Ay: Temmuz 2024

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BULAŞICI MACERALARI: EUIPO BÜYÜK TEMYİZ KURULU COVIDIOT KARARI


Kamu düzenine ve genel ahlak ilkelerine aykırı işaretlerin hem Avrupa Birliği mevzuatı hem de Türk marka hukuku kapsamında tescil edilmesi mümkün değildir. Nitekim Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) Marka Tescilinde Mutlak Ret Nedenleri başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca “Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı işaretler” ve Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün (EUTMR) Mutlak Ret Gerekçeleri başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca “kamu düzenine veya genel kabul görmüş ahlak ilkelerine aykırı olan markalar” tescil edilmeyecektir.

Markaların tescil edilebilmesi için belirli koşulların aranmasının yanı sıra, ahlaki değerlerin bir markanın tescil edilip edilemeyeceğini belirleyen bir kriter olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini; fikir, sanat ve düşünce özgürlüğünün ahlaki değerler karşısındaki konumunun ne olacağını ve bu terazide hangisinin daha ağır basacağını EUIPO Büyük Temyiz Kurulu (Grand Board of Appeal) tarafından verilen 16 Mayıs 2024 tarihli yeni COVIDIOT kararı çerçevesinde ele alacağız.

Bu noktada, Grand Board olarak da anılan EUIPO Temyiz Kurulu Büyük Kurulu’nun, dokuz üyeden oluşan ve Temyiz Kurullarının çözümlemekte güçlük çektiği, önemli bulduğu veya çelişki tespit ettiği meseleleri taşıdığı bir nevi üst kurul olduğu belirtilmelidir. Belirtilen Kurul, bu yazının devamında kısaca “Büyük Kurul” olarak anılacaktır.[1]

Matthias Zirnsack” aşağıda görseli yer alan markanın tescili talebiyle Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) 20 Ağustos 2020 tarihinde başvuru yapmıştır:

Başvuru kapsamında yer alan mallar aşağıdadır:

6. Sınıf: Metal klipsler.

9. Sınıf: Bilgisayar oyun yazılımı; mobil uygulamalar.

28. Sınıf: Masa oyunları; oyuncaklar.

Yukarıda yer alan başvuruya karşı uzman, markanın ahlak ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa Birliği Marka Tüzüğü Madde 7(1)(f) uyarınca ilk olarak ret niyetini bildiren bir bildirim göndermiştir.

Belirtilen bildirimde ilk olarak, markanın kavramsal olarak incelemesi yapılmış ve ‘Covid’ ve ‘Idiot’ kelimelerinin birleşiminin Almanca ve İngilizcede tüketiciler nezdinde anlaşılabildiği; bu ibarelerin, çoğu hükümet tarafından uygulanan sosyal tecrit ya da zorunlu maske kullanımı gibi tüm tedbirlerin amaca yönelik, orantılı ve hatta gerekli olduğuna inanmayan insanların itibarını zedeleme vasfını taşıdığı ve bu nedenle bireyleri rencide etmesi muhtemel bir hakaret olarak algılandığı belirtilmiştir.

Bu değerlendirmeye karşı başvuru sahibi, ahlak ilkelerinin ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğü ile dengelenmesi gerektiğini, ‘COVIDIOT’ ibaresinin oyuncularının rekabet ettiği ve kazanmalarını temel alan bir oyun için başvurusunun yapıldığını belirtmiştir. Başvuru sahibi, “COVID” ve “IDIOT” kelimelerinin birleşiminden oluşan “COVIDIOT” ibaresinin ilk bakışta olumsuz ve hakaret içeren bir izlenim verdiğini, ancak bu ibarenin tescil edilmek istendiği oyunlar bağlamında ‘buzzword/trend’ haline geldiğini ifade etmiştir. Kamu algısının bu tarz konularda özgürleştiği ve sanat ile fikirlerin ironik olabileceği, ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğü kapsamında söz konusu marka başvurusunun korunabileceğinin de altı çizilmiştir.

Başvuru sahibinin görüşleri doğrultusunda başvuruyu inceleyen uzman, Ofisin toplumun temel değerlerine aykırı markalar yoluyla iş hedeflerini ilerletmek isteyen kişilere destek vermemesi gerektiğini, COVIDIOT ibaresinin çoğu hükümetin salgın bağlamında uyguladığı koruma tedbirlerine inanmayanları itibarsızlaştırdığını, marka başvurusunun bir “aptal” veya “ahmak” ile uğraşıldığını belirttiğini, bu nedenle kamuoyunun algısında başvuru sahibinin iddia ettiği gibi bir ifade özgürlüğünün söz konusu olamayacağını, marka başvurusunun reddedilmesinin markanın tescilsiz kullanımını engellemeyeceğini, bu nedenle sanat ve fikir özgürlüğünün kısıtlanmasının söz konusu olmayacağını belirterek marka başvurusunun kapsadığı tüm mallar bakımından reddedilmesine karar vermiştir.

Yukarıdaki gerekçelere dayanılarak verilen kararın ardından başvuru sahibi karara itiraz ederek hiçbir bireyin kişisel olarak saldırıya uğramadığını, COVIDIOT ibaresinin COVID-19 salgınına hicivli bir gönderme olduğunu, ibarenin tek başına ayırt edici olduğunu, “COVIDIOT” ifadesinin COVID-19 salgınıyla mücadele için bireysel önlemleri eleştiren tüm insanları değil, virüsü tamamen reddeden veya herhangi bir önleme karşı çıkan ve insanlara karşı dayanışma eksikliği ile davranan kişileri ifade ettiğini,  bu ifadenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi veya Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’nin (“Bildirge”) 11. maddesi ile korunmakta olduğunu, ifade özgürlüğü değerlendirilerek karar verilmesi gerektiğini,  Ofis kararının verildiği andaki durumda COVID-19’un ve dolayısıyla ‘COVIDIOT’ ifadesinin herhangi bir sarsıcı/tiksindirici (shocking karşılığı kullanılmıştır) anlamı haiz olmadığını ve gücünü yitirdiğini, benzer markaların tesciline izin verildiğini belirterek kararın iptali için Temyiz Kurulu nezdinde karara karşı itirazda bulunmuştur.

EUIPO Temyiz Kurulu adına ilk incelemeyi yapan raportör söz konusu markanın ayrıca EUTMR madde 7/1(b) kapsamında ayıt edici olmadığına ilişkin de değerlendirme yapılabileceğini belirtmiş ve başvuru sahibine bu yöndeki görüşlerini iletmesi için de süre verilmiştir.

İtirazın ifade özgürlüğü ile marka ret nedenlerinin çatışmasını içermesi nedeniyle konu önemli bulunmuş ve vakanın hukuki karmaşıklık derecesi ve önemi nedeniyle itiraz Büyük Temyiz Kurulu’na havale edilmiştir.

Bu noktada, IPR Gezgini’nde daha önceden H. Tolga Karadenizli tarafından yayımlanmış bir yazıdan alıntı yaparak Grand Board (Büyük Temyiz Kurulu) hakkında kısaca bilgi vermek isteriz:

“Bilindiği üzere AB Topluluk Marka ve Tasarımlarının tescil işlemlerinden sorumlu resmi kurum olan EUIPO’in son karar organı EUIPO Temyiz Kurulu (Boards of Appeal) olup, EUIPO nezdindeki mutlak ret nedenleri yönünden (7. madde) verilen kararlar, yayına itirazlar hakkında verilen İtirazlar Birimi kararları ile iptal/hükümsüzlük talepleri hakkında verilen İptal Birimi kararlarına karşı yapılan itirazlar EUIPO Temyiz Kurulu tarafından karara bağlanmaktadır. Temyiz Kurulu kararlarına karşı ise AB Adalet Divanı Genel Mahkemesi nezdinde dava açılabilmektedir.

Hukuki güçlükler arz eden veya Kurullar arasında farklı uygulamalar içeren bazı davalar ilgili Kurul tarafından Büyük Temyiz Kuruluna gönderilebilmektedir. Büyük Temyiz Kurulu, daimî üye olarak beş Kurulun Başkanları ve Kurulların üyeleri arasından seçilen diğer üyeler olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşmakta olup, çok istisnai durumlarda itirazlar Büyük Temyiz Kurulu’na gönderilmektedir. Bu noktada Büyük Temyiz Kurulu tarafından verilen karar sayısının oldukça az olduğunu belirtmekte fayda vardır.”[2]

Bu aşamada üçüncü kişilere görüş sunmaları için davette bulunulmuş ve International Trademark Association / Uluslararası Markalar Birliği (INTA) tarafından aşağıdaki görüşler sunulmuştur.

INTA, görüşlerine başlarken öncelikli olarak ‘kamu düzeni’ ve ‘ahlak ilkeleri’ terimlerinin doğaları gereği muğlak ve belirsiz olduğunu, bu nedenle de somut olaylar bazında tutarsız uygulamaların risk taşıdığını ve her bir uzmanın kişisel görüşlerini uygulamasının riskli olduğunu ifade etmiştir. Buna ilaveten EUTMR Madde 7(1)(f) uygulamasının, uzmanın kişisel görüşüne ya da soyut olarak genel ahlaka bağlı olarak değil, çoğunluk tarafından kabul edilen ilkelere göre yorumlanması ve ‘kabul edilmiş’ ahlak ilkelerine odaklanılması gerektiği belirtilmiştir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ahlaka ilişkin olumsuz ilkelerin belirlenmesine yönelik prosedür ile ilgili olarak ‘Fuck Ju Göthe’ kararında; genel ahlak ilkeleri açısından bir ihlal tespit edilirken sözlüklere bakmaktan ve edebiyat ve medya kullanımlarından daha fazlasına ihtiyaç olduğunun altını çizmiştir. Söz konusu karar ile bir markanın reddedilmesinin ifade özgürlüğü hakkını olumsuz etkilemeyeceği, zira bu durumun başvuru sahibinin mallarını ilgili marka altında sunma imkanını engellemeyeceği yönündeki önceki görüşten dönülmüştür. Buradan hareketle ABAD’a göre, bir markanın tescil edilmesinin engellenmesi durumu, sadece ifade özgürlüğünü sınırlayan bir durum olmayıp, aynı zamanda markada yer alan ibarenin başkaları tarafından kullanımının da serbest bırakılmasıdır.

Bunlara ek olarak anayasal bir hak olan ifade özgürlüğünün bir markanın tescil edilmemesi durumunda dahi etkilenebildiği ve ifade özgürlüğünün herhangi bir şarta bağlanması halinde niteliğinin etkilenebileceği belirtilmiştir.

Büyük Temyiz Kurulu incelemesinde, aşağıda yer verilen genel yaklaşım esas alınmıştır:

Adalet Divanı, “Fack Ju Göhte” kararında, kabul edilmiş ahlak ilkelerinin nasıl belirleneceğine ilişkin kuralları ortaya koymuştur. Bu kapsamda Genel Mahkeme’nin daha önce verdiği kararların bu kriterleri belirlemede yol gösterici nitelikte olduğu belirtilmiştir. (Intertops, Paki, Device of the Coat of Arms of the Soviet Union, ¡Que buenu ye! Hijoputa, Ficken, Ficken Liquors, Curve, OSHO, La Mafia se Sienta a la Mesa, Pablo Escobar).

ABAD, kabul edilen ahlak ilkeleri bağlamında kamunun ilgili kesiminin algısını değerlendirmeyi mümkün kılabilecek faktörlere atıfta bulunmuş ve bu faktörlere örnek olarak aşağıdakileri belirtmiştir:[3]

– Mevzuat,

– İdari uygulamalar,

– Kamuoyu,

– İlgili kamuoyunun geçmişte bu işarete veya benzerlerine vermiş olduğu tepkiler.

ABAD tarafından kamu düzeni ve ahlaki ilkeler bağlamında verilmiş olan ve yine EUIPO tarafından belirlenen ilkeleri oluşturan kararlardan bazıları aşağıda okuyucularımızın dikkatine sunulmaktadır.

1- Fack Ju Göhte

Bu kararda “Fack Ju Göhte” ibareli marka başvurusu, Almanca’da “Fuck You Goethe” anlamına geldiği ve ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle EUIPO tarafından reddedilmiştir. Başvuru sahibi “CONSTANTIN FILM PRODUKTION GMBH” marka başvurusunun reddine dair verilen karara itiraz etmiş, ancak EUIPO Temyiz Kurulu ve ABAD genel Mahkemesi ret kararını onamıştır. Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü, EUIPO ve Genel Mahkeme’nin kararlarının ifade özgürlüğünü göz ardı ettiğini belirterek kararların iptal edilmesi gerektiğini savunmuş ve markaların genel ahlak ilkeleri değerlendirmesinin somut sosyal bağlamda yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak yukarıda belirtilen gerekçelerle, EUIPO ve Genel Mahkeme tarafından verilmiş kararlar Adalet Divanı tarafından bozulmuştur. [4]  

2- Pablo Escobar

COVIDIOT kararında da sıkça bahsi geçen Escobar kararında; ESCOBAR INC.’nin “Pablo Escobar” markası için EUIPO’ya yapmış olduğu başvuru, kamu düzeni ve ahlaki ilkelere aykırılık gerekçesiyle reddedilmiştir. İtirazları değerlendiren Genel Mahkeme, Pablo Escobar’ın uyuşturucu baronu ve narko-terörizm sembolü olarak algılanması hususlarının ESCOBAR markasının tescilini engelleyebileceğini belirtmiştir. Mahkeme, değerlendirme koşulları arasında AB’nin tüm üye devletlerinde ortak olan ahlak ilkelerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak Escobar’ın popülaritesinin, kamuoyundaki olumsuz algıyı değiştirmediğini belirtmiştir. Son derece güncel olan bu kararla birlikte kamu düzeni ve ahlak ilkelerinin, popüler kültürdeki tanınmışlık ve popülariteden daha önemli olduğunu ortaya konmuştur.[5]

