Etiket: marka idari iptali

MARKA YÖNETMELİĞİNE EKLENEN “BENZER MAL VEYA HİZMETLER YÖNÜNDEN İPTAL KARARI VERİLEMEZ” İFADESİ HAKKINDA GÖRÜŞ ve DEĞERLENDİRME



Tescilli markaların idari yolla iptali uygulaması hakkında uzun süredir sabırsızlıkla beklenen Yönetmelik değişiklikleri 15 Mart 2025 tarihinde yürürlüğe girdi. Yönetmelik’le getirilen bazı düzenlemeler, kamuoyuna ilan edilen ve görüşe açılan taslak yönetmelikten önemli farklılıklar içerdiğinden uygulamanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin merak daha da artmıştır. Özellikle, emanet hesabına ödenecek ücret uygulaması yurtdışında da bilinen örneğinin olmaması nedeniyle şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Bu yazının konusu olan bir diğer önemli değişiklik, başlangıç itibarıyla gölgede kalmış olsa da, uygulamanın esasını etkileyeceğinden derinlemesine tartışılmayı hak etmektedir. Konuyu kendi algıladığım haliyle yazarak, düzenlemeyi gündeme ilk getirenlerden birisi olmak istedim.


15 Mart 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliklerinden birisi İptal Talebi başlıklı 30/A maddesinin onuncu fıkrasıdır:

“(10) Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sunulan iptal taleplerinde markanın talep tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, marka sahibinden, markasını iptal talebine konu mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleşmişse talebin Kuruma sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanım dikkate alınmaz. Marka sahibi tarafından süresi içinde delil sunulmaması veya iptali istenen mal veya hizmetlerde markanın ciddi biçimde kullanıldığını gösterir nitelikte bulunmaması halinde Kurum iptal talebini kabul eder. Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez.

Koyu karakterlerle yazarak dikkati üzerine toplamaya çalıştığım Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi görüşe açılan Yönetmelik taslağında yer almayan, karşımıza ilk kez yürürlüğe giren Yönetmelik’te çıkan bir cümledir. İptal taleplerinin değerlendirilmesinde esasa dair incelemeyi de etkileyecek içerikteki bu ifadeyle kastedilenin ne olduğu uygulayıcılar arasında tartışılmakta ve Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) bu hükmü ne şekilde değerlendirip uygulayacağı merakla beklenmektedir.

Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi hakkında söylenecek ilk söz, belirtilen ifadenin farklı biçimlerde algılanmaya açık olduğudur. (ki yazı içerisinde de olası anlamlardan ikisi üzerinden değerlendirme yapılacaktır.)  

Alan profesyonelleri açısından, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin ne anlama geldiği hususunda belirsizlik söz konusudur. Yapılan tartışmalar, ifadenin olası iki anlamının veya amacının bulunabileceği üzerine yoğunlaşmıştır. Olası iki anlam/amaçtan birisi (i) Malumun açıkça ilan edilmesi, diğeri ise (ii) İncelemenin esasına dair yeni bir düzenleme getirilmesidir.


Birinci yoruma göre, bir iptal başvurusu mevcuttur ve bu talebin konusu markanın kapsadığı malların veya hizmetlerin sadece bir bölümüne yönelik kısmi bir iptal talebidir. Marka sahibi, markasının kısmi iptal talebine konu mal veya hizmetler bakımından ciddi kullanımını ispatlayamamış durumdadır. Bu tip bir durumda, kısmi iptal talebine konu mal veya hizmetlerle benzer olsalar da kısmi iptal talebinin kapsamında yer almayan mal veya hizmetler bakımından iptal talebi verilemeyecektir.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, tescilli markanın kapsamında “spor formaları” ve “futbol ayakkabıları” malları yer almaktadır. İptal talebi yalnızca “spor formaları” mallarına yöneliktir ve marka sahibi bu mallar bakımından markasının ciddi kullanımını ispatlayamamıştır. Durum böyleyken, “spor formaları” ile “futbol ayakkabıları” malları birbirlerine benzer olsa da, kısmi iptal talebinin kapsamında yer almayan “futbol ayakkabıları” malları bakımından iptal kararı verilemeyecektir. Yönetmelik ile getirilen Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi de bu durumu net biçimde ortaya koyma amacına yöneliktir.

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan durum bu ise, malumun ilanından başka bir sonuç çıkarılması mümkün değildir ve eklenen ifade açıklayıcı olmaktan ziyade kafa karıştırıcıdır.

Durum böyleyse, bu amacı daha net biçimde ortaya koyacak aşağıdakine benzer bir ifadenin Yönetmelik’e ayrı bir fıkra olarak eklenmesi daha yerinde olacaktır:

“(Fıkra no) İptal talebinin konusu olmayan mallar ve/veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemez.”      


Bu madde altında açıklamalara geçmeden önce okurlarımızın dikkatini ilk olarak, Türkiye’de mal ve hizmetlerin benzerliği incelemesinde yıllardır esas alınan kategorilere çekmek istiyoruz: (i) Mal ve/veya hizmetler aynı olabilir, (ii) Mal ve/veya hizmetler aynı tür olabilir, (iii) Mal ve/veya hizmetler benzer olabilir, (iv) Mal ve/veya hizmetler benzemez olabilir.

