SN. ÖNDER E.ÜNSAL’I ve IPR GEZGİNİ’Nİ TAKDİMİMDİR

 

Sevgili Takipçiler,

Öğrendim ki bu ay iki kutlama bir aradaymış meğer; 8 Kasım Önder Bey’in doğum günüymüş ve ayrıca 5 yıl evvel IPR GEZGİNİ Kasım ayının son haftasında kurulmuş.

Yazının başlığını görünce bazılarınız “Sen daha 2 sene evvel siteden haberdar oldun, bir yıl evvel de yazmaya başladın. Biz zaten Önder Bey’i de siteyi de senden çoooook evvel tanıyoruz.” diyebilir tabi. Böyle düşünenlere diyecek lafım yok elbette, saygı duyuyorum görüşlerine! Bu gerçeğe rağmen, iki doğumgününü duyunca aklıma Önder bey ile bir röportaj yapma fikri geldi, kendisi de bu fikre sıcak bakınca hemen bazı sorular hazırlayıp gönderdim. Aşağıda Önder Bey’in sorularıma verdiği cevapları okuyacaksınız.

Bu röportajı okurken unutmayın ki ben ne gazeteciyim ne de profesyonel bir röportajcı. Dolayısıyla en doğru soruları ya da sizin aklınıza gelen başkaca soruları soramamış olabilirim. O sebeple, ne derler bilirsiniz; bir kusurumuz olduysa affola!

Cevapları için Önder Bey’e teşekkür ediyor, geçmiş doğumgününü kutluyor, kendisine sevdikleriyle birlikte mutlu, huzurlu ve sağlıklı güzel bir yaş diliyorum. IPR GEZGİNİ’ne de takipçileriyle birlikte nice yaş günleri olsun diyorum!

 

Önder Bey,

1-      Nerede doğdunuz ve büyüdünüz? Ankara’da yaşıyorsunuz ama Ankaralı mısınız?

Özlem Hanım, benim ve IPR GEZGİNİ’nin doğumgünü için bu röportajı yapma fikriniz gerçek bir sürpriz oldu, teşekkür ederim.

Ankara doğumluyum, ancak Ankaralı değilim. Çocukluğum ve gençliğim, babamın mesleği nedeniyle, üniversiteye değin Türkiye’nin birbiriyle ilgisiz pek çok yerinde geçti. Ankara, Kıbrıs ve Çorlu’da büyüdüm, ilkokula Çorlu, Ardahan ve Trabzon’da gittim. Trabzon’da geçen uzun yıllardan sonra lise sonu Polatlı’da okudum. Aslına bakarsanız kendimi hiçbir yere yakın hissetmiyorum ve yerel aidiyet duygum yok. Gene de Trabzon’da çok uzun süre yaşadığım ve halen görüştüğüm en eski arkadaşlarım oradan olduğu için Trabzon’un ve Trabzon Anadolu Lisesi’nin yeri bende çok ayrıdır diyebilirim.

 

2-      En sevdiğiniz müzik parçası nedir?

En sevdiğimi belirlemem çok güç, yüz yıl dinlesem de bıkmayacağım pek çok parça var. Pekala üç tane seçiyorum: Supertramp – School; Dire Straits – Telegraph Road; The Clash – London Calling.

 

3-      Pixies vs gruplara ve o tarz müziğe olan ilginiz ne zamandır var?

1974 doğumluyum ve küçük şehirlerde büyüdüm. Pasajlarda toplama kaset çektiren, hazır tüketmeye alışkan olmayan, zevk ve bilgiye tırmalayarak erişen kuşaktanım. TRT Radyo 3 önemli besin kaynağımdı, müzik zevkim radyo ve toplama kasetlerle gelişti. Başlangıç tarihi ise 1988-89 yılları.

 

4-      TÜRKPATENT’de çalışmaya nasıl karar verdiniz? Blogdaki biyografinizde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olduğunuz yazıyor, yolunuz Türk Patent ve Marka Kurumu’yla nasıl kesişti?

