IPR Gezgini Fikri Mülkiyet Hakları Bilgi Bankanız

Ayın Sanatçısı: PAUL KLEE 

(Detaylı bilgi "Ayın Sanatçısı" bölümümüzde)

Image
TEKRAR MERHABA!
IPR Gezgini elektronik bülteni Ocak 2020 sayısıyla sizlerleyiz.

Siteye Git

2020 yılı e-bülten yazarlarımız bakımından ağır bir iş yüküyle başladı ve buna yılın başlangıcından bu yana ülkecek yaşadığımız felaketlerin yaşattığı yılgınlık da eklenince, yeni sayımızı planlanandan bir hafta gecikmeyle tamamlayabildik. 

Tüm iş yükü, felaket ve yılgınlıklar bir yana, hayat kendi akışında devam ediyor. Bu nedenle her zaman olduğu gibi eğlenceli ve kolay okunur olduğunu düşündüğümüz bir içerik oluşturmaya gayret ettik.

 

İçeriği incelemeye başlamanızdan önce size bir önerimiz olacak.

 

"Jojo Rabbit (Tavşan Jojo)" filmi şu an gösterimde ve Oskar ödüllerinin kuvvetli adayları arasında gösteriliyor (Bu yazı ödüller verilmeden önce yazılmıştı, sonuçlar açıklandığında pek de başarılı olduğu söylenemez.).

 

Filmi görmek için savaş filmi tutkunu olmanıza gerek yok, çünkü film aslında bir savaş filmi değil, savaş döneminde geçen ve aşırılıkları sorgulayan bir dram-komedi filmi diyebiliriz.

 

Filmde, fanatik bir Nazi olmaya özenen ve hayal arkadaşı Hitler olan on yaşındaki Jojo'nun gözünden 2. Dünya Savaşı'nın son aylarında Almanya'daki durum ve aşırı propagandaya maruz kalmış insanların hali aktarılıyor. Çocuğun özendiklerinin aksine, annesi evinde genç bir Yahudi kızı saklayan Nazizm karşıtı bir Alman muhalif; Jojo bir gün evlerinde saklanan Elsa ile karşılaşıyor ve olaylar gelişiyor. Diğer karakterler de çok iyi kurgulanmış ve kesinlikle izlenilmesi gereken bir film. Gösterimde olduğu için spoiler vermemek maksadıyla, daha fazla yorumda bulunmuyorum. Kaçırmayın ve izleyin!

 

Filme ilişkin fikri mülkiyet ihtilafı var mı diye araştırdım, maalesef (veya iyi ki) yokmuş; ama gene de yazmak istedim.    

 

E-bültende keyifli bir gezinti - okuma dileriz.

 

Son not: E-bülten aboneliği için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermenizi rica ediyoruz.

Sizce Kim Haklı:

Önder Erol ÜNSAL

 

Patent Ofisi ve iyi bir Patent Kanunu olmayan bir ülke sadece bir yengeçtir ve yana veya geriye hareket etmekten başka bir yöne yol alamaz. 

(Mark TWAIN)

 

Tarihi ve uluslararası kanıtlara daha yakın bakış, zayıf patent sistemlerinin inovasyonu sınırlı yan etkilerle hafifçe artırdığını, güçlü patent sistemlerinin ise inovasyonu çok sayıda olumsuz yan etkiyle geciktirdiğini göstermektedir. Devletlerce yürütülen patent sistemlerinin ekonomi politiği, hem teorik hem de ampirik olarak, zayıf korumanın güçlü korumaya evrileceğini ve güçlü patent koruması için talebin, yeni ve inovasyoncu şirketlerden değil, eski ve durgun sanayilerden ve firmalardan geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla, en iyi çözüm, güçlü anayasal düzenlemelerle patentleri tamamen ortadan kaldırmak ve inovasyonu güçlendirmek için lobiciliğe ve rant arayışına daha az açık diğer kanuni araçlar bulmaktır. 

(Michele BOLDRIN - David K. LEVINE)

Yarınlarımızı Korumak İçin, Aklın Yolu Bir Değil Ki!

(Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=ckB71hb0kx0&feature=youtu.be)

Gonca ILICALI

 

Takipte bir hayli zorlansam da, teknolojiye ilgi duyan biri olarak, hemen her alanda bir “akıllı” kavramıyla karşılaştım. Ancak bir süre önce rastladığım bir kavram, zihnimi uzun süre meşgul etti ve edindiğim bilgileri, Bültenimizin bu sayısında sizlerle paylaşmak istedim.  

 

Metropollerde yaşayan insanlar için köy yaşamı neyi ifade ediyor? Etrafta, sağa sola koşuşturan yüzlerce insan olmasına rağmen, kimi zaman kendinizi yapayalnız hissettiğiniz upuzun caddelerden; trafik ışıklarına aldırmadan yoluna devam eden arabalardan; umarsızca çevreye atılan çöplerden; göklere kadar uzanan beton yığınlarından; kasaların önünde uzanan amansız kuyruklardan ve üst komşunun halısından savrulan tozlardan kaçışı mı?

 

Yoksa sessiz, sakin, huzur dolu günleri, pencereden sızan gün ışığına eşlik eden kuş cıvıltılarıyla karşılamayı; köy ekmeği ve doğrudan kümesten aldığınız yumurta ile kahvaltı yapabilmeyi mi? Ya da ciğerlerinize doyasıya doldurduğunuz tertemiz havayla, yemyeşil kırlarda dolaşmaya duyulan özlemi mi?

