Ay: Nisan 2025

Neden 26 Nisan Tarihi Seçildi? Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz Kutlu Olsun!




Yarın 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve gün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Bu yazıda camiamız için özel bir gün olan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün tarihçesinden ve neden 26 Nisan’da kutlandığından bahsedeceğiz.

1999 yılının Ağustos ayında Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın yıllık genel kurulu öncesinde, Çin Halk Cumhuriyeti Fikri Mülkiyet Ofisi, WIPO Genel Müdürüne aşağıdaki yazılı teklifi gönderir.


Öneride; 21. yüzyılda fikri mülkiyetin sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli faktörlerden birisi olacağı, fikri hakların gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler bakımından önemi gibi hususlardan bahsedilerek ve fikri haklar konusunda toplumun farkındalığının yükseltilmesi gerekliliğinin altı çizilerek, 26 Nisan gününün WIPO tarafından “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak kabul edilmesi ve her yıl anılan tarihte kutlanması önerilmektedir.

26 Nisan gününün seçilmesinin nedeni, WIPO’nun resmi anlamda kuruluşunu simgeleyen Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünü Kuran Sözleşme’nin 26 Nisan 1970 tarihinde yürürlüğe girmesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin önerisi 1999 yılı WIPO Genel Kurulunun gündemine alınır ve teklif kabul edilir.

2000 yılından itibaren de 26 Nisan günü tüm dünyada Dünya Fikri Mülkiyet Günü olarak kutlanmaya başlanır.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2001 yılından itibaren her yıl farklı bir temayla kutlanmaktadır. Bu temaları listeleyelim (https://www.wipo.int/web/ipday/archives):

2001 – Geleceği Bugün Yaratmak (Creating the Future Today)

2002 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2003 – Fikri Hakları İşiniz Yapın (Make Intellectual Property Your Business)

2004 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2005 – Düşün, Hayal Et, Yarat (Think, Imagine, Create)

2006 – Bir Fikirle Başlar (It Starts with an Idea)

2007 – Yaratıcılığı Cesaretlendirmek (Encouraging Creativity)

2008 – İnovasyonu Kutlamak ve Fikri Haklar İçin Saygıyı Teşvik Etmek (Celebrating innovation and promoting respect for intellectual property)

2009 – Yeşil İnovasyon (Green Innovation)

2010 – İnovasyon – Dünyayı Bağlamak (Innovation – Linking the World)

2011 – Geleceği Tasarlamak (Designing the Future)

2012 – Vizyon Sahibi Mucitler (Visionary Innovators)

2013 – Yaratıcılık – Yeni Nesil (Creativity – The Next Generation)

2014 – Sinema Filmleri Bir Küresel Tutku (Movies – a Global Passion)

2015 – Yerinden Kalk, Ayağa Kalk. Müzik İçin (Get Up, Stand Up. For Music.)

2016 – Dijital Yaratıcılık: Kültürü Yeniden Hayal Etmek (Digital Creativity: Culture Reimagined.)

2017 – İnovasyon – Yaşamı Geliştirmek (Innovation – Improving Lives)

2018 – Değişimi Güçlendirmek: İnovasyon ve Yaratıcılıkta Kadınlar (Powering Change: Women in Innovation and Creativity)

2019 – Altına Uzanmak: Fikri Haklar ve Spor (Reach for Gold: IP and Sports)

2020 – Yeşil Bir Gelecek İçin Yenilik Yap (Innovate for a Green Future)

2021 – Fikri Haklar ve KOBİ’ler: Fikirlerinizi Pazara Taşımak (IP & SMEs: Taking your ideas to market)

2022 – Fikri Haklar ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon (IP and Youth: Innovating for a Better Future)

2023 – Kadınlar ve Fikri Haklar: İnovasyon ve Yaratıcılığı Hızlandırmak (Women and IP: Accelerating innovation and creativity)

2024 – Fikri Haklar ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Ortak Geleceğimizi İnovasyon ve Yaratıcılıkla İnşa Etmek (IP and the SDGs: Building our common future with innovation and creativity)

2025 – Fikri Haklar ve Müzik: Fikri Hakların Temposunu Hissedin (IP and Music: Feel the Beat of IP)


WIPO internet sayfasında Dünya Fikri Mülkiyet Günü için özel bir sayfa yer almaktadır:

https://www.wipo.int/en/web/ipday/2025/index


Dünya Fikri Mülkiyet Gününün kısa tarihçesini aktardığımız yazının, 26 Nisan simgesel tarihinin neden seçildiği ve günün ana teması hakkında okuyucularımıza fikir verdiğini umuyoruz.

Dünya Fikri Mülkiyet Günümüz kutlu olsun!



Önder Erol ÜNSAL

Nisan 2025

unsalonderol@gmail.com

MARKA YÖNETMELİĞİNE EKLENEN “BENZER MAL VEYA HİZMETLER YÖNÜNDEN İPTAL KARARI VERİLEMEZ” İFADESİ HAKKINDA GÖRÜŞ ve DEĞERLENDİRME



Tescilli markaların idari yolla iptali uygulaması hakkında uzun süredir sabırsızlıkla beklenen Yönetmelik değişiklikleri 15 Mart 2025 tarihinde yürürlüğe girdi. Yönetmelik’le getirilen bazı düzenlemeler, kamuoyuna ilan edilen ve görüşe açılan taslak yönetmelikten önemli farklılıklar içerdiğinden uygulamanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin merak daha da artmıştır. Özellikle, emanet hesabına ödenecek ücret uygulaması yurtdışında da bilinen örneğinin olmaması nedeniyle şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Bu yazının konusu olan bir diğer önemli değişiklik, başlangıç itibarıyla gölgede kalmış olsa da, uygulamanın esasını etkileyeceğinden derinlemesine tartışılmayı hak etmektedir. Konuyu kendi algıladığım haliyle yazarak, düzenlemeyi gündeme ilk getirenlerden birisi olmak istedim.


15 Mart 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliklerinden birisi İptal Talebi başlıklı 30/A maddesinin onuncu fıkrasıdır:

“(10) Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sunulan iptal taleplerinde markanın talep tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, marka sahibinden, markasını iptal talebine konu mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleşmişse talebin Kuruma sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanım dikkate alınmaz. Marka sahibi tarafından süresi içinde delil sunulmaması veya iptali istenen mal veya hizmetlerde markanın ciddi biçimde kullanıldığını gösterir nitelikte bulunmaması halinde Kurum iptal talebini kabul eder. Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez.

Koyu karakterlerle yazarak dikkati üzerine toplamaya çalıştığım Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi görüşe açılan Yönetmelik taslağında yer almayan, karşımıza ilk kez yürürlüğe giren Yönetmelik’te çıkan bir cümledir. İptal taleplerinin değerlendirilmesinde esasa dair incelemeyi de etkileyecek içerikteki bu ifadeyle kastedilenin ne olduğu uygulayıcılar arasında tartışılmakta ve Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) bu hükmü ne şekilde değerlendirip uygulayacağı merakla beklenmektedir.

Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi hakkında söylenecek ilk söz, belirtilen ifadenin farklı biçimlerde algılanmaya açık olduğudur. (ki yazı içerisinde de olası anlamlardan ikisi üzerinden değerlendirme yapılacaktır.)  

Alan profesyonelleri açısından, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin ne anlama geldiği hususunda belirsizlik söz konusudur. Yapılan tartışmalar, ifadenin olası iki anlamının veya amacının bulunabileceği üzerine yoğunlaşmıştır. Olası iki anlam/amaçtan birisi (i) Malumun açıkça ilan edilmesi, diğeri ise (ii) İncelemenin esasına dair yeni bir düzenleme getirilmesidir.


Birinci yoruma göre, bir iptal başvurusu mevcuttur ve bu talebin konusu markanın kapsadığı malların veya hizmetlerin sadece bir bölümüne yönelik kısmi bir iptal talebidir. Marka sahibi, markasının kısmi iptal talebine konu mal veya hizmetler bakımından ciddi kullanımını ispatlayamamış durumdadır. Bu tip bir durumda, kısmi iptal talebine konu mal veya hizmetlerle benzer olsalar da kısmi iptal talebinin kapsamında yer almayan mal veya hizmetler bakımından iptal talebi verilemeyecektir.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, tescilli markanın kapsamında “spor formaları” ve “futbol ayakkabıları” malları yer almaktadır. İptal talebi yalnızca “spor formaları” mallarına yöneliktir ve marka sahibi bu mallar bakımından markasının ciddi kullanımını ispatlayamamıştır. Durum böyleyken, “spor formaları” ile “futbol ayakkabıları” malları birbirlerine benzer olsa da, kısmi iptal talebinin kapsamında yer almayan “futbol ayakkabıları” malları bakımından iptal kararı verilemeyecektir. Yönetmelik ile getirilen Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesi de bu durumu net biçimde ortaya koyma amacına yöneliktir.

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan durum bu ise, malumun ilanından başka bir sonuç çıkarılması mümkün değildir ve eklenen ifade açıklayıcı olmaktan ziyade kafa karıştırıcıdır.

Durum böyleyse, bu amacı daha net biçimde ortaya koyacak aşağıdakine benzer bir ifadenin Yönetmelik’e ayrı bir fıkra olarak eklenmesi daha yerinde olacaktır:

“(Fıkra no) İptal talebinin konusu olmayan mallar ve/veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemez.”      


Bu madde altında açıklamalara geçmeden önce okurlarımızın dikkatini ilk olarak, Türkiye’de mal ve hizmetlerin benzerliği incelemesinde yıllardır esas alınan kategorilere çekmek istiyoruz: (i) Mal ve/veya hizmetler aynı olabilir, (ii) Mal ve/veya hizmetler aynı tür olabilir, (iii) Mal ve/veya hizmetler benzer olabilir, (iv) Mal ve/veya hizmetler benzemez olabilir.

Aşağıdaki açıklamalar, inceleme konusu markaların aynı olduğu varsayımı çerçevesinde okunmalıdır:

  • Mal ve/veya hizmetlerin benzer olmadığı (iv) numaralı durumda, SMK 5/1-(ç) bendi veya 6/1 maddeleri uyarınca sonraki tarihli marka başvurusu hakkında ret kararı verilmesi mümkün değildir. (Tanınmışlık gerekçesi (6/5 fıkrası) ve diğer bazı nispi ret gerekçeleri bu durumun dışındadır, ancak belirtilen hallerin yazının bağlamıyla ilintisi bulunmamaktadır.)
  • Mal ve/veya hizmetlerin aynı veya aynı tür olduğu (i) ve (ii) numaralı durumlarda, sonraki tarihli marka başvurusu kural olarak resen SMK 5/1-(ç) bendi kapsamında reddedilecektir. Başvuru hatayla ilan edilmişse de yayıma itiraz üzerine aynı bent veya 6/1 fıkrası kapsamında reddedilebilir.
  • Mal ve/veya hizmetlerin benzer olduğu (iii) numaralı durum SMK 5/1-(ç) bendi kapsamında resen incelemenin konusu değildir. SMK 6/1 fıkrası kapsamında yayıma itiraz edilmesi halinde sonraki tarihli başvuru reddedilecektir.

Bu açıklamalara ilaveten:

  • Mal ve hizmetlerin aynı olması hali açıktır ve ek bir açıklama gerektirmemektedir.
  • Aynı tür mal ve hizmetin belirlenmesinde Kurum tarafından yayımlanan Mal ve Hizmet Tebliğinde sınıfların altında yer alan gruplar esas alınmaktadır ve kural olarak aynı sınıfın aynı alt grubu kapsamına giren mal ve hizmetlerin birbirleriyle aynı tür olduğu kabul edilmektedir. İstisna durumlar hariç olmak üzere, temel kural aynı sınıfın farklı gruplarında yer alan mal veya hizmetlerin birbirleriyle aynı tür olmadığıdır.    
  • Benzer mal ve hizmetlerin tespiti hakkında temel ilkeler mevcuttur, ancak Kurum Kılavuzunda yapılan bazı örneklendirmeler dışında kural koyucu listeler mevcut değildir. Farklı sınıflarda veya aynı sınıfın farklı alt gruplarında yer alan malların ve/veya hizmetlerin benzer bulunması da mümkündür.

Tüm bu genel bilgiler ışığında, yazımızın konusunu oluşturan Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin olası ikinci yorumuna dönüyoruz.

Olası ikinci yoruma göre, tartışma konusu ifade ile söylenmek istenen; iptal talebinin konusu bir mal veya hizmet bakımından ciddi kullanımın varlığının ispatlandığı bir durumda, kullanımı ispatlanmış mal veya hizmetle benzer olan diğer mal veya hizmetler bakımından da iptal kararı verilemeyeceğidir.

Bir örnekle açıklamamız gerekirse; tescil tarihinin üzerinden beş yıldan uzun süre geçmiş bir markanın kapsamında; “Sınıf 29: Reçeller. Sınıf 30: Bal.” malları bulunmaktadır. İptal talebi üzerine gerçekleştirilen incelemede Kurum, marka sahibince sunulan delillerle “Sınıf 30: Bal” malları bakımından ciddi kullanımın ispatladığını tespit eder, buna karşın “Sınıf 29: Reçeller” malları bakımından marka sahibi ciddi kullanımını ispatlayamaz. Kurum inceleme sonucunda; farklı sınıflarda yer alsalar da, marka inceleme kılavuzunda “reçeller” ve “bal” mallarının benzer mallar olarak değerlendirilmesi ve Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. hükmü çerçevesinde, “bal” malının ciddi kullanımının ispatlanması nedeniyle, ciddi kullanımı bulunmayan “reçeller” malı bakımından da tescilli markayı iptal etmez.

Bir önceki paragrafta verilen örnek farklı sınıflardaki benzer mallara ilişkindir, birçok durumda aynı sınıfın farklı alt gruplarında bulunmaları bağlamında aynı tür olmayan, ancak birbirlerine benzer çok sayıda mal ya da hizmet de bu durumun örneklerini teşkil edebilecektir.

