Ay: Ekim 2024

FİGÜRATİF MARKALAR ARASINDAKİ KARIŞTIRILMA İHTİMALİ DEĞERLENDİRMESİNE BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ: ABAD GENEL MAHKEMESİ ASLAN ŞEKİLLERİ KARARI (T‑541/23)

Geçtiğimiz Temmuz ayında Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”), figüratif markalar arasındaki benzerlik ve karıştırılma ihtimali konularının incelendiği yeni bir karara imza attı. Söz konusu karar ile markaların benzerliğinin ve karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesine yönelik sınırlar çizilerek Laura Food SRL (“Başvuru Sahibi”) ve Bella Tawziaa II SLU (“İtiraz Sahibi”) arasındaki ihtilaf çözümlenmiştir.

Yazımızda detaylarını inceleyeceğimiz bu uyuşmazlıkla ilgili ilk olarak, Genel Mahkeme önüne gelene kadar geçirdiği sürece ve yapılan değerlendirmelere değineceğiz.

İtalya’da kurulan ve ithal gıda sektöründe hizmet veren başvuru sahibi  “30.sınıf: Çay; Pirinç, makarna ve erişte; Tapyoka ve sago; Un ve tahıllardan yapılan hazırlıklar; Ekmek, hamur işleri ve şekerlemeler; Dondurma, sorbe, donmuş yoğurt ve diğer dondurmalar; Bal, pekmez; Maya, kabartma tozu; Tuzlar, baharatlar, tatlandırıcılar ve çeşniler; Baharatlar, koruyucu otlar; Sirke, soslar ve diğer çeşniler; Serinletici buzlar; Agave şurubu [doğal tatlandırıcı]; Hardal; Sandviçler; Pizzalar; Krep; Bisküviler; Kekler; Peksimetler; Kızarmış ekmek; Çay bazlı içecekler; Kekler (plum-cakes); Tartlar; Şekerlemeler; Tatlandırıcı şuruplar; Gıdalar için şurup; Şekerleme; Hazırlanmış tatlılar (hamur işleri ve şekerlemeler); Atıştırmalık gıdalar ve tuzlu atıştırmalıklar, yani mısır, tahıl, un ve susam bazlı atıştırmalıklar; Krakerler; Makarna, pirinç ve tahıl bazlı yemekler; Fırın ürünleri; Şekerler, doğal tatlandırıcılar, tatlı kaplamalar ve dolgular, arı ürünleri.” mallarını kapsayan aşağıdaki ibarenin tescili talebiyle 3 Haziran 2021 tarihinde Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO)’ne başvuruda bulunmuştur:


Başvurunun ilanına İspanya’da faaliyet gösteren Bella Tawziaa II SLU tarafından itiraz edilmiştir. İtiraz gerekçesi olarak, 30.01.2015 tarihinde 13 237 268 kayıt numarası ile “30.sınıf: Kahve, çay, kakao ve yapay kahve; Pirinç; Tapyoğa ve sago; Ekmek; Buzlar; Şeker, bal, pekmez; Maya, kabartma tozu; Tuz; Hardal; Sirke, soslar (çeşniler); Baharatlar; Buz” malları kapsamında Avrupa Birliği nezdinde tescil edilmiş olan aşağıdaki AB markası (EUTM) öne sürülmüştür.


İtiraz, AB Marka Tüzüğü 8/1-b maddesine dayanmaktadır. Bilindiği üzere bu madde karıştırılma olasılığı durumundaki ret halini düzenlemektedir. 

EUIPO İtiraz Birimi Değerlendirmesi:

Yayıma itirazı inceleyen EUIPO İtiraz Birimi tarafından, işaretin hitap ettiği ilgili tüketicinin AB genelindeki halk olduğu belirtilmiştir. Her iki işaretin de “aynı” olarak nitelendirilebilecek mallar kapsamında kullanılacağı kabul edilerek, bu malların niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ilgili tüketicinin dikkat seviyesinin ise “en fazla ortalama” olabileceği ifade edilmiştir.

İşaretler arasındaki benzerlikle ilgili olarak itiraz gerekçesi marka ile başvuruya konu işaret görsel açıdan düşük derecede benzer, kavramsal açıdan ise orta derecede benzer bulunmuştur. İşitsel açıdan ise bir benzerlik olmadığına karar verilmiştir. Kavramsal açından belirlenen orta derecedeki benzerliğin nedeni olarak markaların her ikisinde de yer alan aslan figürleri gösterilmiştir. Görsel açıdan bulunan düşük derecede benzerlik sebebi ise, her iki markada yer alan “4011” sayı unsuru ile yine aslan figürleri olmuştur. Ancak aslanların konumları ve niteliklerindeki farklılıklar ile başvurulan markada “4011” sayısının diğer ibarelere nazaran ikincil konumda yer alıyor olması görsel benzerliğin “düşük” olarak nitelendirilmesine sebebiyet vermiştir. Öte yandan her iki işarette de benzer unsurlara ek olarak bulunan farklı karmaşık unsurlar öne sürülerek genel izlenimde farklı algılanacak ibareler olduklarının altı çizilmiştir.

Önceki markanın ayırt ediciliği ise normal olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda malların aynı olduğu, ilgili tüketicinin dikkat seviyesinin en fazla ortalama olduğu varsayıldığında işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin olamayacağına karar verilmiştir. Bu gerekçeyle yapılan itiraz, EUIPO İtiraz Birimi tarafından reddedilmiştir. Önceki marka sahibi bu defa ret kararına karşı itiraz etmiştir.

EUIPO Temyiz Kurulu Değerlendirmesi:

EUIPO Temyiz Kurulu, itiraz ve savunma gerekçeleri kapsamında itirazı inceleyerek aşağıdaki neticeye ulaşmıştır:

EUIPO Temyiz Kurulu, iki işaretin de kullanım kapsamında kalacak malları “aynı, yüksek derecede benzer ya da benzer” olarak nitelendirmiştir. Tescil kapsamında yer alan 30.sınıftaki malların günlük alışverişlerde üzerinde çok fazla düşünülmeden satın alınan ürünler olduğunu belirterek ilgili tüketicinin dikkat seviyesini ortalamanın altında olarak kabul etmiştir.

Başvuru sahibi “4011” sayısının çaylar kapsamında tanımlayıcı olduğunu ve dolayısıyla benzerlik değerlendirmesinde önemsenmemesi gerektiğini ileri sürmüş olsa da bu iddiasını destekler nitelikte argümanları dosyaya kazandıramadığından, Kurul bu iddiayı yeterli bulmamıştır. Bu ibareyi tanımlayıcı olarak algılayacak ilgili tüketicinin genel halk değil çay ithalatçıları, çay uzmanları ve sıkça yeşil çay satın alan veya tüketen tüketiciler olduğunun altını çizmiştir. Bu sebeple AB nezdindeki tüm tüketiciler tarafından “4011” ibaresinin tanımlayıcı olamayacağını ifade etmiştir.

İşaretler arası görsel benzerlik Temyiz Kurulunca da düşük olarak nitelendirilmiştir. Ancak İtiraz Biriminin aksine işitsel benzerlikle ilgili olarak tescili talep edilen markayı “AL ASSAD”ın yanı sıra “4011” olarak telaffuz edecek tüketicilerin de olabileceğinin altı çizilerek düşük seviyede işitsel benzerlik olduğu tespit edilmiştir. Kavramsal benzerlik hususu ise 3 farklı senaryoyla irdelenerek, en azından Avrupa Birliği’nde İngilizce ve Fransızca konuşan kamu ile Arapça bilen bir kesim için, ortalamanın üzerinde derecede kavramsal benzerlik olduğu kabul edilmiştir.

Önceki markanın ayırt ediciliğine yönelik ise itiraz sahibi tarafından herhangi bir ek bilgi belge sunulmadığından İtiraz Biriminin tespiti onaylanarak işaretin “normal düzeyde” ayırt edici olduğu kabul edilmiştir.

Bu çerçevede EUIPO Temyiz Kurulu, AB Tüzüğü’nün 8/1-b maddesi uyarınca ilgili tüketici nezdinde işaretler arasında karıştırılma ihtimali olduğu sonucuna vararak, itiraz edilen kararı iptal etmiş ve başvurunun reddedilmesine karar vermiştir. (Başvuru konusu markanın kayıtlarını ve Temyiz Kurulu kararını görmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.)

Genel Mahkeme Değerlendirmesi:

EUIPO Temyiz Kurulu’nun yayıma itirazı kabul edip, başvuruyu reddetmesi üzerine başvuru sahibi, kararı ABAD Genel Mahkemesi’ne taşıyarak söz konusu ret kararının 30.sınıf kapsamındaki “çaylar” açısından kısmi iptalini talep etmiştir. Genel Mahkeme, davayı 10 Temmuz 2024 tarih ve T‑541/23 sayılı kararı ile sonuçlandırmıştır. Bu bağlantıdan detayları görülebilecek kararın ana hatları ve gerekçeleri bu yazının kalan kısmında aktarılacaktır.

Genel Mahkeme, EUIPO Temyiz Kurulu tarafından yapılan ilgili tüketici ve ilgili tüketicinin dikkat seviyesi, tescili talep edilen malların aynı kabul edilmesine ilişkin tespitleri onamıştır.

Önceki markanın ayırt edici ve baskın yönlerine ilişkin ise Kurulun yalnızca “4011” sayı unsurunu değerlendirip “b552” ibaresini değerlendirme dışı tutarak hata yaptığını belirtmiştir.

Genel Mahkeme, ibarelerdeki “4011” sayı unsuru ve aslan figürlerinin ortak oluşunu kabul etse de bu ibarelerin işaretlerdeki şekil, boyut ve konum farklılıklarına dikkat çekmiştir. Önceki marka sahibi itiraza cevabında, markasını küp şeklinde çay paketi olarak kullandıklarını dolayısıyla markada yer alan aslan figürleri ile diğer ibarelerin ilgili tüketici nezdinde gözden kaçırılamayacak boyutta olduğunu ifade etmiştir. Ancak Genel Mahkeme karıştırılma ihtimalinde değerlendirilecek noktanın ilgili ibarenin tescil ediliş şekli olması gerektiği vurgusunu yaparak önceki markadaki aslan figürlerinin ilgili tüketici nezdinde göz ardı edilebilecek boyutta olduğunu kabul etmiştir.

Önceki markanın çay paketi olarak kullanım hali


Bunların yanı sıra başvurulan markada, özellikle ‘AL ASSAD’, ‘HBOUB’, ‘R3505’, ‘Chaara’ ve ‘Thé Vert De Chine’ gibi, işaretin genel algısında önemsiz olmayan kelime unsurları olduğu vurgusunu yaparak işaretin bu unsurlarla birlikte de önceki markadan farklı algılanacağını belirtmiştir. Ayrıca yalnızca önceki markada yer alan ‘b552’ unsurunun da görsel farklılık oluşturduğunu eklemiştir. Bunun yanı sıra iki işaretin en fazla, metal çerçevenin dekorasyonu ve renkler gibi ikincil unsurlar kapsamında benzerlik gösterdiğini ancak yine de bu unsurlarda dahi tam bir benzerlik bulunmadığını belirtmiştir.

Dolayısıyla Genel Mahkeme tarafından söz konusu markalarda örtüşen unsurlar ve aralarındaki farklılıklar ile önceki markadaki bazı unsurların algılanmasında yaşanan zorluklar dikkate alınarak, Temyiz Kurulu’nun söz konusu markalar arasındaki görsel benzerlik derecesinin düşük olduğu yönündeki bulguları onaylanmıştır.

Genel Mahkeme, başvuranın ‘4011’ unsurunun ilgili tüketicinin tamamı nezdinde ayırt edici olmadığını göstermekte başarısız olduğunun altını çizerek Temyiz Kurulu’nun ilgili tüketicinin belli bir kesimi tarafından bu ibare ile telaffuz edilebileceği yönündeki bulgularını onaylamıştır. Ancak, bu markanın ilgili kamu tarafından ‘b552’ unsuru ile de telaffuz edilebileceğini belirtmiştir. Ayrıca, başvurulan markanın ‘HBOUB’, ‘R3503’, ‘Chaara’ ve ‘Thé Vert De Chine’ gibi, o işaretin genel algısında önemli olan kelime unsurlarını da içerdiğini belirterek, ilgili tüketicilerin bu ek kelime unsurlarını telaffuz etme ihtimalinin dışlanamayacağını belirtmiştir.

Bu koşullar altında Genel Mahkeme, Temyiz Kurulunun düşük derecede fonetik benzerlik tespitini hatalı bulmuştur.

Genel Mahkeme söz konusu markaların her ikisinde de aslan temsilleri yer alsa da önceki markada tescil edildiği haliyle aslan tasvirinin boyutları nedeniyle algılanmasının çok zor olduğunu yinelemiştir. Ayrıca, ‘Grand Lion’ ve ‘لسبعا’ (aslan anlamına gelen Arapça terim) ifadelerinin yine boyutları sebebiyle ilgili tüketici nezdinde anlaşılamayacağını ifade etmiştir.

Bu nedenle Genel Mahkeme, EUIPO Temyiz Kurulu’nun bulgusunun aksine, söz konusu markaların kavramsal olarak düşük derecede benzer olduğu sonucuna varmıştır.

Belirtilen tüm hususları, karşılıklı etkileşim teorisi çerçevesinde birlikte değerlendiren Genel Mahkeme, düşük derecede görsel benzerlik, düşük derecede kavramsal benzerlik ve fonetik benzerliğin olmaması tespitlerini birlikte değerlendirdiğinde EUIPO Temyiz Kurulu’nun karıştırılma ihtimali bulunduğu sonucuna ulaşmada hata yaptığını belirterek; ilgili kamu seviyesinin ortalamadan daha düşük olduğu durumlarda bile karıştırılma olasılığının olamayacağını vurgulamıştır.