Evet, Ankara Üniversitesi SBF’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okudum, 1996 yılında mezun oldum. Amacım üniversitede kalmaktı, onun olmayacağını fark edince, biraz da hayal kırıklığıyla devlet kurumlarının sınavlarına gireyim dedim. Türk Patent Enstitüsü’nün ilanını gördüm; başvurdum, girdiğim ilk sınavdı, kazandım ve başladım. Tamamen tesadüf, en ufak bir bilinçli tercih söz konusu değil.

SBF’nin en parlak döneminde oradaydım, puanlar Türkiye’nin en tavanında, dolayısıyla öğrenciler iyi, 1402’likler geri dönmüş, en klas ve ekol sahibi hocalar bizde ve özellikle bizim bölümdeydi. O bakımdan çok şanslıyım, sosyal, entelektüel ve politik bilincimin oluşmasında bu dönemin katkısı çok büyük. Okuduğum bölümün amacı kamuya bürokrat yetiştirmek olduğu için sadece kamu yönetimi, yerel yönetimler, siyasal kuram – tarih, siyaset felsefesi dersleri değil, bunların yanında çok sayıda ekonomi ve hukuk dersi de almıştım. Diğer bölümler dönemlik 6 ders alıyorsa, biz 9-10 ders alıyorduk; öğrenciyken zor geliyordu, ama sonrasında faydası büyük oldu.

 

5-      Mesleğinizi icra ederken başınıza gelen komik bir olayı anlatır mısınız desem?

Aslında çok anı biriktiren, daha doğrusu hatırlayan bir insan değilimdir. Mesela, 8 ay Malatya’da askerlik yapmama ve babam nedeniyle askerliğe çok aşina olmama rağmen, bir tane askerlik hatırası anlatamam. Bir gün annem dayanamayıp sormuştu, oğlum senin askerde hiç anın falan olmadı mı, neden bir şey anlatmıyorsun diye. Düşününce hak verdim, sıfır anı gerçekten enteresan bir hal.

Gerçi bir psikanalist beni kanepeye yatırsa bayağı bir şey anlatırım diye düşünmekten kendimi alamıyorum :))

 

6-      Kariyerinizin bir döneminde, TÜRKPATENT ile WIPO arasındaki anlaşma uyarınca,  Cenevre’de WIPO bünyesinde çalıştığınızı biliyor birçok takipçimiz. Cenevre’de yaşamak nasıldı? En çok neleri sevdiniz orada?

Cenevre yaşam kalitesi bakımından harika bir şehir, ancak çok pahalı olduğu gerçek ve biraz da sıkıcı olduğu söylenir (bence hiç sıkıcı değil gerçi). Elbette bize orada Birleşmiş Milletler tarifesinden verilen maaş iyi bir hayat için oldukça yeterliydi. Cenevre’de yaşayanlar haftasonlarını kışın kayakta, yazın farklı ülkelerde geçiriyor çoğunlukla. Oradayken çok gezdim, doğa yürüyüşlerini sevdiğim için neredeyse her haftasonu İsviçre Alpleri’nin farklı bir bölgesindeydim. İsviçre doğa harikası bir ülke ve doğallığı korumayı başarıyorlar. Keşke bizde de öyle olsa demenin faydası yok, maalesef bizde öyle olmuyor. Bir peynirsever olarak Gruyer’i çok sevdim, Montrö de çok harika bir ufak şehir, her köy bir sanat eseri görünümünde, kısaca en çok ülkenin doğa görünümünü sevdim.

 

7-      IPR GEZGİNİ bugün camiada hemen herkesin takip ettiği bir blog haline dönüştü ve yazılarınızı zevkle okuyoruz. Ancak eminim ki başlangıçta durum hiç de böyle değildi. Siteyi takip eden insan sayısı azken ve tüm yazıları siz yazarken yani işin başlangıcındaki yalnızlık bölümünde yazmaya devam etme konusunda sizi motive eden şey neydi?

Tek kelime “tutku”.