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan bu madde kapsamında açıklamaya çalıştığımız durum ise, iptal incelemesinde aynı sınıfın farklı alt gruplarındaki veya farklı sınıflardaki mallar ve/veya hizmetler arasındaki benzerliğin iptal taleplerinde de inceleneceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, mal ve hizmet benzerliği incelemesinin bir versiyonunun idari iptal incelemesinde yapılacağı anlamına gelmektedir ki, bu beklenmedik ve tartışmaya açık bir yaklaşımdır.

Çok muhtemelen aynı grubun içerisindeki farklı mallar bakımından kullanılacak yaklaşımı gösterebilmek için kullanılmış tartışma konusu ifade, Kanun ve uygulamanın yerleşik dilinin terk edilmesi (aynı – aynı tür – benzer mal/hizmet terimleri arasındaki ayrımın göz ardı edilmesi) gibi nedenlerle, yanlış bir yola sapılması olasılığını da barındırmaktadır. Gene bir örnekle açıklayacak olursak:

Aynı sınıfın (25), aynı grubunda (25.1) yer alan “ceketler” ve “gömlekler” birbirleriyle aynı olmasalar da Türk uygulaması çerçevesinde “aynı tür” mallardır. Kullanımın ceketler için ispatlandığı, ancak gömlekler için ispatlanamadığı bir durumda; aynı alt grupta yer alan aynı tür mallardan birisinin kullanımının ispatlanmış olması nedeniyle, aynı alt gruptaki diğer mallar bakımından iptal kararı verilemeyeceği yönündeki olası uygulama bir mantığa oturtulabilir. (ki, bu yorumun yerindeliği de tartışılabilir.)

Buna karşın ilgili hükme yönelik olarak; iptal talebine konu bir malın ciddi kullanımının ispatlanması halinde, o malla aynı sınıfın farklı alt gruplarında veya farklı sınıflarda yer alsa da benzer olan mallar veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemeyeceği yönündeki yorum, iptal uygulamasını belirsiz ve ucu açık hale getirmektedir. Buna ilaveten, bu yorum biçimi Kanunun yerleşik diline terstir ve iptal uygulamasını malların ve hizmetlerin benzerliği incelemesiyle birlikte yapmayı gerektirmektedir, bunun otomatik sonucu da iş yükünü bir kat daha artıracak bir uygulamayı ortaya çıkartmaktır. 

Eğer, Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlanan durum, bu madde kapsamında açıklamaya çalıştığımız yorum ise, en azından aşağıdakine benzer anlaşılır bir ifadenin Yönetmelik’e ayrı bir fıkra olarak eklenmesi daha yerinde olacaktır:

“(Fıkra no) İptal talebinin konusu bir mal veya hizmetin ciddi kullanımının ispatlanması halinde, o mal veya hizmetle -aynı veya farklı sınıflarda yer almasına bakılmaksızın- benzer olan mal ve/veya hizmetler bakımından iptal kararı verilemez.”      

(Yazarın notu: Bu öneri sadece tartışma konusu ifadenin ikinci yorum biçimi kapsamında daha anlaşılır hale getirilmesine yöneliktir. Yazı içerisinde ifade ettiğim üzere bu yorum biçimine katılmam mümkün değildir.)


Yukarıda yer verdiğim, birbirleriyle tamamen ilgisiz iki farklı yorum biçiminden de anlaşılacağı üzere, idari iptal Yönetmelik değişikliği ile getirilen Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması yerinde olacaktır.

Yazı içinde yer alan birinci yorum biçimi, malumun ilanının ötesinde bir anlama gelmemektedir ve Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesini gereksiz bir ekleme haline getirmektedir.

Buna karşın yazı içerisinde yer alan ikinci yorum biçimi, iptal incelemesinin esasını olumsuz yönde etkileyebilecek ve Kurum açısından ilave iş yükü yaratabilecek niteliktedir. Kanun ve uygulamada yerini bulmuş aynı, aynı tür, benzer mal ve hizmet ayrım ve terminolojisini gözeten bir olası bir revizyon, hatta tartışma konusu ifadedeki “benzer” teriminin yerine “aynı veya aynı tür” teriminin kullanımı, hükmü daha makul hale getirebilecektir.

Benzer mal veya hizmetler yönünden iptal kararı verilemez. ifadesinin Yönetmelik’e eklenmesi ile amaçlananın yazıdaki ikinci yorum biçimi olmadığını umarak ve ifadenin anlamının/amacının açıklanması beklentisini dile getirerek yazımı sonuçlandırıyorum.

Önder Erol ÜNSAL

unsalonderol@gmail.com

Nisan 2025

TELİF HUKUKUNDA ADİL KULLANIM İSTİSNASI HAKKINDA ABD YARGISINDAN GÜNCEL BİR KARAR


Telif ve adil kullanım. Kendine Amerikan kıtasında bulduğu gibi sağlam ve geniş çaplı bir yeri Türk mevzuatında bulamayan “adil kullanım istisnası” bugün çok büyük tartışmaların odağında. Öyle ki, yapay zeka odaklı davaların düğüm ve çözüm noktası olarak dikkate alınan “telif hukukunda adil kullanım istisnası”nın önümüzdeki günlerde daha da fazla tartışmaya konu olacağını öngörmek sanırım çok da zor olmayacaktır.

Peki nedir adil kullanım istisnası? Sadece yapay zeka/ teknoloji kullanımları ile mi sınırlıdır? Çok daha önemlisi hangi kriterler dikkate alınır? Şöyle ki;

Telif mevzuatı ile korunan çalışmalar, kural olarak yaratıcısının/ hak sahibinin izniyle kullanılabilmektedir. Ancak kanun koyucunun özellikli olarak değerlendirdiği bazı durumlarda, hak sahibinin izni olmaksızın telife konu çalışmanın kullanılabilmesi mümkün olabilmektedir. Genel olarak “istisna” olarak tanımlanan bu durum kendi içinde alt kategoriler içermekte olup; bunlardan biri de “adil kullanım istisnası”dır. Adil kullanım istisnası yapay zeka ile gündemdeki etkisini arttırmış olsa da, tabii ki sadece tek bir sektöre özgü değildir.  Yapay zeka davaları ile çokça özdeşlemesinin sebebi ise, çoğu dosyada adil kullanım istisnasının bir savunma olarak ileri sürülmesi haliyle de ilgili kriterlerin birbirinden farklı çokça dosyada tartışılmasıdır.