Sonuç:

İncelenen Genel Mahkeme kararından da görüleceği üzere birden fazla unsurdan oluşan figüratif markaların karşılaştırılmasında markaların genel izlenimlerinin dikkate alınması önem arz etmektedir. Karşılaştırılan işaretlerde aynı-benzer bazı niteliklerin yer alması yeterli görülmeyip bu ibarelerin işaretlerdeki konumu, boyutu ve diğer niteliklerinde de benzerlikler aranmaktadır.

Öte yandan Genel Mahkemenin bu kararında yapılan, malın ambalajının marka olarak tescil edildiği durumlarda değerlendirilecek noktanın ambalajın kullanım halindeki görünümünden ziyade tescil edildiği hali olduğunun vurgusu da önemlidir.

Marka sahipleri, sıklıkla kendi işaretlerindeki benzer figürlerin tescili talebi söz konusu olduğunda bu başvurulara itiraz etme eğilimi göstermektedirler. Ancak işaret benzerliği değerlendirmesinin işaretteki benzer ibarelerin cımbızlanarak değil ilgili tüketici nezdinde işaretlerin bırakacağı genel imaja dikkat edilerek yapılacağı unutulmamalıdır. Bu çerçevede markaların genel izlenim olarak birbirlerinden ayrıştırılmasında hangi hususlara dikkat edildiğini açıklayan Genel Mahkeme kararının okuyuculara faydalı olacağını düşünüyoruz.

Zülal KARAGÜLMEZ

Ekim 2024

zulalkar6@gmail.com

KÜLTÜREL MİRASIN DİJİTALLEŞME ÇAĞINDA PATERNALİST BİR YAKLAŞIM: RAVENSBURGER YAPBOZU


5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu (FSEK) madde 27 Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. (Ek cümle: 03/03/2001 – 4630/16. md.) Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur” hükmünü amirdir.Bu süreden sonra eser kamu malı sayılmaktadır. Kamu malı haline gelen bir eser de aslına sadık kalınarak herkes tarafından serbestçe kullanılabilir ve çoğaltılabilir.

Kanun, bu konuda çok net ve açık “gibi” iken, madde yorumlamalarında neredeyse yasalaşmış bir kavram haline gelen “aslına sadık kalarak” ibaresinin üzerine, bir de Kanunların ülke dışı kullanımları eklenerek, gözümüze yasal bir tutarsızlık olarak görünen bir İtalyan Mahkeme kararını incelemek istedik.

Somut durumda, İtalya’nın başlıca devlet galerinden olan Gallerie dell’Accademia (Galeri) ve İtalyan Kültürel Miras Bakanı tarafından müştereken, oyuncak sektöründe faaliyet gösteren Alman Ravensburger AG, Ravensburger Verlag GmBH ve Ravensburger S.r.l. Şirketleri’ne (Ravensburger) karşı dava açılmıştır. Dava sonucu,Venedik Mahkemesi İkinci Dairesi tarafından, 24 Kasım 2022 tarihinde, 5317/2022 sayılı karar ile, İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci tarafından 1490 yılında çizilmiş olan ikonik Vitruvius Adamı adlı eserin görüntüsünün kullanıldığı ve 2009 yılından bu yana satışı yapılan Ravensburger yapbozlarının satış ve pazarlamasının durdurulmasına hükmedilmiştir. Yani, kamu malı haline gelmiş bir eserin, ticari amaçlarla kullanılması yasaklanmış ve Ravensburger’in Mahkeme kararına uymakta geciktiği her gün için 1.500 Euro ceza ödemesine karar verilmiştir.

Bu kararda, yüzlerce yıl önce yapılmış olduğundan, telif hakkı süresinin dolduğu aşikar olan bir eserin herhangi bir ticari ürün üzerinde kullanılmadan önce, Galeri’nin izninin alınması gerektiği savunulmuştur. Zira, eser fiziken bu Galeri tarafından sergilenmekte ve bu sebeple Galeri, ticari kullanımda söz sahibi olduğunu iddia etmektedir.  Ravensburger ise bu eserin kamu malı olduğunu savunarak, yapboz üretiminin ve satışının hukuka aykırı olmadığını iddia etmektedir.

Görüldüğü üzere kararda, asıl incelenmesi gerektiğini düşündüğüm “eserin aslına uygunluğu” konusu hiç ele alınmamış olmakla, sadece ve sadece eserin mülkiyet hakkı üzerinde durulmuştur.

İlk bakışta, bir telif hakkı ihlali gerekçesi ile açılmış gibi görünen bu davanın kalbinde, kamu malı haline gelen sanat eserlerinin ticarileştirilme/dijitalleştirilme niyetinin ülke üstü hukuki mesele olup olmadığı yatmaktadır.

Venedik Mahkemesi’nin aldığı kararın hukuki dayanağı İtalyan Kültürel Miras ve Peyzaj Kanunu (Kültürel Miras Kanunu) olduğu görülmektedir. Kanun’un 106. maddesi ve devamında, “kamu bölgesel organları veya kültürel kurumların, emaneten sahip oldukları kültürel varlıkların kullanımına ve çoğaltılmasına izin vermek için imtiyaz ücreti talep edebilecekleri ve her halükarda bu tür kullanımların söz konusu sanat eserlerinin kültürel amacıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirebilecekleri” belirtilmektedir. Madde 108’e göre ise, bu ücretler, çoğaltma amaçlarına ve araçlarına bağlı olarak, kullanım sahibine sağlanan ekonomik faydalara göre hesaplanabilmektedir. Özetle, bu kanun, İtalya’daki kamu kurumlarına, telif hakkı statülerine bakılmaksızın ikonikleşmiş sanat eserlerinin ticari çoğaltılmaları için imtiyaz/telif ücreti talep etme ya da bunları tamamen yasaklama yetkisi vermektedir.  Yani, bu dava, 22 Nisan 1941 tarihli ve 633 sayılı İtalyan Telif Hakları ve Komşu Hakların Korunması Hakkında Kanun’un (İtalyan Telif Kanunu) 25. maddesinde belirtilmiş olan “Bir eserin kullanım hakları, eser sahibinin yaşamı boyunca ve ölümünden sonraki yetmişinci takvim yılının sonuna kadar devam eder” hükmünü yok sayarak, İtalyan Kültürel Kanunu’na dayandırılmıştır. Bu sebepten, sübjektif olduğunu düşündüğüm bu karar, yasal bir tutarsızlık olarak içtihatlaşmaya mahkumdur.

Ayrıca, bu dava, İtalyan Kültürel Miras Kanunu’nun mahkeme sistemi aracılığıyla ülke dışında yürütülen faaliyetlere ilk kez uygulanmasıdır.

Kararda belirtildiği üzere, Galeri, 10 yıl süresince sessiz kalmış olmakla birlikte, 2019 yılında Ravensburger’e bir ihtarname göndermiş ve Vitruvius Adamı çiziminin görüntüsünü yapbozlarında kullanabilmesi için Kültürel Miras Kanunu uyarınca öngördükleri %10’luk telif ücretini ödemesini talep etmiştir.

İtalyan Mahkemesi, davalı Ravensburger tarafından yapılan ve Kültürel Miras Kanunu’nun sadece İtalya’daki faaliyetlere uygulanabileceği itirazı da dahil olmak üzere çeşitli itirazları reddetmiştir. Mahkeme, eser reprodüksiyonuna ilişkin oluşacak aksi bir durumun, Venedik’te bulunan asıl eserin imajını zedeleyeceğini ileri sürmüştür. Bir İtalyan Mahkemesi, İtalyan Kültürel Miras Kanunu’nu, İtalya dışındaki faaliyetlere, adeta bir uluslararası yasa imiş gibi uygulamıştır. Bunun gerekçesini de en basit hali ile bir imaj zedelenmesi olarak tanımlamıştır. Bu, günümüz koşullarında son derece paternalist ve aşırı korumacı bir tutumdur.

Kültürel miras alanında önemli bir merkez olan İtalya’nın bu zenginliğinin sebebi, koruma geleneğini düzenlemek için çalışılmış sofistike yasal ve kurumsal sistemlerinden de kaynaklanmaktadır. Ülkenin yürüttüğü kampanyaların özü kültürel varlıkların kaynak ülkeden başka pazar ülkelerine özellikle de İngiltere ve ABD’ye aktarılmasıyla ilgilidir. [1]

İtalya bu ve buna benzer davalarla kültürel mirasını yönetmeye çabalayadursun, dijital iletişim bağlamında kültürel miras yönetimi konularını ele alan Avrupa Birliği Komisyonu tam aksi yönde kararlara imza atmaktadır.

Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu 2006 yılında ilk ve 2011 yılında ikinci Tavsiye Kararlarını yayımlayarak, Üye Devletleri kültürel mirasın dijitalleştirilmesi ve ağ oluşturulması projelerini teşvik etmek amacıyla düzenleyici sistemlerini gözden geçirmeye teşvik etmiştir.

İtalyan Mahkemesi ise, 2009 yılından bu yana üretim ve satışı devam eden bir ürünü, 2019 yılında birdenbire koruma altına almaya karar verilmesini olağan görerek, pek de objektif olmadığını düşündüğüm bu hükme varmıştır.

Bir Avrupa Birliği Direktifi olan, Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Yönergesi (Directive on Copyright in the Digital Single Market) madde 14, kamu malı olan görsel sanat eserlerinin çoğaltılmasının, çoğaltma orijinal bir yaratıcı çalışma olmadığı sürece telif hakkı veya bağlantılı haklara tabi olamayacağını belirtmektedir.  Mahkeme, İtalyan Telif Kanunu’nu görmezden geldiği gibi, AB Direktifine de aykırı bir karara varmıştır.  Kamu malı eserlerin “aslına uygun” çoğaltımlarının aslına uygunluğunu incelemek yerine, Direktifin amacını da bir kenara koyarak, ulusal miras kanunlarına dayanmış ve 500 yıllık bir eser üzerinden münhasır hak talep etmiştir.  

Böyle bir davanın konusunun, ancak ve ancak çoğaltılan eserin “aslına sadık kalınarak”, “orijinal amacına uygun” olup olmadığı üzerinde olması gerektiği kanaatindeyim. Bir Galerinin, yarım asırlık bir eseri fiziken sergilediği için, telif haklarının elinde olduğu iddiası ile imtiyaz haklarını dilediği gibi uygulamaya koyduğu bu kararı sübjektif ve yasal olarak tutarsız buluyorum.

Yazımı, daha ziyade FARO olarak bilinen, Avrupa Konseyi Kültürel Mirasın Toplum için Değeri Çerçeve Sözleşmesi’nin, “kültürel mirastan yararlanma ve zenginleşmesine katkıda bulunma” (Madde 4) ve ekonomik olduğu kadar siyasi, sosyal ve kültürel kalkınma süreçlerini teşvik etme (Madde 8) gibi bireysel ve kolektif hakları tanıyan ilkeleri, Kongre Kütüphanesi veya New York Halk Kütüphanesi, Getty Araştırma Enstitüsü, Rijksmuseum, İspanya Ulusal Kütüphanesi, Stockholm Ulusal Müzesi ve Danimarka Ulusal Galerisi gibi dünya çapında giderek artan sayıda kültür kurumuna ilham vermiş ve benimsenmiş olan şu slogan ile bitirmek isterim: “Bu sizin kültürel mirasınız. Onu kullanın! [2]

Gizem KARPUZOĞLU

gizemkarpuzoglu@gmail.com

Ekim 2024


DİPNOTLAR

[1] Gürsu, 2015, s. 527

[2] https://www.art-test.com/en/why-the-trial-against-ravensburg-for-the-unauthorized-use-of-the-image-of-the-vitruvian-man-was-a-serious-error/

GÜNCEL BİR YARGITAY KARARI KAPSAMINDA “MARKA YEDEKLEMESİ” KAVRAMININ KÖTÜ NİYET KAVRAMIYLA BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ



Bilindiği üzere Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 9 ve 26’ncı maddeleri, tescilli bir markanın kullanılması gerekliliğini vurgulamakta olup, SMK’nın 9’uncu maddesi, kullanmama için haklı bir nedeni yoksa marka sahibinin tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde markayı ciddi biçimde kullanmasını öngörmektedir. Kanunun 26’ncı madde hükmü ise, bu sürenin sonunda markanın kullanılmadığının tespiti halinde üçüncü kişilerin talebi üzerine markanın iptaline karar verilebileceğini düzenlemektedir. Bu hükümler, tescilli markaların ekonomik hayatta aktif olarak kullanılmasını teşvik ederken, kullanılmayan markaların ise iptal edilerek piyasada haksız rekabete yol açmasını önlemeyi amaçlamaktadır. 

Ancak uygulamada, markanın kullanılmaması nedeniyle Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) veya Mahkemeler nezdinde iptal edilmesini bertaraf etmek veya aleyhe açılan davanın sonuçlarından kurtulmak amacıyla kötü niyetli marka başvuruları yapılmaktadır. Bu tür başvurular genel olarak “markanın yedeklenmesi” (repeat trademark, repeat application) olarak adlandırılmaktadır. Yakın zamanda verilen bir Yargıtay bozma ilamında da bu konu ele alınmıştır.

Karara konu olayda, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2014/242 E., 2016/23 K. sayılı ilamı ile “BİRUNİ” (177751) ibareli markanın 41. sınıftaki bazı hizmetler yönünden kullanılmaması nedeniyle iptaline karar verilmesinden beş gün sonra, aynı esas unsurun farklı tali unsurlarla birlikte kullanılması suretiyle, iptale konu mal ve hizmetler bakımından yapılan yeni bir marka başvurusunun, başvuru sahibince markanın yedeklenmesi amacı güdüldüğü ve başvurunun kötü niyetli olduğu kabul edilmiştir.

Somut olayda başvuru sahibi tarafından TÜRKPATENT nezdinde, 2016/20794 sayılı ve “BİRUNİ AKADEMİ + Şekil” ibareli marka için 41. sınıfta yer alan “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, spor karşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil). Dergi, kitap, gazete vb. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil).” hizmetleri yönünden bir başvuru yapılmıştır. Başvuruya ilişkin olarak, “BİRUNİ” esas unsurlu başkaca markalar mesnet gösterilerek yapılan itiraz, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nca (YİDK) “… 177751 sayılı marka hakkında devam eden hükümsüzlük davasının olası sonuçları ortadan kalkabileceğinden, başvurunun söz konusu davanın başvuru sahibi açısından olası menfi sonuçlarını bertaraf etmek amacıyla, kötü niyetle yapıldığı kanaatine varılmıştır” gerekçesiyle kabul edilmiş ve 2017-M-7975 sayılı YİDK kararı ile 2016/20794 sayılı marka başvurusu reddedilmiştir.


