Ay: Aralık 2023

DR. THALER’A KÖTÜ HABER: BİRLEŞİK KRALLIK TEMYİZ MAHKEMESİ DABUS DAVASINDA YAPAY ZEKANIN BULUŞÇU OLAMAYACAĞI VE BULUŞÇUNUN GERÇEK KİŞİ OLMASI GEREKTİĞİ YÖNÜNDE SON NOKTAYI KOYDU


Davanın Öncesi ve İlk Derece Aşamaları:

Dr. Stephen Thaler (“Dr. Thaler”) tarafından icat edilen ve geliştirilen Dabus adlı yapay zeka sisteminin, buluş sahibi olup olmayacağına ilişkin Birleşik Krallık ilk derece ve yüksek mahkemelerinin kararına en son 21 Kasım 2021’de burada değinmiştik. https://iprgezgini.org/2021/11/17/birlesik-krallik-yuksek-mahkemesinden-dabus-karari-yapay-zeka-bulus-sahibi-olarak-kabul-edilemez/

Yaklaşık iki sene sonra, bu defa, Birleşik Krallık temyiz mahkemesinin (“Temyiz Mahkemesi”) aynı yöndeki kararına değineceğiz. Zira 20 Aralık 2023 günü Temyiz Mahkemesi kararı da yayınlanmış olup, karar yine Dr. Thaler için kötü haberler içeriyor.

Geçmişe gidip, hatırlamak gerekirse şöyle özetleyebiliriz:

Dabus, kapsamındaki iki ayrı nöral ağ sayesinde insan müdahalesi olmadan yeni fikirler üretebilmekte ve de bu fikirleri geliştirebilen bir yapay zekâ sistemidir.  Bu nöral ağlar aracılığıyla Dabus iki önemli buluşun geliştirilmesini sağlamıştır. Bunlardan ilki, mevcut örneklerine kıyasen daha kolay taşınabilir ve de ısı koruması açısından daha verimli olan “Fraktal Konteyner” isimli yemek saklama kabıdır. Diğeri ise “Neural Flame” isimli acil durum uyarı ışığıdır.

Dr. Thaler, bahsi geçen buluşların patent korumasından yararlanması için Avrupa Patent Ofisi de dâhil olmak üzere birçok yetkili otorite nezdinde, buluş sahibi olarak Dabus adlı yapay zekâ sistemini göstererek başvurularda bulunmuştur.  Bu başvuruların yapıldığı ülkeler arasında Birleşik Krallık da vardır ve karar konu patent başvuruları Ekim ve Kasım 2018’de GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaraları altında yapılmıştır.

Patent başvuruları kapsamında buluş sahibi olarak Dabus’un gösterilmiş olması birçok tartışmaya yol açmıştır; ancak 21 Eylül 2021 tarihinde Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, bu tartışmaların gidişatına yön veren kararına imza atmış ve de yapay zekânın buluş sahibi olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme tarafından oy çokluğu ile verilen 21 Eylül 2021 tarihli karar uyarınca, bir yapay zekâ sisteminin buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesinin bahsi geçen kararı onanmıştır.

 “Patent başvurusunda belirtilen buluş sahibinin bir yapay zeka olduğu durumlarda, Şekli İnceleme Denetçisi buluş sahibi bilgisinin değiştirilmesini talep etmelidir. Bir yapay zekanın buluş sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir çünkü bu, yasaların gerektirdiği gerçek bir kişiyi karşılamaz. Bu koşulun sağlanmamasının sonucu, başvurunun (1977 tarihli Patent Kanunu’nun) 13(2) bölümü uyarınca geri çekilmiş sayılmasıdır.”

Söz konusu karar temyiz aşamasına taşınmıştır ve Temyiz Mahkemesi Kararı 20 Aralık 2023’te yayınlanmıştır.

BİRLEŞİK KRALLIK TEMYİZ MAHKEMESİ KARARI: YAPAY ZEKÂ BULUŞÇU OLAMAZ!

