sahibinin malları üzerinde markasını kullanımı hakkında diğer kişileri engelleme hakkının bulunup bulunmadığı,
  • Olası karıştırmanın kapsamı (Karıştırmanın sonuçları önemsiz mi olacaktır yoksa karıştırma esasa ilişkin önemli sorunlara mı yol açacaktır?).
  • Karıştırılma iddiasını destekler nitelikteki diğer unsurlar.

USPTO inceleme kılavuzuna göre karıştırılma ihtimalinin varlığı incelenirken, faktörlerin değişen oranlarda öneme sahip olmasına rağmen bu faktörlerden en üstte yer alan iki tanesinin belirleyici ana faktörler olduğu, ancak incelenen olayın özelliğine göre bazı faktörlerin diğerlerine göre daha belirleyici nitelikte olabileceği belirtilmiştir. Ayrıca sayılan her faktörün somut olayda bulunmasının veya incelenmesinin gerekli olmadığı da söylenmiştir.[3] Karıştırılma ihtimaline ilişkin Amerikan yaklaşımında işaretlerin benzerliği ya da malların benzerliği gibi faktörleri ayrı ayrı bölmek yerine incelemenin tek seferde ve bütüncül bir yaklaşımla yapıldığı görülmektedir. Buna göre, mallar/hizmetler için bağımsız ve ayrı bir karşılaştırma yapılmamakta, durumun özelliğine göre karıştırma tespit edilmektedir. Zira incelemede malların hizmetlerin benzerliği terimi yerine “ilintililiği – ilişkisi” (relatedness of goods and services) terimi kullanılmaktadır. Bu terim daha belirsiz bir tanımlama olduğundan tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında bağlantı kurmasıyla (mallar/hizmetler benzer olmasa dahi) karıştırılma ihtimali bulunduğu sonucuna ulaşılabilmektedir. USPTO İnceleme Kriterine göre örneğin, yerleşik pazarlama uygulamaları yüzünden benzer ya da ilişkili olmayan mallar/hizmetler için dahi karıştırılma ihtimali oluşabileceği belirtilmiştir.[4] EUIPO ve TÜRKPATENT uygulamalarında malların benzerliği karıştırılma ihtimalinin bulunması için varlığı zorunlu bir koşul olmasından dolayı benzer olmayan mallar/hizmetler için karıştırılma ihtimali gerekçesiyle ret uygulanamazken USPTO uygulamasında böyle bir durum söz konusu değildir.

Karıştırılma ihtimaline ilişkin olarak Türk Patent ve Marka Kurumu’nun yaklaşımı ise, mevzuatların da uyumlu olmasının doğal bir sonucu olarak EUIPO uygulaması ile büyük bir paralellik arz etmektedir. TÜRKPATENT’in karıştırılma ihtimalinde dikkate aldığı temel faktörler sayılanlarla sınırlı olmamak üzere, malların/hizmetlerin benzerliği ve bu benzerliğin düzeyi, işaretlerin benzerliği ve bu benzerliğin düzeyi, önceki markanın ayırt edici gücü, çekişme konusu malların hitap ettikleri tüketici kesimi ve bu tüketici kesiminin dikkat seviyesidir. Yine mal/hizmet benzerliğinde kullanılan kriterler EUIPO’nun belirlemiş olduğu kriterler ile aynıdır. Son olarak, karıştırılma ihtimali incelemesinde Kurum, mal/hizmet benzerliğini işaret benzerliğinden etkilenmeyen bağımsız bir faktör olarak görmüş ve bunu da Marka İnceleme Kılavuzu 2021 sayfa 384’de açıkça şu şekilde belirtmiştir:[5]

Malların ve hizmetlerin benzerliği, karşılaştırmaya konu işaretlerin benzerlik düzeyi ve önceki markanın ayırt edici gücünden bağımsız olarak değerlendirilir. Diğer bir ifade ile malların/hizmetlerin benzerliği ve bu benzerliğin düzeyi her bir mal/hizmet karşılaştırması için aynıdır ve işaretlerin benzerlik düzeyi ile önceki markanın ayırt edici gücünden etkilenmez.

Görüldüğü üzere, EUIPO ve TÜRKPATENT yaklaşımı mal/hizmet benzerliğini bağımsız ayrı bir faktör olarak ele alırken, USPTO yaklaşımı mal/hizmet benzerliğini işaretten bağımsız düşünmez ve bütüncül bir yaklaşımla incelemeye tabi tutar. USPTO kılavuzda bu yaklaşımı “kendi başına kuralının olmaması-no per se rule” ile açıklar ve malların hizmetlerin tek başlarına alakalı-ilişkili olması ve benzer markaların karşılaştırıldığı her durumda karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkacağı gibi bir kuralın olamayacağını kabul eder. İncelemeye ilişkin bu temel ayrım bizi mal/hizmet benzerliği incelemesinin kendi içerisinde yapılması gereken bir benzerlik değerlendirmesi olup olmadığı noktasına götürür. Daha açık bir ifadeyle, mal çiftleri (örn, güneş gözlüğü ile çantalar) için yapılan mal/hizmet benzerliği değerlendirmesi her incelemede aynı benzerlik düzeyine mi karşılık gelmelidir yoksa karşılaştırılan işaretlerin karakteristik özelliklerine ve benzerlik düzeylerine göre bazen benzer bazen de benzemez olarak mı değerlendirilmelidir? Bu sorunun cevabı Avrupa ve Türk yaklaşımında karıştırılma ihtimalinin sonucu açısından önem arz eder, zira mallar ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığı sonucuna ulaşılması durumunda karıştırılma ihtimali incelemesi kesilir ve karıştırılmanın ortaya çıkmayacağı sonucuna ulaşılır. Başka bir anlatımla, Türk ve Avrupa yaklaşımında mal/hizmet benzerliği bağımsız bir inceleme olduğundan ve bir kere mallar benzer olarak bulunmadığında karıştırılma ihtimali gerekçeli ret uygulanamaz olacağından koruma kapsamı sınırlanacak ve benzer olmayan mallar/hizmetler için üçüncü kişilerin tesciline markalar aynı da olsa müsaade edilecektir (diğer nispi ret gerekçeleri kapsamında tabii ki ret uygulanabilir). Amerikan yaklaşımında ise mal/hizmet benzerliği karıştırılma ihtimali incelemesinin sadece bir faktörü olduğundan, diğer faktörlerle de etkileşim içerisinde olduğundan ve malların alakalı olması karıştırılma ihtimalinin oluşması için şart olmadığından bu kadar kritik öneme sahip değildir.