Akabinde başvuru sahibi tarafından Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılmış, Mahkemece davacı tarafın “BİRUNİ” (177751) ibareli markanın iptali halinde, bu kararın sonucunu etkisiz kılmak amacıyla başvuruda bulunduğu, bu durumun Mahkeme kararların uygulanmasını önleyecek nitelikte olduğu ve asli unsurun aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerinin marka olarak yeni bir başvuruya konu edilmesinin gerek 556 sayılı KHK’nın 35’inci, gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2’nci maddesi kapsamında iyi niyetli bir davranış olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20’inci Hukuk Dairesi, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyi niyetin asıl, kötü niyetin ise istisna olması nedeniyle davalının kötü niyetli olduğunun kanıtlanması gerektiği, marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tescillerin kötü niyetli olarak kabul edildiği, buna göre sırf marka başvurusunun davalının kötü niyetli sayılmasına olanak tanımadığı, diğer yandan davacının önceki markası için kullanmama nedenine dayalı hükümsüzlük davasının açılmasının da bu durumu değiştirmeyeceği, davacının kötü niyetli olduğuna dair bir delilin de dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermiştir (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 16/12/2021 tarih, 2020/507 Esas ve 2021/1608 Karar).

Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay, “Davacının önceki tarihli 177751 sayılı markası, münhasıran ” BİRUNİ” ibaresinden oluşmakta olup 41. sınıfta tescillidir. Davaya konu marka başvurusu ise “BİRUNİ AKADEMİ” ibaresinden ve şekil unsurundan oluşmakta olup başvuru, bu ibarenin 41. sınıfta yer alan hizmetlerde tescili için yapılmıştır. Davacının önceki tarihli markasıyla işbu davaya konu markanın esas unsurları aynı olduğu gibi başvuru, önceki marka hakkındaki davada kullanmama nedeniyle iptal edilen hizmetleri aynen içermektedir. Davacının, kullanmama nedeniyle iptal edilen markasında yer alan esas unsuru, karardan sadece beş gün sonra ve üstelik de kullanmama nedeniyle iptal edilen sınıflarda tescil ettirmek için yaptığı başvurunun, kullanmama nedeniyle aleyhine açılan davanın sonuçlarından kurtulmak, iptal kararının kesinleşmesi durumunda kararın uygulanmasını engellemek ve yedekleme amacı taşıdığı aşikar olup bu amaçlarla yapılan bir marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının kabulü gerekir.

İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 177751 sayılı markanın kullanmama nedeniyle iptaline hükmettiği 2014/242 E., 2016/23 K. sayılı kararının, taraf vekillerince temyiz edildiği, Dairemizin 19.03.2018 tarih, 2016/8543 E., 2018/2067 K. sayılı kararıyla, davanın yasal dayanağını oluşturan 556 sayılı KHK’nın 14 üncü maddesinin Anayasa Mahkemesinin 06.01.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.12.2016 tarih, 2016/148 E., 2016/189 K. sayılı kararı ile iptal edildiğine işaret edilerek hükmün bozulmasına karar verildiği, Mahkemece bozmaya uyularak, davanın konusuz kaldığından bahisle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, hükmün henüz kesinleşmediği ve 177751 sayılı markanın halen ayakta olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sebebiyle davacının önceki tarihli markasının halen ayakta olmasının sonuca bir etkisi bulunmamakta, bu durum başlangıçta var olan kötü niyeti ortadan kaldırmamaktadır. Zira başvurunun yapıldığı tarih itibariyle 556 sayılı KHK’nın 14’üncü maddesi halen yürürlükte olup başvuru, yukarıda da ifade edildiği üzere iptal kararının olası menfi sonuçlarından kurtulmak amacıyla yapılmıştır. Başka bir deyişle, kullanmama nedeniyle iptal davasının davacının aleyhine sonuçlanmaması, davaya konu marka başvurusunun, kullanmama nedeniyle aleyhine açılan davanın sonuçlarından kurtulmak, iptal kararının kesinleşmesi durumunda kararın uygulanmasını engellemek ve yedekleme amacıyla yapıldığı gerçeğini değiştirmemektedir gerekçeleri ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/02/2024 tarih, 2022/6161 Esas ve 2024/741 Karar). Bölge Adliye Mahkemesince de Yargıtay ilamına uyulmuş ve davanın reddine karar verilmiş olup yargılama süreci devam etmektedir.

Anılan karar kapsamında üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarihli ve 2016/148 E., 2016/189 K. sayılı ilamı ile 556 sayılı KHK’nın 14’üncü maddesinin iptal edilmesine karşın, iptal kararının daha önceki tarihli bir marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı gerçeğini değiştirmeyeceği hususudur.  Nitekim bu karar ile başvurunun yapıldığı tarih itibariyle kötü niyetin varlığı halinde, bunun esas alınacağı, sonraki tarihte gelişen hukuki ya da maddi olguların ve aynı doğrultuda anılan iptal kararının sonucunun davanın esasına etki etmeyeceği, yani kötü niyetin hiçbir şekilde korunmayacağı vurgulanmaktadır. Yargılama süreci ile ilgili olarak ise Bölge Adliye Mahkemesince de Yargıtay ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş ve yargılama süreci de devam etmektedir.

Yargıtay’ın vermiş olduğu bu kararın, somut olaydan bağımsız olarak belirlediği ilkelerle “markanın yedeklenmesi” konusuna ilişkin bakış açısını ortaya koyması adına son derece önemlidir.  Nitekim bu içtihat “marka yedeklemesinin kötü niyet olduğu” hususunu vurgulayan “Monopoly (22/07/2019, R 1849/2017-2) ve “Pelikan” (13/12/2012, T-136/11, Pelikan, EU: T:2012:689) gibi yabancı mahkeme kararları ile de uyumludur.

Anılan kararın, Türk marka hukukunda kötü niyetli olarak yedekleme amacıyla yapılan marka başvurularının engellenmesi ve marka haklarının kötüye kullanılmasının önlenmesi açısından önemli bir karar olduğu değerlendirilmekte ve marka haklarının kötüye kullanılmasının önlenmesi için ciddi bir iradenin ortaya konulduğunu göstermektedir. Bu karar, Türkiye’deki markaların kullanılmaması durumunda iptal edilebileceğini ve bu iptallerin olumsuz sonuçlarından da kaçınmak amacıyla yapılan başvuruların, somut olayın durumuna göre kötü niyetle yapılmış sayılabileceğine dair önemli bir karardır.

Hilmi Arda AYDIN

Ekim 2024

ardaaydin2501@gmail.com

Biyolojik Materyallerin Patent Süreçleri ve Tevdi Prosedürleri


Mikroorganizmaların endüstriyel olarak üretilip kullanılması ile biyolojik materyal içeren buluşların, dolayısıyla patentlerin sayıları da her geçen gün artış göstermektedir. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO-World Intellectual Property Organization)’nün 2023 yılı verilerine göre biyoteknolojik buluşlar 2011-2021 yılları arasında ortalama %6.4 oranında artış göstermiştir.[1]

Biyolojik materyaller çoğunlukla ziraat ve tıpta kullanılıyor olsa da, günlük hayatımızda da maya, bakteri gibi küçük mikroorganizmalar sayesinde peynir, sirke ve şarap gibi birçok ürünü üretebilmekteyiz.

6769 Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) 2. maddesinde biyolojik materyal “Genetik bilgi içeren ve kendi kendine üreyebilen ya da bir biyolojik sistemde üretilebilen herhangi bir maddeye BİYOLOJİK MATERYAL denir.” diyerektanımlanmaktadır.

Yine SMK madde 92- (1)’de “Buluş, buluş konusunun ilgili olduğu teknik alanda uzman bir kişi tarafından buluşun uygulanabilmesini sağlayacak şekilde yeterince açık ve tam olarak patent başvurusunda, tarifname, istemler ve tarifnamede veya istemlerde atıf yapılan resimlerle açıklanır.” tanımı bulunmaktadır.

Buluşun net bir şekilde açıklanmış olması, patent verilebilmesi için şarttır. Ancak patent başvurusu biyolojik materyal, mikroorganizma kullanımını içeriyorsa; yazılı olarak açıklamak yeterli olmayacağından, yaşayan mikroorganizmanın ilgili uzman tarafından incelenebilmesi patentlenebilirlik için büyük önem taşımaktadır.

Bu durum SMK madde 92- (2)’de şu şekilde açıklığa kavuşturulmuştur:

“(2) Buluş, toplum tarafından erişilemeyen ve patent başvurusunda ilgili teknik alandaki uzman tarafından buluşun uygulanmasına yeterli olacak şekilde tanımlanamayan bir biyolojik materyalle ilgiliyse veya bu materyalin kullanımını içeriyorsa bu materyalin tevdi edilmesi hâlinde, buluşun birinci fıkraya uygun olarak açıklandığı kabul edilir.”

İlgili maddede belirtilen “materyalin tevdi edilmesi”, halka açık olmayan, mikroorganizma örneğinin Budapeşte Anlaşması uyarınca kabul edilen bir tevdi kuruluşuna (IDA – International Depositary Authority – Uluslararası Tevdi Kurumu) teslim edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Budapeşte Anlaşması nedir?

Budapeşte Anlaşması, 28 Nisan 1977’de Budapeşte’de yapılmış. 26 Eylül 1980’da revize edilmiştir. Türkiye’de ise anlaşma, 1998 yılında onaylamış ve yürürlüğe girmiştir.  Budapeşte Anlaşması, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) ve Avrupa Patent Ofisi (EPO) tarafından da kabul edilen ve biyolojik materyal içeren patent başvurularında tevdi uygulamasını düzenleyen uluslararası bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile biyolojik materyallerin güvenli ve standart bir şekilde depozito olarak saklanması, paylaşılması amaçlanmıştır.

25 Nisan 2024 itibariyle 50 adet Uluslararası Tevdi Kuruluşu vardır. Tevdi Kuruluşlarına ilişkin güncel bilgilere (Tevdi kuruluşu ünvanları, bulundukları ülkeler ve kabul ettikleri materyal türlerine) https://www.wipo.int/budapest/en/idadb/index.jsp bağlantısından ulaşılabilmektedir.

Biyolojik materyallerin IDA’ya tevdi edilmesi her bir mikroorganizmanın anlaşmada öngörülen prosedürlerce saklanması, talep edildiğinde sağlanması; tek tip bir sistem üzerinden ilerlendiği için mikroorganizmaların güvenliğini arttırmaktadır. Ayrıca başvuru yapılacak ülkelere ayrı ayrı mikroorganizma örneği sunulmasındansa tek bir sistem üzerinden ilerlenmesi başvuru sahibine maliyet avantajı da sağlamaktadır.

IDA, bir numune alındığında başvuru sahibinden numuneye ilişkin formlar doldurmasını talep edecektir.  Bu formlar, başvurulan IDA’ya göre değişiklik göstermektedir. IDA tarafından, bu bilgiler ışığında alınan biyolojik materyalin yaşayabilirliği ve saflığı kontrol edilir. Kontrol süresi biyolojik materyalin türüne, mikroorganizma türüne bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Ardından IDA tarafından tevdi makbuzu ve yaşayabilirlik beyanına ilişkin form (BP/4 ve BP/9) düzenlenir.  Bu bilgilere tarifname içerisinde atıfta bulunulmalıdır. İlgili formların resmi kurumlarca talep edilmesi durumunda, başvuru sahibi ilgili belgeleri sağlamakla yükümlüdür.

2001 yılından itibaren biyolojik materyallerin başvuru sahibi dışında bir kişi tarafından tevdi edilmesi kabul edilmektedir. Başvuru sahibi bu gibi durumlarda tevdi eden kişinin adını ve adres bilgilerini başvuruda belirtmelidir. Uluslararası başvurularda ilgili kuruma (EPO/WIPO’ya) tevdi eden kişiye ilişkin bilgileri belirten bir beyan sunmalıdır. Aynı şekilde tevdi sahibi başvuru sahibine, tevdi ettiği biyolojik materyale başvuru içerisinde atıfta bulunma ve biyolojik materyali kamuya açıklama izni verdiğine dair bir beyanda bulunmalıdır. İlgili beyanlar uluslararası patent ofislerine başvuru tarihinden (varsa rüçhan tarihinden) itibaren 16 ay içerisinde sunulmalıdır (Rule 31(1)(d) EPC).

Patent başvurusuna konu olan biyolojik materyaller, patent başvuru tarihinden itibaren koruma süresince ulaşılabilir olmalıdır. Eğer bir numune artık tevdi kurumunda mevcut değilse, yeni bir tevdi işlemi gerçekleştirilmelidir. Tevdi kurumu tarafından yapılan bildirime istinaden 3 ay içinde veya patent bülteninde, kullanılamadığının yayınlanmasından itibaren 3 ay içinde yeni numune tevdi edilmelidir. Yeni numune, yeni verilen numune ve orijinal numunenin aynı olduğuna dair imzalı beyan ile tevdi kurumuna teslim edilmelidir. Yeni numune bilgilerini içerecek şekilde tarifname değiştirilmelidir.[2]

Eğer başvuru yapılmış ise yeni tevdi bilgileri, tevdi tarihinden itibaren 4 ay içinde patent başvuru numarası belirtilerek resmi patent ofisine iletilmelidir (Rule 34 EPC).

Başvuru sahibi EPO ve bazı ulusal ofislerde ilgili numuneye erişimin bir uzman ile sınırlanmasını talep edebilmektedir. Başvuru sahiplerinin böyle bir isteği olması durumunda koruma talep edilen ülkelerin ulusal mevzuatlarının gözden geçirilmesi faydalı olacaktır.