20 Aralık 2023 tarihinde, Temyiz Mahkemesi, Dr. Thaler’ın itirazlarına ilişkin nihai kararı vermiştir. Temyiz Mahkemesi de Dr. Thaler’ın temyiz başvurusunu oy birliğiyle reddetmiştir.

Söz konusu temyiz başvurusu, 1977 tarihli Patent Kanunu kapsamında yapılan, GB18116909.4 ve GB1818161.0 numaralı iki başvuruyu konu almaktadır. Başvuruların alışılmadık özelliği, ortaya koydukları icatların ve tanımladıkları şeylerin, otonom olarak hareket eden ve çalışan bir makine tarafından üretildiği söylenmesidir. Diğer bir özellik ise temyiz başvurusunda bulunan Dr. Stephen Thaler’ın, söz konusu makinenin sahibi olduğu gerekçesiyle bu başvuruları yapma ve takip etme hakkına sahip olduğunu iddia etmesidir.

Temyiz Mahkemesi, yapay zekâ tarafından üretilen buluşların patent korumasından yararlanıp yararlanmayacağı hususuna değinmeyip; sadece Patent Kanunu’nun patent alma hakkı ve patent sahibi/buluşçu olarak belirtilme hakkını düzenleyen 7 ve 13. maddelerinin nasıl yorumlanacağını ve de bahsi geçen kanun maddelerinin somut olaya nasıl uygulanması gerektiğini incelemiştir. 

Temyiz Mahkemesi’nin kararında üç temel hususa dayalı bir değerlendirilme yer almaktadır. Karar kapsamında, ilk olarak, Patent Kanunu’nda yer alan “buluş sahibi” kavramının anlam ve kapsamı incelenmiştir. Bu itibarla, Temyiz Mahkemesi, bahsi geçen kanunun 7 ve 13. maddelerini yorumlamış, UKIPO kararını tamamen haklı bulmuş ve de buluş sahibinin bir gerçek kişi olması gerektiği sonucuna varmıştır. 1977 Kanunu’na göre buluşçu bir gerçek kişi olmalıdır ve Dabus hiçbir şekilde bir kişi değil, gerçek kişi bile değil ve dahi bir makinedir. Karara konu başvuruların temelini oluşturan varsayımlara göre, teknik ilerlemeleri kendi başına oluşturmuş veya üretmiştir. 1977 tarihli Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca da buluşçu olabilecek kişi bellidir ve bu kişilerden biri olmayan biri buluşçu olarak gösterilemez.

Temyiz Mahkemesi, emsal karar niteliğindeki içtihatlara da dayanmış ve de bahsi geçen maddeler kapsamında hak sahipliği konusundaki bir uyuşmazlıkta, buluş sahibinin buluş kavramını ortaya koyan gerçek kişi olduğunu açıklamıştır. Buna ek olarak, patent hakkının bir üçüncü kişiye tanınmasının sadece buluş sahibi aracılığıyla mümkün olabileceği de belirtilmiştir.

Bu itibarla  Temyiz Mahkemesi Dabus’un buluş sahibi sıfatını taşımadığını, Patent Kanunu’nun 7 ve 13. maddelerinin de bu sonucu desteklediğini belirtmiştir.

Temyiz Mahkemesi tarafından incelenen bir diğer husus ise Dr. Thaler’in Dabus tarafından geliştirilen buluşlar üzerinde hak sahibi olup olmadığı sorunudur. Temyiz sürecinde Dr. Thaler  DABUS’un sahibi olması sebebiyle, somut olaydaki buluşlar için başvuruda bulunma ve patent alma hakkına sahip olduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar Temyiz Mahkemesi tarafından yine reddedilmiştir. Temyiz Mahkemesi Mahkeme, Patent Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca başvuruda bulunma ve patent alma haklarının buluş sahibine tanındığını ve de buluş sahibinin de, yukarıda belirtildiği üzere, bir gerçek kişi olması gerektiğini belirtmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca buluş sahibi olmayan kişilerin de Patent Kanunu madde 7/2(b) ve madde 7/2(c) uyarınca patent koruması için başvuruda bulunabileceğini; ancak Dr. Thaler’in bu maddelerde aranan şartları taşımadığını ortaya koymuştur.