Aşağıdaki açıklamalar, inceleme konusu markaların aynı olduğu varsayımı çerçevesinde okunmalıdır:

  • Mal ve/veya hizmetlerin benzer olmadığı (iv) numaralı durumda, SMK 5/1-(ç) bendi veya 6/1 maddeleri uyarınca sonraki tarihli marka başvurusu hakkında ret kararı verilmesi mümkün değildir. (Tanınmışlık gerekçesi (6/5 fıkrası) ve diğer bazı nispi ret gerekçeleri bu durumun dışındadır, ancak belirtilen hallerin yazının bağlamıyla ilintisi bulunmamaktadır.)
  • Mal ve/veya hizmetlerin aynı veya aynı tür olduğu (i) ve (ii) numaralı durumlarda, sonraki tarihli marka başvurusu kural olarak resen SMK 5/1-(ç) bendi kapsamında reddedilecektir. Başvuru hatayla ilan edilmişse de yayıma itiraz üzerine aynı bent veya 6/1 fıkrası kapsamında reddedilebilir.
  • Mal ve/veya hizmetlerin benzer olduğu (iii) numaralı durum SMK 5/1-(ç) bendi kapsamında resen incelemenin konusu değildir. SMK 6/1 fıkrası kapsamında yayıma itiraz edilmesi halinde sonraki tarihli başvuru reddedilecektir.

Bu açıklamalara ilaveten:

  • Mal ve hizmetlerin aynı olması hali açıktır ve ek bir açıklama gerektirmemektedir.
  • Aynı tür mal ve hizmetin belirlenmesinde Kurum tarafından yayımlanan Mal ve Hizmet Tebliğinde sınıfların altında yer alan gruplar esas alınmaktadır ve kural olarak aynı sınıfın aynı alt grubu kapsamına giren mal ve hizmetlerin birbirleriyle aynı tür olduğu kabul edilmektedir. İstisna durumlar hariç olmak üzere, temel kural aynı sınıfın farklı gruplarında yer alan mal veya hizmetlerin birbirleriyle aynı tür olmadığıdır.    
  • Benzer mal ve hizmetlerin tespiti hakkında temel ilkeler mevcuttur, ancak Kurum Kılavuzunda yapılan bazı örneklendirmeler dışında kural koyucu listeler mevcut değildir. Farklı sınıflarda veya aynı sınıfın farklı alt gruplarında yer alan malların ve/veya hizmetlerin benzer bulunması da mümkündür.

Tüm bu genel bilgiler ışığında, yazımızın konusunu oluşturan Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin olası ikinci yorumuna dönüyoruz.

Olası ikinci yoruma göre, tartışma konusu ifade ile söylenmek istenen; iptal talebinin konusu bir mal veya hizmet bakımından ciddi kullanımın varlığının ispatlandığı bir durumda, kullanımı ispatlanmış mal veya hizmetle benzer olan diğer mal veya hizmetler bakımından da iptal kararı verilemeyeceğidir.

Bir örnekle açıklamamız gerekirse; tescil tarihinin üzerinden beş yıldan uzun süre geçmiş bir markanın kapsamında; “Sınıf 29: Reçeller. Sınıf 30: Bal.” malları bulunmaktadır. İptal talebi üzerine gerçekleştirilen incelemede Kurum, marka sahibince sunulan delillerle “Sınıf 30: Bal” malları bakımından ciddi kullanımın ispatladığını tespit eder, buna karşın “Sınıf 29: Reçeller” malları bakımından marka sahibi ciddi kullanımını ispatlayamaz. Kurum inceleme sonucunda; farklı sınıflarda yer alsalar da, marka inceleme kılavuzunda “reçeller” ve “bal” mallarının benzer mallar olarak değerlendirilmesi ve Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. hükmü çerçevesinde, “bal” malının ciddi kullanımının ispatlanması nedeniyle, ciddi kullanımı bulunmayan “reçeller” malı bakımından da tescilli markayı iptal etmez.

Bir önceki paragrafta verilen örnek farklı sınıflardaki benzer mallara ilişkindir, birçok durumda aynı sınıfın farklı alt gruplarında bulunmaları bağlamında aynı tür olmayan, ancak birbirlerine benzer çok sayıda mal ya da hizmet de bu durumun örneklerini teşkil edebilecektir.

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan bu madde kapsamında açıklamaya çalıştığımız durum ise, iptal incelemesinde aynı sınıfın farklı alt gruplarındaki veya farklı sınıflardaki mallar ve/veya hizmetler arasındaki benzerliğin iptal taleplerinde de inceleneceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, mal ve hizmet benzerliği incelemesinin bir versiyonunun idari iptal incelemesinde yapılacağı anlamına gelmektedir ki, bu beklenmedik ve tartışmaya açık bir yaklaşımdır.

Çok muhtemelen aynı grubun içerisindeki farklı mallar bakımından kullanılacak yaklaşımı gösterebilmek için kullanılmış tartışma konusu ifade, Kanun ve uygulamanın yerleşik dilinin terk edilmesi (aynı – aynı tür – benzer mal/hizmet terimleri arasındaki ayrımın göz ardı edilmesi) gibi nedenlerle, yanlış bir yola sapılması olasılığını da barındırmaktadır. Gene bir örnekle açıklayacak olursak:

Aynı sınıfın (25), aynı grubunda (25.1) yer alan “ceketler” ve “gömlekler” birbirleriyle aynı olmasalar da Türk uygulaması çerçevesinde “aynı tür” mallardır. Kullanımın ceketler için ispatlandığı, ancak gömlekler için ispatlanamadığı bir durumda; aynı alt grupta yer alan aynı tür mallardan birisinin kullanımının ispatlanmış olması nedeniyle, aynı alt gruptaki diğer mallar bakımından iptal kararı verilemeyeceği yönündeki olası uygulama bir mantığa oturtulabilir. (ki, bu yorumun yerindeliği de tartışılabilir.)

