Etiket: ünlü kişi isimlerinden oluşan markalar

Lewis Hamilton vs. Hamilton: Formula 1 Şampiyonu ve Saat Markası Arasındaki Hukuki Çekişme


Lewis Hamilton, yedi kez Formula 1 Dünya Şampiyonu unvanına sahip ve kariyerinde elde ettiği yarış zaferleriyle F1 rekorunu elinde bulunduran bir yarış pilotu olarak tarihe geçmiştir. Ancak, adını Avrupa Birliği (AB) markası olarak tescil ettirme çabaları AB Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) tarafından, başvuru kapsamında bulunan 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetler bakımından[1] kabul edilmemiştir. EUIPO, Hamilton’un başvurusunun, kısmi ret kararına konu mallar ve hizmetler bakımından daha önce tescil edilmiş bir AB markası olan ‘HAMILTON’ ile karıştırılma olasılığına yol açacağı yönünde karar vermiştir.

1892 yılında Pennsylvania, ABD’de kurulan ve 2007’den beri İsviçreli Swatch Group’un bir parçası olan Hamilton International AG, “Hamilton” markasını Lewis Hamilton’un doğumundan yıllar önce kullandığını iddia etmektedir. Şirket, ‘Demiryolu Hassasiyetinin Saati’ unvanını taşıyan bir tarihçeye sahiptir ve Elvis Presley, Marlene Dietrich ve Will Smith gibi ikonik figürlere saat tedarik etmiştir.

2015 yılında, Sir Lewis Carl Davidson Hamilton MBE’nin fikri mülkiyet haklarını yöneten 44IP Limited şirketi, ‘LEWIS HAMILTON’ markasını çeşitli sınıflarda tescil etmek amacıyla AB markası başvurusu yapmıştır. Başvurunun ilanına karşı Hamilton International AG, önceden EUIPO nezdinde tescil edilmiş ‘HAMILTON’ markasını gerekçe göstererek itirazda bulunmuştur. Hamilton International AG, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkacağını, kendi markasının AB’de saatler için yüksek ayırt edici karaktere ve üne sahip olduğunu öne sürmüş; buna karşılık 44IP, Lewis Hamilton’ın tanınmış bir Formula 1 sürücüsü olduğu için markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağını iddia etmiştir.

EUIPO Yayıma İtiraz Birimi, “Lewis Hamilton” ile “Hamilton” markalarının benzer olduğu, başvurunun kapsamında bulunan 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetler bakımından malların/hizmetlerin benzerliği şartının da gerçekleştiği tespitleri çerçevesinde, markalar arasında belirtilen mal ve hizmetler bakımından karıştırılma olasılığının bulunduğu değerlendirmesiyle başvurunun kısmen reddedilmesine karar vermiştir.

Bunun üzerine 44IP Limited, itiraz kısmen kabul edilmesine karşı itiraz etmiş ve itiraz EUIPO Temyiz Kurulunun 17 Ekim 2023 tarihli R 336/2022-1 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu bağlantıdan okuyabileceğiniz kararda, Lewis Hamilton tarafından öne sürülen kendi isminin bilinirliği nedeniyle markalar arasında karıştırılma olasılığının ortaya çıkmayacağı yönündeki iddialar ve Temyiz Kurulunun belirtilen iddiaları değerlendirmesi, bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın ününü şu şekilde özetlemiştir:

Sir Lewis Carl Davidson Hamilton MBE, şu anda Formula 1’de yarışan ve ‘Lewis Hamilton’ veya sadece ‘Hamilton’ adıyla bilinen bir Britanyalı yarış sürücüsüdür. Lewis Hamilton, yedi kez Dünya Şampiyonu unvanını kazanmış ve şu anda en fazla zafere, pole pozisyonuna ve podyum finişleri rekorlarına sahiptir. Yarış motor sporları içinde, Lewis Hamilton’ın tanınmış bir kişi olduğu konusunda şüphe yoktur.

Temyiz Kurulu, kısmi ret kararına konu 14. ve 35. sınıflara dahil bazı mal ve hizmetlerin sadece motor sporlarına ilgi duyan AB halkına değil, genel ve/veya uzmanlaşmış bir halka hitap ettiği kanaatindedir. Kurul, Hamilton’un ünlülüğünü kanıtlamanın en güvenilir yolunun başvuru tarihinden önce AB’nin tüm üye devletlerini kapsayan bir anket olacağını vurgulamıştır.

Ancak, 44IP, Lewis Hamilton’ın tanınırlığına dair yaklaşık 5,500 ile 6,000 sayfa arasında delil sunmayı tercih etmiştir. Temyiz Kurulu, Formula 1 ile en az bağlantısı olan Bulgaristan, Hırvatistan, Estonya, Letonya ve Litvanya’ya odaklanmıştır çünkü bu ülkelerde hiçbir zaman Formula 1 yarışı düzenlenmemiştir. Bu çerçevede, 44IP tarafından sunulan delillerde, 2013 yılında Formula 1’i izleyenlerin istatistiksel verilerinin, söz konusu ülkelerden veriler içermediği belirlenmiştir.