 

Karmaşadan huzura doğru kurulan bu romantik köprü, köy hayatının kolay bucaklarına ulaştırıyor insanı. Hatta bu özlem belki de, ziyaretin kısası için makbul sadece. Madalyonun öbür yüzünü çevirdiğimizde, köyde yaşayan insanların, dünyaya tozpembe bakabildiklerini görmek mümkün mü acaba?

           

Kırsal kalkınma konusuna büyük yatırım yapan Avrupa Birliği (AB)’nin muhtelif çalışmalarında; Dünya’nın nüfusunun artmasına rağmen, birçok küçük köyün nüfus kaybı sorunuyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Nüfusun azalması, hastane gibi elzem birçok kamu hizmetinin, daha fazla nüfusun bulunduğu yerlere kaymasına neden oluyor. Çünkü bu tür kamu hizmetlerinin sunulabilmesi, önemli bir bütçe gerektirmekte.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=5RSxvfPJyUE

 

AB’nin Avrupa Kırsal Kalkınma Ağı (The European Network for Rural Development-ENRD); kırsal kalkınma politikasının, programlarının, projelerinin ve diğer girişimlerin uygulamada nasıl çalıştığı görmek ve daha fazlasını elde etmek için nasıl geliştirilebilecekleri hakkında bilgi alışverişi için kurulmuş bir merkez. Bu faaliyetler, ENRD Temas Noktası ve Kırsal Kalkınma İçin Avrupa Değerlendirme Yardım Masası olmak üzere iki destek ünite üzerinden yürütülmekte.

 

ENRD’nin “Akıllı ve Rekabetçi Kırsal Alanlar”a ilişkin çalışmasında, 2017-2020 yılları arasında görevlendirilmiş bir grup, “akıllı köyler (smart villages)” teması üzerinde çalışıyor.

 

“Akıllı köyler” kavramı; kırsal alanlardaki ekonomik performansın ve yaşam kalitesinin, potansiyel olarak dijital ve diğer teknolojiler vasıtasıyla geliştirilmesiyle ilgili. Akıllı köy sakinlerine, genellikle sadece kent sakinleri tarafından erişilebilen bilgi, pazar, sosyal ve kültürel hizmetler, teknolojiler ve altyapıya erişim imkânı kazandırılıyor.

 

Kırsal bölgelerde yaşanan sorunlar birbirinden farklı, bu bölgelerin sahip oldukları imkânlar da öyle. Hal böyle olunca, herkese uyan tek bir çözümün önerilmesi mümkün değil. Bu sebeple akıllı köy modelleri, yeni ve/veya mevcut bölgesel stratejilerle desteklenen, ilgili bölgenin ve stratejinin liderlik ettiği bir dizi politikanın koordine edilmesiyle oluşuyor; AB fonlarıyla desteklenerek, binlerce yerel topluluğun refah seviyesini yükseltiyor.

 

Köylerde verilen mücadelelerin bir kısmı, “Birlikten kuvvet doğar.” atasözünü hatırlatıyor. Karşılaşılan sorunlar, sahip olunan tüm araçlar seferber edilip, komşu köylerdeki imkânlarla birleştirilerek kurulan ortaklıklarla çözüme kavuşuyor. Oluşan küçük köy grupları, mini bir kent kimliğine bürünebiliyor.

 

Kendi koşullarına uygun modeli bulabilmek için, mevcut durumun tam olarak ortaya konulabilmesi gerekli. İşte Finlandiya’dan güzel bir örnek.

 

Finlandiya hükümeti 2016 yılında, kırsal bölgelerde karşılaşılan sorunlar ile dijital innovasyonla sunulan fırsatlar konularını biraraya getiren “akıllı kırsal bölge (smart countryside)” çalışması yaptırır. Bu çalışmayla elde edilen veriler, Finlandiya’nın kırsal bölgeleriyle ilgili çarpıcı gerçekleri ortaya koyar.

 

Çalışmaya göre, Finlandiya nüfusunun üçte biri (1,6 milyon kişi), kırsal alanlarda yaşamakta. Ancak kırsal alanların nüfus yoğunluğu ve demografik dağılımı, bölgenin özelliğine göre değişiyor.

 

Kentlere yakın kırsal alanların nüfus yoğunluğu fazlayken, kentlerden ve merkezlerden uzak alanlarda nüfus seyrekleşiyor ve dahası gittikçe yaşlanıyor. Köylerdeki dükkânların sayısı 2012-2015 yılları arasında %20’lik bir düşüş gösterirken, yıllık olarak kapanan köy okulu sayısı yaklaşık 60. Kırsal alanlardaki postanelerin sayısı ise, 1990 yılından itibaren mütemadiyen azalmakta.

 

Kırsal alanlarda nüfusun %77’sinin evinde internet var. Bu oran, kent sakinlerinde %80, başkent civarlarında yaşayanlarda ise %88. Kırsal alanların internet bağlantısı sıklıkla geniş bant (broadband) kapsamıyla kablosuz olarak sağlanıyor. Kırsal alan sakinlerinin %81’i internet kullanırken, bunların üçte ikisi iletişim, alışveriş ve haber takibi amacıyla günde birçok kez internetten faydalanıyor. Çoğu internet kullanıcısı 55 yaşın altında ama 75 yaşın üzerinde az da olsa kullanım var.