Buna karşın ilgili hükme yönelik olarak; iptal talebine konu bir malın ciddi kullanımının ispatlanması halinde, o malla aynı sınıfın farklı alt gruplarında veya farklı sınıflarda yer alsa da benzer olan mallar veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemeyeceği yönündeki yorum, iptal uygulamasını belirsiz ve ucu açık hale getirmektedir. Buna ilaveten, bu yorum biçimi Kanunun yerleşik diline terstir ve iptal uygulamasını malların ve hizmetlerin benzerliği incelemesiyle birlikte yapmayı gerektirmektedir, bunun otomatik sonucu da iş yükünü bir kat daha artıracak bir uygulamayı ortaya çıkartmaktır. 

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan durum, bu madde kapsamında açıklamaya çalıştığımız yorum ise, en azından aşağıdakine benzer anlaşılır bir ifadenin Yönetmelik’e ayrı bir fıkra olarak eklenmesi daha yerinde olacaktır:

“(Fıkra no) İptal talebinin konusu bir mal veya hizmetin ciddi kullanımının ispatlanması halinde, o mal veya hizmetle -aynı veya farklı sınıflarda yer almasına bakılmaksızın- benzer olan mal ve/veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemez.”      

(Yazarın notu: Bu öneri sadece tartışma konusu ifadenin ikinci yorum biçimi kapsamında daha anlaşılır hale getirilmesine yöneliktir. Yazı içerisinde ifade ettiğim üzere bu yorum biçimine katılmam mümkün değildir.)


Yukarıda yer verdiğim, birbirleriyle tamamen ilgisiz iki farklı yorum biçiminden de anlaşılacağı üzere, idari iptal Yönetmelik değişikliği ile getirilen Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması yerinde olacaktır.

Yazı içinde yer alan birinci yorum biçimi, malumun ilanının ötesinde bir anlama gelmemektedir ve Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesini gereksiz bir ekleme haline getirmektedir.

Buna karşın yazı içerisinde yer alan ikinci yorum biçimi, iptal incelemesinin esasını olumsuz yönde etkileyebilecek ve Kurum açısından ilave iş yükü yaratabilecek niteliktedir. Kanun ve uygulamada yerini bulmuş aynı, aynı tür, benzer mal ve hizmet ayrım ve terminolojisini gözeten bir olası bir revizyon, hatta tartışma konusu ifadedeki “benzer” teriminin yerine “aynı veya aynı tür” teriminin kullanımı, hükmü daha makul hale getirebilecektir.

Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlananın yazıdaki ikinci yorum biçimi olmadığını umarak ve ifadenin anlamının/amacının açıklanması beklentisini dile getirerek yazımı sonuçlandırıyorum.

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Nisan 2025

İDARİ İPTAL TALEPLERİNİN BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI: YAKIN TARİHLİ BİR TÜRKPATENT YİDK KARARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER



1. Markaların İdari İptali Kurumu ve Süregelen Belirsizlik

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) 10 Ocak 2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. SMK ile hayatımıza “markaların idari iptali” kurumu girmiş[1], SMK m. 26 ile maddede belirtilen şartların varlığı halinde, talep üzerine markanın iptaline Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) tarafından karar verileceği düzenlenmiştir.  Bununla birlikte SMK m. 192/1 ile, SMK m. 26 hükmünün yedi yıl sonra (yani 10 Ocak 2024’te) yürürlüğe gireceği, SMK geçici m. 4 ile de yürürlük tarihine kadar iptal yetkisinin mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir.

24 Nisan 2017 tarihli ve 30047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, markaların idari iptaline ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir. Bu nedenle TÜRKPATENT’e verilen yetkinin uygulanmasına dair usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin yürürlüğe gireceği beklentisi doğmuş, bu amaçla TÜRKPATENT tarafından hazırlanan “Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” (“Taslak Yönetmelik”), 20 Ekim 2023 tarihinde görüşe açılmış[2] ve görüşlerin 3 Kasım 2023 tarihine kadar TÜRKPATENT’e bildirilmesi talep edilmiştir.

SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve o tarihten sonra artık mahkemeler nezdinde markaların iptali talebiyle dava açma imkanı kalmamıştır. İptal talepleri TÜRKPATENT nezdinde EPATS sistemi üzerinden yapılabilmekle birlikte halihazırda incelenmemektedir. SMK m. 26 hükmünün yürürlüğe girdiği ilk aylarda – iptal talebinin ücreti belirlenmemiş olduğundan – talep herhangi bir ücret ödemeden yapılabilmekteydi. 2024 yılı içerisinde ücret belirlenmiş[3] ve talep sahiplerine ödeme yapılması yönünde tebligatlar gönderilmiş, 31 Aralık 2024 tarihine kadar ödemenin yapılmamış olması halinde taleplerin yapılmamış sayılacağı bildirilmiştir. Ancak iptal talepleri TÜRKPATENT çevrimiçi sistemine yansımadığı gibi –yazarın bilgisi dahilinde – iptal talebine konu marka sahiplerine herhangi bir bildirim yapılmamış, bir başka ifadeyle taleplere ilişkin başkaca bir işlem şu ana kadar gerçekleştirilmemiştir.