3- Fuct

Erik Brunetti’nin sahibi olduğu FUCT markası hakkında verilen karar akabinde, ABD Yüksek Mahkemesi, Haziran 2019’da “ahlaksız” veya “skandal” kelimeler ve semboller üzerindeki marka yasağını iptal etmiştir. Yüksek Mahkeme, bu kriterlerin hükümetin, ifade özgürlüğünü fikir veya görüşe dayalı olarak cezalandırmasına ve ayrımcılığa sebep olmasına yol açtığını ifade etmiştir. Bu kararla, ahlak ilkeleri ve kamu yararı gerekçesiyle marka tescilinin reddedilmesinin anayasal koruma altındaki ifade özgürlüğüne aykırı olduğu vurgulanmıştır.[6]

4- La Mafia se sienta a la mesa

Kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle “La Mafia se sienta a la mesa” markası EUIPO tarafından hükümsüz kılınmıştır. İtalya hükümeti, “Mafia” ibaresinin suç örgütleriyle ilişkilendirildiğini ve bu kelimenin kullanımıyla İtalyan mutfağının olumlu imajının manipüle edileceğini savunmuştur. Her ne kadar marka sahibi bu karara itiraz etse de EUIPO Temyiz Kurulu itirazı reddetmiştir. Sonrasında ABAD Genel Mahkemesi de EUIPO’nun kararını onaylayarak, “La Mafia” ibaresinin suç örgütlerini hatırlatması nedeniyle kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı olduğuna karar vermiştir.[7]

5- Cannabis Store Amsterdam

ABAD Genel Mahkemesi, “Cannabis Store Amsterdam” markasıyla ilgili davada, “Cannabis” kelimesinin ve stilize kenevir yapraklarının uyuşturucu maddeyi çağrıştırdığına ve bu nedenle markanın kamu düzenine aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, markanın sadece ilgili ürün ve hizmetleri sunulan kişiler değil, genel halk tarafından da olumsuz şekilde algılanacağını belirtmiş ve uyuşturucu maddelere açık ve dolaysız bir referans yapılmasının kamu düzenine aykırı olduğunu vurgulamıştır.[8]

COVIDIOT Markasının Değerlendirilmesi

EUIPO Büyük Temyiz Kurulu kararında, marka incelenirken ilk bakışta göze çarpan ve tüketicinin dikkatini çekecek kısmın koyu siyah karakterlerle yazılı IDIOT ibaresi olduğuna vurgu yapılmıştır.  Ardından, COVID ibaresinin Corona Virüs isimli, hayli bulaşıcı ve ölümcül olan bir hastalığı belirttiği ve bu ibarenin Avrupa Birliği’nin her yerinde kullanıldığı ifade edilmiştir. Kararda COVID-19 hastalığı açıklanarak, hastalığın etkisinin büyüklüğü belirtilmiştir. Ayrıca, COVIDIOT ibaresinin, başvuru sahibinin iddia ettiğinin aksine, “COVID-19’un yayılmasını önlemek için tasarlanmış sosyal mesafe kurallarına uymayı reddederek diğer insanları rahatsız eden bir kişi” olarak Oxford sözlüğünde, “COVID-19 bulaşıcı hastalığını yayma riski taşıyan aptalca davranışlarda bulunan biri” olarak Cambridge sözlüğünde, “COVID-19 salgını sırasında kamu güvenliğine ilişkin yönergeleri ve kuralları göz ardı eden, gereksiz yere malzeme istifleyen vb. kişi” olarak Collins sözlüğünde ve “kamu sağlığı ve güvenliğine ilişkin uyarıları dikkate almayan biri” olarak ise Urban sözlüğünde yer edindiği ifade edilmiştir. Söz konusu tanımlara uygun olarak da başvuru sahibi her ne kadar kimsenin aşağılanmadığını iddia etse de kararda yer verildiği ve açıkça görülebildiği üzere marka başvurusunda “soytarı şapkası” kullanılmış olup , soytarı şapkası açıkça bir “aptalı/ahmağı” sembolize etmektedir. Bu hususlar ve hepimizi neredeyse 2 yıl boyunca evimize hapseden COVID hastalığının etkileri ve önemi, kararda ayrı bir başlık olarak “Tüm Zamanın En Ölümcül Pandemilerden Birinin Önemsizleştirilmesi” başlığı altında incelenmiş olup yukarıda da kısaca bahsedildiği üzere daha da detaylandırılarak marka başvurusunun oyun ticaretinde kullanılmasının pandeminin ciddiyetini küçümsemekte ve dolayısıyla bu hastalığın Avrupa Birliği’nin temel değerlerine verdiği ciddi zararı önemsizleştirmekte olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla, başvuru sahibinin bu ibarenin kimseyi sarsmayacağına/tiksindirmeyeceğine (shocking karşılığı kullanılmıştır) dair yaptığı savunmaya karşılık olarak Temyiz Kurulu, ihtilaflı markanın sadece bu salgının mağdurlarını ve ailelerini değil, aynı zamanda AB topraklarında bu markayla karşılaşan ve ortalama hassasiyet ve tolerans eşiğine sahip herhangi bir kişiyi rencide etmesinin muhtemel olduğunu ifade etmiştir.

Mal ve Hizmetler Bakımından

“COVIDIOT” markasının kullanımı, başvuru kapsamındaki mallara (metal klipsler (Sınıf 6); bilgisayar oyun yazılımları ve mobil uygulamalar (Sınıf 9); masa oyunları ve oyuncaklar (Sınıf 28)) ilişkin olarak uygunsuz ve saldırgan kabul edilmiştir. Bu markanın oyun ve oyuncaklarla ilişkilendirilmesi, pandemiden etkilenenler için incitici olarak değerlendirilmiş ve travmayı oyuna indirgeyerek önemsizleştirdiği belirtilmiştir. Mobil uygulamalar için ise pandemiyi önemsizleştirme riskinin daha da büyük olduğu belirtilerek genel olarak başvuru insan onuruna ve ahlaka aykırı olarak görülmüştür.

Temel Hak ve Özgürlüklerin Etkisi ile İfade ve Sanat Özgürlüğü Bakımından

Başvuru sahibi savunmasını sanat özgürlüğü, hiciv ile ilgili olarak temel haklara ve özellikle de ifade özgürlüğüne dayandırmıştır. Bu durum, temel hak ve özgürlüklerin marka başvurularının incelenmesinde önemli bir yer tuttuğu göstermektedir.  “Fack Ju Göhte” kararında; Avrupa Birliği Marka Tüzüğü doğrultusunda, bir markanın ahlak ilkeleri çerçevesinde reddedilmesi gerektiren sınırlar tanımlanmıştır. Temel haklardan olan başvuru sahibinin hakları ile kamu menfaatlerini koruyan hakların ise dengelenmesi ve ahlak ilkelerinin temel haklar ışığında yorumlanması gerekliliği de vurgulanmıştır. Aynı zamanda mahkeme, ifade özgürlüğünün marka hukukunda yeri olduğunu kabul etmekle birlikte, ifade özgürlüğünün marka hukukundaki ağırlığının sanat, kültür ve edebiyat gibi alanlara kıyasla daha az önemli olduğu görüşünü ortaya koymuştur.  

Ayrıca, ifade özgürlüğü, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 2. maddesinde özetlenen Avrupa Birliği değerlerinde de yansıtıldığı üzere, demokratik ve çoğulcu bir toplumun temel taşlarından biridir. Temel Haklar Bildirgesi’nin 11. maddesi bu özgürlüğü siyasi tartışmalarda görüş bildirmenin ötesine taşıyarak, ticari ifadeyi de kapsayacak şekilde bilgi ve fikir alma ve ifade etme özgürlüğünü olarak düzenlemiştir. Mevcut davada inceleme; vatandaşların refahının, ekonomik çıkarlarının, dayanışmanın, karşılıklı saygının, sağlık ve yaşamın korunmasına odaklanarak yapılmıştır.

Başvuru sahibi, markasının tanınmış bir sanatsal ifade olan hiciv biçimi olduğunu ileri sürerek Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’ninsanat ve bilim özgürlüğünü güvence altına alan 13. maddesi uyarınca koruma talep etmiştir. Ancak, abartma ve çarpıtma ile karakterize edilen hiciv, sosyal meseleleri kışkırtmayı ve yorumlamayı amaçlamış olup sanat tam olarak tanımlanmamış olsa da her kışkırtıcı figüratif markanın sanat veya hiciv olarak nitelendirilmediği görülmektedir. Söz konusu basit figüratif işaretin  sanatsal eşiği karşılamadığı ve başvuru sahibinin sanatsal niyetinin dosya kapsamında kanıtlanmadığı tespit olunmuştur. Ayrıca, halkın işareti sanat olarak algıladığına dair bir göstergenin bulunmadığına işaret edilmiş ve bu nedenle, başvurunun 13. maddenin koruması altına girmeyeceği, girmiş olsaydı bile, Bildirge’nin 52(1) maddesi ve Avrupa Birliği Marka Tüzüğü 7(1)(f) maddesi tarafından getirilen sınırlamalara tabi olacağı hüküm altına alınmıştır. Sonuç olarak başvurusu yapılan markanın reddedilmesi gerektiği, çünkü ihtilaflı mallar için marka olarak kullanıldığında, gelmiş geçmiş en ölümcül salgınlardan birini, insan onuruna ve kabul edilmiş ahlak ilkelerine aykırı bir şekilde önemsizleştirdiği belirtilmiştir.

Ayırt Edicilik Bakımından

Büyük Temyiz Kurulu, başvurunun ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle de reddedilebileceği yönündeki yaklaşımı paylaşmış ve başvurunun ret nedenleri arasına ayırt edicilikten yoksunluğu da eklemiştir. “COVIDIOT” kelimesinin medyada ve sosyal ağlarda sıkça kullanılması, ticari bir kökenden ziyade belirli bir tarihi olayla bağlantılı bir terim olarak rolünü pekiştirmektedir ve başvuru sahibinin “Covid” ve “Idiot” arasındaki kelime oyununun ayırt edicilik kattığı iddiasına rağmen, bu açıklama yerinde ve yeterli görülmemiştir. Markanın siyasi ve sosyal çağrışımlarının, metal klipsler, bilgisayar oyun yazılımları, mobil uygulamalar ve masa oyunları gibi malların kökenini belirttiği şeklinde algılanmasını engellediği ortaya konmuştur.

Sayılan tüm tespitler çerçevesinde Büyük Temyiz Kurulu, başvuru sahibinin itirazını reddetmiştir. Kararın dayandığı temel tespitler; ölümcül bir virüsün adının bir oyun adı olarak önemsizleştirilmesi ve başvuru sahibinin salgından haksız bir kazanç elde etmek istemesi nedeniyle markanın ahlaka aykırı olarak algılanabilmesidir. Ayrıca, markayı oluşturan ibarenin, kamusal pandemiye ilişkin verilen mesajları önemsizleştiren ve bu önlemlerin ihlalini teşvik eden bir terime dönüşmesi halinde kamu politikasının ihlali anlamına gelebileceği de belirtilmiştir.

Sonuç

Markaların ahlaki değerler ve kamu düzeni kapsamında tescil edilebilirliği tartışılırken, sadece marka hukuku değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü çerçevesinde de değerlendirilme yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, bir markanın tescil edilmesi sürecinde ifade, düşünce ve sanat özgürlüğünün kapsamı, ahlaki değerler ile çakışabilmektedir ve bu durum bir sınırlama olarak değerlendirilebilecektir. Bu nedenle, ahlaki değerler ve kamu düzeni gibi subjektif kavramların objektif kriterler belirlenerek incelenmesi hem ifade özgürlüğü açısından hem de kararların bir bütünlüğe sahip olması açısından önemlidir.

EUIPO Büyük Temyiz Kurulu, bu karar kapsamında bazı kriterleri ortaya koyarak herkesi evine hapseden, toplumu derinden etkileyen ve tüm dünyayı kasıp kavuran, hayatlarımızı değiştiren ve kayıplar verdiren pandemi döneminin isminden esinlenerek oluşturulmuş marka başvurusu için bir değerlendirme yapmışsa da kararın bir noktada özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir karar olduğunu yönünde görüşler de mevcuttur. Bu yazıyı kaleme alanlar olarak biz de Büyük Temyiz Kurulu kararının özgürlükleri sınırlandırma eşiğini aştığını düşünmekteyiz.  

Gülçen ATASEVER BAŞCI

gulcenatasever@gmail.com

Başak Ayşe ORTAK

basakortak006@gmail.com

SAMET KARABİDEK

samet_karabidek@hotmail.com

Temmuz 2024


DİPNOTLAR

[1] Coğrafi Yer Adlarının Tanımlayıcılığı – Euıpo Temyiz Kurulu Büyük Kurulu “Inmobiliaria Portixol” Kararı, Cansu Çatma Bilen, Önder Erol Ünsal, Kasım 2021 (https://iprgezgini.org/2021/11/22/cografi-yer-adlarinin-tanimlayiciligi-euipo-temyiz-kurulu-buyuk-kurulu-inmobiliaria-portixol-karari/ )

[2] “OHIM Büyük Temyiz Kurulu’nun ‘Papagayo Organic’ Kararı: Fransız Tüketiciler İçin ‘Şarap’ Ve ‘Rom’ Benzer Midir?”, H. Tolga Karadenizli, Eylül, 2015 (https://iprgezgini.org/2015/09/14/ohim-buyuk-temyiz-kurulunun-papagayo-organic-karari-fransiz-tuketicisi-icin-sarap-ve-rom-benzer-midir/#:~:text=Birisi%20tasar%C4%B1mlarla%20ilgili%20itirazlarla%20ilgili,Grand%20Board%20of%20Appeal)%20g%C3%B6nderilebilmektedir. )

[3] (27/02/2020, C 240/18 P, Fack Ju Göhte, EU:C:2020:118, § 42)

[4] https://iprgezgini.org/2019/07/03/goethenin-kemiklerini-sizlatmak-mi-sizlatmamak-mi-fack-ju-gohte-markasi-hakkinda-adalet-divani-hukuk-sozcusu-gorusu/#:~:text=%E2%80%9CFuck%20You%20Goethe%E2%80%9D%20ifadesini%20T%C3%BCrk%C3%A7e,talebiyle%20EUIPO’ya%20ba%C5%9Fvuruda%20bulunur.