Yaklaşımlar arasındaki farklılık aynı zamanda karıştırılma ihtimali incelemesinde karar veren otoritelerin kararlarının önceden bilinebilir veya en azından belli ölçüde öngörülebilir olması açısından da önem taşır. Aynı mal çiftinin bazen benzer bulunarak redde konu edilmesi bazen de benzer bulunmayarak redde konu edilmemesi piyasada belirsizliğe sebep olabilecektir. Yine karar verici konumunda olan inceleme otoriteleri veya mahkemeler için de aynı durumda olan örnekler için uygulama farklılıklarına sebep olabilmektedir.

Bu yazı kapsamında hangi yaklaşımın daha iyi veya daha doğru olduğu konusunda bir yorum yapılmayacak olsa da Avrupa ve Türk sisteminin sahip olduğu mukayeseli üstünlükten bahsetmek gerekir. Karıştırılma ihtimali incelemesi kendi içerisinde soyut bir ihtimal değerlendirmesinden ibaret olduğundan, doğası gereği yoruma açık olmakta ve pratikte benzer durumda olan markalar için farklı kararlar suretiyle belirsizliğe neden olabilmektedir. Avrupa ve Türk yaklaşımının kullandığı mal ve hizmet benzerliğinin karıştırılma ihtimali incelemesinde diğer faktörlerden etkilenmemesi durumunun, yani bağımsız bir faktör olarak ortaya çıkmasının ve her karşılaştırmada aynı sonucu vermesinin, incelemede öngörülebilirliği ve tutarlılığı arttırdığının, daha tahmin edilebilir, öngörülebilir kararlar verilmesinin önünü açtığını söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin, bu yaklaşımda başvuru sahibi önceki markanın tescil kapsamında yer alan mallar ile benzer görülmeyen mallar ve hizmetler için bir başvuru yaptığında karıştırılma ihtimali gerekçesiyle ret kararı almayacağını önceden bilebilmektir. Benzer şekilde, daha önce benzer görülen mallar için benzer marka mesnet gösterilerek itiraz edildiğinde, muteriz itirazının kabul edileceğini öngörebilmektedir. Amerikan yaklaşımında bütüncül bir değerlendirme söz konusu olduğundan ve malların/hizmetlerin benzer olmaması durumunda dahi karıştırmanın söz konusu olabildiği göz önüne alındığında öngörülebilirliğin daha düşük seviyede kaldığını söylemek mümkündür.

Erman VATANSEVER

Eylül 2022

vatanseverman@yahoo.com


[1] Kılavuzu incelemek isteyenler için: https://guidelines.euipo.europa.eu/1935303/1788568/trade-mark-guidelines/chapter-2-comparison-of-goods-and-services

[2] Benzerlik aracına ulaşmak için: http://euipo.europa.eu/sim/

[3] Kılavuzu daha detaylı incelemek isteyenler için: https://tmep.uspto.gov/RDMS/TMEP/current#/current/TMEP-1200d1e5036.html

[4] TMEP Trademark Manuel of Examining Procedure 1207.01 (a) Relatedness of the Goods and Services https://tmep.uspto.gov/RDMS/TMEP/current#/current/TMEP-1200d1e5044.html

[5] İlgili kılavuza ulaşmak için Marka İnceleme Kılavuzu 2021: https://www.turkpatent.gov.tr/marka

KURUM KAMPÜSÜNÜN İNSAN OLMAYAN KADROSUYLA TANIŞMA VAKTİ


Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) da içinde bulunduğu kampüsün simge kedisi Mualla’yı geçtiğimiz aylarda bir trafik kazasında kaybettik. Kurum bahçesine, Kuruma, İhtisas Mahkemelerine yolu düşen herkes Mualla’yı bahçede, Kurum girişinde veya mahkeme koridorlarında dolanırken en az bir kez olsun görmüştür.

Mualla aramızdan ayrıldı, ama onun açtığı yol başka dostlarımızın Kurum bahçesinde nispeten rahat bir yaşam sürdürmesine neden oldu. Tabii ki bu yolun açılması çok kolay ve pürüzsüz olmadı. Dostlarımıza biraz olsun yaşam alanı açılmasını isteyenler Mualla için gerçek bir mücadele verdiler. Şanslıydık ki, Kurum Başkanı Prof. Dr. Habip ASAN bu konuda bizlere destek oldu ve Mualla sayesinde aşağıda bazılarının fotoğraflarını görüp hikayelerini okuyacağınız başka diğer dostlarımız da kampüste hayatlarını sürdürebiliyorlar.

Kurumda dostlarımızla ilgilenen bir grup var. Bu yazıyı okuyanlardan sahiplenme veya başka yollarla onlara destek olmak isteyenler çıkarsa, IPR Gezgini bu konuda aracı olmaktan onur duyacak. Bize iprgezgini@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Dostlarımız için büyük çaba gösteren Kurum uzmanlarından Şermin SAATÇİOĞLU SUNAY takip eden satırları paylaşıyor. Keyifle okuyacağınızı umuyoruz.


Mualla… Kurumda her fırsatta bina içine girmesinden, fare formunda minik ödüller getirmesinden bıkan da oldu, onu gördükçe hayvan sevgisini tadan da. Belki başka kardeşlerinin yuvalanmasına bile neden olmuşluğu vardır. Kurum bahçesinde (kimi zaman içerisinde) geçirdiği 2 küsur yıldan sonra bir kaza sonucu aramızdan ayrıldı. Gerçek bir kediydi, bir karakterdi. Varlığıyla, öğrettikleriyle ve onu korumak için verdiğimiz mücadeleyle birçok insanda iz bıraktığını düşünüyorum… Onun ardından bizimle beraber yaşamayı seçen birçok kedimiz oldu, ama hala Kurum girişindeki kapının önünde, ısıtıcının dibinde veya girişteki halıların altında gözlerin onu aradığı kesin…


Ardından gelen kediler demişken, onları da tanıtmakta fayda var zira Kurumun çeşitli yerlerinde karşınıza çıkabilirler. Örneğin kantin kedisi Sakız Hanım. Traşlı karnı ve patisiyle bir gün Kurum girişinde belirdi. Kemikleri sayılacak kadar zayıftı, tahminimizce uzun süre aç kalmıştı… Burada yiyecek olduğunu fark ettikten sonra bir daha hiç ayrılmadı, kendine yaşam alanı olarak da kantini seçti.


