SAYIN ÖZLEM FÜTMAN’A YANIT – J’ACCUSE! (SUÇLUYORUM)

 

Özlem Hanım Merhaba,

Detaylı yanıtınızı ve çağrınızı (SAYIN ÖNDER E. ÜNSAL’A CEVAP ve OSLO HEYKEL PARKI KARARINI YAZMASI İÇİN ÇAĞRIDIR – https://wp.me/p43tJx-Lx) aldım.

Nedendir bilinmez (!) Oslo kararını yazmama ilişkin çağrınız aklıma birden Emile Zola‘yı ve meşhur Dreyfus Davası‘nı getirdi. Zola, Dreyfus davasıyla ilgili olarak, 1898’de L’Aurore gazetesinde Fransa Cumhurbaşkanına hitaben yazdığı açık mektuba “J’accuse! – Suçluyorum!” başlığını atmıştı.  Davayı merak edenler zaten, en azından internetten, bulup okur diyorum ve cevabıma devam ediyorum.

Özlem Hanım;  elbette siz başta olmak üzere kimseyi suçlamıyorum, ama doğrudan bana yönelik bir çağrı alınca itiraf edeyim ki biraz koltuklarım kabardı ve havalı bir giriş yapmak istedim. O nedenle kimi suçladığımı bilmeden, “J’accuse” diye haykırıyorum! (Tabi Oslo kararı benim elimde olduğundan(!) çağrının da doğrudan bana yapılması normal ama, neyse!)

Doğrusu birkaç cümleden ibaret soruma, gene birkaç cümlelik bir yanıt bekliyordum, ancak yanıtınızın kapsamı ve uzunluğu beni olumlu yönde şaşırttı. Öncelikle “teşekkürler” sorumu bu denli ciddiye aldığınız için, sonrasında da “üzgünüm” sizi bu denli yorduğum için. Elbette, sizinkisi kadar detaylı ve emek verilmiş bir yanıta karşılık olarak “teşekkürler pek naziksiniz ve size iyi günler dilerim” diyerek konuyu kapatmak olmazdı, bu nedenle ben de mesele hakkında birkaç cümle karalayarak çağrınıza yanıt vermek istedim.

Sondan başlamak gerekirse:

Evet, sizin IPR Gezgini’nde yazmayı çok istediğiniz Oslo Heykel Parkı kararını, sizin isteğinizden hiç haberim olmaksızın, sizden önce yazdım ve yazalı da neredeyse bir buçuk ay oldu. Bununla birlikte yazıyı sitede henüz yayınlayamadım, çünkü yazıyı verdiğim dergi henüz basılmadı, ben de onlardan önce yazıyı burada yayınlamak istemiyorum. Aslında istiyorum da, kendimi tutuyorum diyelim. Bakalım bu kendimi tutma halini daha ne kadar devam ettirebileceğim?

Soruma verdiğiniz yanıta gelince, aslında yazdıklarınızın çoğuna katılıyorum ve doğru tespitler olduğunu düşünüyorum. Oslo Heykel Parkı kararı da bu tip bir durumla ilgili ve yanıtını aradığımız birkaç soruya ilişkin değerlendirmeler de içeriyor. Oslo Heykel Parkını bir tarafa bırakıp Neuschwanstein’a ilişkin sorum ve sizin yanıtınız ekseninde gidecek olursak:

1- Sizin de altını çizdiğiniz gibi, aynı marka hakkında Alman Patent ve Marka Ofisi ve Alman yargısı ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılık nedeniyle hükümsüzlük kararı verirken, EUIPO aynı yönde karar vermediği gibi, Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü’nün görüşü de Alman yargısının tersi yönde olmuş. Adalet Divanı’nın kendisi ne diyecek şu an için bilmiyoruz, ancak divan kararlarında genellikle Hukuk Sözcüsü’nün görüşü takip edildiğinden, kararın Alman yargı kararının tersi yönde olması sürpriz olmayacak.