Biyolojik materyallerin IDA’ya tevdii, başvuru öncesinde veya en geç başvuru tarihinde yapılmalıdır. Aksi takdirde patent başvurusu, buluşun yeterince açıklanmaması nedeniyle reddedebilir.

Uluslararası patent başvurularında başvuru sahibi tevdi edilen biyolojik materyale ilişkin;

  • Tevdi kurumunun adı,
  • Erişim numarası
  • Tevdi tarihi

bilgilerine tarifname içerisinde atıfta bulunarak mutlaka yer vermelidir.

Ek olarak PCT başvurularında ilgili bilgiler aşağıdaki tarihlerden hangisi önce son buluyorsa, o tarihte;

  • Varsa rüçhan tarihinden itibaren (yoksa başvuru tarihinden itibaren) 16 ay içinde,
  • Erken yayım talebi var ise yayım tarihinden önce veya
  • 3. kişilerce başvurunun incelenmesinin talep edilmesinden itibaren 1 ay içinde

WIPO’ya sunulmalıdır.

Eğer başvuru sahibi 16 ay içerisinde ilgili bilgileri uluslararası patent ofisine iletmemiş ise ve tevdi bilgileri başvuru yayınından önce alınmışsa, tevdi bilgileri başvuru ile birlikte yayımlanır. Şayet ilgili hususlar teknik yayın tamamlandıktan sonra alınmışsa bilgilerin alınma tarihi ve yukarıda belirtilen bilgiler belirlenen ofislere resmi kurum tarafından bildirilir. (WIPO – Rule 13bis, Rule 31(2)(a) EPC.)

Patent başvurularında prosedürel süreçlerin takibi başvurunun devamlılığı için kritik önem taşımaktadır. Biyolojik materyal içeren başvurularda, bu süreçlere eklenen yeni prosedürler olması sebebiyle dikkat edilmesi gereken yeni hususlar ortaya çıkmaktadır. Başvuru öncesinde buluşun açıklığının dikkatlice değerlendirilerek başvurudan en az birkaç ay önce biyolojik materyalin tevdi edilmesi ve resmi kurumlara ilgili bilgilerin bildirilmesi başvurunun reddedilmemesi için önemli adımlardır.

Burcu SAKA

Ekim 2024

burcusaka88@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo-pub-941-2023-en-world-intellectual-property-indicators-2023.pdf

[2] https://www.wipo.int/edocs/mdocs/mdocs/en/wipo_idas_ge_23/wipo_idas_ge_23_p2.pdf)

Türk Patentleri ve Patent Kalitesi Üzerine Bir Değerlendirme



Giriş

Bilim ve teknolojide çok sayıda başarılı insanımız ve şirketimiz var. Cumhuriyetin 100. Yılında 100 Türk Patenti [i],  Türk Triadik patentler [ii] , Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Mucitler[iii], Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Kadın Mucitler[iv] başlıklı önceki yazılarımda örneklerle bunu göstermeye çalıştım. Ancak bilim ve teknolojiye yön veren bir ülke olabilmek için önümüzde çok yol olduğunu da biliyoruz.

Ülkemizde son yıllarda teşvikler, yarışmalar, seminerler, eğitimler yoluyla toplumun patent konusunda bilgilenmesinde büyük ilerleme kaydedildi ve patent başvuru sayılarında ciddi artış yaşandı. Sırada ise patent kalitesinin artması var. Ülkemizin dünya sıralamasında nicelik olarak öne çıktığı gibi nitelik olarak da en yukarılarda olmasını sağlamalıyız. Patent açısından bize düşen ülke olarak daha kaliteli patentler üreterek ülkemize değer kazandırmak olmalıdır. Peki patent kalitesini nasıl arttırabiliriz?

Bir ülkede patent kalitesini etkileyen temel faktörler üç ana başlık altında toplanabilir:

  1. Patent Ofisinin araştırma-inceleme ve değerlendirme kalitesi
  2. Verilen teşvikler ve alınan ücretler
  3. Mahkemelerin değerlendirme kalitesi

Bu sayılanlar dışında patent kalitesini etkileyen başka faktörler olsa da bu yazıda çoğunlukla birinci faktör üzerinden patent kalitesi değerlendirilecektir. Örnek olarak son zamanlarda gündem olan Avrupa Patent Ofisi’ndeki (EPO) kalite sorunları tartışılacaktır. TÜRKPATENT’in değerlendirmesini en iyi yapacak olanlar onun paydaşları olduğundan bu değerlendirmeyi onlara bırakıyorum.

Patent Kalitesi ve Önemi

Patentler bir ülkenin inovasyon gücünün bir ölçütüdür. Rakamların bize söyleyemediği şey ise, bu patentlerin gelecekte ilaç, elektronik, mühendislik sistemleri veya diğer yeni ürünlerin piyasaya sürülmesi için ne kadar önemli olacağıdır.[v]

Patent kalitesi birçok farklı paydaş tarafından kullanılan ancak kolay tanımlanamayan bir kavramdır. Bu konuda çeşitli bakış açıları vardır:

– Patent ofisleri patent kalitesini genellikle standart ve zamanında sonuçlanan patent araştırma ve inceleme prosedürleri açısından düşünürler.

– Şirketler, hedeflenen fikri mülkiyet stratejilerini desteklemek için amaca uygunluğa odaklanan, kendilerine özgü bir patent kalitesi anlayışına sahiptir.

– Fikri mülkiyet kullanıcıları ise patent kalitesini, patent sistemi tarafından üretilen olumlu ekonomik sonuçlar kümesi olarak anlayabilir.

Bir ülkede verilen patentlerin kalitesi düştüğünde, patent almaması gereken çok sayıda patent piyasayı olumsuz etkilemeye başlar. İnsanlar zamanla üretime ve yeni icatlar yapmaya odaklanmak yerine bülten takip etmek, itiraz etmek, mahkemeye vermek ve mahkemeye verilmekle uğraşırlar.

Kaliteli mi Değerli mi?

Kaliteli patentler genellikle, yasal olarak uygulatılabilir (enforceable), lisanslanabilir veya başka bir şekilde itibarı olan geçerli patentlerdir. Kaliteli patentlerden oluşan bir ekosisteme ulaşmak için, tam ve kapsamlı önceki teknik araştırmasının yanı sıra patent ofisleri tarafından yenilik ve buluş basamağına ilişkin tam ve kapsamlı inceleme yapılmasına ihtiyaç vardır.[vi]

Bazen, patent kalitesi ile patentin değeri birbirine karıştırılabilir. Ancak bir patentin değeri ile kalitesi aynı şey değildir. Patent sisteminin kaliteli patentler üretmesi ve buna teşvik etmesi gerekir. Aksi halde “aşırı geniş” koruma kapsamına sahip patentler patent sisteminin kötü işlemesine neden olabilir. Bu tür patentler bu halleriyle değerli görülebilirler ancak kaliteli bir patent oldukları söylenemez. Benzer şekilde, çok dar tanımlanmış patentler kaliteli bir inceleme safhasından geçerek belge olmuş olsa da daha az değerli olma eğiliminde olabilir.[vii] Kaliteli bir patent, istemlerinde açıklık sorunu olmayan, tarifnamesi yeterli, patentlenebilirlik kriterleri iyi değerlendirilmiş bir patenttir. Değerli patentler ise piyasada karşılığı olan ve ticari başarı kazanan, başkalarına karşı uygulanmak suretiyle avantaj sağlayan patentlerdir. Hem kaliteli hem de değerli patentler en çok istenen patent türüdür.

Peki her değerli patent iyi midir? Sisteme zararı olabilir mi? Kökeni A.B.D.’de 35 U.S.C. § 102’ye dayanan ‘102 blocking’ (yenilik engelleyici) kavramı, bir patentin ortaya koyduğu yenilik sayesinde gelecekteki patentleri engelleme yeteneğini ifade eder. Bir yandan bu, bir patentin yenilikçiliğinin ve gücünün bir işaretidir – kendi alanında öncü olduğunun açık bir göstergesidir. Genellikle tanınmayı ve saygıyı hak eden çığır açan bir buluşun işareti olarak görülür.

Ancak, madalyonun diğer yüzü bazı karmaşıklıkları ortaya çıkarmaktadır. Kalitenin bir ölçütü olarak yalnızca “yenilik engelleyici”liğe güvenmek yanıltıcı olabilir. Bu tür her patent ticari başarı veya önemli teknolojik ilerleme ile sonuçlanmaz. Hatta bazıları aşırı geniş veya muğlak istemler yaratarak inovasyonu tıkayabilir ve belirli alanlardaki ilerlemeyi engelleyebilir. Dahası, bu kriter farklı sektörler ve teknolojiler arasında önemli ölçüde değişiklik gösterebilir. Biyoteknoloji alanında “yenilik engelleyici” olarak kabul edilen bir kriter, yazılım patentlerinde aynı ağırlığa sahip olmayabilir.

Bilinen tekniğin üzerine çıkacak buluşlar ortaya koyabilmek için mevcut tekniği iyi bilmek önemlidir. Geçmişte Japonya, yakın tarihte Güney Kore ve Çin önce taklit ederek mevcut tekniği iyice özümsemişler, ardından mevcut tekniğin üzerine çıkacak buluşlar ortaya koymaya başlamışlardır.

Ülkemizde son yıllarda patent başvuru sayılarının arttırılması için pek çok şey denendi. Teşvikler, yarışmalar, eğitimler, okullarda teknoloji tasarım dersleri vb. ile patent/buluş yapma bilinci tabana yayılmaya çalışıldı. Bütün bunlar elbette çok sevindirici ancak maalesef yeterli değil, zira daha temel sorunlarımız var.

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) OECD tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırmadır.[x] Türkiye’de uzun zamandır okullarda PISA testleri yapılmakta ve elde edilen sonuçlara göre ülkemiz okuduğunu anlama, problem çözme, matematik ve fen bilgisi konularında maalesef son sıralarda yer almaktadır.[xi] Bahsi geçen alanlar tam da bir mucidin icat yapması için gereken özelliklerdir. PISA sonuçlarında yüksek sıralarda bulunan ülkelerle Global Innovation Index sıralamasında en yüksekte bulunan ülkelerin aynı ülkeler olması şaşırtıcı değildir. Bu alanlarda diğer ülkelerden geride kalınmasının buluş kalitesine doğrudan etki edeceği aşikârdır. Bu düzelmeden teknolojik açıdan gelişmiş bir ülke olmak mümkün olmayacaktır.

Eğitim sistemimizin problemleri bu yazının konusunu aşar, zaten ben bu konuda uzman da değilim. Ancak bu yazıda eğitimden bahsetmemin sebebi, bazı şeyler çözülmeden ne yaparsak yapalım istediğimiz hedeflere ulaşamayacağımızı vurgulamak içindir. Su tesisatında tıkanıklığa neden olan sorunu çözmek yerine musluğu yenileyerek suyun daha gür akmasını bekleyemeyiz. Benim bu yazıda patent ile ilgili önerilerim ancak musluğu nasıl yenileyeceğimiz üzerine maalesef.

Elbette ülkemizde çok başarılı insanlar yetişiyor ama maalesef bunlar oransal olarak çok az ve çoğunlukla kişisel çabalarla başarı kazanabiliyorlar. Eğitim sistemi yetersiz olduğundan bu başarılar genele yayılıp bir bilgi ekosistemine dönüşemiyor. Yetişen başarılı insanlarımız da yeterli destek ve imkânı bulamadığı için yurtdışına gidiyor. Daha önce yayınladığım dünyada en çok patente sahip Türk mucitler listelerini inceleyenler fark etmiştir ki listelerdeki mucitlerin çok azı (%9) Türkiye’de çalışmaktadır.[xii] Dünyanın ileri gelen teknoloji ülkelerinden biri olmak istiyorsak varımızı yoğumuzu eğitime (okul öncesinden itibaren) adamaktan başka şansımız olmadığına inanıyorum. Çocuklarımızı eleştirel düşünme, iş birliği, zihinsel esneklik, inisiyatif alma, iletişim ve bilgiyi işleme becerilerini kazanacak şekilde eğitmeliyiz ki[xiii] farklı bakış açıları geliştirerek yeni icatlar ortaya koysunlar.

Patent Kalitesini Etkileyen Faktörler

Bir patentin kalitesini tespit etmeye yarayan bazı göstergeler şunlardır[xiv]:

  • Bibliyografik göstergeler: patentin yaşı, ileriye dönük atıflar, geriye dönük atıflar, patentin sınıfı, buluşçuları, başvuru sahipleri
  • Süreçle ilgili göstergeler: patent ailesi, diğer ülkelerdeki aile üyelerinin belge alıp almaması, ulusal ve uluslararası alanda patent alıp almaması, patente itiraz edilmiş olup olmaması, hızlandırılmış inceleme talep edilmiş olup olmaması
  • Patentin metni ile ilgili göstergeler: istem sayısı, istem kategorileri
  • Patent belirleyicileri: istemlerin buluş basamağı içerip içermemesi, istemlerin kapsamı, patentin etrafından dolaşılma zorluğu

Bir patentin değeri tespit edilirken ise, koruma değeri, transfer (devir) değeri ve stratejik değeri vb. göz önüne alınır. Değerleme maliyet, gelir veya pazar yaklaşımına göre yapılabilir.[xv]

Patent kalitesi, çeşitli vasıtalardan etkilenen karmaşık bir konudur. Bu vasıtalar üç ana kategoriye ayrılabilir: Mevzuat, mahkemeler ve patent alma süreci.

Mevzuat, patent sisteminde büyük değişiklikler yapma kabiliyetine sahip olduğu için bu vasıtaların en güçlüsüdür. Örneğin, bir ülkenin Meclisi neyin patent koruması için uygun olup olmadığını tanımlama ve Patent Temyiz Kurulu gibi kurumlar oluşturma yetkisine sahiptir.

Mahkemeler de yasayı yorumlamaktan ve patent sistemindeki belirsizliği etkileyebilecek kararlar almaktan sorumlu oldukları için patent kalitesinin şekillendirilmesinde önemli role sahiptir.