Büyük, nam-ı diğer Mahur Bey, de Sakız Hanım’la aynı zamanlarda bahçemize teşrif etti. O da ağzında yaralarıyla… Bir süre tedavi gördü, veteriner hekimler kısırlaştırılmış, bakımlı ve insancıl olmasından ötürü evden kaçtığını veya terk edildiğini düşünüyor. Ama şu an için bütün kedilerin patronu edasıyla dolandığı bahçemizde keyfi yerinde gibi duruyor.


Hophop ve Bitter, Büyük ile aynı zamanlarda geldiler, benzer hikayeleri paylaştıklarını düşünüyoruz zira onlar da bakımlı ve kendilerini sevdirmeye, karınlarını açıp önümüzde yuvarlanmaya bayılıyorlar.


Çolak ise ayrı bir hikaye, aslında Nisan ayında 4-5 aylıkken kırık bacağıyla Kuruma sığındı. Günlerce peşinden koşturdu, ağaçlara çıkarttırdı bizi. Yakalanmadı, ama bacağı kendi kendine kaynadı. Şimdi oldukça sağlıklı güzel bir erkek olarak, bahçedeki tüm yavrulara abilik yapıyor.


Sarılar ailesini temsilen Minicik Hanım ve Suratsız’ın görselini paylaşabiliyoruz, çünkü hepsi buralarda doğup büyüdükleri halde oldukça yabaniler. Minicik Hanım en güzelleri olmakla birlikte, en az 8 sarmanımız daha var.


Gelelim Kimoş ve Kömür‘e… Bu yavrular iki ay kadar önce Kurumun arka bahçesinde belirdi. Aileleri burada değil. Kimoş mesafeli ama sürekli miyavlayarak birşeyler isteyen tavrıyla, Kömür ise sürekli yanında insan istemesiyle dikkat çekmekte. Kömür’ün de diğerleri gibi bir ev geçmişi olduğunu düşünüyoruz, klinikte tedavi gördüğü sırada yuva da aradık ancak bulamadık. Tekrar Kurum bahçesine getirmek durumunda kaldık ama bütün öğle aralarında, çay molalarında insanların kucağına tırmanıyor. Belki bu yazıyı okuyan bir şanslı kişiyle yollarımız kesişir, Kömür de çok istediği insanına kavuşur.


Ufaklık neredeyse 2 yıldır bizimle, bizi terk eden köpeğimiz Kutup gibi yaramaz çıkmadı. Bahçeden hiç ayrılmıyor ve tam bir koruma köpeğine evrildi. Ürkek bakışlarla yaklaşıp biraz güvenince kendini sevdirmeye başlıyor ve mutlu olduğundan eminiz.


Son olarak da ciddi bir trafik kazası geçiren Pamuk‘tan bahsetmek istiyorum… Kurum önünde iki defa üst üste araba çarptığı için haberimiz oldu bu köpekten, belediye ekipleri gelip aldılar ancak ciddi kırıkları olduğu, bu durumun belediyeyi aştığı söylendi bize. Bunun üzerine Pamuk’u barınaktan teslim alıp özel bir klinikte ameliyat ettirdik. Kendini topladı, tedavisi hala sürüyor, bacakları iyileşene kadar klinikte kalmaya devam edecek. Sonrasında da sokakta tekrar benzer bir kaza geçirmesi Pamuk için çok riskli olacağı için ona uygun bir yaşam alanı arayışında olacağız.


Bu kısa yazıda dostlarımızın sadece bir bölümüne yer verdik ve de Mualla’yı andık. Sahiplenmek başta, dostlarımıza destek olmak isteyenler olursa bizlerle temasa geçebilir. Fikri Mülkiyet camiamız sadece kurumlardan, ofislerden ve insanlardan ibaret değil; insan olmayan dostlarımız iş yerlerimizdeki, sokaklardaki ve evlerimizdeki varlıklarıyla, bu camianın da huzurla dönmesini sağlıyorlar. Sizce de öyle değil mi?

Şermin SAATÇİOĞLU SUNAY

saatcioglusermin@gmail.com

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Kasım 2021

Türk Patent ve Marka Kurumunun Kedisi: Mualla, Beyaz veya Sadece Kedi

Guardian angel

Son günlerde yapay zeka fırtınası iliklerimize dek işledi ve yapay zeka – fikri mülkiyet hukuku ilişkisini irdeleyen çalışmalar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu da demek ki, fikri mülkiyet camiasının bileşenleri sadece insan olmak zorunda değil.

İnsan olmayan yapay zeka, fikri mülkiyetin bileşeni olur da, insan olmayan canlılar aynı camianın parçası olamaz mı?

Bizce olur! Yanıtı da Türk Patent ve Marka Kurumu bakımından aşağıda sizlerle.


İsmi kimine göre Mualla, kimine göre Beyaz, kimine göre ise sadece Kedi.

Kendisi yaklaşık dört aydır Türk Patent ve Marka Kurumu çalışanlarını mesai başlangıcında bina ana giriş kapısında karşılıyor ve sabah selamlaşmasının ardından kendisini sevdiriyor.

İlk geldiği günler; deri ve kemik!

Bir sonraki durağı arka kapı, çünkü sabah girişlerinin ardından sigara / kahve molası verenlerin genellikle arka kapıdan çıktığını biliyor ve orada da kendisini sevdiriyor.