Sonuç

Dr. Thaler,  uzun zamandır dünyanın pek çok ülkesinde, Dabus adına yaptığı başvurularla, yapay zeka sistemlerinin buluş yapabileceğini ve bu tür sistemlerin sahiplerinin bu buluşlar için patent başvurusu yapabileceğini ve bu patentleri alabileceğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu nedenle, Birleşik Krallık Temyiz Mahkemesi kararına konu vaka da,  Dr.Thaler’ın bir dizi test vakasından biridir. Dr. Thaler henüz herhangi bir yargı çevresinde istediği başarıyı elde edememiştir.  Yapay zeka tarafından yaratılan veya geliştirilen fikri mülkiyet haklarının hak sahipliği konusunda, tartışmalar hala devam ediyor ve yapay zekaya ilişkin son düzenlemeler ışığında devam da edecek gibi gözükmektedir. Ancak iki sene önceki yazımızdan beri, fikri mülkiyet hakkına konu yaratımcıların, “yaratıcısı” sıfatına sahip olma anlamına, hukuk sistemleri hala robotlardan değil insanlıktan yana diyebiliriz. “Robotlar bu mücadeleyi kazanacak mı?” sorusunun cevabını almak için gelişmeleri yaşayarak görmeye devam edeceğiz gibi.

Mine GÜNER

mine.guner@gmail.com

Aralık 2023

Lewis Hamilton vs. Hamilton: Formula 1 Şampiyonu ve Saat Markası Arasındaki Hukuki Çekişme


Lewis Hamilton, yedi kez Formula 1 Dünya Şampiyonu unvanına sahip ve kariyerinde elde ettiği yarış zaferleriyle F1 rekorunu elinde bulunduran bir yarış pilotu olarak tarihe geçmiştir. Ancak, adını Avrupa Birliği (AB) markası olarak tescil ettirme çabaları AB Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) tarafından, başvuru kapsamında bulunan 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetler bakımından[1] kabul edilmemiştir. EUIPO, Hamilton’un başvurusunun, kısmi ret kararına konu mallar ve hizmetler bakımından daha önce tescil edilmiş bir AB markası olan ‘HAMILTON’ ile karıştırılma olasılığına yol açacağı yönünde karar vermiştir.

1892 yılında Pennsylvania, ABD’de kurulan ve 2007’den beri İsviçreli Swatch Group’un bir parçası olan Hamilton International AG, “Hamilton” markasını Lewis Hamilton’un doğumundan yıllar önce kullandığını iddia etmektedir. Şirket, ‘Demiryolu Hassasiyetinin Saati’ unvanını taşıyan bir tarihçeye sahiptir ve Elvis Presley, Marlene Dietrich ve Will Smith gibi ikonik figürlere saat tedarik etmiştir.

2015 yılında, Sir Lewis Carl Davidson Hamilton MBE’nin fikri mülkiyet haklarını yöneten 44IP Limited şirketi, ‘LEWIS HAMILTON’ markasını çeşitli sınıflarda tescil etmek amacıyla AB markası başvurusu yapmıştır. Başvurunun ilanına karşı Hamilton International AG, önceden EUIPO nezdinde tescil edilmiş ‘HAMILTON’ markasını gerekçe göstererek itirazda bulunmuştur. Hamilton International AG, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkacağını, kendi markasının AB’de saatler için yüksek ayırt edici karaktere ve üne sahip olduğunu öne sürmüş; buna karşılık 44IP, Lewis Hamilton’ın tanınmış bir Formula 1 sürücüsü olduğu için markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağını iddia etmiştir.

