|
Özlem FÜTMAN
IPR Gezgini birinci bülteni için seçilen ana görselin bir resim olduğunu görünce çok sevindim. Bundan sonra da her sayıda farklı bir sanat eserine yer vereceğiz. Ancak bu eserlerin sadece bir “görsel” gibi kalması fikrine gönlüm razı olmadı, o sebeple ben de her ayın eseri ve sanatçısı hakkında kısa da olsa bir yazı yazmayı teklif ettim. İşte ilk Bülten’in eseri ve sanatçısı huzurlarınızda.
Resmin adı “Concentric circles” yani “konsantrik daireler”, ressamı ise Wassily Kandinsky, ya da tam adıyla Vasily Vasilyevich Kandinsky. Bu resim Kandinsky’nin sanatının en meşhur örneklerinden birisi. Kandinsky dışavurumcu soyut sanatın ilk neferlerinden, konsantrik daireleri 1913 yılında resmetmiş.
Kandinsky 1866 yılında Moskova’da doğuyor ve 1944 yılında Fransa’da Neuilly-sur-Seine’de ölüyor. Ailesinin kökenlerinden dolayı Avrupa ve kısmen Asyalı bir kültür içinde büyüyor. Çocukken amatör biçimde piyano ve çello çalıyor ve elbette ki resim yapmaya başlıyor. 1886 Yılında Moskova Üniversitesi’nde hukuk ve ekonomi eğitimine başlasa da konsantrasyonu hep renkler ve renklerin kendisi üzerinde yarattığı etkiler üstüne oluyor. Renk Kandisky’nin yaşamını belirlemiş bir olgu. 1889’da Rus halk resimleri yanında Hermitage Müzesi’nde Rembrandt resimleriyle karşılaşınca dünyası sarsılıyor ve görsel eğitimini geliştirmek için kalkıp Paris’e gidiyor. Daha sonra dönüp ülkesinde akademisyenlik yapmaya başlıyor, 30. yaşına yaklaşırken Estonya’da bir üniversiteden teklif alıyor ama bu teklifi reddedip ani bir kararla akademik kariyerini ressam olmak için bırakarak bir trene atladığı gibi Almanya’nın yolunu tutuyor.
Neticeten Almanya kendi memleketi değil, orada ilk iki yıl boyunca bir sanat okuluna gidiyor, sıradan bir sanat öğrencisi olarak yaşıyor. Akabinde Münih Sanat Akademisi’ne kabul ediliyor. Akademi’yi bitirince bu kez profesyonel bir sanatçı olarak çalışmaya başlıyor ve ortalama bir bilinirliğe kavuşuyor. O dönem yaptığı resimlerde gerçekçilik, empresyonizm, Art Nouveau, neo-empresyonizm ve kuvvetli bir biçimde merkezi Avrupa ekspresyonizmi ile Fransız fovizm akımının etkileri görülüyor. Köklerinden dolayı elbette ki resimlerinde Rus ve Asya kökenli notalarda kullanıyor bazen. Almanya’da değişik sanat gruplarıyla sergilere katılıyor ve sonunda 1903 yılında Moskova’da ilk kişisel sergisini açıyor.1903-1908 arasında sürekli oradan oraya seyahat ediyor, sonunda 1909 yılında kız arkadaşıyla beraber Murnau’da bir ev alıp oraya yerleşiyor. Bu noktadan sonra yaşamı Münih-Murnau arasında kendi stilini geliştirme çalışmalarıyla geçmeye başlıyor. Bu dönem için, tamamıyla soyut sanata doğru akan zihnindeki nehrin ilk doğal kaynaklarının su yüzüne çıktığı dönem ya da büyük patlamadan önceki dönem de denebilir. Yaptığı resimlerde resmin öznesini/objeyi/nesneyi ortadan kaldırırken güdüsü temelde estetik değil, sanat için sanat hiç değil; eserlerinde nesneleri renklerle, çizgilerle ,biçimlerle fiziken oldukları görünümden çıkartarak anlatmak istiyor, adeta müziğin derin duyguları ve fikirleri soyut biçimde anlattığı gibi bir dil yaratmak hedefi. Unutmayalım ki resim ve müzik arasındaki bu analoji Kandinsky’nin icadı değil, ama tabi mühim olan bireysel olarak sizin bunu nasıl yaptığınız, somutlaştırdığınız.
Birinci Dünya Savaşı öncesine denk gelen o dönemde realizme/gerçekçiliğe karşı büyük bir atak gelişmiş durumda ve Kandinsky de bu grubun içinde. Ben tabi ne sanat tarihçisiyim ne de ressam, ama anladığım şudur; realizm gördüğünü olduğu gibi en gerçek şekilde tuvale aktaran, aktarmaya çalışan bir akım iken, dışavurumculuk ise doğanın-nesnenin temsili yerine duyguların ve iç dünyanın öne çıkarıldığı bir akımdır. (içindekini, nesnenin sende yarattığı düşünüş ve duyguyu dışa vur durumu yani). Neyse, Kandinsky’e dönelim biz… Birçok yerde Kandinsky dışavurumcu soyut sanatın kurucusu olarak anılsa da, işte bu yukarıda anlattığım 1. Dünya Savaşı öncesi ortamdan dolayı, buna karşı fikirde olanlar da var. Ama ne olursa olsun şu ortada; kendisi bu akımın öncülerinden ve suluboyayla ilk soyut resim yapan kişi olarak biliniyor.
Mavi Dağ (1908) Çan Kuleli Manzara (1909) gibi resimlerinde nesnelerde doğal renklerinden farklı renkler kullanma gibi unsurlar görünürken 1911 yılında yaptığı Encircled (kuşatılmış, sarılmış) adlı işinde objelerden neredeyse tamamıyla uzaklaştığı bir dil yaratıyor. Zaten bu aşamadan sonra da en bilinen resimlerini yapacağı bir döneme giriyor ki Bülten’de kullandığımız da onlardan biri.
|