Öğlen sürprizini, ana girişten yemek için dışarı çıkanlara yakaladığı farelerle yapıyor. Kedi dediğin avcı ruhuna sahip olur genellikle, dolayısıyla bu onun sevdiği bir oyun, zavallı fareler bize verdiği bir hediye ve hediyenin karşılığında da gene sevilmek istiyor.

Fare yakaladım beni sev!

Akşamları bizlerle vedalaşıyor ve onu bizim kadar seven güvenlik görevlilerimizle sabahı ediyor.

Mualla, Beyaz veya sadece Kedi’yi içlerinde bulunmaktan mutluluk duyduğum bir grup arkadaş besliyor; mamasını, aşısını ve bakımını eksik etmiyoruz. Yeri gelmişken bizleri bir araya getiren Sınai Mülkiyet Uzmanı arkadaşımız Şermin Saatçioğlu‘na özellikle teşekkür etmeliyiz.

Belki aranızda ilke olarak karşı çıkanlar da olabilir, ama kurum kedisini kısırlaştırdık. Neden mi? Çünkü ilk gelişinden sonra mekanı güvenli hissedip bir süre sonra iki yavrusunu da getirmişti, ancak maalesef yavrular sonradan ortadan kayboldu, muhtemelen hayatlarını kaybettiler. Sahip çıkabildiğimiz bir tanecik canlının hayatını mutlu, güvenli ve sağlıklı geçirmesini istiyoruz. Son olarak, kısa süre içerisinde de kendisine bir ev alacağız. Mutlu mesut yaşayacak evinde bundan sonra.

Aslında yalnız da değil, çünkü bizlere yanaşmayan birkaç kurum kedimiz daha var (Mesela oldukça mesafeli Sarılar ailesi ve birkaç yalnız takılan gezgin). Onlar sadece bahçeye koyduğumuz mama otomatına geliyor, yemeklerini yedikten sonra ayrılıyor.

Sarılar Ailesi

Kurum içinde kedimizin varlığından rahatsız olanlar var mı, doğrusu emin değiliz, ama onun güvenliği ve Kurum kampüsünde yaşamını sağlıklı biçimde devam ettirebilmesi için Kurum Başkanımız Prof. Dr. Habip Asan‘la görüştük ve kendisi de bizlere desteğini açıkça ifade etti. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz, çünkü kedinin varlığı günümüze neşe katıyor ve sabahları onun tarafından karşılanmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Bizi mutlu etmesi olayın öznel tarafı; nesnel ve gerçek olan tarafı ise onun hayat alanı olarak Türk Patent ve Marka Kurumu bahçesini seçmiş olması. Kimseye zararı olmayan bir canlının seçtiği hayat alanından uzaklaştırılması kabul edilebilir değil elbette ki, vicdani de değil zaten. Böyle bir şey olmayacağını bilmek bize bugünden itibaren daha da güven verdi.

Yolunuz Türk Patent ve Marka Kurumuna düşerse, kurum kedisini sevmeden geçmeyin. Eğer uslu bir çocuksanız, siz de zaten Kurum kapısında veya bahçesinde sizi bekleyen şirini görebilirsiniz.

Önder Erol ÜNSAL

Aralık 2019

unsalonderol@gmail.com

YENİ BİR KURULUŞ DÜZENLEMESİ OLARAK 4 NO.LU CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ, TÜRK SINAİ MÜLKİYET HUKUKUNA ETKİLERİ VE 5000 SAYILI KANUN’UN AKIBETİ HAKKINDA KISA BİR DEĞERLENDİRME

Yaklaşık bir hafta önce Türk sınai mülkiyet camiasındaki diğer bütün tartışmaları gölgede bırakacak bir değişiklik yaşanmış, 09.07.2018 tarihli ve 30473 3. Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 02.06.2018 tarihli 703 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmümde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında KHK (703 sayılı KHK) m.86 hükmü ile 06.11.2003 tarihli ve 5000 sayılı Türk Patent ve Marka Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un adı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun (5000 sayılı Kanun) olarak değiştirilmiş; aynı madde ile 43 maddeden oluşan 5000 sayılı Kanun’un aşağıdaki belirtilen hükümler dışında kalan 35 maddesi yürürlükten kaldırılmıştı:

  • YİDD kararlarının Kurum’un nihai kararları olduğuna, bu kararlara karşı dava açma süresine, açılacak davaların hangi mahkemelerde görüleceğine ile dava sonucunda verilen kararların kesinleşmedikçe icra edilemeyeceğine ve zamanaşımı süresinin kesinleşme tarihinden itibaren başlayacağına ilişkin m.15/C/3 hükmü.
  • Kurum’un gelirleri, işlemleri ve gayrimenkullerine ilişkin vergi, resim, harç ve teminat muafiyetine ilişkin m.25/3 hükmü ve elde edilen harçların Maliye Bakanlığına aktarılmasına ilişkin m.25/5 hükmü.
  • Kurum’un yapacağı iş ve işlemlerde 26.05.1927 tarihli ve 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı ve Kurum mallarının Devlet malı hükmünde olduğuna ilişkin m.28 hükmü.
  • Kurum nezdinde vekillik yapma yetkisini düzenleyen m.30 ve vekillere yönelik disiplin hükümleri ile Disiplin Kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen m.30/A hükümleri.
  • Kurum bünyesindeki uzman kadroların ve bu kadrolar için öngörülen mali hakların 14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na eklenmesine ilişkin m.32 ve m.33 hükümleri.
  • 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile mevcut kadrolardaki değişiklikler ve kadroların intikallerine ilişkin Geçici Madde 3 hükmü.
  • Yürürlüğe ilişkin m.34 hükmü.
  • Yürütmeye ilişkin m.35 hükmü.

703 sayılı KHK’nin yürürlüğe girmesi ile kuruluş ve görevlerine ilişkin hükümleri ilga edilen Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) lağvedilmişti. Ancak; 10.07.2018 tarihli ve 30774 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (1 No.lu CBK) Geçici Madde 1 hükmünde; 703 sayılı KHK ile teşkilatlarına ilişkin kanun veya kanun hükmünde kararnameleri yürürlükten kaldırılan kamu kurum ve kuruluşlarından münhasıran devir ve geçiş hükümleri düzenlenenler dışında kalanlar hakkında ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı düzenlenmişti.