Markanın idari iptali kurumunun hayatımıza girmesi üzerinden 8 yıl, kanunen uygulanmaya başladığı tarihten de 1 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, marka hukukunun son derece önemli bu kurumu (iptal davası imkanı kalmadığından) yeniden işlerlik kazanmayı beklemektedir. Bu yazının konusu TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (“YİDK”) kararı da iptal talebinin karara itiraz incelemesinde bekletici mesele yapılması talebinin reddine ilişkindir.

2. İdari İptal Talebinin Bekletici Mesele Yapılması Talebinin Reddine İlişkin YİDK Kararı

YİDK kararına konu olayda, Madrid Protokolü kapsamında yapılan uluslararası bir marka başvurusu 18 Mart 2024 tarihinde SMK m. 5/1(ç) uyarınca önceki tarihli bir marka tesciline dayalı olarak reddedilmiştir. Başvuru sahibi, önceki tarihli markaya karşı TÜRKPATENT nezdinde iptal talebinde bulunmuş, karara itiraz dilekçesinde de iptal işlemi sonuçlanıncaya kadar başvuru hakkındaki karara itiraz incelemesinin bekletilmesini talep etmiştir.

16 Ocak 2025 tarihli YİDK kararı ile bu talep reddedilmiş ve işin esasına geçilerek karar verilmiştir. YİDK’nın talebin reddine ilişkin iki temel gerekçesi bulunmaktadır.

Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliğinin (YİDK Yönetmeliği) “Kurul kararları” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrası şu şekildedir: “Kurul, karara etki edecek bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında ara karar verebilir.” İlgili hükmün lafzından anlaşılacağı üzere, Kurul’un bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında bağlı bir yetkisi, yükümlülüğü bulunmamakta olup bu konuda Kurul’a takdir yetkisi bırakılmış durumdadır. Kurul, söz konusu iptal talebi hakkında makul bir süre beklemiş olmakla birlikte, karara itiraz dilekçesinin sunulduğu tarihten itibaren geçen 5 ayı aşkın süre zarfında söz konusu iptal talebi hakkında henüz Markalar Dairesince bir karar verilmemiş olması, SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik Yönetmelik düzenlemelerinin henüz yürürlüğe girmemiş olması karşısında Markalar Dairesince iptal talebine ilişkin kararın ne zaman vereceğinin mevcut durumda öngörülebilir olmaması (…).

Öncelikle TÜRKPATENT’in bir konunun bekletici sorun yapılması hakkında takdir yetkisi olmakla birlikte, bu takdir yetkisi belirli sınırlar çerçevesinde kullanılacaktır. IPR Gezgini’nde yakın zamanda ele alınan[4] bir kararda, Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi idarenin takdir hakkını kullanırken, her halükarda idari işlemlerin nihai amacı olan “kamu yararı” unsurunu gözeterek değerlendirme yapması gerektiğine hükmetmiştir.

YİDK kararında talebin reddine ilişkin ilk gerekçe, aradan geçen sürede Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından henüz bir karar verilmemiş olduğudur. İlk olarak Taslak Yönetmelik’te iptal taleplerini inceleyecek birime atıfta bulunulmamıştır. 2024 yılında düzenlenen bir sempozyumda iptal taleplerinin ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacağı bilgisi paylaşılmıştır. YİDK kararından da iptal taleplerine ilişkin ayrı bir daire kurulmayacağı, taleplerin Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından inceleneceği anlaşılmaktadır.  

SMK m. 26 hükmü 10 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve aradan 1 yılı aşkın süre geçmiştir. SMK’nın ilk yürürlük tarihi olan 10 Ocak 2017 esas alındığında aradan 8 yılı aşkın bir süre geçmiştir. Taslak Yönetmeliğin paylaşılması üzerinden de 15 ayı aşkın bir süre geçmiştir. YİDK kararında henüz ilgili yönetmelik düzenlemelerinin yürürlüğe girmemiş olduğundan bahisle iptal talebine ilişkin kararın ne zaman verileceğinin öngörülebilir olmadığına atıfta bulunulmuştur. Bu hususta tasarrufu bulunmamasına karşın belirsizliğin sonucuna başvuru sahibi katlanmak durumunda bırakılmaktadır. Eğer 10 Ocak 2024 tarihinden itibaren iptal talepleri incelemeye alınmış olsaydı, YİDK kararı tarihi itibariyle iptal talebine ilişkin bir karar muhtemelen verilmiş olacaktı. İptal talebine ilişkin karar da esasa ilişkin verilecek karara doğrudan etki edebilecekti. 

