Etiket: idari iptal müessesesi

MARKA İDARİ İPTALİ İLE İLGİLİ YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİKLERİ



Bilindiği üzere, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 26’ncı maddesi ile markanın iptaline karar verme yetkisi Türk Patent ve Marka Kurumu’na (Kurum) verilmiştir. Ancak, bu yetkinin yürürlüğü SMK’nın 192’nci maddesiyle yedi yıl ertelenmiş, bu süreçte iptal yetkisinin mahkemeler tarafından kullanılmaya devam edeceği Kanun’da düzenlenmiştir (SMK Geçici Madde 4).

Gelinen aşamada, iptal yetkisinin kullanımına ilişkin olarak Sınai Mülkiyet Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te yapılan değişiklik 15 Mart 2025 tarihli 32842 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (Değişiklikler bu bağlantıdan görülebilir.). Bu yazı içeriğinde, sistemin işleyişine ilişkin olarak Yönetmelik ile getirilen temel noktalar değerlendirilmektedir.   

Yönetmelik değişikliği incelendiğinde, esasen Kanundaki düzenlemelerin korunduğu görülmektedir. Buna göre, markanın iptali ilgili kişiler tarafından Kurumdan talep edilebilecektir. Talep, sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı ileri sürülecektir. Talebin, iptal talep formuyla birlikte yapılması, ücretinin ödenmesi ve SMK 26’ncı maddesinde yer alan iptal sebeplerinden hangisine dayanıldığını içermesi gereklidir.

Herbir iptal talebi tek bir tescilli marka için yapılacaktır. Buna göre, aynı sahibe ait olsalar dahi tek bir başvuru ile birden fazla markanın iptalinin talep edilmesi mümkün olmayacaktır. Yönetmelikle Kanundaki durumun somutlaştırıldığı görülmektedir.

İptal talep formunda; iptali talep edilen markanın tescil numarasının, iptal talebine konu mal veya hizmetlerin, talep sahibinin veya varsa vekilinin kimlik ve iletişim bilgilerinin, iptal gerekçesi ile ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin yer alması gereklidir. İptal talebinde eksiklik olması durumunda eksikliğin giderilmesi için talep sahibine bildirim yapılarak bir aylık süre verilecek, eksikliğin tebliğden itibaren başlayacak bu süre içerisinde tamamlanması beklenecektir. Tamamlanmaması durumunda, talep reddedilecektir. Bu haliyle, başvurunun esasen eksiksiz yapılması talep sahibinin veya varsa vekilinin sorumluluğuna bırakılmış, eksikliklerin tamamlanmaması halinde talebin reddedileceği ve ücret iadesi yapılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, iptal için yeniden talep yapılması gerekecektir.

Şekli eksiklik içermeyen veya verilen süre içerisinde eksiklikleri tamamlanan talepler işleme alınacaktır. Yönetmelikte, Kuruma ön değerlendirme yapma yetkisinin verildiği görülmektedir. Buna göre, iptali istenen marka tescilli değilse veya marka hakkı bir nedenle sona ermişse ya da kullanmama nedeniyle iptali talep edilen marka 5 yıldan az süredir tescilli ise Kurum tarafından iptal talebinin reddine karar verilecektir. Bu aşamada başkaca bir inceleme ve bildirim yapılmasına gerek olmaksızın talep reddedilecektir.