 

Finlandiya hükümeti; kırsal alanda yaşayan nüfus için fırsat eşitliği yaratan, kamu sektöründe maliyeti düşüren, yeni iş olanakları sunan ve yerel mücadeleye innovatif çözümler sunan dijitalleşmiş hizmetlerin hayati önem taşıdığına inanıyor. Bu sebepledir ki 2013 yılında devlet destekli stratejik araştırma yatırımları, multidisipliner büyük toplumsal mücedeleler için adanmış. İlaveten, bilgiye dayalı politikaların promosyonu için, hükümet kararlarına yön veren araştırmalar, doğrudan başbakanlık çalışma ofisince merkezileştirilmiş. 

 

Bu çalışma, şöyle bir modele ışık tutmuş. İnsan sayısından daha fazla ren geyiği yaşayan kuzey Finlandiya’daki Lapland’den, başkent Helsinki’ye yolculuk 16 saat sürüyor. Bu zorluklarla mücadele için yöre halkı, yenilenebilir enerjiye dayalı birçok proje geliştirmiş. Bunlardan bazıları; uzaktan eğitim, sosyal hizmetler, kültürel aktiviteler ve geniş bant teknolojisi kullanan hizmetler. Geliştirilen mobil klinik ve yüksek hızlı internet bağlantıları, tıbbi hizmetlerin o zorlu bölgelere ulaştırılmasını sağlamış.

 

AB’nin, “Varlıklarınızdan en iyi şekilde yararlanmak için beklemeyin!” (Don’t wait for the best use of your assets!) mottosuyla insanları motive eden akıllı köy modelleri; ulaşım, eğitim, gıda, tarım, sosyal hizmetler, enerji ve dijitalleşme gibi alanlarda son derece yaygın. Bunlardan birkaç tanesine, hızlıca bir bakalım.

 

Güney Almanya’da bilimsel araştırmalar; kırsal alanda yaşayan insanlara dijital çözümler üretmeye odaklanarak, e-ticaret ve e-yönetim için yerel hizmetler üretmeye başlamış. Bu da akıllı köylerin, aynı zamanda yeni fırsatlar yarattığının bir göstergesi.  

 

Akıllı köyler çevre dostu, her zaman düşük karbon ekonomisine sahip. Örneğin kuzeydoğu İspanya’da Katalanya’daki 11 önder grup, enerji geçişinin maliyetini hesaplayarak, daha fazla yenilenebilir enerji kullanmayı ve enerji sarfiyatını azaltmayı hedefleyen yazılımlar geliştirmeye gönül vermiş.

 

Çevre dostu demişken, WIPO’nun bu yılki 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü temasının, “Yeşil Bir Gelecek İçin İnnovasyon!” olduğu aklıma geldi birden.

 

WIPO diyor ki; “Dünya bizim evimiz, onu korumalıyız. Bugünkü seçimlerimiz, yarınımızı şekillendirecek.” Einstein’ın sözünü de hatırlatıyor; “Aynı şeyleri defalarca yaparak, farklı sonuçlar vermesini bekleyemeyiz.”

 

Kaynaklar:

https://ec.europa.eu/digital-single-market/en/news/eu-support-smart-villages

https://enrd.ec.europa.eu/about_en

http://www.fao.org/family-farming/detail/en/c/883236/

 

https://www.youtube.com/watch?v=ckB71hb0kx0&feature=youtu.be

 

WIPO'nun Yeni Genel Müdürü Seçiliyor!

Önder Erol ÜNSAL

 

2020 yılı Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) için de yenilikler getirecek bir yıl olacak. Teşkilatın Genel Müdürü Avustralyalı Francis Gurry bu yıl görevi bırakacak ve yerine yeni bir Genel Müdür atanacak.

 

Mart 2020'de toplanacak Koordinasyon Komitesi, Eylül ayında yapılacak WIPO Genel Kurulu'nda üye devletlerin onayına sunulacak bir Genel Müdür adayı belirleyecek. Adayı belirleyecek Koordinasyon Komitesi, WIPO üyesi 192 devletin 83'ünden oluşuyor ve Türkiye de komitenin üyelerinden birisi. 

 

Koordinasyon Komitesi toplantısına ilişkin gündemi, ve komite üyesi devletleri https://www.wipo.int/meetings/en/details.jsp?meeting_id=55051 bağlantısından görebilirsiniz.

 

Elbette ki, Koordinasyon Komitesi, Genel Müdürlük için adayı kendiliğinden belirlemeyecek, ortada aday adayları var! 

 

Aday adaylarının arasından sıyrılıp, Koordinasyon Komitesince önerilecek aday olabilmek içinse sadece kişiler olarak adaylar arasında değil, devletler arasında da büyük çekişme yaşanıyor.

 

Aday olarak Koordinasyon Komitesine ismi bildirilen 10 kişi var ve bu isimler; Nijerya, Peru, Gana, Kolombiya, Japonya, Estonya, Singapur, Çin, Arjantin Ve Kazakistan'dan. Okuduğum son birkaç yazıdan Arjantinli ve Estonyalı adayların yarıştan çekildiği anlaşılıyor ve geriye 8 aday kalıyor.

 

Kalan 8 adayın bir kısmı güçlü adaylar, bir kısmının ise seçilme olasılıkları hakkında pek de ciddiye alındığı söylenemez.