Bu tartışmanın idare hukukçuları tarafından yapılması daha doğru olacaksa da, markaların idari iptali kurumunun işlerlik kazanabilmesi için yetkinin uygulanmasına yönelik usul ve esasları belirleyen bir yönetmeliğin mutlaka yürürlüğe girmesi gerekip gerekmediği hususu ayrı bir soru işaretidir. Türk Medeni Kanunu m. 1/1 uyarınca “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.”. SMK m. 26 düzenlemesi ayrıntılı olup esasa ilişkin hükümlerin yanı sıra usul yönünden de (örneğin tarafların tabi olduğu süreler gibi) hükümler içermektedir. SMK geçici m. 4’te de iptal yetkisinin “anılan maddedeki usul ve esaslara göre” mahkemeler tarafından kullanılacağı düzenlenmiştir. Öte yandan SMK’nın pek çok hükmünde belirli bir hususa ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği açıkça öngörülmüştür (Örneğin muvafakatname; başvuru, sınıflandırma ve bölünme; rüçhan hakkı talebi; yayıma itiraz; sicile kayıt, yayım ve tescil işlemleri; teknik şartname gibi). SMK m. 26’da bu yönde bir hüküm bulunmadığı gibi, Taslak Yönetmelik’te yer alan hükümlerinin çoğunluğu SMK m. 26 ile aynı doğrultudadır.

YİDK’nın talebin reddine ilişkin ikinci gerekçesi aşağıdaki gibidir:

Öte yandan, inceleme konusu başvurunun Madrid Protokolü çerçevesinde Türkiye’nin akit taraf olarak belirlendiği uluslararası bir başvuru olması, söz konusu Protokol hükümleri uyarınca uluslararası başvuruların akit taraf Ofisleri tarafından belirli süreler içerisinde neticelendirilmesi gerekmesi (Türkiye bakımından ret kararlarının bildirim süresi 18 aydır), bu süreye uyulmaması halinde Madrid Protokolü m. 4/1-(a) uyarınca zımni kabul (Türkiye’de tescil) sonucunun ortaya çıkacağı, somut olayda da iptal talebinin kabulü halinde başvurunun yayınlanması ve bu yayına üçüncü kişilerce itiraz edilmesi durumunda, ilgili sürelerin aşılmış olmasından ötürü Kurum’un yayına itiraz üzerine SMK m. 6 kapsamında bir ret kararı vermesinin mümkün olmayacağı, bu şekilde yeni ve farklı bir madde hükmüne dayanan olası bir ret kararının ilgili Protokol hükmü uyarınca hukuki bir sonuç doğurmayacağı ve WIPO tarafından geçerli kabul edilmeyecek olması karşısında, somut olayda iptal talebinin neticesi beklenilmeksizin mevcut hukuki durum çerçevesinde karara itirazın incelenmesi gerektiği kanaatine varılmış ve işin esasına geçilmiştir.

YİDK kararına konu olan marka uluslararası bir başvuru olduğundan, YİDK’nın da belirttiği üzere Madrid Protokolü’nden kaynaklanan bir zaman baskısı söz konusudur. Ancak bu zaman baskısı da, markaların idari iptali taleplerinin işlerlik kazanamamış olmasıyla bir derece bağlantılıdır.

Uluslararası marka başvurularına yönelik Madrid Protokolü’nden kaynaklı bir zaman baskısı söz konusu olsa da, ulusal marka başvuruları için bu tür bir kısıtlama bulunmamaktadır. YİDK’nın SMK m. 5/1(ç) kapsamında verilen kararlara itirazlara ilişkin son dönemde verdiği başka kararlarda da, örneğin muvafakatname alınması veya ret gerekçesi markanın başvuru sahibine devredilmesi için beklenen makul sürenin 5 ay olduğu ve TÜRKPATENT’in işlemlerini makul süreyi aşacak düzeyde bekletme zorunluluğu bulunmadığı ifade edilmektedir. Ulusal marka başvuruları yönünden de iptal taleplerine ilişkin makul bekleme süresi 5 ay olarak mı değerlendirilecektir ve bu süre içinde – işlerlik kazandıktan sonra – iptal taleplerine ilişkin karar verilecek midir? İptal talepleri incelenmeye başladığında talepler TÜRKPATENT’e sunum sırasıyla ele alınacaksa, ilk etapta oluşacak dosya yükü nedeniyle sistemin tam olarak işlerlik kazanmasının zaman alması beklenebilir.

Öte yandan iptal talepleri ilk aşamada Markalar Dairesi Başkanlığı, ikinci aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı tarafından ele alınacaksa ve iptal talebine ilişkin ilk aşamada karar verilmiş ve bu karara itiraz incelemedeyse, YİDK’nın – makul bekleme süresinden bağımsız olarak – kendi yapacağı incelemeyi beklemesi gerektiği düşünülebilir. Son olarak Taslak Yönetmelik uyarınca “TÜRKPATENT tarafından verilen nihai iptal kararları Sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır”. Bu durumda YİDK tarafından iptal talebine ilişkin verilen nihai karar hemen sonuç doğuracağından, YİDK kararına karşı dava açılsa dahi bu dava sonucunun – davanın hangi aşamada olduğu fark etmeksizin – beklenilmeyeceği ve dolayısıyla YİDK’nın yapacağı incelemeyi etkilemeyeceği öngörülebilir.

3. Sonuç

Fikri ve sınai mülkiyet hukuku alanında faaliyet gösteren tüm paydaşların aynı temenniye sahip olduğu bilinciyle, markaların idari iptali kurumunun en kısa sürede yeniden işlerlik kazanmasını, belirsizliklerin giderilmesini ve SMK’nın markanın iptaline ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yönelik yönetmelik düzenlemelerinin en kısa sürede yürürlüğe girmesini temenni ederiz.