Adil kullanım istisnasının uygulama alanı ve kriterlerini bir dosya üzerinden ele almanın çok daha kolaylaştırıcı bir yanı olacağını düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri’nde davaya konu edilen ve şu an temyiz incelemesinde olan August Image, LLC / Mark Seliger – Girard Entertainment & Media LLC / Keith Girard dosyası; adil kullanım istisnasının tartışıldığı, yakın tarihli ve hatta -yapay zeka dosyalarında olduğu gibi- magazinsel boyutu olan dosyalardan biri. Dosyanın kolayca takip edilebilmesi için bir kısım noktaları özet olarak paylaşmak gerekirse;

  • Davacı Mark Seliger, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok geniş kitlelerce bilinen Friends dizinin oyuncu ekibinin fotoğrafını çeken bir fotoğraf sanatçısıdır. August Image, LLC ise Mark Seliger’in bu tür davalar için yetkilendirdiği ajanstır.
  • Davalılar Girard Entertainment & Media LLC ve Keith Girard ise thenyindependent.com haber sitesinin sahip ve yöneticileridir.
  • Friends dizisi, malumunuz olduğu üzere, tüm dünyada yıllarca fırtınalar estiren bir Amerikan dizisidir. Yıllar önce çekimleri tamamlanmasına rağmen hayran kitlesinin azalmak yerine çoğalması, dizi ekibinin yıllar sonra tekrar bir araya gelmesine vesile olmuştur. David Schwimmer (dizide Ross Geller) bir Instagram postu ile bu gelişmeyi paylaşmış ve bu sırada davacı Mark Seliger tarafından çekilen bir fotoğrafı kullanmıştır.
  • Davalılara ait olan internet sitesinde bu yönde haber yapılırken, David Schwimmer’ın Instagram postu ve haliyle de davacının çektiği ve telifle korunan fotoğraf kullanılmıştır.
  • Kanaatimce değerli olan bir nokta olarak; ilgili haberde, “Schwimmer, who played Ross, confirmed in an Instagram post that the cast had agreed on a ‘Friends’ special.”  (Ross’u canlandıran Schwimmer, Instagram paylaşımında oyuncuların ‘Friends’ özel bölümü için anlaştıklarını doğruladı.) şeklinde bir kısım yer almıştır.
  • Telifle korunan fotoğrafın bu şekilde kullanılmasının kendi haklarını ihlal ettiğini iddia eden davacılar ise ihtilafı mahkemeye taşımıştır.

(Mahkeme kararında yer verilen, davaya konu görsel)

Mahkeme nezdinde dosya birden çok açıdan ele alınmakla birlikte, bu yazımızın odak konusu olan adil kullanım istisnası özelinde aşağıdaki gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır:

Davalılar, adil kullanım doktrinin telif ihlalleri bakımından kanuni bir istisna olduğunu ve bunun eleştiri, yorum ve haber duyurusu amaçları söz konusu olduğunda dikkate alınması gerektiğini iddia etmiştir.

Adil kullanım istisnasının mevcut olup olmadığının değerlendirmesi ise mahkemeler tarafından 4 temel kriter dikkate alınarak her bir dosya özelinde yapıldığından, bu dosyadaki değerlendirme de bu şekilde ilerlemiştir. Dikkate alınan kriterler aşağıdaki gibidir:

  1. Söz konusu kullanımın ticari niteliği ile kar amacı gütmeyen eğitim amaçlı kullanım olup olmadığı da dahil olmak üzere, kullanımın amaç ve niteliği,
  2. Telifle korunan eserin niteliği,
  3. Kullanılan bölümün telifle korunan eserin bütününe oranla miktarı ve önemi,
  4. İlgili kullanımın, telifle korunan eserin değeri veya olası pazar payı üstündeki etkisi.

Mahkeme; tüm bunların yanında, söz konusu kullanımın işleme niteliğinde olup olmadığının da özellikle göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamıştır.

Kısaca her bir kriter için yapılan değerlendirmeyi ayrı ayrı ele almak gerekirse;

1- Söz konusu kullanımın ticari niteliği ile kar amacı gütmeyen eğitim amaçlı kullanım olup olmadığı da dahil olmak üzere, kullanımın amaç ve niteliği:

Bu kriter iki alt değerlendirme içermektedir: a) kullanımın dönüştürücü niteliği ile b) ilgili kullanımın ticari amaçlı mı ya da kar amacı gütmeyen eğitim amaçlı olup olmadığının tespiti.

Dönüştürücü bir kullanım özetle ilgili esere yeni bir anlam/mesaj eklenmesini ifade eder ve genel olarak bakıldığında, doğrudan kopyalama niteliğindeki kullanımlara kıyasla adil kullanım olarak değerlendirilmesi daha olasıdır. Sanat ve bilim aktivitelerinin yayılması için bir araç niteliğinde olan dönüştürücü kullanım, özellikle ünlülerle ilgili haberlerin iletilmesi için telifle korunan fotoğrafların dahil olduğu sosyal medya gönderilerinin kullanımında göz önüne alınmaktadır. Zira bu haberlerde bilgisi paylaşılan asıl hikayenin kendisi o sosyal medya gönderisi olarak değerlendirildiğinden; hedeflenen duyuru salt o gönderinin oluşturulma niyetinden öteye gitmektedir.

Dava konusu makale bakımından yapılan değerlendirme açısından da; Schwimmer’ın sosyal medyada paylaştığı gönderi, Friends dizisinin döneceğine yönelik bir ima olarak değerlendirilmiş, ilgili fotoğraf bu niyetle kullanılmıştır. Söz konusu haber de bu yönde bir değerlendirmede bulunmak amacıyla yapılmıştır. Dolayısıyla, dava konusu haber/makalenin aslen orijinal olandan farklı bir şey ilettiği tespit edildiği için, mahkeme ilgili kullanımı dönüştürücü olarak nitelendirmiştir.

Daha anlaşılabilir olması adına şu şekilde not etmenin faydalı olabileceği kanaatindeyim: İlgili fotoğrafın çekildiği/kullanıldığı ilk dönemdeki orijinal amacı Friends kadrosunun tanıtılması olarak değerlendirilmiştir. Mevcut ihtilafa konu kullanım ise, kadronun tanıtılmasının ötesinde, Friends dizisinin yeni bölümlerle yayınlanacağına ilişkin bir ima olarak değerlendirilmiştir. Haliyle, fotoğrafın kullanım amacı orijinal amaçtan farklı olduğu gibi ihtilaf konusu haber de aslında post/durum hakkında duyuru yapmaya yönelik bulunmuştur.

Ticari amaçlı kullanım bakımından yapılan değerlendirmede ise, bugün hemen hemen tüm kullanımların ticari bir etkisi olduğu gerçeği özellikle göz önüne alınmış ve mahkeme tarafından; “yeni çalışma ne kadar dönüştürücü olursa, adil kullanım bulgusuna karşı gelebilecek ticarileşme gibi diğer faktörlerin öneminin o kadar az olacağı” değerlendirilmiştir.

Somut olayda da, tabii ki bir noktada ticari amacı bulunduğu kabul edilen, çevrimiçi bir haber sitesinde yer alan tek bir makalenin kullanımının kar payı/amacı üstündeki etkisi “oldukça sınırlı” olarak değerlendirilmiştir.