 

Ön plana çıkan iki aday; Singapurlu Daren Tang ve Çinli Binying Wang şu anda. Daren Tang, Singapur Fikri Mülkiyet Ofisi (IPOS)'nin başkanı; Binying Wang ise WIPO'da Marka ve Tasarım Sektörü'nün uzun yıllardır başkanı ve WIPO Genel Müdür yardımcılarından birisi. 

Daren Tang'i ön plana çıkartan husus, IPOS'taki başarılarının yanısıra ve belki de daha fazlasıyla gelişmiş ülkelerden alacağı destek olabilir; Bayan Wang ise WIPO'daki uzun yıllara dayalı kariyeri ve Çin vatandaşı olması ile ön plana çıkıyor. Adaylar arasında bir de Japon var; Kenichiro Natsume, WIPO PCT departmanında üst düzey yönetici pozisyonunda çalışıyor ve adaylıktan çekilmediği sürece Daren Tang'in oylarında bölünmeye yol açabilir belki de.

 

Kanaatimizce mücadele asıl olarak Tang ve Wang arasında geçecek ve mücadelenin ana eksenlerinden birisini A.B.D. - Çin gerilimi oluşturacak. Geçtiğimiz haftalarda, bir grup A.B.D. senatörü Donald Trump'a bir mektup göndererek, fikri mülkiyet hakkı ihlallerinde dünyanın en sabıkalı ülkesi olan Çin'den bir kişinin WIPO Genel Müdürü olarak seçilmesinin fikri mülkiyet hakları koruma sistemlerini ve bunların itibarını baltalayıcı bir durum olacağını belirttiler. Wang'ın WIPO'daki uzun yıllara dayalı tecrübesi elbette bu durumun dışında, tartışma konusu olan ülke olarak Çin.

 

Binying Wang, WIPO'da çalıştığım 2012 yılında bağlı olduğum birimin en üst yöneticisi idi ve kendisi Demir El olarak anılıyordu. Gerçekten de öyle olduğunu söyleyebilirim, oldukça ciddi ve kararlı bir tavrıyla dikkatleri hemen çeken bir yapısı vardı. Wang'in tecrübesi ve kadın olması, WIPO'nun kadınların çalışma yaşamındaki rollerini her zaman teşvik eden WIPO dinamikleri açısından bir avantaj olur mu bilemiyorum; çünkü asıl mücadele Çin gerçeği ve diğer ülkeler arasında geçecek gibi gözüküyor.

 

Bakalım dünya fikri mülkiyet sisteminin gelecek yıllardaki en üst düzey yöneticisi kim olacak?

 

Merakla bekliyoruz. 

Ayın Sanatçısı: Paul KLEE
Paul Klee: Renk ile Çizimi Birbirine Bağlayan Bir Tarz

Özlem FÜTMAN

 

Birbirine yaslanmış minicik minicik binalar, biraz çocuksu, detaysız düz çizgiler hatta biraz teknik bir görüntü, renkler pastel…Paul Klee’nin ilk dönem eserleri işte biraz böyle primitif ve teknik görünür bizlere. İsviçre’nin Luzern şehrinde Rosengart Müzesi var, birgün yolunuz Luzern’e düşerse mutlaka gitmenizi öneririm. Rosengart tam 125 tane Paul Klee resmi ile  hemen hemen dünyada görebileceğiniz en özel Picasso koleksiyonlarından birine sahip. Müzede yer alan Klee eserlerinin çoğu  sanatçının ilk dönemine ait çünkü müzenin kurucusu Angela Rosengart gerçek bir Paul Klee hayranıymış ve amcası da İsviçre’nin Bern şehrinde Klee’yi ilk keşfedip ona sergiler açan galerinin sahibiymiş. (Birgün Rosengart Müzesi hakkında yazmayı da programıma aldım, çünkü çok müstesna bir koleksiyona sahip gerçek bir mücevher orası.)

 

Paul Klee için ekspresyonist, sürrealist denir. Klee aslında sadece bir ressam değil, gravürler yapıyor, sanat tarihi ve estetik ile ilgili yazılar yazan iyi de bir yazar aslında. 

Klee 1879’da İsviçre’nin  Bern şehri  yakınlarındaki Münchenbuchsee’de müzisyen bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğan bir Alman. Ailesinden dolayı çocukken ilk evvela müziğe ilgi duyuyor hatta bir Müzik Okuluna giderek keman dersleri alıyor,ama neticede görsel sanatlar  baskın geliyor ve ailesi karşı çıkmasına rağmen resim dersleri almaya yöneliyor. Ancak çizimlerinde çok başarılı olmasına rağmen renk konusunda sıkıntılar yaşıyor.  Bir dönem Roma gibi Avrupa şehirlerine giderek oradaki resim sanatını da inceliyor,ancak anlaşılan o ki oralarda gördükleri Klee’nin zihnindeki kapıları açmıyor. 

 

Klee’nin yaşamındaki dönüm noktası Tunus’a yaptığı ziyaret. Bu seyahatte birden renkleri ve  renklerin gücünü keşfediyor ve oradaki ışığın kalitesinden çok etkileniyor. Bu konuyla ilgili şöyle diyor ressam;  “Renk beni sahiplendi. Onu kovalamayı bıraktığım anda biliyordum ki beni sonsuza kadar kavrayacaktı. Renk ve ben biriz. Ben bir ressamım.” Bu aşamadan sonra teknik başarısına renk kullanımındaki başarısını da ekleyerek, bu ikisini birleştirdiği “Dramatik Tablolar” ismini verdiği bir seri yapıyor. Bu döneminin en önemli eserlerinden biri 1919 yılında yaptığı  Bavyeralı Don Giovanni isimli tablo.