Yönetmeliğe göre, şekli eksiklik içermeyen veya süresi içerisinde eksiklikleri tamamlanan ve ön değerlendirmeden geçen başvurularda Kurum, iptal talebini marka sahibine bildirir. Bu bildirimle iptal talebine ilişkin cevaplarını ve delillerini sunması için marka sahibine bir aylık süre verilir. Söz konusu bir aylık süre içinde talep edilmesi hâlinde Kurum bir aya kadar ek süre verir. Burada ek sürenin bir ay olarak verilme zorunluluğunun olmadığı, Kuruma bir aya kadar takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Ek sürenin başlangıcıyla ilgili olarak Yönetmelikte bir düzenleme bulunmamakla beraber, savunma hakkının sınırlandırılmaması bakımından ek sürenin, cevap süresinin bittiği tarihten itibaren başlayacağını değerlendirmek mümkündür. Talep sahibinin başvurusu alındıktan sonra marka sahibine savunmasını sunması için süre verilmekte, akabinde inceleme aşamasına geçilmektedir. Ancak, Kurum gerekli gördüğü takdirde, ek bilgi ve belge sunulması veya bunlarla ve gerekçelerle ilgili açıklamada bulunulması için taraflara bir aylık süre verebilir. Bu yönüyle Kanundaki düzenlemenin Yönetmeliğe de aktarıldığı görülmektedir.

Söz konusu sürelerin Kanundan kaynaklandığı ve hak düşürücü nitelikte olduğu görülmektedir. İleride doğabilecek hak kayıplarının önüne geçilebilmesi için bu süreler içerisinde iddiaların, cevapların, delillerin ve delil listelerinin doğru ve eksiksiz bir şekilde sunulması son derece önem arz etmektedir. Nitekim hak düşürücü süreler içerisinde sunulmayan cevapların ve delillerin Kurum tarafından dikkate alınmayacağı Yönetmelikte açıkça düzenlenmiştir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken, sonradan delil sunma imkânının dava aşamasında da mümkün olmayabileceğidir. Nitekim, Kurum tarafından markanın iptal edilmesinden sonra açılacak davanın konusu esasen markanın iptali değil, Kurum kararının iptali talebi olacaktır. Yerleşik yargı uygulamalarından da bilindiği üzere, bu davalarda mahkemeler Kurum kararının hukuka uygunluğunu idari aşamada ileri sürülen iddia ve deliller üzerinden incelenmekte, ilk defa dava aşamasında sunulan delilleri incelemeye esas almamaktadırlar. Bu uygulamaya göre, dava konusu Kurum kararının iptali olduğundan, idari süreçteki hak düşürücü süreler içerisinde sunulmayan delillerin dava aşamasında da sunulamayacağı değerlendirilebilir. Bu yönüyle, idari aşamada ve süresi içerisinde delillerin sunulmasının son derece önemli olduğu bir kez daha görülmektedir.

İptal taleplerinde, iptal şartlarının gerçekleştiğini ispat yükü kural olarak iddiada bulunan yani iptali talep tarafa aittir. Ancak, işin doğası gereği kullanmama nedeniyle iptal taleplerinde ispat yükü yer değiştirmekte ve marka sahibine geçmektedir. Yönetmelikte de buna ilişkin özel düzenlemelerin yapıldığı, markasının mevzuata uygun olarak kullanıldığını ispatlama yükünün marka sahibine yüklendiği görülmektedir. Kullanıma ilişkin delillerin sunulmaması veya yeterli olmaması durumunda Kurum iptal talebini kabul edecektir. Kullanımın ispatı konusunda sunulacak deliller hakkında itiraz aşamasındaki kullanmama define ilişkin düzenlemeye atıf yapılmıştır. Buna göre, Yönetmeliğin 30’uncu maddesi bu taleplerde de kıyasen uygulanacaktır.

Yönetmelikte, incelemenin Kurumda hangi daire tarafından yapılacağı açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, genel sistematiğine bakıldığında bu yönde bir düzenlemenin diğer hükümlerde de olmadığı görülmektedir. Bu haliyle düzenlemenin diğer maddelerle uyumlu olduğu değerlendirilebilir. İçeriği itibariyle bu aşamada ilk incelemenin Markalar Dairesi tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır. Markalar Dairesi’nin bu kararına karşı diğer kararlarında olduğu gibi itiraz etme imkânı bulunmaktadır. Zira Yönetmeliğin 31’inci maddesi bu konuda da uygulanabilir niteliktedir. Kaldı ki 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 375’inci maddesi de sınai mülkiyet haklarına ilişkin olarak ilgili dairelerin almış oldukları kararlara karşı Yeniden İnceleme Değerlendirme Dairesi (YİDD) nezdinde itiraz edilebileceğini düzenlemektedir. Buna göre de iptal talebine ilişkin olarak daire tarafından verilen karara karşı dava açmadan önce zorunlu idari başvuru yolunun tüketilmesi ve karara itiraz edilmesinin gerekli olduğu değerlendirilmektedir.

