Ay: Haziran 2025

Aynı sınıfta yer almak mal ve hizmetlerin benzerliğine karine teşkil etmez – 41.sınıftaki hizmetlerin karşılaştırılmasına dair bir EUIPO Temyiz Kurulu kararı


Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Birinci Temyiz Kurulu, 22 Mayıs 2025 tarih ve R 2478/2024-1 sayılı kararında, iELKS ve IELTS ibareli markaların kapsadığı hizmetlerin benzerliğini değerlendirmiş ve aralarında karıştırılma ihtimali olup olmadığını incelemiştir. Sonuç olarak, marka başvurusu kapsamındaki çeviri ve tercümanlık hizmetlerinin önceki hizmetlere benzer olmadığı kanaatine vardığından karıştırılma ihtimalinin olmayacağına hükmederek itirazı reddetmiştir.

Uyuşmazlığı özetlersek, itiraz sahibi The Chancellor, Masters and Scholars of the University of Cambridge 21 Aralık 2023 tarihinde 41. sınıfta yer alan “Eğitim, eğlence ve spor; Yayıncılık, raporlama ve metin yazımı; Eğitim, eğlence ve spor faaliyetleri ve etkinlikleri için bilet rezervasyonu ve yer ayırtma hizmetleri; Eğitim, eğlence ve spor hizmetleri; çeviri ve tercümanlık” hizmetlerini kapsayan “iELKS” marka başvurusunun tescili talebinin karıştırılma ihtimali nedeniyle reddedilmesi istemli itirazını EUIPO’ya sunmuştur. İtiraz sahibinin itirazına dayanak olarak gösterdiği markası ise “IELTS” markası olup 41. Sınıfta “Öğretim, eğitim, öğretme, sınav materyalleri, sınav kağıtları ve müfredatların hem elektronik hem de kağıt formatında yayınlanması; sınav, test ve değerlendirme sağlanması ile sınav, test ve değerlendirme hizmetleri; yukarıda belirtilenler için bilgisayar destekli, bilgisayar aracılı ve çevrimiçi bilgisayar hizmetlerinin sağlanması; uzaktan öğrenme programları; adayların eğitim başarısı için incelenmesi veya değerlendirilmesi ve yardımcı hizmetler; sınav ve değerlendirme hizmetlerinin sağlanması; öğretim ve öğretim hizmetleri; öğretme, öğretim veya eğitim ile ilgili hizmetlerin sağlanması” hizmetlerini içermektedir.

İtiraz Birimi, itirazı kısmen kabul etmiş, “çeviri ve tercümanlık” hizmetleri yönünden ise reddetmiştir. İtiraz Birimi, itiraza konu çeviri ve tercüme hizmetlerinin, ilgili diller hakkında gerekli profesyonel bilgiye sahip ve genellikle bu iş için hali hazırda ilgili sertifikaya sahip uzman şirketler ve kişiler tarafından sunulduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle, itiraz edilen çeviri ve tercüme hizmetleri ile karşı tarafın eğitim, öğretim ve öğretme hizmetleri ve yayın hizmetlerinin aynı nitelik, amaç veya kullanım yöntemine sahip olmadığı, aynı ilgili halkı hedef almadığı veya aynı dağıtım kanallarını paylaşmadığı kanaatine varmıştır. Dahası, karşılaştırılan hizmetler birbirini tamamlayıcı veya rekabet halinde görülmemiştir ve genellikle aynı teşebbüsler tarafından sağlanmadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle de bahsedilen hizmetleri gerekçe marka kapsamındaki hizmetlerden farklı bulmuştur. İtiraz sahibi kararın aleyhe olan bu kısmını temyiz etmiştir. 

İtiraz sahibi, İtiraz Birimi’nin temyiz edilen hizmetlerin ilgili diller hakkında gerekli profesyonel bilgiye ve genellikle bu iş için hali hazırda sertifikaya sahip olan uzmanlaşmış şirketler ve kişiler tarafından sunulduğu yönündeki ifadesinin ve de bu hizmetler kapsamında yapılan kriterler incelemesinin sonucunun da İtiraz Birimi tarafından yeterince gerekçelendirilemediğini ileri sürmüştür. İtiraza konu hizmetler ve önceki tarihli marka kapsamındaki hizmetlerin genel halkı hedef aldığı ve aynı dağıtım kanallarını paylaştığı savunulmuştur. Öğretim, eğitim, değerlendirme, sınav ve sınav materyalleri, sınav kağıtları ve müfredatlarının yayınlanmasıyla ilgili hizmetlerin, özellikle bu hizmetler dillerle ilgili olduğunda, genellikle çeviri ve tercüme hizmetleriyle aynı anda sağlanacağı öne sürülmüştür. İşaretlerin görsel ve işitsel olarak yüksek derecede benzer olduğu ve önceki markanın ayırt edici karaktere sahip olduğu düşünüldüğünde, karıştırılma ihtimali bulunduğu vurgulanmıştır.