1906 yılında Bavyeralı piyanist Lily Stumpf ile evleniyor ve bir oğulları oluyor. Çift, Münih'in bir banliyösünde yaşarken karısı piyano dersleri verip çeşitli gösterilere katılırken Klee de evde kalıp sanat çalışmalarına devam ediyor. O günlerde Klee aslında bir dergi ressamı olmaya çalışıyor ama bu  çabaları başarısızlıkla sonuçlanınca evliliğinin ilk beş yılında sanatsal çalışmaları yavaşlamaya başlıyor. Ancak yılmıyor, 1910 yılında, Bern'de ilk kişisel sergisini  açıyor. 1911 yılında Voltaire'in Candide isimli romanı için kitap çizimleri yapıyor. Aynı yıl içerisinde Wassily Kandinsky, Franz Marc ve diğer avangart sanatçılarla tanışınca Mavi Süvari (Der Blaue Reiter) grubuna katılıyor. Wassily Kandinsky, Paul Klee’yi oldukça etkilemiş bir kişilik "Görür görmez ona karşı büyük bir güven duydum. İstisnai güzellikte ve berraklıkta zekaya sahip bir adamdı." diyor Kandinsky için. Zaten Klee de yaşamının bir noktasında, tıpkı Kandinsky gibi, Bauhauss okulunda ders veriyor.

 

Kandinsky ile tanıştıktan sonra Klee’nin yaptığı ilk soyut resim Stil v. Kairouan'ı adını verdiği eseri:

İşte bu resimden sonra renkli dikdörtgen Klee'nin temel yapı taşı olurken, bir renk armonisi oluşturabilmek için,  farklı renklerden blokları bir arada kullanmaya başlıyor.  Seçtiği belirli renk paletleri müzikal bir anahtara benziyor adeta, yani adeta bir müzikal bağlantı kurmaya başlıyor resimlerinde. (hatırlar mısınız Kandinsky’de de müzik-resim bağına değinmiştik ilk Bülten yazımızda?)

 

Birinci Dünya Savaşı başladığında ressam bu savaş konusuyla ilk başta hiç ilgilenmiyor ancak arkadaşları çatışmalarda ölünce bu durum ruhsal dünyasını alt üst ediyor. Bu dönemde  üzüntüsünü gösteren, kalemle ve mürekkeple savaş temalı pek çok litografı yapıyor. Bu sırada soyut çalışmalarına da devam ediyor. 1916'da Alman savaş kuvvetlerine katılıyor fakat babasının uğraşları ile Klee ön saflarda savaşmak yerine uçaklara kamuflaj çizen bir memur olarak çalışıyor orduda. Savaş boyunca resim yapmaya devam ediyor, bazı sergiler açmaya çalışıyor, bazı sanat eleştirmenlerince yeni Alman ressamların en iyisi olduğu iddia ediliyor ve eserleri iyi fiyatlarla satılmaya başlıyor. 

 

1930’ların ilk yarısı için  Klee’nin  kariyerinin doruğu diyebiliriz. O sırada Bauhauss’da da dersler veriyor, çalışmalar yapıyor. Ancak Nazi hareketi 1933 yılında Bauhaus'u kapatıyor  ve  Klee işinden kovuluyor,bu Klee’nin Almanya’da ki son senesi oluyor; Klee ailesi 1933 yılının sonlarında İsviçre'ye göç ediyor.  Halbuki 1933 Klee için çok üretici bir sene, o yıl 500’e yakın eser üretiyor, ayrıca 1932 yılında başyapıtı sayılan Ad Parnassum (Parnas'a Doğru) adı verilen eserini resmetmiş.

1933-1934 yıllarında, Klee Londra ve Paris'te sergiler düzenliyor ve büyük hayranlık duyduğu Picasso ile tanışıyor. 1933 sadece Klee’nin  işini kaybettiği bir yıl değil, aynı zamanda ölümünden sonra sklerodermi olduğu anlaşılan hastalığının belirtilerinin de  görünmeye başladığı sene. Ağır hastalığı sanatını da etkiliyor ve 1936 yılında ressam sadece 25 tablo yapabiliyor. 1937’de Almanya’ya geri dönüyor ancak ressamın on yedi tablosu Naziler’in düzenlediği “Dejenere Sanat” veya “yoz sanat” adı verilen sergide gösteriliyor, 102 eseri Naziler tarafından yok ediliyor maalesef, yani Klee sanat dünyasının tamamen dışına itiliyor.Bütün bu kargaşa ve üzüntünün içinde Klee’nin sanatı da değişiklik göstermeye başlıyor;  çoğunlukla ağır çizgiler ve daha geniş renk bloklarına sahip geometrik formlar kullanıyor ve renk paletide parlak renklerden mat renklere doğru değişiyor. Bu değişikliğin sebebi büyük ihtimalle iyimserlik ile kötümserlik arasında gidip gelen ruh halidir denir.