EUIPO Yayıma İtiraz Birimi, “Lewis Hamilton” ile “Hamilton” markalarının benzer olduğu, başvurunun kapsamında bulunan 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetler bakımından malların/hizmetlerin benzerliği şartının da gerçekleştiği tespitleri çerçevesinde, markalar arasında belirtilen mal ve hizmetler bakımından karıştırılma olasılığının bulunduğu değerlendirmesiyle başvurunun kısmen reddedilmesine karar vermiştir.

Bunun üzerine 44IP Limited, itiraz kısmen kabul edilmesine karşı itiraz etmiş ve itiraz EUIPO Temyiz Kurulunun 17 Ekim 2023 tarihli R 336/2022-1 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu bağlantıdan okuyabileceğiniz kararda, Lewis Hamilton tarafından öne sürülen kendi isminin bilinirliği nedeniyle markalar arasında karıştırılma olasılığının ortaya çıkmayacağı yönündeki iddialar ve Temyiz Kurulunun belirtilen iddiaları değerlendirmesi, bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın ününü şu şekilde özetlemiştir:

Sir Lewis Carl Davidson Hamilton MBE, şu anda Formula 1’de yarışan ve ‘Lewis Hamilton’ veya sadece ‘Hamilton’ adıyla bilinen bir Britanyalı yarış sürücüsüdür. Lewis Hamilton, yedi kez Dünya Şampiyonu unvanını kazanmış ve şu anda en fazla zafere, pole pozisyonuna ve podyum finişleri rekorlarına sahiptir. Yarış motor sporları içinde, Lewis Hamilton’ın tanınmış bir kişi olduğu konusunda şüphe yoktur.

Temyiz Kurulu, kısmi ret kararına konu 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetlerin sadece motor sporlarına ilgi duyan AB halkına değil, genel ve/veya uzmanlaşmış bir halka hitap ettiği kanaatindedir. Kurul, Hamilton’un ünlülüğünü kanıtlamanın en güvenilir yolunun başvuru tarihinden önce AB’nin tüm üye devletlerini kapsayan bir anket olacağını vurgulamıştır.

Ancak, 44IP, Lewis Hamilton’ın tanınırlığına dair yaklaşık 5,500 ile 6,000 sayfa arasında delil sunmayı tercih etmiştir. Temyiz Kurulu, Formula 1 ile en az bağlantısı olan Bulgaristan, Hırvatistan, Estonya, Letonya ve Litvanya’ya odaklanmıştır çünkü bu ülkelerde hiçbir zaman Formula 1 yarışı düzenlenmemiştir. Bu çerçevede, 44IP tarafından sunulan delillerde, 2013 yılında Formula 1’i izleyenlerin istatistiksel verilerinin, söz konusu ülkelerden veriler içermediği belirlenmiştir.

Motor sporlarını takip eden spor fanatiklerine dair bilgiler, Formula 1 dışındaki motor sporlarını kapsamakla birlikte, Bulgaristan, Hırvatistan, Estonya, Letonya ve Litvanya için veri içermemektedir. Yine http://www.lewishamilton.com web sitesinin belirtilen beş AB üye devletinden gelen toplam kullanıcı ziyaretleri, Mayıs 2015 ile Kasım 2017 arasında 1,200 ile 8,200 arasında değişmektedir ve bu söz konusu ülkelerin toplam nüfusunun %0.2’sinden azdır.

Lewis Hamilton’ın Facebook, X ve Instagram profillerinin takipçi sayıları veya ziyaretleri, tüm ilgili ülkeler için veri sağlamadığından güvenilir kabul edilmemiştir. Temyiz Kurulu ayrıca, bu konuda Lionel Messi’nin Facebook profiline 106 milyon takipçisi olduğunu, Lewis Hamilton’ın ise Haziran 2022’de sadece 6 milyon kişi tarafından takip edildiğini belirtmiştir. Bu rakamlar, Lewis Hamilton’ın Formula 1 sürücüsü olarak ünlü olmasına rağmen, daha popüler sporlardan gelen sporculardan daha az ünlü olduğunu göstermektedir.