Photo by Aedrian Salazar on Unsplash

Temyiz Kurulu, kararını şu şekilde gerekçelendirerek kısmen ret yönünden yeniden itirazın reddine karar vermiştir:

İtiraz daha önceki tarihli bir AB markasına dayandığından karıştırılma olasılığının değerlendirilmesi gereken ilgili bölge bir bütün olarak Avrupa Birliği olarak tespit edilse de bir AB markası başvurusunun tescilinin reddedilmesi için, AB Marka Tüzüğü m. 8/1(b)’deki karıştırılma ihtimalinin Avrupa Birliği’nin sadece bir kısmında mevcut olması yeterli görülmektedir. Temyiz Kurulu, İtiraz Birimi ile aynı yaklaşımı benimseyerek İngilizce konuşan halka odaklanmaktadır.

İlgili mal veya hizmet kategorisinin ortalama tüketicisinin makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve makul derecede gözlemci ve dikkatli olduğu kabul edilmiştir. İlgili hizmetlerin hem genel halka hem de profesyonellere hitap ettiği, dikkat düzeylerinin ortalamadan daha yüksek olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. 

Temyiz Kurulu yine genel prensiplerden bahsederken karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetlerin ilgili halkın söz konusu hizmetleri ortak bir ticari kökene sahip olarak algılayıp algılamayacağı anlamında benzer olması gerektiğini belirtmiştir. Mal veya hizmetler arasındaki benzerliğin değerlendirilmesinde, diğerlerinin yanı sıra, bunların niteliğini, hedeflenen amacını, kullanım yöntemini ve birbirleriyle rekabet halinde olup olmadıklarını veya tamamlayıcı olup olmadıklarını dikkate almak gerekmektedir. Piyasa uygulaması, olağan ticari köken, ilgili mal veya hizmetlerin dağıtım kanalları veya bu mal veya hizmetlerin genellikle aynı uzman satış noktalarında satılması gibi diğer faktörlerin de dikkate alınabileceği; bu durumun, ilgili tüketicinin aralarındaki yakın bağlantıları algılamasını kolaylaştırabileceği ve aynı teşebbüsün bu malların üretiminden veya bu hizmetlerin sağlanmasından sorumlu olduğu izlenimini güçlendirebileceği not edilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, bu kriterlerin sınırlı sayıda olmadığı ve mal/hizmet benzerliğinin tespiti için hepsinin bir arada bulunması gerekmediği belirtilmiştir. 

Tamamlayıcı mallar veya hizmetlerin, biri diğerinin kullanımı için vazgeçilmez veya önemli olduğu ve bunun sonucunda tüketicilerin aynı işletmenin bu malları üretmekten veya bu hizmetleri sağlamaktan sorumlu olduğunu düşünebileceği çerçevede, aralarında yakın bir bağlantı bulunan mallar veya hizmetler olduğu tanımlanmıştır. Bu tanım gereği, farklı tüketicilere yönelik mallar ve hizmetlerin tamamlayıcı olamayacağı belirtilmiştir. Genel bir açıklama olarak da AB Marka Tüzüğü m. 33/7 kapsamında, malların veya hizmetlerin yalnızca Nice Sınıflandırmasının aynı veya farklı sınıflarında yer almaları nedeniyle birbirine benzer veya birbirinden farklı olarak kabul edilmediği açıklanmıştır. Burada önemle belirtmek gerekir ki, bilindiği üzere, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunumuzun 11/4. Maddesinde de bu husus aynı doğrultuda açıkça şu şekilde düzenlenmiştir: Mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez.