Motor sporlarını takip eden spor fanatiklerine dair bilgiler, Formula 1 dışındaki motor sporlarını kapsamakla birlikte, Bulgaristan, Hırvatistan, Estonya, Letonya ve Litvanya için veri içermemektedir. Yine http://www.lewishamilton.com web sitesinin belirtilen beş AB üye devletinden gelen toplam kullanıcı ziyaretleri, Mayıs 2015 ile Kasım 2017 arasında 1,200 ile 8,200 arasında değişmektedir ve bu söz konusu ülkelerin toplam nüfusunun %0.2’sinden azdır.

Lewis Hamilton’ın Facebook, X ve Instagram profillerinin takipçi sayıları veya ziyaretleri, tüm ilgili ülkeler için veri sağlamadığından güvenilir kabul edilmemiştir. Temyiz Kurulu ayrıca, bu konuda Lionel Messi’nin Facebook profiline 106 milyon takipçisi olduğunu, Lewis Hamilton’ın ise Haziran 2022’de sadece 6 milyon kişi tarafından takip edildiğini belirtmiştir. Bu rakamlar, Lewis Hamilton’ın Formula 1 sürücüsü olarak ünlü olmasına rağmen, daha popüler sporlardan gelen sporculardan daha az ünlü olduğunu göstermektedir.

Lewis Hamilton hakkında yayımlanan kitaplarla ilgili bilgiler, bunların genel halk tarafından yoğun bir şekilde yönlendirilip, satın alındığını veya okunduğunu göstermemektedir. Reklam ve sponsorluk sözleşmelerinin halk tarafından nasıl algılandığı ve genel halka ne ölçüde ulaştığı belirsiz olduğu için bu unsurlar dikkate alınmamıştır.

Genel olarak, Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın AB’nin geniş bir kesiminde ünlü bir kişi olarak kabul edildiğine dair yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, daha önce verilmiş Barbara Becker, Miles Cyrus, Messi kararlarının bu ihtilafta emsal teşkil etmesi mümkün görülmemiştir.

Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton’ın AB genelinde ünlü olması durumunda bile, markaların karıştırılma ihtimalinin olabileceğini belirtmiştir. Temyiz Kurulu’nun bu kanaati, 414IP tarafından sunulan; gazetelerin Lewis Hamilton’a sadece “Hamilton” olarak atıfta bulunduğunu gösteren kanıtlara dayanmaktadır. Lewis Hamilton’ın sadece “Hamilton” terimiyle AB genelinde ünlü kişi statüsüne sahip olması, halkın her iki ticaret markasının da aynı işletme veya ekonomik olarak bağlantılı işletmeler tarafından onaylandığı izlenimine kapılmasına neden olabilecektir.

Temyiz Kurulunun markalar arasındaki karıştırılma ihtimaline ilişkin değerlendirmesi ise şu şekildedir:

Öncelikle ilgili işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal benzerliklerini değerlendiren karşılaştırmada, genel izlenimin belirgin ve baskın bileşenleri göz önünde bulundurarak yapılması gerektiğinin altı çizilmiştir.

Temyiz Kurulu itiraz sahibinin Hamilton markasının özgün ve ayırt edici vasfı yüksek bulunduğunu belirtmiş, markaların benzerlik değerlendirmesinde ise önceki tarihli itiraz gerekçesi markanın  ‘Hamilton’ ibaresini içerdiğini, başvurusu yapılan marka “Lewis” ve “Hamilton” ibarelerinden oluşsa da  ‘Hamilton’ ibaresinin başvurusu yapılan markada bağımsız bir rol oynağını tespit etmiştir. Ayrıca Temyiz Kurulu, Lewis Hamilton adına sunulan haberlere ilişkin delillerde de kendisinin “Hamilton” olarak anıldığını dikkate alarak markalar arasında ortalama seviyedeki tüketici nezdinde, yazının başında detaylıca belirtilmiş Sınıf 14’teki ürünler (takı; saatler; bilezik saatler; kıymetli metallerden yapılmış sanat eserleri) ve Sınıf 35’teki hizmetler (bu ürünlerin perakende ve toptan satışa sunum hizmetleri) açısından karıştırılma ihtimalinin bulunduğu yönünde karar vermiştir.

Bu ihtilaf, ünlü kişilerin adlarını marka olarak tescil ettirirken karşılaşacakları olası itirazlar halinde yapılacak karıştırılma olasılığı değerlendirmesinde, ilgili kişinin ününün tüm AB genelinde kanıtlanması gerektiğini, ayrıca bir üye devletin halkının algısının diğer üye devletlere genellenemeyeceğini vurgulamaktadır. Bu durum, benzer hukuki çatışmalarda ilerleyen süreçlerde hem ünlü bireylerin hem de marka başvuruları yapan kuruluşların dikkate alması gereken temel prensipleri vurguladığından kanaatimizce önemli bir emsal karar niteliğindedir.

Nihan ÖZKOÇAK

avnihanozkocak@gmail.com

Aralık 2023


Dipnot:

[1] Kısmi ret kararının konusu mal ve hizmetler aşağıda sayılmıştır:
Class 14: Precious metals and their alloys; jewellery; precious stones; clocks; wrist watches; horological and chronometric instruments; coins; trinkets; key rings and fobs; works of art in precious metals; trophies, medals and awards in precious metals; parts, fittings and accessories for all the aforesaid.