Elbette yalnız yazmak zordu ve karşılık görmeyince boşluğa bağırıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ancak, önce birkaç kişiden sonra da daha kalabalık bir kitleden takdir ve karşılık gelince, yolun doğru olduğunu anlıyorsunuz. Hele ki, yaptığınızı severek yapıyorsanız, ondan sonra durmak zaten imkansız hale geliyor. Bu noktada, beni yalnız bırakmayan tüm IPR Gezgini yazarlarına da ayrıca teşekkür ediyorum.  

 

8-      IPR GEZGİNİ ismini nasıl seçtiniz?

2011 yılının Kasım ayında siteyi ilk kurduğumda ismi “cinsçeşitvasıf”tı. Bu ismi ben de pek sevmemiştim ve siteyi yenilerken ismini de değiştirmek istedim. Bayağı da düşündüm. Seçenekler arasında en güzeli “IPR Gezgini” gibi geldi. Aslında riskli de bir isim, çünkü “IPR nedir” diye sorunca, bizim alanın insanları ve meraklılarının dışında kimsenin bir fikri olduğunu sanmıyorum. Sitenin hedef kitlesi alan uzmanları olduğundan, başka kimsenin de anlamasına gerek yok diyerek “IPR Gezgini” ismini netleştirdim. Ve de Kasım 2013’ten bu yana IPR Gezgini yayında.

 

9-      Sevdiğiniz 3 kitabın adını bizle paylaşır mısınız?

Çocukluğumda okuduğum ve beni en çok etkilemişler olarak yanıt veriyorum: Sineklerin Tanrısı (William Golding); İki Şehrin Hikayesi (Charles Dickens); Çavdar Tarlasında Çocuklar (J.D. Salinger – Bu enteresan çünkü amcamın Avusturyalı sevgilisi bana kitabın İngilizcesini hediye etmişti ve 14 yaşımdaki İngilizce düzeyimle okumuş olmama rağmen beni çok derinden etkilemişti.)

 

10-  LıkLık adında bir kediniz olduğunu takipçilerimiz biliyor, pek de yaramaz bir şeye benziyor kendisi. LıkLık kaç yaşında ve ne zamandır sizinle? LıkLık ile olan hikayeniz nasıl başladı? 

LıkLık iki yaşında beyaz bir kedi, mavi gözleri var ve kulakları duymuyor. Yaklaşık iki aylıkken işyerinin bahçesinden alıp eve getirdim. Annesi ve kardeşleriyle birlikte işyerinin bahçesinde yaşıyorlardı ve işyerindeki hayvanseverler onları besliyordu. Ufak tefek gri bir yavruydu, sonra o griliğin kir olduğunu fark ettim elbette(!). Ailesi bir süre sonra barınağa götürüldü, iyi ki LıkLık’ı ben almışım. LıkLık çok hareketli ve yaramaz, yerinde durmayan bir kedi diyebilirim. Ama çok da sevecendir, koşturmayı bırakırsa, yanınıza yatar, üstünüze çıkar ve size mutlaka bir yeriyle temas etmesi gerekir. Onsuz yaşam nasıldı, şu anda hatırlamıyorum bile.

 

11-  IPR GEZGİNİ’nin genel konsepti dışına çıkıp, vefatından sonra, David Bowie hakkında yazı yayınladığınız belirtiliyor Ekşi Sözlük’te. Ara ara böyle yazılar yazmaya devam etmeyi düşünüyor musunuz? 

Genel konsept dışına çıktığım zamanlarda yazdıklarımın da fikri mülkiyet ile bir şekilde bağlantısını kurmaya gayret ediyorum. Zihin karmaşası içerisinde bazen denge bozuluyor ve dönüp okuyunca bazen bağlantıyı kurmakta ben bile zorlanıyorum. Ancak, belirli bir düzende yazmayı ve siteyi aksatmamayı amaç haline getirince bu durum kaçınılmaz, o nedenle de kendimi fazla sınırlamıyorum. IPR Gezgini’nde kimseyi eğitmek veya bir şeyler öğretmek gibi bir iddiamız yok, yazılarda belirli bir seviyeyi gözetmekle birlikte, akademik bir boyutumuz olduğunu da iddia etmiyoruz. Amacımız yazarken eğlenmek ve aynı zamanda okuyucuların da bu zevki paylaşması, dolayısıyla serbest stil yazıların daha da artacağını tahmin ediyorum.