Türk sınai mülkiyet camiasının merakla beklediği düzenleme tekemmül ederek yürürlüğe girdi.15 Temmuz 2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (4 No.lu CBK) m.358 ilâ m.383 hükümlerinde Türk Patent ve Marka Kurumunun kuruluş ve görevleri düzenlenmiş, anılan düzenlemede Kurumun tüzel kişiliği, özel bütçeli ve Bakanlığa bağlı yapısı korunmuştur. Üzerinde çokça tartışma olmasına rağmen Kurumun kısa adı “TÜRKPATENT” olarak kalmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmamış, bu Kanun’un yukarıda belirtilen ilga edilmeyen hükümleri 4 No.lu CBK’de düzenlenmemiştir. Bir başka ifadeyle Kurum kararlarının iptali istemiyle açılacak davalar ile marka vekilliği ve patent vekilliğine ilişkin 5000 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecektir.

4 No.lu CBK ile 5000 sayılı Kanun’un ilga edilen hükümleri karşılaştırıldığında esasa ilişkin bir değişiklik bulunmadığı, Türkiye’nin yeni idari yapısına uyum sağlanması amacıyla teşkilat yapısı ve personel politikasına ilişkin hükümlerde farklılık olduğu görülmektedir. Göze çarpan Düzenlemeler arasında başlıca değişiklikler ve dikkat çeken yenilikler aşağıdaki gibidir:

  • 5000 sayılı Kanun’un Yönetim Kurulu’nun görevlerini düzenleyen m.3/1,m hükmünde “Kanunlarla verilen diğer görevleri yapar.” düzenlemesi 4 No.lu CBK m.360/1,j hükmüyle Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini de kapsayacak şekilde “Mevzuatla verilen diğer görevleri yapar.” olarak değiştirilmiştir.
  • 5000 sayılı Kanun m.4/1 hükmünde Kurum organları ve Birimleri içinde sayılan “Ana Hizmet Birimleri”, “Yardımcı Hizmet Birimleri”, “Danışma Birimleri” 4 No.lu CBK m.361hükmü ile kapsamdan çıkarılmıştır.
  • Yönetim Kurulu üyelerinin atanmalarına, görev sürelerine, Yönetim Kurulu Başkanı’na vekalete ilişkin 5000 sayılı Kanun m.5/3,4,5,6 hükümleri 4 No.lu CBK’de düzenlenmemiştir.
  • Danışma Kurulunun yapısını düzenleyen 5000 sayılı Kanun m.7/1 hükmünde üyeleri arasında yer alan “Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” temsilcileri 4 No.lu CBK m.364 hükmünde yer almamış, ancak ilgili bölüm “Bakanlıkça belirlenecek bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri” şeklinde değiştirilmiştir.
  • Kurum Başkan ve Başkan Yardımcılarının atanma usulü, görev süreleri ve görevin sona ermesinden sonraki özlük haklarına ilişkin 5000 sayılı Kanun m.9/2 ve 3 hükümleri, 4 No.lu CBK m.366 hükmünde yer almamıştır.
  • Ana hizmet, yardımcı hizmet ve danışma birimi ayrımı kaldırılarak 4 No.lu CBK m.368 hükmü ile Kurum’un tüm birimleri hizmet birimi olarak düzenlenmiştir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Temmuz 2018

9-10 Temmuz 2018 Düzenlemeleri – Fikri Mülkiyet Kurumsal Yapılanmasında Neler Oluyor?

 

9 – 10 Temmuz 2018 tarihleri, Türkiye’de devlet yapılanmasının tamamıyla yenilendiği günler olarak kayıtlara geçecektir. Başka bir bakışla açısıyla, yenilenmenin başladığı tarihler ifadesi de seçilebilir, çünkü Türk Patent ve Marka Kurumu da dahil olmak üzere bazı kurumlar bakımından nasıl bir tablonun ortaya çıkacağı şu an için belli değildir.

Değişikliklerin ne şekilde vücut bulacağının henüz belli olmaması, fikri mülkiyet camiasının tüm bileşenlerini (kurum çalışanları, vekiller, hak sahipleri, yargı, vd.), dün, yani 9 Temmuz tarihinden başlayarak merak ve tedirginliğe sürüklemiştir. Bu yazıda, 9-10 Temmuz gelişmelerini fikri mülkiyet hükümleri anlamında kısaca aktaracağız.

9 Temmuz 2018’de yayınlanan 703 sayılı “Anayasada Yapılan Bazı Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 86. maddesiyle, 5000 sayılı “Türk Patent ve Marka Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun”un birçok maddesi yürürlükten kaldırılmış ve kanunun adı “Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir. 86. madde kapsamında yürürlükten kaldırılan maddeler Kurum’un kuruluş, amaç, organ, birimler, personel ve diğer tüm teşkilat hükümleridir. Dolayısıyla, Kurum 703 sayılı KHK ile bir anlamda ortadan kaldırılmıştır.

 

703 sayılı KHK’nın 9 Temmuz 2018 tarihinde saat 16.00 sularında yayınlamasıyla birlikte, endişe havası ve susmayan telefonlar dönemi başlamıştır. Bir tarafta nerede çalıştıklarını ve bundan sonraki statülerini bilmeyen Kurum çalışanları, diğer tarafta takip ettikleri iş, dava, itirazların akıbetini ve bundan sonraki çalışma alanlarını ve muhataplarını öğrenmek isteyen vekiller, avukatlar, hak sahipleri toplu bir sendroma kapılmıştır.

Bekleyiş pek de uzun sürmemiş ve 10 Temmuz 2018 günü sabah saatlerinde uyananlar, gözlerini Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (Kararname numarası: 1) ile açmışlardır.

Kararnamenin içeriğinde Türk Patent ve Marka Kurumu ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Kurum’un bundan sonraki faaliyetlerine hangi statüde devam edeceği Kararname kapsamından anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte, Kararname’nin Geçici 1. maddesinin aşağıdaki hükmü içerdiği görülmüştür:

 

 

Geçici madde 1’den bizim anladığımız; 703 sayılı KHK ile teşkilat kanunları yürürlükten kaldırılan kamu kurumlarından, 1 numaralı Kararname ile devir ve geçiş hükümleri düzenlenenler dışında kalanlar hakkında, kendileri için yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılıncaya kadar, yürürlükten kaldırılan hükümler uygulanmaya devam edilecektir.