Bu noktada, ilk tespit: Sizin de belirttiğiniz gibi, Avrupa Birliği marka tescil organı (EUIPO) ve birlik yargısı (ECJ), üye devletlerin ulusal idaresi – yargısı ne demiş olursa olsun kendi bildiği yoldan gidiyor. Üye devletin bir kültürel değeri (NEUSCHWANSTEIN Şatosu) söz konusu da olsa bu durum değişmiyor.

2- Alman idaresi ve yargısı, NEUSCHWANSTEIN ibaresini ayırt edici bulmuyor ve bu terim tanımlayıcıdır diyor ancak bunları derken, sizin detaylı biçimde yazdığınız gibi, şatonun Almanya açısından tarihi – kültürel-politik-mimari ve turistik değerine referansta bulunuyor.

Bu noktada durup şunu sormak gerekiyor: O zaman neden işareti doğrudan tarihi ve kültürel bir değer olmasını gerekçe gösterip reddetmemişler?

Yanıt: O gerekçeyle reddedemezler, çünkü belirtilen içerikte bir ret gerekçesi Alman Marka Kanunu – mutlak ret nedenleri marka 8 kapsamında bulunmuyor:

“Section 8
Absolute obstacles to protection
(1) Signs eligible for protection as a trade mark within the meaning of section 3 which cannot be depicted graphically shall be excluded from registration.
(2) The following trade marks shall be excluded from registration
  1. those which are devoid of any distinctive character for the goods or services,
  2. which consist exclusively of signs or indications which may serve, in the course of trade, to designate the nature, quality, quantity, intended purpose, value, geographical origin or the time of production of the goods or of rendering of the services or to designate other characteristics of the goods or services,
  3. which consist exclusively of signs or indications which have become customary in the current usage or in the bona fide and established practices of the trade to designate the goods or services,
  4. which are of such a nature to mislead the public, in particular with regard to the nature, the quality or the geographical origin of the goods or services,
  5. which are contrary to public policy or to accepted principles of morality,
  6. which contain state coats of arms, state flags or other sovereign state symbols or coats of arms of a domestic locality or of a domestic municipal or other local authority association,
  7. which contain official certification marks or hallmarks which are excluded from registration as a trade mark in accordance with a notice made by the Federal Ministry of Justice in the Federal Law Gazette (BGBl.),
  8. which contain coats of arms, flags or other symbols, seals or designations of international intergovernmental organisations which are excluded from registration as a trade mark in accordance with a notice made by the Federal Ministry of Justice in the Federal Law Gazette,
  9. the use of which can evidently be prohibited in the public interest in accordance with other provisions, or
  10. which have been applied for in bad faith.”

https://www.gesetze-im-internet.de/englisch_markeng/englisch_markeng.html#p0052

Dolayısıyla, sanırım en makul ret gerekçesi olarak ayırt edici nitelikten yoksunluk ve tanımlayıcılığı uyguluyorlar.

Bana kalırsa, kamu düzenine aykırılık da yerinde bir ret gerekçesi olabilirdi. Şöyle ki, bir işaretin kamu düzenine aykırı olarak kabul edilmesi için mutlak surette terör veya suçla ilgili bir içeriğe – anlama sahip olması şart değil. Toplumsal bir değerin herhangi birisi adına tescili de kamu menfaatine aykırı olarak kabul edilebilir ve işaret kamu düzenine aykırılık gerekçesiyle reddedilebilir. Gerçi bizde açık olarak konuya özel bir ret gerekçesi bulunduğundan, Türkiye için bu tartışma pek de önem taşımıyor.

3- 6769 sayılı SMK madde 5/1-(ğ) bendi “Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren işaretler”in marka olarak tescil edilemeyeceği hükmünü içeriyor.