Patent alma süreci ise, patent başvurularının Patent Ofisi tarafından incelenmesinin yanı sıra patent uzmanları ve başvuru sahipleri için mevcut olan teşvikleri ve kaynakları da içerir. Bu kategorideki politika vasıtaları arasında Patent Ofisine kaynak tahsisi, patent uzmanlarının yasayı doğru bir şekilde uygulamaları için teşvikler ve patent araştırma sürecini iyileştirmek için yeni teknolojilerin kullanılması yer alabilir. Patent kalitesi için sıklıkla göz ardı edilen bir politika vasıtası ise patent ücretlerinin kullanılmasıdır. Uygun ücretler belirleyerek, başvuru sahiplerini daha yüksek kalitede bilgi sağlamaya teşvik etmek ve düşük kaliteli patent başvurularının yapılmasını caydırmak mümkün olabilir. Ancak günümüzde ülkeler daha çok başvuru yapma yarışına girdiği için, bunun tersine, başvuru yapmayı kolaylaştırmak ve daha ucuz hale getirmenin ve teşvik etmenin yollarını aramaktadır.

Genel olarak, patent kalitesinin iyileştirilmesi, mevcut çeşitli politika vasıtalarının dikkatli bir şekilde incelenmesini ve patent sisteminin karşılaştığı belirli zorlukları ele almak için hedeflenen stratejilerin geliştirilmesini gerektirir.[xvi]

Şimdi patent kalitesini etkileyen en önemli faktörleri detaylandıralım.

  1. Patent Ofisinin araştırma-inceleme ve değerlendirme kalitesi

Bir patent ofisinin temel görevi araştırma-inceleme sürecinin kaliteli ve sorunsuz bir şekilde işlemesini sağlamaktır. Başvuru sayısını arttırmak, ülkenin buluş yapma kapasitesini arttırmak bir patent ofisinin tek başına gerçekleştirebileceği hedefler değildir.

Bu nedenle, bu bölümde bir patent ofisinin temel görevi olan araştırma-inceleme sürecinin patent kalitesi üzerine etkileri irdelenecektir. Bir patent ofisinde kalite nasıl sağlanır, nasıl kaybedilir bunları canlı bir örnekle, Avrupa Patent Ofisi (EPO) üzerinden göstermeye çalışacağım.

Patent Ofisleri gerçekleştirilen buluşun kalitesine doğrudan etki edemese de verilen patent belgelerinin kalitesini belirleyebilir. Daha kaliteli araştırma/inceleme raporları düzenlenmesi verilen patent kalitesini doğrudan etkileyecektir. Bu aynı zamanda başvuru sahibinin buluşuyla ilgili doğru karar vermesine de yardımcı olacaktır.

Patent ofisinin yüksek kalitede iş yapması, Mahkemelere düşen iş yükünü azaltacak ve yargı sürecini de kısaltacaktır.

Son birkaç yıla kadar dünyanın en kaliteli raporlarını düzenleyen patent ofisleri sorulsa, pek çok paydaş neredeyse tereddütsüzce EPO’yu bu ofisler arasında gösterirdi. Ancak son yıllarda EPO’da rapor kalitelerinde ciddi düşüş olduğuna yönelik bulgular pek çok paydaş (EPO uzmanları, patent vekilleri ve başvuru sahipleri) tarafından sıklıkla dile getiriliyor. Buna rağmen EPO üst yönetiminin bütün bu itirazları reddettiği, ancak aksini ispatlayacak ya da kendilerini destekleyecek herhangi bir veri ya da argüman da ortaya koymadığı görülmektedir. EPO’nun her defasında en yüksek kalitede ürün ve hizmet sunduğunu iddia etmesine rağmen son yıllarda iç işleyişindeki değişikliklerin nedenlerini ve sonuçlarını tartışmaktan kaçındığı söyleniyor.[xvii] EPO, kullanıcı memnuniyeti anketlerinin hala olumlu olduğunu iddia etmeye devam ediyor (bu anketlerin ya cevabı zaten bilinen sorular olduğu ya da kişiye yanlış cevap verme seçeneği sunmayan sorular olduğu iddia ediliyor), ancak gerçek sorunlar asla cevaplanmıyor. EPO’nun verdiği cevaplarda, dile getirilen endişelere hiç değinilmezken bu problemler ele alınıyormuş gibi yapılıyor ve verilen cevaplar sorulan sorularla örtüşmüyor. Karşı tarafça dile getirilen hususu yanlış nitelendirmek ve böylece alakasız (ya da anlamsız) açıklamalar dile getirilen endişelere cevap veriyormuş gibi sunuluyor. Yine sunulan istatistiklerin detaylarına yer verilmediği için sağlıklı bir çıkarım yapılamıyor.[xviii] Örneğin patent belge verme hazırlığına ayrılan sürenin % 230 arttığı söyleniyor ama bunu destekleyen bir veri bulunmuyor.

Bazen ofisler verilere farklı kriterler uygulayarak istatistiklerin amaçlarına uygun şekilde yorumlanmasını sağlayabilmektedir ancak günümüzde artık patent sisteminin paydaşları ortaya konan verileri kendi bünyelerinde sağlıklı bir şekilde de değerlendiriyorlar. Tabi ki ofisin detaylı istatistikleri sunduğunu ve yıllık bir faaliyet raporu olduğunu varsayıyoruz.

Bunun yanı sıra alınan kararlarla ilgili şeffaflık da önemli bir etken. Eğer patent ofisi aldığı kararları kamuya açmazsa, kamuyu bilgilendirme görevini yeterince gerçekleştirmiş olamaz.

EPO’daki kalite düşüşü Türk patent vekillerinin de gözünden kaçmamış, özellikle EPO nezdinde başvuru yapan vekiller tarafından çeşitli mecralarda bu konudaki tedirginlik konuşulmaya başlanmıştır.[xix]

EPO’da son yıllardaki değişiklikleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz[xx]:

Bekleyen İş Yükünde Artış: EPO’da 2018-2022 arası dönemde, bekleyen patent başvurularında %7,54’lük bir artış olmuştur. İş yükünün artmasından dolayı daha fazla sayıda patent uzmanına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır.

Patent uzmanı sayısında azalma: EPO’da 2018-2022 arası dönemde patent uzmanlarının sayısı %7 oranında azalmıştır. Bekleyen başvurulardaki artışa rağmen, uzman sayısında düşüş olması inceleme kalitesinin sürdürülmesindeki potansiyel zorluklara işaret etmektedir.

Karar Verme Süresinde Azalma: EP başvuruları için karar verme süresi 2019’dan 2022’ye kadar yaklaşık %10 azaltılmıştır, bu da daha hızlı, belki de daha az kapsamlı bir inceleme sürecine işaret etmektedir. EPO istatistiklerinde bir başvurunun patent belgesi alma süresi başvuru tarihinden itibaren hesaplanmayıp süreç parçalara ayrılarak tanımlanmaktadır. Patent belge alma süresi inceleme talebinden patent verme kararına kadar geçen süre olarak tanımlanmaktadır. Böylece süreç daha kısa gösterilmektedir. Üstelik belge olmayan başvuruların süreleri bu istatistiğe dahil edilmemektedir. Oysa başvuru tarihinden patent verme kararı tarihine kadar olan sürenin son beş yıllık ortalaması 53,9 ay (4,5 yıl) olmaktadır. Bu sürenin son dört yılda 5,3 ay azaldığı görülmektedir.[xxi]

Azalan Bildirimler: Verilen EP patent başvurularının önemli bir kısmı (2022’de %48) hiç EPC m.94(3) Bildirimi almamıştır (olumlu raporla doğrudan patent kararı verilmiş). Bu da incelemenin derinliği hakkında soru işaretleri yaratmaktadır.

Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere patent belgelerinin %50’si doğrudan olumlu rapor düzenlenerek belge olmuştur. Patent başvurularının ortalama %68.2’sinin belge olduğu göz önüne alındığında, tüm başvuruların %34.1’ine herhangi bir bildirim yapılmaksızın doğrudan olumlu inceleme raporuyla patent verilmesi kararı alındığı görülmektedir.

Bir Kalite Göstergesi Olarak İtiraz Sonuçları: Başarılı itirazların yüksek oranı (%76), EPO tarafından verilen patentlerin birçoğunun belge sonrası itirazlara dayanamadığını ve itirazların sadece %24’ünde patentin verildiği gibi kaldığını göstermektedir.

Burada itiraz oranı çok yüksek görülse de, itiraz sayısının belge sayısına oranının 2021’de %2.45 olduğu göz önüne alındığında, %76’lık itiraz kabul oranı tüm belgelerin %1,86’sının o yıl hükümsüz kılındığını göstermektedir. Bu da yıllık yaklaşık 2000 patentin hükümsüz kılındığı anlamına gelmektedir.[xxii]

İtiraz süreci hem çok masraflı hem de uzun olduğu için itiraz sahipleri yalnızca gerçekten karşılığı alınacak durumlarda itirazda bulunuyorlar. İtiraz oranlarının oldukça düşük olmasının bir nedeni de buna bağlanabilir. İtirazın daha kolay yapılabilmesi durumunda daha fazla itiraz ve daha fazla hükümsüzlük söz konusu olabilir.

Bir şeyin daha verimli olması, her zaman daha iyi olduğu anlamına gelmez.

EPO, ‘kalite taahhüdü’nün üç temel dayanağı olduğunu ifade ediyor: yüksek eğitimli ve deneyimli uzmanların inceleme yapması, en yeni araştırma inceleme araçlarının kullanılması ve paydaşlardan geri bildirim toplamak için çeşitli yolların kullanılması. Ayrıca EPO Kasım 2023’ten bu yana artık İnceleme Bölümündeki üç uzmanın da başvuruların araştırma aşamasında sürekli olarak yer aldığını belirtmiştir.[xxiii] Ancak bunun nasıl yapılacağı ya da uzmanlara bunun için ekstra bir süre verilip verilmeyeceği belirsizdir.

EPO’nun ‘kalite taahhüdü’ aslında kaliteyi tanımlamıyor. Amacın ‘yüksek kaliteli patentler ve hizmetler’ sunmak olduğunu söylüyor ve EPO’nun bunu başarmak için izlediğini söylediği bir sürü önlemin ana hatlarını çiziyor. Bu konuda yanlış bir şey yok. Açıkçası havalı sözler iyi ve rahat hissettiriyor, ancak parmakların arasından kayıp gidiyor ve günlük uygulamada bunların ne anlama geldiğini gerçekten söyleyemiyor. “En üst düzeyde yasal kesinlik ve öngörülebilirliğin” nasıl sağlandığı detaylandırılmıyor.[xxiv]

EPO kalite göstergelerinde[xxv] veya EPO Patent Kalite Tüzüğündeki[xxvi] ortak temanın şunlar olduğu görülmektedir: verimlilik, zamanındalık ve üretkenlik. Bunların hepsi, iyi işleyen bir patent ofisinin başvuru sahipleri tarafından beklenebilecek, patent belge verme sürecinin şekli yönleri veya operasyonel mükemmellik yönleridir. Ancak bunlar içeriğe veya kapsamlı esasa yönelik araştırmalara veya incelemelere yönelik değildir.

Tüm tedbirler, hız ve zamanlılık da dahil olmak üzere iç süreçlerin ve bunların etkinliğinin iyileştirilmesine çok fazla odaklanmıştır. Bu durumun verilen patentlerin gerçek kalitesini arttırdığı söylenemez.[xxvii]  “Bütüncül Yaklaşım” (holistic approach) gibi anlamsız moda sözcükler kullanılarak sorunlar yanlış yansıtılmakta, performans değerlendirmesi ve kariyer ilerlemesi amacıyla gün/ürün bazında katı verimlilik hedeflerinin varlığı gizlenmektedir.[xxviii]

2023 tarihli EPO’daki bazı iç yazışmalarda Direktörler tarafından patentin açıklığının[xxix] esas bir öncelik olmadığının ve buluş basamağının derinlemesine incelenmesine gerek olmadığının ifade edildiğine dair gazete haberleri çıktı.[xxx] Bunun üzerine bazı EPO patent vekilleri bu konuda birtakım veriler topladı ve Ocak 2023 ve Mart 2023 tarihli iç yazışmaları ele geçirdiler. Direktörlerin uzmanlara gönderdiği bu e-postalarda özetle her şeyden önce en önemli şeyin üretim olduğu, kalite gibi karmaşık konulara çok girilmemesi öğütleniyor. Uzmanların ve direktörlerin maaşının doğrudan belirli bir üretim sayısına bağlı olduğuna yönelik imalarda bulunuluyor. Ancak bu, daha önce de EPO’dan istenmesine rağmen EPO’nun patent uzmanlarına yönelik teşvikleri yayınlamaması nedeniyle teyit edilememektedir. Yazışmalarda ayrıca uzmanların hedeflerinin günlük olarak geçen yıla ve hedeflere göre kıyaslanarak takip edildiği, takım liderlerine hedeflerinde geride kalanlara yönelik aksiyon alması için talimat verildiği vb. görülmektedir.[xxxi]

Bu e-postalar EPO Başkan Yardımcısı (VP1) ve COO’ya kopya olarak (cc) gönderilmiştir, dolayısıyla bu, gönderenlerin içeriklerinin üst yönetim tarafından tamamen desteklendiğinden emin olduklarını göstermektedir.[xxxii]

Peter Drucker’e göre “Bilgiye dayalı bir iş, elle yapılan (bedensel) işler gibi ölçülemediği için, bir bilgi çalışanına doğru işi yapıp yapmadığı ve ne kadar iyi yaptığı birkaç basit kelimeyle söylenemez.” Bir başka deyişle, bir patent uzmanının yaptığı işin kalitesini ölçmek için yalnızca sayısal araçlar yeterli olmayacaktır. Yıllık hedeflere, sayılara bu kadar odaklanmak kaliteyi göz ardı etmeye yol açmaktadır.

