Etiket: 35. sınıf

PERAKENDECİNİN SADECE KENDİ ÜRÜNLERİNİ SATIŞA SUNMASI 35. SINIF KAPSAMINDA MALLARIN SATIŞA SUNUMU HİZMETİ OLARAK KABUL EDİLEBİLİR Mİ? EUIPO TEMYİZ KURULU “RITUALS” KARARI



Giriş

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Temyiz Kurulu, 12 Mayıs 2025 tarihinde “RITUALS” markasına ilişkin olarak verdiği kararla, uygulamacıların Türkiye’de de kafasını karıştıran önemli bir sorunun yanıtını EUIPO açısından nihai olarak vermiştir.

Kararda ele alınan ve EUIPO açısından netleştirilen temel mesele; 35. sınıftaki “malların satışa sunumu hizmetleri” (mağazacılık veya perakendecilik hizmetleri olarak da anılmaktadır) için korunan bir Avrupa Birliği markasına ilişkin olarak, marka sahibinin sadece kendisine ait ürünleri satışa sunması halinde, bu durumun markanın kullanımı sayılıp sayılamayacağıdır. Daha da netleştirirsek kararda ele alınan konu, marka sahibinin sadece kendisine ait malları satışa sunum (mağazacılık, perakendecilik) hizmetlerine konu etmesi halinde, bahsedilen hizmetler bakımından markanın kullanımı gerçekleşmiş midir sorusunun yanıtıdır.

Türkiye’de kimi uygulayıcılar, 35. sınıftaki malların satışa sunumu (mağazacılık, perakendecilik) hizmetlerinin, ancak farklı kişilere ait farklı markalı ürünlerin tüketicilere sunulduğu hallerde ortaya çıktığını öne sürmekte ve bir marka sahibinin sadece kendisine ait ürünleri satışa sunması halinin bu hizmetin kapsamına girmediğini iddia etmektedir. Buna karşın, bazı uygulayıcılar (bu satırların yazarı dahil) ise, ilgili hizmetin satışa sunulan malların kime ait olduğuyla ilgisinin bulunmadığını, markanın sahibi tarafından üretilmiş tek bir tip veya tek markalı ürünlerin satışa -ilgili hizmetin tanımı kapsamında- sunulduğu hallerde dahi bu hizmetin kullanımın gerçekleştiğini öne sürmektedir.

Temel karmaşayı daha iyi ifade edebilmek bakımından öncelikle ilgili hizmetleri tanımlamak yerinde olacaktır. Devamında EUIPO Temyiz Kurulunun “RITUALS” kararı kapsamında getirilen yorum aktarılacak ve değerlendirilecektir.

“Malların Satışa Sunumu Hizmetleri” Nedir ve Somut Olarak Hangi Hallerde Karşımıza Çıkar?

2015 yılında yazdığım ve IPR Gezgini’nde yayımlanmış “Perakendecilik Hizmetleri Nedir? Marka Tescilinde Somut Karşılığı Ne Şekilde Ortaya Çıkar?” başlıklı yazıdan kısa bir özetle, 35. sınıfta yer alan “malların satışa sunumu hizmetlerini” tanımlayacak olursak:

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 7 Temmuz 2005 tarihli C-418/02 sayılı “Praktiker” kararının 34. paragrafında, “perakendecilik hizmetleri”nin nihai amacının malların tüketicilere satışı olduğunu, belirtilen hizmetin satış işleminin yanı sıra, bu işlemin gerçekleşmesini sağlamak için tacir tarafından yürütülen her tür eylemi kapsadığını belirtmiştir. Anılan eylemler karara göre, diğerlerinin yanı sıra, satışa sunulan malların seçimini ve satışın rakiplerle değil kendisiyle tamamlanmasını isteyen bir tacirin tüketicileri teşviğe yönelik çeşitli hizmetleri sunmasını da kapsar.

“Malların satışı” ifadesi, malların ve hizmetlerin uluslararası sınıflandırması amaçlı Nicé sınıflandırması kapsamında tanımlanmış veya bu sınıflandırma kapsamında değerlendirilmesi mümkün olan bir hizmet değildir. Bu bağlamda, nihai hedefi malların satışı olan hizmetler bütünü, anılan sınıflandırmanın 35. sınıfının açıklayıcı notlarında yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” (the bringing together, for the benefit of others, of a variety of goods (excluding the transport thereof), enabling customers to conveniently view and purchase those goods) tanımı kapsamında değerlendirilmektedir.

Yazı boyunca, “malların satışa sunumu hizmetleri” tabiri kullanılacak olsa da, bu kısa ifadeyle belirtilmek istenen “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” ifadesidir.

Yukarıda “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” ifadesine yer verilmiş olsa da, bu ifadenin “çeşitli mallar” terimi yerine “özel olarak belirtilmiş malların” yazıldığı halleri de kapsayacak anlamda kullanıldığı özellikle belirtilmelidir. Bir diğer deyişle, yazının kapsamı sadece “çeşitli mallar” genel tabirinin kullanıldığı hallere ilişkin değildir, perakendecilik hizmetinin konusu malların özel biçimde belirtildiği ifade biçimleri de yazı kapsamına girmektedir.

“Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” en basit haliyle, tüketicilerin farklı seçenekler veya çeşitler arasından kendisine en uygununu bulup satın alması için çeşitli malların bir arada satışa sunulması hizmetidir. Bu hizmet, birbirinden nitelik, ölçek, ortam olarak farklı satış noktalarında (süpermarket, hipermarket, katalog, internet vb.) sunulabilir.

İnceleme konusu hizmet, malların satışı işleminden ibaret değildir. Hizmet esasen, malların satışa nihai amacına yönelik olarak tacir tarafından sunulan bir hizmetler bütününü ifade etmektedir. Bu haliyle hizmetin kapsamı “perakende veya toptan satış ortamlarında, malların satış amacıyla tüketicilere sunumu”dur.

