IPR Gezgini Fikri Mülkiyet Hakları Bilgi Bankanız

TÜRKİYE’YE BİR HEDİYE; ODUNPAZARI MODERN MÜZE 

(Detaylı bilgi "Ayın Müzesi" bölümümüzde)

Image
TEKRAR BİRLİKTEYİZ!
IPR Gezgini elektronik bülteni Aralık sayısı karşınızda.

Siteye Git

IPR Gezgini elektronik bülteninin Aralık 2019 sayısıyla merhaba!

 

İyisiyle kötüsüyle 2010'lu yıllar bitti ve 2020'lere girdik. Tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyoruz.

 

Yukarıda Jack London'ın bir fotoğrafını ve Martin Eden romanından bir pasajı görüyorsunuz. Klasikleri farklı yaş dönemlerinde bir kez daha okumak, farklı tatlar verdiği gibi, değişik yaşlarda anladıklarımız da çoğunlukla farklı oluyor.

 

Martin Eden'ı 40'lı yaşlarımda yeniden okumak, 20'li yaşlarımdaki okumadan çok daha derin bir etki bıraktı. Bir şeyler yapmaya başlarken-çalışırken takdir veya onay beklemek hiç anlamlı değil; takdir gelecekse sonradan geliyor zaten, genel onay denilen toplumsal baskı mekanizması ise bireyin varoluşunun önündeki bir engel kanaatimce.

 

Bireyler olarak hayatımızı sürdürebileceğimiz günlerin özlemiyle;    

 

Keyifli okumalar!

 

Son not: E-bülten aboneliği için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermenizi rica ediyoruz.

Sizce Kim Haklı:

Güneşin altında yeni bir şey yok.

(Kral Süleyman)

Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın. 

(Herakleitos)

Önder Erol ÜNSAL

 

Sizce Kim Haklı bölümümüzü biraz detaylandırıyoruz bu sayıda; çünkü yukarıda yer alan ve muhtemelen hepimizin bildiği iki kısa deyiş, aslında hayata bakışı biçimlendirebilecek derinlikte. Herkes bu deyişlerden dilediği anlamı çıkartmakta ve istediği tarafı haklı bulmakta serbest. Ben sanırım Herakleitos tarafındayım, ama depresif dönemlerinde Kral Süleyman daha anlamlı geliyor :)

 

Kral Süleyman'a atfedilen "Güneşin altında yeni bir şey yok" deyişi, Eski Ahit'te aşağıdaki metin içinde yer almaktadır:

 

"Her şey boş, bomboş, bomboş!" diyor Vaiz.

Ne kazancı var insanın
Güneşin altında harcadığı onca emekten?

Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,
Ama dünya sonsuza dek kalır.

Güneş doğar, güneş batar,
Hep doğduğu yere koşar.

Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek
Hep aynı yolu izler.

Bütün ırmaklar denize akar,
Yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.

Her şey yorucu,
Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor,
Kulak işitmekle dolmuyor.

Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.

Var mı kimsenin, "Bak bu yeni!" diyebileceği bir şey?
Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı.

Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor,
Gelecek kuşaklar da kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak.

---------------------------------------------------------------------

Pek iç açıcı değil ve fazlasıyla kaderci öyle değil mi?

 

O halde Herakleitos'a geçelim: 

 

Herakleitos'un "Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın" şeklinde yerleşik hale gelmiş deyişinin en klasik açıklaması, "Her şey akar ve değişir, ilk kez girdiğim nehirle ikinci kez girdiğim nehir aynı olmadığı gibi, nehre ilk kez giren benle ikinci kez giren ben aynı ben değilizdir; dolayısıyla da hayatta hiçbir şey sabit değildir, hiçbir an tekrarlanmaz, aynı kalan hiçbir şey yoktur." şeklindedir. 

 

Fikri mülkiyete nasıl indirgeriz bu deyişleri, bir taraftan kolay, diğer taraftansa oldukça zor ve eksik kalabilir. En kaba haliyle, Kral Süleymancı bakışla orijinallik ve yenilik dediklerimiz aslında var olanın tekrarıdır denilebilir; Herakleitosçu bakış ise devinim ve değişimin asıl olduğunu göstermektedir. 

 

Herkes istediği şekilde yorumlayabilir ve tarafını seçebilir.

 

Paris'te Gece Yarısı - W. Allen ve W. Faulkner'ı Karşı Karşıya Getirdi

Önder Erol ÜNSAL

 

2011 yapımı "Midnight in Paris (Paris'te Gece Yarısı)", Woody Allen tarafından yönetilen bir romantik komedi filmidir. Senarist ve yönetmen Woody Allen olunca filmin romantik komedilerin bilindik kalıp ve klişeleri arasında gezinmediğini kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.