Tüm bunların ışığında, adil kullanım için ilk kriterin somut olayda mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

2- Telifle korunan eserin niteliği:

Bu kriter ise şu şekilde iki alt değerlendirmeyi baz almaktadır: a) eserin yaratıcı niteliği ve haliyle adil kullanım noktasında ne kadar geniş bir alan tanıdığı ile b) eserin yayınlanıp yayınlanmadığı.

Somut olay açısından fotoğrafın yaratıcı olduğu ve yayınlandığı açıkça tespit edilmiştir. Ancak burada ilk kriter olan dönüştürücü kullanım niteliği daha ağır bastığından, bu ikinci kritere çok büyük bir önem addedilmemiştir.

3- Kullanılan bölümün telifle korunan eserin bütününe oranla miktarı ve önemi:

Bu kapsamda, kullanılan bölümün miktar ve öneminin tüm esere kıyasla ne derece makul olduğu incelenmektedir. Her ne kadar tüm eserin tamamen kullanılmasının özellikle adil kullanım sayıldığı yönünde kesin bir kural olmasa da, bunun asla adil kullanım sayılmayacağı yönünde değişmez bir kuralın da bulunmadığı belirtilmiştir.

Somut olayda, telifle korunan fotoğrafın tamamının haberde yer aldığı tespit edilmiştir; zira haber kapsamında kullanılan Schwimmer’ın sosyal medya paylaşımında da fotoğrafın tamamı yer almaktadır. Diğer yandan ihtilaf konusu makalenin amacına/ konusuna bakıldığında, burada fotoğrafın kısmen kullanılmasının hikayeyi işlevsiz kılacağı ifade edilmiştir. Sonuç olarak bu kriterin etkisi nötr olarak değerlendirilmiştir.

4- İlgili kullanımın, telifle korunan eserin değeri veya olası pazar payı üstündeki etkisi:

Söz konusu kriter kapsamında; esere ilişkin ikincil kullanımın orijinal esere ilişkin pazar payını negatif yönde etkileyip etkilemediği göz önüne alınmaktadır. Çok basit bir şekilde değinmek gerekirse; ikincil kullanımın orijinal esere tercih edilerek orijinal eserin pazar payını düşürmesi ve haliyle de hak sahibini edimlerden mahrum bırakması ihtimali incelenmektedir.

Dava konusu ihtilafta; ilgili fotoğrafın tek başına görünmediği ve yalnızca makaleye konu edilen sosyal medya postunun bir parçası olduğu değerlendirilmiş, ilgili fotoğraf ile söz konusu haberin rekabet halinde olmadığı vurgulanmıştır. Bu anlamda kriterin etkisi nötr olarak düşünülmüştür.

Hepsinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde mahkeme; ihtilaf konusu olayda adil kullanımın söz konusu olduğu sonucuna varmıştır.

Mahkeme tarafından dosyada ele alınan diğer hususlar da gözetilerek, davanın reddine karar verilmiştir. Karara bu link üzerinden ulaşılması mümkündür. Belirtmek gerekir ki, karar şu an temyiz aşamasında olup, henüz kesinleşmemiştir. Ancak karar gerekçesini dikkate aldığımızda, büyük olasılıkla dosya adil kullanım kriterleri üstünden incelenecektir.

Görüldüğü üzere söz konusu dosyada, adil kullanım istisnasının kriterlerin değerlendirilmesi bakımından oldukça detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Yine görülmektedir ki; özellikle kullanımın dönüştürücü niteliği çok yönlü şekilde ele alınmış ve bu değerlendirme aslen diğer kriterlerin dikkate alınmasında da etkili bir rol oynamıştır. Kanaatimce bu yaklaşım; ikincil kullanımlarda aslen “dönüştürücü kullanım” kavramının hayati bir yeri olduğunu ve haliyle de, kullanımı gerçekleştiren kişilerin bu yaklaşıma paralel ilerlemesinin faydalı olacağını göstermektedir.

Büşra BIÇAKCI

Nisan 2025

busrasbicakci@gmail.com

SINAİ MÜLKİYET DERNEĞİ (SMD) KURULDU ve FAALİYETLERİNE BAŞLADI



Sınai mülkiyet alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, temsil ettikleri kişi ve kuruluşların sektöre dair görüş ve beklentilerinin dile getirilmesi, daha etkili bir koruma sisteminin ortaya çıkarılması, üyelerinin ve toplumun konu hakkındaki bilinç/bilgi düzeyinin artırılması, devlet organlarının sivil toplumun beklentileri hakkında bilgi sahibi olmalarının sağlanması ve hakların daha etkin biçimde korunmasının gerçekleştirilmesi amaçlarına hizmet etmektedir. Bu işlevleri layıkıyla yerine getiren sivil toplum kuruluşlarının varlığı, diğer alanlarda olduğu gibi, sınai mülkiyet alanında da çoğulcu, şeffaf, modern ve paydaşların görüşlerine açık bir sistemin oluşturulmasının vazgeçilmez unsurlarından birisidir.

Ülkemizde, sınai mülkiyet alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları arasına bir yenisi 2024 yılının son aylarında eklendi. Sınai Mülkiyet Derneği’nin, kısa adıyla SMD’nin kuruluşunu, yukarıda belirttiğimiz amaçlara hizmet edecek yeni bir yapının ortaya çıkması bağlamında, bizler de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu kısa yazıda, kendilerinden gelen talep doğrultusunda Sınai Mülkiyet Derneği’nin kuruluşunu ve amaçlarını okuyucularımıza duyuracağız.

Sınai Mülkiyet Derneği, kuruluşuna ilişkin olarak yayımladığı basın bülteni ile amaçlarını ve kuruluşunu aşağıdaki ifadelerle duyurmuştur:

“Sınai Mülkiyet Derneği kısa adı ile SMD; Patent ve Marka Vekilliği mesleğinin itibar ve saygınlığını korumak, mesleki güvencenin geliştirilmesi için çalışmalar yapmak, mesleğin yetkin kişiler tarafından yürütülmesinin teşvik edilmesini sağlamak, mesleki faaliyetlerin ulusal ve uluslararası standartlar ve etik kurallar ile hukuk kuralları doğrultusunda etkili bir şekilde yürütülmesi ve marka-patent vekilleri ile bu sektörde çalışan tüzel firmaların bir mesleki birliğe kavuşması için gerekli her türlü çalışmayı yürütmek amacıyla 26 Eylül 2024 günü resmen kurulmuştur.

İstanbul merkezli olarak kurulan Sınai Mülkiyet Derneği, sektörel sorunlara çözüm üretmeyi ve bilgilendirme çalışmaları yaparak sektörü ileriye taşımayı hedefliyor.”

Dernek web sayfasının “Hakkımızda” kısmında ise aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

“Sinaî Mülkiyet Derneği olarak, fikri mülkiyet haklarının korunması, geliştirilmesi, sektörümüze ait sorunların aşılması ve toplumda bu konudaki farkındalığın artırılması amacıyla bir araya geldik. Patent tescili, marka tescili, tasarım tescili ve telif hakları gibi fikri mülkiyetin tüm alanlarında sektörel sorunları çözmeyi, yenilikçi çözümler üretmeyi ve bu alanda faaliyet gösteren kişi ve kurumlara destek olmayı hedefliyoruz.