Lewis Hamilton hakkında yayımlanan kitaplarla ilgili bilgiler, bunların genel halk tarafından yoğun bir şekilde yönlendirilip, satın alındığını veya okunduğunu göstermemektedir. Reklam ve sponsorluk sözleşmelerinin halk tarafından nasıl algılandığı ve genel halka ne ölçüde ulaştığı belirsiz olduğu için bu unsurlar dikkate alınmamıştır.

Genel olarak, Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın AB’nin geniş bir kesiminde ünlü bir kişi olarak kabul edildiğine dair yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, daha önce verilmiş Barbara Becker, Miles Cyrus, Messi kararlarının bu ihtilafta emsal teşkil etmesi mümkün görülmemiştir.

Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın AB genelinde ünlü olması durumunda bile, markaların karıştırılma ihtimalinin olabileceğini belirtmiştir. Temyiz Kurulu’nun bu kanaati, 414IP tarafından sunulan; gazetelerin Lewis Hamilton’a sadece “Hamilton” olarak atıfta bulunduğunu gösteren kanıtlara dayanmaktadır. Lewis Hamilton’ın sadece “Hamilton” terimiyle AB genelinde ünlü kişi statüsüne sahip olması, halkın her iki ticaret markasının da aynı işletme veya ekonomik olarak bağlantılı işletmeler tarafından onaylandığı izlenimine kapılmasına neden olabilecektir.

Temyiz Kurulunun markalar arasındaki karıştırılma ihtimaline ilişkin değerlendirmesi ise şu şekildedir:

Öncelikle ilgili işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal benzerliklerini değerlendiren karşılaştırmada, genel izlenimin belirgin ve baskın bileşenleri göz önünde bulundurarak yapılması gerektiğinin altı çizilmiştir.

Temyiz Kurulu itiraz sahibinin Hamilton markasının özgün ve ayırt edici vasfı yüksek bulunduğunu belirtmiş, markaların benzerlik değerlendirmesinde ise önceki tarihli itiraz gerekçesi markanın  ‘Hamilton’ ibaresini içerdiğini, başvurusu yapılan marka “Lewis” ve “Hamilton” ibarelerinden oluşsa da  ‘Hamilton’ ibaresinin başvurusu yapılan markada bağımsız bir rol oynağını tespit etmiştir. Ayrıca Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton adına sunulan haberlere ilişkin delillerde de kendisinin “Hamilton” olarak anıldığını dikkate alarak markalar arasında ortalama seviyedeki tüketici nezdinde, yazının başında detaylıca belirtilmiş Sınıf 14’teki ürünler (takı; saatler; bilezik saatler; kıymetli metallerden yapılmış sanat eserleri) ve Sınıf 35’teki hizmetler (bu ürünlerin perakende ve toptan satışa sunum hizmetleri) açısından karıştırılma ihtimalinin bulunduğu yönünde karar vermiştir.

Bu ihtilaf, ünlü kişilerin adlarını marka olarak tescil ettirirken karşılaşacakları olası itirazlar halinde yapılacak karıştırılma olasılığı değerlendirmesinde, ilgili kişinin ününün tüm AB genelinde kanıtlanması gerektiğini, ayrıca bir üye devletin halkının algısının diğer üye devletlere genellenemeyeceğini vurgulamaktadır. Bu durum, benzer hukuki çatışmalarda ilerleyen süreçlerde hem ünlü bireylerin hem de marka başvuruları yapan kuruluşların dikkate alması gereken temel prensipleri vurguladığından kanaatimizce önemli bir emsal karar niteliğindedir.