Yönetmeliğe göre, Kurum tarafından verilen nihai iptal kararı ilgili sicile kaydedilecek ve Bülten’de yayımlanacaktır. Burada nihai kararlardan kastedilenin, Kurumun iç süreçlerinde kararın nihai hale gelmesi, diğer bir ifadeyle kesinleşmesi olduğu değerlendirilmektedir. Süresi içerisinde itiraz edilemeyen Markalar Dairesi kararları ile itiraz üzerine Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu (YİDK) tarafından verilen kararların bu kapsamda olduğu değerlendirilmektedir. İptal talepleri Kuruma yöneltileceğinden, son inceleme mercii YİDK olacaktır. Kurul’un kararlarının icrai nitelikte idari işlem oldukları, idare hukuku kapsamında hukuka uygunluk karinesinden yararlandıkları bilinmektedir. Bu yönüyle işlem gereğinin hemen tesis edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Bu kararlara karşı dava açılmış olmasının varılan sonucu değiştirir nitelikte olmadığı düşünülmektedir. Nitekim idarenin sürekliliği gereği tesis ettiği işlemin gereğini yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre, ilgili dairenin vermiş olduğu kararlara karşı itiraz edilmemesi durumunda 2 aylık itiraz süresinin sonunda, itiraz edilmesi durumunda ise YİDK’nun karar vermesi sonunda oluşacak durumun sicile kaydedilerek Bülten’de yayımlanacağı değerlendirilmektedir. SMK 5 ve 6’ncı maddeleri kapsamında yapılan itiraz incelemeleri dahil Kurum’un tüm işlemlerinde de benzer yönde bir uygulamanın benimsendiği bilinmektedir.

Yönetmelikte iptal ücretine ilişkin olarak, diğer düzenlemelerde olmayan farklı bir uygulamanın benimsendiği görülmektedir. Yönetmeliğin 30/B maddesine göre iptal ücreti, “Kurum ücreti” ve “emanet hesabında tutulacak ücret” olmak üzere iki parçadan oluşmaktadır. Bu ücret, başvuru sırasında tek seferde tahsil edilecektir. “Kurum ücreti” inceleme sonucunda her şartta Kuruma gelir olarak kaydedilecektir. “Emanet hesabında tutulacak ücret” ise iptal talebinin tümden reddedilmesi durumunda sicilde kayıtlı marka sahibine; iptal talebinin tümden kabul edilmesi durumunda ise iptal talebi sahibine ödenecektir. İptal talebinin kısmen kabul veya reddedilmesi durumunda ise bu ücret de Kuruma gelir olarak kaydedilecektir. İade, ilgilisinin talebi üzerine yapılacaktır. Talepte bulunabilmesi için Kurum tarafından nihai kararın verilmiş olması şartı aranmaktadır. Bu kapsamda, yukarıda açıklandığı üzere, Markalar Dairesi kararına karşı süresi içerisinde itiraz edilmemiş olması veya itiraz konusunda YİDK tarafından karar verilmiş olması gereklidir. Kararların bu şekilde kesinleşmesini müteakip on yıl içinde talep edilmeyen ücretler de yine Kuruma gelir olarak kaydedilecektir. Eğer, iptal talebi aşamasında başta belirtilen eksiklikler mevcutsa ve bu eksiklikler süresi içerisinde tamamlanmazsa başvurunun reddedileceği ve ücret iadesinin yapılmayacağı yukarıda ifade edilmişti. Ancak, eksiklik nedeniyle ret durumunda, emanet hesapta tutulan ücrete ilişkin kısmın talebi üzerine parayı yatırana iade edileceği düzenlenmiştir. Söz konusu “emanet hesabında tutulacak ücret”in hukuki niteliği tartışmaya açık olsa da gelinen aşamada mevcut düzenlemelerden farklı olarak iptal taleplerinde iki parçalı ücrete yer verildiği görülmektedir.