Class 35: Retail services, mail order services and wholesaling services connected with the sale of precious metals and their alloys, jewellery, cuff links, clocks, wrist watches, watch straps, presentation cases for watches, stopwatches, horological and chronometric instruments, coins, trinkets, key rings and fobs, works of art in precious metals, boxes of precious metal, busts and figurines of precious metal, trophies, badges, medals and awards in precious metals; providing information , commentary, blogs, websites and webpages relating to any of the aforesaid; information , advice and assistance relating to all the aforesaid; including (but not limited to ) all the aforesaid services provided online, and /or provided for use with an/or by way of the internet, the world wide web and/or via communication, telephone, mobile telephones and/or wireless communication networks.

MESSİ’NİN MARKA TESCİL MÜCADELESİ…

17 Eylül 2020 tarihli, C-474/18P, EU:C:2020:722 sayılı “EUIPO / Lionel Andrés Messi Cuccittini – J.M.-E.V. e hijos SRL” kararı[1] ile, temyiz mercii sıfatıyla davayı inceleyen Avrupa Birliği Adalet Divanı (“ABAD”), markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde, kavramsal farklılık konseptinin etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş.

Karara konu olayda, “Messi & M logo” markası için 8 Ağustos 2011 tarihinde ünlü futbolcu Lionel Andrés Messi Cuccittini, EUIPO nezdinde Nice Sınıflandırması’nın 9. (koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar), 25. (giysiler, ayak giysileri ve baş giysileri) ve 28. sınıflarında (diğer sınıflara dahil olmayan jimnastik ve spor aletleri) tescil edilmek üzere bir marka başvurusunda bulunmuştur.

23 Kasım 2011 tarihinde M. Jaime Masferrer Coma aynı sınıflarda tescilli “Massi” markasını ileri sürerek başvurunun reddini talep etmiştir – sonrasında itiraza gerekçe “Massi” markası J.M.-E.V. E HIJOS, S.R.L. isimli şirkete devrediliyor ve süreçlere şirket adına devam ediliyor.

İtiraz öncelikle EUIPO’nun İtiraz Kurulu tarafından incelenmiş. 2013 yılında İtiraz Kurulu “Messi” ile “Massi” markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu belirterek itirazın kabulüne ve “Messi” marka başvurusunun reddine karar vermiş.

Messi’nin bu karara itiraz etmesi üzerine konu, EUIPO’nun Temyiz Kurulu tarafından incelenmiş. Temyiz Kurulu da 2014 yılında yine markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu belirtmiş ve Lionel Messi’nin karara itirazının reddine karar vermiş.

EUIPO itirazı incelerken aslında her uyuşmazlıkta olduğu gibi markaların ve malların benzerliğine bakmış:

  • Messi’nin tescil ettirmek istediği marka Messi kelimesi ve figüratif bir M harfinden oluşan bir marka.
  • İtiraz sahibinin “Massi” markası da herhangi bir şekil unsuru barındırmayan bir kelime markası.

EUIPO bu markaların esas unsurlarının Messi ve Massi kelimeleri olduğunu, bu kelimelerin de görsel ve işitsel olarak neredeyse aynı olduğunu belirtmiş. EUIPO, kavramsal açıdan yaptığı incelemede “Messi” ve “Massi” markalarının birlik ülkelerinde yer alan tüm tüketiciler nezdinde ortak bir anlamı bulunmadığını ve farklı dillerde farklı çağrışımlar yaratabileceğini belirtmiş. Lionel Messi’nin ünlü bir futbolcu olmasından kaynaklanabilecek bir kavramsal farklılığın ise ilgili tüketici kesiminin yalnızca bir kısmı – sadece futbolla veya genel olarak sporla ilgilenen kısmı – tarafından algılanabileceğini belirtmiş. Bir bütün olarak yaptığı inceleme sonucunda da markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu sonucuna ulaşılmış.

Sürecin devamında Messi, Temyiz Kurulu’nun kararının iptali için Genel Mahkeme’de dava açmış. Genel Mahkeme öncelikle, EUIPO kararında olduğu gibi Messi’nin marka başvurusunun, “Massi” markasına görsel ve işitsel olarak benzer olduğunu belirtmiş. Ama kavramsal açısından EUIPO’nun tam tersi yönde karar vermiş. Mahkeme Messi’nin, herkesin televizyonda görebileceği, sürekli hakkında konuşulan, çok tanınmış, kamuya mal olmuş bir kişi olduğunu söylemiş. Dolayısıyla, ilgili tüketici kesiminin yalnızca bir kısmının değil, önemli bir kısmının “Messi” markasını, futbolcu Messi ile ilişkilendireceğini belirtmiş.


Bu ilişkilendirme nedeniyle de, kavramsal farklılığın oluşacağını, bu farklılığın da görsel ve işitsel benzerliği etkisizleştireceğini söylemiş. Dolayısıyla markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı sonucuna varmış.

Tabi aslında Mahkeme futbolcu Messi’yi bilmeyen tüketicilerin de olabileceğini değerlendirmiş. Ama markaların kapsamında spor ekipmanlarının ve giysilerin de yer aldığını dikkate alarak, özellikle bu malların tüketicileri tarafından, futbolcu Messi’nin bilinmemesi gibi bir durumun çok da mümkün olmadığını söylemiş.

Genel Mahkeme 2018 yılında, dünyaca ünlü bir futbolcu olan Messi’nin sahip olduğu ünü dikkate alarak “Messi” ve “Massi” markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını belirtmiş ve EUIPO’nun kararını iptal etmiş.