 

Klee, ardında 9000'e yakın sanat eseri bırakarak 1940 yılında İsviçre'de Muralto'da vefat ediyor. Son yapıtı 1940 yılının Mayıs ayında, Mozart'ın Requiem'ine bir gönderme olarak yaptığı Paukenspieler (Orkestra Davulcusu) adlı resmi:

İlginç olan bir durum var; bu ülkede doğmuş olmasına rağmen yaşadığı süre boyunca  İsviçre vatandaşlığını almayı başaramamış biri Paul Klee.Şu anda İsviçre  Klee’nin sanatına sahip çıkıyorsa da yaşadığı dönemde  sanat çalışmaları, İsviçre'deki otoritelerce, fazla devrimsel hatta dejenere bulunuyor. Buna rağmen ölümünden altı gün sonra İsviçre hükümeti kendisine vatandaşlık veriyor.

 

Kaynakça:

https://www.istanbulsanatevi.com/sanatcilar/soyadi-k/klee-paul/paul-klee-biyografi-eserleri/

https://www.sabah.com.tr/paul-klee

http://kitap.ykykultur.com.tr/yazarlar/paul-klee

http://www.rosengart.ch/en/artists

 

Arşivimizden
A.B.D. Marka Hukukunda Esas Sicil ve Ek Sicil Ayrımı

Görselin alındığı adres: 

https://www.inta.org/INTABulletin/Pages/TheUSTrademarkRegistersSupplementalvsPrincipal.aspx

Önder Erol ÜNSAL

(Bu yazı ilk olarak 2013 yılında iprgezgini.org'da yayımlanmıştır.)

 

Marka tescil başvuruları hakkında verilen ret kararlarına karşı yapılan itirazlarda kimi zaman aynı markanın farklı ülkelerde tescil edilmiş olduğu iddiası öne sürülmekte ve bu hususu ispatlar tescil belgesi kopyaları itiraz ekinde sunulmaktadır. Önceki tescil belgesinin Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) Patent ve Marka Ofisine (USPTO) ait olması halinde, tescil belgesinin üzerinde principal register (esas sicil) veya supplemental register (ek sicil) ibareleri görülmektedir. İtiraz dilekçelerinde iddialar genellikle bu ayrımı dile getirmemekte ve basitçe markanın A.B.D.’nde tescilli olması nedeniyle Türkiye’de reddedilmesinin yerinde olmadığı savını içermektedir. Oysaki, “esas sicil” ve “ek sicil” farklı niteliktedir ve “ek sicil” esasen esas sicile kaydedilmesi mümkün olmayan markaların farklı esaslara göre korunması amacıyla oluşturulmuştur. Bu yazıda kapsamında, A.B.D.’ndeki esas sicil ve ek sicil kavramları ve iki sicil arasındaki farklar açıklanmaya çalışılacaktır.

 

Yapılabilecek en basit tanımla, esas sicil, USPTO tarafından tutulan birincil sicil niteliğindedir ve esas sicilde tescil edilen markalar, tescilin sağladığı tüm haklardan yararlanabilmektedir. Esas sicilde tescil edilebilmek için markanın ayırt edici nitelikte olması şarttır.

 

Ek sicil de USPTO tarafından federal düzeyde tutulan bir sicil olmakla birlikte, ek sicilde kayıtlı bulunan markalar, kapsadıkları mallara veya hizmetlere ilişkin olarak münhasıran tanımlayıcı nitelikte olan veya marka olarak tescil edilebilecek derece ayırt edici gücü bulunmayan markalardır. Ek sicile kaydedilebilecek nitelikteki markaların kullanım sonucu ikincil anlam (secondary meaning – Türk mevzuatındaki karşılığı kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik) kazanma olasılıkları bulunmalıdır. Bir diğer deyişle, münhasıran tanımlayıcı nitelikte olan, ancak kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanma (ikincil anlam edinme) olasılıkları bulunan, ancak henüz kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmamış (ikincil anlam edinmemiş) nitelikteki markalar, ek sicile kaydedilmektedir.

 

1946 yılında Lanham Yasasının II numaralı alt bölümü ile yürürlüğe giren ek sicil uygulamasının ortaya çıkış nedeni, esas sicilde kaydedilmesi mümkün olmayan, ancak yurtdışında koruma elde edilebilmesi için ulusal düzeyde de korunması gereken markaların kaydedilebileceği ulusal bir sicil oluşturma endişesidir.

 

Ek sicile kaydedilen markalar, genellikle ayırt edici nitelikte bulunmayan soyisimleri, coğrafi terimler, sloganlar ve diğer tanımlayıcı sözcüklerdir. Tanımlayıcı sözcüklerin ek sicile kaydı mümkün olmakla birlikte, kullanıldıkları malların veya hizmetlerin ismi olan jenerik sözcüklerin ek sicilde de tescil edilmeleri mümkün değildir.

 

Kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış markalar, USPTO’da esas sicile kayıt edilmekte olduğundan, ek sicile kayıt işleminin, kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik anlamına gelmediği, ancak başvurunun kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanma potansiyeline sahip bir marka olarak kabul edildiğini gösterdiği özellikle belirtilmelidir.   

 

USPTO uzmanları başvuruları incelerken res’en veya başvuru sahibinden gelecek talep üzerine başvurunun ek sicile kaydedilmesi yönünde ön karar verebilir. Bu ön kararın başvuru sahibince kabul edilmesi halinde marka ek sicile kaydedilir, başvuru sahibinin bu seçeneği kabul etmemesi durumunda ise başvuru hakkında nihai ret kararı verilir.

 

Ek sicilde tescilli olmanın marka sahibine sağladığı haklar, esas sicilde tescil edilmiş markaların sağladığı haklara kıyasla oldukça sınırlıdır.