Kriterlerin değerlendirilmesinde yapılan açıklamalardan bir diğeri de mal ve hizmetlerin rekabet edebilirliğiyle ilgilidir. Mal veya hizmetlerin rekabet halinde kabul edilebilmesi için aralarında bir birbirleriyle değiştirilebilirlik, birbirinin yerine geçebilme (interchangeability) unsurunun bulunması gerektiği belirtilmiştir. Her ne kadar mal veya hizmetlerin aynı özel satış noktalarında satılabilmesi veya sağlanması ilgili tüketicide mallar arasındaki sıkı bağlantıları algılamayı teşvik etse ve bunları sağlamaktan aynı işletmenin sorumlu olduğu izlenimini güçlendirse de, bu husus tek başına söz konusu mal veya hizmetlerin benzer olduğunu ispatlamaya yeterli görülmemektedir.

Daha önceki hizmetlerin hepsi daha geniş kavramlar olan yayınlar, sınav, test ve değerlendirme hizmetleri sağlama ve ayrıca eğitim ve öğretim hizmetleri kapsamına girmektedir. Yeniden itirazın konusu olan hizmetler ise çeviri ve tercümedir. Çeviri hizmetlerinin, yazılı bir metnin bir dilden diğerine çevirisiyle ilgili olduğu, tercüme hizmetlerinin ise konuşulan bir metnin bir dilden diğerine çevirisiyle ilgili olduğu belirtilmiştir. Bu hizmetlerin doğasının, amacının, kullanım yönteminin farklı olduğu ve birbirleriyle ne rekabet ettikleri ne de birbirlerini tamamladıkları değerlendirilmiştir. 

Temyiz Kurulu’na göre, temyiz konusu hizmetlerin özel bir çalışma gerektirmesi ve bir tercüman veya çevirmenin sınavlardan geçmesinin gerekmesi, bu hizmetleri yukarıdaki belirtilen tanıma uygun olarak tamamlayıcı kılmamaktadır. Bu bağlantının tamamlayıcılık yaratmaya yeterli olduğu düşünülürse, herhangi bir meslek veya en sonunda üniversite derecesi gibi özel eğitim gerektiren herhangi bir meslek tamamlayıcı ve dolayısıyla eğitime benzer olacaktır. Aynısı yayımcılık açısından da geçerlidir. Örneğin, bir kitap herhangi bir çeviriye tabi olmadan yayımlanabilir. Birçok kitabın yayımlanmadan önce çevrilmesi bu hizmetleri tamamlayıcı kılmamaktadır. Bazı üniversitelerin veya yayıncıların çeviri hizmetleri sunması, bunları benzer kılmak için yeterli görülmemektedir. Her iki hizmet setinin de aynı teşebbüsler tarafından sunulması yaygın bir uygulama olarak değerlendirilmemiştir.

Ayrıca, İtiraz Birimi’nin vardığı sonucu herhangi bir delile dayandırması gerekmediği de not edilmiştir. Olumsuzluğu, yani malların veya hizmetlerin farklılığını kanıtlamak zor, hatta imkansız olarak tanımlanmıştır. Aksine, itiraz sahibinin, gerekçelerini açıklarken iddiasını desteklemek için ikna edici argümanlar ve kanıtlar sunma olanağına sahip olduğu, bunun yerine, itiraz sahibinin esasen müsaade edilmeyen internet bağlantılarına dayandığı ifade edilmiştir. Kurul, bağlantılar çalışmadığı için bunları açamadığı gibi her halükarda zaten bir internet sayfasının içeriği bir andan diğerine değişebileceği için bunları geçerli deliller olarak görmemiştir.

Sonuç olarak, yeniden itiraz edilen hizmetler gerekçe markalar kapsamındaki hizmetlere benzer bulunmadığından ve karıştırılma ihtimali gerekçesinin kabul edilebilmesi için işaretler ile mal ve hizmetlerin benzerliği kriterleri kümülatif olduğundan işaretlerin benzerliği veya önceki markanın tanınmışlığı gözetilmeksizin bu hizmetlerin farklılığı bunlar yönünden karıştırılma ihtimalinin yokluğu sonucunu doğurmaktadır. Gerçekten de kanunda da açık hüküm bulunduğu gibi, sırf malların ve hizmetlerin aynı sınıfta bulunmaları benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaya tek başına yeterli olabilecek bir husus değildir. Her somut olay çerçevesinde, her mal ve hizmetin bir bir karşılaştırılıp yukarıda da belirtildiği gibi birçok kriter ve faktör gözetilerek benzerliğin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. 

Alara NAÇAR SEÇKİN

Haziran 2025

nacar.alara@gmail.com

Şikayet Sitelerinde İfade Özgürlüğü ile Haksız Rekabetin Kesişiminde İki Güncel Yargı Kararı!