Bu arada aslında itiraz sürecinde Messi, sahip olduğu ünü ileri sürerek karıştırılma ihtimali olmaz demiş ama bu iddiasını destekleyecek bir delil sunmamış, buna rağmen Genel Mahkeme, bu yönde bir delil olmamasına rağmen Messi’nin dünyaca ünlü bir kişi olmasını kendiliğinden dikkate almış.

Hatta bu konuyla ilgili ABAD, karıştırılma ihtimali incelemesinde nasıl ki önceki tarihli markanın ünü dikkate alınıyorsa, kendi adını marka olarak tescil ettirmek isteyen kişilerin de olası ününün dikkate alınacağını söylemiş. Çünkü bu kişinin ünü, tüketicilerin o markayla ilgili algısına etki edecektir demiş.

Mahkeme’nin bu kararına karşı EUIPO ve “Massi” markasının sahibi olan şirket temyiz başvurusunda bulunmuş ve konu bu şekilde ABAD’ın önüne gelmiş. ABAD, 17 Eylül 2020 tarihli kararında Genel Mahkeme’nin kararının doğru olduğunu belirtmiş ve temyiz başvurularının reddine karar vermiş. Dolayısıyla, bir olayda önceki tarihli markanın tanınmışlığı kadar, adının marka olarak tescilini talep eden kimsenin ününün ilgili toplum kesiminde marka algısına yönelik yapacağı etki de dikkate alınmalıdır tespitine yer verilmiş.

Hatta kararında, Genel Mahkeme 12 Haziran 2006 tarihli Ruiz-Picasso kararını emsal karar olarak uygulamış. Ama “Massi” markasının sahibi şirket, temyiz başvurusunda bulunurken, Genel Mahkeme’nin Picasso kararını yanlış yorumladığını ileri sürmüş. Çünkü Picasso kararında ünlü bir kişiyi akla getiren marka, önceki tarihli marka ama Messi kararında sonraki tarihli marka ünlü bir kişiyi akla getiriyor. Ama ABAD bu konuda, markaların açık ve belirli bir anlama sahip olup olmadığına ilişkin inceleme, hem önceki markaya hem de sonraki markaya ilişkin olabilir demiş. Dolayısıyla Messi davasında Picasso kararının bir emsal olarak uygulanabileceğini belirtmiş.

Yani sonuç olarak; Messi kararı ile hangi durumlarda kavramsal farklılık oluşabilir, özellikle kişi isimleri bakımından bu durum karıştırılma ihtimaline nasıl etki eder, onu görebileceğimiz örnek bir karar ile karşı karşıyayız.

ABAD’ın kararına yönelik eleştirilere kısaca değinmek gerekirse:

  1. Messi’nin kişi olarak ününü destekleyen herhangi bir delil sunulmamış olması:

Genel Mahkeme kararında futbolcu Messi’nin tanınmışlığını buna yönelik bir delil olmamasına rağmen re’sen dikkate alınmış. ABAD da kararında, Messi’nin ününün bilinen bir durum olduğunu, yani herkes tarafından bilinebilecek, her kaynaktan ulaşılabilecek bir durum olduğunu, o yüzden EUIPO’nun da kavramsal bakımdan yaptığı incelemede bunu dikkate alması gerektiğini belirtmiş. Bu durum ciddi bir belirsizliğe yol açabilir ve “bir kişiden ne zaman ünü ile ilgili delil sunması istenecek?”, “ne zaman o kadar ünlüdür ki delil sunmasına gerek yok denecek?” gibi sorular gündeme gelmiştir. Fakat aslında ABAD’ın bu kararından ve önceki Picasso kararından da anladığımız kadarıyla, gerçekten her kaynaktan ulaşılabilecek derecede, dünyaca ünlü bir tanınmışlıktan bahsediliyorsa, bu durumda delil gerekmeyeceğini söylemek mümkün.

2. Tescil edilecek “Messi” markasının sonraki tarihli markalar karşısındaki gücü:

ABAD’ın konuyla ilgili yaklaşımı aslında isimlerini tescil ettirmek isteyen ünlü kişiler bakımından olumlu görünse de bu kişiler kendi markalarına dayanarak üçüncü kişilere ait sonraki tarihli markalara itiraz ettiklerinde, bu sefer bu durum onların aleyhine olabilecektir. Nitekim Picasso kararında da durum o yönde olmuş, Picasso markası ünlü ressam Picasso’yu akla getirdiği için, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığına karar verilmiş ve Picasso, Picaro markasının tescilini önleyememiş.

3. ABAD’ın bu kararının EUIPO Guideline’ı ile çelişmesi:

Şöyle ki, EUIPO Guideline’ında karıştırılma ihtimali incelemesinde sonraki tarihli marka başvurusunun ününün dikkate alınmayacağı belirtiliyor. Ama bu kararda ABAD, sonraki markanın atıf yaptığı kişinin ününü – yani futbolcu Messi’nin ününü – dikkate alarak karar vermiş. Dolayısıyla karar bu yönüyle de biraz eleştiriliyor.

Sonuç olarak, Lionel Messi henüz çocukken ve kimse tarafından bilinmiyorken, “Massi” markası, tescilli bir marka olarak sicilde kayıtlıymış. Bu kararı ile ABAD, bir yönüyle markasını uzun yıllar önce tescil ettirmiş ve kullanmakta olan itiraz sahibi şirketin, “Massi” markasından doğan haklarını, üçüncü kişilere karşı ileri sürmesi hakkına sınırlama getirmiş. Oysa özellikle ünlü kişilere ait isim ve soy isimlerin marka olarak tescilinde diğer markalardan farklı kriterler uygulanmalı mı sorusu akla takılıyor.  