Hizmetin sunulduğu ortamın dükkan, mağaza, vb. gibi bir mekan olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Anılan hizmet; dükkan, mağaza gibi mekanlarda malların klasik biçimde sunumu yoluyla verilebildiği gibi, internet, TV gibi elektronik ortamlarda veya katalog yoluyla satışa sunum gibi farklı yöntemlerle de sunulabilir.

“Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri”nin varlığından bahsedebilmek için, öncelikli olarak “çeşitli malların tüketicilerin beğenisine ve alımına sunulma amacıyla bir araya getirilmiş olması” ve “bir araya getirilen malların tüketicilere sunulduğu bir ortam (mağaza, dükkan, internet sitesi, TV yoluyla alım için bir platform, katalog yoluyla satışı sağlayacak yöntem ve araçlar, vb.)” şartlarının bir arada gerçekleşmiş olması gereklidir.

“Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” yukarıda da belirtildiği gibi, en basit tanımıyla tüketicilerin farklı seçenekler veya çeşitler arasından kendisine en uygununu bulup satın alması için çeşitli malların bir arada satışa sunulması hizmetidir. Bu bağlamda, markasını taşıyan malları üretip, üçüncü kişilerin sağladığı perakendecilik veya mağazacılık hizmetleri kanalıyla tüketicilere ulaştıran bir firmanın, markasını “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için tescil ettirmesi gerekli değildir. Bu tip bir durumda, yani markalı bir ürünün üreticisi dışındaki taraflarca tüketicilere sunulması halinde, o malların üreticisinin “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için markasını kullanıldığının kabul edilmesi mümkün değildir.

Şöyle ki, “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanımdan bahsedilmek için, çeşitli malların müşterilere sunum amacıyla bir araya getirilmesi gereklidir ve sonrasında eğer, müşteri tarafından alım kararına varılırsa satış söz konusu olmaktadır. Ayrıca, hizmet tanımında yer alan “elverişli” kelimesinin de işaret ettiği üzere, malların tüketicilere elverişli bir biçimde sunulması, yani “bir araya getirilen malların tüketicilere sunulduğu bir ortam (mağaza, dükkan, internet sitesi, TV yoluyla alım için bir platform, katalog yoluyla satışı sağlayacak yöntem ve araçlar, vb.)” gereklidir.

Tüm bunlara ilaveten, ürettiği ve markasını taşıyan malları, üçüncü taraflar aracılığıyla piyasaya sürmekle sınırlı kalmak istemeyen ve bu malları kendisine ait perakende satış kanalları yoluyla tüketicilere ulaştırmak isteyen üreticilerin varlığı da ortadadır. Malların üreticisi de olan bu kişilerin herhangi bir satış ortamı kanalıyla ürettikleri malları nihai tüketiciye ulaştırmaları halinin, markanın “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanımını teşkil edip etmediği bu yazının konusunu oluşturacaktır.   

Sayılan tüm hususlar ışığında kanaatimizce, “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanımın varlığı aşağıdaki değerlendirmeler çerçevesinde tespit edilmelidir:

  1. Markalı bir malın üretilmesi veya piyasaya sürülmesi, tek başına söz konusu markanın “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanıldığını gösteremez.
  2. “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanımdan bahsedebilmek için çeşitli malların satış amacıyla, tüketicilerin beğenisine elverişli bir ortamda sunulmuş olması gereklidir.
  3. Müşterilerin malları elverişli biçimde görmesi, yani tüketicilere sunum için bir ortam gereklidir. Bu ortamın fiziksel bir mekan olması şart değildir, mallar tüketicilere mağaza, dükkan, internet sitesi, TV yoluyla alım için bir platform, katalog yoluyla satışı sağlayacak yöntem ve araçlar, vb. birçok farklı ortam kullanılarak sunulabilir.
  4. Tüketiciler elverişli ortamda kendilerine sunulan malları inceledikten sonra alımı gerçekleştirir veya gerçekleştirmez. Alımın gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi hizmetin niteliğini etkilemez, şöyle ki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” satış işleminden ibaret değildir ve hizmetin asıl doğası “malların tüketicilere perakende veya toptan satış ortamlarında sunumu”dur.
  5. Markayı taşıyan malların tanıtımı amaçlı kataloglar, dokümanlar, reklamlar, internet siteleri, tek başlarına markanın “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için kullanıldığını ispatlama gücüne sahip değildir. Şöyle ki, hizmet tanımından anlaşıldığı üzere, müşterilerin malları elverişli biçimde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi gereklidir. Ürünlere ait tanıtım dokümanlarının veya reklamların, malların elverişli biçimde satışa sunumunu sağlama fonksiyonunu yerine getiren araçlar olduğunun kabul edilmesi ise mümkün değildir.

Yazımızın üzerinde odaklanacağı husus ise, yukarıdaki tespitlerden farklı bir hususa ilişkindir: “Satışa sunulan malların, satışı sunumu gerçekleştiren kişiye ait olması ve onun markasını taşıması halinde de, malların satışa sunumu hizmetlerinin kullanımın gerçekleştiği kabul edilmeli midir?”

Yazının başında belirttiğimiz üzere, Türkiye’de bu konuda uygulamacılar arasında fikir birliği bulunmamaktadır. Kimi uygulayıcılara göre, “anılan hizmetin gerçekleşmesinin ön şartlarından birisi de satışa sunulan malların farklı kişilere farklı markalı mallar olmasıdır”, diğer yandan başka bir grup ise “hizmetin tanımında böyle bir ön şart bulunmadığını öne sürmekte ve diğer koşullar yerine getirildikten sonra satışa sunulan malların tek bir üreticiye ait tek bir markayı taşıyan mallar olması halinde dahi bu hizmetin gerçekleştirildiğini” ifade etmektedir.

EUIPO Temyiz Kurulunun aşağıda aktarılacak “RITUALS” kararı bu tartışmaya EUIPO bakımından noktayı koymuştur ve kararın Türkiye’deki tartışmalara da ışık tutacağı düşünülmektedir. Sözü daha da uzatmadan kararın aktarılmasına geçelim.