Nihan ÖZKOÇAK

avnihanozkocak@gmail.com

Aralık 2023


Dipnot:

[1] Kısmi ret kararının konusu mal ve hizmetler aşağıda sayılmıştır:
Class 14: Precious metals and their alloys; jewellery; precious stones; clocks; wrist watches; horological and chronometric instruments; coins; trinkets; key rings and fobs; works of art in precious metals; trophies, medals and awards in precious metals; parts, fittings and accessories for all the aforesaid.

Class 35: Retail services, mail order services and wholesaling services connected with the sale of precious metals and their alloys, jewellery, cuff links, clocks, wrist watches, watch straps, presentation cases for watches, stopwatches, horological and chronometric instruments, coins, trinkets, key rings and fobs, works of art in precious metals, boxes of precious metal, busts and figurines of precious metal, trophies, badges, medals and awards in precious metals; providing information , commentary, blogs, websites and webpages relating to any of the aforesaid; information , advice and assistance relating to all the aforesaid; including (but not limited to ) all the aforesaid services provided online, and /or provided for use with an/or by way of the internet, the world wide web and/or via communication, telephone, mobile telephones and/or wireless communication networks.

ÜNİTER PATENT SİSTEMİ’NDEKİ GELİŞMELER


Son yılların en çok konuşulan patent konularından biri olan Üniter Patent Sistemi’nin yasal temelleri 2012 ve 2013 yıllarında yürürlüğe giren 1257/2012 ve 1260/2012 sayılı Avrupa Birliği (AB) Tüzükleri ile atılmıştı. Uzun yıllar süren çalışmalar ve tartışmalardan sonra artık yeni sistemin uygulama aşamasında bulunuyoruz. Yurt içinde ve yurt dışında daha önce kapsamlı hazırlık ve bilgilendirme çalışmaları yapılan ve 01.03.2023’te başlayıp 31.05.2023’te sona eren geçiş süreci sonrasında nihayet 01.06.2023 itibariyle yürürlüğe giren Üniter Patent (UP) sistemiyle ilgili bu yazımda, süreçteki gelişmeler ve uygulamanın ne şekilde yürütüldüğü konusunda genel bir değerlendirme sunmak istedim.

Avrupa Patent Sözleşmesi’nin imzalandığı 10 Ekim 1973’ten bu yana geçen 50 yıllık süreçte Avrupa Patent (EP) sistemindeki en önemli gelişme kabul edilen Üniter Patent sistemi, patent sahiplerine, şu anda sistemin geçerli olduğu 17 AB ülkesinde tek bir başvuru ile patent koruması, daha az maliyetli ve hızlı işleyiş, Üniter Patent Mahkemesi (UPC) kanalıyla hukuki kesinlik ve yeknesaklık ile daha güvenilir bir sistem vadediyor.

01.06.2023’te UP’nin yürürlüğe girmesinin ardından 06.12.2023 tarihine kadar Avrupa Patent Ofisi’ne 15.441 UP talebi ulaşmış olup bunların 15.063 adedi onaylanmış görünüyor. İlk talepler 3 aylık geçiş sürecinde, Mayıs 2023 sonuna kadar iletilen ön taleplerden oluşmakta olup, alınan yaklaşık 800 talebin yaklaşık 600’ü Avrupa Patent Ofisi (EPO) tarafından onaylanan Üniter Patentler olarak Haziran ayının ikinci yarısında Avrupa Patent Bülteni’nde yayımlanmıştır.

Üniter Patent ile ilgili güncel sayıların takibi ve artan talebin görülmesiyle yeni sistemi özendirmek adına EPO, UP göstergelerine ilişkin tabloların paylaşıldığı bir sayfa oluşturmuştur. Söz konusu istatistik tabloları EPO tarafından günlük olarak güncellenmektedir. İlgili sayfada alınan UP talebi sayısı; değerlendirme aşamasında olan, onaylanan ve reddedilen taleplerin sayısı; hangi ülkelerden taleplerin geldiği; gelen taleplerin Uluslararası Patent Sınıflandırması (IPC)’na göre hangi teknik sınıfa dahil olduğuna dair bilgiler yer alıyor. Bunun yanı sıra UP talebi için seçilen dillerin oranı ve UP için şimdilik zorunlu olan ikinci bir dilde iletilen tarifname çevirileri için tercih edilen AB dillerine ait veriler de sayfada paylaşılıyor. Bu bilgilere en yeni eklenen veri ise aylık olarak güncellenecek olan en çok UP talebinde bulunan ilk 25 firmanın listesidir. Söz konusu bilgilere https://www.epo.org/en/about-us/statistics/statistics-centre#/unitary-patent bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Bu bilgilendirmenin ardından EPO’nun yayınladığı üniter etki taleplerine ilişkin istatistiklerdeki verilere bakabiliriz.