İhtilafın bir diğer raundunda ise, Lionel Messi’nin, “Massi” markasının kullanılmadığı gerekçesi ile iptali talebi için açmış olduğu davanın henüz kesinleşmemekle beraber, 2021’in Ocak ayında reddine karar verilmiş.

Böylece bu ihtilafın sonucunu da “They happily co-existed ever after…” olarak ifade etmek mümkün olacaktır.

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Mart 2021

guldenizdogan@hotmail.com


[1]http://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf?text=&docid=231203&pageIndex=0&doclang=FR&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=2509487

Amerikan Patent ve Marka Ofisi, Bir “Moda İkonu” Olan “Prenses Kate” Adının Marka Olarak Tescil Edilebilirliğini Tartışıyor (85179243)

 

princesskate

 

İngiltere kraliyet ailesinin üyeleri ve onların hayatları her zaman tüm dünyada popüler konulardan biri olmuştur. 80’li 90’lı yıllarda ailenin popüler üyesi Prenses Diana iken, günümüzde Kate Middleton, namıdiğer Prenses Kate’dir. Prenses Kate’in her adımı, hareketi, her giydiği tüm dünyada ilgiyle izlenmekte, kendisi bir “moda ikonu” olarak medyada yer almaktadır. Halk nezdinde oluşan, Prenses Kate ile moda arasındaki bu bağın yarattığı algı, Amerikan Patent ve Marka Ofisi (USPTO) uzmanlarınca Kate Middleton’ın “korunmaya değer temel kişilik hakları” arasında görülmüştür. Bu yazıda inceleyeceğimiz 30 Ocak 2015 tarihli Amerikan Patent ve Marka Ofisi Temyiz Kurulu’nun kararı, magazin haberlerinden hareketle halk nezdinde oluşan bu algının Marka Hukuku açısından değerlendirmesini ortaya koymaktadır.

Okuyucularımız kararın orijinal metnine http://ttabvue.uspto.gov/ttabvue/ttabvue-85179243-EXA-39.pdf adresinden ulaşabilirler.

Nieves & Nieves LLC (“LLC”) firması standart yazı karakteri ile

PRINCESS KATE

markasının tescili için başvuruda bulunmuştur. Başvuru; kozmetik ve kişisel temizlik malzeleri (3. sınıf), saatler ve mücevler (Sınıf 14), deriden mamül çantalar ve aksesuarlar (Sınıf 18), yatak malzemeleri, perdeler ve havulular (Sınıf 24), iç ve dış giyim ürünlerini (Sınıf 25) içermektedir.

USPTO uzmanı, 1946 tarihli Marka Kanunu’nun 1052 (a) ve (c) maddelerine göre “PRINCESS KATE” markasının, Cambridge Düşesi Catherine, bilinen adıyla Kate Middleton adını “yanıltıcı” suretle çağrıştırdığını; bu adla yakın benzerlik bağı oluşturduğunu; sahibinin izni olmaksızın yaşayan belirli bir kişiyi tanımladığı için tescil başvurusunu reddetmiştir.

Konu Temyiz Kurulu’nun önüne geldiğinde başvurucu firma LLC, “PRINCESS KATE” markasının;

  • Kate Middleton adı ile yakın benzerlik bağı kurulamayacağını, zira Kate Middleton’ın, “PRINCESS KATE” ibaresini eskiden beri kendisini tanımlayan bir ad olarak kullanmadığını;
  • Aksi yönde bir delil olmadığını;
  • Her ne kadar bazı kişilerce “PRINCESS KATE” ibaresinin Kate Middleton’ı çağrıştırdığı hususu makul ölçüde kabul edilebilir olsa da, Kate Middleton’un bir prenses olmadığını, Kate Middleton’un bizzat kendisinin prenses olmadığını, doğru unvanının“Cambridge Düşesi” olduğunu kamuya basın yoluyla açıkladığını,

iddia etmiştir.

Temyiz Kurulu başvurucunun iddialarını reddetmiştir. Kurul’a göre yanıltıcı çağrışım yoluyla benzerlik: başvurucu dışındaki bir başka kişiye ya da başka kişinin kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir konuya atıfta bulunmak suretiyle tezahür eder. Bu benzerlik türünün kanunda yasaklanmasının nedeni; ilgili kişinin kimliği üzerindeki hâkimiyet ve kontrol hakkını kaybetme olasılığıdır. Bu yasak temelini, özel hayatın gizliliğinden ve kişinin kendini kamuya tanıtım hakkından almaktadır. Başka bir kişiye ait olan ad, ticari amaçla veya marka anlamında kullanılmasa dahi, bu kişinin ilgili ibarenin kullanımını yanıltıcı çağrışım nedeniyle engelleme hakkı mevcuttur.

Kurul açısından, yanıltıcı çağırışıma yönelik olayın değerlendirilmesinde, 3.kişinin korunmaya değer bir hakkının/menfaatinin olup olmadığı hususu, kilit noktayı oluşturmaktadır. Kamuya tanıtım hakkı, ünlü kişilerin kişiliklerine bağlı ticari menfaatlerinin korunmasına yöneliktir. Bu hak kapsamında ünlü kişinin, adının izinsiz ticari kullanımını önlemeye yönelik menfaati mevcuttur. Ünlü bir kişinin, adının izinsiz kullanılması halinde zaten söz konusu hakka bir saldırı olacağından, artık bu noktada tescil başvurusunda o adın aynen mi yoksa benzerinin mi kullanıldığı konusu önem arz etmeyecektir.