İbrahim Barış SAYAR

Şubat 2025

sayari@tcd.ie


DİPNOTLAR

[1] Konuya ilişkin kapsamlı bir çalışma için bkz: Zeynep Bahadır, “Markaların İdari İptal Prosedürü”, Ankara Barosu Dergisi, 2017/4, sf. 81-104. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/542383.

[2] https://www.turkpatent.gov.tr/duyurular/sinai-mulkiyet-kanununun-uygulanmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-taslagina-iliskin-gorusler

[3] 2025 yılı için marka iptal talebi ücreti 28.150 TL’dir.

[4] https://iprgezgini.org/2024/11/07/turkpatentin-bekletici-sorun-yapma-yetkisinin-sinirlarina-iliskin-bir-yargi-karari-incelemesi/

Anayasa Mahkemesi Markaların İdari İptali Uygulamasına Yönelik Somut Norm Denetimi Talebini Reddetti



Yürürlüğe girmiş ve uygulanmakta olan bir kanun hükmünün, 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (Anayasa) aykırı olup olmadığına ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından yapılan inceleme, anayasa hukukunda “somut norm denetimi” olarak ifade edilmektedir.

Türk fikrî mülkiyet hukukunun kanun hükmünde kararnameler döneminden aşina olduğu somut norm denetimi, 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) döneminde de birden fazla kez uygulama alanı bulmuştur. Okumak da olduğunuz yazıda; üzerindeki tartışmaların güncelliğini koruduğu, markaların idari iptali uygulamasının normatif temelini oluşturan SMK m.26/1 hükmünün somut norm denetimine ilişkin AYM kararı incelenecektir. 

Ankara 4. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından görülmekte olan; tecavüzün önlenmesi, durdurulması, maddi ve manevi tazminat talepleriyle açılan davada, 15.5.2024 tarihinde iddiaların dayanağı olan markanın iptali talebi karşı dava olarak ileri sürülmüştür. Mahkemece, SMK m.26/1 hükmünde yer alan ve Türk Patent ve Marka Kurumuna (TÜRKPATENT) markanın iptali konusunda münhasır yetki veren “Kurum” ifadelerinin, 18.10.1092 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (Anayasa) aykırı olduğu gerekçesiyle somut norm denetimi yolu işletilmiştir.

AYM tarafından; markanın iptaline ilişkin davanın açıldığı tarih itibarıyla, SMK m.192/1,a hükmünde öngörülen ve markaların iptali yetkisinin mahkemelere olduğu sürenin, 10.01.2014 tarihinde dolmuş olması, bu nedenle karşı davanın açıldığı tarih itibarıyla mahkemelerin markaların iptali konusunda yetkisinin sona ermiş olması, bu yetkinin münhasıran TÜRKPATENT’te olması, bakılmakta olan davanın itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin görev alanına girmemesinden ötürü, somut norm denetimi başvurusunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine, oy çokluğuyla karar vermiştir.[1] [2]

Karşı oy gerekçesinde, Anayasa m.152 hükmüne göre; somut norm denetimi  için görülmekte olan bir davanın varlığı ve kuralın, uygulanacak kural olması şartı arandığı; kuralın, uygulanacak kural olduğu konusunda bir ihtilafın bulunmadığı, çoğunluğun, ortada görülmekte olan bir dava bulunmadığı yönündeki tespitinin hatalı olduğu, markanın iptali davasının karşı dava olarak açıldığı, bunun aynı zamanda esas davalının savunmasını oluşturduğu, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.118/1 hükmüne göre; davanın, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılacağının düzenlendiği, bu anlamda görülmekte olan davanın bulunması şartının da sağlandığı, bu nedenle esas incelemesine geçilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Kanaatimizce Anayasa m.152 hükmünde somut norm denetimi için öngörülen; bakılmakta olan bir davanın ve uygulanacak bir kanun hükmünün bulunması şartları sağlandığından, başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi yönünde çoğunluk kararı isabetli olmayıp, karşı oy gerekçeleri  yerindedir. Bu bağlamda itirazın usulden reddi kararının yerinde olmadığı, somut norm denetiminin esas yönünden de gerçekleştirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

İncelemekte olduğumuz ret kararI; norm iptal edilmediği için uygulamayı değiştirmeyeceği gibi,  SMK m.26/1 hükmünün ilgili kısımları hakkında tekrar itirazda bulunulmasına da engel değildir. Zira itirazın reddi kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren on yıl boyunca aynı kanun hükmü için Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla tekrar itirazda bulunulamayacağına ilişkin Anayasa m.152/4 hükmünde düzenlenen kısıtlama, sadece AYM’nin işin esasına girerek verdiği ret kararlarıyla sınırlı olup, inceleme konumuzdaki Karar’da olduğu gibi, işin esasına girilmeden verilen ret kararları bakımından geçerli değildir. Son olarak; AYM’nin vermiş oluğu kararın isabetli olmadığını değerlendirmiş olsak da sonuç itibarıyla bağlayıcı ve kesin bir karar mevcut olduğundan, SMK m.26/1 hükmünün esas yönünden de Anayasa’ya uygunluğunun somut norm denetimi yoluyla incelenebilmesi için; markanın iptali talebine ilişkin TÜRKPATENT tarafından verilmiş bir kararın bulunması, bu kararın iptali istemli bir dava açılmış olması ve bu davada somut norm denetimi yoluna başvurulması gerektiği değerlendirilmektedir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Ocak 2025


DİPNOTLAR

[1]AYM; 05.09.2024 tarihli, E.2024/155, K.2024/153 sayılı karar. (https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/153, 11.01.2025).