[5] https://iprgezgini.org/2024/06/04/abad-genel-mahkemesi-pablo-escobar-karari-onu-biliyoruz-ya-yaptiklarini/

[6] https://www.pckip.com/article/fuct-ban-immoral-scandalous-trademarks

[7] https://iprgezgini.org/2018/04/11/la-mafia-kelimesi-restoran-ismi-olarak-kamu-duzenine-aykiri-midir-adalet-divani-genel-mahkemesinin-karari-siz-ne-dusunursunuz-2/

[8] https://yasaman.av.tr/kamu-duzenine-ve-genel-ahlaka-aykiri-isaretlerin-marka-olarak-tescili-cannabis-ve-fackjugohte-kararlari/

KULLAN YA DA KAYBET! McDONALD’S, “BIG MAC” MARKALARI İÇİN VERDİĞİ SAVAŞI GENEL MAHKEME ÖNÜNDE KAYBETTİ…

Değerli okuyucuların dikkatine! Bu yazımız diyetinizi bozabilir 😊

İrlandalı hamburger zinciri Supermac Ltd., McDonalds’a ait olan “BIG MAC” markasına karşı 29, 30 ve 42. sınıflardaki mal ve hizmetler için kullanmama nedeniyle iptal talebinde bulunmuş ve Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) İptal Birimi, “BIG MAC” markasının kullanımının ispat edilemediğini değerlendirerek 29, 30 ve 42. sınıflardaki tüm mal ve hizmetler için iptaline karar vermişti[1].

İptal Birimi’nin kararını EUIPO Temyiz Kurulu’na götüren McDonald’s, kısmi bir zafer elde etmiş Temyiz Kurulu ilgili sınıflardaki birtakım mal ve hizmetler için “BIG MAC” markalarının ciddi bir biçimde kullanımının ispat edildiğini değerlendirmişti.

Bu sefer Temyiz Kurulu kararını Avrupa Birliği Genel Mahkemesi (“Genel Mahkeme”) önüne götüren Supermac Ltd. oldu ve Genel Mahkeme’nin 05.06.2024 tarihli kararı ile McDonald’s daha büyük bir kayıpla karşı karşıya kaldı.

Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun kararını kısmen kaldırdı ve “BIG MAC” markasının Temyiz Kurulu kararı ile daha önceki karar ile iptal edilenlerin yanı sıra ‘Tavuklu sandviçler’; ‘Kümes hayvanı ürünlerinden hazırlanan gıdalar’, ‘Tüketime ve arabaya servis tesislerine hazırlanan yiyecek ve içeceklerin sağlanmasıyla uğraşan restoranların ve diğer kuruluşların veya tesislerin işletilmesiyle verilen veya bunlarla ilişkili hizmetler; hazır gıdaların hazırlanması hizmetleri’ bakımından da iptaline karar verdi.

UYUŞMAZLIĞIN GEÇMİŞİ

İrlandalı Supermac Ltd. 2017 yılında McDonalds’ın “BIG MAC” markalarına karşı başlattığı kullanmama nedeniyle iptal davasını EUIPO İptal Birimi’nde kazanmış ve Avrupa Birliği’nde tescilli olan “BIG MAC” markası 29, 30 ve 42. sınıflardaki aşağıda sayılan tüm mal ve hizmetler bakımından İptal Birimi’nin 11.01.2019 tarihli ve 14 788 C sayılı kararı ile iptal edilmişti:

  • 29. sınıf: ‘Et, domuz eti, balık ve kümes hayvanı ürünlerinden hazırlanan gıdalar, etli sandviçler, balıklı sandviçler, domuzlu sandviçler, tavuklu sandviçler, konserve ve pişmiş meyve ve sebzeler, yumurta, peynir, süt, süt müstahzarları, turşular, tatlılar’;
  • 30. sınıf: ‘Yenilebilir sandviçler, etli sandviçler, domuz eti sandviçleri, balıklı sandviçler, tavuklu sandviçler, bisküviler, ekmek, kekler, kurabiyeler, çikolata, kahve, kahve yerine geçenler, çay, hardal, yulaf ezmesi, hamur işleri, soslar, baharatlar, şeker’;
  • 42. sınıf: ‘Tüketim için ve arabaya servis tesisleri için hazırlanan yiyecek ve içeceklerin sağlanmasıyla iştigal eden restoranların ve diğer kuruluş veya tesislerin işletilmesi ve franchising verilmesiyle verilen veya bunlarla ilişkili hizmetler; hazır yiyeceklerin hazırlanması; bu tür restoran, işletme ve tesislerin başkaları için tasarlanması; Başkalarına ait restoranlar için inşaat planlaması ve inşaat danışmanlığı’

McDonald’s bu kararı Temyiz Kurulu önüne taşıyarak 14.12.2022 tarihli ve R 543/2019‑4 sayılı karar ile kısmi bir zafer elde etmiş, Temyiz Kurulu ise aşağıdaki mal ve hizmetler bakımından “BIG MAC” markalarının ciddi ve markasal kullanımının ispat edildiğini, bir diğer deyişle bu mal ve hizmetler bakımından “BIG MAC” markalarının iptal edilemeyeceğini değerlendirmişti:

  • 29. sınıf: ‘Et ve kümes hayvanları ürünlerinden hazırlanan gıdalar, etli sandviçler, tavuklu sandviçler’;
  • 30. sınıf: ‘Yenilebilir sandviçler, etli sandviçler, tavuklu sandviçler’;
  • 42. sınıf: ‘Tüketim için ve arabaya servis tesisleri için hazırlanan yiyecek ve içeceklerin sağlanmasıyla uğraşan restoranların ve diğer kuruluşların veya tesislerin işletilmesiyle verilen veya bunlarla ilişkili hizmetler; hazır yiyeceklerin hazırlanması’.

Fakat bu sefer Supermac Ltd., Temyiz Kurulu kararını Genel Mahkeme önüne götürdü ve Genel Mahkeme, Supermac Ltd.’yi kısmen haklı buldu.

GENEL MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMELERİ

Tüm bu süreçlerin sonunda Genel Mahkeme 05.06.2024 ve T‑58/23 sayılı kararında, McDonald’s tarafından sunulan delillerin Temyiz Kurulu kararı ile iptal edilenlerden daha fazla mal ve hizmet için ciddi ve markasal kullanımı ispatlamaya elverişli olmadığını değerlendirdi.

Her bir sınıfta yer alan mal ve hizmet için ayrı ayrı değerlendirmelerde bulunan Genel Mahkeme öncelikle McDonald’s tarafından sunulan ve 2016 yılında Fransa’da “Grand Big Mac Chicken” ürünlerinin tanıtımına dair delilleri mercek altına aldı. Genel Mahkeme bu delillerin kullanımının miktarının sunulan bilgi ve belgelerden anlaşılamadığını; delillerde “Grand Big Mac Chicken” ürünlerinin fiyatına dair bilgilerin bulunmadığını; her ne kadar satışlarla ilgili birtakım veriler paylaşılsa da bu verilerin yıllara göre ayrılmamış olduğunu not ederek delillerin “BIG MAC” markasının ‘tavuklu sandviçler’ ve ‘Kümes hayvanı ürünlerinden hazırlanan gıdalar’ mallarında kullanımının ispatlanamadığını değerlendirdi.

Öte yandan Genel Mahkeme, “BIG MAC” markasının ‘et ürünlerinden hazırlanan gıdalar’ bakımından ciddi kullanımının ispat edildiğini değerlendirdi ve SuperMac Ltd.’nin iddialarının aksine ilgili sınıflandırmanın geniş bir sınıflandırma olmadığını da not etti. Özellikle de et ürünleri bakımından “BIG MAC” markalarına ciddi yatırımlar yapan McDonald’s için karar bu yönüyle sevindirici olsa gerek.

Fakat McDonald’s, 42. sınıftaki hizmetler bakımından olumlu sonuç alamadı. Gerek EUIPO ve gerek ise McDonald’s savunmalarında, “BIG MAC” markasının kapsamındaki 42. sınıftaki hizmetlerin esasen yiyecek ve içeceklerin sağlanması, restoran hizmetlerini belirttiğini iddia etmişlerse de Genel Mahkeme, “BIG MAC” markasının kapsamındaki hizmetlerin nihai tüketicilere hitap eden restoran hizmetleri değil profesyonellere hitap eden ve bir restoranın yönetilme veya işletilme şekline ilişkin hizmetler olduğunu belirtti.

Genel Mahkeme, McDonald’s eğer fast-food restoran hizmetlerine ilişkin olarak ihtilaflı markayı tescil ettirmek istediyse davaya konu başvurunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan Nice Sınıflandırması’nın geçerli olacağını ve bu durumda 42. sınıftaki hizmetler arasında ilgili tarihte zaten ‘restoranlar’ ve ‘snack-bar’ hizmetlerinin bulunduğunu belirtti.  

Bunlarla birlikte Genel Mahkeme bir parantez açtı ve “BIG MAC” markasının kapsamındaki 42. sınıftaki hizmetlerin, bir an için ‘fast-food restoran hizmetleri’ olarak anlaşıldığı düşünülse dahi, McDonald’s tarafından dosyaya sunulan delillerinin hiçbirinin söz konusu hizmetlerle ilgili olmadığını değerlendirdi. Son olarak Genel Mahkeme “BIG MAC” markasına ilişkin sunulan delillerden bu markanın yalnızca ‘etli sandviçler’ ile bağlantılı olarak kullanıldığının anlaşıldığını not etti.

Tüm bu değerlendirmeler neticesinde Genel Mahkeme, Temyiz Kurulu’nun kararını kısmen kaldırdı ve Avrupa Birliği nezdinde 000062638 sayı ile tescilli “BIG MAC” markasının, 29 ve 30. sınıflardaki ‘Tavuklu sandviçler’; ‘Kümes hayvanı ürünlerinden hazırlanan gıdalar’ ile 42. sınıftaki ‘Tüketime ve arabaya servis tesislerine hazırlanan yiyecek ve içeceklerin sağlanmasıyla uğraşan restoranların ve diğer kuruluşların veya tesislerin işletilmesiyle verilen veya bunlarla ilişkili hizmetler; hazır gıdaların hazırlanması hizmetleri’ bakımından da iptaline karar verdi.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Tarafların Genel Mahkeme kararını 2 ay 10 gün içerisinde Avrupa Birliği Adalet Divanı önüne götürme hakkı bulunmakla birlikte, şu ana kadar herhangi bir temyiz başvurusu yapılmamış olarak görünmekte. Eğer uyuşmazlık Adalet Divanı önüne taşınırsa, Adalet Divanı son ve nihai kararı vererek uyuşmazlığı sonlandıracak.

Eğer karar temyiz edilmezse veya Adalet Divanı olası bir temyizi reddeder ise Avrupa Birliği’nde “BIG MAC” markası, yalnızca 29. sınıfta: ‘Et ürünlerinden hazırlanan gıdalar, etli sandviçler’ ve30. sınıf: ‘Yenilebilir sandviçler, etli sandviçler’ bakımından tescilli kalmaya devam edecek. Tabii McDonald’sın Avrupa Birliği üye ülkelerindeki fikri mülkiyet ofislerinde ayrıca almış olduğu diğer marka tescilleri bu karardan etkilenmeyecek. Nitekim McDonald’s yakın zamanda yaptığı açıklamasında bu kararın, “BIG MAC” markalarını kullanmalarını engellemeyeceğini de belirtmişti[2].

Bir önceki yazımızda not ettiğimiz gibi bu kararın önemli göstergelerinden biri, tanınmış marka sahiplerinin dahi kullanmama nedeniyle iptal davası ile karşılaştıklarında sunacakları delillerin son derecede önemli olduğu ve bu kullanımlarının yerini, zamanını ve miktarını içeren deliller sun(a)madıkları takdirde, markalarını kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilecekleridir.

Bu kararın bir diğer önemi ise Supermac Ltd. CEO’sunun da belirttiği gibi “dünya çapındaki küçük işletmeler için önemli bir zafer” olmasıdır. Nitekim EUIPO ve Genel Mahkeme, tüm dünyanın yakından bildiği “BIG MAC” markalarının kapsamında yer alan birtakım emtialar bakımından iptal edilebileceğini, zira her ne kadar bu marka son derece tanınmış olsa da buna dayalı olarak McDonald’s’ın markayı kullanma zorunluluğunun ortadan kalkmadığını göstermektedir.

Bu kararın Adalet Divanı önüne götürülmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor ve hikayenin sonunu heyecanla bekliyoruz!

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Bengü ŞEN GÜRAKAN

Temmuz 2024

guldenizdogan@hotmail.com

benguseen@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] Bu kararla ilgili 25 Ocak 2019 tarihli detaylı yazımıza da “Kullan Ya Da Kaybet! – McDonald’s’a ait “BIG MAC” markasının tescili ciddi kullanımı ispatlanamadığı için iptal edildi” başlığı ile IPR Gezgini’nden bu linkten ulaşmak mümkündür.

[2] https://www.politico.eu/article/mcdonalds-loses-big-mac-trademark-court-fight/

OLİMPİYAT OYUNLARINA BEŞ KALA OLİMPİK FİKRİ MÜLKİYET HAKLARINA DAİR NOTLAR


Olimpiyat oyunlarının kalbi bu yıl 26 Temmuz ilâ 11 Ağustos tarihleri arasında Paris’te atacak. Bu yazıda dünyanın dört bir yanındaki spor tutkunları tarafından heyecanla beklenen bu etkinliğe ait sembollere ve perde arkasındaki güçlü fikri mülkiyet koruma kalkanına değinilecektir.  

Günümüzde gerçekleştirilen oyunların kaynağının M.Ö. 776 ilâ M.S. 393 yılları arasında Olympia’da düzenlenen Antik Olimpiyat Oyunları olduğu ifade edilmektedir[1]. 1800’lü yılların başlarında, Yunanistan halkının talebiyle bu oyunları canlandırmaya yönelik bazı girişimlerde bulunulsa da uluslararası alanda böyle bir organizasyonun düzenlenmesi fikri Pierre de Coubertin tarafından gündeme getirilmiştir. Coubertin’in23 Haziran 1894 günü Paris, Sorbonne’da organize ettiği kongrede öne sürdüğü bu fikir uygun bulunmuş ve ilk etkinlik 1896 yılında Atina ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir[2].