Bir EPO direktörü gönderdiği bir e-postada EPC’de kalite kontrol seçeneklerinin mükemmel olmayacağımızı bilerek tasarlandığı, bu nedenle garantili mükemmellikte ısrar eden bir patent uzmanının EPC ile uyumlu çalışmadığını ileri sürmektedir. EPC’nin hazırlık çalışmaları (Travaux Préparatoires) ise bunun tersini söylemektedir. ‘En yüksek garantileri’ sağlayacak şekilde kurulması amaçlanan bir sistemin özünün saptırıldığı anlaşılmaktadır. Ve bu durum sorumluluğun dağıtılmasının (Diffusion of responsibility) iyi bir örneğidir[xxxiii] (Bir kişinin, diğer görgü tanıkları veya şahitler varken eylem veya eylemsizlik için sorumluluk alma olasılığı daha düşüktür. Benim ne yaptığım gerçekten önemli değil; başkası nasıl olsa ilgilenir).

2022 EPO Kalite Raporundaki 800’den fazla dosya üzerinde yapılan istatistiklerde dosyaların %23,4’ünün hatalı karardan geri döndüğü görülmektedir.[xxxiv] Başvuruların dörtte birinde sorun olması ciddi bir problemi işaret etmektedir. Atılan e-postalardaki üretim hedefine nasıl ulaşılacağına dair uygulamalı tavsiyeler kalite açısından endişe vericidir çünkü EPO’nun en yüksek düzeyde yasal kesinlik ve öngörülebilirlik sağlama amacına aykırıdır. Bu tavsiyeler Kılavuz İlkeler (EPO Guidelines) ile de tutarsızdır.

Patent Bloglarında kalite ile ilgili yazılan makalelere yapılan yorumlardan birini buraya aynen aktarıyorum:

“Başkan bu yıl için bir “yayın hedefi” belirledi, yani bu yıl belirli sayıda patentin verilmesi bekleniyor. Bunun nereye varacağı merak konusu. Yönetim için en önemli rakam, normalde hedefin altında olan “üretim”. “Kalite” mi? Sık sık konuşuluyor, ancak bunun için harcanacak zaman yok. En iyi haliyle onay kutusu kültürü.””[xxxv]

Eski bir EPO uzmanı olduğunu belirten birine ait bir başka yorum ise şöyle:

“…EPO’nun “patent belge verme hazırlığına ayrılan süre % 100’den % 230’a çıktı” iddiası doğrudur, çünkü bugünlerde bir belge kararı vermek için çok sayıda form doldurmak ve tarifnamenin uyarlanmasını iki kez kontrol etmek (kolayca “kalitesi kontrol edilebilen” ancak işleyen bir zihne sahip olan herkesin hiçbir değeri olmadığını anladığı şeyler) ve karar üzerine – çoğunlukla cevap mektuplarınızdan kopyalanmış – inceleme bölümü üyelerinin okumak için sıfır zamanı olduğu uzun açıklamalar yazmak zorunda kalıyoruz. Ve daha şimdiden en tepeden “uzmanlar arasında işbirliği”nin zorunlu olacağına dair söylentiler duyuyoruz. Daha fazla toplantı, daha fazla kontrol, daha fazla form. Gerçekten araştırma yapmak, yenilik ve buluş basamağını değerlendirmek için daha da az zaman kalacak. Bilgisiz yöneticilerin tanrılaşması. Endişelenmeyin, EPO kalitesinin ne olursa olsun evrenin en iyisi olduğunu ve öyle kalacağını açık ve net bir şekilde göstermek için haklı sorularınıza yanıt olarak daha fazla işe yaramazlık katmanı getirilecek. Her şey bitti. EPO artık beceriksiz politikacılar tarafından yönetilen başka bir kurum. Battistelli kâbusunun başlangıcında sizi uyarmaya çalıştığımızda bize yardımcı olmalıydınız.”[xxxvi]

Yeni işe başlayan EPO uzmanları eskiden olduğu gibi artık daimi sözleşmeli alınmıyor ve devlet memuru gibi korunmuyorlar. Bunun yerine, EPO’nun onlara hala ihtiyaç duyması ve performanslarından memnun olması halinde yenilenebilir beş yıllık sözleşmeyle işe alınıyorlar. Burada asıl soru, performansın nasıl tanımlandığıdır. Dahası, birçok ulusal ofiste patent başvuruları, daimi memur olarak atanmış olmaları nedeniyle bağımsızlıkları güvence altına alınmış olan devlet memurları tarafından incelenmektedir. EPO ise “Genç Profesyoneller” ve ulusal ofislerden geçici görevlendirilen uzmanlardan yararlanarak yeni uzman almanın alternatiflerini buluyor ve sistemin giderek kar maksimizasyonu üzerine kurulduğu izlenimini kuvvetlendiriyor.

Yeni EPO uzmanının işe alınması[xxxvii]

EPC’nin 50. Yılında EPO “teknikte uzman kişi”yi görmezden mi geliyor?[xxxviii]

EPO Merkezi Personel Komitesi, üst yönetime 19.02.2024’te gönderdiği açık mektupta üretim hedeflerinin ve iş baskısının son on yılda durmaksızın arttığını, personelin Kuruma bağlılığının azaldığını, psikososyal risklerin yüksek oranda görüldüğünü ve patent kalitesi konusunda endüstriden gelen eleştirilerin arttığını belirtmiştir.[xxxix] Buna göre EPO yönetimi beş yıllık sözleşmeler, Genç Profesyoneller (Young Professionals) gibi istihdam mekanizmalarını personel üzerinde baskı yapmak amacıyla kullanarak araştırma-inceleme kalitesinin kaybedilmesine neden olmaktadır.

Açık mektupta EPO üst yönetiminden şunları yapması istenmektedir:

– Personel girdisini, gerçek mevcut iş kapasitesini ve çevresel ancak temel görevler (eğitim, toplantılar, sınıflandırma, vb…) için gereken zamanı dikkate alan baştan aşağı gerçek bir planlama uygulanmalıdır;

– Özellikle temel görevleri yerine getiren personel (patent uzmanları ve formalite uzmanları) alımı arttırılmalıdır;

– Sağlam ve gerçek bir kalite yönetimi (DQA) yeniden tesis edilmelidir;

– Kariyer ve performans yönetim sistemleri EPC ile uyumlu, yasal olarak sağlam patentler sunmayı şeffaf bir şekilde tanımak, teşvik etmek ve ödüllendirmek için gözden geçirilmelidir; ve

– Kurumun EPC’nin gerekliliklerini karşılayan yasal olarak sağlam patentler vermek olan görevi önceliklendirilmelidir.

Pek çok şirket kötü kalitedeki patentlere yatırım yapmak istemez. Zira patentler bir firmanın en değerli varlıklarıdır, yani entelektüel başarılarını korur ve yeniliklerinin temelini oluşturur. Bu nedenle, kötü patentlerle ilgilenmezler ve paralarını bu tür patentler için harcamak istemezler. Son beş yılda EPO’daki patent verme oranları yaklaşık %60’tan %70’in üzerine çıkarken, Temyiz Kurulları önündeki ret oranları da aynı dönemde artmıştır.[xl] EPO Temyiz Kurulu kararlarının yaklaşık %90’ı söz konusu patenti ya tamamen ya da kısmen hükümsüz kılmaktadır. Kararların çoğu, ilk aşamada (araştırma aşamasında) bulunabilecek ve bulunması gereken önceki tekniğe dayanmaktadır. Bu, kalitenin düştüğünün açık bir işaretidir. Patent uzmanlarının çalışma koşulları, bir patenti reddetmek yerine vermeyi teşvik etmektedir, çünkü bir ret daha fazla zaman ve çaba (gerekçe) ve nihayetinde sözlü bir görüşme (oral hearing) gerektirmektedir. Uzmanların normal görevleri dışındaki faaliyetlere katılması durumunda (eğitim, proje vb.) prensip olarak sayı hedeflerinin değişmediği de belirtilmektedir.[xli] Süreç verimliliği, zamanındalık ve üretkenlik üzerinde bu denli büyük bir baskı varken, patent uzmanlarının kapsamlı ve yüksek kalitede araştırma ve inceleme yapma şansı neredeyse hiç yoktur. Bu nedenle, uzmanlara sunulan teşviklerin ve çalışma koşullarının beklenen kaliteyi sunabilecekleri düzeye geri getirilmesi gerekir.[xlii]

Son yıllarda teknolojilerin karmaşıklaşmasıyla patent başvurularının hazırlanması da daha karmaşık hale geldi. Örneğin Siemens, 2011 yılına kıyasla patent başvurularının hazırlanması için yaklaşık %30-35 daha fazla zaman harcamaktadır. Öte yandan aynı zaman zarfında EPO’da patent uzmanlarının etkinliği ve verimliliği %50 oranında arttırılmış, üretimleri iki katına çıkmıştır. Bu da kendi adına konuşan bir uçurum yaratıyor: bir yanda taslak hazırlama, diğer yanda patentleri araştırma ve inceleme için yapılan zaman yatırımında bir dengesizlik var. Şirketler kendi inovasyonlarını korumaya odaklanmak yerine, Temyiz Kurulu kararlarının analizinin gösterdiği gibi, geçersiz olması gereken veya çok geniş olarak verilmiş çok sayıda patentin “Freedom to Operate” analizini yapmakla uğraşıyorlar.[xliii]

Siemens’in fikri mülkiyet baş danışmanı ve Industry Patent Quality Charter’ın (IPQC) kurucusu Beat Weibel’e kulak verelim:

“…Düşük kali̇te patentler zararlıdır. Bu konuda bir start-up şirketinden örnek verelim: Küçük bir ekipleri ve sadece iki patent vekilleri var ve sistemden gerçekten bıktıklarını çünkü uğraşmak zorunda oldukları alanda çok fazla düşük kaliteli, geçersiz patent olduğunu söylediler. Kendi inovasyonlarını korumaya odaklanmak yerine, Temyiz Kurulu kararlarının analizinin gösterdiği gibi, tüm enerjilerini geçersiz veya çok geniş olarak verilmiş çok sayıda patentin “Freedom to Operate” analizini yapmak için harcıyorlar. Bu durum büyük şirketler için de geçerlidir. Bir proje pekala yürütülmeyebilir çünkü alanın analizi binlerce patentten oluşan bir manzara gösterirse, o zaman yönetim şöyle düşünür: oraya gitmiyoruz çünkü orası zaten engellenmiş durumda. Ama bu patentlerin hepsi geçersizse, o zaman bu alana girmemek şirkete gerçekten zarar verir. Kısaca ifade etmek gerekirse, bazen EPO da dahil olmak üzere patent ofislerinin birçoğunun iş modellerinin en verimli şekilde mümkün olduğunca çok yıllık gelir yaratmak olduğunu düşündüklerini hissediyorum. Ancak bizim istediğimiz bu değil. Hem toplumun hem de endüstrinin geçerli ve uygulanabilir patentlere ihtiyacı var. İş modeli şu olmalıdır: mümkün olduğunca çok sayıda ve verimli bir şekilde nasıl patent verebiliriz değil, en iyi geçerli ve uygulanabilir (enforcable) patentleri nasıl meydana getirebiliriz.”[xliv]

EPO Çalışanları Birliği (SUEPO) de Şubat 2024’te kalite konusundaki çekincelerini açıklamış ve bu konudaki olumsuzlukların artarak devam ettiğini bildirmiştir.[xlv]

Ancak Mart 2024’te EPO Başkan yardımcısı patent kalitesine yönelik eleştirileri bir kez daha şiddetle reddetmiş ve EPO’nun “tek bir bakış açısı”nı ve “24 başvuru sahibinin ticari çıkarları”nı temsil ettiğine inandığı IPQC ile yapılan toplantılara son verme kararını savunmuştur.

EPO Başkanının 2022’de Noel konuşması sırasında “son zamanlarda kalitemizle ilgili bazı yorumlar yapıldığından” bahsederek, “kalitenin azınlığın hoşnutsuzluğu değil, çoğunluğun takdiri olduğunu” savunması kalite sistemine bakış açısını göstermesi açısından önemlidir.

2010’dan beri yönetimde olan son iki başkanın kaliteyi dosya tamamlama sayılarına indirgeyen yönetim anlayışlarının da etkisiyle EPO’nun patent süreçlerinde ciddi anlamda kalite düşüklüğü meydana geldiği görülmektedir.[xlvi] Bir patent ofisinin görevi daha çok belge verip daha çok yıllık ücret elde ederek daha çok para kazanmak değil, bir patentin gerçek değerinin getirdiği genel ekonomik canlanmayı sağlamaktır. Giderek politikleşen EPO üst yönetiminin yaptıklarının doğru olduğuna inanma eğiliminde oldukları, kalitede önemli bir düşüşün (kullanıcı huzursuzluğunda önemli bir artışla birlikte) bariz işaretlerini tespit edememelerinden anlaşılmaktadır. Bu, Yönetimin bir patent uzmanının işinin nelerden oluştuğu konusunda en ufak bir fikre sahip olmadığının bir kanıtı olarak gösterilmektedir. Çok sayıda kullanıcı şikâyeti çok sayıda kanıtla desteklenirken, bu şikâyetlere yalnızca kaçamak, sayılar ve yüzdelerle ilgisiz veya anlamsız yanıtlar verme stratejisi, kullanıcıları daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ancak EPO’nun hizmetleri popüler olmaya devam ettiği sürece, EPO yönetiminin farklı bir şey yapmak için herhangi bir teşviki olduğunu görmek zordur.[xlvii] Zira başvuru sahipleri ve patent vekilleri EPO’ya karşı tutum almaktan çekiniyor da olabilirler. Ya da bazıları için sistemin kalitesizliği ya da başvuru sayılarının fazlalığı onların işlerine geliyor olabilir. Ancak tüm paydaşlar patent ekosisteminin sağlıklı işlemesi için çabalamalıdır. Aksi halde günübirlik kazanç için üreme dönemi olup olmadığına bakmaksızın avlanan balıkçıların bir süre sonra avlayacak balık bulamaması gibi mucitlerin patent alma isteğini yok edebilirler.

EPO’nun son yıllarda yaşadıklarından kuşkusuz diğer patent ofislerinin çıkaracağı çok dersler vardır.