 

Filmin ana kahramanı yazar Gil (Owen Wilson) nişanlısı ile birlikte Paris'te tatile çıkar. Bir gece Paris sokaklarında yürüyüşteyken kendisini bir anda Paris'in en güzel dönemi olarak tanımlanan 1920'li yıllarda bulur ve o dönemde Paris'te yaşayan edebiyat ve sanat dünyasının önde gelen isimleri birer birer filmde yer almaya başlar. Kimler yok ki; Ernest Hemingway, T.S. Elliot, Gertrude Stein, Dali, Picasso, Bunuel, Matisse, Cole Porter, F.S. Fitzgerald ve diğerleri... Yazı filmin tanıtımı olmadığından burada kesiyorum.

 

Film büyük başarı elde eder ve elbette her başarıda olduğu gibi bela sonradan ortaya çıkar.

 

Filmin bir sahnesinde kahramanımız Gil, "The past is not dead! Actually, it's not even past. You know who said that? Faulkner. And he was right. And I met him, too. I ran into him at a dinner party. (Geçmiş ölmemiştir! Aslında geçmiş bile değildir. Bunu kim söyledi biliyor musun? Faulkner. Ve haklıydı. Ve onunla da tanıştım. Onunla bir akşam yemeğinde karşılaştım.)” sözlerini kullanmıştır.

 

Metinde adı geçen Faulkner, Amerikan edebiyatının devlerinden 1962 yılında hayatını kaybeden William Faulkner'dır. Faulkner, Requiem For a Nun adlı eserinde (1951), "The past is never dead. It’s not even past. (Geçmiş hiç ölmemiştir. Geçmiş bile değildir.)" ifadesini kullanmıştır.

 

Faulkner'ın varisleri, filmde bu ifadenin kullanılması nedeniyle Faulkner'ın telif haklarının ihlal edildiğini öne sürerek filmin yapımcısı Sony Pictures'a karşı dava açarlar. Davalı Sony Pictures'ın savunması ise kullanımın minimal düzeyde adil kullanım olduğudur. 

 

2013 yılında Mississippi'de dava hakkında karar verilir.

 

Yargıç, filmdeki kullanımı minimal kullanım sayarak, davalının davacının telif haklarını ihlal etmediğine karar verir.

 

Kullanımın amacı ve niteliği bakımından hakimin getirdiği yorum; telif hakkıyla korunan eser ciddi bir edebiyat eseriyken,  davalı kullanımında yazılı bir kullanım ve bir melodinin başka bir şarkıda kullanımı gibi bir durum söz konusu değildir, kullanım bir komedi filminde kullanılan kısa bir konuşmadır. Kullanım ortamındaki bu biçim değiştirme, bu faktörü adil kullanım lehine değerlendirmeyi gerektirmektedir.

 

Kullanılan miktarın değerlendirilmesi faktörü de davacı lehine sonuç vermiştir. Davacılar, kullanılan ifadenin telif hakkıyla korunan eserin ruhunu temsil ettiğini belirtse de, hakime göre eserden yapılan dokuz kelimelik alıntının, orijinal eserin bütününün niteliksel önemini taşıdığı söylenemez. Buna ilaveten, dava konusu ifade eserin bütünü içerisinde çok küçük öneme sahiptir. Bu nedenle gerek niceliksel gerekse de niteliksel faktörler adil kullanım bakımından davalının lehinedir. 

 

Buna ilaveten yargıç, filmde yer alan kullanımın Faulkner'ın eserinin piyasasına zarar vermeyeceği, tersine yardımcı olacağı görüşündedir.

 

Sayılan nedenler çerçevesinde hakimin ulaştığı sonuç, telif hakkına konu eserle, davanın konusu eserin esasa ilişkin benzerlik içermediği ve Sony'nin kullanımının minimal düzeyde kullanım olduğudur. 

 

Belirtmeden geçemeyelim, davacılar filmle Faulkner Vakfı arasında tüketicilerin bir bağlantı kurabileceği iddiası çerçevesinde, marka hakkının ihlali gerekçesine de dayanmışlardır. Yargıç bu iddiayı, davalının ifade özgürlüğünü ortaya koyarak kabul etmemiştir.

 

Sonuç olarak dava reddedilmiştir.

 

Aşağıya filmden birkaç sahne ekliyorum, bakalım Gil'in karşılaştığı ünlülerin kimler olduğunu tahmin edebilecek misiniz?