Dünya çapında güçlü bir etkiye sahip olan Olimpiyat Oyunları İsviçre’nin Lozan kentinde yer alan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından organize edilmektedir. Kâr amacı gütmeyen ve bağımsız bir kuruluş olan IOC’nin misyonu, dünya genelinde sporcuları teşvik etmek ve Olimpiyat Hareketi’ne liderlik etmektir. Bu amaçla IOC’nin her gün dünya genelindeki sporculara ve spor organizasyonlarına destek olarak 4.2 milyon ABD Doları aktardığı belirtilmektedir[3]. IOC sağladığı bu maddi döngüyü devam ettirebilmek adına çeşitli gelir kaynakları oluşturmuştur. Bu kaynağın önemli bir kısmının Olimpiyat Oyunları kapsamındaki fikri mülkiyet varlıklarının stratejik kullanımından elde edildiği ifade edilmektedir[4].

Olimpiyatlar bilindiği üzere IOC tarafından bir ev sahibi şehrin seçilmesiyle başlamaktadır. Bu organizasyonun kendi şehrinde gerçekleştirilmesini isteyen ülkeler IOC’ye ev sahipliği yapma ilgilerini ifade etmektedirler. Adaylık prosedürünün bir parçası olarak şehirler tarafından sunulan dosyada, telif hakkı korumasına uygun şekilde meydana getirilen edebi, sanatsal ve görsel-işitsel eserlerin, marka ve endüstriyel tasarım korumasından faydalanabilecek logolar, tasarımlar, amblemler ile sloganların ve etkinliğin gerçekleştirilmesiyle ilgili diğer bilgilerin detayları yer almaktadır. Seçilen şehrin tüm dosya kapsamındaki maddi ve manevi sembolleri, fikri mülkiyet koruması altına alınmaktadır.

İlgili yılda, Olimpiyat Oyunlarının gerçekleştirileceği ev sahibi olarak belirlenen ülkenin Ulusal Olimpiyat Komitesi ve ilgili şehir, “Ev Sahibi Şehir Sözleşmesi” (HCC) olarak bilinen bir anlaşmayı imzalayıp Olimpiyat Oyunları Organizasyon Komitesini (OCOG) kurmaktadır. Bu komite belirlenen ev sahibi şehirde yasal bir varlık haline gelmektedir. IOC daha sonra OCOG’ye fikri mülkiyet korumalı varlıkları kullanma izni vererek sponsorlarla iç ticari ilişkiler kurma yetkisi tanımaktadır. Bu da Olimpiyat oyunlarının gerçekleştirilmesine yönelik maliyetleri desteklemek için gelir elde edilmesine katkı sağlamaktadır.

Günümüzde Olimpiyat Oyunları, bir spor organizasyonundan çok daha fazla şey ifade etmektedir. Bu organizasyon hem ev sahibi ülkede hem de uluslararası alandaki çeşitli işletmeler için gelir kaynağı haline gelmiştir. Pek çok işletme bu organizasyonda sponsor olabilmek için ciddi yatırımlar yapmaktadır. Örneğin, lüks devi LVMH’nin 2024 Oyunları’nı sponsorluğu kapsamında yaklaşık 130 milyon sterlin ödediği bildirilmekle birlikte bu ay sonunda başlayacak oyunlardan elde edilecek sponsorluk gelirlerinin 1.08 milyar sterlini aşması beklenilmektedir[5].

Ayrıca bu sene Türkiye için de bir ilk yaşanmaktadır. Aralık 2023’te yapılan açıklamaya göre Trendyol, Olimpiyatlarda IOC’nin ilk Türk partneri olarak yer alacaktır[6].

Anlaşılacağı üzere tüm bu sponsorluk yarışının en önemli amaçlarından biri, Olimpiyat Oyunları kapsamında ilgili markanın Olimpiyat sembolleri ile yan yana özgürce kullanarak bu alanda elde edilecek maddi kazanca ortak olabilmektir. IOC, şirketlere Olimpiyat Oyunları ile ilgili sembolleri pazarlamak ve reklam yapmak için münhasıran kullanma hakkı karşılığında finansal destek ve ayni katkılar karşılığında resmi ortaklıklar sunmaktadır.

Peki bu Olimpiyat Sembolleri nelerdir?

İlk defa 1908 yılında “Annuaire du Comité International Olympique” başlığı altında yayımlanan Olimpiyat Şartnamesi, Olimpiyatlarla ilgili temel prensiplere yönelik IOC tarafından benimsenen kurallar ve iç yönergeleri içeren kurallar bütününü içermektedir. Güncel Olimpiyat Şartnamesi’nin 7.4 maddesinde[7] yer verilen Olimpik Mülklerin tüm haklarının IOC’ye ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu mülkler sırasıyla şunları içermektedir:

Olimpiyat Adı: Olimpos Dağı’ndan gelen[8] Olimpiyat (Olympic) ismi IOC tarafından marka olarak koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu koruma genel olarak halkın zihninde korunan işaretlerle ilişki kurabilecek kadar benzer kabul edilen ibareleri de kapsamaktadır. Bunların yanı sıra ev sahibi Şehir + Yıl kombinasyonları da marka koruması altına alınmaktadır. Günümüzde Olimpiyat sembolleriyle fikri mülkiyet koruması o kadar önemli hale gelmiştir ki ülkeler henüz resmi olarak davet edilmedikleri ön aşamada dahi bu tescilleri gerçekleştirebilmektedir. Örneğin “PARIS 2024” ifadesi ve bu ibareyi içeren çeşitli işaretler 2016-2017 gibi erken bir tarihte kaydedilmiştir[9].

Bunun yanı sıra Olimpiyatlarda yarışacak olan ülkelerin de ulusal takımlarının kullanacakları ibareleri etkinliğin birkaç yıl öncesinden tescil ettiği görülmektedir. Örneğin ülkemizi Olimpiyatlarda temsil edecek olan “Team Türkiye” ibaresi 2021 yılında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi adına tescil edilmiştir[10].


Olimpik sembol: “Olimpiyat halkaları” olarak da bilinen bu sembol, mavi, sarı, siyah, yeşil ve kırmızı renkli birbirine geçen beş halkadan oluşmaktadır. Bu sembol, 1913 yılında Olimpiyatların başlamasına öncülük eden Coubertin tarafından oluşturulmuştur. Bu eşit boyuttaki beş halkanın beş yerleşik kıta olan Avrupa, Asya, Afrika, Okyanusya ve Amerika’yı temsil ettiği ifade edilmektedir[11].

1981 yılında, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) aracılığıyla hazırlanan Nairobi Antlaşması ile elli iki devlet bu iç içe geçmiş beş halka sembolünün IOC’nin izni olmadan ticari amaçlarla kullanıma karşı korumayı taahhüt etmiştir. Bu anlaşmaya üye olmayan ülkeler ise bu sembollerin korunmasını ulusal boyuttaki yasal düzenlemelerle gerçekleştirmektedir. Örneğin Türkiye Nairobi Antlaşmasına üye değildir; ancak 3796 sayılı İstanbul Kentinde Yapılacak Olimpiyat Oyunları Kanunu’nun 18.maddesi kapsamında ilgili sembol, koruma altına alınmıştır.


Maskotlar: 1972 yılında Almanlar tarafından tanıtılan resmi maskot Waldi’den bu yana maskotlar Olimpiyat oyunlarının bir parçası haline gelmiştir. Maskotlar da tıpkı Olimpiyat adları gibi fikri mülkiyet stratejisinin bir gereği olarak çok önceden tescil edilmektedir[12].


Bayrak: Koruma altındaki bir diğer sembol olan Olimpik Bayrak, kenarı olmayan beyaz bir arka plana sahiptir. Beş renkli iç içe halkalar da bayrağın ortasında bulunmaktadır. Coubertin, halkaların renklerinin arka plan rengi beyaz ile birlikte, her rakip ülkenin bayrağını oluşturan renkler olduğunu belirtmiştir[13]. (İsveç’in mavisi ve sarısı, Yunanistan’ın mavisi ve beyazı, Fransa, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Belçika, İtalya ve Macaristan’ın üç renkli bayrakları ve İspanya’nın sarı ve kırmızısı gibi…)


Motto: Coubertin tarafından önerilen Latince “Citius, Altius, Fortius” (Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü) sloganı Olimpiyat Şartnamesinde korunan semboller arasında yer almaktadır. 2021 yılında sloganın sonuna ‘Birlikte’ kelimesi de eklenmiştir[14].-“Citius, Altius, Fortius – Communiter”


Marş: Spiro Samara tarafından 1896’daki ilk modern Olimpiyat için bestelenen Olimpiyat Marşı, 1960’tan beri her oyunda resmi Olimpiyat marşı olarak kullanılmaktadır. (Bir dönem her organizasyon için ayrı beste ve yarışma gibi uygulamalar gerçekleştirilse de sonradan bu uygulamalardan vazgeçilmiştir.)


Olimpik ateş ve meşaleler: Olimpiyat Oyunları’na geri sayımın başladığını belirten bir sembol olarak Olympia’da yakılan bu ateş, bu yıl da Paris’te gerçekleştirilecek olan Olimpiyat Oyunlarının geri sayımı için 16 Nisan 2024’te yakılmıştır[15].

Bu ateşin taşıyıcısı olan Olimpiyat Meşalesi, gerçekleştirilen her olimpiyat dönemi için özel olarak tasarlanmakta olup tasarım, telif hakkı ve patent (bkz. JP2018071896A) gibi fikri mülkiyet hakları çerçevesinde koruma altına alınmaktadır. Öte yandan açılış töreninde Olimpiyat stadyumunda Olimpiyat Meşalesini taşıyan Olimpiyat Kazanı da fikri mülkiyet hakları çerçevesinde korunmaktadır.


Sayılan bu sembollerin yanı sıra koruma altındaki bir diğer fikri mülkiyet varlığı da yayın haklarıdır. IOC’nin gelirinin yaklaşık %73’ünü oluşturan yayın haklarının en değerli fikri mülkiyet varlığı olduğu ifade edilmektedir[16]. IOC tarafından kurulan Olympic Broadcasting Services (OBS) Olimpiyat yayınlarına ait içeriğin üretimini gerçekleştirmektedir. Sonrasında bu içerik, belirli bir ödeme karşılığında yayın hakkını elde eden BBC gibi ulusal yayıncılar ve medya kuruluşları aracılığıyla ilgili kanallarda yayınlanabilmektedir. Dolayısıyla Olimpiyat Oyunlarındaki tüm performanslar fikri mülkiyet hakları kapsamında koruma altındadır.

Olimpiyat varlıklarının korunmasında IOC tarafından gösterilen hassasiyete çeşitli ülkeler de kendi ulusal yasalarıyla destek olmuştur. Bu yasalarla sadece Olimpiyat mülklerinin korunması değil, aynı zamanda Olimpiyat Oyunları kapsamında yürütülen ticari faaliyetlerdeki haksız rekabet ile mücadele edilmesi ve özellikle Olimpiyat mekanları ve çevresindeki reklamların tek elden yönetilebilmesi hedeflenmiştir. Bu yönde ortaya çıkan ilk özel mevzuat Montreal 1976 Olimpiyat Oyunları öncesinde Kanada’da kabul edilmiştir. Sidney 2000 Olimpiyat Oyunları’ndan itibaren de tüm ev sahibi ülkeler bu tür mevzuatlara başvurmuştur[17]. Ancak 2008 Pekin Olimpiyatlarından itibaren ulusal yasalarla sağlanan korumanın arttırıldığı ifade edilmektedir[18].

Son zamanlarda bu korumanın özellikle Olimpiyat marka korumasının sınırları zorladığı tartışılmaktadır. Öyle ki Olimpiyatların gerçekleştirileceği ülke halkı şayet Olimpiyat sembollerine yönelik koruma sisteminden haberdar değilse güçlü yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. Örneğin 2012 Londra Olimpiyatlarında kendi ülkesindeki Olimpiyat coşkusunu paylaşmak isteyen bir çiçekçi, kağıtlardan tasarladığı Olimpiyat Sembolünü dükkân vitrininde sergilediği için 20.000 sterlinlik bir para cezası riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Aynı şekilde etlerini olimpiyat sergisi şeklinde düzenleyen yerel bir kasap, dükkanını kapatma yaptırımıyla karşılaşmıştır[19]. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin eski pazarlama direktörü ve aynı zamanda IOC tarafından gerçekleştirilen sponsorluk uygulamasının da fikir babası olan Michael Payne, marka koruma konusundaki bu aşırı titiz uygulamaların oyunlara zarar verme riski taşıdığını ifade etmiştir[20]. Dolayısıyla uygulamaların amacından sapma riski taşıdığı halkı Olimpiyat sevgisini benimsemekten uzaklaştırdığı görülmektedir.

Olimpiyat Hareketi’nin amacının, her türlü ayrımcılıktan uzak şekilde spor yoluyla barışçıl ve daha iyi bir dünya inşa etmeye katkıda bulunmak olduğu ifade edilmektedir[21]. Bu nedenle karşılıklı anlayış, dostluk ve dayanışma ruhunu zedeleyebilecek amacı aşan koruma önlemlerinden ziyade, bilhassa küçük işletmelere yönelik daha esnek ve hoşgörülü davranılmasına özen gösterilmesi önem arz etmektedir.