Bilindiği üzere, Kanun yürürlüğe girmiş olmasına karşın Yönetmelik daha sonraki tarihte yürürlüğe girmiştir. Aradaki dönemde de iptal taleplerine ilişkin ön başvurular alınmıştır. Bu konuda Yönetmeliğe bir geçici madde konulduğu görülmektedir. Buna göre, Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce ön başvuru olarak alınan taleplerde de Yönetmeliğin 30/A maddesine göre eksiklik bildirimi yapılacağı, eksikliklerin süresi içerisinde giderilmesi halinde bu taleplerin de 30/A maddesi hükümlerine göre sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir. Yine aynı geçici maddede, bu talepler yönünden 30/B maddesi hükümleri uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu önceki başvurulardan, ücrete dahil olduğu belirtilen “emanet hesabında tutulacak ücret” kısmının alınmayacağı anlaşılmaktadır.

İptal taleplerinin geri çekilmesine Yönetmelikte imkân verildiği ve bu yönde Yönetmeliğin 33’üncü maddesinde değişiklik yapıldığı görülmektedir. Yönetmeliğin 124’üncü maddesinde yapılan değişikliğe göre ise iptal talebinin geri çekilmesi işlemi marka vekili tarafından yapılacaksa bu yetkiyi açıkça içeren vekâletnamenin aslının veya onaylı örneğinin Kuruma sunulması gereklidir.

Sonuç olarak, uzun zamandır beklenen Yönetmelik değişikliği yürürlüğe girmiştir. Yönetmelikle bir yol haritası çıkarılmış olsa da uygulama belirsizliklerinin bu aşamada devam edeceğini öngörmek mümkündür. Bu nedenle, genel ilkeleri belirleyen kılavuzların hazırlanması ihtiyacı olduğu değerlendirilmektedir. Uygulamanın netleştirilmesi ve olası sorunların önüne geçilmesi tüm paydaşların katılımıyla mümkün olabilecektir. Uygulama şekillenirken yargı içtihatlarının ve doktrinin oluşturduğu bilgi birikiminin yol gösterici olarak esas alınması son derece önemli olacaktır. Bu kazanımların korunmasıyla süreçlerin işleyişi daha etkin hale getirilebilecektir.

Gökhan ERGÜL

av.gokhanergul@gmail.com

Mart 2025


iptal.resmigazete

Markaların İdari İptalinde Sona Doğru: Yönetmelik Taslağı Görüşe Açıldı

Markaların iptali ve hükümsüzlüğü süreçleri; bizatihi kavramlar, hükümlerin uygulanma şartları, uygulayıcıları, sonuçları bakımından 24.06.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (556 sayılı KHK) döneminde çokça tartışılmış, tartışılan bu konular ise 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile normatif düzeyde çözüme kavuşturulmuştu.

Markaların iptali bakımından birçok sorunu çözüme kavuşturan SMK; m.26 hükmü ile “markaların idari iptali” olarak ifade edilen yeni bir kavramı ve beraberinde bu kavrama ilişkin birçok tartışmayı da Türk marka hukukuna kazandırmıştı. Ne var ki bu tartışmalar, SMK m.192 hükmüyle, SMK m.26 hükmünün yürürlüğünün, SMK’nin Resmî Gazete’de yayımlandığı 10.01.2017 tarihinden itibaren yedi yıl süreyle, bir başka ifadeyle 10.01.2024 tarihine kadar ertelenmesiyle güncelliğini yitirmişti. Bu yedi yıllık erteleme süresi boyunca, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından, sektör paydaşlarına yönelik,  sürecin uygulanmasına ilişkin hazırlık yapılıp yapılmadığı yönünde resmî bir bilgilendirmede bulunulmaması nedeniyle, hükmün yürürlüğünün bir kere daha ertelenebileceği, hatta hükmün ilga edilebileceği dahi konuşulmaktaydı. Markaların idari iptal sürecine yönelik bu belirsizlik ve tartışmalar, SMK m.26 hükmünün yürürlüğe girmesine çok az bir süre kala, TÜRKPATENT’in 20.10.2023 tarihinde yaptığı Duyuru ile son buldu. Gerçekten söz konusu Duyuru ile SMK m.26 ve m.192 hükümleriyle marka iptal yetkisinin TÜRKPATENT’e verildiğine işaret edildikten sonra, bu yetkinin uygulanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi için  “Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı (Taslak) hazırlandığı ve görüşe açıldığı belirtilmiş; Taslak ve Görüş Bildirme Formu paylaşılarak, görüşlerin 03.11.2023 tarihine kadar mevzuatgorus@turkpatent.gov.tr adresine gönderilebileceği ifade edilmiştir.