“RITUALS” Markasına Karşı Yapılan İptal Talebi ve EUIPO İptal Biriminin Kararı

2006 yılında 3.,4.,21.,24.,30. sınıflara dahil malları ve 35. sınıfa dahil hizmetleri kapsayan “RITUALS” markası EUIPO tarafından Avrupa Birliği markası olarak “Rituals International Trademarks B.V.” adına tescil edilmiştir. Markanın 35. sınıfına dahil hizmetler esas olarak 3.,4.,21.,24.,30. sınıflara dahil malların perakendeciliği (satışa sunumu) hizmetleridir. 2022 yılında “Zheni Aleksieva” adında bir gerçek kişi belirtilen markanın kullanmama nedeniyle iptaline yönelik olarak EUIPO nezdinde bir iptal talebi yapmıştır. Kullanmama nedeniyle iptal talebine karşı marka sahibi EUIPO’ya markanın kullanımını gösteren çeşitli kanıtlar sunmuştur. Bu kanıtlara karşı iptal talebi sahibi görüş göndermiş ve bu görüşte esasen aşağıdaki argümanlara dayanmıştır:

  • Marka sahibi tarafından gönderilen kanıtlar markanın sadece 3. sınıfa dahil bazı kozmetik ürünleri tarafından kullanımını göstermektedir ve diğer mal ve hizmetlerin kullanımına ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır.
  • Marka sahibi sadece kendisine ait markayı taşıyan ürünleri satışa sunmaktadır ve bu durum 35. sınıf kapsamında perakendecilik hizmetlerinin ciddi kullanımı olarak kabul edilemez.
  • Marka tescil edildiğinden farklı biçimde kullanılmaktadır.

Yazımızın ana vurgu noktası, 2. iddia kapsamındaki argümanların EUIPO tarafından değerlendirilmesiyle ilgili olacaktır ve dolayısıyla diğer hususlar hakkındaki açıklamalara, yazının bütünlüğü açısından zorunlu olanlar dışında, yer verilmeyecektir.

EUIPO İptal Birimi, sunulan kanıt ve görüşleri inceledikten sonra, markayı 3. sınıftaki bazı mallar dışında kalan tüm mal ve hizmetler bakımından iptal etmiştir. EUIPO İptal Birimi kararında 35. sınıftaki perakendecilik hizmetleri bakımından aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:

“…. Taraflar arasında marka sahibinin kendi mallarıyla ilgili dükkanları işlettiği hususu konusunda bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Temel mesele, bu mağazalarda sürdürülen marka sahibinin kendi markasını taşıyan mallara ilişkin faaliyetlerinin perakendecilik hizmetleri bakımından markanın kullanımını teşkil edip etmediğidir. Marka sahibine göre, bu dükkanlarda yürütülen faaliyet sadece satışla sınırlı olmayan, perakende piyasasında benzer ürünleri satan diğer kişilerle de rekabet anlamına gelen bir faaliyettir; dükkanların önünde, içinde, paketlerde ve satış fişlerinde “RITUALS” markası bulunmaktadır, müşterilere mağazalarda benzersiz bir deneyim sunulmaktadır, içecekler ve el masajı teklif edilmektedir. 35. sınıftaki perakendecilik hizmetleri Nice Sınıflandırması Açıklayıcı Notunda “başkalarının yararına, çeşitli malları (nakliyesi hariç) bir araya getirerek, müşterilerin bu malları rahatça inceleyip satın almalarını sağlamak” olarak tanımlanmaktadır. Burlington Arcade kararından (C‑155/18), “başkaları” kelimesiyle kastedilenin malları için satış noktası arayan üreticiler veya marka sahipleri olduğu anlaşılabilir. Marka sahibinin iş modelinde, marka sahibinin faaliyetinden yararlanacak marka sahibi dışında başka bir işletme, üretici veya marka sahibi bulunmamaktadır. Marka sahibinin mağazalarında gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin tek bir amacı vardır, o da marka sahibinin mallarının satılmasıdır. Markanın mağazaların ön tarafında, mağaza içinde ve kasa fişlerinde yer alması ve satın alınan ürünlerin üzerinde markanın basılı olduğu bir çantaya paketlenmesi, tüm bunların tek amacının marka sahibinin ürünlerini satmak olduğu gerçeğini değiştirmez. Mağazanın ön tarafındaki marka, tüketicilere “Rituals” markası altındaki ürünlerin mağaza içinde satıldığını bildirir. Marka sahibi, perakendecilik hizmetleri pazarında perakendecilerle değil, diğer kozmetik ve parfüm üreticileriyle rekabet etmektedir. Tüketiciler, “Rituals” mağazasında mı yoksa farklı markaların çeşitli kozmetik ürünlerinin bulunduğu bir kozmetik perakende mağazasında mı alışveriş yapacaklarını seçmezler. “Rituals” kozmetik ürünlerini mi yoksa diğer markaların ürünlerini mi satın alacaklarını seçerler. Sonuç olarak, marka sahibinin mağazalarıyla bağlantılı faaliyeti, bağımsız bir perakendecilik hizmeti değil, malların tesciliyle sağlanan korumanın kapsadığı bir faaliyet olan kendi mallarının satışı olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, marka sahibi, perakendecilik hizmetleri için markanın kullanıldığını kanıtlayamamıştır ve marka belirtilen hizmetler bakımından da iptal edilmelidir….”

Marka sahibi bu karara karşı itiraz etmiş ve itiraz EUIPO Temyiz Kurulu tarafından değerlendirilmiştir.