Zülal KARAGÜLMEZ

Temmuz 2024

zulalkar6@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://www.britannica.com/sports/ancient-Olympic-Games

[2] Kalliopi Sakavitsi, THE HISTORY OF THE OLYMPIC GAMES, 11 January 2024,  https://olympics.com/en/news/the-history-of-the-olympic-games

[3] https://olympics.com/ioc/funding

[4] WIPO MAGAZINE, The IP journey of an Olympic Games https://www.wipo.int/wipo_magazine/en/2019/03/article_0007.html

[5] https://www.vennershipley.com/insights-events/paris-2024-olympic-games-and-golden-intellectual-property-rights/

[6] https://olympics.com/ioc/news/trendyol-an-alibaba-affiliate-becomes-an-ioc-e-commerce-services-partner

[7] https://stillmed.olympics.com/media/Document%20Library/OlympicOrg/General/EN-Olympic-Charter.pdf

[8]https://tr.wikipedia.org/wiki/Antik_Olimpiyat_Oyunlar%C4%B1#:~:text=Oyunlar%20tanr%C4%B1lar%C4%B1n%20ya%C5%9F%C4%B1yor%20oldu%C4%9Funa%20inan%C4%B1lan,dinsel%20t%C3%B6renden%20biri%20oldu%C4%9Fu%20kesindir.

[9] https://euipo.europa.eu/eSearch/#details/trademarks/W01327476

[10] https://api.olimpiyat.org.tr/upload/Paris_2024_Rule_40.pdf

[11] Karl Lennartz, “The Story of the Rings”, 2002,  https://web.archive.org/web/20160107230741/http://library.la84.org/SportsLibrary/JOH/JOHv10n1/JOHv10n1m.pdf

[12] Maria Rotkiewicz, Mascots and Symbols of the Olympic Games, 2020, https://olimpijski.pl/wp-content/uploads/2020/10/Mascots_and_Symbols_of_the_Olympic_Games__.pdf

[13] Robert Knight Barney, THIS GREAT SYMBOL, 629-630, https://web.archive.org/web/20120305010456/http://www.la84foundation.org/OlympicInformationCenter/OlympicReview/1992/ore301/ORE301p.pdf

[14] https://olympics.com/ioc/olympic-motto

[15] https://olympics.com/en/paris-2024/olympic-torch-relay/route

[16] Andrew Lisa, Where Does Olympic Funding Come From?, 10.2.2022, https://finance.yahoo.com/news/where-does-olympic-funding-come-210011250.html

[17] Marianne Chappuis,  The Olympic Properties, Wipo Magazine, https://www.wipo.int/wipo_magazine/en/2012/03/article_0003.html

[18] Daniel A. Craig, “Bad Sports: Has Olympic Brand Protection Gone Too Far?, South Carolina Journal of International Law and Business: Vol. 9, Iss. 2, Article 7, 2013, s.376, https://scholarcommons.sc.edu/scjilb/vol9/iss2/7

[19] https://www.independent.co.uk/sport/olympics/news/father-of-olympic-branding-my-rules-are-being-abused-7962593.html

[20] Tom Peck, “Father of Olympic branding: My rules are being abused.” The Independent (2012), https://www.independent.co.uk/sport/olympics/news/father-of-olympic-branding-my-rules-are-being-abused-7962593.html

[21] https://olympics.com/ioc/olympic-values

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN FİKRİ HAKLAR ALANINDA RUSYA’YA YÖNELİK YAPTIRIMLARI: SULAR DAHA DA ISINIYOR


2022 yılının Şubat ayında başlayan ve tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Rusya’nın Ukrayna işgalinin üzerinden yaklaşık 2,5 yıl geçti. Bu konunun fikri haklarla bağlantısı üzerine ilk yazımı 2022 yılının Mart ayında IPR Gezgini’nde yayımlamış ve küresel markaların sahiplerinden bazılarının aldıkları kararlar ile Rusya’nın bu kararlar karşısındaki tutumundan bahsetmiştim. Bugünkü yazımda ise, Avrupa Birliği (AB) Konseyi tarafından Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar hakkında genel bilgi verip, fikri mülkiyet alanı ile ilgili yeni eklenen yaptırım maddelerinden bahsedeceğim.

AB Konseyi yaptırımları, gerçek veya tüzel kişi olması fark etmeksizin, yaptırımın hedefi kişilerin (“belirlenmiş kişiler”) fon veya ekonomik kaynaklarının her türlü kullanımını, erişimini, transferini engeller ve hiç kimse tarafından kullanılmamasını amaçlar. Fikri mülkiyet hakları, maddi olmayan ekonomik kaynaklardır, dolayısıyla onlar da bu tip yaptırımların konusu olabilir ve yaptırım uygulanması halinde, ilgili kurumların fikri mülkiyet haklarının kullanımını engellemesi veya bu haklara ilişkin taleplerin incelenmesini engellemesi söz konusu olabilir. AB Konseyi yaptırımları aynı zamanda, belirlenmiş kişilerin sahibi olduğu veya kontrol ettiği kişilere de aynı şekilde daha fazla fon veya ekonomik kaynak sağlanmasını yasaklayabilir. Çok basit olarak açıklamak gerekirse fikri haklar özelinde yaptırımlar, yasağın uygulandığı andan itibaren belirlenmiş kişilere ait veya onlar tarafından başlatılacak fikri haklarla ilgili herhangi bir işlemin Birlik kurumları veya AB üyesi ülkelerin ulusal kurumları nezdinde yapılamaması anlamına gelebilecektir. Aynı zamanda, bu yaptırımlar sadece AB Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) tarafından değil, AB’ye üye devletlerin ulusal marka/patent ofisleri tarafından da uygulanabilecektir. Bu çerçevede, yaptırım uygulanan belirlenmiş kişilerin fikri haklara ilişkin başvuru, lisans, devir, itiraz, patent raporu vs gibi tüm işlemleri kabul edilmeyecektir. Ancak fikri mülkiyet hakları, eğer NCA (National Competition Authorities – bkz: https://competition-policy.ec.europa.eu/antitrust-and-cartels/european-competition-network/national-competition-authorities_en) tarafından istenen şartlar sağlanır ise, donmuş kalmaları şartıyla yenilenebilecektir. Tüzüğe veya ulusal hukuka göre gerekli olmadıkça koruma altında fikri hakların geçersiz kılınması veya iptal edilmesi gerekmeyecektir, çünkü yaptırımların amacı belirlenen kişileri haklarından mahrum bırakmak değildir. Bir fikri mülkiyet hakkı, eğer yenilenmez ise bir hak kaybına neden olacağından, koşulların sağlanması şartıyla ve NCA da uygun görürse üye devletteki bir banka tarafından dondurulan fonların yenileme ücretini ödemek üzere serbest bırakılmasına izin verilebilir.  (bkz: https://finance.ec.europa.eu/document/download/7072be27-ddc0-45d1-9f21-025aa9aff85a_en?filename=faqs-sanctions-russia-ipr_en.pdf )

Rusya ile ilgili yaptırımlar ise, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırısının ardından Rusya’nın ekonomik tabanını zayıflatmak, onu kritik teknolojilerden ve pazardan mahrum bırakmak amacıyla başlatılmıştı. AB Konseyi tarafından kabul edilen ilk paketler; çift kullanımlı ve savunmayla ilgili malların ihracatının yasaklanması, Rusya ile ticaret veya yatırım için kamu finansmanının engellenmesi, petrol rafinasyonuyla ilgili ihracatın kısıtlanması, havacılık sektörüne kısıtlamalar getirilmesi, Rusya’nın SWIFT sisteminden menedilmesi gibi çeşitli finansal faaliyetlerin yasaklanması tedbirlerini içeriyordu. Aynı yılın devam eden aylarında yaptırımlar genişletilerek Rus devleti mülkiyetindeki belirli işletmeler ve dört önemli Rus bankasıyla işlemler tamamen yasaklandı. Ardından demir ve çelik ürünleri ithalatı ile lüks mal ihracatı yasaklandı ve kömür yasağı, liman yasağı, karayolu taşımacılığı yasağı, petrol ithalatı yasağı dahil olmak üzere ek mali ve ticari hizmetlere yönelik başka önlemler uygulamaya konuldu. 2023 yılı boyunca Konsey, AB operatörlerinin Rusya’dan çekilmesini kolaylaştıracak önlemler gibi ek ticaret, ulaşım ve enerji önlemlerini uygulamaya koymaya devam etti ve Rus elmaslarına, çelik üretimine yönelik hammaddelere, işlenmiş alüminyum ürünlere ve diğer metal ürünlere yeni bir ithalat yasağı getirdi. (bkz: https://www.sanctionsmap.eu/#/main/details/61,26/?search=%7B%22value%22:%22%22,%22searchType%22:%7B%7D%7D)

Rus hükümeti ve mahkemeleri ise bu yaptırımlar karşısında şimdiye kadar AB üye devletlerinin fikri mülkiyet haklarını Rusya’da koruma dışı bırakacak şekilde gayri meşru karşı hareketlerde bulundu. Bu da Rus endüstrisi için aşırı bir rekabet avantajı sağladı ve Rus gelirlerine katkıda bulunarak Ukrayna’da savaş yürütmesine olanak sağladı. Bu nedenle yaptırımlar konusunda ara ara zaten güncellemeler yapılıyordu. En son yapılan ve bizi ilgilendiren güncelleme ise AB Konseyi tarafından 24 Haziran 2024 tarihinde yayımlandı. 2024/1745 sayılı Tüzük’le yeni eklenen 19. maddenin 5s fıkrası fikri haklarla ilgili yaptırımları içermektedir:  

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi veya birliğe üye devletlerin kendi ulusal marka/patent ofisleri veya diğer kurumları; Rusya vatandaşları, Rusya’da ikamet eden kişiler, Rusya’da kurulu tüzel kişiler, Rusya’da kurulu kuruluşlar veya organlar tarafından veya sayılan bu sahiplik çeşitlerinden herhangi biriyle ortaklı olarak yapılacak yeni marka, patent, endüstriyel tasarım, faydalı model, coğrafi işaret başvurularını, herhangi bir talebi veya başvuruları kabul etmeyecektir.”  

Bu maddeden anlaşılacağı üzere, AB Konseyi fikri hakların sahipliği hususunda Rusya ile ilgili en ufak bir ilişkisi olan başvuru sahiplerinin başvurularının kabul edilmesini engellemek amacındadır. Yani bu maddeye göre, yaptırımdan kurtulmak isteyen bir Rus vatandaşı/firması/kurumu/organı, örneğin bir Almanya vatandaşı/firması/kurumu/organı ile birlikte AB Fikri Mülkiyet Ofisi’ne veya birlik üyesi ülkelerin ofislerine başvuru yapacak olsa dahi bu başvuru kabul edilmeyecektir.

Yine eklenen bir diğer maddeye (5s(4)) göre, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)’nın, Avrupa Patent Ofisi (EPO)’nin ve WIPO üyesi ülkelerin ofislerinin de Rusya’dan gelecek fikri mülkiyet başvurularını kabul etmemesi için girişimler yapılacağı belirtilmiştir.

Bu yaptırımlar karşısında Rusya nasıl bir yol izleyecek, bunu şu anda tam olarak bilemiyoruz, ancak Rusya daha önceki yaptırımlara karşı ataklar yapıp, AB üye devletleri ofislerinden gelen başvuruları veya süreci devam eden işlemleri bir şekilde durdurmuş ve yukarıda bahsedildiği gibi bundan fayda bile sağlamıştır. Aynı şekilde Rusya Merkez Bankası, özellikle bankacılık ve finans sektörünü ilgilendiren önlemlerin etkisini nötralize etmek amacıyla mali verileri değiştirmek için özel bir finansal mesajlaşma hizmeti olan ‘System for Transfer of Financial Messages “(SPFS) geliştirmiştir.

Hem fikri haklar alanında hem diğer alanlarda uygulanan yaptırımların barışa giden yolda etkili olup olmayacağını şu anda bilmek mümkün değil. Taraflar arasında veya uluslararası toplum nezdinde yapılacak görüşmeler başta, uzlaşı için gösterilecek tüm çabaların barışa giden yolda etkili olmasını temenni ediyor ve işgalin bir an önce bitmesiyle kalıcı barışın sağlanmasını diliyorum. Umarım birkaç sene sonra bu konu hakkında yazacağım tek gelişme savaşın tamamen bittiğine dair olur. 

Sinem GÖZÜBÜYÜK

Temmuz 2024

sinem_yavas@hotmail.com

Fikri Mülkiyet Hukuk Teknolojileri: Öne Çıkan Kategoriler ve Uygulamadaki Kaygılar


Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, farklı sektörlerde hız, verim ve sürdürülebilirliğin sağlanması için teknoloji kullanımı arttı. Özellikle pandemi dönemiyle pekişen “uzaktan çalışma” ve “iş akışlarını otomasyonlaştırma” vizyonu, dijital dönüşümü zorunlu kıldı. Hukuk sektörü de özellikle uluslararası mecrada bu dönüşümün bir parçası haline geldi.

Hukuk teknolojileri, diğer adıyla “legaltech”, hukuki süreç ve hizmetlerin daha verimli hale getirilmesi için teknoloji kullanımıdır. Görev takip yazılımları, dosya yönetim programları ve dijital arşivler bunun öne çıkan örnekleridir. Hukuk ofislerinin kendi bünyesinde kullandığı sözleşme otomasyonları, dosya ve müvekkil takip uygulamaları, iş raporlama yazılımları da örnek olarak verilebilir.

Gartner’ın 2024 raporuna göre, mevcut durumda en yaygın kullanılan hukuk teknolojileri; hukuki araştırma ve arama motorları ile sözleşme ve hukuki durum tespiti (due diligence) dokümantasyon programlarıdır[1]. Hukuki iş kalemlerinin bütünüyle otomasyona dayandığı sistemler ise; iş yapış modeli (know-how) teşkil etmesi ve müvekkil gizliliği gibi kaygılar dolayısıyla, daha çok hukuk ofislerinin kendi bünyesinde yürütülmekte ve geliştirilmektedir.

Küresel hukuk teknolojisi (legaltech) pazarının 2025 yılında yaklaşık 25 milyar dolara ulaşması beklenmektedir[2]. Bu pazarın yoğunlaştığı bölgeler, Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği’dir. Future Insights verilerine göre, pazardaki aktif legaltech sayısının 3000’i aştığı, bu firmaların önemli bir kısmının doğrudan veya dolaylı olarak fikri mülkiyet haklarına odaklandığı bilinmektedir.