İyi Kötü Çirkin

Özlem FÜTMAN

 

Amerika Birleşik Devletleri’nde son 8-9 yılın trendi “Çirkin Noel Kazağı”. Aslında kazaklar çirkin değil ama bunlara  çirkin denmesinin sebebi ninelerin o  klasik-sevimli-minnak Noel kazaklarından farklı olarak Noel Baba’yı türlü çeşit komik hallerde göstermeleri, ya da Noel’in çam ağaçları-süsler-geyikler gibi diğer klasik sembollerini esprili bir dille yansıtmaları. 2012 yılından beri Noel döneminde bu tip kazakların satışında her yıl bir öncekine göre daha büyük bir patlama yaşanıyor.

 

Böyle kazaklar üretip satan en önemli şirketlerden olan https://www.uglychristmassweater.com mesela satışlarını 2012 yılından beri her yıl %10 arttırmış.Üstelikte son bir-iki yıldır değişik sektörlerden pek çok şirket için sipariş üzerine çirkin Noel kazakları tasarlayıp satıyorlar. Anlayacağınız işin kapsamı gitgide büyüyor.

 

Eh, başarı olunca tabii ki arkasından hukuki ihtilafların gelmesi de normal.

 

2015 yılında Kim Kardashian People Dergisi için aşağıdaki pozu vermişti:

Kim Hanım bu fotoyla “interneti kırmak-darmadağın etmek” şeklindeki hedefine ulaşmış ve çokça konuşulmuştu o günlerde. İşte Tipsy Elves isimli şirkette, belki de bu fotodan “esinlenerek, aşağıdaki gibi bir çirkin Noel kazağı deseni yaratmış:

Yok, Kim Kardashian ya da onun resmini çeken fotoğrafçı Tipsy Elves’i dava etmemiş; Tipsy Elves kendi kazak deseninin çok benzerini taşıyan aşağıdaki kazakların Macy’s mağazasında satıldığını görünce bu kazakları üreten Mighty Fine isimli şirkete telif hakkı ihlali davası açmış.

Neticeten taraflar dosyada erken aşamada uzlaşarak konuyu kapatmışlar. Bu da böyle mutlu sonla biten bir Noel dava öyküsü olarak tarihe yazılmış işte, ho ho ho!

Sürdürülebilir Beslenme

Gonca ILICALI

 

Bu yazının konusunu; 2019 yılı sonlarında yayımlanan ve “Sürdürülebilir Sağlıklı Diyetler”in dayanması gereken temel prensipleri belirleyen, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization-FAO) ile Dünya Sağlık Örgütünün (World Health Organization-WHO) ortak çalışması oluşturuyor.

 

http://www.fao.org/3/ca6640en/ca6640en.pdf?utm_content=bufferbc19e&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer kaynağından erişim sağlanan bu önemli çalışmada, “Sürdürülebilir Sağlıklı Diyetler” kavramı; insan sağlığını ve refahını düşünen, çevreyi ve doğal kaynakları koruyan, cinsiyet ayrımı barındırmayan, yerelliğe önem veren, erişilebilir ve sürdürülebilir beslenme modellerini tanımlamak üzere kullanılmıştır.

 

Çalışmanın temeli; yetersiz beslenmenin ve çevre ile doğal kaynakların hızla bozulmasının, günümüzde verdiğimiz en büyük mücadelelerden iki tanesi olduğu gerçeğine dayanıyor.

 

Bir yandan düzensiz ve dengesiz beslenmenin sebep olduğu obezite, diğer yandan da besleyici ve yeterli miktarda gıdaya düzenli erişim imkânsızlığı, bireylerin sağlıklarını tehdit ediyor. Beslenmeye bağlı sağlık sorunları ise, bugün tüm dünya için yüksek maliyetli sosyoekonomik bir sorun.

 

Gıdaların üretim ve tüketim şekillerinin de, çevre ve doğal kaynakların üzerine etkisi var. Örneğin gıda üretimi, %48-70 oranında toprak ve temiz su kullanımı anlamına geliyor.

 

Sosyal, demografik ve ekonomik faktörler, insanların yaşam tarzlarının ve beslenme şekillerinin değişimine neden oluyor. Dolayısıyla gıdaların üretiminde de, belirli baskıları beraberinde getiriyor.

 

FAO ve Dünya Sağlık Örgütü, yukarıda kısaca özetlenen tespitler hakkında kapsamlı çalışmalar yürüterek, “Sürdürülebilir Sağlıklı Diyetler” oluştururken dikkat edilmesi gereken temel prensipleri belirlemiş. Bu konunun aynı zamanda devletlerin, uluslararası kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektörün ve akademinin öncelikli gündem maddelerinden olduğu da ifade edilmekte.