IPQC Patent Kalitesini Artırmaya Yönelik Önlemleri şöyle özetlemektedir:[xlviii]

1- EPO’nun süreçleri, süreleri ve hedefleri şu şekilde olmalıdır:

  • Araştırma stratejisinin şeffaflığı da dahil olmak üzere eksiksiz ve kapsamlı araştırma yapılmalıdır.
  • Eksiksiz ve kapsamlı inceleme yapılmalıdır.
  • Açıklık sorunları erken ve sağlam bir şekilde ele alınmalıdır.
  • İtiraz Daireleri ve Temyiz Kurullarının kararları arasındaki tutarlılığın artırılması sağlanmalıdır.
  • İnceleme birimleri yeniden hayata geçirilmelidir.

2- EPO’daki çalışma koşulları şu şekilde olmalıdır:

  • Uzmanların deneyimi ve dil becerileri takdir edilmeli, onlara daha iyi şartlar sağlanmalıdır.
  • Uzmanların Kurumda kalma motivasyonu kazanmasına öncelik verilmelidir.
  • Uzmanların eğitimi teknolojik gelişmelere ayak uyduracak şekilde ve Endüstri ile ortaklaşa yapılmalıdır.
  • Yeni uzmanların etkin bir şekilde işe alınması ve onlara mentorluk yapılması sağlanmalıdır.

3- Kullanıcı Geri Bildirim sistemi etkili hale getirilmelidir.

Sadece geçerli ve uygulanabilir (enforcable) patentlerin inovasyonu teşvik etme amacını yerine getirebileceği unutulmamalıdır.

IPQC’nin Eylül 2022’de yazdıklarından devam edelim:

“Yüksek geçerlilik şansına sahip patentlerin verilmesi, patent davalarında tutarlı, öngörülebilir ve verimli mahkeme kararları patent sisteminin iyi işlemesi için çok önemlidir. Başvuru sahibinin başvuru taslağını hazırlamasından EPO da dahil olmak üzere patent ofislerinin kapsamlı incelemesine kadar patentleme sürecinin sonucu, güvenilir geçerliliğe sahip patentler olmalıdır. Bunun olmaması halinde ciddi sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, ikiye bölünmüş Alman patent mahkemesi sistemi, bir yandan BPatG’nin yavaş kararları ve diğer yandan Hukuk Mahkemelerinin ihlal kararlarının göreceli hızından kaynaklanan “ihtiyati tedbir boşluğu” yaratmaktadır. Bu boşluk, endüstri için önemli bir belirsizlik ve çarpık sonuçların yanı sıra patent sisteminin kullanıcıları ve gözlemcileri arasında eleştiri yaratmaktadır. Patentler, belge verildiği andan itibaren daha güvenilir bir şekilde prima facie geçerli kabul edilebilirse bu belirsizlik önemli ölçüde azalacaktır.

Bununla birlikte, durumu iyileştirme yükü, örneğin inceleme ve dava süreçlerini iyileştirerek ve mahkemeler için gerekli kaynakları sağlamak sadece yetkililerin üzerinde değildir. Sistemin kullanıcıları da fikri hak üretimi ve portföy yönetimlerini nicelikten ziyade patent kalitesine odaklayarak patent sisteminin verimliliğine ve şeffaflığına katkıda bulunmalıdır.”

2. Verilen Teşvikler ve Alınan Ücretler

Bir ülkede teşvik veya vergi indirimi sağlayarak patent başvurularını arttırmak mümkündür. Ancak, başvuru yapmaktaki gerçek motivasyon katma değer getirecek buluş yapma isteği olmadıkça o ülkede patent sisteminin başarıya ulaştığı söylenemez. Bu bakımdan bir ülkede kaliteli bir patent sisteminin oluşması için başvuru sahiplerinin de patent kalitesinin artması yönünde talebi olmalıdır. Salt istatistik arttırmak, teşvik elde etmek ya da başkalarını engellemek tek strateji olursa başvuru sahipleri kaliteli bir sisteme ihtiyaç da duymazlar.

IPQC’ye üye şirketler aşağıdaki Sanayi Patent Kalite Tüzüğüne gönüllü olarak bağlı kalacaklarını beyan etmiştir.[xlix] Kaliteli bir patent sisteminin oluşması için, bu hususların patent başvurusu yapan firmaların da düsturu olmasında fayda vardır:

  • Patent kalitesi fikri mülkiyet sisteminin sağlığı açısından çok önemli bir unsurdur. Çok sayıda patent başvurusu yapmak ne maliyet etkindir ne de birincil hedeftir.
  • Patent başvurularımızda, şirketimizin ve müşterilerimizin ürün ve hizmetlerini geliştirmek için sürekli değer katan buluşlara odaklanılmalıdır.
  • Patent başvuru istatistiklerinde üst sıralarda yer almak firmaların önceliği olmamalıdır.
  • Firmalar patent portföylerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve mevcut patentlerin sayısını işlerini desteklemek için gereken sayıya uyarlamalı, böylece sınai mülkiyet sisteminde başkaları için de yer açmalıdır.
  • Yanıltıcı veya tutarsız ifadelerden kaçınarak, iyi tanımlanmış bir koruma kapsamı ile açıkça yazılmış, belirsizlik içermeyen patentler için çabalayarak kamu için doğru bilgi sağlanmalıdır.

Teşvikler, vergi indirimleri patent başvuru sayılarını arttırmada önemli enstrümanlardır. Ancak bunlar bir bakıma kamunun kaynakları olduğu için verimsiz harcanmamalıdır. Körü körüne niceliksel göstergelerin peşinden gitmek ciddi anlamda işletmelerin yenilikçiliğini engeller, kamu kaynaklarını israf eder ve patent sistemini zayıflatır. Teşvik verilmemelidir demiyorum, elbette verilebilir ancak sırf başvuru sayısını arttırmak amacıyla teşvik verildiğinde, bir süre sonra görülüyor ki buluşların yarısından fazlası ya daha ilk yıllık ücretini yatırmadığı için geçersiz sayılmış ya da terk edilmiş oluyor.[l] Bundan da anlaşılıyor ki çoğu başvuru sahibi buluşunun teknik yönüyle ilgili bir gelir beklentisi olmadan sadece başvuru yapmak için başvuru yapıyor. Bu bakımdan teşvik verilecek buluşlar iyi seçilmelidir. Eşitlik olsun diye her buluşa teşvik verilmesi zaman içinde buluş kalitesinin düşmesine neden olmaktadır.

Sınırsız bir teşvik sistemi kurmuş olduğumuzu farz edelim. Varsayalım ki her başvuru sahibine karşılıksız ve sınırsız destek verilsin ve böylece her başvuru sahibi hiç para harcamadan ABD, Japonya ve EPO’ya başvuru yapma fırsatı bulsun. Böylece amacımız triadik patent sayımızı arttırmak olsun. Eğer buluş kalitesinde bir artış olmaksızın sırf bu tür bir destekle yola çıkarsak başvurularımızın çoğunun ilgili ofislerde patent alamaması söz konusu olacaktır, ya da çok dar bir koruma ile alınan patent, girilen ülkelerde hiçbir ticari getiri sağlamayacaktır. Bu bakımdan triadik patent sayımızı arttırmak için en önemli hedefimiz buluş kalitesinin artması olmalıdır.

Görüldüğü üzere, sadece başvuru aşamasındaki teşvikler değil, belge alındıktan sonra verilecek teşvikler de zamanla sırf patent alabilmek için çok dar bir koruma kapsamı ile neredeyse değersiz patentler elde etmeye yol açabilmektedir.

Teşvik sistemini doğru bir şekilde kullanarak başarıya ulaşmış ülkeler arasından patent ekosistemi bize yakın olanlar incelenerek onlardan örnek alabiliriz.

Patent kalitesini arttırmada kullanılan enstrümanlardan biri de patent ofisinin yaptığı işlemler karşılığında aldığı ücretlerdir (araştırma, inceleme rapor ücretleri, başvuru ücreti, yıllık ücretler vb.). Bu ücretlerin yüksek olması durumunda başvuru sahipleri daha az başvuru yapma eğiliminde olmakta ve yalnızca geri dönüşü en iyi olacağını düşündükleri buluşlar için başvuru yapmaktadır. Bu da bir bakıma başvuru sahiplerini dolaylı olarak patentlerle ilgili kendi kalite kontrollerini yapmaya teşvik etmektedir. Verilen teşvik ve indirimlerle patent ücretlerinin çok düşürülmesi ise tersi bir etki yapmaktadır.[li]

3. Mahkemelerin değerlendirme kalitesi

Bir ülkede patentlerin kalitesini Mahkemeler de etkiler. İyi çalışan bir yargı sistemi hem patent hakkının korunmasını garanti altına alır hem de haksız verilmiş patentlerin hükümsüzlüğünü sağlayarak sistemi korur. Ülkemizde patentle ilgili yargı sürecinde de çeşitli sorunlar bulunmaktadır ancak bu yazıda detaya girilmeyecek olup, değerlendirmeyi ilgililere bırakıyorum.

Sonsöz

Nicelik mi, nitelik mi daha önemlidir? Bulunduğunuz duruma göre cevap değişebilir, ancak bir patent ofisi için nitelik her zaman ön planda olmalıdır. Zira sağlıklı işleyen bir patent sistemi için tutarlı ve öngörülebilir patent sürecinin önemi büyüktür.

Daha kısa sürede yanlış bir cevap mı almak istersiniz, daha uzun sürede doğru bir cevap mı?

Bir işin hızlı bitirilmiş olması o işin iyi yapıldığını garanti etmez. Elbette herkes işinin hızlı bitirilmesini ister ama iş düzgün yapılmamışsa, hızlı olmasının bir anlamı kalmaz.

Bir kütüphanede çalışan ve kitapları raflara yerleştirmekle görevli birini düşünelim. Görevlinin kullanıcıların iade ettiği kitapları ve yeni alınan kitapları işini daha çabuk bitirmek için sınıflandırma kodlarını dikkate almaksızın rasgele raflara dizdiğini farz edelim. İşini gerçekten çok hızlı yapıyor ama yapması gerektiği gibi değil. Üstelik yarattığı kaosu düzeltmesi çok daha fazla zaman ve çaba gerektirecek. Aradığınız kitap bambaşka bir yerde olabilir ve onu bulmanız için belki bütün rafları kontrol etmeniz gerekecek.

Patent araştırma inceleme işlemleri de buna benzer. Üstelik yapılan hatalar/eksiklikler bazen yıllar sonra ortaya çıktığı için, durumun vahametini zamanla sistem çökme noktasına geldiğinde ancak anlayabilirsiniz.

Patent sürecini kısaltmaya çalıştıkça, iş yükünün katlanarak arttığını görüyoruz. Diğer parametrelerden arındırılmış basit bir örnek verelim. Bir ofiste ayda 1000 araştırma raporu, 1000 tane de inceleme raporu düzenlendiğini varsayalım. Bir başka deyişle aylık iş yapma kapasitesi 2000 rapor olsun. Bekleyen iş yükünü azaltmak adına araştırma yapma hızını iki katına çıkardığımızı farz edelim. 2000 araştırma raporu, kısa sürede 2000 inceleme talebi üretecektir. İş yükü birikimine engel olmak için 1000 olan inceleme raporu kapasitesini de iki katına çıkarmamız gerekeceğinden inceleme hızını da arttırmak zorunda kalacağız. Ve sonuçta bu bir kısır döngüye dönüşecektir. İşleri hızlandırmaya çalıştıkça itirazlar da artacak, genele bakıldığında süreç eskisinden bile daha uzun ve meşakkatli olacaktır.

Buradaki “işleri hızlandırma” aslında tam anlamıyla bir yanılgıdır. Zira aslında olan “yapılması gereken işin daha sonraya ertelenmesi”dir. Uzman araştırma aşamasında hızlı bir araştırma yaparak, normalde bulabileceği öldürücü dokümanı bulamamakta, bu sayede başvuru belge olmakta, sonra belgeye itiraz eden üçüncü kişiler uzmanın aslında bulması gereken dokümanı itiraz aşamasında sunmakta ve bu aşamada itiraz birimi kendisine aslında hiç gelmeyebilecek olan bir işi, uzmanın ilk başta yapması gerekeni, yapmak zorunda kalmaktadır. Sürecin geneline bakıldığında, değil işlerin hızlanması, aslında yavaşladığı ve belirsizleştiği anlaşılmaktadır.

Ne zaman patent kalitesinin artması için kaliteli bir araştırma-inceleme sürecine ihtiyaç olduğu söylense hemen kalite ve hız arasında bir denge olması ve sürecin uzamasının da sisteme zararı olacağı ileri sürülür. Bu bakış açısı yanlış değildir ancak kalitesizliği savunanlar tarafından şiddetle ve bağlamından koparılarak savunulduğunda geçerliliğini yitirmektedir. Zira süreyi azaltmanın tek yolu kaliteyi düşürmek değildir. Patent ofisleri kâr amacı gütmeyen (en azından birincil amacı bu olmayan) devlet kurumları olduğu için daha iyi şartlarda daha çok uzman istihdam etmelerinin önünde bir engel yoktur, kârlarından zarar etmek onları iflasa sürüklemeyecektir. Aksine kamuya hizmeti daha iyi hale getirecektir.

Kalitenin arttırılması ve buna bağlı oluşacak iş yükünün azaltılması için uzman sayısını arttırmak ve uzmanların daha iyi şartlarda çalışmasını sağlamak en geçerli çözüm olarak görülmektedir. Gelişen yapay zeka araçlarının uzmanların yaptığı işleri kolaylaştırmada kullanılması da önemlidir.

Uzmanların yaptığı işe yönelik kontrol mekanizmasının iyi işlemesi her alanda olduğu gibi patent sisteminde de çok önemlidir. Nasıl ki trafik kurallarına uyulup uyulmadığı kontrol edilmezse kazalar artar ve trafik bir keşmekeşe dönüşürse, patent sisteminde de kontrol mekanizması iyi işlemediğinde kalitesiz patentler sistemi felç eder.