Fikri mülkiyet hukuk teknolojileri, hukuki uyum, analiz, sözleşme otomasyonu gibi pek çok başlığın alt kategorisini oluşturmaktadır. Bu nedenle, farklı hizmetler ile girift bir yapıdadır. Ancak doğrudan bu alanda çalışan teknolojiler ele alındığında, dört ana grup altında toplandığı görülmektedir[3]:

1) Buluş Madenciliği (Invention Mining): Aralarındaki küçük farklara rağmen “invention harvesting” olarak da bilinen bu kategoride, korunmak istenen fikri varlığın tanımlanması, ideal korumanın tespit edilmesi ve geliştirilmesi amacıyla hukuk teknolojisi (legaltech) araçları kullanılır. Nihai amaç, fikri varlığın değerlemesini arttırmak için sürekli araştırma, takip, listeleme ve karşılaştırma yöntemlerinin otomatize edilmesidir. IP Copilot’ı örnek olarak verebileceğimiz bu kategoride, yapay zeka ve doğal dil işleme (NLP) modellerinin sıkça uygulandığı görülmektedir.

2)  Araştırma ve İnceleme (Search & Review): Bu kategoride faaliyet gösteren teknolojiler; özellikle resmi sicillerde var olan, önceki tarihli haklara yönelik araştırma imkanı sunmaktadır. Ulaşılan sonuçların analiz edilmesi, örneğin bir markanın kelime unsurunun ilgili sınıfta bulunup bulunmadığının tespiti, inceleme aşamasını oluşturmaktadır. Clarivate’e ait Darts-IP’nin örneklerinden biri olduğu bu kategori; yapı itibariyle mevcut bir veri tabanı üzerinde araştırma ve veri seti yorumlama düzeninde çalışmaktadır. 

3) Başvuru ve Takip (Filing & Docketing): Fikri mülkiyet haklarına ilişkin başvuru ve takip süreçlerinin yürütülmesi, son dönemde yükselişte olan bir kategoridir. Bu teknolojinin avantajı, başvuru süreçlerini hızlandırması, personel ve zaman maliyeti bakımından etkili olması ve işlemleri denetlenebilir hale getirmesidir. Anaqua ve Marcaria bu kategoriye örnek olarak verilebilir.

4) Portföy Yönetimi: Fikri mülkiyet varlıklarının takibi, başvuru ve tescil süreçlerindeki işlemlerin yürütülmesi, belgelerin yedeklenmesi ve lisans gibi üçüncü kişilerle ilişkilerin yönetilmesi; portföy yönetimini ifade etmektedir. Bu süreçlerin otomatik olarak takip edilmesini sağlayan teknolojiler, fikri mülkiyet portföy yönetim yazılımlarıdır. Dennemeyer ve Patsnap bu alanda faaliyet gösteren hukuk teknolojilerine örnektir.

Yukarıdaki kategorilerden görülebileceği üzere, fikri mülkiyet hukukundaki pek çok danışmanlık faaliyeti, hukuk teknolojileri ile desteklenebilmektedir. Bu teknolojiler sektörün dijital dönüşümü için pek çok çözüm sunarken, potansiyel dezavantajlar ve zorlukları da barındırmaktadır[4].

Öncelikle, fikri haklar; gerçek veya tüzel kişilerin kendi eser, ürün ve hizmetleriyle bütünleşmiştir. Her ne kadar tür ve mevzuat bakımından yakın olsa da, her fikri hak kendi içerisinde farklı bir akış ve ihtiyaç barındırır. Dolayısıyla; hukuk teknolojilerinin, her bireyin veya şirketin ihtiyaçlarına ve iş akışlarına uygun şekilde özelleştirilmesi gerekir.

Bununla beraber, fikri mülkiyet, teknoloji ve inovasyon ile iç içe bir alandır. Bu nedenle ortaya çıkarılmış olan bir teknolojinin, fikri mülkiyet ofislerinin karar ve rehberleri ile mevzuat değişikliklerine sürekli adapte olacak şekilde kurgulanması gerekir. Aksi durumda, ilgili teknolojinin doğruluğu ve güvenilirliği sorgulanabilecektir.

Aynı şekilde, fikri haklar doğası gereği gizliliği temin edilmesi gereken bir alandır. Dolayısıyla, müvekkillerin sağladığı verilerin sadece yetkili kişilerce yönetilmesi ve izinsiz erişime mahal verilmemesi kullanıcıların temel beklentisidir. Bunun için de gerekli siber güvenlik ve veri güvenliği tedbirlerinin alınmış olması önem arz etmektedir.

Sonuç olarak, hukuk teknolojileri her geçen gün çeşitlenen ve büyüyen bir ekosistemdir. Fikri mülkiyet haklarına ilişkin hukuk teknolojileri de her yıl sayıca artmakta ve müvekkil ihtiyaçlarına göre alt kategorilere ayrılmaktadır. Her ne kadar kullanım kapsamı, gizlilik ve güncellik hususları kaygı yaratsa da; gelecek yıllarda fikri mülkiyet haklarına ilişkin teknolojilerin artış göstereceği ve özellikle portföy yönetiminin daha etkili ve kolay hale geleceği görüşündeyiz.

Nur Sena SEVİNDİ

Temmuz 2024

senasevn@gmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://www.gartner.com/en/legal-compliance/topics/legal-technology

[2] https://www.statista.com/statistics/1155852/legal-tech-market-revenue-worldwide

[3] https://www.legaltech.com/insights

[4] https://www.lawsociety.org.uk/topics/research/lawtech-comparative-analysis-of-legal-technology

MARKA TECAVÜZÜ vs. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – TÜRK HUKUKUNDAKİ DURUM & IKEA UYUŞMAZLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ – Bölüm II


Yazımızın ilk bölümü olan “MARKA TECAVÜZÜ vs. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – IKEA UYUŞMAZLIĞI – Bölüm I” (yazıya bu bağlantıdan erişebilirsiniz) başlıklı makalemizde Belçika Mahkemesi nezdinde görülen mobilya üretim devi Inter IKEA Systems B.V. (“IKEA”) ile bir siyasi partinin arasında geçen uyuşmazlığa, Belçika Mahkemesi’nin Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (“ABAD”) yönelttiği sorulara ve bu sorulara ilişkin International Trademark Association (“INTA”) tarafından sunulan amicus brief (“öneri niteliğinde üçüncü kişi görüşü”) hakkında bilgilere yer verilmişti. Bizler de söz konusu IKEA uyuşmazlığına ilişkin yorum ve değerlendirmelerimizi paylaşmadan önce, Avrupa Birliği’ndeki (“AB”) ifade özgürlüğü yaklaşımının yanı sıra Türk Hukuku’ndaki yaklaşıma da yer vermenin önemli olduğunu düşündük ve bu yazımızda telif, marka, reklam ve haksız rekabet hukuku bakımından parodi kullanımına ve ifade özgürlüğüne yönelik mahkemeler ve Reklam Kurulu tarafından yapılan değerlendirmelere yer verdik.

AB’de yer alan 2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün giriş kısmının 21. paragrafında (“Tüzük”) ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’nin giriş kısmının 27. paragrafında marka hukukunda ifade özgürlüğüne ilişkin üçüncü kişilerin markayı sanatsal kullanmaları halinde haklı kullanım istisnasına tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. 2017/1001 sayılı Tüzük’ün giriş kısmında[1] bir markanın üçüncü kişiler tarafından sanatsal ifade amacıyla kullanılması, aynı zamanda sınai ve ticari konulardaki dürüst uygulamalara uygun olduğu sürece adil olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve Tüzük’ün, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlayacak şekilde uygulanması gerektiği belirtilmiştir. AB düzenlemelerinin aksine Türk Hukuku’nda markaların parodi veya ifade özgürlüğü kapsamında kullanımına ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır.

Parodinin haklı neden kavramı içerisinde değerlendirilmesine yönelik Türk Mahkemeleri nezdinde ortaya konulmuş fazlaca karar bulunmamakla birlikte, parodi kullanımının değerlendirildiği bir uyuşmazlığa, Turkcell tarafından reklamlarında kullanılan “4 Çeker” sloganının Avea tarafından “4 Çeker Ama Çok Yakar” şeklinde parodileştirilmesi konu edilmiştir[2]. Mahkeme önüne taşınan uyuşmazlıkta İstanbul 28. Asliye Ticaret Mahkemesi, reklam kampanyasına gönderme yapan parodi reklamın “haksız rekabete yol açan yanlış, yanıltıcı ve kötüleyici beyanlar taşıdığı ve tüketicileri aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte olduğu, bu nedenle haksız rekabete yol açtığı” gerekçesiyle yayınlarının durdurulmasına ve bu söz konusu kullanımın haksız rekabet teşkil ettiğine karar vermiştir [3].

Benzer şekilde, yine Turkcell’in sabit numarası olan “532” sayılarının yer aldığı Avea’nın reklamında geçen “Zaten dünya sisteminde 5-3-2’ye yer yok! Bu sistemi değiştirelim, 5-3-2 olmuyor.” ifadesi üzerinde Reklam Kurulu’nun değerlendirmeleri neticesinde, ilgili reklamda Turkcell’in kötülendiği tespit edilmiştir[4].  

Açıkçası görüldüğü üzere her ne kadar ilgili reklamlardaki kullanımlar parodi çerçevesinde değerlendirilebilecekse de Reklam Kurulu, reklamlarda herhangi bir rakibe yöneltilmiş bir ifade veya kullanım olduğunda rakip marka sahiplerinin haklarını koruma eğiliminde olup, bu ifadeleri ve kullanımları reklam hukuku şemsiyesi altında haksız rekabet ve kötüleme olarak değerlendirmiştir[5]. Zira Türk reklam hukukunda açıkça doğrudan karşılaştırmalı reklam yasağı düzenlenmiş olup, reklam hukukunda ifade özgürlüğü bakımından parodi istisnasının işletilmesi bir yana, rakiplerin kötülenmediği veya haksız rekabet durumunun oluşmadığı durumlarda da karşılaştırmalara izin verilmediği görülmektedir.

Diğer bir yandan, telif hukukuyla ilgili bir uyuşmazlıkta, mahkemenin telif hakkını parodi istisnasının önüne koyarak karar verdiği görülmektedir[6]. Zira kararda tecavüze konu kullanımların eserin tanınmışlığından ve ticari başarısından yararlanma amacının olduğu tespit edilerek tecavüzün varlığına karar vermiştir. Buradan da ticari etki doğuran bir kullanımın ifade özgürlüğü kapsamında olsa bile haklı kullanım olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.

İfade özgürlüğünün korunması ile ilgili değerlendirme içeren en popüler kararlardan biri olan 09 Ocak 2019 tarihli Naif Şaşmaz kararında da Yurtiçi Kargo ibaresinin yanında “mağdurları” ifadesinin yer aldığı alan adının kullanımı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek korunması mümkün görülmemiş; zira söz konusu kullanımın markanın ticari itibarını zedelediğine karar verilmiştir. “yurticikargomagdurlari.com” internet sitesi, başvuru sahibi tarafından ilgili kargo firmasından ayrılan çalışanların düşüncelerinin ve görüşlerinin yayınlanması için açılmış olup, kargo firması bu kullanımın tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia etmiştir[7]. İlgili kullanımın ticari amaç taşımadığı ve ticari etki doğurmadığı tespit edilmekle birlikte, kullanımın kargo şirketinin itibarını zedeleyeceği gerekçesiyle haksız rekabet bulunduğuna ve siteye erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. Sitenin sahibi Naif Şaşmaz ise verilen karar üzerine, fiiliyatta gerçekten kargo şirketinden mağdur olan işçilerin olduğunu ve bu mağduriyetlerin mahkeme kararlarıyla da ortaya konulmuş olduğunu belirterek, verilen bu karar ile eşitlik ilkesinin, haberleşme hürriyetinin, düşünce ve kanaat hürriyetinin, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur[8].

Yazımızla ilgili olarak, ifade özgürlüğüne ilişkin yapılan değerlendirmede Anayasa Mahkemesi,  başvuruya konu kararın kargo şirketinin ticari itibarının korunması noktasında devletin mülkiyet hakkını korumasına ilişkin pozitif yükümlülüğünü gerçekleştirdiğini ve haklar üzerinde adil denge gözetildiğini belirtilmiştir. Kısacası, ifade özgürlüğü ile marka hakkı/ticari itibar çatışmasında Anayasa Mahkemesinin de tercihi de marka ve ticari itibardan yana olmuştur.

Türk mahkemelerinin ve Reklam Kurulu’nun verdiği kararlar, parodi ve eleştirel ifadelerin haksız rekabet ve kötüleme olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Bu durum, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelmekte ve parodi gibi sanatsal ve eleştirel kullanımların önüne geçmektedir. Türk Hukuku’ndaki bu yaklaşımın aksine birinci yazımızda da belirtildiği gibi INTA, ABAD’ı yönlendirmek amacıyla sunduğu amicus brief’te eleştiri ve güldürü içeren kullanımlar ile hak sahipleri arasında adil bir dengenin sağlanması gerektiğinin altını çizmiştir. Görüldüğü üzere, Türk Hukuku’nda bu dengenin hak sahipleri bakımından daha ağır bastığı ve bu konuda Türk Mahkemelerinin daha sınırlı bir yaklaşım içerisinde olduğu görülmektedir.   

IKEA uyuşmazlığının değerlendirmesi

ABAD tarafından Belçika Mahkemesi’nin kendisine yönelttiği sorulara karşı henüz bir karar verilmemişse de bizce, söz konusu uyuşmazlığa konu kullanımın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemesi daha ağır basabilecektir. Zira parodi istinasına konu edilmesi için kullanımın mizahi bir özelliğinin olması beklenmektedir[9]. “IKEA” markasının söz konusu kullanımının yüzlerde bir tebessüm bırakıp bırakmadığının tespiti ise ABAD’ın cevapları sonucunda yerel mahkeme tarafından tespit edilecektir. Ek olarak, bir markanın fonksiyonları göz önüne alındığında bu fonksiyonlara zarar verici bir kullanımın tecavüz teşkil edeceği düşünüldüğünde kamu nezdinde akıllarda soru işareti bırakacak bu kullanımın haklı neden olarak kabul edilmemesi bizleri şaşırtmayacaktır.