 

Her şeyden önce, ek sicile kayıtlı markaların hükümsüzlüğüne yönelik olarak açılacak davalarda, marka sahibinin, markanın kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanarak geçerli bir marka haline geldiğini, dolayısıyla hükümsüz kılınmaması gerektiğini ispatlaması gerekecektir. Esas sicilde kayıtlı markaların hükümsüzlüğüne yönelik davalarda ise, mahkemeler markanın ayırt edici nitelikte ve tanımlayıcı olmayan bir marka olduğu ön kabulünden hareket edecek ve markanın hükümsüzlüğünü ispatlama yükümlülüğü davacı tarafa ait olacaktır.

 

Ayrıca ek sicilde tescil edilen markalar,  markanın sahipliğine ilişkin zımni bilgi doğurmayacak (markanın sahipliğine ilişkin zımni bilgi başkalarının aynı markayı tescil tarihinden sonra iyi niyet, masum kullanım veya genişletilmiş kullanım gibi gerekçeler öne sürülerek kullanımını engeller), markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl sonra hükümsüz kılınamaması hakkını vermeyecek, markaya tecavüz içerdiği öne sürülebilecek markaların A.B.D.’ye ithalatını engellemek için dayanak oluşturmayacaktır. (bkz. http://www.jdsupra.com/legalnews/the-uspto-supplemental-trademark-registe-96898/)

 

Bununla birlikte, ek sicilde tescil edilmiş markalar, USPTO incelemesinde kendileriyle karıştırılma olasılığı içeren markaların ret gerekçesi olabilecek, ek sicile tescil edilmiş markalara tecavüz davaları federal mahkemelerde görülebilecektir.

 

Ek sicilde tescil edilmiş markaların sahipleri, A.B.D.’nde markanın tescil tarihinden sonra yeterli derecede (genellikle en az 5 yıl kesintisiz, yaygın kullanım şartı aranmaktadır) kullanımını göstermeleri halinde, kullanımla kazanılmış ayırt edicilik istisnası kapsamında markalarını esas sicilde tescil ettirmek için başvuru hakkını yeniden kullanabilirler. Ek sicilde tescil edilmiş bir markanın esas sicildeki bir tescile dönüştürülmesi mümkün değildir, marka sahibi esas sicilde tescil için muhakkak surette yeni bir başvuruda bulunmalıdır. (bkz. http://www.inta.org/TrademarkBasics/FactSheets/Pages/PrincipalvsSupplementalRegister.aspx)

 

Ek sicilde tescil edilmiş markalar bakımından bir diğer önemli istisna ise, bu markaların ilana itiraz amacıyla bültende ilan edilmemeleridir. Bir diğer deyişle, ek sicilde kayıtlı markalar bültende ilan edilmemeleri nedeniyle üçüncü kişilerini itirazına açık mahiyette değillerdir, bununla birlikte ek sicilde tescilin ardından üçüncü kişilerin markanın hükümsüzlüğü talebiyle dava açmaları mümkündür.

 

Yazı boyunca yapmaya çalıştığımız açıklamalar, A.B.D.’nde ek sicilde tescil edilmiş markaların esas sicilde tescil edilmesi mümkün olmayan markalar olduğunu, başvuru kapsamındaki mallara veya hizmetlere ilişkin olarak tanımlayıcı nitelikte olan bu markaların esas sicilde kaydedilmelerinin tek yolunun ikincil anlam (kullanım sonucu ayırt edici nitelik) kazanmaları olduğunu göstermektedir. Menşe ülkelerinde esas sicile kaydedilmeleri mümkün olmayan ve bu nedenle ek sicile kaydedilen tanımlayıcı markaların ülkemizde de tanımlayıcılık gerekçesiyle reddedilmesi marka sahipleri için büyük bir sürpriz olmayacaktır. Dolayısıyla, bu tip markaların menşe ülkelerinde ek sicilde tescilli olmaları nedeniyle tanımlayıcı markalar olarak kabul edilmemeleri gerektiği yönünde etkisiz bir savunma yapmak yerine, markanın, eğer varsa, kullanımını öne sürerek ret kararına karşı argümanlar geliştirmek muhtemelen daha yerinde olacaktır.

Saçmalardan Seçmeler:

Önder Erol ÜNSAL

 

1- Reste rest, alayına isyan!!

2- "Dostum, duyururuz sorun değil. Gazetede mahalleden tanıdık arkadaş var, sen bi metin hazırla, ona veririz, gazetede bastırır, insanlar haberdar olur. Lafı mı olur kanka, altı üstü bi haber işte. Sen 5 dakikada bir şeyler karala, whatsappten bana yolla ben arkadaşa iletirim. Yarın gazetede. Öptüm, bye." 

http://www.hurriyet.com.tr/…/ozgur-sef-icradan-satisa-cikar…

Ocak 2020 Yazı Koleksiyonu:
YENİLENMEK GEREK, AMA DİKKATLE…
Biz insanların doğasında var! Her yeni dönemi fırsat bilip hayatımıza güzellikler getirmesini diler, yenilenmek isteriz. Bu dönemlerde kendimizi yeni şeylerle ödüllendirmek ruhumuzu okşar. Alışverişe çıkar, yeni ürünleri ya da yenilenmiş…

Read more...
Adalet Divanı "Sky v. SkyKick" Yorum Kararını Verdi ve Tescilli Marka Sahipleri Derin Bir Nefes Aldı (C-371/18)
Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) merakla beklenen C-371/18 sayılı "Sky v. SkyKick" yorum kararını 29 Ocak 2020 tarihinde verdi. Yorum kararına temel olan sorular ve Adalet Divanı Hukuk Sözcüsünün getirdiği…