Patent bilinci oluşmaya başlayan ülkemizde sıra artık daha değerli patentler üretmeye gelmiştir. Bunun nasıl yapılacağı ise üzerinde ciddi kafa yorulmasını ve detaylı plan yapılmasını gerektirir. Temel eğitimin iyileştirilmesi ve topyekûn inovasyon seferberliği ile bir teknoloji ülkesi olma şansını yakalayabiliriz.

Gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda, bir inovasyon toplumu olabilmemiz için şu anki patent başvuru sayısından 4-5 kat fazla başvurumuz olması gerektiğini görüyoruz. Ancak şu an sadece başvuru sayısına odaklanırsak patent sistemini işlemez hale getirebiliriz. Son yıllarda artan başvuru sayıları, kanun değişikliğinin getirdiği faydalı modele araştırma raporu düzenleme yükü, PCT uluslararası araştırma otoritesi olmanın getirdiği sorumluluklarla birleşince ciddi iş yükü birikimi oldu. Bu birikimin daha da artması sistemin işlemez hale gelmesine neden olabilir.

Japon Patent Ofisi’nin (JPO) eski üst düzey yöneticilerinden biriyle yaptığım bir görüşmede, geçmişte bir noktada patent başvuru sayılarının gereğinden fazla sayıya ulaştığını ve sağlıklı bir şekilde yönetilebilir olmaktan çıktığını söylemişti. Patent sürecinin sonucunu almak için yıllarca beklenmesi gerektiği durumdan piyasanın ve sistemin olumsuz etkilenmemesi adına inisiyatif alarak Japonya’nın en büyük patent başvuru sahiplerini kuruma davet etmişler ve onlardan birincil amaçlarının çok başvuru yapmak değil, değer katan buluşlara öncelik vermek olmasını istemişler. Bu çağrı karşılık bulmuş olacak ki son döneme bakıldığında diğer büyük ofislere oranla en az artışın JPO’da olduğu (hatta başvuru sayılarının azaldığı) görülmektedir.[lii]

Kalite sistemi deyince akla ilk gelen ülke genellikle Japonya olur. Pek çok alanda Japonların geliştirdiği kalite sistemleri dünyada yaygın bir şekilde kullanılır. Patent alanında da Japon patent kalite standartları yüksektir ve örnek alınacak pek çok uygulamaları vardır. WIPO’da PCT’nin kalite kontrolden sorumlu biriminin neredeyse tümüyle Japonlardan oluşması da tesadüf değildir. Bu bakımdan patent kalitesi üzerine bir yazı yazıp da Japon Patent Ofisi’nden bahsetmemek doğru olmazdı, ancak zaten uzun olan yazıyı okunamaz hale getirmemek için JPO’yu bir başka yazıda incelemekte fayda var.

Buluş kalitesinin arttırılması ise tek başına Patent Ofislerinin elinde olmayıp, ancak tüm paydaşların ortaklaşa çalışmasıyla gerçekleşebilir. Bu da bir ekosistemin varlığını gerektirir.

Her şeyi kısa yoldan ve kısa sürede yapmayı istiyoruz, önümüze çok güzel hedefler koyuyoruz, ancak kervanı yolda düzmeye çalışıyoruz. Detaylı planlama yapmadan, altyapı oluşturmadan yapılan işlerin devamı gelmiyor. İsterseniz ciddi yatırım yaparak dünyanın en iyi musluğunu üretin, musluğu takacağınız tesisatın altyapısı planlanmamışsa, tesisatı yapacak ustalarınız yoksa, musluğunuz istediğiniz kadar iyi olsun, evinize suyu ulaştıramazsınız. Yapılan iş, harcanan emek amacına ulaşmamış olur.

Mustafa Güney ÇALIŞKAN

Eylül 2024

guneycaliskan@gmail.com


[i] Cumhuriyetin 100. Yılında 100 Türk Patenti, https://iprgezgini.org/2023/10/27/cumhuriyetin-100-yilinda-100-turk-patenti/

[ii] Triadik Türk Patentleri, https://iprgezgini.org/2024/01/30/triadik-turk-patentleri/

[iii] Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Mucitler, https://iprgezgini.org/2024/01/10/dunya-capinda-en-cok-patente-sahip-turk-mucitler/

[iv] Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Kadın Mucitler, https://iprgezgini.org/2024/03/08/dunya-capinda-en-cok-patente-sahip-turk-kadin-mucitler/

[v] U.S. universities top latest worldwide patent count, ShareAmerica, Jul 10, 2019, https://share.america.gov/u-s-universities-top-latest-worldwide-patent-count/

[vi] Interview with Beat Weibel on Patent Quality and the Industry Patent Quality Charter, Jean-Claude Alexandre Ho, LL.M., 10 Ocak 2023, https://www.linkedin.com/pulse/interview-beat-weibel-patent-quality-industry-charter-jean-claude/

[vii] Understanding Patent Value and Patent Quality, Ocean Tomo, Dr. Alan Marco, 20 Aralık 2022, https://www.linkedin.com/pulse/understanding-patent-value-quality-ocean-tomo/

[viii] Triadik Türk Patentleri, https://iprgezgini.org/2024/01/30/triadik-turk-patentleri/

[ix] Triadic patent families, https://data.oecd.org/rd/triadic-patent-families.htm

[x] PISA Nedir?, https://pisa.meb.gov.tr/www/pisa-nedir/icerik/4

[xi] OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) Testleri: Zorunlu Eğitimini Tamamlamış Öğrencilerin Değerlendirilmesinde Yeni Ufuklar, Yavuz Kül, https://www.mfa.gov.tr/oecd-uluslararasi-ogrenci-degerlendirme-programi-_pisa_-testleri_-zorunlu-egitimini-tamamlamis-ogrencilerin-degerlendirilmesinde-yeni-ufuklar-.tr.mfa#:~:text=PISA%20Testleri’nin%20ilki%202000,alanlar%C4%B1ndaki%20bilgi%20ve%20yeteneklerini%20%C3%B6l%C3%A7m%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr.

[xii] Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Mucitler,

https://iprgezgini.org/2024/01/10/dunya-capinda-en-cok-patente-sahip-turk-mucitler/ ;

Dünya Çapında En Çok Patente Sahip Türk Kadın Mucitler,

[xiii] Selçuk Şirin, Twitter, 10.05.2024, https://twitter.com/SelcukRSirin/status/1788920328183251048

[xiv] Value And Quality Based Patent Portfolio Management, Dieter F. Reinhardt, Alexander J. Wurzer, les Nouvelles – December 2006, s.267-268.

[xv] Value And Quality Based Patent Portfolio Management, Dieter F. Reinhardt, Alexander J. Wurzer, les Nouvelles – December 2006, s.272.

[xvi] Insights on Patent Damages, Policy Levers that Impact Patent Quality, and Intellectual Property Valuation and Strategic Planning, Ocean Tomo, 5 Nisan 2023, https://www.linkedin.com/pulse/insights-patent-damages-policy-levers-impact-quality-intellectual/

[xvii] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xviii] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, comments section, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xix] https://www.linkedin.com/posts/do%C3%A7-dr-senem-kayahan-b2172b28_open-letter-to-chairman-of-epo-ac-activity-7172113403677814784-e2MA ;

[xx] Patent Quality and Examination Efficiency at the EPO: An Objective Analysis by ipQuants AG, Tony Afram, Gianluca Tarasconi and Vasileios Vasileiadis, December 2023, ipQuants AG, chaffhausen, Switzerland, s.1.

[xxi] Patent Quality and Examination Efficiency at the EPO: An Objective Analysis by ipQuants AG, Tony Afram, Gianluca Tarasconi and Vasileios Vasileiadis, December 2023, ipQuants AG, chaffhausen, Switzerland, s.9.

[xxii] Patent Quality and Examination Efficiency at the EPO: An Objective Analysis by ipQuants AG, Tony Afram, Gianluca Tarasconi and Vasileios Vasileiadis, December 2023, ipQuants AG, chaffhausen, Switzerland, s.12, 13, 15.

[xxiii] C96 Pre-Council Seminar on Patent Quality in Europe, November 14, 2023, https://patentepi.org/en/epi/news/954cedaf-1eca-4285-b15c-05ff00a61dfd

[xxiv] Productivity vs Quality at the EPO: A rare glimpse behind the curtain that’s worrying, JULY 26, 2023 BY MARTIN WILMING, https://www.patentlitigation.ch/productivity-vs-quality-at-the-epo-a-rare-glimpse-behind-the-curtain-thats-worrying/

[xxv] Quality indicators, https://www.epo.org/about-us/annual-reports-statistics/statistics/2020/statistics/quality-indicators.html

[xxvi] Patent Quality Charter, https://www.epo.org/en/about-us/services-and-activities/quality/charter

[xxvii] Beat Weibel: Low quality patents harm European Industry“,Kluwer Patent Blog, 24-11-2023

[xxviii] Central Staff Committee, Open Letter, Annex 3, 19.02.2024, https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7166799488987168768/

[xxix] “İstemlerin açıklığı, koruma talep edilen konuyu tanımlama işlevleri açısından son derece önemlidir.” Bkz: EPO Guidelines, F-IV, 4.1, https://www.epo.org/en/legal/guidelines-epc/2023/f_iv_4_1.html

[xxx] Kritik am Europäischen Patentamt, Patente ohne Wert?, 26.05.2023, https://www.stuttgarter-zeitung.de/inhalt.kritik-am-europaeischen-patentamt-patente-ohne-wert.ea1e33fe-74a8-42dd-a623-bd31404c8646.html

[xxxi] Productivity vs Quality at the EPO: A rare glimpse behind the curtain that’s worrying, JULY 26, 2023 BY MARTIN WILMING, https://www.patentlitigation.ch/productivity-vs-quality-at-the-epo-a-rare-glimpse-behind-the-curtain-thats-worrying/

[xxxii] Central Staff Committee, Open Letter, Annex 3, 19.02.2024, https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7166799488987168768/

[xxxiii] Productivity vs Quality at the EPO: A rare glimpse behind the curtain that’s worrying, JULY 26, 2023 BY MARTIN WILMING, https://www.patentlitigation.ch/productivity-vs-quality-at-the-epo-a-rare-glimpse-behind-the-curtain-thats-worrying/

[xxxiv] EPO Quality Report 2022, Grant audit results 2021 and 2022, p. 46.

[xxxv] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, comments section, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xxxvi] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, comments section, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xxxvii] Techrights, https://techrights.org/n/2024/02/27/Meme_Onboarding_New_EPO_Staff.shtml

[xxxviii] EPO Merkezi Personel Komitesi’nin açık mektubunda kullandığı bu ifade bir ironiyi ortaya koyuyor. EPO üst yönetiminin patent kalitesi konusunda “teknikte uzman kişi” olan EPO uzmanlarını dinlemediğine atıf yapılıyor.

[xxxix] Central Staff Committee, Open Letter, 19.02.2024, https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7166799488987168768/

[xl] Interview with Beat Weibel on Patent Quality and the Industry Patent Quality Charter, Jean-Claude Alexandre Ho, LL.M., 10 Ocak 2023, https://www.linkedin.com/pulse/interview-beat-weibel-patent-quality-industry-charter-jean-claude/

[xli] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xlii] Interview with Beat Weibel on Patent Quality and the Industry Patent Quality Charter, Jean-Claude Alexandre Ho, LL.M., 10 Ocak 2023, https://www.linkedin.com/pulse/interview-beat-weibel-patent-quality-industry-charter-jean-claude/

[xliii] Beat Weibel: Low quality patents harm European industry, Kluwer Patent blogger, November 24, 2023, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/11/24/beat-weibel-low-quality-patents-harm-european-industry/

[xliv] Beat Weibel: Low quality patents harm European industry, Kluwer Patent blogger, November 24, 2023, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/11/24/beat-weibel-low-quality-patents-harm-european-industry/

[xlv] Europäisches Patentamt verweigert sich, Thomas Magenheim-Hörmann, 12.02.2024, https://www.fr.de/hintergrund/europaeisches-patentamt-verweigert-sich-92828317.html

[xlvi] Son yıllarda EPO personeline yönelik yapılan hak ihlalleri ile ilgili çok sayıda şikayet söz konusu olmuş, hatta ILO’nun kararıyla EPO Yönetimi uygulamalarında haksız bulunmuştur. İlgilenenler için birkaç yazıyı buraya ekliyorum:

ILOAT sees more violations of staff rights at European Patent Office, https://patentblog.kluweriplaw.com/2022/07/09/iloat-sees-more-violations-of-staff-rights-at-european-patent-office/

SUEPO report 2022: EPO management keeps ignoring staff in major reforms, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/11/10/suepo-report-2022-epo-management-keeps-ignoring-staff-in-major-reforms/

The EPO Breaks Silence: “No, we are not violating fundamental human rights”, https://ipkitten.blogspot.com/2015/03/the-epo-breaks-silence-to-say-no-epo-is.html?m=0

The EPO staff union is doing its members no favours and is letting the office’s management off the hook, https://www.iam-media.com/article/the-epo-staff-union-doing-its-members-no-favours-and-letting-the-offices-management-the-hook

[xlvii] Deteriorating patent quality: EPO under fire, management is not impressed, Kluwer Patent blogger, July 5, 2023, comments section, https://patentblog.kluweriplaw.com/2023/07/05/deteriorating-patent-quality-epo-under-fire-management-is-not-impressed/

[xlviii] Industry Patent Quality Charter, 2023-11-06

[xlix] Industry Patent Quality Charter, September 2022, https://www.documentcloud.org/documents/23882680-ipqc

[l] World Intellectual Property Indicators 2023, Grafik A46, Distribution of patent examination outcomes for selected offices, 2022, s.48, https://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo-pub-941-2023-en-world-intellectual-property-indicators-2023.pdf

[li] Ülkelere ait patent yıllık ücretlerini karşılaştırmak için bkz.: The Ultimate Guide to Patent Renewal Fees, https://www.patentrenewal.com/renewal-fees

[lii] IP5 Statistics Report 2022 Edition, https://link.epo.org/ip5/statistics2022, sayfa 41.