Bu noktada bir kullanımın parodi veya ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için kullanılan marka ile bağlantı ihtimalinin ortadan kaldırılması, belli bir düşüncenin ortaya konulması ve markanın fonksiyonlarına, tanınmışlığına ve ayırt edici niteliğine zarar verilmemesi gerekmektedir.

Her ne kadar siyasi parti “IKEA” markasını ticari amaçla kullanmamışsa da söz konusu kullanım “IKEA” markasını sulandırma, itibarını ve markanın kaynak gösterme fonksiyonunu zedeleme ihtimali içermektedir. Zira bu ihtimal de parodi savunmasının kabul edilebilir olmadığını işaret etmektedir[10]. Zira “IKEA” markasının broşürler üzerindeki yeni kullanımını gören kamuoyu, siyasi parti ile dünya mobilya devi IKEA arasında bir bağlantı olduğunu düşünmese bile, markanın tanınmışlığı, ayırt edici niteliği yine de zedelenebilecektir.  

ABAD’ın kendisine yöneltilen sorulara vereceği cevaplar neticesinde “haklı neden” kavramının somutlaştırılmasına bir adım daha yaklaşabileceğiz. Siz okuyucularımızla bu gelişmeleri paylaşmak için gelişmeleri ve kararı sabırsızlıkla takip edeceğiz!

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Hatice İnci TURAN

Temmuz 2024

guldenizdogan@hotmail.com

incitariyann@hotmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32017R1001

[2] Emre Ali Deliktaş, “Tanınmış Markanın Farklı Mal Ve Hizmetler Yönünden Korunabileceği Haller”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2018, s. 64.

[3] Çiğdem Yatağan Özkan, “Markayla Şaka Olur Mu? Marka Parodilerinin Hukuka Uygunluğu Üzerine Düşünceler.” Prof. Dr. Sabih Arkan’a Armağan,2019, s. 1372.

[4] Reklam Kurulu, 29.07.2011 tarihli ve D. 2011/982, T. No. 190 sayılı kararı.

[5] Baran Güney, “Türk Hukukunda Karşılaştırmalı Reklamlar”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2021, s. 77.

[6] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2013/11793 E., 2014/16523 K. sayılı kararı.

[7] https://www.worldtrademarkreview.com/article/constitutional-court-weighs-trademark-rights-against-freedom-of-expression

[8] Anayasa Mahkemesi Kararı, Başvuru Numarası: 2015/3782, Karar Tarihi: 9.1.2019. https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/3782.

[9] Çiğdem Yatağan Özkan, “Markayla Şaka Olur Mu? Marka Parodilerinin Hukuka Uygunluğu Üzerine Düşünceler.” Prof. Dr. Sabih Arkan’a Armağan,2019, s. 1362-1363.

[10] Gül Büyükkılıç, “Marka Hukukunda Tanınmış Markanın Sulandırmaya Karşı Korunması” On İki Levha Yayıncılık, 2019.s. 613.

MARKA TECAVÜZÜ vs. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – IKEA UYUŞMAZLIĞI – Bölüm I


İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin[1] 10. maddesinde koruma altına alınmakla beraber ifade özgürlüğünün siyasi, sanatsal, ticari, vs. her türlü ifadeyi kapsadığı herkesçe bilinmektedir. Marka tecavüzü ve ifade özgürlüğünün değerlendirildiği iki yazılık serimizin ilk bölümünde, Belçika Mahkemesi nezdinde görülen mobilya üretim devi Inter IKEA Systems B.V. (“IKEA”) ile bir siyasi partinin arasında geçen uyuşmazlıktan bahsedeceğiz. Bu uyuşmazlığın temelinde marka tecavüzü ve ifade özgürlüğü kavramlarının dengelenmesi yer almaktadır. Bu yazımızı takiben Türk hukukunda marka tecavüzü, ifade özgürlüğü ve parodi kavramına karşı telif, marka ve reklam hukukundaki değerlendirmeleri ve emsal kararları içeren yazımız da okuyucularımız ile paylaşılacaktır. İkinci bölüm için takipte kalınız!

Öncelikle, uyuşmazlıkta ve yazımızda Avrupa Birliği’nde (“AB”) yer alan mehaz kanunlarla paralel olarak düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 7/2(c) maddesinde yer alan “haklı sebep” kavramının tartışıldığını belirtmek okuyucular açısından daha faydalı olacaktır.

SMK’nın 7/2(c) maddesi çerçevesinde marka sahibinin, “Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.” halinde bu kullanımı engelleme yetkisi vardır. Aslında SMK madde 6/5’te nispi ret nedenleri arasında yer alan durum, marka hakkına tecavüz de oluşturmaktadır[2].

2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün 9. maddesinin 2. fıkrasına karşılık gelen bu hükümde, sıradan markalara nazaran tanınmış markaların sahip olduğu itibarın, ayırt ediciliğin korunması amaçlanmış ve bu markaların tanınmışlığından haksız yararlanılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır[3].

Uyuşmazlık konusu

Uyuşmazlığın geçmişinden bahsetmek gerekirse; Belçika’da yer alan Vlaams Belang isimli bir siyasi parti, göç politikası ile ilgili siyasi planlarını desteklemek amacı ile “Immigratie Kan Echt Anders” (“Göç Gerçekten Farklı Olabilir”) sloganını kullanmış ve görüldüğü üzere sloganda yer alan kelimelerin baş harflerini almak suretiyle tanınmış “IKEA” markasını broşürlerinde kullanmıştır. Aşağıda görselinde yer verilen kullanım sonucunda IKEA, marka haklarının tecavüze uğradığını iddia ederek tecavüzün tespitini ve durdurulmasını, tecavüz teşkil eden kullanımların bulunduğu materyallerin imhasını ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Siyasi parti ise, bu kullanımların parodi ve mizah niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğü kapsamındaki kullanımın markanın üçüncü kişiler tarafından kullanımında haklı sebep teşkil ettiğini belirterek parti aleyhine açılan davaya karşı savunmasını ifade özgürlüğü kapsamında yapmıştır. Hatta bir basın toplantısında partinin sözcüsü tarafından broşürde yer alan “IKEA” ibaresinin açıkça İsveçli mobilya şirketi olan IKEA ile bağlantılı olmadığının vurgulandığı da görülmektedir.

Bu beyan ve savunmaların ardından Belçika Mahkemesi, ABAD’a söz konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak siyasi ifadeler ve siyasi parodiler dâhil olmak üzere, ifade özgürlüğünün tanınmış markanın kullanımı bakımından “haklı sebep” teşkil edip etmeyeceğini, temel haklar bakımından çizilmesi gereken sınırın ne olduğunu sormuştur[4]. Zira bir temel özgürlük olan ifade özgürlüğünün sınırları da olabildiğince geniş olup, tecavüz iddiası bakımından akıllıca bir savunmadır.

Belçika Mahkemesi’nin ABAD’a yönlendirdiği soruların ardından International Trademark Association (“INTA”), ABAD’a amicus brief (öneri niteliğinde üçüncü kişi görüşü) iletmiştir. INTA, bir markanın ifade özgürlüğü kapsamında tamamen hicivsel olarak yapılan kullanımın genellikle ekonomik kazanç beklentisinin dışında yapıldığını ve dolayısıyla markanın ticaret sırasında kullanılmadığı anlamına geldiğini belirtmiştir. Lakin zaman zaman bu salt hicivsel kullanımların da markasal kullanım çerçevesinde değerlendirilebileceği ve markanın ticari kaynağını gösterme, iletişim ve tanıtım fonksiyonu bakımından bir markanın kullanımının o markanın ihlaline sebebiyet verebileceğini belirtmiştir[5]. Zira AB içtihatlarında da marka hakkına tecavüz iddiasının bulunduğu durumlarda tecavüz iddiasına konu kullanımın, markanın bütün fonksiyonları üzerindeki etkisi düşünülerek değerlendirme yapılmaktadır.

Üçüncü bir kişi tarafından markanın kullanımının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi hususu, mehaz kanunların açıklama bölümünde sanatsal ifadenin dürüst ticari ilkeler sınırları içerisinde kalması halinde marka tecavüzüne yol açmayacağı şeklinde belirtilmektedir. Bunun yanında sanatsal ifade dâhil hiçbir ifade türünün hükümlere açıkça dâhil edilmediği görülmektedir. Bu noktada INTA, ifade özgürlüğünün şüphesiz olarak marka tecavüzünü ortadan kaldırmadığını, işbu temel özgürlük ile marka sahibinin mülkiyet hakkı arasında “adil bir denge” kurulması gerektiğinin altını çizmiştir.

Adil dengenin sağlanması noktasında markayı kullanan kişinin söz konusu markaya zarar vermekten kaçınması, kamu nezdinde kullanıcı ile markanın sahibi arasında bağlantı kurulması ihtimalinin söz konusu olmaması gerekmektedir. Aynı zamanda markanın, kullanım amacının diğer bir deyişle, kamu nezdinde ekstra dikkat çekme amacıyla kullanılıp kullanılmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. INTA, somut olay bakımından siyasi partinin “IKEA” markası kullanılmaksızın da göç ile ilgili politikalarını kamuya iletebileceğini belirtmiştir.

İşbu uyuşmazlık, söz konusu siyasi partinin ilk kez mahkeme önüne getirildiği uyuşmazlık değildir. 2014 yılında aynı siyasi parti, telif hakları bakımından parodi istisnasının ele alındığı bir uyuşmazlıkta da davalı koltuğuna oturmuştur. Aşağıda sol tarafta görseline yer verilen karikatür, 1961 yılında Willy Vandersteen tarafından ortaya konulmuş “Suske en Wiske” isimli bir çizgi romanından; sağ tarafta yer alan kullanım ise yine aynı siyasi partinin üyesi olan Johan Deckmyn tarafından yaptırılan bir takvim kapağından alınmıştır[6].


Deckmyn, bu kullanımın siyasi parodi mahiyetinde olduğunu ve telif hakkı korumasının istisnasını teşkil ettiğini belirtmiştir. Aynı şekilde Belçika Mahkemesi ABAD’a parodi istisnasının sınırlarını sormuş, ABAD ise ifade özgürlüğü ile parodi istisnası arasında adil bir denge kurulması gerektiğini[7] ve parodinin ancak, korunan bir fikri mülkiyet ürününü çağrıştırması ama ondan önemli ölçüde farklı olması ve bir mizah veya alay ifadesi oluşturması gerektiğini de belirtmiştir.

INTA, ABAD’ın önceki uyuşmazlıkla ilgili verdiği bu görüşünün telif haklarıyla ilgili olduğunu ve marka hakkına tecavüz incelemesinde aynı kriterlerin uygulanması halinde, parodinin ihlal edici olmayan kullanım olarak nitelendirilebilmesi için ifade özgürlüğünün koruması altında olan bir mesajı iletmeye veya bir görüşü ifade etmeye hizmet etmesi gerektiğini belirtmiştir.

INTA tarafından davaya konu kullanıma bakıldığında söz konusu kullanımın “IKEA” markasını çağrıştırdığı ve kamu nezdinde, mobilya devi IKEA’nın söz konusu siyasi parti ile işbirliği yaptığına yönelik yanlış bir algının oluşmasının da muhtemel olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle bizim de katıldığımız üzere INTA, kullanımda mizah unsurunun yer almadığı ve taraflar arasında bağlantı bulunmadığını gösterir bir unsurun yer almadığı düşünüldüğünde söz konusu kullanımın parodi çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

Parodi Kapsamında Değerlendirilmiş Olan Kullanımlar

Peki, hangi markasal kullanımlar parodi çerçevesinde değerlendirilmiştir? Örneğin, Greenpeace/Esso davasında Greenpeace[8], Esso’nun küresel ısınmaya karşı önlem almadığını belirtmek ve bu durumu eleştirmek amacıyla “stop E$$O” ve “boycott E££O” şeklinde kullanımlarda bulunmuştur. Fransız Yüksek Mahkemesi de bu kullanımların belli bir mesaj vermeye yönelik olduğunu ve bu nedenle de ifade özgürlüğü kapsamında korumanın sağlanması gerektiğine karar vermiştir[9].

Yukarıda yer verilen parodi kullanımı sosyal mesaj içeren bir kullanımdır. Markaların bir mesaj iletmek amacıyla mizahi kullanımına aşağıdaki kullanımlar da örnek olarak verilebilir. Sizler de fark edeceksiniz ki bu kullanımlarda iltibas ihtimali olup olmadığı akıllara gelmemekte ve aslında kullanımlar ile bir mesaj iletilmek istenmektedir[10]:

INTA, bir markanın siyasi ifadenin bir parçası olarak kullanılmasının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi noktasında ABAD’ı yönlendirmek amacı ile;

  • Markanın kullanım şeklinin, marka sahibinin rıza olsun ya da olmasın, markayı gerçekte kimin kullandığı konusunda kamuoyunu yanıltarak markaya zarar verip vermediği,
  • Kullanıma konu edilen marka ile iletilmek istenen mesaj arasında bağlantı olup olmadığı,

hususlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Kısacası INTA, marka sahibi ile ilgili kullanım arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığı ve markanın kullanılma nedeninin marka sahibinin itibarından yararlanmak olduğu, markanın ayırt ediciliğine veya itibarına zarar verdiği durumlarda kullanımda “haklı bir neden” olduğundan bahsedilemeyeceğini savunmuştur. Dolayısıyla, davaya konu kullanımın ifade özgürlüğü çerçevesinde gerçekleştirildiğinin kabul edilebilmesi için davalının bu kullanımın adil ve dürüst kullanımlara uygun olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.  

Yazımızın devamı olarak, Türk Hukuku’ndaki değerlendirmeleri ve yukarıda bahsettiğimiz IKEA uyuşmazlığına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri okumak için MARKA TECAVÜZÜ VS. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ-TÜRK HUKUKU’NDAKİ DURUM & IKEA UYUŞMAZLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ – Bölüm II başlıklı yazımızı takip etmeyi unutmayın!