Dosyadaki mevcut deliller ışığında, Kate Middleton tanınmış/ünlü bir şahsiyettir. Bu anlamda bu isim, Kanunun 1052/(a) maddesi çerçevesinde “yanıltıcı çağırım” nedeniyle reddedilme ile amaçlanan korumaya değer bir isimdir. Kate Middleton’ın “PRINCESS KATE” ismini kullanıp kullanmaması itirazı, yanıltıcı çağrışım nedeniyle red kararında etkili değildir. Zira bu noktada, tescili talep edilen marka özellikle ve açıkça bir kişiyle özdeşleşmiştir. Dosyaya sunulan ve medya kayıtlarından oluşan tüm delillerden “PRINCESS KATE” isminin halk arasında Kate Middleton’ı kastettiği açıktır.

Kurul’a göre somut olayda, ünlü kişinin ABD dışında yaşaması önem arzetmektedir. Zira ABD halkı nezdinde, Kate Middleton hakkında çıkan haberler yakından takip edilmekte ve onun hakkındaki kaynak haberler ister sanal mecrada ister yazılı basında İngilizce dilinde sunulmaktadır. Kurul, kararında Kate Middleton hakkında basında çıkan bazı magazin haberlerine ayrıntılı şekilde yer vermiş ve “PRINCESS KATE” ibaresinin Kate Middleton’ın şahsına bağlı bir çağrışım yaptığı hususunu netleştirmiştir. Başvurucunun Kate Middleton’un prenses olmadığından dolayı “yakın” çağrışım olmadığına ilişkin aksi yöndeki tüm delilleri, ikna edici bulunmamıştır. Zira Amerikalılara göre Kate Middleton bir prens ile evli olduğundan “prenses” sayılmaktadır. Kaldı ki tarih boyunca da birçok kraliyet ailesinde Catherine ismi kullanılmasına rağmen, “PRINCESS KATE” ibaresinin Kate Middleton dışında bir başka kişiyi işaret ettiğine ilişkin dosyaya delil sunulmamıştır.

Buna ek olarak başvurucu, başvuru konusu ibareyi modayı ilgilendiren mal sınıfları için kullanmak istemektedir. Bu mallar için “PRINCESS KATE” ibaresinin kullanılması doğrudan ve tereddütsüz olarak Kate Middleton’u çağrıştırmaktadır. Wikipedia kayıtlarına göre Kate Middleton “moda zevki ile hayran olunan” ve pek çok kez “en iyi giyinen kişi” olarak tanımlanmaktadır. Bu noktada, esasen başvurucu da Kate Middleton’ın tanınmış bir kişi olduğunu ve şöhretinin geçici olmadığını kabul etmektedir. Ancak başvurucu Kate Middleton’un moda sektörüne girmediğini, kendisinin hiçbir ürünü desteklemeyeceğini bildiklerinden halkın başvuru konusu mallarla Kate Middleton arasında bir bağlantı kurmayacağını iddia etmiştir. Kurul, yanıltıcı çağırışım değerlendirmesinde başvurucunun bu iddiasının doğru bir nokta olmadığını beyan etmiştir. Zira Kurul bu değerlendirmede, Kate Middleton adının kozmetik, mücevher, çantalar, kıyafetler için tanınmış olup olmadığına ilişkin kanıt istememektedir. Kurul’un sorguladığı; bu mallar için “PRINCESS KATE” ibaresi kullanıldığında tüketicilerin doğrudan “PRINCESS KATE” ile Kate Middleton’ın kasdedildiğini anlayıp anlamadıkları konusudur. Buradaki nokta, söz konusu ismin bizzat ve tereddütsüz olarak doğrudan bir şahsa ya da kuruma işaret etmesidir. Somut olayda, hem ibarenin tanınmışlığı ve şöhreti hem de başvurunun içerdiği mal sınıflarının bu tanınmışlıkla bağlantısı, doğrudan ve tereddütsüz olarak tek bir kişiyi işaret etmektedir. Kurul’un önündeki tüm deliller ve kayıtlar, gerçekten de ABD basınında “PRINCESS KATE” ibaresinin Kate Middleton’un tanınmışlığını ifade ettiğini ve bu tanınmışlığın moda ile bağlantılı olduğunu açıkça ve fazlasıyla ortaya koymuştur. Tüm bu deliller ışığında da Kurul;

  • “PRINCESS KATE” markası ile Kate Middleton’a doğrudan ve tereddütsüz olarak çağrışım yapılmasının amaçlandığını,
  • Kate Middleton’un başvurucu ile fiili ve ticari bir bağının olmadığını,
  • Tescil konusu markanın içerdiği mallar için tanınmış “PRINCESS KATE” ibaresinin kullanılmasının ilgili tüketiciler nezdinde Kate Middleton ile bağlantı kurulmasına neden olacağını,

tespit etmiştir. Bu tespitlerle Kurul, “PRINCESS KATE” markasının içerdiği sınıflar için Kate Middleton’la doğrudan bağlantısı nedeniyle “yanıltıcı çağrışım” yaptığı sonucuna varmıştır.