Son yıllarda, şikayet sitelerinde markaların anahtar kelime olarak kullanılmasına karşı marka sahibi şirketler tarafından açılan davaların sayısında belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Bu davalar, yalnızca marka hukukunu değil, aynı zamanda haksız rekabet, reklam hukuku, ifade özgürlüğü ve internet ortamında yer sağlayıcının sorumluluğu gibi çeşitli hukuk disiplinlerini de kesişim noktasında tartışmaya yol açmaktadır. Özellikle arama motorlarında markanın anahtar kelime olarak kullanılması suretiyle reklam geliri elde edilmesi, yer sağlayıcının pasif pozisyonundan çıkıp aktif bir ticari aktör haline gelip gelmediği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu yazıda, söz konusu tartışmaları somutlaştırmak amacıyla, şikayet sitelerinde markaların anahtar kelime olarak kullanılmasıyla ilgili iki güncel yargı kararı incelenecektir.

Yer Sağlayıcı mı, Aktif Ticari Oyuncu mu?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 6.5.2024 tarihli ve E. 2022/7651, K. 2024/3593 sayılı kararında, “Koinim” markasının şikayet sitesinde anahtar kelime olarak ticari etki yaratacak şekilde kullanılması, Google arama motorunda “Koinim” markası aratıldığında şikayet sitesinin ikinci sırada yer alması ve yönlendirici kodlar üzerinden reklam geliri elde edilmesi iddiası incelenmiştir. Şikayet sitesinin kendisini “bir hak arama platformu” olarak konumlandırdığı bu dosyada, mahkemeler sitenin yer sağlayıcı olarak sorumlu olmadığı değerlendirmesini yaparak marka hukuku bağlamında ticari etki yaratmadığı sonucuna ulaşmıştır. Öyle ki davacı, marka bazlı Google reklamı verme ayarının bilirkişi incelemesi sürecinde kaldırıldığını ve daha sonra bu özelliğin tekrar açıldığını ileri sürse de iddiaların yeterince kanıtlanamadığından hareketle bu itirazlar dikkate alınmamıştır. Ayrıca, davacı, şikayet sitesinin her bir şikayet içeriğine reklam aldığını ileri sürse de davalı şikayet sitesi, ilgili reklam içeriklerinin Google Inc firması tarafından o anki ziyaretçilerin ilgi alanına göre belirlenerek oluşturulduğunu ileri sürmüştür. En nihayetinde, dosyada marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin oluşmadığı sonucuna varılmış ve karar temyiz aşamasında onanmıştır.

Ancak burada göz ardı edilen önemli bir husus vardır: Yer sağlayıcının teknik bir platform sunmanın ötesine geçerek, şikayet başlıklarını reklam gelirine çevirmesi. Bu noktada davacının davalı hakkında ileri sürdüğü “yer sağlayıcı sıfatının arkasına sığındığı” itirazına katılmadan edemiyorum. Öyle ki, siteye gelen ziyaretçiler yalnızca kullanıcıların yorumlarını okumakla kalmayıp aynı zamanda aynı sektörde faaliyet gösteren rakip firmaların reklamları ile karşılaşmaktadır. Bu bağlamda şikayet içeriği bir nevi “trafik çekici” görevi görmekte, platform da bu trafiği ticari kazanca dönüştürebilmektedir.

Şikayet Sitelerinde Ayrıcalıklı Uygulamalar ve Haksız Rekabet İlişkisi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2024 tarihli ve E. 2023/207, K. 2024/1642 sayılı kararında ise, şirketin markasının şikayet sitesinde anahtar kelime olarak kullanılmasının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğine yönelik iddiaların bir kısmı kabul görmüş ve üye olan firmalarla olmayan firmalara sunulan imkanlar bakımından farklı uygulamalar yapılması haksız rekabet olarak değerlendirilmiştir.

Davalı şikayet sitesi burada da “tüketici açısından vazgeçilmez bir hak arama platformu haline geldiğini” ileri sürerek anahtar kelimeleri ekonomik amaçla kullanmadığını ve bu nedenle ticari bir etki yaratmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, davalı, reklamların içeriklerinin Google Inc tarafından ve o anki ziyaretçilerin ilgi alanına göre belirlendiğine, yani bu reklamların sabit olmadığına ve kişiye göre değişim gösterdiğine dayanarak haksız rekabete neden olmadığını ileri sürmüştür.

Dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, davalı şikayet sitesinin amacı dikkate alındığında, tüm markaların anahtar kelime olarak gözükmesinin son derece normal olduğu, bir ürün ile ilgili bir şikâyet yazılmak istenildiğinde doğal olarak markanın da belirtilmesi gerekeceği ifade edilerek meşru bir kullanım olduğu sonucuna varılmıştır.

Davacı tarafından ileri sürülen bir diğer iddia da davalının farklı kişilerce aynı içerikte şikayetlere yer vererek görüntüleme sayısını arttırmaya çalıştığı olmuştur. Ancak mükerrer şikâyetlerin kim veya hangi amaçla siteye yüklendiği tespit edilemediğinden davalının sorumlu olmadığına karar verilmiştir.

Dosyada mahkeme tarafından haklı bulunan tek iddia, davalı şikayet sitesinin üye şirketlerle üye olmayan şirketler arasında farklı uygulamaya gitmesi olmuştur. Davacı tarafından sunulan e-tespit tutanağındaki web sayfasına göre; davalının kurumsal üyelerine şikayetleri haber verme ve şikayetleri kendi sisteminden yönetme imkanı getirirken, üye olmayan firmalara ise bu imkanı vermeyerek önce şikayeti yayımladığı ve sonrasında üye olmayan firma cevap hakkını kullanmak isterse kendi kuralları çerçevesinde cevabı yayımladığı tespit edilmiştir. Mahkeme, şikayetin yayımlanmadan incelenebilmesi imkânı açısından eşit davranılmadığını, üye olanlarla olmayanlar arasında avantaj farkı yaratıldığı belirterek haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve bu eylemin menine karar vermiştir. Karar, Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere, kısmen kabul edilmiştir. Temyiz yoluna başvurulması halinde kararın değişiklik gösterip göstermeyeceği merak konusu olarak akıllarda kalmaktadır.

Söz konusu kararda, anahtar kelime kullanımı ve bu yolla elde edilen reklam gelirine ilişkin hukuka aykırılık iddiaları, daha önceki kararlarla benzer şekilde değerlendirilmiş ve bu hususlarda hukuka aykırılık olmadığı tespit edilmiştir. Ancak kararın ayırt edici yönü, şikayet platformunun kurumsal üyelere sağladığı ayrıcalıklı imkânların, üye olmayan firmalarla arasında eşitsizliğe yol açtığı ve bu durumun haksız rekabet oluşturduğu yönündeki değerlendirmedir. Yine de bu tespit, şikayet sitelerinin genel işleyişini sınırlandıracak ya da kullanımını engelleyecek nitelikte bir etki doğurmamaktadır.

Şikayet Hakkı mı, Ticari İtibar mı?

Şikayet hakkı, genel olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilen önemli bir haktır. Ancak şikayetlerin doğruluk ve gerçekliğinin araştırılmasına imkan tanınmadığı halde bu hakkın kullanımı, şirketlerin ticari itibarına zarar verebilmektedir. Özellikle, markaların sürekli ve yoğun biçimde olumsuz yorumlarla anılması, benzer şikayetlerin tekrar tekrar yayımlanması ya da bazı başlıkların arama motorlarında sistematik olarak öne çıkarılması gibi uygulamalar, ifade özgürlüğü ile ticari menfaatler arasındaki sınırların tartışmalı hale gelmesine yol açabilir.

Yargıtay’ın güncel içtihatlarında, şikayet sitelerinde markaların anahtar kelime olarak kullanımı, çoğunlukla tüketicinin hak arama özgürlüğü çerçevesinde meşru kabul edilmektedir. Bu gibi durumlarda marka sahibi şirketlerin haklarını savunabilmek açısından en etkili hukuki argümanın haksız rekabet olduğu söylenebilir. Ayrıca, bu tür ihtilafların değerlendirilmesinde, somut durumun teknik deliller ve verilerle ortaya koyulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, bilirkişi incelemesi, e-tespit tutanakları, şikayet siteleriyle yapılan yazışmalar ve reklam algoritmalarına ilişkin ilkelerin (“Google Adwords” reklam prensipleri) tüm detaylarıyla ortaya koyulması davanın dayanaklarının güçlendirilmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır.