 

12-  Biri Ankara’da biri İstanbul’da olmak üzere iki kez takipçilerle IPR GEZGİNİ buluşması yaptınız. Bir buluşma daha organize etmeyi planlıyor musunuz?

Evet, Ocak 2019’da Ankara’da bir buluşma planlıyorum. Tanışma ve sosyalleşme güzel; aynı ailenin fertleriyiz, resmi olmayan ortamlarda konuşma ve tanışma bence harika.

 

13-  Bazıları 13 rakamının uğursuzluğuna inanır. Ben röportajı 12 soruyla bitirmeyi planlamıştım ama aklımdaki soruyu, espri anlayışınıza sığınarak, sormadan edemeyeceğim; sosyal medyada en çok like alan yazılarınızın “tatile gidiyorum bir hafta yazamayacağım”, “solaklar gününüz kutlu olsun şeklinde”  anonslar/bildirimler olması hakkında ne düşünüyorsunuz? (!) Sizce takipçiler “tatile gidiyorum bir hafta yazı yok” şeklindeki bir anonsu heyecanla likelayarak nasıl bir mesaj veriyor?!!!!

Adalet Divanı çok önemli bir karar veriyor, çıktığı anda okuyor, gece saatlerce uğraşarak bunu sitede yazıyorsunuz ve kararın verildiği tarihle Türkiye’de IPR Gezgini’nde kararın detaylı şekilde aktarıldığı tarih arasında sadece bir gün var. Yazıyı sosyal medyada da (Facebook, Twitter, LinkedIn) duyuruyorsunuz ve yazının aldığı like sayısı 5-6’dan fazla değil. Kaldı ki, yazıdan hiçbir maddi kazanç elde etme falan da söz konusu değil. Eeee, dolayısıyla da yazıya okuyucu tepkisini merak ediyorsunuz, bunun ölçüsü internet blogları için yorumlar ve beğeni sayısı, vb.

Like sayısını çok önemsemiyorum dersem yalan olur, çünkü önemsiyorum (hepimiz insanız), ama like sayısı az olunca da üzülmüyorum. Önemli olan sitenin e-posta ve sosyal medya takipçisi sayısı ve o da bugünlerde 2300’e dayandı, Türk fikri mülkiyet camiası için çok büyük bir rakam.

Bu arada, bana bu soruyu niye sorduğunuzu bilmiyorum sanmayın lütfen! Bu sizin beni tiye aldığınız bir konu, çünkü sizin teorinize göre takipçiler “bir hafta yazı yok” şeklindeki bir anonsu bolca likelayarak şunu demek istiyor: Her hafta iki-üç yazı, sürekli yazı yeter artık, tatile gidin de bizde birazcık kafamızı dinleyelim! Ben de size daha önce verdiğim cevabı burada bir kez daha tekrar ediyorum: Tatile gitmek dinlenmek demek, okuyucular dinleneceğim ve yeni kararlar için yenilenmiş bir şekilde döneceğim için sevinmiştir diye düşünüyorum :)) 

IPR Gezgini’ni okuyan ve takip eden herkese teşekkür ediyorum. Yazıları sosyal medyada likeyanlara ise ayrıca teşekkür ederim :))

 

Özlem FÜTMAN

ofutman@gmail.com

Kasım 2018

 

 

2 thoughts on “SN. ÖNDER E.ÜNSAL’I ve IPR GEZGİNİ’Nİ TAKDİMİMDİR

  1. Önder abi güzel bir insanı tanımak ve onunla beraber çalışmak mutluluk verici. Kendisine saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum. İyi varsın abi.

    • Murat, güzel sözlerin için teşekkürler. Çok mutlu oldum, aynı hisler benim için de geçerli. Selamlar.

Bir Cevap Yazın