Kurul, son olarak Kanunun 1052/(c) maddesi anlamındaki “onay/izin” konusunda değerlendirmelerde bulunmuştur. Zira ilgili maddeye göre sahibinin izni, onayı olmaksızın yaşayan kişilerin adlarını işaret eden başvurular tescil edilemez. Kurul bu madde kapsamında, ilgili kişinin tam adının yanında ön ad, soyad, kısaltılmış ad, sahne adı, lakap, takma ad, unvan gibi yaşayan kişi ile bağlantısının ispatlandığı ibarelerin de girdiğini belirtmiş ve bu konuda önceki tarihli kararlarına atıfta bulunmuştur. Kurul somut olayda da aynı mantıktan hareketle; her ne kadar Kate Middleton “PRINCESS KATE” adını kullanmasa da, yukarıda açıklandığı gibi bu ad ABD halkı ve medyası tarafından ünlü Kate Middleton’ı tanımlamak ve doğrudan ve tereddütsüz olarak onu işaret etmek üzere kullanıldığı tespit edildiğinden ve Kate Middleton’ın da bu adın tescil edilmesine onayı, izni olmadığından Kanunun 1052/(c) maddesine göre reddedilmesini doğru bulmuştur.

Belirtilen nedenlerle USPTO Temyiz Kurulu, “Princess Kate” ibareli başvuru için verilen ret kararını onamış ve itirazı reddetmiştir.

USPTO tarafından resen yapılan inceleme sonucunda verilen ret kararının gerekçeleri olan “yaşayan veya ölü kişilerle yanıltıcı bağlantı kurulması” ve “yazılı izin verilmediği sürece yaşayan bir kişinin isminden oluşma” (No trademark by which the goods of the applicant may be distinguished from the goods of others shall be refused registration on the principal register on account of its nature unless it— (a) Consists of or comprises … or falsely suggest a connection with persons, living or dead…(c) Consists of or comprises a name, portrait, or signature identifying a particular living individual except by his written consent) şeklindeki ret gerekçeleri Türk marka mevzuatında aynı şekilde yer almamakla birlikte kanaatimizce bu konunun resen incelemede ne şekilde ve ne dereceye kadar değerlendirmeye alınması gerektiği üzerinde tartışılmaya değer bir konudur.

Gülcan Tutkun Berk 

Nisan 2015 

gulcan@gulcantutkun.av.tr

 

Bruce Lee Halen Yenilmez! Ünlü Kişilerin İsimlerinden Oluşan Başvurular Hakkında Çin Halk Cumhuriyeti’nden Dikkat Çekici Bir Mahkeme Kararı

brucelee2

 

Çocukluğunda sokaklarda koşturma şansını yaşamış, “karatecilik” isminde oyunlar oynayıp, video film dükkanlarından dövüş filmleri kiralayarak, onları hipnotize biçimde izlemiş kuşaktansanız, “Bruce Lee” ismi size hiç yabancı gelmeyecektir. Çin asıllı A.B.D. vatandaşı Bruce Lee, oynadığı filmlerde sergilediği olağanüstü performansla dövüş sporlarını Türkiye’de sevdiren en önemli kişilerin başında gelmektedir. 1973 yılında 33 yaşında ölmüş olsa da Bruce Lee’nin filmleri 1980 ve 1990’lar boyunca merakla takip edilmiştir. Kendi adıma “karate” filmlerini izlemeyi 1980’lerin sonunda bırakmış olsam da, Bruce Lee benim için halen efsane bir isimdir.

Bruce Lee’nin oldukça genç yaşta ölümü denli büyük bir diğer trajediyse, oğlu Brandon Lee’nin, 1993 yılında, başrolünü oynadığı “The Crow” filminin çekimi sırasında kaza sonucu 28 yaşında ölmesidir. Görünen o ki, Kennedy ailesinin üzerinde dolaşan kabusun benzeri Bruce Lee’nin ailesi üzerinde de tur atmakta. Bu yazıda bahsedeceğimiz haber, ölüm gibi trajik bir konuyla ilgili değil, tersine Bruce Lee isminin halen yaşamakta olduğunu gösteren, kendisini yücelten hukuki bir ihtilaf.

Çin Halk Cumhuriyeti, taklit ürünlerin dünya üzerinde en yaygın biçimde üretildiği ve diğer ülkelere yayıldığı, dünya taklit merkezi sayılabilecek nitelikte bir ülke. Yoğun uluslararası baskı Çin’i bu konuda önlemler almaya itse de, kağıt üzerinde kalan önlemlerin ne derecede uygulanabildiği büyük bir soru işareti teşkil ediyor. Marka taklitçiliği Çin’de sadece taklit ürün üretmekle sınırlı kalmıyor, buna ilaveten Çin’de tescilli olmayan uluslararası üne sahip markaları veya kişi isimlerini yetkisiz biçimde tescil ettirmek de taklitçilerin sıklıkla kullandığı bir yöntem niteliği gösteriyor. Aynı durumla Türkiye’de de sıklıkla karşılaştığımız için, bu yöntem Türk okuyuculara da yabancı gelmeyecektir. “Bruce Lee” ismi Çin’de yukarıda belirtilen içerikte bir ihtilafın konusu olmuştur ve bu yazı belirtilen ihtilafa ilişkin bir habere dayanılarak yazılmıştır.

http://www.chinaiplawyer.com/bruce-lees-daughter-won-trademark-opposition-chinese-name-late-bruce-lee/ linkinden erişilebilecek bir habere göre “Bruce Lee” isminin marka olarak tescil edilmesi talebiyle Çin Halk Cumhuriyeti Marka Ofisi (SAIC)’ne başvuruda bulunulur. “Bruce Lee” isminin Çin yazım karakteriyle yazımından (李小龍) oluşan başvuru “Zhang Chaoqin” isminde bir gerçek kişi tarafından yapılmıştır ve 12. sınıfa dahil “otomobiller ve motorlu bisikletler” mallarını kapsamaktadır. Başvuru sahibinin ünlü aktör Bruce Lee ile herhangi bir ilintisinin bulunmadığı da özellikle belirtilmelidir.