Bir diğer deyişle, Türk Patent ve Marka Kurumu’nun bundan sonraki yapısı hakkında yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılana dek, yürürlükten kaldırılmış olsa da 5000 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edilecektir.

Elbette, anlayış biçimimizi yerinde bulmayan ve farklı bir bakış açısı ortaya koyabilecek okuyucularımız olabilir, onların görüşlerini de yazının yorumlar bölümünde bekliyoruz.

Fikri mülkiyetin diğer önemli kurumsal yapıtaşı olan Telif Hakları Genel Müdürlüğü bakımından ise bir değişiklik olmamıştır. Telif Hakları Genel Müdürlüğü, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bir genel müdürlük olarak faaliyetlerine devam edecektir.

 

 

Mevcut bilgiler ışığında, tarihi şu an için belirsiz olsa da, yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Türk Patent ve Marka Kurumu’nun yeni ismi, statüsü, görev alanı ve amacı, personel yapısı ve hakları hakkında bilgi sahibi olacağımızı düşünüyoruz. Öngörümüz o ki, yeni kararnameye kadar, 1 numaralı kararname Geçici Madde 1 kapsamında Kurum işlemleri kesintisiz devam edecektir. Bu da vekiller, avukatlar ve hak sahipleri için yeteri kadar tatmin edici bir gelişme olsa gerek.

IPR Gezgini olarak bu gelişmeleri atlayıp yazmasak olmazdı, o nedenle pek de yeni bir şey söylememiş olsak da bu yazıyı bilgilerinize sunuyoruz.

Kendi adıma ruh halimi şu anda en iyi tarif eden şey, “Pixies“in modern zaman klasiği “Where is my mind (Aklım nerede)” şarkısı, onun da sözlerinin bir kısmını ve kendisini yazının sonunda sizlerle paylaşıyorum:

With your feet in the air and your head on the ground
Try this trick and spin it, yeah
Your head will collapse
But there’s nothing in it
And you’ll ask yourself
Where is my mind
Ayakların havada ve başın yerdeyken
Bu numarayı dene ve (kendini) döndür
Başın yığılacak
Ama içinde hiçbir şey yok
Ve kendine soracaksın
Aklım nerede

 

 

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Temmuz 2018

Kullanmama Savunması 2 – Kullanımı İspatlanmış Malları veya Hizmetleri Esas Alarak İnceleme İlkesi

fencing-at-the-london-2012-olympics_4_1

 

Çok yakında Resmi Gazete’de yayınlanması ve yürürlüğe girmesi beklenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun, marka alanında getirdiği yeniliklerden belki de en önemlisi olan “Kullanmama Savunması” hakkında IPR Gezgini’nde 28 Aralık 2016 tarihinde yayımladığımız “Sınai Mülkiyet Kanunu ile Marka İtiraz Süreçlerinde Bir Yenilik: Kullanmama Savunması” başlıklı yazı büyük ilgi gördü. Belirtilen yazıya http://wp.me/p43tJx-BK bağlantısından erişilmesi mümkündür.

Yukarıda belirtilen yazı hakkında çok sayıda geri dönüş aldık ve yorumlardan bir kısmı yazıda yaptığımız bir yorumun yanlış anlaşılmalara yol açabileceğini gösterdi. Bu kısa yazı, önceki yazımızda yer verdiğimiz açıklamanın netleştirilmesi ve olası yanlış anlaşılmaların engellenmesi amacıyla yazılmıştır. Bu yazıda Sınai Mülkiyet Kanunu madde 19(2)  hükmüne ilişkin olarak önceki yazımızda yaptığımız zaman şartları, kullanımın niteliği, vb. tespitler tekrarlanmayacak, sadece kullanımın ispatlanması halinde incelemenin ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin görüşümüz, ilgili madde hükmü yorumlanarak gösterilmeye çalışılacaktır.

Sınai Mülkiyet Kanunu madde 19(2)’yi yeniden hatırlayacak olursak:

192-1

 

Fıkranın son cümlesi, “İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması halinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir.” hükmünü içermektedir.

İlk olarak fıkranın bütün olarak neyi söylemediğini belirtmek gerekir. Bu hüküm, itirazın sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler bakımından kabul edileceğini söylememektedir. Hüküm, genel yapısı itibarıyla itirazın, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak inceleneceğini söylemektedir.

Daha açıkça ifade etmek gerekirse, kullanmama savunmasıyla karşılan itiraz sahibi kullanımını markasının kapsamında bulunan bazı mallar ve hizmetler bakımından ispatlarsa, itiraz bu mallar veya hizmetler esas alınarak incelenmeye başlayacaktır. Sonraki aşamada, başvuru ile kullanımı ispatlanmış markanın benzer olduğu ve diğer faktörlerin de karıştırılma olasılığı tespitine imkan sağladığı kanaatine varılırsa, itiraz kullanımı ispatlanmış mallar veya hizmetler esas alınarak, ancak bu mallar veya hizmetlerle sınırlı kalma zorunluluğu olmaksızın kabul edilebilecektir. Bir diğer deyişle, kullanımı ispatlanmış mallar veya hizmetlerle aynı tür, benzer veya ilişkili bulunan mallar veya hizmetler bakımından da itiraz kabul edilebilecektir.

Sınai Mülkiyet Kanunu madde 19(2) kanaatimizce; kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak inceleme yapılacağı yorumunu gerektirmektedir. Bunun anlamı da kanaatimizce, kullanımın ispatlanması halinde kullanıma konu mal veya hizmetleri esas alan inceleme ilkesidir. Hükmün, itirazın sadece kullanıma konu mallar veya hizmetler bakımından kabul edilebileceği şeklinde okunması kanaatimizce yerinde olmayacaktır.