Sizin de belirttiğiniz gibi, eski KHK’da yer almayan “adlandırmalar” kelimesinin eklenmesi, bu bent kapsamına sadece figüratif unsurların girmeyeceğini ve  kelimelerden oluşan işaretlerin de ilgili bent kapsamında reddedilebileceği hususunu açıklığa kavuşturuyor. KHK döneminde tartışmalı olan bu husus, SMK ile böylece netleşti. Dolayısıyla, Türkiye için önemli bir tarihi – kültürel değerin ismini içeren bir tescil talebi, bu bent kapsamında artık herhangi bir tartışma zeminine yer vermeksizin reddedilebilir.

4- Bu noktada gene de tartışmalı hususlar kalıyor:

a- Tarihi ve kültürel değer olarak tespitte esas alınması gereken ölçüt nedir? (“Topkapı Sarayı” tarihi ve kültürel bir değerdir, ama mesela 1850 yılından kalma olup şu an restoran olarak hizmet veren “Zencefil Paşa Konağı” (uydurma bir konak ismi) da tarihi ve kültürel bir değer midir?)

Veya “Aladağlar Milli Parkı” kültürel bir değer ise “Aladağlar” da tek başına kültürel bir değer midir?

Tevfik Fikret ismi bir kültürel değer olarak mı değerlendirilmelidir? Eğer öyleyse, kişisel gelişim kitabı yazan ve yüzbinlerce satan bir günümüz yazarı da kültürel bir değer olarak mı değerlendirilecektir?

Sorular çoğaltılabilir. Bunların yanıtları aşağı yukarı verilebilse bile, uygulanacak ölçütler ister istemez öznel değerlendirme içerecektir.

b- “Yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş” ifadesinin karşılığı nedir?

Bu ifadenin karşılığı farklı kategorilere göre değişecektir, ancak her durumda bunun karşılığını bulmak mümkün olmayacaktır.

Mesela “Barbaros Hayrettin Paşa” bir tarihi değer ise, bunun tescili için izni verebilecek makam neresidir veya kimdir? (burada Barbaros Hayrettin Paşa’nın yaşayan mirasçıları olmadığı varsayımıyla hareket ediyorum)

c- Kamu kuruluşları başvuruda bulunduğunda uygulanacak kriter farklı mı olmalıdır?

Veya, bir kamu tüzel kişisinin özel şirket statüsündeki iştiraki başvurduğunda durum ne olmalıdır? Eğer aynı muamele yapılırsa ve sonradan şirketin ortaklık yapısı değişirse veya bu şirket aslında bir kültürel değer olan markayı bir 3. kişiye devrederse, bu durum 5/1-(ğ) bendiyle getirilen amaçla tezat teşkil etmeyecek midir?

Yukarıdaki sorulara yanıt vermek hiç de kolay değil (gerçi benim kendi yanıtlarım var, ama onları Oslo Heykel Parkı kararı sonrasına saklıyorum), o nedenle vaka bazında değerlendirmeler yapılması bazen daha doğru sonuçlara varılmasına yol açabilir.

Özlem Hanım; vardığımız noktada görüyorum ki, aslında birbirimizin tersi yönde bir şey söylemiyoruz ve keyifle yazıyoruz, ne diyelim keyfimiz hiç bozulmasın. Okurlarımızın ki de öyle!

Son olarak, Özlem Hanım’ın yazısını sosyal medyada duyurduktan sonra Twitter’da beni yalnız bırakmayan 30 yıllık dostum Altuğ Hasanbaşoğlu’na teşekkür ediyorum, elbette Altuğ’un hamlesi üzerine Özlem Hanım’ı yalnız bırakmayan Sinem Levent’e de ayrı bir teşekkür gidiyor. Biraz önce söylediğim gibi keyfimiz hiç bozulmasın! Altuğ ve Sinem Hanım’ın karşılıklı nazik atışmalarının görüntüsünü aşağıda paylaşıyorum, tabi Özlem Hanım’dan aldığım izinle.