Duyuru ile birlikte markaların idari iptalinin belirlenen tarihte uygulanmaya başlayacağı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur. İdari iptal prosedürü bir kısmı, kanun düzeyinde değişikliği gerektiren bazı sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Örneğin; sınai mülkiyet haklarının ortadan kalkması sonucunu doğuracak yargı kararları kesinleşmeden icra edilememesine rağmen, TÜRKPATENT tarafından verilen idari iptal kararı derhal uygulanacak, bu kararın iptali sitemiyle açılan davada verilen karar kesinleşinceye kadar, iptal edilen marka Sicil’de hüküm doğurmayacak, bu sürede üçüncü kişilere ait aynı ya da benzer mal ve hizmetlerde tescil edilmek üzere aynı veya benzer marka tescil başvuruları yapılabilecek hatta bu başvurular tescille sonuçlanabilecektir. TÜRKPATENT’in idari iptale ilişkin kararının mahkemece iptal edilmesi durumunda ise marka hakkı iptal edilen ve iptal kararı sonradan ortadan kaldırılan marka sahibi bakımından telafisi imkansız zararlar ortaya çıkabilecektir. Bu sadece bir örnektir ve çeşitli düzeylerde düzenleyici işlemi gerektiren başkaca sorunlar da mevcuttur. Ancak bu yazıda Taslağın içeriğine ilişkin başkaca bir değerlendirmede bulunulmayacaktır.

TÜRKPATENT’in Taslağı görüşe açması; katılımcı yaklaşımın benimsenmesi, uygulamanın getireceği muhtemel sorunların tespit edilebilmesi ve bunların çözümüne yönelik adımlar atılabilmesi, markaların idari iptalinin 10.01.2024 tarihinde uygulanmaya başlayacağı kanaatinin oluşması ve ilgililerin gerekli hazırlıkları yapması bakımından önem arz etmektedir. Markaların idari iptalinin, 2024 yılında Türk sınai mülkiyet hukukunun başlıca tartışma konusunu oluşturacağı tartışmasızdır. Biz de gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğiz.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Ekim 2023

İdari İptal Müessesesi – Sınai Mülkiyet Kanunu ile Marka Alanında Getirilen Önemli Bir Değişiklik

Time for something new

 

Her an yürürlüğe girmesi beklenen 6769 sayılı “Sınai Mülkiyet Kanunu”nun (bundan sonra SMK olarak anılacaktır) marka alanında getirdiği en önemli yeniliklerden birisi Madde 26 kapsamında düzenlenen “İptal halleri ve iptal talebi” hükmüyle getirilmiştir.

Madde 26 birinci fıkra hükmüne göre aşağıdaki hallerde Kurum, yani Türk Patent ve Marka Kurumu tescilli bir markayı iptal edebilecektir:

(1) Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir:

  1. a) 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hâllerin mevcut olması.
  2. b) Marka sahibinin fiillerinin veya gerekli önlemleri almamasının sonucu olarak markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesi.
  3. c) Marka sahibi tarafından veya marka sahibinin izniyle gerçekleştirilen kullanım sonucunda markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetlerin özellikle niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltması.