 

Sürdürülebilir sağlıklı diyetler, mevcut ve gelecek nesillerin bireysel bazda fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimlerini sağlamak üzere: çevreye etkisi asgari düzeyde olan; erişilebilir, satın alınabilir, güvenli ve adil; kültürel olarak kabul edilebilir bir çerçeve çizmekte. Bu konudaki temel prensipler, 16 adımdan oluşuyor.

 

Sağlık açısından dikkat edilmesi gereken hususlar:

 

- Sağlıklı beslenmenin ilk adımı, bebeklerin ilk 6 ay anne sütüyle beslenmesiyle başlıyor. 2 yaşına kadar devam edilmesi önerilen anne sütüne, uygun nitelikteki tamamlayıcı besinler eşlik ediyor.

 

- Çok çeşitli ve besin grupları arasında dengelenmiş, işlenmemiş ya da çok az işlenmiş gıdaya dayanmalı; yüksek oranda işlenmiş yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı. Çalışma, burada önemli bir açıklama içeriyor. Gıdaların işlenmesi, bazı durumlarda gıdaları daha güvenli hale getirir; yüksek kaliteli diyetler için faydalı olabilir. Ancak bazı tür gıda işleme prosesleri, yüksek oranda tuz, şeker ve doymuş yağ ilavesi gerektirebilir. Bu tür ürünlerin fazla miktarda tüketimi ise, sağlık için olumsuz etkiler yaratabilir.

 

- Tam tahıl, baklagil, kabuklu yemiş, bol ve çeşitli meyve ve sebze içerikli olmalı. Burada önemli bir dipnot olarak; patates, tatlı patates, manyok (cassava) ve diğer nişastalı kök bitkilerin meyve veya sebze olarak sınıflandırılmadığı belirtilmekte.

 

- Makul miktarda yumurta, mandıra ürünü, kümes hayvanlarının eti, balık ve az miktarda kırmızı et tüketilmeli.

 

- Sıvı tercihi, temiz ve güvenilir içme suyu olmalı.

 

- Yaşam döngüsü içinde aktif ve sağlıklı olmak için gerekli olan enerjiyi sağlayacak miktarda besin tüketilmeli ancak ihtiyaçtan fazlasından kaçınılmalı. Dünya Sağlık Örgütünün diyete bağlı olan ancak bulaşıcı olmayan hastalıklara ilişkin riskleri azaltan rehberine uygun olmalı. Bu husustaki ayrıntılı bilgilere, https://www.who.int/nutrition/publications/nutrientrequirements/healthydiet_factsheet/en/ adresinden ulaşılabilir.

 

- Mümkünse patojen, toksin ve gıda kaynaklı hastalıklara yol açan unsur içermemeli, mümkün değilse asgari düzeyde tutulmalı.

 

Çevresel etki açısından dikkat edilmesi gereken hususlar:

 

- Sera gazı emisyonları, su ve arazi kullanımı, azot ve fosfor uygulaması ile kimyasal kirlilik,bu konularda belirlenen hedefleri aşmamalı.

 

- Ekinleri, hayvanları, orman kaynaklı gıdaları ve suda yaşayan genetik kaynaklar da dahil biyolojik çeşitliliği korumalı ve aşırı avlanmadan kaçınılmalı.

 

- Antibiyotik ve hormon kullanımı asgari düzeyde tutulmalı.

 

- Gıdaların ambalajlanmasında plastik ve türevlerinin kullanımı minimize edilmeli.

 

- Gıda kayıpları ve gıda israfı azaltılmalı.

 

Sosyokültürel açıdan dikkat edilmesi gereken hususlar:

 

- Yerel kültür ve mutfak uygulamaları ile gıdanın kaynak, üretim ve tüketim değerlerine dayanmalı.

 

- Erişilebilir ve cazip olmalı.

 

- Cinsiyete dayalı olumsuzluk barındırmamalı.

 

FAO ve Dünya Sağlık Örgütünün bu çalışmasının; tarımda ıslah, gıda alanında inovasyon ve yerel ürünlerle ilgili çalışmalar yürütenler için çok yönlü bakış açısı sağlayacağı düşüncesiyle, tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyorum.

Yapay Zeka Buluş Sahibi Olabilir mi?

Önder Erol ÜNSAL

 

Avrupa Patent Ofisi (EPO), bir makinenin buluş sahibi olarak belirtildiği iki Avrupa patenti başvurusunu reddetti.

 

Her iki başvuruda da "DABUS" isimli bağlantıcı bir tip yapay zeka, buluş sahibi olarak belirtilmişti. Başvuru sahibi, buluş sahibinin hukuki halefi olarak Avrupa patentini almaya hakları bulunduğunu iddia etmekteydi.

 

EPO; 25 Kasım 2019 tarihinde, her iki başvuruyu da Avrupa Patent Sözleşmesi çerçevesinde buluş sahibinin makine olamayacağı, buluş sahibinin insan olması gerektiği gerekçesiyle reddetti.