[2] Karar, bu yazının kaleme alındığı 11.01.2025 tarihinde henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır.

Marka İdari İptalinde Madrid Protokolü Tescilleri Bakımından Marka Sahibine Bildirim Endişesi ve Yönetmelik Mükerrer 23. Madde Çerçevesinde Çözüm


Giriş

Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum), uzun süredir merakla beklenen İdari İptal müessesesinin uygulaması hakkındaki Yönetmelik Taslağını 20 Ekim 2023 tarihinde kamuoyuyla paylaştı ve görüşlerini bildirmeleri için ilgililere 3 Kasım 2023 tarihinde sona eren süre limiti verdi.

10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 26. ve 192. maddeleri, tescilli markaların iptali yetkisini Kanunun yürürlüğe giriş tarihinden 7 yıl sonra başlayacak şekilde Kurum’a veriyordu. Öncesinde (ve yetki Kurum’a geçene dek) münhasıran Mahkemelere ait olan bu yetkinin, kısaca İdari İptal olarak anılan bir düzenlemeyle Kurum’a geçecek olması, uygulamanın ne şekilde gerçekleşeceği ve süreçlerin belirlenmesi hakkında büyük merak uyandırmıştı. Kurum’un 10 Ocak 2017 tarihinden 20 Ekim 2023 tarihine dek geçen yaklaşık 6 yıl 10 aylık süre boyunca konu hakkında hiçbir resmi açıklamama yapmaması, düşündürücü olduğu kadar, merakı da endişeye çevirmiştir. Hükmün yürürlüğe girişine sadece 2,5 ay kala kamuya sunulan ve hakkında önceden paydaşlarla herhangi bir görüş alışverişi/tartışma yapılmamış Yönetmelik Taslağına görüş sunulması için ilgililere yalnızca 15 günlük süre verilmesi de, belirsizlikler yönünden merak ve endişeyi artırmıştır. 


Sorun ve Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliği Mükerrer 23. Madde Bağlamında Çözümü

Yönetmelik Taslağına ilişkin olarak ortaya çıkan soru işaretlerinden birisi; Madrid Protokolü yoluyla Türkiye’ye yapılan ve dolayısıyla Kurum sicilinde kayıtlı marka vekili bulunmayan uluslararası marka tescillerine yönelik olarak iptal talebinde bulunulması halinde, bu iptal taleplerinin marka sahibine ne şekilde bildirileceğine ilişkindir. Şöyle ki, markasını Türkiye’de Madrid Protokolü yoluyla, yetkili bir Türk marka vekilinin aracılığı olmaksızın tescil ettiren marka sahiplerinin, markaları hakkındaki iptal taleplerinden haberdar olmamaları halinde, savunmalarını yapmaları mümkün olmayacaktır ve bu da savunma hakkının ihlali anlamına gelecektir. 

Bu yazı, belirtilen soruyu, Madrid Protokolü Yönetmeliği hükümleri eşliğinde yanıtlamaya ve endişeleri bir ölçüde ortadan kaldırmaya yöneliktir.

https://www.wipo.int/wipolex/en/text/588448 bağlantısından erişilebilecek Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliği’nin mükerrer 23. maddesi (Rule 23bis) “Belirlenmiş Akit Taraf Ofislerinin Uluslararası Büro Aracılığıyla Gönderilen Bildirimleri” başlığını taşımaktadır. (Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliğinin güncel halinin Kurum tarafından yayımlanmış resmi bir çevirisi bulunmadığından, bu yazıda yapılacak çevirilerin yazara ait olduğunun ve resmi bir niteliğinin bulunmadığının altının çizilmesi de yerinde olacaktır.)

Yönetmelik’in mükerrer 23. maddesinin İngilizce metninin aşağıda görülmesi mümkündür:


Mükerrer 23. maddenin birinci paragrafı “Bu Yönetmelik Kapsamında Düzenlenmemiş Bildirimler” başlığını taşımaktadır ve içeriği kabaca aşağıdaki şekildedir: “Belirlenmiş bir akit tarafın kanunu, bir uluslararası tescille ilgili bir bildirimin Ofisçe (ilgili akit tarafın marka tescilinden sorumlu Ofisince [y.n.]), doğrudan marka sahibine bildirimine imkan vermiyorsa, ilgili Ofis, Uluslararası Büro’dan (WIPO Uluslararası Bürosu’ndan [y.n.]) söz konusu bildirimi, kendi adına (ilgili ofis adına [y.n.]) marka sahibine iletmesini talep edebilir.”

Madrid Protokolü Uygulama Kılavuzunun 1156. paragrafında ise, Yönetmelik mükerrer 23. madde aşağıdaki şekilde, marka iptali talebinin varlığı örneğiyle açıklanmıştır:

“Belirlenmiş bir akit taraf Ofisi, marka sahibi veya vekiline, Uluslararası Büro aracılığıyla Yönetmelik’te yer alan yükümlülüklerinin dışında kalan bildirimleri gönderebilir. Bu tip durumlar, söz konusu ülkede adresi veya yerel vekili bulunmayan marka sahiplerine, ilgili ülke Ofisinin doğrudan bildirim yapmasına ilgili ülke mevzuatının izin vermemesi halleridir. Bu tip bir bildirim, örneğin, marka sahibini, markasına karşı ilgili ülkede iptal talebinin yapıldığı yönünde bilgilendirmek ve marka sahibine haklarını savunması için bir süre limiti vermek yönünde olabilir.”