Başvuru, SAIC tarafından ilan edilir ve Bruce Lee’nin varisleri tarafından kurulan “Bruce Lee Enterprises, LLC” firması başvuruya karşı itiraz eder. İtiraz, SAIC tarafından reddedilir, ancak bu karara karşı da itiraz edilmesi sonucunda, itirazı bu kez “Marka Yeniden İnceleme Kurulu” (Trademark Review and Adjudication Board – TRAB) inceler. TRAB yeniden inceleme sonucunda, 27 Ağustos 2012 tarihinde “Bruce Lee Enterprises, LLC” firmasının itirazını haklı bulur, itirazı kabul eder ve başvuruyu reddeder. Haberde aktarıldığı haliyle başvurunun ret gerekçesi, Çin Halk Cumhuriyeti Marka Kanunu Madde 10, fıkra 1, bent 8’dir. SAIC web sayfasında yaptığım incelemeye (http://www.saic.gov.cn/sbjenglish/flfg1_1/flfg/201012/t20101227_103092.html) göre belirtilen bent, “Toplumsal ahlaka veya geleneklere aykırı olan veya diğer kötü etkilere sahip markaların tescil edilemeyeceği (The following signs shall not be used as trademarks: (8)those detrimental to socialist morals or customs, or having other unhealthy influences.)” hükmünü içermektedir.

Başvuru sahibi TRAB kararını yerinde bulmadığından, karara karşı dava açar ve ihtilaf mahkeme tarafından incelenir. Davayı gören mahkeme ve temyiz mahkemesi TRAB’nin ret kararını yerinde bulur. Mahkemelere göre, “Bruce Lee” dövüş sanatı ustası ve film aktörü olarak yüksek derecede ün kazanmış birisidir ve kendi alanında devam eden etkiye sahiptir. İnceleme konusu başvuru “Bruce Lee” ibaresinin Çin karakteriyle yazımından oluşmaktadır ve ortalama dikkate sahip tüketiciler bu ibareyi kolaylıkla ünlü aktörün ismiyle ilişkilendirebilecektir. Bu yolla, ortalama dikkate sahip tüketicilerin malların Bruce Lee’nin ailesinden, ilgili hak sahiplerinden veya Bruce Lee ile herhangi bir şekilde bağlantısı olan kişilerden geldiğini düşünmesi mümkündür. Bu durum, mahkemeye göre, Çin Halk Cumhuriyeti Marka Kanunu Madde 10, fıkra 1, bent 8 uyarınca kamu çıkarı ve düzeni üzerinde dolaylı ve olumsuz etkiler ortaya çıkarabilecektir. Dolayısıyla, mahkemelere göre de, başvurunun Toplumsal ahlaka veya geleneklere aykırı olan veya diğer kötü etkilere sahip markaların tescil edilemeyeceği” hükmü çerçevesinde reddedilmesi yerindedir ve bu yöndeki TRAB kararı onanmıştır.

Haberi aktardığımız http://www.chinaiplawyer.com/ sitesinde yer alan yoruma göre, TRAB ve Mahkeme yorumu, ünlü kişi isimlerinin yetkisiz kişilerce tescili taleplerinin, Marka Kanunu madde 10(1)(8) uyarınca “kötü etkiye (unhealthy influence) sahip işaretler” olarak değerlendirilip reddedilebileceğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Ünlü kişi isimlerinin yetkisiz biçimde tescili taleplerinin kötü niyetli başvurular olarak kabul edilip reddedilebileceği pratiğine karşılık gelen bu yorum dikkat çekici niteliktedir. Sitede yer alan bir diğer önemli yorum, eğer başvuru sahibinin adı da “Bruce Lee” olsaydı (ki bu isim Çin’de yaygın bir isim olarak kabul edilebilirmiş), mahkeme kararının ne yönde olacağının merak konusu olmasıdır. Muhtemelen benzer nitelikteki yeni markalar ve ret kararları, Çinli dostlarımızın bu konudaki meraklarını giderecektir.

Twitter’da rastladığım ve bana ilginç gelen bu haberi sadece tek kaynağa dayanarak aktardığım ve Çince bilmediğimden alternatif kaynaklardan doğrulayamadığım için derin bir nefes alıp kaynağımın doğru olduğunu umuyorum. Aktardığım haliyle bana oldukça dikkat çekici gelen “Bruce Lee” ihtilafının sizler için de ilginç olduğunu varsayıyorum. Her ne olursa olsun, bu vesileyle Bruce Lee’yi anmak ve çocukluğumun “karatecilik” oyunlarını hatırlamak bana oldukça iyi geldi.

Önder Erol Ünsal

Kasım 2014

unsalonderol@gmail.com