Öncelikle gelen talep sayılarına bakıldığında Mayıs 2023 sonuna kadar alınan toplu ön taleplerin ardından aynı yılın Haziran ve Temmuz aylarında hızlı bir artış gerçekleştiği görülmektedir. Takip eden aylar da göz önünde bulundurulduğunda EPO’ya aylık yaklaşık 2500 UP talebi yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca onaylanan UP talepleri değerlendirildiğinde 15.441 UP talebinin 15.063 adedinin onaylanmış olması kabul sayısının yüksek olduğunu göstermektedir. Bunlara ilaveten, EPO’nun kayıt sistemi üzerinden UP taleplerinin geliş tarihi ve onaylanma tarihleri sayfada net olarak görüntülenebilmektedir. UP talepleri incelendiğinde, genel olarak EPO’ya ulaşan taleplerin 7 ila 10 gün içinde onaylandığı görülmektedir. Yani sistem yürürlüğe girerken vadedilen hızlı ve kısa sürede sonuçlanan başvuru sürecinin işlediği anlaşılmaktadır. Bunun nedenlerinden birisi, gelen taleplerin EPO’da, UP için özel olarak oluşturulan ekip tarafından hızlıca işleme alınıp değerlendirilmesidir.

Üniter etki talep eden ülkelere bakıldığında en yoğun talebin AB üyesi ülkelerden geldiği; ikinci sırada ABD’nin yer aldığı ve ABD’yi takiben Çin, Güney Kore, Japonya’nın önü çektiği Asya ülkelerinin de üçüncü sırada yer aldığı görülmektedir. Türkiye’ye baktığımızda ise ülkemizden EPO’ya iletilen 24 adet UP talebi olduğu tespit edilmiştir. Aşağıda yer alan tabloda ise en çok UP talep eden firmalar görülmektedir. İlk sırada Almanya merkezli SIEMENS AG, ikinci sırada ABD’den JOHNSON & JOHNSON ve üçüncü sırada ise İsveç’ten L M ERICSSON AB yer almaktadır. İlk üçü takip eden diğer firmalar arasında Qualcomm, Inc., Samsung Group, Volvo AB, Huawei Technologies Co. Ltd., Loreal SA, Royal Philips, Philip Morris International, Tata Group gibi firmalar bulunmaktadır.


IPC sınıfına göre hangi alanlarda en çok üniter etki talep edildiğine bakarsak önde gelenin % 11.4’lük oran ile tıbbi teknolojiler sektörü olduğunu görüyoruz. Bunu % 6’lık oran ile inşaat mühendisliği alanı ve % 5.5’lik oran ile ulaşım sektörünün takip ettiği görülüyor. Ayrıca ölçüm sistemleri, elektrikli araçlar & elektrik enerjisi, bilgisayar teknolojileri ve ilaç sektörü de en çok tercih eden diğer alanlar olarak görünüyor.