EUIPO Temyiz Kurulu “RITUALS” Kararı

Marka sahibinin iptal talebine karşı yaptığı itirazda, diğerlerinin yanı sıra, konumuzla ilgili olarak aşağıdaki temel argümanlara yer verilmiştir:

“…. İptal Birimi, marka sahibinin perakendecilik hizmetleri sunmadığını, çünkü bu tür hizmetlerin perakendecinin kendi malları ile ilgili olarak sunulamayacağını tespit etmiştir. Bu yorum, mevcut içtihatla tutarlı değildir. Praktiker kararının 34. paragrafında Adalet Divanı perakendecilik hizmetlerini şu şekilde tanımlamıştır: ‘Bu bağlamda, perakende ticaretin amacının tüketicilere mal satmak olduğu belirtilmelidir. Bu ticaret, yasal satış işlemine ek olarak, tacirin bu tür bir işlemin gerçekleştirilmesini teşvik etmek amacıyla yürüttüğü tüm faaliyetleri de içerir. Bu faaliyetler, diğerlerinin yanı sıra, satışa sunulan malların çeşitliliğini seçmek ve tüketicinin söz konusu işlemleri rakip bir tacir yerine söz konusu tacirle yapmaya teşvik etmek amacıyla çeşitli hizmetler sunmaktan ibarettir.’ Adalet Divanı, Praktiker kararında “perakendecilik hizmetleri” kavramını geniş bir şekilde yorumlamaktadır. Divan, perakendecilik hizmetlerinin daha kısıtlayıcı bir tanımının mümkün olmadığını açıkça belirtmektedir. EUIPO çok sayıda kararında, perakendecilik hizmetlerinin kullanımının, marka sahibinin sadece kendisine ait ürünleri satışa sunduğu durumlarda da gerçekleştiğini kabul etmiştir, örneğin C 14 986 sayılı Cath Kidston kararı, C 15 460, C 12 844 sayılı kararlar, Temyiz Kurulunun R 2330/2011-2 sayılı kararı. İptal Biriminin işbu ihtilafa ilişkin olarak emsal gösterdiği C-155/18 sayılı Burlington Arcade kararı ise yanlış yorumlanmıştır. Şöyle ki, belirtilen karar Praktiker kararından bir sapma niteliğinde değildir ve ‘alışveriş merkezlerinin verdiği faaliyetlerin malların satışa sunumu hizmeti olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini’ irdelemektedir. Bu karardaki ‘başkaları ifadesiyle kastedilen malları için satış noktası arayan üreticiler veya marka sahipleridir’. İptal Biriminin işbu ihtilafa ilişkin yeni yorumunun kabul edilmesi, kendi mağazalarında kendi ürünlerini satışa sunan, örneğin Dior, L’Oréal, Estée Lauder, Givenchy, Gucci, Prada, Louis Vuitton, Adidas, Nike Puma ve Fendi gibi markaların perakendecilik hizmeti vermediği anlamına gelecektir ve bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Sonuç olarak, bir marka sahibinin kendi ürünlerini satışa sunması perakendecilik hizmetleri kapsamına girmektedir ve İptal Birimi kararının iptal edilmesi gerekmektedir….”

EUIPO Temyiz Kurulu; marka sahibinin itirazını, İptal Birimi kararında yer verilen argümanları ve iptal talebi sahibinin görüşlerini dikkate alarak incelemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihinde verdiği R 2472/2023-4 sayılı kararla ihtilafı sonuçlandırmıştır. Devam etmeden önce, kararın sadece yazımızın konusu perakendecilik hizmetleri bakımından aktarılacağını bir kez daha belirtiyoruz.

Kurul ilk olarak, perakendecilik hizmetleri bakımından verilmiş ilk önemli karar olan ve ilgili hizmetlerin çerçevesini çizen Adalet Divanının C-418/02 sayılı Praktiker kararından bazı önemli noktaları aktarmıştır:

“Praktiker kararının 34. paragrafı çerçevesinde, Adalet Divanına göre, perakende ticaretin amacı, tüketicilere mal satmaktır. Bu ticaret, yasal satış işlemine ek olarak, tacirin bu tür bir işlemin gerçekleştirilmesini teşvik etmek amacıyla yürüttüğü tüm faaliyetleri de içerir. Bu faaliyetler, diğerlerinin yanı sıra, satışa sunulan malların çeşitliliğini seçmek ve tüketicinin söz konusu işlemleri rakip bir tacir yerine söz konusu tacirle yapmaya teşvik etmek amacıyla çeşitli hizmetler sunulmasını içerir. Kararın 35. paragrafına göre, Direktif veya Topluluk hukukunun genel ilkelerine dayanan hiçbir üstün neden, bu hizmetlerin Direktifteki ‘hizmetler’ kavramı kapsamına girmesini veya dolayısıyla, tacirin, markasının tescili yoluyla sağladığı hizmetlerin menşeini belirten markanın korunmasını elde etme hakkına sahip olmasını engellemez. Kararın 44. paragrafına göre ise, Direktifin amaçları doğrultusunda, bu kararın 34. paragrafında yer alan açıklamadan daha kısıtlayıcı bir ‘perakendecilik hizmetleri’ tanımına dayanmaya ihtiyaç olmadığı belirtilmekte ve 34. paragraftaki ‘perakendecilik hizmetleri’ tanımına atıfta bulunulmaktadır.”

Temyiz Kurulu devamında perakendecilik hizmetleriyle ilgili önemli kararlar olan O’Store (T-116/06), Apple Store (C-421/13) gibi kararlara atıflar yapmıştır.

Bu açıklamaların da ışığında perakendecilik hizmetleri aşağıdaki formül çerçevesinde basitçe açıklanmıştır:

  • Perakende ticaretin amacı = Tüketicilere mal satışı.
  • Perakende ticaret, yasal satış işlemine ilaveten, bu satış işleminin gerçekleştirilmesini teşvik etmek amacıyla tacir tarafından yürütülen tüm faaliyetleri içerir.
  • Tacirin satış işleminin sonuçlandırılmasını teşvik etmek amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetler, diğerlerinin yanı sıra;
    • Satışa sunulan malların çeşitliliğini seçmeyi ve
    • Tüketicinin satın almayı rakip bir tacirden değil, söz konusu tacirden gerçekleştirmesini teşvik etmek amacıyla çeşitli hizmetler sunmasını içerir.