Read more...
Yapay Zeka Buluş Sahibi Olmalı mı Olmamalı mı? EPO’ya göre bu mümkün değil!
Teknolojinin gelişmesi ve hayatımızdaki bir çok işin otomasyonu ile birlikte yapay zekalar da gündemimizi sürekli meşgul eder hale gelmiştir. Yapay zekanın günlük hayatımızda sahip olduğu alanın gittikçe büyümesi ile birlikte, yapay…

Read more...
"CANNABIS STORE AMSTERDAM” MARKA BAŞVURUSU KAMU DÜZENİNE AYKIRI BULUNDU!
Avrupa Birliği Genel Mahkemesi’nde (“Mahkeme”) görülen bir davada 12 Aralık 2019 tarihinde verilen T683/18 sayılı kararda[1] “Cannabis Store Amsterdam” ibaresini içeren marka başvurusu kamu düzenine aykırı bulunarak reddedilmiştir. Mahkeme’de görülen…

Read more...
Kurtarıcı Her Zaman Kurtarmaz, Bazen Tabuta Bir Çivi Daha Çakar - Temyiz Kurullarının Resen Ret Yetkisine Bakış: EUIPO Temyiz Kurulu "Global Star Registry" Kararı
Umutlar tam olarak tükendiğinde ortaya çıkan Kurtarıcı, sinema filmlerinin vazgeçilmezidir. Western filmlerinde Kurtarıcı, kızılderililer nihai ataklarını yaptıkları ve son savunucuları da öldürecekleri anda, uzaktan duyulan borazan sesiyle yetişen Süvari Alayı'dır.…

Read more...
"Bir 35 Vardır Bende, Benden İçeri" - Adalet Divanı Genel Mahkemesi LLOYD Kararı (T-729/18)
Hemen herkesin sevdiği veya uğurlu bulduğu bir sayı vardır. Bazılarının ise uğursuzluk getirdiğine inandığı sayılar mevcuttur. Marka tescili işlemlerinde inceleyici, vekil, danışman, avukat, araştırmacı veya yargı mensubu olanların ortak bir…

Read more...
IPR Gezgini Instagram'da - Takibe Alabilirsiniz!
IPR Gezgini, yeni yazıların, güncel haberlerin ve site içeriğinin duyurulması amacıyla sosyal medya ortamlarını aktif olarak kullanıyor. Sosyal medya hesaplarımıza bugün itibarıyla Instagram hesabımızı da ekledik. iprgezgini kullanıcı isimli Instagram…

Read more...
Fikri Mülkiyet Davasız Klasik Ol(a)maz: Casablanca
IPR Gezgini E-Bülteni'nde yayımlanmış yazıların bir kısmına sitede yeniden yer vereceğimizi önceden duyurmuştuk. IPR Gezgini E-Bülteni Kasım ayı sayısında yer almış bu yazı, bülten takipçisi olmayan okurlarımızın da ilgisine sunulmaktadır.…

Read more...
Avrupa Birliği Komisyonu "Fikri Mülkiyet Haklarının Üçüncü Ülkelerde Korunması ve Uygulanması Raporu"
Avrupa Birliği Komisyonu, 8 Ocak 2020 tarihinde "Fikri Mülkiyet Haklarının Üçüncü Ülkelerde Korunması ve Uygulanması Raporu"nu yayımladı. 2006 yılından bu yana iki yılda bir yayımlanan bu raporun amacı, fikri mülkiyet…

Read more...
Marka İtiraz Süreçlerinde Deliller Nasıl Seçilmeli ve Sunulmalı? - EUIPO CP12 Çalışması Taslağı
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO); marka ve tasarım tescil ve başvuru inceleme faaliyetlerinin yanında, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin marka ve tasarım ofislerinin inceleme, uygulama pratiklerini yakınlaştırma çalışmaları da yürütmektedir.…

Read more...
IPR Gezgini E-Bülteni Aralık Sayısı Çıktı!
E- Bültenimizin Aralık ayı sayısını bugün yayımladık. Bülteni https://iprgezgini.org/?na=v&nk=1-f4f8aa8f65&id=13 bağlantısından okuyabilirsiniz. Katkıda bulunan yazarlarımız; Önder E. Ünsal, Özlem Fütman ve Gonca Ilıcalı. Bültende Önder E. Ünsal (Paris'te Gece Yarısı -…

Read more...
Nicé Sınıflandırmasının Genel Başlıkları ve Açıklayıcı Notlarında 2020 Değişiklikleri Yürürlüğe Girdi
Marka tescilinde malların ve hizmetlerin sınıflandırılması amacıyla kullanılan Nicé Sınıflandırmasında yapılan değişiklikler 1 Ocak 2020 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi. Nicé Birliği Uzmanlar Komitesi ve WIPO Uluslararası Bürosu tarafından yapılan değişiklikler…

Read more...
Facebook Twitter LinkedIn

Tasarım ve Hazırlayan: Önder Erol ÜNSAL

Katkıda Bulunanlar: Özlem FÜTMAN, Gonca ILICALI

Bu bülten IPR Gezgini yayınıdır. (www.iprgezgini.org)

Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  

Bültene abonelik için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz gereklidir.    |    Çevrimiçi Görüntüle