Sektörde yaşanan hukuki belirsizlikler ve uygulama eksiklikleri, gelişimin önünü kesebilir. Sinaî Mülkiyet Derneği, bu sorunlara sürdürülebilir çözümler geliştirerek sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesini desteklemektedir.


Amacımız, fikri ve sınai mülkiyetin ekonomik ve toplumsal kalkınmadaki önemini aktarırken, sürdürülebilir çözümlerle sektörün ve meslektaşlarımızın ihtiyaçlarına yönelik projeler geliştirmek ve uygulamaya koymaktır. Yine sektörel gelişimin, teknolojik yeniliklerle eş zamanlı ilerleyebilmesi adına, eğitim süreçlerine de ağırlık vermek ve liyakatli bir oluşum yakalamaktır.”

Sınai Mülkiyet Derneği, Yönetim Kurulu dahil olmak üzere dernek organlarını oluşturmuş ve üye kayıtlarına başlamıştır. Dernek organları, yönetim kurulu, dernek tüzüğü, üyelik şartları ve derneğin amaçlarına ilişkin bilginin, derneğin https://sinaimulkiyetdernegi.org/ adresinden erişilebilecek web sayfasından edinilmesi mümkündür.

Sınai Mülkiyet Derneği ve yöneticilerine amaçlarına ulaşmaları konusunda başarılar diliyor ve camiamız için faydalı çalışmalarını kısa sürede sunmalarını umuyoruz.

IPR Gezgini

Nisan 2025

iprgezgini@gmail.com

Özel Öğretim Kurumu Markalarının Lisans Verilmesine İlişkin Mevzuat Değişikliği İncelemesi

Sınai mülkiyet haklarının elde edilmesi, kullanılması, kullandırılması ve bu haklar üzerinde gerçekleştirilebilecek başkaca hukuki işlemelere ilişkin temel düzenlemeler; 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’tir. Bununla birlikte Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği m.6/7 hükmünde olduğu gibi sınai mülkiyet haklarının elde edilmesine, Tütün Mamullerinin Üretim Şeklini, Etiketlenmesi ve Denetlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m.10 hükmünde olduğu gibi markaların kullanımının sınırlanmasına ilişkin meslek ya da sektör bazlı düzenlemeler de bulunmaktadır.

Sınai mülkiyet hakları üzerinde gerçekleştirilebilecek hukuki işlemlere ilişkin özel nitelikli güncel düzenlemelerden biri de inceleme konumuzu oluşturan ve özel öğretim kurumlarında kullanılan markaların lisans yoluyla başka kişilere kullandırılmasına sınırlama getiren, 03.01.2025 tarihli ve 32771 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’tir (Değişiklik Yönetmeliği).

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 4 hükmü ile Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği (Yönetmelik) m.7 hükmüne altıncı fıkra eklenmiştir. Anılan hükme göre; bir kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak özel öğretim kurumunun markasını, başka gerçek ya da tüzel kişilere kullandırabilmesi için aynı türde en az 5 kurumunun bulunması ve bu kurumların her birinin en az 5 yıl boyunca faaliyette bulunmuş olması şartı aranmaktadır. Kurucular, bu şartları sağlayan kurumlarının en fazla üç katına kadar başka gerçek ya da tüzel kişiye markasını kullandırabilir. İhdas edilen hükme göre; özel öğretim kurumları tarafından kullanılan markaların, lisans yoluyla başka gerçek veya tüzel kişilere kullandırılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

  • Kurucuya ait bir markanın bulunması: 08.02.2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (Kanun) m.2/1,m hükmüne göre; kurucu, kurumun sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi düzenlenen gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda özel öğretim kurumu sahibi olan ve adına kurum açma izin belgesi de bulunan kişiye ait bir markanın bulunması gerekmektedir. Hükümde yer alan “… özel öğretim kurumunun markasını …” ifadesi, marka sahibinin özel öğretim kurumu olacağı yönünde bir çıkarıma yol açmaya elverişlidir. Ancak gerek normun amacı, gerek bu kurumların tüzel kişiliklerinin bulunmaması,  gerekse aynı hükümde yer alan “… kurucunun marka lisans sözleşmesi yaparak …”, “… Kurucular … kullandırabilir …” ifadelerinden marka sahibinin özel öğretim kurumu değil, kurucu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hükümde yer alan çelişkili ifadelerin, marka sahibi ile markanın kullanıldığı hizmete ilişkin bir vasıflandırma hatasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
  • Kurucunun aynı türde en az beş yıl faaliyette bulunmuş en az beş kurumunun bulunması: Hükümde yer alan “aynı tür” ifadesiyle neyin kastedildiği Kanun ya da Yönetmelik’ten anlaşılamamaktadır. Yine hükümden, lisans yoluyla markanın kullanılacağı özel öğretim kurumunun da aynı türde olmasının gerekip gerekmediği konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu nedenle inceleme, “aynı tür”den ifadesiyle neyin kastedildiğinden bağımsız olarak belirtilen diğer gereklilikler çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Kanaatimizce hükümde, “faaliyette bulunmuş” ifadesinin kullanılması hatalıdır. Zira metin mevcut hâliyle geçmişte beş yıl faaliyette bulunmasına rağmen hâlihazırda faaliyette bulunmayan kurumların da şartın sağlanması bakımından dikkate alınacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Oysaki normun konuluş amacının en az beş yıldır faaliyette bulunan ve faaliyetleri devam eden eğitim kurumunun bulunmasının şart olarak aranması olduğu ve bu nedenle ifadenin “faaliyette bulunan” şeklinde olması gerektiği değerlendirilmektedir.
  • Kurucuya ait markanın, şartları sağlayan kurum sayısının üç katına kadar gerçek veya tüzel kişiye kullandırılabilmesi: Hükümde markayı lisans yoluyla kullanacak gerçek ya da tüzel kişinin, bu markayı kullanacağı mal ve hizmete ilişkin herhangi bir sınırlama yapılmamış olması dikkati çeken ilk husustur. Zira markayı kullanacak kişinin özel öğretim kurumu kurucusu olup olmadığı dahi belli değildir. Düzenleme bu hâliye markanın, özel öğretim kurumları dışında başka bir mal veya hizmette kullanılmasına yol açabilecek niteliktedir. Lisansın, markanın sadece özel öğretim kurumlarının faaliyetlerinde kullanılmasıyla sınırlı olarak verilebileceğinin düzenlenmesiyle belirtilen sorunun giderilebileceği değerlendirilmektedir.  Markanın kullandırılabilmesi için en az beş kurumun varlığı gerektiğinden, şartların sağlanması durumunda markanın kullandırılabileceği kişi sayısının on beşten başlayacağı tespit edilmektedir.