Marka sahibinin faaliyetleri bu formül çerçevesinde incelendiğinde, bu faaliyetlerin Adalet Divanının perakendecilik hizmetlerine ilişkin tanımı kapsamına girdiği görülmektedir:

  • Marka sahibinin faaliyetinin amacı = 3.,21.,24. ve 30. sınıflara dahil “Rituals” markasını taşıyan malların tüketicilere satışı gerçekleştiriliyor.
  • Bu faaliyetler, “Rituals” markalı malların yasal satış işlemlerine ilaveten, marka sahibinin tüketiciyi satın alma işlemine teşvik etmek için yürüttüğü her türlü faaliyeti içeriyor.
  • Marka sahibinin satış işleminin sonuçlandırılmasını teşvik etmek amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetlere ilişkin olarak, diğerlerinin yanı sıra;
    • Satışa sunulan “Rituals” ürünlerinin, yani 3.,21.,24. ve 30. sınıflardaki malların çeşitleri seçiliyor ve
    • Tüketicinin satın almayı rakip bir tacirden değil, söz konusu tacirden gerçekleştirmesini teşvik etmek amacıyla çeşitli hizmetler sunuluyor, yani tüketicilere, örneğin “Rituals” sabunuyla ellerini yıkayabilecekleri, “Rituals” çayı içebilecekleri, marka sahibinin eğitimli personeli tarafından ürünlerin tanıtıldığı (bir dakikalık el masajı, seminerler, atölyeler veya ustalık sınıfları), tüketicilerin kendi özel ürünlerini yaratabilecekleri, “Rituals” farkındalık, meditasyon ve yoga uygulamalarını ve kılavuzlarını kullanarak zihinlerini ve bedenlerini dinlendirebilecekleri ve enerji toplayabilecekleri deneyimler sunuluyor.

Bu noktada, Praktiker kararının 44. paragrafı da tekrar hatırlanmalıdır: “Kararın 44. paragrafına göre, Direktifin amaçları doğrultusunda, bu kararın 34. paragrafında yer alan açıklamadan daha kısıtlayıcı bir ‘perakendecilik hizmetler’ tanımına dayanmaya ihtiyaç bulunmamaktadır.”

Belirtilen nedenlerle, işbu ihtilaftaki markanın sahibi gibi ticari bir işletme, mallarının yasal satış işlemine ek olarak, bu satış işleminin sonuçlandırılmasını teşvik etmek amacıyla tüm faaliyetleri sunuyorsa, sadece malların kendisi için değil, aynı zamanda bu malları konu alan perakende hizmetleri için de tam koruma hakkına sahiptir.

Temyiz Kurulu değerlendirmelerinin devamında, İptal Biriminin kararını dayandırdığı Burlington Arcade kararının, perakendecilik hizmetlerinin kapsamını daraltacak biçimde yorumlanamayacağını açıklamış ve söz konusu kararla; alışveriş merkezlerinin, alışveriş merkezinde yer alan işletmelerin faydası için tüketicilere yönelik olarak malların satışa sunumunu gerçekleştirmesinin perakendecilik hizmetleri kapsamına girdiğinin açıklandığını ifade etmiştir. Burlington Arcade kararında olduğu gibi, perakendecilik hizmetlerinin neleri içerebileceğini ilişkin olumlu bir örnek, yanında – İptal Biriminin yaptığı gibi- hizmetin kapsamının daraltılmasına dair bir ek yorum getiremeyecektir. Burlington Arcade kararının kritik noktası, son tüketicilerin faydasına yönelik olmayan, alışveriş merkezinde yer alan perakendecilerin faydasına olan hizmetlerin de perakendecilik hizmeti olarak kabul edilmesidir ve bu değerlendirme Praktiker kararında yer verilen ilkelerin dar biçimde yorumlanmasını yanında getirmemektedir. Bu çerçevede Temyiz Kuruluna göre, Burlington Arcade kararı, sürekli atıfta bulunduğu Praktiker kararından bir sapma da içermemektedir.

Marka sahibinin 35. sınıfta yer alan perakendecilik hizmetlerinin bir bölümünün ciddi kullanımına ilişkin olarak sunduğu kanıtları da yeterli bulan Temyiz Kurulu, yukarıda detaylı olarak aktardığımız gerekçelerle İptal Biriminin kararını kısmen iptal etmiştir.

Sonuç

Yukarıda detaylı biçimde aktarmaya gayret ettiğimiz “RITUALS” kararı, diğer şartların gerçekleştiği hallerde, perakendecilik hizmetini sunan marka sahibinin sadece kendisine ait ürünleri satışa sunduğu durumlarda dahi “malların satışa sunumu (perakendecilik, mağazacılık) hizmetinin” verildiğinin kabul edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu çerçevede, “RITUALS” kararının tersi bir EUIPO Temyiz Kurulu veya Adalet Divanı kararı verilmediği sürece konunun EUIPO bakımından kapandığını kabul etmek yerinde olacaktır.   

Konu hakkında ilk olarak dile getirilmesi gereken husus, hizmetin ifadesine ilişkin “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” şeklindeki uzun tabirin dahi, satışa sunulan malların üreticisinin kim olması gerektiğine ve hizmetin markası ile satışa sunulan malların markası arasındaki ilişkiye dair herhangi bir kısıtlama içermemesi veya bunlar arasında karşılıklı bir bağlantının gerekliliğini işaret etmemesidir. EUIPO Temyiz Kurulu kararında da değerlendirme hizmetin çerçevesini çizen Praktiker kararı ekseninde yapılmış ve hizmetin kapsamını yapay ve tartışmalı biçimde kısıtlayan İptal Birimi yorumuna itibar edilmemiştir.