ç) 32 nci maddeye aykırı kullanımın olması.”

Tescilli markaların iptali yetkisi halihazırda 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yargıya ait olduğundan, SMK ile idari bir iptal müessesesinin düzenlenmiş olması hiç şüphesiz önemli bir yeniliktir.

Bununla birlikte, SMK madde 192 birinci fıkra (a) bendi; Bu Kanunun 26 ncı maddesi yayımı tarihinden itibaren yedi yıl sonra yürürlüğe girer.” hükmünü getirerek, idari iptal müessesesinin yürürlük tarihini çok yüksek olasılıkla Ocak 2024 olarak düzenlemektedir. Belirtilen düzenlemenin nedeni, idareye idari iptal müessesinin altyapısını düzenlemek için süre vermek olduğu kadar, az sonra yer verilecek paralel Avrupa Birliği düzenlemesi de bu hüküm hazırlanırken dikkate alınmıştır.

 

SMK’nın yürürlüğe giriş tarihinden başlayacak 7 yıllık süre içerisinde, marka iptal yetkisi “İptal yetkisinin mahkemeler tarafından kullanılması” başlıklı Geçici Madde 4 uyarınca mahkemeler tarafından kullanılmaya devam edecektir:

GEÇİCİ MADDE 4- (1) 26 ncı madde hükmü yürürlüğe girene kadar, iptal yetkisi, anılan maddedeki usul ve esaslara göre mahkemeler tarafından kullanılır.

(2) 26 ncı maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mahkemeler tarafından görülmekte olan iptal davaları mahkemeler tarafından sonuçlandırılır.

(3) Mahkemelerin bu madde hükmüne göre vermiş olduğu kararlar kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından Kuruma resen gönderilir.”

 

İdari iptal yetkisinin düzenlenmesi ve bu yetkinin yeni adıyla Türk Patent ve Marka Kurumu’na verilmesinin nedeni, ne parlak fikirli bir bürokratın icadı olmasıdır ne de idarenin yetki açgözlülüğüdür. Bu hükmün getirilmesinin nedeni Avrupa Birliği’nin marka mevzuatına uyum amacıdır.

Maddenin gerekçesine bakıldığında da bu husus görülmektedir:

madde26

 

2015 yılında yürürlüğe giren 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’nin “İptal ve Hükümsüzlük için Prosedür” başlıklı 45. maddesi, tüm AB üyesi ülkeler için idari iptal ve hükümsüzlük mekanizmalarının tescil ofisleri bünyesinde oluşturulmasını zorunlu hale getirmektedir.

“Article 45

Procedure for revocation or declaration of invalidity

  1. Without prejudice to the right of the parties to appeal to the courts, Member States shall provide for an efficient and expeditious administrative procedure before their offices for the revocation or declaration of invalidity of a trade mark.
  2. The administrative procedure for revocation shall provide that the trade mark is to be revoked on the grounds provided for in Articles 19 and 20.
  3. The administrative procedure for invalidity shall provide that the trade mark is to be declared invalid at least on the following grounds:

(a)  the trade mark should not have been registered because it does not comply with the requirements provided for in Article 4;

(b)  the trade mark should not have been registered because of the existence of an earlier right within the meaning of Article 5(1) to (3).”

Hükme bakıldığında Direktif madde 19 ve 20 kapsamında belirtilen hallerde (ciddi kullanımının olmaması, markanın jenerik veya yanıltıcı hale gelmesi halleri) idari iptal mekanizmasının oluşturulmasının zorunlu hale getirildiği görülmektedir.