 

Kararlar, EPO web sitesinde basın bülteniyle duyuruldu, ancak gerekçeli kararların Ocak 2020'de açıklanması bekleniyor. (https://www.epo.org/news-issues/news/2019/20191220.html)

 

Biz de kararları merakla bekliyoruz, gerekçeli kararlar son dönemlerde yoğun tartışma konusu olan fikri mülkiyet hakları - yapay zeka meselesinde yol gösterici olabilir.   

Ayın Müzesi: ODUNPAZARI MODERN MÜZE
TÜRKİYE’YE BİR HEDİYE

Özlem FÜTMAN

 

Bundan yaklaşık 1,5-2 yıl kadar evvel bir uçak yolculuğu sırasında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmış minnacık bir yazı dikkatimi çekmişti; okuduğum haberde Eskişehir’e bir modern sanat müzesi açılacağını, müze binasının  tasarımını dünyaca meşhur bir Japon mimarın yaptığını ve müze inşaatının devam ettiğini yazıyordu. Bu haber beni çok heyecanlandırdı ve o günden sonra Odunpazarı Modern Müze(OMM)  ile ilgili çıkan haberleri dikkatle takip etmeye ve sabırsızlıkla müzenin açılışını beklemeye başladım.

 

Nihayet OMM bu yıl Eylül ayında ziyarete açıldı. İş güç, hayat gaileleri derken benim Eskişehir’e gitmem Kasım ayını buldu.

 

Eskişehir’e gitmek meğer ne kolaymış! İstanbul’da oturanlar  ister karayolunu kullansın ister hızlı treni, ikisi de kısa ve güzel yollar.   Ben karayoluyla gittim ve öğlen gibi şehre vardım. İlk evvela Sazova Bilim Kültür Parkı’na gittim;  o kadar ferah ve  temiz bir yer ki.  Sonra doğru ver elini OMM.

 

Adından da anlayacağınız gibi OMM Eskişehir’in Odunpazarı adı verilen bölgesinde. Odunpazarı Unesco Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan, tarihi Osmanlı  evleriyle harika bir yer, binalar çok etkileyici ve hoş. OMM Odunpazarı’nın neredeyse göbeğine yerleştirilmiş ve müzenin harika modern tasarımı bölgenin tarihi dokusuyla etkileyici bir uyum sağlıyor.

 

Müze dünyaca ünlü Japon mimarlar Kengo Kuma ve YukiIkeguchi’nin imzalarını taşıyor. Kengo Kuma’ya müze fikriyle ilk ulaşıldığında doğal olarak  diyor ki “biz gelip mekanı bir görelim önce”. Sonra kalkıp Eskişehir’e geliyorlar ve Odunpazarı bölgesinden,Osmanlı mimarisinden, çok etkileniyorlar. Odunpazarı adından da anlaşılacağı gibi zamanında şehrin odun ticareti yapılan  bölgesi, o sebeple mimarların  ahşabın özgün kullanımına dayanan stilleriyle müzenin yerleşeceği bölge birbirini tamamlıyor ve sonunda ortaya bu çok estetik,  sakin ama etkileyici tasarım çıkıyor. Sadece estetik değil aynı zamanda insan doğasına da çok uyumlu bu binanın kendisi başlı  başına bir sanat eseri aslında. Daha dışarıdaki merdivenleri çıkarken bile ne hoş bir mekan diyorsunuz; evet merdivenler,çünkü basamakların bir kısmını  düz satıhlar şeklinde tasarlamışlar ki böylece çocuklar- çocuk arabası sürenler-yürüme güçlüğü çekenler dışarıdaki merdivenleri basamak tırmanmaksızın sadece düz satıhlar üzerinden zigzaklar çizerek zorlanmadan  çıkabilsin. Ne kadar  insani, bizim pek görmeye alışık olmadığımız  bir ince düşünüş….  

 

Müzenin yerleşimi ve genel görünümü şöyle:

Yaklaşık 4.500 m2 alana sahip olan OMM’nin içinde sergileme alanları, etkinlik mekanları, bir kafe ve müze dükkanı var.

 

Müzede şu anda açılış sergisi var ; Vuslat. Vuslat, yani kavuşma.Bu ilk serginin küratörü çok değerli sanatçılarla çalışan Galeri Nev’in kurucusu ve  modern Türk resmine emeği-katkısı  yadsınamaz olan Haldun Dostoğlu. Dostoğlu bu ilk sergiye Vuslat adını vermesinin sebebini şöyle anlatıyor; Eskişehir müzesine, koleksiyoner hayaline ve eserler seyircisine kavuşuyor. Hakikaten de öyle….