Detaylı hukuki açıklama veya tartışmalara girmeden dahi, konu kanaatimizce son derece açıktır. Örneğin, “Adidas” markası, alışveriş merkezlerinde veya diğer noktalarda, sadece “Adidas” markalı ürünlerin satışa sunulduğu çok sayıda satış noktasının sahibidir; bu satış noktalarında satış danışmanlarının yardımıyla veya firmanın düzenlediği promosyonlar çerçevesinde çok sayıda “Adidas” markalı ürün tüketicilere sunulmaktadır ve bu mağazalarda başka markalı herhangi bir ürüne rastlanması da mümkün değildir. Bu örnekte kanaatimizce, “malların satışa sunumu hizmeti” apaçık biçimde verilmektedir, dolayısıyla bu hizmetin fiili sunumunu tartışmalı argümanlar çerçevesinde yok saymak ve “Adidas”ın verdiği söz konusu hizmetin 35. sınıf kapsamında “malların satışa sunumu hizmeti” olarak değerlendirilemeyeceğini öne sürmek son derece yanlış ve objektiviteden uzak bir değerlendirmedir. “Adidas” örneğinin yanında çok sayıda benzer marka da örnek olarak verilebilir ve hatta kendi ürettikleri kendi markalarını taşıyan ürünleri internet üzerinden satışa sunan binlerce küçük üretici de –Praktiker kararında yer verilen diğer hususları da yerine getirmişlerse- 35. sınıf kapsamındaki malların satışa sunumu hizmetini kanaatimizce vermektedir.

EUIPO Temyiz Kurulu “RITUALS” kararının, aynı tartışmanın ülkemizdeki yansımalarına katkı sağlayacağı umuduyla yazıma son veriyorum.

Önder Erol ÜNSAL

Ekim 2025

unsalonderol@gmail.com

35. SINIF TİCARİ YÖNETİM HİZMETLERİNİN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE DEĞİL ŞİRKET İÇİNE YÖNELİK OLMASI HALİNDE MARKANIN CİDDİ KULLANIMI: ABAD GENEL MAHKEMESİ TERTIANUM KARARI



GİRİŞ

Marka tescil başvurularının kapsamında hizmetler, özellikle de 35. sınıfa dahil “Reklamcılık, pazarlama, iş yönetimi hizmetleri” gibi hizmetler yer alınca, hizmetlerin kapsamını doğru tespit edebilmek ve açıklayabilmek kimi zaman güç olmaktadır.

Giyim alanında faaliyet gösteren, örneğin tişört ve pantolon üreten ve bu tip ürünlerin satışa sunumu hizmetini de veren bir firma, marka başvurusu kapsamında çoğunlukla 25. ve 35. sınıflara dahil mal ve hizmetlere yer vermek istemektedir. 35. sınıfın başvuruda bulunmasının nedeni, ilgili sınıfta bulunan satışa sunum hizmetlerinin korunmasını sağlamak olmakla birlikte, çoğunlukla başvuru kapsamında 35. sınıftaki tüm hizmetlere yer verilmesi artık Türkiye’nin bir gerçeği haline gelmiştir. Dolayısıyla, başvuru ve sonrasında tescilin kapsamında 35. sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama, iş yönetimi hizmetleri” de çoğunlukla bulunmaktadır.

Bu tip durumlarda; yayıma itirazda kullanımın ispatı talepleriyle karşılaşan veya marka iptal süreçlerinde markalarının kullanımın ispatlamaları gereken hak sahipleri, konu 35. sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama, iş yönetimi hizmetleri” olunca, markanın kullanımını ispatlamak için üretim faaliyetleri kapsamındaki tişört ve pantolonlara ilişkin kendi reklamlarını, bu ürünlerin pazarlanması için yaptıkları kampanyaları ve şirketlerinin yönetimine ilişkin iç faaliyetlerini markanın kullanımını gösterebilecek kanıtlar olarak sunmaktadır.

Oysa ki Nicé sınıflandırması anlamında; “reklamcılık hizmetleri” ile kastedilen bir firmanın kendi ürünlerinin reklamını yapması değil, üçüncü kişilerin kullanımına yönelik olarak reklam ajansı hizmetlerinin sağlanmasıdır; benzer şekilde “pazarlama hizmetleri” de bir firmanın kendi ürünlerini pazarlaması değil, üçüncü kişiler için pazarlama hizmetlerinin gerçekleştirilmesidir; “iş yönetimi hizmetleri” de bir firmanın yöneticilerinin kendi içlerinde şirketin yönetsel faaliyetlerini gerçekleştirmesi değil, üçüncü kişilere yönelik olarak iş yönetimi konusunda profesyonel destek hizmetlerinin sağlanmasıdır.

Bu hususun anlaşılması aslında pek zor olmamakla birlikte, konu belirli aralıklarla sürekli olarak gündeme gelmektedir.

Konunun daha net şekilde anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla, Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkemesi’nin benzer bir tartışmayı değerlendirdiği 4 Eylül 2024 tarihli “TERTIANUM” kararı bu yazıda ele alınacaktır.

İHTİLAFIN EUIPO SÜRECİ

35. sınıfa dahil “İş idaresi hizmetleri, ticari danışmanlık ve yönetim hizmetleri, personel danışmanlığı hizmetleri, reklamcılık ve pazarlama hizmetleri”ni de kapsayan aşağıdaki markanın tescili amacıyla 2016 yılında Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) başvuru yapılır.


Başvurunun ilanına karşı 35. sınıfa dahil “İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri, yani sağlık ve bakım sektöründeki kuruluşların, özellikle huzurevlerinin yönetimi hizmetleri”ni de kapsayan 1995 yılından bu yana tescilli (yenilenmiş) aşağıdaki markanın sahibince itiraz edilir.


Başvuru sahibi, yayıma itiraz gerekçesi markanın kullanımının ispat edilmesini talep eder ve yayıma itiraz sahibi kanıtlarını sunar.