Elbette, kullanımın ispatlanması hali itiraz sahibine, itirazının kabulü yönünde sınırsız bir alan tanımamaktadır. Kurum, kullanımı ispatlanmış malları ve hizmetleri esas alarak inceleme yapacak ve itirazı, itiraz edilen marka kapsamında bulunan ve kullanımı ispatlanmış mallar ve hizmetlerle aynı, aynı tür, benzer veya ilişkilendirilebilir nitelikteki mallar ve hizmetler bakımından kabul edebilecektir. Bu değerlendirme, hiç şüphesiz markaların benzerlik derecesi, malların ve/veya hizmetlerin benzerliğinin derecesi gibi bilindik karıştırılma olasılığı faktörleri esas alınarak yapılacaktır ve kesin bir şarta bağlanması mümkün olmayacaktır.

Olası yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve kendi bakış açımı ortaya koymak amacıyla yazdığım bu yazının, okuyucuların konuya bakışlarını bir ölçüde netleştireceğini umuyorum.

Sınai Mülkiyet Kanunu’nun getirdiği bir diğer önemli yenilik olan Muvafakat İstisnası üzerine de geçtiğimiz hafta bir yazı hazırladım. Bununla birlikte yazıyı GOssIP dergisine verdiğim için IPR Gezgini’nde yayınlamak için derginin yeni sayısının çıkmasını bekleyeceğim. Arada geçecek sürede kanunun marka alanında getirdiği yenilikler hakkında yazmaya devam edeceğim.

Önder Erol Ünsal

Ocak 2017

unsalonderol@gmail.com

Sınai Mülkiyet Kanunu ile Marka İtiraz Süreçlerinde Bir Yenilik: Kullanmama Savunması

192-9

 

Uzun yıllardır kanunlaşması beklenen “Sınai Mülkiyet Kanunu”, bu yazının hazırlandığı tarihte TBMM tarafından kabul edilmiş, ancak henüz Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmemiştir.

Ülkemizde marka, patent, tasarım ve coğrafi işaretler alanında yeni bir dönemi başlatacak “Sınai Mülkiyet Kanunu”, anılan alanlarda birçok yeni düzenleme içermektedir. Bu yazı kapsamında ele alınacak yenilik, yayıma itirazların incelenmesinde itiraz gerekçesi markaların kullanımına ilişkin getirilen düzenlemedir.

Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Yayıma itirazın incelenmesi” başlığını taşıyan 19. maddesinin ikinci fıkrası takip eden düzenlemeyi içermektedir:

192-1

 

Hükmün referansta bulunduğu 6ncı maddenin birinci fıkrası, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname madde 8/1 kapsamında düzenlenmiş karıştırılma ihtimalidir. Yeni kanun madde 19(2)’nin atıfta bulunduğu madde 6(1) takip eden içeriktedir:

192-2

 

Madde 6(1)’e kısa ve öz bakış, bu hükmün eski 8/1 ile içerik olarak neredeyse aynı olduğunu göstermektedir. Buna karşın yeni kanun madde 19(2) kapsamında getirilen yeniliğin eski kanun hükmünde kararnamede karşılığı bulunmamaktadır. Madde 19(2) Avrupa Birliği marka mevzuatında hükümler esas alınarak düzenlenmiştir. Hükmün kaynağının 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi’nin “Yayıma İtiraz Süreçlerinde Kullanmama Savunması” başlıklı 44. maddesinden görülmesi mümkündür:

192-3

 

Sınai Mülkiyet Kanununun gerekçesine bakıldığındaysa, madde 19(2)’nin takip eden şekilde gerekçelendirildiği görülmektedir:

192-4

 

Gerekçeden, yeni düzenlemenin amacının tescilli markaların piyasada etkin şekilde kullanımının sağlanması ve yayıma itiraz müessesenin afaki veya kötü niyetli bir şekilde kullanılmasının engellenmesi olduğu anlaşılmaktadır.  Türkiye’de tescil edilmiş markaların birçoğunun, başvurunun kapsadığı sınıflardaki neredeyse tüm mallar ve hizmetler bakımından yapıldığı ve tescil edilen malların ve hizmetlerin çoğunun kullanılmadığı, buna karşın bu tip markaların kullanım niyetiyle yapılmış iyi niyetli yeni başvuruların resen veya yayıma itiraz üzerine reddedilmesine neden olduğu göz önüne alındığında, yeni düzenlemenin gerekçesi ve amacı kanaatimizce oldukça yerindedir.

Yazının kalan bölümünde Avrupa Birliği marka mevzuatındaki adlandırmayı takip ederek, madde 19(2) kapsamında getirilen yeniliği “Kullanmama Savunması (non-use defence)” olarak anacağım. Savunma adlandırmasının nedeni, bu hükmün getirdiği düzenlemenin yayıma itiraz halinde, başvuru sahibince itiraz gerekçesi markalara karşı öne sürülebilecek bir karşı argüman olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu noktada kullanmama savunması hükmüyle getirilen yeniliklere ve bunların kısa analizine geçecek olursak:

Öncelikli olarak, Sınai Mülkiyet Kanunun madde 19(2)’nin yayıma itiraz gerekçesi markaların gerçek kullanımına bağlı olarak itirazın kabul edilip edilemeyeceğini düzenlediğini söylemek yerinde olacaktır. Madde 19(2), kullanmama savunmasının yapılabileceği halleri belirli şartlara bağlamıştır.

Kullanmama savunmasının yapılabilmesi için getirilen ilk şart, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun, başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olmasıdır. Bir diğer deyişle, itiraz konusu başvurunun yapıldığı tarihten (veya rüçhan tarihinden) geriye doğru sayılacak süre esas alındığında, itiraz gerekçesi marka 5 yıldan kısa süreli bir tescilse, kullanmama savunması argümanı öne sürülemeyecektir. Bu durumda, kullanmama savunması ancak yukarıda belirtilen tarihte 5 yıldan uzun süreli tescil konumunda olan itiraz gerekçesi markalara karşı öne sürülebilecektir.