Değerlendirme

Bu kararlar, şirketlerin dijital ortamda itibarlarını koruma çabasının giderek daha karmaşık bir hal aldığını ortaya koymaktadır. Marka hakkına tecavüz argümanı yer yer “ticari etki” kriterine takılırken, haksız rekabet iddialarının daha geniş bir koruma alanı sunduğu değerlendirilebilir. Bir diğer yandan, yer sağlayıcının, içeriklerin ticari etkisini bildiği veya bilebileceği hâllerde pasif konumda olmadığının değerlendirilmesi ve reklam gelirine dayalı ekonomik modelin hukuki etkilerinin tartışılması gerekmektedir.

Bu bağlamda, şikayet sitelerinin algoritmalar üzerinden ticari kazanç elde ederken hukuki sorumluluklardan muaf tutulması, tek yönlü bir değerlendirmeye sebep olmaktadır. Reklamın doğurduğu ticari etkiye daha geniş bir haksız rekabet değerlendirmesiyle bakılmalıdır. Mahkemelerin bu tür şikayet platformlarının ekonomik modellerini daha yakından inceleyen, ifade özgürlüğü ile ticari menfaatler arasındaki dengeyi gözeten bir değerlendirmeyle yaklaşması beklenmelidir.

Hande ÜLKER PEHLİVAN

hande.ulker@hotmail.com

Haziran 2025

Son Hatırlatma: 13 Haziran Cuma Akşamı Düzenlenecek IPR Gezgini Ankara Buluşması için Kayıtlar Devam Ediyor!


Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: iprgezgini.jpg

13 Haziran Cuma günü Ankara’da gerçekleştirilecek yılın ikinci IPR Gezgini buluşması için son hatırlatmamızı yapıyoruz.

13 Haziran Cuma akşamı saat 19.00 için planlanan buluşmamız, Ankara Barosu’nun Ihlamur Sokak No:1, Sıhhiye adresindeki ABEM binasının restoran katında gerçekleştirilecek.

Buluşmamız bistro düzeninde olacak, çünkü katılımcıların masada oturmak yerine hareket halinde olabileceği ve birbirleriyle daha rahat sohbet edebilecekleri tarzın IPR Gezgini’ne daha uygun olduğunu düşünüyoruz.

Buluşma için bizlere gayet uygun gelen bir fiyat aldık, bunun için ev sahibimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. 2 adet alkollü/alkolsüz içecek ve bistrolarda sunulacak 8 çeşit sıcak/soğuk atıştırmalık için katılımcıların kişi başı 650 TL ödemesi gerekecek. Daha fazla içecek veya ayrı yemek isteyen katılımcılar, oluşacak ek ücretleri kendileri ödeyecekler.

Buluşma için sınırlı bir kontenjanımız olacak ve kontenjana başvuru önceliğine göre girilecek. Daha önceki buluşmalarda tecrübe ettiğimiz, katılım bildirimi yapıp buluşmaya gelmeyenleri mümkün olduğunca engelleyebilmek için, katılacağını bildirenlerden katılım ücretini baştan alacağız.

Katılım taleplerini bizlere iletenlere, ödeme için bir hesap numarası ileteceğiz ve ödemenin alınmasının ardından ilgili kişi katılımcı listesine eklenecek. Şunu eklemek isteriz ki; etkinliğin Ankara Barosu’na ait bir tesiste gerçekleştirilmesi, etkinliğe sadece avukatların katılabileceği anlamına gelmiyor, fikri haklar ortak paydasında buluşan farklı kariyerlere sahip IPR Gezgini takipçilerinin etkinliğe katılımı bizi mutlu edecek.

IPR Gezgini’nin bu buluşmaları düzenlemekteki asıl amacı, mesleki ve entelektüel birlikteliğimizi, özgür ve gayriresmî ortamlarda paylaşarak mesleki dostluklarımızı pekiştirmek ve daha üretken, yaratıcı, bürokrasiden ve yapaylıktan uzak, makam – mevki endişesi gözetmeyen, dolayısıyla ifade ve eleştiri özgürlüğünü esas alan yatay ilişki biçimlerinin önünü çalışma alanımızda açmak. Bunu buluşmalarımızda başarabildiğimizi şu an dek katılanların hissettiğinden eminiz.

Katılmak isteyen takipçilerimiz iprgezgini@gmail.com adresine gönderecekleri e-postayla katılım bildirimlerini bize iletebilirler. Talebi almamızın ardından katılımcılarımıza ödeme için hesap numarasını e-postayla ileteceğiz.

Katılım bildirimlerini görmek için sabırsızlanıyoruz!

IPR GEZGİNİ

Haziran 2025

iprgezgini@gmail.com