EUIPO İtiraz Birimi, kanıtları incelemesinin neticesinde, itiraz gerekçesi markanın kapsadığı hizmetler bakımından ciddi kullanımının ispatlanamadığına karar verir ve itirazı reddeder. İtiraz Birimine göre, sunulan kanıtlar itiraz gerekçesi markanın huzurevi hizmetleri için genel anlamda (in general terms) kullanıldığını göstermektedir, ancak bu kullanım tescilli olan Sınıf 35’teki hizmetlerin, yani “İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri, yani sağlık ve bakım sektöründeki kuruluşların, özellikle huzurevlerinin yönetimi hizmetleri”nin kapsamına girmemektedir.

Bu noktada, kısa bir açıklama yaparak, “Huzurevi hizmetleri”nin Nicé sınıflandırmasının 43. sınıfında yer aldığı belirtilmelidir.  


Yayıma itiraz sahibi bu karara karşı itiraz eder ve EUIPO Temyiz Kurulu bu itirazı Ekim 2021’de takip eden gerekçeyle reddeder:

Temyiz Kuruluna göre, meselenin özü itiraz sahibince sunulan dokümanların tescilli marka kapsamındaki hizmetler bakımından markanın ciddi kullanımını gösterip göstermediğidir. Tartışma “huzurevi hizmetleri” etrafında dönmektedir, ancak tescilli markanın kapsamında bulunan hizmetler “huzurevi hizmetleri” değil, “Sınıf 35: İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri, yani sağlık ve bakım sektöründeki kuruluşların, özellikle huzurevlerinin yönetimi hizmetleri”dir. Kurula göre, tescilli markanın kapsamında bulunan hizmetler, gerçek anlamları (literal meaning) dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Gerçek anlam dikkate alınarak yapılan inceleme ise, sunulan kanıtların tescil kapsamındaki hizmetlere ilişkin olmadığını, farklı hizmetlerin kullanımına yönelik olduğunu göstermektedir.

Belirtilen nedenle, Temyiz Kurulu itirazı reddeder ve yayıma itiraz sahibi ihtilafı ABAD Genel Mahkemesi’nin önüne taşır.

GENEL MAHKEME İNCELEMESİ ve KARARI

ABAD Genel Mahkemesi ihtilaf hakkında 4 Eylül 2024 tarihinde T-73/23 sayılı kararı verir.

Yazının devamında Genel Mahkeme kararı, tescil kapsamındaki hizmetlerin kapsamının değerlendirilmesi esasında okuyucularımıza aktarılacaktır.    

Davacının mahkeme önündeki iddiası; EUIPO Temyiz Kurulunun tescilli markanın kullanımına dair sunulan kanıtları yanlış yorumladığı, sunulan kanıtların tescilli markanın kapsamında bulunan hizmetlere ilişkin olmadığı yönündeki tespitin hatalı olduğu, dolayısıyla ulaşılan sonucun da yanlış olduğudur.

Genel Mahkeme, mevzuat ve içtihada yönelik genel bir girişin ardından, incelenen ihtilaftaki ana meseleyi tanımlamıştır:

Tescilli markanın fiili kullanımı huzurevlerinde sağlanan, burada yerleşik kişilere yönelik hizmetlerdir, dolayısıyla bu hizmetlerin son kullanıcının faydasına yönelik hizmetler olduğu kabul edilmelidir. Buna karşılık tescilli markanın kapsamında “Sınıf 35: İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri, yani sağlık ve bakım sektöründeki kuruluşların, özellikle huzurevlerinin yönetimi hizmetleri” yer almaktadır. İhtilafın çözümü için yanıtlanması gereken soru ise; huzurevlerinin son kullanıcılara, yani orada kalanlara yönelik olarak işletilmesinden ibaret fiili kullanım biçiminin, yukarıda belirtilen 35. sınıfa dahil hizmetlerin ciddi kullanımı olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.  

Davacının argümanlarından birisini, hizmetlerin İngilizceye yanlış biçimde çevrilmesi ve dolayısıyla yanlış biçimde değerlendirilmesi iddiası oluşturmaktadır. Bu argüman Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir ve yazıda bu yöndeki değerlendirmenin üzerinde durulmayacaktır.

Genel Mahkeme ihtilafın esasına yönelik değerlendirmesinde, öncelikle bir markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerin kapsamı yorumlanırken, listede yer alan her terimin bağımsız biçimde, alışılmış ve sıradan anlamı çerçevesinde dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre de ilk olarak “Sınıf 35: İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri” teriminin gerçek-kelime anlamı incelenmiştir.

Davacıya göre, bu terim yorumlanırken kapsamlı biçimde yaklaşılmalı ve marka sahibinin başvuru anındaki niyeti de dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla, davacıya göre “işletmelerin yönetimi” ifadesi marka sahibinin kendi işletmesinin yönetimine dair hizmetleri de kapsamaktadır.

EUIPO Temyiz Kuruluna göre ise belirtilen ifadenin gerçek anlamı, marka sahibinin başka işletmelere, işletmelerinin yönetimi konusunda danışmanlık yapması, asistanlık sağlamasıyla ilgili hizmetlerdir.

Genel Mahkeme bu noktada, Temyiz Kurulunun yaklaşımını yerinde bulmuş ve davacının ifadenin kendi işletmesinin yönetimine dair hizmetleri de kapsadığı yönündeki argümanını kabul etmemiştir.

Davacının bir diğer iddiası, Temyiz Kurulunun tespitlerini kendi tescil başvurusunun yapıldığı tarihte geçerli olan Nicé sınıflandırmasının 6. baskısına dayandırması, ancak bu baskının açıklayıcı notlarında 35. sınıftaki hizmetlerin üçüncü kişilere yönelik olduğuna dair açık bir ifadenin bulunmamasıdır.  