 

Müze kendisi de mimar olan bir  iş adamının özel koleksiyonunu sergilemek yanında aslında  Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların işlerinin sergileneceği, kültürlerarası diyaloğu teşvik eden, sürekli yenilenen bir platform olarak kurgulanmış. Müzede ileriki aşamalarda eğitim programları gibi faaliyetlerde yapılacak.Özel koleksiyonda 1100 eser varmış ve bu sergi için bunlardan sadece 90 tanesi seçilmiş sergilenmek için, bu demektir ki OMM’ye her gidişte yeni eserler görme lüksüne sahipsiniz. 

 

OMM’nin çıkış noktası müze sahibinin   20 yıl kadar evvel toplamaya başladığı  eserlerin nasıl ve nerede muhafaza edileceği konusunda aklında  oluşan sorular.Önce eserleri depoda mı saklasak demiş, daha sonra Yılmaz Büyükerşen ile yaptığı  bir konuşma sırasında kendisine bir alan verilirse bir modern sanat müzesi açabileceğini söylemiş. Ve işte bugün OMM açılmış durumda.  

Sadece resim yok sergide, başka türde eserler de var. Ancak bugünlerde sanırım en fazla konuşulan  eserlerden biri Japon bambu sanatçısı Tanabe ChikuunsaiIV’ün müzenin açılışına özel yaptığı enstelasyon. Tanabe bu eseri oluşturmadan evvel şehirde bir süre yaşayarak dokusuna odaklanıyor ve sonunda dört elementi yani toprak-su-hava ve ateş ile insanı merkeze alarak bu eseri oluşturuyor. Eserde kullanılan bambuların adı “kaplan bambu” ve sadece Japonya’nın Kochi isimli bir köyünün bulunduğu bölgede yetişiyor. Gerçekten de yakından baktığınızda çok etkileyici bir iş.

Müzenin kafesi de son derece ferah, harika ışık alan, son derece modern bir yer olarak tasarlanmış. Diğer yandan müze mağazası sanırım Türkiye’de bugüne kadar gördüğüm en güzel müze mağazası diyebilirim.

 

Eskişehir’e gittik ama nerde kalalım derseniz eğer, OMM’nin hemen arkasına OMM INN adında bir de otel yapılmış. Çok güzel  bir yer ve içinde de çok hoş ve modern  bir kafe/lokantası var. Yok orada kalmayalım derseniz, Odunpazarı bölgesinde başkaca oteller de gördüm veya birçok zincirin otellerinin yer aldığı bir oteller bölgesi var orada da kalabilirsiniz. 

 

Eskişehir sadece OMM’den ibaret değil, yine Odunpazarı’nda çok çok güzel bir cam müzesi var, ayrıca arkeoloji müzesi de gezilmesi gereken  bir mekan. Arkeoloji müzesi deyince aklınıza maalesef biraz eski ve bakımsız bir bina geliyor olabilir, ancak Eskişehir’de ki hiç de öyle bir yer değil ve bölgenin geçmişini anlamak için gitmenizi hararetle tavsiye ederim.

 

OMM’ye giriş için tam bilet 20-TL, Cam Müzesi’nin girişi 7-TL, arkeoloji müzesi de sanırım 7-TL idi.

 

OMM’nin Eskişehir’de yaşayanlar ve özellikle  öğrenciler için ne harika bir fırsat olduğunu tartışmaya gerek yok.  OMM gibi bir müze İstanbul’da olsaydı belki de bir noktada İstanbul’da böyle bir yer açılmasını normal karşılardık, oysa kabul edelim ki modern sanata ilişkin böyle bir mekanın Anadolu’da açılmış olması gerçek bir sürprizli ters köşe.

 

 

Ben Eskişehir’i çok beğendim.  Her yerde bir düzen tertip var, bakımlı ve temiz,  billboardlarda konser ilanları, gençlerle dolu çok güzel mekanları var. Ama en önemlisi Eskişehir’de sanat var, Türkiye’nin en güzel modern sanat müzesi binasına  sahip OMM var artık. Yolunuz Eskişehir’e düşerse OMM’ye gidin demeyeceğim, aksine, OMM’ye gitmek için yolunuzu Eskişehir’e düşürün.

IPR Gezgini Ankara Buluşması

Önder Erol ÜNSAL

 

IPR Gezgini okuyucularıyla daha önce bir kez Ankara'da bir kez de İstanbul'da buluşmuştu. Ankara buluşmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçtiğinden Aralık 2019'da yeni bir buluşma düzenlemeye karar verdik.

 

19 Aralık 2019 tarihinde buluşan ilgi ve katılım tahmin ettiğimizin çok üzerinde oldu. Katılan tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz. 