 

 

Önder Erol ÜNSAL

Şubat 2018

unsalonderol@gmail.com 

2 thoughts on “SAYIN ÖZLEM FÜTMAN’A YANIT – J’ACCUSE! (SUÇLUYORUM)

  1. Önder Bey Günaydın,

    Nazik,nüktedan ve kapsamlı cevabınızı bolca gülerek ve çokça eğlenerek ilgiyle okudum.

    Meselenin Emile Zola’ya kadar uzanması ve 30 yıllık arkadaşlarınızla Voltran’ı oluşturarak savunmaya geçilmesi bana şunu düşündürttü; sanırım benim yaptığım, IPR Gezgini tarihine “ilk sivil itaatsizlik örneği” olarak geçecek!

    Benim sosyal medyam olmadığından size ancak buradan cevap verebiliyorum. Ancak eminim ki okurlar sosyal medyada da bizim bu “şair atışması” tadındaki karşılıklı yazışmalarımızdan en az bizim kadar zevk alıp gülümseyerek konuyu takip ediyorlar.

    Önce Oslo kararı hakkında son bir kelam edeyim; ben size söylemiştim ama “eğer yazmayacaksanız bırakın gençler(!) yazsın, yolu tıkamayın” diye. Halbu ki siz öyle yapmadınız; bu durumda benim size yaptığım yazma çağrısı bana göre meşru müdafaadır!

    Ama bir yandan da bu olaydan gerekli dersi çıkardığımı sanıyorum; hızınıza erişmek zor,iyi karar görünce gözümüzün yaşına bakmadan alıp yazıveriyorsunuz!

    Nitekim aldığım dersten sonra Oslo kararının bir karşı atağı olarak sizin geçen yıldan beri yazmayı planladığınız Gleissner meselesiyle ilgili kararı yazıverdim gördüğünüz gibi! Buralarda yeniyim ama öğreniyorum yavaş yavaş!

    Hukuki olarak değindiğiniz konular, sorduğunuz sorular ve yaptığınız tespitlerin çoğunda hem fikiriz.Sizin olduğu gibi benim de aklımda sorduğunuz sorularla ilgili kişisel birçok cevap var elbette.

    Dediğiniz gibi, keyifle yazıyoruz ve sadece eğlenmeyip aynı zamanda dağarcığımıza yeni bilgiler de ekliyoruz.

    Yeni “yarışlarda” görüşmek üzere şimdilik size diyorum ki; Wingardium Leviosa! Vermillious!
    Özlem

    • Özlem Hanım Merhaba,

      Silahların boş olduğu ve birbirimize yöneltilmediği düello benim için de çok keyifli ve aynı zamanda ufuk açıcı. Umarım okuyanlar da bizim kadar zevk alıyordur.

      Sivil itaatsizlik iyidir ve ona karşı sesim çıkmaz (ama yazarken çıkabilir söz vermeyeyim). O nedenle sitede yazarların itaatsizlik özgürlüğü var, doya doya kullanın. Etienne de la Boetie – Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’den birkaç alıntı yapacaktım, ama şimdilik vazgeçtim 🙂

      Arkadaşlarımla Voltran meselesine gelince, şunu da ekleyeyim: 29 daireli, 80 civarı insan ve ilaveten 5 köpek – 20 kedi mevcutlu bir binanın 4 yıldır yöneticisiyim (evet, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da kendim kaşındım ve iş bana yapıştı), Voltran’ın farklı varyasyonları da olabilir yani.

      Yorumunuzu sosyal medyaya da ekledim, hiç merak etmeyin.

      Hıza gelince, sayenizde birkaç vites birden yükseltmem gerekti, asıl size yetişmek mümkün değil! Slow motion’da Dolce Vita modunda yaşıyorduk, bir aydır sitede o gün ne olduğunu bile anlayamıyorum!

      Gelecek hafta yeni sürprizler olacak hissediyorum.

      Şakalar bir tarafa, sitenin sayenizde kazandığı heyecandan çok memnunum, çok teşekkürler.

      Protego!

      Önder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s