Buna ilaveten, en azından mutlak ret nedenleri (madde 4) ve nispi ret nedenleri madde 5(1)-(3) (karıştırılma ihtimali, tanınmışlık, ticari vekilin yetkisiz tescili, korunan bir coğrafi işaretin başka birisi adına tescili talebi) uyarınca bir markanın tescil edilmemesi gerektiğinin tespit edilmesi hallerinde, ilgili markanın hükümsüzlüğü için tescil ofisleri bünyesinde idari mekanizmaların oluşturulması da AB Marka Direktifi uyarınca tüm üye ülkelere getirilen bir yükümlülüktür. Bir diğer deyişle, AB üyesi ülkeler, idari hükümsüzlük mekanizmasının kapsamını daha geniş tutma imkanına sahip olmakla birlikte, en azından tüm mutlak nedenleri ve nispi ret nedenleri madde 5(1) ila (3) uyarınca idari hükümsüzlük mekanizmalarını oluşturmakla yükümlüdür.

Tescil ofisleri bünyesinde idari iptal ve hükümsüzlük mekanizmalarının oluşturulması için Direktif madde 54 uyarınca üye ülkelere 14 Ocak 2023 tarihine dek geçiş süresi tanınmıştır. Yani, 14 Ocak 2023 tarihine dek AB üyesi ülkeler, marka iptali ve hükümsüzlüğü için tescil ofisleri bünyesinde idari yöntemleri oluşturmakla yükümlüdür.

SMK, madde 192’de yer alan 7 yıllık erteleme süresi de beklenmedik bir sürpriz olmadığı sürece Ocak 2023’te sona erecektir.

7 yıllık geçiş sürecini bu şekilde açıkladıktan sonra, belirtilen hükümler bağlamında AB mevzuatıyla SMK arasındaki farkı açıklamak yerinde olacaktır.

SMK’da idari iptal müessesesinin kapsamında sadece iptal halleri bulunmakla birlikte, 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi uyarınca marka iptal hallerine ilaveten, mutlak ret nedenlerine aykırılık ve nispi ret nedenleri madde 5(1) ila (3) hükümlerinin ortaya çıkması halindeki hükümsüzlük halleri de ilk aşamada idari mekanizmalara bırakılmıştır. Bir diğer deyişle, SMK bu konuda 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’nden daha dar bir kapsamı tercih etmiş ve hükümsüzlük hallerinde idari yöntemlerin kullanılmasını tercih etmemiştir.

2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’yle getirilen düzenlemenin gerekçesi, ihtilaf içinde oldukları tescilli markaların hükümsüzlüğü için çoğu üye ülkede mahkemelere başvurmak zorunda olan kişilere ve aslında tescil edilmemesi gereken markaların varlığını tespit ederek, bu markaların hükümsüzlüğü için işlem yapmak isteyen kişilere, uzun ve pahalı mahkeme süreçleri dışında, tescil ofisleri önünde daha ucuz ve kısa idari prosedürleri kullanma imkanı sağlamaktır. 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi öncesinde kimi AB üyesi ülkeler ve EUIPO halihazırda idari iptal ve hükümsüzlük yöntemlerini tescil ofisleri bünyesinde uygulamaktadır. Dolayısıyla, tescil ofislerince uygulanan idari iptal ve hükümsüzlük müesseseleri dünyada görülmemiş veya idare tarafından yerine getirilebilmesi imkansız süreçler değildir.

SMK ile getirilen idari iptal müessesesi 2024 yılında uygulamaya girecek olsa da, tartışmaları kanunun yürürlüğe girişinden önce başlamıştır. Bir tarafta Türk Patent ve Marka Kurumu’nun bu işlem için yeterli altyapıya sahip olup olmadığı (veya olup olmayacağı) tartışılırken, diğer tarafta mahkemelerin genellikle bilirkişiler marifetiyle yaptığı marka kullanımı incelemesinin Kurum tarafından nasıl yapılacağı gündeme getirilmektedir.

Hiç şüphesiz 2024 yılına dek geçecek süreç Kuruma gerekli altyapıyı oluşturmak için yeterli zamanı sağlayacaktır. İyi organize edilecek ve doğru uygulanacak bir yapı, temyize götürülmüş en kısa davanın seneler sürdüğü bir ortamda, taraflara daha efektif bir iptal süreci sağlayabilecektir.

Önder Erol ÜNSAL

Ocak 2017

unsalonderol@gmail.com