 

Yaklaşık 70 kişiydik! Ankara için inanması güç bir rakamdı bizce.

 

Şöyle ki, buluşmayı düzenlerken ve mekan arayışındayken görüştüğümüz kişilere 40 kişi oluruz muhtemelen diyorduk.  Kayıtlarımız 75 kişiye ulaştığında da gene de son anda gelmeyenler olur, yaklaşık 50 kişi oluruz diye düşünüyorduk. Tam tersi oldu kayıt yaptıran neredeyse herkes katılım sağladı.

 

Yoğun ilgi ve katılıma sadece biz değil, etkinliği düzenlediğimiz mekan da şaşırdı. Sayenizde havalı-prestijli müşteri konumuna geçtiğimiz bir yer oldu, hepinize bunun için de teşekkürler.  

 

Geceden birkaç gözlem:

 

Sitenin takipçi ve hatta yazar profilinde 2019 yılında bir değişiklik olduğunu şahsen fark etmiştim. Fikri mülkiyetin çeşitli alanlarında uzun yıllardır çalışan ve bu işi meslek edinmiş okurlarımız sitenin uzun yıllar boyunca başlıca takipçi kitlesiydi. O grubu halen muhafaza ediyoruz, ancak 2018'in ikinci yarısından başlayan ve 2019'da artarak devam eden eğilim; yeni mezunların, bu alanda kariyerlerine başlamak isteyenlerin ve fikri mülkiyet alanında lisansüstü çalışmalarını sürdürenlerin siteye yoğun ilgisi oldu. Bu sadece takipçilerle sınırlı kalmadı, 2019'da siteye bu gruptan yazı sağlayan çok sayıda arkadaşımız da oldu. 

 

Bu durum bize şunu gösteriyor, artık sadece alanın gediklileri tarafından değil, alana başlangıç yapan ve/veya akademide edindikleri bilgiyi camiayla paylaşmak isteyen nispeten genç dostlarımız da IPR Gezgini'ni tanıyor ve takip ediyor. Bundan mutluluk duyuyoruz elbette ki.

 

Aralık buluşmasında bunun yansımasını canlı olarak da gördük, aramızda çok sayıda stajyer, mesleğinin başlangıcında takipçimiz vardı. Onlara da katılımlarından dolayı teşekkür ediyoruz.

 

Katılanların çoğunluğu tabii ki, uzun yıllardır tanıdığımız, tanımasak da ismen bildiğimiz alanın nispeten eskileriydi. 

 

Herkesin doyasıyla sohbet ettiği ve eğlendiği güzel bir gece oldu. İyi ki yapmışız.

 

IPR Gezgini ekibinden Önder E. Ünsal, Güldeniz Doğan Alkan, Poyraz Deniz ve O. Umut Karaca Ankara buluşmasına katıldılar.

 

Kış sonu gibi bir İstanbul buluşması yapalım yönündeki niyetimiz ise oldukça belirginleşti. Muhtemelen 2020 kış aylarının sonunda İstanbul'da yeni bir buluşma düzenleyeceğiz.

 

Son olarak geceden birkaç fotoğrafa yer veriyor ve geceyi bizimle paylaşan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz.   

Saçmalardan Seçmeler:

Önder Erol ÜNSAL

 

1- USPTO patentiyle vakti zamanında koruma altına alınmış "bebek pışpışlama düzeneği". Yanlış ayar bebeği pışpışlamak yerine pataklamak olmayacak mı peki? 

2- Şehir havasının kirliliği yürüyüş keyfinizi kaçırıyorsa, "sera başlığı" tam size göre. Patentli bir ürün üstelik. Bundan sonra yürüyüş keyfinizi egsoz dumanı ve kömür kokusu durduramaz; her an doğanın kokusuyla baş başasınız.

Aralık 2019 Yazı Koleksiyonu:
Türk Patent ve Marka Kurumunun Kedisi: Mualla, Beyaz veya Sadece Kedi
Guardian angel Son günlerde yapay zeka fırtınası iliklerimize dek işledi ve yapay zeka - fikri mülkiyet hukuku ilişkisini irdeleyen çalışmalar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu da demek ki, fikri mülkiyet camiasının…

Read more...
Dijital Ürün de Tükenir mi Dersiniz? ABAD’ın Tom Kabinet Kararı ve Hukuk Sözcüsü Szpunar’ın Değerlendirmesine Kısa Bir Bakış!
Dijital dünyada ikinci el üründen bahsetmek mümkün mü? Sorunun cevabı her zaman çok da net olamayabiliyor. Zira, dijital ürünlerin satışı geleneksel ürünlere ilişkin benzerlikleri içinde bulundursa da  onlardan bir o…