Değişiklik Yönetmeliği Çerçeve Madde 30 hükmü ile Yönetmeliğe eklenen Geçici Madde 26 hükmüne göre; inceleme konumuza ilişkin Yönetmelik m.7/6 hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önce Millî Eğitim Bakanlığından kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alan özel öğretim kurumlarından aynı fıkrada belirlenen şartlar aranmayacaktır, fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ise bu kurumlar tarafından yapılacak marka lisans sözleşmeleri için belirtilen şartların sağlanması gerekecektir. Değişiklik Yönetmeliği m.32/1,a hükmüne göre; inceleme konumuza ilişkin ihdas edilen Yönetmelik m.7/6 hükmü, Değişiklik Yönetmeliği’nin yayımı tarihinden itibaren bir ay sonra yürürlüğe girecektir. Değişiklik Yönetmeliği 03.01.2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu tarih esas alındığında Değişiklik Yöntemeliği’nin inceleme konumuza ilişkin kısmının, 03.02.2025 tarihinde yürürlüğe girdiği tespit edilmektedir.

Hükümde yer alan “Millî Eğitim Bakanlığından kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alan özel öğretim kurumlarının ifadesinin” markasını kullandıracak kurucuya ait kurumlara mı, yoksa markayı kullanacak olan kuruma mı ilişkin olduğu anlaşılamamaktadır. Hükmün lafzı, geçiş hükmündeki şartın markayı kullandırana da kullanacak olana da ilişkin olacak şekilde yorumlanmaya elverişlidir.

Hükümler birlikte değerlendirildiğinde, 03.02.2025 tarihinden önce kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alınmış olması durumunda inceleme konumuza ilişkin sınırlamalar uygulanmayacak, 03.02.2025 tarihi ve daha sonrasında kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alınmış olması durumunda sınırlamalar uygulanacaktır.  

Yukarıda etraflıca incelediğimiz düzenlemede de sınai mülkiyet haklarına ilişkin diğer özel düzenlemelerde olduğu gibi, hakların elde edilmesine, korunmasına, bu haklar üzerinde tasarrufta bulunulmasına ilişkin, sınai mülkiyet haklarının niteliğiyle bağdaşmayan veya normun konuluş amacına ulaşılmasına elverişli olmayan hükümler yer almaktadır. Örneğin incelediğimiz mevzuat değişikliğinde, markanın üçüncü kişilerce hukuka uygun kullanılması yöntemlerinde sadece lisans sözleşmeleri düzenlenmiştir. Oysaki markanın hukuka uygun olarak kullanılması sadece lisans sözleşmesiyle değil, marka sahibinin kullanıma sonradan rıza göstermesi, önceden izin vermesi, üçüncü kişinin marka başvurusuna muvafakat edilmesi, bir marka tescili daha yaptırılarak bunun devredilmesi gibi başkaca yöntemlerle de gerçekleştirilebilmektedir ve bu durumların hiçbiri inceleme konumuzun kapsamında yer almamaktadır. Sınai mülkiyet haklarına ilişkin meslek ya da sektör bazlı özel düzenlemeler yapılması bir gereklilikten kaynaklanabilir ve bu durum olağandır. Ancak belirttiğimiz sorunlarla karşılaşılmaması ve düzenlemenin amaca ulaşmaya elverişli olabilmesi için mevzuat hazırlık sürecinin her aşamasında, Türk Patent ve Marka Kurumundan görüş alınmasına ilişkin olağan prosedürün yanında, koordineli bir çalışma yürütülmesinin yerinde olacağı değerlendirilmelidir.

Osman Umut KARACA

osmanumutkaraca@hotmail.com

Nisan 2025

Ispanaksız Temel Reis, Eldivensiz Mickey Mouse Olur mu? Eserlerin Koruma Süreleri ve Kamuya Mal Olma



Telif hakkı koruması, eser sahiplerine yaratımlarından münhasır olarak yararlanma hakkı tanırken, bu koruma süresiz değildir. Her ülkenin mevzuatına göre belirlenen süre sonunda, eser sahibine tanınan mali haklar sona erer ve eser kamuya mal olur. Kamuya mal olma süreci, eserlerin kolektif mirasın bir parçası haline gelmesini ve böylece nesiller boyunca özgürce evrilerek yaşamaya devam etmesini sağlar. Bu sayede Dünya klasiklerinden Beethoven ve Mozart’ın bestelerine, Mona Lisa gibi çığır açan sanat eserlerine kadar pek çok yapıt, insanlığın ortak mirası olarak yeni nesillere ilham vermeye devam etmektedir.

Kamuya mal olma kavramı felsefi olarak son derece ilham verici olsa da günümüzde genellikle çok bilinen eserlerin telif hakkı süresinin sona ermesine ilişkin haberlerle gündeme gelmektedir. Örneğin, Antoine de Saint-Exupéry’nin unutulmaz eseri Küçük Prens’, 1 Ocak 2015 itibarıyla kamuya mal olmuş ve onlarca yayınevi tarafından yeniden basılmasının yanı sıra, Küçük Prens temalı ürünlerin de piyasaya sürülmesine yol açmıştır. Son yıllarda bu konu küresel ölçekte en çok Mickey Mouse’un kamuya mal olacağına dair tartışmalarla dikkat çekmiştir.

Bir eserin kamuya mal olup olmadığını belirlemek her zaman net değildir. Bunun başlıca nedeni, dünya çapında telif hakkı sürelerinin tam anlamıyla yeknesak olmamasıdır. Örneğin, Türkiye’de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (“FSEK”) göre telif hakkı koruma süresi, en temelde eser sahibinin yaşamı boyunca ve ölümünden itibaren 70 yıl olarak belirlenmiştir[1]. Buna karşın, bazı ülkelerde bu süre 50 yıl iken, ABD’de 95 yıla kadar uzayabilmektedir.

Genel ilke olarak, bir eserin koruma süresi dolduğunda, takip eden yılın ilk günü yani 1 Ocak itibarıyla kamuya mal olmuş kabul edilir. Hatta ABD’de her yıl 1 Ocak “Public Domain Day” (“Kamuya Mal Olma Günü”) olarak kutlanmaktadır.

1 Ocak 2025 itibarıyla, popüler kültüre büyük katkısı olan Temel Reis ve Tenten çizgi roman karakterlerinin ilk versiyonlarının kamuya mal olması, bu eserlerin gerçekten serbestçe kullanılıp kullanılamayacağına dair yeni bir tartışma başlatmıştır.

Ülkemizde Temel Reis adıyla bilinen Popeye, ilk kez 17 Ocak 1929 tarihinde karikatürist E.C. Segar’ın “Thimble Theatre” adlı çizgi romanının “Gobs of Work” hikayesinde yan karakter olarak yer almış ve daha sonra Safinaz adıyla tanıyıp sevdiğimiz Olive Oyl’ı sevgilisi “Kabasakal” (Ham Gravy)’den ayırıp, onun yerine bir ana karakter olarak belirmeye başlamıştır. İşte Temel Reis’in yayınlanmasından 95 yıl sonra kamuya mal olan versiyonu, bu anılan karikatürde yer alan ilk halidir.