Güldeniz DOĞAN ALKAN

Hatice İnci TURAN

Temmuz 2024

guldenizdogan@hotmail.com

incitariyann@hotmail.com


DİPNOTLAR

[1] https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/convention_tur; https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/8662.pdf

[2] Uğur Çolak, “Türk Marka Hukuku”, Oniki Levha Yayıncılık, 2018, s. 486.

[3] Arzu Oğuz, “Yargı Kararları Işığında Tanınmış Marka İtirazında Haklı Sebep Kavramı”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2018, s. 440.

[4]https://curia.europa.eu/juris/showPdf.jsf?text=&docid=274922&pageIndex=0&doclang=en&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=4937923

[5] https://www.inta.org/news-and-press/inta-news/inta-attempts-to-file-amicus-brief-with-cjeu-in-preliminary-ruling-case-involving-ikea/

[6]https://inforrm.org/2014/09/08/case-law-luxembourg-deckmyn-v-vandersteen-court-broadens-concept-of-parody-and-returns-the-hot-potatoes-to-the-national-court-dirk-voorhoof-and-inger-hoedt-rasmussen/; https://globalfreedomofexpression.columbia.edu/cases/deckmyn-v-vandersteen/ ; https://iprgezgini.org/2019/11/11/telif-haklari-alaninda-parodi-istisnasinin-cercevesi-deckmyn-v-vandersteen-abad-c-201-13/  

[7] Avrupa Birliği Adalet Divanı, C-201/13, 03.09.2014.

[8] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A61999CJ0006

[9] https://www.worldtrademarkreview.com/article/esso-court-confirms-free-speech-can-override-trademark-rights ; https://www.worldtrademarkreview.com/article/free-speech-exception-in-trademark-infringement-actions-confirmed

[10] https://euipo.europa.eu/knowledge/course/view.php?id=2844

AVRUPA BİRLİĞİ FİKRİ MÜLKİYET OFİSİ’NİN LORO PIANA KARARI: YALNIZCA DEKORATİF UNSURLAR İÇEREN POZİSYON MARKALARI YETERLİ AYIRT EDİCİLİĞE SAHİP DEĞİLDİR

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (“EUIPO”) 04.08.2023 tarihinde aşağıda görseli verilen 18 895 734  sayılı pozisyon markasını (“Marka Başvurusu”), tescil edilmek istendiği 25. sınıftaki, “Ayakkabılar, mokasen ayakkabılar, babouche mokasenler, sabotlar” ürünleri açısından ayırt edici karaktere sahip olmadığı gerekçesi ile reddetmiştir


EUIPO, ret kararına gerekçesinde ilk olarak Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (“Tüzük”) m.7/1 uyarınca, markanın ayırt ediciliğinin tespitinde:

  1. Markanın tescil edilmek istendiği ürün ve hizmetler
  2.  İlgili tüketici kitlesinin dikkat düzeyi ve de
  3.  Markanın asıl işlevi olan kaynak gösterme fonksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmiştir.  

Bu itibarla, eğer bir marka ilgili ürün ve hizmetler açısından, ilgili tüketici kitlesi nezdinde,  asli işlevi olan kaynak gösterme fonksiyonunu gerçekleştirmiyorsa, ilgili marka ayırt edicilikten yoksun sayılmaktadır.

EUIPO, aynı zamanda somut olaya konu ürünlerin hedef tüketici kitlesinin, ortalama seviyede bilinç ve dikkat düzeyine sahip olduğu ve bu olayda ilgili markanın pozisyon markası olarak kabul edilmesi için ürünün kendisinden farklı bir marka olarak algılandığını ortaya koyabilmesi gerektiği değerlendirmelerinde bulunmuştur.

EUIPO’ya göre, Marka Başvurusu, başvuruya konu mal ve hizmetlerin ticari kaynağına işaret etmemektedir. Pozisyon markası olarak tescil edilmek istenen ibare, sadece dekoratif nitelikte unsurlar içermektedir ve ürünün kendisinden farklılaşmamaktadır.  Ayrıca, Marka Başvurusu’nda yer verilen ayakkabıların üst kısmındaki dekoratif unsurların da ilgili ürün ve sektör açısından oldukça yaygın olduğu ve ayırt edici niteliğe haiz olmadığı vurgulanmıştır.

Bu itibarla EUIPO, Marka Başvurusu’nun unsurlarının yalnızca dekoratif unsurlardan oluşması ve mal ve hizmetlerin hitap ettiği ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın kaynak gösterme fonksiyonunu yerine getirmeyeceği gerekçesi ile Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (“Tüzük”) m.7/1 uyarınca Marka Başvurusu’nu reddetmiştir.

Başvuru Sahibi’nin Argümanları

Bahsi geçen ret kararın akabinde başvuru sahibi LORO PIANA S.P.A. (“Başvuru Sahibi”) , 18 Aralık 2023 tarihinde EUIPO’nun kararına itirazda bulunmuştur.

Başvuru Sahibi öncelikle ayakkabı sektöründe basit çizgi ve şekillerin ayakkabının dış kısmında kullanılmasının genel uygulama sayıldığını ve ilgili tüketicilerin, bahsi geçen şekilleri uzak mesafeden bile seçebildiğini belirtmiştir. Bu itibarla Marka Başvurusu’nda yer alan işaretler, ilgili tüketici kesimi açısından ayırt edici nitelik taşımaktadır.

Başvuru Sahibi aynı zamanda EUIPO’nun İtiraz Birimi’nin R 51/2006-4 sayılı dosyasına atıfta bulunmuştur. Emsal olarak sunulan bu dosyada aşağıda yer alan markadaki daire şeklinin pozisyonunun, boyutunun ve biçiminin, ortalama tüketiciyi ürünü üreten teşebbüse yönlendireceğine karar verilmiştir.


Başvuru Sahibi, yine EUIPO’nun İtiraz Birimi’nin R-2069/2020-4 sayılı dosyasını da emsal olarak itirazlarına sunmuştur. Atıfta bulunan dosya kapsamında, “ayakkabılarda belli tasarım, çizgi, geometrik şekil veya bunların kombinasyonlarının hep aynı pozisyonda yer almasının yaygın olduğu” belirtilmiş ve ortalama tüketicinin bu unsurları görmeleri üzerine ilgili markayı kolayca tanıyacakları da ifade edilerek aşağıda yer alan marka başvurusunun reddi kararı iptal edilmiştir.


Başvuru Sahibi aynı zamanda, Marka Başvurusu’nun spor amaçlı olmayan, günlük ayakkabılar açısından kullanılacağını ve de bu tür ayakkabılardaki şekil unsurlarının her zaman aynı pozisyonda, ayakkabının dış kısmında yer aldığını vurgulamıştır. Bu sayede ilgili şekiller uzaktan seçilebilmektedir.

Bu açıklamalara ek olarak Başvuru Sahibi, itirazları kapsamında Marka Başvurusu’na benzer/benzer unsurlar içeren çeşitli marka tescillerine de yer vermiştir:

–  Gucci tarafından başvurusu yapılmış 3474971 sayılı, üç boyutlu marka:

– Hermes tarafından başvurusu yapılmış 1218393 sayılı üç boyutlu marka:

– Sergio Rossi tarafından başvurusu yapılmış 018153472 sayılı pozisyon markası:

– Livia Fodera tarafından başvurusu yapılmış 018734154 sayılı pozisyon markası:


Ayrıca Marka Başvurusu’na konu ürünlerin lüks ürün niteliğinde olduğu (700 EURO – 2.000 EURO tutarında ürünlerdir) ve bu sebeple ilgili tüketici kesiminin dikkat düzeyinin, lüks ürünler açısından bilgi sahibi olmaları sebebiyle daha yüksek olacağı da belirtilmiştir.

 Aynı zamanda Marka Başvurusu’nda yer alan kilit ve kilit halkası şeklindeki metal süslerin 2005 yılından beri çeşitli ürünler üzerinde (çantalar, kıyafetler, ayakkabılar) kullanıldığı ve bu unsurların, sırasıyla 018840401 ve 018840443 numaralarıyla da üç boyutlu marka olarak EUIPO kapsamında tescil edildiği de belirtilmiştir. Bu nedenle, ilgili kullanımlar aracılığıyla Marka Başvurusu’nun doğal olarak ayırt edici olduğu kanıtlanmıştır.

Başvuru Sahibi itirazları kapsamında Marka Başvurusu’nda yer alan unsurların sahte ürün üreticileri tarafından kopyalandığını gösterir birçok emsal karar ve dosya sunmuştur ve de bir işaretin tecavüze konu olmasının o işaretin toplum tarafından bir marka olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyduğunu vurgulamıştır.

İtiraz Argümanları’nın EUIPO Tarafından Değerlendirmesi

EUIPO, ilk olarak Tüzük’ün7/1 maddesi uyarınca ayırt edici niteliği bulunmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceğini yeniden vurgulamıştır. Ayrıca, yerleşik içtihada göre de bir markanın tescil edilecek seviyede ayırt ediciliğe haiz olması için, ilgili tüketici nezdinde kaynak gösterme işlevi olması gerektiğini belirtmiştir.

EUIPO’ya göre, yukarıda belirtilen kriterler marka türlerine bağlı olarak değişmemektedir; ancak ilgili tüketici kesiminin algılayışı, marka türüne göre değişim gösterebilmektedir. Somut olaya konu Marka Başvurusu ise bir pozisyon markasıdır ve şekil ve üç boyutlu markalar ile benzerlik göstermektedir. Bununla birlikte bu benzerlik, ayırt ediciliğe ilişkin incelemeler açısından herhangi bir önem taşımamaktadır.

EUIPO, Başvuru Sahibi’nin argümanlarını değerlendirirken, ilk olarak ayakkabıların üzerinde dekoratif unsurların kullanılmasının yaygın olduğunu, ancak, ilgili tüketicinin algısının bir kelime markası ve bir şekil markası açısından aynı olmayacağını ortaya koymuştur. Nitekim bir ürünün şekli ve yapısından ilgili ürünün ticari kaynağını anlaşılması, kelime veya şekil markalarına kıyasen çok daha zordur. EUIPO’ya göre bu tür markalarda, ancak ilgili sektörün normlarından çok farklı olan ve bu şekilde asli işlevlerini gerçekleştirebilen markalar ayırt ediciliğe haiz olacaktır.

Bununla birlikte EUIPO, Marka Başvurusu’nun piyasada sıkça görülen ve basit dekoratif unsurlar içeren ürünlerin sadece bir başka çeşidi olduğunu ve işaretin pozisyonu ve sunumunun, sektördeki norm ve teamüllerden dikkat çekici bir şekilde farklılaşmadığını belirtmiştir. Bu itibarla, Marka Başvurusu’nun unsurları tek başlarına, tüketicilere ürünün ticari kökeni hakkında bilgi verme niteliğine sahip değildir ve ilgili tüketici bahsi geçen unsurlarda, sektördeki normlar ve teamüllerden farklı olarak herhangi bir ayırt edicilik göremeyecektir.

EUIPO aynı zamanda emsal olarak sunulan kararların da somut olaya örnek teşkil etmeyeceğini, bahsi geçen kararlardaki markaların küçük de olsa kelime unsurları içerdiğini vurgulamıştır. Kaldı ki marka tescili kapsamında gelen koruma, hem üç boyutlu elementleri hem de ilgili kelime unsurlarını bir bütün olarak kapsamaktadır. Bu itibarla, Sergio Rossi veya Livi Fodera, Başvuru Sahibi’ne benzer şekilde, ayakkabılarının salt taban kısmı veya dili için münhasır hak iddiasında bulunamayacaktır.

EUIPO ayrıca, Marka Başvurusu’nun kullanılacağı ürünlerin lüks ve yüksek fiyatlı olmasının tüketici kesiminin ilgisini artırabileceğini, ancak bu durumun Marka Başvurusu’nun Tüzük’ün 7(1) maddesi kapsamında markanın ayırt edici niteliğini artırmayacağını belirtmiştir.

EUIPO aynı zamanda Marka Başvurusu’nun uzun yıllardır sektörde aktif olarak kullanılıyor olmasının, markanın ayırt ediciliği ve tüketiciler tarafından nasıl algılanacağı konusunda herhangi bir anlam ifade etmediğini belirtmiştir. Kaldı ki Marka Başvurusu’nda yer alan, sektörde kullanıldığı ve AB tescili bulunduğu belirtilen kilit ve kilit halkası şeklindeki metal süslerin “LP” ve “LORO PIANA” kelime unsurlarını barındırdıkları ancak redde konu başvurunun ilgili ürünün ticari kaynağını gösterir herhangi bir kelime unsuru içermediği vurgulanmıştır.

EUIPO, Başvuru Sahibi tarafından yapılan sahte ürün açıklamalarının da somut olay açısından uygulanmayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur. Nitekim birçok kıyafet, ayakkabı ve benzeri ürün, marka/tasarım korumasından yararlanmasa da sahteciler tarafından kopyalanmaktadır.

Sonuç

Bu değerlendirmeler ışığında EUIPO, Başvuru Sahibinin argümanlarının, işaretin ayırt edici niteliğe haiz olduğunu ve sektördeki normlardan ayrıştığını herhangi bir şekilde göstermediği sonucuna varmıştır. İşaret, sunum amacıyla eklenmiş çeşitli unsurlardan oluşmaktadır ki ortalama tüketici bu unsurları dekoratif olarak algılayacaktır. Bu sebeple ilgili işaret, markanın asli işlevini yerine getiremeyecek ve tüketiciyi markanın ticari kaynağına yönlendirmeyecektir.

Bu itibarla EUIPO, Başvuru Sahibi’nin itirazını ve 18 895 734 sayılı Marka Başvurusu’nu Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün 7/1(b) maddesi uyarınca reddetmiştir.

Mine GÜNER                              

mine.guner@gmail.com           

Onur SAYHAN

sayhanonur@gmail.com

Temmuz 2024