Mükerrer 23. maddenin ikinci ve üçüncü paragrafları, birinci paragraf kapsamında yapılacak bildirimlerin şeklini ve marka sahibine iletimini düzenlemektedir. Buna göre, Ofislerce mükerrer 23. madde uyarınca yapılacak bildirimin formatı Uluslararası Büro tarafından oluşturulacaktır. Bu format çerçevesinde yapılacak bildirimler ilgili Ofisçe, Uluslararası Büro’ya gönderilecek, Uluslararası Büro aldığı bildirimleri esasa ve içeriğe yönelik bir inceleme yapmaksızın ve Uluslararası Sicil’de herhangi bir kayıt gerçekleştirmeksizin marka sahibine bildirecektir.

Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliğinin mükerrer 23. maddesi oldukça açık biçimde, Protokol yoluyla Türkiye’ye yönlendirilmiş ve sonrasında Kurum tarafından tescil edilmiş markalara karşı idari iptal işlemlerinin başlatılması halinde, Kurum tarafından marka sahibine veya vekiline WIPO Uluslararası Bürosu aracılığıyla bildirim yapılmasına imkan vermektedir. Dolayısıyla, idari iptal müessesesinin beklendiği gibi 10 Ocak 2024 tarihinde uygulama girmesi halinde, Madrid Protokolü yoluyla Türkiye’de tescil edilmiş markalara karşı başlatılan iptal süreçlerinin marka sahibine bildiriminde kullanılabilecek yöntem Madrid Sisteminin yapısında mevcuttur, yeni bir yöntem arayışına veya tartışmasına girilmesi gereksizdir ve bunların sonucu olarak marka sahibine savunma hakkı tanınamamasına yönelik endişeler yersizdir. Elbette ki, bu endişelerin yersiz olmasının ön şartı, Kurum’un Madrid Protokolü yoluyla Türkiye’de tescil edilmiş markalara karşı başlatılan iptal süreçlerinin marka sahibine bildirimi için Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliğinin mükerrer 23. maddesinde belirtilen bildirim yöntemini kullanmasıdır. Eğer bu yöntem kullanılacaksa, bu hususun Kurum tarafından, vakit kaybedilmeksizin paydaşlara da bildirilmesi kanaatimizce yerinde olacaktır, bu yolla idari iptal müessesesine yönelik mevcut endişe ve belirsizliklerden birisi ortadan kaldırılmış olacaktır.

Tüm bunlara ilaveten, mükerrer 23. madde, Kurum tarafından halihazırda, gene Protokol kapsamında tanımlanmamış bir prosedür olan Yayıma İtirazlara Karşı Görüş Sunulması amacına yönelik olarak kullanılmaktadır, dolayısıyla belirtilen hüküm çerçevesinde kurulmuş yöntem Kurum’un yabancı olduğu bir bildirim şekli değildir. Türkiye’ye başvurusu Madrid Protokolü yoluyla yapılmış ve Kurum sicilinde kayıtlı bir marka vekili bulunmayan uluslararası marka başvurularının yayımına karşı itiraz edilmesi halinde, Kurum bu itirazları, mükerrer 23. maddede tanımlanan yöntemi kullanarak WIPO Uluslararası Bürosu aracılığıyla uluslararası markanın sahibine bildirmekte ve itiraza karşı görüş sunulmasını talep etmektedir.

Sonuç

Madrid Protokolü Uygulama Yönetmeliğinin mükerrer 23. maddesinin varlığı, bu maddede tanımlanmış yöntemin Kurum tarafından kullanılması halinde, yazı boyunca açıklanmış nedenlerle idari iptal müessesesine yönelik mevcut endişelerden birisini ortadan kaldıracaktır.

Bu çerçevede, kanaatimizce idari iptale yönelik tartışmaların eksenini Kurum’un iptal taleplerinin esasına yönelik incelemesine ve iptalin sicile kaydı süreçlerine kaydırmak, bu inceleme ve kaydın daha sağlıklı biçimde yapılmasına yönelik iletişim kanallarını oluşturmak daha yerinde olacaktır.

Tüm bu hususlara ilaveten; 10 Ocak 2017 tarihinden bu yana yaklaşık 6 yıl 10 aylık süre geçmiş ve idari iptal müessesesinin yürürlüğe girişine yaklaşık 2 ay kalmışken, uygulamanın yürürlüğe girişinin ertelenmesinin halen tartışılıyor ve hatta öneriliyor olması kanaatimizce hiç yerinde değildir. Yaklaşık 7 yıl boyunca yapılmayanların, uygulamanın yürürlüğe girişinin 1 yıl süreyle ertelenmesi halinde gerçekleşeceğini ummak, kanaatimizce iyimser bir beklenti olmanın ötesine geçmeyecektir. Eğer ki, uygulamanın yürürlüğe girişi ertelenirse –ki bu SMK’da değişiklik gerektirmektedir-, sonraki tartışmaların idari iptal müessesesinin hiç yürürlüğe girmemesi yönünde olacağını tahmin etmek için de müneccim olmaya gerek bulunmamaktadır.

Önder Erol ÜNSAL

Kasım 2023

unsalonderol@gmail.com