Bu verilerin yanı sıra EPO’nun yayınladığı istatistiklerde prosedürel süreçle ilgili olan dil konusuna da değinmekte fayda var. UP talebinin resmi EP dillerinden birinde yani İngilizce, Almanca veya Fransızca olarak yapılması gerekmektedir. Yani prosedür dili bu dillerden biri olmalıdır. Buna ek olarak talebin iletimiyle birlikte veya UP talebinin yapılmasından itibaren 1 aylık süre içinde tarifnamenin, başvuru sürecinde kullanılan prosedür dili dışındaki bir dile çevirisinin de EPO’ya sunulması gerekmektedir. İletilen bu çevirinin hukuki bir geçerliliği bulunmamakta, çeviri sadece bilgi amaçlı istenmektedir. İkinci bir dilde çevirinin sunulması zorunluluğu şu anda 6 yıl olarak belirlenen geçici bir süre için geçerlidir. Eğer gerekli görülürse, bu süre 6 yıl daha uzatılabilecektir. Çeviri iletiminde dikkat edilmesi ve uyulması gereken 2 husus bulunmaktadır: Birincisi, prosedür dili Almanca veya Fransızca ise tarifnamenin İngilizce’ye çevirisinin iletilmesi; ikincisi, prosedür dili İngilizce ise tarifnamenin AB üyesi ülke dillerinden herhangi birine çevirisinin iletilmesi gereklilikleridir.

Bahsedilen gerekliliklerin uygulamaya nasıl yansıdığına, EPO verilerine göre en çok tercih edilen başvuru prosedür dilinin % 79.9 oranı ile İngilizce olduğu görülmektedir. İkinci tercih edilen dil % 20.9 ile Almanca olurken, Fransızca % 6.2 oranında prosedür dili olarak tercih edilmiştir. Çeviri iletimi için ikinci bir dilde çeviri iletimi zorunluluğuna istinaden en çok tercih edilen ikinci çeviri dilinin ise UP’ye üye olmayan İspanya’ya ait olduğu görülüyor. İkinci çeviri dili olarak İspanyolca’yı; İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca takip ediyor. Bunların aynı zamanda UP öncesinde EP geçerlilikleri için en çok tercih edilen ülkelerin dilleri olduğu görülmektedir. İspanyolca’nın çeviri dili olarak ilk sırada yer alması ise, İspanya’nın UP’ye üye olmaması nedeniyle patent koruması için bu ülkede ayrıca EP geçerlilik yapılmasının gerekmesi ve Londra Sözleşmesi’ne taraf olmamasından kaynaklı EP geçerliliği esnasında tarifname çevirisi iletiminin gerekmesinden kaynaklanmaktadır.

Kısa süreli uygulama ve yukarıda yer verdiğim veriler ışığında sisteme ilişkin değerlendirmemi aşağıda sunmak istiyorum:

UP sistemine talep giderek artmakta ve en çok talep AB ülkeleri ve ABD’den gelmektedir. Hızla gelişen ileri teknoloji alanındaki firmalar için çok sayıda ülkede, geniş bir pazara ulaşım, kolay, hızlı ve ekonomik bir prosedür sağlaması ve global görünürlük açısından sağladığı yararlar nedeniyle UP tercih edilmektedir. Yine de sistemin yeni olması nedeniyle çekincelerin devam ettiği de gözlemlenmektedir. Hukuki olarak ulusal mahkemeler yerine UPC’nin yetki alanında olmak ve çıkacak olumsuz bir kararın tüm pazarı kaybetmek anlamına gelmesi bazı firmalar için soru işaretleri oluşturmaktadır. Buna ek olarak, gerçekten korumaya ihtiyaç duyulan ülke sayısının az olması durumunda maliyetin aslında azalmaması ve ülkelerde patent hakkından vazgeçmenin ülke bazlı olamaması da sisteme yönelik çekinceler arasında yer almaktadır. UPC’de görülen davaların sayısının artması ve bunların sonuçları çerçevesinde içtihadın gelişmesi neticesinde ve ikinci dilde çeviri iletimi zorunluluğunun kalkmasıyla, dünya genelinde ve ülkemizde UP taleplerinin daha da artacağını şimdiden öngörmek kanaatimce mümkündür.

Mürvet ÇALIK CANYURT

Aralık 2023

murvetcalik@hotmail.com