Bu noktada akla gelen soru, itiraz gerekçelerden birisi (itiraza konu başvurunun tarihi esas alındığında) 5 yıldan kısa, diğeri 5 yıldan uzun süreli tescilse durumun ne olacağı olabilir. Bu tip durumlarda, kullanmama savunması öne sürülse dahi, bu savunma sadece 5 yıldan uzun süreli itiraz gerekçesi marka bakımından geçerli olacak, buna karşın 5 yıldan kısa süreli itiraz gerekçesi markaya karşı öne sürülemeyecektir. Dolayısıyla, yayıma itiraz sahiplerine önerimiz, eğer itiraz inceleme süreçlerini uzatmak istemiyorlarsa ve itiraz gerekçesi markaları (itiraz edecekleri markaya benzerlikleri bakımından) birbirinin aynıysa, (itiraza konu başvurunun tarihi esas alındığında) 5 yıldan uzun süreli tescillerini itiraz gerekçesi olarak öne sürmeyi ciddi şekilde değerlendirerek kararlarını vermeleridir. Şöyle ki itiraz, itiraz gerekçesi markalardan birisi bakımından derhal incelenebilir haldeyken, itiraz gerekçesi diğer markaya karşı kullanmama savunmasının öne sürülmesi, hiç şüphesiz itiraz inceleme sürecini zaman olarak oldukça uzatacaktır.

Düzenlemede dikkati eken bir diğer husus, itiraz gerekçesi markanın itiraz konusu mallar veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi kullanımının ispatlanması gerekliliğidir. Bir diğer deyişle, itiraz konusu mallar veya hizmetler bakımından itiraz sahibince gerçekleştirilecek “göstermelik kullanım”ın dikkate alınmayacak olmasıdır. Ciddi kullanım, yeni Sınai Mülkiyet Kanununun 9. Maddesinde takip eden şekilde düzenlenmiştir:

192-5

 

Yukarıda yer verilen hüküm bağlamında hangi tip kullanımın ciddi kullanım olarak kabul edileceği belirtilmemiş olmakla birlikte, mevcut yargı kararları ve yeni adıyla Türk Patent ve Marka Kurumu’nun uygulamaları bu değerlendirmenin maddi şartlarını belirleyecektir.

Hükümde açık olarak ciddi kullanımın Türkiye’de gerçekleşmesi şartı aranacağından, Türkiye dışındaki kullanımın ispatlanması veya buna ilişkin deliller sunulmaması itirazı kabul edilebilir kılmayacaktır. İtiraz sahibinin Türkiye’de markasının ciddi kullanımın ispatlaması şarttır.

Bu noktada, kanunun uygulama şeklini gösterir Yönetmelik’te de kullanımı ispata yönelik düzenlemelerin yer alması gerektiğinin belirtilmesi yerinde olacaktır.

Kullanmama savunması düzenlemesinde yer alan bir diğer önemli nokta, yukarıda belirtilen tarihler ve ciddi kullanım ilkesi bağlamında itiraz gerekçesi markanın kullanımının ispatlanmış olduğu hallerde, itirazın ancak kullanımın ispatlanmış olduğu mallar veya hizmetler esas alınarak inceleneceği yönündeki hükümdür. Bu noktada akıllara gelen soru, yeni adıyla Türk Patent ve Marka Kurumu’nun her yıl yayınladığı mal ve hizmet Tebliğleriyle düzenlenmiş alt gruplar esas alındığında, ciddi kullanımın ilgili gruptaki mallardan veya hizmetlerden sadece birisi veya birkaçı için ispatlandığı hallerde, başvuru kapsamında bulunan aynı alt gruba ait diğer mal veya hizmetlerin de ret kararı kapsamına alınıp alınmayacağıdır. Şüphesiz Kurum uygulaması gelecek günlerde bu sorunun yanıtını da verecektir.

Madde 19(2) kapsamında en açık olan hüküm, (yukarıda sıkça anılan tarihler esas alındığında) Türkiye’de ciddi kullanımı ispatlanamamış veya kullanmamaya ilişkin haklı nedenler ileri sürülememiş itirazların reddedileceğidir.

Kullanmama savunmasının tek uygulama alanı yayıma itiraz süreçleri ve dolayısıyla idari süreçler olmayacaktır. Sınai Mülkiyet Kanunu madde 25(7)kapsamında hükümsüzlük hallerinde ve de madde 29(2) kapsamında marka hakkına tecavüz sayılan fiiller hükmünde de paralel düzenleme görülmektedir. Bir diğer deyişle anılan hükmün yargı süreçlerinde de karşılığı bulunmaktadır:

 

192-7

 

192-6

 

Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile çalışma yaşamımıza girmek üzere olan “Kullanmama Savunması”nın ne şekilde uygulanacağına gelecek günlerde yayınlanacak kanunun uygulama şeklini gösterir Yönetmelik ve Türk Patent ve Marka Kurumu’nun uygulama kılavuzunda yapılması gerekli olan açıklamalar ışık tutacaktır. Amacını ve gerekçesini oldukça yerinde bulduğumuz düzenlemenin, uygulamasının da sistem kullanıcılarını memnun edecek standartlarda gerçekleşmesini umuyoruz.

Bununla birlikte, tahminimizce gerçekleşmesi oldukça olası bir hareket tarzı yeni uygulamanın yol açması umulan iyi niyetli beklentileri belirli ölçüde ortadan kaldırabilir. Şöyle ki, kullanmama savunmasından etkilenmek istemeyen marka sahipleri 5 yıllık kullanımın gerçekleşmesi zorunluluğundan kaçınmak için aynı markaların başvurularını aynı mal ve hizmetler için 5 yılda bir yineleyerek ve dolayısıyla aynı markayı aynı mal ve hizmetler için 5 yılda bir yeniden tescil ettirerek kullanım yükümlülüğünün getireceği zorluklardan kaçınmak isteyebilir. Bu tip hallerde ne yapılabileceği üzerinde gerçekten kafa yormak gerekmektedir. Kullanım zorunluluğundan kaçınmak için yapılan başvurular kötü niyetli başvuru olarak değerlendirilebilir mi şeklinde soruların ortaya çıkması hiç şüphesiz beklenmelidir. Bu sorunun yanıtın kendi adıma henüz düşünmedim. Okuyucularım ne düşünür bilemiyorum?

Önder Erol Ünsal

Aralık 2016

unsalonderol@gmail.com