Read more...
LİYAKAT ÖYKÜSÜ *
M. Kaan DERİCİOĞLU ** İki üniversitedeki “fikri haklar” dersinde, insanın zekasını kullanarak yarattığı eserlerin neden korunması gerektiğini anlatırken yeri geldiği zaman, çalışma yaşamının kurallarından da söz etmek gereğini duyuyorum. Yıllık…

Read more...
Bir Telif Hakkı Öncüsü: Charles Dickens
IPR Gezgini E-Bülteni'nde yayımlanmış yazıların bir kısmına sitede yeniden yer vereceğimizi önceden duyurmuştuk. IPR Gezgini E-Bülteni Kasım ayı sayısında yer almış bu yazı, bülten takipçisi olmayan okurlarımızın da ilgisine sunulmaktadır.…

Read more...
Son Çağrı: IPR Gezgini Ankara Buluşması 19 Aralık'ta
IPR Gezgini Ankara Buluşması 19 Aralık Perşembe akşamı saat 19.00'da. Yer kesinleşti, Tunalı'dayız ve kalabalığız. Eğer bizlere katılmak isterseniz, 17 Aralık günü akşamına kadar katılım talebinizi iprgezgini@gmail.com adresine e-postayla bildirebilirsiniz.…

Read more...
Ambalaj Kağıdı Desenlerinin Ayırt Ediciliği - EUIPO Temyiz Kurulu Kararı (II)
Birkaç gün önce, aşağıda hatırlatacağımız başvuru hakkında EUIPO tarafından ayırt edici nitelikten yoksunluk gerekçesiyle verilen ret kararına karşı yapılan itiraz hakkındaki görüşlerinizi merak ettiğimizi belirtmiştik. Görüşünü bizimle paylaşan Büşra Altındağ…

Read more...
ÜÇ BOYUTLU ŞEKİL MARKANIZI ÖN PLANA ÇIKARARAK REKLAM YAPMANIZ MARKANIZI KAYBETMENİZE SEBEP OLABİLİR…
Kafatası şeklinde tasarlanmış bir şişe, votkalar için malın cazibesini/albenisi ve dolayısıyla değerini önemli ölçüde arttırarak tüketici tercihlerini kuvvetli biçimde etkileyebilir mi? Özgün şişe şeklini ön plana çıkaracak şekilde tanıtım stratejisi…

Read more...
EUIPO TEMYİZ KURULU EKİM AYI ÖNEMLİ KARARI: THE MOON RACE
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Temyiz Kurulunun 2019 yılının Ekim ayında vermiş olduğu kararlar arasında yer alan ve bu yazının konusunu oluşturan karar, reklam sloganları bağlamında ayırt ediciliği ele…

Read more...
Ambalaj Kağıdı Deseni Sizce Ayırt Edici mi? EUIPO Temyiz Kurulu Kararı (I)
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) Temyiz Kurulu, ofisin itiraza konu olan kararlarını, ilgili mevzuat ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ışığında yorumlayarak, çoğu halde ofis birimlerinin gelecekteki uygulamalarına şekil…

Read more...
IPR Gezgini Ankara Buluşması: 19 Aralık Akşamını Ajandanızda İşaretleyin
Planlandığını geçtiğimiz hafta duyurduğumuz IPR Gezgini Ankara Buluşması 19 Aralık Perşembe akşamı saat 19.00'da yapılacak. Yüksek katılımlı bir buluşma olacak gibi gözüküyor, katılım taleplerini 16 Aralık gününe dek almaya devam…

Read more...
Folklorik Türk Marka Terminolojisi
IPR Gezgini E-Bülteni'nde yayımlanmış yazıların bir kısmına sitede yeniden yer vereceğimizi önceden duyurmuştuk. IPR Gezgini E-Bülteni Ekim ayı sayısında yer almış bu yazı, bülten takipçisi olmayan okurlarımızın da ilgisine sunulmaktadır.…

Read more...
“BLACK FRIDAY” MARKA OLURSA…
Son yıllarda gerek ülkemizde gerekse dünyada artan tüketim çılgınlığının belki de en yüksek noktaya ulaştığı, alışveriş uğruna tüketici ve satıcı tarafından çok çeşitli uğraşların verildiği güne verilen isim: Black Friday.…

Read more...
Facebook Twitter LinkedIn

Tasarım ve Hazırlayan: Önder Erol ÜNSAL

Katkıda Bulunanlar: Özlem FÜTMAN, Gonca ILICALI

Bu bülten IPR Gezgini yayınıdır. (www.iprgezgini.org)

Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  

Bültene abonelik için iprgezgini@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz gereklidir.    |    Çevrimiçi Görüntüle