 Amerika’da kamu malı haline gelen bu tipleme, her ne kadar günümüzde Temel Reis ile eşleştirdiğimiz çapa dövmesi, ağzının köşesindeki piposu ve alaycı kişiliği gibi karakteristik özelliklerini barındırsa da de, örneğin ıspanak yiyerek kaslarını büyütme niteliğini kapsamamaktadır; zira Temel Reis ilk kez 1932 yılında yayınlanan karikatürde ıspanakla güçlenme özelliğini göstermiştir.

Dolayısıyla 1 Ocak 2025 itibariyle Temel Reis karakterinin kamuya mal olmuş olduğunu söylemek doğru değildir. Zira burada kamuya mal olan eser, 17 Ocak 1929 tarihinde karikatürist E.C. Segar’ın “Thimble Theatre” adlı çizgi romanının “Gobs of Work” hikayesi ve bu kapsamda çizilen karakter ile sınırlıdır.


Benzer bir tartışma daha önce çok daha global ölçekte, Mickey Mouse için yapılmıştır. Zira 1 Ocak 2024 tarihinde Mickey Mouse’un kamuya mal olacağının duyurulmasıyla global anlamda ciddi bir tartışma başlamıştır. Oysaki burada da aslında kamuya mal olan tipleme, Disney’in 1928’de yayınladığı siyah beyaz “Steamboat Willie” isimli kısa çizgi filminde yer alan ve Mickey Mouse’un ilk versiyonu olan bir figürdür. 

Disney ve diğer yapım şirketleri, Mickey Mouse gibi telif haklarına konu eserlerin kamuya mal olmasını geciktirme amaçlı lobi faaliyetleri sonucunda ABD’de telif haklarının koruma süresini genişletmiştir. Bu doğrultuda 1976 Telif Kanunu ile ABD’de toplam telif süresi 75 yıl iken 1988’de yürürlüğe giren ve “Mickey Mouse Yasası” olarak da anılan “Sonny Bono Telif Süresi Uzatma Yasası” ile 1978’den önce yayımlanmış eserler için telif süresi 20 yıl daha uzamıştır. Sonuç olarak geçtiğimiz yıl bu tiplemenin kamuya mal olduğu aynı gün, bu karakterden esinlenen “Mickey’s Mouse Trap” (daha sonra ismi “The Mouse Trap” olarak değiştirilmiştir) isimli düşük bütçeli korku filminin yapımının duyurulması da pek şaşırtıcı olmamıştır.

Steamboat Willie’de yer alan Mickey Mouse karakterinin önemli bir özelliği -veya eksikliği- bu karakter ile özdeşleştirdiğimiz büyük beyaz eldivenleri giymiyor olmasıydı. Ayrıca Mickey Mouse bu çizgi filmde hiç konuşmuyordu. Bu sene ABD’de kamuya mal olan yeni karakterlere ek olarak, 31 Temmuz 1929’da yayınlanan “The Karnival Kid” isimli kısa çizgi filmin telif koruma süresi de sona ermiş olup, bu film ilk kez ikonik beyaz eldivenlerini giyen ve yine ilk kez sahnede konuşan bir Mickey Mouse tiplemesini içeriyordu.

Bu noktada belirtmemiz gerekir ki, bu karakterlerin Türkiye’de aslında geçtiğimiz yıldan çok daha önce kamuya mal olmuş olması söz konusudur. FSEK’in Ek Madde 2 hükmü gereği FSEK kapsamında koruma sürelerine ilişkin hükümler, diğer ülkelerde üretilmiş ve Ek maddenin yürürlüğe girdiği 2001 yılı itibariyle bu ülkelerde koruma süresi dolmadığı için kamuya mal olmamış yabancı eserlere de uygulanmaktadır. Bu çerçevede, Temel Reis’in ABD’de telif süresi 2025 yılında sona ermiş olsa da, Türkiye’de bu tarihin çizer E.C. Segar’ın 1938 yılındaki ölümünden 70 yıl sonra, 2008 yılı olarak kabul edilmesi mümkündür. Aynı şekilde Mickey Mouse’un “Steamboat Willie” ve “Karnival Kid” çizgi filmlerindeki versiyonlarının da, hak sahipliğinin tüzel kişi Disney’de olduğunun kabulü halinde, FSEK md. 27/4[2] gereği aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl geçmesiyle sırasıyla 2001 ve 2002 yılından beri Türkiye’de kamuya mal olmuş sayılabileceği düşünülebilir.


Tenten bakımından ise durum biraz daha farklıdır.  Bir Belçika gazetesinde ilk kez 1929 yılında yayınlanan ve Hergé – gerçek ismi George Prosper Remi – tarafından “Tenten Sovyetler Topraklarında” hikayesi ile yaratılan genç muhabir Tenten ve köpeği Milou’nun en eski tiplemeleri de ABD’de 1 Ocak 2025 itibariyle kamuya mal olmuştur. Tıpkı Temel Reis ve Mickey Mouse için tartışıldığı üzere üzerindeki telif hakkı süresi sona eren karakter, sadece Tenten’in bu gazetede yayınlanan ve yukarıda görseline yer verilen halidir. Bununla beraber, FSEK kapsamında telif hakkı süresi, çizerin ölümünden sonra 70 yıl boyunca devam ettiği için, Hergé’nin 1983’te vefat etmesi nedeniyle, Tenten’in ülkemizde kamuya mal olması 2054 yılına kadar gerçekleşmeyecektir.

Görüleceği üzere; kamuya mal olma, yalnızca klasik sanat ve edebiyat eserleri için değil, popüler kültürün bir parçası haline gelen yapıtlar için de önemli hukuki ve kültürel etkiler doğurmaya devam etmektedir.

Önemle vurgulamak gerekir ki kamuya mal olma, bir eserin tamamen serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Öncelikle yukarıda örneklerine yer verildiği üzere, hükümetlerin farklı telif rejimlerini ve sürelerini kabul etmeleri, eserlerin kamuya mal olma tarihlerinde/biçimlerinde değişikliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle, eserlerin hangi ülkede ve hangi şartlarla kamu malı haline geldiğine dikkat edilmelidir. Ayrıca kamuya mal olma müessesinin sadece telif haklarına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Yapımcı şirketler, ilgili karakterlerin farklı versiyonları veya belirli görselleri için süresiz olarak yenilenebilecek marka haklarına da sahip olabilirler. Bu nedenle, ülkemizde kamuya mal olmuş karakterlerin dahi kullanımında diğer fikri ve sınai hakların ihlal edilmemesine özen gösterilmelidir.

Hande Hançar Koç

handehancher@gmail.com                                                           

E. Melis Özsoy

melis.ozsoy@gmail.com

Nisan 2025


DİPNOTLAR

[1] FSEK md. 27/1 uyarınca “Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur.”

[2]İlk eser sahibi tüzel kişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.” FSEK’e göre bir eserin sahibi onu meydana getiren kişi(ler)dir, dolayısıyla tüzel kişilerin eser sahipliğine ilişkin bu hükmün 1995 yılından önce yaratılan sinema eserlerine ilişkin olduğu kabul edilmektedir.