Genel Mahkeme, Nicé sınıflandırmasının 6. baskısının açıklayıcı notlarını gözden geçirmiş ve bu notlarda 35. sınıfa ilişkin olarak takip eden açıklamanın yapıldığını tespit etmiştir: “Bu sınıf temelde kişiler veya kuruluşlarca esasen aşağıdaki amaçlara yönelik olarak verilen hizmetleri kapsar: (1) Ticari bir işletmenin çalışması veya yönetimine destek sağlamak, (2) Ticari veya sinai bir işletmenin ticari ilişkilerinin veya işlevlerinin yönetimine dair destek sağlamak, …..”.

Nicé sınıflandırmasının 6. baskısının açıklayıcı notları açıkça göstermektedir ki, 35. sınıfa dahil tartışma konusu hizmetlerin genel niteliği ve doğası, bir profesyonel bir işletme tarafından diğer işletmelere sağlanan o işletmelerin ticari yönetimi ve faaliyetlerine destek (yardım) amacıdır. Bu çerçevede, davacının belirtilen hizmetlerin son kullanıcıya yönelik olduğu yönündeki argümanı da kabul edilmemiştir.

Davacının bir diğer argümanı ilgili hizmetlere başvuruda yer verilirken “Üçüncü kişiler için” ifadesinin kullanılmamış olması nedeniyle, hizmetlerin marka sahibinin kendi firmasına yönelik hizmetleri de kapsadığıdır.

Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu yaklaşımını takip ederek bu iddiayı da kabul etmemiştir. Şöyle ki; birincisi 35. sınıftaki hizmetlerin doğası ve amacı yukarıda belirtildiği üzere bellidir ve bunların üçüncü kişilere yönelik olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yoktur. İkincisi, markanın ciddi kullanımına yönelik içtihat, markanın kullanımının dışarıya yönelik olması gerektiğini göstermektedir. Bir işletmenin kendi huzurevini idare etmesi kendisine yönelik bir hizmettir. Bu tip bir şirket içi faaliyetin ilgili pazardan pay kazanma amacıyla tasarlanmamış, içe yönelik kullanım olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durumda da ilgili faaliyetler markanın ciddi kullanımının ispatlanmasında dikkate alınmayacaktır.   

Davacı son olarak, marka başvurusunun yapıldığı andaki niyetinin dikkate alınması gerekliliğini öne sürmüştür. Buna göre, marka sahibi 1995 yılında markasını tescil ettirirken de yaşlılar için kendi huzurevlerinin işletilmesi ile iştigal etmekteydi ve 20 yıl boyunca markasının kendisini koruduğu varsayımıyla hareket etmiştir. Dolayısıyla, hizmetlerin kapsamının farklı şekillerde de algılanması mümkünken, en absürt sonuca yol açan yorumun tercih edilmemesi gerekmektedir.

Genel Mahkeme bu yöndeki argümanı da, ciddi kullanımın ispatlanması için sunulan kanıtların şirketin iç kullanımına yönelik değil, ticari olarak dışarıya yönelik olması gerekliliği ve Nicé sınıflandırmasının 35. sınıfa ilişkin genel açıklamalarını gerekçe göstererek kabul etmemiştir.

Sonuç olarak Genel Mahkeme; EUIPO Temyiz Kurulunun “Sınıf 35: İşletmelerin iş ve ticari yönetimi hizmetleri, yani sağlık ve bakım sektöründeki kuruluşların, özellikle huzurevlerinin yönetimi hizmetleri”nin yalnızca diğer işletmelere verilen yönetim desteği hizmetleri olabileceği, bu hizmetlerin huzurevlerince orada kalan kişilere yönelik verilen hizmetler olarak yorumlanamayacağı şeklindeki değerlendirmesini onamış ve davayı reddetmiştir.

DEĞERLENDİRME

Yazının başında belirttiğimiz gibi, 35. sınıfa dahil “reklamcılık, pazarlama ve ticari yönetim  hizmetleri” başta olmak üzere, bazı hizmetlerin kapsamının tespit edilmesi veya açıklanması noktasında Türkiye’de de kimi zaman sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bahsedilen sorunları engelleyebilmek ve hizmetlerin kapsamını doğru tespit edebilmek adına takip edilmesi gereken başlıca yöntemlerden birisi, bu tip hizmetlerin üçüncü kişilere yönelik olarak verilen profesyonel destek hizmetleri olduğunu en baştan içselleştirmek ve açıklamaktır.

Bu hususa ilaveten, markanın ciddi kullanımına dair genel kabul gören ilkelerin dikkate alınması da zihinlerin netleşmesine yardımcı olacaktır: “Marka mevzuatında “ciddi biçimde kullanma” kavramına ilişkin açık bir düzenleme yer almamasına rağmen, söz konusu kavramla; markadan işlevlerine uygun bir tarzda yarar elde edecek, yani üzerinde kullanıldığı malın veya hizmetin piyasada tanınmasını ve diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayrılmasını sağlayacak şekilde ve yoğunlukta piyasada veya piyasaya hitap eden, piyasayı etkileyen yerlerde kullanılması kastedilmektedir.” (Türk Patent ve Marka Kurumu Kullanım İspatı Kılavuzu, s.26) ve “Ciddi kullanım, kullanımı gerçekleştiren işletmenin kendi içindeki kullanımı değil, markanın kapsamında yer alan malların veya hizmetlerin piyasadaki kullanımını (ticari etki oluşturacak kullanımı) gerektirir.” (Türk Patent ve Marka Kurumu Kullanım İspatı Kılavuzu, s.26).

Avrupa Birliği ve Türkiye’de genel kabul gören bu ilkeler çerçevesinde, markanın ciddi kullanımının; tescil sahibi işletmenin kendi içine dönük kullanımı değil, üçüncü kişilere yönelik ticari etki yaratması amaçlanan/beklenen kullanım olması gerektiği açıktır. Yukarıda yer verilen ilkeleri hatırlamak, bu yazının konusu ihtilaf dahil, kimi zaman karşılaştığımız kafa karışıklığı yaratan durumların ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Önder Erol ÜNSAL

Aralık 2024

unsalonderol@gmail.com